« October 2006 | Ana Sayfa | December 2006 »
November 28, 2006
Ayasofya’nın Geleceği ve TV’de Papa Tartışması
Haziran 2006’da Ayasofya Cami/Kilise Olmalı başlıklı bir yazı yazmış ve bunun üzerine “Yunan uşaklığı” ve “vatan hainliği” gibi suçlamalar içeren bazı ters tepkiler almıştım. Bugün, vatanseverliğinden pek kimsenin kuşkulanacağını sanmadığım Sayın Hasan Celal Güzel de aynı teklifi getirerek şöyle yazmış:
Ayasofya, İslâmın en önemli mâbetlerinden biridir. Gönlümüz hiç şüphesiz onun câmi olmasından yanadır. Ancak, görünen odur ki, Hıristiyan âlemi de ona büyük bir kutsiyet atfetmektedir. Ayasofya'nın iki kurucusundan birisi Justinianus ise, diğeri de onu harap hâlinden kurtararak ikinci defa inşa eden Fatih Sultan Mehmed Han'dır. Bu konuda teklifimiz, Ayasofya'nın hem cami, hem kilise olarak ibadete açılması, hem de müze olarak ziyaret edilebilmesidir. Bunun modern teknolojinin imkânlarıyla (Meselâ, otomatik açılıp kapanan perdelerle) yapılabileceğini düşünüyoruz. Bu bir proje olarak gerçekleştirilebilirse, dinler arası yakınlaşmaya da medar olabilecektir.
Belki bu konunun da gündeme geleceği, asıl olarak da Papa’nın Türkiye ziyaretinin tartışılacağı bir televizyon programına bu akşam konuk olacağım: CNNTürk’te yayınlanan, gazeteci Ahmet Hakan Coşkun’un yönettiği “Tarafsız Bölge”ye. Dileyenler saat 21.30’dan itibaren izleyebilir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:25 PM | Yorumlar (33)
November 27, 2006
Papa, İyilikle Karşılanmalı
[27 Kasım 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Katolik dünyasının lideri Papa XVI. Benedict yarın Türkiye’ye geliyor. Yanında da dev bir gazeteci ordusunu ve dünya kamuoyunun dikkatini sürüklüyor ülkemize. Boşuna değil: İslam hakkında sarf ettiği sözler nedeniyle dünya Müslümanlarının tepkisini çeken Papa, ilk kez bir Müslüman ülkeye ayak basmış olacak. Herkes, “Müslümanlar, kendilerini kızdırmış olan Papa’ya nasıl davranacak” diye bekliyor.
Bazı Müslümanlar, özellikle de kendilerini “Bozkurtlar” olarak tanımlayan “milliyetçi Müslüman”lar, Papa’yı pek sıcak karşılamaya niyetli olmadıklarını geçtiğimiz günlerde gösterdiler. Ayasofya’yı basıp, “Papa, sabrımızı taşırma!” diye slogan attılar. Saadet Partisi de “cahil ve sinsi Papa gelmesin” kampanyası başlattı.
Oysa Papa’ya — ve bir başka Hıristiyan lidere — karşı takınılması gereken “doğru İslami tavır” bu mu? Aslında sadece Papa’nın İslam hakındaki sözlerine değil, genel olarak Batı’dan İslam’a gelen eleştiri, suçlama ve hatta hakaretlere karşı nasıl tepki vermek gerek, bunu bir düşünmek lazım.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:20 AM | Yorumlar (21)
November 26, 2006
Fikri Hür Gençlerden Atilla Yayla'ya Destek

Bu Pazar sabahı İstanbul Sirkeci’deki Büyük Postane önünde ilginç bir gösteri vardı: Liberal Hareket üyesi bir grup genç, Kemalizm hakkındaki eleştirel sözleri nedeniyle basının ve “üniversite”nin hışmına uğrayan Prof. Atilla Yayla’ya destek vermek için bir araya geldi. Yüzlerine Atilla Yayla’nın ağzı bantlı maskelerini tutan ve ona yapılan baskıları kınayan bir basın bildirisi okuyan grup, daha sonra da, Prof. Yayla’nın derslerini askıya alan Gazi Üniversitesi rektörü Prof. Kadri Yamaç’a bir kutu dolusu siyah bant postaladı. “Bundan sonra susturmak istediği öğretim üyelerine karşı kullanabilsin” diye, kolaylık olarak…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:47 PM | Yorumlar (32)
Kürdofobik Dış Politikanın Türkiye’ye Zararı
Türkiye’deki bazı resmi ve “sivil” çevrelerin Irak’a bakışındaki “Kürdofobi”nin çok zararlı olduğunu daha önceki çeşitli yazılarımda belirtmiştim. Dış politika uzmanı, siyaset bilimci Soli Özel de Sabah’taki “Kendini Aldatmak” başlıklı yazısında aynı gerçeğe dikkat çekmiş. Türkmenler meselesinin yanlış anlaşıldığını ve çarpıtıldığını, Irak Cumhurbaşkanı Talabani’ye ısrarla randevu vermeyen Cumhurbaşkanı Sezer’in de Türkiye diplomasini devre dışı bıraktığını vurgulamış. Özel’in bu yorumuna ayen katılıyorum:
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:32 PM | Yorumlar (33)
November 24, 2006
‘En Güvenilir Kurum’a Güvenememe Sorunu
[25 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Milli Güvenlik Kurulu (MGK) Eski Genel Sekreteri Emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, Aktüel dergisinin kendisiyle yaptığı söyleşide “Türkiye için demokrasi lüks” demiş ve sonra da şu yorumu getirmiş:
Siyasi partileri idare edenler, başbakanlar, hükümet olanlar hep birazcık ulusal çıkarları da kollarlar ama kendi geleceklerini, kendi partilerinin menfaatini zaman zaman biraz daha ön planda tuttukları görülmüştür. Onun için Silahlı Kuvvetler'in zaman zaman ulusal çıkarlar aleyhine tecelli eden bazı tutumlar dolayısıyla, gericiliğe veya çağdaşlaşma konusunda sıkıntıları olan yönetimlere karşı tutumu, her zaman bir yerde siyasete karışma sonucunu doğurur."
Bunu okuyunca ister istemez akla iki soru geliyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:09 AM | Yorumlar (45)
November 22, 2006
TESEV: Laiklik Tehdit Altında Değil
[22 Kasım 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Kısaca TESEV diye anılan Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı, “Değişen Türkiye’de Din, Toplum ve Siyaset” başlıklı yeni kamuoyu araştırmasını açıkladı. Sabancı Üniversitesi’nden Profesör Ali Çarkoğlu ile Boğaziçi Üniversitesi’nden Profesör Binnaz Toprak’ın yönetiminde, ülke genelinde 1492 kişiyle yüzyüze görüşme yapılarak hazırlanan araştırma, Türkiye’nin hararetli tartışmalarının odak noktası olan konulara dair önemli veriler sunuyor.
TESEV’in araştırması, Türkiye’deki “irtica” endişesinin çok da gerçekçi olmadığına işaret ediyor. Araştırmaya göre Türkiye’de dindarlık gerçekten de yükselişte; ama bir taraftan da liberalleşiyor ve modernize oluyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:39 AM | Yorumlar (30)
November 21, 2006
Atilla Yayla ve Cadı Avı
Gazi Üniversitesi öğretim üyesi ve Liberal Düşünce Topluluğu başkanı Prof. Atilla Yayla’nın İzmir’de yaptığı bir konuşmada Kemalizm’i “gericilik” olarak tanımlaması ve Atatürk heykel ve resimlerinin çokluğunun garipliğinden söz ederken “Avrupalılar sorarlar bu adamın resimleri niye her yerde” demesi, Türkiye’de infial yarattı. Yerel bir gazete Yayla’yı “hain” diye manşetine taşıdı, Gazi Üniversitesi rektörü ders vermekten men etti. Dahası Yayla hakkında soruşturma açıldı.
Tüm bunları abartılı ve haksız tepkiler olarak görüyorum. Bu konuda Gülay Göktürk’ün bugünkü yazısına da tümüyle katılıyorum. Yayla’nın sözlerindeki tek sorun, Atatürk’ten bir alıntı formatında dahi olsa “bu adam” diye söz etmesi. Daha hassas bir dil seçse sanırım daha iyi olurdu. Ama sözlerinin kalan kısmı entelektüel bir eleştiri niteliğinde. Bu yüzden kınanması, lanetlenmesi, ders vermekten men edilmesi, adeta “manevi linç” kampanyasına uğratılması ise, büyük bir haksızlık.
İşin ilginç yanı, Prof. Yayla’ya gösterilen bu histerik tepkinin, tam da onun ve diğer liberallerin savunmakta olduğu görüşü doğrulaması. Bu insanlar “Türkiye’de Kemalist bir baskı rejimi var” diyorlar, bunu söyleyince de Kemalist baskıya ve hatta cadı avına maruz kalıyorlar. Prof. Yayla, bu cadı avını karşıladığı Zaman’daki yazısında şöyle demiş: “Ben söz sarf ediyorum. Siz kurşun sıkıyorsunuz. Hakaret ediyorsunuz. Tehdit ediyorsunuz. Ne yaparsanız yapın, John Milton'ın söylediği gibi, hakikat eninde sonunda galip gelir; ve, herkesin bildiği gibi, fikirlerden daha güçlü silah yoktur.” Kendisine katılıyorum…
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 06:32 PM | Yorumlar (78)
November 11, 2006
İsrail Terörü, Untermenschen ve Sezer
Geçtiğimiz haftanın en trajik olayı, İsrail'in Gazze Şeridi'ndeki Beyt Hanun kasabasına top mermisi yağdırıp 7'si çocuk, 4'ü kadın 19 masum insanı katletmesiydi. Hiç bir şeyden habersiz küçücük çocuklar, uyurlarken üzerlerine düşen bombalarla hayata veda ettiler. Bu barbarca, zalimce ve insafsızca katliam üzerine İsrail yetkilileri sadece "kusura bakmayın, yanlışlıkla oldu" dediler. Acaba Hamas İsrail'de bir köyü vurup 19 sivili öldürse ve "kusura bakmayın, yanlışlıkla oldu" deseydi ne olurdu? Dünyanın tepkisi bu kadar cılız kalır mıydı?
Bu soru, ve genel olarak İsrail'in sivillere yönelik terörü karşısındaki "çifte standart", bizi bazı Batılıların ve yine bazı İsraillilerin Müslümanlara bakışındaki temel bir çarpıklığa götürüyor: Bunlar, Müslümanları kendileri gibi "insan" saymıyorlar. İsrail'in şahin başbakanlarından Begin'in Filistinliler için "iki ayaklı hayvanlar" demiş olması, bir dil sürçmesi değil. Müslümanlar "tam insan" sayılmadığı için, onların yaşam, güvenlik ve özgürlük gibi hakları, ötekilerinki kadar önemli görülmüyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:16 PM | Yorumlar (83)
November 05, 2006
Yeniden İslam-Öncesi Türkler Üzerine
"Büyüklere Masallar III: 'İslam Öncesi Türkler Medeniydi'" başlıklı yazım üzerine bazı eleştiri ve itirazlar geldi. Aslında bunların çoğunun yazımdaki görüşlerle çelişik olmadığını, belki de orada eksik kalan unsurları tanımladığını söylemem mümkün. Bu eksik kalanları kendi adıma tamamlamak içinse, aşağıdakileri söylemem gerek.
Türklerin İslam öncesinde hiç bir kültürü olmadığını ileri sürmedim. Bilim, sanat, felsefe, mimari gibi alanlarda kayda değer bir medeniyet üretmediklerini vurguladım. Bu ise, daha önce de belirttiğim gibi, şaşırtıcı bir durum değildir; çünkü pre-İslamik (İslam öncesi) Türkler çoğunlukla göçebedir ve göçebelerin yaşam biçimi bu yönde bir medeniyete izin vermez. (Bedevi Araplar da aynı biçimde gayr-ı medeniydi. Zaten "medeniyet" kelimesi Arapça'daki "şehir" anlamına gelen "medine" kelimesinden türemedir.)
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:28 PM | Yorumlar (50)
November 01, 2006
TÜYAP'ta İmza Günü
Bu Cumartesi (4 Kasım) günü, İstanbul Beylikdüzü'ndeki TÜYAP Kitap Fuarı'nda Mustafa Akyol'un imza günü var. "Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek" kitabını imzalatmak veya Akyol ile sohbet etmek isteyen herkes, saat 15-17 arasında Doğan Kitapçılık standına davetli.
NOT: Mustafa Akyol'un 20 Ekim günü Minnesota Üniversitesi'nde yaptığı "Akıllı Tasarım ve Medya" konulu konuşmanın ses dosyasını buradan, konuşma sonrasındaki soru-cevap kısmının ses dosyasını ise buradan indirip dinleyebilirsiniz.
Yazan: WebMaster Tarih: 11:06 PM | Yorumlar (3)
Büyüklere Masallar III: 'İslam Öncesi Türkler Medeniydi'
Türkiye'de uzun zamandır tekrarlanıp duran bir hikaye vardır: İslam öncesi Türkler gayet medeni ve kültürlü bir "millet" iken, İslam'la birlikte bu kültür gölgede kalmış, Şaman Türkler zamanla "Araplaşmış" ve bu yüzden de gerilemişlerdir. Yıllardır orda-burda karşıma çıkan bu masala, bir kaç gün önce hem Can Dündar'ın sütununda alıntılanan 1930'lardan kalma bir tarih kitabında hem de Bahçeşehir Üniversitesi'ndeki konuşmam sonrasındaki soru-cevap kısmında rastlayınca, kısaca değineyim dedim.
Sözkonusu "Türkler İslam'dan once çok medeniydi" argümanına "masal" demek bile belki hafif kaçıyor; doğrudan "uydurma" demek daha isabetli olabilir. Çünkü, apaçık tarihsel bir gerçektir ki, Türklerin İslam öncesinde kayda değer bir medeniyeti yoktur. İslam öncesi dönemde bir "Türk sanatı", "Türk mimarisi", "Türk bilimi"nden söz edilemez. Orhun Anıtları haricinde, kayda değer bir "Türk ebediyatı" da yoktur. Olamaz da zaten. Çünkü İslam öncesi Türkler göçebe bir kavimdir ve göçebelerin "medeni" (yani şehirli) bir kültürü olmaz.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:51 AM | Yorumlar (115)



