« Kurtuluş Savaşı'nda Tarikatlar ve İdeolojik Körlükler | Ana Sayfa | Gayrimüslimlerin Özgürlüğü, Herkesin Özgürlüğü »

October 03, 2006

'İrtica', ABD ve İngiltere

ABD'nin Ankara Büyükelçi Ross Wilson, son günlerde yeniden ve histerik bir tonda gündeme gelen irtica tartışmaları için "kuru gürültü" yorumunu yapmış. Ve "biz hesaplarımızı sivil irade ile yapıyoruz" diye de eklemiş.

İyi demiş…

"İrtica" öcüsüyle hedef gösterilen dindar vatandaşların ve genel olarak tüm demokratların bunu bir kenara yazmasında fayda var. Sadece bunu değil; Başkan George W. Bush ve Başbakan Tayyip Erdoğan'ın geçtiğimiz günlerde yeniden ifade bulan "dostluğunu"; başörtüsü kulandıkları için Çankaya'ya ve TSK'nın ordu evlerinin kapısından içeri giremeyen Erdoğan ailesinin Laura Bush tarafından Beyaz Saray'da nezaketle kucaklanmasını; veya İngiltere Kraliçesi'nin, sarayında çalışan tek bir Müslüman görevli için dahi seve seve "mescid" açmasını da not etmek gerek.

ABD ve İngiltere'nin güncel Ortadoğu politikalarına haklı olarak tepki gösteriyor, bu ülkelerde, özelikle de ABD'ye yükselişte olan "İslamofobi"den yine haklı olarak büyük rahatsızlık duyuyor olabiriz. Ama unutmamak gerekir ki, dünyadaki hiç bir ülkenin "İslamofobi" düzeyi Türkiye'deki bazı odaklarınki kadar yüksek ve köklü değildir. Nitekim bu nedenle Müslümanların ibadet etme ve dini kimlikleri görünür bir biçimde toplumda var olma hakkına, dünyada en az hoşgörü gösteren ülkelerin biri Türkiye'dir.

Türkiye'nin bu despot sekülerist anlayıştan kurtulması ise ancak özgürleşmesi ve demokratikleşmesiyle mümkün olabilir. Bu yolda örnek — ve destek — alınabilecek en iyi yaklaşım da Anglo-Sakson, yani Amerikan ve İngiliz ve modelidir. Sadece dış politika sorunlarına saplanıp bu toplumsal gerçeği ıskalamamak gerek. AKP biraz yalpalayarak da olsa bu modele doğru yürümeye çalışıyor. "Taban"ın da buradaki inceliği görmesinde ve "tepeyi" zorda bırakmamasında fayda var.

Baksanıza, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, "irtica" ile "evrensel kapitalizmi" bir arada topa tutmuş. Koskoca general boşa konuşmaz…

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 3, 2006 11:18 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"Zor durumda birakmamak"
Sayin Akyol,

Söyle demissiniz :

"AKP biraz yalpalayarak da olsa bu modele doğru yürümeye çalışıyor. "Taban"ın da buradaki inceliği görmesinde ve "tepeyi" zorda bırakmamasında fayda var."

"Zor durumda birakmamak" derken neyi kasdettiniz? Bunu biraz açar misiniz?

Bunun yaninda AKP'nin genel çabasi takdire deger. En azindan bir degisim umudu var. Ama din/vicdan özgürlügünün herkes için olmasi gerekir. Sizin yazinizda "bir tek müslüman için mescid" ifadesi var. Ayni biçimde Türkiye'de de "inançlarin hepsine esit mesafede duran" bir yönetim olmasi gerekmez mi?

AKP'nin icraatinda asagidaki gruplarin :
1) sünni olmayan müslümanlarin,
2) Dindar olmayan müslümanlarin,
3) Dinsizlerin,
4) Her mezhebten hristiyan'in,
5) Yahudilerin,
6) Bilmedigim diger inançlarin

"unutuldugu" hissine kapiliyorum. Daha önceki yorumlarimda detayli örnekler ile AKP öncesi yapilan sistematik haksizliklardan söz etmistim. Istanbullu olmam sayesinde tanidigim pek çok gayrimüslim arkadasim oldu. Istanbul’da bir cami yaptirmakla bir kilise yaptirmak arasinda fark var. Rum ve ermeni vakiflarin mallari müslüman vakiflar gibi korunmuyor. Bu sorunlara karsi AKP’nin ne yaptigini bilmiyorum. Iyi haberleriniz varsa verecek seve seve okurum.

Hükümetin herkese adalet borcu var. Avrupa'daki imaj vs ikinci planda kaliyor benim için. Islâm'daki adalet anlayisina yakisir bir biçimde gayrimüslimlere adil davranan bir hükümet olmali AKP. Bunun yaninda müslûman olarak dünyaya geldigi halde Islâm'a veya genel olarak dine sicak bakmayan insanlar az degil. Ve bu insanlar da hakli olarak kendilerine birseylerin dayatilmasindan korkuyorlar. Gene yazilarinizdan birinde Iran’daki “ahlâk/gelenek polislerinin” yasakçi tavirlari ile Türkiye’deki basörtüsü yasagi arasinda paralellik kurmustunuz. Malesef AKP’yi destekleyen kitlelerde bu olgunlugu göremiyorum. Sanki bir kesim söyle diyor : ”Simdiye kadar biz çektik, sira simdi onlarda”. örnekler çok.

AKP'nin parti programlarinda akademisyenler tarafindan hazirlanan çok kaliteli metinler görmüstüm. Meselâ bir tanesinde "ALLAH'in partisi, ALLAH'in devleti olmaz" deniyordu. Ama AKP içinde 4 veya 5 farkli akim var gibi geliyor bana. Ve bunlardan bazilari Islâm'in zorla uygulanmasina çok tepki vermiyorlar. Bir tür "susarak suç ortakligi" yapiyorlar.

Umarim sizin için "zor durumda birakmamak" elestiri yapmamak degildir. Politik hareketlerin de elestiriye açik olmasi onlarin olgunlasmasi için gerekli. Kanimca AKP uzun bir zaman daha yönetecek ülkemizi. Bu sebeple ne kadar çabuk olgunlasirsa hepimiz için o kadar iyi olur diye düsünüyorum.

Dostlukla


Yazan: Tunç Tarih: October 4, 2006 12:32 AM

Gene zihininize, kaleminize saglik Mustafa Bey!Dogru soze baska ne denir? Bu laikcilerin zirvaliklari, normalde musluman dopstu olmayan, yada Islam'in guclenmesini ontolojik olarak tehlike addeden bircok ic ve dis merkezler icin dahi kaldirilamaz hale geldi.

Buyukanit'in konsmasindaki alistik "irtica" hezeyanlari disinda bir iki cumle aklimda kaldi. Soyle diyordu mealen Devrim Komuta Konseyi baskanimiz mealen: Bazilari eski PKK uyeligi yapmis kimselerin de secimlere girip anayasal haklardan faydalansin diyorlar. Anayasal haklar anayasaya saygi gosterenler icindir. Onlar anayasal Turk devletini yikmaya calistilar; anayasal haklari yoktur.

Bir askerin "anayasal ghaklarin kimin icin olup olmadigini" bir tarafa birakalim surdaki fasizan tavra, mantik yoksunluguna bakin lutfen. Anayasal haklar o ulkede yasayan tum insanlar icin vardir pasa, o ulkenin vatandasi olmayanlar dahil! Basta siz anayasanin size vermedigi bir gorevi ustlenerek Anayasa'yi cigniyorsunuz! Ic hizmet kanunu ihlal ediyorsunuz! Hangi haklarin nasil kaybedildigi de anayasa ve kanunlarla belirlenir, generallerin, reis-i cumhurun, rektorlerin keyfine gore degil! Herhangibir terorist organizasyonla baglanti once polis ve istihbarat sonra ise yarginin halledecegi islerdir.

Herhalde bzim generaller kelimeyi Ingilizce'deki "genel" manasina gore aligiliyor ve butun ustelirine ait olmayan genel islerde ahkam kesmek soyle dursun her gun sira ile muhtira veriyorlar Devvrim Komuta Konseyi bildirisi gibi!

Artik kabak tadi vermeye basladi; mizrak cuvala sigmiyor. Benim ozellikle merak ettigim sey su:
28 Subat'ta yurt disinda bulundugum icin gerek medya gerek diger intelligentsia arasinda bugunun 28 Subat'vari cikislari ile 97'dekine verilen tepkileri nesnel olarak olcup demokrasi kulturune dogru kac arpa boyu yol gittigimizi degerlendiremiyorum. Icimde sanki laikci cephe kuculuyor, daha cok nsanlar demokratik tepki veriyor gibi bir his var. Belki Mustafa Bey veya diger arkadaslar demokrasiyi sindirebilme yolunda nerden nereye geldigimizin bir gostergesi olan bu karsilastirmayi yapar da beni de aydinlamis olurlar.

Yoksa is basa dusecek ve ben her iki zamanin medya tepkilerini arstirip bir degerlendirme yapacagim.

Ben de Prof. Atilla Yayla'nin E. Ozkok'e acik mektubundaki gibi laikcilere "acik fikirlilik, ve ozgurluk dolu gunler" diliyorum.

Selam, saygi ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 4, 2006 07:36 AM

Olan bitenin açıklaması bence şudur: Şirin beldem Absürdistan'ımda bir POST-POSTMODERN darbe girişiminde bulunulmaktadır. "Bulunulmuştur" değil; çünkü bunun post-postmodern niteliği esas itibariyle süreçsel oluşundan ileri geliyor. Fakat failler, yüzyıllar öncesinden çıkıp gelmiş zombilere benziyorlar, hatta onlardan daha beter durumdalar; çünkü kendi anakronizmalarının yarattığı trajikomedinin de UMARSIZ bilinçliliği içindeler.

Yazan: metin-thePoor Tarih: October 4, 2006 10:29 AM

Mevzu ile ilgili bu yaziyi da buraya koymasam icimde ukde kalacak idi. Mustafa Bey'in azisini tamamlayici olur saniyorum.
===================================
MEHMET KAMIŞ
04.10.2006 ÇARŞAMBA (ZAMAN)

Ah bir engizisyon mahkemesi olsa!

Sezer’in konuşma metinlerini kim hazırlıyor? Bu konuştukları gerçekten kendi fikirleri mi, yoksa eline tutuşturulan metinleri mi okuyor? Bunu çözmek gerçekten çok zor.


Çünkü aynı Sezer, cumhurbaşkanı seçilmeden hemen önce; bambaşka şeyler söylüyordu. Özgürlükten, cumhurbaşkanının aşırı yetkilerinden, hukuktan bahsediyordu. Göreve geldiğinin ilk aylarındaki icraatları devlet-millet kaynaşmasını sağlayacak bir cumhurbaşkanı görüntüsü veriyordu.

Oysa bugün öylesine farklı sözler söylüyor ki insan dehşete düşüyor. Cumhurbaşkanı yoksa o günlerde takiyye mi yapıyordu, diye düşünmeden edemiyor insan. Cumhurbaşkanı olurken, hukukun üstünlüğünden bahsederken (yasa değil hukuk) yoksa gerçek düşüncelerini gizliyor muydu acaba? Başkalarını yapmakla suçladığı takiyyeyi, acaba o günlerde kendisi mi yapıyordu? Yoksa Cumhurbaşkanı, bugün direnemediği bir baskı altında mı, anlaşılır değil.

Bilim olimpiyatlarında dünya birincilikleri alanlar; matematik, kimya, fizik olimpiyatlarında bütün madalyaları toplayanlar; yepyeni bilimsel icatların peşinde koşanlar; Türkiye’nin en zeki öğrencilerini yetiştirenler ve Türkçeyi bir dünya dili haline getiren, hayatlarını insanların eğitilmesine ve gelişmesine adamışlar gerici, daha otoriter rejim isteyen, daha çok baskı, daha çok yasak, daha çok olağanüstü hal isteyenler ise ilerici olarak tanımlanıyor. Tanımlanıyor da kendisinden başka kimse böylesine açık bir çelişkiye inanmıyor. Dogmatik olma sözü en çok kime yakışıyor sizce? Laiklik fıkhına göre bu yapılanlar caiz değil türü laflar eden, Ortaçağ’daki baskıcı rejime göre hayatı dizayn etmek isteyenler mi, yoksa sürekli okuyan, sürekli gelişen, kendini geliştirip dünyanın en önemli üniversitelerinde eğitim görenler mi dogmatik?

Bir cumhurbaşkanı olmaktan çok hukuk adamı olarak bilinen Sayın Sezer’in, çağdaşlık adına söyledikleri sözler, gerçekten dehşet verici. Sezer, laikliği koruma adına gerekirse ibadet özgürlüğünün bile engellenmesini savunuyor. İbadet özgürlüğünün engellenmesi gibi bir uygulamayı savunabilmesi bir garabet, diğer bir garabet ise; yasaklamayla sorunun çözülebileceğini düşünebilmesi. Milli Şef dönemindeki uygulamaları özlemesi normal karşılanabilir; ama bu uygulamaların dini ortadan kaldıramadığını ve asla da kaldıramayacağını anlayacak kadar sosyal psikoloji bilmesi gerekir.

Sayın Cumhurbaşkanı, Türkiye’nin büyük çoğunluğunun oruç tuttuğu Ramazan ayında göstere göstere su içmesiyle milleti oruç tutmaktan vazgeçireceğini sanıyor. Oysa kendi inandırıcılığını iyice ortadan kaldırdığının, milletle devlet arasındaki uçurumu iyice açtığının farkında değil. Belki umurunda da değil. Böyle bir tavır ülkeyi, milleti devleti düşünen bir tavır mıdır? Tabii ki hayır. Sayın Cumhurbaşkanı şunu fark etmeli ki, artık Milli Şef dönemi bitti. Tam 56 yıl geçti Milli Şef döneminin üstünden. Zaman hızla ilerliyor. İnsanlar ilerliyor, özgürlükler artıyor, hukukun üstünlüğü her geçen gün yeni tepeler aşıyor.

Kendisi gibi düşünmeye zorlamak, 1400’lü yılların İspanya’sında, Ortaçağ Avrupası’nda yaşanıyordu ve o mahkemelere ‘engizisyon’ deniyordu.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 4, 2006 11:03 AM

Dün akşam 03.10.2006 akşamı samanyolundaydı galiba Sultanahmet teki turistlerin ezan ve islamla ilgili görüşleri alınıyordu.
Çok ilginç bir yorum Danimarka lı bir hanımdan geldi.Diyordi ki '' İslam sizin hayatınızın her yerinde ve her anında var''
İşte belki de 3 günlüğüne İstanbul a gelmiş bir yabancının gördüğünü bu ülkenin kodamanları göremiyor.Bu ülkenin insanı için islam yemeğe başlarken var,gece uyurken de var.İbadet hayatın her safhasında var.İbadethane İslam da yok.Toplu İbadet yapma yeri (camii var).
Komplekssiz bir yönetimden başka Allah tan ne dileyebilirim ki.Şu ramazan vesilesiyle sigarayı bırakmışken Bekir Yıldırım a bile sataşmıyorum yine ramazan vesilesiyle.
Saygılar

Yazan: salih Tarih: October 4, 2006 01:47 PM

Mustafa Bey'in eline, zihnine sağlık.. Son derece yerinde tespitler.

Mustafa Bey'in de dediği gibi dünyanın hiçbir yerindeki İslamobfobi Türkiye'deki gibi değildir. Bunun nedeni psikolojik elbet; yüzünü çevirdikleri medeniyete ağızları sulanarak baktıkları için, mevcut durumda olmalarının tek suçlusu olarak kendi içlerinden çıktıkları medeniyetlerini görüyorlar.. Ve bitmez bir kin ile kendi medeniyetlerine saldırıyorlar..

Elbet herkesin düşüncesi kendine. Kimsenin inancına, felsefesine kimse karışamaz. Ama özgürlük ve demokrasiden bahsediyorsak bunun nasıl olması gerektiği de ortada.

Medyada ki irtica, laiklik, askerlerin konuşması vb. tamtamlara Atilla Yayla, Mümtaz'er Türköne gibi birçok demokrat isim adeta birer ders niteliğinde cevaplar verdiler.

Bugün de yine siyaset bilimci Prof.Atilla Yayla C.Başlkanı'nın Meclis konuşmasına ilişkin "Sezer'in konuşmasının felsefi şifreleri" başlığıyla bir yazı yazmış. Okunmasında fayda var; özellikle despotik laikçiler tarafından..

http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20061004&hn=355655


Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 4, 2006 03:37 PM

Çok güzel bir ters köşe kafa karıştırması yapılmış bakıyorum da son paragraf da . Bu mantıkla gidecek olursak asla yan yana gelemeyecek olan komünistler ve emperyalistlerle aynı anda savaşan Hitler pek bir ilginç kalır değil mi sizin Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu'nun "irtica" ile "evrensel kapitalizmi" bir arada topa tutması değenlendirmeniz. Lütfen biraz tutarlı olun ya , ne alakası var diyecek oluyorum . Bu arada akyol , siz emperyalistleri örnek alacak olun , şükürler olsun ki bizim Atatürk gibi örnek alacağımız bir referans kaynağımız var ( Yine Ruhi Su ustanın 'El Kapıları'nı hatırladım nedense akyol sayesinde).
Konumuzun bence özüne gelecek olursak ross wilson için bu tartışmaya katılmaktan daha kazançlı bir iş var mı sizce ? Neden diyecek olursanız , bugün ABD- Türkiye ilişkilerinin en öncelikli ve de ABD açısından en sorun yaratan konusu tabiki de pkk meselesidir. ABD bunu kapatacak her gündem maddesini besler ki pkk gündemden olabildiğince düşsün. Zaten baksanıza erdoğan a göre bush konuşmasında pkk ifadesini hiç kullanmamış , çünkü bu pkk nin propagandasını yapmak olurmuş , bush bunu istemediği için pkk dememiş hiç! Yani erdoğan bizi hiç cnn , bbc izlemiyor zannediyor herhalde. O halde erdoğan a bir sorsak acaba cnn de bush kaç kez , belki kaç bin kez resmi konuşmalarında , basın konuşmalarında El Kaide sözcüğünü kullandı ? Ben biliyorum , sürekli kullanır , yoksa erdoğan a göre bush pek bir seviyor El Kaide nin propagandasını yapmayı ha ?
Neyse , wilson 10,000 $ bağışla pkk rahatsızlığını dindiremeyince gündemin diğer meselelerin üzerine gidiyor , siz de inanmaya devam edin.
Komutanların konuşmasına gelince , TSK üzerinde sürekli dış güçler eleştiri , telkin ve karalamalarda düzenli olarak bulunmuyorlar mı ? Elbetteki sürekli bunu yapıyorlar , üstelik ordumuz şu an savaş halinde . Peki destek olmamız gereken ordumuza bu kadar dış saldırı ortada iken söyler misiniz bana bu kadar dış karalamalar karşısında hükümetin hangi yetlisi çıkıp da sen kim oluyorsun ya dedi ? Ya da diyebildi mi desem ? Hükümetin cevap vermediği yerde malesef bu boşluğu komutanlarımız yüklenmek zorunda kaldı. Ortada sorgulanması gereken bir kurum varsa bu da herkesden önce hükümettir. Şimdi medyamızda hiç duymaz olduk , ne oldu bu Atabeyler çetesi ?
O krokiler sahte mi çıktı hepsi birden yoksa ?
Bütün zanlılar suçsuz mu bulundu ?
Genelkurmayın önünde belgeleri veren kişi asker değil miydi ? O halde kimdi acaba ?
Şemdinli konusunu da mı unuttuk yoksa ?
İrtica meselesi kara gürültü imiş ! wilson isterse bunu bir de pensilvanyadaki 130 dönüm arazi içerisinde villalarda yaşayan ve de müritlerine göl gibi büyümeyi ve de karşıdevrimi emreden tarikat şeyhi ile paylaşsın isterseniz ? Bakın bugün Somali de yeni bir taliban rejimi yükseliyor , ee irtica karşıtı bu emperyalistler ne yapıyor sizce ? Hiçbirşey tabiki , neden diyecek olursak tarih bunu bize çoktan öğretti : Amerikanın dost ya da düşmanları yoktur , sadece ve sadece çıkarları vardır. Tabiki ABD elçisi irticaya kuru gürültü diyecek.
Şunu hep birlikte görelim , ABD pkk terörünü susturmak gibi bir derdi yok , bizi oyalıyor . Ve pkk hala can almaya devam ediyor . Geçen hafta ABD li subaylar İtalya daki bir NATO toplantısında ülkemizi bölen o malum ortadoğu haritasını kullanarak bizim subaylarımızın önünde resmi bir sunum yaptılar. Bunu üzerine subaylarımız toplantıyı terk etti , ve de aynı gün ABD gemelkurmayı , Türk genelkurmayından özür dilemek zorunda kaldı.
Şimdi sorarım size erdoğan bunun hesabını bushtan sorabildi mi ? Artık ağlanacak halimizi anlatmaya daha fazla ne gerek ?
Tabiki de gündem de pkk varken ABD elçisi TSK nin tarafını alacak , ya da boşverin irticayı , sizasıl önce pkk terörünü mü halledin diye bizi uyaracak ?
Tabiki de TSK nin karşısında yer alacak ve de gündemi olabildiğince pkk dan uzak tutacak.
Son olarak konu dışı ama ağlanacak halimizle ilgili bir not: 28.09.2006 tarihli resmi gazeteye bakın , 2006/10895 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı birinci kısım madde 3 de yazan ' Kıbrıs ' acaba hangi ülke ? Sizler tanıyor musunuz ? Ben tanımıyorum çünkü benim bildiğim Kıbrıs üzerinde iki ülke var : KTTC ve güney kıbrıs rum kesimi. Kıbrıs da ne oluyor ?

Yazan: beagle Tarih: October 4, 2006 04:45 PM

Bizim ulkemizde neyin kuru neyin yas gurultu olup olmadigina karar verecek kisi Ross degil, bu sekilde bir beyanat vermesinin uygunsuz oldugunu dusunuyorum.

Bir ulkenin cumhurbaskani ve en ust duzey komutanlari cikip irtica tehlikesi vardir diyorsa, bu uyarilarin cok ciddiyetle dikkate alinmasi gereklidir. Bu konuda basta ana muhalefet partisi olmak uzere tum partilerin siyaset uzeri bir mucadele vermesini ve uzerlerine dusen sorumluluklari yerine getirmelerini bekliyorum. Umarim irtica tehlikesinin boyutlari ve ozellikle Milli Egitim sistemimize yansimalari, Milli Egitim Bakani Huseyin Celik icin verilen gensoru tartismalarinda da meclis gundemine tasinacak. O zaman, iktidar, varsa bir tehlike ispat edin, ustumuze duseni yapalim diye piskin piskin konusabilecek mi bakalim.

Yazan: Beyaz Tarih: October 4, 2006 08:22 PM

Değerli yorumcular, Ramazanı millete zehir etme
lobisi, müslümanların muhteşem dayanışmasından
hazetmiyor. İçin için kahroluyor, hergün bir mil
yondan fazla insanın çadırlarda ortak iftar etmesi
akıllarını oynatıyor. Milletimizin güzel haslet-
leri bunları kudurtuyor. Camilerde teravih ziyafet
leri, Itri'nin muhteşem tekbiri ve Salat'ı Ümmiye
sini duydukça, öfkeleniyor ve korkuyorlar. Bir
Cuma günü Camiye gidiverseler, Bir teravih namazı
için cemaatle biraraya gelseler. O sakallı, takke
li insanların nasıl meyus, masum bir biçimde Rab
leri önünde secde ettiklerini görseler. Kuran
dinleseler, sonra kalabalıkla birlikte,el sıkışa
rak, haneyi sadetlerine huzurla dönseler. El açan
fukara çocuklarını terslemeden üç beş kuruş sıkış
tırsalar ellerine. Eğer müslüman değillerse, dün-
yanın en heyecan verici on turizm aktivitesinden
biri sayılan, Sultanahmet meydanında ezan sesi din
leseler. Türkçe ezanın yerine yeniden özgün ezan
okunma hürriyetine kavuşulduğu gün, Sultanahmet
müezzini Sadettin Kaynak Beyin, altı minarenin her
şerefesine, en güzel sesli müezzinleri yerleştirip
saba makamından ezan ziyafetini, müminlerin göz
yaşları ve şükür secdeleriyle nasıl karşıladığını
bir bilebilseler...
Aleme nizam vermek her millete nasip olmuyor. Bugün bu nasipli devlet ABD dir, Ancak nasılda şa
şırtılıyorlar. Adil olmayan, Aslanı kediye boğdur
ma politikalarıyla sevimsizleşen,Nükleer silah kul
lanmaktan kaçınmayan, Vietnamda ormanda gizlenen
direnişçileri açığa çıkarmak için kullandıkları
kimyasal silahlarla, İnsan neslini bozan, giderek azgınlaşıp gayretullaha dokunan ABD Türkiyeyi
bölgesel politikalarının hazır kıtası yapmak için,
nasılda ters kumpas kuruyor.
Yüzde yüz bağlısı güçlerle, Türkiyenin seçilmiş
meşru hükümetini ateş altına alıyor, Manevra alanı
daralan hükümet kendine çıkış yolu olarak bırakı
lan alandan, ABD nin dümen suyuna giriyor. ABD den
gelen emirle Yunanistanı Natonun askeri kanadına
alanların kimler olduğunu unutmayalım. Peşpeşe
yapılan konuşmalar, her kelimesine kadar uzmanlar-
ca hazırlanmış, psikolojik harp metinleridir.
Mesaji alan hükümet, tek seçeneğe yönlendirilmiş-
tir. Tabiki ABD ile uzun yıllara dayalı iş birliği
her dönemde yapılmaktadır. Ancak güçlü hükümetler
parlemento gücünden dolayı abd tarfından tercih
edilmiyor. Dört darbe ve sayısız Kontra harekat
marifetiyle, sivil iktidarlar hizaya getiriliyor.
yoksa ilkokul yurttaşlık bilgisi seviyesindeki
''bilimsel tespitler''le gülünç olmak kimin umurun
da. İstenen sonucun alınması mühim olan. İstenen
sonuç alınmışmıdır? Müminler En doğrusunu Allah
bilir derken, boş konuşmuş olmaktan, zanlarına
uymuş olmaktan Allah'a sığınırlar.
Öyleyse Her işin sonunu Allah bilir diyerek bitire
lim yazımızı.
Saygılar ve sevgiler.Levent.

Yazan: levent Tarih: October 4, 2006 08:29 PM

Izmir'li bir Sehit Ailesinin Basbakan'a olan mektubunu paylasmak istiyorum. Bu aralar, Robert DeNiro ile gazete sayfalarinda boy gosteren Sumeyye'ye (Bilal'i goremedik uzulduk), Evita'yi samimiyetle kucaklayan Laura Bush'a, musluman azinliklara sirin gorunebilmek icin sarayinda mescid actiran Ingiltere Kralicesine ithaf olunur efendim. Saygilarimla. Beyaz.

>>> >>>BAÞBAKANA CEVAPTIR
>Türkiye Cumhuriyeti Baþbakaný'na;
>1 Eylül 2006 tarihinde Van'ýn Özalp ilçesi Saray mevkiinde Ýran
>sýnýrýndan teröristlerce açýlan ateþ sonucu evladýmýz Piyade Er Deniz
>Yüzgeç þehit düþtü. Ayný gün akþam saatlerinde acý haber bir binbaþý ve
>iki doktor nezaretinde bizlere ulaþtýrýldý, 2 Eylül Cumartesi günü
>cenazesi Ýzmir'e getirilerek 3 Eylül Pazar günü resmi tören ile
>Kadifekale þehitliðinde defnedildi.Tüm bu süreç boyunca en düþük
>rütbeden en yüksek rütbeye kadar tüm askeri personel gerekli tüm
>prosedürü eksiksiz yerine getirmiþ ve þehidimize son görevimizi
>layýkýyla yapmamýzý saðlamýþtýr.
>Lakin devletin en önemli ikinci makamýnda bulunduðunuz ve de Türkiye
>Cumhuriyeti Devleti'ni ilk aðýzdan temsil ettiðiniz halde, henüz
>þehitlerimizin topraðý dahi kurumadan yaptýðýnýz "Askerlik yan gelip
>yatma yeri deðildir" açýklamasý ve arkasýndan da sözde hatanýzý
>düzeltmek için verdiðiniz demeçte "Askerlik turistik bir mekan
>deðildir" demeniz tüm ailemizde infial yaratmýþtýr.
> Nasýl bir baþbakan "Artýk þehit haberi almak istemiyoruz" diye
>feryat eden bir vatandaþýna bu tür bir açýklama getirebilir?
>Ülkemizde milyonlarca insanýn gözü kulaðý son dönemde týrmanan
>eylemlere karþý ne tür bir önlem paketi açýklayacaðýnýzý duyabilmek
>umuduyla size çevrilmiþken, hangi düþüncelerle bu anlamsýz, anlamsýz
>olduðu kadar da yakýþýksýz açýklamayý yapabildiniz bilemiyoruz.
>Size maddeler halinde hatýrlatmak isteriz ki; 1.Siz ne Baþbakan olmadan
>önce gittiðiniz Amerika Birleþik Devletleri'nde görüþtüðünüz kiþilerin,
>ne de Avrupa Birliði'nde müzakere adý altýnda bazý ödünler verdiðiniz
>þahýslarýn deðil, bizim yani Türkiye Cumhuriyeti vatandaþlarýnýn
>Baþbakan'ýsýnýz.
>2.Bu tür bir açýklamayý yapmanýz gösteriyor ki; ya sarf ettiðiniz
>cümlelerin hangi kiþilerce nasýl algýlanacaðýný düþünmeden
>konuþuyorsunuz, ya da bilerek ve isteyerek þehit ailelerine ve tüm
>halkýmýza "çocuklarýnýzý askere gönderirseniz ölmeleri gayet doðaldýr"
>gibi bir açýklama getiriyorsunuz.
>Bizce her iki durumda da istifa etmediðiniz her saniye rahmetli
>þehitlerimizin aziz hatýrasýna zarar vermektesiniz.
>3.Bu tarihten itibaren oðlunuz Bilal Erdoðan'ýn askerlik durumunun en
>yakýn takipçileri olacaðýz.
>Umarýz ki Allah bu büyük acýyý asla ne size ne de bir baþkasýna
>yaþatmasýn.
>Sizden yýllardýr devam eden bu sorunlara bir çözüm bulmanýzý dilemek
>isterdik ama sahip olduðunuz ve olamadýðýnýz özelliklerinizi düþününce
>bu sorunu çözebileceðinize artýk inanmýyoruz.
>Son olarak ifade etmeliyiz ki, bu metin sizi siyasi olarak yýpratmak
>veya iktidarýnýzý sarsmak amacýyla düzenlenmiþ bir muhalefet komplosu
>deðil, evladýný bazý tedbirsizlikler yüzünden þehit vermiþ bir ailenin
>yaptýðýnýz açýklamalara verdiði en hafifletilmiþ cevabýdýr.
>Bu mesajýn size belki de hiçbir zaman ulaþtýrýlmayacaðýný
>biliyoruz.Ancak biz bu mesajý size ve tüm halkýmýza ulaþtýrmak için
>elimizden geleni yapacaðýz.
>MESAJI ALANLAR. SÝZLER DE ÜZERÝNÝZE DÜÞENÝ YAPINIZ VE ÝLETEBÝLDÝÐÝNÝZ
>KADAR ÝLETÝNÝZ.
>DUYARSIZ KALMAYALIM. ÞEHÝTLERÝMÝZE VE AÝLELERÝNE BU KADARINI BORÇLUYUZ...

Yazan: Beyaz Tarih: October 4, 2006 08:33 PM

Sayın Akyol,

Anglo-Sakson kültürünün oluşturduğu çoklukültür anlayışını benimsediğinizi söylediniz veya en azından var olan en güzel model onlarındır anlamına gelen bir şeydi. Ben de katılıyorum. Fakat gitmeyenler, orada yaşamamış olanlar, orayı sadece televizyondan öğrenenler söylediklerinizi anlamayabilir diye düşünüyorum. İslam dünyasının hemen hemen her yerinde dine ilgi duyan kesmin büyük çoğunluğu Amerika'yı Büyük Şeytan olarak görür. İslam dünyasının bu "Şeytan"ı örnek alması ihtimali nedir size? En güzel modeli onların ise yandık diye düşünüyorum çünkü o modeli benimseyen yok gibi.

Bir de laiklik konusunda şöyle bir problemimiz yok mu. Batı kültüründe hoşgörüyü ve laikliği meydana getiren etkenler vardı. Nasıl? Yalan ve uydurmasyon yaratarak kendi imparatorluğu kuran ve Avrupa halklarını asırlardır tutsak eden Katolik A.Ş. bile Hz. İsa'nın "Sezar'ın hakkını Sezar'a, Allah'ın hakkını da Allah'a verin" dediğini inkar edemez. Din, Katolik A. Ş.'nin tekelinden halkın eline geçince düşünürler bunun gibi prensipler çıkarıp daha hoşgörülü bir sistem kurmuşlar ama bugünkü İslam anlayışı bence bundan çok uzaktır. Köktendinciler Türkiye'yi müslüman bir ülke olarak görmüyorlar bile. Onların istediği dünyayı kapsayan bir İslam devleti ve alışılagelmiş bu fikirler kolay kolay değişmez.

Hatta tanıdığım "samimi" dindarların çoğu Anglo-Sakson modelini benimsemenizi garipseyecektir çünkü onlar için Batı demek düşman ve öteki demektir. İstedikleri tek şey, bensimseyecekleri tek model 'Arabi' olmalı. Tunç gibi İstanbul'da yaşamadığımız için gayrimüslimlerle arkadaşlık ve dostluk edecek durumum yok ama söyledikleri doğru ise şimdiki hükümet çok laik bir tutum sergilemiyor. Aleviler de zaten sürekli "ayrımcılık var" diye şikayet etmiyor mu? Din bir siyaset aracı olarak algılandığı sürece Bekir Bey'in sözünü ettiği 'özgürlük dolu günler'e kavuşmamız hayli zor.

Sevgiler ve Saygılar ile

Yazan: Barış Tarih: October 4, 2006 09:34 PM

Şirin ülkemde bir yazar konu sıkıntısı çeker mi? İrtica, C.Başkanı'nın, Komutanların konuşması ve medyanın yalakalığı konusu devam ediyor.

Engin Ardıç yine döktürmüş.. Okumayan jakoben laikçi varsa bir zahmet okusun..

Acı var mı acı? (darbe var mı darbe)

Kaç Fransız, ordusunun genelkurmaybaşkanının adını bilir? Kaç İngiliz, kara kuvvetleri komutanını tanır? Kaç İtalyan, deniz kuvvetleri komutanının resmini görmüştür? Çok az kişi...

Ama bizim yalak basınımız, 'yüksek bürokratların' ağzının içine bakar. Adli yıl başlangıcında, meclis açılışında, ders yılı başlarında yapılan 'sembolik' ve sıradan konuşmalar bile neredeyse 'manifestoya' dönüştürülerek verilir... Aslında bu konuşmalar 'yapılmasa da olur' türünden şeylerdir, ne yani, paşa askeri öğrencilere 'matematik çalışın, edebiyatı boşverin' mi diyecektir? Yargıtay başkanı 'efendi olun, suç işlemeyin' diye öğüt mü verecektir, yoksa cumhurbaşkanı 'dalga geçmeyin, güzel kanunlar çıkarın' şeklinde bir yol mu gösterecektir?

Hayır, bu konuşmalar basın tarafından neredeyse 'Amasya genelgesi' gibi algılanırlar ya da pazarlanırlar. Paşanın Harbiye'ye gelişi de Atatürk'ün Sivas'a gelişi gibi işlenir.

Basın dedik, basının hükümet tarafından avantası kesilmiş ve eski havasını bulamayan kanadı tabii...

Böylece, yüksek bürokratların bu tür günlerde ettikleri her lafın ardında da derin hikmetler aranır.

Oysa onlar 'genelgeçer' konuşurlar.

İrtica tehlikesi vardır, ülkemiz iç ve dış düşmanların tehditleri altındadır, milli birlik ve beraberliğe her zamankinden fazla ihtiyacımız olduğu günler yaşamaktayızdır, bölünmez bir bütünüz, yurtta sulh cihanda sulh, muasır medeniyet seviyesi, vesaire.

Aslında basın, büzüğü sıkmadığı için, canalıcı soruyu açık açık soramamaktadır da dolambaçlı yollardan yanıt bulmaya çalışmaktadır. Sorup da soramadığı soru şudur: 'Darbe var mı paşam, darbe?'

Paşanın bunu çok kötü tersleyeceğini bilirler, onun için birinci sayfalarda lafazanlığa koyulurlar: Paşadan tarihi uyarı... Cumhurbaşkanı laikliği savundu... Komutandan Atatürkçülük dersi... Falan filan.

Bu yaratılmak istenen farfaranın altında, elbette, 'paşa darbe yapsa da şu hükümetin yerine bize avanta verecek kafa dengi bir hükümet gelse' özlemi yatmaktadır.

Yazarlarsa kendilerini kodeste bulacaklardır, onun için umutla beklerler.

Ve de, basının önemli görevlerinden biri olan eleştiri görevi de, bir avuç cesur yazarın sütüne kalır.

Mehmet Tezkan kardeşim de yazdı ya, naçizane ben de yazayım: Sayın cumhurbaşkanının konuşmasından derin bir hayal kırıklığı duydum.

Başdöndürücü bir hızla değişen dünyada Türkiye'nin yeni yerinden sözetmedi. Dünyanın ve Türkiye'nin nereden gelip nereye gittiğine değinmedi. Strateji ve taktik belirlemedi. Önümüze hedef koymadı. Ekonomi konusuna hiç girmedi, dış politikada dişe dokunur hiçbir şey söylemedi. Tutmamız gereken safları, gitmemiz gereken yolları göstermedi.

Çünkü sayın cumhurbaşkanı, bu soruların yanıtlarını kendisi de bilmiyor!

Beylik bir konuşma yaptı. Herhangi bir 'ortamektep yurttaşlık bilgisi hocasının' da rahatlıkla yapacağı bir konuşma.

Peki böyle yapacaktı da, bu konuşmayı niçin yaptı?

'İrtica tehlikesine' dikkat çekmek için.

Keşke milletvekillerine, bizim önerdiğimiz gibi 'dalga geçmeyin, güzel kanunlar çıkarın' deseydi, daha 'fonksiyonel' olurdu.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 5, 2006 01:15 AM

Sn Beyaz

Bizim ulkemizde neyin kuru neyin yas gurultu olup olmadigina karar verecek kisi Ross degil, bu sekilde bir beyanat vermesinin uygunsuz oldugunu dusunuyorum.

Karar verme ile fikir beyan etme arasinda fark var.


Bir ulkenin cumhurbaskani ve en ust duzey komutanlari cikip irtica tehlikesi vardir diyorsa, bu uyarilarin cok ciddiyetle dikkate alinmasi gereklidir.

Nedenmis o? Ya o mezkur kisiler bazi nedenlerden ötürü habbeyi kubbe yapiyorsa?

Demek ki yetkili kimselerin her dedigine inanan birisiniz. O halde meclis baskani ve basbakan gibi secilmis iki insanin dediklerini de ciddiye alin ve irtica olmadigina inanin.


Bu konuda basta ana muhalefet partisi olmak uzere tum partilerin siyaset uzeri bir mucadele vermesini ve uzerlerine dusen sorumluluklari yerine getirmelerini bekliyorum.


Siyaset üstü mücadele ne demektir? Yasal siyasi prosedürlerin disina cikarak birseyler mi yapmalilar?


Umarim irtica tehlikesinin boyutlari ve ozellikle Milli Egitim sistemimize yansimalari, Milli Egitim Bakani Huseyin Celik icin verilen gensoru tartismalarinda da meclis gundemine tasinacak. O zaman, iktidar, varsa bir tehlike ispat edin, ustumuze duseni yapalim diye piskin piskin konusabilecek mi bakalim.

İrtica nasil bir tehlike arzediyor sizce? Bence bu konuda tek kelime edecek durumunuz yok. Aslinda etmesine edersiniz de, bos konusan cumhurbaskani ve bazi kuvvet komutanlarininki gibi lafi güzaftan öteye gecmez.

İrtica varsa göstereceksiniz, irtica var deyip lom atmak kolay.

Hem irtica tanimlarinda da sorun var. Mesela bana göre irtica (gericilik) anamuhalefet partisinin ve onun gibi düsünen laikci kesimlerin tutumlarindan ibarettir. CHP ve ona yakin düsüncedekiler bu ülke icin ciddi bir irtica tehlikesidir.

Onlar bu ülkenin kötülügünü istemekte ve bunu saf halka yutturmaktadirlar. Elit olduklari icin ve kendilerini "ebedi elit" kilacagini düsündükleri icin bu sistemi, halkin acligi pahasina, irtica gibi ici bos, kof ve ucuz söylemlerle güya korumaya devam edecekler.

Ama görülüyor ki bazi seyler artik eskisi gibi yürümüyor. Siz milleti din öcüdür diye kandirmaya devam ederseniz uyanan millet sandikta samari basar.

Düsünün bir kere, bu ülkede Ermeni/Hristiyan (ya da Süryani mi demeli) bir rektörümüz var ve bu dengesiz adam Basbakan'a cikip "-gerekirse Kubilay oluruz" diyebiliyor. Be ahmak adam, Basbakan'in dedesi zaten senin dedelerini denize dökenlerden biriydi.

Basbakan ABD'ye gidiyor ve arkasindan ortami germek isteyenler bir bir konusmaya basliyor. Satilik medya ise (özellikle TV kanallari) "flash flash flash" diye feveran ediyor.

Oysa Genelkurmay Baskani Büyükanit'in konusmasini dinledim, önceki baskanlarin konusmasindan cok daha agir bir konusma degildi. Bulundugu konumun verdigi agir sorumluluk geregi irtica konusuna sanildigi ve beklendigi kadar derin vurgular yapmadi. Yani bana göre satilik medyaya avucunu yaladi.

Bu ülkede gericilikten kurtulmak icin basta gerici/yobaz/bagnaz YÖK kaldirilmalidir, üniversiteler bu yobaz ideolojik zihniyetlerden arindirildiginda bilimsel gelismelerin önü acilacak ve Türkiye Cumhuriyeti devleti dünya capinda kesiflere imza atacaktir.


Br diger nokta da medyanin ümügüne basilmasidir. Medya patronlarina hadleri bildirildiginde yalan haber tarihe karistigi gibi darbe saksakciligi da sona erecektir.

Gerisi zaten corap sökügü gibi gelecektir.


Yazan: Clausewitz Tarih: October 5, 2006 07:10 AM

Beyaz'in Sehit ailesi mektubu

Evlat acisi ile yanlis kisiye kizmis bu aile. Tayyip oyuna daha yeni katildi.
Beceriksiz laflar etmis, hatali olmus, özür dileseydi iyi olurdu.

600 bin kisilik türk ordusu dünyanin en büyük ordulari arasinda. 20 yilda 30 bin insanin ölümüne yol açan bu olay durmadiysa bazi rahatsiz edici sorulari sormak lâzim :

1) Durduramiyormuyuz?
2) Durdurmak istemiyormuyuz?

Paris'in en pahali butiklerinin bulundugu Place Vandome yakinlarinda tezgahtarlik yapiyorum.
(Bilmeyen arkadaslar için söyleyeyim, "pahali" kavrami biraz farkli bu mekanda, bir manto, bir iki aksesuar alan bir müsterinin ortalama faturasi 40-50 bin euroyu bulur. Faturalar isimsiz kesilir, kredi kartlari da anonimdir, sadece isviçre bankalarinin kartlari kullanilir.)

En iyi müsterilerimiz arasinda ikinci sirada türkiyeden gelen subaylar ve esleri var. Birinci sira rus mafyasina ait. Sayin Beyaz, söylermisiniz :
1) Nasil oluyorda bir albay esi 50 bin euroyu bir aksam üzeri harcayabiliyor?
2) Neden subaylarimizin (bazen eslerinin) isviçre bankalarinda isimsiz hesaplari var?
3) Neden ihaleler sirasinda dünyanin her yerinde uçan helikopterler TCde düsüyor?
4) Neden bizim orgenerallerimiz hakkari'de bomba attiriyor?
5) Neden gece görüs cihazlari bazi saatlerde kapatiliyor ve bu saatler Irak'taki kürtlere bildiriliyor? Sinirdan geçirilen her kaçak için 300 dolar alan yüzbasi bilmiyor mu ki bu yolla PKK militani da girebilir içeri?
6) Neden TCnin bazi özel bankalarinda ve büyük sanayi kuruluslarinin yönetim kurullarinda emekli generaller var? Neden bu generallere süper maaslar ödeniyor?
7) Neden ugur mumcu türk ordusunun kullandigi amerikan yapimi C4 plastik patlayici ile öldürüldü?
8) Mumcunun ölümünden sonra neden mekan polis kordonu altina alinmadi? Toplanan kalabaligin delilleri yok etmesinin önüne geçilmedi?
9) Neden Prof Bahriye üçok'un aldigi tehdit telefonlarinin geldigi hattin genel kurmaya bagli oldugu anlasilinca savci degistirildi?
10) Ikinci savci isini yapmaya çalisirken neden öldürüldü?
11) Sözde "islâmci" bir terör örgütü tarafindan öldürülen "laiklik sehidi" üçok'un
mesela bombaci orgeneral Altay tarafindan "patlatilmis" olmasi ihtimali nedir?
12) Neden komandolarimiz PKK liderlerini her kistirdiklarinda geri çekilme emri aliyor?
13) Neden Güneydogu'ya çarpismaya giden kuzenlerim esrardan disleri dökülmüs olarak geliyor?
14) Neden türkiyedeki gazeteciler bu sorulari kimseye sormuyor?

Sehitlerimize Allah rahmet eylesin, ailelerine de bu duruma dayanma gücü versin.
Allah bize de bu sorulari soracak cesur gazeteciler ve politikacilar versin. Amin.

Yazan: Simply Red Tarih: October 5, 2006 12:51 PM

Laikliğin irticaî yorumu
ETYEN MAHÇUPYAN
09.10.2006 PAZARTESİ

Sosyal bilimciler Türkiye’de laikliğin hakemlik işlevi gören bir yönetim ilkesinden ziyade iktidar alanını belirleyen bir siyasi süzgeç olduğunu yıllar önce keşfettiler.


Elitist yapı kendi meşruiyetini öyle bir laiklik tanımı üzerine oturtmaktaydı ki, sadece dindar hassasiyetleri olan vatandaşlar değil, istenmeyen sosyal ve iktisadi gruplar da neredeyse yasal yoldan yönetim kadrolarının dışına itilebilmekteydi. 80 darbesi sonrasında bu totaliter anlayış kamusal alana da taşındı. Topluma hizmet veren kurumlar bu laikliğin kıskacı altına sokuldu. Dindar oldukları varsayılanların sokakta görünmelerinin bile laiklik açısından zaaf oluşturduğu kanaati üzerinden bir devlet siyaseti yürütüldü.

Bugün bu totaliter söylemin taşıyıcılarından biri bizzat Cumhurbaşkanı’nın kendisi... Laiklik uğruna temel hak ve özgürlüklerin sınırlanabileceğini söyleyen Sezer, “dinin bireyin manevi yaşamını aşarak toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez” demekte. Yani bu laiklik anlayışına göre din toplumsal niteliği olmayan, kişisel dünyalarımızda kendi kendimize yaşayacağımız bir olgu... Temel sosyoloji bilgisinden bu denli uzak, hayali bir din algısı bize garip gelebilir. Ama Cumhurbaşkanı, söylediği sözü anlamlı kılan bir ideolojinin içinden bakmakta ve söz konusu bakış laikliğin üç ayağından sadece biri üzerinde yoğunlaşan otoriter zihniyetin uzantısı. Çünkü dinin devlet işlerine karışamaması vazgeçilmez bir unsur olsa bile; laiklik aynı anda dinsel ve felsefi inançların kamusal alanda yaşanabilir kılınması ve devletin farklı dini ve felsefi akımlar karşısında nötr kalmasını ifade eder. Ülkemizdeki kadim cemaatçi çekişme ataerkil zihniyettekilerin sadece din ve vicdan özgürlüğüne yoğunlaşmalarına neden olurken, otoriter zihniyetteki Kemalist bakış da sadece dinin kamusal alanın dışına itilmesini ‘laiklik’ saymakta.

Ne var ki laikliği tüm boyutlarıyla ve dengeli bir bütünlük olarak kavramak ve hayata geçirmek de mümkün. Ama bu ‘laikliği yeniden tanımlayalım’ demek olur ve Genelkurmay Başkanı’na kalırsa caiz değildir... Diğer bir deyişle Genelkurmay Başkanı, Türkiye’de demokrat bir laiklik anlayışının geçerli kılınması talebini ‘irtica’ olarak değerlendirirken, gerçekte kendisinin epeyce sığ bir laiklik algılamasına sıkıştığını göremiyor. Eğer herhangi bir kavramın gerçekten ‘irticai’ yorumundan söz edeceksek, bunun toplumsal değişimi hazmetmekte zorlanan bir bakış için kullanılması doğal olurdu. Oysa Türkiye’de resmi ideolojinin otoriter zihniyet içinde şekillenmiş olması, her alanda otoriter bakışı ‘ilericilik’ haline getirerek dünyaya adapte olamayan bir devlet sistematiği üretmekte. Böylece topluma her bakışında çevresinde ‘irtica’ algılayanların, her şeyden önce toplumun yaşamakta olduğu dinamikten ne denli uzak kaldığını da anlamış oluyoruz. Toplumu anlamayanların o toplumun yeni taleplerini kuşatmakta ne denli zorlanacaklarını tahmin etmek ise hiç zor değil...

Dolayısıyla bir generalin “bu mihraklar ya ülkeyi terk edecekler ya da Anadolu denizinde boğulacaklardır” demesine de pek şaşırmıyoruz. Ülkeyi terk edecek olanların sayısının ne olacağı gibi mizahi kısımları bir yana koyalım, bu cümle söz konusu otoriter zihniyetin elinde toplumsal talepleri kuşatıp yönetecek hiçbir araç olmadığının basit bir itirafı... Çünkü otoriter zihniyet toplumsal kimliği kendinden mülhem doğrular üzerinden inşa ettiği için, bu hayali kimliğe oturmayan gerçek vatandaşı da ancak ülkeden çıkartarak veya ‘bir iç denizde boğarak’ sorun çözmeye çalışmakta.

Kısacası Türkiye’nin meselesi rejimin otoriter zihniyete dayanması ve devletin bunu topluma karşı bir güç nesnesi olarak kullanmasıdır. ‘İrtica’ bu düzeni ayakta tutan elverişli hayaletlerden biri sadece...

09.10.2006


e-posta adresi:e.mahcupyan@zaman.com.tr


Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 9, 2006 08:51 AM

Simply Red Hanim/Bey,

"I wanna fall from the stars..." diyerekten foruma bir giris yapmissiniz, hayirlisi olsun.

Bizim bu orduyu yipratmaya, halkin kafasini sozde komplo teorileri ile karistirmaya calisan, temelsiz, dayanaksiz yorumlara karnimiz tok. En son Danistay olayinda da gorduk. Turkiye'deki irtica meraklilarinin en basta TSK'yi yipratmaya calistiklarini sayin Genel Kurmay baskanimiz da dile getirdi.

Bir saviniz var ise, somut orneklere dayanarak ispatlarsiniz, o zaman ciddiyetle dinler, degerlendiririz. O zamana kadar Au Revoir, iyi komisyonlu haftalar dilerim.

Beyaz

Yazan: Beyaz Tarih: October 9, 2006 07:15 PM

Sayin Clausewitz,

ABD Buyukelcisi Ross'un bizim Turkiye Cumhuriyeti Cumhurbaskani ve Genel Kurmay baskaninin soylediklerini kuru gurultu olarak nitelemesini, ve bizim ulkemizin ic politikasi hakkinda bu sekilde fikir beyan etmesini son derece uygunsuz ve yakisiksiz buluyorum. Simdi Turkiye'nin Washington buyukelcisi ciksa, ve ornegin Amerika'daki gocmen sorunu hakkinda, Katrina kasirgasinda ABD kurumlarinin takindigi tavir konusunda, veya Donald Rumsfeld'in savunma bakani olarak gorevini icra edip etmemesi konusunda ABD baskaninin veya ABD ordusu komutanlarinin goruslerine kuru gurultu dese, Amerikalilar ayni gecen gun UN'de konusan Hugo Chavez'e tepki gosterdikleri gibi bizim buyukelcimize de tepki gosterirler.

Hur ve bagimsiz bir devletin onurlu bir vatandasi olmak bu tepkinin gosterilmesini gerekli kilar. Bakin, Bush'u bir karis suda bogacak cevreler bile Hugo Chavez'in UN'deki konusmasini elestirdiler, Chavez'i diplomatik nezaketsizlikle sucladilar.

Asil benim size ifade etmek istedigim birsey var. O da su ki, ulkemizde sizin gibi Turk vatandaslarinin olmasindan dolayi kendi adima utanc duyuyorum. Kendi ideolojinizin suyuna gidecek gelismeleri desteklemek icin bu milleti, bu milletin onurunu, egemenligini ve bagimsizligini uc kurusa satmaktan cekinmiyorsunuz bakiyorum. Yani, su bin degisik irktan meydana gelen Amerikalilar kadar bile olamadiniz ya, yaziklar olsun.

Siz laikligin tanimi bu, irticanin tanimi su diye istediginiz kadar tanim yapin, ister Milli Mucadele tarihini ister Turk-Arap tarihini yeniden yazmaya calisin, biz sizin kim oldugunuzu, neden siyasi gundemi bir tanimlar ve komplo teorileri corbasina cevirmeye calistiginizi cok iyi biliyoruz.

Benim gozumde iktidardaki partinin ve bu partinin temsilcilerinin hicbir kredibilitesi yok. Onlar sadece dini kendi siyasi ve cirkin amaclarina alet eden insanlar degiller, ayni zamanda vatan hainiler ve bogazlarina kadar da yolsuzluk icine batmis durumdalar. Bugun Kurt sorununda, Ermeni sorununda, Kibris sorununda bu kadar koseye sikistirilmissak hep bu adamlarin yuzunden. Turkiye tam anlamiyla laik bir ulke degil, ama laiklik hic su anda oldugu kadar ayaklar altina alinmadi. Bugun, din yuzunden ulkemizi karistiran insanlar, irticai kadrolasmayi kutsal sloganlari haline getiren kisiler de bu kisiler. Bu gercekleri gormek icin hicbir tanimi yeniden yapmaya gerek yok, biraz kafasi calisan ve gozu goren insan olmak yeterli.

Kafasi calisan ve gozu gorenler icin baska gercekler de ortada:
1. TSK, Turkiye'nin en guvenilen kurumu. Bu ulkenin %90'indan fazlasi devletin kurumlarindan da once, siyasetcilerden de once TSK'ya guveniyor. Bu kurumun sayginligini cekemeyen vatan hainleri, isi silahli kuvvetlerimizi yipratmak kadar asagilik iftira ve davranislara kadar tirmandiriyorlar.

2. AKP, oylarin %30'unu alarak iktidara geldi. Simdi bu oylar %20'lere gerilemis durumda. Bu halkin geri kalani, AKP'nin politikalarini onaylamiyor, cumhurbaskani koltugunda ve konutunda, Erdogan, Emita, cevirmen Sumeyye ve kahraman asker Bilal gibi insanlari gormek istemiyor. Sandikta kim kime samari basacak hep birlikte gorecegiz efendim.

3. Universitelerimiz, AKP hukumetinin tum baskilarina ragmen, arastirma butcelerinde yapilan tum kisitlamalara ragmen yollarina devam etmekte. Turkiye bu yil dunya bilimsel yayin siralamasinda 19. siraya yukselmistir, bu da universitelerimizin basarisinin somut bir gostergesidir. AB, acaba TSK'ya laf edip, 301'inci madde ile ugrasana kadar, neden universitelerin uzerindeki hukumet baskisina, universitelerin verdigi saglik hizmeti gibi hizmet bedellerinin Maliyetin talimatiyla odenmemesine, universitelerin arastirma butcesi kisitlanirken, diyanetin butcesinin arttirilmasina laf etmiyor? Siz universiteler ile ugrasana kadar, neden Milli Egitim Bakaninin imam hatip sevdasi yuzunden alt-ust ettigi egitim sistemi ve acik kalan okullarin kontenjanlari ile ugrasmiyorsunuz?

Yazan: Beyaz Tarih: October 10, 2006 02:52 AM

Madem iktidar, Turkiye'de bir irtica problemi varsa tartisilsin, irticanin tanimi yapilsin diyor, o halde Milli Egitim Bakani Huseyin Celik hakkinda verilen gensoru onergesi neden AKP milletvekillerince reddedildi? Ikiyuzlulugun bu kadari! Irtica'yi Huseyin Celik'in bagnaz politikalarinda aramayacaksak daha nerede arayacagiz?

Bugun THY'nin ic hatlar ucuslarinda, ucakta hic Arap yolcu olmadigi halde, Turkce ve Ingilize anonsun yaninda Arapca anons da yapildiginin haberleri medyaya yansidi. Irtica'yi daha nerelerde aramamiz gerekiyor?

Yazan: Beyaz Tarih: October 11, 2006 06:25 PM

Fikir hurriyeti, tolerans guzel seyler ama bu gercekten fikir teatisimi simdi? Birisi bana fikir gostersin surda!

Bende zaman zaman Islam dusmanliklarini sahte kiliflarla kamufle etmeye calisan sahtekar deve kuslarina oldukca suaslu lisanlar kullanirim faka YALAN ASLA! Ve en buyuk fark su; BEN ANONIM DEGILIM! Yeri yurdu belli, MIT'te, derin devlette, muhtemelen, birtakim saunalar, Sermdinli, Susurluk bagalntili vatansever kurulusta da fisleri bulunan bir gercek kisiyim. Bu parazitler, tankin akasina saklanananlarin arkasina saklanip, anonim kimlik ve her gun dergistirdikleri maskelerle, her cepheden kutsallarimiza binbir iftira ile, saldirida bununan mufterilerin bunu yapma hakki ifade hurriyetimidir? Peki neden anonimdirler ifade hurriyetin kullanirken, devletin butun Stalinist, Gestapo aygitlari onlara calistigi halde? Yanlis anlasilmasin site sahibinin otoristesini gulamiyorum. Sadece "fikir hurriyeti" kapsamina neyin girip girmedigi ve bu hurriyetin kullanilisi sorgulamam; sonuca bir ozel sitede hicbir yorumun yayinlanmainin "hak" degil site sahibi tarafindan verilmis bir "imtiyaz" oldugunun farkindayim.

Simdi de cikacak darbeci madam Saulnier, Sibel Beyaz Fidel (to what?) somsalak Sait abidin Feramoglu felan fistik "bak bir de orucum derler, fikre tolerans..." bilmem ne diyecektir beynindeki fonksiyonel noronlarin oluturdugu kurnazlik merkezini kullanarak. Bu ahval ve serait iceruisinde ben dindarligimin derecesini veya dinda oldugumu dahi beyabn etmedim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 12, 2006 10:41 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)