« Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek | Ana Sayfa
February 26, 2007
‘Yeryüzünde Yaşamın Kökeni’—Konferans Notları

Geçtiğimiz (24 Şubat) Cumartesi İstanbul Cemal Reşit Rey Konser Salonu’nda düzenenen “Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” konferansı, oldukça başarılı geçti. 500 civarında izleyici, soğuk ve yağışlı havaya rağmen hem konferansa katıldı, hem de yaklaşık dört saat süren programı baştan sona ilgiyle izledi. Bu yoğun ilgi nedeniyle, konferansa katılan herkese teşekkür ediyorum.
Program, önce İsa Tatlıcan’ın hazırladığı 7 dakikalık bir multivizyon gösterisi, ardından benim yaptığım 15 dakikalık bir açılış konuşması ile başladı. Bu konuşmanın metnini, “Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek” sayfasından okuyabilirsiniz. Diğer konuşmaların ses dosyaları ise bir süre sonra bu siteye eklenecek.
Konferansın ilk konuşmacısı, Dr. David Berlinski idi. Darwinizm’e getirdiği bilimsel eleştirilerle dünya çapınan tanınan bir bilim adamı olan Berlinski, “Darwin Nerede Yanıldı” gibi ciltleri doldurabilecek bir konuyu 30 dakikalık konuşmasında ustaca özetledi. Önce doğal seleksiyonun yeni özellikler yaratan bir mekanizma olmadığını, zaten “yapay seleksiyon” yoluyla canlılarda gözlemlenen değişimlerin hiç bir zaman belirli bir sınırı aşamadığını vurguladı. “Tavukları ne kadar farklı biçimlerde seleksiyona uğratırsanız uğratın, küp şeklinde yumurtlamalarını sağlayamazsınız” diyen Berlinski’ye salondan “olur, yeterince evrimleşirlerse o da olur” gibi bir itiraz geldi. (Ben oturum başkanı olarak “bu itirazı lütfen soru-cevap kısmında dile getirin” dediysem de, aynı izleyeciden bir daha ses çıkmadı.) Berlinski konuşmasında Darwinizm ile fosil kayıtları arasındaki uyumsuzluğa da vurgu yaparak ilginç bir örnek vardı. “Düşünün İstanbul’da huzurlu bir hayatınız var, sokaklarda in-cin top oynuyor, ama nedense gece yarısı sadece bir dakikalığına ateş motorlarıyla hareket eden yeni bir şeyler şehre giriyor” diyen Berlinski, şöyle devam etti:
“İşte yaşamın tarihi de böyle. Uzun süren sessizlik ve durağanlık dönemlerinden sonra aniden yepyeni canlılar beliriyor yeryüzünde. Sonra yine sessizlik ve durağanlık, ve sonra yeniden devrimsel değişimler. Bu, Darwinizm ile taban tabana zıt.”
Konferansın ikinci konuşmacısı olan Dr. Paul Nelson, slaytlar eşliğinde yaptığı konuşmasıyla, Darwinizm’e alternatif bir bilimsel teori olan Akıllı Tasarım’ın kısa ve iyi bir özetini yaptı. Nelson, insanoğlunun her gün karşılaştığı cisimleri iki türlü sebeple açıkladığını vurguladı: Doğal sebepler ve akıllı sebepler. Örneğin gelişigüzel bir taş yığınını doğal sebeplerle (rüzgar, yağmur, yerçekimi vs.) açıklayabilirdik, ama taşların düzenli bir biçimde bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir kompozisyon gördüğümüzde, bunun akıllı bir sebebin ürünü olduğunu hemen anlıyorduk. Aynı akıl yürütme biçiminin adli tıp, arkeoloji, dünya dışı akıl araştırmaları gibi farklı bilim dallarında kullanıldığını vurgulayan Nelson, “neden aynı yöntemi biyolojide kullanmayalım” diye sordu. Bunun tek nedeni, “biyoloji canlıları sadece doğal sebeplerle açıklar” şeklindeki “bilimsel” kuraldı. “İyi ama kanıtlar bizi aksi yöne götürüyorsa niçin bilimi bu gibi kurallarla sınırlamalıyız” diye sorguladı Nelson. Son olarak da bilim adamlarının hamamböceklerinden ilham alarak yaptıkları ancak onlar kadar verimli ve başarılı işlemekten çok uzak olan “robot böcekler”den söz etti. “Bu konferansa geldiğinizde girişte böcek şeklinde bir robot görseydiniz, ‘bunu kim yaptı’ diye sorardınız,” dedi Nelson, “peki canlı böceği görünce neden aynı soruyu sormayalım?”
Oxford Üniversitesi’nden gelen üçüncü konuşmacı Dr. John Lennox ise, bilim ve din konularını daha felsefi ve kuramsal bir açıdan ele aldı. Öncelikle bilimin tek bilgi kaynağı olmadığının altını çizdi. “Eğer bilim bize her şeyi öğretebilseydi, o zaman şiir ve edebiyat olmazdı” diyen Dr. Lennox, bilimin ahlaki normlar üretemeyeceğini, bize doğru ve yanlışı gösteremeyeceğini de vurguladı. Peki ama bilim kendi alanına giren konularda din hakkında ne gibi sonuçlara varıyordu? Büyük bilim adamlarının kiminin dindar kiminin de ateist olduğuna dikkat çeken Dr. Lennox, burada bir “dünya görüşleri farklılığı” yaşandığını, ancak bilim sonuçlarının giderek daha belirgin bir şekilde teizm lehine ve ateizm aleyhine sonuçlar verdiğini belirtti. Bilimi ateizmle özdeşleştirenlerin içine düştüğü önemli bir yanlışın da altını çizdi. “Bir sistemin nasıl çalıştığını açıklamak, o sistemin yaratılmadığını göstermek anlamına gelmez” hatırlatmasını yaptı. Dr. Lennox’a göre Napoleon ve Laplace arasındaki ünlü diyalogta temel bir hata vardı. Laplace gezegenlerin hareketini formüle etmiş, Napolean ise “Tanrı bu formüllerin neresinde” diye sorunca ona “o hipoteze gerek görmedim” diye cevap vermişti. “Ama soru yanlış bir soruydu” dedi Dr. Lennox. Ona göre Newton, “bu karmaşık formüllere göre işleyen bu harika sistem nasıl ortaya çıkmış” diye sorsaydı, alacağı cevap farklı olabilirdi.
Konferansın son konuşmacısı olan Dr. Alpaslan Açıkgenç ise, bilim, doğa ve yaşam konularına İslamiyet’in nasıl bir açıklama getirdiğini anlattı. İslâm’ın birinci asrında Müslümanlar henüz hiçbir bilimle uğraşmazken çok gelişmiş bir bilimsel zihniyetin var olduğunu, bu sayede Müslümanların o zamanın bütün bilimlerinde en yüksek düzeye eriştiklerini belirten Dr. Açıkgenç, İslam’ın bilimi “Allah’ın yarattığı varlıkların incelenmesi” olarak gördüğünü belirtti. Ona göre Kur’an’da kullanılan “yeryüzü”, “kâinat”, “dünya” gibi kelimeleri “tabiat” kavramı ile eşanlamlı sayılabilirdi. Ancak Yunan felsefesinden gelen “tabiat” kavramı “etken”di; hâlbuki İslâm anlayışında çok edilgen bir anlama sahipti. Yani “yaratılan”dı. Kuran hayatın da yaratıldığını dile getirmiş, dahası hayata anlam yüklemiş ve bir amacı olduğunu vurgulamıştı.
Ben konferansın sonundaki kapanış yorumunda bilimin biyoloji alanındaki buluşlarının “canlılığın yaratıldığı” görüşünü desteklediğini, İslamiyet gibi ilahi dinlerin ise bu görüşü asırlar öncesinden ortaya koyduğunu vurguladım. Bir başka deyişle, dinle bilimin kesiştiği alanlarda, bazılarının sandığı gibi bir “çatışma” değil, aksine uyum olduğunun altını çizdim. Ve Robert Jastrow’un “God and the Astronomers” (Tanrı ve Astronomlar) adlı kitabındaki şu ilginç yorumunu aktardım:
“... Aklın gücüne inanarak yaşamış bir bilim adamı için, serüven beklenmedik şekilde sona erer. O cehalet dağlarını tırmanmıştır; en yüce zirveyi fethetmek üzeredir, en son kayaya doğru kendini çeker ve tam o sırada, asırlardır orada oturan bir grup ilâhiyatçıyla karşılaşır.”
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 26, 2007 01:37 AM




Konfreansi ogretici, dusunmeye sevk edici buldum. Bilmedigim bir iki sey de ogrendim. Paul Nelson’un konusmasinda bahsettigi Lambert Deneyi ozellikle etkileyici idi (bu arada Nelson’u yabanci katilimcilar arasindaki en mutevazi ve sevimli kisi buldugumu da ilave edeyim. Berlinski ve Lennox biraz “full of themselves” idiler). Bu deneyde DNA’nin olusumunda rol alan ve olusum sirasinda uretilen ‘editing enzymes’ (reaksiyonu duzenleyici enzimler- bir cesit katalizator) varligi indirgenemez karmasikligin goz gibi ileri bir yapiya mahsus olmadigini, hatta bakteri kamcisi ile de baslamadigini, ilk yapi taslarinda mevcut oldugunu gostermesi bakimindan onemli idi.
Butun konusmalardan vardigim sonuclardan biri: Bu savas oncelikle bilim dunyasinda yapilmali. Metodolojik naturalist “bilim” taniminin degistrilmesi en onemli engeli ortadan kaldiracaktir. Bu ise kitleler degil bilim "establishment"i arasinda verilecek bir savastir. Bu sitede, diger yerlerde sikca duydugumuz “baksana unlu bilimciler katilmiyor” argumani da bu kanaati dogrular nitelikte. Maalesef, herkesin delilleri kendi inceleyip karara varamayacagina gore “onemli birilerinin” onlar icin dusunup “evet hakli supheler var” demesi gerekiyor.
Radikal gazetesinin bas bilimcisi Ismet Berkan, Alkan ve amiral gemisinin buyuk bilim adami Ozdemir Ince’nin argumanlari “bilim baska, din baska” veya mealen “din ve bilim kesismeyen kumelerdir” agumani oldugu goz onune alinirsa Lennox’un konusmasinin ozellikle Turkiye’ye uygunlugu fark edilir. Mustafa Bey’in vurgusu ve Jastrow’dan naklettigi bilim adaminin ciktigi en yuksek tepede ilahiyatcilarla karsilasmasi ornegi civinin tam da tepesine inen cekic idi. Su ana kadar Islam’in ogretileri ile celisen bir bilimsel bulgu ortaya cikmadi.
Bir de AT hareketi’nin su ana kadar takip ettigi yontem uzerine not. Kanaatim odur ki ID savunculari “AT Teorisi” etiketli fazla iddiali bir cikis ile ise baslamak yerine Darwin’i sorgulamak ile ise baslayip “ID de Darwin’in alternatifi olrak okutulsun” yerine "Darwin’in yanlisliklari, bosluklari da oktulusun" gibi daha mutevazi bir yontem ile ise baslasalar idi daha fazla yol kat ederler idi. Yanlis veya ogru Darwin’in bircok onermeleri var. ID ise su noktada “bunlar yanlis, bu mekanizmalarla ne ilk canli olusur, ne de yeni turler olusur” diyen bir antitez. Buna “teori” etiketi koyulmasi evrimcilerden “peki nasil olustu siz aciklayin bakalim” sorusuna zemin hazirladi. “bizim aciklamamiz yok, o inanisiniza kalmis” cevabini verdiginiz icin onlar da “o zaman bilimsel bir teoriniz yok” diyebiliyorlar. Saniyorum ID hareketi de bu yonde geri adim atiyor ve ID teorisi yerine Darwin’in yanlislari gibi daha mutevazi etiketler kullaniyor. Nitekim konfernasin ana temasi da “her turlu evrimi reddetme” degil “darwin’in evrimini” reddetmek idi. Bu daha dogru strateji kanimca. Bu strateji “400 bilimadaminin Darwin supheleri” bildirisini uretti.
“bilimde test edebilirlik ve yanlislanabilirlik” uzerine bir not. Nihai tahlilde usul ile muhtevayi karstiriyorlar evrimciler (karsitirmadiklari halde kasitli olrak kullanmadiklarin varsayarsak) Bir argumanin, hipotezin, teorinin “bilimsel olup olmadigi” (yani insan aklinin urettigi degisebilir tanimlar) uzerinden dogru veya yanlis olduguna karar verilmez. Hakikat arayicisi “ikna edicimi degilmi” sorusuna cevap verir akil ve kalp gozu ile (Acikgenc’in bahsettigi gibi). Newton’dan once de, yani olay henuz “bilimsel” degil iken insanlar agactaki elmanin baslarina dusecegini biliyorlardi. “bilim tanimina girmiyor, uzerinde konusmaya degmez” demek yerine argumanlarin liyakatini degerlendirmeleri. Sizler robot degilsiniz. Eger makul bir arguman “bilim” tanimina girmiyorsa kendi bilim taniminizi kullanin. Sizler papaganmisiniz?
Kendi adima Mustafa ve Isa Beylere ve diger katilimcilara boyle bir organizasyonu puruzsuz olarak hazirlayip, ortaya koyduklari icin tesekkur eder devamini dilerim. Kucuk basari degil.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 26, 2007 08:54 AM
Konferans beklenilenden de iyi geçti.Katılım kötü havaya rağmen oldukça iyiydi.Sunumlar harikaydı sadece Alparslan hocanın sunumu uzun kaçtı gerçi bilgilendirme acısından tatmin edici idi fakat uzunluğu, bazen konu dışına çıkması ve etkileşimli olmaması(powerpoint vs) dinleyicinin sonlara doğru dikkatini dağıttı.Berlinski snob üslubuyla Darwinci evrimin matematiksel zayıflıklarını paleantropoloji ve fosil bulguları üzerinden nüktedan bir şekilde açıkladı.John Lennox bir ara kendisini Wesminister katedralinde zannetsede oldukça etkileyici bir Mantık çatışması oluşturdu.Darwinci evrimin kendi içindeki mantıksal paradokslarından bahsetti.Paul Nelson ise son derece sempatik ve akıcı bir üslubla fazla akademik olmadan etkileşimli bir sunum yaptı.Sorularla sorgulamayı ve cevapları dinleyiciye bırakan önermeleri ile biyolojik hayatın kökeninde neden tasarım gördüğümüzü açıkladı.Sonuç olarak gerçekten umulmadık denli başarılı bir konferans bir ilke göre çok doyurucu ve etkili idi.Buradan Bize desteklerini esirgemeyen İstanbul Büyük Şehir Belediyesine ve çalışanlarına sonsuz teşekkür ediyoruz son derece düzeyli bir ortam sağlanmış ve misafirlere mümkün olan en iyi olanaklar sağlanmıştı.Konferansla ilgili daha detaylı bilgiler birkaç güne kadar sistemizde olacak..daha nice konfrerans ve etkiliklere diyerek bitireyim..
Yazan: Mustafa Ajlan abudak Tarih: February 26, 2007 11:41 AM
Konferansa çok istememe rağmen elde olmayan nedenlerle katılamadım.
Mustafa Bey'e çok teşekkür ederim bu değerlendirme için. Diğer konuşmacıların ses dosyalarının siteye eklenecek olması da memnuniyet verici. Bu, katılamamaktan doğan zararımızı minimuma indirecektir.
ID konusu artık geri dönüşü olmayacak bir biçimde bilimsel alana girdi. Bilim dünyasındaki Darwinizm tahakkümü ne kadar daha dayanır bilinmez ama sadece bu konunun artık konuşuluyor olmasının bile bu paradigma değişimini hızlandıracağını düşünüyorum.
Konferansın devamının gelecek olması da çok iyi bir haber.
Teşekkürler Mustafa Bey.. Devamını dört gözle bekliyoruz..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 26, 2007 01:12 PM
Konfreans mevzuu acilmisken, alakali bir kaygimi paylasayim dedim burada. Konfransa medyanin ilgisizligini neye yormak lazim bilmiyorum. Medyanin ic isleyis mekanizmasini, raconunu bilmedigim icin. En azindan muhafazakar medyanin bu tur etkinliklere ilgi gostermesi beklenir. Bir sure once cereyan eden ISAM'in Tarik Ramazan gibi degerli bir Musluman entellektuelin katildigi konfreans, Oryantalizm Konfreansi, Abdulkerim Surus'un konusmalari hakeza. Ramzan, Surus gibi konusmacilar ABD ve Avrupa'da universitelerin en buyuk salonlarioni dolduran sahsiyetler. Bu konfranstakiler ID'nin en onde gelen savunculari, saygin bilimadamlari. Oryantalizm konfreansina katilanlar ayni. Bu fikir ziyfetlerine M. Ali Erbil'in filmeleri kadar yer verilmemesi aci!
Cogu Istanbulda yasayan kose kadilarinin pek azina bu tur etkinliklerde rastliyorum. Hepside konusulacaklari zaten bilen, yeni seyler ogrenmeye ihtiyaci olmayan kimseler olmali.
Dilerim ilerdeki benzeri entellektuel etkinlikler daha fazla ilgi ceker, avamdan ve havastan.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 26, 2007 06:51 PM
Vahyi muhatap alanlar için zaten evrim diye bir mevzu yok.Fakat konferans evrimcileri beyinlerine sivrisinek girmiş adamın hali gibi bir duruma düşürdüğü kesin.Teşekkürler.
Yazan: abdullah demir Tarih: February 26, 2007 09:05 PM
Ctesileri calisan biri olarak, ben geldigimde konferans bitmişti. Ama acisini oraya 5 arkadaşımı göndererek çıkarttım.
Mustafa Bey'i tebrik eder, devamını dileriz.
Yazan: Arzu Tarih: February 26, 2007 11:14 PM
Mustafa Beye siteye ekediği konferans bilgileri için teşekkürler..
konferansa gelmek için bütün işlerimi ayarlamıştım ama malesef hava muhalefetini hesaplayamadım..etrafa grip bulaştırmayayım diye gelmedim..inşaallah demeden hiçbir işe niyetlenmemek gerekiyor..
programınızın güzel geçmesine sevindim..kendi adımada çok üzüldüm..bu konferansların devamı olur inşaallah..bizde katılırız..
Yazan: deniz Tarih: February 27, 2007 05:47 AM
Keşke gelebilseydik, herhangi bir çekim veya ses kaydı bulunuyor mu?
Ayrıca tartışma oldu mu? bence önemli olan nokta bu. Karşıt görüşler açık açık tartışılmadan, tek taraflı sunum pek ikna edici olmuyor.
Belki ileride karşıt görüşlerin -konusunun en iyisi olanların- buluştuğu bir toplantı olsa çok iyi olur. Ringde:
-> Evrim vs. ID
Ne dersiniz?
Yazan: Cagri Tarih: February 27, 2007 08:43 AM
Bu gibi konferansların olması bazı koşullarda hoş karşılanabilir. Dindar kesimler kendi kendilerine propaganda yapmak ihtiyacındalar. Fakat konferansların, "BİLİM"in adını kullanarak, bilimi alet ederek yapılması hoş karşılanmamalıdır.
Din ve bilim farklı şeylerdir. "Dinlerin bilimsel ispatı" yada "din ile bilimin büyük buluşması" filan gibi saçmalıklara izin verilmemelidir. Bir kurum olarak bilim, çeşitli dinleri doğrulamak yada reddetmek kaygısından uzakta ve "saf" olarak tutulmalıdır.
Yaratılışçı yada Akıllı Tasarımcı kesimler zaten "evrim doğru olsa bile bizim inancımız etkilenmez" diyorlar. O halde bunların amacı nedir? Bu "bilimsel gerçekler" yada "bilimin gösterdikleri" triplerine neden giriliyor? Bilimle ilgisi olmayan, "yaratılış" gibi ne idüğü belirsiz bazı dogmaları doğrulatma ve baştan sona propaganda amacı taşıyan bir iş bu. (Konferans oldukça "başarılı" geçmiş! Acaba amaç neydi?) Siz şimdi Akıllı Tasarımın "bilimsel olarak doğru" olduğuna inanıyorsunuz. Peki yarın bilimsel olarak Akıllı Tasarımın yanlış olduğu ispatlansa (öyle ya "bilim" bu, belli olmaz!), ateist olacak mısınız?? Düşüncelerinizde herhangi bir değişiklik olacak mı? Hiçbir değişiklik olmayacak mı? Yoksa Akıllı Tasarımın yanlış çıkması "zaten mümkün değil" mi?
Yazan: Keskin Tarih: March 1, 2007 07:42 AM
Sayın keskin,
Bilim ne yazık ki bahsettiğiniz gibi 'saf' bırakılan bir olgu değil. İnsanlar bilimi kendi materyalist, ateist inançları üzerine bina ediyorlar. Yakında konferans ses kayıtlarını dinlersiniz, panelistlerin güzelce anlattığı gibi, adam sebeplerin doğa dışında aranmaması ön şartıyla hareket ediyor. Bilim böyle bir şartı nasıl koyabilir. Deliller bizi doğanın dışına götürüyorsa ki, götürüyor, neden sebebi doğa içinde arama mecburiyetimiz bulunsun?
Konferansın amacı dinle bilim çatışır diyen ideolojik kafanın yanlışlığını göstermekti. Yoksa kimse dine göre bilim üretme, bilimi dine uyarlama çabasında değil. Bilim, hepimizi Tanrının kapısına götürüyor, istesek de, istemesek de...
Yazan: blue Tarih: March 1, 2007 12:27 PM
Sayın Blue
Bilimin ideolojiler için kullanılmasına karşı iseniz, bunu eleştirir ve bilimi saflaştırmaya çalışırsınız. Burada yapılan iş ise tam tersidir! Samimi olarak "bilimi inançları için kullanıyorlar" diyen (bundan şikayetçi olan) bir kimse, bu gibi etkinliklere karşı çıkmalıdır. (Samimi değilse tabi karşı çıkmaz işine gelir!)
"Adam sebeplerin doğa dışında aranmaması ön şartıyla hareket ediyor. Bilim böyle bir şartı nasıl koyabilir." demişiniz. ELBETTE böyle bir şart koyar! "Doğa dışı" ne demektir? Bilim doğayı incelemektir, doğanın yasalarını ortaya koymaktır. "Doğa dışı" çok anlamsız, belirsiz bir ifadedir. O zaman binlerce yıldır bilim her sıkıştığı durumda "doğa dışı" deyip çıkardı. Fakat bilim böyle davranmamış, "doğal" nedenler aramaya devam etmiş, bunu ilke yapmış ve bu yüzden gelişmiştir. "Doğa dışı" insanın nedenini anlayamadığı durumlarda sarıldığı bir psikoloik histir. (İlk insanlar da ateşe, yağmura, güneşe, aya "doğa dışı" demişlerdir, bunlara tapmışlardı.) İnsan varolduğundan beri her dönemde "doğa dışı" gördüğü birşeyler olmuştur.
"Bilim, hepimizi Tanrının kapısına götürüyor" demişsiniz. Zaten mesele de bu. Mümkünse bilim bizi bir yerlere götürmesin!
------
İkinci olarak Bekir Bey'in yazdığı birşey dikkatimi çekti. Ona bir sorum var.
Bekir Bey, demişsiniz ki: "Su ana kadar Islam’in ogretileri ile celisen bir bilimsel bulgu ortaya cikmadi."
Soru: Çıkarsa ne yapacaksınız?
Yazan: Keskin Tarih: March 1, 2007 01:50 PM
Sn. Keskin'in sorularina cevap vermeye daha ehliyetli kisiler vardir ama herhalde yoruldular ayni sorulara yuz kere cevap vermekten. Bir de ben deneyeyim:
"Yaratılışçı yada Akıllı Tasarımcı kesimler zaten "evrim doğru olsa bile bizim inancımız etkilenmez" diyorlar. O halde bunların amacı nedir? Bu "bilimsel gerçekler" yada "bilimin gösterdikleri" triplerine neden giriliyor? " (keskin)
"....Peki yarın bilimsel olarak Akıllı Tasarımın yanlış olduğu ispatlansa (öyle ya "bilim" bu, belli olmaz!), ateist olacak mısınız?? Düşüncelerinizde herhangi bir değişiklik olacak mı? Hiçbir değişiklik olmayacak mı? Yoksa Akıllı Tasarımın yanlış çıkması "zaten mümkün değil" mi?" (keskin)
AT"cilerin bu "triplere" girdiklerini sanmiyorum. Dogru anladi isem" Mevcut bilmsel metodlar canlinin olusumunun evrimsel mekanizmalarla aciklanamayacagini, bir tasarim olmak zorunda oldugunu gosteriyor" diyorlar.
Simdi ayni sorulari geri ceviriyorum Sn. Keskin'er sadece cumlelerindeki "Yaratılışçı yada Akıllı Tasarımcı kesimler" yerine "ateist, materyalist, Darwinci.." koyuyorum.
Sizlerin ateist inanciniz "bilimin gosterdigi" ile degismeye hazirmi? Faraza, "bilim Yaraticinin varligini isbatlarsa hidayete ermeye hazirmisiniz? Yoksa baslangictan bunu reddedip bu on yarginizi destekleyici bir "bilim" tanimi ilemi ise basliyorsunuz. Bu sitede "metodolojik naturalizm, ateizmin, materyalizmin" baslangic kosulu oldugunu acik secik ifade eden pek cok "bilimci" den alintilar var.
Sn. Keskin'in ifasdeleri hic yabanci gelmiyor. Amiral gemisinin bilim adamlarindan Ozdemir Ince ve "yaratiliscilar Kuduracaklar" turu haberleri yapanlarinkinin aynisi.
Argumanlarin liyakatini degerlendimek yerine "benim bilim tanimima uymuyor" sekilde en kibar deyimi ile "uslulden red" (hani mahkemeler , yetki alanimiz disinda, gorusecegimiz bir sey yok diye davalari reddederlerya iste oyle bisey).
Gorevleri "hakikat aramak" degil sadece baskalari tarafindan cizilmis kanuni cerceve giriyormu " sorusunun cevabi olan mahkemeler icin b anlasilabilir. akat "dogru arayisi" icinde olanla iin bu yeterli olabilirmi?
Daha onemli soru:
Eger fikirlerinizin bu derece saglam bilime dayandigindan emin iseniz niye "bilimsel degil" diye topu taca atiyorsunuzki? Bu derece "ne idugu belirsiz, sacma...vs" buldugunuz argumanlari akil ve bilimsel yontemler kullanarak curutmek yerine? Hic te "bilimine, aklina" guvenen birilerinin psikolojisine benzemiyor.
Bu tavir ne Keskin'e ne Ozdemir Ince'ye ne Ismet Berkan'a mahsus. Yukrida koydugum Berlinski makalesinde Darwinist "bilimsel establishment" in pnde gelen sozcusu Eugenie Scott'un yandaslarina "TARTYSMADAN KACININ" ogudu, "materyalist bilimciler", amigolari, fanatiklerine ulasmis gozukuyor.
Kisisel bir not: Gecen bir dost "Bekir Bey de ID'ci oldu" dedi espri olrak. Yok dostim ID'ci falan olmadim. Kor olmayan her gozun gorebilecegini dusundugum HAKIKAT'i gormek icin ne falgellumu, ne editing enzymes'i anlamaya ihtiyacim var. Guzel bir zihinsel egzersiz, ve "populer bilim" islevi goruyor fakir icin bunlar. Gordugu diger islevler, ortaya cikis nedenleri anlatildi yetkili kisiler tarafindan. "Inaniyorsaniz ne gerek var" sorusu da bu sitede Mustafa Bey ve diger bvircok arkadas tarafindan defalarca cevaplandi.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 1, 2007 02:38 PM
Sn. Keskin'in sorusunu o sormadan cevapladigimi farkettim. Tevafuk olmus.
Neye bu ziyaretimin sebebi benim blogda bir yorumcunun "Michelson_Morley deneyinin basarisizligindan sonra fizikciler. "esir madde" argumanindan vaz gectiler. Neden evrimci biyologlar ayni olgunlugu gosteremiyorlar" mealindeki sorusu. Cevabim hazirdi: Cunku Mischelson-Morley'in aksine evrimin yalanlanmasi hayat felsefelerinin cokusu manmsina gelir. Yani evrimin korunmasi materyalist felsefeleri, onun uzerine insa edilmis hayat stilleri ve idelojilerinin korunmasi icin otolojidir. Bunu bizzat bir materyalistin agzindan soylendigini bu sitede okumus, alinti yapmak istemistim (soruya kenmdim degil direkt olrak bir everimcinin cevabinin daha makbule gececegi dusuncesi ile). Buldum: soyle:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/06/sekulerist_yorumcularin_satir_aralari.php
"Seküleristlerin bu hikayeye bağlılığı ise, daha önce çeşitli yazılarımda açıkladığım gibi, "iman" boyutundadır. Çoğu sekülerist bunu kabul etmez, ama bazıları daha dürüst davranıp "itiraf"ta bulunurlar. Harvard Üniversitesi'nden saygın bir genetikçi, önde gelen bir Darwinist ve Marksist olan Richard Lewontin'in ünlü sözünde olduğu gibi. Şöyle der Lewontin:
Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' [baştan kabul edilmiş] bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz... Materyalizm mutlak doğrudur, çünkü kapıdan içeri İlahi bir adımın atılmasına izin veremeyiz.
"Seküler despot" yerine "seküler demokrat" olmak bu kadar zor mu gerçekten?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 1, 2007 05:52 PM
Sayın keskin,
Doğa dışı ne demektir diye sormuşsunuz. Basit bir örnek verirsem belki ne olduğu anlaşılır:
Bir laboratuvarda 40 çeşit kimyasal var, bir de ilaç var, içeride kimse yok. Bu laboratuvarda kimse görünmediğine göre 40 çeşit kimyasaldan oluşmuş bu ilaç ya kendi kendine oluşmuş olmalı, veya fırtınada laboratuvarın penceresi açılıp kimyasallar tesadüfen dökülüp 1 gr A kimyasalından, 3 gr B kimyasalından, x gr y kimyasalından dökülerek oluşmuş olmalı... önyargısından sıyrılmak demektir. İlacı atomlarına kadar inceleyip, 'bu ilaçta akıllı bir dizayn açıkça görünüyor, tesadüfen oluşmuş olamaz' demek de sebebi laboratuvar (=doğa) dışında aramaktır.
Hiç kimyager görmemiş adam da bir kitapta ilaç yapan bir kimyagerden bahsediliyorsa, sebebin o olduğunu düşünebilir, veya düşünmez. Bu da felsefeye girer.
Bilimin 'saf' kalması konusundaki isteğimin samimiyetini sorgulamışsınız. Bir insan inanç sahibi olabilir, veya olmayabilir. Ben iman etmiş bir insanım. Bilim, kendi alanında uğraşır, gözlem yapar, deney yapar. Bilimin beni götürdüğü noktada kendi düşüncelerimi gözden geçiririm, yanlışım varsa düzeltirim. Bu zaten kaçınılmazdır. Ama Bekir bey'in bahsettiği gibi bunu hepimiz yapmalıyız. Bilim bize 'İndirgenemez komplekslik'i ispat ederse evrim konusundaki düşüncemizi gözden geçirmeliyiz mesela; veya doğal seleksiyon fikri çürütülürse Darwinism'e imanımızı gözden geçirmeliyiz.Sonuçta bilim bağnazlığı da bir çeşit bağnazlık. Bilim adamları bağnaz olamaz diye bir kural var mı?
Yazan: blue Tarih: March 1, 2007 05:59 PM