« Günün Alıntısı: Özdemir İnce'nin İstatistik Vizyonu | Ana Sayfa | Sosyalizm İslam’a Uyar mı? »

December 27, 2006

Anlamlı Bir Kitap: A Meaningful World

A-Meaningful-World.jpgBir kaç gün önce bir dostum "sence 2006'da yayınlanan en iyi kitaplar nelerdi" diye sorunca, aklıma ilk gelen başlık A Meaningful World: How the Arts And Sciences Reveal the Genius of Nature oldu. Yani, Anlamlı Bir Dünya: Bilim ve Sanat Doğa’nın Dehasını Nasıl Ortaya Çıkarıyor. Her ikisi de hem teolog hem de felsefeci olan Benjamin Wiker ile Jonathan Witt'in birlikte kaleme aldığı bu eser, gerçekten de dikkate değer.

Akıllı Tasarım teorisini bu sitede çok işledik ve yeri geldikçe işlemeye devam edeceğiz. Wiker ve Witt'in kitabı ise, evrendeki tasarım kanıtlarının biyolojik dünyanın daha ötesinde, doğanın fiziksel ve kimyasal ahenginde ve hatta insan dehasının yapısında da var olduğunu gösteriyor. Dünyamız, Wiker ve Witt'e göre, materyalist düşünürlerin ısrarlı "anlamsızlık" iddiasının aksine, anlamlılıkla dolu. Ve bu anlam, evrenin bir Yaratıcı’sının olduğunun kanıtı.

Kitabın giriş bölümünü, A Meaningful World sitesinden ücretsiz indirmek mümkün. İngilizce okuyan herkese tavsiye ederim.

Sözkonusu giriş bölümünde yazarlar öncelikle kökenleri eski Yunan'ın Epikür gibi düşünürlerine uzanan, asıl yükselişini ise 19. yüzyılda yaşayan materyalizmi kısaca ele alıyorlar. Bu felsefenin, anlamlı ve amaçlı gibi görünen her şeyi amaçsız maddi varlıklara indirgemek için uğraştığını, buradan da nihilizm, yani "hiççilik" düşüncesinin doğduğunu belirtiyorlar. Yazarlara göre, Alman filozog Nietzsche'nin ateşli savunucusu olduğu nihilizm, 20. yüzyılda popüler kültür yoluyla kitlelere aşılanıp duruyor. Woody Allen filmleri veya (Türkiye'de de yayınlanan) "Seinfeld" gibi diziler, topluma hayatın anlamsızlığı mesajını veriyor.

Topluma hayatın anlamsızlığı mesajını veren sanırım daha pek çok popüler kültür örneği var Türkiye’de. Bazı TV dizisi ve programlarının, nihilizm kelimesini duymamış, hayatında eline felsefe kitabı almamış, ama yine de bu felsefeyi içselleştirmiş kişiler tarafından üretildiği sezilebiliyor. (Bütün zihinsel mesaisi “şu pop star ötekine ne dedi” veya “kim kimi kiminle aldatıyor” gibi sorular üzerinde odaklanmış “televole kültürü” temsilcilerinin, evrenin ve hayatın anlamı konusunda lümpen bir nihilizmi temsil ettiğini düşünüyorum.)

Wiker ve Witt, nihilizmin günümüzde sanki somut bir gerçek gibi gösterildiğine işaret ettikten sonra şöyle diyorlar: "Oysa anlamsızlık varsayımı, sadece bir varsayımdır. [Aslında] çoğu insanı, apaçık olanı görmekten alıkoyan bir dogmadır: evren, anlamsız olmak bir yana, bir büyük sanat eserine benzemektedir ve kompleks, içiçe geçmiş ve anlaşılabilir bir düzene sahiptir."

Bazı bilim adamları nihilizmi bir önkabul olarak almış durumdalar. Ancak aslında bizzat bilim faaliyetinin kendisi, Wiker ve Witt'e göre, nihilizmle çelişik. Ünlü ateist [ve koyu Akıllı Tasarım karşıtı] fizikçi Steven Weinberg'in evrenin anlamsız olduğunu iddia ettikten sonra, bilim adamlarının "veriler arasındaki anlamı keşfettiklerinden" söz etmesi, yazarlara göre, Weinberg ve benzerlerinin çelişkisini ortaya koyuyor. Çünkü bizzat evrenin bilim yoluyla anlaşılabilir bir düzene ve yasalara sahip olması, evrenin anlamsız değil anlamlı olduğunu gösteriyor.

Bu gibi gerçekleri hoş, yalın ve akıcı bir dille anlatan "A Meaningful Word" (Anlamlı Bir Dünya) gerçekten de anlamlı bir kitap. Benim 2006'nın en iyi kitapları listemde önde geliyor. Şiddetle tavsiye ediyorum...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 27, 2006 01:18 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

evrenin birbirinden bağımsız ayrı ayrı parçalar ve bunlar arası ilişkilere dayalı bir sistem olduğu algısı, anlamsız bir dünyayı belki açıklayabiliyordu zorlamayla da olsa.

klasik fizik kuralları bize bu evreni açıklayacak verileri sunuyor..neden bu dünyada bir mana arayalım ki..herşeyin açıklaması var..mekanik bir dünya.

oysa atom-altı dünya keşfedilmeye başlanınca bu makro alemi açıklayan kurallar işlemez olmuştu.

aslında maddi kütleler değil bir enerji yoğunlaşmasından bahsediyordu bilim adamları.

maddenin arasında sanıldığı gibi boşluk olmadığı,karşılıklı bir ilişkiler dokusu ve bütünsellik olduğu da ortaya çıktı.

sistem sonsuz bütün bir parça olarak hareket ediyor.birbirinden bağımsız boşluklu tanecikli bir yapı değil.

5 duyumuz bizi madde konusunda yanıltıyor.

adeta tek bir beyin tarafından yönetilen hiçbiri diğerinden gafil olmayan sınırsız ve bütün bir enerjinin içinde yoğunlaşmış durumdayız.

sistem kollektif hareket ederken hiçbir karışma ve düzensizliğin olmaması bir yöneticisi olduğunu gösteriyor açıkça.

evrende parçalanma yoksa bunu var eden yaratıcı kuvvede parçalanma,bölünme söz konusu olabilir mi?

tasavvufta da çokluğun aldatıcı olduğundan,TEK bir yaratıcı kuvvenin kendi özünde mevcut olan enerjilerinin(isimlerinin) varlık alemine yansımasından bahsedilir..bu alem Yaratıcının zuhur mahallinden başka bir şey değildir.O her yerde her an hazırdır ve gerçekte O'ndan başka hiçbirşey yoktur.

bir hiç olduğumuz doğru..ancak O'nunla varız.

aslında TEK bir Cemal'in farklı renklerle süslenmesinden başka bir şey değildir alem.

çoklukta TEK'liği görebilmek önemlidir.bugün bilimde aslında ayrı ayrı parçaların olmadığını kollektif bir bütünlüğün olduğunu söylemiyor mu?

atom altına inildikçe herşey iyice belirsizleşiyor ve hiçleşiyor.bizi yanıltan algılarımız.beynimizin bize oynadığı bir oyun..

herşey bir rüya ve hayal..fakat anlamlı bir rüya.
fişimiz çekilip bu matrixten çıkınca hakikati göreceğiz..sanıldığı gibi yok olup gitmeyeceğiz..

fark burada..farkı farkedenlere ne mutlu..

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: December 27, 2006 03:12 AM

''bu alem Yaratıcının zuhur mahallinden başka bir şey değildir.O her yerde her an hazırdır ve gerçekte O'ndan başka hiçbirşey yoktur.''

Sevgili Deniz, bu ifadelerinizi biraz açarmısınız?

Matrix benzetmenizde hayli enteresan...

Yazan: Muhammed Ali DiİKTAŞ Tarih: December 27, 2006 01:07 PM

Değerli yorumcular, "..Dünyamız, Wiker ve Witt'e göre, materyalist düşünürlerin ısrarlı "anlamsız
lık" iddiasının aksine, anlamlılıkla dolu. Ve bu anlam, evrenin bir yaratıcı'sının olduğunun kanıtı
.." Hal böyle olunca, Yaratıcı'nın varlığına inananları meşakkatli bir çabanın beklediği ortada
Evreni yaratmaktan muradı ilahi nedir? Kendiside
çileye girmiş bir mevlevi şeyhi olan, Divan şiiri
mizin doruklarından olan Şeyh Galib'in dizelerine
bir göz atalım.
Hoşça bak zatına kim zübde-i alemsin sen
Merdum-i dide-i ekvan olan ademsin sen.
Yani:Kendine iyi bak çünkü alemin özüsün sen. Varlıkların gözbebeği olan insanoğlusun sen.
Materyalist olduğun anda amaçsızca bulunduğun bu
alemde, gününü gün etmeye bakmak, hiççilik, hazcı
lık, yabancılaşma, egoizm artık ne uyarsa. Ancak,
Yaratanın varlığına inanmak ağır sorumluluk yüklü
yor insana. Bu alemlar neden yaratıldı. İşte bu
noktada ilmi ledün yada tasavvuf insanın yardımına
koşuyor. Hz.Muhammed'in(SAV) büyük cihad adını ver
diği nefis mücadelesi bu ilme ulaşmanın ilk basama
ğı oluyor. Yunus Emre'nin ilim ilim bilmektir de
bahsettiği ilim. Kur'an-da hz. Musa'ya Kehf süre
sinde bu ilim erbabı bir kişinin olayların manası
ile ilgili ders vermesi. Ancak Hz.Musa bu kişinin
işlerine akıl erdiremez ve ilim sahibi bu kişi Hz.Musa'ya verdiği eğitimi keser. Bu ilme sahip
olanlar remizlerle anlatıyorlar meramlarını.Kendi
ni tutamayıp Enel Hakk diye feryat edenler, Hallacı Mansur gibi dara çekiliyor. Bu mana yüzünü
örterek meramının anlatılmasına Yunus Emre iyi bir
örnek. Çıktım erik dalına/Onda yedim üzümü/Bostan
sahibi kakıdı/Der ne yersin kozumu/Bir sinek bir
kartalı/Kaldırdı vurdu yere/Yalan değil bu gerçek/
Bende gördüm tozunu/yunus Emrem bu sözü/muhal deyi
söylemez/Münafıklar elinden/Örter mana yüzünü/
Ete kemiğe büründüm/Yunus diye göründüm. Zannetme
ki şöyle böyle bir söz./Gel sen dahi söyle böyle bir söz. İnançlı olmak zor zanaat vesselam. saygı
lar. Levent.

Yazan: levent Tarih: December 27, 2006 02:14 PM

Sayın Yorumcu arkadaşlar Akıllı Tasarımı lütfen bilim ekseni dışına çıkarmayalım.Akıllı Tasarımın inancı formülleştirme gibi bir amacı yoktur.Rasyoneliteden uzaklaşıp akıllı Tasarım tarafından keşfedilen gerçeklerin rasyoneliteden uzaklaştırılması ancak Miyadı dolan Darwincilerin savunmasını kuvvetlendirir.Akıllı Tasarım Evrimin açıklanmasında ,geçerliliğini yitirmiş Darwin ve Neo-Darwin açıklamaların yerini giderek almaktadır.Bu süreç Newton fiziğinin geçerliliğinin Einstein fiziğince yetersizliğinin kanıtlanarak daha genel bir açıklama ve algılama olarak ortaya çıkmasına benzemektedir.Bilimin evriminde zamanımız Tasarımın idrağında merkezileşmektedir.Mustafa Bey'in sözü ettiği kitaptaki gibi amaçlanmış bir evren bilimsel olarak algılanmaktadır.Zerreden evren oluşturulmuşsa, tohumdan herşey vücut buluyorsa o planları oraya yazan bir üst süreçin varlığıda nedensel olarak kaçınılmazdır. Akıllı Tasarım üst sürecin kimliğini değil varlığı ile ilgilidir.Bizlerin ulaştığı sonuçlara herkesin ulaşmasını beklemek gereksizdir. Ulaştıklarımızın yegane gerçek olduğunu savunmak hakkımızdır.Fakat diretmek ise haddimiz değildir.Bu felsefi savunmaları bir kenara bırakalım ve süreçlerin kozmolojik genetik,biyolojik olarak anlamaya çalışmalım.İnancımızı formülleştirmek değil,gerçeğin peşinden koşmak gereklidir.Formülleştirme esasında da beyhude bir çabadır,inançlada alakası yoktur..Gayb olarak bu böyledir.Bu nedenle Akıllı Tasarımı tartışırken elimizden geldiğince bilimin rasyonel dilini kullanalım istiyorum.Herkese selamlar sevgiler.Şimdiden Hayırlı Bayramlar ve yıllar..

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: December 27, 2006 04:44 PM

"Bu gibi gerçekleri hoş, yalın ve akıcı bir dille anlatan.."

gerçek??! gerçekten bu mu? yanılma payı yok mu yani? "düşünce" deseniz daha doğru olmaz mı?

ayrıca her yazınızın sonunda nasıl olup da materyalizm, nihilizm ve ateizm birliğinden dem vuarabiliyorsunuz anlayamadım. harun yahyanın evrim teorisi ve türk düşmanlığınu birbirine bağlayan komik savları akla geliyor.

AYRICAAAAA seinfeld güzel bir dizidir!!

herşey anlamsız olmadığı gibi, herşey de anlamlı değildir, öyle olmak zorunda hiç değildir. period.

Yazan: Kemal Tarih: December 27, 2006 07:21 PM

Mustafa Ajlan Bey

siz belki bir bilim adamı olabilirsiniz..ve tasarımın bilimsel temelleri için uğraşabilirsiniz.

Einstein izafiyetle uğraşırken tanrı zar atmaz demişti..

siz süreçleri kozmolojik,genetik vs anlamaya çalışırken mistik açıdan anlayanlarda boş durmayacaktır..tasarım diye diye insanların budist yada deist olmaları, bu konuda kafaları karışmaları mümkünken bende bu boşlukta İslam adına birşeyler söyleyebilirm sanıyorum.

tasarımcı kimdir ve nedir sorusu kaçınılmazdır..

Levent Beyin dediği gibi asıl iş bundan sonra.

Muhammet Ali Bey elimden geldiğince açmaya çalışacağım..muvaffak olurum inşaallah.

Alem Yaratıcının zuhur mahallinden başka bir şey değildir..O her yerde hazır ve nazırdır..aslında O’ndan başka bir şey yoktur..


Hz.Muhammed(as) insanlığa ne anlatmak istedi?..mutlu bir evliliği,iyi bir düzeni,işi varken,saygın bir ailenin mensubuyken neden rahatını bozdu ve büyük bir mücadelenin içine girdi?horlandı,dışlandı,taşlandı,hakarete uğradı,kovuldu,..ama O hiç davasından vazgeçmedi..tek bir şey söylüyordu..AHAD AHAD diyordu toplumuna ve tüm insanlığa..

Oysaki kavmi inançsız değildi..bir yaratıcıya inanıyorlardı..Onu memnun edebilmek için kurbanlar kesiyorlar,putlar yapıyorlar,Ona tapınıyorlar,Kabe’yi Tanrıyı temsil ettiğini düşündükleri putlarla dolduruyorlardı..Bir yaratıcıya inandıklarına göre bu AHAD neydi?
Hz.Muhammed (as) kendi toplumunun imansızıydı..Risaletten önce de sürüden olmadı..hep sorguladı..düşündü..mağaralarda yalnızlığa çekildi…çile çekti..varlığı sorguladı..Rabbini aradı. yalnız ,ıssız köşelerde..ne düşündü kim bilir günlerce..ne yapıyordu dağ başında bu ZAT?..

Çilesini çeken ve hakikatini arayan her insana aradığı mutlaka ulaşır..aramakta samimi ve ısrarlı olmak şartıyla..

Alemlerin Rabbi ,bu çilesi büyük inzivadaki kuluna bir anda tecelli ederek varlığını hissettirdi..Efendimizin gönlündeki sıkıntılar ve perdeler o NUR ile kalktı ve kainat kitabı önünde sayfa sayfa açıldı OKU emri ilahisi ile..ve O Nebi okumaya başladı bütün vücudu titreyerek…Yaratıcıyı hissetmek kolay değildi bir kul için..cezbeler içindeydi Nebi..

O titreyiş içinde Vucud-u Hakiki karşısındaki yokluğunu hissetti..vücud-u hayalisini..

Ankebut suresi 6.ayette----Şüphesiz Allah alemlerden ganidir—buyrulur..

Yani yaratılmış olan hiçbir şey Allah değildir..Allah zatı ile her şeyden müstağnidir.

Yaratılmış olan alem vücuda gelmeden önce Allah’ın zatı ile beraber hiçbir şey yoktu ve şu anda da O’nunla beraber hiçbir şey yoktur……….

Yaratılmışlık Allah’ın isim ve sıfatlarının ortaya çıkmasıdır..buna tecelli demişlerdir.zuhur yani ortaya çıkma.

Görünürde ortaya çıkan varlıklar kendi kendilerine hayatiyetlerini devam ettiremezler.
Ancak yaratıcının varlığıyla var olabilirler.yaratılmışlar gölge varlıklardır..Yaratanın isim ve sıfatlarının gölgeleridirler.

Anlaşılabilmesi için ehlullah insan ve gölgesi misalini verir..gölge zatı itibariyle insanın dışındadır..insana girmemiştir.İnsan da gölgesine muhtaç değildir..gölge var olmak için insana muhtaçtır..gölge insan değildir..insanda gölge değildir..fakat ayrı şeylerde değildirler.
Ne aynısıdır ne de gayrısıdır..

Gölgenin sahibi Allah’tır..O yürürse yürürüm,oturursa otururum..der Mevlana..


Bilim adamları evrenin big bang denilen bir anda meydana gelen büyük bir patlamayla var olduğunu ve sürekli genişlediğini buldular..uzayı oluşturacak olan bu büyük patlamanın muazzam bir enerjiye ihtiyacı yok mudur?..varlığın muhtaç olduğu enerjiyi veren bir kaynak olması gerekmez mi?

Kuran’da Allah semaların ve arzın nurudur,buyrulur..yine Kuran’da Allah her an yeni bir tecellidedir ayeti vardır..yani alemin sürekliliğini sağlamaktadır..alemlerdeki nuruyla..

Allah varlıktan nurunu çekince alemler sönecektir…alemlerin kendi enerjileri yoktur..Allah’ın varlığıyla varlık bulmuşlardır..o yüzden hakiki varlık sadece Allah’ındır..denir…makinenızın fişini çekerseniz artık çalışmaz..varolmak için sizin ona verdiğiniz enerjiye ihtiyacı vardır.

Kasas suresi son ayetinde—O’nun vechinden (zatından )başka her şey helak olur,buyrulur..

Allah isimleriyle bütün varlığa nüfuz etmiştir fakat varlık yok olunca Allah yok olmayacaktır.

Allah gölgeye can verendir ,istediği zamanda alandır.gölgenin kaynağıdır.

alemler, benim inancıma göre Yaratıcının bilincinde oluşturduğu
tasarımın kendi özünde mevcut olan kuvvelerle görünür hale geçmesidir.varlık dediğimiz şey bir zuhurdur..Allah'ın tasarımının isimleriyle açığa çıkmasıdır.açığa çıktığı yer olan alemde zuhur mahallidir.

rızık olarak bize verilen nimetlerin Rezzak isminin bir tecellisi olması gibi..

Uyuduğumuzda gördüğümüz rüyaları beynimiz üretiyor.ve rüya aleminde olanları biz o an için gerçek sanıyoruz.rüyalar beynimizin tasarımlarıdır ama yaşarken onun rüya olduğunu bilemeyiz.beynimiz bu işlemi durdurduğunda yaşadıklarımızın hayal olduğunu anlarız.
Fakat rüyalarımızda da acı çekeriz,seviniriz,tercih yaparız,tercihimizin sonucunu yaşarız,
güleriz,ağlarız..dünya alemine göre rüya alemi bir hayal,ahiret alemine göre de dünya hayatı bir hayaldir..uyanmak gerekir anlamak için..bir nevi matrixten çıkış..

Hz.Muhammed (as) ölmeden önce ölünüz buyurdular..ahiret alemine geçmeden bu boyutta uyanmak mümkündür.uyananlar bu dünyanın bir rüya olduğunu keşfetmişlerdir..

Bizler derin derin,horul horul uyuyoruz..

Hz.Muhammed (as) AHAD AHAD derken insanlığın yaratıcısıyla buluşabilmesinin yolunu gösteriyordu..gölge aslındaki cevheri unutup başka gölgelere kul olmuştu…gölgeyi süründüğü yerden kaldırıp aslına rücu etmesini sağlamaya çalışıyordu Efendimiz..

İnsanlık O’na çok şey borçlu..insanların sürünmeyi bırakıp Allah’ın ruhu olduklarını fark etmelerini istedi…AHAD demeden yaratıcının mutlak tekliğini,bölünmez,parçalanmaz bütünlüğünü gönlüyle,beyniyle,ruhuyla kavramadan perdeler kalkmayacaktı çünki..

Aracılarla yaratıcıya varılmaz..putlar yaratıcıyla kul arasındaki engellerdir..ben çıkınca aradan kalır sana yaradan demişler..dert bu..yoksa başka bir şey değil..

Umarım açabilmişimdir konuyu..yoksa daha mı çok kapattım.:))
Neyse..sevgiler.


Yazan: deniz Tarih: December 28, 2006 05:41 AM

Sayın Deniz Hanım

Mistik konular bilimsel olarak tamamen Akıllı Tasarım argümanı dışındadır.Asla mistik yorumları küçümsemek gibi bir niyetim yoktur.İnanç için ise Akıllı Tasarım yada herhangi bir teoremi sağlamasına yada reddine ihtiyaç da yoktur.Metafizik ayrı bir alandır fiziksel dünya ayrı bir alandır.Ben kendimi her ikisinde de oldukça yetersiz gördüğümden her iki konuda da ahkam kesmek gibi bir niyetim yok.Aksine sadece Akıllı Tasarımı olması gerektiği gibi bilimsel veriler üzerinden değerlendirmek ve anlamlandırmanın gerektiğini söylüyorum.Bu sitede yada herhangibir başka yerde mistik konular tasarımın içersinde anlamlandırılmaya çalışılırsa, bilimsel olarak Darwinci evrimcilerin onca itirazları kabul görür.Aslında Darwincilerin kan kaybına bir nevi pansuman vazifesi görmek demek oluyor metafiziği işin içine almak.Tasarım bulgularının zaten çok az dillendirildiği bir medya dünyasında birde mistik yorum yapılırsa Darwinciler hazır kıta hep bir ağızdan;İşte bunlarda yaratılışcıların diğer versiyonu,evrim geçirmiş yaratılışcılar gibi adlandırmalara maruz kalırız.(Çünkü ellerinde giderek azalan bir umut var)Oysaki akıllı tasarımın, yaratılışcılıkla bilimsel bir bağı yok.(Manevi olabilir oda tamamen kişisel bir durum)Akıllı Tasarım birşeyi anlamlandırmak için belki bir yol gösterebilir ama yolun kendisi asla değildir.Bir Akıllı Tasarım destekçisi olarak hassasiyetimi anladığınızı umarım..anlamı veren insandır tasarım bulguları değil.Onlar zaten hep oradaydı,Darwin'in kara kutusunun açılmasını bekliyorlardı o kadar...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: December 28, 2006 04:35 PM

Sevgili Deniz,

Nerden başlamalıyım bilmiyorum ama bildiğim bir şey var oda bu cümlelerin hepsinin Muhyiddin-i İbn Arabi'nin sistemleştirdiği Vahdet-i Vucud doktirininden mülhem olarak yazıldığı; nitekim Hz.Peygamberin macerasınıda bu açıdan izah etmişsiniz.

Hele bir cümle var ki Vahdet-i Vucud anlayışının özeti:

''alemler, benim inancıma göre Yaratıcının bilincinde oluşturduğu
tasarımın kendi özünde mevcut olan kuvvelerle görünür hale geçmesidir.varlık dediğimiz şey bir zuhurdur.''

Burada bunu izah etmek ne kadar mümkün olur bilmiyorum ama yinede denemeye değer.

Öncelikle Muhiddin'in ifade ettiği:Allah kuvvesinin kısmen kuvveden fiile geçerek varlık alemini oluşturduğu, varlıkların aslında Tanrı kuvvesinin şekilden şekile(form) geçmesinden başka birşey olmadığını dolayısıyle kainatta sadece Allah'ın Hüviyetinden (Kişilik) başka birşey aramamak gerektiğini söyleyerek şöyle devam eder mümkün varlıklar, varlıkları itibariyle var olamaları asla varit değildir bu o varlıkların bir şeklidir ki biz bu şekillerle onları tanır ve var deriz halbuki onlar Tanrının belirmesinden/taayyün(taşma) başka bir şey değildirler.Varlık hadisesi bir aşk kımıldanışıdır vs... diye uzar gider.

Muhiddin tüm bu bilgileri keşf/Marifet yoluyla elde ettiğini söyler. Peki gerçekten öylemidir?12. y.yılda yaşamış İbn Arabinin bu söylemleri Kuranın ahkamıyla acaba bir çelişki halinde değilmidir?Aynı zamanda bu fikirler daha önceki kadim kültür ve felsefelerden etkilenmiş olamaz mı?İbn Arabinin İspanyadan başlayıp Şam Bağdat Anadolu Mekke Mısır gibi bir çok ilim kültür merkezini dolaşmış olması bize belki bir fikir verebilir. Tasavvuf tarihine bakıldığında bu doktirinin bu kadar sistematize olmasada ondan 400 yıl önce varlığı bilinmektedir en azından ilk nüveleri görülmektedir.

Sözü çok uzatmadan sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim;

Yukarıda bahsettiğiniz anlayış Hicri 2. yüzyılda başlayıp 7. y.yılda olgunuğa erişen tasavvuf hareketinin (epistemelojiye dair iddası) varlık felsefesidir.

Bu anlayışın nasıl oluştuğuna kısaca göz atalım: Farabi, İbn Sina gibi İslam filozoflarının antik yunandan mülhem geliştirdikleri Tanrının aslında yoktan hiçbir şey varetmediği onun yalnızca form/heyüla şeklinde olan maddeye suret verdiği Onun yalnızca suret veren(Vahibus Suver) olduğu
anlayışı İbn Arabi'de Hint panteizmininde etkisiyle tayyüne/belirme dönüşmüştür.Bu yüzden Kuran'ın yaratma, yoktan varetme diye adlandırdığı hadisenin vukuu bulması için mutlaka Muhiddin yukarıda açıkladığımız şekilde Tanrının vucuduna ihtiyaç duymaktadır, aslında yoktan hiçbir şeyin varedilemeyeceğini tüm varolanın tanrıdan başka birşey olmadığını enteresan bir biçimde az bir farkla Filozof selefleri gibi iddia ediyor.Bu anlayışa göre elbetteki bütünbir varlık tanrıdan veya onun çeşitli şekilde tecellilerinden başka birşey olmuyor.Buna bağlı olarak Kuran'la kesinlikle uzaktan yakından alakası olmayan yeni bir Tevhid/Vahdet sizin tabirinizle ehad anlayışı meydana getiriliyor.Bu mutlak hakikatmış gibi servise konuyor.

Aslında temelde kesinlikle bir epistemolojik kuram olan bu anlayış keşf Marifet gibi terimlerle kuşatılarak tartışma dışı tutulup mutlak bir hakikatmış gibi önümüze gelmektedir.Halbuki biraz İslam felsefesiyle uğraşmış herkes bu iddiaların çok geniş bir inanış kültür sentezi ve çok eklektik bir yapıda olduğu anlar.

Zira Kuran'ın ve sahih sünnetin bize haber verdiği vahdet anlayışı Allah'ın eşi benzeri ve ortağı olmadığı her türlü şekil ve suretten münezzeh olduğu yoktan yaratma dahil herşeye gücü yettiği, yarattıklarına benzemediği(muhalefetün lil havadis), zamandan ve mekandan münezzeh olduğu şeklindedir.Yani herşeyin ondan olduğu fakat onun herşey olmadığı onun zatının hiçbir varlıkla terkibe girmesinin söz konusu olmadığını en sahih kaynaklar bize haber vermektedir ve bu Vahdet analayışının Muhiddin'inkiyle hiç mi hiç alakasının olmadığı gayet açıktır.

Son söz olarak bahse mevzu bu anlayışın sahih Tevhid çizgisinden nedenli uzak olduğu tüm çıplaklığıyla ortadadır.Bu nedenledir ki tarihi yani kültürel İslamla hakiki İslamı ayırdedebilmemiz için İslam aleminin geçirdiği fikri istihaleleri iyi bilmeliyiz yoksa mazallah ayağımız kayabilir...

Müteyakkız olmalıyız...

Not:Daha fazla bu konuyu açmaya yerimiz müsait değil bu yüzden açmamı istediğiniz bir yer olursa lütfen beni haberdar ediniz.

Deniz'e Sevgilerle..

Muhammed Ali DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 28, 2006 05:39 PM

Sayın Diktaş,

"...yoktan yaratma dahil herşeye gücü yettiği..."

Sizin için bu "yoktan yaratma" gerçekten açık bir anlam veriyor mu? Kime göre var yada yok? Zaman kaydı olmayan bir yaratıcı için "yokluk" var mıdır?

Anlamak için sorduğumdan emin olunuz.

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: December 29, 2006 01:06 AM

Ajlan bey, pozitif bilimin algılarıyla varlık soru
nuna ilişkin düşünce birikimimize nasıl ulaştık dersiniz. Bunda ilham ve keşfi bilginin payı yokmu
dur acaba. İbni Haldun Mukaddime; 6.Bölüm,37.Fasıl
da:İlim öğretiminde doğru yöntemler ve bunların nasıl faydalı olacağı hakkında başlığında bu geçiş
alanının zihnimizdeki karşılığından bahseder.Vahiy
ilham yada keşif konularının reddi, pozitif bilimi
mesnetsiz ve köksüz bırakır. Yoksa Evrim konuları
da sadece bu dar açıdan incelenmezde, yaratıcının
değişmez yasaları(Sünnetullah)açısından ele alınır
ise topyekün reddedilemez. İnsana Ruhsal nefes ve
rilene kadar halden hale geçme evresi pekala evrim
süreci olarak adlandırılabilir. İkili bir yapı var
ve biz bu yapıyı ancak pozitif bilim ve İmani bil
ginin meczedilmesiyle tam olarak kavrayabiliriz.
Biz bu Kuran-ı iç içe ikili manalar halinde sözün
en güzeli olarak indirdik.Zümer23/ Ayetinde bu işa
ret vardır. arifler ve büyük sufiler İstikametleri
ni Kurandan alarak Nakli ve Keşfi bilgilerle aklın
rehberliğinde Varlığa dair pekçok bilinmeze ulaşıyor. Pozitif bilimlerde bu bilgilerin zaman
içinde içselleşmesi iledirki bugün ulaşılan biri kim seviyesinde kuramlar ileri sürüyor. Denizin
inanarak ulaştığı neşveye asırlar önce büyük sufi
ler ulaşmış oluyor böylece. Akıllı Tasarımı bakın
Mevlana asırlar öncesinden nasıl anlatıyor: Bir
atomu ortasından kesseniz, daha küçük zerrelerin bir güneş etrafında aşkla döndüğünü görürsünüz.
Mesnevide bunu okuyan pekçok yabancının Konya'ya akın etmesi boşuna değilmiş değil mi? İyi bayram
lar ve mutlu Yeni yıl dileklerimle. Saygılar. Levent.

Yazan: levent Tarih: December 29, 2006 10:01 AM

Muhammed Ali Bey

ben zaten tasavvuftaki vahdet-i vücudu anlattım dilimin döndüğünce..ben bir vahdet-i vücud sevdalısıyım..kavramlara takılmadığım için neyle ifade edildiği değil ne olduğu önemlidir benim için.

panteizm ile karıştırılması yeni değil tabiki..aradaki temel fark panteizm varlıktan bahseder biz yokluktan bahsederiz...

metafizik felsefenin ya da başka mistiklerin bu hakikate yaklaşmış olmaları hatta bugünki fiziğin dahi bu verileri desteklemesi reddedilmesi değil ,üzerinde düşünülmesi gereken bir husustur..

Cengiz Beyin dediği gibi siz yokluğu ne olarak düşünüyorsunuz..Allah'ın olduğu yerde yokluk olur mu?

Ajlan Bey ben sizin hassasiyetinizi anlıyorum ama ben akıllı tasarımla ilgilenmiyorum ki..ben tamamen tasavvufu anlatıyorum..AT yeni çıktı..ama biz bunları yüzyıllardır biliyoruz..ben biyolojiyi değil de fiziği ,kuantumu kullanıyorum..Kuantumu da yaratan Allah olduğuna göre..tabiki fizik ve metafiziği birleştireceğim..

HZ.Ali der ki..zerreyi en küçük parçasına kadar bölerseniz içinden güneş çıkar...Mevlananın keşfide bu..Hz.Ali ilmin kapısıdır demiyor mu Efendimiz?

Pribram denilen bir bilim adamı vardı.nöroloji uzmanı..Hafıza üzerinde çalışmalar yapmış ve beynin hologram tekniğiyle çalıştığını bulmuş..

şöyle diyor bu zat..bizim ötemizde yalnızca engin bir dalgalar ve frekanslar okyanusu vardırve gerçekliğin bize böyle somut görünmesinin nedeni
yalnızca,beynimiz bu holografik karmaşayı alıp onu taşlara,sopalara vs..dönüştürmesidr.

bizde bu alemin hayal olduğunu söylemiyormuyuz?ama ne dediğimize iyi dikkat edin..

sevgiler.


Yazan: deniz Tarih: December 29, 2006 01:11 PM

Kuran'da kainatın Allah'ın kün/ol emriyle yoktan varedildiği haber verilir.
Yalnızca Allah'ın zatı ezelidir bunun dışındaki zaman ve mekan Allah'ın zatı ile herhangi bir ilişkisi olmaksızın varedilmiştir yani daha önce yoktur.Tabii ki ilahi zihinde/bilgide mevcuttular fakat var değildiler.Mümkün/ yaratılan varlıklar Allah'la aynı varlık sferine dahil değillerdir.İslam mantıkçılarının ifadesiyle biri vacib diğeri mümkündür.
Fakat burda yokluğun ne olduğunu soruyorsanız yokluğun idraki mümkün görünmüyor, yalnızca daha önce hiçbir şeyin olmamasıyla açıklanabiliyor fakat tahayyül edilemiyor.

''Zaman kaydı olmayan bir yaratıcı için "yokluk" var mıdır?''

Bundan şunu anlıyorum:Allah her an vardır zamandan münezzehtir dolayısıyla onun için yokluk söz konusu değildir.

Fakat onun varlığı(Zatı) için yokluk söz konusu edilemez, kainat içinse daha önce yoktur diyebiliriz.Keza Allah Kuranda öyle demiştir.

Deniz hanım, sizin şu ifadelerinizden:

''Allah'ın olduğu yerde yokluk olur mu?''

Allah'la insanı aynı varlık tarzına sahip varlıklar olarak düşündüğünüz anlaşılıyor buradan hareketle tüm mevcudatın bir çesit tanrı olduğu kanaatine varıyorsunuz.Aynı zamanda varolanın zaten varolduğu yani varolanın bundan ibaret oduğu, yokluğun ise olmadığı iddiasına varıyorsunuz.Buda sizi ciddi bir açmazın içine sokuyor.. Bu şöyle bir soruyu karşılayamıyor; Allah kendi dışında bir şey yaratamaz mı?Tüm varolanın onun zatından mı olması mecburiyeti var.Tanrının heryeri kapladığını düşünüyorsunuz sanırım.

Bu anlayışı vahyin haber verdiği Allah düşüncesiyle telif etmek mümkün görünmüyor.Çünkü iddia edildiği gibi Allah'ın heryeri kapladığı anlayışı Kuran'ın haber verdiği Allah'ın sıfatlarına epeyce muhalif görünüyor.
Üstteki yazımda da dikkat çekmiştim.

Saygılar

Muhammed ALi DİKTAŞ


Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 29, 2006 03:05 PM

Muhammed Ali Bey

neler söylüyorsunuz öyle..haşa..tüm mevcudatın bir çeşit tanrı olması ne demek?..biz bütün tanrılara karşı çıkıyoruz ve yalnız Allah var diyoruz..AHAD..

GUL HUVALLAHU AHAD..

mutlaka ben anlatamamışımdır..hay Allah..

hiçbir varlık Allah olamaz..haşa..

siz panteizmi anlatıyorsunuz..bu söyledikleriniz vahdet-i mevcuttur..bu anlayışta Tanrı ile alem bir şeydir ve Tanrı mevcut olan şeylerin tamamından ibarettir..bu bizim inancımıza göre kabul edilemez.

biz Allah'dan başka mevcud yoktur deriz.panteistler ise
her mevcud olan Tanrıdır derler..Elmalılı Hamdi Yazır tefsirinde bu farkı böyle anlatır..

anlaşılabilir inşaallah umuduyla şöyle ifade edeyim..

Allah zatıyla herşeyden müstağni,sıfatları ile herşeyde mütecellidir..

hiçbir varlık Allah olamaz(haşa)..yaratılmışların hepsi varlığını Allah'tan alır..kendi başlarına var olamazlar.bu yüzden vucudları vücud-u hayalidir..onları varlık sahnesinde ayakta tutan Cenab-ı Haktır..O'nun varlığı kendindendir..bu yüzdendir vücud-u mutlaktır..

gölge ve insan örneğini anlatamadım sanıyorum..
şöyle diyelim..Hakiki varlık Allah'ındır..diğer varlıklar ise aynada görülen şekillerdir..aynadaki görüntü ile görüntünün sahibi birleşebilir mi?
Allah ayrıdır yaratılmış olan ayrıdır fakat sıfatlarından yansıma olması dolayısıyla yaratıcının sıfatlarının zuhurudurlar..aynadaki görüntüsü.

bakın Allah ,ben insana kendi ruhumdan üfledim buyuruyor.Allah ile kulu zat olarak kesinlikle ayırıyoruz.fakat Allah'ın sıfatları yani kendinde mevcut olan kuvveler ile varlığa yansımıştır diyoruz.

teşbihte hata olmasın..

bu yazıları ben size yazıyorum ama siz benim zatım hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz..fakat benim okuma yazma bildiğimi bilebilirsiniz.okuma yazma bilme bende mevcut olan bilme kuvvesiyle açığa çıkar.ben bunu kelimelere yansıtırım..sizin benim hakkımda bildiğiniz tek şey burdaki kelimelerimdir.burdaki kelimeler ben değilim ve bu kelimelere muhtaç da değilim.ancak bu kelimeler bende mevcut olan kuvve ile açığa çıkmıştır.bende bunları ekrana yansıttım..eğer ben bunları göndermezsem siz göremeyeceksiniz.yani varlık sahnesine çıkamayacaklar.ben bu metni ister yazarım ister silerim..onun kendinden bir varlığı yoktur.şimdi bu metin dile gelse ve ben hakiki bir varlığım dese bu benim için çok komik olur.çünki ben bilgisayarımın fişini çekersem bu yazı yok olacak.burdaki bütün yazıların dili olsa ve kendi aralarındaki varlıklarından söz etseler kendi boyutlarında haklıdırlar.onlar sanal alemde kendilerini var sanmaktadırlar..dışardaki benim alemimi ise bilmemektedirler..eğer bunlardan biri akıl ederde biz matrixte yaşıyoruz derse bu onun uyanmışlığı olur.

biz varlığı kendi boyutumuza göre tanımlıyoruz..kalem,defter,elma,masa vs..bunların var oluşları bize göredir.

Mutlak varlık katında ise bunların varlığından bahsedemeyiz..Allah'ın karşısında ikinci bir varlıktan söz edilebilir mi?Allah'ın varlığı kendindendir.. ezeli ve ebedidir..O'nun karşısında
varlık tutunabilir mi?o yüzden var dediğimiz şeyler Mutlak varlık karşısında varlık-ı hayalidirler.yokluk Mutlak varlığa kıyasladır.

ben bizim boyutumuzu,yaratılmışların boyutunu değil,bir üst boyuttaki algılayışı söylüyorum.

bunun anlaşılmasında zorluk çıktığı için İmam-ı Rabbani vahdet-i şuhudu sistemleştirmiştir..insanların çoğu vahdet-i şuhuddadır..fakat vahdet-i vücud-u tadanlar geri dönmek istemezler..bu bir zevk ve hal meselesidir.

benim hiç kasdetmediğim birşeyin anlaşılmış olması muhakkaki benim kusurumdur.bu konuyu burda bırakalım..anladığım şeyi anlatamıyorsam maksadı aşmış olma durumuna girerim ki bundan Allah'a sığınırım.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: December 29, 2006 11:57 PM

''biz Allah'dan başka mevcud yoktur deriz.panteistler ise her mevcud olan Tanrıdır derler..''

Sevgili Deniz,

bu söylenenler arasında bir fark görüyormusun?
Yukarıda Vahdeti mevcudu eleştirmişsiniz ve diyorsunuz ki Allah'tan başka mevcut yoktur.Ondan başka mevcut olmadığına göre herşey tanrıdır demekten ne farkı var bu söylenenin.

Birde fazla tevazayu bir tarafa bırakınız isterseniz; siz gayet iyi anlattınız ve bende gayet iyi! anladım...Fakat benim acizane kanaatim sizin düşünceleriniz göremediğiniz eseslı çelişkiler içeriyor.

Bu yüzden size tamamen iyi niyetimden kaynaklanan ve haddimide aşarak acizane bir tavsiyem olacak; lütfen İslami düşüncenin geçirdiği fikirsel değişimleri iyi tahlil ediniz. Bu doktirinin safha safha nasıl oluştuğuna bir bakın ve bana kalırsa bunu yaparken İslamın itikadi anlayışının köklerine inerek yapın. Vahdetçilerin inançlarını Kuran ve Efendimizin anlayaışıyla bir mukayase edin.Bu sistemin etkilendiği yabancı kaynakları kendi bünyesinde eritip nasıl kaynaştığını inanın göreceksiniz.Elimizdeki malzemenin bir mutlak hakikat mı yoksa eklektik bir ontolojik iddiamı olduğu Allah'ın izniyle ortaya çıkacaktır.


Sevgi ve Saygılar...

Muhammed ALi DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 30, 2006 07:52 PM

Muhammed Ali Bey

iyi niyetinizden dolayı teşekkür ederim..benim iyiliğimi düşündüğünüzün çok iyi farkındayım..

ben kendi iç alemimde çok huzurluyum..kendi adıma bir çelişkim yok..

ben varlık meselesinin hakikatinden bahsediyorum.
Allah'ın varlığı mutlak varlıktır..diğer varlıklar ise Mutlak varlık yanında bir hayaldir.mutlak değildirler..bunun hangi yönüne İslam adına itiraz ediliyor?Allah'tan başka Mutlak varlık var mı?

Yaratan Allah olduğuna göre bu yaratış O'nun bilincinde mevcut değil miydi?

yoksa 'ol' emr-i ilahisi ile zerreler kendi kendine mi organize oldu? yoksa o organizasyonu yapan Allah mıydı?

İmam-ı Gazali İslam-i ilimleri okutan baş müderrisken içindeki boşluğu dolduramadı ve tasavvufa yöneldi..

gerek İmam-ı Rabbani gerekse İmam-ı Gazali olsun görev aldıkları dönemde İslamın karşısındaki en büyük sorun karma bir din oluşturma çabası idi.

sanki vahdet-i mevcut ile vahdet-i vücut aynı şeymiş gibi göstererek burdan İslama sızmaya çalıştılar..bu bir gerçek..fakat bu gerçek vahdet-i vücudun gerçekliğini izale etmez.

Kuran'a göre Allah her an bir iştedir.yarattığı mevcudat üzerinde devamlı tasarrufu vardır..bize şah damarımızdan daha yakındır..vahdet-i vücud ile vahdet-i mevcut arasındaki fark bu yakınlığı hissetmek ile hissetmemek arasındaki farktır..

hissedenler yalnız Allah vardır,diğerleri yalandır,yalan dünya derler..

hissetmeyenler var olarak gördüğümüz herşeyin toplamı Tanrıdır derler ve tabiata taparlar..materyalisttirler,pozitivisttirler..kendilerine taparlar.

siz bana balın varlığından bahsediyorsunuz..bende size o balı yediğimi söylüyorum..zevk burada..

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: January 2, 2007 10:27 PM

Sayın Akyol'un verdiği "a meaningful world" adresinden Wiker ve Witt'in kitabının bahsedilen bölümünü okudum.

Dipnotlarda bir yerde Thomas H. Hibbs'in "nihilism in popular culture from the Exorcist to Seinfeld" isimli kitap ya da yazısından bahsedilmiş. Seinfeld dizisinin neden nihilist bir içerik taşıdığı da izah edilmiş. Ama ben "the Exorcist" in neden nihilizme örnek gösterildiğini anlayamadım. Aslında Wiker ve Witt'in kitabının sayın Akyol sayesinde okuyabildiğimiz bölümünde, sadece Seinfeld dizisinin nihilizmi çağrıştıran bir sahnesi betimlenmiş. "the Exorcist" le ilgili bir açıklama yok. Dipnotlardan anlıyoruz ki, Thomas H. Hibbs nihilizme göndermeler yaparken "the Exorcist" i kullanıyor. Neden?

"the Exorcist", aslında nihilizmden çok geleneksel hristiyanlığa atıflarda bulunan bir kitap değil mi? Söz konusu romanda, aslında ilahi ve şeytani güçler arasında bir mücadele var ve sonunda bu mücadele biraz farklı bir şekilde de olsa ilahi güç lehinde sonuçlanmıyor mu?

Belki çok detaylarda gezinmeyi zaman zaman iş edinen benim gibi ilgililer, acaba "the Exorcist"'in neden Hibbs'ce popüler kültürün nihilist örneklerinden birisi olarak sayıldığını düşündüler mi?

Aslında benzer bir soru, romanın yazarı W. Peter Blatty'e de bir röportajda sorulmuş, hikayenin sonucunun özünde iyiliğin mi yoksa kötülüğün mü galibiyetiyle sonuçlandığı konusundaki düşüncelerini anlatması istenmişti. Blatty bu soruya "elbette iyilik kazanıyor" demişti.

Şimdi nihilizm bunun neresinde?

Yazan: Kubilay ANT Tarih: January 9, 2007 11:45 AM

"the Exorcist" neden nihilizmi çağrıştırır?

Dün "the Exorcist" neden nihilizme örnek gösteriliyor diye sormuştum. Çok küçük bir ihtimal de olsa bazı yorum dostlarıyla bu konunun tartışılabileceğini ya da bana bazı cevaplar gelebileceğini düşünmüştüm.

Konuyla ilgilenenler için "the Exorcist" in neden nihilizm içerdiğini ben açıklayayım ve ken di kendime cevap vereyim.

Dünkü yazıda belirttiğim gibi romanın yazarı W. Peter Blatty, konuyla ilgili olarak kendisiyle yapılan röportajda hikayenin sonunun evrensel iyiliğin zaferiyle noktalandığını söyleyedursun, içerik aslında hiç te öyle değil.

Gene etiket- içerik farkı üzerinde durmamız gerekiyor.

Exorcist sözcüğünün Türkçe karşılığı, şeytan kovucu, hatta bazı sözlüklerde üfürükçü olarak veriliyor. Karşılık böyle olduğunda sözcüğün etimolojik yönden pagan dönemine ilişkin ritüellerle de ilgili olduğunu düşünüyoruz. Fakat romana bakarsak, exorcist bir rahibi hem de hristiyanlık dünyasında duayenleşmiş bir din adamını ifade ediyor.

Romanın iki kahramanı var ve her ikisi de din adamı. Yani hikayenin asıl kahramanı çok iyi bilinen filmde Linda Blair'in canlandırdığı Regan karakteri değil aslında.

Bu din adamlarından Merrin, hikayenin sonundaki şeytan çıkarma ayininde Vatikan'ın dahi üzerinde hemfikir olabildiği karizmatik ve üst düzey bir rahip. Bir de asıl kahraman Damien Karras var. Damien Karras bir cizvit papazı ama romandaki tasvirlerden (ve aslında dikkatli izlendiğinde filmden de) anlıyoruz ki hayatının bir döneminden sonra dini inançları körelmeye başlıyor. Aynı zamanda bir psikiyatr. Hem doktor olduğu hem de kuvvetli bir din eğitimi aldığı için hikayedeki içine şeytan girmiş masum kız sorununa bilimsel ve teolojik yönlerden çözüm getirmeye çalışıyor.

Damien Karras hikayenin ortalarında, karakteriyle neredeyse ateist bir görüntü çiziyor. Cizvit papazı olmasına rağmen, hayatıyla ilgili bazı arabesk gerçekler ve yaşadığı acılar (mesela gençliğinde ilk kez bir kız arkadaşıyla elele tutuşmuş gezerken, aslında başkalarının çöplüklerinden topladığı artıklarla geçimlerini sağlamaya çalışan annesiyle karşılaşıyor. Annesi tam o sırada gene bir çöp bidonunun başındadır. Ama yanındaki kız arkadaşından utandığı için annesini tanımazlıktan geliyor ve annesi de bu sahneye ayak uyduruyor)inançlarını sorgulamasına ve ateizme yaklaşmasına sebep oluyor.

İşte tam böyle bir ortamda, içine şeytan girmiş (possessed) masum kızın annesi kendisinden yardım istediğinde, annenin ısrarlarına rağmen öncelikle soruna yalnızca psikiyatrik yani ilmi çözümler getirmeye çalışıyor. Fakat bu ilmi terapiler sorunu çözemeyince, aniden yeniden inançlı bir insan olmaya başladığını, şeytanı kovmak için kiliseye danıştığını ve yardım istediğini; asıl karizmatik üst düzey din adamı Merrin'in bu noktadan sonra işin içine dahil olduğunu görüyoruz.

Peki sonra ilmin çaresiz kaldığı, paranormal bir varlığın sürekli zarar verdiği masum kızı yeniden kurtulmuşluğa hangi faktörler getiriyor? İşte burada "the Exorcist" hikayesinin tam anlamıyla ve şüphesiz olarak neden nihilizmi içerdiğini anlıyoruz (bir zamanlar Polanski'nin "what happened to Rosemary's baby?" filmi nasıl satanist tarikatler için bir cult olduysa, "the exorcist" de nihlistler için tam anlamıyla bir cult aslında)

Yeniden imana gelen Damien Karras, duayen peder Merrin ile birlikte, hristiyanlığın muhtelif sembollerinin bolca kullanıldığı bir şeytan kovma ya da çıkarma ayini gerçekleştiriyor. Bol bol ıstavroz çıkarıp, incilden bölümler okuyorlar ve kutsal su ve haç gibi sembolleri kullanarak dualar ediyorlar. Ama bu yoğun dinsel terapi de sonuç vermiyor. Uzun ayinin sonucunda o müthiş din adamı Merrin, şeytan ya da masum kızın içindeki paranormal varlıkça öldürülüyor. Bunun üzerine Karras yeniden nihilistleşiyor. Küfürler ederek ve yumruklarla masum kızın bedenindeki uğursuz varlığa saldırıyor. Uğursuz varlık, yeniden inancını hem de tümüyle kaybetmiş Karras'ın içine giriyor. Karras o hırsla kendini pencereden atıyor. Hem kendisi, hem şeytani güç yok olmuş; hem de masum kız kurtulmuş oluyor.

İşte bu detayları romanında çok daha iyi ortaya çıkabilen meşhur hikayede, kahramanlarımız (iki din adamı) ne ilimle (bilim otoritesi), ne de hristiyan ritüelleriyle (din otoritesi) sorunları çözemedikleri gibi; baş kahraman Karras tüm sorunu gayet dünyevi duyguları sayesinde, inançsızlığının sebebini pekiştiren ve üstelik te possessed olarak ölmüş vaziyette iken çözümleyebiliyor.

Ne kadar ilgilenen var bilemiyorum ama, Thomas H. Hibbs'in "the Exorcist"i neden popüler kültürün nihilist olgularının başına oturttuğunu açıklamaya çalıştım.

İçerik, görünenden farklı. Her zamanki gibi.

Yazan: Kubilay ANT Tarih: January 10, 2007 09:20 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)