« Papa, İslam Algısı ve Yöntem Meselesi | Ana Sayfa | Laikçilerin Faşizanlaşması Sürpriz Değil »

September 27, 2006

Tarikatlar, Özgürlük ve Şeffaflık

[30 Eylül 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

İsmail Ağa Cemaati'nin camisinde yaşanan cinayet ve linç olaylarından bu yana Türkiye'nin gündemine yeniden "tarikatlar" meselesi oturdu. Tarikatların ve diğer dini cemaatlerin "gerici yuvası" olduğu, rejimi tehdit ettiği gibi klişeler de yeniden ağızlara sakız oldu.

Modern teknolojiyi reddeden ünlü Amerikan tarikatı 'Amish'lerÖncelikle temel bir "vatandaşlık bilgisi"ni belirtmek gerek: Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları nasıl isterlerse öyle yaşayabilirler. İsteyen tümüyle seküler bir yaşam sürüp koyu bir ateist olabileceği gibi, isteyen de istediği dozda dindar olabilir. Hatta dindarlık bir yana, göğsünü gere gere "gerici" de olabilir. Modern çağın kötü olduğunu düşünüp daha önceki devirlere özlem duyabilir, mutluluğunu ve kurtuluşunu geçmişteki gibi yaşamakta arayabilir. Asırlar öncesinin kıyafetlerini tercih edip, modern bilimi ve teknolojiyi reddedebilir. Liberal, sosyalist, milliyetçi veya feminist olmak nasıl bir özgürlükse, "gerici" olmak da bir özgürlüktür.

Zaten dünyanın tüm özgür toplumlarında alabildiğine özgür "gericiler" vardır. ABD'de, Avrupa'da veya İsrail'de modern teknolojiyi reddeden, yüzlerce yıl öncesinin yaşam biçimini aynen koruyan cemaatler bulunur. Kimse de bunları görünce "irticaya karşı savaş" yeminleri etmez. Böyle yeminlerin edildiği ve "gericiliğin" suç sayıldığı ülkeler, Kuzey Kore, sabık SSCB, Kızıl Khmer Kamboçyası gibi ideolojik diktatörlüklerdir.

Ancak "gericilik" özgür toplumlar için gerçekten de bir sorun ve hatta bir tehdit haline gelebilir. Bu, "gericiler"in kendi yaşam biçimlerini başkalarına dayatmaya kalkmaları durumudur. Böyle bir despotizme eğilim gösterdiklerinde, kabul edilebilir çizgiyi aşmış olurlar. Elbette aynı çizgi, "gericiler"e kendi yaşam biçimlerini dayatmaya kalkan "ilericiler" için de geçerlidir. Özgür bir toplumda her türlü felsefe serbesttir; kabul edilemez olan tek şey despotizmdir.

Dolayısıyla Türkiye'de "tarikatların" var olması ve bunların toplumun bir kesimince "gericilik" olarak görülen bir yaşam biçimini sürdürmesi, son derece doğal ve meşrudur. Bunun aksi yönde kanunlarımız var ise, sorun o kanunlardadır ve bir an önce bunlardan kurtulmamız gerekir.


Baskı ve Şeffaflık

Bunlar, işin özgürlükle ilgili kısmı. Ama bir de toplumsal sorumluluk yönü var: Evet, çoğumuz toplumumuzda geniş kitlelerin "gerici" olarak yaşamasını, modern çağa tümüyle kapalı bir evrende hayat sürmesini istemeyiz. En azından alternatifleri tanımalarını dileriz. Çoğu dindar da, dindarlığın geçmiş çağların yaşam biçiminin korunması olarak anlaşılmasını istemez. Çünkü gerçekte gayet modern bir dindarlık da mümkündür, ama belki de pek çok insan "gericiler" nedeniyle bunu görememekte ve bu yüzden sadece onlara değil dinin kendisine de yüz çevirmektedir.

Dahası bir de içine kapalı dini cemaatlerde sıkça ortaya çıkan bir "dini sömürü" sorunu vardır. Bu cemaatlerden bazılarının liderleri, çok güçlü bir motivasyon kaynağı olan dini ilahi amaçlarından saptırıp kendi çıkarları için kullanmakta, müridlerinden her türlü menfaati sağlamaktadırlar. Bu da, "özgürlük" kapsamına girse bile, toplumsal sorumluluk açısından sürmesini istemeyeceğimiz kötü bir modeldir.

İşte Cumhuriyet'in ilk yıllarında tarikatların kapatılması ve yasaklanması, bu gibi düşüncelere dayanıyordu. Genç Cumhuriyet'in diğer devrimci hamlelerinde olduğu gibi tarikatlar konusunda da "beyaz sayfa" açılmak istendi.

Oysa 80 yıl sonraki tablo bize açıkça gösteriyor ki bu uygulama başarılı olamadı. Tarikatlar hala var. Hem de güçlü bir biçimde. Var olmaya da devam edecekler, çünkü bireysel ve toplumsal bir ihtiyacı karşılıyorlar. Din, insanlığın ayrılmaz bir parçası ve dindarlık sadece bireysel değil aynı zamanda cemaatsel bir tecrübe. (Modernleşme ile birlikte dinin ortadan kalkacağı tezinin — ki genç Cumhuriyet biraz bundan etkilenmişti — tamamen yanlış olduğu ise artık Batılı sosyal bilimcilerin ezici çoğunluğu tarafından kabul ediliyor.)

Ancak tarikatların yasaklanmasının hiç bir etkisi olmadığını söylemek yanlış olur. Oldu, ama ne yazık ki olumsuz yönde: Baskı, tarikatları yer altına iterek onları dondurdu. Kendilerini gizlemek zorunda kalan bu cemaatler zaten kendi içine kapalı olan yapılarını daha da kemikleştirdiler. Dış dünyadan izole oldular. Sosyolog Şerif Mardin'in ifadesiyle "gettolaştılar." Böyle bir ortamda hem kendilerini geliştiremediler, hem de dini sömürü için ideal bir yapı ortaya çıktı.

Oysa tarikatlar legal olsalar daha açık ve şeffaf bir yapıda gelişebilirlerdi. Bugün bu hala mümkün. Düşünün, ülkemizde kapısında adı yazan, ilkeleri, kuralları, çalışma sistemi, finans kaynakları açıkça ortada olan tarikatlar olsa, her şey çok daha iyi olur. İsteyen beğendiğine katılır. Katılanlar neye katıldıklarını bilir. Kendilerini devletin yumruğu ve toplumun baskısı altında hissetmeyecekleri, "istenmeyen vatandaş" duygusuna kapılmayacakları için de topluma daha kolay entegre olurlar. "Gettolaşma"dan sıyrılır, toplumun tümüne yönelik hayırseverlik faaliyetlerine girişebilirler. "Muasır medeniyet"te bu işler böyle yürüyor. ABD, "tarikatların" ve diğer dini örgütlenmelerin açtığı okullar, Kitab-ı Mukaddes kursları, hastaneler, aş evleri ile dolu...

"Muasır medeniyet"e yürüme iddiasında isek, bizim de artık vatandaşlarımızın tepesine binmekten vaçgeçmemiz gerekiyor. Başka her şeyde olduğu gibi tarikatlar konusunda da Türkiye'nin yasaklamaya değil, özgürleştirmeye ihtiyacı var.

Ama bakalım "ilericiler" bunu anlayabilecek mi...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 27, 2006 02:38 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Daha evvel de soylemistim..yaygin kanaatin aksine Serif Mardin teknik anlamda sosyolog de-gil-dir. Serif hoca, Stanford'dan siyaset bilimi doktorasi almistir...

Ozgurluk vurgusu ise gayet yerinde. Ancak jakoben sekuler zihniyetin hosuna gitmeyecegi acik..

Yazan: FK Tarih: September 27, 2006 04:18 AM

Yazılanlar çok doğru gibi duruyor.

fakat bir durumu diğer bir durumla karşılaştırıken dikkatli olmayız.

Afganistan tarihi olarak bugünkü gibi bir ülke değildi, ipek yolunun geçtiği külürel zenginliği barındırıyordu, ama emperyalizm karşında tarikatlarçok kolay manupule olan özelliklere büründüler.

eskiden tarikatlar vardı ama siyaset onlara kapalıydı., padişah onlara muhtaç değldi.
bir lokma, bir hırka ile bilgelik arayan kurumlardı.

bu demokrasi ortamında bozulmaktan kurtulamazlar.
dev holginlere dönüşüyorlar. para tarikatı bozar.
bu böyledir., manuple edilebilirler. diğer sivil toplum örgütleri böyledir aslında ama, dinin vicdan özgürlüğünü sağlamak da devletin görevidir. yani din yoluyla bize nüfüs eden kurumlar keyfince olmazlar.

bu tıpkı şuna benziyor, kanser ilacım var diye elindeki otu bana 500 ytl satan birini tüketici koruma kanunu adına hesap sorma yetkisi varsa?

ilacı ben istiyorum, adam satıyor.
kime ne ?
ama ben çaresiz duurmdayım, ölümle yüzyüzeyim, benim bu çaresizliğimden yararlanıp zengin olma hakkı kimseye verilmemlidir.

bir ölüm karşında çaersiziz, ve bunu ististismar eden kişilere karşı bu zayıflığımız korunmalıdır.

amerika da "davit kureysh" hatırlarmısınız ?
FBI topla tüfekle yok etmişti.
ya toplu intihar manyaklıklarını.

moon tarikatı özgürdür ama kimbilir ardında hangi gizli örgüt dümenleri vardır.

temiz kalamazsınız.

temiz kalmanın tek yolu tarikatlar ekonomik bir güç olmamasıdır.

parasız olacak.
gönül olacak.

günlerce oruç tutsun tek ve hür.
zikir etsinler kardeşcesine,
kimse verdiği bilinmeden versin.
gizli bir yere,
eğer böyle verebiliyorsa.
sen hayır için vermiyormuydun?
eskisi gibi verin, gizlice.
yoksulda gizlice alsın.
bu olamıyorsa hiç yapmayın.

insanları sadaka ve dilenciliğe alıştırıp,
feodal beylere dönüşmesin tarikatlar.

ve tarikatın ortak kasası olduğu anda orası biter. ne hu kalır, ne huşu.

para tarikatı bozar.


ama para tarikatı bozar.
bu böyle biline.

almanyada yıllar önce cami cinayeti olduğunda şaşırmıştık değil mi ? şaşırmayacağız bundan sonra.

Yazan: knz Tarih: September 27, 2006 08:17 AM

Mustafa Bey
Valla ne diyeyim bilmem ki.Ramazanınız kutlu olsun.Tam ramazana uygun bir yazı(Medya geleneği açısından)
Şu iktidar, ihtiras,gizemlilik,cehalet,yeraltı,korku,mağara,cemaat,ekmek,hırka,köfte kelimeleri ne kadar uyumlu değil mi.Buraya bir de başbakan,bakan,belediye başkanı kelimelerini eklersek sonuçlardan Ozan Arif türü bir şiir çıkar.
Hazır Ahmet Hakan doğru yolu bulmuşken biz de biraz bu konuları tartışsak fena olmaz.
Saygılar

Yazan: Salih Tarih: September 27, 2006 09:21 AM

Harika bir yazı olmuş, elinize sağlık. Özellikle devletin tarikatlere yaklaşımını çok güzel izah etmişsiniz.
Ben kısaca devletin Mevlevi tarikati ile ilgili tutumunu burdan ifade etmek istiyorum.
Tekke ve zaviyeler kanununa göre tarikatlerin yasak olduğu bir ülkede tassavuf ve tarikat kültürünün en temel öğelerinden olan Mevlevilerin, her yıl yaptıkları törene devlet erkanının katılıyor olmasını anlayamıyorum.
Üstüne üstlük "Mevlevi Tarikatı" kurucusu Mevlana ülkenin bir değeri olarak dünyaya tanıtılıyor, adına uluslar arası etkinlikler düzenleniyor.
Mevlana ile bir sorunum olduğundan değil, gerçekten merak ettiğimden soruyorum, Mevleviler işin kanuni yönünü nasıl hallediyorlar?
Bu işlerden anlayan bir okuyucu varsa lütfen izah etsin.
Teşekkür ederim.

Yazan: Taner Ayaz Tarih: September 27, 2006 09:42 AM

SAyın KAzım YArdımcı İSLAMDA ŞERİAT VE TARİKAT isimli kitabının bir bölümünde şöyle der:
Tasavvuf, dinin iman ve Tanrı’ya götüren ibadet tarafıdır. Bunun bir adı da Tarikat Tarikat-ı Muhammediyedir.(25)

(25) Şeriat-ı Ahmediye isıam Fıkhı (islam Hukuku)’dır. şeriat ilmi defıkıh ilmidir. Bu iıim zahiridir. Batıni ilim değildir. ıman ile ilgili bilgiıer batıni iıim’dir. Cüz’ i akıla iman gerçekleRi bilinmez. Akıl kabuL eder. Ama çözemez. ıman-itıkad ilmi ve her türlü ibadet “TaRlkat-ı Muhammediye dir

TANRI YOLU

Bilgisizlikten ve çiğlikten kurtulup olgunlaşmak, Tanrısal bilgiye erip, bunun neticesi güzel ahlâka kavuşmanın yolu, işte bu Tanrı bilgini, güzel ahlâk sahibi Olgun İnsanı bulmak ve Ona bağlanıp, onun yüksek Ruhani eğitimi ile mümkündür.

“İrcii... – Tanrı’ya dön” (Fecr-27)

buyruğuna kulak verilecek, Tanrı Yolunun en ulu kişisi Hazret-i Muhammed’e uyulacaktır. Çünkü O en son ve Güneş gibi idi. Dünyaya Güneş gibi doğdu ve Güneşin batışı gibi tekrar Tanrı’sına döndü. Kendisinden sonra, insanlık tekrar karanlığa gömüldü. Ancak O çok acıyıcı Tanrı elçisi “Ene medinetül ilmi ve Aliyyün bâbuha – Ben bilimin memleketiyim, Ali kapusudur” ve “Eshabiken nücum – Beni gören inançlı arkadaşlarım yıldızlar gibidir” sözleri ile kendisinden sonra, insanlığın zulûmatta -koyu karanlıkta – kalmasını istemedi. Tanrı’nın izin ve dileği ile, en büyük varisi ve Velilerin başkanı Hazret-i Ali’yi ve gözde arkadaşlarını insanlığa işaret etti. Ayın ondördü gibi aydınlık saçan bilimin kapusu – Tanrı’sal bilgi - ve en büyük Veli Hazret-i Ali ve Gökteki ışık saçan yıldızlar gibi en büyük arkadaşı Ebubekir Hazretlerini ve benzeri arkadaşlarını bize bıraktı. Ta ki kendisinden sonra gerçeği arayanlar mahrum kalmasınlar.

Böylece, Kutsal Tanrı Yolu açık bırakıldı. Onlara uyanlar doğru yolu buldu. Zamanla, Hz. Ali’nin ve Hazret-i Ebubekir’in yollarından başkası kayboldu veya gizlendi.

Kâzim YARDIMCI

www.varliktanveriler.com

info@varliktanveriler.com


(Not: Okuduk ve öğrendiklerimizden anladığımız şu oldu:GERÇEK BİR TARİKAT'E SİYASET, TİCARET
vE AHLAK DIŞI ŞEYLER GİREMEZ. TARİKAT OLDUĞU SÖYLENEN OLUŞUMDA BUNLARDAN BİRİSİ VARSA HAK ORDA TECELLİ ETMEZ.irem )

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 27, 2006 11:26 AM

yaşam değişti, Taner Bey., günümüz cematleri mevlevi çıkartamaz artık ( nedenlerini yukarda yazdım )

o zaman eski değerleri olduğu yerde muhafaza etmek bizim neslin görevidir., ekonomik bağını keserseniz hiç sorun kalmıyor., parasız tarikat.,

bir lokma ekemekten fazlası boğaza düğüm.

Yazan: knz Tarih: September 27, 2006 11:41 AM

Sayın Akyol,

Ülkemizin gerçekten her alanda özgürlüğe ihtiyacı var.

İlericiler kadar tarikatçıların da bunu anlaması gerek.

Saygılar

Yazan: can Tarih: September 27, 2006 11:44 AM

Sayın Knz,

Diyorsunuz ki;Parasal bağlantıları kesilsin.Evet kesilsin ama o parasal bağlantıyı kesseniz de bu kesimler kendilerine "bağlı" insanları oy deposu olarak kullanır,siyasi bir erk olarak elinde tutar vs vs..Bataklığı oluşturan ana neden para değil ya da kurutacak olan ana neden bu değil.İnsanların dinini bağımsız kaynaklardan öğrene bilmesi ve bu öğrenme sürecini bir ya da bir kaç cemaatin yönlendirmesinden çıkarmak gerek.Çünkü iş paradan da daha derin,çıkarlar paradan da büyük..

Normal bir sivil toplum örgütü olarak bu gücü elinde tutsa bir itirazım olmaz,bu çok normal olur,demokratik bir hakkıdır.Söz konusu cemaat ve tarikatlar "İslam adına" değil de kendi görüşlerine göre bunu yapıyor izlenimi doğuyor olsa gene normal karşılarım.Ama tüm bu cemaatler,tarikatlar "İslam adına"hareket ettiklerini söylerler.Onlara bağlı insanlar da o cemaat ya da tarikat liderine İslam'ı temsil ediyor diyerek uyar.Bu yüzden para verir oraya,bu yüzden siyasi yönlendirmelerine uyar.Tıpkı Hristiyanların Papaya, Tanrıyı temsil ettiğini düşündüğünü için uyması gibi..(Biraz ağır oldu evet biliyorum.Ama en güzel benzetme de bu oluyor ..)Bu insanların bunu yapmaya hakları elbette var.Dilerlerse dini;siyasi,ekonomik çıkarlarına uydurmak için kullana bilirler.Ya da tüm samimiyetleri ile dini dünyada hüküm sürmek için gelmiş siyasi hüküm olarak algılar ve buna göre de yaşarlar.Bu onların demokratik hakkı.


Sorun, Devletin dini hizmet verme ve öğretme sorumluluğunu üstüne almış görünürken(Ne üstüne vazife ise!).Bu işi aslında cemaatlerin eline bırakmış olması ve o cemaat ve tarikatların bu bilgi akışını ellerinde bulundurması,insanların tarafsız,çıkarsız(maddi/manevi)bilgi edinmelerinin önüne geçilmesidir.Bu devletin asıl görevi de insanlara din öğretmeyi bırakıp,sağlıklı bilgi edinmesinin yolunu açmaktır.Ama cemaatleşen İslam ya da tarikatleşen İslam gibi Devletleşen İslam da aynı bataklıktır.Bu bilginin önünü açmak işine gelmez.Günümüz Türkiyesinde devlet ve cemaatler pas alış verişi içindedir.Bir fert bu kısır döngünün içine girdiğinde de çıkması çook zor.


İslam'ı fert olarak anlamak sorumluluğu yerine;bağlanmak,uymak,itaat etmek,sormadan kabul,ben bilmem falanca büyüğüm bilir kavramları üzerine inşa etmeye devam ediyorlar.Devlette buna gözyumuyor.Devlet dini öğretmekle yükümlü değil ama kişilerin dini öğrenme,yaşama haklarını korumakla yükümlü.Siyasi çıkarlarını gözeterek cemaatleri kayırmakla değil..Oysa o,alt yapı olarak yukarıda saydığım kavramlar ile donanmış fert yetiştiriyor ya da gözyumuyor.En az cemaat ya da tarikatlar kadar dini kullanıyor...


Kanımca,cemaatleşmenin demokratikliği elbetteki tartışılmaz ama bu cemaatleşme "Din adına" hüküm sürmeye başlamışsa ve elini/kolunu tarafsız olması gereken devletin içlerine kadar sokup kendi görüşlerini,İslam diye yutturmaya başlamışsa bunun demokratikliği nerededir?

Yazan: Serkan Tarih: September 27, 2006 01:31 PM

ülkemizde tam anlamıyla islam dininin emir ve yasaklarına uyunca yani sünnetullaha göre yasamaya calısınca hemen irticacı damgası yiyorsunuz. bize diyorlar ki inanabilirsiniz ama bu inancı kimseye dayatamassınız. bizim kimseye inancımızı dayatmadığımız zorla kimseyi biseye inandırmadığımız acık ama onlar kendi inanclarını zorla bize dayattırmıyorlar mı? onlar gibi yasamamızı istemiyorlar mı? ülkemizde cıkan cogu kanun hep sünnetullaha karsı. bırakın bu ülkede demokrsi varsa kim nasıl inanıyorsa ona göre yasasın.askerde nicin insanlar namaz kılamaz , insanlar devlet dairesinde nicin kendi inancı doğrultusunda sakal bırakarak calısamaz. veya bir ögretmen okulda nıcın bas ortusu takamaz. bunlar basit seylermis gibi gorunsede acıkca bu ülkede islama karsı olan inanc dayatması var. ne diyor ben basortusunun geregine inanmıyorum o zaman sende buna inanmayacaksın ya da en azından benimle beraberken boyle yapacaksın. müslümanları ya da islamı hala gerici diye gören zihniyetin at gözlüklerini çıkarıp geriye donup tarihe bakmaları gerekir. bilimde tekknikte ve kültürel alanda müslümanların ve islam devletlerinin ne kadar cok basarı sagladıkları ve modern bilimlerin kurulmsında da azami olcude katkıda bulundukları gorulecektir. islam bilime karsıdır müslümanlar gericidir sozu namerdce bir sozdur. ve bu halkın bilinç altına bir sekilde yerlestirilmistir bu. gecenlerde bir yazarın bas ortusu takmayan modern bir toplum haline donuyoruz seklindeki ifadesi de bu hastalıklı zihniyetin acık bir gostergesidir. modern olmayı baş açmakla sanan kişilerden olusan toplum ülkeyi ne kadar ileriye goturebilir. Atatürkün muassır medeniyet seviyesi hedefini saptırıp medeni olmanın ya da modern olmanın açık secik dolasmak oldugunu , icki icmek , ve türlü nefsani batı adetlerini yapmak oldugunu varsyan zihniyet bu ülkeyi bataklıga saplamıstır. gerici dedikleri osmanlı devleti 600 yıl hüküm sürerken tc devleti kurulduğu 80.yılda bırakın dünyaya hükmetmeği iflasını verip ekonomisine bile hükmedememiş ve dısgüclerin eline ekonomisini bir sekilde namusunu teslim etmiştir. ben inanclı bir adamım ve bircok inancsızdan daha cok teknolojiyi takip ediyor ve turkce haric iki dil biliyorum.kendimi ovmek icin soylemiyorum bunları dedigim odur ki ilerlemek icin calısmak gerekir yoksa bizler batının bize uygun olmayn ananevilerini ve kültürünü alarak ilerleyemeyiz. ilericilik keci sakal bırakmakla , bası acık veya daha da acık gezmekle , yabancı sarkılar dinlemekle , sarap icmekle olmaz kisiler bunu yapabilir o kendi secimleridir ama bize bunlar ilerlemenin ya da muassır medeniyetin bir geregidir diye dayatmak buyuk bir hata olacaktır. son olarak sunu soyleyeyim univrsitede degerli bir hocam soyle demisti "oglum bu ülkede uc seyi asla gercek manada ogretmeyeceklerdir ; dilimizi , tarihimizi ve dinimizi" cunku bunları gercek anlamda milletimiz ogrenirse o zaman hersey cok farklı olacaktı. tarih deyince aklıma geldi ingiltere elinde bulundurduğu osmanlı arsivini acmamakta her ülkenin arsivini acarken osmanlıyla ilgili arsivlerin acılma süresinin miadı doldukca ileri bir tarihe ertelemekteler. neden acaba?

Yazan: mücahid Tarih: September 27, 2006 02:02 PM

Mustafa Bey,

Elinize zihninize sağlık. Güzel bir yazı olmuş. Yazdıklarınıza katılıyorum.

Bu tür yazılar turnusol kağıdır; kimin ne kadar özgürlükçü ve demokrat olduğunu çok güzel açığa çıkarır.

Hemen; "iyi ama şöyle olmasın, iyi ama böyle olmasın" vs. sızlanmaları başlar. Yani özgürlük verilecekse, demokratik süreç işleyecekse bunun sınırına ve şartlraına da egemenler yani "ilericiler" karar verecektir. Doğal oluşuma bırakamazlar; çünkü kendi fikirlerini dikte etmeye alışmışlardır..

Demokrasiden anladıkları bu kadardır. Bunlara demokrasinin dünyadaki örneklerini göstermek de faydasızdır, çünkü kabul etmezler. Sebep: "Efendim ülkemizin nev-i şahsına münhasır şartları var."dır. Laikliğin tarifinin yapılmasına karşı çıkarlar, çünkü laikliğin "kutsal inek" olarak görülmesinden memnundurlar. Halbuki bu laiklik değil laikçiliktir. "Laikiz" derler Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumu devlet bünyesinde barındırırlar. Bu ne yaman paradoks dendiğinde sus-pus olurlar.

Hasılı ülkemiz garip bir ülkedir. Yönetim şekli de demokrasidir ama, nalıncı keseri demokrasisi..


Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 27, 2006 02:10 PM

Kuzey Kore, sabık SSCB, Kızıl Khmer Kamboçyası gibi ideolojik diktatörlüklerdir ve türkiye gibi diktatörlükten bozma ülkelerdir

Yazan: Sami muzafferoglu Tarih: September 27, 2006 02:35 PM

Tarikatlar çok hassas bir konu. 1000 yıllık bir gelenek. Öyle kapattım tekkeleri, zaviyeleri demekle yok olacak kurumlar değil, nitekim hala ayaktalar. Siyasetle bu kadar içli dışlı olmaları, holding haline gelmeleri baskıcı zihniyetin ürünüdür. İnsanların önünü tıkarsanız, istediği gibi ayin yapıp, istediği gibi giyinip, istediği yaşam tarzını seçmesine izin vermezseniz bu adamlar da refleks olarak ezilmemenin, horlanmamanın, küçümsenmemenin çarelerini ararlar. Güçlenmeye çalışırlar. Para ve iktidar ile bu kadar içiçe olma tasavvufun özüne aykırıdır. Fakat güçlü olmak için 21.yüzyıl kapitalist düzeninin bir gereğidir. Tarikatları özlerine, asıl vazifelerine döndürmenin yolu kesinlikle yasaklar değildir. Bir arkadaş mevlevi tarikatı örneğini vermiş. Mevlevilik devlet tarafından korunup kollanan, el üstünde tutulan bir tarikat olduğu için holdingleri, siyasi ilişkileri yoktur.
Türkiye'de tarikatlar ve cemaatler İslam'ın siyasileştirilmesine engeldir, kürt sorununun çözümünde etken bir ajandır, toplumsal karmaşıklıkların engellenmesi ve asayişin temini için bir faktördür. Velev ki kısıtlanmasınlar. Siyasi İslam'a engeldir, çünkü İslam'ın özüyle ilgilenirler. Şahsi mükemmelleşme ve günahtan arınma odaklıdırlar. Bugün tarikatların tasavvuftan uzaklaşmasının ve işlevini tamamen yitirmesinin sebebi de bu noktada aranmalıdır.
Kürt sorunu çözümünde bir ajandır, çünkü ırkçılık fikrini zayıflatır. Asayiş için bir faktördür, çünkü "ahirette hesap verilecek" fikrini empoze eder.
Tarikatları asli vazifelerine döndürmenin çaresi devletin, Mevlevilere yaptığının aynısını diğerlerine de yapmasıdır. Bugün Mevlevilik öğretisi nasıl evrenselse, Nakşilik, Kadirilik, Şazelilik, Bektaşilik değerleri de o kadar evrenseldir. Dünyaya ihraç edecek hangi kültürümüz var? Bakar mısınız şu Feng-Shui felsefesine, Ferrarisini satan bilgelere, gurulara, onlarla yatıp kalkan sonradan görmelere... Ellerinde 1000 yıllık bir tasavvuf kültürü varken, bir ülkede en çok satan kitaplar Budist guruların kitapları. Yazık !

Yazan: blue Tarih: September 27, 2006 02:56 PM

Gene ayni noktaya geliyoruz. En ilericisinden, en gericisine, herkes bir ozgurlesmedir ve cogulcu demokrasidir tutturmus gidiyor. Farkli dunya gorusune sahip kisilerin bu soylem uzerinde uzlasmaya vardigini goruyoruz, mesele, bizleri daha ozgur kilacak yontem ve icraatlar uzerinde uzlasmakta.

Turkiye'de dini ozgurluklerin yasanmasi konusunda bir problem var, bu noktada da anlasiyoruz. Ama bu problemin, dine hayatinda mumkun mertebe yer vermek isteyen insanlarin problemi oldugu kadar, dini hayatinin disinda tutmak veya, farkli bir sekilde yorumlamak isteyen insanlarin da problemi oldugu konusunda anlasamiyoruz.

Daha once farkli bir yazi altinda basortusu icin soyledigim seyi, tarikatlar icin de soyleyebilirim. Turkiye'de basortusu, tarikatlar gibi konularin cozumu, cok daha kapsamli bir din reformunun bir parcasi olarak ele alinmalidir. Bu reform, din konusunda tum vatandaslarimizdan esit uzaklikta bir olusum tarafindan gerceklestirilmesi ve temel amaci, devletin dinden elini tumuyle cekmesi uzerinde odaklanmalidir. Diyanetin kapatilmasi, zorunlu din derslerinin kaldirilmasi, imam hatiplerin kapatilmasi veya ozellestirilmesi, devlet memuru olan imamlarin isine son verilmesi de tarikatlarin serbest birakilmasi gibi bu reformun bir parcasi olmalidir. Bu reform tamamlandiktan sonra ortaya cikacak devlet, vatandaslarina sundugu hizmetlerde ne belli bir dini veya mezhebi kisitlamali, ne de belli bir dine veya mezhebe ayricalik tanimalidir.

Boyle bir sistemi uygulamaya gecirirken karsilasacagimiz temel problemler ne olabilir? Benim kafamda, bunlardan en onemlisi din hizmetleri ve din egitimi nasil denetlenecek konusu. Size acik acik soyleyeyim, ben islam fanatiklerine guvenmiyorum, onlarin dinde zorlama yoktur, cogulcu demokrasi, farkli melodiler gibi palavralarina zerre kadar inanmiyorum. Dunyada gozledigimiz islama dayali rejimler, Turkiye'de islam fanatiklerinin gerceklestirdigi cinayetler, linc olaylari, incil dagitanlari, basini ortmeyen gazetecileri, bikinili kizlari tartaklama olaylarindan tutun da, AKP hukumetinin zinayi suc haline getirmeye calismasi, devlet kadrolasmasinda dini inanislari on plana cikarmasi, egitim sistemini dini bir eksene dogru kaydirmaya calismasi vs. vs. vs. vs. vs. vs. islamcilara kesinlikle guvenilmemesi gerektiginin ornekleri. Bunun disinda bir ornek gormedik, duymadik.

Sadece laf salatasi mahiyetinde bir takim soylemler var. Bu soylemlere gonulden inanan dini butun Muslumanlar olabilir, ama onlarin da ozgurlukler soz konusu oldugunda dusunce sistemleri ancak bir noktaya kadar gidebilir, onun otesine gidemez. Bu blogda bunun orneklerini cok gordum. Bunu da normal karsiliyorum cunku organize bir dinin veya tarikatin mensubu olmak, ozunde hayati belli bir disiplin icinde yasamayi veya Tanri icin bazi ozgurlukleri kisitlayan kurallari kabul etmek demek. Benim bu insanlarin yasam tarzlarini veya felsefelerini degistirmeye calismak gibi bir niyetim yok. Sorun, onlarin benim hayatimi degistirmeye calismasi. Sorun, bu insanlar kendi dusunce sistemlerini, din diye, saygi diye, gorgu diye, tore diye, seriat diye, baska insanlara dayatmaya kalkarsa bunu engellemek icin nasil bir denetim mekanizmasi olacak?
Belki AIHM gibi, sadece dini ozgurlukler meselesi konusunda karar veren ve etkin olarak isleyen bir mahkeme kurmak gerekiyor. Dini ozgurlukleri kisitlamaya yonelik eglemlerin detayli olarak tanimlandigi ve gerektiginde agir cezai yaptirimlar iceren yasalar cikartmak gerekiyor. Bu yasalarin tumunun laik, yani tum dinlerden esit uzaklikla olan yasalar oldugundan emin olmamiz gerekiyor.

Sunu da belirtmek isterim, butun tarikatlar gerici olacak diye bir kaide yok. Tarikatlar serbest olsa, "ilerici" insanlar da kendi tarikatlarini kurabilirler. Ornegin kadinlarla erkeklerin bir arada namaz kilabildigi, kadinlarin basini ortmeden camiye girebildigi, kadin imamlar iceren, ozetle dinde kadin ve erkegi daha esit konumlandiran tarikatlar olabilir. Turkce ibadeti esas alan tarikatlar olabilir. Dini, kitaba cok bagli kalmadan, daha evrensel, hem gundelik hayatin gereklerine, hem de dinde korkuyu degil sevgiyi esas bir hayat felsefesinin gereklerine gore yorumlayan tarikatlar olabilir. Tek tanrili dinlerin, ayni cati altinda ibadet ettigi tarikatlar yayginlasabilir.

Modernlesme ile birlikte dinin ortadan kalkacagi tezinin ben de yanlis oldugunu dusunuyorum. Ancak, benim dusuncem, modernlesme ile birlikte, insanlarin Tanriyi yorumlama bicimlerinin daha evrensel bir hal alacagi ve organize dinlerin onemini gittikce yitirecegi yonunde. Bence icinde bulundugumuz cagda, organize dinlerin son hesaplasmasina tanik oluyoruz, bu hesaplasma yapay bicimde bizlere dayatiliyor, bunu organize dinlerin dunyadaki etkinliklerini muhafaza etmek icin verdikleri son mucadele olarak goruyorum. Ictenlikle inaniyorum ki, bundan sonra gelecek cag, Tanri olgusunun, insanlari evrensel boyutta birbirine yaklastirdigi bir cag olacak.

Yazan: Beyaz Tarih: September 27, 2006 08:41 PM

Bu basligi gorur gormez "Beyaz Sibel Fidel baliklama atlar" diyordum. Hic yaniltmadi beni Isalophobe Barbie!

Efem Beyaz ile bircok konuda anlasiyormusuz (larmis). Ama "dinde refrm" sartmis. Ben oraya kadar tahammul edebildim.

Hangi dinder reform sartmis acep? Dinini bagislamadigi icin kendisine yardimci olmayacagiz. Simdiye kadar verdigi isaretlerden kendisinin DE'nin aksine(!?) dindar oldugunu anladik. Kendisi "reformed Jew" olmaz onlar zaten reform gecirmis. Hassidic olcagini da sanmiyorum; onlar Israil devletine fazla sermpatik degillerdir. Sefardimmi, Protestanmi, Ortodoksmu, Evanjelikmi bilsek belki bazi dost onerilerinde bulunuruz; simdi spekulasyon olacak.

Bizim dinimizden bahsediyor olamaz; cunki zaten bizi Arabia'ya tayin etmistir kendileri daha once. DE en azindan "islami foklorlerstirmek" sarti ile kalmamiza izin buyurmus idi.

Saka bir tarafa mubarek ayda Islam dusmani densizlere Islam'i savunmayi "ama lutfen Beyaz Hanim", DE Bey.." uslubu ile konusmayi bazilarina layik olmadiklari seref bahsetmek olarak gouyorum. Bu derece kustaflasmalarinda bizim de rolumuz var. Hadlerini bildirirseniz bir defa Musluman'la karsilastiklarnda basil konusacaklarini bilirler!

Bu vesile ile yarin fakirhanemde Sivassporlu Yahudi Balili, Houston Rocket'li Musluman Ollajuwon ve Galatasarayli Laik Hakan Sukur, fotbolcularin gizlice oruc tutup tutmadiklarini anlamak icin Ogun Altiparmak 'tan "orucometer" hangi takim daha Ataturkcu gibi derin mevzular isnecektir, duyurulur.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 28, 2006 12:09 AM

illeti iyi tanımlamak lazım. sayın blue yazdığınız mazret üretmek gibi duruyor.
Tibet komunist çin'den sonra ayaktaydı, aksine
bizimkilere fazla özgürlük bozdu.


ben yazdım, bir padişah bir tarikata muhtaç mıydı ? değildi . Ama cumhuriyer olunca,
3. sınıf bir polikacı,
oy deposu gördüğü tarikata muhtaç oldu.

yağma hasan böteği gibi tarikatların önüne pilav tepsisi sundular. Onlar da malesef önlerine konana pilava kaşık saldırdılar.
biz tenezül etmeyiz diyemediler.
Sorun insanlık tarihi kadar eski;
ne biliyor musunuz ?
açgözlülük. DEMEK Kİ BİNLERCE YILLIK ÖĞRETİ onları açgözlü olmaktan koruyamadı.

Bu ülkede namusu yıllardır eşşek gibi çalışan insanların karnını zor doyururken, vilları uzak ülkede çiftlikleri, biz bunlar da gördük.

otokontrol de yoktu. ali kalkancıyı kim deşifre etti ? O çok okmuş, çok bilgili dediğiniz tarikatlar mı ? deşifre olmasıydı oo ne güzel viila kazan, genç kızlar kepçe yaşayacaklardı.,

bu mazlumluk psikolojisi de, dokunma bana, eleşitrme beni demekten başka bir şey değil.
kimi ve neden eleştirmeyeceğiz ve üzerine gitmeyeceğiz.

demek ki, tibet gibi kendilerini muhafaza etme özelliklerini yitirmişler.,

keşke bunların önüne kazan konmasaydı.
artık geç,.tarikatlar metalaştı.

dağdan topladığı otu 10 grama otu kanser hastasına 100 ytl satan umut tacirleri gibi yoksulun cennet rüyasını mı satacaklar.

elbette tüketiciyi koruma kanunu gerekiyor.

serkan bey parasız tarikat meselesini düşünceğim,.ama önlerindeki taşı atlayamadılar ki zaten. kendileri takıldılar.,keşke olmasydı bile desem şuanda neye yarar ?

not :ben de sivassporlu isralili hakında yazcağım, eski bir başlığım vardı, "türkiye iran olacak mı "sayfasında, e-mine hanıma.


Yazan: knz Tarih: September 28, 2006 08:51 AM

Beyaz hanım,

Yazınızdaki bir cümleye katılıyorum:

Sadece laf salatasi mahiyetinde bir takim soylemler var.

İyi uçmuşsunuz, umarım iniş takımları çalışıyordur :)

Yazan: blue Tarih: September 28, 2006 09:17 AM

Burada "Islami Tarikatlar" uzmani kesilenler kendi tarikattlarini soylemezler ama cogunlukla "taife-i Laicus" olduklarini sanardik. Oylsa bircoklari pek te "dindar" imisler "keske Islam Andolu'ya gemeseydi" diyen Dokuz Eylul Rektoru gibi. Adama "hangi dini olsa imis iyi olurmus" mealinde bastirdiklainda "dinimi sorgulatmam" buyurmus. Iste bunlar boyledir dostlar. Sadece Musluman'in dinini sorgulatirlar bu mubarek ayda "cami duvarina is*** yarismcilari". Bakin bu Demokratik Sol Partimizin toplantisinda "ilim ve bilim" uzerine inciler sacan secimlerde oy alamayip Reis-u Cumhuriyet Sezer tarafindan is basina getrilen 9 Eylul Tarikat Lideri ne buyurmus:
================================
Ağzından çıkanı kulağı duyunca inkarı seçti

CHP'nin düzenlediği bir toplantıda İslamiyeti geri kalmışlığın sebebi olarak göstererek “Keşke Anadolu Müslüman olmasaydı” diyen Rektör Emin Alıcı, dün ses kaydına rağmen böyle bir konuşma yapmadığını iddia etti

ALİ EYVAZ/ ANKARA 28.09.2006
CHP tarafından organize edilen 'Karşıkaya Toplantıları'nda Anadolu'nun Müslüman olmasından duyduğu rahatsızlığı dile getiren Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Emin Alıcı, dün ise inkar yolunu seçerek böyle bir konuşma yapmadığını iddia etti. Alıcı CHP'nin düzenlediği toplantıda İslamiyeti geri kalmışlığın sebebi olarak göstererek "1450'li yıllarda matbaa bulundu ve hızla Avrupa'da yayıldı. Biz, 250 yıl sonra matbaayı kullanabildik. Matbaayı Müslüman olmayan halk kullandı. Keşke o zamanlar Anadolu Müslüman olmasaydı" ifadelerini kullandı.
SES KAYDINI DA YALANLADI

Alıcı hakaret dolu cümlelerinin gazetelerde eleştirilmesi üzerine dün yazılı bir açıklama yaparak iddia edildiği gibi bir konuşma yapmadığını öne sürdü. Alıcı şunları kaydetti: "Haberde vurgulanan söz konusu sözlerin kaydının olduğuna dair ifadeler doğru değildir. Dolayısıyla söylenmeyen sözlerin kaydının bulunması mümkün değildir."

BÖYLE BİR ŞEY SÖYLEMEDİM

Bu arada Alıcı, Sabancı Kültür Sarayı'nda DEÜ'nün 2006-2007 akademik yıl açılışı öncesinde, gazetecilerin sorularını cevaplandırdı. Bir gazetecinin, "(Ben Hristiyan'ım, bunlar da benim Papalık sözlerim) demişsiniz" sözleri üzerine Prof. Dr. Alıcı, şunları söyledi: "Toplum şu anda linç psikolojisi içinde, ondan dolayı o sözler de ilave. Toplantıda bulunan 75 kişi şahitlik yapabilir böyle bir şey söylenmediğine dair."

İNANCIMI SORGULATMAM

"Gazetede sizin Süryani olduğunuz yazıyor. Haberin sonunda ise siz, Hristiyan olduğunuzu belirtmişsiniz?" sorusuna ise Prof. Dr. Alıcı, şu cevabı verdi: "Türkiye laik bir ülke. Ben sizin ne olduğunuzu soruyor muyum, sorguluyor muyum? Beni de ilgilendirmiyor üstelik. Bir insanın inançlarının sorgulanmasını doğru bulmuyorum. Ben başka bir insanın inançlarını sorgulamıyorum. Kimsenin de benim inançlarımı sorgulamasını doğru bulmuyorum."

SİYASETE ATILMAYACAĞIM

Rektör Alıcı, bir başka soru üzerine de "Siyasete atılma planım yok. Tekrar doktor olmayı düşünüyorum. Hakkımdaki iddialarla ilgili olarak mahkemeye başvuracağım" dedi.
Prof. Alıcı, Sezer'in ısrarıyla atanmıştı

Prof. Dr. Emin Alıcı'nın rektör olarak atanması Cumhurbaşkanı Sezer ile dönemin YÖK Başkanı Kemal Gürüz arasında krize sebep olmuştu. Alıcı, rektör seçiminde en yüksek oyu almasına rağmen YÖK'ün Çankaya'ya sunduğu listede yer almamıştı. Sezer, listeden hiç kimseyi rektör olarak atamayarak Alıcı için direnmişti. Bazı adayların istifa etmesinden sonra Alıcı'nın ismi listeye girince ataması yapılmıştı. Sezer'in ısrarıyla rektör seçilen Alıcı, 2003'de YÖK yasa tasarısını engellemek için 'Gerekirse Kubilay gibi can veririz' diyerek ortamı germişti. Gelecek yıl görev süreci dolacak olan Alıcı'nın siyasete atılmak için son çıkışını yaptığı önü sürülürken, Anadolu'nun Müslüman oluşunu sorun haline getiren bir kişiyi hangi siyasi partinin kadrolarında gösterebileceği ise merak konusu oldu.




Yazan: Belir L. Yildirim Tarih: September 28, 2006 11:42 AM

Sayın knz hanım,

Padişahların birçoğu tarikat mensubuydu. Padişahların tamamı tarikatları himaye etmişlerdir. Biraz tarih okuyun...
Cumhuriyetle özgürleştiler savınız ise tam bir zırva. Açın bir 1930'lu yılların Cumhuriyet gazetesini irtica haberlerini okuyun, 80'lere kadar hapse girmemiş, takibat görmemiş sadece bir şeyh ismi söyleyin... Ne özgürlüğünden bahsediyorsunuz? Bahsettiğiniz özgürlükçülük Demokrat parti midir? Hani şu astığımız başbakanımızın bahşettiği özgürlük müdür tarikatları şımartan? Hangisi Cumhuriyet sizin tanımınıza göre? Asanınki mi, asılanınki mi?
Ali Kalkancı kimdir? Fadime Şahin kimdir? Müslüm Gündüz kimdir? sorularının cevabını hala bulamadıysanız sizi bu temiz kalbiniz için tebrik etmem gerekiyor. Çok başarılı bir derin devlet harekatıydı bu. Öyle ki herkes birbirinden çekinir hale gelmişti. Artık dindarlar bile birbirleriyle görüşmez hale gelmişti. Kimin ne olduğu belli değildi ki? Başörtülüler Fadime Şahin ismiyle özdeşleştirildi, her şeyhe Ali Kalkancı, Müslüm Gündüz gözüyle bakılmaya başlandı. Hep beraber derin devletin kurduğu bir tarikatı (Aczmendiliği) ve sonra şişirdiği balonu nasıl patlattığını izledik. Şimdi nerede bu Aczmendiler? Ben nerede söyleyeyim. Kostümlerini değiştiriyorlar, sakal uzatıyorlar, cumhurbaşkanlığı seçimine yakın çıkarlar ortaya...
Tarikatların metalaştığını çok büyük bir keşif yapmış gibi söylüyorsunuz. Kimse bunun aksini söylemiyor. Benim sorum şu:
- Metalaşmak, holdingleşmek tasavvuf ve tarikatların felsefesine zıt değil mi? Bir insan veya topluluk felsefesine zıt bir davranışı neden sergiler? Neden tekkelerinde oturup zikr edip Allah'a yaklaşmak için çabalamak yerine şirketler kuruyorlar, siyasete temas ediyorlar? Hem, bunu tarikatların felsefesine zıt olduğu için eleştiriyoruz. Peki metalaşmak, holdingleşmek kötü müdür? Bence tam tersi iyidir. Bu insanların sosyal yaşama katılması, şirketler kurması, toplumla entegre olmaları iyidir. Ve gereklidir. En azından kendi bilecekleri bir iştir.
Sizin çözümünüz nedir? Zaten yasak olan tarikatların nasıl üzerine gidilmesi öneriniz? Mal varlıklarına el mi koysun devlet? Şeyhleri tutup kodese mi tıksın?
"Hanif Müslümanların" faşist olduklarını bilmiyordum. Siz tarikatın İslam'da yeri olmadığını savunabilirsiniz, tarikatları kıyasıya eleştirebilirsiniz. Fakat devlet üzerlerine gitsin derseniz, bu başka bir şeydir knz hanım.
Hürmetler...

Yazan: blue Tarih: September 28, 2006 11:53 AM

Bu hamur çok su kaldırır. En güzeli de bilmeden konuşmak ve atıp tutmak herhalde.. Bilgiye saygı duyanlar için Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç'la yapımış bir seri röportajın linki vereyim:

1.Bölüm. 2.Bölüm. 3.Bölüm.

Bir de artık şu samimiyetsizliği bıraksak? Bir başka ilmekte kısas konuşulurken "Kur'an'a hakaret etmek istemem ama.." diye başlayan cümleler kuranlar şimdi başımıza reformcu kesilmiş de modern tarikatlardan, kadın erkek bir safta ibadet eden camilerden, başı açık ibadet edilen yerlerden bahseder olmuş.. Üç dini bir çatıda buluşturacakmışmış... Bunu söyleyen Papa'nın hakaretleri sırasında nedense sesini çıkartmadı..

Dininiz, felsefeniz, tarikatiniz ne ise istediğiniz biçimde ibadet edebilirsiniz; ister kadın erkek karışık, ister ayrı, ister altalta, ister üstüste, ister meydanda, ister kapalı yerde, ister bir mabed de, ister evde, ister başınız açık, ister..Dininizi, felsefesinizi tarikatinizi, ister reforme edin ister deforme.. Var mı karışan girişen? Yook.. İyi de İslam'dan size ne be kardeşim? Bırakın onu müslümanlar konuşsunlar.. Kimsiniz siz de burada müslümanlara salak muamelesi yapıp akıl fikir peydahlamaya çalışıyorsunuz? Bunu hangi sıfatla yapıyorsunuz?

Birarada yaşıyoruz; demokrat olun ve gölge etmeyin yeter; başka ihsan isteyen mi var sizden?

Bırakın bu samimiyetsizliği artık, yapmayın şu mübarek günlerde gözümüzün içine baka baka, ayıp denen bir şey var.

Hiç olmazsa bu sanal ortamda bari inancınızda, düşüncelerinizde samimi olun..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 28, 2006 03:18 PM

Değerli yorumcular, mübarek Ramazan ayının ülkemiz
ve insanlık alemine hayırlar getirmesini dilerim
bil-vesile. Art niyetli ve gizli dinli olanlar
hariç, bazı yanlış ön kabulleri yıkmak gerek.
Tarikatler Cumhuriyet düşmanı değildir. çünkü bu
fikir olarak bile yokken tarikatler vardı. Şeriat
ve fıkhın aşırı yorumlarına karşı bir sigortadır
da denebilir tarikatler için. Yunus Emre ile Molla Kasım olayı bunun için güzel bir örnektir.
Bazı tarikatlerin nüfuz ticareti yapmaları, siyaset ve ticarete ehil olmayan şeyhler eliyle bulaşması Tarikatlerin asli işlevini gölgeleyemez
Hal böyle olsaydı bugün merkez medyanın faaliyetle
ri hemen durdurulmak gerekirdi.
Peki bu irtica yaygarası neyin nesi:
Dünyevi gücün babası ABD zannımca Türkiye dahil
tüm İslam ülkelerini açıkça tehdit ediyor. 200 Mil
yonluk Pakistanı bombalayıp taş devrine döndürmek
le tehdit ettiğini Bizzat Pervez Müşerref itiraf
etti. Şimdi böyle bir tehdit Türkiye için varsa,
ve ABD şöyle güçlü, böyle attığını vurur psikolo
jik eğitiminden geçmiş bir güvenlik bürokrasisine
sahipsek... Bu varsayımdan hareketle Türkiyenin
kontrol dışı bir Hakka tapan ülke olmasının başı
mıza belalar açacağına inanmış çevreler, İslamı
özenilir birşey olmaktan çıkarmak için ellerinden
geleni yapacaklardır diyebiliriz. Hakka değil güce
tapanlar hertürlü, provakasyon, iftira ve fitneye
arttırarak devam edeceklerdir. Yapacak birşey yok,
cahilce safsataları bilimsel gerçeklik diye önümü
ze sereceklerdir. Kurdukları sahte tarikatlrla
alay ederken hedefe temiz, muazzez dinimizi koya
caklardır. Gelibolu mevlevihanemiz elan ayaktadır.
Ehli Tarik'in Osmanlının kuruluşundan, Çanakkale
destanı ve kurtuluş savaşına olan katkıları sulan
dırılacaktır. Sabır Ya rabbi.. Bu alçaklıklara
dayanmak sabır ehli yiğitlerin işidir.
Sözlerimizi Halveti Tarikatından olan Evliya Çele
bimizin deyişiyle bitirelim.
Yürü be ABD, seninde sonun gelir dert etme sonuna
böyle olur, diyelim.
Devlet büyüklerimize de yanlış ata oynamamalarını,
yarın öbür gün ABD nin tası tarağı toplayıp Daral
mış Ortadoğudan kaçacağını diyelim. Milli Güvenliğimizin en sağlam tuğlası İslam kardeşliği ve temiz pak müslümanlığımızdır. Ajanlaşmamış
iyi niyetli unsurlarıda böylece uyarmış olalım.
Ehli Tarik sevgi ehlidir, pis ağızlar ne derse
kirlenmez ve öfkelenmezler. Hem Rabbimiz ne diyor.
Sizde bir zamanlar bilmezlerdendiniz, kardeşlerini
zi bilmedikleri için kınamayınız. Sevgi ve saygı
larımla. Levent.

Yazan: levent Tarih: September 28, 2006 03:51 PM

ebn padaişahlar tarikatları himaye etmez demedim ki, tarikata muhtaç değildi dedim.
aynı şey değil.

neyi nasıl himaye deceğini o belirlerdi, buyduğunuz giibi istediği tarikatı istediği gibi himaye eder, istediğini bektaşiler gibi batırırdı. fermen padişahındı.

şimdi ise oy hesabı var, kelle sayısı var.
tarikatlar istedikleri 3. sınıf politikacıyı "kese"nin başına getiriyorlar.

metalaşmak modernizmin eleştirdiğimiz sonuçlarındandır.
bunu sızlanma şeklinde verdiğiniz diğer örenklere katabilirsiniz.

dini bir tarikatın metalşaması kötüdür.
iyi bişey çıkmaz.

ben devlet üzerine gitsin demedim.
tüketiciyi koruma kanunu gibi birşeyden bahsettim.

ali kalkancı derin devletse, yarın öbürgün bugün
saygın sandığımız bir tarikatın derin devlet olmadığını nerden bilelim. Ben zaten ali kalkancıyı değil, otokontrol sistemi olayan bir oluşumu şikayet ettim.

o bölgenin ekümanik için boşaltılma hesaplarından söz ediliyor., ali bulaç bey demiş bir ropartajında, benim eskim başkasının yenisinden iyidir derim ben.,

ama bu kirlenmeden kurtulamadıkları için kendileri( siz) görsünler (görün) artık diyorum.

onun için biizm türk tipi laikliğe ihtiyacımız var., batıya biz öğreteceğiz, çünkü dinimiz dogma değil., kimseyle birşey yarışına girmek zorunda değiliz.

tarih yaşanmıştır., herşey yerindedir.

suat bey, o kadınlı erkekli tarikatlı namazı gruplarını hiç hazetmiyorum. Ancak size de, e-mine hanıma dediğim şeyi söylüyorum; siz yaparsanız başkaları da yapar.,

tibette bu bozulmadan payını alacaktır.,


Yazan: KaNeZe Tarih: September 28, 2006 04:07 PM

mrb
ben sorunun herşeyde olduğu gibi anlayışsızlıkta olduğu kanaatindeyim.eğer bi şey gizli yapılıyorsa bunun önemli nedenleri vardır.tıpkı tarikatlar gibi.
siz kalkıp bir insanın en doğal hakkı olan seçme hakkını yönlendirirseniz,hakkını elinden almaya kalkarsanız,sırf sizin gibi,sizin istediğiniz gibi olmadıkları gerekçesiyle onları dışlarsanız vesaire vesaire.ortaya çıkmış olan olabilecek herşeyi de göze almış olmanız gerek.çünkü biri sizden farklı olmayı herşeye rağmen göze aldıysa bir çok şeye de cesaret edebilir...
ayrıca beyaz'ın aşağıya aldığım sözleri çok ilgimi çekti;
. Dini, kitaba cok bagli kalmadan, daha evrensel, hem gundelik hayatin gereklerine, hem de dinde korkuyu degil sevgiyi esas bir hayat felsefesinin gereklerine gore yorumlayan tarikatlar olabilir. Tek tanrili dinlerin, ayni cati altinda ibadet ettigi tarikatlar yayginlasabilir.
beyaz bunları yazdıktan sonra şöyle bi dikkatlice hiç mi okumamış acaba?
bu arkadaşın dini ne olarak gördünü de merak ettim ayrıca.hem kendisine bi öneride de bulunmak istiyorum önce islamın ne demek oldunu ii bi araştırsın,kulaktan dolma bilgiler gün gelir ele güldürür insanı...
SAYGILAR

Yazan: rüya Tarih: September 28, 2006 05:27 PM

Sayın knz,

Ben de sizin tarzınızda cevap vereyim:

Ferman padişahın olmaz. Osmanlı'da tarikat olmasaydı Osmanlı olmazdı. Osmanlı= Ahmed Yesevi'dir; Hacı Bayram Veli'dir; Akşemseddin'dir; bir okuyun tarihi Osmanlı'yı padişahlar mı yönetmiş tarikatlar mı?

Şimdi oy hesabı var demişsiniz. Demokrasi=halk idaresi değil mi? Cumhuriyet devletin cumhurun istediği gibi yönetilmesi değil mi? O zaman siyasetçinin tarikatten oy istemesinin neresi yanlış? Tarikatin siyasetçiden kendi haklarını gözetmesini istemesinin neresi yanlış?

Dini bir kurumun metalaşması kötüdür. Neden kötüdür? Din maddeden ayrı mıdır? Maddeli din olmaz mı? Bir taraftan bir lokma, bir hırka olmaz deyip eleştirirken holdingleşen, sanayileşen dindarlara kötüdür demek ne yaman çelişki. Dini bir kurumun metalaşması kötü değildir, tehlikelidir. Ebu Hanife gibi batan gemilerine üzülmediği için hamd edebiliyorsan metalaşmanın hiçbir kötülüğü yoktur. Tabi metalaşmanın kötülüğünü dini yönden değerlendiriyorsanız...

Tüketiciyi koruma kanunu gibi bir şey. Bunun için önce üretici olması lazım. Üreticinin legalize olması lazım ki tüketiciyi koru. Tarikatların legalize olmasına evet mi?

Ali Kalkancı derin devletse yarın öbür gün başka bir tarikat reisi de derin devlet olabilir. David Koresh gibi bir sapık tarikat da olabilir. Bu risk hayatta her alanda var. Size Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin Mr.and Mrs. Smith filmini öneririm.

Literatürde Türk tipi laiklik diye bir şey yok. İcad olsaydı şimdiye kadar olurdu. Sosyolojiye şimdiye kadar kazandırdığımız bir değer yok. Biz, terim üreten değil, terim manüple eden bir milletiz. Burada da tüketiciyiz ve hatta terimlerin b.nu çıkartan bir milletiz yani. Türkiye'deki laiklik Fransız laikliğinin katı bir şeklidir. Demokrasi, laiklik ve cumhuriyetin ne olup olmadığını www.derinsular.com adresindeki serileri okuyarak öğrenebilirsiniz. Mutlaka okuyun, çok şey öğreneceksiniz.

Yorum film kritiğine döndü ama tarih ve kültür konusunda, ve belki tarikatlar konusunda yitirdiklerimiz için de Tom Cruise'un "Son Samuray" filmini izlemenizi tavsiye ediyorum. Modernizmin kültürü ve mistisizmi nasıl baltaladığını, ırzına nasıl geçtiğini gösteren muhteşem bir film. Tibet de bu bozulmadan payını alacaktır ve almıştır. Sorun şu: Bu güzellikleri yaşatmalı mıyız, yeni Yunus Emre'ler, Mevlana'lar, Hacı Bektaşlar mı yetiştirmeliyiz, yoksa bozuk, çürük var diye hepsini çöpe mi dökmeliyiz. Mevlana zamanında bütün tarikatler düzgün müydü? Ali Kalkancı'lar yok muydu? Açın Mesnevi okuyun, sürekli sahte şeyhlerden bahseder. Bu kafalarımız kollektif imha anlayışından kurtulmadıkça adam olamayacağız.

Yazan: blue Tarih: September 28, 2006 05:54 PM

"Dininiz, felsefeniz, tarikatiniz ne ise istediğiniz biçimde ibadet edebilirsiniz; ister kadın erkek karışık, ister ayrı, ister altalta, ister üstüste, ister meydanda, ister kapalı yerde, ister bir mabed de, ister evde, ister başınız açık, ister... Dininizi, felsefesinizi tarikatinizi, ister reforme edin ister deforme.. Var mı karışan girişen? Yook.. İyi de İslam'dan size ne be kardeşim? Bırakın onu müslümanlar konuşsunlar.. Kimsiniz siz de burada müslümanlara salak muamelesi yapıp akıl fikir peydahlamaya çalışıyorsunuz? Bunu hangi sıfatla yapıyorsunuz?"


Suat Bey isimli cogulcu demokrat yorumcumuzun seviyeli ifadelerine bir kez daha dikkatinizi cekmek istiyorum efendim. Cogulcu demokratlara dikkat, benden soylemesi. Islam acaba sizin maliniz mi, tapusunu gorebilir miyiz?
Iyi ramazanlar!

Yazan: Beyaz Tarih: September 28, 2006 05:58 PM

Beyaz hanım,

Ne o, saat tıkırtısı kuvvetli geldi galiba, duymuşsunuz..

İslam ne benim ne de bir başkasının tapulu malı değil..

İslam bir dindir, bir hayat tasavvurudur. İçinde birçok ekoller barındırır. Yorumları geniş coğrafyalarda ve sosyal dokularda farklılaşabilir, bu evrenselliğinin getirdiği bir esnekliktir, lütuftur. İslam'ın tarikat cemaat vb. yorumları ve varsa bunların içsel sorunları inananlarını ilgilendirir, İslam'a inanmayan bir başkasının buna maydonoz olması haddi aşmaktır.

İslam hakkında görüş bildirenler kabaca üçe ayrılabilir:

1. Müslümanlar. Yani bu dine kalben inanmış olanlar.

2. Oryantalizm olarak bilinen bakış. Bunun içine müslümanlar hariç hertürlü inanç sahibinin bakışını koyabiliriz.

3. Münafıklar. Bunlar da müslüman gözüken ama aslında inanmayanlardır. İnancını gizlemelerinin sebebi daha çok politiktir.


Oryantalist bakış bellidir, bunu zaten açıkça söylerler, kütüphaneler, üniversiteler bu şekilde İslam'ı inceleyen kitaplar ve araştırmalarla doludur.

Ama müslümanlarla münafıkların ki çoğunlukla birbirine karşışır. Kimin samimi, kimin gayri samimi olduğu kolayca anlaşılamaz. Bunu anlamak için biraz "iz" sürmek gerekir.

Hadi bakalım size 36 puanlık uzman sorusu. Sizin bu konu hakkında yazdıklarınız yukarıdaki grupların hangine giriyor? Bunun cevabını verin, ona göre daha yazacaklarım var. Yani Din de reform olur mu, kimler reformu savunur, reform -oluyorsa- içten mi dıştan mı olur, reformun gerektiğine kim karar verir, reform tecdid midir, değişik bir yorum mudur? Bunlara ve bu gibi konular 2.ci gruptakilerin ve/veya bir sahtekarlık timsali olan 3.cü gruptakilerin üstlerine niçin vazife değildir, gibi hususlara cevabınızdan sonra değineceğim.

Yazımdaki seviyeye gelince. Bu konuda standardım yoktur, cevap verdiğim yazıya göre değişir. Ama mümkün mertebe cevap verdiğim yazının seviyesine, amacına, muhatapları "ne" yerine koyduğuna, içinde geçen hop hop, zıp zıp gibi değişik iletişim kelimelerine ve yazıdaki hinliklere bakıp adaleti gözetmeye çalışırım..

"Men dakka dukka" da denebilir yani..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 28, 2006 07:02 PM

"Suat Bey isimli cogulcu demokrat yorumcumuzun seviyeli ifadelerine bir kez daha dikkatinizi cekmek istiyorum efendim. Cogulcu demokratlara dikkat, benden soylemesi. Islam acaba sizin maliniz mi, tapusunu gorebilir miyiz?
Iyi ramazanlar! " (Beyaz)

Surdaki mantik orgusune bakin Allah askina!!! Daha once muslumanlari Arabistana gonderen, ezanlarini susturan, basortusunu bu hukemet kaldiriersa darbe yaparim HA!! diyen, Islam hakkinda yapmadik hakaret birakmayan azinlik dinler icin yeni haklar isteyen, (Lozan kesmemis) ve Musluman olmadigini ifade eden "peki benim cocuklarim noolacak" ,"masaya oturdugumda benim de taleplerim olacak diyen kisi sinmdi BASKASININ DININ REFORME ETMEYE CALISTIGINDA ":SIZ KIM OLARAK BUNU YAPIYORSUNUZ, HANGI SIFATLA" diye soran bir Muslumana BASKASININ DININI REFORME ETME hakkinin "cogulcu demokrasiden" geldigini soyleyecek piskinligi, kapasitesizligi segileyebilior! PES DOGRUSU!

Behey ENTEL cogulucu demokrasi "SENIN DININ SANA BENIMDINIM BANA" nasina gore Muslumanmin zaten kabul ettigi, Islam medeniyetlerinin, Yahudi ve Hiristiyanlarin aksine diger dinklere, kuturlere tanidigi HURRIYET DEMEKTIR. SOM AGZINI ACIP SENIN DININI REFORME EDECEGIM DEME HAKKININ COGULCU DEMOKRATLIK HAKKIN OLDUGUNU DUSUNUYORSAN FAZLA DERIN, FELSEFI BULDUGUN TEMEL KABVRAMLARI ORGRENME ZAMANI GELDI DEMEKTIR!

Eger dininizi reforme etmek icin Muslunmanlarin tavsiyelerini istiyorsaniz tekrar ediyorum: ACIKLAYIn NE OLDUGUNU belki beyin firtinasi yapmak isteyenler olur. Biraz entellektuel, ahlaki butunluk bu kadar zormu?? Neyseki sahteklarliginizla bioy olcusecek zekaniz yok!
Hepimiz dun dogmadik!

Bugun sizin 9 Eylul Karargahi baskumandani Alici adli LUMPEN de "Keske Andolu musluman olmasaydi" demis. Sonra da "beniim soylediklerimde Papa'ninki gibi" yada "bende Turkiye'deki papayim" mealinde fesesefe yapmis CHP'nin Think(?) TANKCILARINA! Sezer, Basbug, ODTU karargahi Baskumandani'ndan sonra tabbiki bugun de HaKuvvetleri Kumandani muhtitasini vermis; ve MASAYA KODUMU OTURTMUS. Dusmani belirlemis: IRTACA Tiramniyormus! Oh so shocking!! Ne ozgun degilmi?

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 28, 2006 08:01 PM

Tarikatlara Türkiyenin "hem ihtiyacı hemde borcu var" diyen Ali Bulaç bu iddiasını şöyle dile getiriyor:

"Türkiye, 20. yüzyılın ikinci yarısından başlamak üzere üç büyük göç dalgası yaşadı. Kısa zamanda milyonlarca insan mekan üzerinde yer değiştirdi, köylerde, kırsal kesimde veya küçük yerleşim birimlerinde yaşayan insanlar başta İstanbul olmak üzere birkaç büyük kente taşındı, hem de kitleler halinde. Başka ülkelerde bunun muazzam sosyal sonuçları olmuştur. Boşanmalardan tutun, suç oranlarının kontrol edilemez boyutlara ulaşmasına, sosyal çalkantılardan isyanlara varan siyasal hareketlere kadar. Eğer Türkiye’de yaşanan bunca kültürel travma ve sıkça tekrarlanan ekonomik krizlere rağmen bu türden ciddi sorunlar yaşanmadıysa bunun en önemli sebeplerinden biri, dini cemaatlerin hakiki birer SİVİL TOPLUM KURULUŞU olarak faaliyet göstermeleri, göçmenleri şehrin mekanlarına yerleştirmeleri, onları rehabilite etmeleri ve imkanlar ölçüsünde yeni şehir hayatına kazandırmalarıdır... "

Yukarıda ifade edildiği gibi tarikatlar Türkiye'de gerçek birer sivil toplum kuruluşu olarak faaliyet gösteriyorlar
yani Türkiye'de çok çok az bulunan sivil toplum kuruluşları onlar...


Yazan: Tarık Yılmaz Tarih: September 28, 2006 08:34 PM

Suat Bey,

Uzulerek sunu ifade etmem lazim, sizinle hic istemedigim halde tekrar diyaloga giriyorum. Siz de, benimle diyalog kurmaktan haz etmediginizi daha onceki yazilarinizda ortaya koymustunuz, o nedenle neden hala sahsimi hedef alan yorumlar yaptiginizi anlamis degilim. Yukarida yapmis oldugunuz siniflandirmalar tam bir komedi harikasi. Muslumanlar varmis, oryantalistler varmis, munafiklar varmis - bu yorumlar hayati, insanlari ancak siniflara ayirarak yorumlayabilen basit bir beynin urunu olabilir olsa olsa.

Sizin sahsima yonelik arka arkaya siralamis oldugunuz nezaketsiz kelimeler de benim icin hicbir anlam ifade etmiyor. O yuzden kopyalayip yapistiriyorum ki, sizin kim oldugunuz ve ne oldugunuz daha bir anlasilsin. Sizden farkli dusunen insanlarin goruslerine tahammul bile edemeyip de, sonra kendinizi "cogulcu demokrat!!" olarak nitelemenize, hep birlikte gulelim. Ifadelerinizde, "alt-alta", "ust-uste" ve onceden yayinlanan ama sonra sansure ugrayan bazi kufurlu kelimelere yer vermeniz, sizden farkli dusunceleri ifade eden kisinin bir bayan olmasina karsi duydugunuz tahammulsuzlugun cok net bir gostergesi. Esra Hanim gibi, bayan yorumcularin, sizin satir aralarinizi okumasini, sizin gibi kisileri akil hocasi ilan etmeden once bir kez daha dusunmesini temenni ederim. Yukarida Grup 1 icine koymus oldugunuz Muslumanlarin, Ramazan ayinda boyle kufurlu ve nezaketsiz diyaloglara girmesi hos karsilaniyor mu merak ediyorum, bu sizin tarikatiniza ozgu bir gelenek olsa gerek.

Bazi arkadaslariniz, daha da ileri gitmis, benim gibilerin haddini bildirmek gerektigini ifade etmis. Nasil olacak bu had bildirme meselesi merak ediyorum? Bir koruma tutmama gerek yoktur umarim. Islamda siddet yoktur, hosgoru vardir gibi yorumlari sarf eden yorumculara duyurulur. Bunlar mi sizin, takim arkadaslariniz, akil hocalariniz? Bravo!

Ruya Hanim/Bey, yorumlariniza ilk firsatta cevap vermeye calisacagim.

Saygilarimla.

Beyaz.

Yazan: Beyaz Tarih: September 28, 2006 09:12 PM

Beyaz Hanım,

Takke düşünce haliyle kel görünüyor..

Sorulara cevap yok, kimliği faş etmek yok. -Sizin tabirinizle- bol bol, hop hop, zıp zıp var..

Çok basit sorular sordum, ama cevap vermek yerine kaçak güreşmeyi tercih ettiniz; herzamanki gibi..

Sizinle diyaloga girmeye meraklı değilim, bunun vakit kaybı olduğunu daha önce söyledim; siz de bu diyalogu istemiyorsanız İslam hakkında "dışarıdan" olduğunuz halde "içeriden"miş gibi kisvelere bürünüp nev'i şahsınıza münhasır yorumlar yapmayın..

Bunu yaptığınızda mecburen diyaloga girmek zorunda kalıyorum, bundan sonra da kalacağım.

Hariçten gazel okuduğunuzu ilan edin, sonra dilediğiniz temenniyi, düşünceyi, öngörüyü yapın. Tıpkı burada, bunu, çok çeşitli isimler altında yapanlar gibi. Tatlısı kurnazlığı yapmayın, içerdenmiş gibi davranıp reform adı altında evrensel ütopik teolojik argümanlarınızı pazarlamaya kalkmayın.

Hem başka bir başlıkta "Kur'an'a hakaret etmek istemem ama.." diye başlayıp, İslam'a dair düşüncelerinizi belli edip hem de burada "Turkiye'de basortusu, tarikatlar gibi konularin cozumu, cok daha kapsamli bir din reformunun bir parcasi olarak ele alinmalidir." diyerek bir ultra modernist müslüman gibi sözler söyleyerek hem nalına hem mıhına vurmaya çalışmayın. Hem devletin din eğitiminden elini çekmesini isteyip hem de bir şekilde denetlemesini(!)arzulamak gibi absürd hususları cilalayıp satmayın.

(Bu arada konu dışı olacak ama anladık; demokrasi sadece sizin düşünceleriniz için geçerli yani nalıncı keseri gibi hep kendinize yontuyorsunuz tamam da hiç olmazsa "demokratım" deyip de bizimle gırgır geçmeye çalışmayın. Bari dönün, Mustafa Bey'in yazısını ve vurguladığı hususları bir daha okuyun.)

"Koruma tutmama gerek yoktur umarım" mış; sanki sizin sanal kimliğiniz dışında tanıyan eden varmış gibi bir de duygusal sömürü yapıyorsunuz. Kimsenin kimseyi tehdit falan ettiği yok, "Haddi bildirmek" tabirini Bekir Ağabey kullandı; benim yaptığım da sizin haddinizi kelimelerle bildirmektir. Zaten o da bunu kasdetmiş yazısında, yaptığımız tartışmalar hususunda sert olmamızı ve gerçek niyetinizi afişe etmemizi salık vererek. Oraya buraya sündürmeye çalışmayın ex yorumculardan bazılarının yaptığı gibi.

Bu sitede bir yıldan fazla bir zamandır yazıyorum, sayenizde ilk kez -kesinlikle bir küfür olmayan- "kelimem" sansüre uğradı. Halbuki noktalama işareti ile ayırmıştım. Aynı düşüncemde ısrarlıyım; kendi inancınız, dininiz, felsefeniz her ne ise, istediğiniz kıyafetle, istediğiniz biçimlerde, istediğiniz yerde bunu yapın. Reforme edin, deforme edin, kimsenin umrunda değil. Ama yalnızca kendi inancınız için.

Konu İslam olduğunda sizin ya da benzer düşüncede olduklarınızın "içten" bir tavırla söz söylemeye hakkı yok. Bu usul açısından da böyledir, mantık açısından da.

Felsefi açıdan tutarlı olma kaygınız yok, bunu zaten daha önce söylemiştiniz, biliyoruz ama bu kadar da kör gözüne parmağım yapmak, buradaki insanların zekalarına hakaret etmek demektir.

Sizin "İslam içi" bir tartışmada yeriniz yok.

Anladınız mı?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 28, 2006 10:37 PM

Asagidaki cok saygi duydugum "gercek domkorat" dusunur, Prof. Atilla Yayla tarafindan yazilan enfes yaziyi sadece link vererek gecisirmeye gonlum razi olmadi. Bir ogretmen olan Prof. Yayla ortalama zekasi olan herkesin anlayabilecegi bir uslup ile temel insan haklari, demokrasi, laiklik gibi kavramlari ogretiyor kapsite sahiplerine! Bilenler icin dahi zevk verici bir okuma olcagi dusuncesi ile..Ayni yaziyi bazi ilavelerle kendi mekanima da koyacagim.
=====================================
PROF. DR. ATİLLA YAYLA - GAZİ ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
29.09.2006 CUMA -Zaman

Ertuğrul Özkök’e açık mektup!

Sayın Özkök, Hürriyet’in 23 Eylül 2006 tarihli nüshasındaki yazınızda “Üniversiteye ille de türbanla gitmek isteyen kızların misyonu nedir?” sorusunu sadece İslamcı çevrelerin değil “liberaller”in de tartışması gerektiğini söylüyorsunuz.


İdeolojik tercihi sosyalizm, muhafazakârlık, nasyonalizm veya İslamizm değil liberalizm olan, Türkiye’de liberalizm hakkında ilk Türkçe kitabı yazan ve son 14 yılı Liberal Düşünce Topluluğu bünyesinde olmak üzere yaklaşık yirmi yıldır liberal değerlerin tanınması, anlaşılması, yayılması ve ülkemizin siyasî, iktisadî ve hukukî düzeninin liberalleştirilmesi için gayret sarf eden bir akademisyen olarak bu çağrınızı üzerime almanın hakkım ve görevim olduğu kanaatindeyim.

Ben, insanların doğuştan gelen doğal haklara -hayat, hürriyet, mülkiyet- ve bu hakların toplum içinde tezâhürü olan sivil özgürlüklere -seyahat, din ve vicdan, ifade ve teşkilatlanma özgürlükleri- sahip olduğuna inanıyorum. Bana göre bir siyasî, ekonomik, hukukî yapılanma bu haklara saygı gösterdiği ve onları koruduğu ölçüde meşru ve kıymetlidir. Bu haklar, toplum, devlet, hükümet lütfettiği veya izin verdiği için sahip olduğumuz, onlar istemediğinde vazgeçebileceğimiz veya çiğnenmelerini normal karşılayabileceğimiz haklar değildir. Medenî bir hayat ancak bu değerlere bağlanmakla, onları sıkı sıkı korumakla ve siyasî, hukukî, ekonomik yapılanmaları onlar üzerinde gerçekleştirmekle mümkün olabilir.

Türkiye’de, kadın vatandaşlarımızın bir kısmı şu veya bu gerekçeyle yahut amaçla başını örtmektedir. Bir liberal olarak bana düşen; bu vakıâyı olduğu gibi kabul etmek ve başlarını örtmelerinden dolayı bu vatandaşları vicdanımda mahkum etmemek ve negatif diskriminasyona tutuluyorlarsa, buna karşı çıkmaktır. Elbette kimi kadınların başını niçin örttüğü bilimsel çalışmalara konu yapılabilir; ama bu çalışmalardan bir normatif hükme varılamaz. Bilim değer üretmez, olsa olsa toplumsal durumun kısmî ve geçici bir fotoğrafını çekmemizi sağlar. Değerler, hayatın içinden ve pek çok faktörden etkilenerek ortaya çıkar. Bilimsel araştırmalara dayanarak türban takmanın “iyi” veya “kötü”, “doğru” veya “yanlış” olduğu söylenemez.

Türbanlı öğrencilerin engellenmesi suçtur

Benim savunduğum liberal düşünceye göre türban takmak veya takmamak temel bireysel hakların kullanılma biçiminin bir yansımasından ibarettir. Kişinin türban takması, onun hem (negatif) özgürlüğüyle, hem mülkiyet hakkıyla, hem ifade özgürlüğüyle alakalıdır. Bir başka deyişle, kişinin türban takmasını kamu zoruyla engellemek, onun tercih özgürlüğünü, mülkiyet hakkını ve ifade özgürlüğünü ihlâl etmek anlamına gelir. Türbanın üniversitelerde yasaklanması, aynı zamanda, bizim darbe ürünü anayasamızda bile dile getirilmiş olan eşitlik ilkesinin ve eğitim öğretim hakkının ihlâlidir. Dolayısıyla türbanlı öğrencilerin üniversitede okumasının engellenmesi bir suç teşkil etmekte ve bunu yapanların cezalandırılması gerekmektedir. Bunun yapılmıyor olmasının başlıca nedeni, rejimimizin hukuktan çok güce dayanması ve güçlü olanın baskın çıkmasıdır. Hukuk ve kaba güç birbirinin zıddıdır. Belki dikkatinizi çekmiştir, türbanla ilgili olaylarda mağdur edilenler hep cezaî değil, idarî yaptırımlara maruz bırakılmaktadır. Tek başına bu gerçek bile yasağın kaynağının hukuk değil, bürokratik otorite olduğunu ve türban takmanın bir siyasî kabahat (cezalandırılmayan bir siyasî suç) durumuna getirildiğini göstermektedir.

Bu söylediklerime cevap olarak Anayasa’dan ve Anayasa Mahkemesi kararlarından bahsetmenizi tavsiye etmem. Zira, Anayasa da, Anayasa Mahkemesi kararları da bu yasağı temellendirmeye yetmez. İnsan haklarını ilgilendiren düzenlemeler kanunla yapılabilir; Türkiye’nin pozitif hukukunda türbanı yasaklayan bir kanun yoktur -olsa bile gayri meşru olurdu- ve Anayasa Mahkemesi kararları Yasama Meclisi’ni aşarak bir hüküm tesis etmez, edemez.

Sayın Özkök, yazılarınızdan bildiğim kadarıyla siz, reşit oldukları için, üniversite öğrencilerine türban yasağı koymanın yanlış olduğu kanaatindesiniz. Bu özgürlükçü tavrınızı takdir ediyorum. Ben de sizinle aynı fikirde; ama sizden iki yönden daha ilerideyim. İlk olarak, bana göre, bu yasak yukarıda dediğim gibi yalnızca yanlış değil, kanunsuzdur da. İkinci olarak, ben türban yasağının sırf üniversite öğrencileri için değil, bütün öğrenciler ve bütün kamu çalışanları için de yanlış ve hukuk dışı olduğunu düşünüyorum. İsteyen her öğrenci başını örtebilmeli ve avukatlık, doktorluk, hâkimlik gibi mesleklerin lisansını almış kişiler başörtülü olarak mesleklerini icra edebilmelidir.

Bu yaklaşıma ‘kamu görevlileri tarafsız olmalı’ diyerek itiraz ettiğinizi duyar gibiyim. Ne var ki, yanılıyorsunuz. Başı açıklık, tarafsızlık değildir. Başörtüsü takmak bir değer tercihini yansıtabileceği gibi başı açıklık da bir değer tercihini yansıtabilir. Elbette vatandaşlara kamu hizmetlerinin sunulmasında mutlak değilse bile maksimum tarafsızlığın sağlanması şarttır. Ancak, bunun yolu, insanların değersel olarak tarafsızlaştırılmasından -ki bu imkansızdır- değil, kamu hizmetini düzenleyen kuralların tarafsızlaştırılmasından ve bu tarafsız kuralları ihlâl etmenin idarî ve hukukî olarak müeyyidelendirilmesinden ve bunun kurumsallaştırılmasından geçmektedir. Bunun yapılabileceğini gösteren pek çok örnek vardır.

Sayın Özkök, üzülerek görüyorum ki, liberallerin de üzerinde “tartışmasını” istediğiniz sorunuz önyargılı. Üniversiteye “ille de türbanla girmek” istenmesinden söz ediyorsunuz. Bu sorunuza neden bazılarınca kızların “ille de” başörtülerini atarak üniversiteye gelmesinin istendiğini sorarak cevaplayabilirim. Başkaları istemiyor, birilerinin hoşuna gitmiyor diye insanların haklarından, bu hakların kullanılmasının tezahürlerinden vazgeçmelerini talep etmek ahlâk dışıdır ve bu yola bir defa girersek sonunda bütün haklara elveda deme noktasına varmamız kaçınılmazdır.

Perspektifinizi değiştirin, çünkü yanlışınız var!

Yazınızda TESEV’in bir araştırmasından ve başını örten kadınların sayısının artıp artmadığıyla ilgili tartışmalardan da bahsediyorsunuz. Bu tür çalışmalar daha önce de yapılmıştı. Hepsinin gösterdiği, Türkiye’de bir başörtüsü-türban gerçeğinin bulunduğu, yani kadınların önemli bir bölümünün başörtüsünü bir şekilde kullandığıdır. Ancak ben bir liberalim, değer yargılarımı ve neyin hak olup neyin olmadığını çoğunluğun tercihlerine veya azınlığın gücüne bakarak değil, evrensel (universalize edilebilir) ilkelere dayanarak belirlerim. O yüzden, toplumun sadece % 1’i başörtüsü taksa ve % 99’u başörtüsüne karşı olsa da insanların negatif özgürlüğünün bir parçası olarak başını örtme (veya örtmeme) hakkının ortadan kalkmayacağına inanmaktayım.

Gerek yazınızın bütünü gerekse spesifik sorunuz, başını örtenlerin siyasî veya İslamî bir misyonu üstlendiğini iddia ediyor. Ama bu yargınızı bir köşe yazarının bir fıkrasına ve söz konusu araştırmanın genel bulgularına dayandırıyorsunuz. Bildiğim kadarıyla sosyolojiyle haşır neşir olmuş bir insansınız. Nasıl oluyor da başını örtenlerin hedeflerinin veya kendilerine biçtikleri bir misyonun olduğunu ve bu hedefin mahiyetini ve misyonun muhtevasını hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmadan tespit edebiliyorsunuz? Bu tür bir tespit, ancak ve ancak, bilimsel metotlarla, temsil kabiliyetine sahip bir örneklem üzerinde çalışarak yapılırsa doğru olur ve anlam ifade eder. Biliyorum ki Türkiye’de böyle bir çalışma yapılmamıştır. Yapılan, türbandan nefret eden bazılarının kendi gözlem, yargı ve vehimlerini genelleştirmesi ve genel bir hakikatmiş gibi takdim etmesidir. Aynı hatanın Fransa’da Starsi komisyonu tarafından da yapıldığına din özgürlüğü-laiklik konusunda sayılı otoritelerden olan Jeremy Gunn (Liberte Yayınları’nca yayımlanmak üzere olan) “Din Özgürlüğü ve Laisite” adlı kitabında işaret etmektedir.

Türban takanların bir kısmının (hatta tamamının) siyasî ve İslamî bir misyon üstlendiğini ciddi bilimsel araştırmalarla tespit etsek bile bu, onların haklarının kısıtlanması gerektiği sonucuna varmaya ve buna dayanan yasakları haklılaştırmaya yetmez. Önce bu misyonun tam bir teşhisini yapmamız ve sonra hangi yol, yöntem ve araçlarla gerçekleştirmek istediğine bakmamız icap eder. Türbanlı bir kızın misyonu etrafa siyasî veya dinî bir mesaj vermekse, bunda, benim gibi iflah olmaz bir liberal için, hiçbir mahzur yoktur. Bu kişinin örnek davranışlar sergileyerek veya telkin ve tavsiyede bulunarak diğer insanların kendisi gibi olmasını sağlamaya çalışması da olağan karşılanması gereken bir hayat gerçeğidir. Problem, türbanlı kişinin zor kullanarak, fizikî bir baskı yaparak başkalarını kendisine benzetmek istemesi durumunda ortaya çıkar. Bu tür davranışlar suçtur, mutlaka cezalandırılmalıdır; ama elimizde üniversitelerde şimdiye kadar böyle bir olayın yaşandığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Asıl problem, kamu otoritesi ve kamu organlarının insanlara türbanın temsil ettiğine-yansıttığına inanılan hayat tarzlarını zorla benimsetmek veya takip ettirmek için kullanıldığında doğar. Karşı çıkılması ve engellenmesi gereken işte budur ve bunu yapmanın tek ve kesin yolu kamu organlarının ve otoritelerinin sekteryen, ayrımcı misyonları hayata aktarma aracı olarak kullanılma imkân ve alanlarını azaltmak ve daraltmaktır. Misyonlar arasında hoşlanılmayanları tasfiye etmek için topluma müdahale etmek, yani toplum mühendisliği yapmak, hem hiçbir sonuç vermeyecektir hem de ağır yanlışlıklar ve haksızlıklar yaratacaktır.

Sayın Özkök, işte bu nokta bizi meselenin özüne getirmektedir. Türkiye’de farklı hayat tarzları vardır. Bu tarzların hiçbiri, -insan hakları hariç- hiçbir kıstas açısından diğerinden aşağı veya üstün değildir. Bir liberal demokraside, kamu otoritesi değişik hayat tarzları arasında bir tercih yapamaz; bu tarzlardan birini teşvik edip bir diğerine engel koyamaz. Hangi hayat tarzının akıbetinin ne olacağını ve kimin hangi tarzı seçeceğini hayatın akışı belirler. Her insanın kendi hayat tarzını korumak istemesi makul, anlaşılır, meşru ve hatta medenî bir ortak hayat için gerekli bir istektir. Ben de, büyük ihtimalle Necmettin Erbakan’ın hayat tarzından ziyade Ertuğrul Özkök’ünkine yakın olan hayat tarzıma müdahale edilmesini, tercihlerimin bastırılmasını arzu etmem. Bundan korkarım. Ancak, sevmediğim veya korktuğum hayat tarzlarının devlet tarafından benim hayat tarzım lehine bastırılmasını bu rahatsızlığın, endişenin, tehlikenin, korkunun giderilmesinin yolu olarak görmem; göremem. Bunu yaparsam, bastırılmasını istediklerime, dolaylı olarak, gücü ele geçirirlerse benim onları bastırmam gibi onların da beni bastırabilecekleri mesajını vermiş, bu tür bir muhtemel tavrı meşrulaştırmış olurum.

Sayın Özkök, çağrınıza değer verdim, yazınız ve sorunuz üzerine düşündüm, görüşlerimi gözden geçirdim. Umarım benim de size bir karşı çağrıda bulunmamı normal karşılarsınız. Şimdiye kadar bu meseleyi, yanılmıyorsam carî rejimi ve egemen laiklik anlayış ve tatbikatını kusursuz gören ve otoriteryen devletçi siyasî felsefeyi ve yapılanmayı korumayı en önemli amaç hâline getiren açılardan ele aldınız. Ancak, başka perspektifler de mevcut. “Türban sorunu”na bir de din ve vicdan özgürlüğü, sınırlı siyasî yönetim (yetkileri insan haklarıyla sınırlanmış Meclis, hükümet, üniformalı ve sivil bürokrasi), liberal demokrasi ve tarafsız devlet açısından bakar veya bunu yapan çalışmalardan yararlanırsanız çok değişik bir manzarayla karşılaşabilirsiniz. Farklı ve sizinkileri çürütebilecek fikirlerle yüzleşmeye ve bunun sonuçlarını köşenizde ve yönettiğiniz gazetede yansıtmaya yetecek derecede açık fikirliliğe ve medenî cesaret sahip olduğunuza inanmak istiyorum. Size açık zihinli ve özgürlük dolu günler dilerim...

(atillayayla@yahoo.com)

29.09.2006

Kaynak: http://zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20060929&hn=354113

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 29, 2006 04:20 AM

Suat Bey, siz kimin tartismasindan kimi kovuyorsunuz anlamadim. Dini inanclarimi sizin sacmasapan siniflandirmaniz icinde ele almak gibi bir mecburiyetim yok. Istedigim konuyu istedigim gibi irdelemekte ve tartismakta serbestim. Benimle tartismaya tahammul edemiyor musunuz, etmeyin, zaten ben de sizinle de, taliban kafali agabeyinizle de tartismaya hic merakli degilim. Onun icin de sozu daha fazla uzatmayacagim. Ancak inandigim dogrultuda goruslerimi ifade etmeye devam edecegim. Saygilarimla. Beyaz.

Yazan: Beyaz Tarih: September 29, 2006 05:15 AM

Saatle konusmayi seven ve fakat saati soylerken dahi sahtekarlik yapan bayan soylamis. Gorelim ne soylamis:

"Bazi arkadaslariniz, daha da ileri gitmis, benim gibilerin haddini bildirmek gerektigini ifade etmis. Nasil olacak bu had bildirme meselesi merak ediyorum?"

El-cevap: Bizim "had bildirmemiz" 30 kusur yildir komadaki Ecevit'in basortlu milletvekili gorunce "Bu Hanim'a haddini bildirin" dediginde kastettigi manada olmadigi tecrubelerle sabittir.

Bizim "had bildimermizin" ne oldugu zaten yorumlarimizdan anlasiliyordu, kapsite sahibine. Ama saati ogrenemmisler icin daha da acayim:

1) Misafir bulundugunuz ulkedeki ev sahipleri ile nasil konusulacagini ogreneckiniz.

2) Muslumana "nasil olsa ben guclu taraftayim; atrkam tufekli kuvvelere, ABD'ye Yahudiye bilmm kime yasladim" guveni le tepeden bakarak nlari Atrap ulkelerin gondereme, basni acmaya kalkarsan darbe yaparim actirmam; ezanini keseceghim bilmem ne deme kustahligini gosterenmeyeceksiniz artik. HADDINIZ DEGIL! Msafir kendisine ev yurt, ekmek veren insanlardan memnun degilse Beyazx Adamin Kizxilderili'ye yaptig gibi onlari ates suyu, kasitli miktop ve sla ile kaletmez; onlar baska yerlere surmez; gedigi yere geri doner.

3) Misafir bulundugunuz ulkede verdiginiz ?) (ABD'de bulundgunuzu ifade buyrmustunuz gercekten Turkiye'ye vergi veriyormusunuz bilmiyoruz ya) vergilerin sadece sizin hosunuza giden seyler icin hacamasini talep etmek te haddi asmaktir. ABD'de benim verdigim vergiler Musluman kardeslerimi oldurmek icin kullanilmasin deme hakkim vami? Ustelik bu "sunni muslumana hizmet" dediginiz Diyanet Faliyetleri'nin HIZMET Zulm oldugunu, Sunn Islam' kontrol altinda tutmak icin sizin muttefikiniz laikciler tarafindan koyuldugunu size Ustadiniz DE ogretmis idi, "Bekir Bey hakli; Islam'i serbest birakirsak kendi vakiflatrini kurup guclenirler; kuzuyu kaplana kaptirmamak icin diyaneti biz kurduk" diyerek Satti anlamiyorsunuz ustadinizi da mi anlayamadiniz. Sahi siz lafi neresinden anlarsiniz?

4) "din reforme etmek" hasddiniz dahilindedir fakat baskasinin dinini reforme etmek harcindedir; bunu defalarca ackladik anlayamadinizmi? SENIN DININ SANA BENIM DINIM BANA. Benim dinime reforme etmek, islah etmek icine ......... konusundaki iyi niyetinizden mutehassis oldum.. Cevabimiz: Thanks! But no, thanks! Ya da butt out!! Comprende?

5) Artik bir muslumanla karslsiginizda tebiyebnizi takinacak, karsinizdaki insanin size esit, en az izin kada birikimli, en az sizin kada zeki, ve hicbir halukarda size ara kltugu vermeyecegini bilerek yaklasacaksiniz, ESITLIK derler. Duydunuzmu? Bulundugunuz yerdeki Zencilere sorun aciklasinlar. Eger korkuyorsaniz ascin Mallcolm X, Rosa Paks, ML King'in hayatlarini mucadelelerini okuyun; ordaki beyaz adamin hala nefret ettigi zenciye, Yerli Amerikali'ya gosterdigi sahte nezaketi iyi izleyin.

Sizden samimiyet beklemiyoruz; haddinizi bilmeniz bekliyoruz diger insanlarla tesri-i mesainizde. Haklarinizin sinirlar diger bir deyimle.


Benim size "had bildirmem" yukariya koydugum Prof. Atilla Yayla'nin Amiral Gemisi kaptan E. Ozkok'e had bildirmesi ile aynidir. Onu okuyun. Hala anlayamadi iseniz yanlis yerdesiniz. Kapsitenize uygun mesgaleler tavsiye ederim.

Eger bu beni konusturup birilerne jurnallemek icin bir kucuk kafa urunu tuzak ise gene aklinizla bin yasayin! Been tehere, done that. "handler" larinizin Saunacilar, Atabeyler, Danistay komploculari, liderinizin Colasanlar ve 9 Eylul Rektoru kadar zeki olmasini dilerim!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 29, 2006 06:36 AM

forum trafiği karıştı galiba, ben blue cevap veriyorum.,

Ferman padişahın olmaz. Osmanlı'da tarikat olmasaydı Osmanlı olmazdı. Osmanlı= Ahmed Yesevi'dir; Hacı Bayram Veli'dir; Akşemseddin'dir; bir okuyun tarihi Osmanlı'yı padişahlar mı yönetmiş tarikatlar mı?

tabi uzun bir süreçten bahsediyoruz. Selçuklu dönemi başka, yavuz sultan selim sonrası dönem başka., padişah zaman zaman bizzat tarikatlarla oynayan kişi, pir sultan abdal şiiri okusak bile anlıyoruz bunu.,

ancak biz bugünü tartışmak durumundayız, yukardaki fikir ayrılığı tartışmanın gidişatını etkilemez.

bugün tarikat saf mıdır ?
değil.
sözün kısası, siyasetçi yağma hasan böreğini tarikatlara sunmuştur.,
bu da saflığı bozdu.,
ben kendi görüşümü yazıyorum.

Şimdi oy hesabı var demişsiniz. Demokrasi=halk idaresi değil mi? Cumhuriyet devletin cumhurun istediği gibi yönetilmesi değil mi? O zaman siyasetçinin tarikatten oy istemesinin neresi yanlış? Tarikatin siyasetçiden kendi haklarını gözetmesini istemesinin neresi yanlış?

şimdi size anlamı çok derin iki sözcük yazıyorum.
din ve vicdan hürriyeti.
bu kelimeyi sadece din sözcüğü ile yanyana görürsünüz.ulusal kimlik ve vicdan hürriyeti diye bir kavram yok mesela.

Dini bir kurumun metalaşması kötüdür. Neden kötüdür? Din maddeden ayrı mıdır? Maddeli din olmaz mı? Bir taraftan bir lokma, bir hırka olmaz deyip eleştirirken holdingleşen, sanayileşen dindarlara kötüdür demek ne yaman çelişki. Dini bir kurumun metalaşması kötü değildir, tehlikelidir. Ebu Hanife gibi batan gemilerine üzülmediği için hamd edebiliyorsan metalaşmanın hiçbir kötülüğü yoktur. Tabi metalaşmanın kötülüğünü dini yönden değerlendiriyorsanız...

sonuçlar orta. iyi bir örenğini görmedik daha.
almanya da ne oluyorsa burda olmaya başladı.
almanyada cemallettin kaplan daha önce çıktı çünkü almanya daha özgürlükçüydü.

metalşamak günümüz müslümanların kaldıramayacağı kadar ağır bir yük.

odun kesmek bir semboldür.


Tüketiciyi koruma kanunu gibi bir şey. Bunun için önce üretici olması lazım. Üreticinin legalize olması lazım ki tüketiciyi koru. Tarikatların legalize olmasına evet mi?

legalizedir.
hanginiz odun kesme hakkından mahrumsunuz.
yunusların elinde olmayan herşey var sizde,
holdingler,
büyük büyük manastırlar, içinde yaşayan monk lar.
ne yok ki,

yüzbin kat daha legalize olsanız, bir söz söyleyecek biri var mı ?

Almanya hertürlü legalize olma hakkı tanımıştı( burnundan geldi), orada dükkan kavgasınından başka birşey görmedik.

Sorun hep daha fazlası değil, daha pazla para, daha fazla itibar, daha fazla iktidar, daha fazla adam değil.,yoksa eli biraz para görmüş cahil adama cennette arsa satmak bilgelik gerektirmiyor.

bu ortamda organizasyon tehlikelidir, sizin deyimizle.


Ali Kalkancı derin devletse yarın öbür gün başka bir tarikat reisi de derin devlet olabilir. David Koresh gibi bir sapık tarikat da olabilir. Bu risk hayatta her alanda var. Size Brad Pitt ile Angelina Jolie'nin Mr.and Mrs. Smith filmini öneririm.

din ve vicdan hürriyeti dedik ya,
david kureysh gibi biri, hangimiz sapık dediysek hata etmişiz; din dışında bir alandan çıkmaz.

Literatürde Türk tipi laiklik diye bir şey yok. İcad olsaydı şimdiye kadar olurdu. Sosyolojiye şimdiye kadar kazandırdığımız bir değer yok. Biz, terim üreten değil, terim manüple eden bir milletiz. Burada da tüketiciyiz ve hatta terimlerin b.nu çıkartan bir milletiz yani. Türkiye'deki laiklik Fransız laikliğinin katı bir şeklidir. Demokrasi, laiklik ve cumhuriyetin ne olup olmadığını www.derinsular.com adresindeki serileri okuyarak öğrenebilirsiniz. Mutlaka okuyun, çok şey öğreneceksiniz.

ingliz kralı 8. henry bütün manastırları topa tutmuştur. İNGİLTEREDE'de ÇATISI uçmadık manastır yok., kendi mezhebini kurdu. Yavuz da benzer birşey yaptı., yani dinin orjinali bize, zaten özgür bir alandan süzüle süzüle gelmedi.

inglizler 8 henry , biz de yavuz selimin tercihi doğrultusunda bugüne geldik.

fakat bizim dinimizin orjinali bize, "ya atalarınız hatalıysa "diye sorgulama öneririyor.
biz insan olarak, her nekadar ingilizler gibi padişah veya kral tarafından güdülsek de, belki bu nedenden esnek kalabilddik.

biz model üretebilecek kadar deneyimliyiz.
çünkü geçmişimiz benzese de, insanımız farklı.

türk tipi laiklik kadınların yüzünden peçeyi indirdi. bu az bişey değil.
yani şimdi büyük adaya gidenler orada peçesini içine elini sokarak, el yordamıyla ağzını içerde bulup kola içmeye çalışan kadını görünce kendi değerini anlıyor.

kadınların savcı olması tartışma konusu bile değil.,iran'ı örnek veririler, iran anayasası cumhurbaşkanı erkek olmalı der,

iranlı kadınlar daha yeni bisiklete binmek için mücadele kazandılar,. parkta polisten bu yüzden dayak yiyorlardı.

biz selçuklu devrinde bile böyle değilsek, model oluşturma şansımız var.

afganistan da böyle değildi ama, amerika tarikatlar yoluyla sızarak oradaki tarihi islam dokusunu berbat etti. müslümanlar yine tarikatlar eliyle en kötü görünme kavuşunca da, işagal etti.

Modernizmin kültürü ve mistisizmi nasıl baltaladığını, ırzına nasıl geçtiğini gösteren muhteşem bir film. Tibet de bu bozulmadan payını alacaktır ve almıştır. Sorun şu: Bu güzellikleri yaşatmalı mıyız, yeni Yunus Emre'ler, Mevlana'lar, Hacı Bektaşlar mı yetiştirmeliyiz, yoksa bozuk, çürük var diye hepsini çöpe mi dökmeliyiz. Mevlana zamanında bütün tarikatler düzgün müydü? Ali Kalkancı'lar yok muydu? Açın Mesnevi okuyun, sürekli sahte şeyhlerden bahseder. Bu kafalarımız kollektif imha anlayışından kurtulmadıkça adam olamayacağız.

hayır yetiştiremezsiniz.
iyibişey çıksa da,mazlum kurban verilir.
kuran'da yedi uyurlar devri diye bişey hatırlıyorum., devir öyle bir devir.
bozuk ortamdan iyi bişey çıkmaz.
atacağınız her adım islamın kirletilmesinde kullanılacak.,

kıyafet giyip modern olunmadığı gibi, takke giyip modernizme kafa tutulmaz.

hep şekle takılıyoruz.
günümüzde bir tarikatın yapacağı en iyi şey kendini fesh etmek olacaktır.
ölü ozanlar derneği gibi birşey olabilir en fazla.kesinlikle yedi kişden fazla kişi biraraya gelse bozulma başlar.

iyi bişey yapıyorlar diye ne roteryanlara sokulurum, ne de ismaila ağa da yerim olur.
herkese bunu tavsiye ederim.
bozulursunuz.

bu benim görüşüm tabiki,.

hipnoz edici her ortama bir adım mesefali durmaktan yanayım.


Yazan: knz Tarih: September 29, 2006 09:45 AM

Beyaz hanım,

Bakın yine ortalığı velveleye verdiniz. İlk yorumunuz hakikaten bir faciaydı. Tekrar okuyup değerlendirirseniz siz de hak vereceksiniz. AİHM gibi bir denetim mekanizması, "ilerici" insanların kurduğu "modern" (!) tarikatlar gibi uçuk fikirler bir yana hem İslam'ın dışında olup hem Türkçe ibadet, kadın-erkek yanyana, kadın imamlı, kitaba bağlı kalmayan bir din diye salık verdiğiniz sözüm ona reform fikirlerinin "bendimi çiğner aşarım..." kategorisine girdiğini farketmişsinizdir umarım.
İlkokul çocukları gibi ikide bir "terbiyesizz!" diye çıkışlarınız da beni çok güldürüyor. Hani şu satırları sizden okumamış olsam çok ahlakçı olduğunuza inanacağım:

kultur, gorgu, din, ahlak vb., bunlar goreceli kavramlar. Toplumdan, topluma, insandan, insana degisir. Sizin gorgulu buldugunuz bir seyi ben gorgusuz bulabilirim, sizin ahlakli buldugunuz bir seyi ben ahlaksiz bulabilirim.

Neyse, size tavsiyem Demirkan bey'e daha önce söylediğim gibi din hakkında konuşalım, tartışalım ama fetva vermeye kalkışırsanız olmaz. İbadeti yapan biz, Kuranı okuyan biz, camiye giden biz, fetvaları veren siz olmaz... Din de, reform da, tecdid de bizim bileceğimiz iştir. Bizim meselemizdir. Kimseden fetva almaya ihtiyacımız yok. Umarım bakış açımızı kavrarsınız, bundan sonraki yorumlarınızı daha ölçülü yaparsınız.

Yazan: blue Tarih: September 29, 2006 10:05 AM

Bir kucuk haber kupuru he ne kadar baslik konusuna biraz mesafeli olsa d yorumlasmal;atrin konulari ile cok yakindan ilgili.

========================================
HABERLER 29.09.2006 CUMA

‘Protestan misyonerleri Atatürkçü Düşünce Derneği’ni ele geçirdi’


Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Genel Başkanı ve eski Jandarma Genel Komutanı emekli Orgeneral Şener Eruygur’un, kendisine ‘vatan haini’ isnadında bulunduğu gerekçesiyle hakkında 5 bin YTL’lik dava açtığı ADD üyesi Yılmaz Dikbaş, Sağlık ve Eğitim Vakfı (SEV), Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ile Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD)’nin Protestan misyonerliği yaptığını iddia etti.

Yazar Yılmaz Dikbaş, bu örgütlerin yönetimindeki kişilerin ADD’yi de ele geçirdiğini ve Atatürkçülüğü de kalkan olarak kullandığını savundu. Yazılı açıklamasında söz konusu örgütlerin yönetim kurullarında yer alan isimleri sıralayan Dikbaş, Yaşar Yaşer başkanlığındaki SEV’in 2006 yılında AB’den 191 bin Euro hibe para aldığını öne sürdü. SEV’in Türkiye’de Protestan misyonerliği yaptığını iddia eden Dikbaş, bunun da Adnan Odabaş’ın sahibi olduğu Üsküdar Gazetesi’nde çıkan haber üze-rine SEV’in tazminat için yargıya başvurmasının ardından, Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) mahkemeye gönderdiği raporlarla resmileştiğini ifade etti. Dikbaş, yine Adnan Odabaş’ın kitabını kaynak göstererek, Yaşar Yaşer’in başkanlığını yaptığı SEV, eşi Gülseven Yaşer’in başkanlığını yaptığı ÇEV ve Prof. Dr. Türkan Saylan başkanlığındaki ÇYDD’nin birlikte çalıştığını iddia etti.Bu örgütlerin Atatürk ilke ve inkılaplarını kalkan olarak kullanıp, birçok kişi ve kuruluştan yardım adı altında para topladığı, ilgili bakanlıklardan izin almaksızın yurtdışından parasal yardım aldıkları bilgilerine yer verdi. Dikbaş, aynı kaynağa dayanarak Prof. Dr. Türkan Saylan’ın Hıristiyan kökenli olduğunu öne sürdü. Dikbaş son olarak ÇEV’in MİT raporunda Protestan misyonerliği yaptığının kesinleştiğini ve bu vakfın 2. başkanlığını 25 Haziran 2006’dan beri emekli Orgeneral Şener Eruygur’un yaptığını hatırlattı.

Bilal Öğütçü, Antalya, Cihan

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 29, 2006 10:22 AM

Sevgili knz,

Ben hiçbir tarikat ve cemaate mensub değilim. Ömrümde iki şeyh ile tanıştım. Birisini fazla sosyetik buldum. Diğeri de onu övdüğümde bundan hoşlandı. Bu benim için bir ölçüdür. Eğer bir Rumi, bir Geylani bulursam ki bahsettiğiniz gibi böyle bir dünyada bulacağımı sanmıyorum, hiç tereddüt etmem, rahle-i tedrisine otururum.
Ben de sizin gibi böyle bir zamanda tarikatların metalaştığını görüyor ve bundan tasavvufun safveti adına endişe duyuyorum. Bir şeyhin alttan ısıtmalı villalarda, konfor içinde yaşaması beni çok rahatsız ediyor. Hele öyle cahil müritler görüyorum ki saçımı başımı yoluyorum sinirden.
Bütün bunlar başkadır... Tarikat kurumunu topyekün çöpe göndermek başkadır. Birçok kötü örnek olabilir. Siyasette de yalan, dalavere, üçkağıtçılık var ama hiçbirimiz diktatörlüğü, askeri yönetimi istemiyoruz. Çünkü siyaset özünde güzeldir ve teoride o olmazsa demokrasi olmaz, seçim olmaz, halk iradesi olmaz. Kaldı ki düzgün insan yetiştirmek mümkün değil şeklinde bir sav'a inanmıyorum. Çok tarikat ehli insan var melek gibi, Yunus gönüllü, merhametli, üstün meziyetlere sahip. Böyle bir genelleme çok yanlış olur.

Kadınlar peçeyi Türk tipi laiklik sayesinde indirmemiştir. Bu, meşrutiyetle başlayan batılılaşma hareketinin bir sonucudur ve cumhuriyetten çok önce Osmanlı'da kadın kıyafeti değişmiştir. Biraz tarih okuyun sözümü yineliyorum. Tabi sizin "kıyafet devrimi" dediğiniz Türk tipi laiklik tanımıysa kalsın, almayalım. İlkokul öğretmeni dedemi şapka bulamadığı için babannemin şapkasıyla okula gitmek zorunda bıraktığı komik bir devrim bu. "Beyler, bu serpuşa şapka derler" deyip tüm kafalara aynı serpuşu giydirmek, tüm kadınları aynı prototipe dönüştürmekse Türk işi laiklik kalsın, istemiyorum. Türk işi laiklikmiş, peh ! Bunu mu ithal edeceğiz dünyaya. Adama gülerler...
Sürekli İran'ı, Afganistan'ı örnek verip durmayın. Afganistan sürekli savaş içinde olan bir ülke. Siz doğmadan orada Rusya ile savaş vardı. Böyle bir ülkede demokrasiden, laiklikten bahsetmek ancak kasıt olabilir. İran rejimi ise bizim Türk işi laik rejiminden hiç farklı değil. Onlar da insanları bizim gibi tek tip istiyorlar. Bizde kamusal alana başörtülü giremiyor. Orada başörtüsüz. Aynı rejimin aynadaki suretinden farklı bir şey değil.
Özgür bir ortamda herkesin selim ve berrak akılla düşünebildiği, hizipleşmekten, birbirine yabancılaşmaktan uzak bir Türkiye dileğiyle.
Hürmetler,


Yazan: blue Tarih: September 29, 2006 11:43 AM

Sayın Blue,
Size www.varliktanveriler.com da Yazar Kazım Yardımcı'nın Olgun İnsan isimli yazısında geçen bir kaç şiiri dikkatlerinize sunuyorum.

Yazı biraz uzun olduğu için hepsini buraya almıyorum.Saygılar

OLGUN İNSAN ............ ........ O gerçekten Veliyullah olan YUNUS EMRE’nin yaşam biçimini bir de bu zamanın kendilerini Yunus yerine koymuş Şeyhlerin yaşam biçimini kıyaslasınlar. Ve desinler ki, yahu YUNUS Emre’nin ve emsali evliyaların böyle köyleri holdingleri şirketleri böyle bol paraları var mıydı? Bu bir!....

Ayrıca onların devletin katmanlarında-hiyerarşide gözleri var mıydı? Bu da iki!..

Bu insan-ı Kamil bahsini böyle özetleyerek tamamlıyor ve sözlerimi; ‘’En büyük Arif ve en büyük Tasavvuf Pirlerinden Seyyid Ahmet Rufai Hazretlerinin, Yahya Kemal’in ve Kaygusuz Abdal’ın sözleri ile noktalıyorum.

‘’Birisi şeyh-veliyullah olmadığı halde ben şeyhim derse o iblisten de kötüdür. ‘’ Seyyid Ahmet Rufai Hazretleri.

‘Aradım İstanbul’u Dergah-ı Dergah.

Aradım bir piri dilaragâh

Aba var post var

Meydanda ER yok.

Horasan Erenlerinden

Hiçbir eser yok. ‘’ Edebiyat ve Fikir Adamımız Yahya Kemal Beyatlı.

''Zengin konuşunca beli (evet) diyorlar,

Fakir konuşunca deli diyorlar.

Zamane ŞEYHLERİNE VELİ diyorlar,

Gittikçe çoğalır DELİMİZ bizim.’’

Büyük Tasavvuf Şairimiz Kaygusuz Abdal

Ve yine Türkiye’mizin ve hepimizin kabul ettiği gerçek bir VELİ olan Yunus Emre’mizin o büyük uyarısı ile yazıyı taçlandırıyorum.

‘’Şeriat Tarikat yoldur varana

Marifet Hakikat Andan içeru’’ YUNUS EMRE


Niyazi Mısri Hazretleri :

‘’Bir hazinedir tasavvuf malik olmaz her hasis‘’
KAZIM YARDIMCI/ADIYAMAN 27.9.2006
www.varliktanveriler.com

Yazan: İrem kılıc Tarih: September 29, 2006 01:50 PM

Blue Bey,

Gene sizden beklenecek tarzda bir yorum. Islamin disinda olmak ne demektir, islamin icinde olmak ne demektir? Ayrica, bir kisi, dini inanisinda islam ile diger dinlerin felsefelerini harmanlayip, daha cagdas ve daha evrensel bir din yorumuna gidemez mi? Insanlarin dini nasil yorumlayip, nasil yorumlamayacaklarina siz karar veremezsiniz. Siz kendi dininizi istediginiz sekilde yorumlayabilirsiniz.

Turkiye'de dogan ve buyuyen pek cok insanin dini inanc ve gelenekleri, islam felsefesinden, kulturunden ve rituellerinden dogal olarak etkileniyor. Ama, islamin su anki yasanis ve yorumlanis sekliyle de tam bir huzur ve butunluk icinde olmayan pek cok insanimiz var. Bunun en onemli nedenlerinden birisi halihazirdaki islam kulturunun kadinlara karsi takinmis oldugu tavir. Ayrica, pek cok kisi Kuran'da yer alan kayda deger sayida ifadenin, o zamanin Arap toplumunu ilgilendiren ve bizim su anki yasayis tarzimizi pek baglamayacak ifadeler oldugunu dusunuyor. Insanlar, acaba Tanri neden daha evrensel, zamandan bagimsiz, sevgi gibi, doga ve evrendeki guzellikler gibi, ahlak gibi konulardan insanin ruhuna muzik gibi gelecek bir sekilde bahseden bir kitap indirmemis, diye merak ediyorlar. Boyle bir kutsal kitabin yorumlanmasinin, simdiki kitaplarin yorumlanmasindan cok daha kolay olacagini dusunuyorlar. Kendi dillerinde dua ve ibadet etmek ihtiyaci icinde olan pek cok insan var. Pek cok kisi, organize dinlere bagnaz bir sekilde bagli olmanin,dunyamiza sevgi ve baris degil, savas ve gerginlik getirdigi ve getirmeye devam edecegi kanaatinde.

Ama bu insanlar, yasamlarinda ve ruhani dunyalarinda Tanri ile butunluk arayisi icindeler. Ruhani hayatlarini daha da zenginlestirebilecekleri, cagin gereklerine daha uygun, kadin ve erkegin esitligi prensibine dayanan, sevgi ve huzur temasini on plana cikaran ve en onemlisi kendilerini olduklari gibi ifade edecekleri bir dini ve ruhani olusum ihtiyaci icindeler. Iste bu nedenle, size bahsetmis oldugum, "ilerici" tarikatlara bir ihtiyac ve talep oldugunu gozluyorum. Toplumda bu talebin isaretlerini de gorebiliyoruz. Siz boyle bir talep icinde olmayabilirsiniz, ama sizin gibi hissetmeyen insanlar da var. Ve, dini ozgurluklerin oldugu bir ulkede, bu insanlar da pekala cikip, biz boyle bir tarikat kuruyoruz ve bu temelde islam kultur ve felsefesine odakli bir tarikattir, ama icinde su su su sekilde farkli yorumlar da barindirmaktadir diyebilirler. Bunu isterseniz olcusuzluk olarak degerlendirin, isterseniz size haddinizi bildirecegim diye hop oturup hop kalkin. Bu boyle.

Yazan: Beyaz Tarih: September 29, 2006 06:38 PM

Ruya Hanim/Bey,

Kusura bakmayin ancak simdi cevap yaziyorum.

"Dini, kitaba cok bagli kalmadan, daha evrensel, hem gundelik hayatin gereklerine, hem de dinde korkuyu degil sevgiyi esas bir hayat felsefesinin gereklerine gore yorumlayan tarikatlar olabilir. Tek tanrili dinlerin, ayni cati altinda ibadet ettigi tarikatlar yayginlasabilir."

Bu yorumun uzerinde islamin ne oldugunu arastirmami onermissiniz. Birincisi, bu yorumda sadece islam altinda yer alacak tarikatlardan bahsedilmiyor. "Ilerici" dini tarikatlar hangi sekillerde ortaya cikabilir ondan bahsediliyor. Tek tanrili dinlerin ayni cati altinda ibadet ettigi bir tarikat bir islam tarikati olarak yorumlanamaz.

Ote yandan, kitaba daha az bagli, kadin ve erkeklere daha esit haklar taniyan, basi acik ve birlikte ibadete olanak taniyan, cagdas insanin ruhani ve ahlaki gereksinimleri uzerine kurulu bir islam tarikatindan bahsedilebilir pekala. Bakiniz ulkemizde milyonlarca Alevi vatandasimiz var, ve Alevilik tarikattan da ote islamin bir mezhebi. Aleviler, camiye gitmiyorlar, cem evinde kadin erkek birlikte ibadet ediyorlar, Sunni rituellerinden cok daha farkli felsefe ve rituelleri var. Simdi siz cikip da Aleviler once islamin ne demek oldugunu ogrensin diyebilir misiniz? Buradaki yorumculara teker teker soyledim, size de soyluyorum, din ve islam sizin maliniz degil, herkes onu istedigi gibi yorumlamakta serbest.

Yazan: Beyaz Tarih: September 29, 2006 07:54 PM

"O gerçekten Veliyullah olan YUNUS EMRE’nin yaşam biçimini bir de bu zamanın kendilerini Yunus yerine koymuş Şeyhlerin yaşam biçimini kıyaslasınlar. Ve desinler ki, yahu YUNUS Emre’nin ve emsali evliyaların böyle köyleri holdingleri şirketleri böyle bol paraları var mıydı? Bu bir!....(İREM)

-Yunus Emre ve emsali evliyaların holdingleri yok diye bu devrin dindarları "Ferrarisini satan evliya" mı olsunlar yani..?

***

"Ayrıca onların devletin katmanlarında-hiyerarşide gözleri var mıydı? Bu da iki!.."(iREM)

-Devlet katmanlarında gözleri varmıydı bilmiyorum ama dindarlıkları nedeniyle devletin baskısını üzerlerinde hissetmiyorlardı..
yani bizdekine benzer bir devlet baskısını onlar da yaşasalar benzer sonuçlar ortaya çıkarabilirdi...

Yazan: Tarık Yılmaz Tarih: September 29, 2006 08:01 PM

Beyaz şov devam ediyor:

Insanlar, acaba Tanri neden daha evrensel, zamandan bagimsiz, sevgi gibi, doga ve evrendeki guzellikler gibi, ahlak gibi konulardan insanin ruhuna muzik gibi gelecek bir sekilde bahseden bir kitap indirmemis, diye merak ediyorlar. Boyle bir kutsal kitabin yorumlanmasinin, simdiki kitaplarin yorumlanmasindan cok daha kolay olacagini dusunuyorlar.

Pek cok kisi, organize dinlere bagnaz bir sekilde bagli olmanin,dunyamiza sevgi ve baris degil, savas ve gerginlik getirdigi ve getirmeye devam edecegi kanaatinde. (Beyaz)


İyi ya işte, Tanrı'nız size uygun, istediğiniz gibi özellikleri olan bir kitap indirsin.. Bulun bir peygamber ve istediğiniz özelliklerde sahip kitap ona uyun. Olmadı kendiniz peygamberliğinizi ilan edin, size de insin bir kitap. İslam'dan ne istiyorsunuz?


ABD'de falan new age akımlar var, modern din bağlamında ve bunlar pırtlak gibi çoğalıyor. Siz de yeni bir din kurun, uygun bir kitap peydahlayın. O kitap istediğiniz şeylerden bahsetsin, istemediklerinizi yoksaysın, daha da olmadı zamana göre, insanların hevalarına göre eklemeler çıkarmalar yapılsın..


Size organize dinlere bağlı olun diyen mi oldu şimdiye kadar? Çözün bağlarınızı.. Madem Kur'an hakkında şüpheniz var ne diye illa İslamî köken istiyorsunuz.? Yepyeni bir öğreti bulun, hem rekabet olsun, malum rekabet kaliteyi getiririr.


Beyaz Hanım, bir şeye ya inanılır ya inanılmaz; bunun ortası yoktur.("İnanıyorum ama şüphelerim de var" diyorsanız bunun giderilmesinin yolu bu yaptığınız değildir ki "Kur'an'a hakaret etmek istemem ama..." diye başlayan cümleler kuran bir kişinin zaten Kur'an'a inanmadığı izahtan varestedir. Ayrıca sorularım halen yukarıda cevaplamanızı bekliyor. Lütfen bize inancınızı, durduğunuz yeri bağışlayın.)


"Ben Kur'an'a inanıyorum" diyen birisi onu yorumlamada belki uç denebilecek noktalara kadar marjinalleşebilir ama sonuçta Hz. Muhammed'in peygamberliğini kabul ediyor ve Kur'an'ın Allah'ın vahyi olduğuna iman ediyordur. Ve o bir müslümandır. Yorumlar farklılık gösterebilir; ama nihayetinde hepsi İslam'ın aslî kaynağına yani Kur'an'a dayanır..


Bunun haricinde herhangi bir -yani asli kaynaklara dayanmayan- teşebbüs sahtekarca bir deformasyon çabasıdır. Öyle "biz boyle bir tarikat kuruyoruz ve bu temelde islam kultur ve felsefesine odakli bir tarikattir, ama icinde su su su sekilde farkli yorumlar da barindirmaktadir" diye tarikat kurulmaz.. Ne demek İslam kültür ve felsefesine odaklı olmak? İslam kültür ve felsefsinin temeli Vahy'dir. Hz.Peygamber'dir, Kur'an'dır.


Kur'an inkar edilecek, Hz.Peybamber'in elçiliği inkar dilecek, "vahy" kavramı reddedilecek, uydurulup uydurulup yeni yeni ritüeller, yeni yeni ayetler ihdas edilecek sonra da buna "İslam kultur ve felsefesine odakli bir tarikat" denecek öyle mi?


Ya siz ne kadar beleşçisiniz? Yoksa İslam olmadan sahte bir din bile kuramıyor musunuz? Valla kusura kalmayın o bizim sorunumuz değil.. Biraz emek sarfedin canım sizde.. Öyle bedavadan öğreti kurmak nerde görülmüş?


İslam sizin saçmalıklarınıza izin vermez Beyaz Hanım..


Çünkü İslam'ın aslî kaynakları sapasağlam ayaktadır. İslam kendi öğretisine uymayan birşeyi kabul etmez. Bakın şu anda Diyanetten sorumlu bakanlık görevinde bulunan ve İslam felsefesi konusunda yetkin bir uzman olan Prof. Mehmet S. Aydın Hoca geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda “İslam ötekilerle (diğer dinlerle) aynı süreci yaşamadı” sorusuna nasıl cevap veriyor:

Ernest Gellner “İslam’ın üzerinden tarih geçmedi” diyor. Bu, İslam’ın tarihi yok demek değil. Tarihte bazı olaylar ortaya çıkıyor, din onlarla hesaplaşıyor ama çok kere geri adım atarak kendisini kurtarıyor. Veya kurtardığını zannediyor. Bir tek İslam kendisine sunulan her yeniliği kabul etmiyor. Ben ilkelerimle yenileşmeyi sürdürmek istiyorum diyor. Bu Batı için anlaşılması kolay olan bir şey değil.

Ve bu böyle olduğu içindir ki Mustafa Bey bir yazısında kendisinden alıntı yaptığı, ABD’nin önde gelen Hıristiyan liderlerinden P.Buchanan şöyle diyor:

Hıristiyanlık Avrupa’da ölür gibi dururken, İslam 21. yüzyılı, daha önce başka yüzyıllara yaptığı gibi, sarsacak şekilde yükseliyor… [İslami savaşçıları görünce] Victor Hugo’nun sözlerini hatırlamamak mümkün değil: “Hiç bir ordu, vakti gelmiş bir fikir kadar güçlü değildir.” Karşıtlarımızın çoğunun uğrunda savaştığı fikir, ikna edici bir fikir. Tek bir Allah’tan başka ilah olmadığına, Muhammed’in onun elçisi olduğuna, İslam’ın yani Kuran’a teslimiyetin cennete giden tek yol olduğuna ve Allah’a bağlı bir toplumun şeriata göre yönetilmesi gerektiğine inanıyorlar… Milyonlarca Müslüman insan [onlara sunulan] Batılı alternatifleri kabul etmişti. Ama bugün onmilyorlarca Müslüman bunu reddeder gözüküyor ve daha saf bir İslam’daki köklerine dönüyorlar. Açıkçası, İslami inancın dayanıklılığı, hayranlık verici.

İslam, Osmanlı İmparatorluğu’nun iki yüzyıl boyunca yaşadığı yenilgi ve aşağılamaların ve hilafetin kaldırılmasının üstesinden gelmiş durumda. Nesiller boyu süren Batı hakimiyetinden de sağlam çıktı. Mısır, Irak, Libya ve İran’daki Batı yanlısı krallıkları aştı. Komünizmi kolayca püskürttü, 1967′de Nasırizm’i safdışı etti ve Arafat’ın veya Saddam’ın milliyetçiliklerinden de daha dayanaklı olduğunu gösterdi. Şimdi de dünyanın son süper gücüne direniyor.

Lütfen başka bir kapıyı çalın. Buradan size ekmek çıkmaz.. Kapish?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: September 29, 2006 08:29 PM

Beyaz hanım,

Geçen sene Hacı Bektaş Hz.'ni ziyaret etmiştim. Nevşehirden Ankara'ya dönerken yol üzerinde onu da ziyaret edip manevi makamına bir fatiha gönderdik. Namazım geçmek üzereydi ve bir cami aradım. Koca kentte bir tek cami buldum. O da Hacı Bektaş'ın dergahının yanı başındaydı, dergaha ait bir camiydi. Dergahı gezdik, aşhaneyi gezdik. Bektaşilerin ayinlerini öğrendik alevi rehberlerimizden. Ne semahdan bahsettiler, ne kadın erkek içiçe namaz kılanlardan. Bektaşi tarikatından çok değerli bir hocam vardır, kendisi 5 vakit namaz kılar ve benden daha iyi müslüman olduğuna şahitlik edebilirim. Alevilik İslam'ın bir mezhebi değildir. Bir kültürdür. Semah, türküler, ağıtlar bu kültürün elemanlarıdır. Bektaşilik ise bir tarikattır ve diğer İslam tarikatlarından öz itibarıyla hiçbir farkı yoktur. Alevi olmanızın bence hiçbir mahsuru yok. Fakat Yezid'i lanetleyip Yezid gibi yaşarsanız bu aleviliği anlamadığınız anlamına gelir. Ama tanrı ile bir şekilde diyalog kurabiliyorsanız bu sizinle Allah arasındadır. Samimi olduğunuz sürece hiçbir problem yok. Bana Allah'ın elçisinin Hatem-i Tai için söylediği gibi 'Keşke müslüman olsaydı' demek düşer.
Selametle,

Yazan: blue Tarih: September 30, 2006 12:17 AM

Blue Bey,

Alevilik, bir kultur degildir, tipki sunnilik ve siilik gibi islamin bir mezhebidir. Ben Alevi degilim, ama Alevi inanc, felsefe ve kulturune saygi duydugumu ve sempati besledigimi soyleyebilirim.

Aleviligin ne olup ne olmadigini ogrenmenin en dogru yolunun Alevi dostlarimiza kulak vermek oldugunu dusunuyorum. Onun icin de sizin icin, Cem Vakfi'nin internet sitesinde Alevi Islam anlayisi ile ilgili yayinlanmis olan yazilardan bazi bolumleri kopyaliyorum. Konu hakkinda daha detayli bilgiye www.cemvakfi.org sitesinden ulasabilirsiniz.

"Alevilik, Dini İslam, Kitabı Kuran, Allah'a kul, Hz.Muhammet’e bağlı, Hz. Ali'ye talip, Ehli-i Beyt yolunu süren, Hacı Bektaşi-ı Veli'nin "eline, beline, diline sahip" olmayı ilke edinen, iyi düşünce, iyi söz ve iyi davranışta kendini bulan, tanrı korkusu yerine sevgisini benimseyen, zâhiri bâtınla, bâtini zâhirle birleştiren, şeriat kapısını aşıp, marifet yoluyla hakikat dünyasını ulaşan, Kuran’ın şekline değil, özüne inen, akıl ve gönül ile ruhsal olgunlaşma yoludur.

“Alevi İslam anlayışı; İslamiyet’in Kuran'a dayalı, Hz. Muhammed'in buyruklarına göre ,İslamI evrensel boyutları ile yorumlayıp yeryüzü insanlığına yeni kapılar açan bir büyük düşünce akımı olan Tasavvuf felsefesiyle hayat bulan, bir insan bütünlüğüdür, özünü insan sevgisin-de bulan Tanrı’nın insanda tecelli ettiğine inanır.

Alevi İslam anlayışı, Hoca Ahmet Yesevi, Ebul Vefa, Hacı Bektaşi Veli, Yunus Emre, Pir Sultan Abdal ve Anadolu Erenleri, Kuran’ı en iyi yorumlayan filozof velilerin görüşlerinden ilham alarak hayat alanı bulmuştur. Anadolu'yu İslamlaştıran bir yorumdur.

Alevilik, İslam dinin özüdür; manasıdır. Alevilik İslam içinde insanidir, aklidir, ahlakidir. Hz. Ali inancının, Kuran ayetlerinin yorumu-dur. Alevilik bir iç dünya olayıdır, his ederek yaşamaktır, insan olan her şeyi özünde duymaktır.

Alevilik, Hz. Muhammed-Ehlibeyt taraftarı, Hz-Ali ve onun soyunda gelenlere büyük bir saygı ve muhabbetle bağlılıktır. Alevilik, Ehlibeyt’in yoludur. Alevi-Bektaşi kendisini her anlamda yetiştirmiş, kâmil insan demektir. Alevilik, dış yüzünden halka ve iç yüzün den Hakka bakan bir inançtır. Alevilik görünüş itibari ile Cafer-i Sadık mezhebidir. İmam Cafer-i Sadık içtihatlarına göre hareket eder ve onun yolunu sürer.

Alevilik, İslam dinini de Kuran yorumu ile kabul eder. Kuran’ın gerçek manasına vakıftır ve tüm mevcudatın Hakkın kendi öz var-lığından ibaret olduğuna inanır ve bilir. Kuran’ı Kerim’in yorumudur ve İslam’dır. Alevilik İslam içerisinde doğmuştur. Toplumsal, kültürel, yapısal ve inançsal kimlik oluşmasında etkili olan inançsal temeller yaratmıştır. Bu nedenlerden dolayı İslam’ın içindedir."

Yazan: Beyaz Tarih: September 30, 2006 07:11 AM

Blue Bey,

Size tesekkur borcluyum, bugun sayenizde internetteki Alevi forumlarinin varligini kesfettim. Bakiniz, baska bir makalede Alevilikte kadinin yeri nasil ifade ediliyor:

"Her inanç, kendine has bir yaklaşımla, dünya ve ahirete ilişkin farklı yorumlar getirmiştir. Bu farklı yorumlar, kendi cemaati içindeki bireylere bakışına ve dinî hiyerarşiye de yansımıştır. Ya onları cinsiyetlerine göre ayırıp, bireylerin konumunu buna göre belirlemekte; ya da bâtınî bir yorumlayışla, onların zaten Tanrı katında cinsiyetsiz olduğundan hareketle dinî uygulamalarda bir ayrım yapmadan bilgi ve becerileri doğrultusunda görevlendirme yapmaktadır.

Bu durum sadece dinden dine farklılık göstermeyip, bazen aynı dinin farklı yorumlarında bile mevcut olabilmektedir. Bunun en ilginç örneğini günümüz Türkiye’sinde Alevî ve Sünnî inancın yapılanışında görmek mümkündür. Ortodoks Sünnî inancın temel yaklaşımlarına göre cinsiyet ayrımı oldukça belirgin olup, erkek egemen bir tutum izlendiği görülmektedir. Sünni Ortodoksluğun bu yaklaşımının toplumsal hayattaki yansımalarda olumsuz kimi örneklerine de rastlanmaktadır.

Bu durum Alevîler’de farklılık arz etmekte olup inancın kendisinde, cemaatin bireyleri cinsiyetine göre değil, onların niteliklerine göre değerlendirilip, dinî hiyerarşi içindeki statüsü buna göre belirlenmektedir. Bu yaklaşımın sonucu olarak cemlerde belirli bir cinsiyet ayrımı yapılmadan, kadın-erkek birlikte, toplu şekilde ibadet edildiği gibi; kadın evliyalara duyulan saygı dinî önderliğin sadece erkeklere ait olmadığını göstermektedir. Alevî inancında Hz. Ali’nin karısı Fatma’ya duyulan saygı ve hürmetin altında yine aynı gerekçe yatmaktadır. Kadınlar bir anlamda Fatma Ana’nın yaşayan temsilcileri olarak görülür.

Aleviliğin kadın ve erkek arasında bir ayrıma gitmeyip, onu farklı bir kategoride değerlendirmesi, tarihsel hafızası olan ilk dönem tasavvufunun kendi dünya görüşünün ürünüydü. Geçmişten günümüze, tarihsel bir süreklik olarak devam eden ilk dönem tasavvuf hareketi ürünü olan Kadın derviş ve Kadın evliya kültü Alevî inancında, kadına ilişkin değerlendirmelerde önemli bir rol oynamıştır.

Alevî-Bektaşî inancına göre Tanrı, herkese karşı eşit mesafede olup, ibadet herkese açıktır. Tanrı’nın karşısında insanlar, kadın ya da erkek değil can olarak bulunmaktadırlar. Bu nedenle, “Alevî–Bektaşîler, ibadetleri sırasında cins faktöründen soyunmuş-sıyrılmış olarak, bir üst bağlamda İnsan olarak meydana girerler. Bektaşîler’in ibadet yeri olan meydana girerken, erkeğin kişiliği ve kadının kişiliği meydana girmez, şeklinde vurgularlar.” İbadet esnasında insan, Tanrı’nın karşısındadır. Tanrı katında insan, zaten kendi bedeninden çıkıp ruh yani can olarak bulunmaktadır.

Alevî-Bektaşî İnancına Göre İnsan

Alevî inancında, cemaate bağlı insanlar can kavramıyla tanımlanır. Can kavramında herhangi bir cinsiyet iması bulunmaz. Yani burada kast edilen, bedenin içindeki ruhtur. İnsan bedeni ise ten olarak tanımlanıp o ruhun dışındaki elbisedir. Ruh bedenden çıktığı zaman, insandaki canlılık yok olur. “Ölürse ten ölür canlar ölesi değil” derken Alevî inancında tenin, canın elbisesi olarak algılandığı gösterilmektedir. Bu anlamda dünyevî olan ten olup, onda dünyevî cinsel görünümler bulunmasına rağmen, can, hak katına gidip gelen ruh olarak ahiret, yani Tanrı katında bulunan cinsiyetsiz bir varlıktır.

Alevîlik için esas olan zahirî görüntü değil, bâtınî, iç görüntü olduğuna göre, asıl olan candır. Burada kastedilen kadın ya da erkek değil, insan bedeninin içindeki ruh olup, cinsiyet ayrımı canda değil tendedir. “Tanrı katında insanlar can olarak bulunmaktadır. Tanrı onları insan bedenine sokmadan onlar ruhtur. Tanrı katından gelirken de giderken de ruh olarak bulunmaktadırlar.”"

Yazan: Beyaz Tarih: September 30, 2006 08:02 AM

post kavgası değil mi :)
beyaz hanımcım, serbest rekabet diyeceğim ama,
bir grup cuma namazı karışık kılıyordu, hatta sayın hükümetimizi beyni zapsunun eşi de vardı.,
ertesi hafta kapının önünde bir kalabalık grup vardı. bakalım gelebilecekler mi diye bekliyorlardı. yani sizde tabi serbestsiniz, ama yerseniz :)

sonra da aa sizi tutan mı var, gidin yapın derler.

eee kaz gelecek yer öte yandan, lezzzetli kokunun taliplisi çok olacak. engeleyemeceksin blue, veya diğerleri. sen yaparsan o da yapacak

ne kadar kavgaya hazırsınız değil mi ?
kural belden aşağı vurmamak olsa,
meczubu bu kadar bol ortamda boş konuşmuş olurum.

türk halkını dini gereksinimi ihalaye verilse,

yabancı ortaklı bir türk şirketi(pardon tarikatı)
bu ihaleyi kazansa, mesut mutlu toby' ler olarak yaşasak,

yok yok, ben almayım, ben o kazı alır bahçesinde yuva yaptığım çocukluk düşlerine dönerim, gerçi o bir leylekte olablir, kısaca harhangi bir tarikata 2 metreden fazla yaklaşmam.,

not :şimdi blue beye bir cevap verecektim:
sevgili blue, ne olur yazdığımı bul yukarda .
türk tipi laiklik demişim değil mi ?
bana tarih oku demişsin, sanra osmanlı da başladı serkülerleşme diye devam etmişsin.

o kadar şaşırdım, biliyorsun osmanlıya batılılar,
alatuca derdi. , türk uslü= yani ala-turco laiklik diyeyim bari. ama şunu yanlış biliyorsun, 1905 yılında doğmuş bir diplomat kızı peçeye isyan diye bir kitap yazmıştı.
orda muhtar o kızın evine tebligat göndermiş, bu kız büyüdü ne zaman peçeye girecek diye.

Yazan: KaNeZe Tarih: September 30, 2006 09:41 AM

Atatürk’ün Şeyh Sait ayaklanması sonrasındaki (30 Haziran 1925) konuşmasından:

"Efendiler ve ey Millet! İyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti, şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi olamaz. En doğru, en gerçek tarikat (yol) uygarlık tarikatıdır. Uygarlığın buyurduğu ve istediğini yapmak insan olmak için yeterlidir. Tarikat başkanları bu dediğim gerçeği bütün açıklığı ile algılayacak ve kendiliklerinden derhal tekkelerini kapatacak, müritlerinin bundan böyle olgunluğa eriştiklerini kabul edeceklerdir."

Yazan: Hatırlat_Onlara Tarih: September 30, 2006 05:17 PM

TARIKAT VE REFORM

Yüzde doksandan fazlasi "Müslüman" kabul edilen Türki-
ye'de, yüzde 20-30 oraninda seyreden bir dindarlik bu-
lunmaktadir. Bu oran ise zamanin, "bir tarikat zamani olma-
digini" göstermektedir. O halde zaman, "ne zamanidir"?
yüzde yetmis-sekseninin dinden ve dindarliktan uzak oldu-
gu bir yerde elbette ki zaman, "dine dâvet zamani" olur.

Bununla birlikte dindar kitlenin, dinlerini ve dindarliklarini
koruyabilmek ve gelistirebilmek icin tarikat kurmasi, hür ve
demokratik bir ülkede onlarin haklaridir. Bu hak kötüye
kullanilmadigi müddetce, onlarin elinden alinmaz, alinmama-
si gerekir. Suc i$leyenler ise, cezalandirilir. Fakat birinin su-
cu yüzünden bütün tarikatlarin kapatilmasina gitmek, cumhu-
rî ve demokratik bir ülkede ayri bir suc ve haksizlik olur.
Toplum yararina faaliyet gösteren tarikatlar, bir "Sivil Top-
lum Kurumu-Örgütü" kabul edilir.

Tarikatlarin esas amaci, fert ve toplumu Allah'a ulastirmak
ve onlari mükemmellestirmektir. Tarikatlar (oy verme disin-
da) siyasetle ugrasmaz ve bir partinin hizmetine girmez ve
girmemelidir. Girerse, o tarikat, tarikat olmaktan cikar. Bu
da ce$itli düsmanliklar dogurur, toplumu böler. Zararli faa-
liyet gösteren STK'larin da kapatilmasi sart olur. Bir cok
kulüp, dernek, kurum ve kurulusa dokunulmadigi gibi, ama-
cini kötüye kullanmayan tarikatlara da dokunulamaz. Laik-
ligin keyfi icin bu dinsel kuruluslara düsmanlik etmek, laik-
ligin suistimali demektir. Bu da kabul edilemez.

Dinde reform yapma (bu bir "yenilesme" olarak anlasilabilir)
hakki ise, cagin Mehdisi'ne veya Imami'na aittir. Eger onlar
bulunmuyorsa, bu halde yenilestirme i$lemini, zamanin sart-
larinin zorlamasiyla din âlimleri yapar. Dinin disinda olan ay-
dinlar ise ancak bir tavsiyeci olur ve öneride bulunabilirler.

Fakat, dinin disinda olup da sahiplenmedikleri bir dinde re-
form isteyenlerin önce kendilerini reforme etmeleri daha i-
sabetli olur. Zira dinsiz ve dindisi kalmak bir mecburiyet de-
gildir. Hem dinin deforme oldugunu düsünüp onu reforme
etmek isteyenler, acaba kendilerinin de deforme olmus ola-
bileceklerini nicin düsünmüyorlar?

Bunu düsünenler ve kendilerini reforme etmek isteyenler a-
sagidaki linke tiklayip, "Biliyor Musun Senin Yaraticin Kim"
baslikli makaleyi okumali ve bireysel reformazisyonuna bas-
lamalidir. Insanlar kusuru biraz da kendilerinde ararlarsa, bu
dünya daha cabuk düzelir. Öyle degil mi?

Tarikat olmadan uygarlik olur, ama din ve iman olmadan uy-
garlik olmaz. Olursa, (mimsiz) medeniyet olur. Mimsiz mede-
niyet, alcak uygarliktir! Alcakliga razi olmama-
liyiz...

http://forum.antoloji.com/uye/kisi.asp?kisi=214884

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 30, 2006 06:25 PM

Eee yani ne olmus Ataturk bunlari demisse? Ataturk coook seyler demis; kimisi dogru kimisi yanlis. Sizin mesajiniz ne? O dedigine gore Taboomudur? O'nun her dedigini siz kabul ediyorsaniz ben bir dahaki sefere birkac ornek sunar goruslerinizi sorarim.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 30, 2006 06:41 PM

Sayın Beyaz hanım,

İslam'ın bir yorumu olan Aleviliğe sempati beslediğinizi söylemenize sevindim. Yukarıda bahsettiğiniz tanımların tümüne ruh-u canımla katılıyorum. İslamı elbette sadece sünni yorum olarak değerlendirmemeliyiz. İslam çok zengin ve her kültüre, insana hitap eden bir din. Türkiye,Malezya, Bangladeş,Amerika,İspanya,Bosna,İran,Mısır İslam anlayışları çeşit çeşittir ve alevi, nakşi, kadiri, cerrahi, caferi, rufai, bektaşi anlayışları da farklıdır, hatta bunların içinde dahi farklı fraksiyonlar vardır. Bütün bu farklılıklar peygamberin ifadesiyle 'rahmettir' ve hepsi İslam'ın güzelliğidir. Antik Yunan medeniyetinin değil.
Ol mahiler ki derya içredirler, deryayı bilmezler... :)

Yazan: blue Tarih: September 30, 2006 11:37 PM

Sevgili knz,

1905 doğumlu diplomat kızın peçeye isyan etmesi dediğimi doğruluyor. Tanzimatla başlayan batılılaşma hareketi kadın kıyafetlerinde, yaşam biçiminde, algıda, anlayışta, kültürde değişikliklere sebep olmuştur. Peçeyi atan laiklik değil Fransız modasından ve yaşam tarzından etkilenen Osmanlı (İstanbul) kadınıdır. Kıyafet devrimi ise kişiye seçme şansı bırakmamıştır. Baskıcı ve zoraki bir şekli batılılaştırma hareketidir. Dünyada eşi benzeri yoktur. Hem laiklik kılık-kıyafetle ilgili bir terim değildir. Devlet ve din işlerinin ayrılmasıyla ilgili bir terimdir. O kadar kavram kargaşası yaşıyoruz ki modernizm, laiklik, cumhuriyet, demokrasi birbirine karışıyor, kimin hangi terimi ne anlamında söylediği meçhul. Peçeyle laikliğin ne ilgisi var? Alaturka laiklik ne menem bir şeydir? Boşlukta uçuşan kavramlar. Böyle olması da herkesin işine geliyor. 'Bizim karşı çıktığımız türban. Analarımızın başörtüsüne karşı değiliz' diyorlar mesela. 'İyi ya bunu yasallaştıralım, anamız gibi bağlamak serbest olsun' deyince kimse buna yanaşmıyor. Ya da laikliğin tanımını yapalım, konsensüs sağlayalım, hepimizin uzlaşacağı bir tanımda anlaşalım dendiğinde ateş püskürüyorlar. Neden? Ne kadar muğlak olursa o kadar kolay manüple edilebilir de ondan. Hiçbir şeyin tanımı yapılmıyor. Batıdaki tanımları zinhar kabul edilmiyor. Sonra da bilen bilmeyen her boşluğa bu kelimeleri koyup istediği anlamda kullanıyor. Alaturka laiklikmiş...

Yazan: blue Tarih: October 1, 2006 12:49 AM

ama blue bey, peçeye isyan neden fransa özentisi olsun ?

bu tabi bir insan halidir.
peçe doğal birşey değil, peçe insana bilerek yapılan bir eziyettir.

size bir önerim olacak; çok değil, bir ömür boyu değil, 15 dakika dolaşın, sonra peçeye isyan diye kitap yazmıyor musunuz , yazmıyor muusnuz ?

hani yazın sıkılınca nasıl tişört düğmenizi açtığınız hatırlayın ve insaflı olun.

bu örnekte dikkat çeken şey, muhtarın eve yazı göndermesidir. Kızınız büyüdü neden hala takmıyor diye. herhalde yazılı belgesi vardır.
dolasıyla kadınların özgür tercihinden söz etmek mümkün değil.demek ki 100 yıl önce halimiz buydu.
kıyafet devrimi öyle değil, böyle giyinin demiş.

sanmıyorum ki, cumhuriyet devrinde muhtardan evlere yazı gitmiş olsun.
yani biçime aldırmazsanız, nispi bir ferahlama var.

geçen gün krzai 'yi gördüm tv . de. BUSH'UN UANINDA DURUyordu, başında yerel bir fes, sırtında yerel bir kaftan ve akıcı ingilizcesiyle
bana çok acıklı bir sahne olarak gözüktü.

bizim alaturka aşıklarımız demiş zaten;

keramet baştadır
taçta değil.

onun için Türk halkı başındaki fesi gitmesine aldırmadı. aldırsaydı bugüne gelemezdik.
baskıyla , zorla olmazdı.

krzai görünce anlıyorsunuz zaten,
kermat taçta değildir.

bu kıyafet farkını körükleyen hep batıdır.
kendileri yaşamın değişkenliğine sahip çıkarken,
ötekilerin değişmeden kalmasını savunurlar.

hangi ingliz, fransız 18. yy daki gibi giyinir,
ama hintler öyle giyinmek zorundadır.

kendileri sanayi sonrası bir giyim tarzını giyerlerken, bunu geri kalmış ülke halklarında görmek istemezler.,

türk halkı aldırmadı,

her gördüğün sarıklı baban sanma deriz ya,
bence uyanık bir halk.
onun için bir krazi edinmedi,
halifesi gitti gık etmedi,

ben küçümsemem valla fransızlar gibi alaturka' yı.,

az bişey değildir bunlar, onun için yaşamanın değişkenliğinin efendisi bizler olmalıyız., hiç bir batılı bizle yarışamaz.


Yazan: knz Tarih: October 1, 2006 12:23 PM

Huseyin Bey,

"Fakat, dinin disinda olup da sahiplenmedikleri bir dinde reform isteyenlerin önce kendilerini reforme etmeleri daha isabetli olur." demissiniz.

Burada acikliga kavusturmak istedigim birkac nokta var. Birincisi, bir dinde reformun gerekli oldugunu soylemek icin, neden o dinin icinden bir kisi olmak gerekiyor anlamiyorum. Bu basindan sakat bir dusunce. Bir kisi, toplum biliminden yola cikarak, toplumdaki talepleri gozlemleyerek ve bunu soz konusu dine ait ilahiyat bilgisi ile destekleyerek bir dinde reformun gerekli ve mumkun olup olmadigini pekala tartisabilir. Ikincisi, dikkat ederseniz ben, islam dininde reform gereklidir falan demedim. O, benim yazimi okuyup da her zamanki gibi hicbirsey anlamayan taliban kafalilarin cikarimi. Islam dinine odakli "ilerici" tarikatlar olusabilir, ve bu tarikatlar dini daha farkli bir acidan yorumlayabilir dedim. Ucuncusu, benim cikip da islama odakli bir tarikat kurmak gibi bir niyetim yok, boyle tarikatlar elbette ki islam din bilginlerini, din adamlarini icermeli, ben sadece boyle tarikatlarin olabilirligine ve gerekliligine isaret ediyorum. Dorduncusu, islam dini ve tarikatlari konusunda fikir beyan etmek icin musluman olmak gerekiyorsa, benim de kapi gibi, dini "islamdir" yazan bir nufus cuzdanim var, ben de bu ulkenin %99'luk musluman nufusu icinde sayiliyorum, sizin mantiginizin biran icin dogru oldugunu kabul etsek, benim zaten her turlu fikri beyan etme hakkim var, degil mi efendim?

Simdi islam dinine odakli "ilerici" tarikatlar meselesine geri odelim. Suat Bey'e katiliyorum, bir tarikatin kendini islam dinine odakli olarak tanimlayabilmesi icin Tanrinin birligini, Kuran-i Kerim'i ve Hz. Muhammed'in Tanrinin resulu oldugunu kabul etmesi, gerekli (ve ayni zamanda yeterli) bir sart olarak karsimiza cikiyor. Haftasonu bu sartlari kabul eden ama Kuran'daki ifadeleri ve islam rituellerini cok farkli olarak yorumlayan, tarikati birakin bir mezhebin varligindan bahsettik: Alevilik.

Blue Bey, Aleviligin bir mezhep oldugunu hala kabul etmedi, once bir kulturdur dedi, sonra hic degilse islamin bir yorumu oldugunu yani islam icinde yer aldigini kabul edebildi. Yukarida Cem Vakfindan alinti yaptigim yazida da okuyabilirsiniz, Alevilere gore Kuran-i Kerim'in iki tur yorum var, (1) "zahiri" yani gorunen, dissal ve sekli ilgilendiren bir yorum ve (2) "batini" yani gorunmeyen, icsel bir yorum. Bektasilik de Kuran'i ayni bu sekilde yorumluyor. Aleviler, daha cok "Kuran"in batini yorumu ile ilgileniyorlar, ibadetlerinin ve felsefelerinin Sunni inancindan farklilik gostermesi, Aleviligin, cagin gereklerine uygun, evrensel, ibadette kadin ve erkege esitlik saglayan, sevgiye dayali ve humanist yorumlari hep bu "batini" bakis acisi sayesinde ortaya cikmakta.

Ben diyorum ki, simdi karsimizda Alevilik gibi guzel bir ornek var iken, Sunnilikte de sekilden daha uzak, dinin evrensel, humanist ve sevgi boyutuna, ve cagdas insanin ruhani gereksinimlerini karsilamaya yonelik, "ilerici" bir tarikat neden olmasin??? Cem evlerinde, kadin erkek beraber ibadet edebildigine gore, neden namazin kadin- erkek beraber kilinabildigi, Turkce dua ile namaz kilinan camiler, evler, tarikat merkezleri olmasin? Her cami boyle olacak diye bir kaide yok, ama devlet dinden elini cekse, bazi vatandaslar bu sekilde hizmet verecek camiler yaptirabilir ve bu cami ve tarikatlara maddi destek verebilir. Isteyen de daha ortadoks bir sekilde, ibadetini surdurmeye devam eder, ben, kimse gitsin bir baskasinin dinini reforme etsin demiyorum.

Burada yorum yazan pek cok arkadas, kanimca islam dinini oldukca sekilci ve ortodoks bir bakis acisiyla yorumluyor, yorumlasinlar bir mahsuru yok. Ama toplumda bu yorumun disina cikmak icin bir talep var diyorum. Kadinlar artik, hayatta da, ibadette de, erkeklerden ayri bir "can" gibi konumlandirilmak istemiyorlar. Bu gidise nasil dur diyeceksiniz? Bilim ve teknoloji ile birlikte, savasa ve bilek gucune dayali toplumlar, bilgi ve yetenege dayali toplumlara donustukce, kadinin toplumdaki yeri ve konumu giderek iyilesiyor. Bakin Amerika'nin en iyi universitelerinde okuyan kiz ogrenci sayisi erkek ogrenci sayisini gecti, kiz ogrenciler gittikce, yetenekleri dogrultusunda beyaz yakali isleri ele geciriyorlar, ve daha cok fiziksel guce dayali mavi yakali isler erkeklere kaliyor. Bu egilim onumuzdeki onyillara damgasini vuran bir egilim olacak, ve musluman ulkeleri de etkileyecek. Siz, kadina nasil gidip de senin yerin benden sonra gelir, ortuneceksin ve caminin arka kosesinde veya yan odada diger kadinlarla birlikte dua edeceksin diyeceksiniz? Bunu gercekten merak ediyorum. Ayni, Turkce konusan bir milleti daha ne kadar Arapca ibadet etmeye ikna edebileceklerini merak ettigim gibi. Bunlar durdurulamaz egilimler, ister hop oturun ister hop kalkin.

Toplumda Sunni islamin ortodoks yorumunun disina cikmak icin bir talep oldugunun somut orneklerini de goruyoruz. Bakiniz, Diyanet Isleri Baskani bile kendini musluman olarak nitelendirmek icin bas ortmeye gerek yoktur diye bir beyanatta bulundu. Kadinlari asagilayan hadislerin yeniden ele alinmasi konusu bu blogda da uzun uzun tartisildi. Buyuk sehirlerde kadinlar erkekler ile ayni safta namaz kilma cabasinda. KNZ hanim Cuneyd Zapsu'nun karisinin bile bu kervana katilmis oldugunu bizlere aktardi. Evlerdeki mevlutlerde, dini nikah torenlerinde ve diger dua edilen ortamlarda kadinlarin bas ortmediklerini daha sik goruyoruz, kimi hocalar mevludun basinda hanimlar basini ortmek zorunda degildir, sadece isterseniz ortun diye acik acik soyluyor. Gecen yillardan birinde, bir grup basortulu bayanin, Noel gecesinde, istanbul'daki kiliselerden birinde Hz. Isa'nin dogumunu, hristiyan vatandaslarimiz ile birlikte (dinlerin kaynasmasi ve karsilikli diyalog amaci ile) kutladiklarini okumustum. Dusunun, kilisede en on sirada oturabilen bas ortulu hanimlar, camide arka kuytuya itilmeye zorlaniyor ve cemaat ile namaz kilmalari tesvik edilmiyor. Bu ne kadar acinasi bir durumdur.

***

Simdi kafamdan, tum organize dinlerin sapkasini cikarip, bir gorus one surecegim Huseyin Bey, kanimca siz din meselesine cok daha genis ve ruhani bir perspektiften bakabilen bir kisisiniz, onun icin bu gorusu sizinle paylasmak istiyorum. Kitapli ve tek tanrili dinlerin takipcilerinde kendi dinlerine yonelik bir kibir var. Efendim, bizim kitabimiz var, bizim peygamberimiz var, bizim dinimizin temelleri, teorisi saglamdir tarzi bir gorus. Cok tanrili dinlerin felsefesini cogu kez birkac puta tapma olarak algilayip bir kenara atiyoruz, ama bu felsefenin icinde aslinda, Tanri olgusunun surekli degisen bir olgu oldugu ve Tanri ile butunlesmenin aslinda onun degisik yonlerini kesfetmeye yonelik bir arayis oldugu felsefesi var. Onlar kitaplari olmamasindan dolayi mutlular, cunku bu onlara Tanriyi tecrube etme konusunda daha cok ozgurluk sagliyor. Cok tanrili dinlerin en ileri noktasi her insan icin bir Tanri oldugu felsefesi, iste orasi (new age dinler dahil) tum organize dinlerin cozuldugu nokta.

Belki de hepimizin icindeki Tanrilar birleserek, tek bir Tanriyi, tek bir enerjiyi meydana getiriyor, iste orasi tek Tanrili dinler ile cok Tanrili dinlerin birlestigi, tum organize dinlerin birbirine indirgenerek yok oldugu, ve insanoglunun Tanriyi algilama konusunda sonsuz ozgurluge, huzura ve barisa kavustugu nokta. Ne demek istedigimi anlatabiliyor muyum emin degilim, sozlerle ifade edilmesi zor bir mesele. Uzerinde dusunmeniz dilegiyle...

Yazan: Beyaz Tarih: October 2, 2006 08:11 PM

Beyaz hanım,

Cem vakfı Aleviliği İslam'a ait bir tasavvuf öğretisi, mezhepler üstü bir anlayış olarak tanımlıyor. ( http://www.cemvakfi.org/blddetay3.asp?ID=145 )
Alevilik bir mezhep değildir, aleviler Caferi mezhebine uyan, Bektaşilik tarikatı ile şekillenmiş olan Anadolu Şii yorumudur. Ben de bundan farklı bir şey söylemiyorum. Aleviliğin İslam dışında olduğunu da hiçbir yorumumda söylemedim. Aslında Aleviliği İslam'a alternatif olarak yorumlayıp bunu yapan sizsiniz. Benim söylediğim şudur: Caferiler ve Bektaşiler Hz. Ali'nin ve Hacı Bektaş Veli'nin yaptığı gibi namaz kılmalılar, ki büyük çoğunluğu kılıyor zaten. Lanetli Yezid'in yaptığı gibi namaz kılmayan, hatta ateist/deist aleviler ise alevi değillerdir, alevi kültürü içinde büyümüş farklı görüşte insanlardır, bunları alevi diye isimlendirmek alevilere hakarettir. Aynı sünni aileler içinde büyüyüp müslümanlığı kafa kağıdındaki din hanesinde yazan beş harfle sınırlı olanlar gibi. Alevilerin Cem ayini, Mevlevilerin sema'sı veya Nakşilerin hatme-i haceganı gibi bir ayinden ibarettir. Namazın alternatifi değildir...

Kadınların camilerde arka plana itilmesi doğru bir bilgi değil. Atalarımız camilerde kadınların rahat edebilmesi ve vaazı konfor içinde dinleyebilmeleri için balkonlar yapmışlardır. Bunun anlamı 'ikinci plana itme' değil, 'el üstünde tutma'dır. Bu kadın-erkek yanyana namaz kıldırma sevdanızı hiç anlayamıyorum. Ben kadın olsam onca erkeğin yanında eğilmekten rahatsız olurum. Hiç, bir büyükşehir otobüsünde balık istifi seyahat ettiniz mi bilmiyorum. Otobüslerin kadrolu elemanları vardır. Hah işte o kadrolu elemanları camilerimize çekmemek için kadınların ön safa geçmesini pek tavsiye etmiyoruz :). Yoksa hac sırasında kadın-erkek yanyana namaz kılabiliyor... Demek ki amaç kadını ikinci plana itmek değil, kadını korumak.

Kadının toplumdaki yeri konusunda bir şeyler yazmışsınız. Amerika'da üniversitelerde kadınların sayısı erkeklerden çok demişsiniz. Bu at yarışı mevzusunu da hiç anlayamıyorum. Kadınlarla erkekleri yarıştırıyor muyuz? Nedir bu? Amerika'da kadınlar üniversitelerde daha çokmuş. Eee alkış mı yapalım? Roma'da da otobüs şöförleri hep kadın. Demek ki neymiş kadınlar iyi öğrenci ve iyi şöför olabiliyormuş... Bu kadın-erkek yarıştırma geyiği sonsuza kadar devam edecek galiba. Ve ben, bazı kadınların bu 'erkeğin yaptığı her şeyi biz de yaparız' fetişini hiçbir zaman anlayamayacağım...

Yazan: blue Tarih: October 3, 2006 12:01 AM

Blue Bey,

Ben Aleviligi islam'a alternatif olarak hicbir zaman yorumlamadim, ta basindan beri islamin icinde bir inanis oldugunu soyluyorum, ve islamin degisik yorumlarinin mumkun oldugu tezini desteklemek icin ornek veriyorum. Sizin referans verdiginiz yaziyi ben de okudum, oradan cikardigim Alevilik, Sunnilik ve Siilik ile karsilastirildigina gore, islamda Sunnilik ve Siilik ne ise kendisini de o sekilde konumlandiriyor. Ama diyor ki, Sunnilik, Siilik gibi olgular Emevi Abasiler tarafindan politik amaclarla cikarildi, biz bu politikalarin ne oldugunu biliyoruz, onun icin de kendimizi mezhepler ustu olarak tanimliyoruz. Ayrica, yazida Alevilik ile Siilik arasindaki farklar detayli olarak aciklaniyor. Aleviligi, Anadolu Sii yorumudur diye tanimlamaniz oldukca kisir bir tanim ve referans verdiginiz yaziyi iyi okumadiginizi gosteriyor. Bu tartisma acisindan, Aleviligin islamin icinde oldugunu kabul etmeniz benim icin yeterli.

Keske forumda bir Alevi yorumcumuz ciksa da, bu Aleviler namaz kilmalilar, camiye gitmeliler, Alevilerin buyuk cogunlugu namaz kilar gibi atip tutmalarinizi cevaplandirsa. Ama madem Cem Vakfi'nin sitesini ortak referans olarak kullaniyoruz, Alevilerin namaza bakisini su makalede http://www.cemvakfi.org/blddetay3.asp?ID=157 okuyabilirsiniz. Benim gozlemlerime gore, Turkiye'deki Aleviler, cem evlerinin, cami, kilise ve sinagog gibi bir ibadethane statusune kavusmasi icin mucadele veriyor. Bu mucadeleler, Sunni inanisinin hakim oldugu Diyanet Isleri tarafindan bloke edilmekte. Gene benim gozlemledigim kadariyla, Aleviler kendi yasam bolgelerine cami dikilip durmasindan son derece rahatsiz, haftasonu internette pek cok Alevi forumunu ziyaret ettim, bu, ayni zorunlu din dersleri meselesi gibi siklikla dile getirilen bir problem. Ama, siz ve taliban kafali arkadaslariniz, is bu sikintilari tartismaya gelince, sorunlari hasir alti etmek icin, "canim onlar ateist ve deist alevilerdir, oburleri de muslumanligi kafa kagidindaki bes harfle sinirli munafiklardir..." diye atip tutmaya bayiliyorsunuz bakiyorum. Arkasindan da, %99'u musluman olan bir ulkede salyangoz mu satacagiz kardesim edebiyatina basliyorsunuz, o da ayri mesele. Gecen hafta, bu atip tutmalar sayesinde yeterince cirkin mesaj gitti geldi, bu hafta ayni sekilde bir kisir tartisma icine girmek istemiyorum. Ayrica, hep ayni yorumcular yazip duruyoruz, ben baska yorumcularla da gorus alisverisi yapmak istiyorum bu konularda.

Kadinin toplumdaki yeri konusunda verdigim ornekler de bir yarisma meselesi degil, sosyolojik bir gozlem. Tarihte kadinin erkekler tarafindan baskiya ugramasi, toplumlarin ana-erkil ve tarima yonelik toplumlardan, ata-erkil ve savasa yonelik toplumlara donusmesi esnasinda gerceklesti. Bunun kokeni ta pagan dinler zamanina uzanir. Ana-erkil toplumlar doneminde, dini inanista tanricalar on plandaydi, kadin dogurganligindan oturu ustun ve mistik bir yaratik olarak kabul ediliyordu. Kadinlar, kendilerini erkeklerin siddet ve tacizinden (sizin yukarida bahsettiginiz otobuste taciz gibi) korumak icin cadilik, buyuculuk gibi yontemlere basvuruyorlardi. Kadinin saci, feminenligin bir sembolu olarak algilaniyordu - dogurganlik, buyuculuk ve kadinin mistik gucleri ile iliskilendiriliyordu. Ata-erkil toplumlara gecis ile birlikte, erkek, siddet ve guc kullanarak, kadini sacini ortmeye zorlamistir. Bunlari ben uydurmuyorum, acin Muazzez Ilmiye Cig'in kitaplarini okuyun, kendisi bu dunya yuzundeki belki de en onemli Sumerolog.

Kitapli dinler, kadinin toplumdaki konumunda bir iyilesme saglamistir, ama ortunme adetini muhafaza etmislerdir, kadin, o zamanlarin sartlari altinda gene de alt sinif ve aciz olmaya devam etmistir. Bakin, gecen gun Mustafa Bey'in bize ornek vermis oldugu Bakara 178'de ne deniyordu: "Ey iman edenler, öldürülenler hakkında size kısas yazıldı (farz kılındı). Özgüre karşı özgür, köleye karşı köle ve dişiye karşı dişi.....". Demek ki, ozgur erkekler, koleler ve kadinlar ayri bir siniflandirmaya tabi. Mustafa Bey bile, bu ifadenin o zamanin sartlarini yansittigini ve "zahiri" degil, "batini" olarak algilanmasi gerektigini kabul etti.

Ben diyorum ki, artik bilgi ve teknoloji sayesinde, ata-erkil toplumlar donemi sona eriyor. O nedenle, her alanda oldugu gibi, dinde de kadinin yerinde farklilasmalar gormemiz kacinilmaz. Bu erkegin yaptigini biz de yapariz, biz her alanda erkeklerle yarisiriz, gibi iddia meselesi degil. Su anda, kadinlar olarak gene de hala maskulin bir dunyada kendimizi ispat etmeye calisiyoruz, onun icin siz oyle algiliyorsunuz. Halbuki kadinlarin erkeklerden cok farkli yetenekleri ve zaafiyetleri var. Bilgi ve teknoloji sayesinde, toplumsal hayatimizda, kariyer hayatimizda, aile hayatimizda ve elbette ki dini hayatimizda daha cok feminen ogelere rastlayacagiz, bunun kacinilmaz oldugunu soyluyorum.

Yazan: Beyaz Tarih: October 3, 2006 01:58 AM

Beyaz hanım,

Ayrica, hep ayni yorumcular yazip duruyoruz, ben baska yorumcularla da gorus alisverisi yapmak istiyorum bu konularda.
ditto. Yoksa kanser olacağım...

Yazan: blue Tarih: October 3, 2006 08:59 AM

Asagidaki haber itktibasi din/devlet ilskisinin bir vechesini gostermesi acisdidan bu sitede bircok baslik altina uygun olurdu, buraya kismet imis. Kurban bayraminda once bu "barbarligi" lanetleyen hakimler sonra utanmadan zorla milletin kurban dersini gaspederdi. Simdi bu girsimciligi daha nerelere goturmusler yuzsuzler?

http://yenisafak.com.tr/gundem/?t=03.10.2006&q=1&c=1&i=8254&THK/cepten/fitre/istiyor
============================
Bunlar da ayni genel mevzu ile ilgili birkac ilginc yazi. Hepsini hararetle tavsiye ederim:

http://zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20061003&hn=355345

http://zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20061003&hn=355341

http://zaman.com.tr/?bl=ekonomi&alt=&trh=20061003&hn=355357

http://zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20061003&hn=355343

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 3, 2006 10:00 AM

Peki ya bu "gericiliklerini" kendi çocuklarına empoze etmeye kalkarlarsa? Mesela "gerici" özgürlüğüne sahip olması gerekli olan bir baba kendi kızına, o kız babasının istediği gibi yaşamak istemediği halde, ZORLA baskı kurarsa (Sokağa çıkmasına kısıtlama getirirse, giyimine karışırsa ya da kızlarla/erkeklerle dolaşmasına engel olursa)? Onun hayatını kısıtlarsa ne olacak, Mustafa Akyol?

Yazan: Pagan Tarih: October 3, 2006 01:02 PM

Pagan hanım da kıskanç baba mağdurlarından galiba :) Devlet aile içi şiddeti engellemeli ve mağdurun önünde yargı yolu her zaman açık olmalı. Avrupa'da böyle... Babanın böyle davranma sebebi "kıskançlık" da olabilir, "gericilik" de, veya her ikisi birden... Kızının başını zorla açtıran bir babanın da "İlerici" olduğunu söyleyemeyiz, değil mi?
Olayları kompleks hale sokup devlet faşizmine kapı aralamaya çalışmak yanlış bir metod. Despot bahanesi... Amerika da Irak'ı özgürleştirmek için girdi Irak'a zaten, Hamas terörist örgüt olduğundan BM yardımı kesti öyle değil mi? Zaten üniversiteye alınmayan başörtülüler baba zoruyla başlarını örtüyorlar. Yasak babalara, kızlarımızı düşündüğümüz için baskı yapıyoruz. bla bla bla...

Yazan: blue Tarih: October 3, 2006 03:14 PM

Sayın Tarık Bey, yazdığınız yorumu aynen aşağıya alıyorum.

"O gerçekten Veliyullah olan YUNUS EMRE’nin yaşam biçimini bir de bu zamanın kendilerini Yunus yerine koymuş Şeyhlerin yaşam biçimini kıyaslasınlar. Ve desinler ki, yahu YUNUS Emre’nin ve emsali evliyaların böyle köyleri holdingleri şirketleri böyle bol paraları var mıydı? Bu bir!....(İREM)

-Yunus Emre ve emsali evliyaların holdingleri yok diye bu devrin dindarları "Ferrarisini satan evliya" mı olsunlar yani..?


'Ayrıca onların devletin katmanlarında-hiyerarşide gözleri var mıydı? Bu da iki!.."(irem)

-Devlet katmanlarında gözleri varmıydı bilmiyorum ama dindarlıkları nedeniyle devletin baskısını üzerlerinde hissetmiyorlardı..
yani bizdekine benzer bir devlet baskısını onlar da yaşasalar benzer sonuçlar ortaya çıkarabilirdi...


Şimdi,

Peygamberimizin(s.a.v) ve 4 halifesi Hz.Ebubekr, Osman, Ömer Ve Hz.Ali ‘nin yaşam biçimine bakalım:
Peygamber Efendimiz , Ammandan Umman denizine , Kızıldenizden Basra körfezine kadar olan bölgelerde egemen güç oldu. Buralara valiler tayin etti. Bu gelirler Medine’ye gelirdi. Devlet reisi konumundaydı. Saraylarda yaşamayı bilirdi..
Bu dönemde İslam evrenselleşti. Pers imparatorluğu ortadan kaldırıldı. Mısırı ilhak edildi.Bizansın elinden Suriye alındı. İslam toprakları ilhak edildi, büyük bir imparatorluk görünümünü aldı. Bununla beraber Hz.Ömer’in yaşamı ortadadır. Sırtında bir yamalı hırka, belinde bir kırmızı ip elinde bir eski değnek. Bu durum bütün Müslümanların malumudur. Hz.Ömer isteseydi; Bizans ve Kisranın saraylarından daha üst saraylar yaptırır ve içinde saltanat sürmesini bilirdi.Çünkü bu imkana kavuşmuştu.Ama 4 halife Peygamberin(s.a.v) gerçek varisleri idi.ve Peygamberin yaşam biçimini kabullenmişlerdir.
Onun için ‘’Ben Peygamberin Manevi Varisiyim ‘’ diyen bu kuralın dışına çıkamaz. Çıktığı zaman kimse bu Allah’ın VELİ kuludur diyemez. Diyen BU AZİZ KİŞİLERE HAKARET ETMİŞ OLUR.
Yani sizin dediğiniz gibi hem ferrariye binsin, hem devletin basamaklarına tırmansın sonrada ‘’Ben Allahın Velisiyim ‘’ desin.

saygılar

Yazan: İrem kılıc Tarih: October 3, 2006 04:52 PM

Beyaz Hanim,

Herseyden önemlisi "Gercek Tanri"yi bulabilmektir. Bu
konuda akla pek güvenmemek gerekir. Cünkü akil, elin-
den bir tutan olmazsa, sayisiz tanrilar uydurabilir. Bunun
icin insan kutsal bir kaynaga muhtactir.

Gercek Tanri, kendisiyle iletisim kurulabildiginiz ve sizin
dileklerinize cevap verebilen yüce Zat'tir. Dua ve dileklere
cevap verebilecek olan Kutsal Ki$i de ancak bu evrene
hükmedebilen Kimse olabilir. Bu noktalari nazara alacagi-
nizi umarak Gercek Tanri'ya ulasabilmenizi diliyorum.

Ayrica "Dogru Din"in ne oldugu hakkinda bilgi edinmek
isterseniz, asagidaki linkten: "Dinname-Dogru Din Nedir?"
baslikli yaziyi okumanizi tavsiye ederim.

http://forum.antoloji.com/tartisma/tartisma.asp?forum=12011

Selamlar...

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: October 3, 2006 04:58 PM

Hüseyin Avdic verdiğiniz linkteki yazının ilk paragrafında kahkahalarla gülmekten kendimi alamadım. "Doğru din hangisidir?" diye bir tartışma başlatıyorsunuz ve dünyadaki 10.000 küsür dinden bir tanesini daha ilk paragrafda doğru ilan edip, onu dinin kitabından alıntı yapıyorsunuz.

Ve

"Gercek Tanri, kendisiyle iletisim kurulabildiginiz ve sizin dileklerinize cevap verebilen yüce Zat'tir. Dua ve dileklere
cevap verebilecek olan Kutsal Ki$i de ancak bu evrene hükmedebilen Kimse olabilir. Bu noktalari nazara alacagi-nizi umarak Gercek Tanri'ya ulasabilmenizi diliyorum."

Bu kanıya nasıl vardınız?

blue: peki gerici olma özgürlüğünü sonuna kadar kullanan bir babanın kızı olan 15 yaşında bekaretini kendi isteğiyle kaybettiği için babası tarafından öldürülen bir kızın hesabını kim verecek?

Yazan: Pagan Tarih: October 3, 2006 06:17 PM

Huseyin Bey,

Ne yazik ki, ben de Pagan isimli yorumcumuza katilmak zorundayim. Dogru din nedir diye baslayip, baska hicbir dinin, saglam bir teolojik ve felsefi analizini yapmadan icin icinden cikivermissiniz.

Ustelik, soylediklerinizde de celiskiler var. Once diyorsunuz ki, Gercek Tanri kendisiyle iletisim kurabildiginiz Yuce Zattir (ki sahsen bu bakis acisina katiliyorum), ama ondan sonra yazinizda dogru dini ancak son kitaptan ogrenebilirsiniz diyorsunuz. Gercek Tanri ile iletisim kurmak mumkunse, dogru dinin ne oldugu da bu iletisim esnasinda ortaya cikamaz mi?

Ben Gercek Tanriyi bulmak icin akla guvenmemiz gerektigini de soylemedim. Insanlar, dua ve dileklerine cevap veren, onlar icin mucizeler gerceklestiren Tanriyi yapitaslarinda, ruhlarinin derinliklerinde hissedebilir. Onun orada oldugunu bilebilirler. Ve Tanriyi cok degisik yonleri ile algilayabilirler. Kimisi onun kudretinden, o kudret karsisinda kendi kucuklugunden ve yanlizligindan ve olumden sonraki hayatin bilinmezinden korkar. Kimisi, onun saf ve duru sevgisi karsisinda buyulenir, o da baska insanlari ve dogayi severek, gonlunden vererek ve fedakarlik yaparak, kendini icindeki tum fesatliklardan arindirmaya calisarak, Tanrinin sevgisini ve huzurunu icinde buyutmeye calisir. Kimisi, ruhani dunyasinda o kadar uc noktalara gidebilir ve maddesel hayattan o kadar uzaklasabilir ki, Tanri ile butunlestigini ve Tanrinin kendi icinde oldugunu hissedebilir. Cogu insan, hayati boyunca Tanrinin pek cok yonunu tecrube edebilir. Dogru din diye birsey var midir, yoksa din insanlarin Gercek Tanriyi tecrube etmesi icin bir arac midir?

Yazinizda gercek dinin tarifi soyledir diyerek Kuran-i Kerim'den bir alinti yapmissiniz:
"Ey inanclilar! Allah'a, O'nun elcisine, elcisine indirmis oldugu kitaba inanin. Kim Allah'i, O'nun meleklerini, kitaplarini, elcilerini ve âhiret gününü inkâr ederse,
dönüsü olmayan bir sapikliga gömülmüs olur.'
(Nisa 136) Ayrica bak: (Bakara 177 ve 285)"

Bakin, bu alintida din, daha cok Tanridan korku olgusu etrafinda tanimlaniyor. Aman, inkar edeyim demeyin, sapikliga gomulursunuz mesaji var. Yazinizin geri kalaninda da, argumanlarinizi genelde bir korku felsefesi uzerinde dayandiriyorsunuz. Sartlar budur, kurallar budur, dogru din budur, inkar ederseniz, cehennemde ebediyen yanacaksiniz. Bu Tanrinin sadece bir boyutunu aciklayan bir tanim olmuyor mu, dogru dinin tanimi Tanrinin tum boyutlarini icermek zorunda degil midir? Ve her insan, Tanri ile kendi icinde cok ozgun bir iletisim kurabiliyorsa, her insan icin bir dogru din tanimindan bahsetmek yerinde olmaz mi?

Uzerinde daha derinligine dusunmeniz dilegiyle....

Yazan: Beyaz Tarih: October 3, 2006 09:21 PM

Sevgili Pagan,

Olayları karmaşıklaştırmayı seviyorsunuz. Sorunuzun cevabını Kur'an veriyor:
"O kız çocuğuna hangi günahı için öldürüldüğü sorulduğunda..."

Sevgili Beyaz,

Bunca din arasında hangisi doğrudur sorusuna cevabı şu sorularla arayın:
"Tanrı nedir? Amacımız nedir? Herşeyin amacı nedir? Nereden geldik ve nereye gidiyoruz? Hayatın anlamı nedir?" sorularına cevap verebiliyor mu?
İnsanın tabiatla ilişkisini çözmüş mü?
İddia ettiği "amaçlara" o din mensuplarının ne kadarını ulaştırmış? Tarif ettiği ölüm ve hayat mensuplarınca nasıl algılanıyor?
Tüm insanlara mı hitap ediyor, insanları hangi esas üzerine sınıflıyor? Tanrıyla irtibatları üzerine mi, yoksa başka parametrelere göre mi?
Mesajı akla uygun mu?
Mesajı bütünlük oluşturuyor mu?

Doğru din için bu checklist'deki tüm sorulara olumlu cevap vermesi gerektiğini düşünüyorum. Testi geçen birden fazla olabilir, hiçbiri geçemeyebilir de. Bu değerlendirmeyi herkes kendisi yapmalı. Yani checklist objektif ama değerlendirme sübjektif olabilir:) Test başladı, süreniz ortalama 70 yıl. Kopya çekmek serbest :))

Selamlar

Yazan: blue Tarih: October 4, 2006 12:03 PM

Beyaz Hanim,

"Gercek Tanri ile iletisim kurmak mumkunse, dogru dinin ne
oldugu da bu iletisim esnasinda ortaya cikamaz mi?" ve

"Ve her insan, Tanri ile kendi icinde cok ozgun bir iletisim
kurabiliyorsa, her insan icin bir dogru din tanimindan
bahsetmek yerinde olmaz mi?" diye sormussunuz.

Ben o "Dogru Din Nedir?" baslikli yaziyi bazi Hiristiyanlara
cevap olmasi icin yazmistim. Yani bir analiz yapacak durumu
gerektirmiyordu. Ayrica o ayeti de korkutma amacli degil,
sadece dogruyu gösterme kasdiyla aktarmistim. Korkutmak
isteseydim daha farkli yazardim ve onun ziddinin geregini de
koyardim. Bu konuda orta yolu takip etmeye calisiyorum.
Sizin anlayacaginiz, o makale size hitap etmiyor. Fakat bazi
bilgiler elde edebileceginizi düsünerek o linki size vermistim.

Insanin kendi ic derinliginde Yaratici'yi hissetmesi ve O'nunla
iletisim kurmasi, o kimse icin bir "Dogal Din" olabilir. Fakat
Dogal Din, Allah tarafindan gönderilen ve akil uydurmasi
olmayan "Dogru" ve "Resmî Din"in yaninda cok eksiktir.
Cünkü Tanri bütün Ilâhî Bilgi'leri herkese vermez ve verme-
mektedir. Eger bunun tersi olsaydi, o vakit Peygamberlere
gerek kalmazdi. Yüce Yaratici, bilgilendirme konusunda
Elcilerini araci yapmaktadir. Insanlar da muhtac olduklari
Ilâhî Bilgi'yi Tanri Elcileri'nden almaktadir. Elciler ve Kitap-
lar olmadan "Dogru Din"i bulmaniz mümkün degildir.

Ama o Elciler ve Kitaplar olmadigi veya onlara ulasilama-
digi bir zamanda insanin kendi ic âleminde Tanri'yi hisset-
mesi olan Dogal Din, o kimse icin yeterli olabilir. Fakat biz,
"Gercek Tanri kimdir", "Hakiki Din hangisidir" diye bir a-
rastirma icinde olursak, daha isabetli bir harekette bulunmus
oluruz, diye düsünüyorum.

Tanri'yi hissetmek konusundaki görüslerinize tabiiki katiliyo-
rum.

H.A

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: October 4, 2006 11:46 PM

mrb

beyaz hanım
bana cvp verdiğniz yazıyı yeni okuduğum için şimdi cvp veriyorum:

benim islamı araştırınla kastettiğimi yanlış anlamşsınız.¨tüm dinler islam çatısı altında birleşsin¨'i kastetmedim.
ben sizin islam daha gündelik yaşama uysun,kitaba çok bağlı kalmasın sözlerinizi yadırgadım.

öncelikle gündelik yaşamı oluşturan insanlar değil mi?o zaman neden koyun sürüsü gibi çoğunluğa uyalım ki?-zaten oldum olası çağa ayak uydurmak deyimini bana anlamsız gelmiştir-

üstelik islamiyet gibi-7.yyda her türlü temizliği,yemek adbını konuşma adbını oturma kalkma adabını öğreten v.s-hayatın her noktasına girmş bir dini nasıl olacak da gündelik yaşama? uyduracksınız merak ediyorum doğrusu?!

üstelik dinle korkunun bir arada olması düşünülemez.çünkü din özgür bir seçimdir.hele hele islam gibi hoşgörüyü temel alan bir dinde korkunun yeri yoktur.

umarım kastettiğimi şimdi anlamşsınızdır

Yazan: rüya Tarih: October 6, 2006 05:21 PM

Cuppeli Ahmet Mahmut Unlu hocanin fotograflarini hep birlikte gorduk. Bu fotograflar da derin devletin ve laikcilerin uydurmasi degil mi sevgili talibanlar? Iste siz busunuz, savundugunuz sistem bu...

Bu ornekleri buyuk bir zevkle blog gundemine tasiyorum ki, canim islamin yanlis uygulamalari olabilir, her din adami, her imam, isini iyi yapiyor diye birsey yok, bizim asiri uclari merkeze cekmemiz lazim diye laf salatalarini duymaktan artik bizim kadar siz de SIKILIN. Ama nerdeeee?

Yazan: Beyaz Tarih: October 11, 2006 05:56 PM

Beyaz Hanım,

Mal bulmuş mağribi atlamışsınız ama atlarken bir sürü çam devirmişsiniz.

Allah aşkına şu yazdıklarınızı tekrar okur musunuz? Ne alakası var Ahmet Ünlü'nün yaptığı tatille falan bunların? Taliban'dan girmiş, Erdoğan'dan çıkmışsınız.

Yani bana şimdi aslında hiç de katılmadığım bir takım yorumları olan birisini ve bir cemaati mi savunduracaksınız?

Şu üslubunuzun çirkinliğine bir bakın. Muhatap alınıp cevaplanacak bir düzey değil bu. Bu bir ifrazat. Hele bir bayanın ağzına hiç yakışmıyor. Aynı sokakta kavga eden cazgırların vaveylaları gibi. Siz böyle yazınca ben de mecburen aynı üslupla cevap vermek durumunda kalıyorum.

Ama bu kez öyle yapmayacağım.

Neyden sıkılacakmışız biz? Neden yani? Ahmet Ünlü tatil yaptı diye mi? Ahmet Ünlü kim? Ne sıfatı var, beni ne ilgilendirir? Alem-i İslam'dan kaç kişiyi temsil eder?

Hem fotoğraflarda ne var? Neymiş gerçek yüz olan? Ne yapmış adam? O kadar saçma yazmışsınız ki tutar bir yanı yok. Ahmet Ünlü eğer sohbetinde bahsettiği ve tasvip etmediği bir yaşam biçimini kendisi yaşıyorsa bu onu ve bağlılarını ilgilendirir. Size ne? Bu durumu gören bırakır, etrafından dağılır. Ki kendisi aslında hem fetvalarının hem de sözlerinin arkasında olduğunu da açıklamış. Tutmuş bir de canlı yayına çıkmış, cevaplarını vermiş.

Ne kadar meraklısınız toplum mühendisliğine? Tek parti döneminden genlerinize kadar işlemiş. Bu kudurmuş tavır neden? Siyasi görüşünüze halkın yüz surat vermemesinden mi? Bu kudurmuş tavır "karşı devrimcilerden" 45 yıldır iktidarı "seçimle" bir türlü alamamanızdan mı? Neden?

Laikçiler hem naneyi yerken iyi. Ali Kırca sadist pornolar çekip bir hafta sonra olanca şirinliğiyle ana haber sunmaya devam ederken iyi, Ahmet Ünlü tatil yapınca kötü ve "işte sizin savunduğunuz sistem" öyle mi?

Bu motomot mantığınızla sizin savunduğunuz sistem de "sadist porno endüstrisi" oluıyor bilmem farkında mısınız?
Ahmet Ünlü'nün görüntüleriymiş. Yahu size ne? Görüntülerde suç olan ne var? Cemaat kendi aralarında bunu değerlendirir, halleder, isteyen Ahmet Ünlü'nün yaşantısında bir anormallik görür intisabından vazgeçer, isteyen cevabından ikna olur devam eder. Suç teşkil eden birşey varsa devlet alır cezalandırır. Bunun haricinde bırakın herkes dilediği gibi yaşasın. O kadar ders verdim size hala çoğulculuğu anlamadınız mı? Bu kadar kötü öğrencilik olur mu?
Neden bu cemaat sizi bu kadar rahatsız ediyor? Hristiyanlıkta da, Musevilikte de benzerleri mevcut. ABD'de ki Amishleri, ya da Hasidik Yahudileri de mi duymadınız?

Hem neymiş bizim savunduğumuz sistem? "Bırakın herkes dilediği gibi yaşasın." demek mi?

Size zorla Ahmet Ünlü'ye mürid yapmaya çalışan mı var da bu kadar bağırıyorsunuz?

Hem bunun üzerinden neden saçma bir genelleme yapıyorsunuz?

Anladık müslümanlara kininiz bitecek gibi değil de bu anlamsız argümanları da bırakın artık yahu..

Valla size inat içimden sakal bıyık bırakıp cübbe sarıkla dolaşmak geliyor.

Saçmalamak için bu kadar da özel gayret sarfedilmez ki.. Vallahi pes...

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 11, 2006 11:19 PM

Cüppeli Ahmet hoca olayıyla ilgili daha çok yazılıp çizilecek. Ben bu olayın, Müslüm Gündüz, Şevki Yılmaz, Ali Kalkancı vs. gibi rafta bekletilen ve zamanı geldiğinde servis edilen kasetler serisinin devamı olduğunu düşünüyorum. Nitekim Arena programında Uğur Dündar'ın "resmi kayıtlar" diye ağzından kaçırması, ve bu olayın "irtica vardır-yoktur" tartışmalarından ve sıcak İsmailağa ve tarikat konusunun üzerine gelmesi bunun, böyle olduğunu apaçık gösteriyor. Aczmendiler ne zaman çıkacak, onları bekliyorum...

Bunu tespit ettikten sonra gelelim Cüppeli Ahmet hoca olayına. Görüntüleri izleyince ben de her müslüman gibi tepki gösterdim. Fakat dikkat edince aslında olan biten bir şey yok. Adamın yanlış olarak görülen davranışı kadınların arasında denize girmesi ve jet-skiye binmesi, yurt dışında para harcaması. Ben bu görüntülerden şunları anlıyorum:
1. İsmailağa cemaati görüntü olarak çağdışı ve mürteci olarak görülüyor. Demek ki bu, sadece bir görüntüden ibaret. Pekala modernizme ayak uydurabiliyorlar; yurt dışında gezip kiliselerde rahiplerle konuşup, jet-ski gibi dünya nimetlerinden faydalanabiliyorlar. En azından böyle bir temayül oluşmuş. Demek ki laikçilerimizin korktuğu gibi bir irtica tehlikesi yok. Bilakis en mürteci görünen cemaatler, aslında modern dünyayla entegre olmaya gayet açık.
2. Cübbeli Ahmet hocanın esprili ve argolu konuşmaları bana "Oflu hoca" esprilerini hatırlattı. Anladığım kadarıyla İsmailağa cemaatinin bu hocanın vaazlarını dinlemesi çok derin olmasından değil, bilakis stand-up tarzından kaynaklanıyor. Cemaat bu vaazları eğlenmek için dinliyor. Ben hocanın hiç vaazını dinlemedim ama "deprem" konusunda beraat ettiği vaazı dışında eğlenceli olabileceğini düşünüyorum. Esprili, eğlenceli insanlardan kimseye zarar gelmez. Devlet hocaları, vaizleri yerin dibina batırmaktan çok toplumsal barış ve ortak değerler çerçevesinde nasıl kullanırım diye kafa patlatsa çok daha hayırlı bir iş yapmış olur. Yani Cüppeli Ahmet hocanın dediğiyle yaptığı birbirini tutmuyor söylemini bırakıp hocayı, cemaatin marjinalitesini törpülemek için kullansa, hocanın yaptığını yap söylemine yanaşsa çok daha akıllıca hareket etmiş olur.

Yazan: blue Tarih: October 12, 2006 10:16 AM

Cuppeli meselesinin, en tutucu, hocalar da pekala jet-ski'ye binip, Alp daglarinda kayak yapip, bikinili kizlar ile yuzerek modern hayata uyum saglayabiliyor, o zaman irtica diye bir tehlike yoktur diye yorumlanmasini, blogun tipik evlere senlik yorumlarindan biri olarak degerlendiriyorum.

Cuppeli, mensubu oldugu tarikatin butun felsefesini, dunya nimetlerinden arinmis, kapali, konservatif ve maddiyata onem vermeyen bir yasam tarzi uzerine kuruyor, bu ugurda tarikat mensuplarindan maddi kaynak topluyor. Ondan sonra bu davranislar, muritlere onerdigi felsefe ile hic mi tezat olusturmuyor? Madem jet-ski'ye binecek, kayak kayacak, Turkiye'de jet-ski ve ski-resort mu yok, neden Malta'da ve Isvicre'de gerceklesiyor bu aktiviteler? Bu tarikat, basindaki sahtekarlarin bodrum katlarinda verdigi idam fermanlari ile, gidip baska insanlari linc etme yoluyla cana kiyan caniler uretmis bir cemiyettir. Bu sahtekarliklara, bu rezilliklere mi alkis tutacagiz? Ulkemizdeki insanlarin, boyle kisiler tarafindan kolayca kandirilabilmesi gittikce daha tehlikeli bir hal alan irticanin isareti degil de nedir? Iktidardaki partinin basindaki kisilerin, once bu cemiyetlerle flort edip, sonra isin altindaki rezillikler meydana cikinca, canim bunlar kucuk "asiriliklar", bu kardeslerimizi de merkeze ceksek bu is hallolacak diye beyanatlar vermesi, irticanin isareti degil de nedir?

Ve tekrar yineliyorum. Laik bir ulkede tarikatlara serbestlik taninsa bile, bu tarikatlarin, devlet eliyle degil ama bagimsiz bir olusum tarafindan etkin bir sekilde denetlenmesi cok onemlidir.

Bu olaylar elbette ki cok konusulacak. Su ana kadar az bile konusuldu. Konusulsun ki, boyle Ismailaga gibi cemiyetlere, dolayli destek veren iktidar partisi, bu cemiyetlerin yaptigi kanunsuz islerin ustune hakkiyla gitmeyen emniyet teskilati, iki kere dusunsun, ona gore hareket etsin.

Yazan: Beyaz Tarih: October 12, 2006 11:11 PM

SELAM BLUE,

Yok öyle değil, vaaz veriyor hoca, etrafı kalabalık. diyorki doktor tavsiyesi varmış ve yüzmesi gerekiyormuş ( merak ettim nasıl bir tavsiye o) ama denize o giremezmiş ( vallahi öyle dedi) , ne yapsın biçare, koperatifte oturamaz, onun için ona villa ve o villada özel yüzme havuzu lazımmış.

özel villası ve yüzme havuzu olmasını islami ve ulvi bir nedene bağlıyor.

iyi tamam da, o kadar insan onu nasıl dinliyor ?

makul görmeyin blue , neolur ?

başkalarına koz olurmuş aldırmayın,, kol kırılır yen içinde kalır demeyin.,

diğer bir kardeş şunu demiş:
ali kırca.
ali kırca sizi kurtarır mı ?
o hiç olmazsa insanlara vaaz vermiyor.
din adına yapmıyor.
allah adını karıştırmıyor.

biz yukarda konuşuyorduk ?
ben kimin ne olduğunu nerden bileceğim demiştim ?
hatrıladınız mı ?
neden kaçtığımı anladınız mı ?

çünkü bu öyle bir zaman.


Yazan: KaNeZe Tarih: October 12, 2006 11:21 PM

Beyaz Hanim,

Cuppeli meselesinin, en tutucu, hocalar da pekala jet-ski'ye binip, Alp daglarinda kayak yapip, bikinili kizlar ile yuzerek modern hayata uyum saglayabiliyor, o zaman irtica diye bir tehlike yoktur diye yorumlanmasini, blogun tipik evlere senlik yorumlarindan biri olarak degerlendiriyorum.
Ben de sizin "camilere girip, basortusuz, erkeklerle namaz kilmak istiyorum" serzenislerinize , "bakin uyariyorum bu sozde laik ve Kemalist kesim yarin gelip herseyimizi istedikleri gibi degistirmek icin ellerinden geleni ardlarina koymayacaklar" diyerek cevap vermistim ama kimse beni dinlemedigi icin gec kaldik. Aramizda bir Musluman arkadasimizi laik cepheye hediye ettik... Beyaz hanimin istedigi oldu ve Beyaz hanim gibi dusunup "yahu ben de hocalarla havuza girip yuzmek istiyorum" diyen bir grup amacina ulasti. Beyaz hanimi ve arkadaslarini buradan tebrik etmek istiyor ve evlerindeki senligi kutluyorum :)
Cuppeli, mensubu oldugu tarikatin butun felsefesini, dunya nimetlerinden arinmis, kapali, konservatif ve maddiyata onem vermeyen bir yasam tarzi uzerine kuruyor, bu ugurda tarikat mensuplarindan maddi kaynak topluyor.
Bu bana Beyaz hanimin uyesi oldugundan emin oldugum ADD'nin yapisini hatirlatti. Copyright falan mi istiyorsunuz neden kizdiniz bu gariban adamlara??
Ondan sonra bu davranislar, muritlere onerdigi felsefe ile hic mi tezat olusturmuyor?Madem jet-ski'ye binecek, kayak kayacak, Turkiye'de jet-ski ve ski-resort mu yok, neden Malta'da ve Isvicre'de gerceklesiyor bu aktiviteler?
Di mi ama? Hem de ne tezat... Laik ve imam hatipleri elinde tutan ulke kadar tezat. Ozel okullarin giyim kusamina karisan laik ulke devleti kadar tezat. Bakin Cumhurbaskanimiz ne demisti yargi yili acilisinda bi daha hatirlamaya calisalim... "Irtica geliyor" yok yok o son konusma idi.. hah hatirladim :
Dinin, bireyin manevi yaşamını aşarak, toplumsal yaşamı etkilemesine izin verilemez; bireyin inanç ve ibadet yaşamına, kamu düzenini, güvenini ve çıkarlarını korumak amacıyla sınırlamalar konulabilir. Devlete, kamu düzeninin koruyucusu sıfatıyla, dinsel hak ve özgürlükler üzerinde denetim yetkisi tanınmıştır.
Yani Turkiye'de Muslumanlari "Muslumanliktaki herseye uymalari gerek, uymazlarsa mansetlere tasir iste bunlar boyle Musluman" haberleri ile korkutur, dinlerine uymaya calisanlara da sinir koyarsan, laik oldugu halde kurban derisi toplayan devletin durumuna dusersin. herkes sana guler. Ama yok. sen onu bile ulkende yapamazsin. yurtdisina kacman ve yakalanmaman lazimdir bu isler icin.
Bu tarikat, basindaki sahtekarlarin bodrum katlarinda verdigi idam fermanlari ile, gidip baska insanlari linc etme yoluyla cana kiyan caniler uretmis bir cemiyettir.
Caniler dediginiz icin sizden sadece iki ornek bekliyorum... Walla iki link yada olay adi verin ki biz de bilelim onlar kimmis. Yoksa cami arkalarindaki kuyularda bogulan insanlar iftiraniz gibi bir iftira daha aticaksiniz ve duymayan bilmeyen gercek sanicak. Cunku siz de benzerleriniz gibi bodrum katlarinda mi uyduruyorsunuz bu tur iftiralari...
Bu sahtekarliklara, bu rezilliklere mi alkis tutacagiz?
Ben de sizi ozgurlukcu saniyordum. Yaw ibadeti bile kadin erkek beraber yapilsin ve baslar acik olmasin hatta acildikca acilalim diyen siz havuzda gordugunuz bu goruntuler icin oyle oturdgunuz yerden degil ayaga kalkarak alkis tutmalisiniz. Daha ne istiyorsunuz iste. Ne guzel havuzda adam.
Ulkemizdeki insanlarin, boyle kisiler tarafindan kolayca kandirilabilmesi gittikce daha tehlikeli bir hal alan irticanin isareti degil de nedir?
Bu kandirilma mevzuunu actiginiz iyi oldu. yillardir demokrasi cumhuriyet baris cagdaslik deyip halkin canina okuyan benzerlerinizin buna ragmen her yil ayni insanlardan oy almasi gibi bu halk saf ve cabuk kandiriliyor. Ama bu safligin tehlikesi. Irticayi siz uyduruyorsunuz. Havuda bayanlarla yikanip jetskiye binmeye irtica diyen ilk "insan" olarak tarihe gecmek sansiniz da yok degil :)
Iktidardaki partinin basindaki kisilerin, once bu cemiyetlerle flort edip, sonra isin altindaki rezillikler meydana cikinca, canim bunlar kucuk "asiriliklar", bu kardeslerimizi de merkeze ceksek bu is hallolacak diye beyanatlar vermesi, irticanin isareti degil de nedir?
Walla I am not so sure anymore :) Havuza girmek irtica, adam oldurmek irtica, oldurmemek irtica, yurtdisinda okumak irtica okumamak irtica... size kalsa "Ezanlar bizim icin caliyor sevgilim" sarkisini bile irtica nedeni ile yasaklayacaksiniz.... :)
Ve tekrar yineliyorum.
Buyrun ask ile bir daha....
Laik bir ulkede tarikatlara serbestlik taninsa bile, bu tarikatlarin, devlet eliyle degil ama bagimsiz bir olusum tarafindan etkin bir sekilde denetlenmesi cok onemlidir.
Amanin neler diyorsunuz.... Turkiye tarikatlarin kaldirilmasi , tekke ve zaviyelerin kapatilmasi kanununa resmen aykiri gorus belirtiyorsunuz. Turkiye Cumhuriyetinin bagimsiz savcilarini goreve cagiriyorum :) Saka saka...Walla sok oldum ciddi ciddi bu dediginize aynen katiliyorum... Walla bakin ilk kelimesinden kelimenin bittigini gosteren noktaniza kadar :) Gorun suat bey gorun Beyaz hanim da ozgurlukcu...
Bu olaylar elbette ki cok konusulacak. Su ana kadar az bile konusuldu.
Aha yine normale dondu Beyaz hanim. Belki hackerlar bir onceki cumlenizle falan oynamislardir ha? :) Az konusuldu diyorsunuz. Yaw Allah askina baska bir sey konustugumuz mu var. Daha gecen hafta sepet sepet olmerta yumurtalarini konusmuyor muyduk?
Konusulsun ki, boyle Ismailaga gibi cemiyetlere, dolayli destek veren iktidar partisi, bu cemiyetlerin yaptigi kanunsuz islerin ustune hakkiyla gitmeyen emniyet teskilati, iki kere dusunsun, ona gore hareket etsin.
Havuza girmek mi kanunsuzluk anlamadim ki? Pir'iniz Ertugrul Ozkok'te gecen gun Olmerta yazisinda sizin gibi diyordu. Adamin sevgilisi ile karisi var bu kanunsuzluga devlet el koymali ve calinan paralar ISKI YOLSUZLUGUNDA oldugu gibi geri verilmeli diye biseyler sacmalamisti. Yaw adi Musluman diye anilan kimse agzini kapamadan esnese kanunsuzluk arayip, obur taraftan da gizlice ulkeyi soyup sogana cevirmek icin "darbe" destekciligi bile yapabilecek kadar dusen bir zavallilar toplulugu her ulkeye nasip olmaz. Arkadalara tavsiyem bu tur insanlari gordugumuz yerde gidip tebrik etmeniz. Yok cunku olay oxymoron'lugun cok cok ileri asamalarina ulasmis insanlara nasip olur.. Ve soylari tukenmektedir...

Yazan: fatih demir Tarih: October 13, 2006 01:47 AM

Beyaz hanım ve kaneze hanım,

Olaylara kahvehanede pişpirik oynayan adamdan veya meyhanede Türkiye'yi kurtaran vatandaştan farklı bakmayabilirsiniz. Tercih meselesidir. Kollektif Türk kafası... Aynı düşünür, aynı söyleriz. Bizde bireysellik Avrupa'dan çok geride kaldığı için hep bir köşe yazarının, tv yorumcusunun, yazarın vs. düşüncesi doğrultusunda düşünmemiz kaçınılmazdır. Hele sakala, şalvara, sarığa alerjimiz varsa bu adamların taşlanacak şeytan ikonuna dönüşmesi mukadderdir.
Din bezirganları, sahte hocalar, şeyhler devlet meselesi olMAmalıdır. Her mesleğin kötüsü olduğu gibi din konusunu da sui istimal edenler olacaktır. Evet, din adamı dininin gereklerini yerine getirmelidir, söylediğini önce kendi uygulamalıdır, memlekette aç gezinen bunca insan varken zevk ü safa içinde yüzmemelidir (her iki anlamda :)). Ama, sonuçta bu bir etik konusudur. Toplumsal yapımız itibarıyla etiğe, ahlaka çok fazla önem veriyoruz. Namus cinayetleri de bu düşünce tarzının bir sonucu. Ne kadar Beyaz hanımın dediği gibi ahlak kişiden kişiye değişebilen ve ne olduğu belli olmayan içi boş bir kavram olarak da düşünülse toplumumuzun etiğe, ahlaka fazlaca önem verdiği ortada. Darbeciler de en çok bu özelliği kullanıyorlar. Nitekim Aczmendilerin ve Kalkancı'nın balonu ahlak iğnesiyle patlatıldı. Yine bir hocanın gizli kamerayla taciz görüntüleri çekildiğini ve sonra adamın intihar ettiğini hatırlıyorum.
Ne var ki cübbeli hocada böyle bir durum söz konusu değil. Adamı suçladıkları şey bikinililer arasında dolaşması, denize girmesi vs. Bir de pahalı saat alması, villalarda oturması vs.
Bir kere şunu anlamamız lazım. Adam şeyh değil, Mahmud hocanın bir müridi. Ve vaiz. Yani bir cami hocasından farkı yok. Bu adam ticaret de yapabilir, para da kazanabilir, villada da oturabilir, plasma TV'si de olabilir. Ne mahzuru var ben bir türlü anlayamıyorum. Mesele kendi cemaatine vaaz ettiği şekilde yaşamaması, ikiyüzlülüğü vs. ise bu bir etik meselesidir. Cemaatiyle hoca arasındaki bir konudur. İrtica "hocaların anlattığı şekilde yaşamaması" olarak tanımlanıyorsa vay halimize. Yok irtica geriye dönüşü simgeleyen bir kavramsa bu konunun bu kavramla hiçbir ilgisi olmadığı ortada.

Yazan: blue Tarih: October 13, 2006 10:13 AM

Beyaz hanım ve kaneze hanım,

Olaylara kahvehanede pişpirik oynayan adamdan veya meyhanede Türkiye'yi kurtaran vatandaştan farklı bakmayabilirsiniz. Tercih meselesidir. Kollektif Türk kafası... Aynı düşünür, aynı söyleriz. Bizde bireysellik Avrupa'dan çok geride kaldığı için hep bir köşe yazarının, tv yorumcusunun, yazarın vs. düşüncesi doğrultusunda düşünmemiz kaçınılmazdır. Hele sakala, şalvara, sarığa alerjimiz varsa bu adamların taşlanacak şeytan ikonuna dönüşmesi mukadderdir. Haydi taşlayıp içimizdeki öfkeyi boşaltalım. Sallandıralım iki-üç tanesini Sultanahmed meydanında... Denetleyelim, baskı kuralım, tepelerine binelim, göz açtırmayalım... Bizden nasıl davranmamız isteniyorsa öyle davranalım. Yaşasın kollektif Türk zihni !
Orhan Pamuk hakkında ne düşünüyorsunuz? Tabi ki sattı memleketi, aldı nobeli... değil mi? Bilmem anlatabiliyor muyum?

Yazan: blue Tarih: October 13, 2006 10:26 AM

Din bezirganları, sahte hocalar, şeyhler devlet meselesi olMAmalıdır.

FBI nin davit kuresh in mailkanesi içindekilerle bir birlikte bombalaması hakkında ne konuşmuştuk ?

ben tabi ki o görüşte değilim; ama din ve vicdan hürriyeti açısından din diğer alanlardan daha fazla süistimale kapalı bir alndır.

alternatif tıp ta böyledir.
benim çocuğum kanser ve biri geliyor şunu yaparsan çocuğun iyleşir diyor ve şisesi 1000 lira olan ilacı ben satın alıyorum. Burada alan razı ,s atan razı olmuyor. Birisi hahsız yere para kazanıyor. Bu alnının teri ile para kazanan kişileri rencide eder. SONRA herkes ben enayi mimiyim demeye başlar.

şimdi ben kendi adıma konuşuyorum.
cuppeli hocanın yukarda dediğini yazdım.
diyor ki, benim evimimde özel villamda özel yüzme havuuzm var. Bunu şöyle açıklıyor. Doktor bana yüzmemi söyledi., sonra diyor ki, ben genel havuza giremem, denize giremem. Ama denize giriyormuş.

"Ele verir talkını kendi yutar salkımı "

bunu din adamı yapıyor. Bu sizi de tüm inanları da rencide etmeli.

her meselğin içinde iyisi de kötüsü de olur, ne demek ?

bu cümleyi hiç anlamadım.

hiç bir meslek kötüsünü kaldırmaz., burada ne palzma tv ne özel hayat yargılanıyor.
ne bir hanımla görüntüsü yargılanıyor. Ama alemanin kıznı beş yaşında cendere soktururken kendi kızına bunu yapmaması iyi mi, kötü mü ?

bir baba olarak iyi, baba elbette çocuğu da kendi yaşadığı nimetleri yaşasın ister,ama o beş yaşınd acendereye sokturduğu kız bir gün ona benim suçum neydi diye sormayacak mı ?

yaptığı bir din adamı olarak salkımı yutmak anlamına geliyor.

Burada doktor hastasına sigara içme dedi, gitti sigara içti gibi bir durum yok., çünkü doktor sigara içmediği için saygınlık kazanarak para kazanmıyor., hafife almayın bunları.

eğer bir bekri mustafa din adamı olsun, eyvallah.
çünkü bize doğruluk ve içetenlik gerekiyor.
ben kendi adıma riyadan bıktım.

ben sordum blue ? bu sayfada çok önceleri sordum.
nerden bileceğiz diye ?
bilmiyoruz , o vazı dinlerken hocanın o sahillerde mi olduğunu bilen yoktu. o halde uzak durmak., kim sızdı kime, kim kimin aleti ?
hepsinden ve herkesten uzak durmak.
bu ortam iyiyi barındırmaz.
vakit uzak durmak devridir.

kadın erkek camide birarada hiç namaz kılmak istemem, uzak dururum.
mücdale etmem birşey için.
çünkü bil-mi-yorum,

ben kendinden feragat etmeyi bir türlü iran ile ilgili sayfada anlatamamıştım.,

kendinden feragat etmek budur.



Yazan: KaNeZe Tarih: October 13, 2006 12:12 PM

Tesekkurler KaNeZe Hanim. Sonunda biri cikip, durust ve samimi bir yorumda bulunabildi. Kendini bir cepheye kaydettirip, deli gomlekleri giymek toplumumuzda yaygin bir problem, sizin bu problemin semptomlarini sergilemediginizi gormek guzel.

Fatih Bey, Cuppeli meselesini iki yonden elestiriyorum.

1. Bu cemiyet liderinin davranislarinin bir vatandasimizin kanunsuz yere linc edilmesine sebep olmasi. Bu linc olayini gerceklestirenler canidir, hic tanimlama veya arastirma yapmaya gerek yok. Siz ne curetle, cikip bir tarikat veya bir inanisin degerleri adina gidip bir kisinin canina kiyiyorsunuz? Burasi, bir hukuk devleti ve bu isi gerceklestiren kisiler en agir sekilde ceza gormelidir. Inanislarimiz yuzunden birbirimize, zarar vermeye kalkarsak bu isin sonu gelmez, gelmiyor da zaten.

2. Cuppelinin davranislarinda samimiyetsiz olup, kendisine inanan kisileri kandirmasi. Ben icabinda jet-ski'ye de binen, Alp daglarinda kayak da yapan, bikinili kizlarla da yuzen bir hocayim, benim yasam felsefem budur desin, kursun tarikatini yasasin, kimseyi de baska insanlari oldurmeye azmettirmesin, benim boyle bir seyle bir problemim olmaz.

Simdi, hepiniz, ayni cephenin uyesi, ayni yolun yolcususunuz ya, giydiniz deli gomleklerinizi, Cuppeli meselesini kinarken timsah gozyaslari akitiyor, bir yandan da Islamaga cemiyetini savunuyorsunuz hafiften hafiften. Hicbiriniz, KaNeZe Hanim'in gosterdigi samimiyeti gosteremediniz ya, yeniden ve yineden yaziklar olsun. Benim gorusume gore, bu tavirlariniz sonucu kaybeden gene savundugunuz inanc ve degerler sistemi oluyor. Sen Cuppeli meselesi gibi bir meseleyi kinama, bikini giydigi icin tartaklanan kizimizi adeta suclu durumuna dusurecek yorumlarda bulun, ondan sonra, ben soyle edep, adap, gorgu ve inanc sahibiyim, ve ayrica da cogulcu demokratim diye ortalarda kasil.

Tekrar ediyorum, kadinlarin camilerde erkeklerle basortusuz namaz kilabilecegi yonundeki tespitim sizin dininizi degistirmeye yonelik bir caba degildir. Siz kendi inancinizi, ki anladigim kadariyla, spektrumda benim "ortodoks sunni musluman" ve hatta "otoriter sunni musluman" diye tanimlayacagim bir gruba tekabul ediyor, istediginiz gibi yasamakta serbestsiniz. Ben islamin, sizin yorumunuzdan farkli yorumlarinin da olabilecegini ve bu kisilerin de, ibadethanelerde kendi yorumlari dogrultusunda rituellerde bulunabilecegini soyledim. Buna ornek olarak da Alevileri verdik yukaridaki yazilari okuduysaniz, Kuran-i Kerim'in batini yorumlarinin mumkunlugunden ve orneklerinden bahsettik, ve dinde ve ibadette kadinin daha esit bir sekilde konumlandirilmasi icin olusan toplumsal talebi inceledik. Bunlarin hepsi, dinin, daha ozgur ve samimi bir sekilde yasanmasi, cagdas dunyadaki modern insanin hayatina Tanri olgusunun daha cok islemesi icin ortaya konulan gorusler. Kimsenin dinini ve inancini degistirmeye yonelik gorusler degil.

Ben diyanet isleri diye bir kuruma, devlet eliyle din hizmeti verilmesine, imamlara maas baglanmasina, imam-hatiplerin devlet okulu olmasina, zorunlu din derslerine, nufus cuzdanlarinda din ibaresinin yazili olmasina, kurban derilerinin devlet otoritelerince toplatilmasina, gayri muslumlerin ulkemizde din adami yetistirmesi konusundaki baskilara, gayri muslumlerin vakif varliklarina devletin el koymasina, alevi vatandaslarimizin cem evlerine ibadethane statusu taninmamasina, milli egitim okullarinda cocuklara zorla kutlu bayram haftasi kutlatilmasina, ve insanlarin dini inancina mudahale eden her tur devlet politikasina karsiyim. Peki ya siz??? Sizin gozunuzde birisi ciksa, bu duzenlemeleri savunsa laikci oxymoron, benim gibi ben bunlara karsiyim dese muslumanligi kafa kagidindaki bes harfle sinirli ozgurlukcu oxymoron. Pek ya siz kimsiniz?

Kadinlarin ve erkeklerin bir arada namaz kildigi camilerin giderlerini siz degil, bu sekilde ibadet etmeyi tercih eden insanlar karsilayacak. Bu camilerin din gorevlileri de ona gore bayan ve erkekler arasindan secilecek. Ibadet de o camilerde ibadet eden kisilerin anadilinde gerceklesecek. Sizden tek istedigimiz, eger mumkunse bu sekilde ibadet eden kisileri de Sivas'ta oldugu gibi yakmamaniz, Islamaga'da oldugu gibi linc etmemeniz. Acaba bunu basarabilir misiniz? Su anda, (iddialarin aksine) aralarinda sahsimin da bulundugu Turk vatandaslari, sizin dini ihtiyaclarinizi karsilamak icin vergi oduyor. Bu vergileri odemek bizim secimimiz degil, bunu da bilmenizi isterim.

Sizin kurban derisi edebiyatiniz da bu vergilerin yaninda findik fistik gibi kaliyor, o nedenle de cok komik duruma dusuyorsunuz. Ayrica, o kurbanlari hijyenik sartlari dikkate almayarak kestiginiz icin hepimizin sagligini tehlikeye atiyorsunuz. Ve cocuklarimiz, kurban bayramlarinda, hayvanlarin sokaklarda ve apartman arkalarinda oyle acimasiz bir sekilde katledilisini izledikce bu durumdan psikolojik olarak zarar goruyor.

Ertugrul Ozkok benim Pir'im degil. Goruslerinde katildigim ve katilmadigim kisimlar var. Ama siz ister begenin ister begenmeyin, Ertugrul Ozkok, Hurriyet, Milliyet gibi gazeteler bu ulkede merkezi temsil ediyor. Siz, siyasi spektrumda kendinizi konumlandirdiginiz yer itibariyla bu yazarlarin yorumlarina bu kadar sert tepki gosteriyorsunuz, ama toplumun cogunlugu bu gorusleri paylasiyor.

Yazan: Beyaz Tarih: October 13, 2006 07:33 PM

Ozel kisilere Ifira atmak fikir hurriyetimidir? Peki bu ozel blogda fikir hurriyeti iddia edilebilirmi?

Bu blogda yazdigim bazi yorumlardaki bazi asagilayici ifadeler, blog sahibi ve moderator(ler?)u rahatsiz etmis olabilir, cogunlukla hakli olarak.

Bu Ahmet Hoca vakasina ve buna benze pek cok ozel insana yonelik iftira yolu ile linc yapilmasi uzerine kan beynime sicramasinin ozel sebepleri de va benim icin.

Burada derin bir deger yagilari analizi yapmak degil niyetim. Bir zaman burada kendisi ile cogu zaman zit dustugumuz bir yorumcu benim bir diger yorumcu icin kulladigim "cahil" ifadesi ile ilgili olarak "benim kitabimda cahile cahil demek hakaret degildir" demis idi.

Gelmek istedigim nokta bu "yorum kurallarinin" degismesini teklif etmekte degil. Sadece "saldirgan" veya "hakaret iceren tavir" analizini yaparken Batili'larin sahte sembolik kriterlerine benzer kriterler degil gercek ahlaki olcutler kullanilmasi. Or: ABD'de gunduz ailelerin seyrettigi realty Tv programlarinda her turlu pornografik goruntuyu gorebilirsiniz, fakat vucutlarin belirli noktalainda mavi nokta konularak, veya optik bulaniklatima ile hersey "tertemiz" yaplmistir.

Burada da "siz" kullanmak veya belirli kelimelerden kacinmakla gercekten kisisel, hakaret, asagilama, gayri-ahlaki soylemlerden kacinmismi oluyoruz? Sanmiyorum. Demek istedigim ne blog sahibi, ne moderaorler ne bizler "ofansif kelime dedektoru" veya programi degil degerleri, duygulari olan, akilli tahklller yapabilen gercek insanlariz.

Bir ornek daha musadenizle: Turkcemizde erkek escinsel icin bir kelime vardir "i" ile baslayan, garimesru cocuk icin de vardir "p" ile baslayan; ki ayni kelime diger manasi ile bir roman isminde de gemistir. Bu kelimeler Turkcedir, hiyar kelimesinin "salatalik"in Turkcesi oldugu kadar. Kelimeler ancak mesnetsiz yersiz kullanildiginda hakaret olabilir. Bakin ben TC Cumhurbaskani Ahmet Necdet Sezer'in demokrasi, insan haklari, laiklik konusunda ya KARA CAHIL oldugunu ya da dogruyu bildig halde fasizan, Stalinist dusunceleri demokrasi, laiklik geregi olarak yutturmaya calistigini soyluyorum. Bu tavrimn uygunlugu veya uygunsuzlugu sadece yazi icinde gecen kelime analizi ile degil, ancak muhtevanin nesnel analizi ile belirlenebilir. Yani iddialarim dogru ise hakaret vardir denilemez.

Ayni sekilde ben burada bir yorumcu icin " bu kisi $u, $u , ve $u isimlerle farkli kisilermis gibi tekrar tekrar ortaya cikiyor, bazen $uyum diyor bazen farkli birsey, OZEL KISILER (SADECE POITIKA ILE UGRASANLAR DEGIL DIN ADAMLARi, Denize Giden HasEMALI HANIM vs) Hakkinda Iftiralar atiyor, LINC medyasinin urettiklerine kendi aktif hayal gucunu de katarak" dedigimde OTOMATIKMAN bu sahsa hakaret olarakmi telakki edilmelidir bu yoksa bu karar oylediklerimin dogrulugu yanlisligi tahlil sonundami verilebilir ancak?

Mesela bu bayan bana simdiye kadar "sen neden bahsediyorsun, ben o dedigin isimlerin ne oldugunu bilmiyorum" dedimi? Demedi ise simdi bana o'nun kullandigin idda ettigim isimlerin hicbirinin kendisine ait oldugunu gosterecekmi?

Cevap hayir ise kullandigim "sahtekar" kelimesi objktif bir tesbitmidir hakaretmidir? aslinda ayni veya farkli kisiler olmasi benim veya diger okuyucular icin nemli degil, sadece farkl yorumlarin aynio sahistan geldigi bilinndiginde bir zihinsel portre olustrup, muhtabi tanimak, ona gore karsi fikir uretmek tartismanin selameti acisindan da yararlidir. Burada bu mutiple personality dosorder' sadece ornek olarak kullandim, beluirli tasviflerin "hakaret" mi nesnelmi oldugu noktasi uzerine.

Dikkatinizi cekerim hemen hicbir sozcuk "intrinsic" (kontekstten, dis faktorlerden bagimsiz)olarak hakaret veya iltifat ifade etmez. Ancak kontekst, kullanicinin niyetini sorgulama bunu belirler.
HULAGU ismini ben seytanla ozdesletiremezsem, hicbir insan ismi icin bu yapilmaz, Hitler, Marquie de Sade dahil.

Neyse uzattim, saniyorum anlasildi meramim. Bakin Ahmmet Unlu Hoca ehl-i takva, nurlu bir zat-i muhterem. Adamin gunahi yanina yerlestirilmis bir paparazzi, parazit, ahlak yoksununa guvenerek onun denize girme davetini kabul etmesi. Simdi burada SIKCA bikini ile deniz girmeden, sellulitten bilme neden bahsetmeyi seven ANONIM BIR BAYAN, AHMET HOCA ISMINDE GAYET MUTEVAZI BIR MUNZEVI HAYATI YASAYAN, OZEL BIR INSAN ICIN YURTULEN LINC KAMPANYASINI BURAYA TASIMASINDA YORUM KURALI IHLALINDEN DAHA BUYUK BIR ENTELLEKTUEL NAMUS, EVRENSEL AHLAK IHLALI YOKMUDUR?

Ahmwet Unlu 40 yas civarinda 30 yildir camlerde vaaz veren bir vaiz, Islam alimi ve kendi deyimi ile "talebe" dir. Sanayici bir babanin cocugu olmasina ragmen kendisine ne yat ne ka kalmistir ve kayinbabasina ait bir evde ourmaktadir esi ve cocuklari ile. Adami politikaci, unlu, celebrity, falan degildirki PR kullansin. Ici dis bir, ihlasli kendin Allah yoluna adamis br muslumandir. Ergnlik hayainda bir iki defa denze gird ise aman "paparazzi vardir burda, Tahiti'ye gidelm" demek felan aklina gelmez. Zaten o resimleri ceken ve Unlu'den menfaat cani tikandigi icin, yuklu para karsiligi Aydin Dogan ve diger "arastirmaci basina" satarak gecim saglayan sahis ta Hoca'yi zorla "parasini kendi cebinden vererek" tatile goturen sahistir. Ben Matlta'ya gitmedim ama duydugum kadari ile Antalya veya Bodrum'a gitmekten dah ucuz olabiliyormus.

Gayem Unlu Hoca'yi da mudafa etmek degil, Sadede geleyim: Burada bir iki yorumcu her gun bircok ozel insanlar hakkinda MESNETSIZ IFTIRALAR ATIYORLAR HERGUN. "belirli kelimeler" bulunmamasi (ki o da dahi dogru degildir, e.g, Colasan kelimesinin gecmesi, yaziilarinin "incorporation by reference" yapilmasi kanimca kufurdur) , "siz" zamirinin kullanilmasi biraz yuzeysel bi degerlendirme kriterleri seti degilmi?


Woody allen bir filminde tipik hinzir mizah uslubu ile "siz dolandirici, zimmetci, arkadan bicaklayan, somurucu birisiniz (biraz dogaclama yaptim) ; "and I say it with all due respect (ve bunu en derin saygimla ifade ediyorum) diyordu.

En derin saygilarimla

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 14, 2006 12:44 AM

Blogu uzun suredir takip eden bir kisi olarak bir saptamada bulunmak istiyorum.

Yorumcularin bu bloga rumuz kullanarak yorum yapmalarinda, kullandiklari rumuzlari degistirmelerinde veya ayni anda farkli rumuzlarla yorum yapmalarinda blog kurallarina aykiri bir durum yoktur. Burada yorum yazan ve okuyan kisiler de bu durumun bilincinde oldugu icin ortada ahlaka aykiri bir durum da yoktur. Pek cok internet blogundaki sistem budur, begenmeyen kendi blogunda daha degisik kurallar uygular. Ancak bu tur kurallar hem blogdaki fikir ozgurlugunu ciddi olarak kisitlayacaktir, hem de internet ortaminda bu tur denetimlerin yapilabilmesi teknik acidan zordur.

Ote yandan, yorumcularin, yorumlarinda diger yorumculara hakaret etmeleri, veya asagilayici ve kufurlu ifadeler kullanmalari blog kurallarina aykiridir. Ve bu durumun kurallara aykiri oldugu gene bloga yazi yazan yorumculara veya blogu okuyan kisilere bildirilmistir.

Sistemin ve kurallarin yorumu oldukca aciktir. Normal bir zeka zeviyesi ve ortalama egitim duzeyindeki kisilerin kolayca idrek edebilecegi sekilde belirlenmistir.

En derin saygilarimla.

Hasan Fuat Akbulut

Yazan: hasan fuat akbulut Tarih: October 14, 2006 03:02 PM

Hasan Fuat Bey,

"Yorumcularin bu bloga rumuz kullanarak yorum yapmalarinda, kullandiklari rumuzlari degistirmelerinde veya ayni anda farkli rumuzlarla yorum yapmalarinda blog kurallarina aykiri bir durum yoktur." demişsiniz.

Evet, kurallar açısından bir aykırılık yoktur.

Peki ahlaken bu doğrumudur?

Bu bir sitenin yorum kuralları kılıfına uydurulmuş sahtekarlık değil midir? Bir insan bir siteye niçin farklı farklı nicklerle yazar? Bunun psikolojik ya da siyasal nedeni nedir? Hangi gerekçe daha kötüdür? Kötünün iyisi var mıdır?

Bir zahmet bana bunların izahını yapabilir misiniz?

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 15, 2006 04:00 AM

ben yazılan yazıdaki bir nike nadiren bakarım.
nikin sadece işlevsel anlamı vardır
Ynai takip eden bir fikir akışında ben "blue" ya cevap veriyorum anlamında kullanıyorum nikleri.

yani muhatabım aslında blue değildir, o fikir akılı içinde blue niki le yazan kişinin, sadece bu başılkta ileri sürdüğü görüşleridir.

burada fikire odaklanmak yerine kişiye odaklanan arkadaşlar, bu yüzden bir fikiri çürütmek yerine o niki çürütmek için uğraş verior, üstelik bir yığın ön yargıyı da fikir akışının içine sokuyorlar.

mesela ahmet hocayı eleştren birinin ilaki, haşemalı denize girmeyi eleştirmesi gerekmiyor.
ama ne yapıyor bu arkadaşlar, knz ahmet hocayı elştirdi ya demek bunu de eleştiriyor diyor, kendi zihnin yanlış çıkarımı gidip başka başlıkta kullanıyor.

her başlık yeni bir başlıktır. ben satır sonraında yazan niklerle hiç ilgilenmem.
fikir ne onu takip ederim.

yani kim söyledi değil ?
ne söyledi ?

şimdi bülent bey o kadar bulanık bir yazı yazmış ki, kime ne dediği belli değil.

beyaz hanım mı ? knz mi ? başka biri mi ?

birisi ahmet hocaya iftira atmış ?
kim atmış ? hangi sözle veya ilişki ile atmış o da belli değil.

sen ahmet hoca vaazda şunu dedi dedin, ama yaprığı başka çıkınca elştirdin.

ama doğrusu senin bildiğin gibi değil, o şöyleydi diye birşey dememiş.

bülent bey öyle bişey yazsa, belki bende demek doğrusu buymuş diyceğim.

yok öyle bişey.

kardeşim video bandında evinde özel, sadece şahsına ait yüzme havuzu olmasını cemate şöyle açılıyordu, doktor bana yüzmeyi art koştu. ben öyle kadınlarala bile değil, başka erkeklerin
olduğu yerde de yüzemem.

bunu dinledim. gözümle gördüm. uydurmuyorum.
nasıl iftra olur bu ? fotomontaj mı ? onu bilmem, siz söyleyin.

yani şimdi bu motomanj bir vaaz ise, onu deyin.
aksi halde bülent bey, iftira ediyorlar demeyin.

sonra bir de bakıyorsun, hoca heryerde denize giriyor.

şimdi burda eleştirilen , yani kendi adıma, bir hocanın denize girmesi değil.
ele veriri talkını kendi yer salkımı,
gibi bir durumun ortaya çıkmasıdır.

riya ve samimeyetsiz bulduğumu söyledim ( en ağır kullandığım kelime)

bu kişi o parayı vaaz kasetlerinden kazanıyor.
bir nevi seda sayan gibi.
içeriği boş kelimelerle kazanmamış mı ?

tüketicinin korunması hakkı var ama, malesef günümüzde kalitesiz olan ne varsa para kazanıyor.
haritada iğneyi salladığı yere seyahate gidiyor.
evet seda hanım bu parayı hakediyor mu ? sorusu kadar geçerli bir soru bu.

size ne seda hanımın kazandığı paradan diyorsanız, haklısınız. Bana ne ahmet hocanın kazandığı paradan.

kurnaz olan götürüyor,. günümüz gerçeği bu.

Yazan: KaNeZe Tarih: October 15, 2006 09:38 AM

KaNeZe Hanım,

Sizin nicklere bakmadığınız belli, zira Bekir Bey'in ismini üstüste "Bülent" şeklinde yazmışsınız.

Bundan daha da kötüsü siz tahminimce nickleri okumadığınız gibi yazılanları da okumuyorsunuz.

Bekir Bey'in eleştirdiği şeyin ne olduğuna dair zerre kadar fikriniz yok.

Geçelim.

Nick konusundaki düşüncelerişmi yukarıda yazdım.

İsteyen herkez değişik nickler kullanabilir; buna engel bir durum yok. Ben "bir kişi bunu niçin yapar?" sorusunun cevabını merak ediyorum.

Kendini kendini farklı isimler altında desteklemek için olabilir mi? Öyle görünüyor. Bunun sebebi ise iki şey olabilir.

Birinci sanal bir ortamda sanal bir kişiliğe sanal bir destek çıkmak ve dolayısı ile sanal bir ego tatminidir ki benim baktığım yerden ciddi bir psikolojik rahatsızlık eseridir.

İkincisi de değişik nicklerle savunduğu görüşü destekler tarzda yorumlar girmek suretiyle fikrinin taraftarı varmış ya da çokmuş intibaı vermektir; ki bu da açık bir sahtekarlıktır.

Sizce hangisi?

Not-1: İstirham ediyorum -eğer cevap verecekseniz, lütfen herzamanki üslubunuzla değil, benim de seviyeme inip anlayabileceğim bir üslubla yazınız.

Not-2: Cüppeli Hoca ile ilgili görüşlerimi de sitemde alıntı yaptığım iki yazı vasıtası ile yazdım. Yazım Cüppeli Hoca savunması olmadığı gibi esaslı ve hakkaniyetli bir eleştiri.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 15, 2006 12:45 PM

İkincisi de değişik nicklerle savunduğu görüşü destekler tarzda yorumlar girmek suretiyle fikrinin taraftarı varmış ya da çokmuş intibaı vermektir; ki bu da açık bir sahtekarlıktır

kontrol edemeyeceğim parametrelerle hiç. ilgilenmiyorum açıkçası.

bunun için burada şahısların çıkıp, ben şöyle namaz kılarım, böyle oruç tutarım şeklindeki ifadelerle fikirlerine saygınlık kazandırmaya çalışmalarına da hiç pirim vermedim.

ben kendimi bilirim.

beni bir blogtan çok kalabalık görüntüde birileri
uzaklaştırmaya çalışabilir, nik midir ? sahte midir ? yapılanlardan zere kadar etkilenmem.

çünkü fikir takip ediyorum.
bana haaa tamam derdirten yazara helal olsun.

zaman zaman nik hatası yaparım(sehven), yapınca da özür dilerim., ben gocunmam bundan.

fakat benim için yazan kim sorusundan ziyade, "ne ifade ediyor" sorusu önemlidir. onun için kimseni taraftarı da değilim. tek başınayım.

cuppeli hoca ile ilgili gündemimi günlerce meşgul etmeyi gerksiz buluyorum.

bekir bey yukarda, kime iftira ettiğini söylediğini anlamadım ? kim iftira etmiş cuppeliye ve nasıl ? bilmediğimiz birşey varsa bilelim. suta bey anlamdığını söylediğiniz yazıda, iki durum karşılaştırılıyor.

1- vaaz da ifadeler
2- vaazdaki ifadelerle çelişen görüntüler.

1 ve 2 arasında uyumu nasıl sağlayacağız ?

bir daha anlamadığınızı söylerseniz, ben bir daha ifade ederim. canınız sağolsun, baştan yazdırarak yapıtığınız eziyeti de unuturum.

samimi olark bunu öğrenmek isterim.iftira nerede ?


Yazan: knz Tarih: October 15, 2006 03:30 PM

KaNeZe Hanım,

Bekir Bey, salt Cübbeli Hoca'dan bahsetmiyor; bir zihniyetten bahsediyor. Cübbeli Hoca olayı güncel olan. Yani konu Cübbeli Hoca olayı değil, bu olay hakkında fikir serdeden bazı yorumcuların daha önce de defaatle çeşitli şekillerde münferit hadiseleri genelleştirerek müslümanlara iftira etme cihetine gidilmesi.

Şimdi yapılan da bu. İftira burada.

Eğer bu konunun ilk gündeme geldiği yorumu yukarıda bulursanız ne söylemek istediğim daha iyi anlaşılır.


Cübbeli Hoca'yı eleştirmek ayrı, bu olay üzerinden topyekün müslümanları "işte sizler böylesiniz" diye suçlamak çoook ayrı şeyler.Bu farkı ayırt etmenizi umuyorum. Siteme yazdığım yazıdan da anlaşılacağı gibi ben Cübbeli'yi savunmuyorum, aksine zaten eleştiriyorum. (Bir ve iki bence de uymuyor.) Ama yaptığı savunma sevenlerine mukni ve tutarlı gelebilir; herkesin kendi görüşüdür. Buna karışmaya kimin hakkı var?

Ayrıca Cübbeli'ye yapılan suçlamalar ile Cüppeli'nin savunmasını karşılaştırırsanız medyanın nasıl spesifik iftiralar, olağanüstü abartılar ve kasıtlı bilgi yanlışlıkları yaptığını görebilirsiniz. Medya bunu her sansasyonel olayda zaten yapıyor.
Karşı çıktığımız buradan hareketle herzamanki gibi abalıya yani müslümanlara vurulmak istenmesi.

Ve bunu medyada gündeme getirenlerin bu konuda (takva) en son konuşacak kişiler/kuruluşlar olmaları. Bu konuda müslümanlara saldıranların paçalarından -ikiyüzlülük başta olmak üzere- pislik akarken böyle bir şeye tevesssül etmeleri alçaklıklarının da ispatından başka birşey değil..

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 15, 2006 04:54 PM

Bu sayfa cüpelinin resimlerinden çok önce başlamıştı. ve biz blue ile bu mezuyu konuşuyorduk ?

nerden bileceğiz demiştim blue ^ya ?

neden herkes ve herşey birbirnden uzaklaşmalı görüşümü açıklamaya çalışıyordum.
çünkü bu olayda cüpeliye bakmam ben, ne de medya dolduruşuna bakarım.

ben o topluluğa bakıyorum.
o topluğunun, ister karşısana cüpeli otursun, isterse beş dil bileni otursun saygınlık dağıtma
biçimleri çarpık. Dinde gösterişe ve aşırılığa prim veriyorlar, kışkırtıcılığa prim veriyorlar, ağlamak ve vah etmek istiyorlar
,sürü psikolojisi ile hipnoz olma bağımlılıkları sergiliyorlar.

bu kumar gibi, içki gibi bir bağımlılıktır.

toplu halde bir yerden bir hıçırık kopar ya da en aşırı sözler söylenir,ortak öfke uyuşturucu gibi zihinleri kapalar. Cüppelinin kabahiti yok,
Arz ve talebe göre hareket eden bir oyuncu. Bunu
yaabilmesinin tek nedeni, vaaz yeteniğine sahip oluşudur. O yeteneği paraya çevirmesini biliyor.

savunmasında nasıl bir tutarlılık aradınız veya gördünüz ben bilmiyorum. Verdiğim bir tek örnek için ben bunu göremedim.,göremediğim bişey varsa, o örnek üzerinden gösterin.

evet, daha önce konuştuğumuz nasıl bileceğiz sorusunu yeniden gündeme getirdim. . Çünkü Bunu cüppeliyi de, daha önce ali kalkancıyı da herkes biliyordu ve siz de biliyordunuz. Ama mesla depremden sonra, özellikle orduya en aşırı lafları söylemesi, buna cesaret etmesi, efrafındaki kalabalık, kasetlerinin satış yapması topluluğu susturdu.

Bu külliyenin suyunun nerden geldiği belliiydi de, bu paranın toplu hipnozlardan gelmesine kimsenin aldırdığı yoktu.

Oralardan bir tek kişi, ama bir tek kişi dahi hipnoza karşı dayanıklı olsaydı, yine de güven verici bir ortam bulurdum.

hipnoz edici hiç bir ortama hiç bir şeklide karışmam.,

şuanda konuşmak çok kolay, eleştirmek kolay, çünkü ilk taşı medya atmış., ardında herkes konuşur ve sıraya girer. ilk taşı atanın( medya) masum olmaması zaten bildiğimiz birşey.

ama neden aranızdan masum birisi çıkmadı, halbuki atılacak taş hafif bir taştı.

peki başka ne riyalar var, bol para getiren, oy geitren, yol açan,belediyelerden geçinen ve saygınlık içinde gezinen ?

bunu demek istiyordum blue'ya, ben bilemem onun için uzak dur herkese, ve eğer iyiseniz hipnoz edici ortamlara girmeyin derim. naçizane tabi.


Yazan: knz Tarih: October 16, 2006 05:37 AM

Rumuz kullanmanin veya farkli rumuzlarla yorum yazmanin, neden ahlak kurallarina da aykiri olmadigini acikladim, tekrar acikliyorum. Burada yorum yazan ve okuyan kisiler, yorumcularin farkli rumuzlar kullanabilecegini biliyorlar.

Bir kisi bunu hangi nedenlerle yapar diye sormussunuz, bilemeyecegim. Kisiden kisiye degisebilir. Bir fikri rumuzdan bagimsiz olarak farkli perspektiflerden analiz etmek icin olabilir, kendisine kamuoyu yaratmak icin olabilir, bunu eglenceli bulabilir vs. vs. Dedigim gibi kisiden kisiye degisir, uzerinde dusunmeyi cok gerekli gormuyorum, sonucta bu blogun sistemi bu, buna gore hareket ediyoruz.

Ben de, KaNeZe hanim gibi dusunuyorum. Onemli olan yazidaki fikirdir. Interneti guzel yapan da bu zaten, "fikri" kisilerden ve durumlardan bagimsizlastirmasi.

Sizin dile getirdiginiz hassasiyetler, yazidaki fikir yerine yaziyi yazan yorumcunun kimliginin temsil ettigini dusundugunuz, siyasi cizgiye yonelik sempati veya dusmanliklardan kaynaklanan hassasiyetler daha cok. Bu hassasiyetlerin siyasi ve psikolojik kokenlerinin arastirilmasi bence daha yerinde bir caba olur.

Saygilarimla,

Hasan Fuat Akbulut

Yazan: Hasan Fuat Akbulut Tarih: October 16, 2006 01:03 PM

Knz Hanım,

Sizinle diyaloga "tekrar" giremem hataymış.

Başlangıçta yazılanları kasıtlı olarak çarpıtttığınızı düşünüyordum ama o zamandan beri birçok yazınızı okudum onun için fikrimi değiştirdim.

Siz bilerek çarpıtmyorsunuz sizin ciddi bir şekilde okuduğunuzu anlayamama probleminiz var.

Bakın ben yukarıda ne yazmıştım:

"Siteme yazdığım yazıdan da anlaşılacağı gibi ben Cübbeli'yi savunmuyorum, aksine zaten eleştiriyorum. (Bir ve iki bence de uymuyor.) Ama yaptığı savunma sevenlerine mukni ve tutarlı gelebilir; herkesin kendi görüşüdür. Buna karışmaya kimin hakkı var?"

Sizin buna karşılık yazdığınız kısım ise şu:

"savunmasında nasıl bir tutarlılık aradınız veya gördünüz ben bilmiyorum. Verdiğim bir tek örnek için ben bunu göremedim.,göremediğim bişey varsa, o örnek üzerinden gösterin."

Ne alakası var? Ben "eleştiriyorum, numaralandırarak örneklediğiniz husular (bir ve iki) bana göre de uymuyor" diyorum siz "savunmasında nasıl bir tutarlılık aradınız veya gördünüz" diyorsunuz. Ben sevenlerine belki tutarlı gelebilşir diyorum; bana tutarlı geldi demiyorum.

Ne denir bu durumda bilmiyorum yani; pes mi?

Hadi bunu anlayamadınız diyelim. Zahmet edip linkini verdiğim yazımı ve altına eklenen yorumları okusaydınız belki durduğum yeri belki görebilirdiniz.

Neyse; geçelim.

Bir de şu yanlışlık yapılıyor. Cüppeli cemaatin lideri şeyhi vs.vs. si değil. Çeşitli vaazları ile sivrilmiş bir üyesi. Yani intisap edilen bir mürşit değil. Bu fark size önemsiz gelebilir ama tasavvufî yönden bu fark çok önemlidir; sonuçta cüppeli de cemaatin mürşidine intisap etmiş bir müriddir.

İkinci olarak cemaate yönelik eleştirlerde bulunmuşsuuz. Elbette böyle düşünebilirsiniz. Fakat şunu atlamadan: Sizin nasıl bir cemaate girmek ya da girmemek konusunda özgürseniz ve tercihinizi "girmemek" yönünde kullanıyorsanız, aynı şekilde tercihini tam aksi yönde kullananlar da bulunabilir.

Keşke burada İsmailağa cemaatine mensup birisi olsa idi de kendisinin tercih nedenini anlatsaydı.

Bu tercihe ben-siz veya başka üçüncü şahıslar yani hiçkimse karışamaz. Ben bunu söylemeye çalışıyorum. Eleştirebiliriz eleştiriyoruz da zaten; veya uzak durabiliriz ama nihayetinde herkes bireysel tercihlerinde özgürdür.

Bütün bunları özgürlükler noktasında değerlendirmezsek çıkmaz sokakta kalırız.

Bırakın -zorla dayatmaya kalkmadığı müddetçe- isteyen istediği yaşam biçimini tercih etsin. Kime ne?


Not: İsmini duyunca sizin ve Ertuğrul Özkök'ün tüylerinizin diken diken olduğunu tahmin ettiğim Prof.Atilla Yayla'nın kısa bir videosuna rastladım geçen gün. Bir TV programında dört tane "laikçi" zihniyete sahip akademisyene "özgürlük" üzerine ders veriyordu. Onu ekledim bloga. Arzu ederseniz bu dersten bilabedel sizde yararlanabilirsiniz:

http://gelenek.wordpress.com/2006/10/16/atilla-yayladan-ozgurluk-dersi/

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 16, 2006 01:44 PM

Hasan Bey,

"Rumuz kullanmanin veya farkli rumuzlarla yorum yazmanin, neden ahlak kurallarina da aykiri olmadigini acikladim" demişsiniz; hayır açıklamadınız. Siz "YORUM KURALLARINA" aykırı olmadığını açıkladınız. Buna itiraz ettiğimi de söylemedim.

"Bu ahlak yoksunu duruma neden tevessül eder" soruma ise "Bir kisi bunu hangi nedenlerle yapar diye sormussunuz, bilemeyecegim. Kisiden kisiye degisebilir." demişsiniz.

Ve ardından eklemişsiniz: "Bir fikri rumuzdan bagimsiz olarak farkli perspektiflerden analiz etmek icin olabilir, "

Nasıl bir bağımsız perspektif? Fikri tartışır ya da tartıştırırken kendi kendini mi kandırmış olacak; bizi mi? -mealen- Bir fikir varsa ortada rumuzun ne önemi var diyen siz değil misiniz? Madem öyle; bir fikre sahip; farklı farklı rumuzlara ne gerek var? Bu hangi açıdan baklırsa bakılsın yukarıda saydığım şıklardan birine giriyor. Ya kişilik bölünmesi yani hastalıklı bir durum; ya da sahtekarlık.

Devam etmişsiniz:

"kendisine kamuoyu yaratmak icin olabilir"

Olmayan sanal kişilikler üzerinden kendisine kamuoyu yaratacak öyle mi? Fikrinin altını dolduramadığı için taraftarını fazla gösterecek ve bu yöntemle kamuoyu arttıracak ve kakafoni ile karşı tarafı bastırmaya çalışacak. Ve bu da benim yukarıda belirttiğim şıklardan "sahtekarlığa" girmeyecek öyle mi? Çok ilginç.

Devam etmişsiniz.: "bunu eglenceli bulabilir vs. vs. "

Bakın bunu hiç düşünmemiştim. Tabi biz burada soytarılık yapıyoruz ama fikir tartışması yaptığımızı zannediyoruz.

Eğlenmek isteyenin burada ne işi var? Bir mizah forumuna ya da chat odasına gitsin yani; burada ne arıyor? Burada yazan herkes işinde gücünde olan eğitimli donanımlı insanlar. Burada soytarılık denemesi yapacağına kendini yetiştirsin de tartışmalara katılacağı altyapıya kavuşsun. Değil mi yani?

Kısaca siz cevap falan vermediniz; son yazınızla da benim cevabımı teyid etmiş oldunuz Hasan Bey.

"Uzerinde dusunmeyi cok gerekli gormuyorum" demişsiniz, ben de görmüyorum. Hangi rumuzla kaç kişilikle gelirse gelsin biz tartışmalara katılmaktan çekinmiyoruz zaten. Bundan şikayet de etmiyoruz. Bir olgudan bahsediyoruz sadece ve bunun olası nedenlerinden. Bunu kafaya taktığımızdan değil.. Çeşitli başlıklar altında bunun tezahürlerini görebilirsiniz.

Önemli olan elbette fikirdir. Biz de bunu söylüyoruz. Burada tartışma sırasında ortaya çıkan durumlardan bahsediyoruz.

Eğer bir konu üzerinde uzun soluklu bir tartışma yürütenlerden bir taraf, ikide bir değişik değişik rumuzlarla kendi kendisinin nick'ini kasdederek "xxx.ye katılıyorum, çok doğru şeyler söylüyor" diye araya giriyor; o da yetmiyor hemen hemen aynı cümlelerle aynı argümanları tekrar ediyorsa ve siz bunda bir ahlakî omurgasızlık görmüyorsanız, genişliğinize şaşırırım ama yine de fikrinize saygı duyarım.

Bilmem anlatabildim mi?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 16, 2006 02:14 PM

Hasan Fuat Bey,

Bakiyorum siz de ahlak dersleri furyasindan nasibinizi aliyorsunuz. Bir alemdir bu ahlak dersi ogretmenleri, kendi eslerini tesettur altina sokup, plajlarda selulitsiz bikinili kizlari izlemekten hoslandiklarini itiraf ederler, ama ondan sonra da baskalarinin ahlakini yargilamaktan hic mi hic geri kalmazlar.

"Bir fikri rumuzdan bagimsiz olarak farkli perspektiflerden analiz etmek" konusunda soylediklerinizi anliyorum. Dile getirdiginiz seyi herkes yapamaz, dar bir perspektife sahip olan kisiler hic yapamazlar ve anlayamaz da. Universitede iken bir ara munazara klubundeydim. Bir munazaraya cikmadan once, Pro- veya Con- hangi gorusu savunacagimiz kura ile belirlenirdi. Her tartismaya iki farkli gorusu de savunacak sekilde hazirlanmamiz gerekirdi, isin keyifli yani da buydu zaten.

Farkli rumuzlarda yazi yazarak eglenmek ciddi bir siteye yakisir mi, yakismaz mi? Iyi mizah her yere yakisir, en korkunc gorus ayriliklarini yumusatip, bizi insan yapan yanlarimizi ortaya cikaran bir olgudur mizah. Psikolojik incelemesi yapilmasi gerekse, insanlarin sik sik kullandigi bir savunma mekanizmasidir. Ornegin, ben, bu sitede yapilan yorumlarin bazilarini, bazen o kadar aykiri buluyorum, ve dunyada boyle yorumlar yapabilen mentalitede insanlarin olmasi beni o kadar uzuyor ki, bununla ancak eglenerek basa cikabiliyorum. Mizahi da anlayabilmek icin hayata genis bakmak gerekir.

Yorumlarla kamuoyu yaratilmasi, bu blogda cok sik rastlanan bir olgu degil. Karsilasilsa bile, bu tur, "katiliyorum", "katilmiyorum" gibi kamuoyu yaratmaya yonelik yorumlarin, ben, daha cok muhalif gorus bildiren yorumculara karsi yapildigini goruyorum. Gene de bizler, casus gibi, bu yorumu kim yapmis, su yorumu kim yapmis diye bir fisleme cabasi icinde degiliz. Sizin de soylediginiz gibi, blogun kurallari budur, sistem budur diyoruz, yol uzerindeki cakil taslarini "saat tikirtilari" kumesine dahil ederek, fikir uzerine yogunlasmaya calisiyoruz.

Beyaz.

Yazan: Beyaz Tarih: October 16, 2006 10:35 PM

Siteme yazdığım yazıdan da anlaşılacağı gibi ben Cübbeli'yi savunmuyorum, aksine zaten eleştiriyorum. (Bir ve iki bence de uymuyor.) Ama yaptığı savunma sevenlerine mukni ve tutarlı gelebilir; herkesin kendi görüşüdür. Buna karışmaya kimin hakkı var?"

15 gün önce o ortama bakıp cüppeliyi eleştiriyor muydunuz ? kendi kendinize bunu düşünün.

benim sorum da zaten buradan odaklanıyor.
nerden bieceğiz ?

diğer husus, insanları anlamaya çalışın.
doğruyu savunmak bir peygamber sünnetidir.
nasıl olur da doğruyu savunmak konusunda bu kadar kayıtsız kalabiliyorsunuz ?

ben anlamaya çalışıyorum, yani sizin dediğiniz gibi, sevenlerine o yapılan savunma nasıl mukni ve tutarlı gelebiliyor ?

çünkü bunu söyleyen sizsiniz. o halde bu durumda yapılan bir açıklamaın insanlara nasıl tutarlı geleceği hakkında bilginiz de vardır diye düşünüyorum.

bakın, "kim" sorusu sormuyorum yine, "nasıl" diye soruyorum.

siz bana "ben" değilim diyorsunuz.

ama soru o değil ki;ben bu nasıl oluyor bu diye soruyorum., bilen varsa söylesin diyorum.

yan, diyojen misali burada insan arıyorum.
bence siz o kadar özgürlükçü de değilsiniz.
halkımız ağaçlara çaput bağladığı zaman öfkeleniyorsunuz.,cahillik bunlar diyor musunuz mesala ? Bunlar eski putprestlikir diyor musunuz ? yoksa çaputları sökmeye mi istiyorsunuz ?

ağaca çaput bağlamak özgürlük değil mi ?

o kişi, ağaca çaput bağlayınca çocuğunun iyleşeceğine inanıyor., hem kimseye zararı da yok. bedavadan
para kazanıp, orda burda savurmuyor., alt tarafı bir bez parçası kullanıyor.

gerçekten ağaca çaput bağlayan halkımız için düşünceniz ne ? bana dokunmuyorlar mesela.,

meraktan soruyorum., zor anlıyor olablirim.
sabırınızı taşırmak gibi amacım yok.

tamam burada şunu diyen oldu mu ?
Gidip tarikatı kapatmaylım, iyi tamam.
ben sayfayı çok iyi takip edememiş olablirim.
ama ben öyle bir şey demedim.

nerden bileceğiz sorusunun peşindeydim.

ama şunu yap-ma-yayım. bu cemaate çok insan var. hepsi de hipnoz olmuş.
bunların vergisine falan uğraşmayalım, teşvik edelim, iyisine kötüsüne aldırmayalım. kafa sayısı nasılsa bir gün işimize yarar, diye mi bakalım ?

bilmiyorum anlatabildim mi ?
bir çok kişi bu haberlere rakibin yumuşak karnı olarak atlıyor olablir. fakat eleştiriden eleştirye fark vardır, aşırı geneleleşitrmye
gitmeyin bence.

suat bey,

diğer husuta sanal ortamın koşulları bizleri ister istemez niceliğe değil, nitelik arayışına zorlayacaktır.
iyi birşey bu. Şöyle uzlaşmak mümkün; çok isim kullanmak pratik olarak, teknik olarak zaten engelenemez.

Yazan: knz Tarih: October 17, 2006 03:32 AM

Beyaz Hanım,

"Bir alemdir bu ahlak dersi ogretmenleri, kendi eslerini tesettur altina sokup, plajlarda selulitsiz bikinili kizlari izlemekten hoslandiklarini itiraf ederler, ama ondan sonra da baskalarinin ahlakini yargilamaktan hic mi hic geri kalmazlar. "


Önce şunu söyleyeyim. Bir. Ahlak dersi öğretmeni değilim. Kimsenin ahlakını da yargılamıyorum; mevcut bir durumun fotoğrafını çekiyorum. Yarası olan varsa gocunur ki görüldüğü gibi gocunuyorda zaten. Ve herkesin duruşu da kendisini ilgilendirir. Argümanlara itirazınız varsa yine argümanlarla cevap verin; -sizin deyişinizle- hop hop, zıp zıp yaparak, sızlanarak değil.

İki. Yazdıklarınızı gözünüz görsün; ne demek "kendi ailesini tesettür"e sokmak? Sosyoloji eğitimi almış eşime ithaf ettiğiniz bu çirkin edilgenlik yaftasını aşağılık bir iftira olarak kabul ediyorum. Bu ne terbiyesizlik? Nereden biliyorsunuz eşimin kendi tercihi ile tesettürlü olmadığını? Nereden biliyorsunuz onu benim tesettür altına soktuğumu?

Bu aslında zihinsel çarpıklığınızın da göstergesi. Size göre tesettürlü bütün bayanlar edilgendir. "Ya aile, eş baskısı ile başını örter, ya da siyasal amaçla örter" öyle değil mi? Yazıklar olsun.

Bu terbiyesizliğinizden dolayı özür dilemenizi beklemiyorum; özür size yakışan bir şey değil çünkü, ama bu terbiysizliği tekrarlamanız durumunda çok daha sert tepki vereceğimden hiç kuşkunuz olmasın.

Üç. Şimdi başlığı bulamadım ama ben "bikini kızlara bakmaktan hoşlanıyorum" falan demedim. Lafımı çarpıtmayın. Ben ne dediğimi iyi biliyorum. Bikini tartışması yaparken "ben mecbur muyum selülitli bedenler seyretmeye; güzel olsalar neyse" mealindeki o sözlerimi şaka olarak söyledim. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. İkide bir şaka olarak söylediğim besbelli olan bir sözümü tekrarlayıp duruyorsunuz. Belli ki sizin "ciddi" olarak söylediğiniz "felsefi açıdan tutarlı olmak kaygım yok" cümlenizi sık sık kullanmama nazire yapmaya çalışıyorsunuz. Ama olmuyor işte, mızrak çuvala sığmıyor. Benim söylediğim söz ciddi bile olsa benim veya sağlıklı bir erkeğin spesifik zaafıdır ve ben bu zaafı -biran için o sözleri ciddi olarak söylediğimi varsayarak- kabul etmekten hiç yüksünmem ama sizin söylediğiniz bir hayat tasavvurunun endazesidir ki bir ömür boyu tutarsızlıkla yaşamayı ilke edindiğinizin de göstergesidir.Aradaki farkı ayırd edecek kadar kafanız çalışıyorsa üzerinde bir düşünün derim.

Sizinki gibi, çeşitli başlıklarda hem emperyalizmden şikayet edip hem de aynı yöntemleri izlememizi salık veren omurgasız duruşlar varken ahlak yoksunluğu örnekleri vermek için fazla uzağa gitmeye gerek yok.


Takmayın kafanıza bunlar da saat tıkırtısı..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 17, 2006 08:25 AM

Knz Hanım,

"15 gün önce o ortama bakıp cüppeliyi eleştiriyor muydunuz ? kendi kendinize bunu düşünün."

Elbette eleştirmiyordum.Yapmayın Knz hanım ben müneccim miyim? Cüppeli dedektörü müyüm? Nereden bileyim 15 gün önce Cüppelinin nerede nasıl yaşadığını ? O zaman bilseydim o zaman eleştirirdim. Hayatımda ne Cüppeli vaazı -medyaya yansıyan kısımlar hariç- dinledim, ne de Çarşamba'ya gittim.

Buradaki birçok kişi de böyledir eminim. Bunu 15 gün önce eleştirmedik diye suçlu mu oluyoruz?

Eğer cemaatin içinde olsaydım ve bilseydim elbet eleştirirdim. Bilip de eleştirmeyenler varsa da bu onların sorunudur.

Siz anladığım kadarı ile "işte bilmediğiniz için eleştiremediniz; bunu bilmenin ve bulup çıkartmanın bir yolu olmalı" diyorsunuz?

Ben bu soru ile "eğitim, doğru bilgi edinimi ve paylaşımı" dışında ilgilenmiyorum, çünkü haddi aşıyor. Rastgeldiğim zaman çok sert eleştirim, bu tavrın yanlış olduğunu gösterir doğru olduğuna inandığımı anlatırım ama o kadar. Ötesi yok. Baskı yapmak ve bir hafiye gibi insanların hayatları didik didik etmek yok.

İnsanlar para mı veriyormuş? Vermesin kardeşim; gözü nereye bakıyor? Parayı verdiği yeri iyi araştırsın. Doğru yerde harcanıp harcanmadığını denetlesin.

Hayır yapıyorum diye Türk Hava Kurumuna fitre-zekat-deri verenler de var bu ülkede, sonra o paralarla meyhanelerde ülke kurtarılıyor; yamaç paraşütü yapılıyor. Demek ki istismar her yerde olabilir. Herkes dikkat etsin, uyanık olsun.


(Kaldı ki ben İsmailağa'da kesinlikle böyle bir organize istismar olduğunu da düşünmüyorum. Daha önce söylediğim gibi Cüppeli münferit vak'a ve cemaatin lideri, mürşidi falan da değil. Sivrilmiş bir vaizi ve müridi.)

Sizin bu tavrınız Bush'un önleyici savaş doktrinine benziyor. Niyet okumak, müdahale etmek vs.vs.

İnsanlara neden güvenmiyorsunuz? Bırakın sevenlerine bu durum tutarlı geliyorsa gelsin size/bize ne? Bize düşen anlatmak, o kadar. Zorla mı fikirlerini değiştireceksiniz? Siz insanların beyinlerini zorla değiştirmek istiyorsunuz. Bu totoliterizmin ta kendisidir. İşte burada sizinle ayrılıyoruz.

Sizin hipnoz olarak gördüğünüz o hâl onlara huşu ve huzur veriyor. Bu bize uymuyor diye ne yapmamızı istiyorsunuz? Veya bu değiştirme selahiyetini kendinize nasıl buluyorsunuz?Tamam cemaati kapatmayalım demişsiniz ama ne yapılacağını söylemeyip ucunu açık bırakmışsınız. Eğer bu insanlar kanuna aykırı birşey yaparlarsa devlete -herkese yaptığı gibi-müdahale edip cezalandırmak düşer. Ötesi de -devlet dahil- kimseyi ilgilendirmez. Çünkü fikir ve inanç hürriyeti bunu gerektirir.

Sonra Cüppeli hadisesi münferit ve spesifik bir hadise. Bunu nasıl olur da bir cemaat üzerinde genelleştirebilirsiniz? Buyrun Cüppeliyi eleştirin de cemaate yüklenmek ne oluyor? Bu şekilde yaşayan başkaları da varsa dile getirir eleştiririz. Ama "mış" gibi yaparak koca bir topluluğu herbireri Cüppeli imiş gibi töhmet altına bırakıyorsunuz. Buna dair bir deliliniz var mı?

Hem bakın bakalım İslamî forumlara gözönünde olup da yaşantısında israf boyuta kaçan müslümanlar nasıl eleştiriliyorlar. Hem de yıllardır. Bu gibi durumlar bilindiği zaman eleştiriliyor zaten, daha farklı ne ve nasıl bir yöntem izlenmesini istiyorsunuz anlamak güç. Bunu spontone bir özeleştiriye bırakmazsanız ince sınırı aşar ve baskıcı bir dayatıma geçersiniz. Benim anlatmak istediğim ve aslen karşı çıktığım bu. Eleştiri değil. Buyrun istediğiniz gibi eleştirin; eleştirelim, sert, yumuşak, ironik.. Ama o kadar. İnsanların düşüncelerine baskı yok.

Aynı bağlamdaki özgürlükler konusunda şunları söyleyeyim. Ben tepeden inme bir proje olarak bir topluma/cemaate herhangi bir felsefi düşüncenin ya da toplumsal projenin dayatılmasına karşıyım. Bu bağlamda siz örnek verdiğiniz için bahsedeyim; türbeye çaput bağlayan kişiye yaptığının yanlış olduğunu kaliteli ve özgür bir eğitim ortamında üzerinde konsensüs sağlanmış karşılaştırmalı bilgiler vererek anlatırım ama gidip de türbeye çaput bağlamasını yasaklamam. O kişinin inancına saygı duyarım. Aramızdaki fark bu. Biraz insanların zekalarına güvenin. Bu teşvik etmek değildir; insanları tercihlerine özgür bırakmaktır.

Buyrun aynı yöntemi size karşı kullanalım.

Siz darwnizme inanıyorsunuz ben inanmıyorum. Ve bu inancınızı edindiğim bilgiler ışında da tam bir saçmalık; modern tarikat ve hipnoz olarak görüyorum. Şimdi ben ne yapmalıyım size karşı? Bu fikrinizi değiştirmek için ne yapmalıyım yani? Baskı mı uygulamalıyım? Kafanıza vura vura beyninizden darwinizmi silmeli miyim?

İşte siz farkında değilsiniz ama tersi yönden teklif ettiğiniz bu. Sakın "efendim onlar cemaat" falan demeyin darwinistler çok daha kapalı bir cemaattir benim gözümde. Argümanlarını tartışmaktan kaçınan ve buna da bilim diyen tutucu ve büyük bir cemaat. Ritüellerinin farklılığı sizi aldatmasın.

Ben özgürlük istiyorum; fikir ve inanç özgürlüğü.

Ya ne kadar çok şey istemekmiş bu "özgürlük"; anlamadım ki?

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 17, 2006 01:42 PM

darwinizme inanılmaz ki ?
bu bir çeşit selam verme yöntemi mi ?
kime burada ne işaret veriyorsunuz ?
bir ayrışmama mı var ?
herşeyi, herkesten ve birbiirnden ayrıştıracak başka ne icatlarınız var ?

mesela ben size; siz kozmolojiye inanıyorsunuz, onlar kapalı toplum desem, ne kadar saçma olur değil mi ?

kimse kozmolojiye inanmaz, sadece gözlemlerini anlaşılabilir kılmak için yöntemleri başkalarının eleştirisne açarlar.

daha az çelişkili olan kazanır.
olay budur.
herşeye tribünden bakmaya fazla alışkınsınız.

mikroskop başında, fosil kovalamaca peşinde olan insanlar birşeyeleri tartışırken, zıt fikirleri de tartışabilirler, kanıtlarını ortaya dökerler,
neden yeni çalışmalar yapıyorlar ki ?
madem herkes kendi haklı olduğuna inanıyormuş,.
size kalsa hayat durur ya.,

tuhaf bir şeklide konu kaydırıyorsunuz.
yeni argümanlar ileri sürmek her yerde zordur, bilimde daha zordur. sizin oturduğunuz yerden şak şak yapamanıza ihtiyaçları yok.

bu konu kaydırma işini iyi niyetli görmüyorum.

belki fenerbahçeliliği tarışırız sonra, ne alakası varsa.

özgürlük dediniz de,

çaput bağlama özgürlüğü konusunda düşüncelerinizi merak ediyorum.
neden türkiyenin diyaneti diye bir kurum çıksıp milleti azarlıyor ?
başbakanı diye bir siyasi, çaput bağlıyorlar diye milleti azarlıyor ?

size ne ?
onlara ne ?
hani özgürlüktü ?

tabiki siz çarptıyorsunuz; netice bir şeyin doğrusunu bilidiğinizi düşünüyorsanız bunu söylersiniz. eğer diyenetin bu yanlış diye düşüncesi varsa o da beyan eder.

halkımız da aldırmazsa aldırmaz.
ancak birisi çıkarda halka çaput satmaya kalkarsa, o kişiye de engel olursunuz.
bu yolla para kazanılması doğru değil.

insanlar orda ne düşünüyor diye sormuştum, veya ne düşünmüş olablirler diye kafa patlatıyordum ,siz bana cevap vermediniz ama ben cevabı buldum.

cemat hocanın bu davranışını nasıl görüyor diye
araştırdım.

inanmıyorlarmış o filimlere,
islam düşmanları fotomontaj yapıyor diyorlarmış.

benim baştan beri söylediğim şuydu,
bu devirde uzak durmak lazım diyordum.
nasıl bilebiliriz? eğer bilmiyorsak uzak durmak lazım. siz de uzak duruyorsanız bana niye konuşma hakkı vermiyorsunuz.

hani kırmızı bibere kiremit tozu karıştığını bilseniz, amam knz sakın yeme, uzak dur demeyeceksiniz.

çorbasını içerken pek lezzet alıyor, aman keyfini kaçırmayım diyecesiniz.

kendimin uzak durmasını nedenini açıklıyor ve insanlara aynı şeyi öneriyordum.
ben de düşünce açıklama özgürlüğü kullanıyordum.
abartılacak bir durum yok, sakin olun.

Yazan: knz Tarih: October 17, 2006 05:41 PM

Suat Bey,

Aslinda biraz saat tikirtisi dogru, ama soylediklerimin sizde yarattigi hassasiyeti gormek beni uzdu, onun icin cevap vermeyi gerekli goruyorum.

Ahlak dersi ogretmeni degilseniz, o zaman, kimsenin ahlakini yargilamazsiniz, kimde de sizin ahlakinizi yargilamaz. Ama siz kabul etseniz de etmeseniz de, yorumlarinizda sik sik ahlak konusunda ahkam kesiyorsunuz. Bu tavrinizin ornekleri saymakla bitmez, onun icin detaylara hic girmiyorum, acin bulabildiginiz yorumlarinizi okuyun. Siz kendinizi ahlak ogretmeni degil, adeta ahlak profesoru zannediyorsunuz. Bu yargilayici tavrinizi degistirmezseniz, insanlar da sizin ahlakinizi ameliyat masasina yatirirlar, bu kadar basit.

Esinizi zorla tesettur altina soktugunuzu soyleyerek ileri gitmis olabilirim, sizden ve esinizden ozur diliyorum. Yukarida dile getirdigim gibi, bu sizin ahlak konusunda ahkam kesmenize karsi vermis oldugum sert bir tepkidir.

Bu konuda, kisisel goruslerimi yansitan birkac saptamam daha olacak. Birincisi, tesetturlu bir bayan ile evlenmek ve esinizin tesetturlu olmasini onaylamak, sizin de belli bir hayat gorusunde oldugunuzu gosteriyor. Bu hayat gorusunu ortaya koyup, ondan sonra da, "benim söyledigim söz ciddi bile olsa benim veya saglikli bir erkegin spesifik zaafidir ve ben bu zaafi -biran için o sözleri ciddi olarak söyledigimi varsayarak- kabul etmekten hiç yüksünmem" demek bir celiski olusturmuyor mu? Zaaflarinizi terbiye etmek yerine, bunlardan maskulin bir gururla soz ediyor, bu zaaflari hic yuksunmeyeceginiz yetenekleriniz gibi ortaya koyuyorsunuz. Bu ifade tarzi bile sizin, kadini, edilgen bir varlik olarak gordugunuzun tipik bir ornegi.

Ikincisi, benim kendi kisisel goruslerime gore, bir bayanin, her ne sebeple olursa olsun, tesettur altina girmesi bir edilgenlik ifadesidir. Esiniz veya baska hanimlarin, tesetturlu olma ozgurluklerine karismiyorum, eger kendilerini o sekilde ifade etmek istiyorlarsa kendi secimleridir. Ama, ben tesetturlu bir bayan gordugumde, o kisinin gorsel acidan kendini "edilgen" bir bayan olarak ifade ettigini dusunurum. Bu gorunumun bize soyledigi, ben bir bayan olarak erkeklerin zaaflari oldugunu biliyorum, ve Tanrinin emirleri dogrultusunda kendimi bu zaaflardan korumak icin sakliyorum. Burada, Tanri kavraminin, kadini edilgen konuma sokan bir bakis acisindan yorumu soz konusudur. Farkli gorusler ortaya konabilir, konuyor da, ama benim gorusum bu sekilde. Bu demek degil ki, tesetturlu bayanlar benim dusmanim, tesetturlu olan hicbir arkadasim yok ve olamaz. Var, ve onlari oyle kabul ediyorum.

Ucuncusu, "ben felsefi acidan tutarli olmak gibi bir kaygim yok" ifadesini, akademik boyutlarda felsefe tartismalarina girmek isteyen, ama felsefi analizleri wikipedia duzeyinin pek otesine gitmeyen bir yorumcumuza cevaben kullandim. Benim ilgimi ceken bir tartisma degildi, onun icin kendimi felsefi tutarlilik kavramindan azad etmek istedim. Felsefi tutarlililik ne demektir, bana bir aciklayabilir misiniz? Sizin bahsettiginiz konuda ortaya konmus tum felsefi gorusleri bilerek ona gore konusmak mi, "diyalektik" vb. gibi belli bir tartisma yontemini benimseyerek tartismak mi, savundugunuz gorusten asla odun vermemek mi? Felsefe, degisik fikirlerin, yontemli bir sekilde incelendigi bir disiplin olduguna gore, felsefenin tek bir goruse saplanip kalmasi dusunulemez. Ben bir insana felsefi anlamda tutarli ol diye nasihat vermenin, ne anlama geldigini anlamiyorum cidden. Sizinle hep bu tur kisir tartismalara giriyoruz, zaten onun icin saat tikirtisi grubuna havale ediyorum. Iyisi mi siz de oyle yapin, Blue Beyin deyimiyle kanser olmaktan kurtulalim.

Saygilarimla.

Beyaz.

Yazan: Beyaz Tarih: October 17, 2006 07:14 PM

Beyaz Hanım,

Fazla uzatmadan iki üç meseleye değineyim.

Ahlak dersi vermek konusunda yazdıklarımın arkasındayım, kimseye ders verdiğim yok, haddimi bilirim, sadece doğru bildiklerimi savunuyorum; o kadar.

İkinci olarak beni yanılttınız; özrünüz için teşekkür ederim. Özür dilemek, dileyebilmek bir erdemdir. Bana da önceki söylediklerinizi unutmak düşer.

Üçüncüsü, benim sözlerimi -ciddi olarak söylediğimi varsaymaya devam ederek- zaaf olarak kabul etmem zaten bundan kaçındığımın da bir ifadesidir. Bundan gururla sözetmediğim gibi bir çok yorumumda bikinili kadınlar kavramını tartışırken -mealen- "Sahile gerek yok, TV.den yeterince odamıza doluşuyorlar zaten" diyerek sızlandığımı da ifade etmiştim. İlgili sözlerimden ve bu konumumdan "gurur" çıkartmak sinekten yağ çıkartmaktan zordur. Kaldı ki ben o sözlerimin -tartışma sırasında bazen yaptığım bir cümlelik şakalardan bahisle- bir şaka olduğunu ifade etmeye çalıştım.

Dördüncüsü, "bir bayanin, her ne sebeple olursa olsun, tesettur altina girmesi bir edilgenlik ifadesidir." görüşünüze kesinlikle katılmıyorum. Görüşünüz bu olabilir ama bunu desteklediğiniz argüman yanlış. Bunu desteklemek için kulllandığınız mealen- " kendisini Tanrının emirleri doğrultusunda saklamak suretiyle edilgenliği kabul etmek" argümanı yalnızca kadınlar için değil, farklılık arzetse de erkekler için de geçerlidir. ( Bkn.Erkeklerin fıkhen göstermelerinin haram olduğu yerler) Dolayısıyla bu argümanınınız geçerli değildir. Erkek ve kadının fıtrî farklılıklarından dolayı bedenlerinde örtmeleri gereken yerlerin farklı olması ise gayet tabiidir. Kaldı ki benim tesettür -daha doğrusu başörtüsü- konusunda görüşlerim sandığınız kadar da sert değildir. Bunu ifade etme fırsatım hiç olmadı çünkü burada başörtülü karşıtlığı konusunda hep savunma durumunda kalıyoruz. Onun için bu sorunu(?) inanç özgürlüğü bağlamında değerlendirmekten başka bir hiçbir çözüm önerisine açık değilim. Kabalık olarak görmezseniz Knz Hanım'a önerdiğim kısa bir video'yu size de önermek isterim.

Beşincisi, ben sizin meşhur "felsefi olarak tutarlı olmamak" cümlenizi bir anlık zaaf neticesi olarak söylediğinizi düşünmüş ve bu sözünüz için geri adım atmanızı beklemiştim. Ama gördüğüm kadarı ile bu sözünüzün arkasında duruyorsunuz ama anlamının epeyce işini boşaltarak.

Felsefe denince aklınıza gelenleri tahmin ediyorum. Felsefe, sadece entellerin uğraşı saçmalıklar yığını değildir. Felsefeyi bir ayrı bilim dalı olarak görüp uzak durmak yaygın bir hatadır ama felsefeden ne kadar kaçmak isterse istesin kimse kaçamaz. Herkesin felsefi bir görüşü, hayatı yorumladığı felsefi bir bakışı, yani bir penceresi vardır. Bu açıdan felsefi olarak tutarsız olmak hayata bakış açısından tutarsız olmak demektir ki bu sözü söyleyen bir kişi ile bırakın tartışmayı konuşulmaz bile.

Uzatmak istemiyorum ama varoluşa verdiğimiz anlamlar bütünü bizim felsefî bakışımızdır ve bu bakış kendi içinde tutarlı olmazsa başta kendi kendimizin olmak üzere hiç kimsenin bizi ciddiye almasını bekleyemeyiz. Nihilist bir duruş ancak bu tutarsızlığının farkına varır ve bunu yadsımaz. Ki bu duruş bile -yani hayata tutarsız bakış- nihilizmin anlamı ve hayata bakışı düşünüldüğünde kendi içinde tutarlı bir görüştür.

Altıncı olarak Blue Bey'in "kanser olmaktan kurtulalim." ifadelerinden bahsetmişsiniz fakat bu ifadeler sanki bana söylemiş gibi durmuş. Blue Bey "kanser olmaktan kutulalım" derken yanılmıyorsam sizinle olan diyalogundan bahsetmişti. Bunu belirteyim istedim.

Yedinci ve son olarak da şunu söyleyeyim. Saat tıkırtısı tanımlaması sizin çıkarttığınız bir şey. Aslında burada da çelişkiye düşüyorsunuz. Eğer bir görüşü ve sahibini bir kere bu gruba dahil ettikten sonra bir daha okumamanız -çünkü saat tıkırtısında olduğu gibi- yazdıklarını farketmemeniz, eskaza farketseniz bile muhatap alıp cevap vermemeniz gerekir.

Sizin beni hem saat tıkırtısı kategorisine sokup hem de bana cevaplar vermeniz vehmettiğiniz saatin tek başına olmadığını, duvarlara asılmış iki saatin karşılıklı tıkırtı yaptığını gösterir; hatırlatırım.

Kısa dedim yine biraz uzadı; kusura bakmayın, karnım doyunca çenem biraz düşer de..

Saygılar..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: October 17, 2006 10:28 PM

Suat Bey,

Siz beni fi tarihinde Atamanlardan biri ile diyaloga girme tesebbusumun israf oldugu yonunde uyarmistiniz. Hemen herkes bu hataya bir sure dustu; kendisinin farkli bir usplup ile bir apa biyu yol gidebilecegini ve isin hendek atlatmak kadar zor olmadigi yanilsamasina kapildi.

Epeydir bakmadigim bu ilmekte, karsilastigim vaziyet uzerine gercekten size sempati ve empati duyuyorum, ayni yerde bulundugum icin.

Idrak ve mantik tutulmasi halindeki kisilere soz anlatmaya calismayi bir kisisel fedakarlik olarak goruyorum; ama dusunebilen, ve entellektuel namus sahibi bir insan icin bunun ne kadar aci verici oldugunu biliyorum.

Zihninizi, sinirlerinizi, zamaninizi ekonomize etmenizi tavsiye ediyorum. Illa cevap vermek geregi hissettiginizde, yeniden birinci kareye gitmek yerine , her klise soru veya bozuk plak gibi calan saldiriya verilmis en az yirmi tane cevap var bu sitede. Onlara isaret etmek yararli olabilir en azindan ucuncu kisiler acisindan.

Tekeri yeniden icad etmeye gerek yok, hele ne ise yaradigini kavrayamayanlara.

Bir de su "YORUM KURALI" argumanini yapan vatandasa (sibel Fidel, Beyaz, sait Abidin Feramoglu'nun kendisine amigoluk yapan reinkarnasyon degilse)icin soyle bir test onereyim belki kafasina girer problemin en az bir vechesi:

Dusununki bir politik tartismada her partiden birer temsilci olacak. Ama bir temsilci her bir defasinda degisik bir maske veya makyaj ile degisik partiler adina cikiyor, YANI SAHTE KIMLIK ILE FIKIRLERINI SATMAYA CALISIYOR. Diyelimki ben bir defasinda Musluman, diger defasinda Hiristiyan, diger defasinda Yahudi olarak buraya ciktim ve ABD'ye verdim veristirdim he birinde. Ve bazilarinda "Cok haklisiniz Bekir Bey; ne de guzel buyurmussunuz.." diye kendime methiyeler soyledim baska biri agzindan. Sizin bununla probleminiz yokmu?

Mevzuyu Suat Bey cok guzel aciklamis; bu sadece bir problemin daha da acilimi; ama anlamayana bu da az olabilir.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 18, 2006 02:48 AM

Bugun gazetelerde cikan bir yaziya gore Diyanet Isleri Baskanliginin 2007 butcesi 1 milyar 638 milyon YTL. Evet yanlis duymadiniz, 1 milyar 638 milyon YTL!! Bu butce ile diyanet, butceli kamu idareleri arasinda 13. sirada. Kucuk bir ornek vermek gerekirse, Diyanet'in butcesi dis temsilciliklerde gorevli ve diplomatlar bulunduran, dis isleri bakanligi butcesinin 2.3 kati.

Tabi bu butcenin icine, imam hatiplere ayrilan paralar, zorunlu din dersi ogretmenlerine odenen maaslar vs. vs. dahil degil. Lutfen bu sayfada kurban derileri bilmem ne gibi findik fistik meseleleri gundeme getiren insanlar, bu rakamlari bir kez daha dusunsun ona gore konussun. Yanlis anlamayin, ben kurban derilerinin devlet kurumlarinda toplatilmasina karsiyim, ama diyanet gibi bir kurumun neden vatandaslardan toplanan vergiler ile finanse edildigini anlamiyorum.

Diyanet gibi tek tarafli din hizmeti veren, imam hatipler gibi tek yonlu din adami yetistiren kurumlarin devlet tarafindan finanse edilmesi laiklige de insan haklarina da aykiridir.

Yazan: Beyaz Tarih: October 24, 2006 07:12 PM

odak noktası kişilik ve kimliğe takılınca nerden bileceğiz, nasıl bileceğiz sorusu cevapsız kaldı ?

halbhuki bu soru çok önemliydi ve bu soru ahmet hocanın basına yansımasından çok önce sorulmuştu ?

ben suat beye güncellenmiş soruyu yeniden sordum.
yukarda takip edebilirsiniz.

ahmet(hoca) beyi önceden nasıl bilebilirdik diye sordum, bana ben müncecim miyim diye sordu ?

peki onu orda bilemiyoruz da, burda sanal ortamda neyi bilmeyi umuyoruz ?

arakadaşım biri diğer sayfada ben öğretmenim diye yazdı, ben de bu bilgiyi kabul ettim.
milli eğitimden sertifika mı görecektik ?

ben namaz kılarım diyen arakadaşın biri çıkıyor, alnı secdeye varmamış kişiler yorum yapmasın demeye getiriyor.

alnın secdeye varışını ölçne aletler mi test edeceğiz ?

sanal oratm biizm için okul olmalı.

yani odak noktamızı artık kişilerden, efendilerden veya gösterişten vaya alkıştan veya toplumun yergisinden edilen sözün değerine kaydıralım.

anlam takip edelim, gerçek hayatta birçok şşalı durum bizi cezbediyor ama burada aynı şeyler olmasın bari.

evet soru duruyor ?
nasıl bilebliriz ?
nasıl bileblirdik ?
mademki müneccim değiliz.

sanal ortamı geçtik, asafprtu, kimliği nüfüs kağıdı belli olan birini nasıl bileceğiz ?

çünkü din diğer alanlara benzemez.
vicdan özgürlüğüdür.

bilmek zorundaydınız suat bey,
o semtte oturan herkes bilmek zorundaydı ?
onlar neye baktılar ?

alnı kaç kez secdeye varıyor ?
ve en aşırı kelimleri nasıl insanları etkileyecek tarzda söyleyebiliyor ?

bakın bilmek için bu kriterler yanlış.

daha deprem ertesinde hocanın dediklerinden,
onun ne olduğunu anlardınız.
ve ona külliye yaptırmazdınız.

burda sesleneşim, külliye yapılan süreçte katkısı olan herkese. Bu bir özgürlük sorunu değildir.

parası olan yaptırıyor, sana ne özgürlüğü değildir.

parası olanın külliye yaptırarak islamiyetin imajını berbat etmek hakkı mı var ?

ucunda para olan birşey bu.
ucunda mürütler olan birşey bu.

hangi tarikat temiz kalablir ?
hiçbiri kalamaz.
geçmişte var olmuş olablirler.

ama en azından son dört yüzyıldır devletle içiçedir., ve bu içiçelik yüzünden tükenmiştir.
ama cumhuriyetle birlikte üstüne üstlük siyaseti kendine mecbur ederek iyice çıkılılmaz hale girmiştir. o toprakta bitki yetişmez.

hadi basına yansıyanları bildik te,
basına yansımayannları bilebiliyoruz sanki ?

ulaşılmaz tanrılar katında bir servet ve organizmaya dönüşen bir topluluğun miras kavgasının olmamamsı mümkün değil.

fenerbahçe külübünün yönetimi kadar bile şeffaf
olma ihtimali yokken ,..

herşey tadında güzel,.
hangimiz 400 yıl önceye gideblir?

yazıma itiraz edenlerle, "nasıl bilebiliriz" sorusunu yeniden açarım ., O soru önemli.

Yazan: KaNeZe Tarih: October 26, 2006 05:59 AM

Herkese Selamlar:
Ben bu konuyu yüzeysel gibi görünse de öz bir şekilde eleştiriye tutmak istiyorum...
Tarikat,sözcük olarak;gidilen yol,doğru yol gibi anlamlara gelir.Fakat bu anlamlar zamanla değişerek farklı boyutlara geldi.Özellikle Atatürk zamanından sonraları iş iyice abartılarak pazarlığa kadar döküldü.
Tamam kabul ediyorum bazı büyük alimler,dervişler ve erenlerin olduğunu.Onlara asla sözüm yok.Ama onlara dayandırılan tarikat gerçeğine bir kaç sözüm olacak.
O saygıdeğer alimler,dervişler ve erenler bilgileriyle,deneyimleriyle ve engin islamÎ bilgileriyle halkı bilgilendirir ve onlara örnek olur daha da önemlisi İslam değerlerinin yok olmaması için mücadele vereirlerdi.Ama onlar asla bu benimsedikleri haklı görüşleri "bir yol" olarak öldüklerinde devam etmesini asla istememişlerdi.Ama bu yanlış anlanarak Onlar öldüklerinde Onların en sevdiği ve kendisine en yakın gördüğü kişi bu yolu devam ettirmek için kendisine "Mürit" yani "doğru yolu" devam ettiren kişi adını vererek bu akıma en son halini verdiler.Ve benimsedikleri tarikat görüşüne sözde bu yolu kuran kişinin yani en başta yaşayan alimlerin ve dervişilerin ismini verdiler.En son şekli de böyle oldu.Ve az önce de dediğim üzere Atatürk zamanından sonra hızla çoğalmaya başladı.Günümüzde ise en çok ilgi gören tarikatlar ayakta olduğunu söylemek yanlış olmaz.
Ama her şeyden önemlisi,en başta bunun kurucuları olarak gösterdikleri dervişler asla bunu istememişilerdi.Eğer isteseydi kendileri kurardı.Onların asıl amacı İslam'ın özünü kaybetmeden korumak,korurken benimsediği görüşleri gelecek nesillere aktarmak için bir ilmihal oluşturmaktı.Ve öyle de yaptılar.Ama onların yanındakiler onların yaptığı bu amacı anlamamış olacak ki böyle bir şey yapmak zorunda kalmışlar...
Bu kurulu tarikatların en ilginç yanı ise hepsinin ayrı bir görüşü,zikiri(İslam'ın beş şartı dışındaki nafile ibadetlerin bütünü) ve felsefesi var.Ve ayrı düştüğü diğer görüşleri saygı duymak yerine,doğruluğunu bile kanıtlamadan onları ret etmeleri...
Kısacası onlar şaşırmış bir şekilde yollarına devam ediyorlar...
Ve onlardan kısacası şunu anlamalarını bekliyorum:Tarikatı ne İslam emretmiş ne de İslam'ın Peygamberi Hz. Muhammed(s.a.v).Eğer emretseydi Kur'an demese bile Kutlu Elçi bunun gerekli olduğunu her defasında iyiliği emrettiği gibi söyler ve üstünde dururdu...
Ve konumuzdan kalan yere dönersek,Tarikatlar benimsemedikleri görüşü kendi bünyesinde ret etmeleri yönündeydi.
Halbuki İslam asla böyle bir şeyi istemez.Yani farklı görüş ayrılıklarını...
Bunun sonucunda birlik ve beraberlik anlayışının ortadan kalkacağını defalarca Kur'an ayetlerinde vurgulamıştır.Günümüzde de öyle değil mi?Bu farklı anlayışlardan doğan mezhep ve Tarikat çatışmaları.Yani İslam'da iç çatışma...
Bunun sebebi de ilk andaki yanlış anlayış ve amacın iyi benimsenmesi.Tamam İslam değişmeden gelecek nesillere aktarma korkusu böyle bir şeyi ortaya çıkardığını kabul etsek de, zaten bunun asla mümkün olmayacağı Kur'an ayetlerinde vurgulanmıştır.Ve üstüne üstlük de o değerli zatlar,İslam'ı en güzel bir biçimde yorumlayarak onu da "İlmihal" altında toplayarak buna gerek olmayacağını bu fiili hareketle anlatmıştır,sözle olmasa da.Zaten büyük alimlerin de en büyük özelliğidir bu,bazı sözlerini konuşmaya gerek kalmayacak bir şekilde vücut dili ve davranışlarıyla anlatmaları...
İşte onlar bunu sezememiş,onlara layık olamamış olacak ki böyle bir hataya düşmüş ve günümüzde de onların meyvelerini yeşertmişler.
Yani bunların sunduğu "Tarikat ve Mezhep" akımlarının bir sonucu olarak günümüzde görülen katliamlar ve kavgalar...
İşte bunlar İslam'ı ve İslam'ın olduğu yerlerde insanlığı ayrılığa karıştırıyor.
Sözün özü:"İslam böyle karışıyorsa bunun tek sebebi de "Tarikat ve Mezhep" dir.Şöyle bir düşünelim ve nerde hata yaptık?Ama tek hatamız Kur'an-ı'n anlamını tam benimsememiz ve onu kendimize hem "tarikat" hem de "mezhep" olarak seçmememizden kaynaklanıyor.İnsanın görüşleri farklı olabilir ama bunu tüm insanlığa mâl edemez.Eğer bunu yapıyorsa ,asıl cahil ve katliamcı o dur bence...Gerçek tarikat ve mezhep nedir derseniz;bu tabiki tüm insanlığın eğşit görüldüğü,farklı fikirlere saygı duyan,bu fikirleri benimseyerek doğruluğuna bilimsel yöntemle yaklaşan ve daima ilerlemeyi ,bilimi,kardeşliği emreden,insan haklarına her ne şekil olursa olsun saygı duyan "İslam ve O'nun rehberi olan "Kur'an'dır" derim.Doğrusu da bu değil mi?..Varın gerisini de siz düşünün.O zaman bunun ne kadar gerçekçi ve anlamlı olduğunu göreceksiniz..."

Yazan: Onur Öztaş Tarih: November 20, 2006 02:19 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)