« Atilla Yayla ve Cadı Avı | Ana Sayfa | ‘En Güvenilir Kurum’a Güvenememe Sorunu »
November 22, 2006
TESEV: Laiklik Tehdit Altında Değil
[22 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Kısaca TESEV diye anılan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı yeni kamuoyu araştırmasını açıkladı. Sabancı Üniversitesi’nden Profesör Ali Çarkoğlu ile Boğaziçi Üniversitesi’nden Profesör Binnaz Toprak’ın yönetiminde, ülke genelinde 1492 kişiyle yüzyüze görüşme yapılarak hazırlanan araştırma, Türkiye’nin hararetli tartışmalarının odak noktası olan konulara dair önemli veriler sunuyor.
TESEV’in araştırması, Türkiye’deki “irtica” endişesinin çok da gerçekçi olmadığına işaret ediyor. Araştırmaya göre Türkiye’de dindarlık gerçekten de yükselişte; ama bir taraftan da liberalleşiyor ve modernize oluyor.
Önce Müslüman Olmak
Prof. Toprak ve Prof. Çarkoğlu 1999 yılında da yine TESEV’in desteğiyle benzer bir araştırma yapmışlardı. İki araştırmanın rakamları karşılaştırıldığında, Türkiye’de İslami kimliğin yükselişte olduğunu görmek mümkün. 1999’da kendini “önce Müslüman” görenler yüzde 36, “önce Türk” görenler ise yüzde 21 oranında çıkmıştı. Yeni araştırma ise kendini “önce Müslüman” görenlerin yüzde 45’e yükseldiğini, “önce Türk” görenlerin yüzde yüzde 19 oranında kaldığını gösteriyor. (Kendini “önce Kürt” görenlerin oranı ise şaşırtıcı derecede düşük: Hem 1999’da hem de 2006’da sadece yüzde 1. Kürt vatandaşların ezici çoğunluğu, kendini “önce Müslüman” kabul ediyor.)
Ancak Müslüman kimliğinin yükselişi, siyasal İslamcılığın yükselmesi anlamına gelmiyor. Aksine bu eğilimde kayda değer bir düşüş var. “Dine dayalı siyasal partiler olmalı mı” sorusuna verilen “evet” cevabı 1999’da yüzde 41 iken şimdi yüzde 25’e düşmüş durumda. “Şeriata dayalı devlet” isteyenlerin oranı da yüzde 21’den yüzde 9’a inmiş. Toprak ve Çarkoğlu, bu düşüşte, siyasal İslamcılığı reddeden ve laikliği benimseyen AK Parti siyasetinin rol oynamış olabileceği kanısında.
Türk Toplumu Teröre Karşı
Araştırmanın bir diğer önemli sonucu, “İslamcı terör” denen olgunun Türk toplumunda onay görmediği. Araştırmaya katılanların yüzde 85’i, işgale karşı direnme amacıyla bile olsa sivilleri hedef alan saldırılara karşı çıkıyor. Filistinli militanların intihar saldırılarını destekleyenlerin oranı sadece yüzde 8. Bu yüzde 8 içinde hangi partilerin seçmenlerinin ağırlık taşıdığı da araştırılmış. MHP ve BBP seçmenleri, intihar saldırılarına destekte yüzde 14 ile önde gidiyor. AK Parti seçmenleri arasında bu oran yüzde 9. İşin ilginç yanı, aynı oranın CHP seçmenlerinde yüzde 11’e çıkması.
Başörtüsü Efsaneleri
TESEV araştırmasına göre toplumun yüzde 33’ü “irtica”nın yükseldiği ve laikliğin tehdit altında olduğu kanısında. (Bu kanıyı paylaşan toplum kesimleri arasında Aleviler açık farkla önde gidiyor.) Söz konusu tehdit algısının en büyük gerekçesi ise, yine TESEV araştırmasına göre başörtüsü. Kendini “laik” veya “solcu” olarak tanımlayanların yüzde 70’ten fazlası, toplumda başörtülü kadın sayısının giderek arttığını ve bunun da “irtica”nın sembolü olduğunu düşünüyor.
Ancak TESEV araştırmasına göre başörtüsü takan kadın sayısı artmıyor, aksine azalıyor. “Başı açık”ların oranı 7 yıl içinde yüzde 27’den yüzde 36’ya çıkmış durumda. Çoğu kadın geleneksel (“ninelerimizin”) başörtüsünü takıyor. Daha sıkı sıkıya bağlanan “türban” oranı 1999’da yüzde 18 iken şimdi yüzde 11’e düşmüş durumda. Çarşaf ise tarihe karışma trendinde: Yüzde 3.4’ten 1.1’e düşmüş.
Peki başlarını örtenlerin sayısı gerçekte azalırken pek çok “laik” vatandaş neden tam aksini düşünüyor? Prof. Toprak ve Prof. Çarkoğlu’na göre başı örtülü kadınların sayısı değil ama görünürlükleri artıyor. Daha öncesinde çoğunlukla evinde oturan muhafazakar kadınlar artık daha fazla toplum içine çıkıyor. Bu ise TESEV başkanı Can Paker’e göre “irtica” değil aksine “modernleşme.” Türkiye’de laik düzenin tehdit altında olmadığını vurgulayan Paker, “korkuya gerek yok” diyor, “sadece daha fazla demokrasiye ve özgürlüğe ihtiyacımız var.”
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 22, 2006 11:39 AM


Öncellikle Profesör Ali Çarkoğlu ve Profesör Binnaz Toprak çok güzel bir araştırma yapmışlar. Özellikle irtica konusundaki araştırmalar dikkate değer. Çünkü toplumumuzda başörtüsü takan kadınlar hep menfi tanımlamalar içinde yer aldı. Onların yaşam tarzına hiç saygı duyulmadığı görülen bir gerçek ve başörtüsünü ya siyasi istismar amacı olarak ya da aile, koca baskısından dolayı taktıkları, ülkeyi yobazlığa sürükledikleri düşünülüyordu.
Şu anda en çok ihtiyaç duyduğumuz şey, toplumsal birlikteliği mümkün kılacak çerçeve değerlerin toplumumuza duyurulmasıdır. Bu araştırma(irtica konusu) da sağduyu açısından çok önemlidir.
Yazan: Muhammet İKBAL Tarih: November 22, 2006 12:40 PM
Ertuğrul Özkök bundan tam iki ay önce TESEV'in bu anketine yazısında değinmişti.
http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/5135344.asp?m=1&yazarid=10&gid=112&srid=3428&oid=1
Ben de gözlemlerime dayanarak, çevremdeki türbanlı sayısında artış olduğunu düşünüyorum.
Ayrıca 1492 kişinin, yani toplumun % 0.002'sinin toplumun tümünü temsil edemeyeceği kanısındayım.
Yazan: Aysegul Tarih: November 22, 2006 01:21 PM
Sn.Ayşegül hm,
Sn.Binnaz Toprak(yani araştırmayı hazırlayanlardan biri)sizin gözlemlerinize dayanarak arttığını söylediğinizi,ekonomik seviyesi yükselmiş ve artık sosyal hayata iştirak eden yani içine kapanık yaşayışın kalmaması olarak açıkladı,bunun da artmış gibi bir algılandığına işaret etti ki bence de mantıklı ki ülkenin yönetminde bulunan kişilerin bir kısmının eşlerinin kapalı olmasının bu kişileri daha görünür kıldığı bence de doğru bir yaklaşım.
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 22, 2006 04:52 PM
"Üniversiteye ille de türbanla girmek isteyen kızların misyonu nedir?"bu Sn.Özkök'ün sorusu.Soruya soru ile cevap vermek gelenekse,peki üniversiteye eşarpla giremezsin dendiğinde peruk taktıklarında hangi misyona hizmet eder oluyorlar?(okul wc lerinde bu değişimlerin yaşandığı kesin)Peruğa da misyon yüklemek gerekir mi?Eh başta taşınan şeye misyon yükleniyor ise!Sn.Özkök zamanının fitilli kadife pantalonlarıyla eşarbı karıştırdı sanırım!Şimdi de kendisine takımlarının markasını sorarak hangi markanın misyonunu yüklendiğini sorabiliriz.
çok mu saçma oldu!
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 22, 2006 05:17 PM
"Üniversiteye ille de türbanla girmek isteyen kızların misyonu nedir?"bu Sn.Özkök'ün sorusu.Soruya soru ile cevap vermek gelenekse,peki üniversiteye eşarpla giremezsin dendiğinde peruk taktıklarında hangi misyona hizmet eder oluyorlar?(okul wc lerinde bu değişimlerin yaşandığı kesin)Peruğa da misyon yüklemek gerekir mi?Eh başta taşınan şeye misyon yükleniyor ise!Sn.Özkök zamanının fitilli kadife pantalonlarıyla eşarbı karıştırdı sanırım!Şimdi de kendisine takımlarının markasını sorarak hangi markanın misyonunu yüklendiğini sorabiliriz.
çok mu saçma oldu!
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 22, 2006 05:38 PM
Sayın çuvaldız=herkes
Kendi çevremdeki gözlemlerimi kastederken, zaten varolan türbanlı bayanların görünür duruma geçmesini kastetmemiştim.
Keşke bu tarz anketler nüfus sayımı esnasında yapılabilse. Gerçi nüfus sayımı sonucunda çıkan rakam da, %100 Türkiyenin gerçek nüfusu değil.
Yazan: Aysegul Tarih: November 22, 2006 06:07 PM
Raporun bilimsel içeriğini tartışmak sanırım uzmanlarına düşer. Gerçi okuyuculardan Sn. Ayşegül Hanım'ın iletmiş olduğu Ertuğrul Özkök ile TESEK sözcüsü Doçent Ali Çarkoğlu’nun konuşmasında Özkök'ün "Acaba, örneklem konusunda bir yanlışlık olabilir mi?" sorusuna Çarkoğlu'nun: "Hayır bu defa çok daha sağlam bir örneklemle çalıştık. Devlet İstatistik Enstitüsü verilerini temel aldık. Gittiğimiz her adresi bulduk." yanıtı soru işaretleri yaratmıyor değil. "Bu defa daha sağlam örneklem" ile kastedilen nedir acaba? DİE verileri (ki artık biliyorsunuz TUIK olmuştur) yerine daha önce hangi örneklemler kullanılmıştır? Acaba TESEV Dış Politika programının direktörü Doç. Mensur Akgün’ün, Referans Gazetesi’ndeki yazısında belirtiği gibi vakfin çalışmalarının önemli bir bölümünün finansmanını sağlayan Avrupa Birliği'nin (ki Akgün ilgi yazısında TESEV’e bu yılın ilk sekiz ayı içerisinde gelen paranın toplamının 1 milyon 700 bin dolar olduğunu açıklamıştı)tavsiye etmiş olduğu örneklemler ve veriler kullanılmış mıdır?
Yazan: Peyami İskender Tarih: November 22, 2006 06:28 PM
Ayşegül Hanım,
Sayın Çuvaldız gayet güzel açıklamış; ben de başka bir noktaya değineyim.
Şöyle yazmışsınız:
"Ben de gözlemlerime dayanarak, çevremdeki türbanlı sayısında artış olduğunu düşünüyorum."
Diyelim ki arttı. Ne olacak? Zorla insanların başlarını mı açtıracaksınız?
Nedir öneriniz? Zat-ı alîleriniz nasıl bir baskı -afedersiniz- "önlem" alınmasını buyururlar acaba?
Yoksa siz de linklerini verdiğiniz üstad Emin Çölaşan gibi, bu ülkenin yalnızca 'Beyaz Türkler'e ait olduğunu ve bu değerli ülkenin Hasolara, Memolara bırakılamayacağını mı düşünüyorsunuz?
Sizin demokrasi, insan hakları, özgürlük anlayışınız nedir?
Sağa sola link vermeden kendi ağzınızdan anlatın da dinleyelim bakalım..
[Vaktiniz olduğunda da Atilla Hoca'nın özgürlük dersini bir dinleyin. Sanırım en çok sizin gibi düşünenlerin buna ihtiyacı var:
http://gelenek.wordpress.com/2006/10/16/atilla-yayladan-ozgurluk-dersi/ ]
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 22, 2006 07:56 PM
1492 çok bile :-)
Aysegül Hanim,
Sasiracaksiniz belki ama örnekleme dogru yapilirsa 700 kisi yeterdi. Istatistik ve pazarlama derslerinde bunu ögrendigimizde hepimiz itiraz etmistik ama gerçek böyle.
Etrafinizda varsa istatistikçi veya tüketici davranislari üzerine çalisan pazarlamaci arkadaslara sorun. 700 kisilik bir örnek bütün Türkiye'yi temsil edebilir.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: November 22, 2006 08:20 PM
yine TESEV araştırmasına göre başörtüsü. Kendini “laik” veya “solcu” olarak tanımlayanların yüzde 70’ten fazlası, toplumda başörtülü kadın sayısının giderek arttığını ve bunun da “irtica”nın sembolü olduğunu düşünüyor....
başörtüsü tartışmalarının çok hızlı bir şekilde ülkenin gündeminden düşmesini dilerim.bu çok sağlıksız bir durum.bir sağcısı çekiştiriyor bir solcusu.dindar kesim örtülü kadına dini bir misyon yükleme çabasına girerken solcu kesimde irtica adına bir misyon yükleme çabasında.
yazık bu kadınlara gerçekten.sanki bu kadınlar duyguları olan,anne ,kardeş ,eş olan, çalışan ama iyi veya kötü bir dini hassasiyet taşıyan insanlar değil.sanki canavar mübarekler.
BAŞÖRTÜLÜ KADIN DA BİR İNSANDIR.BİLMEM FARKINDA MISINIZ??
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 22, 2006 09:40 PM
Deniz hm,cümlenizdeki "da" vurgusunu izniniz olmasa da kaldırıyorum.
başörtülü kadın insandır.anlaşılamayan şey de başörtüsü kullanan hanım onu takmazsa çıplak gibi hissediyor.tesevin araştırmasında da vardı"kadınlar dışarı çıkarken"örtünüyorlar yani giyinmek kadar basit ve doğal,yaşamın bir parçası evinizde çıplak olabilirsiniz ama herkes sokağa çıkarken "giyinmek zorunda"yada "örtünmek" nasıl tanımlarsanız.
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 23, 2006 12:47 AM
sn.Çuvaldız
izin veriyorum:))
örtüye alışınca insan çıkartamıyor.farklı bir psikolojisi var.belki inanmazlar ama kadını mutlu eden bir tarafı var.ibadet olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.
mutlaka gönülden gelerek yapılması lazım.hiçbir bayan örtünmeye zorlanmamalı.bu da bir insan hakları ihlali.kadınların örtünme özgürlüğünü savunduğum gibi örtünmeme özgürlüğünü de savunuyorum.çok takıldı Türkiye bu meseleye. sıktı artık.kafaların dışıyla uğraşmaktan içini dolduramıyoruz.örtülü olsa ne olur olmasa ne olur.
içi boş olduktan sonra neyleyim??
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 23, 2006 01:51 AM
Ilginctir TESEV arastirmasi uzerine TV'de birkac program, yorum izledim ve hicbirinde basortulu bir hnim goremedim; hatta "islami kesimden' diyebilecegim kesimden kimseye pek rastlayamadim diyecektim ama sonra aklima geldi asil bu insanlarin merkez medyada gorunmesinin 'ilginc' olcagi. Bu utac verici manzarayi menlektin "aydin Doganlari" fark etmiyormu acaba? Kimden bahsediyorsunuz efendiler? Dogadaki maymun turleri uzerinemi arstirma yaopiyorsunuz? yoksa Afrika'dakl pigme kabilelerinin cogalma aliskanliklarinimi inceliyorsunuz? Deniz Hanim guzel soylemis: BASORTULU HANIMLAR INSAN YAHU!!
Ne zaman basortusu konusu gndeme gelse malum basortusu avcilari Cumhuiyet 'te4n Sukran Ketenci ve Posta'dan Yazgulu Aydogan Istanbul'un varoslarinda oranin yuzde doksan oldugu "expert gorusleri" ile arz-i endam ederler. Bir programda Nuray Mer bunu cok guzel acikladi. Bazi insanlar takildiklari Nisantasi kahvhanelerinde ve AK-Merkez'de iki tane basortulu hanim gorduklerinde "burayi da ele gecirdiler" der. Bu istatisik degil onlarin paranoyalarinin gostergesidir. Yukarda benzeri gorus ifade eden hanimla ve beylere acikli hallerini psikiatristleri ile tartismalarini tavsiye ederim. ben memlektetteki lumpen, tolranssiz, laikci cuhela sayisi zerine bir arastirma teklif ediyorum TESEV'e!!! Benim etrafimda "bunlarin sayisi artti" diyenler, "bunlar" hakkinda bisey soylemirsunuz, kendi resminizi koyuyorsunz buraya! ve cok cirkinsiniz! Ozel;likle bir bayanin hemcinsi hakkinda bu giorusleri belirtmesi daha da yurekler cisi ve bi psikolojik arastirma konusdu olmali. Tilki yetisemedigi uzume koruk dermis! Onara derim ki "o kadar umitsizlige kapilmayin, ne apalim okadar coksunuzki hangibirinize bakacgimizi sasiriyoruz; Allah herkesin nasibini verir. Dekolteleriniz saclariniza birsey demioruz da biraz da kafalariniin icini bilgi ve klpleriniz sevgi, vijdan ile doldrsani sansinizi, kardeslerinizi kiskanmaktan daha yukseltirsiniz!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 23, 2006 03:53 AM
din ve vicdan özgürlüğü ne demek ?
güdüleyici ve ezbere bir din eğitimin resmi sıfat kazanması değil herhalde.
dün sekiz sene başörtüsü taktıktan sonra çıkaran bir bayanla tanıştım. ne oldu ? soyunmaya mı karar vermiş ? insanşarın yaşadıkları süreçleri giyinmek ve soyunmak olarak algılyan çuvaldıza soruyorum.
siz insanlara zengin bir ortam sunacaksınız ?
ki özgür tercihlerini yapabilsinler.
bunu imam hatip müfredatı ile mi yapacaksınız ?
insanları belli bir davranışa güdüleyerek din ve vicdan hürriyeti olmaz.
siz fizikte pozitivzme karşı çıkıyorusunuz; ki adamlar netice de 100 derecede suyu kaynatıyor , ona da normal şartlad diye sınırlama koyuyor. yani hiç olmazsa haddini biliyor.
yani şişeye sığdırmaya çalıştığı şey allah değil hiç olmasa.
ama bunu dahi eleştirip , din eğitimini pozitivist olmasını savuyorlar ya,
ne yaman çelişki.
Yazan: knz Tarih: November 23, 2006 07:31 AM
Değerli yorumcular, AB fonlarından yardım almak,
birçok arkadaşa göre neredeyse vatana ihanet olarak algılanıyor. oysa bu fonlara Türkiyede mali
katkıda bulunmakta. Dışişleri bakanımız yaptığımız
bilimsel araştırmaların azlığından yakınırken;
AB araştırma fonlarına yaptığımız katkının, bu fon
lardan Türk araştırmacılarının aldığı paydan çok
daha fazla olduğunu söylüyor.
TESEV araştırması LAK LAK çı cephenin tezlerinin
yanlışlığını ortaya sermesi açısından ilginç.
Ancak bu cephenin yaygarası kadınların örtünmesi,
yada açılmasından çok, gerginlik politikalarıyla,
güvenlik bürokrasisinin elini güçlendirmek, ABD
yanlısı politikalara hükümeti mahkum etmektir.
Son üç yıldır Miğlli eğitime bütçeden ayrılan payın , savunma harcamalarının önüne geçmesi kolay
hazmedilir bir durum olabilir mi sizce? Milli eği
tim bakanının ateş altında tutulmasının nedeni bu
olmasın sakın. Yanlız bu gönderme ile askerleri
töhmet altına aldığım anlaşılmasın. Çünkü askeri
etkileyen sivil paşalar var. Bunlar demokrasiye
saygılı davranan askerlerede saldırmaktan çekinmez
ler doğrusu. Özkök paşanın başına gelenleri hatır
layın yeter. Saygılar Levent.
Yazan: levent Tarih: November 23, 2006 09:07 AM
Suat bey,
Başörtülü sayısı arttıysa, bir baskı yapılması ya da önlem alınması gerektiğine dair bir ima da mı bulundum? Ben sadece anketin gerçekleri yansıtmadığı kanısındayım.
Ha, bu arada bir de küçük dipnot, yaklaşık 2 yıldır ben de başörtülü bir bayanım.
Bu ülkenin Beyaz Türklere ait olduğunu düşünmüyorum. Nereden çıkarıyorsunuz bunları?
Tekrar gözlemlerime dayanarak söylüyorum ki, bu ülkede maalesef sizin deyiminizle Haso ve Memo gibi vatandaşlarımıza ikinci sınıf muamaele yapılmaya devam ediliyor. İnanır mısınız, şimdiye kadar çalışmak zorunda kaldığım bütün firmalarda -bunlardan biri çok büyük bir firmaydı- Kürt vatandaş çalıştırmama gibi gizli bir prensibi vardı. Bunlar gibi firmalarda çalışmış aranızda bir çok insan vardır muhtemelen.
Atilla Hoca ile ilgili son sözümü de diğer başlık altında söyledim.
Yazan: Aysegul Tarih: November 23, 2006 09:46 AM
"Fikirler cebir ve siddetle, top ve tufekle sondurulemezler" MKA
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 23, 2006 11:49 AM
siz fizikte pozitivzme karşı çıkıyorusunuz; ki adamlar netice de 100 derecede suyu kaynatıyor , ona da normal şartlad diye sınırlama koyuyor. yani hiç olmazsa haddini biliyor...knz.
Sevgili knz,su 100C'de haddini bilsede kritik sıcaklıkta tamamen sapıtır.katı mı,sıvı mı gaz mı?hiç bilemezsin.
ihl'lerin müfredatından buraya nasıl geçtiniz anlayamadım doğrusu?daha lokalize lütfen:))
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 23, 2006 12:07 PM
bu siteye bu sekilde giris yapmak istemezdim ama vallaha okudukca icim aciyor.rica ediyorum herkes haddini bilsin. birinin kiligina laf edilecek curet nereden bulunuyor? bu hak nereden elde ediliyor? yok sikma bas, yok koylu kadini gibi... nasil orteceklerini soyleme hakkini kim veriyor. yazdikca daha fazla sinirleniyorum. benim basim ortulu olsa ve onune gelen ileri geri konussa ben bu kadar sabir gostermem.
ufuk
Yazan: ufuk Tarih: November 23, 2006 12:26 PM
Ayşegül Hanım
başörtme kararınızdan dolayı tebrik ediyorum sizi.
iş hayatınızdan tutun da sosyal ilşkilerinize kadar birçok alanda bir geriye gidiş söz konusu olabiliyor
örtünmeyle beraber.bu cesur kararınızdan dolayı tebrikler.
knz hnmın dediği gibi keşke özgür bir ortam olsada insanlar örtünce bir suçluluk duygusuna girmeseler.
yaptığınız yorumlarda durduğunuz yer tam anlaşılamıyor sanırım.siz anketlerde çıkmadığı halde ısrarla örtü sayısında artış var derseniz bu farklı yorumlanır ki öyle de olmuş.
bizim örtülü bayanlar olarak örtü sayısının artması yada azalmasıyla ilgili bir derdimiz yok.biz kendi halimizde yaşamaya çalışıyoruz.nitelikten çok nicelik kaygımız var.
ben böyle düşünüyorum en azından.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 23, 2006 12:26 PM
Asagida Zaman Gazetesi'nde yayinlanan Atilla Yayla yazisini bloguma alintilamis idim bir gizrizgah ile. Bu sitedeki son iki konuya da (Atilla Yayla ve Cadi Avi, Laiklik tehliked degil) yazinin tamamini buraya koymayi uygun gordum Mustafa Bey'in musadesi ile:
--------------------------------
Bir Laikçi İçin İnsan Hakları 101
Aşağıdaki yazı Türkiye’de “gerçek demokrat” olarak addettiğim sayılı entellektuellerden biri olan LDT (Liberal Düşünce Topluluğu) Başkanı Prof. Atilla Yayla tarafından yazılmış. “üniversitelere ille de başörtüsü ile girmek isteyen” kızların ajandasının ne olduğunu merak eden amiral gemisi’nin kaptanının dahi anlayabileceği kadar berrak, bir üslup ile evrensel insan hakları, demokrasilerde birey-devlet ilişkisi ve öznel yargılar, nesnel değerlendirme farkı gibi temel kavramların elifbasını öğretiyor Atilla Hoca. Prof. Yayla mektubunu bir dilekle bitiriyor: “Farklı ve sizinkileri çürütebilecek fikirlerle yüzleşmeye ve bunun sonuçlarını köşenizde ve yönettiğiniz gazetede yansıtmaya yetecek derecede açık fikirliliğe ve medenî cesaret sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Size açık zihinli ve özgürlük dolu günler dilerim… “Ben dileğini bütün laikçi medya için genişleterek paylaşıyorum. Ama nefesimi de tutmuyorum. Bulunduklar yerleri zorbalıkla, sahtekarlıkla elde etmiş olanlar için mevzileri ayni metotla korumak ontolojidir. Aneorobik bakteri için hava ne ise onla için gerçek bir tefekkür, ve tartışma ortamı aynisidir. Şimdiye kadar kullandıkları, liyakat ve meşruiyet kazanılmamış avantajları korumak için fikre ihtiyaç duymadiklari icin fikir uretme kaabiliyetleri dumura ugradi. Dinleyelim Hoca’yi:
Ertuğrul Özkök’e açık mektup!
PROF. DR. ATİLLA YAYLA - GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.
İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.
Ben, insanların doğuştan gelen doğal haklara -hayat, hürriyet, mülkiyet- ve bu hakların toplum içinde tezâhürü olan sivil özgürlüklere -seyahat, din ve vicdan, ifade ve teşkilatlanma özgürlükleri- sahip olduğuna inanıyorum. Bana göre bir siyasî, ekonomik, hukukî yapılanma bu haklara saygı gösterdiği ve onları koruduğu ölçüde meşru ve kıymetlidir. Bu haklar, toplum, devlet, hükümet lütfettiği veya izin verdiği için sahip olduğumuz, onlar istemediğinde vazgeçebileceğimiz veya çiğnenmelerini normal karşılayabileceğimiz haklar değildir. Medenî bir hayat ancak bu değerlere bağlanmakla, onları sıkı sıkı korumakla ve siyasî, hukukî, ekonomik yapılanmaları onlar üzerinde gerçekleştirmekle mümkün olabilir.
Türkiye’de, kadın vatandaşlarımızın bir kısmı şu veya bu gerekçeyle yahut amaçla başını örtmektedir. Bir liberal olarak bana düşen; bu vakıâyı olduğu gibi kabul etmek ve başlarını örtmelerinden dolayı bu vatandaşları vicdanımda mahkum etmemek ve negatif diskriminasyona tutuluyorlarsa, buna karşı çıkmaktır. Elbette kimi kadınların başını niçin örttüğü bilimsel çalışmalara konu yapılabilir; ama bu çalışmalardan bir normatif hükme varılamaz. Bilim değer üretmez, olsa olsa toplumsal durumun kısmî ve geçici bir fotoğrafını çekmemizi sağlar. Değerler, hayatın içinden ve pek çok faktörden etkilenerek ortaya çıkar. Bilimsel araştırmalara dayanarak türban takmanın “iyi” veya “kötü”, “doğru” veya “yanlış” olduğu söylenemez.
Türbanlı öğrencilerin engellenmesi suçtur
Benim savunduğum liberal düşünceye göre türban takmak veya takmamak temel bireysel hakların kullanılma biçiminin bir yansımasından ibarettir. Kişinin türban takması, onun hem (negatif) özgürlüğüyle, hem mülkiyet hakkıyla, hem ifade özgürlüğüyle alakalıdır. Bir başka deyişle, kişinin türban takmasını kamu zoruyla engellemek, onun tercih özgürlüğünü, mülkiyet hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlâl etmek anlamına gelir. Türbanın üniversitelerde yasaklanması, aynı zamanda, bizim darbe ürünü anayasamızda bile dile getirilmiş olan eşitlik ilkesinin ve eğitim öğretim hakkının ihlâlidir. Dolayısıyla türbanlı öğrencilerin üniversitede okumasının engellenmesi bir suç teşkil etmekte ve bunu yapanların cezalandırılması gerekmektedir. Bunun yapılmıyor olmasının başlıca nedeni, rejimimizin hukuktan çok güce dayanması ve güçlü olanın baskın çıkmasıdır. Hukuk ve kaba güç birbirinin zıddıdır. Belki dikkatinizi çekmiştir, türbanla ilgili olaylarda mağdur edilenler hep cezaî değil, idarî yaptırımlara maruz bırakılmaktadır. Tek başına bu gerçek bile yasağın kaynağının hukuk değil, bürokratik otorite olduğunu ve türban takmanın bir siyasî kabahat (cezalandırılmayan bir siyasî suç) durumuna getirildiğini göstermektedir.
Bu söylediklerime cevap olarak Anayasa’dan ve Anayasa Mahkemesi kararlarından bahsetmenizi tavsiye etmem. Zira, Anayasa da, Anayasa Mahkemesi kararları da bu yasağı temellendirmeye yetmez. İnsan haklarını ilgilendiren düzenlemeler kanunla yapılabilir; Türkiye’nin pozitif hukukunda türbanı yasaklayan bir kanun yoktur -olsa bile gayri meşru olurdu- ve Anayasa Mahkemesi kararları Yasama Meclisi’ni aşarak bir hüküm tesis etmez, edemez.
Sayın Özkök, yazılarınızdan bildiğim kadarıyla siz, reşit oldukları için, üniversite öğrencilerine türban yasağı koymanın yanlış olduğu kanaatindesiniz. Bu özgürlükçü tavrınızı takdir ediyorum. Ben de sizinle aynı fikirde; ama sizden iki yönden daha ilerideyim. İlk olarak, bana göre, bu yasak yukarıda dediğim gibi yalnızca yanlış değil, kanunsuzdur da. İkinci olarak, ben türban yasağının sırf üniversite öğrencileri için değil, bütün öğrenciler ve bütün kamu çalışanları için de yanlış ve hukuk dışı olduğunu düşünüyorum. İsteyen her öğrenci başını örtebilmeli ve avukatlık, doktorluk, hâkimlik gibi mesleklerin lisansını almış kişiler başörtülü olarak mesleklerini icra edebilmelidir.
Bu yaklaşıma ‘kamu görevlileri tarafsız olmalı’ diyerek itiraz ettiğinizi duyar gibiyim. Ne var ki, yanılıyorsunuz. Başı açıklık, tarafsızlık değildir. Başörtüsü takmak bir değer tercihini yansıtabileceği gibi başı açıklık da bir değer tercihini yansıtabilir. Elbette vatandaşlara kamu hizmetlerinin sunulmasında mutlak değilse bile maksimum tarafsızlığın sağlanması şarttır. Ancak, bunun yolu, insanların değersel olarak tarafsızlaştırılmasından -ki bu imkansızdır- değil, kamu hizmetini düzenleyen kuralların tarafsızlaştırılmasından ve bu tarafsız kuralları ihlâl etmenin idarî ve hukukî olarak müeyyidelendirilmesinden ve bunun kurumsallaştırılmasından geçmektedir. Bunun yapılabileceğini gösteren pek çok örnek vardır.
Sayın Özkök, üzülerek görüyorum ki, liberallerin de üzerinde “tartışmasını” istediğiniz sorunuz önyargılı. Üniversiteye “ille de türbanla girmek” istenmesinden söz ediyorsunuz. Bu sorunuza neden bazılarınca kızların “ille de” başörtülerini atarak üniversiteye gelmesinin istendiğini sorarak cevaplayabilirim. Başkaları istemiyor, birilerinin hoşuna gitmiyor diye insanların haklarından, bu hakların kullanılmasının tezahürlerinden vazgeçmelerini talep etmek ahlâk dışıdır ve bu yola bir defa girersek sonunda bütün haklara elveda deme noktasına varmamız kaçınılmazdır.
Perspektifinizi değiştirin, çünkü yanlışınız var!
Yazınızda TESEV’in bir araştırmasından ve başını örten kadınların sayısının artıp artmadığıyla ilgili tartışmalardan da bahsediyorsunuz. Bu tür çalışmalar daha önce de yapılmıştı. Hepsinin gösterdiği, Türkiye’de bir başörtüsü-türban gerçeğinin bulunduğu, yani kadınların önemli bir bölümünün başörtüsünü bir şekilde kullandığıdır. Ancak ben bir liberalim, değer yargılarımı ve neyin hak olup neyin olmadığını çoğunluğun tercihlerine veya azınlığın gücüne bakarak değil, evrensel (universalize edilebilir) ilkelere dayanarak belirlerim. O yüzden, toplumun sadece % 1’i başörtüsü taksa ve % 99’u başörtüsüne karşı olsa da insanların negatif özgürlüğünün bir parçası olarak başını örtme (veya örtmeme) hakkının ortadan kalkmayacağına inanmaktayım.
Gerek yazınızın bütünü gerekse spesifik sorunuz, başını örtenlerin siyasî veya İslamî bir misyonu üstlendiğini iddia ediyor. Ama bu yargınızı bir köşe yazarının bir fıkrasına ve söz konusu araştırmanın genel bulgularına dayandırıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla sosyolojiyle haşır neşir olmuş bir insansınız. Nasıl oluyor da başını örtenlerin hedeflerinin veya kendilerine biçtikleri bir misyonun olduğunu ve bu hedefin mahiyetini ve misyonun muhtevasını hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmadan tespit edebiliyorsunuz? Bu tür bir tespit, ancak ve ancak, bilimsel metotlarla, temsil kabiliyetine sahip bir örneklem üzerinde çalışarak yapılırsa doğru olur ve anlam ifade eder. Biliyorum ki Türkiye’de böyle bir çalışma yapılmamıştır. Yapılan, türbandan nefret eden bazılarının kendi gözlem, yargı ve vehimlerini genelleştirmesi ve genel bir hakikatmiş gibi takdim etmesidir. Aynı hatanın Fransa’da Starsi komisyonu tarafından da yapıldığına din özgürlüğü-laiklik konusunda sayılı otoritelerden olan Jeremy Gunn (Liberte Yayınları’nca yayımlanmak üzere olan) “Din Özgürlüğü ve Laisite” adlı kitabında işaret etmektedir.
Türban takanların bir kısmının (hatta tamamının) siyasî ve İslamî bir misyon üstlendiğini ciddi bilimsel araştırmalarla tespit etsek bile bu, onların haklarının kısıtlanması gerektiği sonucuna varmaya ve buna dayanan yasakları haklılaştırmaya yetmez. Önce bu misyonun tam bir teşhisini yapmamız ve sonra hangi yol, yöntem ve araçlarla gerçekleştirmek istediğine bakmamız icap eder. Türbanlı bir kızın misyonu etrafa siyasî veya dinî bir mesaj vermekse, bunda, benim gibi iflah olmaz bir liberal için, hiçbir mahzur yoktur. Bu kişinin örnek davranışlar sergileyerek veya telkin ve tavsiyede bulunarak diğer insanların kendisi gibi olmasını sağlamaya çalışması da olağan karşılanması gereken bir hayat gerçeğidir. Problem, türbanlı kişinin zor kullanarak, fizikî bir baskı yaparak başkalarını kendisine benzetmek istemesi durumunda ortaya çıkar. Bu tür davranışlar suçtur, mutlaka cezalandırılmalıdır; ama elimizde üniversitelerde şimdiye kadar böyle bir olayın yaşandığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Asıl problem, kamu otoritesi ve kamu organlarının insanlara türbanın temsil ettiğine-yansıttığına inanılan hayat tarzlarını zorla benimsetmek veya takip ettirmek için kullanıldığında doğar. Karşı çıkılması ve engellenmesi gereken işte budur ve bunu yapmanın tek ve kesin yolu kamu organlarının ve otoritelerinin sekteryen, ayrımcı misyonları hayata aktarma aracı olarak kullanılma imkân ve alanlarını azaltmak ve daraltmaktır. Misyonlar arasında hoşlanılmayanları tasfiye etmek için topluma müdahale etmek, yani toplum mühendisliği yapmak, hem hiçbir sonuç vermeyecektir hem de ağır yanlışlıklar ve haksızlıklar yaratacaktır.
Sayın Özkök, işte bu nokta bizi meselenin özüne getirmektedir. Türkiye’de farklı hayat tarzları vardır. Bu tarzların hiçbiri, -insan hakları hariç- hiçbir kıstas açısından diğerinden aşağı veya üstün değildir. Bir liberal demokraside, kamu otoritesi değişik hayat tarzları arasında bir tercih yapamaz; bu tarzlardan birini teşvik edip bir diğerine engel koyamaz. Hangi hayat tarzının akıbetinin ne olacağını ve kimin hangi tarzı seçeceğini hayatın akışı belirler. Her insanın kendi hayat tarzını korumak istemesi makul, anlaşılır, meşru ve hatta medenî bir ortak hayat için gerekli bir istektir. Ben de, büyük ihtimalle Necmettin Erbakan’ın hayat tarzından ziyade Ertuğrul Özkök’ünkine yakın olan hayat tarzıma müdahale edilmesini, tercihlerimin bastırılmasını arzu etmem. Bundan korkarım. Ancak, sevmediğim veya korktuğum hayat tarzlarının devlet tarafından benim hayat tarzım lehine bastırılmasını bu rahatsızlığın, endişenin, tehlikenin, korkunun giderilmesinin yolu olarak görmem; göremem. Bunu yaparsam, bastırılmasını istediklerime, dolaylı olarak, gücü ele geçirirlerse benim onları bastırmam gibi onların da beni bastırabilecekleri mesajını vermiş, bu tür bir muhtemel tavrı meşrulaştırmış olurum.
Sayın Özkök, çağrınıza değer verdim, yazınız ve sorunuz üzerine düşündüm, görüşlerimi gözden geçirdim. Umarım benim de size bir karşı çağrıda bulunmamı normal karşılarsınız. Şimdiye kadar bu meseleyi, yanılmıyorsam carî rejimi ve egemen laiklik anlayış ve tatbikatını kusursuz gören ve otoriteryen devletçi siyasî felsefeyi ve yapılanmayı korumayı en önemli amaç hâline getiren açılardan ele aldınız. Ancak, başka perspektifler de mevcut. “Türban sorunu”na bir de din ve vicdan özgürlüğü, sınırlı siyasî yönetim (yetkileri insan haklarıyla sınırlanmış Meclis, hükümet, üniformalı ve sivil bürokrasi), liberal demokrasi ve tarafsız devlet açısından bakar veya bunu yapan çalışmalardan yararlanırsanız çok değişik bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Farklı ve sizinkileri çürütebilecek fikirlerle yüzleşmeye ve bunun sonuçlarını köşenizde ve yönettiğiniz gazetede yansıtmaya yetecek derecede açık fikirliliğe ve medenî cesaret sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Size açık zihinli ve özgürlük dolu günler dilerim…
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 23, 2006 12:36 PM
Sn.Knz,
Yorumumu kendi sesinizden duyabilmek için bir kez daha ama yüksek sesle okuyun,ve bir süre bırakın içinizdeki boşlukta yankılansın.kalan tınıya bakın bakalım ne diyor.sonra yine anlamazsanız anlatmaktan mutlu olurum.
olur böyle anlamamalar. :)
Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 23, 2006 01:03 PM
"Türkiye’de laik düzenin tehdit altında olmadığını vurgulayan Paker, “korkuya gerek yok” diyor, “sadece daha fazla demokrasiye ve özgürlüğe ihtiyacımız var.”"
tumuyle katılıyorum.irtica bu ulkede tehdit degildir.solcular bunu siyasi malzeme olarak kullanır.hatta yanına laiklik cıgırtkanlıgını da ekleyebilirsiniz.
son zamanlarda televizyonlarda sıkca duymaya basladıgım irtica ve laiklik kelimelerinden oldukca sıkıldım.yok boyle bir sey ulkemizde.surekli bunları tekrarlamanın da bir anlamı yok.bunların yerine demokrasi,adalet,insan hak ve ozgurluklerinden bahsedelim.ve bunların arasında ozellikle adaletten.cunku ben toplumda gercek anlamda adeletin yerini bulmadıgını dusunuyorum.siz adaleti yerine getirmezseniz bunu vatandas kendisi yerine getirmeye calısacaktır.
en onemlisi mahkemeler,son yıllarda yasanan bazı olaylar adaletin terazinin biraz kayık oldugunu bizlere gosterdi.sahsen ben kisisel olarak adalete eskisi kadar guvenmiyorum.suc isleyen,cezasız kaldıgı surece suclu ve suc oranları hergecen gun artacaktır.sen suc isleyeni cıkardıgın zaman,yine suc isleyecek.peki kim verecek bun adamın cezasını?yada suc islemekten caydırmak icin ne yapmak lazım?bence taş ocakları iyi olur.heykel yapacagız daha.
Yazan: bercenay Tarih: November 24, 2006 12:38 AM
Sevgili knz,su 100C'de haddini bilsede kritik sıcaklıkta tamamen sapıtır.katı mı,sıvı mı gaz mı?hiç bilemezsin.
sevgili deniz ben bu örneği en azından fen bilimleri ile din eğitimi arasında farkı anlatmak için yazmıştım.
su normal şartlar altında 100 dercede kaynar.her zaman da böyledir. fakat 100 derece dediğimiz sıcaklık tam tamına 100 derece değildir, Ama bizler eğitimde kolaylık olsun diye yuvarlıyoruz., aslında yaklaşık 100 derece demeliydik. Peki, normal şartlar altında ne demek ? cümlemizin başına böyle vurgu yapınca yüksek dağda bu dediğim geçerli değil demek ? yani kendi geçerlilik sınırlarını koyuyorsun.
bu haddini bilmek demek .
imam hatip müfredatları haddini bilmiyor.
iki gözüm sen de, farz uyduruken biraz korkmalısın., çünkü inandığın kuran'da en ağır tehditler fazr uyduranlara karşı. insanlara haram edilen şeyler de 3 veya 4 tane.
üstelik islamiyet kişlerin tanrı yolunda eziyete katlanarak, tanrının merhametini kazanacakları bir din değil. rahibe türü mutluluklarla kendini avutmamalısın .,
türkiyede böylesine pozitivist bir dine eğitimi dayatması oldukça, kişilerin özgür tercihinden söz edilemez., gelenek fena halde dine karışmış durumda zaten.
insanlar çabalar ve arayış içindedir. ben bu bağlamda insanların yaşadıkları süreçlerde
özgür düşüncenin yolunun açık olması için mücadele etmemiz gerketiğini düşünüyorum.
ben de almanya milli görüş teşkilatı kurucusunun kızının 20 yıldan sonra başörtüsünü çıkartmasını cesaret olarak görüyorum. Fakat bu her kadın için o kadar kolay değil. bi çoğu bunu yapamaz., kabullneme sürecine girer, anlam bulmak için çabalar ve kendine anlam çkartmak zorundadır. Aksi halde uyum sağlayamaz.
türkiyede siviller yapması gerekeni yapa-mı-yorlar. neden 28 şubattan önce, imam hatiplerde 11 yaşında kızlara bir forma olarak bu kıyafet zorunlu kılındı ? 11 yaşında çocuk mu tercihini yapmış. dayatma bu.,üstelik eğitim paketinde bir de cehennem tehditi var.
din eğitimi pozitivist olmaz. bak sen suyun kaynamasında bile bilgiçlik yaptın :)
halbuki suyun kaynamasına normal şartlarda diyor.
yaşam karmaşıktır. çok düşünmek gerekir. suyun kaynaması gibi basit bir şeyde bile sınırlılık koyuyorsan, sosyal olaylarda koymaman hiç olmaz.
Bugün ki din eğitimi, dinin kendisinden bahsetmiyorum- din eğitimi aracıdır ve biz aracı olmadan öğrenemeyiz. Fakat bizim aracı olarak kullandığımız din eğitimi hem üzerinde az düşülmüş kesin yargılar içeriyor, hem de kabaca bir yaklaşımla içtehed kapısını kapatıyor., ben de bu duurmda başörtüsü özgür bir tercih olmamıyor diyorum. sen ne kadar ben bunu yaptım desen de, özel bi örnek olmaktan öteye gitmezsin. din eğitimi bu kadar pozitivist oldukça, dayatılan bir tercih var. üstelik bu daytmanın 28 şubattan önce evlerden okullara
taştığını unutma.
insanların kendi çocuklarını diri diri gömdükleri dönemler olmuş.,insanlar çocuklarının önündeki özgür tercih engelini kaldırıyor. tersinin de olduğunu bana sakın deme. EN KÖTÜ dünyevi tehdit edebi cehenenem tehidtlerini yerini tutamaz.,
bir de çuvaldız gibi kulak örtüsünü giyinmek ya da çıplaklık gibi yorumlayan baskıcılar da var., fazlasıyla abartı var yani.
istatistikler rakkamlardır. kritik sıcaklıkları hiç göstermezler :))
sana ters bir yazı yazmadım, olsa olsa neden yapmanız gerekeni yapmıyorsunuz diye bir sitem diye düşünmelisin..
Yazan: knz Tarih: November 24, 2006 05:43 AM
Bas ortuye (sagciligin sembolu olarak kullaniyorum) ya da sosyalist goruslere gosterilen ani reaksiyonlari, Turkiye'de uzun suredir suni olarak empoze edilen kutuplasmanin bir urunu olarak goruyorum.
Ayni zamanda demokrasinin temeli olan hosgorunun kotuye kullanilmasi korkusunun bu ani reaksiyonlarda buyuk bir yeri oldugu da dogru.
Herhalde demokrasinin temelinin zayif oldugu Turkiye de bu korkular uzun bir zaman bu tip sosyal celiskilere neden olacak.
Kimse demokrasinin saglamligindan emin olamadigi icin kendini her zaman tehlikeden bir adim geride hissediyor.
Fikri nedeniyle kendine zarar gelebilecegi dusuncesi, herkesi "hayatta kalabilme mucadelesi modunda" hareket ettiriyor.
Yazan: Seda Isildar Tarih: November 24, 2006 09:40 AM
Basortusu icin cok farkli tasvifler yapildigini "sumerlerde fahiselerin ortusu", Fransiz rahibelerinin, gericilik sembolu, baski sembolu, Allahj'in emri , kisisel tercihim gibi ama "sagciligin sembolu" denldigni ilk goruyorum.
Yoo, Seda Hanim'in akl-i selim tahlilini tenkid etmek falan degil niyetim. Sadece zamanimzda, sag, sol, orta, merkez, cevre gibi kavramlain her gunu ne kadar mana degistirdiginin bir gostergesdir belki bu kavram kargasasi hali. Dun MHP ve CHP kan dusmanlari idi. MHP'li "sagci" dostlarimiz bizi Solcu CHP'ye karsi kendileri kadar siddetle sava vermedigimiz icin *(silha sailmaigimz icin okuyun siz) urkek, korkak, mescitten cikmayan mollalar, Karpuzlar (disimiz yesil, icimiz kirmizi (sosyalist) imis) Simdi kankardes oldular.
"Sarhos Bekri imam oldu de onlar anlarlar" demis.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 24, 2006 01:57 PM
SN.Knz
hayatta herşey normal şartlarda cereyan etmiyor.hayatın pratiğinden bahseden sizsiniz.hayatta kritik noktalarda vardır ki bu insanların kutsallarına denk gelir.seküler ya da dini kutsallar.siz istemesenizde bunlar var.hayatın pratiği bu.önemli olan birarada yaşamayı öğrenebilecek miyiz?birbirimizi hazmederek.yoksa birbirimizi yok etmeye mi çalışacağız.geçmişte yapılan hataları bugüne mi taşıyalım.biz yeni yetişen bir kuşağız.Türkiyenin bu ayrımcılıkları haketmediğine inanıyoruz.
imam hatip müfredatları haddini bilmiyor.knz
ben ihl'de okurken NŞA'da suyun 100c'de kaynadığını öğrettiler.eğer yanlışsa suç devletin.ben böyle öğrendim okulda.daha sonra da kritik sıcaklık denilen bir noktada maddelerin sıvı ve gaz fazlarının karıştığını artık bunlara sıvı veya gaz denemeyeceğini özel bir adla süper kritik akışkan dendiğini öğrendim.bilemiyorum walla.ben müfredatın yalancısıyım.
...iki gözüm sen de, farz uyduruken biraz korkmalısın., çünkü inandığın kuran'da en ağır tehditler fazr uyduranlara karşı. insanlara haram edilen şeyler de 3 veya 4 tane...knz
güler misin ağlar mısın?başörtüsünün farziyeti konusunu anlatmak istemiyorum,uygun değil ortam.fakat diyanet işlerinden bu konuda bilgi alabilirsin.laik devletin kurumu.güvenebilirsin.
insanlar Kurana tek bakışla yaklaşmıyorlar.ben Kuran,sünnet,icma,kıyas..şeklinde giden bir usulü öncelikle dikkate alırım.siz sadece aklıma göre hareket ederim diyebilirsiniz fakat bunu dayatamazsınız.ısrarla kendi görüşünüzün doğru olduğunu iddia ediyorsunuz.ben ise farklı görüşler olabileceğini kabul ediyorum.
islam adına yapılan yanlışlar ve bundaki gelenek faktörü konusunda ben çok ağır eleştiriler yaptım.Suat Beyin sitesinde(iki feminizm arasında) başlığı altında yazmıştım.oraya bakarak durduğum yeri daha iyi görebilirsin diye düşünüyorum.
kız çocuklarının diri diri gömülmesi meselesinde Kuran çok hassastır.nahl58-59'da şöyle buyrulur.
---içlerinden birine bir kızı olduğu müjdelendiği zaman içi gamla dolarak yüzü simsiyah kesilir.Kendisine verilen kötü müjde yüzünden halktan gizlenmeye çalışır,onu utana utana tutsun mu,yoksa toprağa mı gömsün?ne kötü hükmediyorlar..
zuhruf(17),isra (31)ve (tEKVİR 8-9) ayetlerine de bakabilirsiniz.siz burada Kuranın yanında mısınız,değil misiniz?anlayamadım.Kuranı bütünüyle içinize sindiremiyorsanızda burada desteklersiniz sanıyorum.
bunlar cahili geleneğin kadına bakışı.bu zihniyet daha sonra tekrar hortlayıp islama musallat
olmamış mıdır?malesef olmuştur.
siz sağlıklı din eğitimini savunup ortalıkta dolaşan uyduruk hocalarla mücadele ederseniz hak yerini daha çabuk bulur.ben Türkiye Cumhuriyetinin resmi kurumlarında din eğitimi aldım.eğer din politikası böyle giderse sanırım biz azınlık dahi olamıyacağız.
sevgiler.
Yazan: deniz Tarih: November 24, 2006 02:09 PM
panik yapmayin arkadaslar
laiklik hic bir zaman türkiyede benimsenmedi ve oturmadi ki tehdid altinda olsun :)
Yazan: Metin Tarih: November 28, 2006 07:20 PM
Beni güldürdün Allah'ta seni güldürsün...
Haklısın...
METİN'e sevgiler...
Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: December 1, 2006 09:16 PM
Rahmetli Ozal zamaniydi...
Televizyonda bira reklami yasaklanmistida, uluslararasi dev kapitalist sirketlerin uzantisi olan biracilar once demokrat kesilmisler, sonra keskin solcu kesilmislerdi ve gazetelere iki-tam-sayfa reklamlar verip bu sagcilarin elinde muzdarip olduklarini anlatirlardi.
Ben biraci oldugum halde adamlara gicik kapmistim.
Baktilarki "TIK" yok, bu sefer biranin faydalarini anlatan reklamlar veriyorlardi. "Bira iyidir" veya "bira cok luzumludur" veya "biraya ihtiyaciniz var" gibisine gizliden veya aciktan reklamlardi bunlar.
Sonralari baktilar care yok... sesleri kesildi.
***
Ya ellerinde bira sisesi ve para degilde silah olan bir sektor olsaydi napacaktik?
***
Bir Guney Amerika ulkesi olan Arjantin de darbeci General Leopoldo F Galtieri nin silahi vardi.
...ve senelerce "asker iyidir" ve "asker cok luzumludur" ve "askere ihtiyaciniz var" seklinde propagandasini yapti.
Fakat ne hikmetse halktan pek oyle galeyana gelen olmadi... cunku dusman yok, tehlike yok.
***
Oylemi!
Yaratiriz abicim!
...yarattida.
Arjantin aciklarinda yuzyillardir ingiltereye ait olan Falkland adalari bizim diye bir propaganda baslatti.
Doldurusa gelen halkin darbecilere olan destegi tavan yapti. Epey bi zaman saltanat surdu, sonucta kendileride galeyana gelip askeri harekata basladirlar. Fakat ingiltere iki gun icinde bunlara kayaya tosladiklarini hatirlatti... ve simdilerde Leopoldo F Galtieri nin maceralari dunya universitelerinde ve mizah dergilerinde ibret olarak anlatiliyor.
***
Bu sitede 11-29-2006 tarihinde Myanmar ile ilgili yazdiklarimda Myanmar darbecilerinin Arjantinli meslektaslarindan daha akilli davrandiklarini, dis dusman yaratmaktansa ic dusman yaratarak "asker iyidir" ve "asker cok luzumludur" ve "askere ihtiyaciniz var" propagandasinin daha kolay oldugundan bahsetmistim.
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/11/en_guvenilir_kuruma_guveneme.php
***
insanlarin sac, sakal, biyik, basortusu, sapka, kilik, kiyafetlerine bakipta -ulkenin tehlike icinde oldugunu- soyleyen ve bu nedenle darbe yapan yada yapmak icin ortam yaratip "asker iyidir" ve "asker cok luzumludur" ve "askere ihtiyaciniz var" propagandasi yapan bir ulke askeriyesi varmi bilmiyorum.
Yazan: Haydar Tarih: December 8, 2006 07:55 AM