« Vatanı Fazla Sevmenin Zararları | Ana Sayfa

February 24, 2007

Detaylar, yakında

“Türkiye’deki Din-Bilim İkilemini Yeniden Düşünmek” | Mustafa Akyol
“Darwin Nerede Yanıldı?” | David Berlinski
“Akıllı Tasarım Teorisi” | Paul Nelson
“Bilimde ve Ahlakta Materyalist İndirgemecilik” | John Lennox
“İslam’a Göre Bilim, Doğa ve Yaşam” | Alpaslan Açıkgenç

Saat 14.00'te başlayacak olan konferansın dili İngilizce ve Türkçe olacak ve konuşmalar her iki dile simultane olarak tercüme edilecek. Sonuçta soru-cevap kısmına zaman ayrılacak. Giriş serbest ve herkes, özellikle de bu sitenin sakinleri, davetli...

KONFERANS AFİŞİNİ İNDİRİN>> | KONFERANSIN TV REKLAMINI İZLEYİN>>



KONUŞMACILARIN ÖZGEÇMİŞİ

David Berlinski
ABD’deki Princeton Üniversitesi’nde felsefe doktorası yapan David Berlinski, daha sonra Columbia Üniversitesi’nde matematik ve moleküler biyoloji alanlarında post-doktora çalışmaları yürüttü. Sistem analizi, differasiyel topoloji, teorik biyoloji, analitik felsefe, ve matematik felsefesi konularında pek bilimsel araştırma ve makale yayınladı. Stanford, Rutgers, City University of New York ve Universite de Paris gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde felsefe ve matematik dersleri verdi. Paris’te yaşayan Dr. Berlinski halen genetik algoritmalar üzerine bir kitap hazırlamaktadır. Darwinizm’e özellikle moleküler biyoloji alanında yönelttiği eleştiriler bilim dünyasında geniş yankı bulmuştur.

Paul Nelson
Doktorasını Chicago Üniversitesi’nde felsefe bölümünde yapan Paul Nelson, daha sonra “evrimsel gelişme” ve “gelişimsel biyoloji” alanlarında doktora sonrası çalışmalar yürüttü. Biology & Philosophy gibi bilimsel dergilerde pek çok makale ve Akıllı Tasarım teorisi ile ilgili çeşitli bilimsel kitaplara bölümler yazdı. Halen Biola Universitesi’nde “Bilim Ve Din Çalışmaları” kürsüsünde yardımcı profesör olarak görev yapmaktadır ve Uluslararası Kompleksite, Bilgi ve Tasarım Derneği adlı kuruluşta araştırma yürütmektedir.

John Lennox
Oxford Üniversitesi bünyesindeki Green College’da matematik ve bilim felsefesi dersleri veren Dr. John Lennox, yine Oxford Üniversitesi bünyesindeki Matematik Enstitüsü’nde de ders vermektedir. 2002 yılında yayınlanan “Bilim Tanrı’yı Reddetti mi?” adlı kitabı Almanca’ya da çevrilip yayınlanmıştır. Bilim ve din ilişkisi konusunda pek çok makale yayınlamış ve konferansta söz almıştır.

Alpaslan Açıkgenç
Ankara Üniversitesi Felsefe Tarihi bölümünde lisansını tamamladıktan sonra Wisconsin ve Chicago üniversitelerinde yüksek lisans ve doktora yaptı. Halen Fatih Üniversitesi Felsefe Bölümü'nde öğretim üyesidir. Din, bilim ve felsefe konularında pek çok uluslararası makale yayınlamış ve konferans vermiştir.

Mustafa Akyol
Gazeteci-yazar Mustafa Akyol Boğaziçi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden mezun oldu ve aynı üniversitede tarih yüksek lisansı yaptı. Bir dönem ABD'de "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) hareketinin öncülüğünü yürüten Discovery Institute bünyesinde çalışmalarını yürüttü. Din, bilim ve materyalizm gibi konularda ABD ve İngiltere'deki çeşitli üniversitelerde konferanslar verdi. 2005 mayısında ABD'nin Kansas Eyaleti Eğitim Bakanlığı'nda eğitim müfredatı değişikliği tasarısı konusunda "bilirkişi" olarak dinlendi. Akyol’un din, bilim ve felsefe konularındaki makaleleri Türkiye ve yurtdışında çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmaktadır.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 24, 2007 01:27 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa bey, Konferans günü (24 Şubat) Resmi siteki etkinlik duyuruları bölümünde 20.30'da "Endülüs bahçelerinden İstanbul tekkelerine" adlı bir konser düzenleceğini yazıyor. Duyurusunu yaptığınız konferans saat kaçta yapılacak?

Yazan: Enes Reyhan Tarih: February 8, 2007 12:05 PM

Konferansı sabırsızlıkla bekliyor olacağız, gebze deki arkadaşlarla birlikte gelmeyi düşünüyoruz... Sizi canlı dinlemek de ayrı bir zevk olsa gerek.. Sıkı bir takipçinizim

Çalışmanızda başarılar diliyorum.. Allah yolunuzu her daim açık etsin

Saygılarla !!!

Yazan: İslamic Force Tarih: February 10, 2007 03:27 PM

Umarım ayrıntılar biran önce açıklanır.

Konferansa hemen hemen bir hafta kala ayrıntıların açıklanmamasını organizasyon acemiliğine mi yormalıyız acaba ??

Yazan: Bayram Tarih: February 15, 2007 10:24 AM

Teşekkürler sayın Akyol

Yazan: Bayram Tarih: February 15, 2007 01:20 PM

Bir de ben bir konferans haberi vereyim karşı köşeden:
Hatırlıyor musunuz mustafa Akyol, Celal Şengör Evrim ile ilgili tartışmakta sizinle ilgilenmemişti. Bakın şimdi Türkiye’ye Evrim konusunda oldukça önemli bir isim geliyor bu haftasonu sayin Akyol. Artık Celal Şengör e soramadığınız soruları burada sorarsınız, ne dersiniz?
Ben hemen uzatmadan haberi vereyim, Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknik ekinden aktarıyorum. Arkadaşlar, ard arda iki gün sürecek bir Evrim ile ilgili konferans olacak Ankara’da:
16 Şubat Cuma, Ankara Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi, saat 15.30-18.00, katılımcılar: Günlük Yaşamda Evrim - Dr.Tuğrul Giray ( Porto Riko Üniversitesi), Evrim, Bağışıklık Sistemi ve Kanser – Dr.Şevket Ruacan ( Hacettepe Üniversitesi ), Türkiye ve Dünya’da Buğdayın Evrimi – Dr.Musa Doğan ( ODTÜ ), Anadolu’da Hijyen Kavramının Evrimi – Dr.Şükran Sevimli ( 100.Yıl Üniversitesi ).
17 Şubat Cumartesi, Kültür ve Kongre Merkezi, saat 15.00-17.00, katılımcılar: Kuram, Kavram ve Anlam Olarak Evrim – Dr.Yaman Örs ( Akdeniz Üniversitesi ), Evolution and Us ( Evrim ve Biz ) – Dr.Andrew Berry ( Harvard University ).
Ee mustafa akyol, bakın Harward’dan, Hacettepe’den, ODTÜ’den biyologlar geliyorlar. Siz de buyrun sorularınızı toplayın ve gelin. Hem burada aldığınız cevapları 24 Şubat’taki konferansa da yetiştirebilirsiniz belki. Nasıl olur?
Ayrıca evrim konusunda oldukça ateşli devam eden tartışmalar bitmiş görünüyor ama ben konuyu biraz daha alevlendirmek istiyorum çünkü yeni olgularla karşı karşıyayız:
1 – Öncelikle kökenini Amerikalı radikal Hrıstiyan örgütlenden oluşan Yaradılışçı veya son yıllarda ( geri adım olarak ) yeni ortaya çıkan Akıllı Tasarım’ın Türkiye’deki destekçileri olan başta Harun Yahya olmak üzere, sizler de eksik olmadınız tabii, kendiniz ile gurur duyabilirsiniz. Çünkü; Cumhuriyet Gazetesi Bilim ve Teknik ekinde verilen habere göre, Science dergisinin ABD, Japonya ve Avrupa ülkelerinde yapmış olduğu – toplam 34 ülke, 32 si Avrupa’dan – evrim ile anket ilginç sonuçlar ortaya çıkardı ( Tabiki anketler kesin bilgi vermez ama bence bu sonuçlar oldukça çok şey anlatıyor ).
Evrim karşıtı düşünceleri besleyen ve tün dünyaya ihraç etmeye çalışan örgütlerin merkezi olan ABD’de bile Evrim’i kabul etmeme oranı %39 iken , Türkiye’de bu oran %50. Yani maşallah boynuz kulağı geçmiş. Gurur duyun mustafa akyol, Behe bile bunu hayal edemezdi herhalde. Evrim konusunu kabul etme oranı ise ABD’de %40 iken, bu oran Türkiye’de %28 ( rakamlar çizimlerden çıkarılmıştır ).
Bu 34 ülke arasında ise Evrimi en düşük oranda kabul eden kamuoyu biziz, ikinci ABD ve üçüncü Güney Kıbrıs.
Evrimi kabul edenleri ateist olarak ifade eden bir kişi olan mustafa akyol ne diyorsunuz bu duruma? Ama bu yanlış nitelendirme de mustafa akyol tabiki yalnız değil, bakın bakan çelik ne diyor:
Evrim kuramı ateistlerin, akıllı tasarım ise inananların kuramıdır.
Ben sizin ve çelik in bu tür ifadelerinize diyecek çok sözüm var ama tutarsızlığınızı açmaya gerek bile duymuyorum, yani nasıl siz insanların inançları hakkında öngörüde bulunabilirsiniz? İkincisi evrim ile inancın ne alakası var ?
2- Eveeeet , eskiden yaradılışçı, şimdilerde akıllı tasarımcı arkadaşlar , sizlerin de bol bol güldüğü, alay ettiği, muhafazakar gazetelerin yazmaktan bol hoşlandığı bir konu vardı:
Endonezya’nın Flores adasında bulunan ‘Hobbit’ takma ismi verilen insan fosilinin farklı bir tür değil de, mikrosefali hastası bir insan ailesi olduğu zannedilmişti. Bunu ayrı bir insan türü zannederek evrim konusunda yeni bir kanıt elde eden bilim adamları ve evrim destekçileri hayal kırıklığı yaşamış ve de sizler, akıllı tasarımcılar çok sevinmiş, hatta kimileri bol bol dalga geçmeyi de ihmal etmemişti. Bakın S.Öztürk ne diyor 20 Mayıs 2006 tarihli yazisinda:
Haydi bakalım evrimciler, bu da olmadı, kazmaya devam.. :-)
Evet, evrimciler kazmaya devam ediyor ve ilerliyor, ya siz ne yapiyorsunuz S.Öztürk ?
Ayrıca şimdi evrimciler haklı mı çıktı size göre S.Öztürk? Bakın bu kez oldu ha?
Ama ben ne diyorum hep, asıl gerçek her zaman bilinmezin üstüne cesaret ile gidildiğinde bulunur. tıpkı bilimadamlarının yaptığı gibi. Ve şimdi sıkı durun:
Florida Üniversitesi’nde görevli Dean Folk ve ekibinin yaptığı araştırma sonucu artık kesin olarak bu kalıntıların farklı bir insan türü olan HOMO FLORESİENSİS’e ait olduğu kanıtlandı. Ulusal Bilim Akademisi Gelişmeleri adlı yayında yayınlanan sonuçlar şimdi de umarım yüzünüzü güldürmeye devam ediyordur!
Artık bilinen şu ki bunlar farklı bir insan türü.
Yine yapabildiğim sadece küçük bir gülümseme ve beraberinde bir acıma hissi.
3- Ama bence en ilginç değerlendirmeyi Jussieu Fakültesi’nden biyolog Herve Le Guyader yaptı, dedi ki:
Yeni bir yaratılış türü söz konusudur, Kuzey Amerika’daki Hrıstiyanlıktan ilham alan yaratılıştan çok daha tuzağa düşürücüdür.
Ee güzel bir tarif olmuş gerçekten.
Herkese bol konferanslı günler.

Yazan: Beagle Tarih: February 15, 2007 06:30 PM

Tabi bende sabırsızlıkla bekliyor olacağım fakat. Samsun'da olduğum için pek bir şeye yaramayacak. Nede olsa ücretsiz bir konferans, bu tür konferansları birileri kayda alsa, sonra nete yaysa. Harika olmazmı. O konferanstan daha çok ilgi görebilir. Alnınan görüntüler, belirli parçlara bölünüm Tube e yerleştirilip bir sayfa üzerinde sıralansa harika olurdu. Bu arada blog un harika. Diğer blogcular ingilizce sayfalardan çevirdikleri yazıları blog adı altında toplayacaklarına senin gibi anlamlı ve okunabilir bloglar yazsalar bu ülke için harika olur diye düşünüyorum. Senin gibilere ihtiyacımız var kardeşim bu blog u yazdığın ellerinden öperim. Yoluna devam kardeşim. Tebrikler.
xra...!

Yazan: xra Tarih: February 16, 2007 02:46 AM

Sayın Akyol umarım o günki konuşma metinlerini benim gibi izleme şansı olmayanlar için burada veya başka bir adreste ama ulaşabileceğimiz bir yerde yayınlarsınız..

Yazan: Erdem Çelik Tarih: February 16, 2007 08:22 AM

Katılmaya çalışacağım...Şimdiden başarılar dilerim..

Yazan: Feraklit Tarih: February 16, 2007 01:47 PM

Sevgili XRA,
Ben de Samsun'dayım. Söz konusu konferansa katılmayı çok isterdim ama görünen o ki katılma fırsatım olmayacak. Mustafa bey'e önerilerinize katılıyorum. Erdem Çelik'in teklifi de, Mustafa Bey'e extra yük getirecek ama yerinde bence. Bu vesile ile biz de bilgi sahibi olabiliriz.
yamanavci@hotmail.com adresime bir mail atarsanız çok sevinirim. Tanışır görüşme imkanlarını ararız.
Selam ve sevgiler
Yaman Avcı
Not: Bir anlamda özel isteğimle arkadaşları meşgul ettiğim için özür dilerim.

Yazan: Yaman Avcı Tarih: February 16, 2007 01:55 PM

Tüm evrimcileri bekliyoruz belki ibret alırlar !

Yazan: lagrima Tarih: February 16, 2007 02:37 PM

lagrima
neden ibret almamiz gerekiyormus?

Yazan: beagle Tarih: February 16, 2007 05:54 PM

Sayın Beagle

Yazınızın geneline itiraz etmek yerine (çünkü maaelsef Michael Behe'nin Akıllı Tasarım anlayışını bile yaratılışcılıkla bir tutacak kadar sığ bilginiz var konu üzerinde)daha genel bir itiraz yazım olacak.Aklıı tasarım genelde moleküler biyolojiyi kapsar bir dişten bir homonid ailesi çizebilecek hayal gübü Darwincilerde vardır.Akıllı tasarımın doğrudan ilgilendiği bir alan olmasada desenformasyonun Darwincilerin elindeki medya gücü ile nasıl yapılabildiğine bir örnek vermiştim derin düşünce adlı sitemizde.Burada sadece antrololoji ve kesin kanıtların nasıl kesin kanıtlar olduğunu sayın okuyuculara ''kanıtlamak'' istiyorum;
http://www.derindusunce.org/2007/01/15/bu-buluntu-bir-pislik/


Evrime inanmama meselesi ise sizin hüsnü kuruntunuz.Akıllı Tasarımcıların çoğu mesela bende bunların içindeyim ''evrime inanır, ama Darwinin tamamen rastlantısallığın kollarında gelişmeyi arayan yönlendirilmemiş evrime değil bilinçli ve bir amaca yönelik tasarlanmış bir evrimsel patikaya inanmaktayım.Mike Gene buna ''front-loading evolution'' diyor ben Akıllı Tasarım ama Front-loading evolutionda beni hiç ama hiç rahatsız etmiyor..Daha çok bilgi için Birde Akıllı Tasarımdaki aklın ismi sorusuda bilimin konusu değildir.İnsanlar istediği ismi verebilir onların icmai hayatı sonuçta; ulu manitu deyin gök tanrı deyin ne isterseniz hatta the man name John deyin bu felsefi bakışınızla alakalı.Biyoloji sizinde hak vereceğiniz gibi test edilebilir yanlışlanabilir ve denenebilir olgularla işler Akıllı tasarımda bunu çoğu Darwincinin zannetiği gibi Pseudo değil direk matematik üzerindende gösterebilir.Bunu İnsani ilkelerle de gösterebilir protein dizimlimlerinin karmaşıklığının olasılık hesapları ilede.Bu olasılıklar denemeye tabi tutulamayacak denli büyük,astronomikde olabilir.O zaman rasyonel her akıl bu olasılıkların varlığını kabul etsede onların oluşma olasılığını reddeder.(BAzı olasılıklar evrendeki atom sayısından fazla bir sayıyı işaret edmektedir)Çünkü bu en temel bilim dili olan matematiğin kendisinden kaynaklanan 'imkansızlıklardır'.Aam Darwinciler gibi 'imposible is nothing 'deniyorsa o başka.İnançtır saygı duyarım.Yaratılışcılar mucizelere inanıyorlar diyen Darwinciler aslında bu imkansız olasılık dairesi içinde kendileride bir wonderland inşa ederek deterministlik evren algısını yaşatmaktadır.Onlarda mucizelere inanmaktadır sadece başka adlar ile anmaktadır. Çoğu kezde latince adlar vererek bilimselliklerini kendilerince kutsarlar:)Homo Erectus-İki ayak üzerinde duran İnsansı gibi...her din kendi kutsalını oluşturmuştur çünkü.

Size sitemdeki 'Mucizeler ve Olasılıklar adlı makalemide öneriyorum' samimi eleştirilerinizi ve hatalarımızı iletin.Son olarak,bir çok makalemde dediğim gibi Heisenberg bizlere gerçeğin siyah-beyaz gibi karşıt uclarda değil gri bölgede olduğunu gösterdi.Zaman ve uzaydaki konumumuz gereği.Kamplaşmalar Bilim insanlarınıda ve Yaratılışcılarıda bu iki dogmatik uca sürüklemiştir maalesef ve her iki tarafta aklın olduğu orta yolda buluşamamaktalar.Işığın hem partikül hemde dalga gibi davranabildiğini bildiğimizden beridir bizler gerçekleri grilerde aramakla yükümlüyüz.Kendisinden emin olunan bilgi zaman içinden eski bir versiyon eski bir yorum yada iyi niyetli bir yanlıştan öte bir anlam ifade etmeyecektir.Newton fiziği nasıl yerine Einsteina bıraktı ve Einstein fiziği nasıl kuantumla şu an geleceği şekillendirmemize yardım ediyorsa.Akıllı Tasarım teoriside bu şekilde algılanmalıdır.Ortaya çıkan bir teoriye sırf İnanca kapı açıyor yada ateistliğe götürüyor diye bakmak ne zeki bir insanın nede bir bilim adamının düsturu olamaz.Durum bu şekilde ise,hatalar insanlar içindir. değişmek bizim dışımızdaki herşey için çok ağır işler ama insan zeka yön verebildiği içindir ki İnsandır.Ve bunun kaynağınında bir 'Akıl 'olması kimseyi bu kadar şaşırtmamalı....


Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 18, 2007 02:04 PM

Merhaba Mustafa Ajlan Bey;

Hoş bir yazı yazmışsınız. Uzlaşmacı bir yazı. Ama bir şey kafama takıldı. Evrim teorisi size göre "tamamen" rastlantısal. Şu ana kadar evrimin tamamen rastlantısal olduğunu söyleyen bir yazı okumadım. Eğer varsa lütfen mailime yollayınız. Çünkü evrimsel teori salt rastlantıya dayanmaz. Her şeyi rastlantı ile açıklamaya çalışmak demek aslında hiç bir şeyi açıklamamak demektir. Şunu önemle belirtmeliyim ki, yaşamın ortaya çıkışı çeşitli süreçlerin "zorunlu" bir sonucudur. Başka bir deyişle moleküllerin bir araya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir. Bu olasılığı azaltan etken niyetleri olan bir akıl değil, maddenin içkin bir özelliğidir.

Umarım aktarmaya çalıştığım mantığı aktarabilmişimdir. Yoksa daha daha fazla açıklamada bulunurum.

Selamlar

Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 12:40 AM

Sayın Abudak,
Benim konferans duyurusu ve beraberinde yazdıklarımın hangi tarafı sizin bu yorumları yapmanıza sebep oldu bilemiyorum ama önemli de değil.
Ayrıca mezun olduğum üniversite ile bir kez daha gurur duyduğumu araya sıkıştırmak istiyorum, derslerin başlamadığı, çok güzel bir Cumartesi gününde bile Ankara’nın en büyük salonlarından birisi olan Kemal Kurdaş Salonu tümden dolu idi Andrew Berry’i dinlemek için.
Neyse diyerek, ayrıca yorumunuza cevaba geçmeden önce şunu da ayrıca belirtmek istiyorum: Bakın

Sayın Abudak, tartışmamıza şu şekilde bir yön vermek istiyorum. Daldan dala hoplamamak için ve arada herhangi bir önermenin atlanmaması için yorumunuza kısım kısım cevap vereceğim. Ve ilk cevabımda ilk paragrafınıza cevap vereceğim. Sizin için uygunsa ya da siz de kabul ederseniz tabii. Uygun mu sizin için? Ayrıca sakın diğer yazdıklarınıza cevap vermeyeceğimi düşünmeyin çünkü sırası ile her konuya değinmek istiyorum. Amacımız karşılıklı fikir ve bilgi paylaşmak ise bunu adım adım ve birbirimizi daha rahat ikna edebilecek şekilde yapmayı öneriyorum ve bu konuda cevabınızı bekliyorum. Katılırsanız tabii.
Öncelikle ilk paragraftan hemen başlayayım:
Sayın Abudak, Behe ya da diğerleri, akıllı tasarım ile yaradılışı pek ala bir tutabilirim çünkü yöneltikleri adres aynı – ismine artık siz ne derseniz, hiç kimse bu cevabı vermiyor çünkü, Behe dahil – tasarımcı veya yaradan? Her iki yaklaşımın argümanları da aynı, doğaya doğaüstü müdahelelerden bahsediyorlar. Önceden hazır canlılar konuldu derken artık hazır moleküler seviyede müdahelelerden bahsediyorlar. Oysa ben çok iyi hatırlıyorum daha önceleri bu tartışmalar Adem ve Havva üzerinden dönerken veya doğaya hazır konulmuş yaratıklar üzerinden dönerken, son yıllarda Behe sağolsun artık tartışma moleküler seviyeye indi. Evrim tarafının argümanı ya da yaklaşımı yine pek değişmişken, karşı tarafta artık eski kelimeleri pek duymaz olduk, tıpkı ‘Of the pandas and humans’ kitabında yaşanan değişiklikler gibi. Şimdi benim bu yaklaşımımda bir yanlış var mı bu noktaya kadar, varsa lütfen belirtiniz, ya da cevap vermediğimi düşündüğünüz ya da açmamı istediğiniz sayın Abudak.
Bakın ayrıca, yapılan bir yanlış ya da sahtecilik sizin evrime bakışını kısırlaştırmamalı, tıpkı harun yahya ile Behe nin bir tutalamıyacagı gibi.
http://www.faithfreedom.org/oped/sina40428.htm
Birkaç yıl önce İslami bir internet sitesinde Kuran’da bahsi geçen dev insanlardan oluşan bir kavimin Arabistan’da iskeletinin bulunduğu haberi çıkmıştı. Oysa bu sonradan anlaşıldı ki tamamen bir photoshop ürünü bir resim. Yani yalan haber üretilmiş. Bunu bulan Hrıstiyan akımcı siteler İslamı bol bol eleştirme fırsatı yarattılar kendilerine. Bugün bile hala kimi İslami siteler bu yanlışlığı İslama bulaştırmama gayretindeler.
Şimdi sizin verdiğiniz bir dişten hominid ailesi yaratma örneği gibi ( bu olay doğru mu değil mi bilmiyorum ama önemli olan bu değil ) bilim ya da doğru bilgiye yanlışlar ve cevapsızlıklar üzerinden değil, doğru bilgiler ve cevaplar üzerinden gidilir. Yani bir dişten bir hominid yaratma hadisesi ile evrime bakışınız şekillenmemeli, ben daha ziyade bulunan fosillerden, mesela Lucy’den dayanak alıyorum en basitinden. Yani herhangi bir yanlış yanlıştır, doğru da doğrudur. Yanlış başka bir doğrunun üstünü örtmez çünkü iki yanlış bir doğru etmez. Dezenformasyon var ya da yok, varsa yanlıştır. Bu kadar. Ama bu doğruların üstünü örtmez. Eğer siz bu tür bir argüman sunarsanız, bize evrim hakkındaki bütün bigilerin birer dezenformasyon olduğunu düşünmek kalmaz mı? Oysaki öyle değil.
Bu konuda hemfikir miyiz sayın Abudak? Yani yanlışlar ile doğruları ve cevapsızlıklar ile cevapları birbirinden ayırt etmek gerekir. Eğer ki amaç bilim adına bir bilgi elde etmek ise bunun disiplini doğru bilgiler ve cevaplardan geçer.
Buraya kadar itiranız var mı ? Varsa nelerdir? Eğer hemfikir isek yazınızdan aşağıdaki kaldığım yerden aynen devam etmek istiyorum:

*****
Evrime inanmama meselesi ise sizin hüsnü kuruntunuz.Akıllı Tasarımcıların çoğu mesela bende bunların içindeyim ''evrime inanır, ama Darwinin tamamen rastlantısallığın kollarında gelişmeyi arayan yönlendirilmemiş evrime değil bilinçli ve bir amaca yönelik tasarlanmış bir evrimsel patikaya inanmaktayım.Mike Gene buna ''front-loading evolution'' diyor ben Akıllı Tasarım ama Front-loading evolutionda beni hiç ama hiç rahatsız etmiyor..Daha çok bilgi için Birde Akıllı Tasarımdaki aklın ismi sorusuda bilimin konusu değildir.İnsanlar istediği ismi verebilir onların icmai hayatı sonuçta; ulu manitu deyin gök tanrı deyin ne isterseniz hatta the man name John deyin bu felsefi bakışınızla alakalı.Biyoloji sizinde hak vereceğiniz gibi test edilebilir yanlışlanabilir ve denenebilir olgularla işler Akıllı tasarımda bunu çoğu Darwincinin zannetiği gibi Pseudo değil direk matematik üzerindende gösterebilir.Bunu İnsani ilkelerle de gösterebilir protein dizimlimlerinin karmaşıklığının olasılık hesapları ilede.Bu olasılıklar denemeye tabi tutulamayacak denli büyük,astronomikde olabilir.O zaman rasyonel her akıl bu olasılıkların varlığını kabul etsede onların oluşma olasılığını reddeder.(BAzı olasılıklar evrendeki atom sayısından fazla bir sayıyı işaret edmektedir)Çünkü bu en temel bilim dili olan matematiğin kendisinden kaynaklanan 'imkansızlıklardır'.Aam Darwinciler gibi 'imposible is nothing 'deniyorsa o başka.İnançtır saygı duyarım.Yaratılışcılar mucizelere inanıyorlar diyen Darwinciler aslında bu imkansız olasılık dairesi içinde kendileride bir wonderland inşa ederek deterministlik evren algısını yaşatmaktadır.Onlarda mucizelere inanmaktadır sadece başka adlar ile anmaktadır. Çoğu kezde latince adlar vererek bilimselliklerini kendilerince kutsarlar:)Homo Erectus-İki ayak üzerinde duran İnsansı gibi...her din kendi kutsalını oluşturmuştur çünkü.
Size sitemdeki 'Mucizeler ve Olasılıklar adlı makalemide öneriyorum' samimi eleştirilerinizi ve hatalarımızı iletin.Son olarak,bir çok makalemde dediğim gibi Heisenberg bizlere gerçeğin siyah-beyaz gibi karşıt uclarda değil gri bölgede olduğunu gösterdi.Zaman ve uzaydaki konumumuz gereği.Kamplaşmalar Bilim insanlarınıda ve Yaratılışcılarıda bu iki dogmatik uca sürüklemiştir maalesef ve her iki tarafta aklın olduğu orta yolda buluşamamaktalar.Işığın hem partikül hemde dalga gibi davranabildiğini bildiğimizden beridir bizler gerçekleri grilerde aramakla yükümlüyüz.Kendisinden emin olunan bilgi zaman içinden eski bir versiyon eski bir yorum yada iyi niyetli bir yanlıştan öte bir anlam ifade etmeyecektir.Newton fiziği nasıl yerine Einsteina bıraktı ve Einstein fiziği nasıl kuantumla şu an geleceği şekillendirmemize yardım ediyorsa.Akıllı Tasarım teoriside bu şekilde algılanmalıdır.Ortaya çıkan bir teoriye sırf İnanca kapı açıyor yada ateistliğe götürüyor diye bakmak ne zeki bir insanın nede bir bilim adamının düsturu olamaz.Durum bu şekilde ise,hatalar insanlar içindir. değişmek bizim dışımızdaki herşey için çok ağır işler ama insan zeka yön verebildiği içindir ki İnsandır.Ve bunun kaynağınında bir 'Akıl 'olması kimseyi bu kadar şaşırtmamalı....
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 18, 2007 02:04 PM
*****

Beagle
makorykos@yahoo.com

Yazan: Beagle Tarih: February 20, 2007 10:00 AM

EVimcilerin ısrarla bu mezkur teoriyi mutaassıbane bir tavırla hala savunabildiklerine inanamıyorum zra dünyada son iki üç sene içinde yaratılışçılık[teistlik akıllı tasarımcılık bence hepsi aynı şeydir] inanılmaz bir yöneliş var ve bu yönelişler hiçte öyle bilinçsizce olan şeyler değil.muhterem mustafa beyi evrimci konferansa cesurca davet edenlerin bilim adamları acaba bundan bir kaç sene önce yayınlanan CEVİZ KABUĞU programındaki evrim tartışmasında neredeydiler acaba bu yarçdoççlar doç.lar ve hem dahi prof.lar o zaman niye programa[davet edeildikleri halde]niye teşrif etmediler.o zaman saygıdeğer akyol ben hazırım bana hangi iddia ile gelirlerse gelsinler hepsine karşılık verebilecek donanıma sahibim demişti de acaba telefonlada olsa niya bir karşılk verilememişti.akıllı tasarım evrimcilerin üzerinde konuşmaktan en hoşlanmadıkları konulardan biridir[diğeride fosil kayıtlarıdır]zira onlar da bilirlerki hiç bir şey kendiliğinden olmaz.bir iğne ustasız bir köy muhtarsız ölmaz.bir iğne bile ustasız olamazken nasıl oluyorda şu kainat bir yapıcısı olmadan bir haliki olmadan olabiliyor

Yazan: tarafsız Tarih: February 20, 2007 11:02 AM

Emre Bey,

Şöyle yazmışsınız:

Evrim teorisi size göre "tamamen" rastlantısal. Şu ana kadar evrimin tamamen rastlantısal olduğunu söyleyen bir yazı okumadım. Eğer varsa lütfen mailime yollayınız. Çünkü evrimsel teori salt rastlantıya dayanmaz. Her şeyi rastlantı ile açıklamaya çalışmak demek aslında hiç bir şeyi açıklamamak demektir. Şunu önemle belirtmeliyim ki, yaşamın ortaya çıkışı çeşitli süreçlerin "zorunlu" bir sonucudur. Başka bir deyişle moleküllerin bir araya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir. Bu olasılığı azaltan etken niyetleri olan bir akıl değil, maddenin içkin bir özelliğidir. "


Evrim teorisi ile ilgili neler okudunuz bilmiyorum ama bu söyledikleriniz çok tanıdık geldi.

Evrimin mekanizmaları için "salt rastlantı değil" denerek "bilinçli bir yönlendirme" iması sık sık yapılıyor.

Bu bir kelime oyunu.

Eğer ortada "bilinçli bir düzenleme" yoksa "tesadüfi birtakım süreçler" vardır. Bu süreçlerin bazılarının tepkimelerinin zorunluluk arzetmesi sürecin bütününü rastlantı olmaktan çıkartmaz.

Darwinizme göre evrim doğal koşullar altında bir amaç güdülmeksizin, yani "körlemesine", bir müdahale olmaksızın yani "kendiliğinden" ve doğal süreçlerin "yönlendirilmemiş tesadüfi etkileşimleri" ile yani "tesadüfen" gerçekleşir.

Bunun maddenin "zorunlu" bir tepkisi olduğunu düşünmeniz sizin açınızdan kabul edilebilir olsa da darwinizm açısından kabul edilemez birşeydir.

Bu tepkimelere "zorunlu" dediğiniz anda -mesela- önde gelen neo-darwinist R.Dawkins'e göre siz bir yaratılışçı olursunuz.

Aynı şey hayatın başlangıcı kuramlarında da geçerlidir.

Mateyalist teoriler yaşamın başlangıcını "maddenin zorunlu tepkimesi" olarak gören anlayışı "dirimselcilik/aristoculuk" u diriltmek olarak görürler ve şiddetle karşı çıkarlar. Materyalizme göre yaşam, maddenin zorunlu tepkimeleri eseri değil, tamamen tesadüfi bir biçimde başlamıştır. (Burada "zorunluluk" ile "tesadüf" kavramlarını materyalist kuramlar bakımından ele almanız gerek.)
Bir de "Her şeyi rastlantı ile açıklamaya çalışmak demek aslında hiç bir şeyi açıklamamak demektir." demişisiniz. Bakın burada haklısınız, nitekim darwinizmde hiçbir şeyi açıklayamamıyor.

Yazınızdaki başka bir tutarsızlık da şu.

Hem madde için "içkin" bir özellikten bahsedip hem de "burada akıl yok" demeniz oldukça mantıksız. Maddenin -varsa- bu "içkin" özelliği nedir? Nerden gelmiştir?

Ve bu gösterilmiş midir?

"Başka bir deyişle moleküllerin bir araya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir." demişsiniz.

Bunun olduğuna dair kanıtınız var mı? (Allah aşkına "Miller deneyi" demeyin yalnız.)

Bugün yaşamın başlangıcına dair teorilerin tamamı çıkmaz sokakta bitmiştir.(Bkn.Sante Fe enstitüsü)

Ki bu çıkmazın en büyük sebebi de maddenin "bilgi" üretemeMesidir. Siz ise bunun maddenin içkin bir özelliği olduğundan söz ediyorsunuz. Canlıların yapıtaşlarının ve bunların biraraya gelmesiyle oluşan DNA' nın anlamlı dizilerle, "bilgi" dolu olduklarına bakıp, "eh bunlar madde olduğuna göre determinist olarak biraraya gelmişler bir şekilde " diyor ve bu a priori yaklaşımla "bu özellik maddenin içkin bir özelliğidir" diyorsanız buradaki totoloji sizin önyargınızı resmetmekten başka bir işe yaramaz.

Hele bunu "zorunluk" olarak görmeniz materyalistler tarafından afaroza uğramanıza neden olur.

Yaşamın başlangıcına dair teoriler ile ilgili olarak daha fazla şey okumanızı öneririm.
Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: February 20, 2007 11:37 AM

Sayın Beagle

Öncellikle konu ile ilgili akademik eğitim almış olmanız çok güzel.Tartışmamızada olumlu yaklaşmanızdan mutlu oldum.Tartışmak bilimi 'doğal 'gereği üretkenliğinin çıkış noktasıdır.Bilimde bir yerde takılıp kalmak saplanmak bilimi sahip olduğu kimliği yitirip dogma haline gelmesi ve belkide sosyal örgütlenmenin bilimin içinde dinselleştirilmesi ile vuku bulur.'Einstein'ın naciz sözü 'Ön yargıları yıkmak Atomu parçalamaktan zordur'sözünü hatırlayarak ve tartışarak bundan uzak kaldığımıza göre şimdi yazdıklarınıza dönelim;

''Sayın Abudak, Behe ya da diğerleri, akıllı tasarım ile yaradılışı pek ala bir tutabilirim çünkü yöneltikleri adres aynı – ismine artık siz ne derseniz, hiç kimse bu cevabı vermiyor çünkü, Behe dahil – tasarımcı veya yaradan? Her iki yaklaşımın argümanları da aynı, doğaya doğaüstü müdahelelerden bahsediyorlar. ''

Dediğim gibi gene maaaleeseeff.Bakın Behe yada diğerleri değil tüm Akıllı Tasarımcıları aynı genel potaya sokmak tıpkı yaratılışcıların bütün Darwincileri ateist ilan etmesine benziyor.Behe teorinin Michael Dentonla birlikte fikir babası sayılabilir özellikle moleküler alanda.Behe 'inançlı bir Kotolik'olmasına 'rağmen' common descent yani ortak ata kavramını savunmaktadır.Oysa sizin diğerleri dediğiniz grubun içindeki William Dembski-ki kendisi epistomolojik ve ontolojik bakımdan teorinin ileri gelenlerindendir- Common descente karşıdır.William Dembski Discovery Enstütüsündede Stephen Meyer ile birlikte ağır evangelist kolu oluştururlar.Onların teorideki temsilcileridir.Yani sizin ısrarla ve üstünkörü bir tümevarımcılıkla aynı potaya koyduğunuz Akıllı Tasarımcıların en önde gelenleri bile bir birleri ile temel konularda keskin ayrılıklara sahiptir.

Birde Akıllı Tasarımcıların genelde 'inananlar olması' sizin söyleminizi daha tutarlı ve geçerli kılmaz.Şöyleki teorinin benim en beğendiğim destekçilerinden biri olan Mike Gene-bknz.http://www.thedesignmatrix.com/content
- Front-loadin g evolution kelimesinin mucidi Agnostiktir.Tıpkı bugün Evrim teorisi denilince akla gelen Charles Darwin gibi.Darwin tamamen yanlış diyenin bilimi bilmediği açıktır.Akıllı Tasarımın benim benimsediğim teorisyenlerinin itirazı 'mutasyon' ve 'doğal seçilim ' mekanizmalarının son derece kısıtlı dönüştürücü gücü olmasına karşın Canlılıktaki tüm varyasyonların biricik kaynakları ve bahsedilen maddenin içkin doğasının heykeltraşları olarak kabul edilmesidir.Çıkış noktası bilimden daha çok ateizm olan herkes Darwinin bulgularını bu şekilde kavramak isteyecektir.Darwin adaptasyonun doğası çözmüştür evrimim genel şemasını değil Genel çerceveyi görmüştür ama elinde milyar kere büyüten elektron mikroskobu olmadığı için içinde saklı gerçeği ıskalamıştır.Daha doğrusu positivzmin ağır tahakkümü altında ezilen Batı dünyasının gölgesinde kalarak kendisini sadece deterministlik bir materyalizmin reçetesi olarak indirgemiştir.Aksine hayatın açıklaması daha önce dediğim gibi ne siyah-ne beyazdır.

Ara satırlarınızda kutsal kitapla alakalı gönderimler gördüm.Bu benim sanki inancı Akıllı Tasarım ile formülleştirme yada kanıtlama cabasında olduğumu 'zannettiğinizi'gösterir.Bu üzülerek söylüyorum ayrıca inanç hakkında da pek fazla bişey bilmediğinizi göstermekte.İman denen olgu temelinde Gayb denilen bilinmeyene iman etmeyene dayanır.Eğer Tanrı fikri bir formüle dayansa bu inanç olmaz bilim olur.Buda dinlerin temelinde yatan sınav denilen Dünya hayatını tamamen oyun dışına atmak demektir.Dindar biri eğer formüle çabalıyorlarsa bu onun ''boş şeylerle boş vakitlerini değerlendirme çabasından'' öte bir anlam ifade etmez.Beyhude bir çabadır.Bunu bilen birininde sizin bahsettiğiniz photoshop olayları ile zaten işi olmaz.

Bir dişten hominid hikayesi doğru bu olayı Harun Yahya Beyde işlemişti sanırım kitaplarında o dişin daha sonra yapılan kemik incelemelerinde yaban domuzuna ait olduğu anlaşıldı:)(ABD de olan bir olay) yani Piltdown kadar trajik ama hayal gücü acısından ontolojik drama.Lucyden bahsetmişsiniz benim makalemde Toumai var ondan epey yaşlı ve daha gelişmiş bir fosil record ama bunlar bulundukça soy ağacı daha karışmakta gerçekten.Birde her buluntu İnsan soy ağacına eklendiğinden ortada şempanzelerin soy ağacından kimse yok ! Bu durum yaratılışcıların argümanını sürekli destekliyor.Ben ise evrimde sürekli bir upgrade yani gelişmeden bahsedilmesine şaşırmaktayım.Mutasyonun olduğu yerde downgrade lerde olabileceğini açıktır.Böylece içimden bir ses bizim fosil recordlarında boşuna oyalandığımızı söylüyor.Sanırım Michael Behe'nin yaptığı bakış en güzeli en temel seviyede moleküler seviyede bakmak.Yapıtaşlarının üst yapıları oluşturuken neyi nasıl gerçekleştirdiğine bakmak.Bunlardan elimize fosillerde kalmayacağına göre üzerinde bilimden ziyade spekülasyon yapılan materyallerede ihtiyacımız kalmaz.Avrupanın aksine ABD herşey dualist bir yaklaşımla işlendiğinden-Cumhuriyetçi vs Demokrat,Yaratılışcı vs Darwinci- evrime Darwinci evrimciler moleküler seviyede pek bakamamaktalar.Journal of Moleculear Evolution dergisinin bugüne değin ki yazıları hiç kaynak kodun doğası ile ilgili olmamıştır makalelerin yüzde doksanı diyebileceğim miktar süreçlerin analizleri ve 'olası evrimsel patikaları 'üzerine fabllarla doludur ki saplanıp kalmaktalar.Üstüne birde yukarıda ki photoshop oyununu yapan dinciler gibi ellerindeki medya gücü ile wonderlandlerinde ilüzyonlarına devam etmekteler.Dincilerin dünyevi gücü bu konuda sınırlı ama Darwinciler tüm materyalist gücleri ile 'var olmasını istedikleri' gerçekleri paketleyip satma çabasındalar hala.(NG-AS-Science etc...)

Sitenin yorum kısmı dar, daha çok yazmak isterdim hatta şöle kahvelerimizi içip oturup konuşmak.Evrim algımız üzerine, ben taksonomik düzeni doğadada sosyal insan yapılarındada görebiliyorum.Bu kanun her yerde az yada çok geçerli bu benim holistic yaşam algımdan kaynaklanıyor sanıyorum.Ben birilerine gol atıp evet işte Darwincilerin kalesinde doksana takılmış gol yada şu mucizelere inanan Yarataılışcılar ne kadar gayrı bilimselller demenin 'aptallık'olacağına inanan biriyim.Aslında Yaratılışcılarda Darwincilerde iki zıt kutup olarak birbirlerine zannetiklerinden çok benziyorlar:)Bunun yerine diyaloğa dayalı 'her türlü ön yargıdan uzak' hayatın kökenini anlamk için, araştırmak ve ileriye bakmak lazım.Bunu ya zaman bize yavaş yavaş öğretir yada biz bilinçli varlıklar olan İnsanlar olarak o göreceliği kendi lehimize çeviririz...

Saygılarımla.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 20, 2007 02:15 PM

olmayan şeyi savunduğunuz için,aklınız başınıza gelmesi dileği ile ibret alırsınız yazdım !

Yazan: lagrima Tarih: February 20, 2007 03:06 PM

Başarılar Sayın Akyol

Yazan: Talha Can Tarih: February 20, 2007 06:39 PM

Merhaba Suat Bey;

Yazımın sonunda umarım aktarmaya çalışmak istediğim mantığı aktarabilmişimdir demişim. Yanlış anlaşılacağını umuyordum ama. Söylediklerinizi değerlendireyim.

Demişsiniz ki;

'Eğer ortada "bilinçli bir düzenleme" yoksa "tesadüfi birtakım süreçler" vardır. Bu süreçlerin bazılarının tepkimelerinin zorunluluk arzetmesi sürecin bütününü rastlantı olmaktan çıkartmaz.'

Düşündüğüm gibi eğer ortada bilinçli (bilinçli demek ne demektir, bunu açıklamanızı isterim doğrusu) bir düzenleme yoksa tesadüfi süreçler vardır şeklinde bir formülasyona gitmişsiniz. Böyle olması "gerektiğini" düşünüyorsunuz. İşte ben, böyle olması gerektiğini düşünmüyorum. Bu arada alıntıladığım yazının ikinci cümlesi bana biraz "kaçamak" bir cevap gibi geldi. Onu biraz daha açarsanız sevinirim.

Şöyle demişsiniz;

'Hem madde için "içkin" bir özellikten bahsedip hem de "burada akıl yok" demeniz oldukça mantıksız. Maddenin -varsa- bu "içkin" özelliği nedir? Nerden gelmiştir?'

Maddenin içkin bir özelliğe sahip olması demek, anlaşılan o ki, size göre bu özelliğin ona tanrı tarafından verilmiş olmasıyla açıklanabilir. Eğer yanlışsa lütfen düzeltin. Ama ben diyorum ki, maddenin içkin bir özelliğe sahip olması panteistik bir anlayışla da açıklanabilir. Ayrıca belki ileride bu panteistik anlayıştan da vazgeçilebilir ve yerini materyalistik anlayışa bırakabilir (bu arada neden evrim teorisinin materyalistlerce savunulduğunu düşünüyorsunuz anlayamıyorum).

Ayrıca moleküllerin biraraya gelip bilgi oluşturan zincirler yaratması çok çok düşük bir olasılık değildir, şeklindeki ifademe kanıt istemişsiniz. Miller deneyi sizin hoşunuza gitmiyorsa Salk ve Oro'nun deneylerini öneririm. O da olmazsa Cairns-Smith'in görüşlerini ya da Eigen'in çalışmalarını öneririm. Öyle ki, her molekül herhangi bir molekül ile eşleşmiyor. Bir şekilde başlangıç koşulları (artık bunlar her ne ise) buna izin vermiyor. Mıknatıs örneğini vereyim. Zıt kutuplar birbirini çeker. Şimdi burada kalkıp da, bu mıknatıslar nereden biliyorlar zıt kutuplarının birbirlerine dönük olduklarını, şeklindeki bir soruyla herhalde karşılık vermeyeceksiniz. Yoksa tartışmanın bir anlamı kalmayacak. İşte mıknatıs örneğinde olduğu gibi burada da maddenin içkin bir özelliği söz konusudur. "Bilgi" maddenin bir özelliğidir.

Bakın ne demişsiniz;

'Ki bu çıkmazın en büyük sebebi de maddenin "bilgi" üretemeMesidir.'

Yanlış. Ama burada kast ettiğiniz şeyi yanlış anlamış olabilirim. O halde kusuruma bakmayın. Ama benim anladığım şey, madde parçacıklarının nasıl olursa olsun biraraya gelip bir bilgi üretemeyeceği. Yani aslında genlerimizi oluşturan aminoasitlerin dizilişi tek başına bir anlam ifade etmemekte, onlara ayrıca bir anlam verilmektedir. Yani oldukları gibi değil de başka türlü de olsaydı onlar anlam kazanabilirdi. Yanlış mı anlamışım? Lütfen söyleyin. Eğer doğru anlamışsam bunu kabul edemeyeceğim çünkü.

Son olarak çeşitli felsefi kavramlardan söz etmeden geçemeyeceğim. Şöyle bir örnek vereyim: Sizler genellikle Paley'in argümanını şiddetli bir şekilde savunursunuz. Saatin bir yapımcısı varsa evrenin de bir yaratıcısı olmalıdır. Saat de karmaşık evren de, o halde ikisinin de kökeninde benzer süreçler işliyor olmalıdır (bunun yanlış bir mantık olduğunu söylemeliyim, ama şimdilik gözardı ediyorum). Canlılığı oluşturan süreçlerin arkasında da bir akıl olmalıdır. Çünkü canlılar tasarlanmış gibidir. İnsan, örneğin, niyetleri doğrultusunda hareket eden bir canlı olarak hayal edilir. Ona göre davranır. Aslında biz, davranışlarımızı "tasarlarız". Çünkü davranışlarımız bir düzen(!) arz etmektedir. Zira onları tasarlamaktayız, yani onlara niyetlerimiz doğrultusunda şekil vermekteyiz. Eh, doğadaki varlıklar da bir dizayna(düzene diyelim!) sahip olduklarına göre onları da tasarlayan bir varlık (uzaylılar olabilir mi?) neden olmasın ki? Çünkü biz düzen gösteren davranışlarımızı planlamıyor muyuz, e o halde düzen gösteren canlıları da planlayan biri olamaz mı? Biz bilinçli isek, neden canlıları yaratan bir bilinç olmasın? Eh, kısaca anlattığım gibi bilinç sorunu (bunun yanına düzen, rastlantı, zorunluluk gibi kavramları da ekleyebiliriz) çözüm bekleyen bir sorundur. Tıpkı diğer kavramlarda olduğu gibi. Bilinç nedir? Düzen nedir? Rastlantı nedir? Zaman nedir? Unutmayın, bilim, açıklanmaya muhtaç kavramlar üzerinden işler. Bu kavramların içeriği çağlar boyunca değişikliğe uğramaktadır. Tanrı kavramı da öyle. Siz ve sizin gibi düşünenler bilimin kesin sonuçlara sahip olduğunu (öyle sanmaya devam edin) ve felsefeden bağımsız olduğunu (bunu düşünemiyorum bile) kabul eder. Yanılıyorsam lütfen düzeltin.

Şunu da ifade etmeden geçemeyeceğim: Kuramlar (kuantum kuramından levha tektoniğine ve gen kuramından zihin kuramına) yanlışlanabilir ya da doğrulanabilir değildirler (bazı felsefeciler böyle kabul etmeyebilir). Onlar birer araştırma programıdırlar. Barındırdıkları hipotezlerin geçerliliği söz konusudur. Bu da deneylerle ve gözlemlerle mümkündür. Bir kuramın ne kadar çok doğrulanmış ya da yanlışlanamamış önermesi varsa o kuram o kadar çok desteklenir. Kimse kuramın doğru ya da yanlış olduğunu söylemez. Bir kuramın yerini bir başka kurama bırakması gibi bir şey nadirdir (Newton fiziğinin terk edildiği ve yanlış olduğu sanılıyor, hiç de değil). O yüzden Suat Bey, sanmayın ki evrim teorisi çöktü ve onun yerini akıllı tasarım aldı. Böyle bir şey zaten mümkün değil (akıllı tasarım zaten evrimi zorunlu olarak dışlamaz ki). Önemli olan kuramların (araştırma programlarının) ne kadar fazla çalışmaya önayak olduğu, yeni hipotezler üretebildiğidir. Ben evrim teorisini bu açıdan daha üstün buluyorum.

Yazım da anlaşılacağı gibi ideolojiler (materyalizm yada idealizm veya ateizm ya da teizm) çürütülemez. Çünkü bilimsel yanları yok. Öyle ki, bilimsel kuramlar bile katıksız "bilim" değildir. Felsefi önkabulleri vardır. Evrim teorisi de böyledir, kuantum teorisi de ve big bang teorisi de. Şimdi acaba anlatabildim mi anlaşılmasını istediğim mantığı. Eğer anladıysanız yaratılışçılar ve evrimciler arasındaki tartışmanın "anlamsız" olduğunu da anlamış olmanız gerekir. Yoksa olay "politik" olmaktan öteye gidemez. Buyrun yorum yapın.

Selamlar


Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 07:09 PM

herkese selam

Beagle ve Ajlan Beyin tartışmalarına baktığımda ikisini de tam olarak anlayamıyorum aslında.


ben bu evrenin yaratılmış olduğuna inanıyorum..türler bir anda ortaya çıkmış olabilir ya da bir evrimsel süreç geçirmişde olabilir..bilim ilerledikçe evrimi doğrulayıp kesinleştirebilir ya da biz yanılmışız da diyebilir..bilimi bu konuda özgür bırakmak en iyisi..

gördüğüm kadarıyla evrimcilerin çıkmazı bu mükemmel nizamın tesadüfen oluştuğunu söylemeleri..tesadüf yoksa bilinçli bir kurulum söz konusu demektir..akıllı tasarımcıların hatası ise yaratılışı reddetmeye çalışmalarıdır..akıllı tasarım denilen şey yaratılıştır kanımca..eğer yaratılış değilse, bütün evrenin toplamının Tanrı olması gibi bir tür panteizme gidilir..ya bir yaratıcı vardır ya da bütün kainatın toplamı herşey Tanrıdır..akıllı tasarım diye bilimsel bir teorinin olamayacağını düşünüyorum..bu yaratılıştır..

bilim Dekart ile evrene müdahele eden doğaüstü bir güç olmadığını düşünmeye başladı..kilisenin bilime müdahele eden skolastik felsefesi çözülüp yerini mekanizme bırakınca Hristiyanlığın Tanrı kavramıda sadece düşüncede var olmaya başladı...uzun bir süreç tabiki.fakat Dekart inançsız değildi..

Newton ile determinizm bir ilke haline geldi.Evrenin birbirinden bağımsız sistemlerden oluştuğu ve sistemi oluşturan varlıkların birbiri ile iletişimi olmadığı düşünüldü deneylere göre..klasik fizik bize bunu öğretiyordu.

bu anlayış gittikçe Tanrı inancını ortadan kaldırdı..Evrimin tesadüfçülüğü de bu sürecin bir ürünü..Kant metafiziğin imkansızlığını ispatladı saf aklın kritiği kitabında..kilisenin Tanrısı bilim dünyasından elini çekince geriye doğal olarak ateizm kaldı..hem felsefe hemde bilimdeki gelişmeler hızla insanlığı bu noktaya getirdi.

Darwinin bir rahip olduğunu siz daha iyi bilirsiniz..kilisenin bilim adamlarına yaptığı işkencelerden bilimin intikam alması olarak yorumluyorum Evrim ve tesadüf düşüncesini..

aslında bilim ve felsefe birbirinden ayrılması mümkün olmayan bir ikili..metafizikde felsefenin bir kolu..

uzayı inceleyen bir astrofizikçi,canlılığı inceleyen bir biyolog,yerkabuğunu inceleyen bir jeofizikçinin incelediği sistemin düzenliliğinden bunun niçinine gitmemesi düşünülemez..o noktada da metafizik ya da tesadüfi bir açıklama yapma ihtiyacını şiddetle hisseder..

bilim insanlarının geldikleri noktada( bu evren ancak yaratılmış olabilir,tesadüfen oluşamaz )demesi o bilim adamını bilimdışı yapmaması lazım..

ya da bilinçli bir evrime inanabilir ki orda da bilincin kimliğini düşünmesi bilim adamını tasarım kavramına götürür..bu bir bilim insanı için asla kusur olarak görülmemeli..neden yaratılışa inanmak bilimdışılık olsunki?

19.yy'a kadar çok güçlü olan klasik fiziğin çözemediği 3 temel sorun vardı.
--kara cisim radyasyonu
--fotoelektrik olay
--atomların kararlılığı

ısı ve ışıkla ilgili bu birkaç sorunuda çözeriz diye bir rehavet içindeyken asıl devasa problem bu noktalarda çıkmaya başladı..ayrıntılarına girmeye gerek yok..eminim sizler daha iyi biliyorsunuzdur..

1900 yılında Max Planc kara cisim radyasyonu üzerinde çalışırken ışığın kuantum dediği paketçiklerden oluştuğunu buldu.
1905 yılında Einstein fotoelektrik olayı izah etti.ışığın parçacık gibi davranabileceğini söyledi.
atom konusunda 1927 yılında Heisenberg bir parçacığın konumunu ve momentumunu aynı anda tam bir duyarlılıkla ölçmenin imkansız olduğunu söyledi..

klasik fizik bize herşeyin önceden tahmin edilebileceğini söylüyor ve kesin sonuçlar vererek olgular arasında nedensellik bağı kuruyordu..

bu yüzden de Tanrıya artık gerek kalmamıştı..determinizm Tanrıyı öldürmüştü..ortaçağda fırtınaların Tanrının insana öfkesi olduğu falan düşünülürdü..bunların yerini artık bilim almıştı ve inanca da gerek kalmıyordu..ben evrimi yaratıcının olmadığı bir evreni açıklama çabasının ürünü olarak görüyorum tüm sürece baktığımda..

kuantum fiziği atom-altı dünyayı keşfettiği zaman nedenselliği ve kesin yargıları bırakmak zorunda kalmıştır..klasik fiziğin bize öğrettiği nedensellik atom-altını keşfetmeden önceydi..

klasik fizikte evrendeki parçalar arasında hiçbir ilişki yoktur.her sistem birbirinden ayrı düşünülür.

kuantumda ise gözlemci ve gözlenen sistem birbirinden ayrı ele alınamıyor.doğa bir bütün olarak ele alınınca anlamlı oluyor.evrendeki zerreler birbirleriyle iletişim halinde..

bu yeni keşifle bilim determinizmden indeterminizme kayıyor..

1980 yılında David Bohm WHOLENESS AND THE IMPLICATE ORDER isimli kitabında kuantum üzerindeki derinleştirdiği araştırmalarını açıklıyor.

Bohm Kuantum potansiyel alan dediği sistemde evrendeki parçacıkların birbiriyle iletişimini sağlayan daha derin bir boyutta tek ve bütünsel bir alan olduğunu söylüyor..

--Bohm diyorki

--görünen maddesel nesneler,herşeyin altında yatan bir düzenin ikinci kademede ortaya çıkış görüntüsünde başka birşey değildir..Bu düzeni kuran aynı zamanda bu düzenin kendisidir.

bu parçalı görünen evrenin arkasında aslında tek bir bütünlük vardır sonucuna gidiyor ve evreni bir hologram plakası olarak açıklıyor.

evrendeki bütünsellik ve atom-altı düzeyde determinizmin işlemeyişi ve düzende aslında bir tekliğin olması ister istemez yeniden metafiziği devreye sokacaktır..

tesadüfe dayalı evren açıklamalarının önünde evrimden çok daha çetin problemler var..atom-altı boyutta herşey birbiriyle bağlantılı olarak çalışıyor..

David Bohm Plazma üzerinde yaptığı çalışmalarda canlı bir elektron denizinin varlığını keşfetti.tüm parçacık okyanusu içindeki parçalardan herbiri sanki trilyonlarca parçacığın ne yapacağını biliyormuş gibi hareket edip,kolektif davranış sergiliyorlardı.elektronların bu kolektif davranışlarına Bohm Plazmonlar adını verir.

evren tesadüfen oluşmuşsa sayısız taneciğin kolektif davranışını nasıl izah edebiliriz?

evren sanıldığı gibi ayrı ayrı parçalardan oluşmayıp bir halının üzerindeki desenler gibi birbirine bağlı ve bunların altında da tek bir alan varsa bu tekliğin arkasında ne vardır?

Sufilerin çokluğun aldatıcı olduğu,çokluk olarak gördüğümüz alemin yaratıcının tekliğinin tezahürleri olduğunu söylemeleri,kuantum ile benzerlik gösterip , kaçınılmaz olarak indeterministik süreç de bilime girdiğine göre tesadüfçüler yanılmış olamaz mı?

alem başıboş,tesadüfen hareket etmiyorda düzenin arkasında Tek Bir yaratıcı tarafından mı yönetiliyor?..neden olmasın?..bunun akla aykırı tarafı nedir?..

bilim insanlarıda yaratıcıya inanmakta ve yaratılışı savunmakta tesadüfçüler kadar özgür olmalıdır..akıllı tasarımın yapmak istediği bu tabuyu yıkmak anladığım kadarıyla..

İslama, evrenin fiziksel yasalara göre kurulmuş olduğuna,alemde matematiksel ve fiziksel yasaların işler olduğuna inanmayı gerektiriyor.

Tanrının duygusal durumuna göre işleyen,oğullarına kızlarına tahsis edilmiş bir alem yok haşa..

kilise ve bilim arasındaki kavgaya İslamında kurban gitmesi çok acı..bu yanlışlığın bu yüzyılda çözüleceğini umuyorum..

inat etmek ancak insanın kendisine zarar verir.evrende hiç kimse Allah'a inanmasa O'nun şanından birşey eksilmez..

http://video.google.com/videoplay?docid=5051828413004174027

tesadüfen yaşadığınızı düşündüğünüz evreni seyretmenizi tavsiye ederim.

Yazan: deniz Tarih: February 20, 2007 11:50 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)