« Atatürk'e Nasıl Bakıyorum? | Ana Sayfa | TV’de Mehmet Ağar ile Söyleşi »
January 13, 2007
İsrail'e Karşı Ne Yapmalı?
[Türkiye Günlüğü dergisinin Kış 2007 sayısında yayınlandı, daha önce Radikal’de yayınlanan aynı başlıklı yazının genişletilmiş versiyonu]
2006 yılının asla unutulmaması gereken trajedilerinden ikisi, Gazze Şeridi’nde ve Güney Lübnan’da yaşandı. Haziran ayında, İsrail ordusu, bir askerinin kaçırılmasını bahane ederek Hamas (İslami Direniş Hareketi) yönetimindeki Gazze Şeridi’ne bomba ve ölüm yağdırdı. Tek bir asker karşılığında yüz kadar Hamas militanını ve onlarca sivili vurdu, Gazze’nin başta elektrik tesisleri olmak üzere altyapısını yıkarak zaten zor şartlarda ve “balık istifi” sıkışıklığında yaşayan bir buçuk milyona yakın insanı olağanüstü zor şartlarda bıraktı. Gazze’deki şiddet dinmemişti ki, bu kez Lübnan’da kanlar akmaya başladı. Ülkenin güneyini kontrol eden Hizbullah İsrail hapishanelerindeki binlerce tutuklunun bir kısmıyla takas etmek üzere iki İsrail askerini kaçırınca, Zahal (İsrail ordusu) bu kez Lübnan’ı vurmaya başladı. Sivil yerleşim birimlerini göz kırpmadan bombalayan İsrail’e, Hizbullah militanları da yine sivil yerleşim birimlerine füze atarak cevap verdi. 12 Temmuz’dan 8 Eylül’e kadar süren çatışmalarda, çoğu Lübnanlı sivil olmak üzere 1400 kişi yaşamını yitirdi. 300’den fazla Lübnanlı çocuk ve bebek, İsrail bombalarının altında can verdi.
Tüm bunlar kuşkusuz yeni şeyler de değil. İsrail’in 1967 yılından beri süregelen Filistin işgali boyunca milyonlarca Filistinli’nin büyük acılar çektiğini, onbinlercesinin can verdiğini, İsrail’in 1982’de başlayıp 2000 yılına dek süren Lübnan işgalinin ülkeye ve halkına büyük yıkım getirdiğini biliyoruz. Dahası İsrail’in tüm bu işgalci ve saldırgan politikasının, bu ülkenin kendi halkına da zarar verdiğini, işgale karşı direniş yürüten Filistinli ve Lübnanlı örgütlerin sivil halkı da vurduğunu, bu terörün pek çok masum Yahudinin yaşamına mal olduğunu da biliyoruz.
Peki ne yapmak lazım? İsrail militarizmine karşı ne çareye başvurmak, bölgeye barış getirebilecek yolun önünü nasıl açmak gerek?
Bu soruya “tepki vermek, kınamak, protesto etmek lazım” diye cevap verilebilir. Bu yanlış bir cevap da değildir. Ama yeterli de değerlidir. Çünkü İsrail militarizmi onyıllardır kınanıyor, ama pek bir şey değişmiyor. Aksine, Ortadoğu’da özellikle 2000 yılından bu yana işler daha da kötüye gidiyor. Özelilkle İran’ın nükleer programı meselesinin devreye girmesi, İsrail’i daha da saldırgan hale getirmeye aday. Tel Aviv’in Washington’dan bulduğu destek ise, her zamankinden daha güçlü.
O nedenle İsrail’i kınamak yeterli değil. Onun militarizminin nasıl durdurulabileceği konusunda akılcı bir stratejiye ihtiyaç var. Bunun için de kuşkusuz, önce bu militarizmi anlamak gerek.
Savaş Makinesinin İdeolojisi: Güçlü At Doktrini
Malum hem İsrail hem de ABD demokratik ükeler. Dolayısıyla bu ülkelerin dış politikaları, iktidar koltuğunda oturan liderlerin iki dudağının arasından çıkanla belirlenmiyor. Liderlerin ilan ettiği politikaları besleyen güçlü bir bürokratik, entellektüel ve toplumsal zemin olmasa, o politikalar uygulanamaz.
İşte İsrail militarizminin ardında, bu üç düzeye de hitap eden bir ideolojik yapı çalışıyor. Bu yapı, kabaca "İsrail sağı ve onun ABD'deki müttefikleri" diye tanımlanabilir. Bu müttefikleri ise; ABD'deki etkili İsrail lobisi, bu lobiyle gayet içli-dışlı olan neo-con entellektüel ve siyasetçiler, ve "Hıristiyan Siyonist" olarak da bilinen bir kısım Evanjelik Hıristiyanlar olarak özetlemek mümkün.
Bu ideolojik çevrenin popüler dergileri, gazeteleri, internet siteleri var. Son yıllarda bunların odak noktası "radikal İslam" ve bu konuda özetle şöyle bir söylem hakim:
"Geçmişte Nazizm veya komünizmle savaştık, şimdi bir başka totaliter ideoloji olan radikal İslam'la yüzyüzeyiz. Bu ideolojinin inananlarını caydırmak veya ılımlılaştırmak da mümkün değil; tüm dünyayı İslami devlet sistemi altına alıp bize de 'zımmi' olarak boyun eğdirene kadar savaşmak niyetindeler. İsrail'in de radikal İslamcılarla barış yapması imkansız, çünkü onlar İsrail'i yok etme hedefine dini bir görev olarak inanıyorlar ve bundan asla vazgeçmeyecekler. Onlara geri verdiğimiz her toprağı, İsrail'e daha iyi saldırmak için bir tramplen olarak kullanacaklar. Zaten Arap dünyasında koyu bir Yahudi düşmanlığı yerleşmiş durumda. Tek çözüm, radikal İslamcıları sert şekilde ezmek."
İşi daha da ileri götürüp, "radikal İslam aslında İslam'ın doğal sonucudur, bizzat kendisidir" diyenler de var. Daha "ehven" duran çoğunluk ise, en azından İslam dini ile siyasal İslamcılık arasında bir ayrım yapıyor.
Üstteki söylemin sahipleri, sık sık 1930’lar İngilteresi’nin Başbakanı Neville Chamberlain’e atıfta bulunuyor ve “onun yaptığı hatayı yapmayacağız” diyorlar. Chamberlain’in söz konusu hatası, II. Dünya Savaşı öncesi yıllarda Nazi Almanyası’nı diplomasi ve nezaket yoluyla caydırabileceğini sanmış olması. Siyaset literatürüne “appeasement” (taviz yoluyla yumuşatmaya çalışma) siyaseti diye geçen Chamberlain yönteminin işe yaramadığı, Hitler’in bu sayede sadece zaman kazanıp sonra da topyekün saldırıya geçtiği biliniyor. İşte İsrail sağı ve onun ABD'deki müttefikleri, radikal İslamcı ideolojiyi Nazizm’e benzetiyor, sonra “yine appeasement yoluna başvurursak kaybederiz, işi baştan sıkı tutmak lazım” argümanını işliyorlar. “Sıkı tutmak”, İran’ı bombalamak, Suriye’yi sıkıştırmak, ve dünyanın dört bir yanında “İslamcı avı”na çıkmak anlamına geliyor. (Türkiye içinde sözde “laikliği korumak” için askeri darbe hayal eden bir takım Jakoben zevat da “buradan acaba bize de bir şey çıkar mı” diye heveslenmiş durumda; onun için Washington’da sürekli olarak AK Parti’nin aslında “tehlikeli bir İslamcı parti” olduğu hikayesini anlatıyorlar.)
Söz konusu şahin siyasetin savuncuları, Osama Bin Ladin’in 11 Eylül saldırıları ardından söylediği “insanlar bir güçlü at bir de zayıf at görünce, güçlü olanı sevenler” sözünü de pek bir seviyor ve ikide bir alıntılıyorlar. Onlara göre Bin Ladin terör yoluyla dünyaya İslamcılığın “güçlü at” olduğu mesajını vermeye çalışıyor; ABD’nin ve İsrail’in ise kimin “güçlü at” olduğunu göstermesi gerek. İsrail’in Gazze’de ve Lübnan’da yürüttüğü kanlı saldırılar, işte bu “güçlü at doktrini”nin bir sonucu.
Sorun ‘Radikal İslam’ mı?
Aslında “güçlü at” doktrini temelinden yanlış. Bir kere ortada Nazi Almanyası gibi kendisine karşı savaş açılacak bir “Radikal İslam merkezi” yok. El Kaide ve benzeri gruplar, hiç bir elle tutulur yapısı olmayan, adresi, merkezi bulunmayan hayalet örgütler. Radikal İslamcılık bir devlet değil, bir ideoloji. Bu ideolojinin en büyük argümanı ise, “Batı İslam’a karşı savaş açtı” söylemi. ABD ve İsrail’in şahinliği, aslında bu argümanı sadece daha fazla güçlendirmeye yarıyor. Nitekim ABD’li istihbarat örgütlerinin de ortak raporunda kabul edildiği gibi Irak Savaşı El Kaide’ye yaramış durumda; bu savaşa tepki duyan bir sürü İslamcı genç, intikam eylemlerine hazırlanıyor. Bunların dünyanın neresinde ne zaman harekete geçeceklerini bilmek ise imkansız.
Asında “güçlü at” argümanının sahipleri, genel olarak radikal İslamcı ideolojinin kökeninde, ABD’ye, onun Ortadoğu politikalarına ve İsrail'in haksız işgaline yönelik tepkinin yattığını ıskalıyorlar. Ortadoğu'nun ve İslam medeniyetinin tarihinden, sosyolojisinden bihaber bir şekilde, İslamcı ideolojinin "kök sebeplerini" göz ardı edip, sadece mevcut tabloya ve bazı dini metinlere bakıp buradan tehdit değerlendirmesi yapıyorlar. “İslamcılar Kuran’da veya hadislerdeki savaş hükümleri dolayısıyla bize savaş açtı” diyerek, bu hükümlerin aslında çok farklı yorumları olduğunu, bu yorumların en radikallerinin günümüzde yeniden popüler olmasında kendi haksız politikalarına yönelik tepkinin de rol oynadığını görmüyor veya göstermemeye çalışıyorlar.
(Ne ilginçtir ki, bu yüzeysel zihniyetin çarpıcı bir benzerini, Türkiye'deki bazı ultra-laik Jakobenlerde de görmek mümkün. "Müslümanlara demokrasi ve özgürlük veremeyiz, yoksa başa gelip bizi keserler" diye işleyen; bazı Müslümanların radikal eğilimlerinin aslında demokrasi ve özgürlük yokluğundan beslendiğini anlamayan; zaten özgürlük ve demokrasiyi bir tehdit olarak görüp bunların karşısına adına traji-komik bir şekilde “Cumhuriyet” denen ve aslında “oligarşi”den başka bir şey olmayan otoriterizm engelini diken "Jakoben Beyaz Türk" mantığı ile, İsrail sağının İslam algısı hayli örtüşüyor. Zaten araları da gayet iyi.)
“Güçlü at doktrini” aslında bilgisizlik ve yüzeysellikten beslendiği için, meseleyi biraz derinlemesine inceleyen sosyal bilimciler problemi ortaya koyan yayınlar yapıyorlar. Örneğin 4 Ağustos 2006 tarihli New York Times gazetesinde yayınlanan Robert A. Pape imzalı makale, kayda değer. İntihar saldırıları olgusunu inceleyen "Dying to Win" (Kazanmak İçin Ölmek) adlı kitabın yazarı olan siyaset bilimci Prof. Pape, 1980'li yıllardaki Hizbullah bombacıları hakkında şu yorumu yapıyor:
"Kitabımda... Hizbullah bombacılarının biyografilerini inceledim. 38 kişiden sadece 8 tanesi İslami köktendinci idi. 27 tanesi, Lübnan Komünist Partisi ve Arap Sosyalist Birliği gibi solcu siyasi gruplardandı. Bazıları Hıristiyandı, üniversite öğretimi almış bir bayan lise öğretmeni gibi… Bu intihar bombacılarının - ve onların bugünkü varislerinin - ortak noktası, belirli bir dini veya siyasi ideoloji değil, sadece yabancı bir işgal gücüne duyulan tepki. İsrail'in iki onyıla yaklaşan işgali Hizbullah'ı sökemedi. İntihar saldırılarını durdurmakta etkili olduğu ispatlanan tek çözüm ise, Lübnan'da ve başka yerde, işgal güçlerinin geri çekilmesidir."
Bu, “güçlü at doktrini”nin yanlışlığını gösteren çarpıcı bir analiz. Daha bunun gibi bir çok ses var ABD’de, İsrail militarizmini eleştiren ve bunu kayıtsız-şartsız desteklemenin Amerika’ya çok pahalıya mal olduğunu savunan. İsrail sağı ve onun müttefikleri ise bu sesleri bastırmaya çalışıyor, onları saflık ve hatta “ihanet”le suçluyor. Zaten Siyonist ideologların en büyük endişesi, “İslamcılar niye bize düşman oldu” diye tartışıp duran Amerikalıların, “acaba İsrail’e verdiğimiz aşırı destek yüzünden mi bu işler başımıza geldi” diye düşünmeye başlamaları. Bu durumda Washington’ın desteğinin azalacağından korktukları için, sürekli olarak “sorun bizde değil, sorun radikal İslam’da” mesajını veriyorlar.
Farklılıkları Görmek
Evet, “durum” özetle bu. Şimdi asıl sorumuza gelelim: Ne yapmalı?
Bu soru karşısında bazı Müslümanlar, "bize ne, ne düşünürlerse düşünsünler, Allah müstahaklarını versin" diyebilir. Ama bu büyük bir hata olur, çünkü tartışma meydanını “güçlü at doktrini”ni savunan şahinlere terk etmek anlamına gelir.
Burada görülmesi gereken püf nokta şu: Batı dünyası, ABD ve hatta İsrail'in kendisi, söz konusu şahinlerden ibaret değil. Başta da belirttiğim gibi ABD'de İsrail militarizmine karşı giderek büyüyen bir tepki var. Irak Savaşı zaten baştan beridir Amerikan toplumunu ikiye bölmüş durumdaydı, son bir yıldır ise artık bu savaşı savunanların oranı giderek azaldı. Bush’un Cumhuriyetçi Partisi’nin 2006 seçimlerinden yenilgiyle çıkmasının nedeni de, Amerikan halkının Irak konusunda aldatıldığını düşünmeye başlaması.
Türkiye’de “Haçlı” algısı çok güçlü olduğu için, Batı’nın ve özellikle de Amerika’nın her türlü olumsuz politikasının topyekün bir “Haçlı Seferi” olduğu zannediliyor zaman zaman. Oysa ortada pek böyle bir tablo yok. Günümüzün Avrupası zaten “Haçlı”dan çok haçsız bir kıta. ABD’de ise Hıristiyanlık çok daha güçlü; ama tek bir Hıristiyan görüşü yok. İslam’a karşı husumet besleyen Hıristiyanlar kadar, açık fikirli ve hoşgörülü yaklaşanlar da var. Türkiye'de dilere çok sakız olan Evanjelikler, Amerikan Hıristiyanlığının yarısından daha azını oluşturuyorlar. Dahası onlar da tek parça değil; aralarında “İslam düşmanı” sıfatını hak edecek fanatikler kadar sağduyulu insanlar da var. Evanjelik liderlerin en ünlülerinden biri olan Jim Wallis'in Irak işgalini "haksız savaş" olarak tanımlayıp yerden yere vuran, İsrail işgalini kınayan "God's Politics" adlı kitabı geçen yıl "New York Times bestseller" listesinde haftalarca kaldı. ABD’nin eski başkanlarından Jimmy Carter da Evanjelik bir Hıristiyan, ama İsrail politikalarını şiddetle eleştiren bir figür. Son yıllarda bir barış girişimcisi olarak adından çok söz ettiren Carter’ın yeni çıkan “Filistin: Apartheid Değil Barış” (Palestine: Peace, Not Apartheid) adlı kitabı, Siyonist ideologlardan öfkeli tepkiler topluyor.
Hatta denebilir ki, Washington’daki en şahin kadroyu oluşturan neo-conlar içinde dahi farklı tonlar mevcut. Zannedildiğinin aksine tüm neo-conlar İslam karşıtı değil. Onların arasında da “ılımlılar” ve “radikaller” diye iki kanadın varlığıdan söz etmek mümkün. İsrail'in kendi içinde ve hele de Yahudi dünyasının genelinde ise İsrail militarizmine karşı çıkan pek çok entellektüel, din adamı ve sıradan insan var.
Kısacası, bugün aslında karşımızda “medeniyetler çatışması”nın düğmesine basmış bir Batı dünyası yok, çünkü ortada tek parça bir Batı yok. İslam dünyasında olduğu gibi orada da fanatiklerin yanında aklı başında olanlar, şahinlerin yanında ılımlılar var.
Bundan ise şu sonuç çıkıyor: Batı, ABD’yi ve hatta İsrail’i değiştirmek için bir şeyler yapılabilir. Bu karmaşık toplumların içinde yürümekte olan tartışmayı, kendi açımızdan olumlu veya olumsuz yönde etkileyebiliriz. Eğer şahinlerin elini güçlendirecek bir söylem ve siyaset izlersek, bu toplumları daha da sert hale getiririz. Eğer ılımlıların elini güçlendirirsek, hem kendimiz hem de tüm dünya için iyi bir şey yapmış oluruz.
Ezber Bozmak, İsrail’i Tanımak
Şahinlerin değil de ılımlıların elini güçlendirmenin en iyi yolu ise, birincilerin argümanlarını bozmak. Konu İsrail olduğunda, bu, "Müslümanlar İsrail'i yok edene kadar savaşmaya kararlı, bunlarla barış olmaz" söylemini boşa çıkarmak anlamına geliyor. Yani “İsrail’i yok etme” hedefini bir kenara bırakmak, işgal ettiği topraklardan çekildiğinde ve adil bir barışa imza attığında İsrail’i tanıma ve kabul etme garantisi sunmak gerek.
Oysa bugün İslam dünyasında ve özellikle Ortadoğu’da, sadece 1967’den beri işgal altında olan toprakları — Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi ve Golan Tepeleri’ni — değil, “tüm Filistin’i kurtarmak”tan söz ediliyor. Bu ise İsrail’in denize dökülmesi, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’ın ikide bir dediği gibi “haritadan silinmesi” demek. Bunun milyonlarca Yahudi’nin öldürülmesi anlamına geleceği ise açık.
Bu korkutucu hedefi savunanlar, hem bizzat bu söylem yoluyla İsrailli şahinlerin elini güçlendirdiklerini, hem de bu hedefin zannedildiğinin aksine hiç de “İslami” olmadığını görmeliler. Evet, günümüzde “İsrail’e ölüm” sloganı atmak “İslami hareketlerin” alamet-i farikasi gibi duruyor; oysa mesele siyasi bir öfkeyle değil de teolojik bir sağduyu ile değerlendirildiğinde, İsrail’i tanımanın İslam’la hiç de çelişik olmadığı sonucuna varılabilir: İslam, ilk baştan beridir, Yahudilerle birlikte yaşamaya gönüllü ve istekli olmuş bir dindir. Unutmayalım, Hz. Muhammed, İslam’ın en kutsal iki kentinden biri olan Medine’de Yahudilerin kısmi egemenliğini kabul eden bir anlaşma imzalamış, bu anlaşma ancak Yahudiler tarafından bozulduğu için yürürlükten kalkmıştı. Daha sonraki dönemde de İslam, adeta Filistin’deki Yahudi varlığının garantörü oldu. Hz. Ömer Filistin'in fethettiğinde, bir başka deyişle Bizans yönetiminden kurtardığında, Yahudilerin bu bölgeye girmesine yönelik yasakları kaldırdı ve bu sayede, MS II. yüzyıldaki sürgünden beri ilk kez, Kudüs'te bir Yahudi cemaati oluştu. Haçlılar, 1099 yılında şehri işgal ettiklerinde, Müslümanlarla birlikte Yahudileri de canice kılıçtan geçirdiler, ancak 88 yıl sonra şehri kurtaran Selahattin Eyyubi, Yahudilere — ve Ortodoks Hıristiyanlara — buraya yeniden yerleşme hakkı tanıdı. O zamandan sonra da Filistin'deki Yahudi varlığı devam etti. Özellikle de Osmanlı yüzyılları boyunca, Museviler Kudüs'ten mahrum kalmadılar.
İslam’ın geleneği bu iken, milyonlarca Yahudi’nin öldürülmesi anlamına gelecek bir “haritadan silme” hedefinin ne İslami ne de insani olduğunu görmek gerek.
Kaldı ki bu hedef gerçekçi de değil. İsrail’in tüm Ortadoğu’yu yerle bir edecek bir nükleer kapasiteye sahip olduğu ve kendisine yönelik ölümcül bir tehdit olduğunda bunu kullanacağı biliniyor.
Kısacası tüm akılcı sebepler, İsrail’i tanımayı ve onu adil bir barışa zorlamayı gerektiriyor. Aslında bunu Filistinlilerin ve hatta Hamas’ın akil adamları da görüyor. Hamas’ın Gazze’deki lideri ve Filistin’in mevcut Başbakanı İsmail Haniye, 2006 Şubatı’nda Washington Post’a bu açıdan ilginç açıklamalarda bulunmuştu. Türk basınına da yansıyan (Zaman, 26 Şubat 2006) habere göre, “İsrail'i yok etmeye yönelik Hamas politikasının” sorulması üzerine, ''Bizim Yahudilere bir kinimiz yok. Onları denize dökme gibi bir çabamız yok. Tek isteğimiz, topraklarımızın geri verilmesi, birilerini incitmek değil'' demişti. ''Eğer barış bize haklarımızı sağlayacaksa, bu iyi olur,” diyen Haniye, şu çarpıcı açıklamayı da yapmıştı: “Eğer bize tüm haklarımızı verirlerse, İsrail'i tanırız.”
Ama sonra içerden gelen tepki Haniye’yi bu çizgiyi terk etmeye zorladı. 2006 yazındaki kanlı İsrail saldırıları da, ipleri tümden kopardı. Geriye sadece “İsrail’i yok etme” sözleri ve İsrail’in de “o zaman biz sizi baştan ezeceğiz” politikası kaldı…
Türkiye’nin Muhtemel Rolü
2005 yılında bir gazetecilik olayı vesilesiyle Kudüs’e gitmiştim. Şehrin büyüleyici dini atmosferi bir yana, siyasi bir olgu dikkatimi çekti. Şehirdeki ve ülkedeki “iki taraf”ın her ikisinin gözünde Türk olmak bir ayrıcalıktı. İsrailliler onlarla en iyi ilişkiler içindeki Müslüman ülke ve tarih boyunca Yahudilere hep sahip çıkmış Osmanlı’nın mirasçısı olduğu için Türkiye’ye saygı duyuyordu. Araplar da Osmanlı geleneğine saygı duyuyor, dahası mevcut Türk hükümetinin onların haklarını savunan söylemini çok seviyorlardı. Mescid-i Aksa’nın şadırvanındaki Arap gençler Türkiye’den geldiğimi öğrenince ilk olarak “Erdoğan!” dediler. Başbakan Tayyip Erdoğan’ı ve AK Parti hükümetini seviyorlardı.
Zaten sadece Filistin’de değil tüm Arap dünyasında AK Parti’ye ve “yeni Türkiye”ye büyük ilgi ve hayranlık var. Eskiden Türkiye’yi İslami kimlikten çok uzak sayan ve dolayısıyla “yabancı” gören Ortadoğu hakları, şimdi laiklikle birlikte Müslüman kimliğini de gururla taşıyan, bir yandan da Avrupa Birliği’ne doğru yürüyen yeni demokratik Türkiye’ye gıpta ile bakıyorlar.
Bunun kuşkusuz pek çok muhtemel olumlu sonucu var. Bir tanesi, Filistin konusunda olabilir. Türkiye, bir tarafta İsrail’i tanıyan ve onunla diplomatik ilişkileri bulunan, öte yanda da Arap dünyası ile dost ve onların saygınlığına sahip bir ülke olarak, Ortadoğu barışına giden yolda rol oynayabilir. Bu muhtemel rolü fazla abartmak gerçekçi olmaz kuşkusuz, ama küçümsemek ve görmezden gelmek de yanlış olur.
Türkiye’nin rolü denince de bunu hemen “devlet yapsın” diye anlamamak gerek. Türkiye, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden çok daha geniş ve zengin bir kavramdır. Türk toplumu, Türk entellektülleri, ve — özellikle de meselenin İslami yönü dikkate ele alınınca — Türk Müslümanları inisyatif alıp İsrail/Filistin meselesinde ezber bozacak ve barışa giden yolun kapısını aralayacak bir söylem geliştirebilir. Bu söylem sayesinde de, hem bu kronik meselede, hem de tüm bir Batı-İslam problematiğinde anahtar rol oynanabilir.
Papa XIV. Benedict’in Türkiye ziyaretinde bunun bir örneğini görerek yaşadık. Papa’yı saygıyla ve güleryüzle karşıladık, o da aynı nezaketle cevap verdi, pek çok jestte bulundu. Batı-İslam gerginliğinin bir ayağında çok önemli bir yumuşama yaşanmış oldu. Aynı tutumu İsrail konusunda da göstermeliyiz. İslam’ı terör, şiddet, tehditkarlık ve barbarlıkla özdeş göstermek isteyenlerin söylemini boşa çıkarmalı, bunun tam aksi bir tutum almalıyız. "İsrail yok olmalı" söylemine kendi otoriter rejimi açısından ihtiyaç duyan Tahran eksenine itibar etmemeli ve Batı dünyası tarafından da kabul edilecek makul bir barışı savunmalıyız.
Bunu yapmadığımız; aksine "Müslüman düşmanlığı"na karşı "Yahudi düşmanlığı" yaptığımız; örneğin "İslamcı terör Kur'an'dan kaynaklanıyor" diyenlere karşı aynı yüzeysellikle "hayır asıl sizinki Tevrat'tan kaynaklanıyor" diye cevap verdiğimiz; tarihin en korkunç kıyımlarından biri olan Yahudi soykırımına dudak büktüğümüz, hatta "Hitler haklıymış" gibi korkunç ve çirkin laflar ettiğimiz zaman zarar veriyoruz aslında İslam'a da, Ortadoğu'nun Müslüman halklarına da.
Müslümanların öfkeye değil akla, intikama değil barışa ihtiyacı var... Ve asırlarca “İslam dünyasının bayraktarlığını” yapmış olan Türkiye, bu yeni yolda da öncü olabilir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: January 13, 2007 04:25 PM
Biliyorum havanda su dövüyoruz burada bu konuda ne söylesek. Bırakın yorumu, FACTS (gerçekler) konusunda bile anlaşamıyoruz. Ama mumkun mu susmak? Ben politikaci degilimki susayim ve ne zaman alcak sesle ne zaman YUKSEK sesle konusacagima onceden karar vereyim.
Itiraf etmeliyim, bu defa Mustafa Bey'in yazisinin tamamini okumaya tahammul edemedim, Cunku daha once defalarca duymus idim soylediklerin; birkac cumleyi okuyunca “tamam” dedim, “duymustum bunlari”. Maalesef bircok factual error veya selective facts sunusu ve verilerden ackica yanli nesnel olmayan yorumlama var.
Gozume takilan birkac:
1. Papa bizim gulumsememie karsi gulmsedi; fakat soyledigi hicbir seyi geri almadi, Nitekim bu gercek Vatikan;in resmi sitesinde tescil edld,. Bu konda uzun bir yazi yazdim; ve pek cok Katolik Protestan, yerli yabanci kaynagi da arastirdim. Tipik Batili ikiyuzlulugu ile Gulmsedi, "uzduysem uzgunm" dedi ama tarihleri, isimleri birbirine katmisim gibi erdemli insanin yapmasi gereken minimumu dahi yapmadi. Ibn-i Hazm’ in adini dahi yanlis telaffuz etti, ve orijinal tekste gecti bu (almanya’da universite konusmasi). Mekke donemi ayetlerini Medine donemi ayeti olarak sundu sadece "Muhanmmed siddeti reddetmeyi zamanin politikasina uygun dustugu icin yapmistir": on yargisini guclendirmek icin (bunu Mustafa Bey de not etti gerek bu sitede herek TV tartismasinda) resmen yalan soyledi Papa. ,. Ve sonuca gulumsedi “Uzgunum uzduysem; muslumanlar gayet iyidir” dedi. Papa Jean Paul II, en azindan Filistinliler icin insani duygular sergilemis idi. Bu adamin soyledikler, yaptiklari poltikacininki gibi kulaga goze goze hos gelen fakat her zaman “:deniability” (jnkar edebilirlik) imkani veren cinsten. Nitekim Vatikan’in resmi sitesi Turkiye zityaretinde Papa’nin herhangibir konuda yanildigini kabul etmedigin yaziyor. Baz Katolik siteler cok daha agir ifadeler kullaniyor. Protestanlarin Evanjeliklerin ne dediklerin duymak istemezsiniz.
Konuda yazdigim yazida ben de ziyaretin iyi oldugunu, he iki taraf icn faydali oldugunu; ve her iki taraf icin FIRSAT SUNDUGUNU yazmis idim )FIRSat her iki tarafinda GERCEK DUSMANI’nin “dindar digeri” degil din dusmani, sekuler diheri oldugun faketmelrinde yatiyor) Ama bunu "BAKIN PAPAYA II DAVRANDI KAZANDIK: ISRAIL’E DE IYI DAVRANIRSAK KAZANABILIRMISIZ argumanina destek icin sunmak, kusura bakmayin hatali mantiktir.
2. Mustafa Bey Israil-Flistin meslesini 2006'daki birkac olayi naklederek degerlendirmis (ki oradaki sundugu veriler de eksik. Or: Hizbllah’in elinde Israil’inki gibi precision fuzeler, akilli fuzeler, ABD’nin elinde dahi omayan guided missiles, bimem ne binbir turlu olum makineleri yok; elindekiler Kaytusha, Kasem ne ise demirci atolyasi yapimi verya Iran’dan gelme II. Dunya savasi teknolojisi KOR FUZLER. Buna ragmen vurduiklari Israil hedefler ve olen Yahudilerin buyuk cogunlugu ASKERI DI. Olen cok az sayida Isgalci sivil Yahudi kazaran olmustur. Olen her LUBNANLI KASTEN TOPLUCA KATLEDILMISTIR. BU FACT tir FIKIR DEGIL). Burada bir argumani guclendirme icin “onlar da sivil hedef vurdu, oburleri de” diyerek ahlaki esitlik kurmak da yanlistir. . UNUTMAYIN II. DUNYA SAVASI SIRASINDA YAHUDLER DE YABANA ATILMAYACAK SAYIDA NAZI OLDURDULER! Ayrica Israil’in Lubnan’a saldiri planini bir yil oncesnden yaptigi (bkz: http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/07/22/israil-savas-planini-bir-yil-oncesinden-yapmisti/) ve Hizbullah’in iki katili esir almasinin en fazla saldirinin ZAMANLAMASINI degistirdigi artik butun objektif gozlemcilerin teslim ettigi gercektir)) Kendisi gibi dikkatli, birikimli zeki bir arastirmacinin meseleyi bu derece basite indirgmesini bir kardiyologun uzun EKG yerine bir iki data noktasina bakarak teshis koymasina benzetiyorum. Bu isin gecmisi en azindan 1948'e gider; ilk olarak Filistinlilerin toplu kasledildigi, kalanlarin yuzbilercesinin evlerinden zorlandigi zamana. O gunden bu gune yuzlerce katliam, gozyasi, asagiklama "untermenshen" lestirme...parmaklarim titriyor!!!!!!!akla gelebilcek her insanlikdisi zulum!
Simdi Mustafa Bey "bunlar tepkiseldir; bir kirli planin pacasi degildir" demekte israrmi ediyor? Eminim son olarak Somali saldirilarindan, Sudan’in etrafinda olusturulan cemberden sonra kimse artik “Terorle Global Savasin” “İslam ile global savas” olmadigini iddia wetmiyordur.
Benim okudugum kadari ile "biz uslu durursak bisey yapmiyorlar; yaramazlik yaparsak cezalandiriyorlar" diyor. YANLIS!
Bunu daha once Dorduncu kuvvet medyada bir yazida aciklamisidim. (bkz.: http://bekirlyildirim.wordpress.com/2006/07/11/ha-hamas-ha-pkk-ha/) USlu veya yaramaz okmanizla alakasi yok. Daha oce defalarca "USLU DURUN KAZNIRSINIZ" dedileer Arafat'a, Abbas'a. Arafat uslu durdu, Filisin chaerterini deisirdi; “her turlu terorizmi” lantledi; icerdeki "asirilara: savas acti” Filstinlile birbirinin kanini doktu Reagan Begin, Shamir, Sharon katillerinden “AFFERIN” almak icin. Baksa ne ALDI KARSILIGINDA? O zaman “siddete bas vurmazsaniz, sesisiz sedasiz geberirseniz kazanirsiniz” demek hangi tahlilin sonucu? BIr tane ornek lutfen BAKIN PAPA BIZE IYI DAVRANMDI disinda?
Herkesten benim kadar hassas olmasini beklermiyorum; insan fitratlar farklidir. Ama lutfen verilere bakarak konusalim! Hersey “senin fikrin, benim fikrim” gibi subjektif, soyut degilduir. Bunu iddia tmek SOYAL BILIMLER DIYE BIRSERY YOKTUR. Laf ebeligi hepsi demektir. Bazi veriler otomatikman bazi sonuclara gorurur. Nasil ki ekonomnin son 4 yilda iyiyemi kotuyemi gittigi artik “FACT” TIR; fikir beyan edilebleck bir konu degildir. Israil'den "IYLIKLE" birsey alinip alinmadigi da yakin tarihin gerceklerinden cikan apacik bir resimdir. Eger masada birseyler kazanilir gib oldu ise gcmiste; o zamandan once FIILI DURUMU IYI INCELEYIN! Seytanin cocugu bir taraf sikismadan zirnik vermez. GUCLU OLDUGU ZAMAN TAVIZ VERME NE YAHUDININ NE DE HIRISTIYANIN Kitabinda yazar. O ISLam’in yuksek ahlaki ile ahlaklanmislarin siraidir. Tarihe bakalim.
Bu olayin nesnel tahlili.
Bir de isin ahlaki boyutu var. Burada Istanbul’da, Ankara’da Washington'a rahat everimizde oturup, aile fertlerinin cogunu kaybetmis, her gunu isine (var ise) gitmek icin gunun yarsinin checekpointte geciren, asaglanan, karsida oturan kardesini ziyret etmek icin gene 600 kusur checkpointten bilmem kacini gecmek zorunda olan, kendi evnin, zeytin bahcelerini oldug erlerde villalar kurmus NY, Paris milyonerlerinin kendisini oldurmesinin "Yahudui komusunun tavigunu oldurmekten kolay" oldugu.....insanlara "AKIN BENI DINLEYIN USLU DURURSANIZ KAZANIRSINIZ; bakin PAPAYA IYI DASVRANDIK O DA BIZE GULUIMSEDI" demek....
Dahiyane strateji olabilir bilmm ben bu strateji mitrateji isklerini dostlar ama BUNA HAKKIMIZ VARMI?
Son iki not:
1. Savaslarda elinizdeki silahlari kullanirsiniz. Bir Filistinli soylesi birsey demis di: “Israil bizim intihar bombaxcilari kullanmamizdan rahatsiz ise, dogrusu biz de rahatsiziz. Ellerndeki konvansiyonel silhlarin bir kimsin biz versinler; nizami savas yapalim”.
2. Bati’daki Yahudi kontrolundeki yalan makineler “bunlar cennette 72 huri ile sevimsek icin kendi vucutlaini bomba yapiyorlar” der ya. Bir intihar bombacisinin son mektubunda buna bir cevap var idi. Soylesi birseyler diyordu 17 yasindaki cocuk “aslinda hayati cok seviyorum; doktor olmak istiyorum (istiyordum demiyor ISTIYORUM” diyor) Fazla dindar da degilim…Yok cennette hurilerle sevimsek icin yapmiyoum bunu; Tesekkuler ben bir KIZIM…”
80 kusur yil once herkes bizim gibi akilli stratejist olsa idi acaba Kurtulus SAVASI’nda kim savasirdi?
Surc-u lisan ettikse, veya BAGIRDIKSA affola.
Herkese selam, saygi, muhabbetle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 13, 2007 06:40 PM
Bekir beyin dediklerine katılıyorum.
Bence Mustafa bey yazarların arasından değil halkın arasından yorum getirmeli ve yazılarını nesnelleştiremeli yoksa dünya arkadaşlığımız ömür boyu sürer.
İHTİYACIN OLURDA ARKADAŞINDAN İSTEMEZ İSEN, O ARKADAŞLIK ÖMÜR BOYU SÜRER.
(Böyle arkadaşlık mı olur, Allah için.
Hem Müslümanlar kardeştir.)
Yazan: Öncü Nesil Tarih: January 13, 2007 07:16 PM
Mustafa bey, Türkiye dışişleri Hamas liderlerin
den Meşal ile görüştüğünde içte ve dışta bazı eleş
tirilere uğramıştı. Nasıl olurda İsrail düşmanı
bir örgütle temas kurarsınız diye. Oysa seçim kaza
nmış meşruluğu onaylanmış bir parti sözkonusuydu artık. Ancak şartlar değişiyor. Türkiye daha geniş
bir marjda hareket alanı bulabilir. ABD tarihinin
prestij olarak dip yapmış bir döneminde. Amerikalı
ların yüzde yetmişi Irak politikasını desteklemiy
or. vietnam benzeri belkide daha ağır bir yenilgi kapıda. Eğer ABD, Neo-con-İsrail ve Türkiyedeki
statükocu uzantılarının verdiği akılların yol açtı
ğı hezimeti algılayıp özümserse, bu Türkiyenin hem
statükodan kurtulmasına, hem kronikleşmiş iç sorun
larından kurtulmasına yardımcı olabilir. Çünkü sta
tüko bu anti-islam cephenin yaydığı korkulara daya
nıyor. Kürt korkusu,İslam korkusu, Ermeni korkusu
vd. Askeri vesayet düzeninden katılımcı ve sivil
bir düzenin genişlemesi Türkiyeyi rahatlatıp özgüvenini geliştirecektir. Genetik kodlarında far
klı unsurları barış içnde yaşatma özelliği bulunan
Türkiye gerek kendi sorunlarını,Kıbrıs,Kürt,Ermeni
gerekse bölgedeki anlaşmazlıkların çözümünde, İsrail-Filistin,Irak,Lübnan vs gibi çözümünde etke
n olabilir. ABD,Neo-con-İsrail ve bölgedeki yardak
çılarından sıyrılırsa, Clinton döneminde olduğu
gibi BM ve müttefikleri ile işbirliği yaparak bu
açmazdan kurtulabilir. Yoksa işler tırmanacak ve
yıkım ABD açısından kaçınılmaz olacaktır. Bu bazılarımızca arzu edilsede kan dökücü ve tahripka
r bir fatura kaçınılmazdır. Aklı selim çalışırsa,
Türkiye ABD yede, bölgedeki ülkelerede yardımcı
olabilir. AK Parti iktidarı bir hayli mesafe aldı.
Kıbrıslı kardeşlerimiz gibi söylersek İstatüko çök
tü, bu çöküş ABD ve İsrail'in Irak ve Lübnan hata
ve hezimetinin sonucudur. Herkes hata yapabilir,
ABD nin şansı pratik ve hareketli bir siyasi siste
me sahip olması, yanlıştan dönmeyi becerebilmesin
de yatıyor. Holywooda fazla mesai yaptırarak, bu travmadanda kurtulur Amerikalılar. Ehli dünya erbabınıda yabana atmamak gerek nede olsa.
Saygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: January 13, 2007 07:17 PM
Müslümanların öfkeye değil akla, intikama değil barışa ihtiyacı var...
Elhak doğru. Bizim akla ve barışa ihtiyacımız var. Hoş; kimin yok ki?..
Şimdi aldığım onca pozitivist eğitimin bana öğrettiği rasyonellik ile birlikte bütün benliğimle düşünüyorum. Aklımı kullanıyorum. Ne yapmalı? Önyargılarımdan mümkün olduğunca sıyrılmaya çalışıyorum. Bütün sürece de bu şekilde bakıyorum. Ve gerçekten, bütün kalbimle barış istiyorum. Kudüs'te Hristiyanlar ve Yahudilerle daha önce yüzyıllarca olduğu gibi kardeşçe birarada yaşamak istiyorum.
Bakalım o halde durum nedir? Yani şu meşhur Filistin sorunu nedir? Bu konunun tarihsel süreci nedir? Çok kısaca başlangıcından bahsedeyim:More...
1896'da siyasi siyonizmin babası olarak bilinen Theodor Herzl bir Yahudi devletinin gerekliliği tezini ortaya atar. Ancak çok taraftar toplayamasa da bir yıl sonra İsviçre'de toplanan "Birinci Siyonizm Kongresi"nde Filistin'in Allah tarafından Yahudilere verilmiş toprak olduğu, bu yüzden Yahudi göçünü özendirmek gerektiğini, bunun için mali destek sağlanması için örgütlenmeler gerektiği vb. kararlar alınır.
Yahudilerin büyük kısmı buna iltifat etmez hatta ilk etapta oraya göç eden 120.000 dolayında Yahudi'nin bir kısmı sonradan geri döner.
1917 Balfour Deklerasyonu ile İsrail Devleti'nin kurulması için ilk adım atılır ve Filistin Yahudiler için "milli yuva" ilan edilir. Ardından Amerikali Siyonistlerin destegi ile "Millî Yahudi Fonu" oluşturulur.
Buradan sonrasını Nurcan Solak'ın makalesinden (bir bölümünü) alıyorum: [ http://www.enfal.de/yak14.htm ]
"1929'da Zürih'deki kongrede "millî yuva" Yahudi Devleti olarak aniliyor, Akabinde Filistin'de gerçeklesen gösteride bir çok Arap ve Yahudi ölüyor.
Kisa bir süre sonra Hitler'in Almanya'da basa geçmesi ile baslayan Yahudi soykirimi Siyonistlerce kullanilarak, göçün hizi arttirilmaya çalisiliyor, ancak bir hizlanma görülmüyor.
1936'da Yahudi göçmenlerinin sayisinin Ingilizlerin koydugu kotayi bile asmasi Filistinlilerin silahli ayaklanmaya baslamalarina sebep oluyor. Bu kargasada Yahudiler 10.000 kisilik silahli "Haganah"i kuruyor.
1939'dan itibaren baris görüsmeleri basladi. Ingiltere ayaklanmanin büyüyüp, sömürgeci emellerinin sekteye ugramasindan korktugundan, Yahudi yerlesimcilerin azalmasi yönünde baski yapip, Yahudilerin formal bir ordu kurmalarinı da reddetti. Ancak Yahudi gerillalari Irgun ve Haganah düzenli saldirilara çoktan baslamislardi.
1946'da Amerika'daki seçimleri Truman kazandi ve Filistin'de iki devletin kurulmasini destekledigini açikladi. Ingiltere 1947'de konuyu BM'ye havale ederek bölgeden çekildi. Ayni yil BM tarafindan kabul edilen "Filistin taksim plani" iki bagimsiz devlet kurulmasini ve Kudüs'ün uluslararasi bir sehir olmasini öngörüyordu. Ancak bu da sürecin devamindan baska bir sey demek degildi; nitekim:
1) Nüfusun %31'i Yahudi oldugu halde Filistin'in %56'si Yahudi Devleti'ne birakildi. Bu bölgede yasayan nüfusun yarisinin da tüm etnik temizlige ve göçe zorlamalara ragmen Araplar olusturuyordu.
2) Yahudilere ayrilan topragin %90'i ve narenciye agaçlarinin da %87'si resmen Filistinliler'indi ki, bu Filistin tarafinin iktisadî gelisimini baltaliyordu. Böylece Yahudi devletine ve diger ülkelere bagimli bir devlet olmus olacakti.
3) Bu karar göçe zorlanmis 3.200.000 Filistinli mültecinin ülkelerine dönmesini de içeriyordu. Ancak Israil tarafindan buna müsaade edilmedi, aksine tüm Filistin'e yayilan Siyonist terörü 750.000 Filistinlinin daha sürülmesine neden oldu.
Köyler basilip, köylüler yerlerinden edildi, direnenler katledildi, çocuklu kadinli 254 kisinin katledildigi Dir Yasir katliami bu saldirilardan sadece biriydi. Katliami Irgun ve Israil'in Özgürlügü komandolari gerçeklestirdi.
BM kararindan sadece 6 ay sonra durum suydu: Siyonistler Kudüs'ü ikiye böldüler ve Ürdün'le paylastilar. Filistin'in %77'sini isgal ettiler. 340 köy, sehir yikilmis, nüfusun %70'i sürgün edilmisti. Filistin toplumunu mahveden bu yil "nakbah (felaket)" adiyla anilmaya baslandi. Nakbah'i takip eden 1,5 yil içinde sürgün edilen Filistinlilerin yerine 648.000 Yahudi yerlestirildi. 1948-1956 arasinda 5000'e yakin Filistinli memleketine dönmeye çalisirken can verdi.
Vs.vs. Ve bugünlere geliniyor. Değişen sadece kişiler. Yöntemler, haksızlıklar, hukuksuzluklar ve katliamlar hep aynı.
Sürecin devamını da alıntılayıp yazının okunabilirliğini azaltmak istemiyorum. Devamına yularıdaki linkten ya da çeşitli kronolojik kaynaklardan bakılabilir. Benim verdiğim kaynağı yanlı bulanlar olabilir; başka kaynaklardan da karşılaştırmalar yapılabilir.
Ali Bulaç'ın da bir yazısında listelediği bugünkü durumu hülasa edersek sorunu şu şekilde özetleyebiliriz:
İsrail'in toprak işgali. Bugün tarihi Filistin topraklarının ancak yüzde 22'si Filistinlilerin elinde, yani %78 lik bir kısmı halihazırda İsrail tarafından işgal edilmiş durumda. Ellerinde olan topraklarda da hakimiyetleri yok. Bir Filistinli kendine bırakılan bu topraklarda dahi biryerden bir yere; hastaneye, karakola, okula gitmek için birçok kontrol noktasından, duvardan geçmek zorunda kalıyor. Utanç verici aşığılanma, ambargo, sıfır ticaret, yaşadıkları yerin kara ve deniz ile irtibatının kesilmesi Filistinli'lerin konumunu açık hava cezaevinde yaşayan mahkum durumuna düşürüyor.
2.5-3 milyona yakın Filistinli mülteci var. Bunların ne olacağı konusunda hiçbir şey belli değil. İsrail bunu pazarlık konusu bile yapmıyor. Hatta İsrail kalan Filistinlileri de bir yolunu bulup Ürdün'e sürmeyi istiyor. Yapılan barış planlarında İsrail mültecilerin geri dönüşünü hiçbir zaman kabul etmedi.
Dünyanın birçok yerinden getirtilmiş Yahudi yerleşimcilerin Filistinlilerin evlerine, bahçelerine yerleştirilmesi; mal ve mülklerine el konulması gibi bir vakıa var. Ayrıca Filistinlilerin sistemli bir biçimde etnik temizliğe tabi tutulduğu gerçeği.. Bütün bunların çözümü için "ortak payda" da buluşmak zor görünüyor.
Kudüs'ün nihai anlamda statüsü. İsrail Kudüs'ü paylaşmayı kabul etmiyor. Tek başına bu mesele çözümü kilitliyor.
Mescid-i Aksa'nın yıktırılıp yerine Süleyman Mabedi'nin yaptırılmak istenmesi. Yahudiler nihaî anlamda bunu istiyor ve açıkça söylüyorlar. Müslümanlar Mescid-i Aksa'dan vazgeçmeyeceklerine göre bunda da bir uzlaşma mümkün görünmüyor.
Sözbirliği edilmişcesine herkes "İsrail tanınsın" diyor. İsrail kurulduğundan beri diplomatik her yolu sabote etti ve bu "tanıma" meselesini bile isteye erteletti. Çünkü İsrail bu bahane ile işgaline, katliamlarına ve sömürüsüne kılıf sağlıyordu. Aslında gelinen noktada Arapların taleplerine bakıldığında İsrail'in zımnen tanındığı sonucu çıkıyor. Yine Bulaç'ın tasnifinden yararlanarak bu taleplere bakalım:
İsrail, 1967'de işgal ettiği toprakları boşaltsın. Bu demektir ki, 1948'den sonra işgal ettiği topraklar artık onundur. Bu madde zımnen İsrail'i ve 1967 sınırlarını tanımaktır. Bunu Hamas dahil tüm Filistin kabul etme noktasında.
Mültecilerin geri dönmesine izin verilsin, el konulan mal ve mülkler sahiplerine iade edilsin. Bu Filistinlilerin en doğal hakkıdır. İsrail buna hiçbir açıdan olumlu yaklaşmıyor.
Doğu Kudüs, Filistin devletinin başkenti ilan edilsin . Yani artık Kudüs'ün tamamı üzerinde hak iddia etmekten vazgeçilmiş. Bulaç'a göre "bu üç noktayla Hamas'ın da yetineceğini bilmeyen yok. Bu, temel bir gerçektir; ama İsrail'in savaş makinesi kadar güçlü olan propaganda makinesi, Filistinlilerin ve Arapların a) Antisemitik olduklarını, b) İsrail'i güvenli sınırlar içinde tanımayıp haritadan silmek istediklerini ve c) Terörist, vahşi bir güruh olduklarını tekrarlayıp duruyor. Maalesef bu propagandaya inanan nice insan var."
İsrail birçok anlamda başlangıçtaki haklarından bile vazgeçmiş Filistinlilerin taleplerini kabul ediyor mu?
Hayır.
Kabul etmediği gibi tartışmaya bile açmıyor. (Oslo barış görüşmelerinin taktiksel bir manevra olduğu, tıpkı daha önce Mısır'ın ekarte edildiği gibi görece İsrail-FKÖ barış görüşmeleri ile diğer direniş örgütlerinin direnişinin kırılmaya çalışıldığı bir vakıa olarak ortada duruyor.)
Bu sürecin başlangıcından bugüne kadar tarafsız bir gözle baktığımızda ne görüyoruz? Haksız bir işgal, katliam, yıldırma politikası ve kasıtlı bir uzlaşmazlıkla cür'etkar bir küstahlık. Ve müthiş bir medya propagandası. İsrail'in sivil hedefleri bilerek vurduğundan İnsan Hakları İzleme Komitesi artık ciddi şekilde şüpheleniyor. Kana'daki saldırıda dünya ayağa kalktı ama değişen hiçbir şey yok. İsrail yıllar önce yine Kana'da benzer bir katliam yapmıştı. Sabra ve Şatilla katiamları hafızalardan silinmedi. Dün çiftçi taşıyan bir kamyonu vurdu onlarca işçiyi katletti. İsrail 1948 yılından bu yana 180 katliam gerçekleştirmiş. Bunların tamamı savaş suçu niteliğinde. BM bir kukla gibi. Güvenlik konseyinin 5 daimi üyesi 200 tane ülkeyi ayı oynatıcısının ayının burnuna halka geçirip oynattığı gibi elinde oynatıyor. Çünkü BM' nin yapısı öyle. Bu 5 ülkeden sadece birinin istemediği herhangi bir karar konseyden çıkamıyor. Bunların başındaki efe de ABD. 200'e karşı 1. ABD bu yolla defalarca İsrail aleyhine karar alınmasını engelleyerek güvenlik konseyinin aldığı onlarca kararı veto etti. En son saldırılarda yine bu yüzden kınama bile çıkmadı. Ayrıca İsrail BM'nin bu konuda aldığı hiçbir karara uymuş değil. Roma konferansı komedisini gördük. İsrail Kana'dan sonra 48 saat ateşkes ilan etti ama Rice bastırınca ateşkesi bozdu. Bütün bunlar dünyanın gözü önünde oluyor.
En son olayların tetikleyicisi olarak Mustafa Bey Hizbullahı göstermiş ama ben buna tam olarak katılmıyorum. İsrail-Filistin çatışmasının son aşaması, İsrail kuvvetlerinin Gazze’den iki sivili; bir doktor ve kardeşini kaçırmasıyla başladı. Ayrıca bir sahilde piknik yapan aileden 7 kişi İsrail kuvvetlerince öldürüldü. Bütün bunlardan sonra asker kaçırma eylemi oldu ve iş bu boyutlara geldi. (Halen İsrail zindanlarında tutulan ve suçunun ne olduğu belli olmayan 10.000 dolayında Filistinli var. Bunu da hatırlatalım) Bu konuda Tarık Ali, John Berger, Noam Chomsky, Eduardo Galeano, Naomi Klien, Harold Pinter, Arundhati Roy, Jose Saramago, Guiliana Sgrena, Howard Zinn gibi isimler 24 Temmuz'da bir açıklama yapmışlardı. Onlarda aynı şeyi söylüyorlar. Başlatan, provoke eden tıpkı daha önceki intifadalarda da olduğu gibi yine İsraildi. Şahin Alpay o günlerde bu açıklamadan da "Batı'nın utanç verici çifte standardı" başlıklı yazısında bahsetmişti. Hamas, Hizbullah belki fevri davranmış olabilir ama tahrik unsuru tıpkı daha önceleri olduğu gibi yine İsrail'den gelmişti. İran ve Suriye'yi ise sürekli kışkırtan yine İsrail ve ABD'dir. BOP planlarına İran ve Suriye kendi kendilerini dahil etmediler. Meselelere "Kök sebep" araken Ahmedinejat'ın açıklamalarına da aramalıyız.
Şimdi aklımızı kullanalım ve düşünelim. Nasıl davranmalı bu durumda Müslümanlar? Köpek gelmiş baldırımıza yapışmış, yere yıkmış önüne gelen yerimizi ısırıyor. "Hoşt" diyorsun gitmiyor, mücadeleye gücün yetmiyor. Çaresizce altında kıvranıyorsun. Etrafına toplanmış kalabalık sesini çıkartmadan öylece seyrediyor. Bu örnek ekstern durabilir; kabul ederim ama "anafikir" olarak İsrail-Filistin meselesinin tarihsel süreci bu örneğe çok uyuyor.
Pekii ne yapmalı? Mustafa Bey yazısında "...Müslümanlar açısından karşı çıkılması gereken şey, İsrail'in var olma hakkı değil, işgali."
İyi de Müslümanlar bundan farklı ne yapıyorlar ki? İsrail'i tanıma aşamasında oldukları zaten meydanda. Sakinim ve aklımı kullanıyorum. İsrail'i tanıyalım. Tamam. İyi de hangi İsrail'i? Yani hangi sınırlarını, hangi başkentini tanıyalım? Mültecilerin durumu ne olacak? Yahudi yerleşimcilerin üzerine oturduğu evler araziler ne olacak? Kudüs'ün durumu ne olacak.? Filistin'in işgal edilmiş %78 toprağının durumu ne olacak? 10.000'i aşkın tutuklu ne olacak? Bütün bu haklı taleplerinden vazgeçmeli mı Filistin? Söylenmek istenen bu mu?
Açıkçası barışı en çok isteyenlerden birisiyim. Ama nasıl olacak bu? Bunun nasılını söyleyen yok. 1967 sınırlarına çekilmiş bir İsrail'in hayat hakkını bütün Arap dünyası gibi ben de tanıyorum. Daha İsrail'i yok etmek istemediğimizi nasıl ispatlayacağız?
Filistinden tamamen vazgeçerek mi?
Düşünceler: http://www.dusunceler.org/2006/08/06/baris-iyi-de-nasil/
-----------------
Bu yazıyı Mustafa bey'in aynı yazısının kısa versiyonu yayımlandığında kaleme almıştım. Yazının genişletilerek tekrar yayınlanması üzerine yeniden buraya ekliyorum.
Mustafa Bey'in yazısında elbette katıldığım birçok yer var, ama konu bütünlüğü olarak baktığımda pekçok şerhimin olduğu da aşikar. Yazımda da bunların kısmını belirttim.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 14, 2007 12:46 AM
Bir Soru!
Mustafa Bey'in yazısına da Bekir Bey'in eleştilerine de katılıyorum. Şimdi ben "oksimoron" mu oluyorum? :))
Bir Haber!
Mehmet Ali Birand, Turkish Daily News'teki yeniliklerden bahsederken şöyle bir paragraf yazmış:
"Mustafa Akyol, opinion editor oldu. Gazetenin beyni sayılan yorum-köşe yazıları ve konuk yazarları yönlendirecek. Akyol gibi pırıltılı bir akademisyenin bu göreve gelmesi, gazete’nin nereye götürülmek istendiğinin en açık göstergesi." Hayırlı olması temennisiyle Mustafa Bey..
Ayrıca, Türkiye'nin ilk ingilizce gazetesinden bahsetmişken belirteyim, "16 Ocak"ta ilk bakısı çıkacak olan "TODAY'S ZAMAN"ı da merakla bekliyorum doğrusu..
(Konudışı yorumlarımla bu başlığı işgal ettiğim için özür dilerim.)
Yazan: Hasan B.K. Tarih: January 14, 2007 01:01 AM
Müslümanların öfkeye değil akla, intikama değil barışa ihtiyacı var... Ve asırlarca “İslam dünyasının bayraktarlığını” yapmış olan Türkiye, bu yeni yolda da öncü olabilir..MA.
ABD'nin politikalarını ne kadar benimsemiyorsam radikal islamı da benimsemiyorum ve vicdanımda bir yere oturtamıyorum..
bizde çok zor günler geçirdik millet olarak ama hiçbir zaman terörü,masum insanları katletmeyi benimsemedik..bize zulmedenlere dahi kucak açtık..haçlı seferlerinde bozguna uğrayıp perişan halde Antalyaya kaçan bir haçlı grubunu Rumlar zamanın Selçuklu Hükümdarına haber verirler..gelin bunlara eziyet edin diye..biz onlara acıyıp affediyoruz da bu grup toptan müslüman oluyor.
Mustafa Bey'in sabrını zorlamazsam bu konuda bir tarihi analiz yapmak istiyorum.
----------------------------------------------------
m.960’lı yıllarda bir Türkmen Beyi olan Selçuk Bey İslam dinini seçer ve Abbasi devletinden kendilerine İslamı öğretmesi için din adamları göndermelerini ister..Küffara haraç vermeyeceğini söyleyerek Oğuz Yabgusuyla mücadeleye girişir..
1040 yılında Selçuk Bey’in torunları olan Tuğrul ve Çağrı Beyler Gazneli Mesud’a karşı kazandıkları zafer ile Büyük Selçuklu Devletini kesin olarak kurarlar ve Abbasi halifesine bağlılıklarını ve ehl-i sünnet için mücadele edeceklerini ilan ederler..
1071 yılında Büyük Selçuklu Hükümdarı Alparslan Malazgirt’te Bizans’lı Romen Diyojen’in kendisinden sayıca kat kat üstün olan ordusunu bozguna uğratır..Bedr’in aslanları yine sahnededir…bundan sonra Anadolu’nun kapıları müslümanlara açılır..
Bizans’ın bu yenilgisi üzerine Avrupa paniğe kapılır..
1091 yılında Papa Urbain’in örgütlemesiyle ilk haçlı seferi düzenlenir..Anadolu’da önlerine geleni öldürüp,yağmalarlar..bu saldırılar geri püskürtülsede Anadolu’nun göreceği son haçlı seferi değildir bu..
1157 yılında Sultan Sencer’in vefatıyla Büyük Selçuklu Devleti tarih sahnesinden silinecek yerini Anadolu Selçuklu Devletine bırakacaktır.
1204 yılında düzenlenen 4.Haçlı seferinde İstanbul işgal edilecek ve halka büyük zulümler yapılıp şehir yağmalanacaktır.
Anadolu Selçuklu Devleti’nin zayıf düştüğü bir dönemde (1220-1237) yılları arasında bir parlama dönemi yaşanır..
Sultan Alaaddin Keykubat dönemi….
Tarih sahnesinde İslam zor zamanlarını yaşarken 1200’lü yılların hemen başında Belh Şehrinde asırlarca yıldızı parlayacak olan bir güneş dünyaya gelir..Mevlana Celaleddin Muhammed..
Nesebi Hz.Ebubekir’e kadar giden bir soylu veli..babası Sultan’ül Ulema Bahaeddin-i Veled..
Bahaeddin Veled Kübreviyye tarikatine mensuptur..Tarikatın kurucusu Necmettin Kübra hazretleri müridleriyle birlikte Moğollara karşı verdiği mücadelede şehit olan bir yiğit velidir.
Bahaeddin Veled hazretleri Harzemşah döneminde yaşar ve dönemin sultanının yüzüne ‘sen bir zalimsin’diyecek kadar cesurdur..
Abbasiler döneminde başlayan tercüme faaliyetleri sonucu Yunan felsefesi İslam dünyasına girmiş bundan çok etkilenen bazı bilginler İslam itikadının dışına çıkmaya başlamışlardı.
Sultan’ül Ulema. Harzemşah’ın yüzüne karşı yürüdüğü yolun Muhammedi yol olmadığını söylüyordu..Harzemşah Sultanı’da felsefi hareketlerin tesirinde kalmış bu yüzden Bahaeddin Veled’le arası açılmıştır.
Halkın Sultan-ül Ulemaya olan ilgisi ve Harzemşah’ın Kübreviyye tarikatıyla arasının iyi olmayışı gibi sebeplerle Bahaeddin Veled Hazretleri ilim merkezi olan Belh’te bunaltılmaya çalışılmıştır.
Diğer bilginler tarafından da kıskanılan Sultan_ül Ulema aldığı manevi bir işaretle Belh’i terk edecektir..ilk durak Nişabur’dur..bir Kübrevi olan Feridüddin Attar ile buluşurlar..
Attar ,Celaleddin Muhammed’in manevi büyüklüğünü sezer ve babasına’Umarım ki senin bu oğlun yakın zamanda alemde ilahi aşkla yanacak,gönüllere ateş salacaktır’ der ve bu genç delikanlıya( esrar-name) isimli kitabını hediye der.
İkinci durak Bağdattır.burada şeyh Şihabüddin Sühreverdi ile buluşurlar.Bu arada doğu illeri Moğol istilasına uğramış,Müslümanlar Moğol zulmü altında inlemektedir..
Bahaeddin Veled Bağdat’ın en büyük camisinde verdiği vaazda Müslümanları bu tehlikeye karşı uyarır.Belh’in nasıl yağmalandığını,Harezmşah hükümdarının nasıl perişan edildiğini anlatır..Bağdat halkı ve halife kendisine hayran olur..fakat ısrarlara rağmen orada kalmaz ve Bağdat’ı terk edip Hicaz’a giderler,hac görevini yapıp,Kudüs’e Mescid-i Aksaya geçerler..bu ziyaretlerinden sonra da Anadolu’ya yönelirler.Erzincan-Sivas-Kayseri-Niğde yoluyla Karaman’a gelir ve burada 7 yıl kalırlar..eşini ve büyük oğlunu Karaman’da ahirete uğurlar büyük veli..
Bu arada Anadolu Selçuklu hükümdarı Alaaddin Keykubat Sultanı Konya’ya davet eder..1229 yılında bu daveti kabul ederek devletin merkezi olan Konya’ya hareket ederler arkalarında gözü yaşlı insanları ve iki yitiğini bırakarak..
Mevlana Celaleddin için artık Konya son menzildir..iki yıl sonra babasını kaybeder..
Selçuklu sultanı Keykubat Bahaeddin Veled ve ailesi için bir medrese inşa ettirmiştir.Mevlana burada irşat faaliyetlerini sürdürecektir..
Maneviyat cephesinde bu gelişmeler olurken doğudan gelen Moğol istilası Anadolu kapılarına dayanmıştır..zulümden kaçan birçok Türkmen kavmi Anadolu’ya göç etmekteydi..
1237 yılında Alaaddin Keykubat zehirlenerek öldürülür..yerine geçen 2.Gıyaseddin Keyhüsrev zayıf bir idarecidir ve devleti ele geçirmek isteyen veziri Sadettin Köpek’in elinde oyuncağa dönecektir.Vezir devletin ileri gelenlerini türlü hilelerle öldürtür..Devlet zayıf düşürülür.
Bu arada Moğol istilasından kurtularak Anadolu’ya gelen Türkmenlerden Baba İshak adlı kişiye bağlı olanlar büyük karışıklık çıkartırlar.Peygamberliğini ilan eden Baba İshak ve müritleri devlete karşı isyan başlatırlar..1241 yılında Babai isyanı bastırılır.
Moğol akınlarını önlemek için Erzurum’da hazır bulundurulan bir ordu bu grupla uğraşmak zorunda kalmıştır..devletin bölgede zayıflamasını fırsat bilen Moğollar 1242 yılında Erzurum’u ele geçirirler.
2.Gıyaseddin Keyhüsrev’in ordusu Baycu Noyan kumandasındaki Moğol ordusu ile 1243 yılında karşılaşır..Kösedağ Muharebesi olarak bilinen savaş Selçuklu devletinin kaderini belirler..alınan yenilgiden sonra artık Anadolu Selçuklu Devleti Moğol hakimiyetine girer.
Moğollar Anadolu’da çok büyük katliamlar yaparlar..yaşlı,genç,erkek kadın ayırmadan binlerce insanı kılıçtan geçirirler..canını kurtaranlar ise ağır vergiler ödemek zorundadır.
1256 yılında Moğollar’a karşı ağır bir yenilgi daha alınır ve istila Konya sınırlarına gelir..halk değerli eşyalar vererek ve itaat göstererek katliamdan kurtulur..
Haçlı seferleri ile bozguna uğrayan Anadolu ,Babai isyanıyla iyice sarsılmış.Moğol İstilasıyla umutlarını tamamen kaybetmişti..perişanlığın,katliamların,ırza yapılan tecavüzlerin açlığın hüküm sürdüğü karanlık günler..
Ümitsizliğe kapılmayan,olabildiğince coşkulu bir ses geliyordu Konya’dan..karanlığın üstüne doğan güneş gibi aydınlatıyordu ışığı büyük velinin..MEVLANA CELALEDDİN RUMİ’NİN..hiç sönmeyecek olan günümüzü de aydınlatan nurlu velinin..
Etrafındakiler soruyordu Hazreti Mevlanaya:
--Moğollar buraya öküz sırtlarında geldiler,ellerindeki silah da sopadan ibaretti.Bizim altımızda ise en cins arap atlarımız ve elimizde en keskin kılıçlarımız vardı.Böyleyken onlara yenildik.Şimdi ise arap atlarına binen onlar,şam kılıçları da bellerinde,Artık yenilmelerine ve bizim kurtulmamıza nasıl imkan olabilir?
Bir ümit arıyorlardı kutlu velinin ağzından..Mevlana şöyle buyurur.
---Moğollar, dağlık bir bölgede son derece güç şartlar içinde hayatlarını sürdürüyorlardı.Bunlardan bir kısmı tüccar,Harzem Ülkesine gelip keten cinsinden biraz giyecek alıp gitmek istemişlerdi.Fakat her türlü nimet içinde olan Harzemliler bunu bile onlara çok görüp onları hükümdarlarına şikayet ettiler.Hükümdarları da bu adamları öldürttü.Ve bundan sonra Moğolların kendi ülkesine girmesini yasakladı.O zaman Moğolların hükümdarı bir mağaraya kapanıp on gün oruçlu olarak kendisine ve kavmine yol göstermesi için Allah’a yalvardı.Allah bu içten yalvarışlara karşı onları zalim ve mağrur kavimlere musallat etti.Onlara yenilmez bir güç verdi.Bütün zengin ve mağrur ülkeleri işgal ettiler ve yıktılar.Bu sebeple binekleri öküz ,silahları sopa olanlar bineği arap atı ve silahı şam kılıcı olan bizleri yendiler.
Fakat şimdi bu zaferlerinin sonucunda dünya nimetlerine daldılar.Şimdi bindikleri arap atının üstünde,bellerinde en keskin kılıçları ile mağrur ve yenilmez olduklarına inanarak gaflete düştüler.Bizse eski hatalarımızı anladık.pişman olduk,tövbe ettik.Allah’ın onları yenmemiz için gerekli gücü bize vereceği muhakkatır.Moğollar yıkılacak ve devrileceklerdir.
Bu kutlu velinin önderliğinde manevi olarak ayakta durmaya çalışırken Anadolu insanı
Bir yandan da Moğol istilasından dolayı Batıya uc bölgelere yönelen yeni Türkmen kavimleri beliriyordu..esnaf ve sanatkarları örgütleyen ahiler,kendilerini cihada adamış alperenler ve Anadolu’nun Abdalları,Horasan erenleri Moğol baskısından kısmen kurtulmuş batı bölgelerini manen fethediyorlardı..Fetihlerden önce Anadoluyu yoğurmuşlardı..
Batıda bir uç beyliği olarak kurulmuş olan Osmanoğulları beyliği ahileri,alperenleri ve horasan erenlerini toplayacaktır.. Anadolu’nun bağrında kutlu bir doğumun sancıları çekilmektedir.
1273 yılında Mevlana Celaleddin Hazretleri şeb-i aruzunu yaşamış ve sevgilisine kavuşmuştur..Erenler Anadolu’nun kara toprağına ümit tohumları ektiler..aşk ile suladılar..gönül güneşi ile aydınlattılar..o tohum başını gösterdi..dünyaya merhaba dedi.
1298 yılında bir gönül devleti kuruldu..önce gönüllerde kuruldu..gönülleri fethetti..sonra ilah-i kelimetullah uğruna atalarının izinden gittiler...Selçuk Beyin adı Ertuğrul Gazi oldu..Tuğrul Bey’in adı Osman, Çağrı Bey’in adı Orhan’dı…
Türk milleti hiçbir zaman umutsuz olmadı...bağrımızda Mevlanalar var..Çanakkale’nin,
Kurtuluş Savaşının aziz şehitleri var..Büyük Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi
‘muhtaç olduğumuz kudret damarlarımızdaki asil kanda mevcut’..
Türk milleti titreyip kendine gelince tüm ezilmiş halklar ve İslam alemi de dirilecektir inşaallah.
Doğacaktır sana va’d ettiği günler HAKK’ın
Kim bilir,belki yarın,belki yarından da yakın
Bastığın yerleri toprak diyerek geçme,tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun incitme yazıktır, atanı
Verme,dünyaları alsan da,bu cennet vatanı
Sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: January 14, 2007 07:51 AM
Bakiyorumda herkes Filistinci.
Bir ara objektif durus sergileyerek yigidi oldurup Israilin hakkini verir gibi yapanlar olsada, yine donup dolasip Islamci parfum dokerek subjektif noktasina yani kendi kalesine geri donuyor.
Hasa! Israilci degilim... Islamci ortak paydam olmadigi icin Filistincide degilim. Burada yakalamaya calistigim "Notr" noktasini bulmak.
***
Bir tane Gunes var.
Bu Gunes hakkinda bir Cinli ne hissediyorsa bir Arapda ayni seyi hissediyor, bir Amerikalida, bir Kongoluda. Ama is Israile gelince derhal subjektif parfumler dokuluyor, herkes ayni seyi kokluyor ama farkli seyler hissediliyor.
Yani ben, ayni kimse... Arap olunca Israili baska hissetmem lazim, Kongolu olunca baska, ABD li olunca daha baska birseymi hissetmem gerekiyor?
Boyle olunca bir yorumcunun da dedigi gibi "havanda su dovuyoruz".
Oy vererek Newton kanunlarini degistiremeyiz.
***
Mustafa Akyol gayet detayli bir sekilde meseleyi analaiz etmis. Fakat o da bir-iki Islami parfum spreyi sıkınca vektorel bir kayma yapmis. Yinede zihin acici yakalamalarda bulunmus.
***
***
Konu ile indirekt olarak alakali... M. Akyol'un -Israil ve Evangelistler- analizi cok seyin "püf noktasi" olarak goruluyor. Roket ve Yakıtı gibi algiladim. Bu konuda daha cok yorum okumak isterim. Ozellikle Irak savasinin kazanilmasi/kaybedilmesi durumunda Evangelist-Israil iliskileri degisirmi? degisirse dunyaya yansimasi nasil olur?
Yazan: Haydar Tarih: January 14, 2007 09:14 AM
Sn. NOTR yorumcu,
Naziler ile Auschwitz tutsaklari arsinda da NOTR mu idiniz?
Irzina gecilen bir cocuk ile irz dusmani izbandut arsinda da NOTR musunuz?
Soykirimin tabi tutulan, tarihin gordugu en barbarca insan haklari ihlallerinin MaGDURU ve MAZLUMU arasdinda NOTR olmakla "islam parfumu bulunurmazik" diye kendi sirtini sivazlayan (daha guizel terim de var ya bu da isi gorur) sahisa biraz insanlik parfumu tavsiye olunur, sahte olmayanindan!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 14, 2007 12:12 PM
İSRAİLE KARŞI NE YAPMALI
İslami mücadelenin Hedefi islam olacak, ancak hedefin islam olması yetmez, islami mücadelenin Yöntemi de İslam olacak.
İsrail hangi din (Kuranda islamdan başka dinden bahsedilmez) hangi tevhid (zübeyr Allah’ın oğlumu tövbe haşa), hangi içtihad (lübnan savaşında çoluk çocuk kadın herkesi öldürebilirsiniz) anlayışıyla yaşadıklarını bilmiyormusunuz ki ne yapmalı derken islama dönmemiz gerektiğimiz sonucu söylemiyorsunuz, gerçekleri şak diye söylememekle barış istemeyen israilli aşırıların yaptıkları yıkımı örtüyorsunuz. Barış isteyenlerde var demek yetmiyor o barışı isteyenler Tevhidi, islami (fıtrata uygun) olmadıkları adaletli yaşamadıkları sürece onlarında samimi olmadıkları görülecek çünkü yaşayış tarzları ve akidelerinin sonucu bunu gerektiriyor.
Siz ne kadar iyi gözle bakmaya çalışırsanız çalışın bunlar istese de istemese de bozgunculuk yapmak durumundadırlar çünkü fıtrata ters, küfür bir yaşamdan ekini ve nesli bozmaktan başka ne çıkar Allah aşkına,
"Sen Hakk'a yönelerek kendini Allah'ın (CC) insanlara yaratılışta verdiği dine ver. Zira Allah'ın (CC) yaratmasında değişme olmaz. İşte doğrusu din budur, fakat insanların çoğu bilmezler." (Rum suresi,30)
Kur'andan, bu ayetten insanın fıtratının İslama uygun olduğu açıkça anlaşılıyor. Bir makineyi bile
yapılış gayesinin dışında kullanırsak makinede zarar görür, zamanımızda boşa gider
geleceğimizde kararır, ekonomik sıkıntı başlar. Traktörden tarlada yarış arabasından yarış pistinde faydalanırsınız. Yarış arabasıyla tarlada çalışamaz, traktörle yarışamazsınız. Öyle yapmaya çalışırsanız, sıkıntı başlar, parça kırar makineyi dağıtırsınız, Onu o işte kullanmaya kalkarsan fıtratını zorlamış olursunuz. İslamın dışındaki bir inanç sistemi ve hayat felsefesi fıtrata uygun değildir. Bu da ilah diye Allah'ın yerine başka tanrılar koymaya kalkmak, bu da din diye islamın dışında başka dinleri insana sunmak, buda inançtır diye islam inanç sisteminin dışında inanç sistemleri icad etmek, traktör ve yarış arabası otomobili aynı işte kullanmak gibi bir yanlışa baş vurmak boş yere aldanmak olacaktır. Ve neticede bu yanlışın acı faturaları daha ahirete gitmeden bu dünya hayatında da insanoğluna kesilmeye başlar ve bunalımlar huzursuzluklar insanın yakasını bırakmaz, dahası bir toplumu fıtratında uzaklaştırdıkça öyle bir hale getirirsiniz ki güzeli mutsuz
çirkini mutsuz, zengini doyumsuz ve şükürsüz fakiri sabırsız ve mutsuz, hastası mutsuz
sağlamı mutsuz, çare nedir tabiki fıtrata dönmektir.
Tüm insanlar Tevhid noktasında değişecekki yani Allah’ın vahyinin şahitliğini yapacağız ki o zaman Ne yapmalı sorusunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkacak. Mücadele Tevhid ve İçtihad (yer, mekan ve toplumsal yapı farklılıkları söz konusu olduğundan içtihad gerekli) yöntemiyle başlar. Bu sayede tüm aşırı israillilere karşı bir şeyler yapmış oluruz.
Bireyler kendilerini değiştirecek, ailelerini değiştirecek ancak toplumu değiştirme işini Allah’a bırakacak çünkü biz değişmezsek Allah toplumu değiştirmiyor. Kendinden başlayarak ümmeti yeniden inşaa edecek. İrade ile kaderi üzerinde söz sahibi olan insan rabbani hareket özgürlüğü içersinde yapısal bir değişikliği gerçekleştirmeğe başlamalı. İnsan için değişim insan üstü olayların sonucu değil bizzat insanın yüce ideallere ulaşma çabası, kendini arındırma ve takva gayreti ile başlayan toplumsal sosyal süreçtir . Bunun tersi de menfi değişimdir. Müspet değişim tevhidi yaşayıp tağuta karşı çıkmakla olur. Egemen güçlerin getirdiği sistemi değil Allah’ın indirdiği sistemi kulluk eksenli, fıtrata uygun bir sistemi istemek ve yaşamakla olur.Peygamberimizi mağraya kadar takip eden Ebu cehil teröristin mantığı ile Bush, Siyonist ve İŞBİRLİKÇİ Töreristlerin mantığı arasında fark varmı? Yok. Çünkü cahiliye ve küfür hiçbir zaman değişmemiştir. Bu belalardan (israil belasıda dahil) ancak peygamberimizin yöntemini uyguladığımız zaman kurtulabiliriz.
Türkiyede Seyid Kutup gibi birisi var Onu takip etmenizi öneririm... Değişime katılmak islamın gereğidir.
Yazan: Öncü Nesil Tarih: January 14, 2007 03:00 PM
Haydar Bey
İslami parfümden bu kadar rahatsız olmayın..sıkmasını bilirsen gü
zel kokar..kokusu cennetten gelir.
şu anda ortadoğuda da bir koku var..kan kokusu..yanık cesed kokusu..bu kokuları da duyuyor musunuz?..yoksa İsrail'in pahalı parfümleri bu kokuyu bastırıyor mu?
Yazan: deniz Tarih: January 14, 2007 03:18 PM
Kendi kendini burada "BiLGE" ilan eden Apturaman L. Celebi,
Bana saldirmakla ne Uluslararasi Yahudi Kapitalistlerinin "emme sesi" (Giant Sucking Sound) kesildi, nede Filistinli bebenin gozyasi.
M. Akyol'un sorusunu birkere daha okuyun ve anlayin, sonra oturup birsey uretin uretebiliyorsaniz, yoksa yine burada alenen ilan ettiginiz "politik geleceginizi" saglama almak maksadiyla okur cemaatini sivazlama taktiklerini birakin.
Yazan: Haydar Tarih: January 14, 2007 05:38 PM
Sn NOTR yorumcu,
NOTR kelkesin kendinizi tanimlamak icin kullandiniz; benim yalistirmam degil.
Hakkimdaki degerli dusunceleriniz anladim da bir de FIKIR beyan etse idiniz NOTR'um deme disinda?
Evet, benim lisanim keskindir ama ilk kisacik yorumumda sorular var idi. Anlama kapasitesi olan icin soru su idi:
Sizin hicbir ahlaki olcutunuz yokmu? Anladik Islam parfumunu sevmiyorsunz ne parfumu kullaniyorsunz? Etrafinizda olan kotulukler, haksizliklar, karsiinda NOTR olmak midir ahlaki pozisyonunuz? ataman (hulagu) en azindan "akil, rasyonel, Ataturk uzerinize gunes gibi dogacagim.." falan ile mizah sagliyor. Evet, hakaretlerin karakterizasyonlarinizi bitiriin ve benim inanisim, felsefem deger yargilarim icin olcutum sudur; VE BUNA GORE her halukarda NOTR olmak iyidir deyin.
Size spesifik sorular sordum. Buralarda bir NOTR iddiasinda dusunur var idi,. "Iyi, kotu, hak, hukuk, ahlak gibi kavramlar safdilliktir, kasitli hamasettir" esas olan cikarciliktir demisti. "Filistin'de olsam onlarin yaptigini yapardim ama Filistinli degilim" deme En azindan kendine bir ad koyacak kadar omurga ve ifade guc sahib idi.
Kimsiniz, nesiniz? NOTr olmak bir felsefe, inanis, ahlak sitemi degildir. Baskalarini tanimlama isiniz bittiginde muserref olabilirmiyz?
Yazdiklarim burada soylediklerinizl ilgili. Ne baska yerde soylediginiz, ne tanimadigim zat-i aliniz hakkinda, baska bilgiye dayanan herhangibir karakterizasyon var.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 14, 2007 07:05 PM
sn.Öncü Nesil
Türkiye'de seyid kutup gibi olan kimdir?..
nedense tağutla mücadele ettiğini söyleyen radikal islamcılarda arkalarına hep Seyyit Kutub'u alırlar..
Seyyit Kutup okumayı hayat tarzı haline getirmiş bir arkadaşım vardı..eşi o cephe senin bu cephe benim islam ülkelerine savaşmaya giderdi..
birgün yanımızda başı açık bir bayan namaz kılacaktı.başını namazda örttü sonra açıp başını gitti..
bu benim arkadaş hemen hükmünü verdi..olmadı bu namaz dedi..şaşırdım kaldım..nerden biliyorsun dedim..İslam bütün olarak yaşamayı gerektirir,dedi.başı açık olduğu için namaz kılması birşey ifade etmez dedi..
bu zihniyetteki insanlar intihar bombasıda olur herşey olur..
hoşgörüden uzak,insanları yargılayıcı sert tutumlar nedense Seyyit Kutup okuyanlarda bir ortak özellik gibi sanki..istisnaları varsa da ben görmedim..
ben Seyyit Kutubu dahi anladıklarını sanmıyorum..O'nu kendi zaman ve zemini içerisinde değerlendiremiyorlar..
Hz.Muhammed (as)ın sünnetinide yanlış yorumladıklarını sanıyorum..
bir zamana,bir şahsa takılı kalıp orda kitleniyoruz nedense..her zamanın kendine göre koşulları vardır..müslüman akıllı olmalı bir delikten iki kere sokulmamalı..takip ettiği politika ona sürekli zarar veriyorsa bu politikasını tekrar gözden geçirmesi lazım..
sürekli açlık,sefalet,kan,barut kokusu nereye kadar?..çekene sormak lazım..biz yaşamıyoruz bunları..bu radikalizmle nereye kadar?
Yazan: deniz Tarih: January 14, 2007 07:36 PM
Mustafa Bey, Sizin yorumlarinizi genellikle severim okumakla, bu yazinizi okuyunca beni mutessir etti. (Benim Turkcem sizinki gibi iyi degil, ama aciklamaya deneyecegim)
“İsrail’in 1967 yılından beri süregelen Filistin işgali” den bahsediyorsunuz … ama Israil bu topraklari bir kac ulke ile savas’da, araplarin baslaktiklari savasin sonunda kazandigini soylemiyorsunuz. Filistinli Araplarin buradan kalkip gidebilirlerdi… ama Moshe Dayan , filistinli Araplara bir teklif edip, eger isterlerse evlerinde kalip yasayibilirlerdi dedi… Bence en buyuk hata bu idi. Bu yuzden “Israil her zaman işgalci gozuktu, 1967den beri.
1949 yilindan 1967’e kadar bu topraklar (Batı Şeria, Doğu Kudüs, Gazze Şeridi) , Jordan’in emri altinda idi. Filistinli araplar, hic bir zaman kendi eyaletini veya devletini kurmak istemediler. Bu “filistin” devleti kurmak, gercekte bir sahte bir idealdir. Araplarin butun amaci Israili haritadan silmektir. Bu filistinli araplar kendilerine “Filistinli” bile demiyorlardi 1967’a kadar. 1967’den beri bu siyaset degisti. Tarihte hic bir zaman “Filistin” devleti kurulmamistir ve Flistinli Araplar diye bir sey yoktu 1967’e kadar. Bugungu “filistinliler ve Urdunluler” arasinda hic bir fark yok, kulturel, lisan, tarihi bakimdan.
Israil’in guclu olmasindan, her zaman, Washington’un destek yuzunden olmasini bahsediyorsunuz. Ben sizden daha objektifli bir yorum beklerdim. Bu cok cok saf bir iddiadir. Yeterki sizler bir egitim sistemlerine bakin , kimin neye deger verdigini ogrenin ve ayni zaman da, arap egitim sistemlerine bakin ve neye deger verdiklerini ogrenin.
O zaman anlarsiniz niye 1.5 MILYAR Musluman Dunyasindan "NOBEL MUKEFAATI" Kazananlar: 9 ;
Diger taraftan 10 Milyon Yahudi Dunyasindan "NOBEL MUKEFAATI" Kazananlar: 178.
Sebep nedir?
Bunun sebeplerini anlayanlar, kesinlikle anlarlarki Israil’in amaci baris icinde yasamaktir. Araplarin amaclari savas icinde. Sizin yaptiginiz iddialari, ben Dogu Turkiye online forumlarinda gordum. Ama bunlari sizden beklemedim.
Savas devam ediyor, cunku Müslümanlar İsrail'i yok edene kadar savaşmaya calisiyorlar. Benim butun argumanlar bu konuda , her arapla ayni sonuca cikiyor. Araplar “İsrail’i yok etme” hedefini bir biliyorlar. Baska bir sey degil. Orta Doguda ki savas Israil ve Filistinli araplar arasinda degil, Savas 4 Milyon Nufuslu Israil ile 300 Milyon nufuslu Orta Dogu Muslumanlar arasinda.
Kiral Huseyin , Urdun, 10,000 “filistin”liyi oldurdu, 1970 de. Kimse buna aldiris etmedi. Kimse “filistinlilerin” insan haklarindan konusmadi. Cezair de, 100,000 sivil halk olduruldu. Kimse aldiris etmedi. Sudan’ da iki milyon siyahlar olduruldu araplar tarafindan, kimse aldiris etmedi. Irak’ta Sadam Huseyin Irakli Kurtleri oldurdu , kimyasal silahlarla veya Suriye’nin Asad, Hama’da, 10,000 Suriyeli oldurdu … kimse aldirmadi.
Fakat, Israil kendini savunmasi bir kac kisiyi oldurunce kiyamet kopuyor. Acaba, "Turkler" bu duruma dengeli olarak mi bakiyormu, yoksa "kabileci" olarak mi?
Saygilar
Celal
Yazan: Celal Tarih: January 14, 2007 07:49 PM
Bugun nette siir sitelerini dolastim biraz. Filistin uzerine bircok dizeler okudum. Ve buradaki "Israil'e karsi ne yapmali" basligi aklima geldi. Dedim burada fikir beyan eden Filistinli olmadigina gore, belki bir iki Filistinli'den birkac dize uygunsuz olmaz. Buyurun:
Gene Geleceğiz
Gene geleceğiz
karşılaşmanın yollarında.
Bir bülbül kulağıma fısıldadı:
Gene geleceğiz.
Bülbüller oralarda
yaşarlar henüz.
Şakırlar yazılarımızda.
Gene geleceğiz
Gölgeleri arasında özlemin,
yadırgamanın mezarlarında
bizim yerimiz de var
bu kesin.
Yorulma gönül,
dönüşün yollarında
çökme sakın.
Gene geleceğiz,
gene.'
Abu Salma
------------------------
Yeter Bana
Yurdumda ölmek bana yeter,
gömülmek yurdumun toprağına,
toprakta dağılmak, karışmak toprağa, yok olmak,
sonra dönmek bir gün yeryüzüne tekrar
bir yeşil ot olarak...
Ülkemde büyüyen bir çocuğun elinde
bir demet çiçek olarak.
Fatva Tukan
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 14, 2007 11:08 PM
BiLGE kardes,
Notr bir yerde bulunmak gayet durust bir yerdir. Belki daha evvelki yorumlarimda farkettiniz, defalarca agnostik oldugumu soylemistim. Yani ne ona karsi ne buna karsi olan bir yer... yani "Notr" bir yer.
"NOTr olmak bir felsefe, inanis, ahlak sitemi degildir" sozlerinizi okuyan biride "yahu bu Bekir de amma bilge adam" diyecek. Agnostligin bir dunya gorusu oldugu anlamaniz icin ne yapabilirim? Mesela simdilik 8 milyon kusur web sitesini referans versem bu yetermi? http://www.google.com/search?sourceid=navclient&ie=UTF-8&rls=RNWE,RNWE:2004-24,RNWE:en&q=%22agnostic%22
***
Mesela DEMOKRASI diye birsey duydunuzmu? Hani BiREY lere deger veren, onlari tuttugu takimlara, partilere, milli goruslere gore, rutbelere gore degerlendirmeyen bir kavram.
illada bir takima, partiye, goruse, rutbeye ait olmayi irfan telakki ediyorsaniz ve oradan bakip "suna gore" degerlendirmesi yapiyorsaniz nufus kagidinizi denize atin ve parti levhasiyla yada uniforma ile dolasin derim.
***
Ben bu sitede "dokunmayin insanlarin basortusune" diyede yazdim "Darwinci gorusleri"de savundum. "OYAK neden boyle sihirli bir basariya sahip" diyede sordum, "Uluslararasi Yahudilerin" filimlerinide anlattim. "PKK bebek katilidir" de dedim, "Kurtlerin kendi dilinde okuyup yazmasi hakkidir" da dedim. "Ayasofya Orhun Anitindan eskidir... tapinmayin"da dedim, "Orhun anitini yapanlarda benim bir kisim atalarim" da dedim.
Efendim Bekir beyin KAPASiTESINE gore bu yaklasim filanca yada falanca sablona uymuyor illa git bir takim tut. Oylemi?
Lisaninizin keskinligine gelince "attan buyuk deve vardir" atasozunu hatirlatirim.
Yazan: Haydar Tarih: January 15, 2007 12:15 AM
Sn.Celal
o nasıl bir savunmadırki öyle masum bebelerin koları bacakları havada uçuyor..piknik yapan masum insanlar tesadüfen öldürülüyor..bunlara karşı mı İsrail kendini koruyor..
halkın üzerinde kimyasal silah denemeleri yaparak mı?
nerdeyse ağlayacağım yazınızdan dolayı İsrail'e..ne kadar mağdur etmişiz onları..
masum insanları öldürmeye kimsenin hakkı yok..
bir kaç insan değil o bahsettiğiniz sizin..gözler görüyor..
ben nasıl radikal İslam diye intihar eylemleri yapanları eleştiriyorsam sizde İsrailin bu yönünü açıkça söyleyin ve kınayın İsrail'i..
herkes yaptığının karşılığını muhakkak görecektir.
bu dünya kimseye kalmaz..bunlarda geçer..
eline geçen dünya nimetiyle gururlanan ve bunu zulm aracı olarak kullananlar muhakkak batarlar..
gururlanma padişahım senden büyük Allah var..
geçelim bunları lütfen.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: January 15, 2007 12:19 AM
Celal bey,
Nerede yaşıyorsunuz siz, Marsta mı?
Yazdıklarınızın her satırı yanlış, gerçek dışı ve kasıtlı bir propaganda ürünü.
İsaril gazetesi Heartz bile bu yazdığınız safsatayı hergün çürütüyor.
İsrail-Filistin meselesini kimden öğrendiniz siz?
Hamaseti bırakın da buyrun buradaki argümanlara spesifik cevaplar verin:
http://www.dusunceler.org/2007/01/14/yeniden-baris-iyi-de-nasil/
Becerebilirseniz bir de buna:
http://www.haber10.com/makale/5792/
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 15, 2007 01:01 AM
Bak NOTR vatandas,
Simdi NOTR olmanin ne oldugu duruma gore degisir ama kivirtmanin kapsami o kadar genis degil. "Israil ve Filistin" mevzusu baslik, ve birilerimizin Filistinlilerin maruz birakildiklari insanlikdisiliklari gundeme getirmesi uzerine FILISTINCI damgasini kullanmis, sonra da ben ISRAILCI degilim demistiniz (ne demekse?) NOTR oldugunuza vurgu yaparak. Simdi ise cevik bir hamle ile bunu bir felsefeye donusumeye calisiyorsunuz. Aslinda ozelliklle dinler icin kullanilan hakikatin belirlenemezligi manasindaki agnostisizm demek istemis Filistin konusunda "Islam parfumununu kokusunu alan" kuvvetli burunlu abimiz.. Baktiginiz internet kaynaklarinda NOTR olmak vijdan, hakkaniyet, akil izan disilik olarakmi tanimlaniyor?
"Bilgeligimden" fazla etklenmis gozukuyorsunuz; ne boylesi bir iddiam nede konu ile ilgili herhangibi sozum olmamasina ragmen. Ama gavurun dedigi gibi "ayakkabi uyuyorsa giy". Ne bana hakaret, ne de kivirtma ile kurtulabilirsiniz. Degerler sisteminizi, iyi, kotu, hakli haksiz konusunda hang kistaslari, kumpaslari kullandiginizi aciklayin (Eger NOTR taniminz bunlari disarda birakmiyorsa). GOOGLE tuslari falan kesmez.
Beni bos verin de bastaki sorularma kivirtmadan cevap verin:
Naziler ile Auschwitz tutsaklari arsinda da NOTR mu idiniz?
Irzina gecilen bir cocuk ile irz dusmani izbandut arsinda da NOTR musunuz (pasrdon agnostik olmustunuz dimi)?
Bu defa burnunuzu iyi kullanin. Olmamis.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 15, 2007 01:13 AM
Siyasi gelecek umudu olan Bilge vatandas... sinirlenmeyiniz. Sadece keskin lisaninizi kullanirken dikkat ediniz.
Hani bu polemik sozlu olsa hakli cikacaksiniz... Allahtan yazili da ak-kara ortada. Lutfen benim "herkes Filistinci" diye basladigim mesaji okuyun. Orada iyi veya kotu fikrimi belirttim. Kimseye sifat da takmadim, "sivazlama" benzetmeside yapmadim. Sonra, o mesajin ardindan sizin yazdiginiz yaziya bakin.
O yazi ile bu sitenin "lisanini" AD dernekcilerinin dukkanina donderdiniz.
Benden once M Akyol ve okurlarindan ozur dilemenizi dilerim.
***
Bilgelik konusunda hafizanizi yoklayin... bulamazsaniz yazdiklarinizi okuyun. Baskalarinin yazdiklarini okumuyorsunuz diyelim, kendi yazdiginizidami okumuyorsunuz? Bir kisim yazdiklariniz hatirlanmayacak degersiz degil.
***
Irzina gecilen cocuk hikayeleri kadar derin mevzulari 10 yasindan beri tartismiyorum... pardon "kivirtmiyorum".
Yazan: Haydar Tarih: January 15, 2007 04:40 AM
Sayin Deniz & Sayin Suat,
Ben degisik bir ortamda buyudum ve Turkceyi samimi konusmayi isterim, bu yuzden, belki biraz sert gorunurum. Benim baksadim bu degil. Maksadim objektifli konusmak. Dogruyu konusmak, eger benim “kabilelerimin” dusuncelerine aykiri olmasina ragmen.
Mamafih, sizin yazilarinizi yalniz “kalp”den gelen dusunceler olarak gorup, iddia ettigim hic bir gercegin aksiligini bana bir documanlarla veya sizin gordugunuz , bildiginiz gerceklerle ispat etmiyorsunuz. Iddia’niz, “masum insanları öldürmeye kimsenin hakkı yok…” veya “masum bebelerin koları bacakları havada uçuyor..piknik yapan masum insanlar tesadüfen öldürülüyor”. Tabii ki, ben ve herkes sizinle bu konuda hem fikiriz. Kim diyecek ki masum insanlari oldurmeye kimin hakki var? Sizin bahsettiginiz “masum insanlar”in olmesi , eminim olur. Savasi ben savunmam. Savasi istemem. Savas cok cirkin birseydir. Bir savas ta, siz istediginiz iddiayi gosterebilirsiniz, resimleri gostererek, savasta olen cocuklar icin.. her iki taraftan. Siz bomba patlayinca, marketlerde, otobuslerde, kiliselerde… masum insanlar olunce eminim onlara da karsisinizdir.
Bu soyledikleriniz, bir “neticedir”. Sormali ki, niye bu savas devam ediyor 1948 den beri. İsrail'i ilk tanıyan ülkelerden biri de Türkiye'dir. Niye, Araplar, Israil Hukumetini kabul etmiyorlar? Araplar veya Musluman ulkeler , bugun, ortadoguda 22 ulkeyi kontrol ediyorlar. Bu butun ortadogunun 99.5%. Israil topragi yalniz 0.5% . Fakat bu yine de … cok toprak museviler icin. Muslumanlar icin , 99.5% yeterli degil. Niye?
Arap liderlerin amaclari nedir? Ne zaman duydunuz, Arafat’in baris istedigini? Onun maksadi neydi? Iranin maksadi nedir? Suriyenin amaci nedir? Herkesin bildigi ama herkesin acikca soylemedigi bir gercek sudur ki, Araplarin Israil’i haritadan silmektir.
1948 de Araplar savas actilar ve kaybettiler. 2. Dunya savasinda, bir kac ulkelerde, cogu insanlar, cocuklar evlerini kaybettiler. Milliyetci Cinler Tayvana gittiler, Prusya devleti dustu ve butun aileler evsiz kalip goc ettiler. Bugun bu insanlar kendilerini ve memleketlerini gelistirmekle mesguldurlar, baskalarina bomba atmakla degil.
Benim dusuncelerim bu konuda gordugum, yasadadigim hayatlardan geliyor. Eminim ki, Israil Silahlarini yere koyarsa ve bir daha silah kaldirmazsa, Israil bu haritadan silinir. Eger, Filistinli ve diger araplar silahlarini yere koyarsa, ortada bir baris olur.
Sayin Suat, siz sordunuz ben kimleri dinliyorum diye… Sizlere bir kac ornek
1. Bayan Brigitte Gabriel’I Lubnan’da dogdu, kendisi arap ve Orta Doguda Journalist olarak calisti yillarca… http://americancongressfortruth.com/
2. Bayan Wafa Sultan’I dinliyorum. Bu bayan Suriye de dogdu ve Amerika da yasiyor. Iste burada “Arap Islam zihniyetini ve Bati kulturu hakkinda” bir konusma yapiyor ve diger bir Islam alimi ile tartisiyor.
http://www.youtube.com/watch?v=2WLoasfOLpQ
3. Sayin Walid Shoebati dinliyorum ve onun kitabini okudum. Walid Shoebat eski “Filistin PLO Terroristi idi”. Izah ediyor bu video da , nasil arap cocuklar yetistiriliyor, nefretle, kinle yahudilere karsi. Iste bu nefret dolu “kultur” ile yasayan arap milleti bu savasi devam etmekten baska bir sey bilmiyorlar.
http://www.youtube.com/watch?v=ez4ehd2d2c0
Sn Deniz, eger bir gun olursa, Araplar kendi cocuklarina olan sevgisi , Israile olan nefret’ten daha fazla olursa, belki o zaman bir baris olur. O gun gelinceye kadar …, Araplar cocuklarini yetistirip ve onlari intiharlara yollayip Israil ile olan nefrete devam edecekler. Ne yazik ki, dediginiz gibi masum cocuklar olecekler, cunku Araplar da bir liderlik yok.
Saygilar,
Celal
Yazan: Celal Tarih: January 15, 2007 06:18 AM
Haydar Bey,
Sayenizde bir yaşıma daha girdim.
Demek notr olmak agnostisiszm öyle mi? Yahu siz hiç felsefe diye birşey ile ilgilenmediniz mi? Laedriicilik (bilinemezcilik) ile notr olmanın ne alakası var?
Sanırım kullandığınız kelimeden pişman oldunuz ve bundan dolayı da çevir kazı yanmasın yapmaya çalıştınız.
Ayrıca notr olmak da ne demek? Mutlak nesnelliğin mümkün olduğunu size hangi akl-ı evvel öğretti?
Her insan yaşama/evrene pencereler ardından bakar. Bu kaçınılmazdır ve baktığı pencere onu birincil anlamda etkiler. Ayakta durduğunuz yer oturduğunuz yerdir. Agnostisizm de bir pencredir, theism de, atheism de.
Bunlar yaşama dair genel bakış.
İyi de bunların İsrail-Filistin meselesi ile alakası nedir?
Buralarda determinizmi kutsayıp duran birisi vardı, meselelere karşı bu pencereden bakardı, agnostikti, o bile mealen "Filistin'de yaşasaydım, aynen Filistinliler gibi davranırdım, ama orada yaşamıyorum, o yüzden İsrail nedenselliğin gereğini yapıyor, gerisi beni ilgilendirmez" demişti.
Bu son derece iç karartan gayriahlaki -çünkü filistinlilerin haklı olduğunu biliyor/söylüyor ama umursamıyor- bir duruştu, ama sonuçta bir duruştu.
Sizin ne dediğiniz ise belli değil. Nötr olmak?
Ahlak, vicdan konusunda bu nasıl mümkün olur?
Sizin yaşamı üzerine bina ettiğiniz temel değerleriniz yok mu? Nedir kıstasınız? haksızlık kıstasınız, zulum kıstasınız, cinayet kıstasınız nedir?
Bir olaya bakarken neye göre yorumlarsınız? Bekir Bey'in dediği gibi Naziler ile Auschwitz tutsakları gözünüzün önündeyse, bunu yorumlama kıstasınız nedir? Ya da yine Bekir Bey'in söylediği ırzına geçilen bir cocuk ile ırz dusmanı izbandut karşısında bakışınız, bunu yorumlama kıstasınız nedir?
Bunların kendinizin notr olduğunuzu sanmanızla ne alakası var?
Yaşanmış ve hala gözümüzün önünde yaşanan spesifik olaylar var. Bunları yorumlama gücünüz yok mu? Bunlara dair kıstasınız yok mu? Ahlaken bunları oturtabildiğiniz bir ahlak felsefeniz yok mu?
Yok ise -ki öyle görünüyor cevabınızdan - yahu bu nihilizm ya da hedonizmdir ama agnostisizm filan değildir.
Eğer bir fikriniz var ise söyleyin de duyalım.
Mesela şunu yapabilirsiniz.
Yukarıdaki 4. yorum benim. İsrail-Filistin meselesini özetliyor ve bu süreçte İsrail'in ne zulumler yaptığını, verdiği hiçbir sözde durmadığını ve karmaşayı bilerek körükleyerek bu karmaşadan beslendiğini, sürekli saldrırdığını ve propaganda makineleri ile de kendini mazlum göstermeye çalıştığını işliyor.
Buyrun oradaki argümanlara madde madde cevap verin. Bu sürecin böyle olmadığını gösterin. Yok bunun böyle olduğunu kabul ediyorsanız, haklının haklılığını teslim edin. Ya da her iki tarafın haklı ve haksız yanlarını gösterin, bunun kök sebeplerine kadar inerek, sürecin geldiği noktayı, çıkış sebeplerini enine boyuna tartışalım.
İslam parfümü sıkmak gibi hafif meşrep tanımlamalar yapar, bir fikir serdededemeyip "ama ben notrum" derseniz, kusura bakmayın ama ancak alay konusu olursunuz.
Bu akyol.org ilginç insanlarla karşılaşmaya vesile olur vesselam..
Saygılar.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 15, 2007 08:06 AM
Haydar Bey,
Sayenizde bir yaşıma daha girdim.
Demek notr olmak agnostisiszm öyle mi? Yahu siz hiç felsefe diye birşey ile ilgilenmediniz mi? Laedriicilik (bilinemezcilik) ile notr olmanın ne alakası var?
Sanırım kullandığınız kelimeden pişman oldunuz ve bundan dolayı da çevir kazı yanmasın yapmaya çalıştınız.
Ayrıca notr olmak da ne demek? Mutlak nesnelliğin mümkün olduğunu size hangi akl-ı evvel öğretti?
Her insan yaşama/evrene pencereler ardından bakar. Bu kaçınılmazdır ve baktığı pencere onu birincil anlamda etkiler. Ayakta durduğunuz yer oturduğunuz yerdir. Agnostisizm de bir pencredir, theism de, atheism de.
Bunlar yaşama dair genel bakış.
İyi de bunların İsrail-Filistin meselesi ile alakası nedir?
Buralarda determinizmi kutsayıp duran birisi vardı, meselelere karşı bu pencereden bakardı, agnostikti, o bile mealen "Filistin'de yaşasaydım, aynen Filistinliler gibi davranırdım, ama orada yaşamıyorum, o yüzden İsrail nedenselliğin gereğini yapıyor, gerisi beni ilgilendirmez" demişti.
Bu son derece iç karartan gayriahlaki -çünkü filistinlilerin haklı olduğunu biliyor/söylüyor ama umursamıyor- bir duruştu, ama sonuçta bir duruştu.
Sizin ne dediğiniz ise belli değil. Nötr olmak?
Ahlak, vicdan konusunda bu nasıl mümkün olur?
Sizin yaşamı üzerine bina ettiğiniz temel değerleriniz yok mu? Nedir kıstasınız? haksızlık kıstasınız, zulum kıstasınız, cinayet kıstasınız nedir?
Bir olaya bakarken neye göre yorumlarsınız? Bekir Bey'in dediği gibi Naziler ile Auschwitz tutsakları gözünüzün önündeyse, bunu yorumlama kıstasınız nedir? Ya da yine Bekir Bey'in söylediği ırzına geçilen bir cocuk ile ırz dusmanı izbandut karşısında bakışınız, bunu yorumlama kıstasınız nedir?
Bunların kendinizin notr olduğunuzu sanmanızla ne alakası var?
Yaşanmış ve hala gözümüzün önünde yaşanan spesifik olaylar var. Bunları yorumlama gücünüz yok mu? Bunlara dair kıstasınız yok mu? Ahlaken bunları oturtabildiğiniz bir ahlak felsefeniz yok mu?
Yok ise -ki öyle görünüyor cevabınızdan - yahu bu nihilizm ya da hedonizmdir ama agnostisizm filan değildir.
Eğer bir fikriniz var ise söyleyin de duyalım.
Mesela şunu yapabilirsiniz.
Yukarıdaki 4. yorum benim. İsrail-Filistin meselesini özetliyor ve bu süreçte İsrail'in ne zulumler yaptığını, verdiği hiçbir sözde durmadığını ve karmaşayı bilerek körükleyerek bu karmaşadan beslendiğini, sürekli saldrırdığını ve propaganda makineleri ile de kendini mazlum göstermeye çalıştığını işliyor.
Buyrun oradaki argümanlara madde madde cevap verin. Bu sürecin böyle olmadığını gösterin. Yok bunun böyle olduğunu kabul ediyorsanız, haklının haklılığını teslim edin. Ya da her iki tarafın haklı ve haksız yanlarını gösterin, bunun kök sebeplerine kadar inerek, sürecin geldiği noktayı, çıkış sebeplerini enine boyuna tartışalım.
İslam parfümü sıkmak gibi hafif meşrep tanımlamalar yapar, bir fikir serdededemeyip "ama ben notrum" derseniz, kusura bakmayın ama ancak alay konusu olursunuz.
Bu akyol.org ilginç insanlarla karşılaşmaya vesile oluyor vesselam..
Saygılar.
Yazan: Suat Ö. Tarih: January 15, 2007 08:06 AM
bence abd nin birkaç tower ınıda indirirsek dünya biraz daha karışır belki bu arada da bu kafatasçı yahudilerden kurtuluruz böylece her taşın altında
bu yahudiler var demekten ve bütün hataları onlara yüklemekten de kurtulmuş oluruz (:
Yazan: mikail Tarih: January 15, 2007 12:03 PM
İsrail kendini mi savunuyor?Mazlum mudur?Silah,nüfus,toprak,destek tüm bunlara sahip midir?Bu hareketlerini meşrulaştırma çabasında olan bir lobi desteği varmıdır?Barış için ödün vermişmidir?
Filistin kendini mi savunuyor?Mazlum mudur?Silah,nüfus,toprak,destek tüm bunlara sahip midir?Bu hareketlerini meşrulaştırma çabasında olan bir lobi desteği varmıdır?Barış için ödün vermişmidir?
Bu sorulara cevap verildiğinde ortaya çıkan barış yanlısı olmayan tarafın İsrail olduğu ortaya çıkıyor?Neden?Tüm dünyanın gözü önünde bir soykırımı meşru kılabilmek için adına “savaş”denen bir oyuna ihtiyaç duyduğu için olsa gerek diye düşünüyorum.
Mustafa bey bir noktada;
Kendi yumuşak koltuklarında oturan ve yaşadığı huzurun heryerde yaşandığını düşünen insanlara hergün bu savaşın varlığı hatırlatılarak duyarsızlıkları önlenebilir.
Taraf olarak değil sadece savaş karşıtı olarak savaşın vahşi,acımasız ve kanlı yüzünü yansıtan bir anlayışla savaş durdurulabilir.Savaşa ait bir tek kare fotoğrafın bile insanları etkilemekte ne denli etkin bir yol olduğu malum.Bir savaşı yokmuş yada çözümsüzmüş gibi düşünmek ona destek vermektir.
Yazan: çuvaldız Tarih: January 15, 2007 12:53 PM
Sn NOTR,
Herjhald fikirler gibi zor istek ekmek cikramayacaginizi anlam,is olcaksiniz ki bir hamle daha yapip isi benim bilgeligim ve poltik kariyerime doktmekte bulmussunuz careyi. Suat Bey'den gelen son nakavt yumrugundan sonra ben de olsam ayn aseyi yapardim.
"Politik kariyerim" konusunda kotu yakaladiniz beni. Dogru. Yonetimi ele gecirmek icin Yildirim Hareketi'ni coktan baslatmis vaziyetteyim. Siyasiler "Git Hemserim partyimizi mi kapattiracaksin" diyerek bilgeligimden yararlanmayi reddettikleri icin bagimsiz hareketin en dogru yol olduguna karar kilmis vaziyetteyim.
Ilk hedef Cankaya. Sonra gerisi corap sukugu gibi gelecek! "GEcerli oylari" (Baykal'in deyimi ile siyasi agirligi) alamayacagimi bildigim icin pis halkida bu isin icine kamaktan baska care kalmadi. Demokrasi pis is ama naapalim baska turlu sansim yok.
Simdi gidip "BAKIN NOTR VATANDASLAR DAHI BILGELIGIMIN HAKINI VERIYOR" diyen afis bastiracagim musadenizle.
Benim tek istedigim de Cagatay;nki gibi halkimin, esenligi , mutlulugu. Yani gendim icin bisey istiyosam namerdim.
Yildirim gibi geliyoruz!
Aydinlik yarinlarda bulusmak uzere. Butun milletimin gozerindenm operim!
Not: Benim bilgeligim , sizin NOTR'luugunuz (yani agnostisizm, BKz; Yeni Sozluk by Ataman Hulagu) e denk gelmiyor. NOTR'luk sizin FELSEFENIZ! Bilgelik sizin fakire teveccuhunuz. Fersitayin?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 15, 2007 03:45 PM
temelde dini durtulerin oldugu ancak mutlak sebebin iktidarın,dolayısıyla gucun kendisinde oldugunu ispatlamaya calısan akıllı oyuncuların oyunu oynanıyor ortadoguda.
ekonomik guc var,
siyasi guc var,
askeri guc var,
en onemlisi akıl gucu var.
diger tarafta ne var?
hazırdan yenen petrol geliri,kacakcılık,vs.
uretim yok,akıl gucu yok,kendini kabul ettirebilirlik yok.
ısrail'e hic bir sey yapılamaz.
karsıdan seyredilir.
Yazan: bercenay Tarih: January 15, 2007 08:19 PM
ya şimdi nerden girsek olaya!
bu olaya bakış açımızı etkileyecek çok önemli etkenlerin içinde yaşıyoruz.mesela, müslümanız, mesela türküz, mesela bizim bu topraklarda yaşayan insanlar olarak çok önemli ortak değerlerimiz var. tarihimiz var. birbirimizle bağlantılarımız var, bu türden olaylara tarafsız bir açıdan bakmaya engeller bunlar.
Ki çoğu zaman aslında tarafsız olması gereken kişilerin de bir biçimde olayları yanlı yönlndirmede önemli rol aldığını görürsünüz.
hele duruma ülkeler bazında, devletler bazında bakarsanız, o durumda bulunan kuruluşların yine her durumda kendi çıkarını , sonuna kadar taraflı bir şekilde savunuğunu da görürsünüz.
yani, bu dünya'da işler böyle işler. sizin tutup "ben bu dünyada gerçekten herkes açısından mutluluk istiyorum, herkes barış içinde yaşasın, işte devletler birbirne girmesin, kimse savaşlarda masumca ölmesin" demeniz, tabi ki insancıl bir bakış açısıyla bakarsanız, savunulması gereken şeyler, tüm insanların böyle düşündüğünü düşünsenize bir kere..
Dünya'da böyle bir şey düşünmek bir ütopyadır. ama gerçekten, sonunda olacağını düşünmek çok güzeldir.
Ama işte , gerçek bundan farklıdır.
Gelelim gerçeğe!
Biz Türkiye olarak şunu bilmeliyiz ki, hiçbir ülke(israil de dahil) babasının hayrına, ya da daha mutlu bir dünya için, kendi çıkarı için yaptığı mücadeleyi bırakmaz. Mesela , İran ne yaparsa yapsın , israil iranı tehlike olarak görmekten vazgecmez, islamı tehlike olarak görmekten vazgecmez. hiç bir ülke kendi çıkarını bırakıp geri adım atmaz.
yani böyle bir seviyede, yani ülkeler açısından baktığımız da olaya; bireysel arzularımızın bazen o seviyeyle örtüşmediğini görürüz.
Ve olaylar " israillere ölüm, ya da filistinlilere ölüm" diyenlerin ellerinde olsa bu dünya kan gölüne döner. allah muhafaza kıyamet erkenden iniverir ayaklarımıza.
ve şunu da belirtmek gerekir , bangır bangır bağırarak kutup yaratma çareleri, yani kendi haklı kutbundan haksız olan kutba saldırı çareleri de maalesef kutup yaratmayı başarırken , amacladığı cözümü başaramamıştır.
Mustafa Akyol'un da dediği gibi dünyada belli kalıplar vardır ama kimin hangi kalıpta olduğu belli değildir.
Ama belli olan bir şey arsa bir ülkenin çıkarının herşeyden ön planda olduğudur. yani mesela bizim ülkemiz, en yakın dost olarak azerbaycanı görüyor diyelim. yok olma tehlikesini gidermek için gün gelip azerbaycana savaş açması gerekirse , acmaz mı? acar tabi ki.. yani duygusallığın uluslararası ilişkelerde yerinin cok azolduğunu söylemek istiyorum..
ee tabi israilin filistine yaptığını da aynı kefeye koymak tarafsızlık demek deıl, körlüktür..
Çünkü israil şu anda çıkar olarak gördüğü olgu kendi ülkesini savunmak değil, bu üstü kapalı olarak ben gelişmek yayılmak istiyorum, daha iyi bir durumda olmak istiyorum demektir..
Ki bu da tarafsız olarak bakarsan güçlü bir ülkenin güçsüz bir ülkeyi , kendi çıkarı için ezmesidir..
ee yine tabi ki, türkiye olarak ( ya da türkiye konumunda başka ülke olarak da düşünebiliriz)
üstü kapalı barışı destekleyip ( ki zaten barış aslında israilin cıkrına tersttir) altından filistinin yanında olduğumuzu göstermeliyiz.
Ama genel olarak ; üstteki makalenin çok tavizkar ve çok tozpembe olduğu söylemek istiyorum. gerçi diğer tüm görüşler de bu kadar toz pembe olsa belki üstteki makaleye haklılık payı verırdık, ama işte gerçek bu değil, ülkeler arası ilişki, abartmış olmazsam, orman kanunlarındaki gibi işler..
Yani, olmamış Mustafa Bey!
Yazan: sessiz Tarih: January 15, 2007 10:48 PM
Gazzede yada tüm Ortadoğuda yaşanan herşeyden çatışma dışında bir birlik ve medeniyet projesi olmayan Batı sorumludur.Batı kimliğini bugüne kadar benim için en iyi tanımlayan kimse en sevdiğim mealin yazarı olan Muhammed Esed'dir. Batı kendisini yekpare bir bütün olarak ilk kez birinci Haçlı seferi ile gerçekleştirmiştir.(Roma İmparatorluğu gönüllü bir birlik değildir)Bu kimlik ötekinin imgesi üzerinden sağlanan sahte bir birliktelik te olsa ve her yanıyla yalana dolana ve entrikaya da dayansa sonuç itibari ile Esed'in de çok güzel değindiği gibi Avrupa'nın Pagan-Hiristiyan şemsiyesialtında birleşmesindeki çimentodur.Şimdi kusura bakılmasın kabası çıplak Bulgar ve Romenlerin her türlü eksiğe rağmen birliğe ilave edilmesi ilede nihai Doğu sınırı gayri resmi olarak çizilmiştir.Bu bize verilen en önemli mesajdır.Sarkozy'i başkan seçen Merkeli şansölye yapan bir Avrupa zihniyeti tarih boyunca vardı ve var olacaktır.Aşırı sağcılar parlementoda grupta kurdular bu katılımlarla.Bildirgeleri Türklere,Çingenelere ve Müslümanlara karşı olmanın dayanılmaz hafifliği ile dolu.40 senedir her türlü taviz aşağılanma ve sıkıntıya rağmen daha asil üyeliği bile tartışmalı olan Türkiye mizde biz genel konjüktürü daima iyi niye+ saflıkla görmeye çabalıyoruz.(bu daha vahim sonuçlarada daima gebe tabiki)Bu hastalık elbet Ortadoğuda da bu şekilde ilerliyor.Daha yüz sene önce vilayetlerimiz olan bu yerleri ne kadar biliyoruz,oradaki eski tebamızı ne kadar tanıyoruz.El-cevap nerdeyse hiç,İlber Ortaylı Hocamın dediğ gibi bu ülkenin tarihinde ve kültüründe derin izleri olan İran kültürü bile bizim için yabancı(molla korkusu) nerdeyse 500 sene ilişkilerimizin yoğun olduğu Rusya tarihi bizim için yabancı, Pramidler ve Hidivler dışında Mısır malümatı nedir bu ülke aydınlarının?Yemen türkülerden başka nerede anılır?Somalide Sudan da hatta malezyada camilerde 20-30 yıl öncesine kadar Abdülhamit için hutbe okudğu kimin umrundadır?Balkanlardaki mirasımız sadece Mostarmıdır?Daha İran ile ilgili doğru dürüst bir fakülte birimimiz yok Filistin keza öyle, bu ülkelerdeki tapu kayıtlarını bile inceleyecek uzman yok!bu ülkelerin dillerini bilen , kültür dokusunu emmiş ve hazmetmiş kaç üniversiteli Profesörümüz aydınımız var,dışişlerinde büyük elçilerin faaliyeti iş dünyamız ve ortaklarına randevu ayarlamaktan gayrı ne olmakta?Avrupaya Avrupa diye bir yerimizi yırtarken bile bu ülkenin akademisyenlerinin kaçı Avrupanın kültür temeli olan Yunanca ve Latince kaynaklara inip mesela Vatikan arşivlerinden Osmanlıyı inceleyebilecek yetkinliğe sahip?Bu soruların cevaplarını verebilirsek sonra İsrail denen ve Ortadoğuya transplatasyon ile nakil edilmiş Avrupanın habis tümörüne sıra gelir mi dersiniz?Çünkü Tarihini bilmeyenler geleceklerini şekillendiremez öyle değil mi?
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: January 16, 2007 01:41 AM
Nakavt...
Kodummu oturtma...
ikna etme...
***
Bu turlu zihniyete mensup kimselerin polemigine dustugum icin kendi adima utaniyorum.
Mustafa Akyol.org a yazan ve okuyanlardanda bu cirkin sahneyi sergilemenin bir parcasi oldugum icin ozur dilerim.
***
Daha seviyeli tartismalar, sohbetler, fikir alis verisi dolu saygili mesajlar dilegiyle.
Yazan: Haydar Tarih: January 16, 2007 02:07 AM
Ataturk'e nasil mi bakiyorum?
Uzaktan.
Anit-Kabir'e gittim, musade etmediler yakindan bakmama.
O'nun gelecegi emanet ettigi genclik arasinda yerim yokmus. "En hakiki mursit" icin universiteye gittim; ordan da kovdular O'nun adina.
Dava edildim mahkemelik oldum. Avukatimi mahkemeye sokmadilar o da "yanlis giyimli" oldugu icin.
.........
Simdi Ataturk'e nasil bakmami bekliyorsunuz?
Yazan: Turbanli Kiz Tarih: January 16, 2007 06:55 AM
Mevzu ile direkt alakali bir bulmaca:
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/01/16/yuva-yikan-resim-hangisi/
Staratejik degerlendirmelerinizde yardimci olabilir.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 16, 2007 09:51 AM
Öncelike mustafa akyol un ilk yanılgısı İsrail in Filistin işgali ile ilgili verdiği tarihtir. Merak ediyorum bildiği halde neden asıl işgal tarihini yazmıyor mustafa akyol , belki yutarız diye mi acaba ? Bir başkasının hakkı olan toprakları fiili olarak ele geçirmedir işgal. Bakalım İsrail tarihine :
Ele geçirme çabaları çok önceden başlıyor zaten , yüzyıl öncesinden. Amaç modül bir devlet yaratma Osmanlı ve bölgede. Gelelim fiili işgale ; 2. Dünya Savaşı boyunca göç başlamıştı , ama buna kimse itiraz etmedi ve de edemedi. Şimdi soruyorum , diyelim ki Irak Savaşından ülkemize bir göç başladı , bu insanların göç ettikleri yerde kendi ülkelerini kurmalarına müsade edebilir miyiz ? Tabiki hayır. Peki bu göçmenler illaki ülkemizi kuracağız derlerse ne olur ? İşgal olur. Hadi göçü geçelim , gelelim resmi devletin işgaline ; işte resmiyet 1947 BM kararı ile başlıyor. Arapların elinde olan topraklar üzerinde göçmenlerin neden hakkı olsun ki ? Bu en anlaşılır tabiri ile işgaldir. Gerisini zaten biliyoruz.
Yani mustafa akyol , Filistin işgalinin başlangıç tarihi 1967 değildir.
Üstelik satır aralarında İsrail i masumlaştırma çabaları görüyorum , neymiş İsrail karşıtı terör masum Yahudi sivilleri de vuruyormuş . Yanlış değil ama eksik , neden ne kadar İsrailli ve Filistinli asker ve sivilin öldüğünü de yazmıyorsunuz ? Yoksa yazınca acı gerçeğin ortaya çıkmasından mı korkuyorsunuz?
Peki ne yapmak lazım? İsrail militarizmine karşı ne çareye başvurmak, bölgeye barış getirebilecek yolun önünü nasıl açmak gerek?
Ayrıca ne demek ya İsrail militarizmini anlamak , kendi vatanınızı müdafa durumunda olmadığınız sürece hiçbir militarizm savunulamaz , hiçbir koşulda.Filistin in işgali sebebi ile benim en azından İsrail in militarizmini anlamaya hiçbir şekilde neden göremiyorum. Bu militarizmden anlayacağım tek şey vahşetten başka birşey olamaz.
Üstelik siz İsrail , Amerika ve emperyalizmin asıl gayelerini neden gözardı ediyorsunuz ? Arapları ezmek için sebep arıyorlarmış emperyalistler ? Siz önce şunun farkına varın , emperyalizm tümevarmaz , tümdengelir. Yani belirli sebeplerden dolayı düşman oluşturmaz , önce düşmanı belirler onu ezmek için de sebep yaratır. Eğer sebep varsa zaten emperyalizm için durum daha da rahatlatıcıdır. Yani Radikal İslam var ya da yok , bundan daha önemli olan olgu emperyalizmin bu topraklara koyduğu gözdür , ihtirastır. Bu nedenle önemli olan 11 Eylül , terörizm , radikal İslam değildir , var olan asıl gerçek işgal arzusudur . Üstelik her ne pahasına olursa olsun.
Üstelik bir de diyorsunuz ki neo-conlar – aslı yeni muhafazakarlardır , arasında İslam karşıtı olmayanlar varmış ! Sorun bu değil , sorun bütün yeni muhafazakarlar emperyalist düşünüyor mu ? İşte gerçek budur. Onlar bu işgalleri , katliamları İslam karşıtı olduları için değil , emperyalist , sömürücü oldukları içi yapıyorlar. Medeniyetler çatışması saçmalığına da tek inanan zaten başbakanımız , hala anlayamadı olayın özünü bir de çıkmış geçenlerde Filistindeki güçlere barışın diyor , ben daha insanlık tarihinde barışın denilince barışan hiç kimseyi görmedim. Başbakandan icraat bekliyoruz , eylem bekliyoruz. Baykal arada doğru konuşuyor : RTE den tek gördüğümüz temenni diplomasisi malesef.
Daha ilginç noktalara geliyoruz şimdi ;
İsrail i tanıyacakmışız , neden elinizi yordunuz ki mustafa akyol , zaten tanıyoruz. Her gün görüyoruz .
Sizin görmediğiniz ise şu , Filistin haksız yere işgal altındadır . Haksız işgal karşısında yapılacak ilk şey meşru yollarda hakkınızı aramaktır. Hakkınız olanı meşru yollarda alamıyorsanız geriye tek bir meşru olasılık kalır: Savaş. Burada kimse İsrail i haritadan silelim ihtirasına sahip değil. Tam tersi İsrail in kendisi benzer arzulara sahip. Burada savunulan olgu , Filistin in hakkı olanı , topraklarını geri almasıdır . Kayıplarının bedelini kazanmasıdır. Bu amaç içinde geriye kalmış tek meşru yolu uygulayan Filistin in silahlı mücadelesine ben destekten başka yapılacak birşey göremiyorum.
Dünyanın neresinde haksız bir işgal varsa karşısında olmalıyız , dünyanın neresinde katliam varsa karşısında olmalıyız , dünyanın neresinde bir halkın haklı bir mücadelesi varsa ona da destek olmalıyız.
Kendi adıma şunu söyleyeyim , hiçbirşey benim için Filistin meselesinde Filistin halkının haklarının tekrar kazanılmasından daha önemli değildir.
Nasıl olurda siz İsrail i tanımayı akılcı sebeplere bağlayabilirsiniz tüm bunlardan sonra anlayamıyorum. Haksızlık haksızlıktır. Bunun nasıl akılcı bir sebebi olabilir ?
Gelelim Türkiye nin rolüne , hani hiç olmayan rolümüze hükümetimiz sayesinde. Yani bir Hamas görüşmesi yaptılar ne yapacaklarını şaşırdılar . Biri görüştük diyor , diğeri görüşmedik diyor. Açıklamalarını ABD den korktuklarından mıdır nedir , ABD deki mesai saatlerine göre yapıyorlar. Neyse diyebiliyorum sadece bir sonraki seçime kadar.
Bir de çıkmışlar AKP yi seviyorlar demişsiniz , siz nerelerde gezdiniz orada mustafa akyol . Herhalde Banu Avar İsrail de iken sizden farklı yerlere gitmiş ki Filistinliler farklı konuşuyorlardı. En başta zamanında Osmanlıyı arkadan vurduklarına pişmanlıklarını bildiriyorlardı. Savaşlarında emperyalist karşıtı ruhu unuttuklarını söylüyorlardı. Atatürk ten bahsediyorlardı. İsrailliler ise tek bir kelime bile konuşmuyorlardı.
Ayrıca tüm Arap dünyasında AK Parti değil – AKP ye büyük bir saygı varmış ha ! O nedenle olsa gerek bölgedeki gelişmeler tam arzuladığımız şekilde değil mi ? Allah aşkına siz gaipten brişeyler yazıyorsunuz ama şunu bilin ki biz , en azından ben çocuk değilim bunlara inanacak.
Benim gözlerimle gördüğüm tek gerçek bugün bölgede, Filistin dahil nüfuzu güçlenen ve her geçen gün desteğini artıran ülkenin İran olduğudur. Bunu Türkiye de konuştuğum birçok Filistinli öğrenci de belirtiyor.
Türkiye rolüne gelecek olursak, en başta tarihimiz gereken rolü oynamalı . Oynamıyorsa hatırlatılmalı. Bizim bu ülkeyi nasıl kurduğumuz , hakkımız olan toprakları nasıl kazandığımız anlatılmalı. Emperyalizm hiçbir meşru zeminde düşmanına şans tanımaz. Emperyalizm in anladığı tk dil vardır . Onu da biz tüm dünyaya hatırlattık zaten Kurtuluş Savaşımızla .
Bunu dünyaya bizim yerimize hatırlatanlar zaten var. Bakın eski Yugoslavya Lideri Tito 1978 de bapımsızlık günü kutmalaraı konuşmasında - Atatürk ün ölümünden 40 yıl sonra yani – ne diyor :
Benim ülkem birçok mücadele ile kuruldu . Yaşadı . Birarada yaşamaya devame ediyor. Benim ülkem değişik parçalardan oluşmuş birarada duran Kristal bir küre gibi. Ve ben bugüne kadar bu küreyi havada altından hava üfleyerek tutabildim. En ufak bir yanlışda yere düşüp dağılabilecek bir küredir benim ülkem. Varolma savaşımızda ve de dünyanın barış içerisinde yaşama mücadelesinde ise gözlerimizi Mustafa Kemal in kurduğu Türkiye Cumhuriyeti ne çevirmeliyiz. Size söyleceğim şu ki , dünya barışının temelleri Anadolu daki bu genç Cumhuriyet te yatıyor.
Anlayan mesajı almış zaten , anlayamayanlar ise ortalarda geziyor .
Bu gerçekler dışında ise yapılacak diğer öncelikli eylem Filistin e uluslararası zeminde gereken desteği vermektir. Bu destek bugün verilmezse , emin olun İsrail Filistin den sonra sırayı birgün bizlere de getirecektir.
Ayrıca hükümetimiz sağolsun , bir de medyamız tabiki İsrail konusunda başka bir önceliği atlıyoruz. Bugün İsrail emekli komutanları Kuzey Irak ta Kürtleri eğitiyor , İsrail bu bölgedeki peşmergeleri sürekli besliyor. Bizim hükümet ne yapıyor : İstanbul a vize saçmalığından bahsediyor. Bugün bu ülke İsrail komutanlarının o bölgede ne yaptıklarını sorgulamalıdır. Ama bunu Ofer ile al gülüm ver gülüm olmuş bu hükümet tabiki yapamaz. Siz zannediyor musunuz bu iğrenç ilişkilerden Filistinlilerin hiç haberi yok , mustafa akyol inanırsanız tabiki olmaz. Bu emekli komutanlarının verdikleri eğitim ile Kürtler sizce kime karşı kullanacak , ya bize , ya İran a ya da Araplara . Çünkü kendileri bu bölgeye sığmayacaklarını zaten her zeminde belirtiyor. Yani savunma amaçlı bir politika değil bu , yayılmacı amaçlı bir politika. Ama bana kalırsa Kürtler de tarihin tekerrürden ibaret olduğunu unutuyorlar. Bugün kendilerine verilen destek , Batı tarafından zamanında Filistinlilere , Araplara verilmişti . Yıllar sonra kim kazandı görüyoruz.
Peki bizim hükümet ne yapıyor ? Keneden korunmak için paçalarınızı çorabınızın içine sokun diyor.
Yine her zamanki daha söylenecek çok şey var ama ...
Yazan: Beagle Tarih: January 16, 2007 02:03 PM
Arkadaslar,
Once Mustafa Bey'e bir onceki yorumumda yaptigim reklami yayinlama nezaketi gosterdigi icin tesekkur ederim. Arada bir baska mekanlarda yayinlanms yazilra oldugu gibi ozellikle ozellikle hassas oldugum konularda bir yazi varsa kendi mekanima da link verdigim olur.
Bir onceki linke ozellikle NOTR oldugunu soyleyen Haydar Bey'in ziyaret dip, bu notr olma pozisyonunu yenmiden dusunmsini dilerim. Tabiiki bu linki sadece onun cin vermedim. O linkteki hikayeyi ben yazmaim. Kims yazmadi. Sadece resimler anlatiyor. Bir resiml bulmaca, bir vicdan tesi va orada. "A picture speaks loder that a thousand words" (Bir resim bin kelimeden daha gur kosusur) derler ve "silece is complicity" (sessizlik suc ortakligidir) derler.
Kanimca bu resimlere bakip da en azindan "bugz" ememek "Imanin en zayif sekli" testinden degil insan olma testinden de cakar.
Musadenizle linki tekrar veriyorum:
http://bekirlyildirim.wordpress.com/2007/01/16/yuva-yikan-resim-hangisi/
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: January 16, 2007 04:30 PM
Kamuoyunu AK Partiye kışkırtmak maksatlı değilse İsraile bu denli yüklenirken, biryandanda
, resmi konumdaki bir Türk'ün en üst perdeden
İsrail eleştirisi yapma cesareti göstermiş Başba
kana bu tonda tavır koymak haksızlıktır kanımca.
Mesela İrtica öcüsünden hareketle AK Parti ve lide
rine düşmanlığı, milletin seçtiği bir başbakanı,
oylarını ikinci seçimde on puandan fazla artırmış
iken, ve Tarhan Erdem gibi CHP li bir araştırmacı
önderliğinde yapılmış son yoklamalara görede yine
tek başına iktidar olacağı görünen bir lideri,
Cumhurbaşkanı olamaz kampanyalarıyla, ülke mutaba
katını sakatlamak isteyen yapıların varlığıyla
Türkiye ancak bu kadar ağırlık koyuyor bu bölgede.
İran'ın etkisinin arttığı ise başka bir korkutmaca
İran sizide ham yapar çok güçlendiler! ABD nin yanından ayrılmayın sakın. Hem Türkiyenin AK Parti
liderliğinde gelişmesini, irtica çok güçlendi diye
İsraili korkutmak ve ABD ye baskı yaptırmak içinde
başkaları kullanıyor. İlhan Selçuk açık açık Busha
AK Partinin işini bitirmesi için davetiye çıkarı
yor. İnsaf sahibi değilsek ayrı, ancak samimi bir
çözüm istiyorsak Irak'ta olsun,Filistin'de olsun makul ve mantıklı hakkaniyetli bir yol bulunmalı.
Erdoğan'ın Hamas lideriyle konuşmasına en ağır tep
ki ABD hatta İsrail'den gelmedi. Erdoğan'ın korktu
ğuda ABD değildi kanımca. İçerdeki şirretlerin
şerrinden,fitnesinden çekinmiştir olsa olsa.
ABD yenilgi piskozuyla akıl tutulmasına uğrayıp,
savaşı topyekün bir yıkım haline getirecek Nükleer
bir çılgınlığa sapmayacaksa; önünde tek bir akılcı
çıkış yolu var. Türkiye'den barış için yardım istemek. Türkiye'nin Filistin-İsrail barışını sağ-
lama potansiyelini görerek, Filistinlilerin kabul
ettiği Türkiyenin barış yapıcılığını kabul etmesini Sağlamak. Irak meselesinide barışçı bir
şekilde ancak Türkiye çözer.Tüm taraflarla görüşme
şartına sahip demokratik, laik bir Türkiye İslamın
barış dini olduğunu gösterme potansiyelinede fazla
sıyla sahip. Yoksa İran çok güçlendi palavralarıy
la savaşı yaymaktan ve içinden hiç çıkılmaz bir hale getirmekten başka sonuç alınamaz. Türkiye için tehdidler kadar fırsatların ne anlama geldiğide umarım iyi kavranır. Köşkün internet mas
raflarını kısmakla bu ufku ne kadar yakalarız oda
ayrı bir konu ya... Saygılar.Levent.
Yazan: levent Tarih: January 16, 2007 05:50 PM
Bu yazıyı Sevgili Deniz'e tavsiye ediyorum...
Ali Bulaç'ın bu yazısı esaslı noktalara parmak basmış aşağıya alıntılıyorum...
Terör ve İslamî hareketlerin seyri
Seyyid Kutup, Mevdudi gibi cihadı iki anlamda kullanıyordu: Biri, sömürgeciliğe karşı savaş, diğeri toplumsal ve ekonomik kalkınmada manevi bir motivasyon. Kitapları incelendiğinde her ikisinin de kuralsız şiddet ve insanlık suçu olan 'terör' ile 'cihat' arasında daima kalın bir çizgi çizdikleri görülür. Neredeyse bütün İslamcıların ortak projesi, İslam dünyasının modernleştirilmesine matuf olarak tasarlanmıştır. Mevdudi ve Kutup'un kitaplarında cihadı, masum sivillerin hayatına kasteden kuralsız şiddet ve terör şeklinde anladıklarına dair tek bir paragraf bulunamaz.
Modern İslam'ın iki müellifi:
11 Eylül saldırısından sonra terörün kaynaklarını ve buna yol açan sebepleri araştıran bazı yazarlar, Ortadoğu'da ve giderek büyük bir öfke denizinin kabardığı Asya'da şiddet ve terörü besleyen faktörler arasında Ebu'l-A'la Mevdudi ve Seyyid Kutup'u gösterdiler. Bunlara göre bu iki müellif, 20. yüzyılda geliştirdikleri 'radikal İslam' teziyle bugünkü ve bundan sonraki terör eylemlerinin fikri temellerini atmışlardır. Eğer Müslümanlar, terörle aralarında kesin bir mesafe koymak istiyorlarsa hemen bu iki müellifle bağlarını kesmeli, bunu açıkça ilan etmelidirler. Bu da yetmez, çağımızın Selefi akımı İbn Teymiyye ve onun yorumuna dayandığından İbn Teymiyye de 'teberri edilen'ler arasında olmalıdır. Çağımızda İslam'ın modern yorumunu yapanlar var; bunların başında Pakistanlı Fazlurrahman gelmektedir.
Bu analiz çerçevesine göre, önümüzdeki dönemde çatışma, Fazlurrahman'ı esas alan 'Ilımlı İslam' ile İbn Teymiyye ve onun çağdaş yorumcuları Mevdudi ve Seyyid Kutup'u esas alan 'radikal İslam' arasında sürecektir. Bu çerçevenin ne kadar doğru ve tutarlı olduğunu ele almakta fayda var.
Gerçek olan şu ki, 20. yüzyılda Mevdudi ve Seyyid Kutup, İslam'ın düşünce hayatı üzerinde derin etkiler bıraktılar. Denebilir ki, İran İslam devriminin önemli kaynakları arasında Seyyid Kutup'un etkisi de var. Devrimden çok önce onun kitaplarını Farsçaya bugün Velayet-i Fakih konumunda olan Ayetullah Ali Hameney tercüme etmişti. Ama Seyyid Kutup'un "İslam Kapitalizm Çatışması" kitabını Türkçeye çeviren de Yaşar Nuri Öztürk'tür.
Seyyid Kutup, İhvan-ı Müslimin'in Hasan el Benna çizgisinde bir üyesi olarak hapse atıldığında Mevdudi'nin kitaplarıyla tanıştı ve ilk okuduğu "Kur'an'da Dört Terim" kitabı onun fikri ve siyasi görüşlerinde köklü bir değişikliğe yol açtı. Mevdudi, Hint yarımkıtasında İngiliz sömürgeciliğine karşı mukavemeti takviye etmek üzere cihat kavramına başvurmuş ve Müslümanların özgür ve bağımsız yaşamaları için İslami bir düzene muhtaç olduklarını etkili bir dille söylemişti. Muhammet İkbal gibi, amacı farklı olsa da sonunda onun fikirleri sömürgeciliğe karşı verilen savaşta ve Pakistan'ın bir 'İslam Cumhuriyeti' olarak kurulmasında önemli rol oynadı.
Benzer şekilde Mısır da İngiliz sömürgesiydi. İhvan başından beri sömürgeciliğe karşı İslam'ın kaynaklarına müracaat ederek halkı kendi içinde sosyal ve ahlaki dayanışmaya ve arkasından bağımsızlığa teşvik ediyordu. "İslam devleti" ve "İslami düzen" fikrini Mevdudi'den alan Seyyid Kutup, bunu Mısır'ın ve Arap dünyasının şartlarında çok daha geniş bir çerçeveye oturttu. Ona göre sorun "cahiliyye"nin sona ermesi ve yeni "bir İslam toplumunun inşaı" idi. Dili ve söylemi tabii ki sertti; ama Mevdudi gibi cihadı iki anlamda kullanıyordu: Biri, sömürgeciliğe karşı savaş, diğeri toplumsal ve ekonomik kalkınmada manevi bir motivasyon. Kitapları incelendiğinde her ikisinin de kuralsız şiddet ve insanlık suçu olan 'terör' ile 'cihat' arasında daima kalın bir çizgi çizdikleri görülür.
Bir başka nokta şudur: Mevdudi ve Seyyid Kutup'un İbn Teymiyye ve Selefi akımdan etki aldıkları doğrudur; ancak Fazlurrahman'ın da ilk çıkış noktası ve tarihte göndermede bulunduğu ana damar İbn Teymiyye ve daha entelektüel düzeydeki Selefilik'tir. Bu da gösteriyor ki, İbn Teymiyye ve Selefilik tek başına ne modern İslamcılığı ne de günümüz olaylarını açıklamaya yeter. Mevdudi ve Seyyid Kutup'un siyasi analiz ve fikirleri belli bir siyasi ve toplumsal konjonktürde teşekkül ettiğinden sonraları birçok yerde ve mesela Türkiye'de belli bir eleştiriye tabi tutuldular. Ama her ikisinin siyasi görüşlerinin ötesinde iki yüzyıllık 'tecdit hareketi'ne yaptıkları önemli katkıları var. Mevdudi'nin 'Tefhimü'l-Kur'an' ve Seyyid Kutup'un 'Fi Zilali'l-Kur'an' adlı tefsirleri onların ilmi kudretlerine ve bundan sonraki İslami mirasa kalıcı katkılarına işaret etmektedir. İki eser de "modern tefsir"dir.
Şiddet ve terörü anlamaya çalışırken, Mevdudi ve Seyyid Kutup'u merkeze oturtan anlama çerçevesi bize çok açıklayıcı bilgiler vermez. Buna yol açan nefretin derin kaynaklarına ve burada üreyen dehşet verici başka faktörlere yönelmek lazım.
İslamcıların siyasi projesi:
Seyyid Kutup ile Malik Binnebi arasında süren bir tartışma, İslam dünyasının modern sürece katılırken başvurması gereken temel enstrümanın seçimi konusunda bize açıklayıcı bir fikir verebilir. Seyyid Kutup İngiliz sömürgesi altındaki Mısır ve İslam dünyasının geri kalan büyük bölümü için kurtuluşun öncelikle bağımsızlıkta yattığını söylüyordu. Bu, kuşkusuz dönemin sol, milliyetçi ve sağcı bütün aydınların yabancısı olmadığı bir fikirdi. Seyyid Kutup'u diğerlerinden ayıran şey, onun iktidar ilişkisinin düzenlendiği alan olarak siyasetin