« Akıllı Tasarım Hakkında Online Tartışma | Ana Sayfa | Muhafazakarlara İyi Bir Eleştiri »
August 21, 2006
Tevrat ve Şiddet
Daha önceki bir kaç yazımda, İsrail terörü karşısında Tevrat'ı suçlamanın, bunun Tevrat'ın doğrudan bir sonucu olduğunu ileri sürmenin yanlış olduğunu belirtmiştim. Ali Bulaç'ın bugünkü yazısında bu konuda önemli bazı bilgiler var. Öncelikle, Türkiye hahambaşısı İzak Haleva'nın şu açıklaması önemli:
Tevrat’ta; “...Düşmanlarınızın karılarını ve çocuklarını öldürebilirsiniz.” şeklinde açık bir ifadenin bulunmadığını kaydetmek isteriz. Eskiden beri birtakım zorlama ve iyi niyetten yoksun yorumlarla bu anlama getirilme gayretleri gösterilen, Tesniye 20:10’daki ifadenin dikkatle okunması, İlahi buyruğun barışa razı olmayan ve tek tanrılı dine bağlı bulunmayan kavimlerin erkeklerini kapsadığını ve kadınlarıyla çocuklarını masun tuttuğunu tespite yeterli olacaktır. Kaldı ki yaklaşık 34 asır önceki uluslaşma ve devletleşme sürecinin anlatıldığı bazı bölümlerdeki olguların günümüz koşullarında değerlendirilmesi ve uygulanması mümkün de değildir, doğru da değildir. Esasen “On Emir” olarak kuramsallaştığı bilinen en güçlü Tanrı buyrukları arasındaki “Öldürmeyeceksin” emri, Musevi yaşam biçiminin temeli niteliğindedir. Bugünlerde İsrail’de bazı hahamların “...Düşmanlarınızın karılarını ve çocuklarını öldürmek caizdir” şeklinde bir fetva verdiklerine ilişkin haberin doğru olabileceğine ihtimal dahi vermek istemediğimizi burada açıkça ifade etmeyi yararlı görüyoruz. Kaldı ki; çağımızda tüm Musevi inançlıları şamil herhangi bir fetva mercii bulunmadığı gibi, kanaatimizce böylesi bir fetvayı vermek de böylesi bir fetvaya uymak da hiçbir Musevi inançlısının haddi değildir. Ulu Tanrı’ya biz insanlara aklıselim bağışlayacağı zamanın çok uzaklarda olmaması için yakarıyoruz.”
Peki ama Tevrat'ta sivillere yönelik şiddet emreden pasajlar var mı? Var. Fakat bu konuda Yahudiler farklı yorumları yapıyorlar. Bunu görmek lazım. Sayın Bulaç, Kerim Balcı'nın Aksiyon'da yayınlanan önemli araştırmasına atıfta bulunarak, şöyle yazmış:
Kerim Balcı, sivillerin katlini öngören hükümlerin (Tesniye, 20:10-14, 17-19; Yeremya, 51:20-23; l.Samuel, 15:3) tarihsel olduğunu düşünen haham ve bilginlerin olduğunu söylüyor. Mesela Brandeis Üniversitesi’nden Prof. Reuven Kimelman “Kenanlı kavimlere yönelik savaşların ve bu savaşlar hakkında Eski Ahit’te kaydedilmiş olan bütün vahşi, yok edici ifadelerin tarihsel olduğunu ve bunların klasik dönemin bütün hahamlarınca tekrarlanmayacak emirler olarak kabul edildiğini” kaydediyor. M.S. 100 yıllarında yaşayan Yuşa bin Hananya, “Yok edilmeleri emredilen 7 milletin artık bulunmadıklarını, dolayısıyla bu emrin geçerliliğini yitirdiğini” söylüyor.
Ama öte yandan Müslüman Arapları Tevrat'ta yok edilmeleri gereken Amaleklere benzeten fanatik Yahudiler de var. Bugün El Kaide ideologlarının "sivil Amerikalı ve Yahudileri öldürmek hakkımızdır" diye fetva üretirken yaptıkları gibi...
Burada önemli olan, kanımca, İslam dünyasının tek parça olmayışı gibi, Yahudi (veya Batı) dünyasının da tek parça olmadığını görmek. Bunu görmez isek, barışı sağlayabilecek köprülerin hepsi yıkılır, geriye sadece karşılıklı nefret kalır. Ve bu yolla tırmanacak "medeniyetler çatışması", Müslümanlarla birlikte tüm dünyaya sadece zarar verir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 21, 2006 01:57 PM


Israil'in saldirganliginin sebeplerini yahudilerin kutsal kitaplarinda aramak bizi sorunun temeline inmekten ve "büyük resim" i görmekten alikoyuyor.
Dünya'in bir çok yerinde "din çatismasi" gibi gösterilen ve malesef müslümanlarin zarar gördügü gerginlikler var:
- Kuzey Hindistan (Hindu hintliler),
- Çeçenistan (ortodoks ruslar),
- Indonezya/Dogu timorlar (Hristiyan endonezyalilar).
Hinduizm veya ortoks hristiyanligin kitaplari da Tevrat veya Talmud gibi "sivilleri öldürün" mü diyor?
Herhalde bütün bu gerginliklerin ortak paydasinda din farkindan baska seyler de var...
Sayin Suat Öztürk sitesinde çok güzel bir yaziya yer vermis :
Yazinin tamami için : http://gelenek.wordpress.com/2006/08/21/sorun-israil-devleti/#more-92
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 21, 2006 06:55 PM
Mustafa bey,
Aciklama iyi olmus, aksi halde mecaz helezonlari icinde kaybolma ihtimalimiz azalirdi..
Ne demek istiyorum?
Aciklamaya bakarsak, belki daha iyi anlasilir:
Ilk aklima takilan sey, 'barisa razi olmayan' olarak dile getirilen sihirli ibare..
Kimin sartlarindaki barsitan bahsediliyor sizce?
Sonra?
Sonra, buradaki 'tek tanri'nin kim ya da ne oldugu sorusu var.
Yani, acaba Tevrat'taki 'tek tanri' Hiristiyanliktaki teslisi kabul eder mi; veya Muslumanliktaki Allah ayni midir? Bunu kabul ediyorlar miymis acaba?
'Eder' diyenler parmaklarini kaldirsinlar.
Ben parmak kaldiran kimse goremiyorum...
Her ne hal ise, ne kadar zorlarsak zorlayalim, yukaridaki 'aciklamada' cok olsa 'kadin ve cocuklari oldurmeyeceksin' olarak yorumlanabilir.
Erkekler "Öldürmeyeceksin" kapsaminda degil yani.
Ote yandan, "Öldürmeyeceksin" emri kisiyedir. Kurumsal oldurmeler icin hic bir din hic bir yasak getirmis degil. Aksi halde ilk kalakacak olanlar mahkemler vb araciligiyla hukmedilen idamlar olurdu. Boyle bir sey goremiyoruz.
Bu arada, Budist (vb) erkeklerin katli helal gorunuyor, onda bir ihtilaf olmasa gerek.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 21, 2006 07:06 PM
Ali Bulaç "Ahlaki ve Hukuki zaafiyet" başlıklı 5 Ağustos tarihli yazısında şunları söylemişti:
Hahambaşı İzak Haleva Ali Bulaç'a gönderdiği açıklama da ise şöyle demiş:
Bu maalesef gerçeği yansıtmıyor. Tevratta açıkça bu yönde emirler veren ayetler mevcut. Haleva bunu neye göre söylüyor anlamak güç. Bir kaç yere bakalım:
Ayetler bu kadar açıkken böyle bir şey yoktur denebilir mi? Hahambaşı hala İsraildeki yedi TV kanalından yayınlanan sözkonusu katliam izni veren fetvanın doğru olduğuna ihtimal dahi vermek istemediğinden bahsediyor. Fetvanın ilk yayınlanmasının üzererinden yaklaşık bir ay geçti. Haheva'dan bu fetvaya yönelik bu zamana kadar herhangi bir tepki duymadığımız gibi İsrail saldırıları ile ilgili bir kınama da duymadık. Haheva'nın açıklaması Ali Bulaç'ın yazısına cevap vermiş olmak için gönderilmiş bir açıklamadan öte görünmüyor.
Dikkat çekmek istediğim bir nokta da İslam=Terörizm şeklinde müthiş bir propaganda yapan ve bunda da maalesef (el kaide vb oluşumlar sayesinde) başarılı olanlar eğer bir de Kur'an-ı Kerim'de bunlar gibi bir tek ayet görselerdi neler yaparlardı? İslam'ın savaş esnasında masum çocuklar bir yana, eli silah tutsa bile savaşa müdahil olmayan sivillerin, kadınların, hastaların, yaşlıların, din adamlarının öldürülmesini yasaklamış olmasına rağmen bu alçak propagandayı yapanlar tevrattaki bu ayetlere rağmen niçin seslerini çıkartmıyorlar? Buradaki alen'i ve ahlaksız çifte standart gerçekten neyin ne olduğunu anlamak isteyenler için ibret niteliğinde..
Bizim inancımıza göte Tevrat tahrife uğramıştır. O günlerde bu konu ile ilgili yazdığım bir yazıdan aktarayım:
"İslam inancına göre Hz. Musa'ya indirilen İlahi Vahy ile bugün Yahudilerin kutsal olarak kabul ettikleri metinlerin arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak yine de içinde Vahy-i İlahi'den çok cılız da olsa esintiler taşımaktadır. Allah'a içten bir şekilde yönelmek, şükür, Allah sevgisi, teslimiyet, adalet, şefkat zulme ve haksızlığa karşı durma, merhamet vb. gibi. Yahudilerin bunlara ne kadar uyup uymadığı ise izahtan varestedir.
Tevrat zamanla Yahudi alimler tarfından tahrif edilmiş, bir çok eklemeler yapılmış, çeşitli efsaneler karıştırılmış, adeta tarihsel bir efsane metnine döndürülmüştür. Tevrat, Hz. Musa'dan yüzyıllar sonra yazılı hale getirildiği için zaman geçtikçe tahrif hızı da artmış ve bugün elimize Eski Ahit olarak adlandırılan, yine aynı biçimlerde tahrif edilmiş Hz.Davud'a indirilmiş Zebur ile diğer İsrailoğulları peygamberlerinin davetleri ve bunlara dair tefsirlerin, mektupların, ve tarihsel süreçlerin de anlatıldığı 4 bölüm halinde onlarca kitaba ulaşmıştır. İlk beş kitap ise Tora yani Tevrattır. Tevrat'ın tahrifi için hiçbir kanıt olmasa bile son kitabında, "Vahy" olunduğu Hz. Musa'nın ölümünün ve ardından tutulan yasın yeralması (Tesniye 34, 4 12) yeterlidir.
Bu tahrif öyle noktalara gelmiştir ki Eski Ahit'te, Allah'a ve O'nun Peygamberlerine akıllara ziyan çirkin iftiralarda bile bulunulmuştur. Eski Ahit'e göre Allah; hırsızlık emri veren, Peygamberle güreş tutan, yenilince hile yapan, ama sonunda mağlup olan; katliam emirleri veren, söylediğini unutan, yanlış yapan, bundan pişman olan; uyku uyuyan, kıskanan, kullarına küsen bir profil çizmektedir. Yine Eski Ahit'te Allah'ın mübarek elçileri Peygamberler de; düşmanlık tohumları eken, kızkardeşleriyle evlenen, korkudan deli taklidi yapan; annesini azarlayan; Allah'a isyan eden; putlara tapan; zinakar; yalancı, katil ve daha birçok menfur fiilin sahibi gibi gösterilir. (Kur'an, Allah'a ve O' nun Peygamberlerine yapılan bu çirkin iftiraların tamamını tahsis etmiş, son İlahi Vahy olarak korunmuş bir vaziyette elimizde bulunmaktadır.)
Tahrifler bunlarla sınırlı değil elbette. Yahudilerin tarihte birçok sıkıntılara, katliamlara ve sürgünlere uğramış oldukları bir vakıadır. Bu sıkıntılı zamanların kin, öfke ve intikam hislerinin gölgesinde yapılan eylemler ve yorum/tefsirler zamanla Tevrat'ın bir parçası olarak algılanmıştır. Ve bugün Hahamların fetvalarına dayanak sağlayan Yahudi Teolojisinin de temeli olan, ırkçılık ve katliam emreden bu muharref kısımlar günümüze kadar gelmiştir."
Tabii Yahudiler tahrif iddialarını kabul etmiyorlar ama biliyoruz ki Tevrat Hz.Musa'nın vefatından yüzyıllarca sonra yazılı hale getirildi. Bu çok uzun zaman zarfında sözle nakledilen bir metnin aslına uygun birşekilde korunabilmesi mümkün değildir. Yine Hz.Musa'nın ölümü ve ardından tutulan yaslar tevratta anlatılır. Bu nasıl birşey ki Vahy alan Peygamber ölüyor ama ölümü ve ardından tutulan yas, getirdiği kitaba ayet olarak giriyor. Bu konu yahudi teologları en çok uğraştıran meselelerden biridir.
Ben daha önce yine bu sitede başka bir ilmekte Ali Bulaç'ın atıfta bulunduğu, Kerim Balcı'nın Aksiyonda yayınlanan dosyasına link vermiştim. Oradaki Yahudi teologlar tahrifi kabul etmedikleri için hiçbiri bu katliam ayetlerini reddedemiyor. En fazla ayetlerin tarihsel olduğunu ve artık bir hükmü kalmadığını söylüyorlar.Ama bu konuda da bir fikirbirliği yok.
Burada aslında daha büyük bir sorun var. Nasıl olur da Kadir-i Mutlak ve merhameti bol Allah, kadınların, emzikteki çocukların bile katledilmesine izin/emir verebilir? Tabii yahudi inançlarına karışacak değilim ama burada ciddi bir sorun var. Ali Bulaç'ta bu sorunun farkında olarak sözkonusu yazısında şunları yazmış:
Bu gerçekten önemli bir sorun. Ve tevratın tahrifine de çok önemli bir kanıt. Yahudilerin çektikleri sıkıntılar sırasında intikam halet-i ruhiyesi ile, toplumal şartlar muvacensinde ve zaman içinde bu tahrifatın yapıldığı ve bu gibi katlam emirlerinin tevrata zamanla girdiği akla uygun bir yaklaşım.
Evet yahudilerin -bence önemli bir kısmı- Tevratta öngörülen Amalikalıların tarihsel olmadığını düşünüyor. Nitekim 2.Dünya savaşında Amelikalılar olarak Hitler ve avanesi görüldü, bugün Ortadoğu'daki müslümanlar görülüyor. Yine Ali Bulaç'ın atıfta bulunduğu Ahmet Kurucan yazısında karamsal bir teolojik tablo çizmiş ama maalesef bu zamana kadar yaşananlar Kurucan'ı doğrular nitelikte.. İnşaallah bundan sonra farklı olur.
Kuşkusuz ehl-i vicdan olan ve zulmün her çeşidine karşı çıkan Yahudiler var. Onlarla diyaloga devam etmeli ve köprüler kurmalıyız. Yahudiliğin öğretisinden evrensel ahlak kaideleri çıkartabilmiş, tahrifi kabul etmese bile tarihselliği benimsemiş ve "On emir"i bütün yönleriyle özümsemiş olan yahudilerle hoşgörü ortamında birbirimizi anlayabilir ve Ortadoğu da çözüm için birlikte birşeyler yapma çabasına girebiliriz.
Bakalım zaman ne gösterecek?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 21, 2006 07:50 PM
Ali Bulac'in yazisini gene Ewelyn Woods hizli okluma teknigi ile okudum. Yahudiler hakkinda idi!
Aciklayayim. Benim Tevrat veya Talmud'un ahd-i atik'in ne dedigini bilmeye ihtiyacim yokkki. Bu adamlari 1967 den beri (6 gun savasi) takip ediyorum. Hayatimin 25 yilinda pek coklari ile yakin tesri-i mesaim oldu. Onlari gazetelerden, TV'lerden, suirketlerden, calistigim is yerlerdinden gozledim. Adamlar sahtekar, bencil, kendilerini diger insanlardan ustun gorurler, gerzek olsalar dahi! Butun ahlaki standartlari kendi ustunluklerini pekistirmek, menfaatlerini maksimize etmek uzerinedir. Neden hemen hemen her Yahudi lider Yahudi ustunlugunu diger insanlarin hayatlarinin bir Yahudi'ninkinin yannda bes para etmedigini soyler? Talmud'larimi boyle diyor? Umurumda bile degil. Siyon protokolleri dahi umurumda bile degil. ISRAIL HAPISHANELERINDE BIR ARABI OLDURMEKTEN DOLAYI YATAN BIR YAHUDI VARMI YOKMU BANA ONDAN BAHSEDIN. CUNKI "THE PROOF OF THE PUDDING IS IN THE EATING" (MUHALLEBININ ISBATI YENILDIGINDE ORTAYA CIKAR). Israil teokratik/ustun irkci/jenositi mesru bir silah olarak benmseyen/fasist/gayrimesru bir entitetidir! Eger problem Tevrat veya Talmud degilse seytan geni var bunlarda. Bu Frankenstayn ruhunu Yusuf Kaplan ve Huseyin Hatemi cok guzel tanimlamisti Yeni Safak'ta..
Artik bunlar icin maazeret uretmekten bitap dusmedikmi arkadaslar? "butun Yahudiler" demeyin dediniz. Tamam dedik, yuzde 3 kusuru karsi cikmis Lubnan'daki katliama! Baskalarina "Yahudi dusmani" damgasi yapistirmaya hazir olanlar, lutfen birazcik aeritmetik! Simdi kim kafasini kuma gomen?
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 21, 2006 10:41 PM
Müzmin bey,
Allah inancı konusundaki sorunuza cevap vereyim: Tevrat'ta ve Yahudilik'te Teslis inancı yok; bu konuda Müslümanlığa daha yakınlar. Öte yandan Yahudilerin kendi dinlerini yayma gayreti olmadığı için, bazılarının Müslümanlığı "Yahudi olmayanlar için monoteizm" olarak yorumladığını ve bir anlamda meşru saydığını biliyorum. Ama özellikle siyasi sebeplerle İslam/Arap düşmanı olan pek çok Yahudi de var, malum.
Saygılar
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 22, 2006 12:40 AM
Belki okuyanlarınız olmuştur. Ali Bulaç son yazısına konu olan 5 Ağustos tarihli "Ahlaki ve Hukuki zaafiyet" başlıklı yazısında şunları söylemişti:
Bulaç'ın bu yazısındaki çağrısı üzerine Mustfa Bey'in de alıntı yaptığı gibi Hahambaşı İsak Haleva bir açıklama göndermiş. Haheva açıklamasının başlangıcında şöyle demiş:
Maalesef Hahambaşı'nın bu sözleri gerçeği yansıtmıyor. Tevratta açıkça bu yönde emirler veren ayetler mevcut. Haleva bunu neye göre söylüyor anlamak güç. Meseleyi kavrayabilmek için Yahudi metinlerinden bir kaç yere bakalım:
Emirler bu kadar açıkken "böyle bir şey yoktur" denebilir mi? Hahambaşı hala İsrail'de yedi TV kanalından yayınlanan ve sözkonusu katliam iznini veren fetvanın doğru olduğuna ihtimal dahi vermek istemediğinden bahsediyor. Fetvanın ilk yayınlanmasının üzerinden yaklaşık bir ay geçti. Haheva'dan bu fetvaya yönelik bu zamana kadar herhangi bir tepki duymadığımız gibi İsrail saldırıları ile ilgili bir kınama da duymadık. Haheva'nın açıklaması Ali Bulaç'ın yazısına cevap vermiş olmak için gönderilmiş bir açıklamadan öte bir anlam ifade etmiyor.
Dikkat çekmek istediğim bir nokta da şu: İslam=Terörizm şeklinde müthiş bir propaganda yapan ve bunda da maalesef (el kaide vb oluşumlar sayesinde) başarılı olanlar eğer bir de Kur'an-ı Kerim'de bunlar gibi bir tek ayet görselerdi acaba neler yaparlardı? İslam'ın savaş esnasında masum çocuklar bir yana, eli silah tutsa bile savaşa müdahil olmayan sivillerin, kadınların, hastaların, yaşlıların, din adamlarının öldürülmesini yasaklamış olmasına rağmen bu propagandayı yapanlar Tevrattaki bu ayetlere rağmen niçin seslerini çıkartmıyorlar? Buradaki alenî ve ahlaksız çifte standart gerçekten neyin ne olduğunu anlamak isteyenler için ibret niteliğinde..
Bizim inancımıza göte Tevrat tahrife uğramıştır. O katliam fetvasının verildiği günlerde bu tahrifat konusu ile ilgili bir yazı yazmıştım. O yazıdan bir bölüm aktarmak istiyorum:
"İslam inancına göre Hz. Musa'ya indirilen İlahi Vahy ile bugün Yahudilerin kutsal olarak kabul ettikleri metinlerin arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak yine de içinde Vahy-i İlahi'den çok cılız da olsa esintiler taşımaktadır. Allah'a içten bir şekilde yönelmek, şükür, Allah sevgisi, teslimiyet, adalet, şefkat zulme ve haksızlığa karşı durma, merhamet vb. gibi. Yahudilerin bunlara ne kadar uyup uymadığı ise izahtan varestedir.
Tevrat zamanla Yahudi alimler tarfından tahrif edilmiş, bir çok eklemeler yapılmış, çeşitli efsaneler karıştırılmış, adeta tarihsel bir efsane metnine döndürülmüştür. Tevrat, Hz. Musa'dan yüzyıllar sonra yazılı hale getirildiği için zaman geçtikçe tahrif hızı da artmış ve bugün elimize Eski Ahit olarak adlandırılan, yine aynı biçimlerde tahrif edilmiş Hz.Davud'a indirilmiş Zebur ile diğer İsrailoğulları peygamberlerinin davetleri ve bunlara dair tefsirlerin, mektupların, ve tarihsel süreçlerin de anlatıldığı 4 bölüm halinde onlarca kitaba ulaşmıştır. İlk beş kitap ise Tora yani Tevrattır. Tevrat'ın tahrifi için hiçbir kanıt olmasa bile son kitabında, "Vahy" olunduğu Hz. Musa'nın ölümünün ve ardından tutulan yasın yeralması (Tesniye 34, 4 12) yeterlidir.
Bu tahrif öyle noktalara gelmiştir ki Eski Ahit'te, Allah'a ve O'nun Peygamberlerine akıllara ziyan çirkin iftiralarda bile bulunulmuştur. Eski Ahit'e göre Allah; hırsızlık emri veren, Peygamberle güreş tutan, yenilince hile yapan, ama sonunda mağlup olan; katliam emirleri veren, söylediğini unutan, yanlış yapan, bundan pişman olan; uyku uyuyan, kıskanan, kullarına küsen bir profil çizmektedir. Yine Eski Ahit'te Allah'ın mübarek elçileri Peygamberler de; düşmanlık tohumları eken, kızkardeşleriyle evlenen, korkudan deli taklidi yapan; annesini azarlayan; Allah'a isyan eden; putlara tapan; zinakar; yalancı, katil ve daha birçok menfur fiilin sahibi gibi gösterilir. (Kur'an, Allah'a ve O' nun Peygamberlerine yapılan bu çirkin iftiraların tamamını tahsis etmiş, son İlahi Vahy olarak korunmuş bir vaziyette elimizde bulunmaktadır.)
Tahrifler bunlarla sınırlı değil elbette. Yahudilerin tarihte birçok sıkıntılara, katliamlara ve sürgünlere uğramış oldukları bir vakıadır. Bu sıkıntılı zamanların kin, öfke ve intikam hislerinin gölgesinde yapılan eylemler ve yorum/tefsirler zamanla Tevrat'ın bir parçası olarak algılanmıştır. Ve bugün Hahamların fetvalarına dayanak sağlayan Yahudi Teolojisinin de temeli olan, ırkçılık ve katliam emreden bu muharref kısımlar günümüze kadar gelmiştir."
Tabii Yahudiler tahrif iddialarını kabul etmiyorlar ama biliyoruz ki Tevrat Hz.Musa'nın vefatından yüzyıllarca sonra yazılı hale getirildi. Bu çok uzun zaman zarfında ağızdan ağıza nakledilen sözlerin aslına uygun birşekilde korunabilmesi mümkün değildir. Yine Hz.Musa'nın ölümü ve ardından tutulan yaslar Tevratta anlatılır. Bu nasıl birşey ki Vahy alan Peygamber ölüyor ama ölümü ve ardından tutulan yas, getirdiği kitaba ayet olarak giriyor. Bu konu Yahudi teologları en çok uğraştıran meselelerden biridir.
Kerim Balcı Aksiyon'da konu ile ilgili "Hahamlar meşru savaş doktrinini tartışıyor" başlıklı (Ali Bulaç'ın da yazısında atıfta bulunduğu) iyi bir dosya hazırlamış. (Ben bu dosyanın linkini "İsrail'in Faşist Yüzü" adlı ilmekte vermiştim.) Oradaki Yahudi teologlar tahrifi kabul etmedikleri için hiçbiri bu katliam ayetlerini de reddedemiyor. En fazla ayetlerin tarihsel olduğunu ve artık bir hükmü kalmadığını söylüyorlar. Ama bu konuda da bir fikirbirliği yok.
Burada aslında daha büyük bir sorun var. Nasıl olur da Kadir-i Mutlak ve merhameti bol olan Allah, masum sivillerin, kadınların, emzikteki çocukların ve hayvanların bile katledilmesine izin/emir verebilir? Tabii, Yahudi inançlarına karışacak değilim ama burada ciddi bir sorun var. Ali Bulaç'ta bu sorunun farkında olarak sözkonusu yazısında şunları yazmış:
Bu gerçekten önemli bir sorun. Ve Tevratın tahrifine de aslında çok önemli bir kanıt.
Yahudilerin çektikleri sıkıntılar sırasında intikam halet-i ruhiyesi ile, toplumal şartlar müvacenesinde ve zaman içinde bu tahrifatın yapıldığı ve bu gibi katliam emirlerinin Tevrata yorumlarla birlikte girdiği akla uygun bir yaklaşım.
Evet yahudilerin -bence önemli bir kısmı- Tevratta öngörülen Amalikalıların tarihsel olmadığını düşünüyor. Nitekim 2.Dünya savaşında Amalikalılar olarak zalim Hitler ve avanesi görüldü, bugün ise hiç alakası olmadığı ve mazlum durumda oldukları halde Ortadoğu'daki müslümanlar görülüyor. Yine Ali Bulaç'ın atıfta bulunduğu Ahmet Kurucan, yazısında karamsal bir teolojik tablo çizmiş ama maalesef bu zamana kadar yaşananlar Kurucan'ı doğrular nitelikte.. Burada önemli olan şu: Faşizim çoğunlukla imkan bulduğu her türlü sebebi kullanıyor ve maalesef Yahudi teolojisi faşizmin yeşermesi için ciddi bir kolaylık sağlıyor. Benim Yahudi teolojisine dikkat çekmemin sebebi bu. Yoksa tutup da herşeyi yahudi teolojisine bağlıyor değilim.Ortadoğudaki sorunun aslında bir din çatışması olmadığını hepimiz biliyoruz.
Kuşkusuz ehl-i vicdan olan ve zulmün her çeşidine karşı çıkan Yahudiler var. Onlarla diyaloga devam etmeli ve köprüler kurmalıyız. Bunu yahudileri olduğundan fazla şirin göstermeye çalışarak yapmamız şart değil. Yahudiliğin öğretisinden evrensel ahlak kaideleri çıkartabilmiş, tahrifi kabul etmese bile, en azından ırkçı ve katliam emirleri veren teolojik argümanlar konusunda tarihselliği benimsemiş ve "On emir"i bütün yönleriyle özümsemiş olan Yahudilerle hoşgörü ortamında birbirimizi anlayabilir, Ortadoğu da çözüm için ortak birşeyler yapma çabasına girebiliriz.
Bakalım zaman ne gösterecek?
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 22, 2006 01:20 AM
Yahudilere söyleyebileceğim tek bir cümle var; You are all the reasons why we become the chosen ones.Bakara suresini okumuşlarsa anlamalarına yeter...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 22, 2006 04:35 AM
Çevir kazi yanmasin!
Söz konusu Haham biraz "çevir kazi yanmasin" demis. Yani inananlari öldürmeyin, erkekleri öldürün,... Yahudilerin kutsal kitaplarinin bazilari siddeti destekliyor, görüyoruz.
Ama bu her seyi açiklamiyor. Burada durup "hah simdi anladim" diyemiyorum.
Yani Tevrat ve Talmud romantik birer ask romani olsalardi Israil daha az saldirgan bir devlet mi olurdu? Müslümanlarin aleyhine yapilan propaganda olmaz miydi?
Sayin Müzmin Bey ÇOK ÖNEMLi bir sey söylemis:
Bu soru meseleyi insan psikolojisine götürüyor. Gerçekten de insanlar (müslümanlar, dinsizler ve hatta yahudiler!) bir kurum adina davrandiginda bir anlamda sorumluluklarini o kuruma "transfer" edebiliyorlar.
Bu noktayi bir parça açayim : Baris zamaninda katiller parmakla gösterilecek kadar az. Oysa savas zamani üniforma giyip (adi üstünde "tek sekil") bir kuruma dahil olunca insan
"emir kuluyuz" diyor yahi artik "ALLAH'in kulu" degilmis gibi.
Kisisel vicdan ve kurumsal vicdan
Mesela Stanford üniversitesi'nde yapilan bir Stanford Prison Experiment deneyi var (http://www.prisonexp.org) Deneyi yapan Prof. Philip G. Zimbardo da Abu Ghraib hapishanesinde olanlar ile paralellik kuruyor.
özetle deneyin senaryosu icabi Stanfordlu ögrenciler (ki en akli basinda olanlar seçiliyor) kimileri mahkum kimileri ise gardiyan kiligina giriyorlar. Katilanlari birbirlerine benzetmek ve "bireylikten (insanliktan) çikarmak" için sunlar yapiliyor :
1- Gardiyanlara günes gözlükeri ve üniforma,
2- Mahkumlari isim yerine bir numara ile çagirmak,
3- Mahkumlarin basina kadin çorabindan bir takke.
Iki taraf da o kadar asiri siddet gösteriyorki arastirmacilar deneyi yarida kesmek zorunda kaliyorlar.
Aslinda örnekler sayisiz, silah üreten firmalarda çalisan insanlar aynaya nasil bakiyorlar?
veya asiri derecede çevreyi kirletip kanser vb hastaliklari yayan bir firmanin patronu nasil dua edebiliyor?
Müslümanlar da muaf mi?
Benim gözlemlerim söyle :
1) Türk ve müslüman olmalari bazi kimselerin 12 eylül darbesinden sonra baska müslümanlara iskence yapmasina mani olmadi.
2) Islâm inancinin suistimal edildigi yerlerde sorumluluklarindan kaçmak isteyen müslümanlar fetvalarin arkasina saklaniyor. Filan imam "katli vacib" dedi, haydi öldürün.
3) Töre cinayetlerindeki aile meclislerinin de ayni biçimde isledigini düsünüyorum. Kimse kizkardesini öldürmez. Ama "Aile meclisi" topluca bir karar verince sanki katil "emir kulu" oluyor. Sorumlulugunu itaat çengeline asiyor.
Tabi herseyin en dogrusunu ALLAH bilir
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 22, 2006 11:02 AM
Kalabaliklarin kanaatlerinin aritmetik ortalamasindan yola cikarsak, bunu da care analizlerine muhatap alirsak enteresan fakat populist yerlere varacagimiza suphem yok; ama, yine de sorayim:
-- Ortadoguda, Batiya kiyasla daha yuksek zenginlikler olmasaydi, Hacli seferleri olur muydu?
-- Ortadoguda, Batinin istedigi petrol olmasaydi, bugunku olcegin kesrinde saldirilara muhatap kalir miydi?
Acaba 'din' unsurunu meselenin merkezine yerlestirmek, suyun basindaki aslanin dile getirdigi ortulu (ve luzumsuz) gerekceye kanmak sayilmaz mi?
Daha bir anlasilir olmasi icin, soyle sorayim: Ortadogunun tamami mutedeyyin Hiristiyan (ya da Musevi) olsaydi bu sorunlarin yasanmayacagina mi inaniliyor?
Eger inanc bu yoldaysa, bu durumda, 'baris' tarfatarlarinin onerecekleri nihai ve kalici cozum Ortadogunun topyekun din degistirmesi olmaz mi?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 22, 2006 01:41 PM
Mustafa bey,
OK. Bundan sunu anlayabilir miyiz?: Sizin bildiginiz kadariyla, Musevilige gore Hiristiyanligin bir sapkin inanc turu sayilacagini soyleyebilir miyiz? Evet/Hayir.
Bu 'adem-i gayret'in dinsel degil de, irksal gerekceleri var midir sizce?
Sizce, butun monoteizm (ya da benzeri) inanclar ortusur mu?
Eger ortusurse, Islam'da ve Kuranda gecen ben-i Israil karsitligi nedendir?
Museviligin Islami mesru bir din kabul ettigini dusunuyor musunuz? Evet/hayir.
Bu pek cok Yahudi'nin anti-semitist oldugunu soyleyebilir miyiz?
Malum, 'anti-semitist'teki 'semi' Sami'den gelir.
Ve, yine malum, Araplar da Sami irktandir.
Yahudilere yonelik olarak sergilendiginde 'anti-semitism' bir 'cardinal sin' (gunah- kebir) ise, aynisinin Araplara karsi sergilenmesinde sizce hafifletici bir sebep var midir?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 22, 2006 01:56 PM
Konu başlığı Tevrat ve şiddet değil de dinlerdeki şiddet ve vahşet olarak ele alınırsa daha doğru olur.
Şiddet ve vahşet insanın doğasında var olan bir gerçektir. Hiçbir din bu şiddet ve vahşeti ortadan kaldıramamıştır. Zaten siyasetleri gereği kaldırma gereği de duymamışlardır.
Örneğin son kitaplı din olan islam dini bile sadece gereksiz yere insan öldürmenin çok büyük günah olduğunu söyler. Yani ancak gerekli olduğu hallerde birbirinizi öldürebilirsiniz demektir. Bütün dinler böyledir. Yok birbirlerinden farkları. Hiç pişmanlık ta duymazlar. Cennet'e gidecekleri için huzur içersindedir herkes.
Hülagü TTT
Yazan: Hülagü Tarih: August 22, 2006 05:37 PM
Hülagü bey,
Biz böyleyiz. Adam öldürmekten zevk alıyoruz. Pişmanlık ta duymuyoruz.
Değerli görüşlerin için teşekkür eder, hayırlı günler dileriz. Naş naş!
Yazan: blue Tarih: August 22, 2006 06:32 PM
Hülagü, malumunuz, namınızın esas sahibi tüm bağdat kütpühanesini fırata derc etti de azıcık bile okumaya niyetlenmedi.
Zannım o ki namınızdan bedel, siz de ne Kuranı ne de bir başka bilgi içeren kitabı okumamışsınız.
İslam: "Bir kişiyi öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir" diye buyurur.
Ancak bize savaş açanlarla savaşılır, ancak bir cana kastetmiş olanın diyeti alınır.
Bunlarda olmasaydı adalet olmazdı. Bugün adaletin olmadığı gibi...
Öte yandan; Saygı değer Mustafa Bey yahudilerin kendi içlerinde bölünmüş olabileceğini, hepsinin bir algılanmaması gerektiğini söylemişler.
Durum şu ki, yahudilerin insanlarının hepsi suçlanmıyor. İçlerinde liberal görüşlü olanlar, hümanistler daha nice çeşitler var. Ama aralarında belirgin mezhebler yok. Ve kitapları diğer insanları ancak onların kölesi olabileceğini açıkça ifade ediyor. Zaten dini bütün bir yahudi ile tanışmış olursanız bunu gayet iyi anlarsınız.
Yazan: ilhan Tarih: August 22, 2006 11:08 PM
Ilhan bey,
'Canina okumak' okumaktan sayilmiyor mu ? :))
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 23, 2006 03:03 PM
SON DAKİKA 23.08.2006 ÇARŞAMBA -ZAMAN
Af Örgütü: İsrail, Lübnan'da sivil hedefleri kasten vurdu
Uluslararası Af Örgütü, İsrail'i, Lübnan'da Hizbullah'a karşı yürüttüğü operasyon sırasında kasten sivil hedeflerini vurmakla suçladı.
Örgütün yayınladığı raporda, İsrail'in bu operasyon sırasında gıda satışı yapılan dükkanları kasıtlı olarak vurduğu, yardım konvoylarını kasten engellediği, halkı kaçmaya zorlamak için hastanelerle su ve elektrik santrallerini hedef aldığı belirtildi.
İsrail'in söz konusu eylemlerinin, maddi hasar vermekten çok askeri stratejinin ayrılmaz bir parçası olduğu ifade edilen açıklamada, Birleşmiş Milletlere de uluslararası insan hakları yasasının her iki tarafça ihlalinin araştırılması için hızla bağımsız bir soruşturma başlatması çağrısında bulunuldu.
Raporda, İsrail'in 12 Temmuz-14 Ağustos tarihleri arasında Lübnan'da 7 bini aşkın hedefe karşı 7 binden fazla hava saldırısı düzenlediği, bu operasyonlarda doğrudan sivil hedeflere saldırılmış olabileceği, bu tür eylemlerin savaş suçu olduğu kaydedildi.
Raporda, İsrail donanmasının 2500 civarında bombardıman yaptığı, Lübnan hükümetine göre kilit öneme sahip 31 altyapı tesisinin tamamen ya da kısmen yıkıldığı, 25'ten fazla benzin istasyonu ve 900 işyerinin vurulduğu, 300 binden fazla ev ve büronun hedef alındığı bildirildi. [07:44:00]
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 23, 2006 04:36 PM
Mustafa bey arap tarihini arastırın araplarla yahudiler kardeştir.Araplar Hz.İbrahimin oglu hz.iSmaiilini soyundan yahudilerse Hz.İbrahimin oglu hz.ishakın oglu hz.Yakup(israil)in soyundan gelirler.Tevratta araplardan kardeşleriniz diye bahsedilir.Ama adamlar kardeşlerini katlediyorlar ne hikmetse
Yazan: kerem Tarih: August 29, 2006 04:03 PM