« Yeniden İslam-Öncesi Türkler Üzerine | Ana Sayfa | Atilla Yayla ve Cadı Avı »

November 11, 2006

İsrail Terörü, Untermenschen ve Sezer

Naziler'in Untermenschen doktrinine göre sözde aşağı insanlarGeçtiğimiz haftanın en trajik olayı, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Beyt Hanun kasabasına top mermisi yağdırıp 7'si çocuk, 4'ü kadın 19 masum insanı katletmesiydi. Hiç bir şeyden habersiz küçücük çocuklar, uyurlarken üzerlerine düşen bombalarla hayata veda ettiler. Bu barbarca, zalimce ve insafsızca katliam üzerine İsrail yetkilileri sadece "kusura bakmayın, yanlışlıkla oldu" dediler. Acaba Hamas İsrail'de bir köyü vurup 19 sivili öldürse ve "kusura bakmayın, yanlışlıkla oldu" deseydi ne olurdu? Dünyanın tepkisi bu kadar cılız kalır mıydı?

Bu soru, ve genel olarak İsrail'in sivillere yönelik terörü karşısındaki "çifte standart", bizi bazı Batılıların ve yine bazı İsraillilerin Müslümanlara bakışındaki temel bir çarpıklığa götürüyor: Bunlar, Müslümanları kendileri gibi "insan" saymıyorlar. İsrail'in şahin başbakanlarından Begin'in Filistinliler için "iki ayaklı hayvanlar" demiş olması, bir dil sürçmesi değil. Müslümanlar "tam insan" sayılmadığı için, onların yaşam, güvenlik ve özgürlük gibi hakları, ötekilerinki kadar önemli görülmüyor.

"Düşmanları gayrı-insanileştirme" olarak tanımlanacak bu düşünce, aslında İsrail'in buluşu değil. Ondan yarım asır önce bu düşünceyi olgunlaştıran, geliştiren ve dahası uygulamaya koyan bir devlet daha vardı: Nazi Almanyası. Naziler, Ari ırktan olmayanları untermenschen (aşağı-insanlar) olarak tanımladılar. Bunların hayat hakkını da aşamalı olarak reddettiler. Önce Alman toplumu içindeki sakatlara, sonra da Yahudilere, Çingenelere ve Slavlara karşı uyguladıkları soykırım, bu mantıkla meşrulaştırıldı.

İsrail'in Filistinlilere bakışının Naziler'in Yahudilere bakışı ile birebir aynı olduğunu söylemiyorum; bu haksız bir abartı olur. Ama arada benzerlik var. İsrailli radikallerin untermenschen düşüncesi, Nazilerinkinin daha hafif bir versiyonu gibi duruyor. Filistinlilerin hayat ve hürriyet hakkını bu denli sistemli bir biçimde çiğnemelerinin başka izahı yok…

İşin en üzücü tarafı ise, Müslümanları untermenschen sayma fikrinin yansımalarını ülkemizde bile duyuyor olmamız. Cumhurbaşkanı Sayın Sezer'in 10 Kasım mesajında söylediği "laiklik adam olmak demektir" sözü, buna işaret ediyor. Bu sözün doğal sonucu, "laik olmayan"ların "adam" sayılamayacağı…

Tabii aslında laiklik bireylerle değil devletle ilgili bir ilke. Ama Sayın Cumhurbaşkanı'nın daha önce de "Laik birey, inanç dünyası ile günlük yaşamını birbirinden ayıran, inancının dünya yaşamını etkilemesine izin vermeyen bireydir" dediğini biliyoruz. Buna göre "laik birey" bir dine inanmayan veya inansa da bu inancı "dünya yaşamına" hiç bir şekilde yansıtmayan kişi olmuş oluyor. Dindar bir Müslüman, elbette bu tanımın dışında; çünkü o inancı gereği namaz kılıp oruç tutacak, fakirlere sadaka verecek, işini-gücünü bırakıp Hacca gidecek. Yemek yerken, konuşurken, ticaret yaparken dinin kurallarına riayet edecek. Kısacası "dünya yaşamı"nın her noktasında inancının getirdiği ilkelere göre davranmaya çalışacak. İşte bu insan Sayın Sezer'in kriterine göre "adam olamamış" durumda. Tabii bu durumda devlet de onun haklarını istediği gibi kısıtlayabiir. Buyrun size yerli bir untermenschen doktrini…

Bunları söylerken Sezer'in "laik olmayanlara" bakışının İsrail'in Filistinli Müslümanlara yönelik bakışı ile birebir aynı olduğunu söylemiyorum; bu haksız bir abartı olur. Ama arada benzerlik var.

İsmet Berkan Radikal'deki köşesinde söz konusu "adam olma" yorumuna ağır eleştiri getirerek "kendisi olacak kadar cesaret sahibi olmayan, onun yerine Atatürk'ün arkasına sığınan bu adamlar 'adam olmuş' sayılır mı?" demiş. Bilemiyorum. Sayın Cumhurbaşkanı'na karşı, onun "gayrı-insanileştirme" yöntemlerini kullanmak istemem. Beni "laik birey" olmaktan alıkoyan inancım gereğince, yaratılmış her insanı "adam" sayıyorum…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 11, 2006 02:16 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Değerli yorumcular, kişileri ve hatta olayları
konuşmak bile pek yararlı bulmadığım bir husustur.
Hele bu kişi bir Türk devletinin başında, protokol
gereğide olsa 1 Numara ise dahada dikkatli olmayı
düşünürüm. Ancak milletinin değerlerine saygı duy
mayan makam ve mevkii ne olursa olsun bir kişiye
karşı dikkatli olunmasını öneririm. Kendisini bu
mevkiye öneren ve seçtiren kişiye, cisim fırlatmak
önemli bir göstergedir sanırım. Gayri-müslim vatan
daşların bile oruç tutan müslümanlara saygı gereği
yeme içme tarzına Ramazanda dikkat ederken, mille-
tin gözüne baka baka ramazanda su içmek yine önem
li bir göstergedir. Dinsel ibadetlerin kısıtlanabi
leceği garabeti ise çok kuvvetle not edilmelidir.
Anayasa mahkemesi başkanı iken takındığı demokrat
tutumun bugüne bakınca açık bir takiyye olduğu izlenimi oluşturuyor. Müslümanlardan hazetmediği ortada. Yapacak bir şey yok bir daha bu makama,
adam seçerken milletvekilleri çok ince düşün
meli ve bu makama mutlaka parlementodan birini seç
meli. bürokratlar halka hesap vermediğinden,mil
letin değerlerinden çok, kendine korkutucu biri-
fing verenlerin gücüne saygı gösteriyor. İsraili
ziyaret etmekte beis görmezken, israilin vicdan
sahibi herkesi isyan ettiren katliamlarını duymuyor sayın cumhurbaşkanı. Her kesin doğuştan
gelen insan hakları, müslümanlar sözkonusu olunca taş yüreklerde anlamsızlaşıyor. Bizim kültürümüzde
'Kara gülmez' diye bir söz vardır, milletimiz nasılda uzak görüşlü değil mi? Gelelim İsrail'in
acımasız zulmüne, artık bu katil güruha söylenecek
söz olmadığını düşünüyorum ve akibetlerini Allaha
havale ediyorum. Yaratılanı yaradandan ötürü seven
Hangi dinden olursa olsun insanlara saygı duyan,
liyakatli, çalışkan, güleryüzlü, adaletli insanla
rın bizi yönetmesi en büyük dileğim. bu noktada
milletimin sağduyusuna sonsuz güvenim var. 2002
seçimlerinden önceki havayı hatırlayın, çirkef
basın nasıl Arjantine benzeriz diye çığırtkanlık yaparken, millet önüne gelen seçim sandığından
vakar bir tutumla bugünkü tabloyu çıkardı ortaya
Lütfen kara gülmezlerden değil, aydınlık ve güleç
insanlardan olalım. Başımıza azgınlardan oluşan
bir yönetim geldiğinde azap hak oluyor. Allahın
bu noktada değişmeyen yasası var. İsra süresi
bu konuda bizleri uyarıyor. Saygı ve esenlik dile
rim.Levent.

Yazan: levent Tarih: November 11, 2006 03:17 PM

'...Bunlar, Müslümanları kendileri gibi "insan" saymıyorlar..'MA.

Aristo'da kadınları insandan saymıyordu.şimdide laikler bizi adam yerine koymuyor.ben bir bayan olarak asırlardır adam yerine konulmuyorum zaten.ruhumuz var mı yok mu onu bile tartışmışlar.

Cenneti ayaklarımın altına serdiği için İslamı çok seviyorum.diri diri toprağa gömülürken bana insan olma onurumu geri verdiği için.bu onuru kimsenin benden almasına izin veremem.

bu ülkede yaşayan haçını kippasını takan diğer din mensuplarına da hakaret ediyor bunlar.ne cüret?

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 11, 2006 03:17 PM

Sayın AKYOL yine harika tespitlerle bezeli bir yorumda bulunmuş.Her kelimesinin altına imza atarım.Ekleyeceğim son bişey var oda Allah'ın zulme ve zalimlere karşı tavrı olacak.Allah yarına değil yerine bırakır.Zaman hükmünü icra edecektir.İster içeride olsun ister dışarıda bu hüküm mutlaka vukuu bulacak inancımız sonsuz.
Sayın Deniz'in muhatap olduğu zulumle ilgili ise naçizane şunu söylemek istiyorum.GAYRETULLAHA DOKUNMASINA AZ KALDI BU ZULUMLERİN.Vakti gelir ve adalet tecelli eder.
SELAM VE DUA İLE....

Yazan: ömer Tarih: November 11, 2006 03:57 PM

Adam olamamış biri olarak yazdığınız bu yazıya tamamıyle katılarak adam olmadığımı itiraf ediyorum.Yazınızı okurken aklıma eskiden hakimlerin idam kararı onayı verdikten sonra kalemi,kırarak cezalandırdıkları ve tekrar benzer bir karara onay vermemeyi gönülden diledikleri geldi.
İsrailin tavranışı tahammüden değil,kaaen.son sürat şehir içinden hedefe kilitli devam edeken ylda birkaç insanı altına almış.tabii kaza,bilerek değil.!!!

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: November 11, 2006 04:26 PM

Ağzınıza sağlık Mustafa Bey, yazınızın tamamına katılıyorum.

Sayın C.Başkanı'nın sözleri ile ilgili olarak artık yorum yapmak bile gereksiz. "İsmet Berkan bile tepki gösterdiğine göre" diyeyim, gerisini anlayın..

İsrail maalesef barbarlığını devam ettiriyor. Kuru bir "üzgünüz" demiş İsrail, ama hangi özür bu vahşi katliamı unutturabilir?

İsrail’den Haaretz gazetesinin başyazısında yazdığı gibi Topçu birlikleri, yerleşim bölgesi yakınlarında açtıkları ateşin, hiç niyet etmeseler bile, böylesi bir felaketi kaçınılmaz kılacağını bilmez mi? Sivillerin evlerinin bulunduğu yönde ateş açanlar hedefler arasında çocukların da olacağını onları da öldürmenin de kaçınılmaz olacağını bilmezler mi?

Olanlardan sonra İsrailli sağcı bir milletvekili ise sevinmiş. Katliamı savunan İsrailli vekil Zvi Hendel, “Yahudilerin morallerinin böyle yerine geldiğini” ifade etmiş. Bu nasıl bir canîlik?

Ya dünyanın ilgisizliği? Bu ikiyüzlülük ne zamana kadar sürecek? Taha Akyol “Bu çocukları Hitler mi öldürdü?” başlıklı yazısında “Dünyada, İsrail’den başka hangi devlet, çocukları böylesine katleder de dünya ayağa kalkmazdı!” demiş ve haykırmış: “Mehmet Akif haklıydı: ‘Tükürün maskeli vicdanına asrın, tükürün!’

Ve dilimde bir dua..

Bu katliamı yapanları sana havale ediyorum Ya Rabbi!..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 11, 2006 05:50 PM

sayın Akyol;
bu guzel yazınız icin sizi tebrik ederim.

israil'in yaptıgı katliamdır,terordur.butun dunya'ya buna sessiz kalıyor,gormezden geliyor,tepkisiz kalıyor.
musluman'ların insan hakları yoktur.cunku musluman toplumlar asagılık ve geri kalmıs toplumlardır,onlara gore.
evrensel olarak insan'ın her yerde ve her durumda insandır.insan hakkı diye bir seyden soz ediyorsanız bu yerli olsun,zenci olsun,amerikalı olsun,filistinli olsun farketmez.
ama onların insan hakları sadece batı toplumları icin gecerli.geri kalanının bir onemi yok.afrikalı olsun,musluman olsun yada baska bir sey.

peki kısmende olsa haklı tarafları yok mu?
bizler;musluman toplumları çalısıp uretmedikce,yobazlıktan kurtulmadıkca,akıllıca bir araya gelip kendi kendimize savunmadıkca,tepkimizi dile getirmedikce,ortadogu gelecekte de yanmaya devam edecek ve bizlerde seyretmeye...

Yazan: bercenay Tarih: November 11, 2006 07:09 PM

merhaba,

din ve yaşamın birbirinden ayrı olaması...ne kadar saçma sapan bir söz,aklı başında bir insanın asla ama asla kullanamayacağı bir söz, bence.hı belki de din ve yaşam kelimesinin anlamlarını bilmiyordur:)

nasıl olur da dinle yaşam ayrılır. Bu tıpkı kürt doğup türküm demeye benziyor:)imkansız bişey...

ve müslümenlara yapılan bunca zulme gelince de bunda müslümanlarda da suç buluyorum bunca olaya bu kadar tepkisiz kalmak...ama şaşırmamalıyım peygamberimize yapılan saygısızlığa bile ne kadar tepkisiz kaldık,ya papanın sözlerine...

kendimize güvenmiyoruz bile, birer robottan öteye gidemiyoruz.oyunlara sessiz kalıyoruz,yok oluyoruz azar azar...umarım kendimize geldiğimizde çok geç olmaz...


ve nedendir müslümanlarda bir geri kaçılma kendi dünyasında yaşama eğilimi var.ama olması gereken bu deil.hepimiz biliyoruz ki,artık savaşlar topsuz tüfeksiz...
bu savaşta yenilmemek,sonuna dek başımız dik yürümek umuduyla...

saygılar


Yazan: rüya Tarih: November 11, 2006 08:31 PM

Ah, ah, ah iste ben de bunu demeye calisiyordum Mustafa Bey Kardesim! SiZe bir arstirma konusu teklif edebilirmiyim: Seytan Geni varmidir?

Her defasinda birilerine "antisemit" dediginizde bu Frankenstein ruhlu insanlarin oyunlarina geliyorsnuz ey gafil kardeslerim benim!!

Sozun bittigi yerdeyim ben.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 11, 2006 09:32 PM

Israil fasizmini ve çocuk öldürme makinasini durdurmak için somut fikirleri olan arkadaslar var mi?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 11, 2006 10:57 PM

Bekir Bey hoşgeldiniz.eksikliğiniz belli oluyor.Allah sağlıklı uzun ömürler versin..

yalnız ben bu son yorumunuzu anlayamadım.

..'Her defasinda birilerine "antisemit" dediginizde bu Frankenstein ruhlu insanlarin oyunlarina geliyorsnuz ey gafil kardeslerim benim!!'

benim kafam çok dolu şu an.o yüzden anlayamadım galiba.açabilir misiniz?

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 11, 2006 11:56 PM

Oncelikle Israil'in ve diger batili devletlerin musluman halka karsi iki yuzlu davrandiklarina katiliyorum. Soylediklerinizin bazilarina katilmakla beraber benim kafamdaki "laik birey" tanimini yapmak istiyorum. Bana gore laik birey "bir dine inanmayan veya inansa da bu inancı "dünya yaşamına" hiç bir şekilde yansıtmayan kişi olmuş oluyor" tanimiyla ortusmuyor. Bir insanin kendi dinini istedigi gibi yasama hakki var, ne var ki devlet yonetiminde belirli bir dinin soz sahibi olmasinin hicbir zaman dogru olamayacagini dusunuyorum cunku din yuzyillardan beri somurulmus ve carpitilmis bir kavramdir. Bu sebeple her dindar insan kendi dinini kendi ozunde yasayabilmeli ama yonetim ve devlet islerinde dini eylem ve kararlardan kacinmalidir. Boylelikle hem dinin politikacilarin elinde somurulmesini engellenmis olur hem de devlete dair alinan kararlarda sadece belli bir dine mensup insanlarin gozetilmemesi de saglanir. Iste bence laik insan bu ayrimi ve bu ayrimin gerekliligini anlamis insandir.

Yazan: Mert Ulas Tarih: November 12, 2006 12:14 AM

"Israil fasizmini ve çocuk öldürme makinasini durdurmak için somut fikirleri olan arkadaslar var mi?"

ortadogu'daki musluman halklar birbirlerini kırmaya devam etsinler.kendi aralarındaki catısmaları surdursunler.bir araya gelip oturup-konusmasınlar.calısmasınlar,uretmesinler,petrolun uzerinde yan gelip yatsınlar.
ortadogu'daki musluman toplumlarını kınıyorum.dogru durust tepki bile vermiyorlar.
yobazlıgın,tembelligin bu kadarına pes diyorum.
dunya'nın bir kuralı var,guclu olan haklıdır.
aksini iddia eden varsa cıksın,konussun.
surekli batı toplumlarını elestirip duracagımıza birazda kendimize bakalım.
katliam ve terorun hic bir haklı gerekcesi olamaz.ama buna sessiz kalırsan sende ona goz yummus olursun.
toplumlar layık oldukları sekilde yonetilir ve oyle yasarlar.
bunun gerek bizim gereksede ortadogu toplumlarının farkına varması ve artık uyanması lazım.
musluman toplumları bir araya gelemedikce ve akıllıca davranmadıkları surece biz daha cok ah vah ceker,batı toplumlarına ofke kusarız.

Yazan: bercenay Tarih: November 12, 2006 01:18 PM

Sözde Musevi inançta"insanlara zulm etmeyin,lakin Bizden olmayan insan değildir"inancının varlığında şüphe kalmadı.Fakat olayın bir boyutu da O.Wilde ın da dediği gibi "başkalarının bize yaptıklarını bilemem ama bizim kendimize ettikleri var ya!..."Laik insan kavramının mantıksızlığı konusunda hala insanlar körü körüne tepeden inmeci jakoben tavırlar içinde.Devlet kavramını dinden ve devlet işlerinden ayrılmada sorgulayabilirsiniz lakin insan denildiğinde iş çıkmaz yola girer.İmkansız ifadeler inanan insanlara(Müslim ya da sair inançta)zarar verir.

İsrail'in yaptıkları karşısında dünya kamuoyunun iki yüzlülüğü ortada ama sevgili'bercenay' ın da dediği gibi bizim hiç mi suçumuz yok.
Ya da şu açıdan bakarsak iki yanlış bir doğru eder mi?"Aynı şeyleri Hamas yapsaydı tepki nice olurdu?"Mutlaka olurdu olmalıdır,olacaktır inş (Herkese karşı)Belki yazınızın amacı İsrail'in yaptığı katliam haklarının Hamas'a da verilmesi doğrultusunda değil fakat iki asker kaçırdı bahanesini nerelere çekebilen bir zihniyete karşı biraz daha duyarlı olmamız gerektiği düşüncesindeyim.
Yazılarınızı zevkle okuyor ve takip ediyorum.Allah' emanet olun...

Yazan: kalemgah Tarih: November 12, 2006 01:47 PM

Bir sok tedavi alir misiniz?

Mert Ulas gibi arkadaslar zaman zaman gelip okul kitaplarindan alinmis bu cümleleri en iyi niyetlerle bize gönderiyorlar. Keske yorum yazmadan önce AKYOL forumundaki resmi tarih ve laiklik köselerini okusalar.

Acelesi olanlara DERINSULAR kaplicasinin sifali soguk sularini tavsiye ediyorum :

http://www.derinsular.com/arsiv/2006/03/cumhuriyet_en_iyi_yonetim_bicimi_midir.php

Necdet Sezer'in ADAM OLANLARA taktigi kirmizi kurdeleyi almaktansa alternatif bir bakis açisi isteyen arkadaslar Kazim Karabekir'den Kurtulus Savasi anilarini, Mustafa Akyol'dan "Kürt sorunu", Metis yeyinlarindan çikan "Türklügü ölçmek", "Ne mutlu Türküm diyebilene" adli kitaplari olkuyabilirler.

Daha hizli gitmek içinse bu sayfalarda linkleri bulunan IZLENIMLER ve GELENEK sitelerine takilmalilar. Yemeklerden sonra bir saat, bir ay boyunca.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 12, 2006 02:25 PM

Anglo-saxon laiklik çöküyor ama ...

Israil ve ABD’deki belli güçlerin propagandasi hâlâ çok etkili. Göçmen durumundaki bir çok müslüman rastgele sebeplerle sinirdisi ediliyor, çocuklar okuldan uzaklastiriliyor. 11 eylül 2001’den beri bir tür maccartizm yasiyor ABD müslümanlari.

Ayrimciliga karsi kurulmus olan American-Arab Anti-Discrimination Committee (http://www.adc.org/) geçen yil sinir disi edilenlerin çok önemli bir kisminin müslüman oldugunu söylüyor ama bütün çabalarina ragmen hangi ülke vatandaslarinin muzdarib oldugu amerikan idaresince bildirilmiyor.

Son bes yilda bir çok müslüman vakif ve dernek kapatildi ABD’de. Hiç birinin terörïstlerle ilgisi bulunamadi, hiç kimse hüküm giymedi. Ama hazine gene de milyonlarca dolari dondurdu bankalarda. Artik müslümanlar zekatlarini çek ile vermekten korkuyor, derneklere “bizi telefonla aramayin” diye yalvariyor. En cesur olanlar isimsiz bir zarfa 100 dolar koyarak bir kenara ilistiriyorlar.

CAIR’in yillik raporuna göre müslümanlara yapilan ayrimcilik vakalarinda 2003-2004 arasinda %30 artti. (Council on American-Islamic Relations http://www.cair-net.org/)

müslümanlar da bos durmuyor !

Mecca and Main Street : Muslim Life in America After 9/11 kitabinin yazari Geneive Abdo “insanlar hiç bir sey ögrenmedi, 2001 saldirisindan uzaklastikça daha sekter ve fanatik oluyor herkes”. 2 yil boyunca ABD’deki müslümanlari inceleyen Abdo daha fazla kisinin basini örttügünü, camiye gittigini ve Islâm’i konustugunu söylüyor. ( http://www.amazon.com/Mecca-Main-Street-Muslim-America/dp/019531171X )

Diger yandan 2005’teki 96 bin yeni oturma izni ile yeni müslümanlar da geldi ABD’ye. 6 ilâ 8 milyon arasinda tahmin edilen müslümanlar sayilari en hizli artan dinî topluluk. Islamic Society of North America (http://www.isna.net/) Chicago’daki yillik kongresinde 40 bin üyeyi topladi ve eski bir katolik olan Ingrid Mattson’u baskan seçti.

CAIR’in hükümetle iliskiler sorumlusu Corey Saylor’a göre 15 yil önce Washington’da iki cami varmis. Simdi ise 20. Detroit’in kuzeyinde sayilari artan bangladesliere hizmet edebilmek için müslümanlar tarafindan satin alinan bir kilise camiye çevrilmis.

Hz Muhammed’i konu alan karikatür krizinden sonra CAIR camilerin kapilarini halka açmis, dua ve yemekler düzenlemis. 30 bin Kur’an ve Hz Muhammed’in hayatini anlatan 10 bin video kasedi dagitilmis.

Bu ortamda Keith Ellison’un seçilmesi güçlü bir mesaj hem müslümanlara hem de dünyaya. Aslinda ABD müslümanlari seçmen olarak agirliklarini yeni kesfetmeye basladilar. Muslim American Society’nin camilere yerlestirdigi bilgisayarlar sayesinde 2,2 milyon müslüman seçmen listelerine kaydoldu bile. Geçtigimiz haftalarda da 30 bine yakin yeni kayit yapilmis. ( http://www.masnet.org/ ) Anketlere göre ABD müslümanlarinin öncelikleri söyle : Egitim, özgürlûkler ve filistin.

NewYork eyaletindeki Buffalo’dan yayin yapan müslüman TV kanali Bridge TV (http://www.bridgestv.com/home.asp ) için program yapan Hassan Shibley ayni zamanda Newyok eyaleti ögrenci derneginin baskani ve 3 milyon dolarlik bir bütçe idare ediyor. Kendi sözleriyle : “Cihad’larin en büyügü adil olmayan bir rejime karsi gerçegi söylemektir!”

Esref-ül Mahlûkat ve Untermenschen

Biz kuduz bir köpegi bile öldürmek zorunda kalsak ona en az eziyet verecek sekli seçmek isteriz. Amerikan askerleri Irak'ta, Israil askerleri filistinde günah isleyecek vakti olmamis bebekleri öldürüyor yahut aç, susuz, ilaçsiz, annesiz ve babasiz birakiyor. Bati Timor’dan Darfour’a, Nijer Deltasi’ndan Çeçenistan’a kadar her yerde müslümanlar ayaklarinin altindaki petrolün, dogal gazin bedelini kanlariyla ödüyorlar.

Bu kosullar altinda barisi savunmak, akildan, vicdan sahibi gayri müslimlerden bahsetmek zorlasiyor.

Hz Muhammed olsaydi yerimizde ne yapardi?

ALLAH tüm müslümanlara adaletli bir baris ihsan etsin.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 12, 2006 04:01 PM

Bekir bey,

Sitede sizi yeniden görmek güzel. Hoşgeldiniz.

Sorunuza gelince, hayır, bir şeytan geni olduğuna inanmıyorum. Davranışların genlerden çok kültürle ilgili olduğu kanısındayım. Sanırım 'imtihan sırrı' da böyle gerektirir.

Saygılarımla,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: November 12, 2006 04:55 PM

yakın zamanlarda dindarlık geni bulunmuştu.insanlar genetiksel olarak dine daha fazla meyilli olarak doğabiliyorlarmış.

eğer bu doğruysa aksi de mümkün olabilir.herşey zıttıyla kaim çünki.

temkinli olmak daha iyidir her zaman için:))

Yazan: deniz Tarih: November 12, 2006 06:11 PM

Sayın Akyol düşüncelerinize katıldığım gibi bir konuyuda açıklık getirmek isterim.Şunu herkez bilmelidir ki müslümanların her ne olursa olsun göze batmaktadır.Çünkü her dinden insanlar(müslümanlar hariç) yaptıklarımızı kabullenmemekte ısrar etmektedirler.Buda bizi demoralize etmektedir.Sizin bu yazınızı okuduktan sonra şunu da anladım ki halen komünizmden sonre ikinci bir kominstlik hareketlerini görmekteyim.Fakat ben şunu da vurgulamadan geçemeyeceğim kendi toplumumca Türk milleti olarak biri bize kötülük yapsa bi onu "döveceğim"deriz.Bunun yerine zekamızla onu alt etmemiz gerektiğinin kanısındayım.Demokratik bir toplumda yaşıyorsak o zaman devrin yaşam şartlarına uymamız gerekiyor.Bundan dolayı bütün müslümanlar birleşecekleri yerde dağılmaktayız..saygılarımla....

Yazan: abdurrezzak Tarih: November 12, 2006 09:22 PM

evet
mustafa akyol yine ne yapıp edip laikliğe , Sezer'e , Atatürkçülüğe ya da bilimin ta kendisine nereden olursa olsun çatma misyonunu yerine getirmiş. Tıpkı RTE nin demokrasiyi araç olarak görmesi gibi.
mustafa akyol un amacı ne olursa olsun laiklik ve de Sezer'e dokundurma yapmak , araç İsrail işkencesi. Kendimce yorumuma geçmeden önce ,
İlk olarak mustafa akyol ; sizin İsrail ve de Filistin zulmü hakkındaki bu düşüncelerinizi whitepath.com ve de Amerikada'ki yazılı ve de sözlü yayınlarınızda ne kadar anlatığınızı merak ediyorum . İsrael hakkındaki bu fikirlerinizi orada da bu şekilde ifade edebiliyor musunuz ? Ediyorsanız ne tepkiler alıyorsunuz ?Belirttiğiniz bu düşüncelere ben ulaşamadım , yurtdışı etkinliklerinizde İsrael hakkındaki ifadelerinize nasıl ulaşabilirim ( Varsa tabii , google da 'whitepath.com Israel' diye aratınca bir tane bile dosya bulunmuyor.)? Ben biliyorum ki Amerika da İsrail karşıtı bir sözü ağzınıza bile almak cesaret işidir , ve de çok fazla tepki alırsınız. Umarım orada bu konular hakkkında sessiz kalmıyorsunuzdur ! Çünkü bize tere , onlara roka sattığınıza inanmak istemiyorum.
Evet , sizin adam olmaktan ifadesinden ne anladığınız tamamen ortada . Adam olmaktan kast edilen şey gereken niteliklere sahip bir vatandaşlık bilincidir. Bunun yollarından birisi de Laikliktir. Bir vatandaşın modern bir toplumda laiklik anlayışına sahip olması gerekliliği bir ilkedir , bunun tartışmasını bile yapmak yüzyıllar öncesine geri dönmektir. İnsanın sahip olduğu dine kararını istediği gibi vermesi , devlet düzeninin dine göre değil , bilim ve mantığın ilkelerine göre şekillenmesi , başka vicdani kararlar karşısında devletin eşit olması bir gerektir , modernliktir , ve de ADAM OLMAKTIR.
İşte o bilim ve mantığı öne koyan toplumlar güçe ve de refaha sahiptir. Huntington'un da bahsettiği gibi güç ve refah önemlidir ama daha önemli nokta ise bu mekanizmalarda istikrara sahip olmadır. İşte bunu başarmış devletler zaten bugün dünyaya hükmeden ve de istediği zulümleri gerçekleştirebilen ülkelerdir. Örnek mi : İsrail.
Gelişmişlik veya güç , bunların ana kaynağı bilimsellikten geçer. Irktan , dinden , coğrafyadan gücün kaynaklanması ancak istikrarsızlık veya ikincil bir sebep olmaktan öteye gidemez.
İyiki de Sezer'in de alıntı yaptığı Atatürk gibi bir referans kaynağımız var ve de kendisinin de belirttiği gibi : Benim manevi mirasım akıl ve fendir.
İkinci olarak :
Levent arkadaş , sizin de belirttiğiniz gibi işte Ramazan da isteyenin oruç tutması , istemeyeninde - istediği gibi - oruç tutmmaası bir özgürlüktür , ve özgür modern toplum bir gerektir. Dinsel ibadetler kısıtlanabilir , örneğin dinsel bir olgu devletin bütünlüğüne , varlığına tehdit oluşturursa tabiki de kısıtlanabilir , kısıtlanmalıdır da . Sezer Anayasa Mahkemesi Başkanı iken de demokrattı , bugün bile son derece demokrat ben demokratlığına aykırı bir eylemini henüz göremedim , varsa aydınlatın lütfen . İsrail e karşı hislerini belirtip belirtmemek Cumhurbaşkanının kendi bileceği iş , artı bence herkes gibi sadece konuşup hiçbirşey yapmamaktan daha iyi . Başbakan , Gül kınıyor da ne oluyor. Ben bile kınayabilirim.
Son olarak kendi adıma şunu ifade edebilirim , aklımın erdiğince siyeti 90 lı yıllardan beri takip ediyorum ve de o dönemden bugüne kadar gördüğüm olması gerektiği gibi vazifesini yerine getiren sadece iki koltuk gördüm: Cumhurbaşkanı Sezer ve de bir dönem İçişleri Bakanımız Sadettin Tantan. Bugünün koltuk sahiplerine gelince karşımda tam bir utanç tablosu buluyorum. Ecevit ve de Yılmaz hükümetlerini çok eleştirirdik ama o bugün tablo çok daha vahim. İsrail olayına gelince , olayı kınamaktan öteye geçip geçmeme tamamen sizin stratejik gücünüze bağlı , bu gücün yolu ise bilim ve de mantıktan geçer . Diğer bütün olgular sadece ikincil veya üçüncül etki yaratabilir. Aksi halde siz hala bir güzel izlemeye devam edebilirsiniz. Tıpkı bugün yaptığımız gibi. Bakın bakalım dün BM'den çıkan ve de İsrael'i kınamayan karara Türkiye olarak ne tepki verdik , ya da verebildikmi desem. Birleşmiş Milletler kürsüsünde bir Chavez kadar gücümüz yok. Bunu görelim , bize bu gücün yolunu gösterecek bir siyasi iktidar arayışına girelim . Malesef bu iradeyi bugün siyasetin hakim hiçbir partisinde göremiyorum. Ne akp , ne CHP , ne de diğerleri.

Yazan: Beagle Tarih: November 13, 2006 02:30 AM

Şunu gözden kaçırıyorsunuz.

israil başbakanı şeriatçıdır. Eğer laik olsa böyle bir söz söylemesine imkan yoktu.,

çünkü hitap ederken ağıza kötü bir terim olarak bir dini almazdı; bütün dinlere aynı mesefade oması gerkirdi.

bu noktayı kaçırarak hepiniz bir çelişki sergilemiş oldunuz.

yani burda konuşan kişi eğer laik olsaydı, kişisel olarak , yani israil başbakanı olasa da kişisel olarak, ne de israil devletini temsilen söyleyemezdi.

o zaman insanlığın bu tür sözlerle tahribini önleyecek tek önlem laiklik oluyor.

işte israil şeriatçıları gazze de kan döküyor.

daha neye sarılmayacağız ve mız mızlık edip duracağız buralarda.

öküzün altında buzağı arayıp duruyorsunuz.
hele günümüüzün en şeri devleti israil ordayken.,

Yazan: knz Tarih: November 13, 2006 08:48 AM

Türkiyedeki laiklik insanların dinlerini özgür yaşamalarını sağlamak yerine bir dikta rejimi ortaya koymaktadır dinini yaşayabilirsin ama kamusal
alanda yaşayamazsın, biraraya gelip konuşamazsın aksi takdirde her an siz rejimi tehdit ediyorsunuz diyerek tutuklanabilirsiniz, üniversitede namaz kılmanız yasaklanabilir ,okul bahçesine bile başörtüsüyle giremezsiniz çünkü çocuklara kötü örnek oluyorsunuz denilerek aşağılana bilirsiniz.
Halbuki islamda hoşgörü önceliklidir peygamber efendimiz(SAV) medineye geldiğinde burada diğer topluluklarla birlikte yaşayabilmenin bir öngörüsünü oluşturmuş ve bunu yazılı bir biçimde tarihte medine vesikası olarak bilinen anlaşmaya dönüştürmüştür bu anlaşmada görüldüğü gibi isteyen istediği şekilde dinini yaşamada özgür kılınmış
buna karşılık herhangi bir tarafın bir diğer tarafın hukukunu ihlal etmesi durumunda bundan sorumlu olacağı belirtilmiştir. Benim esas merak ettiğim bu laiklik arkasına sığınılarak bir islam
düşmanlığı mı yapılmak isteniyor yoksa gerçekten
bir takım korku noktalarımı söz konusu. Ben biliyorumki yaratıcının insanlara zulm etmek gibi
bir hobisi yok bir ayettede zaten insanlar ancak kendilerine zulmederler buyruluyor neyden korkuluyor anlamıyorum problem huzurlu ve mutlu
bir hayatın insalığa hakim olması mı çünkü islam her iki yaşamın güzelliği
için gönderilmiş bir din. Çünkü insan mükemmel bir varlık değil ve doğruyu yannışı bir takım referanslar olmadan bulamıyor tabiki burda yüce yaratıcı devreye girerek insanı en iyi bilen onun nasıl mutlu olacağını (insan şeytanı düşman kabul ederse tabiki)insanların arasından seçtiği peygamberlerle insanlara aktarmıştır öyleyse korkulacak ne var anlamıyorum herşey insanların iyiliği için.Ben herkesi sadece yaratıcıya kulluğa davet ediyorum çünkü gerçek mutluluk burda.Ashabının neden bu kadar peygambere bukadar tutkun olduğunu düşündünüzmü acaba sadece peygamberin davasının doğruluğu ve peygamberin davasındaki samimiyetmi onlara böyle davranmalarına
iten hayır peygamber onlara gerçek mutluluğu nasıl mutlu olcaklarını da öğretmişti onlar mutluluğu tatmışlardı bırakırmıydılar peygamberi ve onun öğretilerini her gelen bilgi onları daha
mutlu etmekten başka bir işe yaramıyordu çünkü.
Ben herkesi gerçek mutluluğa erişmeye çağırıyorum
saygılar.

Yazan: mikail Tarih: November 13, 2006 11:51 AM

Sn.Beagle,

Mustafa Akyol Bey şimdiye kadar belli şeyleri ezberlemiş,ezberlerini bozamayan dini çevreleri karşısına alarak bir manifesto yayınladı.Türkiye'den çok, sanıyorum batıda ilgi gördü bu manifesto.laiklik konusunda dünya kamuoyu önünde görüşlerini açıkladı.Türkiye'de de bunun aksi birşey söylemiyor.
bu konuda çok acımasız buldum sizi.insanları eleştirirken hakkı teslim etmek gerekir.

Batının bilim ve aklı öne alarak geliştiğini savunuyorsunuz çok güzel.batı medeniyeti birey merkezlidir.insan haklarına kendi içlerinde çok önem verirler.Türkiye ise devlet merkezlidir.batıyı örnek verirken samimi olun lütfen.batılı değerlere gerçekten bağlı mısınız yoksa demokrasisi gelişmemiş bizim devletçi yapımızı mı savunuyorsunuz?

yazınızdan birşey anlaşılmıyor doğrusu..

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 13, 2006 11:55 AM

SN.Beagle'nin yorumlarını tek tek ele almak istemem ama aşağıda aldığım cümle üzerinde biraz durmak lazım.


...'düzeninin dine göre değil , bilim ve mantığın ilkelerine göre şekillenmesi , başka vicdani kararlar karşısında devletin eşit olması bir gerektir.'Beagle.

ben Türkiye'deki sistemi gözüm kapalı ne savunurum,ne de eleştiririm.bilim ve akıl sorgulayıcı bir mantık gerektirir çünki.bu konuda iyi bir eğitim aldığımı düşünüyorum.

ben Türkiye'ye özgü laiklik anlayışını neden seviyorum?çünki Mustafa Kemal'in eliyle kurdurulan bir diyanet işleri var bu laik ülkede.camilerin devlet dairesi gibi olduğu,imamların devlet memuru olduğu, diyanetten sorumlu bir bakanlığın bu ülkedeki din politikasını belirlediği bir laik ülkede, siz devletin dine göre değilde sadece ve sadece bilim ve aklın ilkelerine göre şekillendiğini hangi vicdani kararla söyleyebiliyorsunuz?

devletin laik vicdanı bütün din dışı ve dini oluşumlar karşısında rahat mı acaba?

bu soruları sizin cevaplamanız gerekir.çünki bilim ve mantık ilkelerine göre diyanetinde içinde bulunduğu bu devleti kuran Atatürk'tür.

bana gelince.selefi baskılara rağmen geleneksel yapımıza sahip çıkma çabasında olduğu için diyaneti seviyorum.bir devlet kurumu olduğu içinde ben Türkiye'yi pek laik bir devlet gibi göremiyorum.Türkiye'ye özgü laikliği bu açıdan seviyorum.

siz Türkiye'nin gerçekten laik bir ülke olduğuna inanıyor musunuz?

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 13, 2006 12:44 PM

Öncelikle acımasız bulumuşum , herhangi bir yargıya varmadığım halde nasıl acımasız bulunuyorum anlamadım.
Deniz arkadaşa gelince ,politikada işin içerisindeki mümkünlük kavramını unutuyor gibisiniz. Mevcut şartlar içerisinde öncelikle durumun gerektirdiğini yaparsınız. Ben bugün bu ülkede bir diyanet işleri kurumunun gerekli olduğunu düşünüyorum ( tabiki bugünki hali ile değil ) ve de bunun akıl ve bilim ile tersliğini göremiyorum. Akıl ve mantık devletin vatandaşın kendi karşılayamadığı ihityaçlarını karşılaması gerektiğini söyler , ve de bu ülkede ekonomik şartlar gereği insanlar kendi camilerini ve de din adamlarını yetiştirme gücünden yoksundurlar. Avrupa ülkeleri gibi değil ülkemiz. Camiler ve de din adamları kendi çevresindeki insanlardan finanse olamazlar. Bu nedenle ülkemizde insanlarımızın ihtiyacı olan din adamlarını ve de camileri karşılamak son derece normal bir gerekliliktir. Ha bugünki diyanetin çok yanlış ve eksik bulduğum işleyişleri yok mu ? Tabiki de var , ama bir din kurumunun gerekliliğini örtmez. Ayrıca mevcut başka bir koşul da dinin alet edildiği tehdittir. Bugünki diyanet kontrolü dışındaki camilerde yaşananlar bunu anlamaya yetiyor zaten.
Bilmem deniz arkadaş cevap verebildim mi ?
Bu ülkede laikliğin eksik olduğu çok nokta var , örneğin diyanetin sadece bir dini görüşe hizmet etmesi , zorunlu din dersleri gibi . Ama bu ülke insanın çoğu müslüman , ve de kendi inançlarının gerekleri var. tabiki de bunu devlet karşılayacak ama ayrımcılık yapmadan. Daha başka hususlarda var tabiki.
Herhalde daha anlaşılır olabildim.

Yazan: beagle Tarih: November 13, 2006 04:14 PM

merhaba,

nedendir bilinmez,din mevzusu açıldığı zaman dinin mantık dışı olduğunu,bilimsel olmadığını vurgulayan biri mutlaka çıkar.
nasıl olur da mantıksız derler anlamak güç. o zaman Sigmund Freud da mantıksızdı ne de olsa elle tutulmayan gozle gorulmeyen yani soyut şeyler üzerine yaptığı cok önemli arastırması var.ki islamiyetin bir bilim dini oldugu gözler önünde(görmek isteyenler icin tabiki).hani klişeleşmiş bir söz vardır ya;düşünebilen tek yaratık bizleriz.hadi ya:) o zaman neden bir arının yaptığını anlayamıyoruz aynısını üretemiyoruz.ya da milyonlarca termitin bir araya gelerek olusturdukları yapıyı şaşkınlıkla örnek alarak izliyoruz.onlar mı akıllı!? yoksa bir amaç için yaratıldıkları açık mı?...

Laiklik mevzusuna gelince,her dine esit uzaklıkta olmak... nereye kadar uzak kalabilirsin.şu da olabilir mi herdine esit uzaklıktaki din.o zaman sizinde dini bir görüşünüz var ve bunu uyguluyorsunuz denebilir sanırım.üstelik bir insan dindar olup diğer dinlere de hoşgörülü olamaz mı,aynı hakları tanıyamaz mı? (belki bunu kendi dinine mensup olmayanlara pek de değer vermeyen yahudiler yapamaz ama bir hosgoru dini olan islamiyet bunu yapabilir,-çünkü biz yaratılanı severiz yaradandann ötürü- ki yaptı da (osmanlı zamanında)]

şunu da belirtmek isterim ki Türkiye zannedildiği gibi sonradan birileri tarafından laiklikten ayrılmadı.bundan söz edebilmek için bir ara laik olması gerekir:)
örnegin din ve devlet işleri ayrı olcaksa neden devlete baglı bir diyanet isleri bakanlığı var ve burdaki en üst duzey yetkili kişi müslümanları temsilen orda.o zaman bu bir çelişki değil midir? ya da neden başörtüsüne devlet karışır, bu özgür bir seçimdir,eğitim gibi...

bir de şu laiklik kompleksini anlamak da güç.bulunan ilk fırsatta(cenazeler dahil!)¨Türkiye laiktir laik kalacak!¨sloganı atılıyor.öyle bir duruma geldi ki; bu ve buna benzer slogan duymasam eksik bir şeyler var gibi geliyor:)

hickimse duymak istemeyen kadar sağır,görmek istemeyen kadar kör olamaz...

saygılar,

Yazan: rüya Tarih: November 13, 2006 04:37 PM

Hosbulduk Mustafa Bey. Demek Yahudılerın tarıhlerı boyunca hep seytanı olanı secmıs olmaları nature (yaradılıs) degıl nurture (yetısme, çevre) eserı ımıs. Olabılır. Bır ıkı ay kadar once yapılan sızın de katıldıgınız Euromesco konferansında eskı Israıl Hukumet sozcusu, Knesset uyesı Yossı Beılın'e 'Sız Yahudıler bılgemısınız' sıye sordum. 'Hayır, aptalız' sesı tıpık bır Yahudı hazırcevapcılıgı ıle. 'Bunun farkında oldugunuza gore nıye bınlerce yıldır sıze hızmet ettıgı tereddutlu olan paradıgmayı sorgulamıyorsunuz' dedım. Cevabı 'sız aptal olandan nıye bılgelık beklıyorsunuzkı' ıdı mealen. Istedıgınız sekılde yorumlayın.
Ben butun tarıhı boyunca tutarlı olarak ıyı kotu tercıhlerı onune konuludugunda hep kotu olanı secmıs baska bır ırk bılmıyorum.

Denız Hanım,

Sorunuzun kısa cevabı: Yahudıler goyım (yahudı olmayanlar)tuketımı ıcın 'antısemıt' kelımesını urettıler. Gaye Yahudılere herhangıbır elestırı yonletılmesıne bır stıgma (ayıplama, korku faktoru) baglayarak faılı marjınallestırmek ıdı. Pek cok goyım bu tuzaga dustu ve Israıl veya Yahudılık hakkında her turlu elestırı yapan ıcın kolayca antısemıt etıketı kullanmaya basladı. Maalesef pek cok musluman da ılımlılıklarını gostermek, veya radıkal elementlerle aralarına cızgı cızmek gıbı cesıtlı saıklerle Yahudılere yoneltılmıs belırlı soylemlerı ve sahıplerını Yahudı uretımı kelımelerle tasvıf etmeye basladılar. Bızdekı dıncı serıtacı ıtıcacı kelımelerle aynı fonksıyonu gorur oldu bu kelıme.

Benım ıcın kelımenın musahhas manası da var. Washıngton,dakı basarılı teknoktratık karıyerımın noktalanmasında bu samgayı yemıs olmamın onemlı rolu oldu.

Gazza'dakı son katlıamın resımlerını ve Mustafa Bey'ın yazısını okuyunca aklıma bu uyarıyı sıtemı yapmak geldı. Her zaman Yahudıler2ın eylemlerıne bakarak bur bu ustun ırkcı guruh hakkında bazı genel karakterızasyonlar yaptıgımızda bazı dostlar ve dusmanlar ,bu antısemıtızm, derler ve bız GENE SANIK SANDALYESINE OTURURUZ.

Bılmem anlatabıldımmı.

Herkese selam saygı ve muhabbetle

Bır haftada ıkıncı sıstem cokmnesınden dolayı bunu mahalle cocuklarının takıldıgı, ne kıraathanesınden yazıyorum. Bır suredır buralardan uzak olmamda dunyanın cıvısının cıktıgı dusuncem dısında bunun gıbı fızıksel sebeplerde vardı.

Fılıstın, Israıl'den acılmısken Demırkan Beyaz'ı goren varmı

Yazan: Bekır L. Yildirim Tarih: November 13, 2006 05:00 PM

Sn. Beagle'a
"Bir vatandaşın modern bir toplumda laiklik anlayışına sahip olması gerekliliği bir ilkedir"
Bu cümleyi okuyan bir insan neden Mustafa Akyol'un sitesinde bu yorumun yer aldığını merak edecektir. Seviyesi en azından bu cümlenin ötesinde olan insanlar var burada.Yorumda yer alan yukarıdaki cümle yazanın en hafifinden basitliğini göstermektedir. Vatandaş, modern toplum ve laiklik - 3 adet boş, batılı kavramı arka arkaya sıralamış vatandaş. Sonra da ilkeden bahsetmiş...Valla garip...Laiklik bu ülkeye ne verdi şimdiye kadar bir açıklasın yorum yazan.

Yazan: Media Warning Tarih: November 13, 2006 06:48 PM

sn.Beagle aşağıdaki iki cümlenizi ele alarak Mustafa Bey hakkındaki yorumunuzun biraz acımasız olduğu kanaatine varmıştım.hoş,gerçi Mustafa Bey'in acınacak bir hali yok:))))..kusura bakmayın burda biraz gülesim geldi.acıma yerine insaf kelimesi daha iyi gidermiş.kelimeyi geri çekiyorum.

'..mustafa akyol yine ne yapıp edip laikliğe , Sezer'e , Atatürkçülüğe ya da bilimin ta kendisine nereden olursa olsun çatma misyonunu yerine getirmiş

mustafa akyol un amacı ne olursa olsun laiklik ve de Sezer'e dokundurma yapmak , araç İsrail işkencesi...'Beagle.

Mustafa Beyin yazılarını takip ediyorum.laiklikle ve bilimle hiçbir sorunu olmayan bir arkadaş.aynı zamanda akademik yönü var.bilimle ne sorunu olabilirki.manifestoda laiklikle ilgili inancını dünya ile paylaştı.siz bunları yok sayıp birde misyon yüklendiğini söylüyorsunuz.insaf!!

.. bu ülkede ekonomik şartlar gereği insanlar kendi camilerini ve de din adamlarını yetiştirme gücünden yoksundurlar..Beagle.

Bu ülkede insanlar aç kalır,susuz kalır camisini yapar,yapmıştırda.cumhuriyetle beraber tarihi birçok camimiz yıkılmıştır.bu noktada devletin katkısı malesef menfi yönde daha fazla olmuştur.

benim yıllardır bildiğim bir laiklik tanımı var:

laiklik din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.devlet hiçbir dinin ne yanında ne de karşısında olmamalıdır.diyanet gibi bir kurumu olan bir devlet laik olamaz bu çerçevede.

devlet işine geldiği zaman din hizmeti verip işine gelmediğinde de dini hayata kısıtlamalar getirirse
o devletin laikliği çok problemli demektir.

ben diyaneti önemli bulurum fakat Türkiye'yi bu yüzden laik bir ülke olarak göremiyorum.bunun adını koymak lazım.nedir bu???

din siyasallaşmasın.ok.fakat diyaneti olan bir devletde dinileşmiş oluyor.

Türkiye Cumhuriyeti din ve devlet işleri ayrımında Osmanlı'nın biraz gelişmiş ve güncelleşmiş hali.fakat laik değil.bu yüzden laik ülkeyiz falan diye hava atılması çok komik geliyor bana.

laik olmak adam olmaktır.iyi hoş da önce bir laik olalım sonra adamlığımızı tartışırız.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 13, 2006 07:14 PM

Eğer isaril'de yaşayan biri olsaydım laikliği savunacaktım ( likut partisini destekle diyen bir tek kişi varsa çıksın )

eğer almanya'da yaşayan biri olsaydım laikliği savunmacaktım.

eğer amerikada yaşayan biri olsaydım laikliği savuncaktım.

nasıl yani gökyüzünde bir tanrıdan vahiy aldığını söyleyen bush'u mu destekleyecktim ??

elbette türkiye model olacak hale geldi .

çünkü türkiyede bir israil başbaknı diğer dinler hakında bir siyasinin abuk sabuk konuşması laiklik ilkesi ile engellenmiştir.

İSARİL BAŞBAKANI NE SÖYLEMİŞ DERSENİZ.
Ne dediği bu sayfanın açılış yazısında yazıyor.
laikliğe aykırı bir söz etmiş.
halbuki bütün dinlere aynı mesefade olmalıydı ama o müslüamnlara hayvan diyerek laikliğe karşı
bir tavır sergiliyor.

ben şimdi israilli bir laik olsam ne yapardım ?
karşı çıkardım değil mi ?

demek ki, türk tipi laiklik israil ve amerikaya da model olacak bir özelliği var. Onlar açık veriyorlar. Bizim sitem hiç olmasa vahiy oldığını söyleyen, argemedon savşlarına kafayı yiyen siyasilere prim vermiyor.( ya da prim verme-me-ye çalışıyor )

yani iki sav bir arada olmaz.

çünkü bizim uygulma israil başbakanın sözüne geçit vermiyor.,

YANİ hem bizim uygulmayı, hem de israil başbakanın sözlerini aynı anda eşitiremezseniz.

Mantık olarak, kendi kendini kaldırmaya çalışan adam gibi saçma birşey olur bu.


Yazan: knz Tarih: November 13, 2006 08:30 PM

Bekir bey cevabınız için teşekkür ederim.

yalnız biraz antisemit gördüm sizi:-)

Mustafa Beyde de son Lübnan savaşından beri antisemit eğilimler görüyorum.

liberal yahudilerde bu saldırıları eleştiriyor.onlarda antisemit.

yahudiler bu antisemit kelimesinin arkasına sığınıp kendilerini dokunulmaz hale getiriyorlar..hımmm..anladım şimdi.

Yahudiler tarihleri boyunca hep kötü olanı tercih etmiş olamazlar.bu yazıyı okumadan önce Bakara suresini okuyordum.bu sure malum olduğu üzere çok geniş biçimde İsrailoğullarını anlatıyor.surenin ismide,yahudilerle ilgili bir sığır kesme olayından geliyor.bakara(sığır) demek.

Allah'a ve ahiret gününe inanmış ,peygamberlerine yardım eden yahudilerde olmuştur.bunlar cennetle müjdelenmiş.içlerinden birçok peygamberler çıkmış,bu yüzden seçilmiş bir kavim.fakat bu nimetleri inkar edenler gazaba uğramışlar.

Nisa 159'da Allah Teala Ehl-i kitaptan herbirinin Hz.İsa'nın ölümünden önce O'na iman edeceğini söylüyor.

henüz böyle bir iman söz konusu olmadığı için bizim HZ.İsa'yı beklememiz lazım.ben ayetin bu şekilde tefsirinin doğru olduğuna inanıyorum.

o yüzden Bekir Bey siz üzülmeyin.bunlarla, kendi içlerinden çıkıpta ,öldürmeye muvaffak olamadıkları bir Allah Elçisi hesaplaşacak inşaallah.bunların azgınlıkları artık yer ehlini aştı,gök kapılarına dayandı.

uluslararası ilişkiler konusunda bir ilahiyatçının yorumu da böyle oluyor işte.:))

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 13, 2006 08:31 PM

sevgili deniz, bi müsade edersen,

vakit yokluğundan düzgün yazamıyorum., bütün dediğimi tek bir sorya indirgersem ;

ıraka saldırması için tanrıdan izin aldığını söyleyen başkan bush laik midir ?

( ben türkiyeden yazdığım için hala inanamıyorum, böyle şey olur mu diye ?? sanki bu haber şaka gibi geliyor.Biz de böyle şey olur mu arkadaşlar ? israil babaşakanı gibi konuşan bir cumhurbaşkanımız hiç oldu mu ?? , nerdeyse kendimle övüneceğim.)

ben de Allahtan amerikalıların adam gibi başkan seçmelerini niyaz ediyorum.

bakalım amin diyen çıkacak mı ?


Yazan: knz Tarih: November 13, 2006 09:29 PM

"Mustafa Beyde de son Lübnan savaşından beri antisemit eğilimler görüyorum."

:-)))

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 13, 2006 09:35 PM

SN.KNZ

israil başbakanı 'Filistinliler iki ayaklı hayvanlardır' demiş.burda müslüman kelimesi yok.bu sözden bir dini hedef aldığını çıkartamayız.çünki
'bütün Filistinliler Müslümandır' önermesi hüküm bakımından doğru olmadığından birinci önermedeki Filistinliler yerine müslümanlar kelimesini koyamayız.mantık ilmi açısından değerlendirdiğimizde başbakanın sözünde laikliğe aykırı bir durum yoktur.

bu adamlar yılların laiki.ne dediklerinizi bilmezler mi?bizim Türk tipi laikliğimiz henüz İsraile model olacak gibi gözükmüyor.

(tipi tip diye bir sakız vardı.bu arada aklıma geldi.hala var mı acaba.neyse)

sevgiler


Yazan: deniz Tarih: November 13, 2006 10:04 PM

...sevgili deniz, bi müsade edersen,

vakit yokluğundan düzgün yazamıyorum..KNZ.

aaa.rica ederim,lütfen.hepimize yetecek kadar yer var burda.ben gayet bilimsel götürdüğümü düşünüyorum.önce gelen yol alır demişler.yapacak birşey yok.benimde vaktim dar.daha yemek yemedim yazıları değerlendirmekten.lütfen.rica ediyorum.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 13, 2006 10:16 PM

ama deniz bush üzerinden sorumu sormuştum.
bush herkesin gözüne baka baka ırak işgali için tanrıdan onay aldığını söylemişti.

bush laik midir ?

aynen dediğim gibi, biz bushun o dediğini duyunca inana-mı-yoruz tabi.
kültürümüz kaldırmıyor. gerçi bizde de aleviler söz konusu olunca taşlar dökülüyor ya, kalkıyor bir bakan, yok efendim onlar folklor diyor, dini grup değil falan diyorlar.

kardeşim, siyasetçim , sana ne ? o öyle inanıyor, öyle namaz kılıyor ve bu islam diyor, sana ne ? sen caminin elelktirk parasını öderken onunkini niye ödemiyorsun ?

hani herkesin içinde ne vardı ?
yukarda "şeytan geni" soruyorlardı ya, herkeste bushvari bişey var., ama bizimkisi hallice yine de,.zamanla nötr olmayı başaracağız.

israil başbakanı filistinliler hayvandır demiş,
bu laik bir israilli siyasetçi söyler miydi ?
ya üşenmeyin, israilli muhalefeti bir araştırın.

böyle bir lafı da söylese söylese israilli laik olmayan bir siyasetçi söyledi., ( ortalama kaba bir tahminle söylüyorum, fakat eminim yanılmıyorum; hatta hodri meydan., HANİ bir zamanlar şu öldürülen başkan vardı,adı izzak rabin, onu bir genç takeli öldürmüştü ? bilin bakalım ölen hangi kanat siyesetçiydi )

burda bize önerdiğiniz ne ?

israil de laik olayım, ama türkiye'de olmayayım.
ama olmazki ?

yani lafın kısası, cumhurbaşkanı ile birçok eleştiri yazılablir ama bu sözü üzerinden yanlış adres.,bence, ufak bi itirazım oldu.


Yazan: knz Tarih: November 13, 2006 11:57 PM

Deniz arkadaş ,
mustafa akyol a yönelik bu düşüncelerimin , yani laiklik ve de bilime takılmalarını incelemeniz için , örneğin laiklik konusunda üç dine uygun olarak değiştirilmesi talebi gibi birçok yazısından yola çıkarak bu kanıya vardım , bilim konusunda ise kusura bakmayın ama bile bile , ya da bilmeyerek inanç ile bilimin karıştırılması ile mi bilim destekleniyor.
Diyanet konusunda evet kesinlik haklısınız , laik bir ülkede bu tür bir kurum olamaz , ama dediğim gibi şartlar var ve daha önce de belirttiğim gibi bunlar en temelde ekonomik ve de şeriat tehditi. İkinci dediğimde hem fikirsiniz herhalde , ki bugün yaşanan kontrolsüz camilerde gerçekleşen cinayetler herhalde anlatmaya yetiyor durumu. Ekonomik olarak diyorsunuz ki :
Bu ülkede insanlar aç kalır,susuz kalır camisini yapar,yapmıştırda.cumhuriyetle beraber tarihi birçok camimiz yıkılmıştır.bu noktada devletin katkısı malesef menfi yönde daha fazla olmuştur.
Olaya sanırım biraz makro bakmanız gerekiyor. Sizce bu ülkede diyanet desteğini çekecek olsa her cami kendine gelen insanlar ile imamlarının maaş , sosyal güvenlik , ve de cami giderlerini karşılayabilecek mi ? Zor bence , okula temizlik parasını bile veremiyen ülkemiz.
Tabii diyanetin en başta laiklik ile çelişen durumunu ve de diyanetin diğer sorunlarını hiç anlatmaya gerek duymuyorum. Mesela sizin de dediğiniz gibi , devlet hiçbirdinin yanında yer almamalıdır , hadi alması gerekti bunu objektif ve de eşit yapmalıdır. Bugün bir hrıstiyan vatandaş çıkıp da bana hiçbir hizmeti olmayan bir kuruma en neden vergi veriyorum dese ne diyeceğiz ?
Media arkadaşa gelince kendisine göre ben vatandaş , modern toplum , laiklik gibi üç boş batılı kavramı arka arkaya sıralamışım. Eh media sözünün ne kadar öztürkçe olduğunu sorgulayamaağım ama bu boş dediği üç kavramı öğrenebilmesi için kendisine en öncelikli tavsiyem klasik liberizmden başlayarak bir siyaset bilimi tarihi okuması , daha çok şey var okunası ama buradan başlanabilir.

Yazan: beagle Tarih: November 14, 2006 10:41 AM

Sayın Knz,

Mustafa Bey ya da buradaki yorumcular hangi yazıda/yorumda "laikliğe karşıyız" demişler, bir zahmet gösterebilir misin?

Yazıyorsun ama yazdıkların havaya gidiyor. Çünkü muhatabı burada yok.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 14, 2006 01:37 PM

Israıl teroru ve bır cesıt kahverengı burunlu ubermensch kaptan uzerıne ılgınc bır yazı (Zaman 14.11.2006)
Üşü-Yorum
TAMER KORKMAZ


Merve Kavakçı, Ecevit'in vefatı ile ilgili olarak görüşleri sorulduğunda şu manidar cevabı vermişti: "Dava en yüce mahkemeye intikal etmiştir. Şu aşamada başka bir şey söylemek uygun değildir."
Amiral Gemisi'nin Kaptan Köşkü'nde Oturan Zat, bu sözleri okuyunca "metalik bir soğukluk" hissetmiş…

Kavakçı'nın cevabı anlayana -soğukluk ne kelime- yeterince sıcak; hatta yakıcı bile…

Hürriyet'in Kaptanı, Kavakçı'nın 1999 Mayıs'ındaki yemin töreninde TBMM Genel Kurul salonuna girmesini "sivil darbe girişimi" diye niteliyordu…

"Darbeyi Ecevit'in önlediğini" vurgulayarak "O gün darbe başarılsaydı, Türkiye'de neyin nereye gideceğini kimse bilemezdi" diyordu…

Oysa, hepimiz şahidiz: Başörtülü Kavakçı'nın Genel Kurul'a gelmesi değil; yemininin engellenmesi bir "darbe" idi…

Kaldı ki, o esnada "postmodern darbemiz" 28 Şubat hüküm sürmekteydi: Hürriyet'in Kaptanı da 28 Şubat'ı canla başla destekliyordu…

Kavakçı'nın TBMM'de başörtüsüyle yemin etmesine mani olan hiçbir Anayasa maddesi, kanun, tüzük, yönetmelik vesaire yoktu. Ancak, o günkü hükümeti de yöneten Yasakçı Egemenler'in "darbe"si ile milletvekili olarak yemin etmesi engellenmişti, Merve Kavakçı'nın…

Demokratik bir sandıktan alnının akıyla çıkmış, Seçilmiş Bir Vekilin hakkı zorla gasp edilmişti. Kavakçı'ya yapılan o darbe olmasaydı, "Türkiye'nin demokratik bir ülke olma yolunda gideceği" açıktı!

"Metalik Soğukluk" Adli Tıp koridorlarında, en çok da morglarda hissedilir…

Hürriyet kaptanının cinayet romanlarına/seri katil hikayelerine düşkün olduğunu biliyoruz…

Buna mukabil, Merve Kavakçı'yı Patricia Cornwell'ın romanlarındaki karakterlerden biri yapma girişimi beyhudedir!

Merve Kavakçı'nın/üniversitelerdeki Kavakçı'ların başörtüsünü yasaklayanların "Seri İnsan Hakları Cinayetleri" ise sadece Cornwell'ın kitaplarına değil, meşhur CSI/New York dizisine girmeyi çoktan hak etmiş bulunuyor!

***

Gelelim gerçek manadaki cinayetlere; hatta katliamlara…

İsrail'in Gazze'deki son katliamında roketlerin hedefi olan 19 Filistinli'den 13'ü aynı ailedendi; hayatını kaybedenlerin 9'u da çocuk'tu…

Sadece bölgede değil, gezegenimizin hemen her tarafında yer yerinden oynadı. Ne var ki, Hürriyet'in birinci sayfasında bu haber hiç yoktu!

Hatırlayınız: Hürriyet, Lübnan Savaşı esnasında İsrail'in yüzlerce masum sivili/çocukları katlettiği gerçeğini hasıraltı etmeye çalışmıştı…

Hürriyet Köşkü'nün Kaptanı, Lübnanlı 60 yaşındaki bir adamın Le Monde'da yayınlanan sözlerini yorumlayarak "İsrail'e apartmanların tepelerinden füze atıldığı için İsrail de onları vurdu" diye yazmış; sivillerin katledilmesini anlaşılabilir göstermeye çalışmıştı. (22 Ağustos'06)

Hürriyet gözbağcılık yapsa da, kendisini savunan tarafın İsrail değil, Lübnan/Hizbullah olduğunu herkes biliyordu…

Hürriyet'teki bu yazının üzerinden fazla geçmeden (13 Eylül'de) Haaretz gazetesine adını vermeden konuşan İsrailli roket birlikleri komutanı ise aynen şöyle diyordu: "Lübnan'a 1800 misket bombası yolladık. Daha çok sivilin ölmesi için özellikle sabah saatlerinde ateş açmamız isteniyordu. Çünkü bu saatlerde insanlar camiden çıkıyorlardı ve daha fazla sivil öldürme şansımız oluyordu…"

(İsrailli komutanın bu itirafı da Hürriyet'te yoktu!)


14/11/2006


Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 14, 2006 02:03 PM

Prof.Mümtaz'er Türköne bugünkü yazısında ideolojilerden medet ummanın, ideolojileri payanda yaparak güç savaşına girmenin, siyasal alanın en kaba ve ilkel yöntemi olarak hayat bulduğunu ve bu yüzden laikliğin, AB ülkelerinde "din, felsefe ve politika" konularında tarafsızlık olarak tanımlandığını söylüyor. Herkesin ideoloji üretmekte ve bu ideolojilerin propagandasını yapmakta serbest olduğunu ama, kişinin/örgütün inandığı, bağlandığı ideolojiyi "devletin resmî görüşü" olarak tek ve evrensel düşünce sistemi adıyla topluma dayatmaya kalkarsa ve bunu zorla gerçekleştirirse ortaya çağdışı totaliter bir devlet çıkacağını öne sürüyor.

Yazısının son paragrafı şöyle:

Genelkurmay Başkanımız, "10 Kasım mesajı"nda, "Atatürkçü Düşünce Sistemi'ni anma ve anlama"dan bahsediyor ve "Laik düşünce sisteminin içi boşaltılmaya çalışılmaktadır." ikazında bulunuyor. Atatürk'ün fikirlerinden bir "Düşünce Sistemi" çıkartılabilir; hatta birbirine zıt farklı "Düşünce Sistemleri" çıkartılabilir. Nitekim çıkartılmaktadır. Ortaya bir sistem çıktığına göre, karşımızdaki felsefî bir düşünce olacaktır. Devlet katında felsefî düşünceyi savunmak, Anayasa'nın 10. maddesine göre suç teşkil etmektedir. Nitekim Anayasamız, "Atatürk Milliyetçiliği"ni, Başlangıç kısmında zikrederken, "Atatürkçü Düşünce Sistemi"nden bahsetmemektedir. "Laik Düşünce Sistemi" ise Laisizmi, yani bir felsefî ekolü ifade etmektedir. Bu felsefî düşünce, kavramın sahibi Fransızların bugün de kullandığı şekilde, din karşıtı bir toplum tasavvuruna sahiptir. Doğrudan Laisizm veya "Laik Düşünce Sistemi" anayasal-hukukî bir prensip olan laikliğin uygulanmasını da zorlaştırmaktadır. Devlet ve kamu gücünü kullananlar tarafından bu tür felsefî düşünceler savunulamaz. Laiklik kavramının tartışılmasına ve açık-seçik şekilde yeniden tanımlanmasına karşı çıkanlar, eğer felsefî bir görüşü savunuyorsa, Türkiye'nin yaşadığı sorun laiklik sorunu değil, totaliter bir ideolojinin devlet katında ne kadar kabul gördüğü sorunudur.

Türköne'nin ülkemizdeki mevcut laiklik-laikçilik tartışmalarına ilişkin koyduğu teşhise katılıyorum. Meselenin arkaplanını özet bir şekilde sunan bir yazı olduğu için aktarmak istedim.

Türköne'nin yazısının tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Yine aynı konuda daha önce de Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'un "Laisizm’ ve ‘laiklik’ kıskacında Türkiye" başlıklı, meseleyi net bir şekilde açıklayan bir yazı serisini blogumda konu etmiştim. Bu linkten ilgili yazılara ulaşılabilir.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 14, 2006 02:30 PM

sn.Knz

bizim cumhurbaşkanı da İsraile gidince onların meclisinde tevrattan ibranice selamlamıştı ordaki vekilleri.bu İsrail'de var bir şeytan tüyü.

ABD'de seçilen başkanların hepsi göreve gelmeden önce incile el basıp yemin ediyorlar sanırım.ordaki anlayış biraz farklı.laik bir siyasi ya dinsiz olmalı ya da dine ait hiçbirşey ağzından çıkmamalı gibi bir kültürleri yok.paralarına bile Tanrı'nın adını koymuşlar.

Avrupa'da laik fakat orda da üniversitelerde dini simgeler yasak değil.

Türkiye'de laiklik adam olmakla eş.fakat bir diyanet kurumumuz var ki..devletin dini sanki sünni İslammış gibi duruyor.

velhasılı laikliğin tek bir şekli yok.farklı farklı uygulanıyor.bizim laikliğimiz onların laikliğini döver gibi çok gururlanacak bir halimizde yok.
sn.Beagle,
Mustafa Bey bu farklılığın farkında olduğu için ,(toplumların dinine göre laiklik uygulamaları farklı olabiliyor dünyada,bu kadar katı laikçilik olmak zorunda değil) demek istemiştir.ben öyle anlıyorum.Avrupa'da ABD'DE gördüğü özgürlükleri Türk insanı içinde savunuyor.bu bizim için bir lüks değil.

benim önerim daha huzurlu ,insanların birbirini daha çok sevdiği ya da anladığı,kendini tehdit altında hissetmediği bir ülke için daha fazla demokrasi..hangi inanca mensup olursa olsun insanlar gelişmiş demokrasilerde kendilerini daha mutlu hissediyorlarsa bu insanlığın ortak bir değeri olmuş demektir.Türk insanı bu gelişmişliği hakediyor.ekonomimiz düzeldikçe daha iyi noktalara geleceğiz inşaallah.kalkınma olmadan,eğitim olmdan bu değerler kolay yerleşmiyor.

insanlarda öyle bir şeriat gelir korkusu var ki bundan dolayı demokratik hakları dahi savunamıyorlar.başörtüsünün hele de üniversitelerde özgür olması gerektiğini herkes biliyor aslında.ama korkular,korkular....

yürümeyi yeni öğrenen bir bebekde çok korkar adım atarken.denge problemleri yaşar.biz artık bu çocukluk dönemini aşsakda büyüsek diyorum.sanki Türkiye Cumhuriyeti yeni kurulmuş gibi..

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 14, 2006 06:47 PM

Şeriat/İslam, Komünizm, Liberalizm, Misyonerlik hepsi tehdit, tehdit olmayan ne? Resmi ideoljinin kadim görüşü nev-i şahsına münhasır şaçmalık! anladınız siz...

Ben üstten aşağı laiklik dayatırım kimse buna sesini çıkarmasın çıkarırsa ya vatan haini ya da gerici...Milletin ne istediğinin zerre önemi yok sonra da bu diktatörler demokrat oluyorlar...

Devletin laiklik diye bir din tanımlaması var bu ülkede bu sahada oynamak istiyorsanız eyvallah demeniz lazım...

İnadına demiyorum...Demiyoruz..

La ilahe

Muhammed Ali DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: November 14, 2006 06:50 PM

Değerli yorumcular, bir süredir her olumlu yada
olumsuz olay bahane edilerek, laiklik konusu tar-
tışılmaya ve dokunulmaz kavramlar yaratılarak bun
lar üzerinden kavga ortamı yaratılmaya çalışılıyor
Cumhuriyetimizin kuruluşunu milletçe coşkuyla
kutlarken birileri laiklik tehlikede diyor. Tüm
müslümanlar olarak Sevinçle Ramazanı idrak ederken
irtica tehdidinden dem vurulup, laiklik tehlikede
hezeyanları ortalığı kaplıyor. Vahdettin Han'ın hain olmadığını söyleyen, inançlara saygılı laik
liği savunan, Türk kolejlerinin Fettullah Gülen
hocaefendinin millete önemli bir hizmeti olarak
gören, halkın değerlerine saygılı Merhum Bülent
Ecevit hakka yürüyor, birileri cami avlusunda bağı
rıyor, Çankaya laiktir laik kalacak. Sitede İsrail
terörü tartışılıyor ve tartışma laiklik konusuna kayıyor. Samimi dindar bir insan, eğer tahrik olupta hay senin laikliğin laiğini bulsun isyanına
kapılmamış ise bu konuyla hiçbir alıp veremediği olmaz kanaatimce. Laiklik daha çok azınlık mensup
larının hassasiyet göstereceği bir konudur. Çoğun
luk din mensubiyetinin tahakkümüne uğramamak için
bu anlaşılabilir bir hassasiyettir. Ancak demokra
siyi içselleştirmiş, dahası varlığını bu düzene borçlu insanları ikide birde laiklik karşıtı olmakla suçlamak başka hassasiyetleri gizlemeye
çalışmak değilse nedir. Demokrasi olacak ve toplu
mun ezici çoğunluğu müslüman olan ülkede, dindar-
lara sygılı olanlar yarışta hep bir adım önde olacaktır. Rahmetli Ecevit seçim başarısını, din
darlara saygılı laiklik anlayışına borçludur.
sabahtan akşama başka hiçbir işi yokmuş gibi, din-
darları üzen bir tutumla laikçilik havariliği,
itici oluyor. halkı küstürüyor. Bakın inançlara
saygılı bir iktidar, halkın moralini, girişimci
ruhunu, rekabetçi çalışkanlığını nasılda körüklü-
yor. Birde bazı kesimleri cidden uyarmak istiyorum
Laik olduğunu göstermek için, gereksiz ve haddin-
den fazla alkol tüketimine başvuruluyor. Buda, sağ
lıklı düşünmeye, bedeni sağlığa zarar veriyor.
Zaten dini inançları zayıf bu gibi kişiler, hiçbir
ibadetle arınma fırsatı bulamıyor. Meditasyon bile
alkollü iken gerçekleşmiyor ve ruhun azda olsa bes
lenme şansı kalmıyor. Türkiye Cumhuriyeti Laik,
sosyal ve demokrat bir cumhuriyet olarak başarıyla
yoluna devam edecektir. Bizlerde hür düşünceli ve
irfan sahibi yurttaşlar olarak özgürce farklı düşü
ncelerimizi seslendireceğiz. En iyisi bu değil mi?
Saygılar. Levent.

Yazan: levent Tarih: November 14, 2006 06:50 PM

Türkiyenin bütün dayatmalara rağmen resmi ideolojinin istediği gibi laik bir devlet olması mümkün değildir...Türkiyedeki sosyokültürel yapı buna izin vermez.

Çünkü onların anladığı laikliğe göre inanç sadece vicdana hapsolmak durumundadır.

Bu da özetle şu demektir ki kişi neye inanırsa inansın bu inancını topluma ve kurumlara yansıtmamalı böyle bir talebi olmamalıdır yani inanıp inançsız gibi yaşamlıdır...

Herşeyden önce bu bir dayatmadır bu bir tercih meselesi değildir dolayısıyla hukuka aykırıdır.
Bir hukuk devletindek kabulu asla mümkün olamaz...

Eğer laik vs. olarak yaşamak isteniliyorsa buna bir mani yok fakat herkes benim gibi düşünmeli ve yaşamalı diye dayatan narsist bir anlayışa tahammül gösterilmesi asla mevzubahis olamaz...

Herkes hukuki ilkeleri ihlal etmeden dilediği gibi inanmakta ve yaşamak serbesttir...
Çıkısımızdaki meşruiyeti hukuktan almalıyız;
günün makbulat ve meşhuratından değil...

Saygılar

Muhammed Ali DİKTAŞ

Yazan: Muhammed Ali DİKTAŞ Tarih: November 14, 2006 07:17 PM

Mümtaz'er Türköne'nin yazılarından çok istifade ettim.

teşekkürler Suat Öztürk.

Yazan: deniz Tarih: November 14, 2006 07:39 PM

selam deniz, olayları süreç içinde değerlendiriseniz yeni açılmlar ortaya çıkacaktır. avrupa hatta ingilitre sanki bir girdap gibi türk tipi laikliğe doğru geçiyor.

http://kaneze.blogspot.com/ 'da ben çabalıyorum. Olaylara tek tek bakıyorum, arada ilişki kurmaya çalışıyorum. Fakat tek başına bencil bir inadı temsil edenler yararlı bir tek fikir dahi üretmezler.

suat bey sormuş,
bu sayfada liakliğe karşı çıkan yazı yokmuş.
iyi o zaman cumhurbaşkanını başka sözü ile elştirin.

bakın, o rumsfeld savaş mahkemesine gitmeden, hepimiizn yediği içtiği haramdır.
incile el basıyormuş.
yazık o incile.,

adam olsunlar adam, show yapmasınlar.
dini ne değer varsa madara ettiler, .müslümanlar da biz de madara edelim diye sıra da .,
olmaz ki böyle ayağa düşmez ki dini değerler.

adam olsunlar diyorum ben,

kim neye karşı çıkıyor.
ve neden bir lafı üzerinize alınıyorsunuz ?

ben cumhurbaşkanın sözünü hiç üzerime alınmadım.
hatta akılma önce israil'in şimdiki yöneticileri geldi.

izzak rabini ne çabuk unuttunuz.
hayatta antisemist falan olmam.

ayrıca cumhurbaşkanını ikinci kez savunuyorum ama aslında hiç havam yoktur yani.

maksat eleştiri cumhurbaşkanına mı, laikliğe mi onu da anlamadım.

niye laik olmadığınızı da anlamıyorum.
laik ve dindar olmak pekala mümkün.
şakalabanlık yapmayan dindara laik derler.
aranızda şaklabanlığa meraklı biri olduğunu düşünmüyorum. alın mesela, örnek başkan bush., bir vahiy almadığı kalmıştı., bizim imam hatipli başbakanımız bile yapmaz onun yaptığını.
Yani iyi kötü laik bir ülkeyiz, bir nebze daha iyiyiz demek ki., tayyip bey öyle bir laf etse valla kubbeyi dar edelerdi, zaten demez.

dedim ya, biz de laiklikten çok daha uzağız ama, aleviler konusunda vs.,ama en azından farkına varsak bir geçmişimiz var., Öte yandan sömürge ülke müslmanları avrupa kamuoyunu hortlatmak üzere, yine bize iş düşüyor.



Yazan: KaNeZe Tarih: November 14, 2006 09:18 PM


Sayın Knz,

Tamam işte biz laiklikten çok uzağız. Dolayısı ile bizde laiklik falan yok ki onu eleştiren olsun? İdeolojik dayatmaların ambalajlanıp "laiklik" diye yutturulmaya çalışması eleştiriliyor burada.

Laiklik tarifine ve bu tarifin gereği bir şekilde uygulanmasına yanaşmayanlar en sonunda Mustafa Kemal'in bir vekilin alaycı sorusuna verdiği ironik "Adam olmaktır, adam!" cevabını karşımıza tanım gibi çıkartıyor. Bakın Emre Aköz ne yazıyor:

"LAİKLİĞİN ne olduğunu, alaycı bir üslupla soran milletvekiline Mustafa Kemal, "Adam olmaktır, adam!" diyor. Yani soruyu yanıtlamıyor, tarif de yapmıyor, sadece milletvekilinin tavrını eleştiriyor. Ama aradan bunca yıl geçtikten sonra, o polemik cümlesi bize "Atatürk'ün laiklik tanımı" diye kakalanıyor. Aklıma ünlü sözü tersten söylemek geldi: "Adam olmuşsun ama insan olmamışsın."

Laikliğin tanımının ne olduğu uluslararası literatürde bellidir. Birileri kendi ideolojik dayatımlarını laiklik diye bu ülke insanına kakalamaya çalıştıkça bu tartışma bitmeyecektir. (Knz, ne diğer yazdıklarını ne de konu ile direk alakalarını -herzamanki gibi- anlayamadım. Amma çabalarını takdir ettiğimi bilesin ;-)

Bu arada bir de "niye laik olmadığınızı da anlamıyorum." demişsiniz.

Kişiler "laik" olmaz. Laik olan/olması gereken sistemdir.

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 14, 2006 10:40 PM

laiklik adam olmaktır sözü meclisteki atışmalarda söylenen anlık bir sözmüş ha.espri gibi...bende çok ciddi bir şekilde yapılmış tanım zannediyorum.bizde burda ciddi ciddi tartışıyoruz.
ALLAH ALLAH..şaştım doğrusu.

sevgiler

Yazan: deniz Tarih: November 14, 2006 11:12 PM

kişi laik olmaz mı ? Bu da bir ezber.

kişi eğer peygamber değilse, laiktir.
aranızda bush gibi vahiy alanlar mı var ?
ben de anlamıyorum suat bey,
esasen kişinin laiklik tanımı
islam dini için en uygun tanımdır.

ruban yok diyorsunuz,
peki ruhban yok ne demek ?
bunu açıklamya çalışmak sizi laiklik tanımına götürür.

yani senin müslüman olman toplumsal ilişkilerinde sana hiçbir ayrıcalık tanımaz.
dini referan ederek ettiğin laf bi tek seni bağlar. sen istersen allame-i cihan ol, istersen 1000 kişiye elini öptür, eteğini yalat ,dini bir otorite ola-maz-sın.

yani sen ne hakla dini otorite oluyorsun diye hesap soran bir dinin mensubu iseniz, adam olmakla ilgili fazla sorununuz yoktur.

sarhoş, çoban, ya da geri zekalı bir mongol insan olarak da, dini olarak da diğerinden üstün değildir.

ister ateist olsun tanrının lütfü kime bilemezsin. haddine değil konuşamazsın.

papalığa çok özeniyorsanız, neden hristiyan olmuyorsunuz ? kendinize laik ile sorun oluşturacak bir din bulun o halde.,
böyle yalancı sorun çıkaracağınıza gerçek sorun çıkartın., o zaman sizi anlamak kolay olur.

simgelerle ilgi sorunlar demokratik düzenin inşası ile ilgili bir sorun,.o da kafa patlatarak olur., laiklik tanımını öyle değil böyle yapmakla olmaz., Eğer laiklik tanımı öyle değil böyle yaparsanız "hazret-i bush" siyasetçilerine kapı açmkatan başka birşey yapmazsınız.
o zaman beter oluruz zaten., dediğiniz sorunlar da daha beter düğüm olur.

Yazan: knz Tarih: November 15, 2006 12:03 AM

Knz Hanım,

Kişi "laik" olamaz. Çünkü laiklik "tüm dini/felsefi inanç ve düşüncelere eşit mesafede olmak demektir.

Kişinin böyle olması tabiatı icabı mümkün değildir.

Bir kişi dinsiz de olsa ateistte olsa, müslüman da olsa "laik" değildir. Çünkü onun bireysel olarak yaşama baktığı bir penceresi vardır. Bu pencere müslüman için İslam, ateist için materyalizm, kuşkucu için agnostisizmdir. Dolayısı ile kişilerin tümü "taraf"tır.

Laik sistem ise bu gibi çeşit çeşit inançlardan oluşan topluma "tarafsız" bir bakış ile üst yapı sağlar.

Yani ancak sistem "laik" olabilir.

Bu tüm dünyada kabul görmüş temel kavramları bile ucubeye dönüştürüp, doğrusu söylendiğinde de bunu ezber addenlerin bolca olduğu garip bir ülkede yaşıyoruz işte.

Saygılar .

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 15, 2006 02:16 AM

kişi eğer peygamber değilse, laiktir.(knz)..

Buna göre aramızda peygamber bulunmadığına göre "herkes laiktir" anlamını çıkar...

Herkes laik olduğunu göre de, Sezer'in "laiklik adam olmaktır" sözünün saçma bir söz olduğu, knz vecizesiyle ortaya çıkmış oluyor..

Yazan: Tarık T. Tarih: November 15, 2006 10:19 AM

suat bey, dehşete düşürmeyin beni.

varsayalım ki, doku naki yapılcak, ve siz doktorsunuz. Hasta gayrimuslim, müslüman diye mi bakar sınız ?

insan ilişki nedir ?
ya iş ilişkisidir, ya komşuluk ilişkisidir.
Senle namaz kılarım, öbürü ile pikniğe giderim.
biz insan ayıran bir kültür değiliz.
sizin insan olarak ötekini iteklemeye ne ihtiyacınız var ??

ne olacak ? eşit uzaklıkta durun ve adil olun., toplumdan bi hak talep edecekken herkes(öteki gibi) gibi olmak mı zorunuza gidiyor ?

kişi adil olmaz, devlet adil olur mu diyorsunuz ?

dünyada kabul kabul o birçok kavram hristiyan sapmasına göre şekillenmiştir., sizin ne işiniz var ?

Yazan: knz Tarih: November 15, 2006 01:22 PM

"Birey laik olamaz" demek, inançlarımızı herkese dayatmak arzusuna bahane aramaktır. Nitekim, bireyi laik olamayacak ölçüde iradesiz bulanların, tarihi, kültürü, bilimi değerlendirirken herşeyi kendi inançlarına uydurma çabalarına sık sık şahit oluyoruz. Görünen o ki, bu arkadaşlar, olayları değerlendirip tavır alırken kendi inançlarının boyunduruğundan kurtulamadıkları için, başkalarının da aynı şekilde davrandığını, davranacağını varsayıyorlar. Haksızlık ediyorlar.

İşin özü şu: tarafsız ve nesnel sözcükleri aynı anlama gelmez. Elbette, her konuda, o ya da bu şekilde tarafsınızdır, olmalısınız da. Ve lakin, nesnel olmak tarafsız olmayı gerektirmez, tarafınızdan bağımsız düşünebilmeyi, tavır alabilmeyi gerektirir. Kendi kendine karşı dürüst olmayı gerektirir yani. Siz hiç bir futbol maçını yorumlarken, kendi takımının aleyhinde karar veren hakemi haklı bulan taraftar görmediniz mi? İşte bunu yapamayan taraftara fanatik adını veriyoruz.

Laiklik, tarafsız olmak değil, nesnel olmaktır. Tarafınız ve inancınız ne olursa olsun nesnel olabilmek de, gerçekten adam olmayı gerektirir.

Yazan: Balbazar Tarih: November 15, 2006 06:10 PM

Sayın Balbazar,

"Birey laik olamaz" demek inanç dayatması falan değil, basbayağı bir realiteyi dile getirmektir. "Devlet laik olamaz" desem ancak o zaman dediğiniz haklı olur.

"Birey laik olamaz" derken kendi kişisel inancından bahsediyorum. Elbette laik bir kurumun fertleri işlerini yaparken "nesnel" olmak zorundadır. Da bunun "kişisel inançla" ne alakası var?

Hem "elbette, her konuda, o ya da bu şekilde tarafsınızdır" deyip hem de "laik birey olur" laforizmasına destek olmak ciddi bir tutarsızlıktır. Nesnel olmak elbette tarafsız olmak demek değildir, ama kişiler görevleri icabı nesnel olurlar. İnançlarda ise nesnellik olmaz.

İnançlarda değişim olabilir. Zamanla bir inançtan bir diğerine geçilşebilir. Ama her seferinde konaklanılan nokta yine bir başka "inanç/ideolojidir." (Şüphe dahil)

Her inanç/ideoloji -bir isim altında toplanmaya çalışılırsa- bir "din"dir. Mutlak dinsizlik diye birşey yoktur. Çünkü herkes hayata pencerelerden bakar. Mutlak dinsiz sadece Tanrıdır.

Hakem elbet nesne olacaktır, verdiği kararı nesnellik gereği verir, ama ben takımım eğer o karar da haksızsa hakeme neden kızayım? Hakem o kararı verdi ve takımım yenildi diye benim hakemem kızmaMamın takımıma olan inancımla ne alakası var? Bundan dolayı inancım değişir mi? Ne biçim örnekler veriyorsunuz?

"Birey laik olur" lafı laikçilerin uydurduğu ama gözünü ideolojik dayatımlar bürümeyen tüm siyaset bilimciler tarafından yerle bir edilmiş bir kavram bulamacıdır. "Sekülerizm" ideolojisinin ambalajlanıp "laik birey/laik sistem" diye kakalanmaya çalışılması tutmamşıtır. Bu "laiklik" değil "laikçilik"tir.

Fazla zamanım yok. Ders anlatmak için pedagojik formasyonum da yok.

Konu hakkında Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk'un "laiklik" diye yutturulmaya çalışılan "laikçilik" ideolojisinin ipliğini pazara serdiği "Laisizm' ve 'laiklik' kıskacında Türkiye" başlıklı aşağıdaki yazılarına bakılabilir:

(1) http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=337892
(2) http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=338435
(3) http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/haber.do?haberno=339059

Bir de Derinsular sitesinde yayımlanan çok iyi bir yazı serisi:

http://www.derinsular.com/arsiv/2006/05/laiklik_1_nedir.php


Hem "laikiz" deyip hem de "madem laikiz diyanetin ne işi var devlette? Diyanet şu din işinden elini çeksin, cami cemaatleri imamlarını kendileri seçsin, kuran kurslarını kendileri oluştursun" dendiğinde birileri al görmüş boğaya dönüyorsa; bu ikiyüzlülükten mideleri bulanmayanların laiklik hakkında konuşmaya hakları yoktur.

Türkiye'de laikliğin tehlikede olduğunu düşünenlerin oranı sadece %2,5 iken bunun üzerinden siyasi ve ideolojik rant sağlamaya çalışmak ideoloji dayatımından başka birşey değildir. Laik bir devlette de hiçbir ideoloji dayatılamaz.

Bu platform ilköğretim/ortaoğretim okul sırası değil. Bu tip şaklabanlıklarla ancak çocuklar kandırılır.

Verdiğim linklerde tüm dünyadaki örnekleriyle siyasal bir kavram olarak laikliğin ne olduğu güzelce anlatılıyor. Bu genel kavramların bile içlerini ideolojimizin keyfine göre dolduracaksak vay bizim halimize...

Ha bizim ki "Türk tipi laiklik" diyorsanız onu bilelim. Zaten o zaman tartışmaya gerek yok. Çünkü biz Türk tipi laikliğin ismini biliyoruz: LaikÇİlik..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 15, 2006 07:15 PM

Knz Hanım,

"varsayalım ki, doku naki yapılcak, ve siz doktorsunuz. Hasta gayrimuslim, müslüman diye mi bakar sınız ?"

Elbette bakmam. Görevimi yaparkan nesnel olurum. Bu görevdir. İnanç değil. Siz bir gayrimüslimi ameliyat yaparken kendi inancınızı bırakıp hristiyanlığa mı geçiyorsunuz? Bu nasıl mantık?

(Hem ayrıca bu hasta ayrımı zaten İslam'a da aykırıdır. Nasıl bir mantık örgünüz var anlayamıyorum yani. İslam'da müslüman doktor gayri müslimlere bakamaz mı deniyor? Bununla ne alaksı var?)

Ne kadar saçma örnekler veriyorsunuz.

Ben gayrimüslimle arkadaşlık yaparım, pikniğe giderim ama "müslüman" olarak giderim. İnancımı her farklı inanç karşısında askıya alamam. İnancım sürekli yüreğimde durur. Ama görevimi yaparken nesnel olurum, arkadaşlık, dostluk yaparken asgari müştereklerde buluşurum o ayrı. Bu ateist için, agnostik için, müslüman için, gayrimüslim için, kısaca "tüm insanlar" için aynıdır.

Kişiler inançlarından hiçbir zaman sıyrılamaz. Hoşgörülü ortamlarda birbirleriyle her türlü ilişkiye girerler ama her birey yine kendi inancının sahibidir.

Devlet toplumu oluşturan bu çok çeşitli inanç sahiplerinin hepsine karşı eşit mesafede olmalı, herhangi bir ideolojiye sahip olmamalı, herhangi bir ideolojiyi dayatmamalı yani "laik" olmalıdır.

Bir de, bu konuda sıkışan ve cevap veremeyen Emre Kongar'ın bir yumurtlaması vardır: "Laik devletten yana olan birey laiktir." şeklinde.

Hayır efendim "Laik devletten yana olan birey laik" falan değildir. Laik devlet yapısını benimseyen bireyler, kendilerine herhangi bir ideolojik baskı yapılmasını önleyen bir üst siyasal sistemi benimsemiş olurlar. Bu "aha ben laik oldum" demek değildir. Bu, laikliği bir sistem olarak benimsemek demektir.

Bu kişiler inanç dünyalarında yine müslüman /ateist /agnostik/hristiyan' dırlar.

İşlerim çok yoğun, benden bu kadar.

Sayın Balbazar'a verdiğim linkleri siz de okuyun bir zahmet..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 15, 2006 07:44 PM

"Mutlak dinsiz sadece Tanrıdır." Nesnelliği tartışırken bile nesnel olamamak ilginç olmuş, hoş olmuş.

Bir birey olarak nefes alıyorsak, sorumluluklarımız da bununla beraber gelir (varoluşumuzun amacı vb. inançlarımızdan bağımsız olarak). Yani kamu görevi diye soyutladığınız sorumluluklarımız, yaşamımızın her alanında bizimle birliktedir.

10 yaşındaki çocukların yatılı okullarda gerek ödülle, hediyeyle, gerek cezayla, gerek yalanla beyinlerini yıkamak, onları kendi ailelerine yabancılaştırmak, bundan kitlesel çıkar sağlamak bu çocukların çocukluk hakkını ihlal etmektir. Ama bunu yapanın bu yaptığının ne denli ahlaksızca olduğunu görmesi olanaksızdır, çünkü kendi inancının mutlaklığına öyle içten inanmıştır ki kendini hiçbirşeye karşı savunma şansı bulunmayan bu çocuğun çocukluğunu suistimal ederken ona iyilik yaptığını düşünür. İşte bir birey olarak nesnel olamamak, nesnel olamadığı için de bireysel yetki ve sorumluluklarını ihlal etmek budur.

Hakem o kararı verdi ve takımım yenildi diye benim hakemem kızmaMamın takımıma olan inancımla ne alakası var? Ne güzel ifade etmişsiniz benim söylemeye çalıştığımı. Öyle ya, hakemi haklı buldun diye, takımına olan sevgine halel mi geldi?
Bu en temel insanlık gereğinin (empati, anlayış, saygı) farkına varamayıp kendi fanatizmlerine bahane bulmak için ansiklopediler deviren çok okumuşları görünce, insanları oldukları gibi kabul ediveren ilkokul görmemiş analara birkez daha içten saygı duyuyorum.

Tekrar söyleyeyim, kendiniz düşünürken ve davranırken inançlarınızın boyunduruğundan kurtulamıyor olabilirsiniz, o sizin kendi sorununuz. Ama kendi kusurunuzu affettirmek için başkalarını da bununla itham etmeye hakkınız yok.

Yazan: Balbazar Tarih: November 15, 2006 08:29 PM

Sayın Balbazar,

"Mutlak dinsiz sadece Tanrıdır." (S.Ö) Nesnelliği tartışırken bile nesnel olamamak ilginç olmuş, hoş olmuş."

Nesnelliği değil "inancı" tartışma bağlamında söyledim. Yani taraf olma babında. İkisi farklı şeyler. Bunu siz de söylediniz. Laflarımı bağlamından kopartmayın. Yukarıda bağlamı yazıyor.

Bir eğitim örneği vermişsiniz. Şüphesiz bahsettiğiniz yöntemlerin yanlışlığı konusunda size katılıyorum.

Peki aynısını başka bir ideolojinin, mesela sizin ideolojinizin yapmasına razı mısınız?

Kuvvet komutanlarından birisi hiç üzerine vazife olmamasına rağmen "çağdaş uygarlık düzeyine ulaşmak için pozitivizm yolundan gideceğiz. A.Comte şöyle şöyle dedi vs vs." diyor

A.Comte kim? İnsanlık dini diye din kuran sahte peygamber değil mi? Hani mabut olarak da kadını seçen? Ve en sonunda da perişan bir şekilde ölen?

İsterse sayın komutanımıza olsun; bana niye rehber oluyor Comte? Neden ben pozitivist oluyorum? Neden çocuğum pozitivist ilkelerde eğitim alıyor? Neden 19 yy da kalmış bu felsefe eğitim sistemine dayatılıyor?

Bugün tüm eğitim sistemi sayın Komutanın işaret ettiği prensiplerde değil mi? Çocukklsara tüm bunlar tek gerçek diye öğretimiyor mu? ne olacak şimdi 10 yaşında zihinleri yıkanan çocuklar?

Bu ideolojinin şerbetliliği nereden geliyor? Senin ideolojin iyi benim ki kaka mı? Hani ne oldu nesnellik? Addaya mı gitti?

Yoksa pozitivzmin doğruluğu haberimiz olmadan ispatlandı mı?

Madem ideoloji dayatımına karşısınız bu her türlü ideoloıjiye karşı olmalı değil mi?

Bakın beleş ders mahiyetinde bir yazı daha. Prof.Mümtaz'er Türköne'nin makalesinin bir kısmı:

http://zaman.com.tr/?hn=354695&bl=yorumlar&trh=20061001

Felsefî inançlarda eşitlik…

"Anayasa'mızın 10. maddesinin birinci fıkrası herkesi "…siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ayrımı gözetilmeksizin" kanun önünde eşit kılıyor. Son fıkrasında da "Devlet organları ve idarî makamları bütün işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar." diyerek, bu prensiple bağlı hale getiriyor. Bu prensibe uymak zorunda olan Kara Kuvvetleri komutanı, 25 Eylül'de yaptığı konuşmada, Türk devriminin rasyonalizm ve pozitivizme dayandığını iddia ederek bu "felsefî inançlar"ın savunmasını yapıyor. Bu felsefî inançla, millî eğitime ve ulusal kültüre eleştirel yaklaşımlar getiriyor. Ben bir bilim adamı olarak pozitivist veya rasyonalist değilim. Platon'un 25 asır önce kurduğu idealist felsefenin, hâlâ en güçlü felsefe olduğuna inanırım. Kuvvet Komutanı'mızın, konuşmasında "rasyonalist" olarak övdüğü Kant da gerçekte idealist bir filozoftur. Kant'ın Leibniz-Wolf rasyonalizminden hareketle idealist felsefeye nasıl ulaştığını bir askerin bilmemesi doğal. Doğal olmayan, tercih ettiği felsefî inancın ülke savunmasına nasıl zarar vereceğini görmemesidir.

19. yüzyılın ilkel pozitivizmini Kuantum fiziği yerle bir etti. Yerle bir edilen şeyler arasında "ilim ve fenni rehber edinmek" şeklinde ifade edilen kaba bilimcilik de vardı. Bu bilimcilik, Kuvvet Komutanı'mızın konuşmasında zikrettiği Auguste Comte tarafından alternatif bir dine dönüştürülmüştü. Comte, "Pozitivizmin İlmihali" adıyla bu dinin esaslarını bile belirlemişti. 'Beşeriyet Dini' adını verdiği bu dinin Tanrısı 35 yaşlarında bir kadın olacak, insanlar ona ibadet edecek, ruhban sınıfı da bilim adamlarından meydana gelecekti. Çocukların pozitivist dine göre eğitilmesi, Comte'un üzerinde durduğu en önemli konu idi. Görünene ve ampirik gözleme dayanan pozitivizm atomun mevcudiyetini bile inkâr etmişti. Bugün modern bilim, Kara Kuvvetleri Komutanı'mızın bilimden anladığından çok farklı bir yerde duruyor. Evrende henüz oluşum aşamasında olan sistemler var; geleneksel bilim sadece yerleşmiş sistemleri açıklıyor. Newton fiziğinin geçerliliği ise bilmemiz gerekenlerin ancak yarısına tekabül eden bu durağanlaşmış sistemler için geçerli. Elbette bizi, bu felsefî inancın ülke savunmasına tatbiki ilgilendiriyor.

Ben "ilim ve fenni rehber" edinmiyorum. Çünkü ilim ve fen bana, nasıl bir hayat yaşamam gerektiğini, ahlâken neyin doğru olup olmadığını göstermiyor. Benim vatanım kutsal; ama bu kudsiyetin bilimde yeri yok. Ben kutsal bildiğim değerler için, vatanım için, bağımsızlığım için, ailem için canımı veririm. Hiçbir "ilim ve fen" bana bu konuda rehberlik iddiasında bulunamaz. Ben "ilim ve fen"nin sunduğu bütün imkanları sonuna kadar kullanarak, ahlâkî ideallerimin rehberliğinde yaşamak istiyorum. Şehadet mertebesinin, vatanı kutsal bilmenin pozitivist felsefî inançta yeri olmadığını bildiğim için, Harp Okulu öğrencilerine, yani geleceğin subaylarına pozitivist felsefeyi telkin eden bir komutanın sevk ve idaresindeki orduya da endişe ile bakarım. Böylelikle felsefî inançlara eşit mesafede durmayan, kısaca Anayasa'nın 10. maddesini ihlal eden bir Kuvvet Komutanı, ülkemin savunmasını zaafa uğratır. Yukarıdaki hükmün doğruluğunu teyid etmiş oluyoruz: Bu Anayasa ihlali giderildiği takdirde ülkemizi Silahlı Kuvvetler değil Anayasa'mız korumuş olacak. Ortaya çıkan güvenlik zaafını da hukuk düzeltmiş olacak.

Daha vahimi, Kuvvet Komutanı, Anayasa'mızın vazettiği laiklik ilkesini çiğniyor. Yargıtay Başkanı'mızın Adlî Yılı açış konuşmasında belirttiği gibi, 10. madde laiklik prensibinin temel dayanağıdır. Bir dine mensup olmakla bir felsefî inancı benimsemek arasında devletin tarafsızlığı açısından bir fark yoktur. Nitekim pozitivist felsefe, din karşıtı, dinlerin alternatifi bir felsefedir. Dini reddedip, din karşıtı felsefeyi koruma altına alırsanız ortada laiklik diye bir prensip kalmaz. Bu yüzden Avrupa Birliği'nin geliştirdiği ortak laiklik tanımı şudur: "Laiklik: Devlet; din, felsefe ve politika konularında tarafsızdır." Anayasa'mızın 10. maddede zikrettiği de aynı tanımdır. Makul olanı da budur: Tanrı inancına dayanan dinlere sınırlamalar getirip, karşısında insan eseri olan din karşıtı felsefî ideolojik inançlara devlet katında ayrıcalık tanırsanız, laiklik prensibi uygulanamaz hale gelir. Tersine, dinî inanç sahipleri kendilerini din düşmanı düşüncelerin saldırıları karşısında korumasız bulacakları için savunmaya geçecekler ve laik düzen felsefeler ve dinler arasında çatışmaya sahne olacaktır.

Laiklik, devleti değil, toplumu din ve inanç çatışmalarından koruyan prensibin adıdır. Toplumu korumanın, toplumsal barışı sürdürmenin yolu ise devleti (böylelikle bütün kamu makamlarını) dinler ve inançlar konusunda tarafsız hale getirmek, kısaca laiklik prensibini devletin uyacağı en temel prensiplerden biri kılmaktır. Kara Kuvvetleri Komutanı, Anayasa'nın 10. maddesini ve evrensel olarak laiklik prensibini çiğnemektedir. Karşımıza çıkan daha vahim bir sonuç var: Kuvvet komutanlarının peş peşe konuşmaları ile birlikte "laikliğin korunması" adına tırmandırılan gerginlik, doğrudan laiklik prensibini tehlikeye sokmaktadır. Ben laik bir hukuk düzeninde yaşamak istiyorum. Görüyorum ki, laiklik prensibi aleni ve kasıtlı olarak dindarlar tarafından değil, pozitivist dünya görüşünü silahlı güç desteğinde topluma tek alternatif olarak sunmak isteyenler tarafından tehdit ediliyor."
Gayet açık ve anlaşılır değil mi?

Yine Mümtaz'er Hoca'nın başka bir yazısından:

http://www.zaman.com.tr/webapp-tr/yazar.do?yazino=453801

"Genelkurmay Başkanımız, "10 Kasım mesajı"nda, "Atatürkçü Düşünce Sistemi'ni anma ve anlama"dan bahsediyor ve "Laik düşünce sisteminin içi boşaltılmaya çalışılmaktadır." ikazında bulunuyor. Atatürk'ün fikirlerinden bir "Düşünce Sistemi" çıkartılabilir; hatta birbirine zıt farklı "Düşünce Sistemleri" çıkartılabilir. Nitekim çıkartılmaktadır. Ortaya bir sistem çıktığına göre, karşımızdaki felsefî bir düşünce olacaktır. Devlet katında felsefî düşünceyi savunmak, Anayasa'nın 10. maddesine göre suç teşkil etmektedir. Nitekim Anayasamız, "Atatürk Milliyetçiliği"ni, Başlangıç kısmında zikrederken, "Atatürkçü Düşünce Sistemi"nden bahsetmemektedir. "Laik Düşünce Sistemi" ise Laisizmi, yani bir felsefî ekolü ifade etmektedir. Bu felsefî düşünce, kavramın sahibi Fransızların bugün de kullandığı şekilde, din karşıtı bir toplum tasavvuruna sahiptir. Doğrudan Laisizm veya "Laik Düşünce Sistemi" anayasal-hukukî bir prensip olan laikliğin uygulanmasını da zorlaştırmaktadır. Devlet ve kamu gücünü kullananlar tarafından bu tür felsefî düşünceler savunulamaz. Laiklik kavramının tartışılmasına ve açık-seçik şekilde yeniden tanımlanmasına karşı çıkanlar, eğer felsefî bir görüşü savunuyorsa, Türkiye'nin yaşadığı sorun laiklik sorunu değil, totaliter bir ideolojinin devlet katında ne kadar kabul gördüğü sorunudur."
Var mı daha ötesi? İşte gerçek sorun bu.

Hiç kuşkunuz olmasın bu totoliter ideolojinin dayatımı bittiğinde ülkemiz çok daha güzel yerlere gelecektir.

Biz; yani -laikçiliği değil- laikliği savunan ve herhangi bir ideolojinin ne devlet yönetiminde ne de toplumu tepeden inme şekillendirilmede yöntemleriyle etkili olmamasını savunan biz; özgürlüğü ve demokrasiyi, insan haklarını, eşitliği savunan biz, fanatizmlerine bahane bulmaya çalışmış oluyoruz he mi?

Biz yukarıdaki paragrafta yzıklarımı savunanlar fanatik oluyoruz amma halkın seçtiği bir vekili meclisten atanlar, halkın %65 nin başı kapalı olduğu halde -ve tüm dünyada da serbest olduğu halde- üniversitelere bile kanunsuz bir şekilde başörtülü kızlarını almayanlar, askere alınacağı zaman eşi/annesi başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapmayıp, uzman çavuşluğa, subay/astsubaylığa alırken bu ayrımı yapanlar, şehit töreninde başörtülü-başörtüsüz ayrımı yapmayıp, Cumhuriyet balosunda, orduevinde aynı ayrımı yapanlar, 19.yy da kalmış ilkel pozitivizmi, ideolojik bir dayatma ile bize "tek gerçek, çağdaşlık" diye kakalamaya çalışanlar ve bütün bunları yaptıktan sonra bir de karşımıza geçip "özgürlükten, "demokrasiden", "laiklikten" ve "nesnellikten" bahsedenler çağdaş, özgürlükçü, demokrat ve laik oluyor he mi?

Evet evet, artık eminim, alnımızda "salak" yazıyor bizim..

Argümanlarla konuşacaksanız konuşalım; içi boş slogan dinlemek isteseydim cühelanın takıldığı forumlara giderdim..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 15, 2006 10:21 PM

laik birey olmak isteyen arkadaşlar tabiki böyle olmakta özgürdürler.demokrasilerde inandığı gibi yaşayabilmeli insanlar. müslüman , hristiyan ,yahudi ya da laik birey.

kimse inancını bir başkasına dayatamaz.akıl ve bilim bunu gerektiryor çünki.

Yazan: deniz Tarih: November 15, 2006 10:31 PM

Sayın Balbazar,

Nitekim, bireyi laik olamayacak ölçüde iradesiz bulanlarin...

Ne demek istediniz? Gordugum kadariyla Suat Bey birey için laik olmanın anlamsız oldugunu vurgulamaya calışıyor. Yani birey laikliği savunabilir ve "laiklikçi" olabilir. "Laiklik" tabiki devletin bir niteliği. Bir nitelik -aynı anlamda kaldığı sürece- hem devletin hem bireyin niteliği olmaz. Nitekim devletin yonetim biçimi cumhuriyettir ve bireyler de cumhuriyetçidir. Ne bireyde cumhuriyet olabilir, ne de devlet cumhuriyetçi olabilir. Bunun irade za'fıyla bir ilgisi olmasa gerek.

Görünen o ki, bu arkadaşlar, olayları değerlendirip tavır alırken kendi inançlarının boyunduruğundan kurtulamadıkları için, başkalarının da aynı şekilde davrandığını, davranacağını varsayıyorlar.

Kimse -sizin ifadenizle- 'inancının boyundurugundan kurtulamaz'. Bu, insan olmanın getirdiği bir şey, zavallılık değil. Ne olduğumuzu bildiğimizde bunu da biliyoruz. Mutlak nesnellik -Suat Bey'in de belirttiği gibi- tanrısal bir özellik. O halde göreli bir nesnellik mümkün. Biraz daha geniş bir çerçeveden bakabilmek diğer bir ifadeyle. Peki kimin, hangi inancın çerçevesi daha geniş? Bunu ölçmenin bir yolu yok. Kendi bakış açımızın daha geniş olduğunu düşünürüz doğal olarak. Ne var ki bunu 'ispatlayamayız'.

Isin özü su: tarafsiz ve nesnel sözcükleri ayni anlama gelmez. Elbette, her konuda, o ya da bu sekilde tarafsinizdir, olmalisiniz da. Ve lakin, nesnel olmak tarafsiz olmayi gerektirmez, tarafinizdan bagimsiz düsünebilmeyi, tavir alabilmeyi gerektirir. Kendi kendine karsi dürüst olmayi gerektirir yani.

Burada "taraf olma"yı farklı bir anlamda kullanmışsınız. Sözkonusu olan duygusal değil, düşünsel bir taraflılık. Ve bu ikincisi öyle iradi bir şey de değil. Bulunduğunuz sfer, konum getiriyor bunu. Dünyaya/olaylara baktığınız yer, taraf. Burada bağimsızlık diye bir şey yok. Bir materyalistin materyalizmden bağımsız bir düşüncesi/bakışı olabilir mi? Tabi ki olamaz.

Tanrısal düzeyde olmasa bile bağımsız olabileceğimiz tek bir alan var : Mantık/Matematik. Doğa bilimleri de ancak bu yönleri itibariyle nesnel olabilir. Tarafsızlığı bu anlamıyla aldığımızda "nesnellik" ile hemen hemen aynı şeydir. Nitekim devletin laikliği de bu düzlemde kalmayı becerebilseydi sorun yaşamazdık. Ama kalkıp da inanca dayali uygulamaları "laikliğin gereği" diye sunmak kurnazca bir yanıltmadır. İnsanların sorgulama düzeyleri düşük olduğu sürece amaca hizmet eder.

Laiklik, tarafsiz olmak degil, nesnel olmaktir. Tarafiniz ve inanciniz ne olursa olsun nesnel olabilmek de, gerçekten adam olmayi gerektirir.

Burada taraf ve inanç derken gerçekten de verdiğiniz örneğe uygun olarak "takım taraftarlığı" gibi bir şeyden söz ediyorsunuz. Oysa benim gördüğüm kadarıyla burada konu o değil. Dünyayı "dünya görüşünüz"ün dışından göremezsiniz. Bunu başardığınız anda zaten dünya görüşünüz değişmiş demektir. Mantığın özdeşlik ilkesinin bir gereği bu. Tabi dünya görüşünüz içinde bir takım alt inançlarınız, alt görüşleriniz filan olur. Bunlardan bir ölçüde bağımsız olunabilir. Bunlar bir kenara konup düşünülebilir, konuşulabilir, yazılabilir, yaşanabilir. Ne var ki ana çerçevenin dışına ancak o çerçeveyi değiştirdiğinizde çıkabilirsiniz.

Laiklik de öyle sanıldığı gibi "tam nesnellik" filan değil. Sonuçta kamusal alan yalnızca matematik, fizik ve kimya ile düzenlenemez. Hukuk ister istemez toplumun dünya görüşünden etkilenir. Onu belli ölçüde hesaba katmak zorunda kalır. Şayet belli bir denge gözetilmeyip herşey belli bir zümrenin dünya görüşüne/inancına/yaşam biçimine göre düzenlenip sonra da "bu laikliğin gereğidir" denirse bunun adı herhalde "adamlık" değildir.

Yazdıklarınızı yanlış anlamış olma ihtimalim de var tabi ki.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni


Yazan: cengiz cebi Tarih: November 16, 2006 02:04 AM

Bir hayli 'Laik birey olabilir mi ' tartışmaları görüyorum. Arkadaşlar inanamıyorum ama laik birey tabiki de olur . Örnek mi , kendi adıma ben kişi olarak laik düşünen birisiyim. Siz dini anlamda nesnel kalmaya nereden gelirseniz gelin , ister inançlı olun ister olmayın , bu sizin nesnel olamayacağınız anlamına gelmez. Ne yani bir müslüman bu durumda asla nesnel olamayacak mı ? Tabiki de olabilir.
En özünde şunu kaçırıyorsunuz anladığım kadarı ile : Laiklik herşeyden önce dünya işleri ile dini birbirinden ayırmaktır. Örneğin bir insan gündelik yaşamını gündelik yaşamın gereğine göre mantıksallık içerisinde düzenlemeli . Dinin yeri ayrı.
Dünya işlerinin içerisine dini karıştırırsan kocan ile aran açıldığında bunu çözmek için akp hükümetinin aile hekiminin tavsiye ettiği gibi büyü yapmakla uğraşırsın. Ya da ülkenin müşteşar yardımcıları ve de başbakanı rüyaları işleme sokarlar. İşte burada dünya işi ile dini karıştırırsan herşeyi geçin bir kere en başta yüzyıllar geriye gidersiniz.
Üstelik Balbazar a cevap verirken suat öztürk çok ilginç atıflarda bulunuyor . Diyor ki :
Her inanç/ideoloji -bir isim altında toplanmaya çalışılırsa- bir "din"dir. Mutlak dinsizlik diye birşey yoktur. Çünkü herkes hayata pencerelerden bakar. Mutlak dinsiz sadece Tanrıdır.
Pardon ya dinsizlik her zaman bir din değildir. Çünkü her dinsizlik direkt bir inanç şekli değildir. Örneğin öyle dinsizler vardır ki bunlar sadece cevaplarını bilmedikleri şey hakkında yargıya varmıyorlar. Örneğin onlara göre Tanrı var ya da yok. Bunu kimse bilmiyor , onlarda bilmediklerini ve bu konuda bir inanca sahip olmadıklarını söylüyor. Yani biraz tanrısal bir mertepe yapmışsın ama haberin olsun tanrı gibi mutlak dinsizler var bu dünyada. Üstelik buradan hareketle onu nesnel ilan edip hakmelik rolü ile bağdaştırmak çok komik kalıyor. Bir hakem nesnel olmalıdır , evet doğru ama hakem sadece hakemlik vazifesi dahilinde nesnel olucak , onun dışında gayetin nesnel olmayabilir. Üstelik şunu da belirteyim hakem herşeyden önce doğruyu bilecek , doğruyu bulması gerektiğini kanıksayacak. Bahsettiğin ve hakem ilan ettiğin tanrı en önce kimin iyi kimin kötü olduğunu iyiyi ve de kötüyü idrak ederek sağlayacak. Daha neyin iyi neyin kötü olduğu belli değilken siz nesnelliğe kadar yolu kat etmişsiniz.
Başa gelecek olursak laiklik gayetin de bireysel seviyede yaşanabilecek bir olgudur. En azından kendi adıma şunu gayet rahat söyleyebilirim ki ben laik bir bireyim ve de burada hiçbir çelişki göremiyorum. Üstüne bir de benim gibi düşünenleri kakalanmış ilan etmişsiniz , eh bu durumda haklı olarak mustafa akyola bana uyguladığı sansürleri neden şimdi uygulamadığını sormak kalıyor , tamam site sizin de en başına şunu da bari belirtin : ' Site benim , bu yetmez , ayrıca babamın bostanı gibi de paşa gönlümce idare ederim ' deyin de biz de makul olduğunuzu anlayabilelim.

Yazan: beagle Tarih: November 16, 2006 04:13 AM

kişi eğer peygamber değilse, laiktir.(knz)..

Buna göre aramızda peygamber bulunmadığına göre "herkes laiktir" anlamını çıkar...
Herkes laik olduğunu göre de, Sezer'in "laiklik adam olmaktır" sözünün saçma bir söz olduğu, knz vecizesiyle ortaya çıkmış oluyor (Tarık T)

Sadece dindarlar arasında değil,diğerleri arsında da yeryüzüde peygambermiş gibi dolanan çok kişi var. Başkan Bush gibi lafı dolandırmadan Tanrı benle konuştu diyen bile var(bize ne halbuki), MESELA Kişinin rüyasında peygamber görmesinin başkalarına hiç bir anlam ifade etmemesi lazım ama; bir bakıyorsun resmi yazıya geçiyor.
SİSTEM İLE BİREYİ AYIRAMAZSINIZ.
Sistem bireylerden oluşur. Yaşamın pratiği bireylerden başlar. Laik olmayan bireylerden laik sistem oluşmaz. Baksanıza peygemberi rüyasına gören adamın işlemi resmi yazıya geçmesi hata değildir.

BU sistem "ham" bireylerden oluşmuş.

Kişiler inançlarından hiçbir zaman sıyrılamaz. suat bey demiş

laiklik dinsizlik değil derler durular ya bunu bir tarafa bırakalım,

peki suat bey, sistemi oluşturan bireyler inaçlarından sıyrılırlar mı ? yukarda dediğim gibi, yapamaz. yapamıyor. o zaman sistemin laikliğinde söz edemezsiniz. çünkü siteme mikroskopla bakınca bireyler görüyoruz.

asıl bu ikilik. Bu ikilemi nasıl aşacağınız sizin sorunuz. bana sorarsanız; Kişinin inançlarda olgunlaşması diyorum ben. şu anda bakınca, fena halde görgüsüzlüğü ile sırıtan inaçların da artık vucüt bulma-ma-sı anlamına geliyor. birey laik olursa inançlarına filre olur.

Bir kişi dinsiz de olsa ateistte olsa, müslüman da olsa "laik" değildir. Çünkü onun bireysel olarak yaşama baktığı bir penceresi vardır. Bu pencere müslüman için İslam, ateist için materyalizm, kuşkucu için agnostisizmdir. Dolayısı ile kişilerin tümü "taraf"tır.

böyle bir taraftarlık ihtiyacı neden oluyor ? bireysel olarak baktığınız pencrede herkese eşit
uzaklıkta olmak, zor ama olgunlaşmayı gerketiren bir süreç. Birçok sahte peygember istismarcılarına prim vermemek anlamına da geliyor bu. Halbuki bir iş doğru ise ordasınız.ırk, dil, din ayrımı göztemeksizin ordasınız.,o zaman laik birey olmakla bir sorunuz olmaz. KURAN'da şunu diyen insanlara benzersiniz.

biz zaten müslüman-dık-
adam daha cahiliye devrinde, hatta peygamberin tebliğinden evvel bunu diyebiliyor., HANİ, değil peygember taklidine, peygamberin kendisine bile aman aman demiyor.
hani siz zaten müslümansanız sorun ne ?

laiklik koşulsuzluktur.
tıpkı enkazdan yaralı kurtarırken koşulsuz olduğunuz gibi.. ( mecaz olarak da alabilirsiniz)

Diyanet şu din işinden elini çeksin, cami cemaatleri imamlarını kendileri seçsin, kuran kurslarını kendileri oluştursun" dendiğinde birileri al görmüş boğaya dönüyorsa;

bir de yaşamın pratiği var. ALmanya da diyanet yoktu, camilerde cinayetler işlendi.,paylaşım savaşları oldu. halifeler çıktı. Milletin parası sövüşlendi, dolandırcılar ortalığa döküldü.

Burada bile öyle. akrabam yaşlı kadını kandırmışlar. Biz seni hacca gizlice götürüz, orda götürdüğümüz yerden 3 ay dışarı çıkmazsın, hac zamanı bir seni çıkartırız demişler. Yaşlı kadın kanmış, parasını kapmışlar. diyanet olmasa ortalık kurnazdan geçilmeyecek.

nasıl tüketici koruma kanunu var, diyanette öyle bişey olmalı.,tüketici koruma kanunu da aslında tam liberalizme uymuyor ama yaşamın pratiği.
zorunluluk. yoksa bize kiremit tozunu kırmızı biber diye yutururlar.

burda yaşamın pratiğ içindeki demokrasi mücadelesi başka birşey,.

Yazan: knz Tarih: November 16, 2006 07:34 AM

Değerli yorumcular, Pozitifizm ve bilimsel gerçek
lik 'dini' yanlıları; ki ülkemizde bunlara çılgın
Türkler deniyor, sınır tanımaz bir şaşkınlık ve
öfke içindeler. Halk çocukları, Marmaray, hızlı
Tren projelerini hayata geçirirken onlar hala
onuncu yıl marşını terennüm etmekle meşgul. Haksız
lık etmeyelim hiçbirşey yapmıyor da değiller. YÖK
işleri başkanlığına mensup bir Prof'un 'Çılgın'
önerisi ile ortalık yıkılıyor. 9 Eylül üniversite
si,Deniz bilimleri ve teknolojisi Enistütüsü,Deniz
bilimleri Anabilim dalı başkanı, Prof. Dr. Atilla
Uğur beyefendi İstanbul depremini tetiklemek için
nükleer patlama önerdiğini ve bunun Ecevit merhum
başkanlığındaki bakanlar kurulunda tartışıldığını,
maddi yıkımın çok olacağı ve vatandaşın tazminat davaları ile yüksek miktarda alacak elde edeceği
ve bununda mali bir yıkıma yol açacağı için reddine karar verildiğini anlatıyor. Şaka mı bu.
Bu çılgınlığı yapmak için bu kadar bilimsel ünvan mı gerekiyor. Bir balıkçı reisine sorsalar, adam
demez mi siz çıldırdınız mı? Bu bombayı kim atacak
İran mı, Kuzey Kore mi? İsrail mi? Bunlardan hangi
si şu bombayı İstanbulun tepesine çakalım olsun bitsin der acaba? Rusyamı, Çinmi, Yoksa Stratejik
ortak ABD mi? Yoksa bütün tarikatlar İstanbulda
İstanbulun silueti her daim İslamı çağrıştırıyor,
bu görüntüdende kurtuluveririz diyen Çılgınların
bilmediğimiz Gizli nükleer silahlarıda mı var?
Bu kadarıda olmaz artık, bu bilimsel pozitifizt
çılgınlık akıllara zarar bir haset içinde, YÖK iş-
leri başkanlığı kaldırılsada Pozitifist dindarlar
özerk olsalar nedersiniz?

Yazan: levent Tarih: November 16, 2006 09:49 AM

...'Sistem bireylerden oluşur. Yaşamın pratiği bireylerden başlar. Laik olmayan bireylerden laik sistem oluşmaz..knz'

bu yorumu görünce şöyle gayri ihtiyari(ooooo.bu ne?)
dedim.

bunlar nedir böyle arkadaşlar?gerçeklerden iyice koptunuz artık.yapmayın böyle.ayaklarınızı yere basın.kendinize gelin.rica ediyorum.yok böyle bir sistem.bir komünizm vardı oda çöktü.bu arkadaşlar komünist mi yoksa?bize laiklik diye yutturuyorlar.
şüphelenmeye başladım.

sevgiler.

Yazan: deniz Tarih: November 16, 2006 01:00 PM

Denız Hanım, Levent Bey, Muhammed Alı Bey kardeslerım,

Allah razı olsun bu mekana taze kan ınfusıon'u ıcın! Sagolsun bu meakanın eskılerınden Suat Bey kardesım dılınde tuy bıtmesıne ragmen bazı lumpen yobazlara temel kavramları anlatma yılmadan devam edıyor, sız onu yalnız bırakmayın.

Kucuk bır tavsıye : Gerek bu sıtede gerek komsu bloglarda kucuk bır gezıntı yaparsanız muhataplarınızın kapsıtesını olcmek ve zıhınlerınızı ekonomıze etmek ımkanı edınırsınız.


Ben bır suredır ozel ve genel muhtelıf sebeplerle blogıstandan uzak kaldım. Yakında ınsha-Allah daha aktıf olarak katılırım sızlere. Bu dıyardan gıdemeyecegımıze gore bu deve gudulecek! Allah hepınıze sabır, zıhın acıklıgı versın.

Selam, saygı ve muhabbetle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: November 16, 2006 08:24 PM

SİSTEM İLE BİREYİ AYIRAMAZSINIZ.
Sistem bireylerden oluşur. Yaşamın pratiği bireylerden başlar. Laik olmayan bireylerden laik sistem oluşmaz. Baksanıza peygemberi rüyasına gören adamın işlemi resmi yazıya geçmesi hata değildir.

BU sistem "ham" bireylerden oluşmuş

bence sosyolojik olarak çok yalnış.bir şeyi bir yerlere sıkıştırmak o kadar zor olmamış heralde..
sistem direk bireye indirgenemez.bundan 250 yıl sonra belki.çünkü çözülüyoruz.bireyler bölümleri(isteyen istediği gibi anlayabilir) bölümler sistemi.. normalde olması gereken sistem bu bölümlerin sentezi(diyalektik)..
düşünüyorum da osmanlı bize göre daha iyi ve hakiki laikti.tamam yönetim şimdikilere göre teokratikti.bazı uygulamarıda buna göre şekillendi.ama şu bizim laikçilerin bi türlü başaramadığı eşitliği adaleti insanları birbirinden ayırmamayı..(şimdi bazıları gayri müslimden haraç alındı der)
ve yorumların arasındaki bir düşünce süregelen tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı bence.laik olanın şahıs değil devlet olması gerektiği....
saygılar

Yazan: zencir Tarih: November 16, 2006 09:23 PM

Bu ezberin başlangıç noktası şöyle duurm olmalı.

Gözümüzde canlandırma yapalım. Bir vali kadın eli sıkmamaktadır. Bu fark edilince kıyamet kopar. valin cinsel ayrımcılık yaptığı söylenir.
yakışır mı denir vs.,

şimdi sizin ezberin ne dediği belli değil.

kişi laik olmaz, sistem laiktir diyorsunuz ya,
Ben de Denize uzun bir ooo çekerek diyorum ki;
siz şunu da demiş olablirsiniz,

o halde kişi sisteme dahil olduğunda laik olmalı, yani kadın elini sıkmalı., sonra özel hayatında ne yaparsa yapsın., ona karışılmaz.

burada biraz tutarlılk var. yani sistemin laikliğini korumuş oluyorsunuz.

kişi kadın eli sıkmıyorsa iki durum var;
ya avli olmayacak veya oluyrsa görev sırıasında kadın eli sıkmama gibi bir tercihi kullanamayacak.

yani siz sistemin laikliğini savunuken bunu diyorsunuz, dediğinizden bu anlaşılıyor ama kimse sizin bunu dediğnize inanmıyor.

madem öyle laikçi kardeşlerinizle niye kavga ettiğinizi anlamıyorum., demek ki innamayanlar haklı mı ne ?

tabi işin gerçeği, siz kişi laik olmaz derken ne dediğinizi, nereye kadar olmaz dediğinizi, sınırlıklarını bilmiyor veye bilmezden geliyorsunuz. bir takım insanlara güven vermiyorsunuz. Takiye diye bir kavramla özdeşleştiriliyorsunuz.

siz kişi laik olmaz dedikçe o da diyor ki, o da iyi cemellettin kaplan davranışlarında birini vali yapalım,. yok yani devenin nalı diyor., bunlar buraya kadar götürecek bu işi, ufak ufak geliyorlar ciyaak diyorlar.

ne diyebilirim ki; size iyi seyirler ,bir türlü sisitemi oturtamazsınız böyle., son geçmiş 300 yıla bir 300 yıl daha katarsınız., iyi didişmiler .

Evet ben 250 yıl ötesine ait bişey demiş oluyormuşum., aman tanrım ne karamsarlık !


Yazan: knz Tarih: November 17, 2006 07:03 AM

SN.Knz sizde derin korkular var.Cemalettin Kaplandan
falan bahsedip bu fobinizi daha da güçlendiriyorsunuz.laik sistemde kimse birbaşkasının inancı ve ya inaçsızlığından dolayı kendini tedirgin hissetmemelidir.laiklik sizin korkunuzu güvence altına alacağı gibi benim korkularımında teminatı olmalıdır.

ben devlet memuru değilim.sıradan bir üni.öğrencisiyim.ben bugün okulda türban veya başörtüsü görünümünde olmasın diye saçlarımı bandanayla kapatmama ve boğazlı kazaklarla yazın dahi boğuluyor olmama rağmen ben okula girdiğimde peşime güvenlik takılıyorsa burdaki keyfi tutuma karşı beni kim koruyacak?artık olay peruk ve aksesuarlara kadar indi.batı üni.lerinde bu durum yok.laik Fransada da yok.

bana hayali korkular üretmeyin.ben bu kabusun içinden konuşuyorum size ve soruyorum bu nasıl laik,demokratik ülke diye??????????????????

şimdi el sıkma meselsine gelelim.el sıkmakla kişi ne laik olur ne de dinden çıkar.kavram kargaşaları bunlar.

el sıkmanın dindeki yeri ile ilgili görüşlerimi daha önce yazmıştım.okumadınız sanıyorum.aynısını tekrar kopyalıyorum.vaktim sınırlı yeni şeyler şu anda söyleyemiyorum.

lütfen daha rahat olun.bakın ben herşeye rağmen rahatım.
--------------------------------------------------

Taha Akyol Bey bugünki makalesinde geleneksel kadının sosyalleşmesi başlığında önemli gördüğüm bir mevzuya değinmiş.kadın ve erkeğin tokalaşması mevzusu.bu gerçekten çok abartılan bir husus.insanların adeta takvalarının bir ölçüsü olarak görülüyor.aşağıdaki alıntı Taha Beyin makalesinden.


(Hayreddin Karaman gibi saygın din âlimlerinden oluşan bir kurulun yazdığı ve Diyanet Vakfı'nın yayımladığı "İlmihal" kitabı, "Kadın ve erkeğin tokalaşmasını yasaklayan bir ayet olmadığı gibi, Hz. Peygamber'in bu yönde bir sözü de yoktur..." diyor!)

bu konuda bazı hadisler kullanılıyor.acizane ben bu konuya değinmek isterim.


ilk etapta zahirine bakıldığında günümüz mantığına göre problemli duran bir hadis ,aslında gerçekten problemli midir?hz.peygamberin hadislerinde mecaz anlatımlar çoktur.mecaz bir ifadenin arkasındaki anlamın zahirinden farklı olduğunu biz kendi dilimizden de kıyaslayıp anlayabiliriz.

kadın ve erkeğin tokalaşmasının haram olmasına dair delil gösterilen bir rivayet vardır.ben bu konuda Yusuf-el Kardavi hocanın görüşlerini aktaracağım.günümüz ilim dünyasının parlayan en güçlü yıldızlarından biri olarak görüyorum kendisini.
bu girişten sonra konuya geçmek gerekirse mevzumuza bahis olan hadis Taberani de geçer.
Enes(ra)dan rivayet edilen hadiste Nebi(as) şöyle buyurur:
--'Birinizin,demirden bir iğne ile dürtüklenmesi kendisine helal olmayan bir kadına dokunmasından daha hayırlıdır--

Elbani kendi (sahihul-camiussagir) isimli kitabında bu hadisin hasen olduğunu söyler.

(usulde sahih hadis şöyle tarif edilir;adalet ve zabt sahibi ravilerin muttasıl senedle rivayet ettikleri şazz ve muallel olmayan hadistir,denir.

yani;takvaya titizlikle dikkat eden,basit gibi görünen ahlaki zaafları bile olmayan yada bunlarda ısrarcı olmayan hafızası çok güçlü kişilerin ki (bunlar peygamberin sahabisi ve onları takip eden ilk nesiller oluyor) sened zincirinde hiçbir kopukluk olmadan ve zincirdeki her ravininde aynı özellikleri taşıdığı ve aynı şartlarda güvenilir başka ravilerin rivayetlerine ters düşmeyen ve ancak uzmanlarının anlayabileceği çok küçük kusurları bile içermeyen hadis,demektir.

hasen ile sahih hadis arasındaki fark ise
ravinin zabt yeteneğinin yani hafızasının sahih hadisteki ravininki kadar mükemmel olmamasından kaynaklanır.hadis alimleri bu işi o kadar ince elemişlerki hafızasında hafif bir eksiklik olsa onu hemen eleştirmişlerdir.bütün bu çabaların gayesi metni koruma altına almaya yöneliktir.yani sened tenkidi aynı zamanda metin tenkidinide büyük ölçüde kapsamaktadır diyerek bu faslı kapatıyorum)

Kardavi burada bu hadisin kadınla erkeğin tokalaşmasının haramlığına bir delil olarak görmez.çünki Kuranda ve hadislerde geçen dokunma yani (mess )kelimesi derinin deriye dokunması demek değildir.

Kuran tercümanı olarak bilinen ibn Abbas şöyle der:Kuranda'ki el-mess,el-lems ve el-mülamese (dokunma) ifadeleri cinsi birleşmeden kinayedir der.yani cinsi birleşme kastedilir.çünki Allah haya sahibidir ve dilediğini dilediği şeyle kinaye eder.

arkasından fitne çıkmasından korkulmayan,yolculuktan dönüş,tebrik yada hastaya moral verme gibi sebeplerle ihtiyaç halleri söz konusu olduğunda yapılan tokalaşmanın hadiste ifade edilen şeyle alakası yoktur.

bunu destekleyen bir delilde hem imam Ahmedin müsnedinde hemde buharide geçen bir rivayettir.

Enes (ra) dan şöyle bir haber nakledilir.Enes der ki;--Medine cariyelerinden bir cariye de olsa ,Resulullahın elinden tutar ve O'da cariye O'nu istediği yere götürünceye kadar cariyenin elini bırakmazdı--

hadis,Nebi(as)ın bir cariye karşısında bile tevazusu,edebi ve inceliğinin ne denli olduğuna delalet etmektedir.hz.Peygamber(as) elini cariyenin elinden çekmek suretiyle onu kovmayı yada duygularını yaralamayı istememekte aksine çarşıda ihtiyacı görülünceye kadar onunla yürümektedir.

Buhari'deki bu hadisi İbn Hacer şöyle şerh eder

-elden tutmaktan maksat incelik ve yumuşaklıktır.Hadis erkeği değilde kadını ,hür kadını değilde cariyeyi,cariyeler şeklinde genelleme ile de herhangi bir cariyeyi,istediği yere sözüyle de herhangi bir yeri ifade ettiğinden tevazu hakkında bir takım mübalağa çeşitlerini kapsamaktadır.elden tutma ifadesi ise ,tasarrufu tamemen cariyeye verdiğine bir işarettir.öyle ki onun ihtiyacı şayet medine dışında olsa ve O'ndan bu ihtiyacı için kendisine yardım etmesini istese ,mutlaka buna da yardım ederdi.

Bu da Nebi(as)ın fazlaca mütevazi olduğuna ve kibrin bütün çeşitlerinden uzak olduğuna bir delildir.----ibn Hacer,Fethul Bari adlı eserinde konuyu böyle açıklar.

Yusuf Kardavi hocanın şerhin bütününü kabul etmekle birlikte bir itirazı var.İbn Hacerin elden tutmayı zahiri anlamından çıkarıp incelik ve yumuşaklığa yorması kabul edilemez der.burada her ikiside kastedilmektedir.'Cariye O'nu dilediği yere götürünceye dek elini onun elinden çekip almaz'ifadesi açıkça mutlaka zahirin murad edildiğini gösterir.diğer yorum ise oldukça zorlama ve