« August 2006 | Ana Sayfa | October 2006 »
September 29, 2006
Laikçilerin Faşizanlaşması Sürpriz Değil
[29 Eylül 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

"Laikçiler ırkçılığa kayıyor." Ekonomi profesörü Eser Karakaş'ın 23 Eylül tarihli Referans gazetesinde yayınlanan yazısının başlığı buydu. Prof. Karakaş, CHP'nin Türk vatandaşlığını "ırk esasına göre" tanımlamaya yönelik girişimlerine işaret ederek, "Türkiye, büyük bir hızla ırkçılığa dayalı bir anlayışın pençesine kayıyor" diyor ve şöyle ekliyordu; "hem de kendini ilerici, modern, Atatürkçü, çağdaş diye tanımlayan bir kesimin itelemesi ile."
Söz konusu "ilerici kesim"den bazı grupların düşünce özgürlüğüne vurulan bir pranga niteliğindeki 301. maddeyi de cansiperane savunduklarını, Elif Şafak gibi düzeyli yazarlara karşı gayet düzeysiz saldırılar düzenlediklerini de biliyoruz. Yani sadece ırkçılığa değil, onunla hep atbaşı giden faşizanlığa da eğilimliler.
Bu kuşkusuz ilginç bir durum. Ama aslında pek de şaşırtıcı değil. Çünkü sözkonusu "laikçi" kesimin dünya görüşü, aslında ırkçılığın ve faşizmin yeşermesine gayet uygun bir zemin oluşturuyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:37 AM | Yorumlar (27)
September 27, 2006
Tarikatlar, Özgürlük ve Şeffaflık
[30 Eylül 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
İsmail Ağa Cemaati'nin camisinde yaşanan cinayet ve linç olaylarından bu yana Türkiye'nin gündemine yeniden "tarikatlar" meselesi oturdu. Tarikatların ve diğer dini cemaatlerin "gerici yuvası" olduğu, rejimi tehdit ettiği gibi klişeler de yeniden ağızlara sakız oldu.
Öncelikle temel bir "vatandaşlık bilgisi"ni belirtmek gerek: Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşları nasıl isterlerse öyle yaşayabilirler. İsteyen tümüyle seküler bir yaşam sürüp koyu bir ateist olabileceği gibi, isteyen de istediği dozda dindar olabilir. Hatta dindarlık bir yana, göğsünü gere gere "gerici" de olabilir. Modern çağın kötü olduğunu düşünüp daha önceki devirlere özlem duyabilir, mutluluğunu ve kurtuluşunu geçmişteki gibi yaşamakta arayabilir. Asırlar öncesinin kıyafetlerini tercih edip, modern bilimi ve teknolojiyi reddedebilir. Liberal, sosyalist, milliyetçi veya feminist olmak nasıl bir özgürlükse, "gerici" olmak da bir özgürlüktür.
Zaten dünyanın tüm özgür toplumlarında alabildiğine özgür "gericiler" vardır. ABD'de, Avrupa'da veya İsrail'de modern teknolojiyi reddeden, yüzlerce yıl öncesinin yaşam biçimini aynen koruyan cemaatler bulunur. Kimse de bunları görünce "irticaya karşı savaş" yeminleri etmez. Böyle yeminlerin edildiği ve "gericiliğin" suç sayıldığı ülkeler, Kuzey Kore, sabık SSCB, Kızıl Khmer Kamboçyası gibi ideolojik diktatörlüklerdir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:38 AM | Yorumlar (97)
September 20, 2006
Papa, İslam Algısı ve Yöntem Meselesi
Papa XVI. Benedict'in İslam hakkındaki son yorumlarının tümüyle yanlış olduğuna kuşku yok. Kritik soru, İslam'a dair bu gibi yanlış kanaatler (ve anti-İslami propaganda) karşısında Müslümanların nasıl bir tutum izlemesi gerektiği.
Bu konuda bugün yayınlanan iki ayrı köşeyazısında kayda değer kısımlar var. Birincisi Hadi Uluengin'in Hürriyet'teki yazısı. Uluengin, Papa'yı eleştirdikten sonra şöyle demiş ki, bence tamamen haklı:
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:54 AM | Yorumlar (35)
September 18, 2006
Kör İdeolojinin Muhakeme Üzerindeki Tahribatı
Siteye yorum ekleyen "muhalif" görüşte çok okur var, çoğunlukla argümanlarına herhangi bir yorum getirme ihtiyacı hissetmiyorum, zaten bu cevapları çok yetkin biçimde veren okurlarımız da var.
Ancak bazen öyle "inci"ler oluyor ki, değinmeden geçmek mümkün değil. Tüm ilahi dinlerin düşmanı olan, kendisini "pagan" olarak tanıtan "Hülagü" rumuzlu okur, "Hangi Komplo Gerçek?" başlıklı yazımın sayfasına eklediği yorumda şöyle demiş:
Dinlerde barış, sevgi, hoşgörü diye bir şey olmadığı gibi dünyada kendi isteğiyle din seçen hiçbir millet'te yoktur. Hepsi kılıç zoruyla mecburen olmuştur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 04:59 PM | Yorumlar (51)
September 15, 2006
Papa, Cihad ve Müslümanlar
[16 Eylül 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
"Papa başkanlığında Hıristiyan dünyadan İslâm'a topyekün saldırı ve hakaret!" Bu sabah bilgisayarıma düşen ilk email'in başlığında böyle yazıyordu. Eski reformist yeni ulusalcı Yaşar Nuri Öztürk'ün "Halkın Yükselişi Partisi"nden gelen bu mesaj, sanırım çok sayıda Müslümanın Papa XVI. Benedict'in İslam'a dair son yorumu hakkındaki algısını yansıtıyor.
Papa, söz konusu yorumu, Almanya gezisi kapsamındaki bir konuşmasında yapmış. Bizans İmparatoru Manuel II. Paleologos'un, "Bana Muhammed'in getirdiği yenilikleri gösterin, sadece kötü ve insanlık dışı şeyler bulacaksın, tıpkı vaaz ettiği dinin kılıç gücüyle yayılması emrini verdiği gibi" şeklindeki cümlelerinden alıntı yaparak, İslam'daki "cihad" kavramı eleştirmiş.
İşte bu sözlerin medyaya yansıdığı andan itibaren doğal olarak bir "Müslüman tepkisi" geldi. Ancak görünen o ki, bu tepki, daha önceki örneklerde de olduğu gibi, kınama ve "özür talebi" ağırlıklı. Oysa belki de Papa'yı "cihad" konusunda bu yorumu yapmaya yönelten gerçeklerin ne olduğunu ele almak, sonra da bunlar hakkında iyi bir açıklama getirmek daha doğru olacak.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:08 PM | Yorumlar (84)
'Nothing Buttery'e GiriÅŸ
Son günlerde sitedeki Akıllı Tasarım/Darwinizm tartışması odaklı bazı ilmeklere yorumlar ekleyen "Balbazar" rumuzlu okur, bir yerde şöyle demiş: "Eğer evrim 'tesadüf'se, sizin beyninizdeki düşünceler de körlemesinedir." Böyle demekle de, materyalizm ve evrim teorisinin materyalist yorumu açısından önemli bir çıkmaza işaret etmiş. (Aslında kendisi de bu yorumu savunuyor gibi gözüküyor; dolayısıyla bu çıkmaza işaret etmekle kendi argümanlarını nasıl desteklediğini sandığını anlamak güç.)
Sözkonusu çıkmazı açıklamak için, önce materyalist iddiayı hatırlatmak gerek: Bu felsefeye göre madde, var olan tek şeydir. Maddenin dışında hiç bir şey yoktur. Bizim maddeden ayrı kavramlar olarak algıladığımız, adına "manevi" dediğimiz şeyler ise, aslında maddenin birer türevidir. İnsanın maddeden bağımsız bir "ruh"u yoktur. Ruha atfettiğimiz düşünme, kavrama, hissetme, duygulanma gibi özellikler, aslında "başka hiç bir şey değil" sadece beynimizdeki nöronların ve onları oluşturan atomların arasındaki etkileşimlerdir. Sevgi, fedakarlık, akıl veya istek, "başka hiç bir şey değil" sadece beynimizdeki kimyasal ve fiziksel etkilerden ibarettir.
Materyalizmin bilim dünyasına egemen olmaya başladığı 20. yüzyılda söz konusu "başka hiç bir şey değil" (İngilizcesi'yle "nothing but") tipi açıklamalar da çok popüler olmuştu. Yüzyılın en önemli Hıristiyan düşünürlerinden biri sayılan Oxford Üniversitesi profesörü C. S. Lewis, bunlara topluca "nothing buttery" ("başka hiç bir şey değilleme") adını verdi. Lewis'e göre "nothing buttery" hem kanıtlanmamış iddialara dayanıyordu, hem de kendi içinde garip bir çelişki barındırıyordu.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:22 AM | Yorumlar (15)
September 11, 2006
Hangi Komplo Gerçek?
[11 Eylül 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Türkiye enteresan ülke. Güncel siyasi tartışmalara bakınca, aynı konuda birbiriyle taban tabana zıt komplo teorilerinin havada uçuştuğunu, bu teori sahiplerinin de 'Bu işte bir gariplik yok mu' diye düşünmeye hiç zahmet etmediklerini görüyorsunuz.
ABD ve özellikle de Bush yönetimi hakkında komplo teorileri, tam da böyle. Türkiye'deki bir grup 'kanaat önderi', Washington'daki güç odaklarının Türkiye'de bir İslam devleti kurmaya karar verdiği, AKP iktidarının ise bu karanlık planı hayata geçirmek için göreve gelmiş bir 'taşeron' olduğu kanısında. İlhan Selçuk, Cumhuriyet'teki köşesinde sık sık, 'laik ve bağımsız bir Türk ulusuna diş geçiremeyeceğini anlayan emperyalizmin şeriatçılığı tercih ettiği'ni savunuyor. Ruhat Mengi, Vatan'daki 'Sıra geldi Atatürk'ün inancına!' başlıklı yazısında, aynı görüşü paylaşıyor ve Atatürk'ün 'deist' (Allah'a inanıp dine inanmayan) bir insan olduğuna dair tarihçi Rıfat Bali'nin ortaya çıkardığı ve Radikal'de de yayımlanan 'Amerikan kaynaklı' ifşaatları endişeyle karşılayarak, ABD'nin 'Türkiye'nin modern, laik, demokratik, Atatürk'ün izinden yürüyerek akılcı çizgisini koruyan, onun ilkeleri etrafında bütünleşen bir topluma sahip olmasını' istemediğini ileri sürüyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:32 PM | Yorumlar (107)
September 09, 2006
Muhammed Hatemi'den Teröre Reddiye
İran eski Cumhurbaşkanı Muhammed Hatemi, ABD'nin başkenti Washington'daki Amerikan-İslami İlişkiler Konseyi'nde yaptığı konuşmada kayda değer olduğunu düşündüğüm yorumlar yapmış. Yeni Şafak gazetesinin konuyla ilgili haberinde şunları yazılı:
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:31 PM | Yorumlar (7)
September 08, 2006
Yeniden İslam ve Kapitalizm Üzerine
Önceki bazı yazılarımda İslam ile kapitalist ekonomi modelinin uyumlu olduğunu savunmuştum. (Bkz, "Kapitalizm Gerçekten İslam'a Uymaz mı?", "İngilizce Makale: 'Islamocapitalism' ".) Bunlar bazı okurlara "kulak tırmalayıcı" gelmiş olabilir, çünkü bizde "kapitalizm" denince daha ziyade maddecilik, açgözlülük, paraya tapınma gibi ahlaki alçalmalar akla geliyor. Benim "kapitalizm"den kastım (ve kavramın doğru manası) ise; devletin otoritesinin sınırlandığı bir sosyo-ekonomik düzen ve girişimci bireylerin yaratıcılık ve yenilikçiliğini teşvik eden bir kültür. Sosyalizmin seküler bir anlayışla "devlet"e yüklediği sosyal adalet hedefinin ise, Kuran'ın ve diğer ilahi kitapların öngördüğü gibi, asıl olarak bireylerin ve cemaatlerin vicdanıyla gerçekleştirilmesi gerektiğini düşünüyorum.
Yine de kapitalizm "bu topraklara" yabancı bir kavram gibi durduğu için toplumumuzun çoğuna, özellikle de dindar kesime biraz uzak geliyor. Dindar iş adamları başarılı kapitalist girişimlerde bulunsalar bile, yaptıkları işin öyle tanımlanmasını istemiyor gibiler. Kanımca bu önyargıyı biraz sorgulamak gerek. Girişimcilik, iş kurmak, para kazanmak, kar etmek gibi kavramlar gerçekten de "ithal" mi, yoksa İslam'ın özünde ve geleneğinde olup da bazı Müslümanların zamanla kötü görmeye başladığı meşru değerler ve hedefler mi?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:52 PM | Yorumlar (14)
September 05, 2006
Hücrenin Dünyasına Yolculuk

Akıllı Tasarım (AT) teorisinin ortaya çıkmasını sağlayan en önemli bilimsel buluş, canlı hücresinin yapısıdır. Ne Darwin ne de 1940'larda onun teorisini güncelleyen neo-Darwinistler, hücrenin yapısı hakkında kayda değer bir bilgiye sahiptiler. Bu nedenle, yaşamın fizik ve kimya kanunlarının bir ürünü olarak "kendiliğinden" kolayca ortaya çıkabileceğini, bir "tasarım" gerekmediğini varsaymışlardı.
Hücre, 20. yüzyılın ikinci yarısında açıldı. DNA'nın yapısı 1953'te çözüldü. Hücrenin içindeki "moleküler makinalar" 60'larda ve 70'lerde keşfedildi. Ortaya çıkan tablo, AT teorisinin öncülerinden sayılan Yeni Zelanda'lı moleküler biyolog Michael Denton'un ifadesiyle, "insanoğlunun sahip olduğu tüm teknolojik yapılardan daha ileri bir teknoloji"ydi.
AT teorisyenleri hücrenin söz konusu kompleksliğini sıkça dile getiriyorlar, ben de yazı ve konuşmalarımda belirtiyorum. Bu kompleksliği görebilmek için herhangi bir moleküler biyoloji kitabını okumak iyi bir başlangıç olabilir. Ancak "bir resim bin kelimeye bedeldir" ve resimden de daha iyisi hareketli görüntüdür. Bu sitede işte tam böylesi bir görüntü, harika bir bilgisayar animasyonu var. Bir hücrenin içindeki kompleks mekanizmalardan bazılarını gösteren bu 8 dakikalık film, gözle göremediğimiz dünyada neler yaşandığına dair iyi bir izlenim veriyor. Ve unutmayın, bu filmde gördüğünüz işlemlerin benzerleri, vücudunuzdaki trilyonlarca hücrede her saniye gerçekleşiyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:16 AM | Yorumlar (27)
September 04, 2006
Akyol/Matzke Tartışması, II. Bölüm
IslamOnline.net sitesinin Mustafa Akyol ile ABD'deki National Center for Science Education temsilcisi Nicholas Matzke arasında organize ettiği "Evolution vs. Intelligent Design" (Evrime Karşı Akıllı Tasarım) başlıklı tartışmanın ikinci bölümü yayınlandı. Geçen hafta yayınlanan birinci bölümden çok daha uzun ve detaylı olan — ve daha hararetli geçen — söz konusu ikinci bölümün metninin tamamını buradan okuyabilirsiniz.
Tartışmanın her iki bölümünün tam metnine, Akyol'un İngilizce sitesindeki ilgili sayfadan da ulaşabilirsiniz.
Yazan: WebMaster Tarih: 10:46 AM | Yorumlar (44)
September 03, 2006
Devletin Affetmeye Hakkı Var mı?
Bugün gazeteleri çevirirken, ""Kadın dişçinin katili seri tecavüzcü çıktı" başlıklı bir habere rastladım. İzmir'de bayan bir diş hekimi önce tecavüze uğramış, sonra da öldürülmüş. Polis faili yakalamış. Adam tam bir "suç makinesi" imiş: 11 yıl önce yine bir diş hekimi kadına tecavüzden hapse girmiş, ama afla serbest bırakılmış.
Bu, ilk değil. Bülent Ecevit'in başbakanlığı döneminde — ve eşi Rahşan Ecevit'in fikri öncülüğünde — çıkarılan af yasası sonucunda serbest kalan bir sürü katil, ırz düşmanı, hırsız ve bilumum suçlunun eski alışkanlıklarına geri döndüğünü gösteren bir dizi feci olay yaşandı son yıllarda. Affedilenlerden bazıları aynı suçları tekrar işleyip yeni masum insanları kurban ettiler.
Bu olaylar ne zaman yaşansa, Türk medyası "afla çıkan katil yine adam öldürdü" diye manşet atıyor. Doğru da yapıyor. Ama sanki problem sadece "Ecevit affı"ymış gibi bir hava var. Oysa kanımca devletin suçluları affetme hakkına sahip olması başlı başına sorunlu bir düşünce: Devlet kimi hangi yetkiyle affedebiliyor ki?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:25 AM | Yorumlar (41)
September 01, 2006
Nasrallah'tan Öz Eleştiri
İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarının başladığı günlerde yazdığım "İzninizle" başlıklı notta, şu yorumu yapmıştım:
Öte yandan Hamas'tan bir fraksiyonun ve sonra da Hizbullah'ın İsrail askerlerini kaçırarak, Olmert hükümetine arayıp da bulamadığı saldırı gerekçesini sunmuş olması gerçeği üzerinde de bence düşünmek lazım. İsrail'e karşı direniş nasıl ve hangi yöntemlerle olmalıdır, en az hayata ve acıya mal olacak yol nedir; İsrail'in devlet terörüne karşı çıkarken bunu da serinkanlılıkla düşünmek gerekiyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 03:06 PM | Yorumlar (18)



