« Dawkins Yanılgısı | Ana Sayfa | Bir Ortaçağ Hitler’i: Cengiz Han »
March 12, 2007
‘Korkut ve Yönet’ Stratejisi
[12 Mart 2007 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Biz Türklerin en iyi bildiği siyasi kavramlardan biri “böl ve yönet stratejisi”dir. İlkokuldan beri zihnimizin derinliklerine kazanmıştır bu. Dünyadaki büyük güçlerin, bizim gibi daha küçük ülkeleri bölerek yönetmek istediklerini, bu yöndeki stratejilerinin her daim geçerli olduğunu düşünürüz. “Bölünerek yönetilmekten” endişe etmemizin en büyük sebebi ise, bunun bize esaret getireceğini düşünmemizdir. Dış güçler bizi esir etmek, yani özgürlüklerimizi yok edip bizi diledikleri gibi kullanmak için “böl ve yönet” stratejisini uygulamaktadırlar. Başarırlarsa, bizi “uşak” yapacaklardır.
Ancak madem kimsenin esiri ve uşağı olmak istiyoruz, o zaman bir başka tehlikeli stratejiyi daha akılda tutmamız gerekiyor. Bu, “korkut ve yönet” stratejisidir.
Bu strateji ders kitaplarımızda bize hiç öğretilmemiştir, ama aslında 20. yüzyıl boyunca dünya siyasi literatüründe ve edebiyatında en çok işlenen temalardan biridir. Friedrich A. Hayek’in “Esarete Giden Yol” (The Road to Serfdom) adlı eseri veya George Orwell’in “1984” adlı romanı gibi klasikler, hep “korkut ve yönet” stratejisinin nasıl uygulandığına dair örnekler sunarlar. Bu stratejinin en başarılı uygulamaları, Nazi Almanyası veya Stalin Rusyası gibi totaliter rejimlerdir. Tüm bu rejimlerde, insanlar sistematik biçimde korkutulmak suretiyle “esir” edilmişlerdir. Onları esir edenler ise, ülkelerini “bölüp yöneten” dış güçler değil, “korkutup yöneten” iç güçlerdir.
Kuşkusuz “1984” bir kurgudur. Nazi ve Sovyet rejimleri de marjinal örneklerdir. Ama bu gibi modellerde yüksek dozda uygulanan “korkut ve yönet” stratejisi, başka ülkelerde daha düşük dozda da olsa kullanılıyor olabilir. Öyle ki bugün “özgürlüklerin beşiği” Amerika’da bile “terör tehlikesi”nin abartıldığını, bunun demokrasiyi zaafa uğratmak için kullanıldığını savunanlar var. Böyle düşününler, eski başkanlardan Franklin D. Roosevelt’in ünlü sözünü hatırlatıyorlar: “Kendisinden tek korkmamız gereken şey, korkudur.”
'Oligarşinize Sahip Çıkın'
Bunları aklımızda tutarak günümüz Türkiyesi’ne baktığımızda, enteresan bir tabloyla karşılaşıyoruz. Malum, Türkiye kurulduğu günden beridir, özellikle de son 5-10 yıldır, “iç ve dış düşmanlar tehlikesi” ile korkutulup duruyor. Bu korkulara kaynaklık eden senaryoların hemen hepsinin hayal ürünü olduğu ise biraz araştırılınca ortaya çıkıveriyor. Türkiye’yi yabancıların (ve özellikle de “Yahudilerin”) gizlice parsellediği; toplumun sistematik olarak Hıristiyanlaştırıldığı; ABD’nin veya Avrupa Birliği’nin Türkiye’yi bölmeye karar verdiği; İstanbul’un yakında “yeni Bizans’ın başkenti” olacağı gibi şayiaların hiç bir elle tutulur ve ciddiye alınır yanı yok.
İşin ilginç yanı, ülkedeki her kesim için ayrı bir korku kaynağının olması. Milliyetçi veya muhafazakar kesimin karşısına Siyonist-Haçlı-Misyoner öcüleri dikilirken, laik kesimin bir kısmı da bizzat bu muhafazakar kesimden korkutuluyor. 28 Şubatçıların “Refah tabanı silahlanıyor, İran tipi ayaklanmalar olacak” şeklindeki paranoyaları doğru çıkmasa da, “irtica” korkusu bazı kalplere fena halde sinmiş durumda.
Daha da enteresan olan nokta şu: “İrtica”dan korkanlar ile “Batı”dan korkanlar eskiden iki ayrı kesim iken, son yıllarda giderek birbirlerine yaklaşmış, hatta içiçe geçmiş durumdalar. Hepsi topluca Avrupa Birliği sürecinden, AK Parti iktidarından ve aslında demokratikleşmeden korkuyorlar.
Peki bu korkular niye? Bunların büyük ölçüde toplumumuza sinmiş reflekslerden kaynaklandığı açık. Ancak bu refleksleri hep zinde tutan, yeni infialler yaratarak besleyenler var. Ve bu ikinci faktörü “korkut ve yönet” stratejisinin ışığında anlamak mümkün.
İşte, son dönemde korku neşretmeye soyunmuş olan Cumhuriyet gazetesini biraz böyle yorumlamak lazım. Malum, bu gazete ve onunla aynı ideolojiyi paylaşanlar, “cumhuriyet”in demokrasi tarafından tehdit edildiğine inanıyor. Bunun anlamı, onların “cumhuriyet” dedikleri şeyin, demokrasiyle uyuşmayan bir şey olduğu. Bu işi biraz deşince de “cumhuriyet” dedikleri şeyin aslında düpedüz “seçkinler iktidarı”, yani oligarşi olduğu ortaya çıkıyor. (Dolayısıyla aslında kampanyalarını şöyle okumak gerek: “Tehlikenin farkında mısınız? Oligarşinize sahip çıkın.")
Tüm bunları söylerken Türkiye’nin geleceği için hiç bir endişeye gerek olmadığını ileri sürmüyorum kuşkusuz. Evet, ülkemiz zor bir bölgede yer alıyor ve önemli problemleri var. Fakat bunların üstesinden ancak paranoyadan arınmış zihinlerle ve oligarşiden kurtulmuş bir siyasi sistemle gelebiliriz.
Unutmayalım, Türkiye’nin gerçekten ölüm-kalım savaşı verdiği yıllarda bile Mehmet Akif İstiklal Marşı’na “Korkma!” diyerek başlamıştı. 85 yıl sonra kalkıp da bize “korkun” diyenlere itibar etmemek gerek. Onların derdi, korkutarak yönetmek.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 12, 2007 11:36 AM




Şu Hollywood filmlerinde neden hep butun felaketler ABD’de meydan gelir ve hatta cogunlukla da New York kentinde. Ornek mi, iste aklima hemen gelen birkac tanesi: Mesela "Orumcek Adam" ya da “The day after tomorrow” buzullar hemen New York’u etkisi altina aliyor veya “Bagimsizlik gununu” (Independence Day) filminde uzaylilar gelip New York’u basiyorlar. New York neden hep boyle felaketlerle on plana cikartiliyor? Bu ABD’nin yonetim felsefesinin bir parcasi mi? Yani “korkut ve yonet!” eskiden “böl ve yonet” diye bir taktik vardi bu da yeni bir versiyon mu? ABD halki da hakikaten sorunlu galiba. Adamlarda (hemi de New York’ta) elektrikler kesildi, herkes panik yapti, sehri terk etmeye kalkti! Ben dunyanin hicbir yerinde boyle bir sey duymadim,gormedim. Ve bildigim, duydugum kadariyla bu haberler televizyonlarda ve yazili basinda oyle abartili bir sekilde veriliyor ki sanki kiyamet kopmus. Halk iyice korkutuluyor. Ve bunlarin uzantisi olarak 11 Eylul olayi. Simdi, tum bunlari gorup duyduktan sonra siz de suphelenmez misiniz “acaba bu olayin altinda baska bir dumen mi var?” diye. Insanlari yonetmenin en kolay yollarindan biri degil midir onlari tum iletisim araclariyla “korku kulturune” yonlendirip, kendisini korumasi gerektigine inandirmak ve dunyanin bir kosesindeki belki de masum insanlari hedef gostermek? Paranoyak bir toplum yaratip herkesin kendilerine dusman oldugunu ve fakat yuce ABD nin her seye kadir olup (zamaninda Sezar’in Roma imparatorlugu gibi) herkesin basini ezebilecegini insanlara empoze etmek de bir amac midir acaba?...
Yazan: Ayse Gul Tarih: March 12, 2007 11:54 AM
Çok güzel bir yazı, çok yerinde tespitler. Mustafa Akyol Bey, size teşekkür ediyorum. Her zamanki gibi çok anlamlı tespitler yapmışsınız. Bunların Radikal Gazetesi'nde yayınlanıyor olması da farklı düşüncesi olan insanlara da ulaşması bakımından sevindirici.
Yazan: yunus Tarih: March 12, 2007 12:18 PM
Sayın Akyol
Çok güzel. Galiba bizler bu düşünce paylaşım ortamında bazı refleksleri ya sizin gibi ya da ortak vermeye başladık. Dün televizyonda trt 2 de istiklal marşı nın kabulünun yıldönümü haberinde marşı dinlerken neden 40 yaşıma yaklaşırken bu marşın benim için anlamlı olmaya başladığını düşünüyordum.Üzerinde yoğunlaştığım üç deyiş vardı.1.Korkma,2.hakkıdır hakka tapan milletimin
3.istiklal
Gerçekten bu gün belki de hakka tapan bir millet kalmadığından taptığımız şeyden medet gelmektedir.Yani paradan maddiyatdan.Hakka tapanlar ise sessizce dünyanın her yerinde yeşermeyi bekliyorlar.İstiklal ne güzel ama kemale ermiş bir istiklal,kemalin istiklali değil.
Geçen ay bir korkumdan daha arınmıştım.Sırası geldi diye yazdım.Acaba 50 sene sonra torunlarımız geriye dönüp şu dedelerimiz ayrılıkçı kürtleri niye bir kardeş gibi bağırlarına basıp affedip batının oyununu boşa çıkarmadılar diye düşünecekler mi?Cevabım evet oldu.
Yazan: Salih N. Tarih: March 12, 2007 01:16 PM
Simdi baska mesgalem oldugu icin fazla yazamayacagim ama bir ik satir olsun muhalfet mimi (ki aslinda muhalefet dahi fazla) koymadan edemedim.
Mustafa Bey'in bur "korkut yonet" tasvifini cok begendim. Birazxcvik ayrildigim nokta bu "kotu yabanci, duisman yabanci, seytan ekseni" vb konusunda. Tabiiki Turkiye'nin dis dusmanlari da var; bunlasr ebedi usman demeyelim de Turkiye'yi zayiflatmakta, veya Turkiye'nin sekuler, somurulebilirm, yozlastirilasbiolir olmasindan menfaat uman "oteki" tabiiki var. Bunun aksni Mustfa Bey'in de iddi edecegini sanmiyorum.
Mustafa Bey;e katildigim nokta su. YABANCI BENDEN USTUN
Yapmamiz gereken, komplekse girmeden menfaat iliskilerine, etkilesimlerne girmektir. Merhum Ozal'in bir sohbetten sozunu bir kere daha tekrar edeyim: "Yabanci ile is yaparsam benu utuyor diyor; Utulme be kadesim".
Disarida herkesin ya dusman, ya kendsinden buyuk, guclu, akilli oldugunu, sadece o'na kafa tutarak onunla iliski kurulcagini sanan A.N. Sezer, Baykal ve diger "bati dusmani Bayi taklitcilerinin" zihniyeti ironik olrak icerde "BATI ADNA BIR KUTUR SAVASI VERIYOR; Bu DEFA DA DUSMAN DOGU (islasm, gelenekler).
Temelde yatan "korku" ve "asagilik duygusu", "yenmilmislik kompleksi" malesef Tanzimattan ver kanimiza zerkediliyordu; Ittihat Terakki ile hizlandi ve Cumhuriyet sonrasi kayitsiz sartsiz teslimiyete donustu. Ne acidir ki "kurtulus Savasini" kazanan milletr kayitsiz sartsiz Bat'nin nasyonalizmi ve sekuler kulturune teslim edildi. Savasi kazanan ruh maghlup edildi icerde. Iste bu gunku KRKU ve YENILMSLIK KOMPLEKSI, paranoyanin tohumlari iradan geliyor. Sen asagisin o ustun iyerek yetisen genclerin blogistan da 20 tane "sake it up sekerim" blogu var. Kendilerinin ve ulkelerinin makus talihlerini Eurovision ile yeneceklerini saniyorlaer; ve camiden, dinden imandan uzak durarak. Iste meyveleriniz; gurur duyun "tehlikenin farkindakiler" Acele oldu kusura bakmayin.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 12, 2007 03:07 PM
mustafa Akyol, gördüğüm kadarı ile Cumhuriyet gazetesinin reklamı sizi de en az akp kadar rahatsız etmiş göünüyor. Ama bu iyi bir gelişme, çünkü reklamın amacı zaten gereken bu ‘rahatsızlığı’ yaratmaktı. Bir program için ODTÜ’ye gelen Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay’a bir öğrenci gazetenin mali sebeplerden dolayı batma tehlikesinin olup olmadığını sormuştu. Mustafa Balbay ise güzelce cevaplamıştı:
Bu gazette her 5-10 seneye bir batar! Kurulduğu yıldan beri batıyor. Hala birilerine batıyor. Ama şundan emin olun, Cumhuriyet her zaman birilerine batmaya devam edecek.
Son reklam kampanyası da onun birilerine batma konusunda ne kadar başarılı olduğunu ortaya koymuş bence.
Yazınızda inanılmaz bir yanlış tavır içerisindesiniz. Ben tehlikenin farkında olan insanlardan birisiyim. Ama tehlikenin farkında olmak demek korkak olmak demek değildir mustafa Akyol. Bunu öğrenin herşeyden önce.
Tehlikenin farkında olmak demek sahip olduğumuz değerlere yapılan saldırılara karşı daha dirençli olmak demek, daha çok çalışmak demek, daha zinde olmak demektir. Kimsenin hiçbirşeyden korktuğu yok, bu ülke bölücülerden, emperyalistlerden, onun yandaşlarından, yobazlardan, şeriatçılardan korkarak kurulmadı, onlarla mücadele ederek kuruldu. Tehlikenin farkında olan birisi olarak ben korkmuyorum, tıpkı Mehmet Akif’in söylediği gibi. Korkmuyorum, ama her zamankinden daha fazla mücadele etmem gerektiğini biliyorum, ve de etmeye çalışıyorum. Siz tehlikenin farkında olmayı yanlış veya eksik anlamış olabilirsiniz ama en azından ben almam gereken iletiyi gerektiği gibi aldığıma eminin, benim gibi düşünenlerin sayısının arttıkça da bu tehlikenin aynı şekilde küçüleceğinden eminim.
Ayrıca şu cumhururiyeti seçkinler iktidarı olarak tabir etmenizi biraz açsanız da karnınızdan konuştuğunuzu düşünmesek nasıl olur?
Peki sizden farklı olarak beni tehlikenin farkında yapan şeyler nedir?
O kadar çok şey ki numara bile vermeye uğraşmayacağım:
Bir ülkede başbakan vatandaşa ve de anasına hakaret edebiliyorsa,
Bir ülkede iktidar partisi göreve gelir gelmez ilk iş öğrenci burslarına Kredi Yurtlar Kurumu çalışanlara ek ücret olarak dağıtmaya kalkıyorsa,
Şeker pancarı üreticisini ezecek kotalarla her sene başında oynuyorsa,
Başbakanı bir değiştim diyor, bir ben değişmem diyorsa,
Bir ülkede din, milliyetçilik sürekli siyasi istismara uğruyorsa,
Bir kanun hatalı çıkıyor ve bu hata ile Bakanlığı geçiyor, Başbakanlığı geçiyor, Meclisi geçiyor, en son hatayı Cumhurbaşkanı görüyor ise,
Bir ülkenin en büyük belediyesi yoldaki çukurdan kaçıp arabasına çarpan sürücüye azarlama hakkını sanki yoldaki çukurdan kendisi sorumlu değilmiş gibi kendisinde bulabiliyorsa,
Üstelik bu ülkenin en büyük belediyesi ilk 1,5 yılında sadece imar konusunda 3593 karar alırken, trafik, ulaşım, eğitim, turzim, gençlik, kültür, çevre , sağlık, sanat konularında hiç karar almıyorsa,
Bu ülkede göz önünde olan bir gazeteci Şişli’de güpegündüz öldürülüyor, bunu sadece özel kullanımdaki bir kamera ve sanığın babası yardımı ile bulan devlet bir de iş yapmış gibi gövde gösterisi yapıyorsa,
Bir ülkede özerk bir kuruma, üstelik de bu kurum bilim ve teknoloji kurumu iken, başbakan bir seferliğine kurum üyeleri kendince atamak için kanun çıkarıyorsa, bir müddet sonra bu nedenle kurumun üyeleri hukuksuzluk içinde kalıyorsa,
Deprem felaketi olası iken bu başbakan bir de Ulusal Deprem Konseyi’ni engelliyorsa,
Bu ülkenin bir savcısı bölücü terör örgütüne silahlı meşru müdafa örgütü diyebiliyorsa, sadece bir ifade ile ülkenin en yüksek askeri makamını suçlamaya çalışıyorsa,
İktidar partisinin bir kentteki yaptığı ihalelerin usulsüz olduğunu Kamu İhale Kurumu söylüyorsa,
Bu ülkenin son ozanın ölüm yıldönümünde bu ülkenin 4 resmi kanalında hiçbir program yapılmıyorsa,
Maliye Bakanın villası kaçak çıkıyorsa,
Bu cumhuriyet rejimi ile yönetilen ülkenin başbakanı kürsülerden cumhuriyet dönemimize sefalet dönemi diyebiliyorsa,
Bu ülkede bir yüksek mahkeme hakimi görevi başında vuruluyorsa, üstelik bu hakime koruma istediği halde koruma verilmemişse,
Bu da yetmezmiş gibi sıradan bir davadaki sanık yakını bayan bir hakimin burnunu Adliye binasında kırabiliyorsa, buna cesaret edebiliyorsa,
Bu ülkenin başbakanı muhalefet partisinin üyesi milletvekilleri hakkında çarpıtmalarda bulunup, haksız çıkıp tazminata mahkum oluyorsa,
Üstelik bu başbakan inanılmaz tahammülsüz olarak komik karikatürlere kızıp dava üstüne dava açıyorsa,
Yine bu başbakan bir şehit babasına hakaret davası açıp da, acılı şehit babasını 11 ay hapis cezasına mahkum olmasına sebep oluyorsa,
Üstelik bütün bunlar olurken bu partinin asıl kökünü aldığı eski partilerin başkanları hapis cezasına mahkum olduğu gün İktidar partisi üyesi Meclis başkanı çıkıp da milletvekillerine kanun teklifi vermelerini beklediğini söylüyorsa, bunu bir de vicdan hesabına bağlıyorsa,
Okul kitapları hurafelerden bahsediyorsa, eğitim bakanlığı tavsiye ettiği kitaplardaki ahlakdışı ifadeleri görmüyorsa,
Bir tarih profesörüne tarihi bir bilgiden dolayı dava açılıp, ülkenin tarihi yargılanmaya çalışılıyorsa,
Suç oranı inanılmaz bir şekilde yükseliyorsa, daha dün yol verme kavgası nedeni ile bir büyükşehirde iki kardeş ölüyorsa,
Bu şehrin belediye başkanı usülsüz ihale veriyor, üstüne bir de pişkin pişkin bir daha yapmam diyorsa,
İktidar teknikerliklere, doktorluk yapma hakkı vermeye çalışıyorsa,
Tanımadığımız bir ülkenin ismi bakanlar kurulu kararlarından geçiyorsa,
Bu ülkede camide linç yaşanıyor, bunu polis kaydettiği halde başbakan her nedense bir türlü linç olduğunu kabul etmemeye çalışıyorsa,
Bir yardım kuruluşunca binlerce YTL lik bir nişan başbakana veriliyorsa, üstelik başbakan da bunu güle güle alıyorsa, bu yardım kurumu başkanı da ne var yani, zaten bağışların parası ile alındı o nişan diyorsa,
Sadece töre olduğu için gencecik insanlar öldürülüyorsa,
Ülkenin eğitim bakanlığı müsteşarı dört kez hapis cezasına çarptırıldığı halde görevde kalıyorsa,
TRT yayını saatlerce durduk yerde tarihinde ilk kez kesiliyorsa, bunu hükümet hiç üstüne alınmıyorsa,
Maliye Bakanının dünürünün şirketi için tarihinde ilk kez TSE yurt dışınına uzman gönderiyorsa,
Başbakan için birileri onu deliğe atmayın kullanın diyorsa ve başbakan bu duruma sessiz kalıyorsa,
Bu ülkenin bir bakanı yabancı bir havaalanında yarım saat polisler tarafından bekletiliyorsa, üstelik bu bakan bu durumu sindirebiliyorsa,
Meclis başkanı olan birisi şeyini şey ettiğimin şeyi diyorsa,
Uluslararası bir teröriste bu ülkenin başbakanı kefil olabiliyorsa,
Yine bu başbakan yargıdan destek bekliyoruz diyebilecek kadar ilginç bir hukuk yaklaşımına sahipse,
Sağlık bakanı keneden korunma için paçanızı çorabınızın içine sokun diyebiliyorsa,
..........
İnanın ellerim yoruldu, daha hangi birisini anlatsam.
Tüm bunların üzerine asıl en büyük sorun olan bilinçsizlik ve samimiyetsizliği de eklersem müsade edin de TEHLİKENİN FARKINDA OLALIM,
Ve onunla korkmadan daha büyük bir azimle mücadele etmeye de hazırlanalım.
Beagle
makorykos@yahoo.com
Yazan: Beagle Tarih: March 12, 2007 04:15 PM
Mustafa Beyin yazılarını okuduktan sonra acaba Bekir Bey ne söylemiş diye merak edip hemen gözlerim arıyor yorumlarını..Beagle da favorilerim arasına girmeye başladı.. muhalif kanadın sesi olarak kendisini takdir ediyorum..
memleket meselelerini bu kadar yakından takip edip vatan sevgisi ile yurdum için ne yapabilirim diye düşünen bir Türk genci olarak görüyorum kendisini.
Mustafa Beyin cesaretide beni herzamanki gibi çok etkiliyor..Fakat silahı,dayağı,baskıyı görüpte korkmamak mümkün mü?biraz amiyane olacak ama korkanın anası ağlamamış derler.annelerimizi üzmeyelim:)
gerçi bu yiğitlik felsefesine pek uymadı..erkek adam korkmaz..korkmaya gerek yok..nasıl cumhuriyet gazetesi yıllardır batıp batıp çıkıyorsa Türk devletleri de asırlardır batıp batıp çıkıyorlar..
biz hep ayakta kalıyoruz inşaallah..
Mustafa Beyin 28 şubatçılarla mağdurlarının yakınlaşması tesbitine katılıyorum..Erbakan Hocanın anti-amerikancı milli politikalar ürettiği için ufak ufak takdir edildiğini görüyorum malum çevrelerden bir kısmı tarafından..Erbakan hükümetinin gitmesini ABD istemiş..28 Şubat olmasaymış daha kanlı bir devrim olabilirmiş..bu yüzden saadetli eski bir vekilin Vural Savaşa teşekkür ettiğini duymuştum bir açık oturumda..
düşmez kalkmaz bir Allah demişler..daha neler göreceğiz..
Uluç Gürkan yakınlarda bir programda irticadan çok korkuyorum,ödüm patlıyor demişti..Atilla Yayla ile katılmışlardı sanıyorum..herkes Beagle kadar cesur değil..bazıları da korkak işte..
benimde bir korkum var..bende kedilerden çok korkuyorum..Bekir Bey arasıra kedisini sanal olarak gösteriyor irkiliyorum walla..elimde değil..
oysaki kedi bana ne yapabilir..zavallı bir hayvancağız..ama beynime korku işlemiş bir kere..çocukluğumdan kalma..irtica korkusu da böyle..birkere işlemiş..fobilerle mücadele etmek çok zordur..Allah yardımcımız olsun..
kedilere bir kere hafifçe dokunsam geçer mi acaba?ne yapmak lazım:)
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: March 12, 2007 05:48 PM
Enver Hoca'nın Arnavutluk'undan bir örnek:
"Yıllar boyu baskının envai çeşidini uygulayan Enver Hoca, temcit pilavı gibi durmadan nükleer tehdit altında olduklarını anlatırmış vatandaşlarına. Saldırı başlar başlamaz sığınaklara girsinler, telef olmasınlar diye, halkın bir kulağı sirende yaşayabilmesi için hayat adeta kesintisiz bir tatbikat haline getirilmiş. Eğer buna hayat denirse tabi…
Enver Hoca, sadece korkutmamış. Halkı için bir de muhteşem icat yapmış. Bilmem kaç tonluk nükleer bombalara bile dayanacak şekilde özel yapılar keşfedilmiş. Bunun için mimarlık fakültelerinde özel bölümler oluşturulmuş ve mimarlıkta yeni bir dal ortaya çıkmış!
Ve inandırıcı olsun diye bu yapılardan her adım başına bir tane inşa edilmiş.
Devlet gelirinin önemli bir kısmı, milleti olmadık şeylere inandırarak yönetebilmek için rahatlıkla saçılmış, savrulmuş.
Enver Hoca gitti. Arnavutlar nükleer bomba filan görmediler. Sadece kandırıldıklarını öğrendiler.
Bk:Korku ile alkış arasında sanallaşan hayatlar(Hamdi Yılmazer)
http://www.aksiyon.com.tr/detay.php?id=26769
Yazan: Tarık T. Tarih: March 12, 2007 05:58 PM
Sayın Mustafa Akyol,
Bu ülkenin yürekli insanları her şeyin farkında. Cumhuriyet gazetesinin en az AKBANK reklamları kadar etkileyici reklamlarına da ihtiyac yok.
"DEMOKRASİ BİZİM İÇİN AMAÇ DEĞİL ARAÇTIR." Bu sözler başbakan sayın Recep Tayyip Erdoğan'a aittir. Sayın başbakan bu sözleri 11-12 yaşalarında bir çocukken söylememiştir. 48 yaşlarındayken AKP nin kuruluşundan hemen önce söylediği sözlerdir. En yakın arkadaşı ve akıl hocası başbakanlık başmüsteşarı'nın makaleleri de ortadadır.
Lütfen biraz samimiyet. Sahi bu çok zor bir şey mi?
Sayın Beagle'nin yazdıklarına eklenecek daha çok şey var ama madem bu kadar çok korkuyorsunuz sizleri daha fazla korkularınızın esiri yapmak istemediğim için ekleme yapmayacağım.
Özetle tehlikenin herkes farkında. Bunu sulandırmanın sizlere hiçbir faydası olmadığını herkeslerden daha iyi sizler zaten biliyorsunuz. Çünkü tarih tekerrürden ibarettir.
Hiçbir zaman gerçekte amacınız olmayan Özgürlük ve demokrasi mücadelenizde sizlere başarılar dilerim.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: March 12, 2007 06:27 PM
Mustafa bey gerçekten her zamanki gibi çok güzel bir yazı yazmışsınız. Artık bu ülkede korku tacirlerine, ideolojik saplantılı insanlara prim vermemeliyiz.Cumhuriyet gazetesine ve aynı ideolojik saplantılı yayınlar ya da kişilere bakarsak hergün ülke satılıyor, dağılıyoruz, bittik, şeriat geldi.. soruyorum, acaba cumhuriyet tarihinde Türkiye Cumhuriyetinin daha iyi olduğu bir dönemi hatırlıyor musunuz? paramızda 6 sıfır var diye dalga konusuyduk ama şimdi değiliz! enflasyonda alay konusuyduk ama şimdi değiliz! ekonomimiz bir türlü istikrara kavuşamıyordu ama şimdi istikrarı taraflı tarafsız herkes kabul ediyor. eskiden türkiyenin dış dünyada hiçbir saygınlığı, etkinliği yoktu şimdi hemen hemen bütün ülkelerle ilişkilerimiz iyi. Avrupa birliği yolunda dev adımlarla ilerliyoruz. daha bunlar gibi onlarca şey sayabilirim. ben üniversite öğrencisiyim, ülkemin geleceğini ve kendi geleceğimi çok iyi görebiliyorum. benim hayatımda korkuya yer yok. bu korkusuzluğu güzel ülkemin başbakanında da görmek bana gurur veriyor.
Yazan: mesut Tarih: March 12, 2007 06:41 PM
Ilk defa ziyaret ediyorum bu siteyi,
Mustafa Beyin yazilarini oldukca muspet buldum.
takip edecegim.
Yorum yapan Hulagu beyin tenkitini tenkit etmek istiyorum.
Demokrasi bir yonetim bicimidir. Su anda en makbul ve gecerli olani olmasina ragmen gelecekte cocuklarimizin/torunlarimizin geri kalmis diyebilecegi bir sistem olarak adlandirilmasi da olasidir. Ama demokrasi bir aractir amac degildir. Amac hedeftir, mutlak deger bir basaridir. Demokrasinin su anki hayatimiza olan izdusumu maalesef sizin bahsettigniz gibi bir goruntu ortaya koymuyor. Sadece yazarin fikrini curutmek icin bir arguman sunmus olmak icin bu fikiri ortaya attiginiz dusunuyorum.
Asil demokrasiye tehdide ornek olarak Sabih Kanadoglunun son gunlerde RTE icin bir yorumunu verebilirim. Soyleminde Erdoganin da Menderes gibi havalara girdigini belirtmis ve Menderes gibi akibetinin ayni olabilecegin ima etmistir.
Bir Basbakanini asmis bir demokrasi ise bahsettiginiz sizi bri daha dusunmeye sevk etmek isterim.
Ayrica Sabih Kanadoglu Bu sozleri sarfi "Turkiye Cumhuriyeti vatandasi bir zaatin (Basbakan demiyorum) temel hak ve ozgurluklari tam anlamiyla guvence altinda degildir" onermesini bize dogurlar.
Tanim itibari ile yukarida tirnak icinde yer alan tumcenin varligi ise devlet hukukunun anayasal bir devlet olmadigina temel teskil eder. Birde bu sozleri sarfedenin pozisyonununa ve misyonuna bakildiginda ehemmiyet bilakis dahada artar. Pekiyi demokrasiyi ve hukuku hice sayan bu futursuz aciklamalarini ne ile izah edebiliriz?
Ben iyimser davranarak 2 ihtimali goz onunde bulundurmak istiyorum;
1. (Eski Yargitay Cumhuriyet savcisi, hemde bassavcisi) Muz Cumhuriyetinden isinlanmis olabilir, 2. ihtimalde bu ehliyetini bakkaldan almis olabilir.
Ama bu duruma maruz kalarak gormezden gelen siz gibiler evrensel hakki-hukugu gozardi edip bu seferlik seyirci kalabilir, gunu gecirebilirsiniz ama bir omuru bu sekilde nasil hazmedebilirsin onu bilemem.
Saygilar
Guven
Yazan: H. Guven Tarih: March 12, 2007 08:17 PM
Mustafa Bey
yazınızın yanına koyduğunuz resim çok ürkütücü..baktıkça sinirlerim bozuluyor..çok arıyor musunuz bu resimleri?....:)
Yazan: deniz Tarih: March 12, 2007 08:55 PM
BiZi KORKUTANLARIN BAZILARININ KiM OLDUGUNU ANLATAN 3 HABER
========================================
1)
Cumhuriyet gazetesinin görmediği haber
Çankaya seçimleri arifesinde Türkiye'yi müthiş bir kaosun ortasında bırakmak isteyen provokasyonlar zincirinin ilk halkasını Cumhuriyet gazetesine üst üste atılan bombalar oluşturdu. Son bombalardan iki gün sonra da Danıştay'a kanlı bir saldırı gerçekleşti. Sanki "düğmeye bakılmış" gibi bu provokasyonlar ertesinde "laik cumhuriyet elden gidiyor" avazeleri altında bir tezgâh da harekete geçti. Ortalık toz duman oldu.
Bu saldırıların ve cinayetlerin faillerini bulmak ve hukuksal bir titizlikle cezalandırmak yerine muazzam bir psikolojik harp başladı.
Habercilik ve hukuk hiçe sayıldı. Gözü dönmüş bir fanatik militanlık ortalığı sardı.
* * *
Halbuki, ortada bazı gerçekler vardı.
Ben bu gerçeklerden birini, 28 Mayıs tarihli Hürriyet'in 29. sayfasında okudum.
"Cumhuriyet gazetesi bombaları ordu malı" başlıklı habere göre Makine Kimya Endüstrisi, Emniyet'e gönderdiği 19 Mayıs tarihli cevabi yazıda, Cumhuriyet'e atılan üç bombanın Kara Kuvvetleri'ne ait olduğunu bildirmişti.
Aynı gün Cumhuriyet gazetesine baktım.
"Danıştay baskınına ilişkin hükümet kaynaklı iddialar, kanıtlarla desteklenmiyor" üst başlığının altında iri puntolarla "Senaryo çöktü" manşeti atılmıştı.
Gazeteye atılan bombaların ordu malı olduğuna dair ise tek satır bile yoktu.
Bir gün sonra Sabah gazetesi, "Ordu malı bombalar" haberini kovalayarak 25. sayfasının manşetine taşıdı. "Kara Kuvvetleri bomba soruşturması başlattı" başlıklı haberde, bombaların hangi tarihlerde Kara Kuvvetleri'ne verildiği belirtiliyordu. Birinci bomba 1978'de, ikinci ve üçüncü bomba 1985'te verilmişti.
Kara Kuvvetleri, bombaların karargâh dışına, hangi tarihte ve kimlerce çıkarıldığını araştırıyordu. Aynı günkü Cumhuriyet'te, kendine atılan bombaların menşei resmen belli olmuş olmasına rağmen soruşturma haberi de yoktu.
Soruşturmalar, Danıştay saldırısını yapan Alparslan Arslan'ın Cumhuriyet'e bomba attığını da sergiledi. Sanık bunu itiraf etti.
Cumhuriyet gazetesi, "kendilerini bombalayan Danıştay sanığının elinde askeri bombaların ne aradığını" sormadı. "Laik Cumhuriyet" sloganı altında, siyasal bir söylemi tercih etti. Cumhuriyet okuyucuları, gazeteye atılan bombalarla ilgili gerçeği öğrenemedi.
...
http://www.gazetem.net/maltanyazi.asp?yaziid=481
==============================
2)
Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan üç bombanın kaynağı araştırılmayacak
Cumhuriyet Gazetesi'ne atılan 'ordu malı' bombaların nereden ve nasıl temin edildiği araştırılmayacak. Danıştay'a düzenlenen saldırıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada, bombaların nereden ve nasıl temin edildiğinin araştırılması talebi reddedildi.
http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=500910
=====================================
3)
'Ben de bir-ki bomba attırdım'
Perşembe günü Sabah Gazetesi'nin sürmanşetinde "Ben de biriki bomba attırdım" başlığını görünce, itirafta bulunan emekli generalin Semin Gümüşel'le yaptığı mülakatın tümünü okumak için Aktüel'i hemen aldım... İrkildim ve üzüldüm.
İtiraflarda bulunan, Kara Kuvvetleri Denetleme ve Değerlendirme Başkanlığı'ndan 1999'da emekli olan Korgeneral Altay Tokat'tı. Dergi, Tokat'ın Yozgat'tan MHP milletvekili adayı olduğunu hatırlatıyor, halen MHP'nin Merkez Yürütme Kurulu üyesi olduğunu da vurguluyordu.
(...)
Genelkurmay Başkanlığı ataması için "herkesin yasaların içinde kalması" gerektiğini söyleyen aynı emekli general, Şemdinli için ise şunları söyleyebiliyor: "O bomba 'arkadaş, dikkat et, onu yapma' demek için, vazgeçirmek için, ikaz için de atılmış olabilir.
Ama bunu beceriksizce yaptılar. Ben olsaydım, öyle yapardım, ikaz edersin, ikaz olmazsa hesabı görülür. Ne yapacağız yani?
Orada ben dururken, o gidip PKK'ya haber mi götürecek? Neymiş hukuk dışıymış? Böyle hukuk olmaz..."
(...)
Askeri yargının "etki altında" kalabileceğini iddia eden, YAŞ kararlarının sivil yargı tarafından denetlenmesini öneren kişi, "hakimleri nasıl bombayla eğittiğini" anlatırken sanki yeniden kişilik değiştiriyor.
"Bakın benim zamanımda ben de bomba attırdım. Bir, iki kritik noktaya... Yok, kimse yoktu. Boş yerlerdi... Benim meselem mesaj vermek... Batıdan gelen memurlar, hakimler işin ciddiyetini anlamıyor. Çok koordineli ve iyi çalışmıştık.
Baktım, sonradan işler sakinleşince işi basite almaya çalıştılar. Rastgele dolaşıyorlar, şunu bunu yapıyorlar. Onun üzerine şunlar bir hizaya gelsin diye evlerine yakın bir iki yere attırdım.
Ondan sonra anladılar ki çok dikkatli olmalılar. Bir musibet bir nasihatten iyidir. Öylece onları eğittim ben..."
Yasama, yürütme, yargı...
Böyle iki yüz küsur yıllık "modern devlet" teorilerini ciddiye alacaksanız, hukukçuların "bombalı eğitimine" hayretler içinde şaşıracaksanız ve itiraz edecekseniz, "bombacı" Paşa'nın ona da cevabı hazır:
"Bunu hemen, aman 'bomba atmak yasaktır' falan diye yorumlayamazsınız. O kişilerin belki de hayatını kurtardım. Şimdi onlar belki de geceleyin orada burada yatacaktı. Dikkatli olmaya çağırdım ve ertesi gün de onlara açıklama yaptım. 'Arkadaşlar bulunduğumuz yer ciddidir. Meseleyi yanlış anlayarak çözemeyiz. Her zaman baskımızı devam ettireceğiz' diye konuştuk. Onlara da söyledim. Bunu siz şimdi onlara karşı suikast diye yorumlarsanız, ben gülerim..."
Hukuku yok sayan, yargıçlara böyle tepeden bakan yaklaşımlar sadece dehşet verici bir ürküntü yaratmıyor, sorunları çözmemizi de engelliyor...
"Bomba atarak" hukukçu eğiten bir zihniyetin acısını başta şimdi görevdeki askerler olmak üzere herkes birlikte çekiyor...
Nitekim, Sabah'ta "Ben de bir-ki bomba attırdım" manşetinin yer aldığı gün, Güneydoğu'da mayınlar bir binbaşıyı canından etti... Bir yarbayın çok ağır yaralanmasına yol açtı.
Bu kadar çelişkili, git-gel'li bir mantığın bugün vardığımız noktada hiç mi payı yok?
Hukukun ırzına geçilmesini "güvenlik" ya da "vatanseverlik" adı altında böylesine çabuk kabullenmeseydik, acaba Kürt Sorunu böyle kanlı, çetrefil, içinden çıkılmaz bir hale gelir miydi? Hukuku, göstermelik bir mevzuat sandıkça hiç bir yere varamayacağız, sağa sola biriki bomba sallasak da...
http://www.mehmetaltan.com/tr/default.asp?id=353
Yazan: Haydar Tarih: March 13, 2007 05:19 AM
BiZi KORKUTANLAR (2)
----12 Eylül'de MHP davasından hapis yatan Gazi Üniversitesi öğretim üyesi siyaset bilimci Prof. Mümtaz'er Türköne VE NESE DUZEL'IN ROPORTAJI---
(...)
SORU: Korkan ve korkutan bir sistemle mi karşı karşıyayız biz? Buradaki bütün toplumsal ilişkiler korkuya mı dayanıyor?
Toplum üzerinde baskı yaratan, insanları tehdit eden, korkutan illegal savaş teknikleri kullanan bir aparat çok güçlü bir şekilde hâlâ işliyor. Ve ordunun içinde iki eğilim çatışıyor. Bir yanda, statükoyu devam ettirmek isteyenler var. 'Aman PKK siyasallaşmasın, elinde silah bulunsun ve arada sırada da eylem yapsın. Eylem yapsın ki, biz silahlı önlemlerle, askeri tedbirlerle Türkiye'nin bölünmesine engel olabilelim' diye düşünenler var. Bu, statükoyu sürdüren bir düşünce. Şemdinli olayında yaşanan da buydu zaten.
SORU: Şemdinli olayı, PKK'yla savaş sürsün, askeri çözüm devam etsin diye mi yaşandı?
Eğer Şemdinli basit bir olay değil de iddia edildiği gibi bir organizasyonun eseriyse... Şemdinli olayı, 'Eğer PKK yapmıyorsa, PKK terörünü de biz yaparız, PKK terörünü bile biz yaratırız' şeklinde bir mantığın eseriydi. Türkiye'nin Kürt politikası iflas etti. Askerlerin eseri olan Kuzey Irak politikası da iflas etti. Bu politikalarla hiçbir yere gidilmiyor. Bu iflası da belgeleyen aslında PKK'nın kendisi oldu. Ateşkes ve ardından silah bırakma tartışmaları, herkesin mevcut durumu, statükoyu sorgulamasına yol açtı. Eğer siz Kürt sorunu için 'askeri çözüm' diye direniyorsanız, PKK'nın silahlı kalkışmaya devam etmesi lazım. Yoksa öbür tarafta siyasetin konuşulduğu, Kürtlerin barış ortamında taleplerini, farklı siyasi çözümleri önerdiği bir evre geliyor.
SORU: Orduda iki eğilim çatışıyor dediniz. Diğer eğilim ne diyor?
Diğer yanda, bu statükoyla vatanın ve milletin korunamayacağını, ordunun gücünü, itibarını muhafaza edemeyeceğini görenler var. Genelkurmay'da hazırlanan andıçın, 28 Şubat'taki andıç gibi gazetecilere sızması bu çatışmanın sonucu olsa gerek. Evren, 'Artık Soğuk Savaş kurgularından vazgeçip yeni şartlara ayak uydurmak, açılımlar yapmak gerekir' diyor. MİT Müsteşarı da Evren gibi statükoyu eleştiriyor. 'Bugüne kadar izlenen politikaları gözden geçirmek gerektiğini' söylüyor. Bu arada MİT'in doğrudan PKK'yla mücadele etmiş emekli müsteşar yardımcısı Cevat Öneş de devletin Kürt politikasının yanlış olduğunu, değişmesi gerektiğini açıklıyor. Mehmet Ağar 'dağdakilerin düz ovada siyaset yapmasını' istiyor. Birbirine benzeyen bu çıkışlar tesadüf değil.
SORU: Peki, Evren'i bile korkutan bu sistemin temsilcisi kim? Kim bu yapıyı temsil ediyor?
Statükoyla birlikte yaşayan karanlık bir bölge bu. Soğuk Savaş döneminde gayrinizami savaş tekniklerini kullanmak için kurulan, örgütlenen ve kendisini hukukla pek sınırlı saymayan ve kanun dışı yöntemleri hâlâ kullanabilen bir yapı bu...
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=215339
Yazan: Haydar Tarih: March 13, 2007 07:15 AM
BiZi KORKUTANLAR (3)
Kars'ın Digor ilçesi nadir de olsa çatışmalarla, doğal afetlerle, gerilimli atışmalarla gündemimize gelir. Ama Digor'u bir açık yara haline getiren olay 1993 yılında, 17 kişinin ölümü, 63 kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan gösteridir. Anılmaz. Büyük basın tarafından yok sayılır.
O uğursuz günü anmanın zamanıdır.
14 Ağustos 1993 günü, Kağızman ve ilçelere bağlı köylerden Digor'a gelen yaklaşık 3 bin kişi yürüyüş yapmak istedi. Kent merkezi girişinde toplanan kalabalık yürüyüşe geçeceği sırada polis ve jandarmanın 'Dur' ihtarıyla karşılaştı. 3 bin kişilik grup ilçe merkezine doğru yürüyüş yapınca, özel timcilerin konumlandıkları tepeden kitlenin üzerine ateş açıldı.
Sekiz yaşındaki Gülcan Çağdavul, 13 yaşındaki Yeter Kerenciler,
14 yaşındaki Nejla Geçener, aynı yaştaki Selvi Çağdavul, 15 yaşındaki Zarife Boylu, 17 yaşındaki Erdal Buğan, 19 yaşındaki Zeynep Çağdavul, 20 yaşındaki Tuncer Hacıoğlu, 21 yaşındaki Suna Çidemal, 22 yaşındaki Fatma Parlak, 27 yaşındaki Faruk Aydın, 39 yaşındaki Cemil Özvarış, 41 yaşındaki Gıyasettin Çalışçı, 43 yaşındaki Hasan Çağdavul, 47 yaşındaki Süleyman Taş, 50 yaşındaki Nurettin Orun ve 66 yaşındaki Tütiye Talan hayatını kaybederken, 63 kişi de yaralandı.
(...)
Kars Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı Özel Harekât Şube Müdürlüğü'nde görevli polis memurları Tuncay Yasa, İsmail Yıldız, Mustafa Demir, Yunus Alper, Sezai Özyurt, Atilla Yıldız, Suat Kaymak ve Sıraç Birol hakkında 'kasten adam öldürmek' ve 'kasten adam öldürmeye teşebbüs' suçlarından açılan davaların sonuçlanması da hayatımızın 10 yılını aldı. Sekiz özel timcinin Kars Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandığı davada 40'ın üzerinde duruşma yapıldı.
Nihayet karar duruşmasında mahkeme, çıkan olaylarda 'meşru müdafaa' şartlarının oluştuğu gerekçesiyle tutuksuz yargılanan polis memurları hakkında beraat kararı verdi.
(...)
Polislerden Tuncay Yasa, savcılığa verdiği ifadesinde, "Olay sırasında ölenler ve yaralananlar, yürüyüş yapan grup içerisinde bulunan silahlı terörist veya milislerin silahından çıkan kurşunlarla yaralanmış veya ölmüşlerdir. Biz ateş ederken yürüyüş yapan grubun önüne veya yana doğru ateş ettik" deyiverdi. Oysa olaydan sonra, polise ateş açtığı öne sürülenlerden kimse, her nasılsa, yakalanamamıştı.
(...)
Yüce Türk Adaleti'nin ataleti elbette AİHM'ye taşınacaktı. Taşındı da. Ölen yedi kişinin ailesi adına dava açan avukat Tahir Elçi, üç yıl önce 'yaşam hakkının ihlali', 'etkin soruşturma yürütülmemesi' ve 'uzun yargılama' gerekçesiyle davayı AİHM'ye taşımıştı.
Bundan sonrası da 'dostane çözüm'.
Türkiye, olayda güvenlik güçlerinin orantısız güç kullandığını kabul ederek dostane çözüm teklifinde bulundu. Hükümetin AİHM'ye sunduğu deklarasyonunda şöyle deniyor: "Hükümet, mevcut Türk mevzuatına ve böylesi eylemleri önleme hususundaki kararlılığına rağmen aşırı güç kullanımı neticesinde ölümle sonuçlanan münferit olaylardan üzüntülüdür. Ölümle sonuçlanan aşırı ve orantısız güç kullanılması, sözleşmenin 2. maddesinin ihlalini oluşturduğu kabul edilmektedir. Hükümet gelecekte yaşama hakkına saygı gösterilmesi, soruşturmaların etkin bir şekilde yapılması yükümlülüğü dahil olmak üzere gerekli talimatları yayımlamayı ve tedbirleri almayı üstlenmektedir. Ayrıca bununla bağlantılı olarak şu ana kadar alınan yeni yasal ve idari önlemlerle meydana gelen ölüm olaylarında bir azalma ve daha etkin soruşturma yürütülmektedir. Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başvuruculara belirlenen miktarı ödemeyi teklif ettiğini beyan ederiz."
(...)
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=215336
Yazan: Haydar Tarih: March 13, 2007 07:29 AM
Mustafa Bey,
"Korkutanlara" örnek verirken, Hitler'den Stalin'den, "totaliterlikten", hatta ABD'den bahsetmişsiniz. Bunların bugün yaşanan başka örnekleri var. Biraz doğudaki "İslami rejimlere" bakınız. Bunlar yaşanan realiteler olduğu halde, tam da dediğiniz gibi insanları korkutarak yaşayan totaliter rejimler oldukları halde, bunları örnek vermiyor ve eleştirmiyorsunuz.... Bu da sizin -özgürlük, demokrasi hakkında-görüşlerinizin samimiyeti hakkında bir kuşku yaratıyor. Sanki bu yazıyı sırf Cumhuriyet Gazetesini eleşebilmek için yazmışsınız gibi duruyor.
Bugün samimi olarak totaliterliğe karşı olan ve demokrasiden yana olan insanların, "demokrasiye düşman" zihniyetleri eleştirmesi beklenir. Bunlar kimlerdir?... işte burada birçok şeyi (hatta asıl önemli olanları) görmezden geliyorsunuz.
İyi günler.
Yazan: Keskin Tarih: March 13, 2007 07:56 AM
Bu vatanı ulusalcılar kurtarmadı. Saf dini duygularıyla hareket eden, şehit olma rüyası gören Anadolu insanı kurtardı. Kim savaştı Kurtuluş Savaşı'nda? Sizin gibi ulusalcılar mı? Bugün Kurtuluş Savaşı gibi bir ölüm kalım mücadelesi olsa tekrar bu ülkede, adım gibi eminim ki bu ulusalcılar kaçacak delik ararlar. Gidip te düşmanın karşısında ölmeleri için hiçbir sebep yok çünkü. Atatürk'ü kendiniz gibi ulusalcı mı zannediyorsunuz? Dünün komünistleri bugün ulusalcı diyor kendilerine. Ne oldukları neyin peşinde oldukları belli değil. Birileri bunların musluklarını kıstı ya, bu çığırtkanlıkları ondan.
Cumhuriyet gazetesi kurtarmadı bu vatanı. Cumhuriyet gazetesi tayfasının tek yaptığı polemiktir bu ülkede, yok tehlikenin farkında mısınız, yok sahip çıkın. Neye sahip çıkıyorlar acaba? ODTÜ'de mantıklı ve cevabını hakikaten benim de merak ettiğim bir soru sorulmuş bu "gazete"nin yazarına, cevaba bak. Sanki kendisine soru soran küçük bir çocuk, dalga geçiyor. Adam gibi cevap veremiyormusun? Hemen nerden anladın soranın düşüncesini de ona göre laf koydun? Evet mali problemleri var de, hayır yok öyle birşey uydurma de, ya da sizi ilgilendirmez de. Niye hemen işi rejim tartışmasına götürüyorsun? Bunların gazetede yaptıkları da bu, bu sayede satıyorlar. Bu zihniyet böyle işte. Üniversitedeki hocası da böyle, siyesetçisi de böyle, ilkokul öğretmeni de, mühendisi de böyle. Cevap vermezler insana. Kavga ederler. Hırçınlar çünkü bu günlerde. Önceki koalisyon hükümeti zamanında böyle değillerdi. O zaman devletin emin ellerde olduğundan çok eminlerdi, gözükmüyorlardı ortalıklarda çok. Dolar bir yükselir bir inerdi, herkes panik içindeydi, ekonomiye ne olacağı belli değildi. Ama olsun, bunlara dokunan yoktu ya, sorun yoktu ozaman.
Neye sahip çıkıyorlar acaba? Kendilerine sahip çıkıyorlar. Bu vatanın başındaki en büyük bela sizlersiniz, ulusalcılar, kamusal alancılar, ne derseniz kendinize. Bazıları Atatürkçü'yüz diyor kendilerine, sıkıştıkları zaman. Çünkü orası dokunulmaz alan. Ben Atatürk'ü çok seviyorum, ama bu milletin kanını içmiş bu vampirler Atatürk'ün korumasına saklanınca bu korumayı bir şekilde kaldırmamız gerektiğine daha fazla inanıyorum. Mustafa Akyol bu düşüncelerime çoğu zaman bu sitedeki yazılarıyla tercüman oluyor, kendisine teşekkür ediyorum.
Yazan: Yunusxx Tarih: March 13, 2007 10:09 AM
sn.Keskin
Mustafa Bey bu yazısında her konuya değinememiştir doğal olarak ama siz müsterih olun..antidemokratik her sistemi eleştirir Mustafa Bey..
İslamın bir rejimin ismi olmasıda beni mahvediyor..Hz.Hüseyini kerbelada şehit edenlerde bunu İslami rejim adına yapıyorlardı sözde..
ah benim güzel dinim!!
Yazan: deniz Tarih: March 13, 2007 10:09 AM
Hangi parti takımını tutuyorsun?İktidar mı muhalefet mi?
Muhalefet ev sahibi takım,maçları evinde yani kendi sahasında oynuyor, İktidar ise misafir takım maçları hep deplasmanda oynuyor.
Muhalefet amigoları bir kavanozun içine azıcık iktidar oyuncusunun taktiğinden, azıcık da karmaşa ve bir avuç da korku ekliyor ve başlıyor ”shake it up” demeye.Kavanoz kapağını kimin açtığının ne önemi var karışım çim sahaya dökülüyor.
Deplasmanda oynayan iktidar oyununu, kendi yarı sahasında ve savunma üzerine kuruyor.Muhalefet, iktidar yarı sahasında ve hücum taktiği ile oynuyor.Maç 90 dakika ama bu süre içinde atılan son golden sonra bir gol daha gelmezse maç son golün atıldığı o dakika da bitmiş demektir.Kazanan,en çok golü atan olacak.
Görünürde herşey nizami tek ve büyük bir farkla;bu maç tek kale oynanıyor.
Yazan: çuvaldız Tarih: March 13, 2007 01:38 PM
Burada muhtelif korkulardan bahsedilmis ama BeyazTurkler'in en onemli FOBISI olan "ter ve ten kokusu korkusu" yeteri kadar kapsanmamis.
Ben de "is basa dustu deyip" elimi tasin altina ” koydum:
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 13, 2007 02:24 PM
Ama bu duruma maruz kalarak gormezden gelen siz gibiler evrensel hakki-hukugu gozardi edip bu seferlik seyirci kalabilir, gunu gecirebilirsiniz ama bir omuru bu sekilde nasil hazmedebilirsin onu bilemem. (Guven)
Sayın H.Guven,
Hiç kimse saf değil merak etmeyin. Sayın başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın demokrasiyi araç olarak görmesini hangi niyet ve zihniyet'te söylediğini herkes gayet iyi anladı. O konuşmasının tam metnini buraya tekrar tekrar aktarmanın hiçbir manası yok. Her şey çok açık ve net.
Evrensel hak-hukuk diyorsunuz bir politikacı'nın veya bir belediye başkanı'nın kişisel gelir artışının nedenini mahkemede oğlunun düğününde takılan takılardan oğlundan aldığı borç (400 bin US Dolarcık) olarak açıklaması evrensel hak-hukuka uygun mu?
Yalancı'nın mumu yatsıya kadar yanarmış. Bekleyip göreceğiz. Yalancıların mumları elbet sönecek. Bütün bunların hesabı tüm yalancılardan sorulacak. İşte o zaman bu ülkeye gerçek demokrasi gelecek. İşte o zaman demokrasiyi bir araç olarak görenler yaya kalacak.
Eski bir yüksek yargıcın uyarı gibi tespitlerini dikkate almakta tarihin akışını ters çevirmemek için fayda vardır herhalde diye düşünüyorum.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: March 13, 2007 06:44 PM
Öfkelensekde, kabullenmekde ve hazmetmekte zorlan
sakta, Kıbrıs Türkleri'nin söylediği dialektle bir
kez daha tekrarlayalım ki; İstatüko yıkıldı. Bu
AK Parti tarafından hesaplanarak olmadı.Elbette
AKP yeni bir siyaset tasavvuru için çaba harcamaktadır. Ancak onlarca yılda oluşan güvenlik algılamalı statüko öyle bir parti tarafından bu denli etkilenemezdi. ABD nin
Irak'a dalması, her konuda görüşü olan MGK nın
Irak'a asker gönderilmesi konusunda görüş bildir
memesi belirleyici oldu . Bugün ABD nin yaşadığı
sıkıntı ve adeta bir bataklıkta sıkışmışlık hissi,
hot zotçu bir cahilliğe değil, İslam coğrafyası
ile akıl ve gönül bağı kurabilen bir Türkiye'ye
muhtac . İlhan Selçuğun arzu ettiği alan temiz
liği, yani dindar müslümanlara saldırılma arzusu
uluslararası dinamiğin işine gelmiyor şu anda.
Yeni statüko eskisinden farklı oluşacak ve elan
yaşanan gerginlik, bu yeni statükoda bürokratik
oligarşinin mevzi kazanma telaşından kaynaklanıyor
Yalnız unutmayalım ki, Türk ordusu politikadan
anlamasada, tarihten süzülen savaş tecrübesiyle
strateji konusunda uzmandır.Ve gün macera aranacak gün değildir. Bence gerek ABD, gerekse
de stratejik müttefiği ordu ve AK Parti iktidarı
anlaşmaya mahkum.Oniki milyar dolar tutarındaki yeni nesil savaş uçağı anlaşması boşuna imzalanmadı diye düşünüyorum. Bu büyük anlaşma Erdoğan'a kendisi dahil kimi isterse köşke taşıma
şansı veriyor. AKP nin bir dönem daha iktidar olmasını kolaylaştıracak adayı doğru seçmesi lider
lik yeteneğine kalmış. Beş yıl önce muhtar bile
seçilemez dendiği hatırlanırsa ve bugün geldiği
nokta göz önüne alınırsa, bu konudada isabetli
davranacağı görünüyor Erdoğan'ın.
Zordaki ABD nin bir hezimetten kurtulması, AKP,
Gül-Erdoğan ikilisi ile Türk Dışişleri ve Genel
Kurmayının başarısına kalmış durumda. Yani özetle söylersek, ABD başta, herkes gücünü görmüş ve neyi yapamayacağını anlamış vaziyetde.
Özetin özü, korkacak birşey olmadığı.
Mevla görelim neyler...
Saygılar Levent.
Yazan: levent Tarih: March 13, 2007 06:49 PM
Saygıdeğer Beagle
Zahmet edip ellerinizi yoran destansı hükümet rüküşleri silsilesinin her satırını okudum,üzülerek söyleyeyimki kayda değer birşey bulamadım.
Nedendir bilinmez on yıllardan beridir ülkeyi yöneten,bataktan batağa sürükleyen,demokrasi korkağı,halkı sefil hale getirmiş hiçbir iktidar döneminde tehlikenin farkında olunacak nitelikte "korkutucu" olaya şahit olamadı sizin gibi düşünenler.
En büyük kaygısı geçim sıkıntısı olan milletin biraz olsun rahat yüzü görme hevesi hiç bir ekonomik kaygısı olmayan savaş tamtamcılarının karanlık yüzlerinde son buluyorsa
Sizin zahmet edip yazdıklarınızın benim zihminde yorumlanışı şöyledir belki...
İnsanlar halkını hiçe sayıp değerlerini yok gören iktidarları trajik sonlarla geçmişe gömüyorsa
Kendi insanlarına "karanlığı seven yarasalar" diyenlere sandıklarda son nefeslerini yaşatıyorsa
kendilerini Seçkin kutsal varlıklar sınıfı sayanlar iktidarlarının ellerinden gittiğini görüyorlarsa
Cumhuriyeti demokrasiden bağımsız yönetim şekli zannedenlerin "Cumhuriyet elden gidiyor" palavraları artık pirim yapmıyorsa
Seçilmiş bir iktidarın Cumhurbaşkanı seçme özgürlüğü bile türlü düzenlerle yok edilmeye çalışılıyor ve komik duruma düşülüyorsa
"Benim gibi düşüneceksin yada hiç düşünmeyeceksin" anlayışları gömülmüş tarih sayfalarının zorba iktidarlarına ait olduğunun farkına varılmışsa
ve böyle düşünenlerin kaygılarının Cumhuriyet,Demokrasi,İnsan hakları,Laiklik,Hukuk vs kavramları değil güç ve iktidarlarının hazin çöküş hikayesi olduğu anlaşılmışsa
O Zaman gerçektende sizin için farkında olunması gereken bir tehlike vardır ve korkmanız gerekir...
Mustafa Bey'e güzel yazısından dolayı tebrikler
Selamlar...
Yazan: vedat Tarih: March 13, 2007 09:52 PM
Haydar Bey malesef ne kadar hakli tipki Mustafa Akyol gibi. Özellikle Çiller zamaninda kürt asilli kardeslerimiz PKK'nin kucagina zorla itildi. Onlar genede olgun davrandilar, ayaklanmadilar.
OHAL, koruculuk sistemi gibi uygulamalar ile bindigi dali kesen baska ülkeler de var : Meselâ Yunanistan ve Arjantin'in yakin tarihleri sasirtici sekilde bizimkine benziyor.
Daha "taze" örnekler için ise Kolombiya ve Kamboçya'ya bakilabilir. Kolombiya'da polise ve askere yardimci olmak için silahlandirilan köylüler hem devletten hem de uyusturucu mafyasindan maas aliyorlar.
Basa geçen yeni hükümet de "kesin kararliyiz, terör ve uyusturucu konusu ya bitecek ya da bitecek" dedi. Bu laf size "bacinizim, ananizim" diyen bir kadini hatirlatmiyor mu?
Her agacin kurdu özünden olur demisler.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: March 14, 2007 01:23 AM
Cok önemli bir gercege parmak basmissinmiz
Mustafa Bey. Bunlar herkesin yakalayamayacagi
noktalardir. Sizi tebrik ediyorum. Selamlar...
H. Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 14, 2007 06:14 PM
"Öyle ki bugün “özgürlüklerin beşiği” Amerika’da bile “terör tehlikesi”nin abartıldığını, bunun demokrasiyi zaafa uğratmak için kullanıldığını savunanlar var. (MA)
Savunmaktan öte Patriot Act'in içerigine ve çikarilis kosullarina bakmak gerek. Ileri bir demokrasi de geri gidebiliyor ne yazik ki. Sonuçta
demokrasiyi deokrasi yapan kurumlar kadar insanlar. ABD'de bir çok insan bu ülkede yasayan 10 milyon müslümanin fislenmesinden yana.
Elbette "korkut ve yönet" Türkiye'ye özgü bir hastalik degil. Blair yönetiminde Ingiltere'nin çikardigi terörle mücadele yasasi da buna iyi bir örnek.
Soguk savas dönemine baktigimizda da Islâm'dan önce Bati'nin baska öcüleri oldugunu görmek mümkün.
Sonuçta "demokasi" intihar edebilen bir rejim sanirim.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: March 14, 2007 09:52 PM
Saygıdeğer Vedat, sizin tabirinizle size sesleneyim;
Sağolun benim zahmet edip yazdığım yazıyı en azından okumuşsunuz, ama şunu göremediniz galiba, bugünki kötü gidişatta, ülkemizin bu zor durumları ve eksikliklerinin tek sorumlusu şimdiki veya son hükümetler diye bağıran yok. Onlar sadece geçmiş hükümetlerden gelen bayrağı devraldılar kötü yönetim konusunda. Ama bu alanda, yani kötü yönetimde bence hiçbir hükümet akp kadar başarılı değildi.
Keşke benim yazdıklarıma rüküş diyeceğinize, dese idiniz ki:
- Hayır Beagle, şu satırın tamamen yanlış bilgiye dayanıyor.
Ama göremedim böyle bir ifadenizi sayın Vedat, neden? Soruyorum: Yazdıklarımda bir satırda bilgi yanlışı var mı? Varsa lütfen belirtin. Yoksa benim yazdıklarımın herhangi bir birkaç tanesi bile beni bu rejimin artık bir tehlike çemberi içerisine girdiğine inandırmaya fazlası ile yetiyor zaten.
Yazdığım onca gerçek, sosyal hukuk devleti açısından ‘olabilir canım, önemli değil’ denilip de geçilecek şeyler mi? Tabiki değil. Aksini söyleyebilecek misiniz?
Evet rahat bir seçimlere bizler de girmek istiyoruz, ama orta yerlerde tehlikeden bahsediyorsak bunun ilk sorumlusu biz değil, tehlikeyi yaratanlardır. Buna da bir itirazınız var mı?
Ayrıca anlayamadığım için soruyorum, çünkü açık yazmamışsınız, kimmiş bu ‘karanlığı seven yarasalar’ diyenler?
Kimmiş bu kendilerini kutsal seçkin varlıklar sınıfı sayanlar?
Bu sorularımın verebiliyorsanız lütfen cevabını verin de ben de sizin havadan birşeylerden bahsettiğiniz düşünmeyeyim, olur mu?
Ayrıca Cumhurbaşkanlığı konusunda, tabiki de sağolsun chp en az akp kadar tehlike oluşturuyor zaten. Cumhurbaşkanının ne şartlarda kimler tarafından ne şekilde seçileceği Anayasamızda yazıyor, chp bu mevzuata aykırı bür durumu savunamaz, savunmamalı. Tabiki seçim buna göre yapılacak, bunun dışında farklı bir yolla seçim yapmak zaten bir yanlıştır. Tıpkı şu an birçok atamalarda hükümetin yaptığı yanlışlar gibi. Ben kanunlarda denilenin yapılmasına taraftarım, ama eğer sizler hükümetin bunca hatasını görmüyor da, belirli birkaç noktaya katılıyorsanız, müsade edin de, ben de sizin samimiyetinizden şüphe ederim.
Dediğim gibi herkes kanunlara göre hareket etmeli, her şekilde, cumhurbaşkanlığı seçimi dahil.
Ama bakın yüzkızartıcı bir şuç işlemiş birisi, hapis cezası almış, af ile çıkmış, bir de bakıyorsunuz, memur dahi olamayacak bu insan akp tarafından mali açıdan oldukça hassas olan bir kurumun başına getiriliyor.
Ee madem kurallara, kanunlara bu kadar sadıksınız, bu duruma hakkında bir yorumunuzu duymak isterim Vedat bey, heyecanla bekliyorum.
Beagle
makorykos@yahoo.com
Yazan: Beagle Tarih: March 15, 2007 10:54 AM
Benim sanal fakirhaneyee bazan komik arama terimleri ile ulasanlar olur. (eurovision'un 28 farkli yazilisi gibi) Bir gun onlardanm bir derleme koymak istioyorum. Bu gun rastaldigim bir arama motoeuna girilmis su kelimeleri cok komik buldum:
"MUSTAFA AKYOL İLE TANIŞMA".
Merak ettim acaba arayici isim disinda bir de "tanisma" baslikli konumu bulacagini dusundu? Yoksa Mustafa Bery'in fan kuluplerimi turedi?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 15, 2007 05:51 PM
Cok önemli bir gercege parmak basmissinmiz
Mustafa Bey. Bunlar herkesin yakalayamayacagi
noktalardir. Sizi tebrik ediyorum. Selamlar...(H. Avdic)
Mustafa Akyol bey,
Yazılarımın yayınlanması için bende yukardaki gibi mi yazmalıyım? Geçen hafta gönderdiğim yazıyı neden uçurdunuz?
Cevabınızı lütfen bu forumda veriniz. Özrünüzü mail den kabul etmiyorum. Çok keyfi davranıyorsunuz eğer bana cevap hakkı tanımayacaksanız neden önceki yazımı buraya koydunuz? Cevap lütfen. Burada herkesin huzurunda. Herkes bilsin.
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
.......................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
YAZINIZI ONAYLAMADIM, ÇÜNKÜ TAHKİR EDİCİ KISIMLARI VARDI. YOLLADIĞINIZ YORUMLARIN EN AZ YARISI DİNE VE DİNDARLARA HAKARET İÇERİYOR, BEN DE YAYINLAMIYORUM.
M.A.
Yazan: Hülagü Tarih: March 15, 2007 06:07 PM
saygıdeğer beagle (saygıya değer olduğunuzu düşündüğüm için bu tabiri kullandım kasıt aramayın)
öncelikle yazdıklarınızda kayda değer birşey bulamadım demiş olmam yazdıklarınızın tümünün yanlış olduğu anlamına gelmez tabiki, fakat rejimi tehlikeye sokacak nitelikte kayda değer birşey olmadığını düşünebilirsiniz.
"karanlığı seven yarasalar" tabirini 8 yıllık kesintisiz eğitim konusunda kendileri gibi düşünmeyen insanlar için zamanın hükümeti kullanmıştı,hükümete cevabını zaten halk gerektiği şekilde verdi.
demişsinizki sayın beagle;
"Suç oranı inanılmaz bir şekilde yükseliyorsa, daha dün yol verme kavgası nedeni ile bir büyükşehirde iki kardeş ölüyorsa"
dün açıklanan suç istatistikleri sonuçlarında büyük şehirlerde ortalama suç oranı kapkaç için 150 den 3 e düştü. kaldıki bu rakamda çok önemli değil çünkü ortada rejimi tehlikeye sokacak değerde birşeye sahip kapkaç mağduru bulunmuyor.
"İktidar teknikerliklere, doktorluk yapma hakkı vermeye çalışıyorsa"
bu sorunun mantıklı cevabını kendi ülkesinin beğenmediği bölgesine gitmeyi reddeden, gitsede alelacele kaçan o yörenin mağdur yaşayanlarına sormak lazım,acaba takniker bile olsa herhangi bir sağlık çalışanını doktor olarak kendi köylerinde görmek çokmu kötü bir durum onlar için kendileri cevap verme konusunda daha fazla hak sahibidirler.
"Bu ülkede camide linç yaşanıyor, bunu polis kaydettiği halde başbakan her nedense bir türlü linç olduğunu kabul etmemeye çalışıyorsa"
Bir olayın linç olup olmadığına ülkenin başbakanı bile olsa bir kişi karar vermez elbette, olay eğer mahkemelere intikal etmişse ve başbakan bu olay kesinlikle bir linç olayıdır ve ona göre karar verilmelidir, demiş olsaydı dahamı mantıklı olacaktı, kaldıki bahsettiğiniz olayda tutuklananın sadece bir kişi olduğunu hatırlıyorum.
"Sadece töre olduğu için gencecik insanlar öldürülüyorsa"
Cumhuriyet tarihinin töre cinayetleri konusunda en ağır cezai yasal düzenlemeyi yapan bahsettiğin hükümetin ta kendisidir.
"Ülkenin eğitim bakanlığı müsteşarı dört kez hapis cezasına çarptırıldığı halde görevde kalıyorsa"
Bu kadar hapis cezasına çarptırılmış birinin dışarda ne işi var onu anlamadım,ama eğer hapis cezası istenmiş ve mahkemesi devam ediyorsa bırakın suçlu olup olmadığına milli eğitim bakanı veya hükümet karar vermesin mahkemeler versin.
"TRT yayını saatlerce durduk yerde tarihinde ilk kez kesiliyorsa, bunu hükümet hiç üstüne alınmıyorsa"
bu soruyu TRT genel müdürlüğüne atanan bilmem kaç genel müdür adayını veto eden sayın cumhurbaşkanınada sorabilirsiniz.
"Bu ülkenin bir bakanı yabancı bir havaalanında yarım saat polisler tarafından bekletiliyorsa, üstelik bu bakan bu durumu sindirebiliyorsa"
Sizce bakanın tepkisi ne olmalıydı o durumda,gerçekten merak ettim.
"Uluslararası bir teröriste bu ülkenin başbakanı kefil olabiliyorsa"
Uluslar arası teröristin o dönemdeki malvarlığına tedbir konulması kararı Türk mahkemelerince red edilmişti.
"Yine bu başbakan yargıdan destek bekliyoruz diyebilecek kadar ilginç bir hukuk yaklaşımına sahipse"
Başbakanın ne maksatla söylediğine bağlı, eğer çıkan yasalara uyum konusunda yargıdan destek bekliyorsa haklıdır çünkü yargının kendisini değişen yasalar kadar çabuk değiştiremediği malum bir gerçek değilmidir.
"Sağlık bakanı keneden korunma için paçanızı çorabınızın içine sokun diyebiliyorsa"
Buna çok güldüm yazdığınız için teşekkür ederim. Böylebirşey söylemişse sadece gülünür. yinede ben kenenin vücuda vereceği zarar konusunda engelleyici rol oynamayan paça çorap ilişkisinde bir rejim tehdidinin ortaya çıkabileceğini düşünmüyorum.
Ayrıca maliye bakanı hakkındaki eleştirilerinize ancak katılabilir,muhtemelen haklısınız.
Bununla beraber samimiyetimden şüphe etme konusundada maalesef benim yapabileceğim birşey yok bu konudada özgürsünüz...
Yazan: vedat Tarih: March 16, 2007 01:03 AM
Cevabınız için teşekkürler Mustafa Akyol bey. Tahammülsüzlüğünüzü herkes görmüş oldu.
Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın mahkemeye verdiği kendi ifadesini aktardım sadece. Gelir artışının kaynağını oğlunun düğününde takılan takılardan aldığı borç (~400 bin Amerikan Doları) olarak açıklamadı mı? Bu ifadesi bütün ulusal gazetelerde de yer almadı mı?
Bunu benim buraya aktarmış olmam dine ve dindarlara hakaret mi? Dini siyasete ve kişisel çıkarlarına alet edenleri eleştirmek ne zamandan beri dine ve dindarlara hakaret etmekmiş söyler misiniz?
Benim yazılarımda manevi değerlerimize hakaret içeren bir tek kelime dahi gösteremezsiniz! Bunu kanıtlayamazsanız müfterisiniz.
Dindarlara hakaret ediyormuşum. Hangi dindarlar? Siz ve sizin gibi geçimlerini din sömürüsünden kazanan dindarlar mı? Din tacirlerinin yalancılıklarından , sahtekarlıklarından bahsetmek onlara hakaret etmekse varsın olsun benden kötüsü olmasın.
Beni bu şekilde lanse ettiğniz için şahsıma edilecek küfürlerden siz sorumlusunuz. İki kat fazlasıyla size iade ediyorum. Şimdi mutlu ve huzurlu musunuz?
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
..................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
İŞTE BÖYLE "DİN SÖMÜRÜSÜNDEN GEÇİNENLER" GİBİ SAÇMA SUÇLAMALAR GETİRDİĞİNİZ İÇİN YORUMLARINIZ BAZEN REDDEDİLİYOR.
Yazan: Hülagü Tarih: March 16, 2007 12:16 PM
Sizinde her fırsatta beni veya benim gibi düşünenleri din düşmanı-İslam düşmanı ilan etmeniz çok mu mantıklı?
Böyle bir şey olabilir mi? Kimin haddine İslam düşmanı olmak. Bana ne faydası var? Dinsiz olmak illaki bir dine düşman olmayı mı gerektirir? Dürüst olmak için, iyi ve güzel ahlaklı insan olmak için illa bir din'e özellikle İslam'a tabi olmayı mı gerektiriyor? Çok değil 200 - 300 yıl içersinde dinler tarih olacak diye fikir beyan etmeş olmam benim din düşmanı olduğumu mu, gösterir?
Hiçbir din'e ve kurucularının ilahi vahiyle görevlendirilmiş olduklarına asla inanmıyorum ve iman etmiyorum. Zorla mı? Din'ler tarihi bana gözyaşı, kan, kin ve nefret'ten başka bir şey ifade etmiyor.
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöver
Yazan: Hülagü Tarih: March 16, 2007 04:51 PM
Mustafa bey, sizin hulagu bey hakkinizdaki suclamanizi haksiz buluyorum. Cunku sizin en son yazinizdaki cengiz han hakkinizdaki yorumunuz ve hulagun bey'in yorumu arasinda hic bir fark goremiyorum, yani sizin cengiz han hakkindaki yorumunuz, hulagu'nun yormumundan nerede ayriliyor lutfen belirtilmisiniz. Fark sadece hulagu beyin yorumundakiler hayatta, fakat sizin yorumunuzdakiler hayatta degil. Yani hayatta olanlar hakkini arayabiliyor, oysa hayatta olmayanlara ne soylersen yakisir, cunku kendilereini savunamiyan, acizler ya...fark bu mudur???Sizde cengiz hani buyuk katliamlarla sucluyorsunuz. Yani din somurusuru sucamalari yanlismi? Bence degil, bunu aklini kullanabilen herkes rahatlikla gorebilir...bunu gorebilmek icin falci olmaya gerek yok herhalde....lutfen gercekci ve hakki savunur olalim. Umarim benim yorumumu yayinlarsiniz...
Yazan: gunka Tarih: March 16, 2007 08:13 PM
Laikci kafasi nasil calisir?
Basi ortulu bir hanimin "kamusal alana" girme hakki olmadigini fakat baska birinin mekaninda ev sahibine, ve bu uklkenin insaninin en kutsallarina hakaret etmenin kendisinin en tabii hakki oldugunu dusunur. Neden acep?
Aydinligini "Tayyip Erdogan'in kafasina tabancami dayadilar da basbakan oldu" diyen fularli keci sakalli, Prof.Dr.'dan almis olmasi olabilirmi?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 16, 2007 08:25 PM
Mustafa bey lutfen gercekci olalim.
Sizin son yazinizdaki suclama yani Cengiz Han'in katliamlari ile ilgili suclama ile Hulagu Bey'in suclamasi rasinda hicbir fark goremiyorum. tek fark Cengiz Han hayatta degil kendini savunamuyor oyle degilmi???
Eger Hulagu Bey'in yorumlarini "sacma suclamalar" olarak goruyorsaniz, lutfen kendi yazilarinizdaki suclamalri tekrar gozden gecirin ve goreceksiniz ki Hulagu'nun suclamalari sizinkinin yanin da hic kalir...umarim benim yazimi yorumarsiniz.
Yazan: gunka Tarih: March 16, 2007 09:27 PM
Sn.Hülagu
isminiz oldukça ilginçmiş doğrusu..hangisiyle hitap edelim Tan Tarkan ençok da Tanrıöver kısmını sevdim..güzel isimler..
benim yorumlarımından son birkaçı gitti ama konuyla alakasız görüldüğü için uçuruluyor sanıyorum..
ben çok takmıyorum..dert etmeyin bu kadar..olur böyle şeyler..biz burda misafiriz..misafir umduğunu değil bulduğunu yer demişler..
ev sahibinin bu kadar insiyatifi olur..anlayış göstermek lazım..
Mustafa Beyin de bazı prensipleri var..uygun bulmamış olabilir..normal şeyler bunlar..
ben Mustafa Akyol'dan razıyım..yazılarım bazen yok olsa bile:))
Yazan: deniz Tarih: March 17, 2007 12:18 AM
Nevruz’dan bela çıkarmak...
(...)
Bahar geliyor...
21 Mart günü de resmen geldi kabul edeceğiz.
Ben bu yazıyı yazmaya oturduğumda...
Nevruz’a tam beş gün vardı.
Ama kutlamalar bu hafta sonunda start alıyor...
Hafta sonunu bir şenliğe dönüştürme amacı var...
Ama tek amaç maalesef bu değil.
***
Keşke olsa...
Nevruz’dan bela çıkmasın arzusunu dile getirmek için...
Yazının başına geçtiğimiz gün...
1978 yılındaki ‘16 Mart Katliamının’ da 29. yılıydı.
İstanbul Üniversite’sinden çıkan öğrencilerin üzerine bomba atılmıştı.
7 öğrenci ölmüş, 41’i de yaralanmıştı.
Suçlular bulunamamıştı.
Bir yıl içinde de dava zaman aşımına uğrıyacaktı.
Dosya dudak uçuklatır cinstendi.
Milliyet Gazetesi’ndeki şu satırlar durumu açıklamak için yeterlidir sanırım :
‘..Üniversitedeki polis noktasında görevli Reşat Altay’dı.
Altay, o gün öğrencileri genel uygulamanın aksine ön kapıdan çıkmaları için yönlendirdi.
Rütbe almayı sürdüren ve son olarak Trabzon Emniyet Müdürü olan Altay, Hrant Dink cinayetinde ‘ihbarı’ değerlendiremediği gerekçesiyle görevden alındı.’
16 Mart’ta da bomba ihbarı yapılmıştı.
Üstelik bunu İstanbul Emniyet Müdürü yapmıştı.
O ihbar da nedense duyulmamıştı. (...)
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=115027
Yazan: Haydar Tarih: March 17, 2007 08:55 AM
Sn.Günka
Dindarlara hakaret ediyormuşum. Hangi dindarlar? Siz ve sizin gibi geçimlerini din sömürüsünden kazanan dindarlar mı? Din tacirlerinin yalancılıklarından , sahtekarlıklarından bahsetmek onlara hakaret etmekse varsın olsun benden kötüsü olmasın.HÜLAGÜ..
Hülagü Tan Tarkan Tanrıöverin bu yorumunda açıkça Mustafa Beye yalancı ve sahtekar diyor..haşa..
bu çok çirkin bir üslup..böyle yorum yapılmaz..bu hakaret..kim kendine hakaret ettirir.
ben şimdi size Günka sahtekarlık yapıyor,yorumları
çıkar amaçlı desem olur mu?
birazda objektif olalım lütfen..
Yazan: deniz Tarih: March 17, 2007 09:49 AM
Anlasilan biz baskalari tarafindan yönetilmekten kurtulamayacagiz.Bölünmeyelim korkusuyla adamlar ne derse yapiyoruz.Doluyu gösterip yagmura razi ediyorlar. Ne yapalim.
Yazan: Ahmet Altunsu Tarih: March 18, 2007 01:08 AM
Sayın Vedat, lütfen sinirlenmeyin, herhangi bir saygılı ifadenizin arkasında kasıt arayan yok, tabiki bana sayın ile seslendiğiniz için ben de size aynı şekilde cevap veriyorum.
Öncelikle önceki hükümet konusunda sizin ile yani rahatsızlığa sahip olduğumu belirtmek isterim, tabiki sizden farklı sebeplerle. Ama sizden bir düzeltme daha isteyeceğim, önceki hükümetin seçimlerde kaybetmesinin tek sebebi imiş gibi bir sözü ve icrayı vurgulamışsınız. Bu yanlış bir önermedir. Önceki hükümetin yenilgisinin bununla birlikte birçok farklı sebepleri vardı. Ama dediğim gibi, önceki hükümet konusunda ben de sizin gibi rahatsızım ama farklı sebepler dolayısı ile, ama yine bir başka haksızlık yapıyorsunuz malesef, onların birkaç sözü. Örneğin irticai faaliyetlere oldukça olumsuz bir tutum takınmıştı önceki hükümet, o kadar ki memuriyet yasasında bunu belirsiz bir tanım ile memuriyetten çıkarma sebebi yapacaktı neredeyse KHK ile hükümet. Ama neyse ki görevini oldukça iyi yapan Sezer sayesinde bu KHK engellendi. Hatırlayalım. Yani önceki hükümetin daha çok başka yanlış icraatleri vardı ama birkaçını elimize alıp onlara haksızlık etmeye de gerek yok bence.
Neyse konumuza gelecek olursak;
Birkaç ifademi seçip üzerine gtimişsiniz, ben de benzer şekilde tek tek cevap vereceğim, hem bu sayede konuları da biraz açmış oluruz:
1- Suç oranı ile ilgili olarak:
Bendeki rakamları bizzat İçişleri Bakanlığı’nın rakamları Vedat Bey, daha başka birşey söylemeye gerek var mı? Bakanlık bile suç oranları artışı kabul ediyorsa, size de bana da susmak kalmaz mı?
Rakamların önemine gelecek olursak; bakın tehlike sadece laikliğe karşı diyen yok. Tehlike laikliğe, sosyal hukuk devletine, adalete, eşitliğe karşı bir tehlike. Suçlar ile mücadele edemeyen bir ülkede bize laikliği savunmak mı kalacak? Tabiki hayır, bakın İstanbul2da artık belediye otobüsleri belirli noktalara giremiyor, daha bugün yine haberleri vardı. Bu bir tehlikedir, hem de önemli bir tehlikedir. Devletin kuruluş amacının en önceliği can güvenliğimizi sağlamaktır. Bu nedenle ben sosyal hukuk devletini tehlikede görüyorum. Üstelik suç oranlarındaki artışın daha olumsuz yönü, asıl artışın örgütlü suçlarda olmasıdır. Bu önemsiz denilip geçiştirilecek birşey değildir.
2- Doktorluklar ile ilgili olarak;
Evet, sorun gerçekten çok geniş ve yanlışları saymakla bitiremeyiz. Ama hiçbir yanlış hiçbir kimseye yeni bir yanlış yapma hakkını vermez, çünkü iki yanlış bir doğru etmez. Sorunlar yeni yanlışlarla çözülmez. Doktor ihtiyacı ile yanlışımız çok, konunun birçok ayağı var, bunlara aksi birşey yazmışım gibi neden cevap verdiniz ki? Benim belirttiğim akp nin yanlışı idi. Buna da bir itirazınızı göremedim zaten, yanılıyor muyum? Ha istiyorsanız, mail adresimi veriyorum zaten, ya da bu site üzerinden de tartışabilriz, buyrun sağlık sorunlarını tartışalım hep birlikte, hazırım eğer arzuluyorsanız.
3- Camide linç vakası ile ilgili olarak;
Evet, linç olup oladığına karar verecek makam bellidir, oladığına da karar verecek olan makam da bellidir. Yani siz de aslında benim dediğimi diyorsunuz, mahkemeye intikal etmiş bir cinayetin yöntemi konusunda Başbakan’a susmak düşer, değil mi? Ben kabul etmesi doğru demedim, kesin olan şu, yokmuş gibi konuşması yanlıştır. Bir itirazınız var mı?
Ayrıca olayda şimdilik sadece bir kişi tutuklanmıştır, bu dosyanın kapandığı anlamına gelmez.
4- Töre cinayetleri ile ilgili olarak;
Evet, töre cinayetlerini cezai yaptırımını ağırlaştıran bu hükümet, ama benim bahsettiğim bu değil ki, benim işaret ettiğim tehlike devletin hala birçok noktada güçünü ve varlığını hissettirme konusunda gösterdiği eksikliktir. Bu nedenle zaten, insanlar kendi çözümleri üretiyorlar, ya da üretme cesaretini bulabiliyorlar. Yani varolan gerçek hukuksuzluktur, bunun da tehlike diye adlandırmanın bir yanlışını göremiyorum.
5- Eğitim Bakanlığı Müşaviri ile ilgili olarak;
Hayır arkadaşım, yine yanılıyorsunuz, daha doğrusu eksik bilgiye sahipsiniz. Bu kadar hapis cezası almış, ama cezalar paraya çevrilebilir cezalar, ne ilginçtir ki hakim bu kadar ceza almasına rağmen her zaman, tekrar işlemiyeceğine kanaat getirip, cezasını para cezasına çevirmiş, ne ilginç değil mi? Ne hukuk? Yani Vedat arakadaşım, cezalar kesin, mahkemeler bitmiş, hükmü verilmiş cezalardır. Suçlu olup olmadığına zaten karar verilmiştir. Şimdi sorabilecek misin sen de benimle birlikte hükümete, bu ne iş diye? Ben soruyorum.
6- TRT yayını ile ilgili olarak,
İyi de Vedat arkadaşım, bence tam benim dediğime geliyorsunuz. Sezer’n niçin veto ettiğini gösteriyor bu uygulamalar, çünkü sizing işaret ettiğiniz gibi bu kurumları Sezer’in veto etmediği kişiler değil, zaten onlar yönetiyor vekaleten. Yani bu hizmet kusurları bu yöneticilere ait. Sezer çok haklıymış gördüğüm kadarı ile bu insanları atamamakta. Bu kusurların da sorumluluğu tabiki onları atayanlarda, yani hükümette. Var mı bir itirazınız?
7- Bakanın bekletilmesi olayı ile ilgili olarak;
Ben size söyleyim, olması gereken tepki derhal geri gelmek olmalıydı. Ve de hesabı sorulmalı idi. Onurlu bir davranış, tutum bunu gerektirirdi. İşte size örnek bir tutum: Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun’un Amerika ziyaretinde Beyaz Saray güvenlik görevlileri üzerini aramaya kalkışınca verdiği tepkiyi bir araştırın lütfen. Öğrenin nasıl onurlu bir tutum sergilenirmiş. Çünkü bunları bilmediğiniz çok açık, eğer öğrenemezseniz bana söyleyin, ben size göğsüm kabara kabara anlatayım. Olur mu? Bu sizin merakınızı giderektir herhalde.
8- El Kadı ya kefalet olayı ile ilgili olarak;
Haberiniz olsun, o karar son olarak durduruldu. Yeterli mi? Bakın ne kadar çok şey öğrendiniz bugün Vedat Bey? Ayrıca bunların hiçbirisi El Kadı yı terörizm destekçisi olmaktan kurtarmıyor.
9- RTE nin yargıdan destek beklemesi ile ilgili olarak;
Vedat arakadaşım, bugün size ne kadar çok şey öğretmek zorunda kalıyorum. Öğrenin, yargı hiçbir şekilde destek olmak veya köstek olmak gibi bir yükümlülüğe sahip olamaz. Sosyal hukuk devletinde yargı yasama tarafından belirlenen kurallar çerçevesinde karar verebilir. Yasalar ne diyorsa onu uygulayabilir. Bu nedenle ne destek olabilir, ne de köstek. Yeterli mi?
10- Sağlık Bakanının kene tavsiyesi ile ilgili olarak;
O halde hep birlikte gülelim, bakanlığın broşüründe yazıyor bu. Ama kusura kalmayın Vedat Bey, ben buna sadece gülemiyorum, sağlığın emanet edildiği bir kurumum bu ifadelerine oldukça da sıkılıyorum ve endişeleniyorum.
Eee, müsade edecek misiniz bana haklı olarak tehlikenin farkında olmaya.
Yazan: Beagle Tarih: March 19, 2007 04:59 PM
Sayın Hülagü, bence bir insan ateist olupta dine karşı düşmanca duygular beslemiyor olması mümkün değildir. Buna siz de dahilsiniz. Siz ne kadar ben ateistim ama dine karşı saygılıyım desenizde, yazılarınızda dine karşı olan kininiz hissediliyor. Ve bizim size saygı duyduğumuz gibi siz bize saygı duymuyorsunuz. Ayrıca 200 300 yıl sonra din ortadan kalkacak demişsiniz. Bunu diyen ilk siz değilsiniz. Bundan 200 300 yıl öncede bazı ortaçağ düşünürleri aynı şeyi söylüyorlardı. Ama sonuç ortada! inşallah rabbim senin de kalp gözünü açarda gerçekleri görürsün.
Yazan: mesut Tarih: March 19, 2007 07:49 PM
sayın beagle
evvela bana çok şey öğrettiğiniz ve bilgi vermedeki lütufkarlığınız için teşekkürler çok kibarsınız.
sinirlendiğimi nerden çıkardınız anlayamadım ama yidene daha sakin olmaya çalışırım,yazdığınız yazının tamamına cevap vermeye çalışmıştım fakat maalesef benden kaynaklanan bir hatadan dolayı eksik ulaştı size ve son kısımları yazabildim sadece yoksa yazınızı ayıklayıp cevap vermedim.
sizin yorumladığız ve eleştirdiğiz Mustafa Akyolun yazısı alışıla gelmiş Korkut Yönet Stratejisi ve bunu ulgulamaya çalışan stretejistlerin eleştirilmesine yönelikti.Dolayısıyla yorumladığınız yazıda ülkenin kötü veya iyi yönetilmesi ile ilgili bir konudan bahsedilmediği için sizin Mustafa Akyolun yazısına vereceğiniz karşı cevap "ülke kötü yönetiliyor" olmamalı.
Demek istediğim şu ki ülkenin kötü yönetilmesi ile rejimin tehdit altında olduğunun aba altında sopa göstererek tehditkar tutumlarla ve bana göre çıkar kaygılarıyla yapılması farklı şeyler.Düşününki birileri çıkıp "tehlikenin farkındamısınız laik cumhuriyet tehdit altında" diyor ve bunun sebepleri "ülke tarımı kötüye gidiyor,sigara içenlerin oranı artıyor,teknisyenlere doktorluk yolu açılıyor vs" şeklinde sıralıyorsa ortaya bir mantıksızlık çıkıyor demektir.Ben sizin böyle bir mantıksızlık yapacağınızı düşünmediğim için hükümet ile ilgili eleştirilerinde gerçekten cumhuriyet ile ilgili bir tehlike gördünüze kanaat getirdim ve aslında yaptığınız eleştirilerin hemen hiçbirinin laiklik tehdidi olmadığını yazdım.Eğer sıraladığınız olumsuzluklar ülkenin kötü yönetilmesine yönelikse o farklı olarak tartışılabilir, fakat laikliği tehlikeye sokacak nitelikler taşıdığını iddia ediyorsanız bende bunların hiçbirinin laikliğe tehdit olmadığını iddia ediyorum.
Sosyal hukuk devletinin tehdit altında olduğu, insaların can güvenliklerinin sağlanamadığı bir ülkede ortaya çıkan problemler muhtemeldirki birkaç günlük veya yıllık problemler değildir. ortada onyıllardır süregelen bir yanlış devlet stretejisi,göç sorunu,ekonomik problemler gibi sorunlar varken inat ve ısrarla bu konuların üzerinde durmadan sürekli aynı paranoya ve sindirme politikalarıyla gerçek sorunlardan uzaklaştırılmaya çalışılması belkide asıl tehlike olandır.
Alaşılıyorki sizin başbakanı eleştirdiğiniz linç konusunda asıl eleştiriniz başbakanın sizin gibi düşünmediğine yönelik duyduğunuz kaygıdır.Madem olay mahkeme safhasındadır ve henüz karar verilmemiştir neden ozaman siz ısrarla linç olayı diyorsunuz,bir kişinin tutuklu olması mahkemenin bittiği anlamına gelmediğini söylüyorsanız bende sizin linç olarak algılamanız olayın linç anlamına gelmediğini söylerim.(kaldı ki olayı pekte umursamıyorum)
Sayın Cumhurbaşkanının veto etme konusundaki üstün becerisi tartışılmaz,TRT de bu becerinin tadına vardı birçok defalar.Fakat hükümet ülkenin yönetimini eline almış dolayısıyla kendince liyakat sahibi olan insanlara görev verme yetkisine sahipse bırakalım bu yetkiyi kullansın ve ortaya çıkacak sorunların bedelini kendisi ödesin.
Genelkurmay İkinci Başkanı Ergin Saygun’un tavrını gerçekten bilmiyorum eminimki sizin göğsünüsü kabartacak birşey yapmışsa güzel birşey yapmıştır.Ben sizin göğsünüzü kabartacak muhtemel bir şey daha biliyorum Kurtlar vadisi Irak filmi sanıyorum onuda izlerken göğsünüz kabarmıştır.
Size yazdığım yazıda RTE nin El Kadı ya kefilim dediği dönemde Türk mahkemelerinin o kişi hakkında verdiği karardan bahsetmiştim. o kararın bozulduğunu tabiki biliyorum. ama bende kalkıp birzamanlar Türk mahkemeleri ne kötü kararlar veriyordu bak El Kadıyı bile koruyan karar verdi mi diyeyim.
Töre cinayetleri ile ilgil olarak anlayamadığım nokta şu;bu cinayetleri gelenek,görenek, dini inanç,toplumsal yapı,alışıla gelmiş yaşantılardan bağımsız sayıp devlet neden gücünü gösterip bir anda bu cinayetleri çözmüyor demek,bence toplumların dinamiklerinin farkında olmakak demektir. benim kendi kanaatim hükümetin bu konuda yapması gereken en önemli caydırıcı yaptırım çıkaracakları yasalardı ki bunlarıda çıkardılar,fakat insanlar bu yaptırımları caydırıcı görmüyorsa yukarıda saydığım sebeplerden dolayıdır ve bir anda çözülecek problemler değildir.
Doktorlukla ilgili olayın birçok ayağı olduğunu söylemişsizin o ayaklardan benden daha fazla bilgi sahibi olduğunuzu söyleyebilirim.ama bahsettiğiniz ayaklardan birinin benim bahsettiğim şey olduğunu yani doktorların görev yerlerini beğenmemesi olduğunu düşünün ve hükümetinde bundan dolayı böyle birşeye giriştiğini farzedin dolayısıyla ortada iki yanlış olmaz bir doğru biryanlış olur ve hükümetinde doğru yaptığını hüsnü zan ile düşünürsek iki farklı yaklaşımdan doğru olanı tercih edeceğimiz için hükümetin doğru yaptığı mantığı ortaya çıkar.
sevgiyle kalın Allaha emanet olun saygıdeğer beagle...
Yazan: vedat Tarih: March 21, 2007 01:08 AM
Sevgili Vedat,
Bütün yazdıklarıma cevap verememişsiniz ama sorun değil, herhalde hepsinin bir cevabı olduğu konusunda belki fikir sahibi olmuşsunuzdur, çünkü burada akp karşıtlığı ya da laiklik çığırtkanlığı yapmaktan mutlu olan birisi yok, sadece kendince gördüğü tehlikelere işaret eden birisi var. akp yanlışlıklar yapmasa bundan emin olun ben oldukça memnun olacağım ama maalesef gerçek şu ki akp 4,5 yıldır bana bu fırsatı vermedi, veremedi.
mustafa Akyol un yazısına asıl eleştirimi belirtmiştim, çünkü mustafa Akyol tehlikenin farkında olmayı tek bir zeminde tek bir neden-sonuç ilkesine bağlamıştı. Ben de buna karşı çıkmış , insanların haklı olarak bir tehlikeden bahsettiğini, akp nin bizzat kendisini buna dayanak oluşturduğunu ve de tehlikenin bizi korkutmaktan ziyade daha azimli olmaya getirdiğini söylemiştim. Üstelik ülkenin kötü yönetilmesinden daha fazla tehlike de görmüş ve bunları da belirtmiştim. Müsaade edin, sadece kötü yönetilmeden bahseden yok, ki birçok gerekçem bundan daha fazlası olduğunu gösteriyor zaten, bakın biz tartışırken bile gündeme neler geliyor, buyurun en son ‘Sayın Öcalan’ ifadesine sadece kötü yönetim deyip geçelim mi yani? Yani mustafa Akyol u anlamamış değilim, yanlışlıkları ve eksiklikleri ile oldukça iyi anladım.
Ha arada benim de katıldığım bir noktayı vurgulamışsınız, ortada bir tehlike var ama bu tehlikeyi kendi çıkarları için çığırtkanlık yapmak bence de yanlış, sağolsun chp nin akp den tehlike konusunda bence çok bir geri kaldığı söylenemez. Ama lütfen, benim yaptığım yaptığımı çığırtkanlık veya tehditkar bir tutum içerisine nasıl sokabilirsiniz?
Üstelik ben bu sorunların kaynağının çok daha önceki dönemlerden geldiğini söylemiştim, akp ile vurguladığım tek nokta hiçbir zaman onlar kadar tehlike olmamıştı, bunu belirtmiştim yorumumda. Bana neden bu şekilde bir hatırlatma yapıyorsunuz ki, en basitinden asıl en büyük tehlike olarak gördüğüm bilinçsizlik ve samimiyetsizlik tabiî ki sadece akp nin ürünü değil, ama şunu da lütfen görelim bundan en fazla faydalanan da onlar oldu maalesef.
Ayrıca ben hiçbir zaman sadece laiklik ile salt bir tehlike bağlantısı kurmadım, bana yapmadığım yorumları yapmışım gibi konuşmayın lütfen, üstüne bir de mantıksızlık yaptığımı da belirtmişsiniz ya bravo, ifadelerimi okumuyor ya da anlamıyorsanız bari başka yakıştırmalarda bulunmayın. Ben rejimi, Türkiye Cumhuriyeti’ni tehlike altında görüyorum. Laiklik tehlikeye maruz kalan değerlerden sadece birisi.
Ama sakın ha Laiklik ile tehlike görmediğimi de düşünmeyin, en çok saldırı altında olan değerimiz de o, eğer ki sadece Laiklik ile ilgili örnek isterseniz bu da oldukça fazla, en başta işe RTE nin değişip, değişmediğinden başlayabilirim mesela.
Bakın linç konusuna yine gelecek olursak, belirttim, birisinin linç var demesi de yok demesi de yanlıştır, RTE nin yaptığı ise ikinci yanlıştır. Linç olayı diyorum çünkü bu var demek değil, ama mevcut deliller zaten bunu gösteriyor ki mahkeme ve soruşturma şu an bu seyirde devam ediyor. Aksi takdirde herhalde ki son kararı verecek olan yargıdır. Bu konuda kimlere susmak düştüğünü siz benden daha iyi biliyorsunuz.
Ayrıca, bu caminin bu vaziyetinin, yani Diyanet’in kontrolü dışına çıkmış olmasını RTE nin sorgulamaması ise ayrı bir tehlike işareti bence. Bunu da ekleyeyim bari.
Evet, kesinlikle hükümet liyakat sahibi insanlara görev versin, ama Cumhurbaşkanımızın vetoları gerekçelidir. Şu an ki TRT genel müdür vekilinin liyakati nedir bir araştırın isterseniz, ve de cevabınızı mutlaka istiyorum Vedat bey, AMA MUTLAKA!
Hep birlikte değerlendirelim, ali Güney gerekli liyakata sahip mi, değil mi?
Üstelik ne oldu, ilk yorumunuzda vetolar nedeniyle hükümet yönetemiyormuş gibi konuşmuştunuz, şimdi ise yönettiğini kabul etmiş görünüyorsunuz. Yanılıyor muyum?
Ayrıca ben bir parantez daha açacağım, Soruyorum şimdi herkese, ama HERKESE, İller Bankası gibi büyük bir kuruluşa, ki bu bir en başta bankadır, iki yıllık laborant mezunu, fakülte mezunu olmayan, yani 4 yıllık üniversite eğitimi almamış birisi, yönetim kurulu üyesi olabilir mi, olamaz mı? Bu 1.
Ya da yüz kızartıcı bir suçtan hüküm giymiş birisi- ki memur bile olamaz, olursa yasaya aykırı olur, onu atayan da görevi suistimal suçu işlemiş olur- örtülü ödeneğin başına getirilebilir mi? Bu da 2. Ama sakın bu kadar da kaldığını düşünmeyin, ben de örnek ve soracak soru çok, bu kadarı şimdilik yeter herhalde.
Hadi bakalım Vedat Bey, buyurun size üç soru, ama TRT genel müdür vekilinin liyakati sorusunu mutlaka cevaplamanızı ,istiyorum. Bakalım siz cumhurbaşkanı olsanız böyle birisini TRT nin başına getirir misiniz?
Orgeneral Saygun konusuna gelecek olursak,
Kabara kabara anlatayım o halde:
ABD ziyaretinde Saygun’un üzerini Beyaz Saray girişinde aramaya kalkarlar, bu tür bir hakarete Saygun aynen oteline dönerek cevap verir, görüşmeleri keser. Neden? Çünkü onurlu bir Türk komutanı bunu yapardı da ondan. Sonra? Bunu duyan Crouch-yani ABD’li komutan- Saygun’u arayarak özür diler ve dönmesini ister. Saygun reddeder. Bu hakaretin şahsında öte TSK ya bir hakaret olduğunu bildirir. Neden? Çünkü onurlu bir Türk komutanı bunu yapardı da ondan. Bunun üzerine Crouch Saygun’un oteline gitmek zorunda kalır ve burada tekrar özür dileyerek görüşme sonradan tamamlanır.
İşte onur budur, siz bu onuru kurtlar vadisi ile mi kıyas edersiniz, yoksa Babacan ın Danimarka ziyaretindeki terbiyesizliği sindirebilmesi, hazmetmesi ile mi kıyaslarsınız, tamamen siz bilirsiniz. Yeterli mi?
Ayrıca kurtlar vadisi gibi sanal bir şey göğsümü kabartmaya yetmez, ama Babacan ın ki gibi tutumlar utanmama maalesef fazlasıyla yetiyor. Emin olabilirsiniz.
Bakın öğrendiniz El kadı konusundaki son durumu, değil mi? Son karar El Kadı nın aleyhine, eğer mahkeme sonuçlarını takip etmiyorsanız, bilgi eksiğiniz var demektir. Eğer bilgi eksikliğiniz varsa da lütfen, bilirmiş gibi konuşmayı bırakın. Üstelik, ne demiştim ben bu konuda en son, bunların hiçbirisi El Kadı nın terör finansörü olduğu gerçeğini de değiştirmiyor.
Şimdi bu konu, yani El Kadı konusu aslında bizim başımıza çok daha büyük işler açacak, madem siz bu konuda yazdınız biraz artık bunu da araya katacağım:
Bakın, herkese söylüyorum, senelerce terör konusunda bizim en güçlü dayanağımız ne idi uluslar arası arenalar da ? Diyorduk ki: Senin teröristin, benim teröristim ayırt etmeyelim, teröre karşı ortak hareket edelim diyorduk. Bunu diyorduk çünkü batılı devletler pkk ya karşı tutum almıyordu. Oysa ki biz hepsine karşı alıyorduk. Ama bugün bir Amerikalıya bunu diyemeyeceksiniz. Dediğiniz anda Amerikalı size haklı olarak diyecek ki:
Siz El Kadı yı koruyorsunuz, bizden nasıl pkk ya tutum almamızı beklersiniz diyecek.
Kabus gibi bir yanlış bu, peki bunu kime borçluyuz, tabiî ki RTE ye.
Bakın töre konusu bir anda çözülecek konu veya değil, zaten emin olun bir ilerleme olsa biz de sevineceğiz. Ama bırakın ilerlemeyi geriye gidiyoruz bu konuda. Buna da tehlike demeyeceğiz, münferit basit bir olay diyeceğiz, hayır Vedat Bey, her konuda olduğu gibi bu konuda da karanlık giderek artıyor.
Bakın, doktorluk konusunda size haksızsınız diyen yok önermeleriniz karşısında, ama görüyorum ki bu birçok yanlış sac ayağından birisinin da akp dönemi icraatleri olduğunu belirtmiştim ben sadece. Ve buna bir itirazınız göremedim, haksız mıyım? Üstelik bakanlık makamı mazeret bildirme makamı değildir, icraat makamıdır. Varsa bir sorun giderin efendim, oraya efendim doktorlar gitmiyorlar diye ağlamaya mı geldiniz? Zamanında iki fakülte ile bu ülkede sağlık devrimleri yapılırken, bugün bunca fakülte ve doktora rağmen sağlık kurumunun bu vaziyetini sorgulayacak olursak müsaade edin de işe bakanlıktan başlayalım. Eğer ki bakanlık doktorları doğuya gönderemiyorsa, ya da istediği gibi yönlendiremiyor da sağlık sorunları oluşuyorsa, istifa etsin efendim. Bunu çözecek olan gelsin, sızlanma koltuğu değil orası.
Son olarak bana içten bir şekilde ‘sevgiyle kalın Allaha emanet olun saygıdeğer beagle...’ diye bitirmişsiniz, teşekkür ederim bu içten selamınız için. Ben size aynı içtenlikle bir selam vererek bitirmek isterim:
Sizler de Vedat Bey, kendinize çok iyi bakın, bol güneşli güzel günler sizinle olsun….
Beagle
makorykos@yahoo.com
Yazan: Beagle Tarih: March 21, 2007 11:35 AM
sayın beagle
Daha önce size söylediğim gibi eğer problem ülkenin kötü yönetilmesi ile ilgili ise tartırşama başka bir boyut kazanmış olur ve size katılacağım yönler olabilir.Ama yinede benim kendi kanaatim ülke yönetimi konusunda AKP nin geçmiş onyılların hükümetlerinden çok daha becerikli olduğudur.
"MUTLAKA" beklediğiniz cevap ile ilgili olaraktan söyleyeceğim şu olur ancak;Birinin devletin her hangi bir kadrosuna atanmış olma şartı geçmiş yıllarda görev yapmış olduğu kurumların isimlerine bakılarak belirlenmez,TRT genel müdürlüğü için koşulan şartlardan biri daha önce imamlık yapmama şartımıdır?kendisi devletin açtığı sınavlarda müfettişliği kazanmış biridir.Bana sorarsanız bahsettiğiniz kişi TRT yi borçlarından kurtarmıştır ortalama yılda 200 çalışan alınan TRT ye 20 (çoğu şehit ailesi olmak üzere) çalışan alınmaktadır.sizde bilirsinizki dünyanın hemen her yerinde devlet televizyonları büyük bütçeli olmalarına rağmen izlenme oranları özel televizyonlar kadar olmaz sebebi tabiki sosyal sorumluluk duymalarıdır.
El kadı konusunda defaten söyledim Türk Mahkemelirinin şu an verdikleri kararı bildiğimi fakat anlamadınız.RTE nin kendisine kefilim dediği dönemde verilen karardan bahsetmiştim.
İş yerinde olduğum için acele yazmak zorunda kaldım kusura bakmayın artık.
Bol güneşli bir bölgenin insanı olduğumdan dolayı bana ettiğiniz temmenni çok cezbedici değildi benim için,bol serinlikli günler daha güzel olur bence.
Ben yine sizi en güvenilir olana emanet ediyorum.
Saygılar...
Yazan: vedat Tarih: March 21, 2007 04:31 PM
Bakın Vedat Bey,
MUTLAKA diye isaret ettiğim soruyu yine cevaplamamışsınız; ben ali Güney in likayatini sormuştum. Likayat ın ne olduğunuu bildiğinizi umarak, sorumu tekrarlıyorum. Ve de cevap bekliyorum.
Yazan: Beagle Tarih: April 1, 2007 01:45 PM
bence adam gıbı ceza yasası bıle bulunmayan bır ulkenın cok da devlet vatandas arasındakı ılıskısını korku kulturu uzerıne kurdugunu dusunmek tam olarak dogru degıl....turkıye ozgur bır ulke hem de fazlası ıle :) her sey cok karmasık her sey bulandırmaya her kafadan bır ses cıkmaya ve her an ekonomık patlamalar ya da krızler ortaua cıkarmaya olanak saglayan yabancıya da yerlıye de acık kere acık bır ulke bence fazla acık bır ulkeyız bız....
Yazan: ancazin Tarih: April 14, 2007 12:57 AM
korkut ve yonet sıstemınde rejımınde gorulmesınden cok aslında yonetımlerde ınsana verılen deger konusunda degerlendırılmesı gerektıgını dusunuyorum yanı kayırmacılık torpıl rusvet gucu etkısı arkası nazı olmayanın ısının hallolmaması ya da gecıktırılmesı ya da magdur edılmesı seklınde kı bu her ulkenın sorunu nerede ıse yanı bence turkıyede yonetımsel sıstem olarak yerlesık olan sorun bence budur. devletın halkı yonetmesınde korkut ve yonet gıbı bır durumun olmadıgı hatta fazlası ıle rahat bır ulke olundugu kanısındayım, hanı bır zatın kıtabında degındıgı gıbı, yolda yurumekte ıken onunuze bır cukur cıkar mazaallah bırı dusse cıddı sekılde yaralanır ama hıc bır onlem de alınmamıs dıye ıcten ıce kızarsınız bes metre sonra yıne aynı cukurla karsılastıgınızda ve daha sonra yıne aynı aralıklarla kazılı cukurları gordugunuzde aslında yolun bır agaclandırma calısması ıcın kazıldıgını anlarsınız ve artık buna tepkı gosteremezsınız, bır anlamda kanıksar bu tur onlem alınmamıs gelısguzel ıcraatrlarla yasamayı dahı kanıksarsınız, ardından yabancı ulkeye gıttıgınızı dusunun yolda kucuk bır cukur kazıldıgında etrafının renklı serıtlerle cevrıldıgını sagına soluna dıkkat ısaretlerının konmus oldugunu gordugunuzde, ulkenızde ne denlı deger verıldıgınızı fark edersınız.. ıste ulkemızın bır turlu degısmeyen makus talıhı budur, ıste bazı ulkelerın tum karmasık toplum yapısına karsın catısmaları en aza ındırgeyebılmıs olmasının da temel acıklaması budur, korkut ve yonet degıl , Edebalının de dedıgı gıbı ınsanlarını yasat kı devletın yasasın anlayısıdır bu ve bu anlayıstan yoksun osmanlı turklerının ardılı cumhurıyetımızın zıhnıyetı ne yazık kı boyle, ıkı portre dusunun ataturk turk kkoylusu ıle konusuyor dertlerını dınlıyor ve koylu mılletın efendısıdır dıyor ve ıcraatlerı ıle de o zamanlar turkıyede tarımsal alanda gelısme ıcın enstıtuler kuruluyor calısmalar yapılıyor, bugun ıse yuzbın fındık uretıcısı ayaklanıyor, mılletvekılınden emnıyet mudurune anında fırcalama gelyor dagıt o kalabalıgı cevap ıse kolaysa sen gel dagıt... nereden nereye ya da ananı da al gıt buradan seklındekı basbakandan vatandasa bır el cevap da bu ornekler arasından sayılabılır. yanı dugum benım ıcın yıne turkce dusunuste turkce yonetımde karısıyor, bu dugumu cozmek ıcın avrupanın ınsan haklarını tanımak avrupa bırlıgıne gırmek ıcın yasa degısıklıklerı yapmak gerekmıyor....
Yazan: ancazin Tarih: April 20, 2007 10:19 PM