« Papa, Cihad ve Müslümanlar | Ana Sayfa | Papa, İslam Algısı ve Yöntem Meselesi »

September 18, 2006

Kör İdeolojinin Muhakeme Üzerindeki Tahribatı

Siteye yorum ekleyen "muhalif" görüşte çok okur var, çoğunlukla argümanlarına herhangi bir yorum getirme ihtiyacı hissetmiyorum, zaten bu cevapları çok yetkin biçimde veren okurlarımız da var.

Ancak bazen öyle "inci"ler oluyor ki, değinmeden geçmek mümkün değil. Tüm ilahi dinlerin düşmanı olan, kendisini "pagan" olarak tanıtan "Hülagü" rumuzlu okur, "Hangi Komplo Gerçek?" başlıklı yazımın sayfasına eklediği yorumda şöyle demiş:

Dinlerde barış, sevgi, hoşgörü diye bir şey olmadığı gibi dünyada kendi isteğiyle din seçen hiçbir millet'te yoktur. Hepsi kılıç zoruyla mecburen olmuştur.

Bunu söylemek için kuşkusuz ileri boyutta cehalet gerek; çünkü tarihte dinlerin barışçı bir şekilde yayılmasının sayılamayacak kadar çok örneği var. Buna girmeye gerek bile görmüyorum, çünkü üstteki yorumda cehaletin de ötesinde bir problem var. Bu, bir mantık problemi. Tüm milletlerin kılıç zoruyla din kabul etmiş olması mümkün değil, çünkü böyle olmuş olsa, din kabul eden ilk millete hangi millet kılıç zoruyla din kabul ettirmiş olacak? Birilerinin kılıç zoru olmadan dinleri kabul etmiş olması lazım ki, en azından, sonra bu okurun hayal ettiği "zorla kabul ettirme süreci" başlasın.

Bu örneği enteresan buldum, çünkü kör ideolojilerin — örneğin bu okurun sergilediği din düşmanlığının — sadece cehaletle değil aynı zamanda insan zekasının önemli fonksiyonlarından biri olan muhakeme yeteneğinin tahrip olmasıyla da yakından ilişkili olduğunu düşünüyorum. Burada tam öyle bir durum gözüküyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 18, 2006 04:59 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

bugüne kadar bana inancımla ilgili şuna inanacaksın diye kılıç sallayan olmadı..

sizlere oldu mu arkadaşlar ?
:)

espri bir yana insanoğlu doğası gereği mücadeleyi sever (en yakın örnek; sitede karşıt görüşlerin hararetli bir şekilde savunulması). inanmadığı bir şey zorla kabul ettirildiğinde de gayri ihtiyari bile olsa mutlaka tepkisini koyar…

Yazan: sazer Tarih: September 18, 2006 05:26 PM

Mustafa Akyol bey,

Yazdıklarımı çarpıtmayın. ## Dinlere dincilere savaş açılmalıdır. Dinler, dinciler derhal yok edilmelidir!## mi, dedim de beni hemen din düşmanı ilan ediverdiniz. Bu hakkı kendinizde nasıl buluyorsunuz? Siz kimsiniz ve kime güveniyorsunuz?

Oysa ben dinlerin dünya barışını tehdit ettiğini savunuyorum. Çok değil 200 - 300 yıl içersinde de insan aklının evrimsel gelişimiyle dinlerin etkisinin son bulacağını ve dinlerin kendiliğinden ortadan kalakacağını ve dünyada gerçek barışın o zaman sağlanacağını iddia ediyorum. Bunun neresinde var din düşmanlığı? Sizlerde dinlerin dünya barışını tehdit etmediğini geçmişten ve günümüzden örnekler vererek savunabilirsiniz. Ama sadece İslam'ı değil diğer dinleri de savunmalısınız. Bunu istiyorum sizlerden. Tabii somut örneklerle savunabilirseniz.

Anlaşılan İslamcı faşistleri üzerime salıp ucuz reyting peşindesiniz. İnceden hakaret etme gayretinizde cabası.

Ne dersiniz bana bir özür mü borçlusunuz?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 18, 2006 05:52 PM

Bu yorumu yazdığınız için teşekkür ediyorum ve çok haklısınız.
Hülagü gibi hiç bir dine inanmayuan bireylerin çoğu geçmişte dine karşı bir olumsuz yaşam geçirmiş olmalıdır ki böyle din düşmanlığı yapsın.
Bazı insanlar vardır ki(sayıları çok az) hiç bir dine bağlı olmadığı halde tüm dinlere saygılıdır.
Hülagü'nün yaptığı yoruma cevap bile verilmesi gereksizdir Sizinde değindiğiniz gibi bu tür insanların din düşmanlığı "ne olursa olsun din yanlşıtır veya hiç bir doğu yanı yok veya bir dini insanlar ancak baskıyla kabul edebilir" bu kadar kör cahil yorumlara kadar gidebilir.
Bazen olurki sadece dine veyahut dinlere laf atmak için böyle yorumlarda bulunur.
Öte yandan bu tür insanların yaptıkları yorumlar kasti olabilir yani hülagünün yaptığı yorumun kendisininde yanlış olduğunu bile bile sırf inatlaşma olduğu için yazılan cevaplardır.
Maalesef görülüyor ki bu tür insanlar eğer böyle devam ederlerse kendilerine zarar verdiklerini bir türlü anlayamazlar.
Bir de sanmayınki hülagü gibi insaların yaptığı yorumlar dine zarar veriyor(zayıf imanlı insanlar hariç) aksine bizim gibi insanların imanlarının artmasına vesile oluyor
Sy Mustafa Akyol'a elinize sağlık diyor başarılarınızn devamını diliyorum

Yazan: ali rıza Tarih: September 18, 2006 06:04 PM

Cahil, muhakeme yeteneği yoksunu'nun yanına bir de "pişkin" ekler misiniz?

Yazan: blue Tarih: September 18, 2006 06:25 PM

"Çok değil 200 - 300 yıl içersinde de insan aklının evrimsel gelişimiyle dinlerin etkisinin son bulacağını ve dinlerin kendiliğinden ortadan kalakacağını ve dünyada gerçek barışın o zaman sağlanacağını iddia ediyorum. "

:)))))))))))))

Bu arkadaş evrim masalını hızlandırmış:)))

Yazan: Sami Muzafferoğlu Tarih: September 18, 2006 06:49 PM

Sayin Hudalgu,
Dinler iddia ettiginiz gibi "barisi tehdit ediyor iseler" sizin de barisi tehdit eden bu unsurlara dusman olmaniz gerekmez mi?
Neden dusuncelerinizi savunmaya korkuyorsunuz?
Yoksa sizin icin onemli olan "bana dokunmayan yilan bin yasasin" mantigi mi?
Mantiksal tutarliliktan yoksun olmaniz ilginc ve yazik... Insan dusuncelerinin arkasinda hicbir baski gormedigi internette dahi duramiyorsa nerede durabilir ki?
Iste bu da fasistlerin kisilik bozukluguna bir ornek olsun.

Mustafa beyin mantiksal problemleri var yazisina mantiksal bir probleminizi daha gostererek cevap vermeniz de sizin acinizdan cok ironik olmus.

Yazan: fatih demir Tarih: September 18, 2006 06:50 PM

Hulagü TTT Bey,

"Dinlerde barış, sevgi, hoşgörü diye bir şey olmadığı gibi dünyada kendi isteğiyle din seçen hiçbir millet'te yoktur. Hepsi kılıç zoruyla mecburen olmuştur.(HT)"

demissiniz. Dünya'nin en büyük müslüman ülkesi Indonezya arap tüccarlar vasitasiyla Islâm'i tanimistir. Keza Malezya. Akla ilk gelen örneklerden biri de Türklerin Islâm'i kabulü. Çin ve Araplar arasinda çekismelere sahne olan orta asya'da türklerin Talas savasi (751) sirasinda Araplarla ittifak kurmasi sayesinde atalarimiz kendi istekleri ile Islâm'i kabul ettiler. Ama tarihi Turhan Dursun veya Dogu perinçek gibi gazetecilerden okumayin. Konuyla hiç bir ilintisi olmayan, müslümanlara dost veya düsman olamayacak kisilerden ögrenin.

Kitaplari Türkiye'de de basilan yahudi tarihçi Bernard Lewis'i okuyun

Tarihçi kariyerinin tamamini türk tarihine adamis, orta asya'da hemen her türk toplulugu ile iliskiye girmis bir fransiz tarihçi var meselâ : Jean Paul Roux. 80'e merdiven dayamis olan bu insan CNRS adli dünyanin en saygin bilim kuruluslarindan birinde arastirma müdürüdür. "Türklerin tarihi" adli yapiti hem tutarli bilgiler vermesi hem de dünya çapinda kabul görmesi itibariyle iyi bir referanstir. Çok dindar bir katolik olmasina ragmen hiç bir halka veya dine saldirmamistir. Çünkü böyle bir sebebi yok, kompleksi yok. Bilgili, kendinden emin ve mütevazi.

Robert Mantran'i okuyun. Osmanli Tarihi adli yapitinda Osmanlilarin kimseyi zorla müslüman yapmadiklarini sebep ve sonuçlariyla ögrenin.

sloganlarla düsünmeyin.

dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: September 18, 2006 07:09 PM

Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun

imzası olurdu eskiden yazılarının sonlarında,

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla..

[pardon arkadaşlar ismi hatırlayamadım böyle miydi şiir]
:))))))))

Yazan: Ece Tarih: September 18, 2006 07:37 PM

Biz kitabı ancak, hakkında ihtilafa düştükleri şeyi onlara açıklaman ve inanan bir kavme rahmet ve hidayet olması dışında (başka bir amaçla) indirmedik.
(Nahl Suresi, 64)
Nihayet, onların refahtan şımaran önde gelenlerini azab ile yakalayıverdiğimiz zaman, onlar hemen feryadı basacaklar.(müminun64)

"O gün arkanıza dönüp kaçacaksınız.Fakat sizi Allah'tan (O'nun azabından) kurtaracak kimse yoktur. Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek de yoktur." (mümin suresi 33)

Allah'ın âyetleri hakkında tartışanlara bakmadın mı? Nasıl döndürülüyorlar (onu tasdike yanaşmıyorlar)! Onlar, Kitab'ı ve peygamberlerimize gönderdiklerimizi yalanlayanlardır. Onlar yakında (gerçeği) anlayacaklar.O zaman boyunlarında demir halkalar ve zincirler olduğu halde, sürüklenecekler.Kaynar suda,sonra da ateşte yakılacaklardır.(mumin suresi 69 70 71 72)Fakat azabımızı gördükleri zaman imanları kendilerine bir fayda vermeyecektir. Allah'ın kulları hakkında süregelen âdeti budur. İşte o zaman kâfirler hüsrana uğrayacaklardır.(mumin suresi 85)

Yazan: zencir Tarih: September 18, 2006 07:49 PM

Ben dini bir sistem olarak anlıyorum.Yani bir birine bağlı,iç içe geçmiş bir logo gibi..yer çekimi de bir din kanunudur mesela,depremler de...Ve Kur-an'da bu sistemin nasıl işlediğini anlatan bir kitaptır.Bunu yaparsanız bu olur,bunu yaparsanız da bu diyen..Ama sanırım din dendiğinde bu dini anlamaya çalışan insanların anladıkları kadarı ile ortaya koydukları davranışları anlıyoruz ve dini yaftalıyoruz;savaşçı,ilkel,bağnaz vs vs..
Oysa sanırım hepimizin bildiği bir gerçek var ki ; İslam başka şeydir,müslüman başka şey.İslam, eğer doğru davranış ve düşüncede hareket etmesse ben müslümanım diyeni de vurur(ki çoğu zamanda vurmuştur..).Hatta bazen öyle davransa da vurur!


Huluagu arkadaşın unuttuğunu tahmin ettiğim bir yan var ki;Dini yaratılmış ve düzene konmuş,değişmesi de asla mümkün olmayan bir sistemolarak almak yerine insan davranışları ile belirlenen ya da onlarla oluşup kısıtlanan bir olgu sanmasıdır.Oysa bizatihi insan bu dinin(sistemin)içindedir ki onu meydana getiriyor da değildir.Dinde; ibadetler,cihad ya da diğer unsurlar da yapanın sistem gereği karşılığını aldığı hususlardır.Bir kişi cihadı yanlış anlamış ise bunu insanların kafasını kılıç ile kesmek,çoluk çocuk katl etmek olarak anlamış ise sistem (din) onun ben müslümanım yani ben sisteme inanıyorum demesine bakmaz..otomatik olarak sistem işler o kişide yaptığının karşılığını alır.


Dünyada pek çok din yoktur ki hepsinin savumulmasını isteye bilelim ve dahi o tek olanın savunulması ya da savunulmaması o sisteme zarar versin!.Ben yer çekimi kanununu savunsam ne olur savunmasam ne olur?Ben red ya da kabul etsem de bir gün ölürüm..Bir din,bir sistem vardır.Ve benim inancıma göre de insanın bu sistemi etkilmesi,değiştirmesi mümkün değildir.Dini de böyle anlamamaya devam ettiğimiz müddetçe din(sistem)hiç umurunda olmadan gereğini yerine koyup etiketlere hiç bakmadan karşılığını verecektir.(Bu sistem konusu ile ilgili olarak Ahmed Hulusi'nin "Sistemin Seslenişi"adlı kitabını okumanızı öneririm...)


Bir topluluğun yaptıklarını sırf kendilerine verdikleri ad nedeni ile dine(sisteme)budur demek,ya da kendilerine o ismi vermiyolar diye dinin dışında kabul etmek mantıklı mı?Allah zerre kadar haksızlık etmez kuralı gereği kişi sisteme inansada inanmasada yaptığının karşılığını almaz mı?O kişi kendisine müslümanım desede alır,kafirim desede alır..Bu sistemi bilsede/bilmesede..

Yazan: Serkan Tarih: September 18, 2006 07:54 PM

Sn.Akyol,değerli yorumcular; başta ortadoğu sonra
sında dünyanın yeniden yapılandırılma sürecinde,
yada eylemli kalkışmasında, ABD ve Hempaları güçlü
bir Türkiyeye büyük bir pay vererek asli ortak ol
masını göze alamadıklarından-bunun çeşitli neden
leri arasında İslami kimliği başattır- kontrol
altında tutmaya çalışmaktadırlar. İç çatışmalarla
zayıflatılan, farklılıkları düşmanca algılatacak
provakasyonlar tezgahlamak bunların adi vakaların
dandır. Ancak benim tüm efkari umuminin dikkatini
çekmeye çalıştığım husus, Türklerin tarihte ve ya
kın geçmişte çok zor dönemlerden alnının akıyla çıkmasındaki temel faktör olan dine bağlılıkların
ın gevşetilmeye çalışılmasıdır. Pek tabidirki
başka etkenlerde milli birliğimizi destekler. Atatürk sevgisi ve saygısı, Osmanlı ve Selçuklu
sevgisi bunlar arsında syılabilir. Ancak kanımca
en geniş kapsayıcılığa sahip olan İslam kardeşliği
duygusudur. Şimdi bu kardeşlik duygusunu zedeleyi
ci tutumlar milli birliğimizi zayıflatmak anlamına
gelmez mi? Bu zaafiyet olgusu en azından dünyada
ki gelişmeleri etkilemek gücünden bizi uzaklaştır
mış olmaz mı? Bu stratejik derinliği de olan tah
ribata, irticaya karşı çıkma niyetiyle yada baha
nesiyle destek olunması; strateji uzmanlarınca neden dikkate alınmaz? Dinsizliğin özendirilmesi
ile İslamın karalanması aynı amacın ortak çabaları
dır. Çanakkale ruhunu yitirmiş, mandacı teslimiyet
çilikle yeniden yapılandırılmak istenen dünyada
hangi rol üstlenilebilir ki? Pişekar sizlere ömür,
kavuklu ayakta duramıyor, anlayacağınız orta oyunu
ile idare etmemiz de mümkün değil..Gelin Başta
dinimizle barışalım, sonra her kökenden öz yurttaş
larımızla. Azınlık vatandaşlarımıza gösterdiğimiz
hoşgörüyü gücümüzün teminatı çoğunluk vatandaşları
mızada gösterdiğimiz gün, sahnedeki rolümüzü kendi
miz belirleyebiliriz. Vakit geç olmadan bu yanlış
tan dönelim derim. Saygılarımla.

Yazan: levent Tarih: September 18, 2006 10:40 PM

dinler,dunya barısını tehdit etmez.aslına barısı insa etme ve surdurme gibi bir ozelligi vardır.din insanların zayıf noktasıdır.tarih boyunca bir cok dinin yapıcı ozellikleri suistimal edilerek insanlar yonlendirilmistir.dinler tarih boyunca cesitli kisi ve gruplar tarafından da cesitli emellere alet edilmistir.

200-300 yıl sonra insan beyni evrim gecirdiginde bir cok safsatanın sonu gelecek.bu safsatalar insanları dinden sogutacak.

ancak yok olmayacak bir sey var,inanç.
cesitli zamanlarda yollar farklı ve bir cogu yanlıs olsada,inanc bizi dogru yola yoneltecektir,ilahi tanrı'ya.
dinler,sevgi,hosgoru,barıs,dostluk ve insanların insan gibi yasamasının yolunu acar.
ancak gelecekte meydana gelebilecek bir savasın sebeblerinden biride dinler catısması olabilir.
cehalet ve inanc yan yana geldiginde buyuk felaketler ortaya cıkabilir.
su an ortadogu'da bunu goruyorum.
sanıyorum ortadogu'da yangın uzun yıllar devam edecek.

Yazan: bercenay Tarih: September 18, 2006 11:46 PM

Ben Huagu (Ataman ve diger isimler..) in bu degerli syede bir yaziya konu edilerek sereflendirilmesini gereksiz buluyorum.

Ciddi zihinsel problemleri, kisitlamalari olan bir zat. Daha once Ataman ismi ile bizleri, "turkler Islam'i bir kabile dini olmaktan kurtarip, Hicaz'dan dunyaya tasidilar", Said-Kurdi Seyh Sait'tir "laiklik modern akil teknolijinin kulanilmasi..." "karanliklar uzerine gunes gibi dogacagim.." turu mizahi ile bizleri kirip gecirmis idi. Kusup GENE gittiginde arkasindan agit duzenlerimiz olmustu hatta. Ama biliyordum "atamanlar olmez": oldugunu.

Ben buradki vakianin "kor ideolojinin muhakeme uzerinde tahriabati" teshisine de katilmiyorum. Zaten tahribata ugramis, yada yaradilistan cok SINRLI kapasditesi olan bir zihin var. Ve bu zihin hergun butun nesriyat kanallarindan pompalanan lumpenlestrici, sahte kultur, sahte ideoloji, sahte kimlik duygusu le bu hale getriliyor. Kimi gidiyor satanist oluyor, kimi satanin kendsinin ismini alarak "iyiyi" savunduguna inandirabiliyor kendisini ve kimiside kendisine nefretini, kendisine ait olan herseye savas acarak, taransevistitelikla gidermeye calisiyor. Bakin diger ilmeklerde degisik isimlerle endam edip, Bati dunyasindaki pek cok Hiristiyandan daha hararetli sekilde Islam'a saldiran murtedlere! Iste duzenin yetistirdigi CAGDAS TURKLER! Bakisinlar eserlerine de gurur duysunlar, Tevfik Fikret gibi!

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 18, 2006 11:46 PM

Neymiş efendim din şiddetin ta kendisiymiş. Barış ve huzur ortamına ulşmak için dinlerin esaretinden kurtulmalıymışız. İnsan aklı tarihin pek erken dönemlerinde açıklayamadığı olayları ve olguları kendi muhayyilesinde oluşturduğu tanrı denen üstün bir güce havale etmiş de! Uzun süren bir evrim süreci sonunda artık bu tanrı fikri demode olmuş ta, üstün bir tanrı fikrine dayanan bu köhne anlayış doğurduğu şiddetle beraber tarihin derin sularına karışacakmış ve barış ve huzur yeryüzüne hakim olacakmış. Sosyal bilimlerde olaylar ve olguları tek bir nedene inhisar edemezsiniz Hülagu bey. Şiddetin tek kaynağı dindir demek bu yanılgının en karanlık noktasıdır. Bu yorumunuza duygularınızı karıştırdığınız kanaatindeyim. Ne dersiniz!

Yazan: murat Tarih: September 19, 2006 01:01 AM

Dunyadaki savaslarin buyuk cogunlugunun kaynaginin din oldugunu; Dinlerin dunyaya kan, ofke, bagnazliktan oteye hicbirsey getirmemis oldugunu muhakeme etsek, Sanirim daha oncelikli bir misyon sahibi olacagiz Mustafa Bey.

Yillar evvel atese, putlara veya Zeusa inanmadiklari icin bastirilmaya calisan insanlar, su an ayni kaderi Allaha inananlar tarafindan cekiyorlar.

Hülagü, dinlerin son bulmasi icin 300 sene daha gecmesi gerektiginden bahsetmis.
Oysaki artik insanlarin ne biyolojik anlamda nede sosyal anlamda 300 sene bile kaybedecek vakitleri yoktur.

Yazan: Metin Tek Tarih: September 19, 2006 03:50 AM

Bana Kur'an dan ayetlerle cevap vermeye çalışmakla benim haklılığımı ortaya koyduğunuzun farkında bile değilsiniz.

Benim neyi anlatmaya çalıştığımı vermek istediğim mesajı ısrarla farklı yönde algılamaya devam ediyorsunuz. Burada din düşmanlığı ve dinsizlik propagandası yaptığımı düşünmeniz kör ideolojilerin insanların muhakeme yetenekleri üzerinde yarattığı tahribatın ne denli büyük boyut ta olduğunu gösteriyor.

Dünya barışına en büyük tehdit'in dinlerin kör ideolojileri olduğu herkes farkında ama siyasi ve maddi büyük rant kapısı olduğu için akan kanlara göz yumuluyor. Fakat er ya da geç dinlerin güdümündeki insanlık aklın sesini dinleyecektir. İşte o zaman laiklik ilkesine de gerek kalmayacak. Bunun için bir 200 - 300 yıl daha geçmesi gerekecek. Kolay değil üç bin yılı aşkın alışkanlıkların ve kötü izlerin silinmesi.

Son iki yüz yılda insan aklı dolu dizgin yol alıyor. Önünde durabilecek hiçbir güçte yok. Hayran olmamak saygı duymamak mümkün değil. Yolu açık olsun.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 19, 2006 10:56 AM

Hülagü'nün fikirlerine katılmıyorum. Ama bir takım sıfatlarla arkadaşa bir yafta vurup, sonra idam mangasının önüne çıkarma anlayışı Mustafa Akyol demokratlığıyla örtüşmüyor.
Benim sizden beklediğim, "Dinlerin İnsan Sosyolojisi için faydası" üzerine bir şeyler karalamanızdı. Ama siz meseleyi kişiselleştirerek aslında hoş olmayan bir tablo yarattınız.

Ki zaten fırsattan istifade bünyeler, atak etmede hiç gecikmemişler.

Yazan: Gökhan Tarih: September 19, 2006 11:16 AM

Dinleri günah kecisi yapmak aslinda gercegi saptirmaktir.Hangi dinin hangi sekilde dini yaymis oldugunu anlamak icin tarihi OBJEKTIF analiz gerek,bu sanirim o her yigidin kari degil...fakat su bi gercek ki,kendi düsüncesini/fikriyatini/hayat tarzini baskalarina kabul ettiremeyenler bunu zorla yani siddetle kabul ettirmis olabilirler (bu cok azda olsa islam tarihinde bile rastlarsiniz,ki istisnalar kaideyi bozmaz).gerci ne kadar gercekten (kalbleryile) kabul ettirdiler) malum:) bakin eskiden müslümanlar tarafindan yönetilen (daha önce müslüman olmayan halklarinin topraklarina),orda artik nerdeyse insanlarda islamin belirtisi yok,gidin ispanyaya ve baska yerlere,sanki oraya islamiyet hic ugramamis gibi.birde gidin hristiyan yada baska dinlerin ugradiklari ülkelere /sömürgelere,orda hala hem hristiyanlarin dilleri okullarda dahil konusulur ve hayatin her alaninda yer etmistir,sanirim hangi din nerde zorlamis o zaman anlasilacak,kisa olarak misal verdim,bunu anlamak icin tarihi calisma gerek. bir noktaya deginmek istiyorum,burda sadece din degil ,insanlar kendi ideolojilerini yaymak icinde siddet kullair ve halende kullaniyorlar,sanki ABD ve onu indirekt yada direkt destekleyen avrupa (yani sizin gibi düsünen seküler kesim:) kendi görüsünü yaymak icin mesela demokrasiyi yaymak icin,siddeti mesru görmüyormu,dürüst olun,elbette görüyor,öyle yada böyle bir takim bahanelerle bugün seküler-bati dünyasi kendi hayat felsefesini yaymak icin artik sanki güc kullanmazmi oldu;-)simdi batida dinci derseniz ,sizin gibi dünyada düsünen kimlere fikriyatinizi yaslayacaksiniz:) bu isin sonu gelmez,dürüst olun seküler düsünceyi savunanlar,ama nerdeeee:)hatta ben sunuda iddia ediyorum sizin gibi dini gereksiz görenler ellerini firsat gecse her hangi bi sebeble (mesela dünyayi kana bulayacak olan dini savunanlardan) kurtarmak yada onlarin etkinligini azaltmak icin,sizlerde güc kullanirsiniz,bunda hic süphem yok hülagu;-)

Yazan: Metin Tarih: September 19, 2006 11:56 AM

Sizlerde dinlerin dünya barışını tehdit etmediğini geçmişten ve günümüzden örnekler vererek savunabilirsiniz. Ama sadece İslam'ı değil diğer dinleri de savunmalısınız. Bunu istiyorum sizlerden. Tabii somut örneklerle savunabilirseniz.

Hülagü TTT bey/hanim


Belki bu sitede savaslarin cikis sebepleri elli kez yazilip cizilmistir, sanirim siz dersi kacirmissiniz). Benzer tutumda olan bir cok dinsiz arkadasimiz savaslarin dinler yüzünden ciktigini iddia ettiler.

Oysa dinsiz arkadaslarimizin bu iddialari dar bir bakisa karsilik gelmektedir. Demek ki katil olmadigi halde bir adamin üzerine katil yazsak siz o adami gercekten katil sanacaksiniz. Bir nesne veya olayin etiketine bakmaktan o nesne veya olayin icerigine ve mahiyetine bakmak akliniza gelmiyor.

Bir kere Mustafa beyin dedigi gibi mantiken bütün savaslarin din yüzünden cikmasi mümkün olamaz. Bu tespit bu mantigi terk etmeniz icin gecerli bir nedendir. Bir diger önemli nokta ise savaslarin aslinda cikar icin yapildigi gercegidir. Savaslar temelde sadece ve sadece cikar icin yapilir. Siyaset her zaman gücün pesindedir, güc o anda hangi enstrümandaysa (eskiden dindi, simdi bilim) onu boyunduruguna alir ve amaclari icin kullanmaya baslar.

Dinler tarih boyunca etkin bir kitlesel güce sahip olmustur. Siyaset ise bu etkin gücü her daim savas enstrümani olarak kullanilmistir.

Gecmiste yapilan savaslara bakin, örnegin hacli seferleri talan ve yagmadan ibarettir cogunlukla. Bu savaslarin gercekte ne icin yapildigi da bellidir.

Birde yeni zamanlara bakin; hangisi din adina yapilmistir? Napoleon ordusu din argümanlari ile bir araya toplanmadi. Avrupaya abluka uygulayan bu ordu, gücünü aslinda tam olarak benimsemedigi devrimden aliyordu. Fakat savasin gerekcesi belliydi : para, daha cok para (Napoleon).

1 ve 2. dünya savaslari gezegenimizin basina gelmis en büyük felakettir (özellikle 2.si). Bu savas din yüzünden cikmadi, o kadar insanin kani din yüzünden akmadi. Savasi baslatan neden her zaman güc elde etme istegi olmustur.

Günümüzde siyasetin en önemli kullanim araci bilimdir, silah teknolojilerindeki gelismeler insanoglunun yasamini kolaylastiran bilimi, insanin yok olusuna götüren bir cizgiye sokmustur. Nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlar dünyaya daha önceki silahlarin veremedigi kadar zarar verebilir.

Hülagü bey/hanim gibiler yakindaki agaca bakmaktan ormani göremiyorlar.

Hülagü bey hanima sormak lazim, bilimin sucu mudur politikaya alet olmak?

Yazan: Clausewitz Tarih: September 19, 2006 01:01 PM

Son 100 yilda yasanan katliamlarin büyük kisminda din onemli bir unsur degildir ve bunlar (dinin gene onemli bir unsur olmadigi Mogol isyani istisna)insanlik tarihinin en buyuk katliamlaridir

Atom bombalari
Stalin Mao ve Pol Pot vahsetleri
1. ve 2. Dunya Savaslari
Hutu-Tutsi ic savasi
Japonlarin Kore ve Cin'de yuruttukleri katliamlar
Vietnam........

Bunlar güya aydinlanmis ve dini dislamis bir zihniyetin sonuclariydi gecen yuzyilda.
Surasi aciktir ki dinin olmadigi ve daha da kotusu pozitivist zihniyetin hükmettigi bir dunya simdikinden cok daha savasci ve acimasiz olacaktir, olmustur da.

Ne demisti Lenin uyguladigi vahsetin ahlaki olmadigi soylendiginde

"Biz Kapital'de ahlakla ilgili bir seye rastlamadik" (Pipes; Komünizm, Gelenek Yay.)

Bu evrilmis beyinlerde (!) ahlakla ilgili neye rastlamayi bekliyorsunuz kuzum?

Yazan: onur atalay Tarih: September 19, 2006 02:36 PM

The Sword of İslam teorisi şaşırmadım taşaron düşünceler kalabalığı birde şu linkteki bilim insanları neler saçmalamış bir bakalım.Hani bakış acımız bizim yanlıya dışardan nasıl görülüyor;Birde Sayın Ord.Prof. Halil İnalcık ,Prof.İlber Ortaylı okumamış insanlar tarih hakkında atıp tutmasın bize değil o güzel insanlara ayıp oluyor.
http://monak2.tripod.com/Peaceonline/id5.html
Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: September 19, 2006 03:05 PM

"...dinlerin hepsi, yüzyıllarca, hatta bin yıllarca sürmüş olsalar da aynı "geçicilik kanununa"tabidirler. Bir dinin varlık süresinin uzunluğu daima kurucularına ve öğretmenlerine bağlıdır. Bir din, ne kadar evrensel kanunları içeriyor, ne kadar evrensel hakikatleri gösteriyor ve öğütlüyorsa, varlığını o kadar uzun sürdürür."Franz Bardon'un "Bilgeliğin Altın Kitabı"ından bir alıntı.Tamamiyle olmasa da kısmen doğru diyebileceğimiz bir cümle.
Mustafa bey yazılarınızı mümkün olduğunca takip etmeye çalışıyorum,taraf olmanız ve olurken de objektif yaklaşım sergilemeniz ve söylemlerinizi havada sılı bırakmıyor olmanız benim açımdan yazılarınızı değerli kılıyor..
Yazılarınızı takip etmeye başladığım süre içinde"hulagü" bey meselesi ruha "casper" tanımlaması yapan beyden sonra ikinci kişisel çıkışınız.Burada yorumların yer alması için adres gösterilmemesini salık vermiştiniz direk olarak kişi adı vermeniz ile sizinle aynı eylem içine bazı insanları maalesef yönlendiriyor.
Levent beyin yazısına katılıyorum,hoşgörü, öğreticilik ve birleştiricilik İslamın yapı taşlarından değil mi?
Peygamberimizin tüm sünnetlerini harfiyen uygulamaya çalışanlar ona vahy edilenleri öğretmek ve anlatmakla görevli yani öğretici kimliğini neden sünnet olarak uygulamazlar?
Hulagu bey din olgusunu en azından red etmiyor ve geçenlerde "cihad ve papa"içerikli yazınızda iğneyi İslam alemindeki bazı görüştekilere batırmış ve papanın baktığı yerden gördüğünü yorumlamıştınız..Hulagü bey sadece bu ayırımı fark edebilecek kavrama yetisini geliştirmeli!Acizane tavsiye.
İnsan aklının evrimleşmesi ile din olgusunun silineceğinden bahsetmiş ben de bu kadar yüzyılda evrimleşen akıl ile neden hala "insanoğlunun yoktan var edemediğini"sormuştum.Yine de bu konuda düşünürse kendisine teşekkür ederim..

Yazan: çuvaldız=herkes alınsın Tarih: September 19, 2006 03:43 PM

KÜRTLER, PKK’NIN ŞİDDET TUZAĞINA DÜŞMEMELİ!..

“Önce Van, Sonra Diyarbakır!.. PKK, Önce Öldürüyor, Sonra İnkar Ediyor!..”

Kürtlerin “ateşkes ve silah bırak” çağrılarının yükseldiği bir süreçte, PKK’nın 12 Eylül 2006 gecesi Diyarbakır’daki Koşuyolu Parkı’nda gerçekleştirdiği bombalı eylemde, 8’i çocuk 10 sivilin öldürülmesinin yankıları sürerken, Kürtlerden ve uluslararası çevrelerden gelebilecek tepkilerden çekinen örgüt yönetiminin, geçmişte olduğu gibi, “katliamı üstlenmeme” yönündeki tavrı, yerli ve yabancı kamuoyu tarafından inandırıcı bulunmadı.

Almanya’da yayınlanan Stuttgarter Nachrichten, Stuttgarter Zeitung ve Badische Neuste Nachrichten gazetelerine yansıyan yorumlarda, (15-18 Eylül 2006) Diyarbakır’daki bombalı eylemin PKK’lı teröristler tarafından gerçekleştirildiği vurgulanarak, şöyle denildi;

“Daha önce İstanbul, Mersin, Van, Antalya ve Marmaris’te sivilleri öldüren PKK’lı teröristler, bu sefer de Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Diyarbakır’da bomba patlattılar. PKK’nın bombalı eyleminde aralarında çocukların da bulunduğu 10 sivil ölürken, onlarca kişi yaralandı. Bombalı eyleme tepki gösteren Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir, “Bu eylem, barış çabalarına vurulmuş bir darbedir’ derken, başta insan hakları dernekleri olmak üzere, Türkiye’deki farklı kesimlerden PKK eylemine tepki yağdı. Bu eylemin, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki sivil toplum örgütlerinin ve Kürt siyasetçilerin PKK’ya silah bırakması yönündeki çağrıları sonrası gerçekleşmesi, PKK’nın ‘ateşkes’ ve ‘barış’ açıklamalarının sorgulanmasına neden oldu.
PKK’nın Diyarbakır’da gerçekleştirdiği bombalı eylemde ölenlerin çoğunluğunun sivil Kürtler olması ve kurbanlar arasında çocukların bulunması, örgüte duyulan nefreti bir kat daha artırıyor. PKK’nın şiddet eylemlerini tırmandırması, bölgenin sosyal, ekonomik ve kültürel gelişmesini engellediği gibi, çatışmaların sona ermesi için verilen çabaları da sekteye uğratıyor. Sorunun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü için PKK’nın somut adım atması ve silahları bıraktığını açıklaması gerekiyor.”

Bu arada, Koşuyolu Parkı’nda yapılan olay yeri incelemeleri, eylemin PKK tarafından gerçekleştirildiğini ortaya koydu. Olay yerinde bulunan telsiz, kilit ve termos parçaları ile patlamada kullanılan bomba düzeneğinin daha önce PKK’lı teröristlerce gerçekleştirilen eylemler ile (3 Kasım 2005 Dicle, 5 Haziran 2005 Hani, 9 Mart 2006 Van, 22 Mayıs 2006 Lice’de) aynı olduğunu gösteriyor.

Hatırlanacağı üzere, 9 Mart 2006 tarihinde PKK’lı teröristler tarafından Van’ın şehir merkezinde gerçekleştirilen bombalama eyleminde, patlama sırasında bölgede bulunan vatandaşların yanı sıra, yolcu taşımacılığı yapan bir minübüs ve belediye aracı ile çevredeki binalar zarar görmüş, saldırıda eylemi gerçekleştiren PKK’lı teröristin yanı sıra, 2 vatandaş ölmüş ve bazılarının durumu ağır olmak üzere 18 kişi yaralanmıştı.

Patlamanın hemen ardından “Eylemle bir ilgimiz yok” diyen PKK yönetimi, bir gün sonra cinayetin bir PKK mensubu tarafından gerçekleştirildiği ortaya çıkınca; “Saldırı Dengtav kod Devrim Solduk adlı militanımızın kendi inisiyatifiyle ve yanlışlıkla gerçekleşmiştir. Yanlış hedef seçilmiştir. Halkımızdan özür dileriz” açıklamasında bulunmuştu.

Özürleri kabahatlerinden büyüktü… PKK’nın özür dilemesindeki etken ölenlerin sivil olmasından kaynaklanıyordu. Eğer eylem bir polis otosunun veya askeri aracın yanında gerçekleşmiş olsaydı, örgüt yine böyle bir özür mesajı yayınlayacak mıydı? Hiç sanmıyorum. O zaman eylemi gerçekleştiren, “kahraman” ilan edilecek ve cinayetin haklılığından dem vurulacaktı. Nitekim PKK yönetimi, örgüt kadrolarına yönelik yayınladığı bildirilerde, eylemi gerçekleştiren Devrim Solduk’u “kahraman” ilan ederek, intihar saldırıları ve cinayetlere haklılık kazandırmaya çalıştı. Yani kamuoyuna karşı “pişmanlık” ve “özür”den bahsedilirken, örgüt kadrolarına yönelik “kahramanlık” propagandası yapılarak, bu tür eylemler özendirilmeye devam edildi.

PKK sözcülüğü yapmaktan bir türlü vazgeçemeyen Demokratik Toplum Partisi temsilcileri de, cinayetin gerçekleştirildiği yere karanfil bırakarak, olayı kınadıklarını açıklamışlardı.

Bugün Diyarbakır’da yaşananlar, Van’da yaşananların kopyası. Ancak farklı olan, artık PKK’nın yalanlarının dünya kamuoyunda kabul görmemesi...

Nitekim, Avrupa Parlamentosu tarafından Eylül ayının sonunda yayınlanacak Rapor’un 21.paragrafında; “PKK terörünü şiddetle kınıyoruz. Sivil halka yönelik şiddet eylemlerinin hiçbir mazeretini kabul etmiyoruz. Terörle mücadelesinde Türkiye ile tam bir dayanışma içinde bulunduğumuzu ilan ediyoruz” denilerek, (Milliyet Gazetesi, 18 Eylül 2006) Türkiye’nin terörle mücadelesinin desteklendiği vurgulanırken, PKK’nın terörist kimliği de bir defa daha tescillendi.

PKK kör terörü kana doymuyor. Ülkenin her yerinde hiçbir ayırım yapmadan ölüm kusuyor. Karanlıklar içinden kurşun sıkıyor, kalleşçe döşediği mayınları, oraya buraya koyduğu bombaları patlatıyor. Masum ve günahsız insanları çoluk çocuk, yetişkin, ana, baba demeden öldürüyor.

Sözlerim açık ve net: Nereden gelirse gelsin, hangi amaç için olursa olsun masum insanları öldüren her türlü eylemi terörist bir eylem olarak nitelendiriyor ve cinayeti gerçekleştirenler ile ölüm talimatını verenlerin yargı önüne çıkarılmaları gerektiğine inanıyorum.

Sorunların şiddet yoluyla çözülemeyeceğine, bölgede kan akıtarak herhangi bir değişimin veya dengeleri dönüştürecek bir inisiyatifin elde etme şansının kalmadığına bir kere daha dikkat çekmek istiyor ve herkese sesleniyorum;

PKK terörüne ve cinayetlere ahlaki olarak karşı durmadın mı özgürlüğe dokunamazsın. Şiddet ve cinayetler, şimdiye kadar zorluklarla büyütülen demokrasi ve kardeşlik filizlerini zedeliyor. Bölge halkı, yeniden şiddet ve gözyaşı istemiyor. Halk, silah ve şiddet yerine, sorunların demokratik ortamda, konuşularak çözülmesini istiyor. Şiddete sürükleyenlere karşı durabilecek, akıntıya kapılmayacak, akıllı hamlelerle ateşleri söndürecek önderlikler arıyor. Asıl sorun haklı olmak değil, sürüklenmemek, şiddeti aşma becerisi göstermektir. İster Türklük, ister Kürtlük duygusuyla olsun, Türkiye’de etnik çatışmayı körüklemek, Türkiye’ye büyük zarar verecektir. Bugün çatışmacı ideolojiler çağın gerisinde kalırken, rasyonel, uzlaşmacı, müzakereci, pratik, çoğulcu görüşler gelişiyor. Dünyada etnik milliyetçiliğin marjinalleştiği toplumlarda; büyük kitlelerin ve kitle kuruluşlarının, aynı zamanda aydınların büyük çoğunluğunun o toplumlarda eski “çatışmacı” kültürleri aştıkları ve bu şekilde doğası itibariyle çatışmacı olan etnik milliyetçiliğin toplumdan “tecrit” edildiği görülüyor. Aşırı uçların hiç kuşkusuz ki kendilerine göre meşru acıları var. Ancak, o acılarla, akıtılan kan ve gözyaşlarıyla güzel bir geleceğin kurulamayacağı, şiddetin her iki tarafı da tüketeceği, geçmişin tutsağı olarak bir yere varılamayacağı anlaşılmalıdır.

Gerek Kuzey Irak’ta, gerekse Türkiye’de siyasi sürece dahil olamayacağını hisseden PKK, eski kirli çatışma ve şiddet günlerinin koşullarını yeniden yaratmaya çalışıyor. Çünkü PKK yönetimi, Türkiye’nin demokratikleşmesinin kendisinin sonu olacağını çok iyi biliyor. Diyarbakırlılar başta olmak üzere Türkiye’de demokrasiye ve insan haklarına inanan sağduyu sahibi herkes; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak demokratik/çağdaş milliyetçiliğe ve yurtseverliğe destek verildiğini, etnik ayrımcılığı ve şiddeti temel alan tüm grupların karşısında olunduğunu yüksek sesle haykırmalıdır. Bu ses Diyarbakır’dan öylesine gür çıkmalı ki, çocukları öldürecek kadar küçülen ve çaresiz kalan PKK’nın, Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve sorunlara çözüm arayışının önünü tıkamasına izin vermemeli.

Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com

Yazan: nail amudi Tarih: September 19, 2006 03:54 PM

Sayın Hülagü TTT,

"Çok değil 200 - 300 yıl içersinde insan aklının evrimsel gelişimiyle dinlerin etkisinin son bulacağını ve dinlerin kendiliğinden ortadan kalkacağını ve dünyada gerçek barışın o zaman sağlanacağını iddia ediyorum."

1.Bu iddianızın paganlık ile bir ilgisi var mı?
2.Paganlık da ortadan kalkacak mı?

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: September 19, 2006 04:52 PM

Hülagü, Etkisiz evrim olmaz bunu biliyoruz.E hangi etki beynimizi geliştiricek?Kendiliğinden gelişmeye evrimcilerinde çoğu inanmaz yoksa sen inanıyormusun?Bİz Radyosyon ytemiyoruz ve bu radyosyon yüzünden beynimizde gelişmiyor?Peki neyin evrimi bu?Hangi etki geliştiriyor bizi?Kendi kendine mi oluyor?Etkisiz evrim olmaz evrimci arkadaşlar etkisiz evrim olmaz.Bİz radyosyon yemiyoruz o yüzden evrimleşemeyizde.Çünkü beyni tek geliştiricek etki radyosyon.

Yazan: -Kelesci- Tarih: September 19, 2006 07:18 PM

"Çok değil 200 - 300 yıl içersinde de insan aklının evrimsel gelişimiyle dinlerin etkisinin son bulacağını ve dinlerin kendiliğinden ortadan kalakacağını ve dünyada gerçek barışın o zaman sağlanacağını iddia ediyorum. "

bu gerçekten de komik bir yorum.. çünkü bunu 1400 yıldır söylüyorlar :)

:))

halen bu zihniyette olan insanlar var..

Yazan: Mehmet Sen Tarih: September 19, 2006 07:53 PM

Gerçekten de burada Hulagu arkadaş yargısız infaza tabi tutulmuş. Ben bu arkadaşın üslubunu aşırı buluyorum ve dinlerin bir süre (ne kadar süre biçildiği önemli değil) sonra ortadan kalkacağı tezine katılmıyorum.

En başından beri karşılıklı kışkırtıcı üsluplara karşı çıktım. Fakat bu durum yine de yargısız infazı haklı çıkarmıyor.

Bir kere Hulagu'nun bütün dinler kılıç zoruyla yayılmıştır tezinin Mustafa bey tarafından mantıksal olarak çürütülmesi geçerli değil. Bu mantıksal kurgusunda Mustafa bey kendi kendisini yanıtlamış: (din kabul eden ilk millete hangi millet kılıç zoruyla din kabul ettirmiş olacak? Birilerinin kılıç zoru olmadan dinleri kabul etmiş olması lazım ki, en azından, sonra bu okurun hayal ettiği "zorla kabul ettirme süreci" başlasın.) Kendi sorduğu soruyu kendisi yanıtlamış. Evet, birileri kılıç zoru olmadan din kabul ettiler, bunlar peygamberin etrafındaki çekirdek kadro idi. Bunlar güçlenince önce kendi milletlerine "kılıç zoru" uyguladılar, sonra o millet de başka milletlere. Hulagu mantığı çürütülmüş olmuyor, kusura bakmayın.

Dini savaşların tek sorumlusu gösterme yanlısı değilim. Din de insanlığın ürettiği kültür birikimlerinden biridir, olumsuz ve olumlu bir çok katkıları olmuştur insanlığa. Niye olmasın, kabileleri birleştirip millet yapmıştır, ilk yerleşik medeniyetlerin dinsel tören alanlarına ve tapınaklara yakın oluşması, (bunun örneği Urfa'da Göbeklitepe kazılarında ortaya çıkarıldı) tarımın, takvimin ve ilk astronomi çalışmalarının bazı dinsel ritüellerle özdeşleşmesi...

Daha hoşgörülü ve anlayışlı olalım, karşılıklı olarak ama... İnsanlığın hiç bir kültürel birikimini küçümsemeyelim. İnsanlar bir tarih boyu yanlışlıklar yaptılar ve yeni yeni bazı doğruları keşfediyoruz. Doğru öyle lop diye kimsenin kucağına inmedi. Bakınız en büyük yanlışlıklar karşılıklı yapılan yanlışlardır. Etki tepkiyi doğurur, tepki de bir etki olduğu için tepkileşim denen kısır döngü ortaya çıkar. Bu döngüyü bir yerlerden kırmak gerekiyor.

....................


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:


"DİNLER SADECE KILIÇLA YAYILMIŞTIR" İDDİASININ SAÇMALIĞI ORTADA. ÇÜNKÜ "PEYGAMBER VE ARDAKAŞLARI" GİBİ KÜÇÜK BİR GRUBUN., SADECE KILIÇ (SİLAH) ZORUYLA, KENDİLERİNDEN SAYICA VE ASKERİ YÖNDEN ÇOK DAHA GÜÇLÜ KİTLELERİ DÖNÜŞTÜRMESİ MÜMKÜN DEĞİL. ORTAYA GÜÇLÜ BİR "İSLAM ORDUSU" ÇIKMASI İÇİN, ÖNCE BUNA GÖNÜLLÜ OLARAK İKNA OLMUŞ İNSANLAR OLMALI...

Yazan: demirkan efegil Tarih: September 19, 2006 08:03 PM

Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun

imzası olurdu eskiden yazılarının sonlarında,

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla..

[pardon arkadaşlar ismi hatırlayamadım böyle miydi şiir]
:))))))))


Ece hanim o Fahriye ablamiydi yoksa Firdevs abla mi? ))

Yazan: Clausewitz Tarih: September 19, 2006 10:21 PM

Dünya'nin 200 yil daha ya$ayacagini nereden
biliyorsunuz? Bilim bize, 50-100 yil icinde
küresel isinma sonucu dünyamizin ya$anmaz
hale gelecegini söylemektedir. Yani buradan,
dünyanin fazla bir ömrünün kalmadigini cikara-
biliriz. Belki de son yüzyilimizi ya$iyoruz.
Fakat din, yani GERCEK DIN, bu yüzyilin sonuna
kadar en parlak ve en muhtesem haliyle ya$amini
sürdürecektir. 2020 yilina kadar kücük capli
"Dünyayi Düzene Sokma Savaslari"nin sürecegini
tahmin ediyor, sonra da dünyamiza büyük bir baris
dogacagini ümid ediyor ve bekliyorum. Sonucta
baris günesi dünyamiza yine ancak Gercek Din saye-
sinde dogacaktir. Dünya günessiz olamayacagi gibi, insanlik da din günesi olmadan var olamaz, insanlik bulamaz. Insanlik isteyen, bu günese
gözlerini kapamamalidir. Günesin sadece zararli
i$inlarina bakip günesten kacanlar, donmaya ve
karanlikta kalmaya mahkûm olurlar!

Not: Gercek Din, "yenilestirilmis Islâmî anlayisla
gercek Isevîlige döndürülmüs Hiristiyanligin bir-
lesimiyle ortaya cikacak olan din"dir. Yani insan-
lik dinde teklige ulasacaktir. Hz. Isa'nin diniy-
le Hz. Muhammed'in dini birlesecek, "tek din"
haline gelecektir. Bu dinde, Isa'nin tanrilasti-
rilmasi ve Tanri'nin Isalastirilmasi terkedile-
cektir. Yani insanlar: "Allah'tan baska ilah yok,
Isa ve Musa ve Muhammed Allah'in kulu ve elcisi-
dir" diyecek, Tanri'yi kücültmek kötülügünden
kurtulacaktir. Bu da, kurtuluslarin en büyügüdür.
Ebedî saadet isteyenler bu kurtulusu aramali ve
ona kosmalidir. Kosmalarin aSIL hedefi bu olmaz-
sa, insan kayipta demektir. Insan kendini bu
kayiptan kurtarmalidir. Yoksa aklin bir anlami
kalmayacaktir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 19, 2006 10:48 PM

Hulagu Bey/Hanim,

Tum goruslerinizi detayli bir sekilde takip etme olanagi bulamadim, ama gorusunuz ne olursa olsun, Mustafa Akyol tarafindan boyle nezaketsiz bir sekilde hedef gosterilmenizi kiniyorum. Bence de reyting kaygisi ile olabilir, kanimca kendisi size ozur borcludur. Mustafa Bey'den bu tur kisir yorumlardan ziyade, icerik acisindan daha saglam yorumlar bekliyorum.

Beyaz

Yazan: Beyaz Tarih: September 19, 2006 11:33 PM

Hulagu Bey/Hanim,

Tum goruslerinizi detayli bir sekilde takip etme olanagi bulamadim, ama gorusunuz ne olursa olsun, Mustafa Akyol tarafindan boyle nezaketsiz bir sekilde hedef gosterilmenizi kiniyorum. Bence de reyting kaygisi ile olabilir, kanimca kendisi size ozur borcludur. Mustafa Bey'den bu tur kisir yorumlardan ziyade, icerik acisindan daha saglam yorumlar bekliyorum.

Beyaz


....................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

BEYAZ HANIM, BİR İNSANIN MANTIKSAL ÇELİŞKİSİNİ ORTAYA KOYMAK, MUHAKEMESİNDEKİ YANLIŞLIĞI GÖSTERMEK "NEZAKETSİZLİK" DEĞİLDİR.

HÜLAGÜ ADLI OKURUN, HAKARETLERLE DOLU İÇİN YAYINLAMADIĞIM PEK ÇOK MESAJINDA VAR NEZAKETSİZLİK...

Yazan: Beyaz Tarih: September 19, 2006 11:34 PM

Sayın Kelesci,

"Beynin radyasyon ile evrimleşmesi" ne demek? Hiç böyle bir şey duymadım. Bunu biraz açıklayabilir misiniz?

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: September 19, 2006 11:52 PM

Ece hanim o Fahriye ablamiydi yoksa Firdevs abla mi? ))

Hah işte!
Dilimin ucuna geldi gitti..İçinde bir Fİ
hecesi olduğunu hatırlıyorum ama, adında mıydı soyadında mıydı, Bekir bey e bir danışalım yine de diyorum..
:)))))))

saygılarımla..

Yazan: Ece Tarih: September 20, 2006 01:29 AM

Beyaz hanım,

Mustafa bey'in ne düşündüğünü bilemem ama Hülagü bey ile ilgili farklı bir ilmek açarak, ilgisiz bir ilmekte yığılmayı engellediği ve ortaya hiçbir argüman sunmayan, hiçbir soruya cevap vermeyen, ezberden başka hiç bir şey söylemeyen birini sitenin seviyesini korumak adına invalid out yaptığını düşünüyorum. Umarım bu Hülagü bey'in tartışma üslubunda bir farklılığa sebep olur.
Şimdi ben sizin sitenizde "Atatürk ilkeleri bu ülkede karmaşadan ve çatışmadan başka bir işe yaramamaktadır. Ama 200 sene sonra Kemalist kafalar evrimleşecek ve tüm ilkeler ortadan kalkacak, insanlar da rahat edecek" diye takılmış plak gibi yazıp dursam; sizin sorularınıza "ne oldu, zorunuza mı gitti? Neden heyecanlanıyorsunuz ki daha 200 sene var?" gibi seviyesiz cevaplar versem ne düşünürsünüz?
Siz seviyeli ve akıllı bir hanımefendisiniz. Adil olmanızı ve sadece inançlı insanlara muhalefet ortak paydanız var diye Hülagü'ye arka çıkmayacağınızı dilerdim.

Yazan: blue Tarih: September 20, 2006 09:35 AM

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni bey,

Siz hangi çağda yaşıyorsunuz? Ne paganlığı paganlık mı kaldı?

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 20, 2006 11:35 AM

DIN VE SAVAS

Bizans Imparatoru Paleologos'un dedigi gibi: "Tanri kandan
hoslanmaz". Fakat bu hosnutsuzlugun da bir sINIRI vardir.
Bu sINIR da, zulüm ve tecavüze razi olmamasidir. Bir yerde
zulüm ve tecavüz ve kötülük varsa, bunun ortadan kalkmasi
icin Allah savasa izin verir. Bu izin ve mecburiyet olmasaydi,
insanlik zalimlerin egemenligine mahkûm kalirdi. Bu da Tanri
icin büyük bir adaletsizlik olurdu. O da, buna izin veremez.
Cünkü Tanri "adil"dir. Kâinat da ancak adalet üzerinde du-
rabilir.

Insan, hayvan ve meleklerden farkli olarak iyilik ve kötülüge
meyilli bir nefis tasiyan varliktir. Onun nefsinde de hirslar, te-
cavüzler, doymazliklar vardir. Bunlar da zulüm ve kötülükle-
ri dogurur. Kötülükler de savasin cikmasina sebep olur.

Bu dünya "sahipsiz" degildir. Sahipsiz olmadigindan, insanlar
hayvanlar gibi keyfince otlayamazlar. Dünya ve evrenin "Al-
lah" isimli gercek sahibi bu keyfilige yer vermemek ve dün-
yanin sahipsiz olmadigini bildirmek ve kötülügü ortadan kal-
dirmak icin insanliga "DiN" gönderir. Fakat bazi insanlar bu
gönderilenden hoslanmaz. Inanclilari ve Tanri elcilerini orta-
dan kaldirmak isterler ve savasi ilk kez bu inanc düsmanlari
baslatir. Inanclilar da kendilerini savunmak zorunda kalir.

Tanri elcileri insanligi dine dâvet ettiklerinde inancsizlar: "Biz
inanmak istemiyoruz, bizi rahat birakin" deseler, mesele yok-
tur. Fakat onlar zulüm ve kötülüklerine son vermemek veya
inanclilarin egemenligi altina girmemek icin savasa basvurur-
lar. Bu durumda inanclilar da kendilerini savunmaktan baska
care bulamaz.

Evet, burada dinin ve din gönderilmesinin savasi tetikledigini
görüyoruz. Fakat suc, dinin ve din gönderen Tanri'nin degil,
dine itaat etmek istemeyen saldirgan dinsizlerin ve din düs-
manlarinindir.

Bu dünya ve evren, insanligin babasinin ciftligi degil, Yaradan'
in "mülkü"dür. Bu mülkün Sahibi elbette mülküne sahip cika-
cak ve onu insanlarin keyfine ve insani da kendi halinde birak-
mayacaktir. Bunun icin de DiN gönderecek ve insani görev-
lendirecektir. Aksi halde sahibini bilmeyen ve görevsiz ve he-
defsiz kalan insan, hayvanligin a$agisina düsmekten kurtula-
mayacaktir. Tanri da buna izin veremez. Yoksa O'nun yara-
ticiligi ve ya$aticiligi bo$a cikar, anlamsiz olurdu. Yüce Tan-
ri da anlamsiz i$ yapmaktan arinmistir.

Eger Allah Hz. Muhammed'e savas izni vermeseydi, (ruhuna
selam olsun) onun sonu da Hz. Isa'nin sonu gibi olurdu. Bura-
dan, savas ve savunmanin, varolusu sürdürebilmek icin ne ka-
dar kiymetli ve gerekli oldugunu anlamaliyiz. Bu sayede Hz.
Muhammed peygamberligini sürdürmeye muvaffak oldu. Hz.
Isa ise, üc yillik bir elcilikten sonra varligini kaybetti. Dinini
tam olusturamadan ve saglam bir temele oturtamadan bu dün-
yayi terke mecbur kaldi ve dini, olgulasamadan Pavlus gibile-
rin eline düstü. Bunun zararini da "Aydinlanmacilar" ve Hiris-
tiyanlik tarihine bakanlar cok iyi bilir.

Eger Hz. Isa da Hz. Muhammed gibi savasan ve savunabilen
bir peygamber olsaydi, Isevîlik de Islâmiyet gibi daha farkli
ve mükemmel bir din olacakti. Ama Allah, Hz. Muhammed'i
göndererek, Hz. Isa'nin boslugunu doldurmustur. Yenilesti-
rilmis ve modernize edilmis bir Islâmiyete dönenler ve giren-
ler, GERCEK DiN'i bulmus olurlar.

Ey insanlar! Tabiat ve madde bir KITAP indirmemistir ve
indiremez. O halde bu kâinatin gercek sahibi olan Allah'in
SON KITAP'i ile kitaplanin. Saadetiniz, ebediyetiniz, dogru
yol ve aydinliginiz Ondadir. Onu dünyalarindan dislayanlar,
kayipta ve karanlikta kalmaya mahkûmdur. Insan, "gercek
insanlik"a ulasabilmek icin bu mahkûmiyete razi olmamalidir.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 20, 2006 11:58 AM

Bay / Bayan Clausewitz,

Yakın çağ öncesine gideceksiniz. Bütün yaşananlar orada. Verdiğiniz örnekler bilim hakkındaki yorumunuz hiçbir şey ifade etmiyor.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 20, 2006 11:58 AM

Sayın Hülagü TTT,

"Siz hangi çağda yaşıyorsunuz? Ne paganlığı paganlık mı kaldı?"

Herhangi bir çağda filan yaşandığı yok. Paganlığın getirdiği batıl inançlar bunlar. Paganlığı paganların 'kitap'larından okumuş gibisiniz. Bir de dışarıdan bakmanız gerekir.

Anlaşılan siz de "maddecilik paganlık değildir" diyen arkadaşlarımızdan birisiniz. Varalım öyle demeyelim. Sizin dilediğiniz biçimde sorayım da siz dilerseniz yine yanıtlamayın.

1. Bu iddanızın maddecilik ile bir ilgisi var mı?
2. Maddecilik de ortadan kalkacak mı?

(Mutedil bir üslupla soruyorum, mutedil bir üslupla cevaplarsanız sevinirim)

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: September 20, 2006 04:29 PM

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni bey,

Siz kendi vehmettiğiniz paganizmi benim üzerime yapıştırmaya çalışıyorsunuz. Oysa tam tersine sizin tek tanrılı dinleriniz bizzatihi paganizmin evrimleşmiş halinden başka bir şey değildir.

Yoksa siz hacer-ül esved'in put olmadığını mı düşünüyorsunuz? Siz nasıl bir felsefe öğretmenisiniz ki, felsefi düşünce akımlarını dinlerle karıştırıyorsunuz.

Sizinde çok iyi bilmeniz gerektiği gibi her dinin az çok bir felsefe altyapısı vardır ancak her felsefi akım bir din değildir.

Maddecilik bir din değildir ki dinler gibi gelecekte ortadan kalsın. Ha şunu diyebilirsiniz bir zamanlar felsefeye ait olan konular zamanla bilimin ilerlemesiyle bilime ait konular olmuşlardır. Bu anlamda materyalizm bağlamında değerlendirilen bir çok görüşte zaten bilime malolmuştur. Örneğin madde ve enerjinin korunumu yasası gibi.

Hülagü TTT

Yazan: Hülagü Tarih: September 20, 2006 06:03 PM

Sayin Blue,

Benim inancli insanlara muhalefet diye bir ortak paydam olamaz, olmayacagini da su ana kadar anlamis olmaniz lazim. Benim kaygim, farkli fikirlerin, nezaketsiz bir sekilde ve hedef gostererek afaroz edilmesine muhalefet.

Hulagu Bey'in yazdiklarinin tumunu okumadigimi belirttim, icinde ne yazildigi da o kadar onemli degil. Ozgur bir ortamda tartisiyorsak hersey yazilabilir, kutsal buldugumuz konular elestirilebilir. Ama, siz bunu anlayamiyorsunuz, bu egiliminiz daha onceki tartismalarimizda da ortaya cikti. Ozgurluklere ancak bir noktaya kadar tahammul edebiliyorsunuz, o noktadan sonra bagnaz gorusler ve onyargilar devreye giriyor. Sizi ictenlikle oz elestiri yapmaya davet ediyorum, yeniden ve yineden.

Mustafa Bey, cok hassas konulari tartismaya acan bir sitenin moderatoru, sitesinin kurallari belli, bu kurallar dogrultusunda, ortaya konan goruslere saygili olmasini bekliyorum. Daha once yazdigim yorumlarda, Ataturk ilkelerine karsi, seriat ve saltanat yanlisi goruslerinize cok sert elestirilerde bulundugum dogrudur, ama bu sitenin moderatoru olsaydim, ve yorum kurallarimi Mustafa Bey gibi belirleseydim, herhangi bir yorumcuyu goruslerinden dolayi hedef gosteren bir yorum yayinlamayi da kendime yakistiramazdim dogrusu.

Yazan: Beyaz Tarih: September 20, 2006 08:13 PM

Beyaz hanım,

Bu mesajınızı okuyan sizi çok liberal biri zannedecek :). Umarım ben yanlış anlıyorumdur veya sizin fikirlerinizde yumuşama vardır. Mesela Elif Şafak, Hırant Dink ve Orhan Pamuk hakkında ne düşünüyorsunuz bilmek isterim. Kutsalları sonuna kadar tartışalım, edepli ve saygılı bir şekilde, ama bunun sınırını çizen ben değilim. Benim sınırım şudur: Her kutsal hakkında yorum yapılabilir, küstahlık yapılmamalıdır. For example; bir adam Atatürk'ün devrimlerini eleştirebilir, ama çıkıp da "bu ayyaş faşist diktatör..." filan diye başlarsa bunu hazmedemem... (Bkz: Şevki Yılmaz) Bu, bütün tarihi şahsiyetler için geçerli. Ama siz "Arapların Osmanlı'yı arkadan vurmadıkları" hakkında belgeli bir yorumu bile hazmedemediniz, bize cübbe, sarık giydirip Arabistan'a paketleyip gönderdiniz. Hepimizin samimi olması lazım. Liberal gibiymiş, özgürlüklerden yana gibiymiş gibi nalıncı keseri pozisyonuna girmek, hep tek tarafı yontmak olmaz. Ben özeleştiriyi sürekli yapıyorum. Bazen duygusal tepkiler verebiliyorum ve sonra pişman oluyorum. Başka bir ilmekteki tartışmamızda kaç defa Mustafa bey'den "son gönderdiğim yorumu lütfen yayınlamayın, tartışmanın büyümesini istemiyorum" diye ricada bulundum. Çünkü benim tartışmaya bakış açım "dost kazanmak" amaçlı, "çatır çatır kafa tutmak" bir gayem yok. Son zamanlardaki ılımlı üslubunuzu ise takdir ediyorum, devam etmesini diliyorum.
Hülagü'ye fikir özgürlüğü adına tabi ki destek olabilirsiniz. Benimki bir tavsiye; ileride aleyhinize delil olarak kullanılabilir. (Bekir bey not defterine geçirmiştir bile :)

Yazan: blue Tarih: September 21, 2006 09:27 AM

Sayın Hülagü TTT,

"Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni bey" hitabının, dilin genel kullanımı bakımından hatalı olduğunu belirteyim. Bunu "Felsefe öğretmeni Cengiz Cebi bey" yaparsak bu hatayı gidermiş oluruz. Yine de size kalmış tabi.

Tek tanrılı dinden başka din mi var? Gerçi evet haklısınız, materyalizm yerine naturalizm ve hatta naturizm demem gerekirdi. Nitekim sizin izinden gittiğinizi sandığım kimseler "insan tabiatın mahlukudur" diyerek dinlerini açıkça ifade ettiler. Bakınız ne kadar da tek tanrılı. Paganlığın putperestliğin bir çok tanrısı Tabiat tanrısı yanında zavallı şeylerdir. Hepsi tabiatın boyunduruğu altında "yaşayıp giderler". Birbirlerinin karılarını kaçıracak kadar tanrıdır bunlar. Xenophanes adlı antik yunanlı monist düşünür bu kritiği iyi yapmıştır. Ve bunların "tabiat değil tanrı" deyişimizdeki tanrı ile aynı şeyi anlattığı iddiası ancak tabiata duyulan inancın zorunlu kıldığı bir iddiadır. Mitolojiyi biraz incelerseniz tanrıların nasıl da tabii şeyler olduklarını görürsünüz. Şimdi bunların görevleri "tabii yasalar"a verilmiş. Tabiat inancı kaskatı bir şekilde sürüyor. Hepimizde var bu eğilim. Sorgulanmaz ise eğilim inanca dönüşür.

Ve evet, haklısınız, din olan şey materyalizmden çok bu naturist inanç. Materyalizmi bu inançtan doğan felsefi bir görüş olarak görmek gerekir. Yalnız kimi bağlamlarda bu iki kavramın birbiri yerine kullanılması sakınca doğurmaz.

Hacer-ül esved'in ne olduğunu bilmiyorum. Ama hiçbir şey kendi başına put olmaz. İnsandır bir şeyi put yapan, ona taparak. Tapan için hacer-ül esved de put olur tabi.

Materyalizmin bilime mal olduğu filan yok. İlgisi bile yok. Maddenin korunumu derkenki madde ile materyalizmin maddesi ilgisiz şeyler. İlki fenomenal/olgusal, ikincisi ise tümüyle metafizik bir kavram. Bilim ile metafizik arasındaki farkı açıklamama herhalde gerek yok.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: September 21, 2006 01:50 PM

Blue Bey,

Orhan Pamuk, Elif Safak gibi yazarlarin yargilanmasina, herhangi bir ceza gormelerine, toplum tarafindan tacize maruz kalmalarina karsiyim. Dusuncelerini ozgurce ifade etmelerinden yanayim. Bu konuda ne dusunecegimi tahmin etmeniz gerekirdi.

Ama, bu iki yazarimizin, tavrini kisisel olarak tasvip etmiyorum. Tipki sizin saltanatci, seriatci, emperyalist Arap sempatizani ve tutucu goruslerinizi tasvip etmedigim gibi. Tabi teraziye kondugunda sizin tavriniz cok daha tehlikeli, cunku gorusleriniz diger insanlarin ozgurluklerine bir tehdit olusturuyor.

Onlari da sizin gibi bir blogda elime gecirsem, uluslararasi edebiyat dunyasinda kendinize bir yer edineceksiniz diye, bu ulkeyi satmaya utanmiyor musunuz diye sorardim. Ne zamanki bir yazarimiz, Ermeni konusunda, Kurt konusunda, aykiri bir tavir aliyor, hoop uluslararasi best-seller listelerinde ust siralara zipliyor. Bu yazarlarimizin politik duruslarindan cok, edebi yetenekleri ile kendilerine bir yer edinmelerini arzu ederdim.

Yazan: Beyaz Tarih: September 21, 2006 06:11 PM

Bekir Yıldırım bey Suat Öztürk bey'in bloguna (gelenek.wordpress.com) çok güzel bir yazı iliştirmiş. Buraya cuk oturduğu için koymadan yapamadım:

Püriten kültür

Batı dünyasında demokrasi kültürü püriten ahlaka bir tepki olarak ortaya çıkmıştı. Püritenler baskı, tehdit, korkutma ve sindirme gibi yöntemleri kullanarak dünyayı doğru, adaletli ve sevgi dolu yapmaya çalışırlar. Liberal yöntemleri seçme aptalca ve vakit kaybı olarak görür. Her şeyi siyah-beyaz, iyi-kötü, cennet-cehennem, dost-düşman kodlarında algılar. Gri tonu kabul etmezler, esnek olamazlar. Hatta ortaçağ kilisesinin yaptığı gibi suç ve günahkârlık söz konusu ise kendilerini Tanrı’nın görevini yapma konumunda hissederler. Antik çağdaki püriten kültürün temsilcisi ‘tanrı krallar’dı. Çok çalışarak başarılı olmak, tedbirli davranmak, at üzerinde dünyayı fethetmek, göğüslerine madalyonlar eklemek en büyük tutkuları olur. Hatta büyük püritenler, küçük püritenleri madalya, makam ve rütbe ile çılgınca çalıştırırlar.

Püriten kişinin kültürü baskın kültürse, kendisi gibi olmayanı düşman gibi algılar. Muhalefeti ihanetle karıştıran kişilik yapısı budur. Kendisini sevmeyeni düşman kabul ettiği için, “Ya sev, ya terk et” söylemini çok kullanırlar. Irkçılık, etnik narsisizm ve etnik ayrımcılığı körükleyen tarzları vardır. Hitler’in püriten ahlakı müthiş bir ordu kurdurdu. Büyük askerî güç oluşturdu; ama eleştiri ve muhalefet olmadığı için güç ve enerjisi Alman ırkının diğer ırkları yutabilmesi doktrinine yöneldi ve dünyaya kan kusturdu. Ama Hitler’in dünyaya en büyük faydası Birleşmiş Milletler’in kurulması ve insanlığın ortak kültürel mirasının kabulü ve birlikte yaşama bilincinin öneminin anlaşılması olmuştur. Bugün Birleşmiş Milletler ‘Dünya Parlamentosu’na dönüşürse, ABD’de hortlamaya başlayan Bush püritenizmine bir çözüm olabilir.

Tekrar konumuza dönersek, püriten ahlaktaki kişiye göre diğer insanların onları, onların yaşam tarzlarını sevmek gibi bir zorunlulukları vardır. Hislerle düşünceleri karıştırırlar. Bir insanı sevmiyorlarsa veya birisi hoşlarına gitmeyen şeyler yapıyorsa onu hemen düşman kategorisine koyarlar. Düşünce temelli algılama ile duygu temelli algılamayı karıştırırlar. Sevmediği davranışı yapan insanın hata yapma, aykırı-sıra dışı olma özgürlüğünü kötü niyet gibi yanlış algılayabilirler. Sorumluluk sahibi, akıllı, çalışkan ancak katı ve esnek olmayan yapıları nedeniyle hep gergindirler; yüzleri gülmez, yakınlarına hayatı dar ederler, kolay sinirlenirler, doğru ama ateş gibi yakıcı eleştirileri vardır.

Sözleri yazılı antlaşma kadar sağlam olan bu kişiler yasaları yorumlarken satırlara öyle takılırlar ki; yasaların ruhunu unuturlar. Bir hata yüzünden ortalığı birbirine katabilirler. Bir kitabı ciddi bir toplantıda birisine fırlatabilirler. Üç kuruşun yenmemesi için inşaatı altı ay askıya alan kooperatif üyeleri gibidirler. Veya üç kuruş asansör borcu için kırk yıllık komşusu ile bozuşurlar. Böyle kişiler can sıkıcı zor işleri iyi yaparlar. İyi hakim olurlar; ama iyi içtihat yapamazlar. İyi ikinci adam olurlar; ama iyi birinci adam olamazlar. Bu kişilerin bir özellikleri de kullanılmaya ve yönlendirilmeye çok açık olmalarıdır. Duyarlı oldukları konularda hataları kendilerine sürekli gösterildiğinde hata yapan kişi ve gruba karşı adil değerlendirme yapamazlar. Püriten kişiler kendi doğruları için ölümcül riske girebilirler. Bunun için birçok ideolojinin ve sosyal hareketin başlatıcısı olmuşlardır. İyi liderdirler, ama iyi yönetici değildirler. Muhabereyi kazanırlar, ama savaşı kaybederler. Çünkü bütünü görmeden değerlendirmeyi kolayca yaparlar. Olaylara kuşbakışı bakmakta zorlanırlar. Ayrıntılara öyle takılırlar ki hem yerel, hem ulusal, hem evrensel düşünmeyi aynı anda başaramazlar.

Önce ideoloji mi, adalet mi?

Statükocudurlar. Püriten kişiler yenilikten hoşlanmazlar. Yaşam enerjileri gelişmek ve kazanmaya yönelik değildir; kaybı azaltmaya yöneliktir. Bu nedenle tutucudurlar. Mevcudu koruma stratejileri ön plandadır. İdealleri için olağanüstü şeyler başarırlar; ama bir noktada sahip olduklarını kaybetmemek için tutucu kalırlar. Türkiye’de cumhuriyeti kuran, çağdaş ve devrimci kadroların bugünkü uzantılarının statükocu olmaları şaşırtıcı değildir. Çünkü politik hayatta 30-40 yaşlarına takılmış kişiler olduğu gibi ülke yönetiminde de 1930 ve 1940’lara takılıp kalan bu kişiler iyi niyetli püritenlerdir. Riski sevmezler, sağlamcıdırlar, hatta risk almayı hafifmeşreplik olarak görürler. Küçük düşündükleri için görüntüleri çağdaş kalsa da metotları gericidir. Devletçi olmaları, ticareti, risk almayı hafifmeşreplik şeklinde görmeleri hep kaybı azaltmaya yönelik yaşam stratejileri nedeniyledir. Bugün Türkiye’de baskın bürokratik yaklaşımın iyi niyetli püritenlerin elinde olması; ekonomide yapılan sıçramaların, devlet yönetimine yönelmesine engel olmaktadır. AB kriterlerine gösterilen direncin altında yatan psikolojik dinamiklerden birisi de budur.

Şehveti çalışmak olan, iyi niyetli ancak esnek olmayan bu kişilerin tarzı bir ülkenin yönetim tarzı olursa büyük diktatörler, çağdaş tiranlar ortaya çıkar. İdeolojileri adaletten önde tuttukları için, adalet ölçüleri bozulur, kutuplaşmaya kolayca kayarlar. Duyarlı oldukları konularda kolayca etki altında kalır, kullanılırlar. Bütünü göremedikleri için hoşlandığı şeyi söyleyenler tarafından rahatlıkla yönlendirilirler. Toplumu kucaklayamazlar, hemen taraf olurlar. Eğer muhalefete açıksalar kendilerini değiştirebilirler. Yoksa hem kendilerine hem başkalarına psikolojik şiddet uygularlar, ama farkına varmazlar. Erken yaşta kalp krizi, mide kanaması geçiren kişilerde bu kişilik yapısını sık görürüz.

Kavgaya neden olurlar

Psikolojik savaşta etkileme yöntemlerinden birisi de bu kişileri doldurarak sınırları zorlayıcı davranışlar yaptırmaktır. Tutucu, esnek olmayan, uzlaşmaya açık olmayan tutumları nedeniyle diyaloğu hemen bitirirler. Böyle kişilerle birlikte iş yapmak zorunda olanların çok sabırlı, kararlı ama ilkeli olmaları gerekir. Püritenler sözünde durmayan kişiye karşı çok öfke hissederler ve onlara inanıp güvenmezler. Bu nedenle püritenlerle yaşayanların açık ve net olmaları gerekir. Doğru bir duruş gösterip diyaloğu kesinlikle koparmamaları gerekir. Diyaloğu koparmak isteyen kimseler, bu kişilerin önyargılarını çok kaşırlar. Sorumluluk duyguları yüksek olan bu kişilerin sorumluluklarını hatırlatıp daha da gergin olmalarına neden olan psikolojik savaş uzmanları onlara hata yaptırırlar.

Sözünde durmayan, her salonda farklı konuşan, ilkesiz, bütün himmetini, gayretini kendi çıkarına yönlendirmiş eski tip siyasetçi modellerine göre ne yapacağı kestirilebilen, kendi doğrularında ilkeli bir duruş gösteren Sezer tarzı siyasetçilerle çalışmak aslında daha kolaydır. İyi niyetimizi anladıkları, açık ve dürüst tavrımızı fark ettikleri zaman onlarla diyalog kurulabilir. Küsmek, kaçmak çözüm değildir, yetersizlik olarak yorumlanır. Sezer tipi siyasetçilerle tartışmak yerine ona sorular sormak gerekir. “Ne yapmamı istiyorsun, neden anlatıyorsun, bu konuyu neden açıyorsun?” gibi sorular o kişilerin kendileri ile yüzleşmelerini sağlar. Sezer tipi siyasetçilere ölümcül hata riskini hatırlatmak gerekir. İyi işler yapmaya çalışırken kullandıkları yöntemin yanlış olduğunu bilmeleri, doğru hedefe yanlış adımlarla gidilemeyeceğini anlamalarını sağlamak gerekir. Çünkü ne istediğimiz kadar nasıl istediğimiz de önemlidir.

“Ben kim olduğumu, ne yapmak istediğimi biliyorum” diyen; ama ilkelerinin arkasında durabilen kişiler kendi sınırlarını kendileri çizerler. Ellerinde yetki ve sorumluluğu doğru bir şekilde kullanabilirler. Tartışma konuları olan laiklik, irtica, kamusal alan, dogmatik bağlılık gibi kavramlar hukuki zemine oturtulmamış kavramlardır. Aklın ve bilimin yol göstericiliğine inanma ortak zemininde sorunlara bilimsel çözümler bulunabilir. Uyumlu olmak teslim olmak değildir. Abartılı tepkiler açık, dürüst, inandırıcı yaklaşımlarla dengelenebilir. Tarih bilinci ile irtica, ortak kültürle laiklik dengesini sağlamak, devletin zirvesinde olanlara düşüyor. Uzatılan el, havada da kalsa bu millet için uzatmaya değer.

İNSANİ DEĞERLER VE RUH SAĞLIĞI BAŞKANI / PSİKİYATRİST

Yazan: blue Tarih: September 22, 2006 06:31 PM

siteye ilk defa girdim ve gözüme ortada durduğu için bu yazı takıldı.

bu kadar sığ bir yazı böyle ciddi olduğu iddia edilen siteye neden konur anlamadım.
herkes birbirine kılıçla din öğretiyorsa. ilki nasıl öğrenmişmiş.

bir de yüzeysellikle suçlamışsınız başkalarını, kendi mantığınız daha da yüzeysel.

En az tanrı herşeyi yarattıysa onu kim yarattı demek kadar sığ.

yani bi takım kullanıcılar bir şeyler yazmış, çemkirmem lazım mantığı mı hakim yoksa burada. Böyle ciddi olduğu iddia edilen yerlerde, böyle basit kavgaların bulunmaması lazım.

Yazan: epistimono Tarih: September 23, 2006 06:41 PM

bu kadar sığ bir yazı böyle ciddi olduğu iddia edilen siteye neden konur anlamadım.
herkes birbirine kılıçla din öğretiyorsa. ilki nasıl öğrenmişmiş

bir de yüzeysellikle suçlamışsınız başkalarını, kendi mantığınız daha da yüzeysel

epistimono bey/hanim

Söz konusu cümleyi alalim;

dünyada kendi isteğiyle din seçen hiçbir millet'te yoktur. (Hülagü)

Bu hükümde göze carpan ilk hata herkesin birbirine zorla/kilicla din ögrettigi yargisidir.

1. Mantiken böyle bir sey olanaksizdir.

2. Sosyolojik ve tarihsel kaynaklar bunu aksini gösteren delillerle doludur. Nitekim zorba yönetimler adi ne olursa olsun tarihten silinmistir. Örnegin ortacag kilisesi artik yoktur.


Sizin benzetmenizi ele alalim;

"-En az tanrı herşeyi yarattıysa onu kim yarattı demek kadar sığ." (epistimono bey)

Bu benzetme hatalidir, cünkü kiyas ettiginiz seylere atfedilen degerler benzesiminizi gecersiz kiliyor.

1. Yaratici tüm varligi yaratan, herseyi baslatan olarak bilinir.

2. Bütün milletler dinlerini kilicla ögrendilerse bunun bir ilk ögreteni olmalidir. Dikkat ederseniz burada fasit daireye giriyorsunuz.

syg.

Yazan: Clausewitz Tarih: September 25, 2006 01:21 AM

Blue Bey'in yorumu aklima Bati'da, dinlere sadece ihtiyac duydugu seyleri alip nefsi terbiye, displin, fedakalik gibi zor seyleri yapmadan yani belesten hayatlarnda eksikligini duyduklari maneviyati, bilgeligi de katacaklarini dusunenler icin SIKCA kullanilan "onlar kafeterya dini istiyorlar" sozunu getirdi. Islam alimi Prof. Seyyed Hossein Nasr Washington'da aralarinda ABD'de musluman olmadan Sufi olnlarin da bulundugu bir gruba hitaben yaptigi konusmada "Rumi tek bir vakit dahi namazini kacirmamisti" dedi ve "belesten sufi" olunamayacagini anlatti.

Hindistan'dan, Uzak Dogu'dan bircok sapik sahte mursidin , aydinlanmacvinin ABD'ya gidip parsayi toplamasi tesaduf degildir; istedikler herseyi eld etmeye alismis, cogunlugu orta v ust sinif kimseler ozellikle orta yaslarda "biraz da mistisizm olsun" deler; ve tuketim ekonomisi mkurallar icersinde o da saglanir, uygun fiyalarla. Deepak Chopra adnda bir Hintli doktor onceleri sadece TM (Transendental Meditation) u Bati'ya tasiyan Mahareshi Mahesh Yogi'nin yuzbinlerce ogrencisinden biri idi; sonralari organizasyonun ABD kolu icersinde yukseldi; ve spirituality'deki market potansiyelini kesfedince kendi oprasyonunu baslatti; simdi her okasyon icin aydinlanma pazarlayarak multimilyoner oldu. Hollywood cemaatinin favori "spiriualty, enlightenment supplier" lari arasinda; kitaplari milyonlarca satiyor ve TV'lar paylasamiyor adami.

Oralardaki dini girisimcilerin altin kurali su: Bati'lidan zor sey isteme, onlar kendilerini suclu, eksik, degersiz hissettirecek seyler istemezler. Hal boyle olunca ABD'ye giden samimi mursidler dahi bir nebze muridlere gore design ederler mesajlarini. Ve ayakta kalmak istiyorlarsa "hakim guc" ya da establihment'ihmal etme lukslerinin olmadigini bilirler.

Saniyorum Beyaz Hanim'da boyle bir "designer sprituality" istiyor; kendisini validate eden, degistirmeyen, yargilamayan olculerine gore..

Yok oyle beles Beyaz Hanim buralarda. Ama oralarda bulursunuz pek coklarini eminim, klavyeniz, veya telefonunuz kadar yakindirlar sizlere; hemen hepsi de kredi karti alirlar da. Belki Irshad Manji, Wafa Sultan, Khalid Duran hatta Amina Wadud size yardimci olabilrier, ille bir sekilde icinde Islam da gecse cool olur diyorsaniz.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 30, 2006 07:58 AM

Bu Hülagu denen adam kim? Buradakinden bahsetmiyorum. Gerçek Hulagu'dan. 1258 yılında o günün en ileri şehri, çağın bilim merkezi Bağdat'ı ele geçirip, yüz binlerce insanı katletmiş, kütüphaneleri yıkıp, sayısız kitabı nehre atan Moğol hükümdarı. Anlatılanlara göre o nehir günlerce mürekkep rengiyle akmış.

Bir zamanlar Avrupa'yı karanlıktan kurtarmış İslam medeniyetinin çöküşünde bu katliamın çok büyük payı var.

“The city was systematically looted, destroyed and burnt. Eight hundred thousand persons are said to have been killed. The Khalif Mustasim was sewn up in a sack and trampled to death under the feet of Mongol horses.

For five hundred years, Baghdad had been a city of palaces, mosques, libraries and colleges. Its universities and hospitals were the most up-to-date in the world. Nothing now remained but heaps of rubble and a stench of decaying human flesh.”
Sir John Bagot Glubb, On the Holocaust of Baghdad

Kısaca buradaki Hülagu, Hitler'den aşağı kalmayan soykırımcı bir adamın adını gururla taşıyor. Aşağıdaki laf Hülagu'ya ait.

2. İnsanlığın tek doğru yol göstericisi de son 300 yıldır bellidir ve netleşmiştir. BİLİM. İnsan aklı zaferini kesinkes ilan etmiştir. BİLİM.
(Hulagu TTT)

Fakat gel gör ki, bilime bu kadar değer veren aynı Hülagu, bilime en büyük darbeyi vurmuş, en büyük kötülüğü yapmış bir soykırımcının ismini gururla taşıyabiliyor.

Kısaca bana göre bir insan dinsiz olacaksa rasyonel olmalı. Kör ve cahilce dine inanmayı, kör ve cahil ateizmle, komünizmle, faşizmle ya da bir başka şeyle değiştirmek hiçbir şey ifade etmiyor. Buradaki Hülagu da aynısı yapıyor.

Yazan: Pagan Tarih: October 3, 2006 01:15 PM

POLİTİKA 04.10.2006 ÇARŞAMBA

‘İrtica tehdidi var’ dedi Menderes’i hatırlattı


Deniz Baykal,Türkiye’ye yöne- lik ‘uluslararası kurgu’ya Türk Silahlı Kuvvetleri ve CHP’nin alınamadığını söyledi.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, diğer muhalefet liderlerinin aksine, laiklik için özgürlüklerin kısıtlanmasını isteyen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile askerin irtica çıkışına destek verdi. Benzer uyarıları iki yıldır yaptığını ve herkesi göreve çağırdığını belirten Baykal, iktidara yüklendi. ‘İrtica tehdidi’ açıklamalarına bütünüyle katıldığını vurgulayan CHP lideri, hükümetin, laikliği içine sindiremediğini iddia etti. Baykal, Türkiye’nin ilk kez ‘bu kadar açık ve resmi bir şekilde laikliği içine sindiremeyen kadrolar’ tarafından yönetildiğini öne sürerek, “Celal Bayar, Adnan Menderes döneminden günümüze kadar siyaset adamları geldi, geçti. Ama bugünkü yönetim kadar Cumhuriyet’e ve Cumhuriyet’in laiklik özüne bilerek, sistemli şekilde karşı çıkma anlayışı içinde bir kadro Türkiye’ye gelmedi.” dedi. Deniz Baykal’ın bir yandan, “Darbe arayışı, demokrasiyi askıya alma girişimi yok.” derken, bir yandan da Menderes’i hatırlatması dikkat çekti. 1950 ile 1960 arasında CHP’yi üç kez sandıkta yenen Demokrat Parti, 27 Mayıs ihtilaliyle iktidardan uzaklaştırılabildi. Darbenin ardından dönemin Başbakanı Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. Dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ı ise ipten yaş haddi kurtardı.

Deniz Baykal, partisinin grup toplantısındaki konuşmasına Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanı’nın birer gün arayla yaptığı konuşmanın ‘ne anlama geldiğini’ açıklayarak başladı. Gelişmelerin “bir darbe arayışı, demokrasiyi askıya alma girişimi” olmadığını belirten Baykal, ülkeyi ciddi sıkıntıya sokacak gelişme karşısında birilerinin hiçbir kişisel hesap beklemeden, asker-sivil tartışması içinde olmadan uyarı niteliğinde çaba sergiliyor olmasının görmemezlikten gelinemeyeceğini savundu.

TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın ‘laikliği tartışmalıyız.’ yönündeki sözlerini ‘muhtıra' olarak niteleyen Baykal, Erdoğan’ın, “İrticadan nemalanıyorlar.” sözlerine şöyle cevap verdi: “Doğrudur, bundan nemalananlar vardır, ama onlar bizzat irticanın kendisinden nemalananlardır.” AK Parti’nin inişe geçtiğini, partisinin ise yükselişte olduğunu ifade eden Deniz Baykal, “Artık tablo görülmeye başladı. Türkiye bunları aşacak. Türkiye, AKP’yi seçimde yenecek ve aşacak. Müthiş bir demokrasi zaferi olacaktır.” dedi.

Ankara, Zaman

04.10.2006

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 4, 2006 10:31 AM

Bu mesajı yayınlarsınız umarım.
İslamın nasıl yayıldığına küçük bir örnektir:
http://www.diyanet.gov.tr/turkish/weboku.asp?id=32&yid=1&sayfa=26
Benî Mustalık Müreysi' suyu yanında toplanmış henüz hazırlıklarını tamamlayamamıştı. Müslüman olmaları teklif edildi, kabûl etmediler. Fakat Müslümanların düzenli hücûmlarına karşı duramayıp bir saat içinde dağıldılar.

Savaş sonunda, Müslümanlardan bir kişi şehid oldu, müşrikler ise 10 ölü verdiler. Ayrıca, Müslümanlar ganimet olarak 700 esir, 5000 koyun, 2000 deve ele geçirdiler.

Esirler arasında, kabile reisi Hâris'in kızı [b]Cüveyriye de vardı. Kocası Safvan oğlu Müsâfî savaşta ölmüş, kendisi de esir düşmüştü.[/b] Ganimetlerin taksiminde, Sâbit b. Kays'ın payına ayrılmıştı. Babası Hâris, Peygamber (s.a.s)'e başvurarak kızının şerefinin korunmasını istedi.

Hz. Peygamber (s.a.s), Cüveyriye'nin bedelini Sâbit b. Kays'a ödeyerek onu serbest bıraktı. Cüveyriye kabîlesine dönmedi, kendi isteği ile [b]Rasûlullah (s.a.s)'la evlendi.[/b] Bunun üzerine ashâb:

-"Rasûlullah (s.a.s)'in eşinin yakınları esir tutulmaz" diyerek ellerindeki bütün esirleri serbest bıraktılar.
---
Bakınız İslamın Adaletine, Kocası ve küçük oğlu öldürüldüğü gün Cüveyriye Hz. muhammede Eş yapılmış.
İnsan vicdanı taşıyan herkes düşünsün
Kocası ve çocuğu öldüğü gün hangi kadın aynı gün başkası ile evlenir?
Cüveyriye (berre)18-20 yaşlarındaydı...

Sayın Mustafa Akyol bu mesajı yayınlayın ki diğer müslümanlarda bilgi sahibi olsun.


Yazan: hoxha Tarih: October 16, 2006 04:23 AM

Bence herkesin düşüncesine izin verilmelidir.İnsan aklı doğal olarak ilk bakışta din,allah gibi öğeleri reddeder.Ancak daha sonra anlaşılır ki bazıları yavaş yavaş ona mantıklı gelmeye başlar .Ben şahsi olarak kurandaki bazı ayetlere katılmıyorum.Mesala bir ayette(maide 38)hırsızların ellerinin kesilmesi gerektigi yazılıyor ama bence kesilmese de olur.Daha da var mesala bir ayette kadınlar hiçbiryerlerini göstermesin(yüz ve el)yazıyor ama ben bunu da dogru bulmuyorum Ancak ben allaha inanıyorum yani şimdi ben müslüman degil miyim?

Yazan: umut Tarih: November 9, 2006 09:54 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)