« | Ana Sayfa | ‘Yeryüzünde Yaşamın Kökeni’—Konferans Notları »

February 26, 2007

Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek

[“Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” konferansının açılış konuşması metni]

Öncelikle din, bilim ve felfese kavramlarının anlamına açıklık getirmek gerek.

Din, insanın, Allah’la olan ilişkisini açıklayan ve düzenleyen bir gelenektir. Dinin en önemli özelliği ise, bilgi kaynağının insan-ötesi, hatta madde-ötesi oluşur. Allah’tan gelen bir bilgiye, yani vahye dayanır. Bu vahyi kabul etmenin yolu ise iman etmek, yani inanmaktır. (Bazen buradaki “inanç” kelimesinin, “hiç bir kanıt olmaksızın, körü körüne inanmak” anlamında yorumlandığına rastlayabilirsiniz. Ama aslında çoğu din, özelikle de İslamiyet, “iman” derken körü körüne inanmayı değil, akılcı kanıtlar görerek ikna olmayı kast eder.)

Felsefe ise, insanların dinlerin de cevap getirdiği evrenin ve hayatın anlamı, niteliği gibi sorulara salt akıl yoluyla cevap aramasıdır. Elbette belirli bir dine inananan insanların bu inancı temel alarak felsefe yapmaları mümkür; Hıristiyan veya İslam felsefesinde olduğu gibi. Ancak dinlerin bildirdiği esasları reddeden, dahası bunlara karşı çıkan felsefeler de vardır.

Bilim ise, insanoğlunun herhangi inanca veya geleneğe değil, sadece deney ve gözleme dayanarak içinde yaşadığımız evreni ve onun işleyişini anlama çabasıdır.

Dikkat edilirse din, felsefe ve bilim farklı bilgi kaynaklarına dayalıdır. Dinin kaynağı vahiy, felsefenin kaynağı akıl, bilimin kaynağı ise deney ve gözlemdir.

Ancak din ve felsefenin ilgi alanları birbirine yakındır. “Bu dünya üzerinde niçin varız” sorusuna, hem din hem felsefe cevap getirir. Bilim ise bu gibi sorularla değil, “su kaç derece kaynar” veya “kalıtım nasıl gerçekleşir” gibi sorularla ilgilenir.

Dolayısıyla bazıları bilimin felsefe ve dinle ilişkisini tartışmaya gerek bile görmez; bunların “ayrı alanlar”da olduğunu belirtirler. Çokça tekrarlanan bir klişeye göre, bilim şeylerin “nasıl” var olduğu ile ilgilidir; din ve felsefe ise “nasıl” değil “niçin” sorusuna cevap arar…

* * *

Bu yaklaşıma “klişe” dedim, çünkü mesele biraz daha yakından incelenirse, aslında bilimin yolunun zaman zaman din ve felsefe ile kesiştiği görülecektir.

Bu kesişmenin en bariz ortaya çıktığı alan ise, “köken” problemidir. Yani evrenin ve canlılığın kökeni… Kainatın nasıl var olduğu, yaşamın nasıl ortaya çıktığı soruları.

Çünkü Kur’an-ı Kerim veya Kitabı Mukaddes gibi İlahi kitaplar bizlere suyun kaç derecede kaynadığı gibi teknik bilgiler vermezler; ama evrenin ve yaşamın Allah tarafından yaratıldığını bildirirler. Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi İbrahimi dinlerin ortak temeli, felsefede “Teizm” (yani “Tanrıcılık”) olarak da bilinen bu görüştür. Teizme göre sonsuzdan beri var olan, tek bir mutlak varlık vardır. O, Allah’tır ve evreni canlıları O yaratmıştır.

Teizmin tam karşısında yer alan görüş ise “ateizm”, yani Tanrı-tanımazlıktır.

Teizm evrenin ve yaşamın Allah tarafından yaratıldığını savunurken, ateizm hiç bir yaratılış olmadığını, maddenin sonsuzdan beri var olduğunu ve hep var olacağını, evrenin düzeninin ve içindeki canlıların da doğa kanunlarının ve rastlantıların bir eseri olduğunu savunur. Bu nedenle ateizm, materyalist yani maddeci felsefeyle birebir örtüşür.

Kritik soru ise şudur: Bilimin evren ve yaşam hakkındaki bulguları, teizme mi ateizme mi daha uygun düşüyor?

Bu soru önemli bir sorudur, ancak bazıları bunu sormaya bile gerek duymuyor, çünkü bilimin ateizm tarafında yer aldığını en baştan varsayıyorlar. Bu varsayımı Türkiye’de bazı çevrelerden sık sık duyabilirsiniz. Örneğin çok tekrarlanan bir klişe, “din statiktir, bilim dinamiktir, bu sebeple din bilimle çatışır” şeklindedir. Bunu söyleyenlerin atladığı kritik nokta ise, ateizmin de statik bir görüş olduğudur. Bilim ise, madem dinamik, yani değişkendir, pekala ateizmin aleyhine gelişebilir.

Onun için bu soruyu önyargılardan arınmış bir şekilde yeniden düşünmek gerekiyor.

* * *

Din-bilim ikilemini yeniden düşünmeyi gerektiren çok önemli bir diğer sebep de, Türkiye’de bu konuda son 100 yıldır kullanılan bazı söylemlerin günümüzde hayli demode kalmış olmasıdır.

Önce o söylemlerin ne olduğunu bakalım. Ve 100 yıl öncesine bir göz atalım.

O devirde, yani Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, Osmanlı aydınlarının çoğu Batı biliminden etkilenmişti. Ancak bu bilim nötr bir bilim değil, materyalist felsefeyle yoğrulmuş bir öğretiydi aslında. Zaten bu felsefe 19. yüzyılın ikinci yarısında Avrupalı düşünürler arasında hızla yayılmış, bu tarafta ise Abdullah Cevdet, Celal Nuri, Kılıçzâde Hakkı gibi aydınlar tarafından aynen benimsenmişti.

Abdullah Cevdet, “insanlar iki kısma ayrılır: akıllı yani dinsiz, ve dindar yani akılsız” diyordu. Ve ekliyordu:

“Kainatı kendi keyfine göre idare eden aşkın bir varlığa inanan, büyük bir safdillik göstermekle kalmaz, aynı zamanda tedavi kabul etmez bir mantıksızlığa da sevk olunarak insan ruhunun hüznengiz bir surette küçülmesine sebep olur”. (Abdullah Cevdet, İctihâd’ın Müdir Fikirleri, İctihad, sayı: 205, (1 Haziran 1925) s. 3998)

Önce Osmanlı sonra da Cumhuriyet aydınlarını etkisi altına alan bu bilimsel materyalizm akımında Darwin’in evrim teorisinin büyük bir payı vardı. Celal Nuri bu teoriyi şöyle övüyordu:

“Ebediyyu’ş-şân Charles Darwin ve yardımcıları dünyanın yuvarlaklığından veya Amerika’nın keşfinden daha az mühim olmayan evrim kanununu bulmakla varlık âlemindeki konumumuz da belirginleşti.” (Celal Nuri, Hatemü’l-Enbiya, s. 206)

Burada hemen bir parantez açmak ve Darwinizm’in ne olduğuna kısaca değinmekte yarar var. Çünkü bu konferansta Darwinizm’i ele alıyoruz, evrim teorisini değil. İkisi arasında ne fark var derseniz, şunu söylemek gerekir: Darwinizm, mevcut ve mümkün evrim teorilerinden sadece biridir. Darwin’den önce de çeşitli doğa bilimciler ve düşünürler farklı evrim teorileri geliştirmişlerdi. Ortaçağ İslam düşüncesinde de evrim fikrini savunan Müslüman alimler vardı. Ancak bu alimler, ve Darwin öncesi evrimcilerin çoğu, evrimin Allah’ın doğaya koyduğu bir kanun veya “canlıları yaratma yöntemi” olduğunu düşünüyordu. Evrim, onlara göre, amaçsız ve rastlantısal bir süreç değildi; belirli bir amaca göre kurulmuş ve yönlendirilmişti.

Darwin, işte bu görüşe karşı çıktı ve evrimi yönlendiren tek şeyin kör bir mekanizma olan doğal seleksiyon olduğunu sürdü. Bir başka deyişle Darwin evrim fikrini keşfetmedi; sadece onu materyalist ve dolasıyla da ateist bir zemine oturttu.
Böyle olunca da gerek dünyada gerekse Türkiye’de ateist ve materyalist çevreler Darwin’e dört elle sarıldılar.

* * *

İşte Türkiye’nin son 100 yıllık geçmişine bakılınca, Darwin’in evrim teorisine yönelik makul bilimsel ilginin yanında, bu felsefi ve ideolojik taraftarlığı görmek mümkündür.

Bu konuda tek bir örnek vereyim. Kütüphanemde “Yazıyla-Çiziyle Darwin ve Evrim Kuramı” adlı bir kitap var. 1987 Basımı kitabın 53. sayfasında Darwinizm’den çıkan felsefi sonuç şöyle özetlenmiş:

“Darwin’in teorisinden insan için çıkarılacak sonuçlar çoktu. İnsan artık canlılar dünyasının merkezinde yer alan ve yaratılmış olan bir varlık değildi. Tanrısal bir planın ürünü hiç değildi. Çünkü evrimin bir planı yoktu.”
Kuşkusuz bu felsefi sonuç, Türkiye’deki belirli bir ideolojik ve felsefi akımın sahiplerinin topluma vermek istedikleri mesajla örtüşüyor olmalı. Nitekim kitabı “Aydın, İlerici ve Yürekli Gençlerimize“ ithaf etmişler.

Dahası kitaba önsöz yazan İlhan Selçuk, “bu kitapta yazılı evrimi anlamak, bütün insanlık tarihini anlamakla eşdeğerdir” demiş. Hatta insanı evrim sürecinde ileri götürenlerin “solcu”lar olduğunu da eklemiş.

* * *

Kuşkusuz bu yaklaşım sadece Sayın İlhan Selçuk’a ait değil, Türkiye’de kendilerine “ilerici” veya “çağdaş” gibi sıfatlar uygun gören daha pek çok aydın tarafından paylaşılmaktadır.

Bu aydınlar, ateizm ile teizm arasındaki ikilemde, bilimin ateizmden yana durduğunu bir kez kabul etmişler, bir daha da bunu sorgulamamışlardır. Bu önkabulün üzerine bazıları “bilimin evrenin tüm sırlarını açıklayacağını ve o gün artık dine gerek kalmayacağını” söylerler. Biraz daha mütevazi olan ikinci bir görüş ise, “bilimin açıklayamadığı bir şeyler hep kalacak, dolayısıyla din hep kendisine alan bulacak” şeklindedir.

Peki ama bilimin açıklayamadığı değil, asıl açıkladığı şeyler teizmi destekleyen sonuçlar ortaya koyuyorsa?

Bu soru ülkemizde pek gündeme gelmez, ama son bir kaç onyılda dünyada giderek daha fazla dikkat çekiyor. Özellikle de uzun yıllar ateist olarak yaşamış kimi ünlü bilim adamlarının, karşılaştıkları bilimsel veriler nedeniyle fikir değiştirip ateizmden vazgeçmeleri, Allah’ın varlığını kabul ettiklerini açıklamaları, bütün ezberleri alt-üst ediyor.

Kısacası Abdullah Cevdetlerin devrinden bu yana köprünün altından çok sular akmış durumda… Bilim, o eski bilim değil.

Bu konferans dizisinde bilimin bu yeni yönünü ele alacağız. Dizinin bu ilk ayağında biyolojiye ağırlık verdik ve “yaşamın kökeni”ni ele aldık. Bir sonraki konferansımızın konusu ise “evrenin kökeni” olacak.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 26, 2007 12:44 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sayın Mustafa Akyol

Makalenizde büyük yanılgılar olduğunu düşünüyorum.Düşünmekten öte yanlı birikiminizin bir kanınıtı olarak görüyorum.Türkiye'de ve Osmanlı'da din ve felsefe konuları dışında , genel tanımlarda büyük çarpıklıklar mevcuttur.

Öncelikle ateizm konusuna değinmek istiyorum.Ateizm ; teistik tanrı inancının reddidir.Materyalizm ateizmi temel alabilir lakin ateizmin böyle bir zorunluluğu yoktur.Ben ateistim ve Tanrı'ya inanıyorum desem büyük bir şaşkınlıkla karşılayacaksınız değil mi?

Teistik görüşü ve buna bağlı Tanrı inancını reddetmek , topyekün Tanrı inançlarını redettmek anlamına mı gelir?

Ateizm bir ideoloji , bir felsefi ekol yahut herhangi bir fikir değildir.Bir inancın olmamasıdır.Bir inancın olmayışı , sadece ve sadece teistik görüşte tanımlıdır.

Ateizmin , materyalizm ile eş tutulup , hatta kimi filozof ve düşünürlerce de eş tutulup , Tanrı kavramına topyekün bir karşı çıkış gibi algılanmış olabilir.Fakat ateizmin en yalın haliyle teistik inanışa bir red olduğu gerçeğini değiştirmez.Her materyalist ateist olabilir lakin her ateist materyalist olmak zorunda değildir.

Teistik inancın eleştirisi olarak kabul edilen Panteizm , Panenteizm , Agnostisizm , Deizm gibi akımlarda Ateizm temelli akımlardır ve bir yerde Teizme karşı doğmuşlardır.

Ateizmin ne olup olmadığı konusuna , ateist ekol savunucularının bir çok (hatta onlarca) yorumları mevcuttur.

Böyle bir durum sözkonusu iken , ateizm ve materyalizmi birbirine karıştırma konusunda art niyetli olduğunuzu düşünüyorum.

Sözlerinizden bir alıntı yapayım ;

----Örneğin çok tekrarlanan bir klişe, “din statiktir, bilim dinamiktir, bu sebeple din bilimle çatışır” şeklindedir. Bunu söyleyenlerin atladığı kritik nokta ise, ateizmin de statik bir görüş olduğudur. Bilim ise, madem dinamik, yani değişkendir, pekala ateizmin aleyhine gelişebilir.-----

Teizm , Dünyayı'yı ve Evreni yaratmakla kalmayıp , ona etki eden , cezalandıran ve ödüllendiren , insanın hayatına her an etki edebilecek bir Tanrı inanışını temsil eder.

Ateizm ise ; Sadece Dünyayı ve Evreni yaratmakla kalmayıp , ona etki eden , cezalandıran ve ödüllendiren , insanın hayatına her an etki edebilecek bir Tanrı inanışının reddidir.Sadece bir reddir.Ne bir ideolojinin tekelindedir ne de felsefi doktrinin...Sadece ve sadece teizmle ilgilenir.

Öyleki bir insan Spritüalist olup aynı zamanda ateistte olabilir.Deiat olup ateistte olabilir.Agnostik olup ateistte olabilir...

Ateizmi görmek istediğiniz gibi değil , en yalın haliyle ele almanız gerekmektedir.Eleştrilerinizi buna göre yapmanız daha uygun olur.

Yukarıdaki alıntıda , dinin statik olduğu ve bu sebeple de dinamik olan bilimle çeliştiği savına karşılık , ateizminde statik olduğuna kanaat getirmişsiniz.Herhangi bir ideoloji , felsefi doktrin olmayan ve sadece teistik inanışın reddine dayanan bir görüş için bu fazla iddialı bir şey değil mi?

Bu nu bir kenara bırakın , bilim-din çelişmesini hakkında hiç bir yorum yapmayıp , konuyu ateizme getirerek , aslolan konuyu es geçtiğinizi düşünüyorum.Zira dinamik bilim ile statik dini nasıl uzlaştırdınız merak ediyorum? Eğer ateizmin de statik olduğu konusuyla bilim ve din çelişkisini ispatladığınızı düşünüyorsanız .... Size söyleyecek sözüm kalmıyor.

Sonuç olarak , adındanda kestirilebileceği ateizm , sadece teistik inanışın reddidir.Ateizm üzerine yapılan yorumlar ve genel kabuller , sadece ve sadece yorumcuya münhasırandır.

Sevgiler
Selamlar


Yazan: xlam Tarih: February 26, 2007 03:56 AM

Sn.Akyol, yazınızı ilgi ve dikkatle okudum.
Evrenin ve insanın yaratılışının boşuna, amaçsız
olmadığının imanın rüknünden olmasını temellendi
ren çabalarınızdan ötürü en içten teşekkürlerimi kabul edin. Gerçekten Allahtan en çok akıl ve ilim sahipleri etkileniyor. Hayranlık uyandıran
saygı,sevgi ve korku harmanlanıyor. Bu duyguların
herbiri farklı bir gayret meydana getiriyor.
Çalışmalarınızın devamı ve başarısı için dua ve
desteklerim sizinle.
Saygılar Levent.

Yazan: levent Tarih: February 26, 2007 10:53 AM

Giriş bölümünü kaçırdığım için dinleyememiştim. Çok iyi bir giriş olmuş, tebrik ederim.
Türkiye'de Abdullah Cevdet'ten beri modernlik, bilim hep dinden uzak olmakla ilintilenmiş. Geçenlerde TV'de Kemalist bir hanımefendi, kendisinden çok daha fazla dünyayı takip eden ve geniş fikirli başörtülü bir hanımefendiye: "Sen evrime inanıyor musun, onu söyle bakalım..." diye baskı yapıyordu. Üniversite'de inşaat bölümünde bir hocamızın dış kapısında da hep "Evrim İspatlandı!" gibi "müjdeli" haberler bildiren makaleler olurdu. Ne işi var inşaat bölümü hocasının kapısında evrim makalesinin demeyin... Bizde evrim+din karşıtlığı+Kemalizm(?) mezc olmuştur. İlginç bir karışım, ama garip ülkemde tek ilginçlik bu değil ki... Evrim konusunda "uzman" profesörlerimiz daha hala Haeckel çizimlerini üniversitelerimizde evrime delil olarak okutmaktadır. Diğer yandan bir başka profesör kitabında yaratılıştan da ayrı bir teori olarak bahsettiği için üniversiteden kovuluyor.
Mustafa Akyol, Türkiye'de çok önemli bir misyon ifa ediyor. "Materyalizm" bağnaz inancının bilimin önünde nasıl engel teşkil ettiğini ortaya koyarak, objektif ve özgür bilimsel felsefenin öncülüğünü yapıyor, din-bilim çatışması olarak lanse edilen problemin yanlış olduğunu ortaya koyuyor. İşin acıklı noktası şudur ki, bu konular üniversitelerimizde tartışılamıyor, konuşulamıyor. Bu panelleri üniversitelerimizin organize etmesi gerekirken bir araştırmacı gazeteci tarafından organize edilmesi Türk bilim ve üniversite camiasının ayıbıdır, Türkiye'deki ideolojik ve bağnaz zihniyetin bizi getirdiği durumdur.
Neden MIT, Cambridge, Oxford, Harvard en iyi üniversiteler olarak seçiliyor da bizim üniversitelerimiz en iyi 500 sıralamasında gözükmüyor sorusunun cevabıdır. Teziç, sıralamayı kim, hangi amaçla yapmış ona bakmak lazım demiş. YÖK başkanının açıklamasına bakar mısınız? Saç, baş yolmamak elde değil.

Yazan: blue Tarih: February 26, 2007 11:49 AM

Evrim sadece Bush amerikasinin texas gibi ic kisimlarinda degil, türkiyede de hararetle sorgulaniyor anlasilan..hadi hayirlisi..

bilim ne din taraftari ne de karsitidir..la-dini, yani dinden nötral bir alandir..Dogmatik ön kabullere dayanan dinin felsefe ile de pek ortakligi yok

yalniz türkiyede kemalizm adi altinda yürütülen otoriter formlarin positivist-materialist-ateist olarak degerlendirilmesi de ne derece dogrudur bilemiyorum..lakin kemalizm ve laiklik, bunu savundugunu iddia edenlerce bizzat bir din haline dönüstürülmüstür...kemalizm ve laikligin günümüz türkiyesinde görülen patolojik halleri, positivist olmalarindan degil, tam tersine bir din gibi yasanmalarindan, din kategorisine yükseltilmis olmalarindan kaynaklaniyor bence..

Yazan: dogutuncer Tarih: February 26, 2007 04:00 PM

Bilimin evren yasam hakkindaki bulgulari bilimsel yani gozlem ve deneylere dayali bulgulardir ve hicbir dine ya da inanca ya da bunlara karsi olan iddialara uygun dusmes. Bilim, bulgularinin herhangi bir inanca uygun dusup dusmesiyle ilgilenmez. Bu sadece Mustafa Bey sizin ya da baskalarinin yakistirmalari, benzetmelri ve yorumlaridir. Bilim dinlere bagdastiralamaz. Oyle olsa idi bilim diye bir kavram olmazdi zaten, her sorunun cevabi, Allah bilir, olurdu. Halbuki isanlari aydinlatan bilimdir sizin vermis oldugunuz ornekteki gibi, suyun kac derecede kaynadigini arastirip bulmustur ve kanitlamistir. Din buna cevap vermez demek bence yanlis olur, daha dogrusu din buna cevap veremez desek daha dogru olur. Butun evreni ve insanlari Allah'in yarattigina inanlar icin suyun kac derece kaynamasi onemlimi? Onun da sorusu Allah bilir olabilir. Demek istedigim Allah inanci olan bir insan gelismek aydinlanmak istiyorsa bilime mutactir fakat bilim herhangi bir dine ya da inanca muhtac degildir ve bulgularini bunlara uygun dusurmeye de calismaz. Su anda dunyanin bulundugu teknolojik seviyeyi bilime borcluyuz. Bilim adamlarinin inanclarinin ne oldugu onlarin bilimsel arastirmalrina etki etmez cunku herhangi bir teory ya da bulusu sonucta bilimsel deney ve delillerle ispatlamasi gerektigini bilir. Herhangi bir bilim adaminda sonradan tanri inanci olusmasinin bilimle hicbir alakasini goremiyorum bu tamamen kisiseldir. Bunun tam tersi de olabilir. Ayrica bilim herseye cevap veremeyebilir fakat bilinmeyeni arastirmaya devam eder. Fakat dinler icinse bilinmeyenin cevabi hep Allah'a dayandirilir. Akilli Tasarim gibi, herhalde bu akilli tasarim teorisinde akilli tasrimcinin uzaylilar oduguna inanilmiyor muhakkak bir yaraticiya hitap ediyor. Akilli Tasarim demekki bilimsel kanitlarda yetersiz kaliyorki hala kendini bilimsel bir teory olarak kabul ettirtemiyor. Halbuki yeterli bilimsel aciklamalara ve kanitlara dayali teorileri bilim asla reddetmez, reddedemez. Ama bu teorinin arkasinda inanc varsa bu teorinin bilimden uzak tutulmasi gerekir. Evreni ve canlilari Allah yaratti dedigimiz zaman bu inanc olabilir, bilgi degil. Cunku baska inanclarda bu tanim farkli olabilir. Bilgi evrenseldir fakat inanc evrensel degildir, cunku kisiden kisiye gore degisir.

Yazan: gunka Tarih: February 26, 2007 05:52 PM

Arkadaşlar,

Bırakalım etrafında dolaşıp durmayı da asıl konuya gelelim. İnsanoğlunun kafasını meşgul eden "nereden geldin, burada amacın nedir ve nereye gidiyorsun" şeklinde üç büyük soruya Hz. Muhammed'den (s) daha ikna edici, daha mantıklı cevap verebilen var mıdır? 15 asırdan beri en akıllı insanların dahi ittifakla kabul ettikleri bu zatın, söylediklerinde en küçük bir mantıksızlık veya hata bulabilmek mümkün müdür?

Yetiştiğiniz çevrenin, sahip olduğunuz kültürün veya kibrinizin etkisiyle kolayca inkar edebilirsiniz. Ama bu kadar basit değil. Bu zat (s) bizleri Allah'ın yarattığını, belli bir mühlet vererek dünyaya gönderdiğini, buradaki amacımızın O'nun rızasını kazanmaya yönelik bir hayat yaşamak olduğunu ve ölüp buradan ayrıldıktan sonra da yaptığımız işlerin hesabını vereceğimizi ilan ediyor. Yani üç büyük soruya aklı olanın derhal kabul edeceği üç müthiş cevap veriyor. Buna dogma demek, akılsızlıktan başka nedir?

Kainatı bütün düzeni ve mükemmelliğiyle BİR Allah'ın yarattığı apaçık ortada değil midir? Buna inanmak için laboratuara girip, gözlem ve deney mi yapmak gerekiyor? Zaten bütün bilimler bize onun kusursuz düzenini anlatmıyor mu? Hiç bir şeyi başıboş ve anlamsız bırakmayan Allah, insanları başıboş ve amaçsız bırakır mı? Hz. Musa'yı, Hz. İsa'yı da O göndermedi mi? Son din olarak İslam'ı, son peygamber olarak da Hz. Muhammed'i göndermedi mi? İşte 1500 senedir gönderilen ne yeni peygamber var, ne de yeni bir din. Bu 3 peygamberi Allah göndermiştir ve onlarla insanlara mesajını iletmiştir.

İnanmak çok zor değil. Mükafatı ise çok büyük. Cezası ise çok ağır. Allah hepimize hidayet ve rızası istikametinde hayat nasip etsin. Amin.

Yazan: bülent Tarih: February 26, 2007 07:21 PM

sayın Mustafa Akyol,
Panteizm , Panenteizm , Agnostisizm , Spritüalist,Deiat vs.vs.kavramlarına pekte aşina olmayan zihnimin kavram kargaşasına gayet anlaşılır ve akıcı bir uslupla açıklama becerinizi şükranla karşıladığımı söylemek isterim.
çok fazla cezbedici olmasada benim olaya bakış açım felsefi yada bilimsel ihtimaller zincirinin karışık kombinasyon olasılıklarının ortaya çıkardığı "artık inanmamız lazım" görüşü değil,iman çerçevesinde olacaktır.
Takdir edersiniz ki bilim hiçbir zaman yaratıcının varlığını tartışılmaz kanıtlarla ispatlayamayacaktır, tıpkı varolmadığını ıspatlamayamacağı gibi.bu sebeple problem inanmak yada inanmamak çerçevesinde gelişecektir.kaldı ki varlığı kesinlikle ispatlanmış bir yaratıcıya iman etmeme lüksümüz kalmayacağı için durumun nihayetinde bilimin uğraşısının düğümleneceği nokta sorunun iman sorunu olduğu gerçeği olacaktır.
Mustafa bey giriş konuşmanız konferansın mükemmeliği hakkında fikir sahibi olmamı sağladı, bulunmayı çok isterdim..
Selamlar ve Başarılar

Yazan: vedat Tarih: February 26, 2007 08:29 PM

Sayın gunka,
"Oyle olsa idi bilim diye bir kavram olmazdi zaten, her sorunun cevabi, Allah bilir, olurdu"

üstteki yorumunuzda şöyle bir yazı war!biraz klasik olucak (bunu herkes söylediği için)ama ben gene söylemek istiyorum..Kur'an'ın ilk emri "Oku"'dur.Ayrıca peygamberimizin hadislerinde de "ilim'e" yani şu anki ismi "bilim'e" ne kadar önem werildiğini araştırırsanız öğrenirsiniz.Zaten Allah erkeğe ve kadına ilim'i farz kılmıştır.Bilim tabii ki sorguluyacaktır fakat bir bilim adamında manevi bir yan da olmalıdır.Sayın alparslan hocamın konferansta dediği gibi "bilime din karışmaz" diye laf çıktı ondan sonra milyonlarca insan öldü.

Allah bizden her sorunun cevabını "Allah bilir" dememizi istemiyor ki..Araştırın,okuyun,çalışın,bulun diye bize emrediyor!Türkiye'de sırf biyolojik bilimler yok tıbbi bilimler mühendislik bilimleri ve daha yüzlerce sayabiliriz.Bunların kaçında din ile ilgili bir çelişme tartışma duydunuz Türkiye'de?
Kanseri yenmeye çalışılıyor,hücrenin yapısı inceleniyor,hayvan insan bitki fizyolojisini inceleniyor,tarih ilmi yapılıyor.
Bunlar yapılırken dini kesim bunlara neden karşı çıkmıyor?
Tarih'i araştırma Allah bilir geçmişi mi diyoruz?Kanser'i yenmenin yollarını araştırma Allah kanseri yaratmış kabullenecez mi diyoruz?
Hücredeki sistemleri organelleri araştırma Allah bilir mi diyoruz?

Ayrıca "Butun evreni ve insanlari Allah'in yarattigina inanlar icin suyun kac derece kaynamasi onemlimi? Onun da sorusu Allah bilir olabilir"
şöyle bir cümleniz de var..Bu yorum bölümünü tartışma ortamına dönüştürmek istemiyorum ve düşüncelerinize saygı duyduğum için size kibarlıkla cevap wermek istiyorum fakat bu üstte belirtmiş olduğum yazı mantık sınırlarını fazlasıyla zorluyor ?

Yazan: lagrima Tarih: February 26, 2007 11:06 PM

Sayın gunka,

Bilimin vardığı nokta giderek 'herşeyi Allah bilir'e doğru kayıyor. Bilimin her şeyi açıklayabileceği düşüncesi nakavt olöuş durumdadır. Konferansın ses kayıtlarını dinlerseniz bu klişenize verilmiş güzel cevapları öğrenme fırsatınız olacak.
Tanrı inanışımızın kaynağı bilimdeki boşluklar değil, velakin bilimdeki boşluklar da o kadar büyük ki 'bilim her şeyi açıklar' demek noktasında 100 yıl öncesine göre daha fazla 'objektif'iz.
Hz. Ali, 'İlim bir noktaydı, insanlar onu büyüttü' demiş. Bilim 'her şeyi' açıkladıkça 'bir şey'e doğru kayıyor.
Evet, Cambridge, Harvard, MIT, Oxford profesörleri araştırdıkça aynı şeyi söylüyor:
'Her şeyi Allah bilir...'

Yazan: blue Tarih: February 27, 2007 12:16 AM

konu ile ilgili tartismalarda dikatimi ceken bir husus var:
Bilim ile Din birbirine rakipmis, birbirine alternativmis gibi sunuluyor.."Bilim hayata, evrene dair sorulara mutlak anlamda cevap veremez, her zaman bir acik kapi birakacaktir o halde cözüm din de, huzur dinde demek gibi bir söylem mi bu?

Bilim dine alternativ bir disiplin degildir..Dinin bilimden bagimsiz bir varolus ve mesruiyet alani vardir ve böyle de sürecektir..Bu olguyu Hristiyanlik coktan kabul etti ama Islamiyet de bilimle rekabet ve kavga etme durumu devam ediyor.. Dini mutlaka bilimle ispatlamaya calismak seklinde zoraki bir psikolojik mekanizma müslümanlarda oldukca yaygin..

Yazan: dogutuncer Tarih: February 27, 2007 01:57 AM

Dogutunce Bey,



Din ile bilimin birbirinden bağımsız olması gerektiği konusunda sizinle hemfikirim. Bu bağlamda din bilimin konularına müdahele etmemeli, aynı şekilde bilim de dine cephe almamalıdır.



Darwinizm dinin konusuna dair açıklamalarda bulunuyor. Ve bunu bilimmiş gibi yapıyor. Egemen medya darwinizmin yalanlarını büyük bir coşkuyla destekliyor. Dini inançları olan insanlar bu saçmalığı görünce darwinizme karşı görüş bildiriyor. Böyle olunca siz (ve sizin gibiler) "din bilime alternatif değildir ki neden bu konuya karışıyorsunuz" gibi itirazlarda bulunuyorsunuz.



Müslümanların (ve ehli kitabın) itirazı bilime değildir, bilimmiş gibi topluma yutturulmaya çalışılan darwinizmedir.



"Dini mutlaka bilimle ispatlamaya calismak seklinde zoraki bir psikolojik mekanizma müslümanlarda oldukca yaygin." demişsiniz. Bir şeyi ispatlamak, akıl ve mantıkla kabul etmek için elimizde bilimden başka ne vardır? Ya da bu insanlar dinin nesini bilimle ispatlamaya çalışıyor?



Dine ait namaz, oruç, zekat gibi konuların bilimsel yönü, yani namaz ve orucun psikolojik ve bedensel faydalarının, zekatın sosyolojik faydasının incelenmesi, vs. Bu mudur?



Yoksa bilimdeki her gelişmenin bize yeni hayret verici, muhteşem bir düzeni göstermesi ve bunun ancak Allah'ın varlığı ile izah edilebileceği yargısını mı kastediyorsunuz?



Bilim ve din birbirinden ayrıdır ama birbirini destekler. Din insanları bilime, araştırmaya, okumaya yöneltir. Kur'an'da bununla ilgili çok sayıda ayet vardır. Bilim ise bütün ihtişamıyla Allah'ın kainat kitabını gözler önüne serer. Bilim din çatışması müslümanların değil, ateist darwinistlerin problemidir. En büyük arzuları dinle bilimin çatışmasıdır. Bu olmayınca türlü türlü ilüzyonlara, hokkabazlıklara başvururlar. Medyayla, toplum mühendisliğiyle dinle bilimi karşı karşıya getirmeye çalışırlar.

Yazan: Bülent Tarih: February 27, 2007 02:55 PM

Mucize ni okuduk ve iman ettik şükürler olsun ya Rab.
Felsefi olmak gerekirse; iman etmek üzere beni seçtiğin için şükürler olsun ya Rab.
Bilimsel olmak gerekirse; Nasıl yaşayacağımı, niye iyilik veya kötülük yapacağımı bildiğin halde, yine de bana ömür verip dünyaya gönderdiğin için şükürler olsun ya Rab.

Yazan: Soner Bayrak Tarih: February 27, 2007 03:51 PM

Öncelilkle böyle başarılı bir organizasyon tertip ettikleri için Sayın Akyol'a ve emeği geçenlere sonsuz teşekkürler.

İlgimi çeken bir nokta;

''Dikkat edilirse din, felsefe ve bilim farklı bilgi kaynaklarına dayalıdır. Dinin kaynağı vahiy, felsefenin kaynağı akıl, bilimin kaynağı ise deney ve gözlemdir.''

Bu ifadeler şüphesiz doğru şeyler anlatıyor fakat benim eklemek istediğim bişeyler var.

''Dinin kaynağı vahiy, felsefenin kaynağı akıl, bilimin kaynağı ise deney ve gözlemdir.'' ifadelerinden dinin akılla özde bir ilişkisi yokmuş gibi bir anlam sezinleniyor ve bu saha tamamen bilime bırakılmış görünüyor halbuki dinin kaynağının vahiy olması kaynağının bizzat akıl olmasına mani değildir şöyle ki vahiy bir bilgi sistemidir ve bu sistem insan aklına hitap eder vahiy ancak akılla anlaşılabilir yani durum bilim dediğimiz sahadan ayrı değilidir bu noktada bilim dediğimiz şeyinde aslında bir bilgi yığını olduğunu hatırladığımızda vahyden temel noktada bir farkı kalmamaktadır yani Muhiddin'i Arabi'nin ifadesiyle din müsbet bir ilimdir.Buradanda anlaşılacağı üzere dinin bir kaynağıda akıldır çünkü vahiy aklın süzgecinden geçerek hakikat olarak şahsiyetlenir.

Buna ek olarak buyrukların kantitatif sonuçlarını hemen göremiyor olmamız dinin bilimin yani gerçekliğin dışında olduğu anlamına gelir mi?Yani dine irrasyonel denilebilir mi? Hayır denemez böyle bir iddianın kanıtlanması için bilimin herşeyi kuşatması ve açıklaması gerekir yani bilimin vahyin haberlerinide içine alacak şekilde nihai noktaya ulaşması ve bu buyrukları yalanlaması gerekecektir dinin haber verdiği bazı bilgileri şuan klasik ifasi ile aynel yakin/bizzat müşahede ederek bilemiyor olmamız bunların olmadığı ya da yanlış olduğu anlamına da gelmez.

Sevgi Saygı ve Başarılar...

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: February 27, 2007 04:38 PM

Ben dine inanamaya karsi degilim,aslinda bir nevi islama inaniyorum yani dünyada rastlantilarla aciklanamiycak güzellikler ve komplike düzenler olduguna inaniyorum...fakat islama inandigim icin kafamdaki sorulari silmiyorum,mesela neden semavi dinler sadece orta dogu denilen bölgeye gelmistir?acaba önceleri süleyman peygamber gibi ayni zamandakralolan kisilere peygamberlik gelmistir?acaba kendilerini ayni zamanda dinsel ulasilamz bir statüye koyma cabalarimidir?yada kurban kesmek nicin gereklidir?eski inanclarimizdna gelen bir aliskanlikmidir?ozaman buzdolaplari olmadigina göre fakirler icin denilmesi abesttir diye düsünüyorum..cünkü bir günde tüketilmesi gereken bir besindir et özelliklede 35-40 derece cöl sicaginda..mesela neden chine yada güney amerikaya bir semavi din gelmemistir?onlarin putperest inanclari yokmuydu?bütün peygamberler orta doguya gelmistir?mesela orta doguya gelmis bir peygamberin zamanin kosullarina gåore ulasim imkaninin olmadigi güney amerikaya gelememesinin ve ordakilrin putperest inanclarini devam ettirmesi onlari günahkar yaparmi?islamin uzak diyarlara ulasmasi ancak 1000 - 1200 yil ile mümkün hale gelmesi gecen zaman diliminde o toplulukleri günahkaryaparmi?cünkü peygamber onlarin topluluklarina gönderilmedi vs..gibi pek cok soru var kafamda o yüzdende islama hala inanmakla birlikte kafamdaki bu sorularin yaanitini aramakla mesgulum ..bildiginiz gibi günümüz insani olan homa sapiens sapiens in tarihi 200 bin yil öncesine gitmesine ragmen semavi dinler insanlik tarihini 6000 yillik bir gecmise dayandirmaktadir..bunlar nedense hic bir ortamda konusulmayan konular olarak kalmaktadir daha gereksiz tartismalar yapilmakta fakat bunlara deginilmemektedir sebebini merak etmekteyim?bu gibi konularda cevabi olanarkadaslarin yanitlarini bekliyorum herkeze sevgiler..

Yazan: muzzi Tarih: February 27, 2007 06:30 PM

Bülent Bey,

Bilimin Dine cephe aldigini düsünmüyorum. Yalniz bilimin bulgulari ve tezleri-teoremleri dinlerin kabul ve varsayimlarini dogrulamayip, hatta tersi seyler söyledigi zaman dinler ve dindarlar bunu bilimin dine cephe almasi ve saldirmasi olarak degerlendiriyorlar..

darwininizm ve darwincilikten kasit nedir tam bilmiyorum, insanin evrimsel atasi sayilan maymun mu kastedilen? insani esrefi mahlukat olarak gören dinlerin bunu hakaret olarak degerlendirmesi dogaldir..
ben tabii doga bilimcisi, bilimler tarihcisi falan degilim..ama bildigim kadariyla : hic bir bilimsel teori mutlak cevaplar vermeyecegi gibi, darwinin yasamin kökenine dair teorileri de herseyi cözüp kesin cevaplar vermiyorlar...bu gün darwin dünyanin ciddi egitim kurumlarina sahip her ülkesinde okutuluyor..ikincisi, bilimlerde hic bir teori, hic bir gelinmis asama ilerde yanlislanip cürütülmez... daha ziyade yeni teori ve bulgular eskilerini genisletir, sinirli perspektiflerden yapilan aciklamalara yeni perspektifler ekleyerek daha kapsayici aciklamalar yaparlar, ama onlari tamamiyle yadsiyip yanlislamazlar...

Yazan: dogutuncer Tarih: February 28, 2007 03:01 AM

Sayın Doğutuncer,

"darwininizm ve darwincilikten kasit nedir tam bilmiyorum, insanin evrimsel atasi sayilan maymun mu kastedilen? insani esrefi mahlukat olarak gören dinlerin bunu hakaret olarak degerlendirmesi dogaldir.."


Bence doğal olmayan sizin bilmediğiniz konular hakkında yazma cesaret göstermenizdir.(Darwinizme göre de insanın evrimsel atası maymun değildir, maymunlarla insanların atasının "ortak" olduğunu öne sürer darwinizm; her ne kadar bu ortak ataya dair bir kanıt bulamasa da.)

Ne darwinizm ne de İslam'ın yaşamın türeyişi konularındaki farklı yorumları ile ilgili bir bilginiz olmadan yazıyorsunuz.

Başlangıç noktası olabilir sizin için:

http://www.dusunceler.org/2007/02/16/islam-evrim-ve-bir-konferans/

Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 28, 2007 12:56 PM

Bilim ve din konusundaki tartismaya ilgisine binaen:


“Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” Konfransı’ndan izlenimler, yorumlar

Geçen hafta sonu gerçekleşen “Yeryüzünde Yaşamın Kökeni” konulu konferanstaki konuşmaların ana fikirleri ve kısa özetlerini Mustafa Akyol Sitesinde sunduğu için ben tekrarlamayacağım. Aşağıdakiler kendi izlenim ve yorumlarımdır.

Konferansı aydınlatıcı, düşünmeye sevk edici buldum. Bilmediğim bir iki şey de öğrendim. Paul Nelson’un konuşmasında bahsettiği Lambert Deneyi özellikle etkileyici idi (bu arada Nelson’u yabancı katılımcılar arasındaki en mütevazı ve sevimli kişi bulduğumu da ilave edeyim. Berlinsi ve Lennox biraz “full of themselves” idiler). Bu deneyde DNA’nın oluşumunda rol alan ve oluşum sırasında üretilen ‘editing enzymes’ (reaksiyonu düzenleyici enzimler- bir çeşit katalizator) varlığı indirgenemez karmaşıklığın göz gibi ileri bir yapıya mahsus olmadığını, indirgenemez karmaşıklık için mikrobiyolojik delil olarak sunulan flagellum (bakteri kamçısı) ndan dahi önceki safhada, ilk yapı taşlarının oluşumunda mevcut olduğunu göstermesi bakımından önemli idi.

Bütün konuşmalardan vardığım sonuçlardan biri: Bu savaş öncelikle bilim dünyasında yapılmalı. Metodolojik natüralist “bilim” tanımının değiştirilmesi en önemli engeli ortadan kaldıracaktır. Bu ise kitleler değil bilim “establishment”i içinde verilecek bir savaştır. Akyol’un sitesinde diğer yerlerde şıkça duyduğumuz “baksana ünlü bilimciler katılmıyor” argümanı da bu kanaati doğrular nitelikte. Maalesef, herkes delilleri kendi inceleyip karara varamayacağına göre “önemli birilerinin” onlar için düşünüp “evet hakli şüpheler var” demesi gerekiyor.

Radikal gazetesinin baş bilimcisi İsmet Berkan, Turker Alkan’in “din ve bilim kesişmeyen kümelerdir” ve amiral gemisinin büyük bilim adamı Ozdemir İnce’nin “bilim dini reddeder” argümanları göz önüne alınırsa Lennox’un konuşmasındaki “bilim dini reddetse idi bilim adamlari arasinda dindar da ateist de, agnostik te olmasini nasil aciklariz” sorusunun özellikle Türkiye’ye uygunluğu fark edilir. Mustafa Bey’in vurgusu ve Jastrow’dan naklettiği “… Aklın gücüne inanarak yaşamış bir bilim adamı için, serüven beklenmedik şekilde sona erer. O cehalet dağlarını tırmanmıştır; en yüce zirveyi fethetmek üzeredir, en son kayaya doğru kendini çeker ve tam o sırada, asırlardır orada oturan bir grup ilâhiyatçıyla karşılaşır.” darb-i meseli çivinin tam da tepesine inen çekiç idi. Şu ana kadar İslam’ın öğretileri ile çelişen bir bilimsel bulgu ortaya çıkmadı.

Bir de Akilli Tasarım (AT) hareketi’nin şu ana kadar takip ettiği yöntem üzerine not.

Kanaatim odur ki AT savunucuları “AT Teorisi” etiketli fazla iddialı bir çıkış yerine Darwin’i sorgulamak ile işe başlayıp “AT de Darwin’in alternatifi olarak okutulsun” yerine “Darwin’in yanlışlıkları, açıklıkları da okutulsun” gibi daha mütevazı bir talep ile işe başlasalar idi daha fazla yol kat ederler idi. Tabii seleksiyon ve rasgele mutasyon mekanizmaları çürütüldüğünde başka da alternatif sunulmadığına göre tasarlanmışlık mantıki sonuç olurdu. Yanlış veya doğru Darwin’in birçok önermeleri var. AT ise şu noktada “bunlar yanlış, bu mekanizmalarla ne ilk canlı oluşur, ne de yeni türler oluşur” diyen bir antitez. Buna “teori” etiketi koyulması evrimcilerden “peki nasıl oluştu siz açıklayın bakalım” sorusuna zemin hazırladı. “bizim açıklamamız yok, o inanışınıza kalmış” cevabini verdiğiniz için onlar da “o zaman bilimsel bir teoriniz yok” diyebiliyorlar. Sanıyorum AT hareketi de bu yönde geri adim atıyor ve AT teorisi yerine “Darwin’in yanlışları” gibi daha mütevazı etiketler kullanıyor. Bunda ABD’deki şu meşhur “Panda Mahkemesi” (Kitzmiller v. Dover Area School District- AT’nin “bilim değil dini inanış” hükmüne vardığı mahkeme) etkili oldu. Aslında temel argümanlarda değişen bir şey yok; stratejik bir ambalaj değişikliği olay. Nitekim konferansın ana teması da “her türlü evrimi reddetme” değil “Darwin’in evrimini” reddetmek idi. Bu daha doğru strateji kanımca. Bu strateji “400 bilim adaminin Darwin şüpheleri” bildirisini üretti. Nitekim konuşmacılarla konferans sonrası sohbetimde aralarında AT’nin bir “teori” olarak sunulup sunulmaması konusunda fikir ayrılığı olduğunu fark ettim. Nelson “henüz teori olmadığı, başlangıç safhasında olduğu” fikrinde iken Lennox aksi görüşte idi.

“Bilimde test edebilirlik ve yanlışlanabilirlik” üzerine bir kaç not:

Nihai tahlilde usul ile muhtevayı karıştırıyorlar evrimciler (karıştırmadıkları halde kasıtlı olarak kullanmadıklarını varsayarsak) Bir argümanın, hipotezin, teorinin, insan aklının ürettiği değişebilir tanımlar baz alınarak “bilimsel olup olmadığı” (yani insan aklının ürettiği değişebilir tanımlar) üzerinden doğru veya yanlış olduğuna karar verilmez. Hakikat arayıcısı “ikna edicimi değil mi” sorusuna cevap verir akil ve kalp gözü ile (Acikgenc’in bahsettiği gibi). Newton’dan önce de, yani olay henüz “bilimsel” değil iken insanlar ağaçtaki elmanın başlarına düşeceğini biliyorlardı. “bilim tanımına girmiyor, üzerinde konuşmaya değmez” demek yerine argümanların liyakatini değerlendirmek gerekir. Sizler robot değilsiniz. Eğer makul bir argüman “bilim” tanımına girmiyorsa kendi bilim tanımınızı kullanın. Bu sorular Nelson’un konuşmasında da üstü örtülü olarak soruldu: “Örneğin gelişigüzel bir taş yığınını doğal sebeplerle (rüzgar, yağmur, yerçekimi vs.) açıklayabilirdik, ama taşların düzenli bir biçimde bir araya getirilmesiyle oluşturulmuş bir kompozisyon gördüğümüzde, bunun akıllı bir sebebin ürünü olduğunu hemen anlıyorduk. Aynı akıl yürütme biçiminin adli tıp, arkeoloji, dünya dışı akıl araştırmaları gibi farklı bilim dallarında kullanıldığını vurgulayan Nelson, “neden aynı yöntemi biyolojide kullanmayalım” diye sordu. Bunun tek nedeni, “biyoloji canlıları sadece doğal sebeplerle açıklar” şeklindeki “bilimsel” kuraldı. “İyi ama kanıtlar bizi aksi yöne götürüyorsa niçin bilimi bu gibi kurallarla sınırlamalıyız” diye sorguladı Nelson” (Mustafa Akyol’un özetinden) . Metodolojik natüralizm bilim tanımı tabumudur? Sen yaptın bu tanımı baktın ki doğru arayışı için yetersiz, değiştir.

Prof. Acikgenc’in “… Allahlım faydasız ilimden, ürpermeyen gönülden, doyma bilmeyen nefisten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım” (Müslim, Zikir, 73), sekindeki Peygamber Efendimizin (sas) duasında İslam’ın ilime bakisi da özetleniyordu. Acikgenc buna karşılık kendisi bir bilim tanımı sundu ama not edemedim (içinde “düzenli bilgi kümesi” geciyordu). Tanımların sonuçta düşünceleri, bilgileri organize etmek için bir araç olduğu düşünülürse “hakikat arayıcısı” için tanımların sınırlayıcı olmaması gerektiği kanaatindeyim. Bu gün “her şeyin teorileri” nden (Theory of Everything veya TOE) biri olan, bildiğimiz dört boyuta ilaveten gözlemleyemediğimiz 6 boyutun daha olduğunu öngören supersicim teorisi, madde ile ötesi arasındaki sınırı, birçok natüralisti endişelendirir derecede bulanıklaştırıyor, tanımın yetersizliğini gösteriyor. Bu da sizin “gözlemlenebilirlik” veya “test edilebilirlik” veya yanlışlanabilirlik kriterlerinize uymuyor sayın materyalistler.

Gerek konferansta gerek genel evrimi-tasarimmi tartışmalarında üzerinde çok az durulan muammanın “hayat” in kendisi olduğu düşüncesindeyim. Kanaatimce “evrimin” üzerine oturduğu zemin ve en zayıf halkası ilk halkası yani “hayatin oluşmu” dur. Evrimcilerin “hayat”ın nasıl oluştuğunu açıklamak şöyle dursun bir “hayat” tanımları dahi yoktur. Ancak “önce genlermi oluştu yoksa metabolizmamı” sorusu ile, yani bir “reverse engineering” (geriye donuk mühendislik) mantığı ile canlının özelliklerinden hangisinin önce geldiği soruları ile ise başlayabiliyorlar ve cevap bulamıyorlar. Abiyogenez mekanizması adı altında ilk canlının oluşumunu açıklarken olaya sadece bir arabanın önce parçalarının tesadüfen moleküllerin bir araya gelmesi ile oluşumunu, sonra da bu parçaların kendilerini birbirine monte ederek arabayı oluşturduğunu iddia ediyorlar (ki bunun istatistiksel olarak sonsuzda bir ihtimal olduğunu hesaplandı). İlk canlıyı bir mekanik yapı olarak gören bu düşünce sahipleri “peki ilk canlının oluşması için gerekli bütün parçaları yan yana koyduk, monte ettik, o’na hayat üfleyen nedir” veya “cansızlıktan canlılığa geçisin tanımı nedir” sorularını cevaplamak şöyle dursun sormuyorlar dahi. Biyologlar birçok “ölu” organizmalarda “canlı” halinden anatomik olarak hiçbir farklılığının olmadığını gözlüyorlar. Peki eksilen nedir? “hayat” bittiğinde bedenden ne çıkmıştır?

Kaynak:
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/02/27/%e2%80%9cyeryuzunde-yasamin-kokeni%e2%80%9d-konfransindan-izlenimler-yorumlar/

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: February 28, 2007 02:02 PM

Bütünü bilmek parçaları anlatırken her detaya hakim olmayı imkanlı kılıyor.Bence Mustafa Akyol detaylarda bu yüzden çok hakim kutlarım.yolunuz daha da başarılı olsun.
Hani bizlere bir vazife düşerse şeref duyarız.

Yazan: salih N. Tarih: February 28, 2007 04:04 PM

Mustafa Beye ve ilgililere bu programdan dolayı tekrar teşekkürler..devamını büyük bir heyacanla bekliyoruz..diğer konferanslar için birkaç küçük tavsiyem olacak..

evrim teorisi ile ilgili Teoman Durali Beyin mutlaka çağrılması gerekir diye düşünüyorum..hem biyolog hem felsefecidir..özellikle evrim teorisi üzerine yoğunlaşmıştır..evrim teorisinin bilime katkılarını ve bu teoriye nasıl bakmamız gerektiğini öğretir..Din başlığı altında din felsefesi hocası Prof.Necip Taylan hocadan çok istifade edebiliriz.Düşünce tarihinde Tanrı Sorunu isimli bir kitabı var..Tanrıyla sorunu var bu hocanın,çok esprilidir aynı zamanda..Mistik düşünce ve İslam felsefesi alanında Prof.Mahmut Erol Kılıç Hoca'yı mutlaka gençler tanımalı..ilgililere duyurulur:)

Mustafa Beyin giriş yazısına çok fazla bir itirazım yok..büyük memnuniyet duydum..gelemedim ama dualarımı gönderdim..

yorumcular içerisinde Ateist olduğunu söyleyen yorumcu çok dikkatimi çekti.rumuzunu okuyamadım.kusura bakmasın.

Teizm Tanrıcılık olarak tanımlanmış sn. Akyol tarafından ,doğrudur..Ateizm ise teistik inanışın reddidir diyor yorumcu..

çok ilginç birşey söyleyeceğim..ben bu tariflere bakınca kendimi ateist arkadaşın safında görüyorum..çünki ben bir teist değilim..ateistim..
Tanrıcılığa karşı çıkıyorum..

fakat hemen akabinde şunu söylüyorum..LA İLAHE İLLA ALLAH..MUHAMMEDEN RESULULLAH..

bütün Tanrıları reddediyorum..yalnız Allah vardır diyorum tüm zerrelerimle.

benim inancıma göre İslam semavi,göksel bir din değildir..bu yüzden 3 ibrahimi din tanımını inancıma göre kabul edemiyorum..Allah katında tek bir din vardır..O da İslamdır..İslam bir sistemin adıdır..yaratılış sisteminin adı..sonuçları ileride yaşanacak..planın dünyaya ait kısmı var dünya sonrasına ait kısmı var.ikili bir sistem ve bu sistemi kuran göksel bir Tanrı değil..

Hristiyanlık ve yahudilikte Tanrının gökte bir makamı olduğuna inanılır.Tanrının oğlu kızı vardır.Tanrı bizden uzakta gökte bir makamdadır..Tanrıcılıkta dışarda,uzakta bir Tanrıya tapınılır..teizm böyle bir inançtır..

benim anlayışıma göre İslamın asıl amacı bu Tanrıcılıkla mücadele etmekti..çünki putperest toplum bir Tanrının varlığına inanıyordu..ateist değildi ki..amaç sadece taştan putları kırmak mıydı acaba?..

hedef doğru bir şekilde yaratıcıya inanmak..inanç hatalarını gidermek..hitabet ustası,ilmin kapısı Hz.Ali efendimiz Allah'ı şöyle anlatıyor Nehcül belaga'da..
-------------------------------------------------
Dinin evveli onu tanımaktır. Tanıyışın kemâli, onu tasdik etmektir. Tasdik edişin kemâli, onu bir bilmektir. Bir bilişin kemâli, ona karşı öz doğruluğuna ermektir. Öz doğruluğunun kemâli onu noksan sıfatlardan tenzîh etmektir.

Onu vasfetmeye kalkışan, onu bir başkasına eşit etmiş sayılır. Başkasını ona eşit sayan, ikiliğe düşmüş olur. İkiliğe düşen, tecezzîsini kaail olur;(yani parçalamış olur) tecezzîsini kaail olan, onu tanımamış olur. Onu tanımayan, ona cihet isnat eder, ona işaret eyler. Ona işaret eden, onu sınırlar. Sınırlayan, sayıya sokar. Her nerde derse, onu bir yerde sanır, ona mekân isnat eder; bir yerde diyense, başka yeri ondan hâlî sanır.[19]

Vardır, yaratılmaksızın. Mevcuttur, yokluktan var olmaksızın. Her şeyle biledir, beraber değil. Her şeyden gayrıdır, ayrı değil. İşler yapar; harekete, âlete muhtaç olmadan. Görendir, görülen yokken. Birdir, bir varlığa muhtaç bulunmadan, hiç bir varın yokluğunu garipsemeden. Halkı yarattı, yaratmaya koyuldu, düşünüp kurmadan, işe deneyişten faydalanmadan, bir harekete, âlete muhtaç olmadan işe koyulmadan, koyulup yorulmadan. Her şeyi vaktinde yarattı, birbirlerine aykırı olan şeyleri birleştirdi, uzlaştırdı. Her şeyde bir istîdat, bir tabiat yarattı; her şeyin maddesini ona göre düzdü-koştu. Her şeyi olmadan bilendir O; sınırlarını, sonlarını kavrayıp kapsayandır O; her şeyin gizli, açık, her yanını bilendir O.[20]
---------------------------------------------------
yine Hz.Ali şöyle söyler bir hutbesinde..

--Eşyaya hulul etmezki ordadır densin,eşyadan ayrı değildir ki aykırıdır ayrıdır denebilsin...

Teistik inançta Tanrının göksel bir makamı vardır.
oysa burda ne deniyor..ne ayrıdır ne de gayrıdır..

bu Kuranda farklı ayetlerde.şöyle ifade edilir..

--Allah alemlerden ganidir
--nereye dönerseniz Allah'ın zatı oradadır..
--O'nun benzeri hiçbir şey yoktur..
--O size şah damarınızdan daha yakındır..

yani hulul yoktur ama Allah'tan gayrı olmakta yoktur..dıştan içe doğru yöneliş değil içten dışa giden bir yöneliş içinde olmamız gerekir..

Allah'ı dışarda arayamayız..göklere bakıp ey göklerdeki Tanrımız! diyemeyiz..bu Tanrıcılıkla İslam arasındaki,Tevhit arasındaki ayrım noktası.

Allah'ı kendi içimizde aramalıyız..çünki dışarı ve içeri arasında bir fark yok..Çünki Allah'ın dışarıda bir mekanı yok..içeridede olmadığı gibi.

Rum suresi-22

--göklerin ve yerin yaratılışı ile dillerinizin farklılığı da yine O'nun varlığının delillerindendir..

Allah tektir alemdeki çokluk ise O'nun tekliğinin yansımasıdır..99 ismi ile bize kendi özelliklerini bildiren yaratıcının bu isimlerinin tezahürlerini biz alemde seyrediyoruz..99 tane Tanrı yok..Tek bir Yaratıcının kendi özünde mevcut olan isimlerinin yansımaları var..çokluk gibi görünen alem farklı esmaların yansımaları..

insanın önemi ise bütün esmanın kendisinde tecelli etmiş olmasındadır..halifelik sırrı ,emanetin insana yüklenmesi meselesinin altındaki bir husus budur..

o yüzden insanın dışarda yöneleceği bir Rabbi yoktur ki Tanrı diye tapınsın..insan kendi özündeki esma terkiplerini açığa çıkarmakla yükümlü..kendini bilen Rabbini bilir diyenler bunu söylemek istiyorlar.bütün sır insanda,insanın özünde..

Kuran'daki yaratılışla ilgili ayetleride günümüz ilmi ışığında değerlendirebiliriz..Kuran mecazlarla doludur..biz size misaller veriyoruz..siz düşünün,akledin diyor Kuran..

Kuran hem 1400 yıl öncesinin insanının anlayışına sunulmuştur hem kuantum çağının insanlarına hemde bu çağdan sonrasına..her çağın anlayışı farklı olacaktır.Kuranın yaratılış ayetleri üzerinde günümüz biliminin geldiği nokta itibariyle düşünebiliriz..

insanın topraktan yaratılmasını mesela şöyle yorumluyorum ben..her devir insanı bilirki toprak yeryüzünün temelidir..maddenin temeliyle ilgili fizik,kimya bilgisi olmayan herkesin anlayabileceği birşeydir toprak örneği..
ürün verir,tabiatı canlandırır,ana unsurdur yeryüzünde..cansız ve canlının ortak noktasıdır..bu bana günümüz ilmiyle atomu düşündürüyor..balçıkda ise toprağın biraz şekil değiştirmiş,yapısına su,mineral vs katmış hali..bu bana hücreyi çağrıştırıyor..

yeryüzünde Allah'ın ayetlerini araştırın,düşünün deniliyorsa ben bunları böyle yorumlayabilirim..
her devrin insanına hitap eden bir kitabın sembolik anlatımlar kullanmasından daha doğal ne olabilir..

Kurani hakikatleri reddetme gerekçesi bazı ahkam ayetleri olanlar ise yanılıyorlar..çünki Kuran cahili toplumun katı,adaletsiz yargılarını kırmak istedi..bunu yaparken toplumun sosyolojik ve psikolojik durumunu gözönünde bulundurdu..o çağ itibariyle insanlığa bir açılım kazandırdı..ama sen bu noktada kal,insan haklarının iyileşmesindeki nihai nokta budur demedi.. böyle olduğunu uygulamalardan biliyoruz..

konuyu çok dağıttım..mevzunun başlığını bile unuttum:)..konferansların devamını bekliyoruz..

selamlar,sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: February 28, 2007 04:44 PM

Tekrardan merhaba

Konuyla ilgili genel hatlarıyla ben de kendi yorumlarımı sunmak istiyorum.

Kutsal sayılan metinlere uygun bir bilimsel (!) teori arayışında olan teistik inanış sahiplerinin ortaya attığı AKILLI-ZEKİ TASARIM , kanımca dinin dogmalarının postmodern bir yorumudur ve sırf zorlantısının eseridir.Bilimsel değildir ve gösterilmeye çalışıldığı kadar da akedemisyenler tarafından bilimsel kabul edilmemektedir.Bunu , bu makaleye yorum yazan arkadaşlarımızın iletilerinde de görmek mümkündür.Sağolsun arkadaşlarımız ayetleri / dogmaları fırsat bilip sıralamışlar.

Bilim ve din , din ve felsefe , hiçbir şekilde birbiriyle uzlaşamazlar. Çünkü dinler dogmadırlar ve hayat hakkındaki sorulara değişmez hükümler getirirler.Oysa bilim ve felsefe , değişkendirler ve sürekli gelişirler.Dinlerin gelişimi diye birşey söz konusu olamaz.

Ayrıca EVRİM denilince neden sürekli DARWİNİZM akla gelir ve bu iki kavram eşdeğer görülür anlamış değilim.Sayın MUSTAFA AKYOL'un yazılarında ve saygıdeğer yorumcuların yorumlarında bu karışıklık fazlasıyla mevcuttur.Tıpkı Ateizm ve Materyalizm'in birbiriyle karıştırılması gibi...

Darwin , bilim tarihinde yer edinmiş , doğal seleksiyonla Evrim kuramının , Wallace ile birlikte yaratıcısıdır.Bir kişiye Darvinist diyebilmeniz için , Darwin'in sadece evrim kuramını değil , tüm kuramlarını benimsemesi gerekir...Oysa Darvin'in kalıtım ile ilgili düşünce ve kuramlarında yanlışlıklar vardı...Darvin sadece evrim üzerine değil , kalıtım üzerine de çalışmıştı...ve bir dürü de yanlışlık yaptı...Hatta kendi yarattığı EVRİM KURAMI'nda da sorunlar mevcuttu...

Bir örnek vereyim ; Darvin evrimi zincir halkalarına benzetmişti...Her türün evrim zincirine bir halka eklediğine kanaat getirmişti.Oysa bugünkü Evrim anlayışı , ÇALI TEORİSİ'ni öngörmekte...

Şimdi soruyorum , benim EVRİM KURAMI'nın bilimsel geçerliliğini olumlamam , benim Darvinist olduğum anlamına mı geliyor?...Elbette hayır!

Diyalektik Materyalistler , Darwin'in evrim kuramını bir ideoloji haline getirmiş olabilir.DARWİNİZM adı altında kimi zaman bilimdışı şeyler de yapabilir , lakin bu , hiçbir zaman bugünkü evrim anlayışının DARVİNİZM ile eşdeğer görülmesini mümkün kılmaz - KILAMAZ.

Ben bu mantığı şuna benzetiyorum ; Islami acidan KÜFÜR TEK MİLLETTİR!...Bu mantıkla hareket edildiğinde , ve diye bir ayrım ortaya çıkıp , in hepsi aynı şeylermiş gibi görülüyor.Halbuki ne Ateizm'in Materyalizm'i temel alma zorunluluğu vardır , ne Evrim kuramını Darvinizm olarak anlamak gerekir, ne de dogmayla bilim yanyana getirilebilinir.

Mustada bey'in de vurguladığı gibi , din vahye dayanan bilgiyi , felsefe akli bilgiyi ve bilim ise deney ve gözlemsel bilgisi esas alır.Fakat dinde akli bilgi ve deneysel ve gözlemsel bilgi mümkümüdür?

Bu soruya net olarak şu cevabı veriyorum ;

Teistik inanışlar (dinler) deney ve gözleme dayanmazlar ve dayandırılamazlar.Akıl ise tamamen Tanrı'nın onulmaz zorunluluğu çerçevesi içine hapsolmak durumundadır.

Böyle bir durumda dinin özgür akla olanak verdiğini ve deneye,gözleme dayandığını söylemek mümkün mü?

Elbette hayır...Bu sebeple tüm kalıplaşmış felsefe anlayışının ötesine çıkarak dinin felsefesi ve felsefenin dinin olmaz diyorum.Felsefede akla belirli kriterler koyulursa o felsefe felsefe olmaktan çıkar ve din olur...Haliyle tarihte Marksizm adı altında türeyen kimi felsefik (!) dinler görüyoruz değil mi?

Mustafa'a beye çalışmalarında başarılar diliyor , sözlerimi burada bitiriyorum.

Yazan: xlam Tarih: March 1, 2007 04:56 AM

Yazının %99'una "geyik" diyebilirim. (Bunu aşağılamak için söylemiyorum, sadece insana birşey vermiyor.)

Yazıda sadece bir nokta dikkate değer:

"Peki ama bilimin açıklayamadığı değil, asıl açıkladığı şeyler teizmi destekleyen sonuçlar ortaya koyuyorsa?"

Bu oldukça sağlam bir iddia. Şimdi bu sözün arkasını getirin bakalım. Bilimin "AÇIKLADIĞI" hangi şeyler teizmi destekliyor? Buyrun bunu yazın... (Yine "açıklanamaz kompleksliği" mi "açıklama"(!) olarak göstereceksiniz merak içindeyim.)

Yazan: Keskin Tarih: March 1, 2007 08:04 AM

Bir şey daha var. İlk yorumda xlam güzel bir noktaya değinmiş.

Mustafa beyin yazısından alıntı:

"Örneğin çok tekrarlanan bir klişe, “din statiktir, bilim dinamiktir, bu sebeple din bilimle çatışır” şeklindedir. Bunu söyleyenlerin atladığı kritik nokta ise, ateizmin de statik bir görüş olduğudur. Bilim ise, madem dinamik, yani değişkendir, pekala ateizmin aleyhine gelişebilir."

Burada ortaya konan karşıt-görüş ne şimdi? "Din statiktir, bilim dinamiktir” diyenlere nasıl bir cevap veriliyor bir bakalım:

1-Bu "klişe" görüşmüş.
2-Ateizm de statikmiş.

:)

Yazan: Keskin Tarih: March 1, 2007 08:28 AM

sayın keskin
"(Yine "açıklanamaz kompleksliği" mi "açıklama"(!) olarak göstereceksiniz merak içindeyim.)"
böyle bir yorumunuz var..yine mi açıklamaz komplekslik demişsiniz..sizin buna karşı bir ispatınız war mı yoksa canınız mı sıkılıyor bunu açıklayamıyorum diye ?

Yazan: lagrima Tarih: March 2, 2007 12:19 AM

2 gün önce , Sayın Mustafa Akyol'un ve genel itibariyle teist-Akıllı Tasarım'cı insanların , birikimsizliğinden dolayı nasıl kavramları birbirine karıştırdığına dair uzun bir yazı yazmıştım...

Ne var ki , yorum kurallarına sonuna kdar bağlı kalarak yazdığım bu eleştri , 2 günden beri yayınlanmadı.

Rica ediyorum , o yazıyı yayınlayın ve İslami açıdan mantığıyla nasıl kavramların birbiriyle karıştırıldığını , "İslam" ve "öteki" ayrımının keskinleştrildiğini görün.

Evrimin nasıl Darvinizm ile eş tutulduğunu , Ateizmin nasıl Mekanik materyalizm ile eş tutulduğunu , ...

Birbiriyle aynı anlamı veya çoğu zaman aynı yargıları taşıma zorunluluğu bulunmayan kavramlar , görülüyor ki İslam'a ters düşüyorsa hepsi aynı ve eşdeğer görülüyor.

Sayın Mustafa Akyol , bilinçsiz halkı veya bilinçlenmeye niyeti olmayan sözde okumuş kesimi etkileyebilir.Din ve bilimin "dinamiklik-statiklik" çelişkisini ateizmi ortaya sürerek açıkladığını da iddia edebilir , fakat aklı başında ve sadece bilimsel metodu kendşne ilke edinmiş insanlara din dogmasının herhangi bir açıklamasını yapamaz.

Sitede ne kadar sansür uygularsanız , o kadar bilinçsiz insanlar tarafından kabul edilir , bilimsel çevrelerce yadırganırsınız.Geri sizlere göre bilim zaten dinin yanında ve tüm bilim adamları dindarlar öyle mi? Sizlere göre dindar olmayanlarda öyle mi?

Siz öyle sanın!

Selamlar
Sevgiler

Yazan: xlam Tarih: March 2, 2007 01:25 PM

Yazıda geçtiği için "Bilimin 'açıkladığı' hangi şeyler teizmi destekliyor?" diye sormuştum. Fakat kimseden bir cevap gelmemiş... Görünüşe göre bu da arkası getirilmeyen boş bir sözden ibaret.

Yazan: Keskin Tarih: March 10, 2007 03:24 AM

bilimin açıkladığı gerçekler,,,göğün 7 kat katmanları bakınız kur-an ı kerim,,,ceninin anne karnından dünyaya geliş evreleri,,bakınız kur-an ı kerim,,kızıldenizdeki tatlı tuzlu suyun ayrıdan karışmadan aktığı..patlama teorisi gene kur-an ı kerim ve daha birçok sonradan bilinen 14 yy önce zaten vardı birçok araştırmada kainatın kitabı rehberliğinde..görmediklerimizi bırakın görmediklerimizin sonuçlarına bile inanırken(emar röntgen vs.)....maddede yoğunlaşanın nazarı sığ kalır..gözün görmediğini kalp inanarak görür..
selametle..

Yazan: ceylan Tarih: March 15, 2007 01:48 PM

Din "suyun kaç derecede kaynadığı" ile ilgilenmez, bu doğru. Ama din o kaynayan suyun kim tarafından lutfedildiğini bariz bir şekilde açıklar. Bilim sadece var olan suyun kaynama-donma derecesini, saflığını ortaya çıkarmak için uğraşır. Peki o suyun kaynağı kesildiği zaman bilim hiçbir dengeyi bozmadan acaba nasıl su elde edecektir??? İnsanlığa verilmiş bir takım imkanları zenginleştirmek için didinen bilim, acaba o imkanlardan mahrum kalınca ne yapacak??? İşin özü; Siz ekmek yapmakla övünüyorsunuz ama elinizde ekmek yapmak için buğday kalmadığı zaman ne yapacaksınız???

Yazan: furkanyasir Tarih: March 19, 2007 09:39 PM

giris konusmanizi akli olarak degerlendirdigim de ozellikle din ile felsefenin buradaki karsiligini akli oalrak dusunuyorum yada tecrubi ilim dedigimiz bizim dis dunyadaki sabit bulgularimizin ozellikle islam dini ile bakildiginda hic bir celiskinin olmadigi gorulur.din dderken kati olarak kesinligine inandigimiz islam dininin bahsediyorum hicbir sekilde dusunmenin karsisinda degildir .ve bilimsel hic bir gelismeyi engellememistir.ornegin trafik isigi bellli bir mudet yoktu .gelisen teknololoji ile belli kurallarin uretilmesi ihtiyaci cikti.bunun ortaya cikmasini din hicbir seklide yasaklamaz.aksine onun ilerlemesi icin insan ogluna firsatlar vermistir.dinin kendisinin ozellikle acilim yaptigi alan ahlaki alandir.ahlaki alandada getirile aciklamalara ,yeniliklere hic bir zamana karsi degildir.din bize cihet ve yon tayin ediyor.tecrubi ilimi yonlendiren onu uyusallastiran dinin kendisidir. buna kisaca hikmette diyebiliriz.ancak ben bu hikmeti sadece din ile sinirlamiyorum.olabilirki bir arkadasinizin size belli bir soz soylemesi sizin aklinizla celismeyebilir ve sizin hayatiniza yeni bir yon verebilir.din buna da karsi degildir.cunki hikmet hic kimsenin mali degildir.kim onu kullanirsa hayatindaki kolayligi gorebilir.ornegin yalan soylemeyi bizim dinimiz yasaklamistir.bunu kim kullanirsa kullansin semeresini muhakkak gorecektir.sizbelki islam dinine inanmayabilirsiniz ancak onun getirdigi hikmetleri aklillica hyatiniza uyguladiginzda yine ayni sonuca ulasabilirsiniz
ornegin bicak bir teknolojik aractir.onu domates soymak icin kullandiginzad faydali ve onu birisne zarar vermek icin kullandiginizda size zararli birsey olrak cikar.bunun icin bicaktan uzakmi durun diyelim hayir tabiki .buna yon verecek hikmetin ta kendisidir.kisinin evvela bu dunyasi icin bunlara uymas zirunludur.kisi bunu ulvu degerlere aktrardiginda potansiyeli daha yuksek verilere ulasacaktir.
son olarak mustafa beyin konusmasini begendigimi
ve yaraticini onun onunu daha cok acmasini dilerim
negin iran

Yazan: negin Tarih: May 22, 2007 12:01 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)