« Laikçilerin Faşizanlaşması Sürpriz Değil | Ana Sayfa | 'İrtica', ABD ve İngiltere »
October 01, 2006
Kurtuluş Savaşı'nda Tarikatlar ve İdeolojik Körlükler
Bir yazımda "Türkiye'deki yaygın akıl yürütme biçiminde ciddi bir problem [var]; bu problem, realitenin, yani somut gerçekliğin fazla önemsenmemesi, bunun yerine, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz birtakım önkabullerin ve inançların öne çıkarılması" demiştim. Ve "Önümüzdeki karmaşık gerçeklerin içinden, doğruluğuna baştan karar verdiğimiz bir komplo teorisine uygun düşenleri seçip, bir araya getirme" sorununa işaret etmiştim.
Sabah gazetesi yazarı Emre Aköz'ün Milli Mücadele'de tarikatlar başlıklı bugünkü yazısı, tam da böylesi bir "realiteyi ideolojiye göre çarpıtma" örneğini gözler önüne seriyor. Aköz, son günlerde "laiklik" ve "irtica" konularında esip savuran generallerimizden biri olan Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu'nun Kurtuluş Savaşı'nda tarikatları ihanetle suçlayan konuşmasının, realiteye değil ideolojiye dayandığı ortaya koymuş. Hemen her cümlesini önemli bulduğum ve tümüyle katıldığım yazıyı aynen alıntılıyorum:
Siyasi ideolojilerin ortak özelliklerinden birisi, gerçeğin bir bölümünü kesip ayırmalarıdır. Kimi kişi ve olaylar görmezden gelinirken, kimileri ( olumlu ya da olumsuz biçimde) öne çıkarılır. Bunun son örneğini Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu'nun konuşmasında gördük. Deniz Harp Okulu öğrencilerine konuşan Karahanoğlu, tarih boyunca tüm devrimcilerin din ve gerçek dindarlarla değil; cemaatler, tarikatlar ve dincilerle karşı karşıya geldiklerini belirttikten sonra örnek verdi: "Kurtuluş Savaşı'nda Mustafa Kemal'in idam fermanını çıkaran ve işgalci güçlerle işbirliği yapanlar Sait Molla gibi dinciler olmuştur."Karahanoğlu'nun anlatısına göre tarikatlar Kurtuluş Savaşı'na karşı çıkmıştır. Dolayısıyla Milli Mücadele, sadece işgal güçlerine karşı değil, onlara karşı da yapılmıştır.
Halbuki bu anlatının gerçeği yansıtmadığını artık biliyoruz. Bana inanmıyorsanız, Hülya Küçük'ün "Kurtuluş Savaşı'nda Bektaşiler" (Kitap Yayınevi) başlıklı doktora tezini okuyun.
İşte size oradan birkaç ilginç veri:
*Mustafa Kemal 27 Aralık 1919'da Ankara'ya geldiğinde muhteşem bir Seymen Alayı ile karşılandı. Alayın arka kısmında hususi elbiseleri ve ayinleriyle Nakşibendiler, Sadiler, Rifailer, Kadiriler, Mevleviler, Bayramiler, Bektaşiler yer aldı.
*Alayın düzenlenme sebebi halk tarafından iyi tanınmayan Mustafa Kemal'e bir meşruiyet zemini yaratmak; onun bir 'asi' değil, saygın bir lider olduğunu göstermektir.
*Bu alayı düzenleyen kişi ise, Ankara Vali Yardımsısı, defterdarı ve Ümmi Sinan Dergahı şeyh adayı ve bu dergahın tarikatların kapatılmasından önceki şeyhi Yahya Galip ( Kargı ) idi.
*1920'de toplanarak, Mustafa Kemal önderliğinde Milli Mücadele'yi yürüten ilk Meclis'te 403 milletvekili yer aldı. Bunların 85'i din eğitimi almış kişiler veya bilfiil din adamı olarak görev yapan kişilerdi. Meclis'te 10 kadı, 7 dava vekili, 17 müftü, 42 müderris ve 9 şeyh vardı.
*Milli Mücadeleciler, İstanbul hükümetinin fetvalarına, 100 müftünün onayıyla hazırlanmış fetvalarla cevap verdiler. Şevket Süreyya Aydemir bu kapışmayı ' Fetvalar Harbi' diye adlandırır.
*Ankara Hükümeti, yandaşı olan tekkelere ' yemek ve et parası' veriyordu.
Hülya Küçük'ün 400 küsur sayfalık kitabı daha nice örnekle dolu. Olayı özeti ise şudur: O dönemde toplum bölünmüştü. Tarikatlar da bu devasa karmaşadan etkilendi. Kimi Ankara Hükümeti'ni destekledi, kimi İstanbul'u.
Hatta en ilginç nokta şu: Hiçbir tarikat Milli Mücadele'ye topluca destek vermedi ya da topluca köstek olmadı. Halbuki müritler şeyhlerine bağlı oldukları için, kolayca bir tarafa doğru seferber edilebilirlerdi.
Üstelik bölünme ve kararsızlık sadece onlara özgü de değildi. Mesela Erzurum Kongresi toplandığında, geleceğin mareşali Fevzi ( Çakmak ) Paşa, Mustafa Kemal'i tutuklamak üzere gelmemiş miydi? Kazım (Karabekir ) Paşa onu ikna edince İstanbul'a dönmemiş miydi? İsmet (İnönü) Paşa da Ankara'ya gelmiş, geri dönmüş, sonra tekrar gelmemiş miydi? Yani bırakın sokaktaki insanı, vatanseverliğinden kuşku duymayacağız komutanların dahi kararsız kalabildiği bir dönemdi o.
Milli Mücadele'ye karşı çıktığı için Sait Molla'yı yeriyorsak, bir kısım müridiyle Kurtuluş Savaşı'na katılan Şeyh Şerafeddin Dağıstani'yi de övmemiz gerekmez mi?
Bunları yazıyorum ama bugünün kapışan kesimlerinden nesnel ve soğukkanlı bir yaklaşım beklemiyorum. Çünkü biliyorum ki asıl amaçları tarihi anlamak değil, onu ideolojik üretimlerinin hammaddesi yapmak.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 1, 2006 01:49 PM




Yani bu zamanda halen bu kadar ahmakça laf eden insanlar ülkemizin en üst düzey yerlerini işgal etmekteler ya ona yanıyorum. Mustafa Akyol ve benzeri değerli şahsiyetlerin üniversitelerde, akademide ve farklı yerlerde bulunmalarından da rahatsız olan bu zihniyet ülkemizi bugünkü acı duruma getiren zihniyettir. Daha Şeyh Said'in ismini bile bilmekten aciz saldırgan ve totaliter zihniyet son demlerini yaşıyor; bunun için bu kadar saldırıyor. Hadi bakalım!!!
Yazan: Muslim Media Tarih: October 1, 2006 02:32 PM
Emre Aköz zaman zaman çok iyi yazılar yazıyor. Aköz'ü, NPQ Türkiye'nin Yeni TV. de yayınlanan ve Ali Saydam'ın yönettiği; Dücane Cündioğlu ve M. Ali Kılıçbay'ın da katıldığı 10-11 programlık bir felsefe dizinden tanımıştım. Çok okuyan ve tarihe bakarken ideolojik pencerelerden sıyrılabilen bir yazar.
Bu konuda yazdıkları bir realite ama bunları bilmeyen Kuvvet komutanı makamına yükselmiş kişiler var ülkemizde maalesef.
Aköz geçtiğimiz günlerde de "Gelin ezberinizi bozayım" başlığı ile iyi bir yazı yazmıştı. Ben de onu aktarayım:
***
Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörü Prof. Emin Alıcı, İzmir'de düzenlenen ' Karşıyaka Toplantıları'nda konuşmuş. Vatan gazetesine göre rektörün ağzından şu tip cümleler çıkmış: " 1450'lerde matbaa icat edildi ve hızla Avrupa'ya yayıldı. Biz ancak 250 yıl sonra kullanabildik. Önce Müslüman olmayan halk kullandı, gelişti. Keşke o zamanlar Anadolu, Müslüman olmasaydı."
Rektör, " Akıllı olan böyle laflar etmez " diyerek olayı reddetti. Buna karşılık Anka Ajansı ve gazete, haberin doğruluğunda ısrarcı. Konuşmanın ses kayıtları internette yer alıyor.
Benim açımdan o rektörün dediklerinin hiçbir önemi yok. Söylemeyebilirdi. Ancak Türkiye'deki " tepeden inme modernleşme " yanlısı bir kesimin, tam da böyle düşündüğünü biliyoruz.
Zihinlerinden, " Ah keşke bu halk Müslüman olmasaydı " diye geçiriyorlar: " O zaman matbaa daha erken bir tarihte faaliyete geçerdi... Halkımız basılan kitapları okuyarak aydınlanırdı... Böylece geri kalmazdık. " ( Ara notu: Bu 'din-gelişme' tartışması ikide bir tekrarlanır. Son olarak Milliyet'ten Meral Tamer konuyu açmış, birçok kişi de tartışmaya şevkle dahil olmuştu.)
"Matbaa ile modernleşme arasında birebir ilişki kuran" bu akıl yürütme tarzı ilkokuldan itibaren çocuklara öğretiliyor.
Ne var ki ' basılı kitabı' fetişleştiren bu düşünce biçiminin kendisi ilkokul düzeyinde!
Önce, Osmanlı'yı teknoloji karşıtı (hatta düşmanı) sanan bu takıma, basit bir ev ödevi verip asıl konuya geçelim: " Nasıl oldu da aynı Osmanlı, mesela devrin savaş teknolojisini yakından izlemeye çalıştı? "
Birçok okurumuzun söyleyeceklerime inanmayacağını biliyorum. Peki, tamam, bana inanmasınlar ama bari ellerini vicdanlarına koyup işin uzmanına kulak versinler.
"Modernleşmeyi, matbaanın doğrudan sonucu" sanan bu fikri, tarihçi Prof. İlber Ortaylı çoktan tuzla buz etti.
Basılı kitabı fetiş haline getirenlerin çoğu ya kitap okumadıkları ya döne döne aynı şeyleri okudukları ya da işlerine gelmeyen bilgileri görmezden geldikleri için şimdi adını vereceğim kitabı bilmez. (Bu köşenin sadık okurları ise bilir, çünkü daha önce sözünü ettim.)
Kitabın adı: " Dante'den McLuhan'a 24 Başyapıt Üzerine Konuşmalar " (Yapı Kredi Yayıncılık, Salı Toplantıları 2001-2002)
Bakın Prof. Ortaylı neler diyor:
*"Bir toplumda kitap okumak kuşkusuz ki belirgin katkıları olan bir gelişmedir ama kitap okumakla da bir toplum bir yerden bir yere gelmez. Bütün Ortadoğu'da 150 yıldır, en çarpıcı devrimleri gösteren toplum Türklerdir. Ve Türkler bütün Ortadoğu toplumları içinde en az okumuş olanlardır. En az kitap basandır, en az tercüme yapandır. Yani iş kitap okuma, iyi kitap çevirme, iyi kitap yazma gibi bazı kriterlere bağlı olsaydı hiç şüphesiz ki İran'ın, Lübnan'ın ve Mısır'ın bizim çok önümüzde gitmesi gerekirdi."
Prof. Ortaylı daha neler neler diyor. Örnekler vererek ve karşılaştırmalar yaparak, "basılı kitabın", Batılı toplumların modernleşme-aydınlanma süreçlerinde hiç de iddia edildiği kadar ve gibi etkili olmadığını gösteriyor.
Şimdi bu yazdıklarıma itiraz edenler ve " Sen kitap okunmasına karşı mısın " diyenler çıkacaktır.
Cevabım:
1) Benim hayatım kitap okumakla geçti. Kitaplarımı koyacak yer bulamıyorum. Bir kısmını okullara gönderiyorum. 2) Yazdıklarımı eleştirebilmek için önce yukarıda sözünü ettiğim kitabı alın ve hiç olmazsa İlber Hoca bölümünü okuyun. İşkembe-i kübradan atmak, ilkokul düzeyindeki bilgilerle sallamak yok! Önce okuyun, ondan sonra tartışalım. 3) Bu konuda elimde sürüyle malzeme var, ilgilenen olursa devam ederiz.
-----------------------------
Gerçekten de bu matbaa konusu modern bir hurafe haline geldi. Bu konuda ben de "Matbaa Hurafeleri ve Gerçekler" başlığıyla bir yazı yazmıştım. İlgilenen arkadaşlara linkini vereyim istedim..
Etrafımız modern hurafelerle sarıldı. Bunlardan o kadar çok ki..
Kurtulabilmek dileğiyle..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 1, 2006 03:36 PM
Gene enfes bir yazi! Kaleminize, zihninize saglik Mustafa Bey! Emre Akoz yazisindaki temel tesbitleri de paylasiyorum.
"Cilgin Turk" tiyatro yazari Ozakman'in hatta Emre Kongar'in "terih kitaplarina" bile bu generallerinki kadar idelojik tarih tahrifati yoktu.
Bu zihniyettekiler gercektenmi Canakkale Savasi'nin Kurtulus Savasi'nin hangi ruh ile hangi idealizm ile kazanildigini bilmiyorlar? Bunun mumkun olabilecegine inanamiyorum. Ne oldugunu kendilerinin de tanimlayamadiklari "AB karsiti Baticilik" idelojilerini mesrulastirmak icin gun isigi kadar acik verileri nasil tahrif edilebileceginin ibret vesikasi bu yesil ve siyah uniformalilarin orkestara edilmis saldirilari. Bunlar baska ulkelerin tarihlerinidemi okumazlar? Gecmisi ideolojiye gore tekrar yorumlamak degil yeniden imal etmenin kullanis suresinin ne kadar kisa oldugunun ornekleri ile dolu tarih.
Peki bu generaller asli gorevleri olan (konusmalarindan bunu cikarmak cok zor ama) ulkeyi dis dusmana karsi korumak zorunda kaldiklarinda heyecan kaynagi olarak ne kullanacaklar? "Allah, Allah" diyerek gitmek seriatcilik olacagina gore, ve elimizde de ABD'nin, Israil'in silahlari olmadigina gore?
Bir avuc seckinin idelojilerimi Sivasli Hakkarili, Karsli, Kutahyali cocuklari cus-u hurusa getrip dusman uzerine saldirtacak?
Benim cocuklugumda yurttaslik bilgisi dersinde "milleti" tanimlayan ogeler olarak "din birligi, dil birligi, kultur birligi, ulku birligi" sayilirdi. Hayir, Cumhuriyet oncesi degildi! Simdi merak ediyorum hangi degerler etrafinda "birlikten" soz ediyoruz "biz" deigimizde. Evet "biz" kimiz sahi? Beyaz Hanim ile beni ayni cati altinda birlestiren nedir, Insanligin temel degerlernde bile ayrisiyorsak? Ben cocugumu en kutsalima savas acmis, beni bir kasik suda bogmak isteyen generalin arkasinda gonullu olarak savasa niye gondereyimki? Kurtulus sAvasi'nda benim dedelerim ninelerim "PEYGAMBER OCAGINA" gonderiyorlardi cocuklarini. Ataturk bunu bilincinde olarak maneviyati itici guc olarak kullandi. Mehmet Akif'in dini ogelele dolu siirini "Istiklal Marsi olarak okuyan generalin Islam'in rolunu inkar etmesi ne yaman celiskidir? O ruh oldururseniz yetrine ne ikame edeceksiniz? Iste Guneydogu'da goruyoruz nelerin ikame edildigini!
Allah akil fikir versin!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 1, 2006 04:13 PM
Sn.Akyol, Milletimizin Dini hislerini en yoğun ya
şadığı günlerde dine şu yada bu gerekçeyle dil
uzatılması, bazı tahriklerin planlandığını gösteri
yor ki bu çok üzücü. Eğer ABD İslamı ülkenizde
pasifleştirin yoksa akibetiniz Irak gibi olur diye
tehdit ediyorsa bilelim...
Evladı Fatihan torunları olarak Ülkemizin ve Türk
dünyasının bekasının en başta gelen sigortasının,
İslam dini olduğunu dilimizde tüy bitercesine ha
tırlatıyoruz..çanakkale ve Kurtuluş savaşının Cum
huriyet motifi üzerinden değil, İslam yurdunu İngi
liz, Fransız Yunan gavurundan korunma motifiyle
kazanıldığını Türk olan herkes biliyor.
Bir anı: Kıbrıs harekatı zamanı yer Bodrum. Jandar
ma gece karartma yapılmasını, Yunan saldırısı ola-
bileceğini anons eder. Bodrum gençleri, kadınları
biranda sokaklara dökülerek, teknelere doluşmaya ve İstanköy Yunanca Kos adasına hücuma karar verir
ler. Bunun bir tatbikat olduğu anonslarıyla zor
yatıştırırlar. Millet bağımsızlığını, dinini,onuru
nu değiştirmek istemiyor. Demokratik seçimlerle kim iktidar olursa onun yönetimini istiyor. Beğenmesse yüzde bir oylara düşürüyor. korku ve
şantaj karşısında, tarihsel gerçekleri değiştirmek
bir milleti yaralar. Milli birliği zayıflatır.
Ha bu yalan tahriklerden murat edilen buysa, bundan maddi çıkar varsa başka. Milletimiz zarar
görür safça endişesiyse, bir çağrı yapın kaç on
milyon gönüllü Çanakkaledeki İngilizden korkmadığı
gibi, bugünkü müstevlilerin karşısına çıkarmış
görün. İrtica boş bir yaygaradır. Bu yaygara ile
milletimizin zihni bulandırılmakta, Toplumun mane
vi direnci kırılmak istenmektedir. Bu millet, Alpaslanların, Orhanların,Fatihlerin, Yavuzların,
Mustafa Kemallerin evladıdır. Korkakların tehdit
ve şantaja boyun eğip muazzez dinimizi tu kaka etmelerin hoş karşılamaz. Olayların tırmandırılma
sı İslamın defterini dürmek içindir. bu şans İsra
il'in Hizbullah karşısında yediği ağır darbe ile
sona ermiştir.Artık tek seçenek Türk ordusunu İs
lam devletlerinin üzerine sürmek seçeneğidir ki,
bu asla mümkün olmayacak bir şeydir. İslama bu
kadar yabancılaşmış, viskii ve alkol bağımlısı
haline gelmiş gizli dinli birkaç kendini bilmez,
bu alçaklığı gerçekleştiremez. Türk ordusu Peygam
ber ocağıdır. türk vatanının koruyucusudur. Kışkı
rtmalara pabuç bırakıp, İslamla uğraşmaz. Komünizm
le mücadele propagandasıyla yapılan 12 Eylül gizli
dinlileri heveslendirmesin. Milletimiz bölünmek
istemiyor ve İslam dini en kuvvetli çimentodur.
Atatürk sevgisi, Tarihi kahramanlıklarımız, Osman
lının muhteşem saltanatı, diğer çimentolardır.
Gerçek bir dindar asla Atatürk'e hakaret etmiyor.
kurdukları provakatif dinci görünümlü cemaat ve
sahte tarikatlar eliyle Atatürk'e saldıranlar yine bunlar. Yanlış yapmayın, Fitne yoluyla mille
ti birbirine düşürmeyin. Muazzez dinimize dil uzat
mayın. Cumhuriyet savcıları ne güne duruyor, tehdit varsa gereği yapılır. birde sitede düzeyli uyarılar yapma ile, adice tehditleri ayırmak gerekiyor. Maalesef ABD ve hempaları rahat durmaya
caklar. Sabır, metanet ve milli değerlerimize dört elle sarılalım. Dualarımızla Devletimizin ve
milletimizin bekası için Rabbimizden yardım isteyelim. İrtica yaygarası yapanların gerçek mak-
sadının ABD nin istediği İslam dininin infazı memurları olduğunu görelim. Laik demokratik düzen
en başta müslümanların ibadet hakkını sağlamakla
görevli olduğunu unutmayalım. Gerçek dindarların
laik düzenin farklı dinden insanlarla birarada
yaşamanın teminatı olduğunu bildiklerini artık
anlayalım. Viskilerinizi Ramazanda bile yuvarlama
nıza ses çıkaran varmı? Milletin Ramazanını zehir
etmek için uğraşmayın. Artık kendinize gelin.
Saygılar. Levent.
Yazan: levent Tarih: October 1, 2006 04:17 PM
Çok iyi bir yazı daha..
Mümtaz'er Türköne Hoca'nın "Bilmediğimiz bir şey mi var?" başlıklı yazısında çok önemli noktalar var. Türköne Hoca, yazısında genel bir çerçeve çiziyor, "irtica" paronoyasından, pozitivist felsefeye, dinsiz toplum idolünün anlamsızlığından Komutanların konuşmalarındaki tutarsızlık ve bilgisizliklere kadar birçok hususu açıklığa kavuşturuyor. Anayasa'nın maddelerini ve yaptırımlarını hatırlatıyor ve Kuvvet Komutanları'nın yaptıkları açıklamalarla Anayasa'yı nasıl ihlal ettiklerini gözler önüne seriyor. Yazısının sonunda da yine Anayasa'ya göre bu ihlalin ülkenin güvenliğini tehlikeye düşürdüğünü; laikliğe yönelik bir tehdit oluşturduğunu ve çareyi yine Anayasa'nın gösterdiğini belirterek şöyle diyor:
"Anayasa’mızın 117. maddesi, “millî güvenliğin sağlanması” görevini TBMM’ye karşı Bakanlar Kurulu’nun yetki ve sorumluluğuna veriyor."
Yani Mümtaz Hoca Hükümet'in (Bakanlar kurulunun) ülke güvenliği açısından Kuvvet Komutanları'nı görevden alması gerektiğini -teknik olarak C.Başkanı imzası gerekse de- ima ediyor.
Bu cesur ve her satırı doğru tespitlerle dolu yazıya buradan ulaşabilirsiniz.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 1, 2006 05:20 PM
Bu tür "amiral"lerden "general"lerden bol miktarda var. Bunları orada burada yalan yanlış konuşmaya iten psikolojik amil -yukarıda da belirtildiği gibi- zihinlerini dumura uğratmış olan ideolojileri/dinleridir. Düşünmez ki, analiz etmez ki, sorgulamaz ki.. Dümdüz konuşur, aklına ne gelirse. Ve ne yazıkki bunlara "Sen ne diyorsun be adam!" diyecek bir kamuoyumuz henüz yok.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: October 1, 2006 10:58 PM
Türkiye'de kaç gazeteci var?
Türkiye'nin gündemini öcü tarikatlar ile dolduran gazeteciler mesleklerini hakkiyla yapsalar ülkemize ne büyük hizmet etmis olacaklar...
Gazetecilerimizin önemli bir kismi vakitsizlikten
dolayi mesleklerini icra edemiyorlar. Bu meslek arastirma yapmayi, okuyup ögrenmeyi VE ANCAK BiLGiLENDiKTEN SONRA yazmayi gerektiriyor.
Hergün köse yazisi yazinca okumaya vakitleri kalmiyor. Bu durum onlari gerçeklerden uzaklastiriyor. Sadece basörtüsü veya sarik gibi görülebilen seylerle ilgilenebiliyorlar.
Keske "tarik" kelimesinin anlamini ögrenseler, Mevlana kimdir, Yunus Emre kimdir arastirabilseler... Nasil olmus da Ömer Hayyam "sarap" içtikçe ayilmis anlasalar.
Ama ne yapalim... Vakitleri yok iste.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: October 2, 2006 10:49 AM
' Çünkü biliyorum ki asıl amaçları tarihi anlamak değil, onu ideolojik üretimlerinin hammaddesi yapmak. ' diye buyurmuş gazetecelik ve de dergicilik ( bu kısmı bir araştırın isterseniz ) tarihi bir hayli renkli olan emre aköz. Oysaki tarihsel tartışmaların çok kabarık olduğu günümüzde iyi ki Emre Kongar gibi büyük üstadlar var da emre aköz gibilerine sadece kafa karıştırmak kalıyor. Tarihimizle Yüzleşmak kitabında belirtildiği gibi son zamanlarda gazetelerimiz, televizyonlarımız bol bol kafa karıştırıcılarla dolu , dertleri insanlara bilgi vermek değil ; olabildiğince su bulandırmak veya insanları belli yöne doğrultmak . Ama bu durumlara yine Kongar güzel bir sözle cevap veriyor : Köşe yazarı olmak kolaydır , zor olan şey adam olmaktır. Asıl amacı tarih olan birisi tarihi konulara köşe yazısı ile katılmaz , kitap ile , makale ile katılır biz de görmüş oluruz siz de nasıl bir altyapı var bu tür bir tartışma için.
Masanın sadece bir tarafını göstererek aslınca asıl aköz ün kendisi tarihi eksik aktararak tarihi bizzat çarpıtmaktadır. Tarikatların imamların şeyhlerin Kurtuluş Savaşımızdaki etkisini bilmek için bunlara zaten gerek yok , çünkü bunlar gerçekler ve de zaten biliniyorlar , hem de resmi tarihçe de. örnek mi :
bakın bakalım tarih kitaplarımızdaki fotoğraflarımıza Atatürk ün yanında her zaman şeyhleri , hocaları göreceksiniz. Bektaşi dergahlarının savaşımıza desteğini bugüne kadar yoksa bilmeyenleriniz mi vardı ?
Ya da açın okuyun bugünlerde Cumhuriyet gazetesinin her salı verdiği Kurtuluş Savaşı ekini , orada İstanbul dan Anadolu ya kaçışta tekkelerin nasıl yardım ettiğini görürsünüz. İsmet İnönü , Yakup Kadri bile bu tekkeleri gizlice kullanarak geçmişlerdir Anadolu ya.
aköz sağolsun ya hiç kendisini yormasına gerek yoktu , çünkü bunları inkar eden de yok , bilmeyen de yok.
Ama hain , yunan ingiliz işbirliklerini de biliyoruz değil mi ? Üstelik bu durumu tarihi olması gerektiği gibi bilen herkes bilir ve anlar , eklenecek çok şey var ama uzatmaya gerek yok. Benzer şekilde çeteler vardır , bunlardan kimisi Savaşımıza katılmıştır , ve yine kimileri de hainlik etmiştir. Mülki amirler yine öyle , aşiret feodalleri öyle .. yani Savaşta ulusumuzun yanında olan da vardır , yunanın yanında da. Bunları tartışmaya gerek mi var ? Üstelik aköz maşallah karasızlık ile hainliği bir güzel de karıştırmış , yani olayları bilmesek bizim de aklımız karışıverecekti. Evet , bu dönemde ulusun geleceği için endişelenen bir çok yurtsever iki arada bir derede kalmıştır , normaldir Anadolu daki her sese nasıl güvenebilirsiniz ? Ama bu esna da Sait Molla padişahı savaşalım diye mi ikna ediyordu , yoksa ingilizlerle işbirliği mi yapıyordu ? tabiki de ingilizler ile işbirliği yapıyordu. Çünkü onun ulus ile bir derdi yoktu olsa yunan zaferleri karşısında sevinmezdi herhalde. İstanbul - Ankara ikileminde kalmış insanlarla hainleri karıştırmayın , insanların kafasını karıştırmayın , bu da yetmezmiş gibi bir de kafa karıştıranları mustafa akyol gibi bir de reklam etmeyin. Yani aköz utanmasa Şeyh Şerafeddin Dağıstani'yi vatanseverlikte Sait Molla ile bir tutacak , biraz frene basın lütfen Şeyh Şerafeddin Dağıstani'ye hakarete dönüyor çünkü işin ucu.
İşin ayrı kısmına gelirsek ki burada daha çok karşıt düşünce ile karşılacağımdan eminim. Deniz Kuvvetleri Komutanımızın bahsettiği olayı istediği yönünden anlamak da yine aköz ün başarısı!. Çünkü burada anlatılmak istenen nettir : İnsanımızın saf inancını cehalet sayesinde kullanarak kendini şeyh , tarikat başı , molla gibi ne olduğu belirsiz kişler üstelik de bu da yetmezmiş gibi İslam inancımızı dahi hain amaçlarına alet etmekten çekinmemişler ve de o gün emperyalizmden yana tavır aldıkları gibi , bugün de laik cumhuriyetin altını kazmak ile meşguldürler. Sorun tarikatin kendisi değil , kötü amaçlar ile kirli emellere alet olmadaki potansiyelidir. Burada daha da temelindeki sorun bence cehalet ama bunları anlatmak yine uzun sürer ( keşke bizim de babamız büyük bir medya holdinginde üst düzey yönetici olsa da bu tür fikirlerimizi uzun uzun yazarak o holding in yayıncılığından kitabımız yayınlansa...). Evet malesef her din gibi , her inanç gibi dinimiz İslam da tarihimiz boyunca bir çok güç savaşına alet edilmiş , bir çok hainliğe dayanak haline getirilmiştir. Özellikle de tarikat gibi güçler iyi niyetli olmadıkları zaman bu amaçlarında hiç de zorlanmamıştır. Tarikat bir tehlike ya da öcü değildir ama kötü bir niyetle bu hale malesef dönüşebiliyor . O halde onları olabildiğince şeffaf ve açık bir hale getirmek gerekir . Bunun da yolu resmi sivil örgütlenme kurallarından geçer ama nedense dernek vakıf gibi yollar varken hala bugün bile yeraltında olduklarını görebiliyoruz. İşte tarikatları en önce buralardan başlayarak tartışmak gerekir , devletin denetimine açık çok sayıda alevi dernekleri ve vakıfları görebilirken neden diğer tarikat ve cemaatlerin derneklerini göremiyoruz ?
Sonuç olarak başa dönecek olursak , aköz bence boş yere ağzını kafa karıştırmak için açmış , belki bir çok insanın kafasını karıştırmış olabilir ama Kurtuluş Savaşımızda tarikatların oynadığı rolü zaten bilmemek garip bence , tıpkı çeteler , feodal güçler gibi. Ama bu tarikatlerin sütten çıkmış ak kaşık ya da hiç bir yanlışlık ifade etmediği anlamına gelmez , ya da tamamen seş yuvaları olduğu da çıkarılamaz.
Yazan: beagle Tarih: October 2, 2006 03:47 PM
Sayın Suat Öztürk,
Yorumunuzda sözünü ettiğiniz ''MAtbaaa İcadı''ile ilgili notunuzu görünce bende siz ebir link önermek isterim. saygılar
Yazıdan bir bölüm:
''.......... Bizde ise teknolojinin, fenni bilimlerin gelişmesini Kur’an, İslamiyet ve Padişahlar ve Müslüman halklar engellemiş değillerdir.. Müslüman halklar, yeniliklere her zaman açıktır ve hiçbir yeniliğe karşı gelmemiştir. Her zamanın teknolojisini kabul etmişlerdir. Padişahlar(melikler krallar) ise hiç karşı gelmez. Çünkü monarşilerde, toprak, mülk padişahın, kralın, melikin mülküdür. Değil hiçbir padişah, bir köy ağası bile köyünün mülkünün elinden çıkmasını istemez. Bir padişah nasıl mülkünün elinden çıkmasına, tahtını- tacını kaybetmesine razı olur. Böyle bir şey eşyanın tabiatına aykırıdır.
Peki o zaman kim sebep olmuştur? Hangi şeyhülislam o meş’un fetvayı verdiyse; ve ondan sonra o fetvaya uyan medrese uleması sebep olmuştur.
O meş’un fetva şudur: ‘’MATBAA ŞEYTAN İCADIDIR’’ İşte bizi mahveden, bizi batı teknolojisinden 250 yıl geri bırakan, İslam’a tamamen ters düşen bu batıl ve rezil fetvadır. Demek ki ne kadar toplum üzerinde bir otorite sağlamışlar ki; bu medrese ürünü olan şeyhülislamlara, ulemaya PADİŞAHLAR bile karşı gelememişler. Tanzimatla beraber padişahların, bilhassa Abdulhamit’in teknolojiye önem verdiği, darilfununların inkişafı için çok çaba sarf ettiği tarihi bir gerçektir.
Sonraki yıllarda meşrutiyetçiler de, cumhuriyetin kurucuları da hep bu batıdaki teknolojinin getirilmesine çaba göstermişlerdir. Ama onlardan sonrakiler, hep iktidarı paylaşma kavgalarına girmişler, bu kavgalardan kurtulup dinimizin, milletimizin vatanımızın ve devletimizin bekası için en önemli olan bu teknolojinin hızlandırılmasına vakit zaman bulamamışlardır. Halen de bu kavgayı devam ettirmektedirler. Derin, koyu gaflet uykusuna iyice dalmışlardır....devam ediyor. KAZIM YARDIMCI/www.varliktanveriler.com da 89 Nolu Veri Olgun İNsan'dan bi bölüm.
Yazan: irem Kılıç Tarih: October 2, 2006 04:25 PM
Tıpkı Birinci Dünya Savaşı gibi Kurtuluş Savaşı'da tamamen islami motiflerle başlatılmış bir mücadeledir. Başta Mustafa Kemal olmak üzere bu mücadeleyi başlatanların o günkü konuşmaları bugün nasıl değerlendirilirdi bilemiyorum ama Laikçileri çok rahatsız edeceği kesin. Dünya görüşü olarak sosyalist ama kanımca Türkiye'nin en objektif yakın tarih uzmanlarından biri olan Prof. Dr. Mete Tunçay'a göre ilk meclis "islami"bir meclistir.Laiklik ( birçok Laikçinin vurguladığının aksine) anayasaya TBMM'nin kurulmasıyla değil yıllar sonra 1937'de girmiştir.
Bir çok din adamı, tarikat Kurtuluş Savaşı'nı gönülden desteklemiş, fetvalarıyla bunu göstermişlerdir. Bunları görmeyip Sait Molla gibi dini bilgisi bile belli olmayan bir tipi örnek göstermek ne derece doğrudur?
Hafızalarımız mı zayıf, bilgimiz mi eksik? Yoksa Tarih işimize geldiğimiz gibi yorumlayabileceğimiz bir olgu mu? Biraz sağduyu lütfen...
Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: October 2, 2006 04:56 PM
Bir arkadaşımız, Emre Kongar gibi büyük üstad(!)dan ve "Tarihimizle yüzleşmek" adlı kitabından bahsetmiş.
Bakın arkadaşımızın öve öve bitiremediği kitap hakkında Ahmet Kekeç neler yazmış:
Olmamış hoca!
Nereye gitsem karşıma çıkıyor. En son Ankara-İstanbul uçağında gördüm. Taksim otobüsünde de görmüştüm. Nereye gitsem o... Otobüste, parkta, kafeteryada, kitapçıda... Hatta, bu gibi durumlar için pek de elverişli bir ortam sayılmayan takside de görmüştüm. Daha doğrusu, taksiden inen beyefendi kılıklı adamın elinde görmüştüm.
İkide birde karşıma çıkan "şey", bir kitap.
Bu kitap, değerli sosyolog-amatör tarihçi Emre Kongar'ın imzasını taşıyor.
Kendimi, çıkan her kitabı satın almakla yükümlü saydığım için (bu kötü bir alışkanlık, siz öyle yapmayın, en azından okumayacağınız kitabı satın almayın), uygun bir aralıkta edinmiş, ama derinlemesine tetkik etme fırsatı bulamamıştım. Şöyle bir karıştırmıştım. "Şöyle bir karıştırmak" da yetiyor aslında mevzuyu anlamaya ama, her zaman olduğu gibi merakıma yenik düştüm ve başladım bu "tarihimizle yüzleşen" kompleks kitabı şurasından burasından okumaya...
Kitap hakkında konuşmadan önce, "Emre Kongar nedir?" sorusuna cevap aramak lazım.
Bu konuda en güzel tanımlamayı Yusuf Kaplan yaptı, "Emre Kongar entelektüel, münevver filan değil, bir literatidir" dedi. Literati? Yani okumuş yazmış, bilgi küpü, malumatfuruş. O kadar.
Emre Kongar bir tarihçi de değil...
Belki de, sosyolog olması hasebiyle tarih ve edebiyat gibi "kardeş disiplinlerle" ilgileniyor ama, bana göre sosyolojiye bakışında da problemler var. (Bkz. Kongar'a göre "Rönesans, aydınlanma, tarım ve endüstri devrimi.") Neredeyse lise kitaplarının diliyle konuşuyor; sosyoloji durağan bir alanmış ve son yıllarda hayat (toplumlar) hiç değişmemiş, ortaya hiç yeni kuram atılmamış gibi ezber laflar ediyor, dahası bunu "bilimsel bilgi" sanıyor...
Bir de tabii, fena halde "aydınlanmacı..."
Sanki laik Cumhuriyetimiz bu alanda rüştünü yeterince ispat etmemiş gibi hâlâ laiklik ve aydınlanma propagandası yapıyor; insanlara dönüştürülebilir, ikna edilebilir, "aydınlatılabilir" varlıklar gözüyle bakıyor.
Sadece Pozitivist-aydınlanmacı dünya görüşüyle sosyal olayları kavramak ve oradan çıkarsama yapmak mümkün mü oysa? Olabilir mi böyle bir şey?
Kongar, ikide birde karşıma çıkan kitabında, tarihimizle yüzleşiyor. Kitabının ismi de zaten, "Tarihimizle Yüzleşmek."
Hemen belirteyim:
İşlek bir kalemi var Kongar'ın. O kadar kötü metinler, öyle berbat eserler okuyoruz ki, Kongar'ın yazdıkları, onların yanında "Türkçe'nin şahikası" kalıyor. Hocası olsaydım, sosyoloji ve tarihten sınıfta bırakırdım, ama Türkçe'de en yüksek notu verirdim. Hem kalemi işlek, hem dili sade. Ne yazsa, kendini okutur. En azından ben, Kongar'ın yazdığı her şeyi okurum. Belki de bu "dil başarısı" yüzünden çok satıyor, çok okunuyor. Tabii, işin içinde, hafiften bir çılgın Türk ittirmesi de yok değil...
Fakat, bu demek değil ki, Kongar, yaptığı işin hakkını veriyor...
Kitabının ismi, "Tarihimizle Yüzleşmek" ama, ne doğru dürüst tarihle yüzleşiyor, ne de tarihin kompleks meseleleriyle ilgili zihin açıcı şeyler söylüyor. Ondan bir Kemal Tahir rikkati (yahut celadeti) beklemek nafile... Yazdıkları, benzetmek gibi olmasın da, tarihin (resmî tarihimizin) adeta teyidi niteliğinde...
Bazı konulara da, nedense (neden acaba?) hiç girmiyor.
Türklerin nasıl Müslüman "yapıldığına" ilişkin kendince mikro ayrıntılar sunuyor, Cumhuriyet'in kuruluşu ve "Türk devrimleri" bahsinde en ince detaya kadar iniyor ama, onsuz Cumhuriyeti ve Türk devrimlerini anlayamayacağımız mevzulara, mesela Mustafa Suphi olayına, "Birinci Meclis-İkinci Meclis" zıtlaşmasına ve dolayısıyla Ali Şükrü Bey cinayetine hiç değinmiyor. Halit Paşa olayı da yok. İstiklal Mahkemeleri bahsi de yok. "61 Devrimi"nin hazırlık çalışmaları hiç yok. Ne anladım şimdi ben!
Kongar, 1930'larda yaşasaydı, yazdıkları (kısmen) yeni ve orijinal sayılabilirdi. Artık yirmi birinci yüzyılı idrak ediyoruz ve resmî söylemin teyidine dayalı şeyler (ideolojik olarak) para etse bile, değer ifade etmiyor.
Hulasa, Kongar tarihimizle yüzleşmiyor; hasbelkader tarihle yüzleşmiş eşhasla (örtük olarak Kemal Tahir'le, İdris Küçükömer'le, Mete Tunçay'la, Murat Belge'yle filan) yüzleşiyor...
Fakat, olmuyor! Olmamış!
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 2, 2006 08:05 PM
İrem Hanım,
Öyle bir alıntı yapmışsınız ki yine, tam evlere şenlik. Galiba siz yukarıda iktibasta bulunduğum Emre Aköz'ün, yazısında İ.Ortaylı Hoca'dan alıntı yaparak anlattığı, matbaa/okuma -gelişme arasındaki doğrusal olmayan ilişkiyi anlamamışsınız. Benim yorumumda ki Aköz'ün yazısını tekrar okumanızı öneririm nacizane.
Gelelim alıntıladığınız bölümdeki ilginç yere :
"O meş’un fetva şudur: ‘’MATBAA ŞEYTAN İCADIDIR’’ İşte bizi mahveden, bizi batı teknolojisinden 250 yıl geri bırakan, İslam’a tamamen ters düşen bu batıl ve rezil fetvadır."
Peki kimdir bu şeyhülislam? Neden zahmet edip bu şeyhülislamın ismi ve verdiği o meş'um fetva verilmiyor? Nereden biliniyor böyle bir fetvanın mevcudiyeti? Lütfen ismi ve fetvayı buraya alıntılayın da hep beraber o şeyhülislama protestomuzu yapalım.
Verdiğim linki görmüş ama herhalde üzerine tıklamayı unutmuşsunuz. En iyisi ben linki yeniden vereyim. “Matbaa” Hurafeleri ve Gerçekler
Şeyhülislamın matbaaya küfr fetvası verdiği falan doğru değildir. Hele hele müsbet ilim kitaplarının basımının engellendiğine dair hiçbir kayıt yoktur. Din adamlarının matbaayı engellemeleri bir yana, matbaa ile ilk basılan kitabın başına 11 din adamı önsöz yazıp matbaayı övmüştür.
Mustafa Bey'in sitesinin datasını asıl yazıyla alakasız bir konu ile şişirmeyeyim. Linkteki yazıda konuyu genişçe işledim. Orada verilen link ve kaynakları okursanız belki ezberlerinizin bir kısmını bozma yolunda mesafe alabilirsiniz..
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 2, 2006 08:51 PM
bir Emre Kongar tartışmasına girmeye gerek olup olmadığı size kalıyor ama nasıl isterseniz öyle devam ederiz , de yalnız bu öztürk arkadaş kitabın pek bir önsözünü okumamış gibi konuşmuş neyse ... tarikat mevzusu bir Kongar tartışması yüzünden kapansın istemem o nedenle , ama dediğim gibi bu sözler cevapsız değil ,
ayrıca keşke sadece bir paragraf yazdıklarını eleştirip de onca parapraf diline ve ona yapılan eleştirilerden bahsedeceğine bol bol yazıları eleştirilse idi , öte taraftan yusuf kaplan gibi bir yazarın Emre Kongar a bir cevap vermek istiyorsa keşke bunu bir kitap ile yapsa da görsek yani .
Ama dediğim gibi öztürk ün eleştirileri cevapsız değil , ama tarikat konusu kapansızn istemiyorum.
Yazan: beagle Tarih: October 3, 2006 10:19 AM
Saygilar hepinize...
Yazili basini 11,12 yaslarindan itibaren düzenli takip eden simdilerde 20li yaslarin sonuna gelmis birisiyim.
Cok kücük yasta okuma aliskanligini kazandirdi ailem bana.Fakat gördügüm seyler beni o kadar sogutmustu ki gündemi takip etmekten...Sonunda "Niye kendi gündemimi kendim belirlemiyorum,bir kac köse yazarinin ve t.v kanalinin beni yönlendirmesine firsat veriyorum?",diyerek 18 yasinda t.v haberlerini seyretmeyi,4 sene sonra da gazete okumayi birakmistim.
Aradan yillar gecti ve internet yayginlasti,ben de inadimi birakip kisa bir süre
sanal alemi arastirdim, "boyali medyaya alternatif ",seviyesi yüksek haber siteleri v.b ile karsilasmak beni ziyadesiyle sevindirdi.
Ancak dikatinizi bir noktaya cekmek isterim:
Gündemimizi kim belirliyor?Bütün ömrümüz boyali basinda´ iddia edilen yanlis haberlere,yorumlara v.b "aslinda bunun dogrusu", bu demekle gectigi takdirde yine gündemi karsi taraf belirlemis olmuyor mu?"Hakikat"i aramak güzeldir; fakat bütün bu "oturmamis degerler sistemi" icinde mesgul oldugumuz seyler millet olarak bize ne kazandiriyor?Birileri cahil ve meydan onlarin...
Umarim bu ve benzeri sitelerle meydan gercegi savunanlarin olur!
´:Boyali basin´dan kastim,kendi milli,manevi degerlerine acikca savas acmis güruh;genelleme oldu...Uzun uzun yazmak istemiyorum.
Yazan: Muzaffer Edip Kayhan Tarih: October 3, 2006 02:58 PM
"Gündemimizi kim belirliyor? Bütün ömrümüz boyali basinda´ iddia edilen yanlis haberlere,yorumlara v.b "aslinda bunun dogrusu", bu demekle gectigi takdirde yine gündemi karsi taraf belirlemis olmuyor mu?"Hakikat"i aramak güzeldir; fakat bütün bu "oturmamis degerler sistemi" icinde mesgul oldugumuz seyler millet olarak bize ne kazandiriyor?Birileri cahil ve meydan onlarin...
Umarim bu ve benzeri sitelerle meydan gercegi savunanlarin olur!"
Bravo Muzaffer Bey Kardesim! Bu yasta bu bilgelige, bu basirete sapka cikaririm! Her saldiriya, dusmanin belirledigi sekilde onun planina gore tepki veren bazi akadaslar bunun uzerinde dusunsunler derim. Adimlarimiz stratejik olmali. Burada veya disarda ifad ettigimiz her dusuncenin sadec fikir egzersizi vey mnazara olmadigini bilmeli, direksiyonu seytani niyetlilere kaptirmamaliyiz. Sikca tekarar ettigim bir soz vardir: Muhtabinizi taniyin lutfen. Bunu hicbir arkadas kendisini yoneltilmis ozel elestiri olarak degil genel bir yaklasim olarak telakki etmeli. Ozelestrinin de, dini tartismalarin da zamasnini, konularini siz belirleyin ve sadece "iyi mudafa" veya munazara kazanma saiki ile degil "dur hele gene kim yargi sandeleyesinde simdi" ve "bununla hangi amaca hizmet ediyorum" sorularini nesnel olarak degerlendirerek hareket etmeli. Bazen tartisma kazanarak ta kaybedilebilir. Bu argumani her birimiz digerimize karsi yapabiliriz; bilgelik kimsenin tekwelnde degil; bu muhakemeyi yapma onemlidir.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 3, 2006 08:02 PM
Emre Aköz'ün verilen yazısında ismine işaret edilen Şeyh Şerafeddin Dağıstani'nin Kurtuluş Savaşı'ndaki hizmetlerini okumak için şu linklere bakınız:
Hayatı:
http://tasavvuf.sufiler.googlepages.com/serafeddin1
* Şeyh Şerafeddin Dağıstani ve Kurtuluş Savaşı
http://www.geocities.com/gunceltasavvuf/serafeddin2.htm
* Şerafeddin Dağıstani'nin Yeni TBMM'ye Manevi Desteğini İlanı - TBMM ZABITlarından - 11 Mayıs 1920
http://www.geocities.com/gunceltasavvuf/serafeddin1.htm
Yazan: Hikmet Bengi Tarih: October 17, 2006 02:05 PM
konuyu çok zahiri olarak ele almışsınız, hz. üstazımızı biraz olsun idrak etmek için kendi yazdıkları ve orjinal menakıb-ı şerifleri dinlemeniz gerekir
Yazan: kale Tarih: October 19, 2006 04:25 PM
bence kurtuluş savaşının yapılma tarihinin daha belirgin olması gerekiyordu. çünkü 6. sınıftaki verilecek ödevlerden biri
Yazan: meyrem irem Tarih: December 15, 2006 07:20 PM
çok begendik ama konumuzu bulamadık ama herşey çokçok güzell:)))))))))))))))))))
Yazan: fatih Tarih: December 16, 2006 12:26 PM
bence çok güzel hazırlanmış. Teşekkürlerimi sunuyorum.Saygılar
Yazan: Nihat Aras Tarih: April 11, 2007 01:47 PM
mustafa bey ben sizin yazilarinizin hayranitim kendim azeri ve bakuden yaziyorum . ben turkiyeyi cok kotu gunler bekliyor her kes turk milletinin ve turkun dininin ustune geleyor bunu yapanlar cezasin kalmaz!
Yazan: qorqud Tarih: May 7, 2007 07:42 PM