« İsrail'e Karşı Ne Yapmalı? | Ana Sayfa | Amerika'nın İki Yüzü »
August 06, 2006
Savaş Karşıtı Yahudiler ve 'Goyim'
Son yazım üzerine bazı okurlar "nerede bu savaş karşıtı Yahudiler" diye sordu. Aslında şu an Lübnan'daki İsrail terörüne karşı İsrail içinde gerçekten de sadece cılız bir muhalefet var. Halkın Lübnan saldırılarına destek oranı yüzde 90'ı buluyor; "Hizbullah da bize füze atıyor" diye düşünüyorlar. Ama yine İsrailli Araplar ve Yahudilerin birlikte düzenlediği savaşı tel'in mitingi gibi iyi tepkiler var.
Daha önemlisi İsrailli entellektüeller arasında bir çok muhalif sesin yer alması. Bunlardan dikat çeken biri, Haaretz gazetesindeki köşesinde "neo-conların fanatizminden kurtulmalıyız" yorumu yapan, Lübnan saldırısına ve benzeri militarist girişimlere karşı çıkan İsrailli devlet adamı David Levy. Hayfa Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nden İlan Pappe'nin Zaman'a verdiği "Soykırım kurbanı bir ülkenin bunları yapması utanç verici" başlıklı röportaj da takdire değer. ABD'deki Yahudiler arasında da huzursuzluk var: Biri, "İsrail Yahudiler İçin İyi mi?" diye bile soruyor. Aynı dergide (The Nation) İsrail militarizmini kınayan bir diğer makale de dikkat çekici.
Örnekler çoğaltılabilir. Benim demek istediğim şu: İsrail ve ABD'deki şahin/militarist kanat, bu ülkelerdeki ılımlıları "siz safsınız, Müslümanların amacı barış yapmak değil, hepimizi vurmak" argümanı ile susturuyor. Bu ülkelerin içinde yürüyen tartışmaları izleyince, bunu çok açık şekilde görüyorsunuz. (Mesela bakın, "İsrail iyi yapıyor" diyen ultra-şahin Victor David Hanson, "gerekçe" olarak "Müslüman dünyasındaki koyu Yahudi düşmanlığı"nı gösteriyor; örnek olarak da bizim "Kurtlar Vadisi"ni bile vermiş.)
"Bu durum karşısında ne yapabiliriz" sorusu ise bence önemli. İsrail'e lanet yağdırmakla — ki aslında bugünlerde bunu hak ediyor — kendi öfkemizi yatıştırabiliriz, ama stratejik bir fayda elde eder miyiz? Bence en büyük stratejik fayda, Müslümanları ezmek için kullanılan propagandayı boşa çıkarmak. "Öcü" gibi gösterilmeyi kabul etmekten vazgeçmek. Bu görüşe katılmayan okurlar var; saygı duyuyorum, ama soruyorum: Çözüm önerileri nedir? İsrail'e karşı binlerce tel'in mitingi yapılabilir; ama bu tek başına ne sağlayacak, şimdiye kadar ne sağladı?
Öte yandan Yahudi dini ile İsrail terörü arasında kalın bir çizgi çekmekte ısrarlıyım. Bu sitedeki yorum bölümlerinde de Yahudilerin "goyim"i (Yahudi olmayanları) hayvan olarak gördüğü, biyolojik ırkçılığa inandıkları gibi görüşler aktarıldı. Bunların Yahudilik'in belirli bir yorumuna işaret ettiğini, ama çağımızdaki Yahudi din adamlarının çoğunun böyle düşünmediğini belirtmeliyim. Dileyenler, İsrail'deki Rabbis For Human Rights (İnsan Haklarını Savunan Hahamlar) gibi girişimlere göz atabilirler.
Bu arada "goyim" kavramının çıkışının da çok yadırganacak bir şey olmadığı kanısındayım. Tevrat'ın indiği dönemde Yahudiler Ortadoğu'da tevhide inanan (yani "Müslüman") tek kavimdi; etraflarındakiler putperestti. Kuran'da inkarcılar için verilen "Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar" hükmünün (7/179) bir benzerinin o dönemin "goyim"i için geçerli sayılmasında bir gariplik görmüyorum. Ancak Yahudiler, kendilerinden başkalarının da "İbrahim'in Tanrısı"na (Allah'a) inandıklarını görünce, bu insanlar için "Godfearers" (Allah'tan korkanlar) terimini kullanmaya başladılar. Bugün de "aklı başında" Yahudi görüşü, kendilerinin Allah ile özel bir ahitleri olduğu, ancak diğer insanların da "Allah'tan korkanlar" olarak O'na iman edip kurtuluşa erebilecekleri yönündedir. Böyle düşünen pek çok haham tanıyorum. Kuşkusuz hala "goyim"e nefret besleyen fanatik hahamlar da olmalı; biz Müslümanlar arasında her Yahudi için "mel'un" diyen bazı fanatikler olduğu gibi.
İsrail faşizmine dönersek; kanımca bunun kaynağı Yahudi dini değil, Siyonizm'in, özellikle de sağ kanat Siyonizm'in 19. yüzyıl Avrupa faşizminden ve sömürgeciliğinden edindiği ideolojik mirastır. (Bunu eski bir yazımda kısmen ele almıştım.) Siyonizm ise dini semboller kullansa da temelinde seküler bir ideolojidir. Başka milletlerin faşizm damarları olabildiği gibi İsrail'in de var. Bu, dünyanın en büyük askeri ve politik gücü olan ABD üzerindeki nüfuzu ile birleşince, büyük bir tehlikeye dönüşüyor.
Soru, bunun karşısında ne yapmalı sorusu. Ben görüp-bildiklerim üzerinde mantık yürüterek bir cevap verdim. Başka cevaplar var ise, öğrenmek isterim.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 6, 2006 02:11 AM




İsrail militarizmine karşı mücadele veren yahudilere burdan sevgilerimi sunuyorum..
İsrail bugün radikal islamla savaşıyor ve yumuşamayacağına inandığı için en sert şekilde ezilmesi gerektiğini düşünüyor.
Mustafa Bey,radikal islamın kökeninde batıya olan tepki var ve radikallik demokrasi eksikliğinden kaynaklanıyor diyor.
ben demokrasi ve islamın uzlaşmasının bazı müslümanlar için kabul edilemez olduğuna inanıyorum.eğer radikalizm demokrasiyi kabul etmemek ise (yani terör değil) bu mücadele belkide kıyamete kadar sürecektir.demokrasiyi kabul etmeyen kitlelerin siyasi talepleri bitmez ve bu uğurda mücadeleyi büyük bir cihad olarak görürler.
demokrasi karşıtlığı islam düşüncesinin içinden doğmaktadır.batı karşıtlığı bunun sebebi değil tetikleyicisidir.
demos-kratos (halkın kanunları)anlamına geliyor.demokraside kanunları insanlar yapıyor.yasama-yürütme -yargı.egemenliğin kullanım araçları.İslamda ise yasama asaleten Allah'a aittir.içtihaden kullara aittir.yasamanın Allah'tan başkasına verilmesi şirk olarak kabul edilir.demokraside ise egemenliğin kullanımında Tanrıya yer yoktur..bu temel farklılıktan dolayı islam ve demokrasi arasında benzerlikler olsa da bu bir şey ifade etmez.şirk mücadele edilmesi gereken büyük bir günahtır.
ayrıca Allah ,peygamberlere kuvvetine göre nasıl mücadele edeceğini öğretmiştir.zayıfken siyasi otorite ile uğraşmıyor ama güçüyse otoriteyi ele geçiriyor.Hz. Muhammed(as)da başka yere hicret edebilirdi ama Medine 'de halk ona biat edeceğini söyledi ve devlet kurma imkanı doğdu..İslamın her zaman bir devlet talebi olmuştur..çünki İslam bir hayat nizamıdır.insanların banyo adabından tutunda savaş hukukuna devlet yönetimine kadar hayatın bütününe taliptir..
bu anlayış dolayısıyla siyasi mücadele bitmez.ve bu cihad olarak görüldüğü için kutsal bir şeydir.
eğer radikal islam denilen bu ise bu düşünceyi yumuşatmak çok zordur..çünki kutsal kavramlarla ve islamın içinden beslenir..
ben islama karşı başlatılan haçlı-siyonist ittifakının sözde demokrasi getirme niyetiyle açtıkları savaş için bir barış öngöremiyorum..çözüm yok..bu bir kıyamet öncesi savaş..kıyametin ayak sesleri bunlar..
Yazan: deniz Tarih: August 6, 2006 09:26 AM
Lubnan katliamlarinin baslamasindan on gun kadar sonra Israil'de yapian kamuoyu yoklamasinda katilimcilarin yuzde 81'i saldirilarin devamini istemis. Ey aritmetik bilenler, laf ebeligin birakalim da aritmetik yapalim.
Israil halkinin yuzde 15 kadari Araptir.
100-81-15 = 4 (YUZDE DORT) Israil halkinin yuzde dortu (Yauhudilerin yaklasik YUZDE 3.2 si) bu barbarligin, vahsetin devam etmesini istememis.
B gunku savunma bakani Barsci kanttan yan "guvercinlerin" basi Amit Peretz tir. Bugunku Babakan yardimcisi Nob Odlulu sahibi Smhimon Peretz tir.
Neden bahsediyorsunuz "barisci Yahuilere haksizlik yapmayalim" derken? "barisci Yahudilerin" isimlerini buralarda en cok tekrarlayan benim. O verdigim isimler benim soyledigimden farkli seyler soylemyorlarki Israil'in gayrimesru/terorist/ustun irkci enite oldugu konusunda.
Sizleri vijdanlarinizla basbasa birakiyorum. Soyleyecek baska sozum yok. Memleket te bitmis, Islam da bitmis, insanlik ta bitmis! Yaziklar olsun!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 6, 2006 01:01 PM
Asagidaki yaziyi Sua Bey'in blogundan arakladim (www.gelnek.wordpress.com). Konu ile il;gili bircok sorulara, itirazlara cvap teskil eden guzel bir yazi oldugnu dusundugum icn tamamini yapistiriyorum asagiya Mustafa Bey'in musadesi ile.
-----------------------------------------
İsrail Başbakanı Olmert, geçtiğimiz günlerde şöyle bir söz sarfetti: “Hiçbir ülke İsrail’e ahlak dersi veremez. İsrail, binlerce yıllık Yahudi geleneğinin bir parçası olan en yüksek ahlaki değerlere bağlı”
İlk duyduğumda gülmekle ağlamak arası bir hâl aldığımı hatırlıyorum.
Şaşkınlığımı atınca aklıma geçtiğimz hafta İsrail Hahamlar Şurasının verdiği fetva geldi. Hahamlar Şurası’nın söz konusu fetvasında “Tevrat, savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini caiz görmektedir, Gazze”de ve Lübnan”da kadınlara ve çocuklara acıyanlar, İsrail’deki kadınlara ve çocuklara vahşi bir gözle bakıyor demektir” ifadesi yer almakta.
Olmert’in sözleri ile bu fetvayı birlikte okuduğumuzda bu “yüksek ahlak”ın en azından önemli bir kısmının nasıl bir tezahürü olduğunu daha iyi anlıyoruz.
Peki Hahamlar Şurası’nın fetvası nereye dayanıyor? Bu fetvadaki vahşeti anlayabilmek için önce Yahudiliğin dayandığı metinlere bakmak gerek.
Bilindiği gibi Yahudilik bir “millî” dindir. Yani sonradan Yahudi olmak mümkün değildir. Hatta Yahudi olmak için sadece babanızın Yahudi olması bile yeterli değildir; mutlaka annenizin Yahudi olması gerekmektedir. Irkçılıktan başka bir anlam ifade etmeyen bu dinî anlayış Yahudiliğin temelidir. Yahudiliğe göre yahudi olmayanlar “goyim” olarak adlandırılır. Yahudiler’e göre “goyim” ler aşağı varlık statüsündedirler. Yahudiler, “goyim” statüsünde olduğu için sanılanın aksine Hristiyanları ve Hz.İsa’yı da hiç sevmezler.
Bakınız Mustafa İslamoğlu bir yazısında Yahudi teolojisi hakkında neler söylüyor:
“Bir Müslüman, Hz. Musa’ya da Hz. İsa’ya da iman etmeden Müslüman olamaz, değil mi? Fakat, Yahudi akidesini Tevrat’tan daha fazla belirleyen “geleneğin” tepesinde yer alan Talmud’un (5. bl.) Hz. İsa’ya bakışını merak etmez misiniz? Çünkü bu bakış açısı Yahudi dini geleneğiyle ırkçılığın nasıl iç içe geçtiğini göstermesi açısından manidar. “İsâ hakkında birçok edebe aykırı cinsel ithama ilaveten Talmud, onun cehennemde kaynayan dışkının içine daldırılacağını belirtir” (s. 49)
Yine Allah’ın indirdiği haliyle Tevrat ve İncil’e iman etmek bir Müslüman için Kur’an’a iman kadar şarttır. Bozulmuş haliyle dahi bir Müslüman’ın kutsal kitaplara saygısızlık etmesi düşünülemez. Fakat Yahudi dini geleneği “goyim”in kitabına hakareti dini bir emir telakki ediyor: “Yahudiler’in ellerine geçen Yeni Ahid’in (İncil) her hangi bir kopyasını eğer mümkünse kamuoyu önünde yakma yükümlülüğü vardır. Bu ilke kağıt üzerinde kalmayıp bugün bizzat uygulanmaktadır. 23 Mart 1980 tarihinde Kudüs’te yüzlerce İncil nüshası, kamuoyunun gözleri önünde ve törenle İsrail Din İşleri Bakanlığı’nın desteklediği Yahudi örgütü Yad Le’akhim’in gözetiminde yakılmıştır.” (s. 50)
[….]
Her Yahudi, Tevrat okumaya geçmeden şu “Beraha”yı okumak zorundadır:
“Baruh Ata A-do-nay, E-loenu Meleh Aolam, Aşer Bahar Banu Mikol Aamim, veNatan Lanu Et Torato!” (= Tüm dünya milletleri arasından bizi seçen ve bize Tora’sını veren Evrenin Kralı, Sen, Tanrımız: Kutsalsın).
Boşuna değil her Yahudi’nin kendisini “dünyanın merkezi”, yani “insanlığın efendisi” olarak görmesi. Yukarıda dile getirdim, bir Yahudi’nin iman esasıdır bu. Kur’an onların bu “kutsal ırkçılığını” veciz bir ifadeyle özetlemiş (Maide 18).
Bu yüzden olsa gerek, Talmud Zeyli olan ve İsrail’de sudan ucuza dağıtılan Hesronot Shas adlı “ilmihalde”, bir Yahudi bir mezar önünden geçerken mezarda yatanlar Yahudi’yse dua etmesini, değilse (Jeremiah 50.12′ye uyarak), mezardaki ölülerin annelerine lanet etmesini şart koşar.
[…]
Kabalist geleneğe ait Shevet Musar adlı ahlak kitabında yer alan “Yahudi kadın şu dört şeytani varlıkla karşılaşmaktan kaçınmalı: goyim, domuz, köpek, maymun” ilkesine ne derler acaba? Pekii “Halacha’ya göre tüm goyim (Yahudi olmayan) kadınların fahişe olarak kabul edilir” hükmüne?”
Yazar Ali Ünal’da bir yazısında Yahudi Teolojisi ve yansımaları için şunları söylüyor:
“İsrail’in yarım asra yakındır Filistin’de uyguladığı politikalar, sınır tanımaz zulüm ve katliamlar, Jewish Fundamentalismin Israil’in kendileri de birer Yahudi olan yazarları Israel Shahak ve Norton Mezvinsky’ye göre, dinle kaynaştırılmış ve dünyayı Yahudi olan ve olmayan şeklinde ikiye bölen en ayrımcı bir ırkçılıktan kaynaklanmaktadır. Shahak ve Mezvinsky, bütün milletlerin karşı çıkması gerektiğini ifade ettikleri bu ırkçılığın Talmud’a dayandırıldığını belirtmekte ve şöyle yazmaktadırlar: “Talmud der ki: Birbirine zıt iki ruh vardır: Yahudi olmayan ruh şeytanî âleme aittir; Yahudi ruh ise, kudsiyet âleminden gelir.” Yahudi köktendinciliğinde Mesihî akımın babası olan Rabbi Kook, şöyle der: “Bir Yahudi’nin ruhu ile Yahudi olmayanların ruhları arasındaki fark, insan ruhu ile hayvan ruhu arasındaki farktan daha derindir.”
Şu ibretlik satırlar da hem Ali Ünal’ın hem de M.İslamoğlu’nun alıntı yaptığı İsrael Shahak’ın “Yahudi Tarihi-Yahudi Dini” adlı kitabından:
“1980 yılı yazında, Yahudi teröristler tarafından düzenlenen ve Nablus Belediye Başkanı Bassam Shak’a’nın iki bacağını; Ramallah Belediye Başkanı Kerim Hallaf’ın da kolunu kaybettiği saldırı ardından bir grup Yahudi Nazi, Tel Aviv Üniversitesi’nin bahçesinde toplanmıştı. Bu grup, birkaç kediyi kızartmış ve Arap belediye başkanlarının kopan etlerinden yapılmış “şiş kebap” olarak yoldan geçenlere sunmuştur. Bu korkunç partiye -benim gibi- şahit olanlar; şu anki bilgi düzeyi ile bu tür bir korkunçluğu tanımlamanın mümkün olmadığını itiraf etmişlerdir.” (s. 125, dn. 25)”
Bu sapkın ruh hali Yahudi Teolojisine yani onun kaynağı olan Muharref Tevrat’ın da içinde bulunduğu Eski Ahit’e dayanıyor. Kuşkusuz bütün Yahudiler aynı ruh haline sahip değil. Aralarında zulme karşı çıkan, merhametli, siyonizm vahşetine ateş püsküren ehl-i insaf Yahudiler de var. Fakat ne sayıları yeterli geliyor; ne de sesleri duyuluyor.
İslam inancına göre Hz. Musa’ya indirilen İlahi Vahy ile bugün Yahudilerin kutsal olarak kabul ettikleri metinlerin arasında dağlar kadar fark vardır. Ancak yine de içinde Vahy-i İlahi’den çok cılız da olsa esintiler taşımaktadır. Allah’a içten bir şekilde yönelmek, şükür, Allah sevgisi, teslimiyet, adalet, şefkat zulme ve haksızlığa karşı durma, merhamet vb. gibi. Yahudilerin bunlara ne kadar uyup uymadığı ise izahtan varestedir.
Tevrat zamanla Yahudi alimler tarfından tahrif edilmiş, bir çok eklemeler yapılmış, çeşitli efsaneler karıştırılmış, adeta tarihsel bir efsane metnine döndürülmüştür. Tevrat, Hz. Musa’dan yüzyıllar sonra yazılı hale getirildiği için zaman geçtikçe tahrif hızı da artmış ve bugün elimize Eski Ahit olarak adlandırılan, yine aynı biçimlerde tahrif edilmiş Hz.Davud’a indirilmiş Zebur ile diğer İsrailoğulları peygamberlerinin davetleri ve bunlara dair tefsirlerin, mektupların, ve tarihsel süreçlerin de anlatıldığı 4 bölüm halinde onlarca kitaba ulaşmıştır. İlk beş kitap ise Tora yani Tevrattır. Tevrat’ın tahrifi için hiçbir kanıt olmasa bile son kitabında, “Vahy” olunduğu Hz. Musa’nın ölümünün ve ardından tutulan yasın yeralması (Tesniye 34, 4 12) yeterlidir.
Bu tahrif öyle noktalara gelmiştir ki Eski Ahit’te, Allah’a ve O’nun Peygamberlerine akıllara ziyan çirkin iftiralarda bile bulunulmuştur. Eski Ahit’e göre Allah; hırsızlık emri veren, Peygamberle güreş tutan, yenilince hile yapan, ama sonunda mağlup olan; katliam emirleri veren, söylediğini unutan, yanlış yapan, bundan pişman olan; uyku uyuyan, kıskanan, kullarına küsen bir profil çizmektedir. Yine Eski Ahit’te Allah’ın mübarek elçileri Peygamberler de; düşmanlık tohumları eken, kızkardeşleriyle evlenen, korkudan deli taklidi yapan; annesini azarlayan; Allah’a isyan eden; putlara tapan; zinakar; yalancı, katil ve daha birçok menfur fiilin sahibi gibi gösterilir. (Kur’an, Allah’a ve O’ nun Peygamberlerine yapılan bu çirkin iftiraların tamamını tahsis etmiş, son İlahi Vahy olarak korunmuş bir vaziyette elimizde bulunmaktadır.)
Tahrifler bunlarla sınırlı değil elbette. Yahudilerin tarihte birçok sıkıntılara, katliamlara ve sürgünlere uğramış oldukları bir vakıadır. Bu sıkıntılı zamanların kin, öfke ve intikam hislerinin gölgesinde yapılan eylemler ve yorum/tefsirler zamanla Tevrat’ın bir parçası olarak algılanmıştır. Ve bugün Hahamların fetvalarına dayanak sağlayan Yahudi Teolojisinin de temeli olan, ırkçılık ve katliam emreden bu muharref kısımlar günümüze kadar gelmiştir. Mesela bu katliam emirlerinin bulunduğu birkaç kısma bakalım:
“Ele geçen her adamın gövdesi delik deşik edilecek ve tutulan her adam kılıçla düşecek. Yavruları da gözleri önünde yere çalınacak, evleri çapul edilecek ve karıları kirletilecek.” (İşaya, Bab 13 / 15)
“Onların herşeylerini tamamen yok et ve onları esirgeme; erkekten kadına…çocuktan, emzikte olana, öküzden koyuna, deveden eşğe kadar hepsini öldür...” (I. Samuel, Bab 15 / 3 )
“Ve İsrail onun mirasının sıptıdır; ismi orduların Rabbidir. Sen Benim topuzum ve cenk silahımsın; ve seninle atı ve binicisini kıracağım; ve seninle erkeği ve kadını kıracağım; ve seninle genç adamı ve erer varmamış kızı kıracağım; ve seninle çobanı ve sürüsünü kıracağım; ve seninle çiftçiyi ve çiftini kıracağım; ve seninle valiyi ve kaymakamı kıracağım.” (Yeremya, bab 51 / 19-23)
Tevrat’ın muharref olmadığına, bozulmamış bir İlahi Vahy olduğuna inanan Hahamlar Şurası’nın bu bölümlere bakarak yukardaki vahşî fetvayı vermesi çok şaşırtıcı bir şey değil.
Siyonizm, tarihi boyunca Tevrat’ın orjinali ile bir alakası olmayan insanlık dışı; ırkçı ve katliam emirleri yağdıran bu ve benzer bölümlerini şiar edinmiştir. Zaten bunu da -hahamlar fetvasında da görüldüğü gibi- açıkça deklare etmekteler. Yani sorun Yahudi teolojisinden ve onun insanlık dışı ırkçı öğretisinden kaynaklanmaktadır. Bu teoloji gittikçe cür’etkarlaşan bir terör devleti doğurmuş ve bu devlet bugün Ortadoğu’yu kana bulamakta, emzikteki bebeklere varıncaya kadar katliamlar yapmaktadır.
Kısa vadede bu çılgın gidişe bir çözüm de görünmemekte. İsrail- Filistin meselesinin tarihsel süreci göstermiştir ki bu sorunun çözümü önündeki yegane engel İsrail ve dayandığı teolojidir.
Bu konunun tarihsel sürecini ve İsrail’in bu pervasızlığını gerçekleştirebilme gücünün dayanaklarını başka bir yazıya bırakalım.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 6, 2006 01:20 PM
Tekzip; Yukrdaki yorumumdaki:
"100-81-15 = 4 (YUZDE DORT) Israil halkinin yuzde dortu (Yauhudilerin yaklasik YUZDE 3.2 si) bu barbarligin, vahsetin devam etmesini istememis." ifadesini asagidak gibi duzekltirim:
100-81-15 = 4 (YUZDE DORT) Israil halkinin Arapla disinda kalan yuzde dortu (Yauhudilerin yaklasik YUZDE 3.2 si) bu barbarligin, vahsetin devam etmesini istememis.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 6, 2006 01:25 PM
İsrail askerleri elleri ile Gazze’yi gösterip National Geography belgeselinde şunu söylediler; Dünyanın en büyük Hayvanat Bahçesine hoş geldiniz'.
Mustafa Akyol abimin Yahudi mitolojisi, Hassidik öğretiler ve Endülüs kabalacılığı üzerinde çalışmasını isterim. Özellikle Kral II. Sargon’nun katliamı sonrası (Sargon Arapların eski pagan kralı olarak kabul edilir. Diğer katliamı da torunu III. Tiglath Pleser yapmıştır.)Bağdat sürgününde neleri öğrendikleri Babil ve Asur'dan neleri miras aldıkları ve kaç yüzyıl Tehvid yaşadıklarının öğrenilmesi çok aydınlatıcı olacaktır. Tarihde 3 büyük soykırım yaşayan bu köle Halk efendiliğin kendilerine geldiğine o derece inanmıştır ki makyavelist bir yaklaşımla İNSANLIĞA karşı soykırım yapmaktan çekinmemektedir. İnsanlık dışı her 'hayvanlar için 'yol mubahtır. Buna da en büyük destek Evangelist denilen diğer ezik hristiyan topluluğundan geliyor. Bu iki toplulukta Dünyaya egemen olamamış tek güç olamamıştır.(Buna çok yaklaştılar)Sanıyor musunuz ki bir, Arap yâda bir Zenci yâda bir Avrupalı Sion ideali için feda edilemeyecek kadar değerli.(geçen hafta ölen BM askerlerini kim hatırlıyor?)
You are the REASON why we became the CHOSEN ONES şiarına delicesine bağlı bu halk DNA’ larını bile kapalı evliliklerle korumaya çalışmıştır.(Organ mafyası çöken DNA havuzuna yedek parça yetiştirmeyle meşgul maalesef)Yahudi Musacılığı yani Tehvidciliği 1-2 yüzyıl yaşayabilmiş sahih yorumdur.Mişnaların yazımından sonra artık Yahudiler Mısır paganlığı ve Sümer paganlığının karışımından oluşan bir tür RA kültü yani sadece onlara has tanrı anlayışına girdiler ve hala da öyleler.Ben insanların ve toplumların ne söylediğine değil ne yaptığına bakılmasının daha sağlıklı ve objektif yorumu sağlayacağı fikrindeyim.Salt gösterilmek istenen tarih üzerinden Yahudileri değerlendirmek siyaset yapmaktır..Yapılması gerekeni Hugo Chavez'in yapması ise son derece manidar.,içinde İNSANLIK paydasını gururla taşıyan Chavez İsrail’den Büyük elçisini çekmiş ve vermiş veriştirmiş.Bizimkiler mi ne yapmış?Yapılmamış şeylerden yapılmış aşırı vernellenmiş, yapay barış kokulu yumuşacık tepkiler.Allah kabul etsin...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 6, 2006 02:17 PM
ABD, Irak ta kimyasal silah aradı(!), bulamadı..
İsrail, Lübnan da vuracak asker(!) arıyor, bulamıyor..
Ben vicdan arıyorum, bulamıyorum..
sayg.
Yazan: Ece Tarih: August 6, 2006 04:41 PM
Bekir beyin verdiği yüzde için teşekkürler..merakım gitmiş oldu..sanırım o 3.2'lik yüzdenin içindeki yahudilerde de bir melezlik olabilir..yeterince yahudi ahlakıyla ahlaklanamamışlar..
SEVGİLERİMLE.
Yazan: deniz Tarih: August 6, 2006 08:10 PM
Ece Hanim,
Bulursaniz bana da haber verin. Goruluyorki simdiki genc arkadaslarin bircogu artik pragmatizm modasina ayak uydurmuslar vijdan, ahlak gibi konseptlerin modasinin gectigini farketmsler. Herbiri birer politik strateji dehasi!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 6, 2006 09:14 PM
Ben bu ırkçı ve evrimci felsefenin daha temeline inmek istiyorum.
Peki değiştirilmiş Tevrat'a ve yahudiliğe nereden sokuşturuldu bu bakış açısı.Eminim ki birçoğunuz evrim ve ırkçılık deyince hemen materyalizmi aklınıza getiriyorsunuz.
Hayır aslında tam tersi,evrim ve ırkçılık spiritualizm yani ruhçuluktan gelmekte.
Bu öğretiye göre ruhlar ve madde dünyası sürekli tekamül etmekte ve tanrısallaşmaktadır.Kutsal insanlar(ermiş-derviş,aziz,rahipler,rahibeler,papazlar....),ortak koşmak,ölümsüz ruhlar alemi inancı,vahdeti vücud,üstün-tekamül etmiş ırk inancı... hep bu öğretinin karakteristiğini oluşturmaktadır.
Ve bu inanç binlerce yıldır varlığını sürdürmekte,dinlerin de içine bir şekilde sızmaktadır.Hinduizmden hristiyanlığa kadar tüm dinlerde bu öğretinin karakteristiğini çok açıkça görebilirsiniz.
Kuran hariç tüm kitaplara bir şekilde sızmıştır bu inanç.İslam dünyasına ise bazı hadisler ve tasavvuf öğretisiyle sızmaya çalışmıştır.
Neyse konumuz yahudilik olduğu için,Kabala öğretisi üzerinde durmalıyız.Bu öğreti ruhçulukla yahudiliğin-museviliğin bir karışımıdır.Hatta reenkarnasyonu bile görebilirsiniz kabalada,tıpkı diğer ruhçu öğretiler gibi.
Hitlerin 2. dünya savaşı çılgınlığı ve katliamlarının arkasında bile ruhçuluk vardır aslında.Sözde ruhani varlıklardan varlıklardan medyumları aracılığıyla aldığı direktifler ve gamalı haç sembollü okultik felsefesi ona sarışın ırkın üstünlüğünü öğretiyordu.Günümüzde de ruhçuluğun temellerine bir bakın,tekamül etmiş yani evrimleşmiş insan sarışın ve renkli gözlü olmalıdır derler satır aralarında.Evrenin kardeşliğinden-birliğinden bahsederken,New Age öğretisinin gerçek Nazi yüzünü görebilirsiniz dikkatle bakarsanız.
Ayrıca komünizmin temelini de bu ruhçu öğreti oluşturmaktadır.
Kısacası bu öğreti hakimiyetini sürdürdüğü sürece,bu olaylar kaçınılmaz bir şekilde gelişecektir.Tıpkı 2. Dünya Savaşı'nda oldu gibi,tıpkı şu anda israil'in yaptığı gibi.İnsanlar gerçek felsefe ve dine yönelmedikçe tam bir önlem almak çok zor.bireysel bazda beyinler doğruya ulaşmadıkça,toplumsal bazda kurtuluşu beklemek de çok doğru olmayacaktır.Veya düşünsel alanda güzelliklere ,doğruya ulaşılmadıkça,günlük olaylarda cennete ulaşmamız çok zor.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 6, 2006 09:36 PM
Vicdan dan kasıt nedir sayın Ece hanım?Söylemekle mi hissedilebilen bir şey?İstatislik(ölümler) olarak bizde neyi değiştirir?Asıl aranması gereken vicdan yoksunluğu bombaları hunharca sivil halkın üzerine yağdıran Sionistlerdedir.Yada olayları Ana haber bülteni dışına taşıyamayan Medyanındır.Müminlerin vicdanı pratik olarak birşeyi değiştiremeyecekse(örneğin Biz Müslüman Türkler)bunun ne değeri olabilir ki bir Lübnanlı yada Filistinli için , bir anlam ifade etmez.Ancak bireyin bu acılar karşısında eli kolu bağlılığından mütevellit , reel tepki gösterememesinden doğan acılarına ruhsal merhem olur.Kaybedilenler için ağlamaktansa var kalan insanların bekaası için Devletimizin bir şekilde ilerisi için sorumluluk yüklenmesi gereklidir.(nasıl olacak diye sormayın bir kere öyle bir irade yok )Buda ancak Kamuoyu denilen dönmelerin elindeki Medyanın Vicdanına kalır.Sizde onu boş yere arar durursunuz...hani bir kampanya hani bir aktif eylem İtalyanlara,Fransızlara ayranı kabaran şanlı basın ambargo,elçi çekme vesaire yok yok yok olmazda.Hugo Chavez Venezüelladan siyasi yada politik bir mesaj mı vermiş,Allah aşkına insanlık mesajıdır bu ortak paydadır ve bizimkiler bu Mesajı bile veremeyecek denli acizleşmişlerse suç top yekun hepimizindir.Siyaset ve Politika olarak güçlü olunmadıkça vicdanlar kendi dövünüp kendi ağlasın...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: August 7, 2006 01:08 AM
SAYIN EMRE
(Bu öğretiye göre ruhlar ve madde dünyası sürekli tekamül etmekte ve tanrısallaşmaktadır.Kutsal insanlar(ermiş-derviş,aziz,rahipler,rahibeler,papazlar....),ortak koşmak,ölümsüz ruhlar alemi inancı,vahdeti vücud,üstün-tekamül etmiş ırk inancı... hep bu öğretinin karakteristiğini oluşturmaktadır.)demiş.
bu ne kadar talihsiz bir yorum böyle.dervişlerle papazların vahdeti vücudla ruhçuluğun aynı cümle içinde özdeşleştirilmesi ne talihsizlik.
gerçek felsefe ve dine dönelim diyorsunuz..felsefeye dönerken neden tasavvufu çiziyorsunuz..hangi felsefeye döneceksiniz?
bu konuda kafanızın çok karışık olduğunu düşünüyorum..yazınızda herşey birbirine karışmış.
SEVGİLERİMLE.
Yazan: deniz Tarih: August 7, 2006 01:46 AM
Sevgili Deniz;
İşin gerçeği bu ne yazık ki,vahdeti vücud-dervişler-ruhlar alemi,papazlar,tekemül....tüm bu hurafe inançları Hinduzim başta olmak üzere ruhçu öğretinin bulaştığı tüm inanç sistemlerinde görebilirsiniz.
Biraz araştırma ve yorumla gerçeği çok kolay bir şekilde göreceksiniz.Ama bunu yapabilmek için öncelikle bu ruhçu öğretinin pençesinden ve felsefesinden zihninizi iyice arındırmanız gerekmektedir.Tabii İslam'daki versiyonu tasavvuf(sufism) olduğuna göre öncelikle bu ruhçu felsefenin telkinlerinden kendimizi kurtarmalıyız.
Hangi felsefeye dönelim diyorsunuz.Çok basit,İslam yani Kuran felsefesine döneceğiz.Ama gerçekten ve yalnızca Kuran.Karma bir din olan tasavvuftan ve hadislerden tamamen arınmış olarak.......
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 7, 2006 12:35 PM
Hangi felsefeye dönelim diyorsunuz.Çok basit,İslam yani Kuran felsefesine döneceğiz.Ama gerçekten ve yalnızca Kuran.Karma bir din olan tasavvuftan ve hadislerden tamamen arınmış olarak....
Sayın Emre,bende sizi dinleyerek Kur'an felsefesine dönüyorum.bakalım karşıma ne çıkıyor..
'Andolsun Allah'ın Elçisinde sizin için ,Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çok anan kimseler için en güzel bir örnek vardır'el-ahzab 21.
peki buradan Allah'ın elçisinde benim için örnek varsa ne yapmam gerektiğini yine araştırıyorum.
'de ki:Allah'a itaat edin.o elçiye itaat edin.eğer ona itaat ederseniz doğru yolu bulursunuz.'en-nur 54.
ben nasıl itaat edeceğimi bilmiyorum ve yine kuran 'a dönüyorum.
'Allah ve Elçisi bir işte hüküm verdiği zaman ne mümin bir erkeğe ne de mümin bir kadına işlerinde seçme hakkı yoktur.kim Allah'a ve Elçisine karşı gelirse apaçık bir sapkınlığa düşmüş olur'el-ahzab 36
devam ediyorum...
'Kim o peygambere itaat ederse muhakkak ALLAH'A itaat etmiştir.'nisa-80.
şimdi ben senin dediğin gibi Kurana döndüm ve Hz.peygambere itaatin bu dinin olmazsa olmazı olduğunu öğrendim.ve karşıma bir ayet daha çıkıyor.
'Allah sana kitabı ve hikmeti öğretti.sana bilmediğin şeyleri öğretti.'nisa 113.
kitaptan farklı bir şey karşıma çıkıyor..hikmet..demekki hz.Muhammed(as)'ın kuran'dan başka din adına yaptıkları bir hikmet ile..yani yine vahiy kaynaklı..ALLAH'IN KONTROLÜNDE..
Kuran beni aydınlatmaya devam ediyor..
'nitekim kendi içinizden ,size ayetlerimizi okuyan ,sizi temizleyen,size kitap ve hikmeti öğreten ,size bilmediklerinizi öğreten bir elçi gönderdik.'bakara-151.
ben acaba kuran felsefesine dönerken hadisleri silmelimiyim diye düşünürken karşıma yine ayetler çıkıyor.
'Andolsun,Allah'ın elçisinde sizin için,Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için en güzel bir örnek vardır'..
hadislerden pek vazgeçilecek gibi gözükmüyor ama ben bir umut yine arıyorum.vaz geçilebilir mi diye.?Kuran felsefesine döndük ya..
'Aralarında hükmetmesi için ALLAH!A VE ELÇİSİNE çağrıldıkları zaman müminlerin sözü ancak 'işittik ve iman ettik'demeleri olur..işte umduklarına erenler bunlardır.'en-nur 51.
Sevgili emre,BEN KURAN FELSEFESİNE DÖNÜYORUM VE HZ.MUHAMMETİN SÜNNETİNE SIMSIKI YAPIŞIYORUM.
HADİS,HZ.MUHAMMED'İN SÜNNETİNİ BİZE TAŞIYAN SÖZ,FİİL VE TAKRİRLERDİR..YANİ HADİS SÜNNETLE EŞ ANLAMDA KULLANILIR..YANİ HİKMETLE..
HADİSİN SIHHATİ MESELESİ İSE BİR UZMANLIK ALANIDIR..ÖNCE BİR YIL HADİS USULÜ DERSİ ALMANIZ GEREKİR.Kİ BU İLK BASAMAKTIR..
TASAVVUF İSE TEMEL İSLAMİ BİLİMLERDEN BİRİSİDİR..SİZİN BAHSETTİĞİNİZ İSE MİSTİSİZMDİR..
HİÇBİR DİN VEYA METAFİZİK FELSEFE DERUNİ HAYATTAN BAĞIMSIZ OLAMAZ..MADDECİLİKLE DİNİN TEMEL FARKI 5 DUYU İLE ALGILANAMAYAN ALEM HAKKINDA DİNİN SÖYLEYECEK SÖZÜ OLMASIDIR..DİNİ BU DERİNLİKTEN KOPARTAMAZSINIZ.ASLOLAN BUNUN KURANA VE HADİSLERE DAYALI OLARAK AÇIKLANMASIDIR..BİZ MÜSLÜMANLAR İÇİN ÖLÇÜ BUDUR..MADDE ÖTESİYLE İLGİLİ İSLAMIN SÖYLEYECEK BİRŞEYİ OLMAMASI ASIL GARİP OLUR..BU BİLGİYE BİZ MARİFETULLAH DİYORUZ..TASAVVUFUN KONUSU MARİFETULLAHTIR EFENDİM..
SEVGİLERİMLE...
'
Yazan: deniz Tarih: August 7, 2006 04:53 PM
Tekrardan selam sevgili Deniz;
Verdiğin ayetler Kuran'ın yanında bir de hadis adı altındaki kitapları ortaklar edinin demiyor.Hele ki rivayet ve masalları din edinin kesinlikle demiyor.O ayetler açıkça peygamberin size ilettiğine uyun diyor.Peygamberimizin döneminde peygamberin ilettiği ayet ve mesaja uyun diyor.Ve yine ayetlerden peygamberin ayetlerin dışında emir veya yasak getiremeyeceğini,sadece vahye uymakla ve iletmekle yükümlü olduğunu anlıyoruz.Ayrıca korunan sadece ayetlerdir.İncil ve tevrat bile şeytanın ve insanların tahrifatına uğramıştır ki hadis adı altındaki rivayet ve masallar nasıl size kılavuz olabilir? Bu konuda Kuran'daki Din sitesinde yeterince aydınlatıcı açıklama var,ama buraya bazı ayet örneklerini aktaralım:
16:89-Biz bu kitabı sana, her şeyin ayrıntılı açıklayıcısı, bir doğruya iletici, bir rahmet, Müslümanlara bir müjde olarak indirdik..
12 Yusuf Suresi 40
26Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz.
27Rabbinin kitabından sana vahyedileni oku. O’nun kelimelerini değiştirecek hiçbir kudret yoktur.
18 Kehf Suresi 26,27
Rabbinin sözü hem doğruluk, hem adalet bakımından tamamlanmıştır. O’nun sözlerini değiştirecek hiçbir kuvvet yoktur.
6 Enam Suresi 115
Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken Allah'ın dışında bir hakem mi arayayım?
6 Enam Suresi 114
Rabbin asla unutkan değildir.
19 Meryem Suresi 64
Kendilerine okunmakta olan Kitap'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?
29 Ankebut Suresi 51
Kitap' ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
6 Enam Suresi 38
154 Size ne oluyor, nasıl hüküm veriyorsunuz?
155 Hiç mi hatırınıza getirmiyorsunuz?
156 Yoksa sizin apaçık olan bir deliliniz mi var?
157 Şayet doğru söylüyorsanız kitabınızı getirin.
37 Saffat Suresi 154-157
36 Neyiniz var? Nasıl hüküm veriyorsunuz?
37 Yoksa okuyup, ders almakta olduğunuz bir kitabınız mı var? 38 İçinde keyfinize uyanın sizin olduğu.
68 Kalem Suresi 36,37
Sen de aralarında, Allah' ın indirdiğiyle hükmet.
5Maide Suresi 49
De ki " Ben sizi ancak vahiy ile uyarıyorum.”
21 Enbiya Suresi 45
Böylece biz seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete sana vahyettiklerimizi okuman için gönderdik.
13 Rad Suresi 30
Bu Kuran, bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu.
6Enam Suresi 19
Onlara ayetlerimiz açık açık okununca, bizimle karşılaşmayı ummayanlar "Bize bundan başka bir Kuran getir veya bunu değiştir.” dediler. De ki "Onu kendiliğimden değiştirmem benim için söz konusu olamaz. Ben sadece vahyolunana uyuyorum.”
10Yunus Suresi 15
İçinde Allah' ın hükmünün bulunduğu Tevrat yanlarında iken, nasıl oluyor da senin hakemliğine başvuruyorlar.
5Maide Suresi 43
Andolsun bu Kuran'da her örnekten insanlar için türlü türlü açıklamalarda (sarrafna) bulunduk. İnsanların çoğu ise tanımamakta ayak diretmektedirler.
17İsra Suresi 89
Bak iyice kavramaları için ayetleri nasıl türlü şekillerde açıklıyoruz(nusarriful).
6Enam Suresi 65
Bilgiyle uzun uzadıya, etraflıca açıkladığımız (fassalna), inanan bir toplum için doğruya iletici ve rahmet olan bir kitabı onlara getirdik.
7Araf Suresi 52
Bu bir kitaptır ki, Hakim ve Her şeyden Haberdar olan, ayetlerini hüküm ifade edici (muhkem) kılmış ve sonra detaylandırıp(fussilet) açıklamıştır.
11Hud Suresi 1
17 Şüphesiz onu toplamak ve okutmak bize düşer.
18 O halde biz onu okuduğumuzda sen de onun okunuşunu izle.
19 Sonra onu açıklamak da bize düşer.
75 Kıyamet Suresi 17,18,19
****************************
Şu anda bize ulaşan peygamber sözleri falan yok sevgili Deniz.Kutsal kitaplar oldukları halde bile nasıl ki Tevrat ve İncil değiştirilip insanları saptıran birer kaynak haline geldilerse,rivayetlerden başka birşey olmayan söylentiler de aynı şekilde insanlık için birer tuzaktan başka birşey değiller.
Yalnızca Kuran Allah'ın koruması altında ve peygamberlerin gerçek sünnet ve davranışları,hayat hikayeleri de yalnızca ve yalnızca Kuran'da var.Diğer tüm kaynaklar insanları ruhçu öğretiye hizmet eden birer maşa haline gitiren merkezler konumundalar.Şeytanın bu oyununu bozmanın yolu,korunmuş olana yönelmekten geçiyor.
Tasavvuf ise dediğim gibi bu ruhçuluğun islam'a sızmış hali.madem ki ayetleri değiştiremiyorlar,işte böyle uydurma hadis ve tasavvuf gibi öğretilerle müslümanları ruhçu hale getirmeye kalkıyorlar.Mistisizm adını verdiğin şey de yine tekamülcü ve ruhçu felesefelere verilen diğer isim durumunda bugün.Budizm felsefesi bile ruhu kabul etmez gibi görünürken yine tamamiyle ruhçu bir yapı sergiliyor temelde.
Bu öğretiden arınmanın yolu yine gerçek ve tek kaynağa yönelmekten geçiyor.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 7, 2006 05:27 PM
Sayin Emre_1974tr,
"Tasavvuf ise dediğim gibi bu ruhçuluğun islam'a sızmış hali"
diyorsunuz, Yunus Emre ve Mevlâna hakkinda ne düsünüyorsunuz?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 7, 2006 06:59 PM
Emre Bey,
Hadis konusu bu sitede şu başlıkta uzun uzun tartışılmıştı:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/05/kuran_hadisler_ve_islami_cogulculuk.php
Tekrar bu konuya dönmenin ne yeri ne zamanı bence. Oradaki yazıyı ve altına eklenen uzun yorumları okursanız savunduğunuz görüşün ve ona karşı öne sürülen argümanların ayrıntılarını görebilirsiniz.
Müslümanlara kan kusturulduğu günlerde bir de bu "aile içi" tartışmaya girmenin alemi yok..
Saygılar..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 7, 2006 08:13 PM
SELAM VE RAHMET ÜZERİNİZE OLSUN
NOT:yazı biraz uzun ama bir ilahiyatçı olarak azıcıkda olsa açıklama yetkisi gördüm kendimde.saygılar.
Emre Bey,nereden başlayıpda bu yanlışları düzelteceğimi bilemiyorum ama YA ALLAH deyip başlayalım............
'.Ve yine ayetlerden peygamberin ayetlerin dışında emir veya yasak getiremeyeceğini,sadece vahye uymakla ve iletmekle yükümlü olduğunu anlıyoruz.'
Kur'an-ı Kerim indirildiği asırdan kıyamete kadar gelecek tüm insanlar için bir rehberdir.bu yüzden mübindir(açıktır,açıklayıcıdır).sizin verdiğiniz ayetlerde de bunlara işaret edilmektedir.Kur'an'ın mübin olması demek çeşitli ilahi hakikatleri açıklaması ve müminlerin muhtaç olduğu hükümleri bildirmesi demektir.yoksa ondaki herşeyin kültür seviyesi ne olursa olsun her insanın anlaması demek değildir.bu sebepten Kuran ,HZ.Muhammed(as) tarafından tefsir edilmiştir ve aynı zamanda Kur'anı yaşama konusunda mükemmel bir örnek olmakla görevlendirilmiştir.
ALLAH-U TEALA'NIN(CC)HZ.PEYGAMBERE VERDİĞİ VAZİFE:
vahyin ana hedefi, insanlara,yaratıcılarını,ona nasıl kulluk edeceklerini,dünya ve nimetlerini nasıl değerlendirecekleri ile ilgili genel prensipler koymaktır.bu yüzdende evrenseldir ve tüm çağlara hitap eder.bu vahyi duruma göre insanlara anlatmak ve açıklamak peygamberlerin görevidir.peygamberler sadece ayetleri insanlara tebliğ etmezler.tebyin(açıklama) ve hüküm koyma yetkisine de sahipdirler.bunları yine sizin deyiminizle gerçek felsefeye ,yani Kur'ana dönerek inceleyelim.
Peygamberin görevleri:
1)KURAN'I TEBLİĞ:ilk görev kendisine gelen vahyi insanlara bildirmektir.
'Ey peygamber!Rabbinden sana indirileni tebliğ et.
Eğer bunu yapmazsan O'nun elçiliğini yapmamış olursun..'..maide suresi-67
sizin söylediğiniz şekilde hz.peygambere itaatin Kuran'a itaat olması bu ilk seçeneğin kapsamındadır.
2)KURANIN EMİRLERİNİ ŞAHSINDA TATBİK:
Allah'tan aldığı emirleri tebliğ edip,insanlara ulaştırdıktan sonra kendisi de yaşamakla görevlidir.
'Ey Muhammed!Sana vahyedilene uy.Allah hükmünü verene kadar sabret.'..yunus suresi-109.
3)İLAHİ EMİRLERİ AÇIKLAMA:
'..sana da insanlara gönderileni açıklayasın diye Kuran'ı indirdik.,belki düşünürler..'
şimdi ilk maddedeki tebliğ et ve son maddedeki tebyin et(açıkla) ifadelerini çevirirken türkçede aradaki farkı ortaya koyamadığımız için açıklama
yapmam gerekiyor.tebliğ:(be-le ğa)fiilinden gelir.bir haberi iletmek anlamındadır..yani kendine inen vahyi olduğu gibi insanlara duyurmak.
tebyin:(li tübeyyine linnas) orjinali budur.yani açıklamak,izah etmek,şerh etmek anlamındadır.
ıstılahi manası tefsirdir..yani terimsel anlamı.
HZ.MUHAMMED(as) sizin söylediğiniz gibi sadece tebliğ ile görevli değildir.
daha önceki yazımda, Kuran'da hz.Muhammed'in önemini anlatmıştım.peki peygambere itaatin Allah'a itaatle eş tutulması ve bu görevlerin verilmesi neticesinde sünnetin Kuran karşısındaki fonksiyonunu nasıl ele almamız gerekir.
SÜNNETİN KURAN KARŞISINDAKİ KONUMU:
sünnet Kuran karşısında iki temek fonksiyon icra eder.1)bahsettiğimiz tebyin yani tefsir.2)teşri fonksiyonu(yani Kuran'da olmayan hükümler koyabilir)bu yetkiyi ALLAH, HZ.MUHAMMED(AS)a vermiştir. Allah teala mutlak manada şaridir.peygamberi ise mecazi anlamda şaridir(yani hüküm koyucu).
bu yetki Kuran'da ifade edilir.ben bir tane ayet yazacağım.(mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışıyorum.)
'Allah ve resulü bir konuda hüküm verdikten sonra artık inanmış bir erkek ve kadın için bir tercih hakkı yoktur)ahzab-33,36
HZ.Peygamberin verdiği hükümlerde ,hiç şüphesiz vahyin kontrolündedir.Kuran'da kitapla beraber sana hikmeti de verdik buyrulur.örn:cuma-2
HZ.MUHAMMED'İN MECAZİ ŞARİ SIFATIYLA KOYDUĞU HÜKÜMLERE ÖRNEKLER:
'onlar ki ,yanlarındaki Tevrat ve İncil'de yazılı buldukları o Elçiye,o ümmi peygambere uyarlar.O Peygamber ki,kendilerine iyiliği emreder,kötülükten nehyeder ve onlara temiz şeyleri helal,pis şeyleri haram kılar...'el-araf-157.
islamda eşek ehli ve köpek dişli yırtıcı hayvanların etleri haramdır.bu hüküm Kuranda yer almaz.mecazi şari yetkisiyle Allah resulü bu pis şeylerin haram olduğunu söylemiştir.(ayette bu yetki veriliyor)Kabeden önce kıblenin beyti makdis olması,orucu bozan ve bozmayan şeyler,beş vakit namazın vakti,kaç rekat kılacağımız.gibi örnekler.
bu konularda hüküm koyan HZ.Muhammed (as) dır.en başta belirttiğimiz gibi Kuran genel prensipler verir.tali meseleleri HZ.MUHAMMED (AS) belirlemiştir.(Allah'tan aldığı yetkiyle.)
HZ.Muhammed'in (AS) Kuranı nasıl tefsir ettiği konusuna girmiyorum.çok uzayacak.
HZ. MUHAMMED (as)denilince önce bir toparlanmak gerekir.O alemlere rahmettir.Habibullahtır.
bu dini HZ.MUHAMMED(as) olmadan anlamak ve yaşamak demek kişinin kendini HZ.Muhammed(as) makamına oturtması demektir.(haşa).bu din O'nsuz olmaz efendim.
Kuranla uğraşamadıkları için hadislerle uğraşarak bu dinin altını oymaya çalışıyorlar.uyanık olalım.kanmayalım..
Hadis kitapları konusunda getirdiğiniz eleştirileri ise başka bir yazıda ele alabilirim.
sadece şunu söyleyelim Tevrat ve İncil islamda hadislerin karşılığı değildir..ancak belki siyere tekabül edebilir.
hadis metin ve senedden oluşmuştur.seneddeki raviler zinciri başlı başına bir ilim konusudur.bunlara giremiyeceğim şu anda......
YİNE DİL NA'TINI SÖYLER MUHAMMED
DİL-Ü CAN MÜLKÜNÜ SÖYLER MUHAMMED
NE KADİRİM SENİ METHETMEYE BEN
KEMAHİ MEDHİ HAK SÖYLER MUHAMMED..
EFENDİM,seni muhakkak ki hakkıyla anlatamamışımdır.bizler seni anlamakta çok aciziz.kaldıki anlatalım..miracında bile ümmetini dileyen bir peygamberin ben ayağının tozu olsam ne şeref..kaldıki sünnetini inkar etmek..
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 7, 2006 10:11 PM
Öncelikle sevgili Tunç'u cevaplıyayım.Yunus Emre ve Mevlana hakkındaki düşüncelerim ,tasavvufa karşı olan düşüncelerimle aynı doğrultada tabii ki.Karma bir öğretinin ünlü takipçilerinden olma dışında hiçbirşey ifade etmiyorlar benim adıma.
Sevgili Suat Öztürk'ü yanıtlayayım;
Ben de kısaca sana başka bir link vereyim:
http://www.kurandakidin.net/
Buradan konuyla ilgili güzel-önemli çıkarımlara ulaşabilirsiniz.
Ve gelelim sevgili Deniz'e ;
Sevgili arkadaşım,aynı şeyi ben sana söylemek durumundayım,bu söylediğin yanlış inanç ve bilgileri ,yanlış kabullerinizi nerden düzeltmeye başlayacağıma karar vermem zor.Sadece başlangıç bağlamında bir özetle işe başlayayım:
1-Peygamberin yaşantısı,açıklaması ve bir konuda vereceği hüküm ayetlerin milimetrik bir şekilde dışında dahi olamaz.
Yüce Allah sadece hayvanlardan domuzun etini haram kılmışsa,bu diğer tüm hayvanların eti helaldir demektir.Yok eğer peygamberin kendisi bir de köpeğin,farenin veya başka bir hayvanın etini de haram kılmaya kalksaydı Rablik taslamış olur ve kendine yazık etmiş olurdu sadece.Kesinlikle böyle birşey yapamaz.Yukarıda ilgili ayetlerin bir kısmını açıkça vermiştim,çok net ve kesin.
Yine yukarıda verdiğim ayetler,kitabın açıklayacısının yine kendisi olduğunu,başka bir kaynak edinilmemesi gerektiğini açıkça söylüyor.Daha bunun gibi sayısız ayeti örnek olarak gösterebilirim isterseniz.Kuran kendi ifadesiyle apaçık bir kitaptır ve tek korunmuş olandır.Hiç kimsenin açıklamasına,aracı olmasına,havada uçuşan ermişlere ve çeşitli başka tanrıcıklara bu yüzden ihtiyacımız kalmıyor.Sembolsüz,apaçık ,doğrudan ve gerçekten tek tanrılı bir din bu sayede "gerçek islam".
Yüce Allah,hayvan türlerinden sadece domuz etini yasaklarken,siz hangi kitaba,tanrılara güvenerek bir de yanında falanca yırtıcı hayvanların etini haram ilan edersiniz?Gelin bundan vazgeçelim sevgili arkadaşlar ve sadece Allah'ı Rab edelim.O ne diyorsa o:
O size ancak şunları haram kıldı: Leş, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilmiş olan. Fakat kim kaçınılmaz şekilde mecbur kalırsa; saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak şartıyla. Çünkü gerçekten Allah bağışlayandır, merhamet edendir.
16- Nahl Suresi 115
De ki: Bana vahyolunanlar içinde bir kimsenin yiyeceği olarak leş, akıtılmış kan, domuz eti ki bu gerçekten pisliktir, Allah’tan başkası adına kesilmiş bir murdar dışında HARAM KILINMIŞ BİR ŞEY BULAMIYORUM. Kim kaçınılmaz şekilde mecbur kalırsa saldırmamak ve zorunluluk sınırını aşmamak şartıyla. Şüphesiz senin Rabbin bağışlayandır, merhamet edendir.
6- Enam suresi 145
Peygambere "de ki" dendikten sonra bunların dışında haram kılınmış birşey yoktur ifadesinden sonra;Siz hala masalların ve diğer tanrıların yasaklarını kabul etmeye devam edecek misiniz?
2-hayır Kuran'da namazların kaç vakit olduğundan tutun da hacca nasıl gidileceğine kadar herşeyi eksiksiz bir şekilde bulabilirsiniz.Yoksa siz Allah kitabı eksiksiz bir halde gönderdiğini söylerken O'nu inandırıcı bulmuyor musunuz?
Rabbin asla unutkan değildir.
19 Meryem Suresi 64
Kendilerine okunmakta olan Kitap'ı sana indirmemiz onlara yetmiyor mu?
29 Ankebut Suresi 51
Kitap' ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık.
6 Enam Suresi 38
3-Dediğim gibi sevgili Deniz;peygamberimizin ve diğer peygamberlerin gerçek sünnetleri,davranışları ve örnek hayatları sadece ve sadece yine Kuran'da var.
Tıpkı değişmiş İncil ve Tevrat ,isa ve Musa hatta Davut ve Süleyman peygamberlerin gerçek hayatlarını aktaramaması gibi,hadis denilen rivayetler de peygamberimizin gerçek hayatını aktaramaz.Nasıl ki İncil ve tevrat bu peygamberlere sayısız iftiralarla doluysa,aynı şekilde hadisler de peygamberimize ve islam'a sayısız iftiralarla doludur.Sadece Kuran'da gerçek sünneti görebilirsiniz.Koruma altında olmayan diğer kaynaklar insanları ustaca saptıran birer tuzaktan başka birşey değiller.Herbiri insanları felaketlere süreklemekten başka birşey yapamazlar.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 12:02 AM
SEVGİLİ EMRE,DEĞERLİ KARDEŞİM,GÜZEL İNSAN..
Kendilerine ehlul kuran diyen ve hadisi dışlayan bir anlayışın varlığını biliyorum.bahsettiğin siteyi de daha önce görmüştüm.dini bu şekilde anlamak isteyip böyle yaşayanlar da olabilir.bu konuda tartışmanın faydası olacağını sanmıyorum.herkesin dini kendine.
gerçekten samimi olarak Kurana döneceksek,Kurana bütüncül bakmak zorundayız.herkes eline Kuranı alır.ben bu ayetten bunu anlıyorum der ve yaşamaya başlar.ama sonunda kişi sayısı kadar din ortaya çıkar.bu iş çocuk oyuncağı değil.
Kuran, HZ.Muhammed (as) a hangi konumu verdiyse onu kabul etmek zorundayız.
'Allah ve resulu bir işe hüküm verdiği zaman mümin kadınlar ve erkekler için o işte bir tercih hakkı yoktur.'ahzab-33,36
bahsettiğiniz sitede yapılan yorumlara baktım.bazı şahısların ayetlere yaptığı yorumlar var.ben o yorumların tam aksi yorumlar yapabilirim kendimce.o zaman benim dinim o şahısların dininden farklı olacak.başkası da daha farklı anlayabilir..bu nerede duracak efendim..çocuk oyuncağı mı?.
HZ. PEYGAMBERE KİTAPLA BERABER HİKMETTE VERİLMİŞTİR..O KENDİ HEVASINDAN KONUŞMAZ.VAHYİN KONTROLÜNDEDİR.
BU YORUM YAPAN ŞAHISLARI KİM KONTROL EDİYOR?
AMA HERKESİN DİNİ KENDİNE.ZORLA İNSANLARI HZ.MUHAMMEDE(as) TABİİ YAPAMAYIZ..NASİP MESELESİ..
KURANA BÜTÜNCÜL BAKIN..ORADA HZ.MUHAMMEDİN NURUNU GÖRECEKSİNİZ.
SEVGİLERİMLE.
Yazan: deniz Tarih: August 8, 2006 01:32 AM
Sevgili Deniz;
İşte Kuran bu yüzden "apaçık ayetlerden oluşan" bir kitaptır ve sembollerden,sadece bir takım aydının anlayabileceği kapalı anlatımlardan tamamen uzaktır.
İşte bu sayede önyargısız bir şekilde Kuran'ı okuyan bir insan,tüm insanlar aynı şeyi anlar.Ama sen hadisleri,tasavvufu veya kendi görüşlerini işin içine katar ve ayetleri de bu gözle yorumlamaya kalkarsan işte o zaman o apaçık ayetlerin apaçık mesajını göremezsin ve herkes bambaşka sonuçlara ulaşır.
İşte bugün hadisçi ve mezhepçilerin düştüğü durum da budur.Her mezhebin kendi haram ve helalaleri,hatta kuralları var.Ama sadece ve sadece kuran denilseydi sadece tek bir islam olacaktı.Kimi deniz ürünlerini,kimi yırtıcı hayvanları haram ilan etmeye kalkmayacak,herkes sadece domuz eti haramdır diyecekti.Yani Allah ne diyorsa sadece ona iman edeceklerdi.
Eğer kendi ahlaki değerlerini,hadisleri,sufizmi bir tarafa atmayı başarabilirsen ve ayetleri olduğu gibi birinci anlamlarında alır,sembolizm gibi uydurmalara kaymazsan ,herkes için apaçık ve tek bir islam olacaktır.Gayet basit ve net.
Kuran'a bütüncül bakıldığında ,Kuran'ın dışında başka bir kaynağı "din" edinmenin kesinlikle yasak ve şirk olduğunu görüyoruz.Eğer gerçekten ayetleri bütünlük içinde ve önyargısız bir şekilde okursan sen de bunu göreceksin.
Eğer gerçekten peygamberimize ve diğer peygamberlere tabi olmak istiyorsan ,yalnızca Kuran'ı yani Allah'ın sözlerini kendine kılavuz edinmelisin.Çünkü dediğim gibi peygamberlerin gerçek davranış,hayat hikayeleri ve sünnetleri de "yalnızca" Kuran'da.
Ne İncil ne Tevrat ne Zebur,ne masal ve rivayetler.........sadece ve sadece Kuran.böylelikle ruhçu öğretinin oyununu bozar ve gerçeğe yönelebiliriz.Çünkü bu ruhçu öğreti Kuran hariç her yere sızdı ve sızmaya da devam ediyor.İşte tevratı ve kabala öğretisini izleyen yahudilerin yaptıkları ortada.Bu öğretinin sızdığı kaynaklar felaketten başka birşey getirmiyor.
Yalnızca Kuran seni tuzaktan kurtarıp kurtuluşa ulaştırabilir sevgili kardeşim.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 01:38 PM
İsrail'i kınadık cümleten. İnsanlık suçudur sivillerin katli elbette. Hele bebekleri öldürmek suç bile değil ne bileyim tarif edilemez bir şey.
Peki ya bebekleri kalkan yapmak, sivillerin arkasına saklanıp kahramanlık oynamak. Birde sahtekar mazlumculuk var ki o hiç anlaşılmaz. 1 ölü Lübnanlıyı 40 ölü (Sinyora'nın yaşları), 1 bombayı 3 bomba (Reuters'in haylaz fotoğrafçısı) yaptılar. İsrail'i dünyanın iflah olmaz canavarı, Hizbullah'ı Allahın Ordusu yaptılar. Daha neler olacak bakalım.
İmana gelin ey inananlar desek infial olur mu?
Ergun Babahan'ın bugün kü yazısı (http://www.sabah.com.tr/babahan.html) ibretlik ama onu da İsrail dostu, Siyonist, Liberal v.s ilan ediverirler zaten. Bu ülke de birinin kökeninde Yahudilik olduğunu iddia etmek şahsına yapılmış en ağır hakaret olarak addediliyor. (Bkz: Org. Yaşar Paşa olayı) Yani kimliğe karşı terörizmi uygulayan en keskin ülkelerden biri biziz. E madem biz İsrail'i canavar olması için besliyoruz. Kafamızda ki İsrail iflah olmaz bir deli... O zaman İsrail'de tarihsel rolünü mü oynuyor. Olabilir.
Ha birde terörü katogorize ederek işten sıyrılmak isteyenler var. E canım onlar terör örgütü zaten terörizm ruhlarında var devlet terör yapar mı? Yani bırakınız terörü meslek edinmiş Arap camialar at sırtında cenk eylesin, gavurun İsrail'i edebini koruyup seyreylesin. Arada iki tane "insan hakkı maduru" tarihçi çıkar tarihsel ŞOK dalgaları patlatır, Arapların toprak hakkı üzre.. Oohhh.. Devlet terörü 0 - Arap Terörü 1
Nihat Genç'in faşizmini de, Yeni Türk Solu konsepti diye yutturanlara karikatür malzemesi olur bunlar hep...
Birde İbrani kanı efektli kırmızı renkli Tel Aviv otobüs duraklarını hiçbir zaman manşet yapmayan Türk televizyonlarına, NATO şarkıcısı alt yapılı klip malzemesi...
Gelde ne yap?
Yazan: Gökhan Tarih: August 8, 2006 05:31 PM
Sevgili Emre
ben senin bir ütopya içinde yaşadığını düşünüyorum..
çok kopuksun gerçeklerden.o yüzden senin inancını tartışmanın sana zarar vereceği kanısındayım..
nasıl bir alevi kardeşimizin mezhebini tartışma konusu yapmıyor ve onu öyle kabul ediyorsam seni de bu ütopyanla kabul ediyorum..
ama çok merak ettiğim bir şey var..bir gün içinde nasıl namaz kıldığını anlatabilirmisin.neler okuyorsun..kaç vakit kaç rekat kılıyorsun.?
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 8, 2006 07:35 PM
Zaten butun Israil, yani bebek katillerinin dostlari ayni cumle ile basliyorlar. Tabi ki yapilanlar kotu "Ama", "peki ya", "ya soyle", "dogru da" diyerek hakli gerekcelerini siraliyorlar... Gozlerini Israil'den uzaklastirmaya calisiyorlar. Dostluklarinin geregini yapiyorlar. Kana ellerini degdiriyorlar. Sorumluluk aliyorlar.
Iste o "peki ya"... Neymis, butun hizbullahcilar acik alana cikip kimsenin zarar gormemesini saglamaliymislar. Bunu dusunmeliymisler. Yani eger bir binanin altina kactilar ise -ki burada da dezenformasyon var, cunku hizbullahcilarin o binalarin altinda olup olmadiklarini dahi bilemiyoruz- Israil'in gozu donmus bebek katillerinin o binayi tamami ile yokedeceklerini dusunmeleri lazimmis. ayrica siz neden bahsediyorsunuz kalkan diye, sahilde piknik yapan ailenin onunde hizbullah askerleri mi vardi???? Israili her korumaya kalkan onlarin oldurdugu her cocuktan uzerine kan sicratir.
Amerika sahte belgelerle girdigi Irak'ta su ana kadar yuzbinin uzerinde sivili oldurdugu zaman bu Gokhan bey gibilerin sesi cikmadi da adamin biri photoshopta bulutlari kararttigi ve dusen bir bombayi 3 bomba gosterdigi icin nerdeyse olen 1000 kisi -ki 300'u cocuk- yok sayilacak. Mal bulmus bilmem ne gibi sevinin bakalim... Medya elinizde nasil olsa... hatta savas falan da yok deyin... photoshop hepsi...similasyon deyin... sahte bebekleri oldurme oyunu!!!
Ikisinin de ismi kendilerine sectikleri isimlerden kaynaklaniyor. Biri 14 yas alti 300 cocugu oldurdugu icin canavar deniyor. Digeri de icinde hristiyani sunnisi sivil hedeflere saldirmadan temiz savasi sectigi icin ve adi "hizbullah" oldugu icin Allahin askeri diye cagriliyor. Tabi size gore Israil Allah'in askeridir hizbullah ise canavar. Ama Allaha sukur ismi siz degil halk veriyor.
Yahudilerin secilmis, Israilin vadedeilmis olduguna iman etmemizi bekliyorsaniz daha cok beklersiniz!!!
Bakin asagida Ergun Babahan ondan bahsetmis mi? Turkiye'de el kaideyi destekleyen bir grup cikti mi? Hamasa bile sartli destek veriliyor. Hala utanmadan elma ile armudu topluyorlar. Butun muslumanlar boyle demeye getiriyorlar. Birileri Hizbullah-Israil farkini getiriyor ortaya. Digeri hemen irakli-irakli ikilemini sunuyor...
Bakin Babahan da aynisini yapmis...
Evet bu ulkede insanlar Yahudiligi en agir hakaret olarak algiliyor olabilirler. Bebek katillerine %90 destek veren, cocuklarina bomba susleme sanati ogreten bir halktan sayilmayi asagilama olarak algilamanin neresi size yanlis geldi??? Ayrica Israili'i biz degil siz cumlelerinizle besliyorsunuz. Siz destek verip onu besleyip daha da guclendiriyorsunuz. Biz degil!!!
Bakin yine ayni sey.... Devlet teroru 1 - arap teroru 2 falan degil yani. Israilin yaptiginin sakincasi yok demeye getiriyor yine. Yine Israile laf soyletmeden kenarindan sagindan solundan kacip Araplara saldiriyor. Bir onceki paragrafta Muslumanlar hedefti simdi de Araplar. Bir de keskin milliyetcilikle suclaniyoruz. Cunku secilen kelime Hamas teroru degil, Elkaide teroru de degil... Hizbullah teroru de degil...Arap teroru demis Gokhan bey... Arap teroru... arap teroru... nasil kelimeyi tekrar tekrar yapinca daha da oturuyor mu beyninizde sozde kimlik dusmanlarinin asil kimler oldugu. Yani yahudi demek ayip onlara karsi ayirim yapmayin ama Araplari genellemeniz serbest. Arap teroru deyin, hain Arap deyin, pis Arap deyin...o zaman keskin milliyetcilik yok... Ya sabirrrrr....
ayrica bir kisinin birini kizip oldurmesi ile bir devletin basbakaninin ve bakanlarinin milletvekili ve halkinin %90inin destegi ile, bilmem kac bin askerini kullanarak 30 tane bebegi oldurmesi arasindaki farki goremiyorsaniz ben daha ne deyim bilmiyorum ki???
Tabi gercekleri konusanlari sacma sapan basliklarla ayni kategoriye sokup karikaturize edin. Size de bu yakisir zaten.
Bugun israilli askerler birine tecavuz etti, bugun Israil 30 cocuk oldurdu , elektrikleri kesilen hastanedeki krusordeki butun bebekler gozgore gore oldu haberlerinin bir tanesini bile Amerikada seyredemiyorum ben. Hatta dalga gecer gibi televizyonlarda Yahudi orgutlerin Lubnan terorune karsi Yahudilere yardim edin reklamlari cikiyor buralarda. Bu mudur gercek??? Ben Turkiye'de ne zaman biri Israil'de bomba patlatsa ana haberde duymusumdur. Ama her Allahin gunu olen Filistinliler siradan olay oldugu icin haberleri bile kaplamiyor. Bundan mi bahsediyorsunuz Gokhan bey??? gercekleri ne kadar carpitabilirsiniz ki? Karsinizda hicbirseyi bilmeyen bir grup mu var saniyorsunuz... Okuyoruz , anliyoruz, sonuclara variyoruz... koyun bulmak istemenizi anliyorum ama daha cok beklersiniz bu konuda da... O gunler bitti...
Belki ilk is olarak Israilin arkasindan cekilebilirsiniz. Bir kisi bir kisidir.
Yazan: fatih demir Tarih: August 8, 2006 08:46 PM
Bir de Ergun Babahan'in bir onceki gunku yazisini da yapistirayim da tam olsun :
Bush'un başarısı!
BUSH yönetimi, terörle mücadele adı altında önce Afganistan'ı işgal etti. Bu topraklara demokrasi götürdüğünü iddia etti ama şimdi yeniden yükselen Taliban harekâtı karşısında kontrolü elde tutmakta zorlanıyor.
Ardından Irak'ı işgal etti, Irak'ta demokrasi kuracağını savundu. Irak'ın hali herkesin malumu. Her gün onlarca masumun öldüğü bu ülke tam bir cehenneme dönmüş durumda.
Kaderin cilvesi, ABD'nin Irak'ta işbirliği yaptığı Şiiler, Lübnan'da İsrail'in düşmanı ve o Şiiler önceki gün Bağdat'ta İsrail ve ABD aleyhtarı dev bir gövde gösterisi yaptı.
ABD'nin bölgedeki en büyük müttefiki İsrail de, hamisinin yolunu izliyor ve aynı biçimde Filistin ve Lübnan'a demokrasi götürüyor!
Ağırlıklı olarak Müslüman nüfusun yaşadığı bölge, Amerikan ideolojisi ve silahlarıyla her gün onlarca masum insanın can verdiği bir coğrafyaya dönmüş durumda.
Batı'daki herhangi bir terörist saldırıda dünyayı ayağa kaldıran ülkelerse seslerini kesmiş, her gün yüzlerce insanın ölmesini seyrediyor.
Her gün bu kadar insanın ölümüne yol açarken kalkıp bir İslami terör tehlikesinden söz ediyorlar.
Bir yılın bilançosu bile dünya barışına gerçek tehdidin nereden geldiğini göstermeye yeterli oysa.
Sonra da Türkiye'den Pakistan'a uzanan coğrafyada ABD ve Batı karşıtlığının artmasına şaşırıyorlar.
http://www.sabah.com.tr/2006/08/07/yaz41-40-102.html
Yazan: fatih demir Tarih: August 8, 2006 09:13 PM
Gökhan Bey,
"İsrail'i kınadık cümleten. İnsanlık suçudur sivillerin katli elbette. Hele bebekleri öldürmek suç bile değil ne bileyim tarif edilemez bir şey."
Bunu yazdığınız iyi olmuş. Biraz sonra bu sözleriniz lazım olacak.
"Peki ya bebekleri kalkan yapmak, sivillerin arkasına saklanıp kahramanlık oynamak. Birde sahtekar mazlumculuk var ki o hiç anlaşılmaz. 1 ölü Lübnanlıyı 40 ölü (Sinyora'nın yaşları), 1 bombayı 3 bomba (Reuters'in haylaz fotoğrafçısı) yaptılar. İsrail'i dünyanın iflah olmaz canavarı, Hizbullah'ı Allahın Ordusu yaptılar. Daha neler olacak bakalım."
Bunlar şaka mı? Yoksa ölen çocuk fotoğrafları da fotomontaj mı? Hizbullah askerleri işgal edilen vatanları için savaşan kahramanlardır. K..çlarını dönüp "bırakınız işgal etsinler, bırakınız yağmalasınlar, bırakınız tecavüz etsinler" demedikleri için bozulmanızı anlıyorum, ayrıca onların da yaptıkları hatalar vardır muhakkak; ama orada ülkesi işgal edilen, öldürülen insanlar yerine buradan ahkam kesmenizi anlayamıyorum. İsrail kelimenin tam anlamıyla terörist bir devlettir. Bunu dünyanın aklı başında, ehl-i insaf tüm aydınları -ki aralarında Yahudiler de var- kabul etmektedir.
İsrail siyasi tarihine objektif bir şekilde bakarsanız yapay olarak kurulduğu günden beri nasıl iflah olmaz bir saldırganlık sergilediğini görebilirsiniz. Bunu yalnızca biz söylemiyoruz. Bunun için sadece Yahudi İsrael Shamir'in sitesine bile bakmak kafidir.
"İmana gelin ey inananlar desek infial olur mu?"
İlk aşamada "İman"a gelmenize gerek yok; "insafa" gelin yeter.
"Ergun Babahan'ın bugün kü yazısı (http://www.sabah.com.tr/babahan.html) ibretlik ama onu da İsrail dostu, Siyonist, Liberal v.s ilan ediverirler zaten. Bu ülke de birinin kökeninde Yahudilik olduğunu iddia etmek şahsına yapılmış en ağır hakaret olarak addediliyor. (Bkz: Org. Yaşar Paşa olayı) Yani kimliğe karşı terörizmi uygulayan en keskin ülkelerden biri biziz. E madem biz İsrail'i canavar olması için besliyoruz. Kafamızda ki İsrail iflah olmaz bir deli... O zaman İsrail'de tarihsel rolünü mü oynuyor. Olabilir. "
Babahan'ın yazısını sabah okumuştum. Babahan'ın haklı olduğu hususlar var. Lakin atladığı iki husus var. Birincisi Irak'taki şiddete en çok tepki gösterenler yine Müslümanlardır. Bunun İslam'da bir yeri olmadığı İslam alimlerince defalarca dile getirlimiştir. Oradaki şiddeti mevcut şartlar beslemektedir. Ayrıca pek çok eylem işgalcilerin siparişidir. Zaten dünyada nerede bir iç savaş, nerede karışıklık, nerede bir darbe -kırmızı ya da turuncu- varsa ardından muhakkak ABD çıkar. Bu tarihi bir gerçeği inkar etmeyeceksiniz herhalde..
Bu bağlamda daha önemli bir husus da şu ki Şii-Sunni çatışmalarının niçin Irak'ta olduğu. Yani bunlar durup dururken mi çıkmış? Türkiye'de niçin Şii-Sünni çatışması yok? Neden Suriye'de İran'da, Filistinde, Hizbullah ile Hamas arasında yok da Irak'ta var? Sakın kahrolasıca ABD Irak'a binbir yalanla "demokrasi getireceğim" diye işgal edip, siyasi taraflar oluşturup, beceriksizce ağzına yüzüne bulaştırdığı için olmasın? Sahi ABD' nin Irak'ta ne işi var? Babahan ucundan kıyısından bahsetmiş ama pek derinliğine girememiş. Siz onun avukatlığını yapmışsınız o halde açıklayın bakalım: ABD'nin Irak'ta ne işi var? Bu Şii-Sünni çatışması ABD bölgeyi gaspetmeden önce olmadığına göre bunun bir numaralı müsebbibi ABD'dir. Ortadoğuda petrol belirdiğinden beri Batı dünyası aç kurtlar gibi ortadoğunun üstüne çullanmıştır. Sömürdükleri dünyanın kaynaklarını açgözlülüklerinden kendi aralarında da paylaşamadıkları için 50 yıla iki dünya savaşı, iki kanlı ideoloji ve 100 milyon insana mal olan bir barbarlık sığdırmışlardır.
Bir kişinin emperyalizmi, ABD işgalini ve sonuçlarını bilip hem de Irak'taki iç karışıklıkların hesabını istemesi için onda kösele gibi surat olması lazım.
İsrail'in zulmüne, haksızlıklarına, hukuksuzluklarına, katliamlarına ses çıkartmak neden İsrail düşmanlığı oluyor? Tabii dünyada yaygın bir kanaat var. İsrail'e "gözünün üstünde kaşın var" dendiğinde antisemit olarak yaftalanıyorsun. Bunun adı Umur Talu'nun dediği gibi "İsrail etkisi" dir. Antisemitizm Avrupanın bir hasletidir, bizim değil. (Bkn.Yahudi soykırımı) Müslümanlar tarih boyunca Yahudilere "insan" gibi davranmışlardır. (hayvan gibi davranış için bkn. gettolar, sürgünler ve soykırımlarla dolu yahudi - avrupa ilişkileri tarihi.) Bizim geçmişimizde ne Yahudilere ne de başka ırk ya da dinden olanlara karşı bir soykırım ayıbımız yoktur. Müslümanların kendilerinden farklı olanlara nasıl davrandıkları konusunda üç oryantalistin tespitlerine bakabilirsiniz.
"Ha birde terörü katogorize ederek işten sıyrılmak isteyenler var. E canım onlar terör örgütü zaten terörizm ruhlarında var devlet terör yapar mı? Yani bırakınız terörü meslek edinmiş Arap camialar at sırtında cenk eylesin, gavurun İsrail'i edebini koruyup seyreylesin. Arada iki tane "insan hakkı maduru" tarihçi çıkar tarihsel ŞOK dalgaları patlatır, Arapların toprak hakkı üzre.. Oohhh.. Devlet terörü 0 - Arap Terörü 1"
Siz "kök neden" diye birşey duydunuz mu? Yoksa duydunuz da işinize mi gelmedi? Yaşanan son 80 yılı bir gözünüzün önünden geçirin bakalım bir numaralı terörist kimmiş? Neler yapmış, nasıl herzeler işlemiş de bu insanları çıldırtmış? Kuruluşu hata olan ve tarihin işleyişine ters yapay bir devlet ancak bu katliamları, terörizmi ve büyük biraderinin sınırsız desteği ile ayakta kalabilirdi zaten..
Neden 1947 anlaşmasına uymadı İsrail? Niçin başta 242 sayılı karar olmak üzere BM'nin hakkında aldığı hiçbir karara uymuyor? Niçin 1967 sınırlarına çekilmeyi bile kabul etmiyor? Edebinin şiddetinden mi? Yoksa teröristliğinin pervasızlığından mı?
Pekii bu edebin içinde hahamların fetvası da var mı? Hani şu geçtiğimiz haftalarda İsrail Hahamlar Şurasının verdiği, “Tevrat, savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini caiz görmektedir, Gazze”de ve Lübnan”da kadınlara ve çocuklara acıyanlar, İsrail’deki kadınlara ve çocuklara vahşi bir gözle bakıyor demektir” fetvası? Peki bu edebin içinde çocuklarına bu yazıları yazdıracak kadar gözü dönmüş vahşîlik de var mı?
Bütün olan bitene rağmen İsrail ve edep kelimelerini aynı cümle içinde kullanma pervasızlığını göstermeniz, yukarıda yazımın başlangıcında alıntıladığım ve "biraz sonra lazım olacak" dediğim ilk cümlenizi kendi suratınıza çarpmanızdır.
"Nihat Genç'in faşizmini de, Yeni Türk Solu konsepti diye yutturanlara karikatür malzemesi olur bunlar hep..."
Nihat Genç'in verecek bir cevap bulamadığınız okkalı yazılarına sizin yerinize olsam ben de ateş püskürüdüm.
Nihat Genç'in ağzına sağlık..
"Birde İbrani kanı efektli kırmızı renkli Tel Aviv otobüs duraklarını hiçbir zaman manşet yapmayan Türk televizyonlarına, NATO şarkıcısı alt yapılı klip malzemesi...
Gelde ne yap?"
İnsanlığın milyonlarca yıllık mirasını 300 yılda sömürerek dünyayı ekolojik felaket ve ahlaki çöküntünün eşiğine getirenlerin, arada dünya kurulalı beri tüm savaşlarda ölen kişi sayısından daha fazla canı(100 milyon can) 50 yılda iki savaş ve iki kanlı ideolojiyle alanların, dünyada yağmanlamadık, mallarına el konmadık, canlarını alıp soykırıma uğratılmadık medeniyet bırakmayanların, güzelliğe dair ne varsa silip süpüren, bize bu rezillikleri postmodern " sanat ve özgürlük" diye kakalamaya çalışanların "sözcüleri" burada bize ahkam kesip ahlak dersi veremez.
Önce kirlettiğiniz "insanlığın" hesabını verin. Tabii verecek cevabınız varsa..
Bir de şunu sorayım, Mustafa Bey'in "Da Vinci şifresinden şifreler" başlıklı yazısının altına yorum bırakan "Gökhan" rumuzlu Hristiyan arkadaşla aynı kişi misiniz? Cevap vermek zorunda değilsiniz, merakımdan soruyorum.
Eğer -verirseniz- ve cevabınız "evet"se Yahudi akidesini Tevrat'tan daha fazla belirleyen Talmud için Yahudi Prof. İ.Shahak'ın "İsâ hakkında birçok edebe aykırı cinsel ithama ilaveten Talmud, onun cehennemde kaynayan dışkının içine daldırılacağını belirtir" ( Prof.İ.Shahak- Yahudi Tarihi-Yahudi Dini-S.49) demesi hakkında ne düşünüyorsunuz? Ve böyle bir geleneğe bağlı teoloji ile inşa edilmiş Siyonist İsrail'i, bir Hristiyan olarak cansiperane savunmak nasıl bir halet-i ruhiye? (Tabii bunlar cevabınız "evet" ise geçerli)
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 8, 2006 10:04 PM
Sevgili Deniz,Allah'ın ayetlerini ütopya olarak görmen tabii ki seni bağlıyor.Şimdi bana çıkıp sakın böyle birşey söylemediğini ve söylemek istemediğini söyleme :)
Eğer Kuran'ı önyargısız bir şekilde okursan gerçek olanın Kuran dini,hayali olanın hadisler,mezhepler ve diğer öğretiler olduğunu görürsün.
Namazı nasıl kıldığımı verdiğim linkten öğrenebilirsin.Sadece namaz değil tüm ibadetlerin ayrıntısını ve gerçek şeklini yalnızca "ayetlerde" bulabilirsin dostum.
Benim için endişelenme sevgili kardeşim , benim inancım her tartışmada daha da betonlaşıyor,sadece karşımdakilerin inancında sarsılma oluyor ve Kuran'a yönelme gibi olumlu yan etkiler başgöstermeye başlıyor onlarda :)
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 10:20 PM
- Birincisi kesinlikle İsrail’i severim. İbrani kültürünü ve Ortadoğu’da ki varlığını. Yani ben kendimi gölge kimliklerin arkasına konumlandırmıyorum. Aynı dürüstlüğü terörist örgütleri ilahi güçlere atfeden kimselerden de bekliyorum. Bunun yanında Kana’da v.b tüm bölgelerde İsrail eliyle gerçekleşen her katliamı insanlık adına utanç ve vahşet olarak görüyorum. (Cümle sonunda ki noktaya dikkat edin arkasında “ama”, “peki ya” v.s yok)
- Yıllardır PKK’nın doğu kentlerimizde köylerde yürüttüğü savaş politikasıyla ilgili Amerika’dan tahlil yapmak zordur. Ama buradan bakınca Pkk ve Hizbullah gibi terör nitelikli oluşumların nasıl “iğrenç” yöntemlere başvurabildiklerini görebiliyoruz. Sizin “bilemiyoruz”larınızla bizim “bilemiyoruz”larımız bir yerde çakışıyor aslında. Hizbullah bir terör örgütüdür ve her türlü etik dışı savaş yöntemini gerçekleştirme potansiyeline sahiptir. Ancak somut gerçekleri “bilemiyoruz” değil mi? Bu arada İsrail’i korumak katliamları desteklemekse Ortadoğu’da herhangi bir terörist grubun arkasında durmakta bu katliamlara el uzatmaktır.
- Amerika Irak’a girdiğinde benim ne dediğimi nereden biliyorsunuz? Yoksa o müthiş Arapçı içgüdüler mi? Medya elinizde derken biraz vicdan muhasebesi yapmanızı tavsiye ederim. Adamın biri dediğiniz Reuters gibi bir ajansın 900 fotoğrafı yayına hazırlanmış fotoğrafçısı. Bu arada Türkiye de hiçbir medya kuruluşu İsrail yanlısı yayın yapmaz. Yaparsa 3 dakikalık ömrü olur. Orada ki savaşın simülasyon olmadığı muhakkak çünkü en az İsrail kadar teröristlerde gerçek benimde dikkat çekmek istediğim nokta bu.
- Benim için insan öldüren ve bunu politik gerekçelere dayandıran herkes canavarlık yapmaktadır. İsrail’in canavarlığı su götürmezse Hizbullah’ta aynı etki ve güçte canavardır. Bu savaşta soluğu kesilmişsede ateşi yıllardır insanları yakmaktadır. Bana göre Allahın askeri olmaz. Çok merak ediyorsanız söylemiş olayım. Tanrı bu kadar kirli adamlarla işini görmeyecek kadar harikadır. (İki taraf içinde geçerli bu)
- Neye inanırsanız inanın. Bir yerlerde sürekli İbrani karşıtlığını körükleyip sonra bunları dini sebeplere dayandırırsanız samimiyetiniz şaka gibi kalır.
- Sanki tüm yaşananlar genel Ortadoğu sorunlarından bağımsızmış gibi konuşuyorsunuz ya sizin de karşınızda yedi yaşında çocuk yok Fatih bey!!! Bende size soruyorum 11 Eylül için bu kadar ateşli insan hakları savunuculuğu yaptınız mı? Türkiye de sinagoglar bombalanırken siz ne yapıyordunuz? (FBI sorgusu gibi oldu mazur görün) Kenyada ki elçilik için yas tuttunuz mu? İkiz kulelerde ölen binlerce insanın normal fonksiyonları olan gerçek “insanlar” olduğunu biliyor muydunuz? Tüm bu yaşananlar bugün kü Lübnan savaşının bir şekilde parçasıdır ve duyarlılıklar bu şekilde algılanmadığı sürece soruna kör kalınacaktır.
- Vahşeti hiçbir ırki meselenin içinde değerlendirmiyorum ben. Arada ki ironiyi sezemediniz galiba. Arkasından gelen paragrafta Araplardan bahsettim. Bu ayrımı bu satırları sık sık kullanan insanların ağzından duyduğunuzda aynı irkilmeyi yaşamıyorsunuz da tartışmanın içinde karşı görüş olunca mı rahatsız oldunuz. Demek ki ironi etkisini gösterdi ama anlayana!!!
- Nasıl ki İsrail Devleti’nin bugün kü katliam dolu politikalarını İbranilere mal edenler sürekli anketlerle geliyorlar karşımıza. Aynı anket mantığıyla El-Kaide ya da Hizbullah için Araplar ne düşünüyor sizce? “Eğer İsrail’in devlet politikaları İbranileri bağlıyorsa, terörist grupların eylemleri de Arapları bağlar…” mantığına neden bu kadar kızıyorsunuz. Evet sabır lazım, hala tek taraftan vuranlara katlanmak için çok sabır lazım…
- O farkı sizden çok önce gördüm ben. Ama puşilerin arkasına saklanıp Taksim meydanında bayrak yakmakla izah edilmez o işler. Bir halk yüreğini ve aklını feda etmeye hazır olmayı ister. O bebekler için çekilen kaygının her bebek için çekilmesi gerektiğini söylüyorum. Bunu çok sık söylüyorum ama siz arkasında başka anlamlar aradığınız için anlaşılmıyor.
- Nihat Genç gibi provakatör mantıkla zihin kirletenler gerçeği söylüyorsa o gerçekten korkarım ben…
- Ajitasyonla mı çözeceğiz sorunları. Amerika da ne olduğu umurumda bile değil ama siz kafanızda beni bir tarafa koymuşsunuz zaten. Yahudi örgütler tabi ki Lübnan için destek isteyecek bunun yanında Arap devletler ne yapıyor. O sizin tiksindiğiniz Amerika’yla olan ticari ilişkilerini mi yoksa Lübnanlı bebeklerimi düşünüyorlar. Hizbullah’ı yönetenlerin ticari varlıkları ne için kaynak sağlıyor haberiniz var mı? Yoksa Lübnan’ı mı bina edecek kişisel hesaplarda ki dev meblağlar.
- İsrail’in arkasında bir gün bile durmadım durmam da. Ama hiçbir zaman İsrail karşıtlığı yapacağım diye dünya barışını tehdit eden iğrenç düşüncelere de Allahın Ordusu demedim demem. İnsan hakkını savunuyorum ben. Arap, İbrani, Türk, Kürt, Amerikalı v.s Kim bunun karşısındaysa onun her politik düşüncesine güler geçerim. Saygı duymam. Dinlemem bile.
Yazan: Gökhan Tarih: August 8, 2006 10:26 PM
Suat Bey o Gökhan benim evet...
Ben İsrail'i cansiperane savunmak derdinde değilim o halde mesajınıza cevap yazma gereği duymuyorum.
Yapmaya çalıştığım tek şey İbrani halkın bir ırkçı püskürtmeyle dünyanın lekesi olarak sürekli tanımlanmasına karşılık bunun bir İsrail devlet politikası olduğu gerçeğine dikkat çekmek.
Sizin yazdığınız bir çok şeye zaten katılıyorum. Ama aynı insani kaygıları Hizbullah gibi terör örgütlerine karşıda yansıtmanızı istiyorum. O kadar!
En büyük sorun ne biliyor musunuz? Kendi tanımlarınızı yapışkan bombalar gibi sürekli birilerinin üstüne yapıştırmanız. Ama unutmayın o bombalar patladığında birileri sizin çok yakınınızda olabilir.
Yazan: Gökhan Tarih: August 8, 2006 10:42 PM
Asagidaki yazi bugunku Guradian da yayinlandi. Bizim medyamizda dahi "soylenmeyen" bir gercegi ortaya koydugu icin herkesin okumasinin yararli oldugunu dusunerek Ingilizce olmasina ragmen asagiya koyuyorum uygun gorulurse. Kucuk bir kismini tercume edebilecegim ancak simdilik. Elinde daha bol zaman olan bir arkadas tamamini tercume edip buraya koyarsa makbule gecer.
August 8, 2006
The Guardian (UK)
Israel Responded To An Unprovoked Attack by Hizbullah, Right? Wrong
The assault on Lebanon was premeditated - the soldiers' capture simply provided the excuse. It was also unnecessary.
Israil tahrik edilmeden yapilan bir saldiriya cevap verdi, degilmi? Degil. Lubnan'a saldiri onceden planlanmisti- askerlerin esir alinmasi sadece maazeret sagladi. O maazerete de ihtiyac yoktu.
Whatever we think of Israel's assault on Lebanon, all of us seem to agree about one fact: that it was a response, however disproportionate, to an unprovoked attack by Hizbullah. I repeated this "fact" in my last column, when I wrote that "Hizbullah fired the first shots". This being so, the Israeli government's supporters ask peaceniks like me, what would you have done? It's an important question. But its premise, I have now discovered, is flawed.
Since Israel's withdrawal from southern Lebanon in May 2000, there have been hundreds of violations of the "blue line" between the two countries. The United Nations Interim Force in Lebanon (Unifil) reports that Israeli aircraft crossed the line "on an almost daily basis" between 2001 and 2003, and "persistently" until 2006. These incursions "caused great concern to the civilian population, particularly low-altitude flights that break the sound barrier over populated areas". On some occasions, Hizbullah tried to shoot them down with anti-aircraft guns.
Israil'in 2000 yilinda Guney Lubnan'dan cekilmesinden beri iki ulke arsindaki "mavi cigi" yuzlerce defa ihlal edilmistir. Lubnan'daKI BM gecici gucu (UNIFIL) Israil'in 2001-2003 arsinda siniri hemen hergun ihlal ettigini, ve ve 2006'ya kadar ise israrla ihlal ettigini bildiridi. Bunlar [Lubnan'a girmeler] "ozellikle ses SINIRINI asan alcak ucsular bolge halki uzerinde ciddi tedirginlik yaratti". Bazi kereler Hizbullah bunlari ucaksavarlala vurmaya calisti.
Yazinin gersi Lubnan'a sadiridan once Israil'in yaptigi milletlerarasi hukuk, ve anlamalar hlallerini siraliyor. Ozellikle "srail hakli" idi diyen cuhela, veya seyatin gonullu sozculeri okumalidir. Kaynak "Arap Medyasi" degil Ingiltere'nin en saygin yayinlarindan.
In October 2000, the Israel Defence Forces shot at unarmed Palestinian demonstrators on the border, killing three and wounding 20. In response, Hizbullah crossed the line and kidnapped three Israeli soldiers. On several occasions, Hizbullah fired missiles and mortar rounds at IDF positions, and the IDF responded with heavy artillery and sometimes aerial bombardment. Incidents like this killed three Israelis and three Lebanese in 2003; one Israeli soldier and two Hizbullah fighters in 2005; and two Lebanese people and three Israeli soldiers in February 2006. Rockets were fired from Lebanon into Israel several times in 2004, 2005 and 2006, on some occasions by Hizbullah. But, the UN records, "none of the incidents resulted in a military escalation".
On May 26 this year, two officials of Islamic Jihad - Nidal and Mahmoud Majzoub - were killed by a car bomb in the Lebanese city of Sidon. This was widely assumed in Lebanon and Israel to be the work of Mossad, the Israeli intelligence agency. In June, a man named Mahmoud Rafeh confessed to the killings and admitted that he had been working for Mossad since 1994. Militants in southern Lebanon responded, on the day of the bombing, by launching eight rockets into Israel. One soldier was lightly wounded. There was a major bust-up on the border, during which one member of Hizbullah was killed and several wounded, and one Israeli soldier wounded. But while the border region "remained tense and volatile", Unifil says it was "generally quiet" until July 12.
There has been a heated debate on the internet about whether the two Israeli soldiers kidnapped by Hizbullah that day were captured in Israel or in Lebanon, but it now seems pretty clear that they were seized in Israel. This is what the UN says, and even Hizbullah seems to have forgotten that they were supposed to have been found sneaking around the outskirts of the Lebanese village of Aita al-Shaab. Now it simply states that "the Islamic resistance captured two Israeli soldiers at the border with occupied Palestine". Three other Israeli soldiers were killed by the militants. There is also some dispute about when, on July 12, Hizbullah first fired its rockets; but Unifil makes it clear that the firing took place at the same time as the raid - 9am. Its purpose seems to have been to create a diversion. No one was hit.
But there is no serious debate about why the two soldiers were captured: Hizbullah was seeking to exchange them for the 15 prisoners of war taken by the Israelis during the occupation of Lebanon and (in breach of article 118 of the third Geneva convention) never released. It seems clear that if Israel had handed over the prisoners, it would - without the spillage of any more blood - have retrieved its men and reduced the likelihood of further kidnappings. But the Israeli government refused to negotiate. Instead - well, we all know what happened instead. Almost 1,000 Lebanese and 33 Israeli civilians have been killed so far, and a million Lebanese displaced from their homes.
On July 12, in other words, Hizbullah fired the first shots. But that act of aggression was simply one instance in a long sequence of small incursions and attacks over the past six years by both sides. So why was the Israeli response so different from all that preceded it? The answer is that it was not a reaction to the events of that day. The assault had been planned for months.
The San Francisco Chronicle reports that "more than a year ago, a senior Israeli army officer began giving PowerPoint presentations, on an off-the-record basis, to US and other diplomats, journalists and thinktanks, setting out the plan for the current operation in revealing detail". The attack, he said, would last for three weeks. It would begin with bombing and culminate in a ground invasion. Gerald Steinberg, professor of political science at Bar-Ilan University, told the paper that "of all of Israel's wars since 1948, this was the one for which Israel was most prepared ... By 2004, the military campaign scheduled to last about three weeks that we're seeing now had already been blocked out and, in the last year or two, it's been simulated and rehearsed across the board".
A "senior Israeli official" told the Washington Post that the raid by Hizbullah provided Israel with a "unique moment" for wiping out the organisation. The New Statesman's editor, John Kampfner, says he was told by more than one official source that the US government knew in advance of Israel's intention to take military action in Lebanon. The Bush administration told the British government.
Israel's assault, then, was premeditated: it was simply waiting for an appropriate excuse. It was also unnecessary. It is true that Hizbullah had been building up munitions close to the border, as its current rocket attacks show. But so had Israel. Just as Israel could assert that it was seeking to deter incursions by Hizbullah, Hizbullah could claim - also with justification - that it was trying to deter incursions by Israel. The Lebanese army is certainly incapable of doing so. Yes, Hizbullah should have been pulled back from the Israeli border by the Lebanese government and disarmed. Yes, the raid and the rocket attack on July 12 were unjustified, stupid and provocative, like just about everything that has taken place around the border for the past six years. But the suggestion that Hizbullah could launch an invasion of Israel or that it constitutes an existential threat to the state is preposterous. Since the occupation ended, all its acts of war have been minor ones, and nearly all of them reactive.
So it is not hard to answer the question of what we would have done. First, stop recruiting enemies, by withdrawing from the occupied territories in Palestine and Syria. Second, stop provoking the armed groups in Lebanon with violations of the blue line - in particular the persistent flights across the border. Third, release the prisoners of war who remain unlawfully incarcerated in Israel. Fourth, continue to defend the border, while maintaining the diplomatic pressure on Lebanon to disarm Hizbullah (as anyone can see, this would be much more feasible if the occupations were to end). Here then is my challenge to the supporters of the Israeli government: do you dare to contend that this programme would have caused more death and destruction than the current adventure has done?
---
In accordance with Title 17 U.S.C. Section 107, this material is distributed without profit to those who have expressed a prior interest in receiving the included information for research and educational purposes.
"THE WAR ON ISLAM" -- Recipient Human Rights Foundation Gold Award
Get your FREE copy from http://www.twf.org/Library/woi3aL.pdf
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 8, 2006 11:00 PM
Bekir bey,
Bu The Guardian makalesi için çok teşekkür ederim. Meselenin bu içyüzünü ben de bilmiyordum; dolayısıyla bir önceki yazımda da hatalı şekilde yazmış oldum. Düzeltmeniz için teşekkürler.
Selam ve saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 9, 2006 12:09 AM
Gökhan Bey,
"Suat Bey o Gökhan benim evet..."
Teşekkür ederim cevabınız için; tahmin etmiştim.
Ben İsrail'i cansiperane savunmak derdinde değilim o halde mesajınıza cevap yazma gereği duymuyorum.
Yazınız yukarıda duruyor ve tam bir İsrail savunması.. İnanın bir Yahudi bundan daha iyi savunamazdı.
Mesajıma cevap vermemeniz ise sizin bileceğiniz bir şey..
Yapmaya çalıştığım tek şey İbrani halkın bir ırkçı püskürtmeyle dünyanın lekesi olarak sürekli tanımlanmasına karşılık bunun bir İsrail devlet politikası olduğu gerçeğine dikkat çekmek.
Müslümanların İbranî halkla hiçbir sorunu yok; tarih boyunca da olmadı. İbranî halkla sorunu olan Avrupadır. Nasıl bir sorunları olduğunu benden daha iyi bilirsiniz. Tarih boyunca bunun tezahürlerini gördük. Sonuncusu Nazi soykırımıydı..
Bugün İsrail halkı Lübnan işgaline ve çocukların öldürülmesine %90'a yakın destek veriyorsa ortada ciddi bir sorun var demektir. İsrail halkı düşmanlıkları derinleştirecek bu gibi tercihlerini gözden geçirmeli. Müslüman coğrafyada 70 yıldan beri biriken bir öfke var. Ve Müslümanlar bunda hiç de haksız değiller. Çünkü toprakları işgal edilen, çocukları, kadınları öldürülen onlar..
Sizin yazdığınız bir çok şeye zaten katılıyorum. Ama aynı insani kaygıları Hizbullah gibi terör örgütlerine karşıda yansıtmanızı istiyorum. O kadar!
Ortak noktalarımızın olmasına sevindim.
Önceki yazımda "kök sebep"ten bahsetmiştim. Umursamamışsınız. Hizbullah, Hamas cikletten çıkmadı; bu bir tepkisel süreçtir. Dünyanın neresinde olursa olsun bir yerde işgal varsa oranın toplumu mutlaka bir direniş hareketi çıkarır. İşgal sürdüğü müddetçe direniş devam eder. Bu bugün Hizbullah olur, yarın Seyfullah; ya da başka bir isim.
Sivillerin öldürülmesi hiçbir şart altında mazur görülemez. İslam'da bu kesin olarak yasaktır. Hamas da Hizbullah'ta, El-Fetih'te kesinlikle böyle eylemlere girişmemelidir. NOKTA.
Sizin kadın-çocuk katliamını mazur gören haham fetvası destekli sistematik devlet terörü ile ülkeleri işgal edilen çaresiz insanların -bu çaresizlik psikolojisinden dolayı zaman zaman ölçüsü kaçan- direnişini toplayıp aynı kefeye koymanız ve kıyas yapmaya çalışmanız ise kabul edilemez. Bu farkı ayırt etmeniz lazım.. Vicdanınıza bu konuyu bir sorun..
İsrail BM kararlarını uygulayarak, sınırlarına çekilir ve iki devletli çözümü kabul ederse, Hizbullah'ta, Hamas'ta El-Fetih'te varlık sebebini kaybeder. Ve meşru demokratik siyaset zeminine çekilirler. Hem pervasızca işgal edip hem de direnişçilerden şikayetçi olmak da Batılı psikolojisi herhalde. Kolayı var, sen işgali bırak onlarda direnişi bıraksın.. İşte size çözüm.. Hem vurup hem de "ne vuruyorsun" diye bağırmak sahtekarlıktır.
En büyük sorun ne biliyor musunuz? Kendi tanımlarınızı yapışkan bombalar gibi sürekli birilerinin üstüne yapıştırmanız. Ama unutmayın o bombalar patladığında birileri sizin çok yakınınızda olabilir.
Asıl sorunun ne olduğunu ben size söyleyeyim. Asıl sorun Müslümanları 200 yıldır rahat bırakmayanlardan kaynaklanıyor.
Müslümanları rahat bırakın. Batı ortadoğudan gittiği gün sorun kendiliğinden hallolur. İsrail'in yaşam hakkından bahsetmiyorum. İsrail'in yaşam hakkını tanıyorum. BM kararları Müslümanlar için kabul edilebilirdir. Fakat bildiğiniz gibi İsrail bunlara uymuyor..
Benim bahsettiğim Batı'nın zihnî bozukluğu ve emperyal felsefesidir. Bu felsefe sorunların çözümünde en büyük engeldir.
ABD birgün kendisine "Ya benim bu coğrafyada işim ne?" sorusunun hakkaniyetli bir cevabını verir, işgal, sömürü, katliam ve emperyal emellerinden vazgeçer de pılını pırtısını toplayıp "kendi evine" giderse; hiç kuşkunuz olmasın ortada sorun falan kalmayacaktır.
Bu yapılmadığı takdirde söyleyeceğiniz her argüman "Yavuz hırsız" kavramının içini dolduruyor..
"Batı"(*) bizim topraklarımızda; biz "Batı"nın topraklarında değiliz.. Hırsızı savunmayın!..
Bekir Ağabey'e de The Guardian makalesi için çok teşekkürler. İnsaflı bir vicdan için sadece bu makale yeterli.. Fazla söze hacet yok..
(*) Burada bahsettiğim "Batı" kavramı ile topyekün bir etiketlemeden bahsetmiyorum. Benim yerdiğim "Batı" emperyalizm damarlarına işlemiş, her türlü işgali, sömürüyü kendine huy edinen, dünyanın zenginliklerini kendi doğal hakkı olarak gören, 300 yılda gezegenin çarkına okuyan hakim batılı görüştür. Vicdanlı, hakkaniyet duygusunu yitirmemiş, ehl-i insaf, yüreği insan sevgisi ile dolu, zulmün, hırsızlığın, cinayetin her çeşidine karşı çıkan Batılı'ları tenzih ediyorum.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 9, 2006 01:31 AM
Bekir bey'in bir kismini cevirdigi yaziyi ingilizce bilmeyen arkadaslarimizin da yararlanmasi amaci ile cevirdim. Cidden onemli bir yazi. Umarim hatasiz olmustur ve yararli olur.
8 Agustos 2006
The Guardian (Ingiltere) George Monbiot
Israel Responded To An Unprovoked Attack by Hizbullah, Right? Wrong
The assault on Lebanon was premeditated - the soldiers' capture simply provided the excuse. It was also unnecessary.
Israil durduk yere yapilan bir saldiriya cevap verdi, degil mi? Degil. Lubnan'a saldiri onceden planlanmisti- askerlerin esir alinmasi sadece maazeret sagladi. O mazerete de zaten ihtiyac yoktu.
Israil'in Lubnan'a saldirmasinda ortak kanaate vardigimiz tek sey var : her ne kadar orantisiz olsa da Hizbullahin durduk yere saldirmasi. Ben bunu son yazimda tekrarlamistim, "Ilk atesi Hizbullah acti" yazmistim. Ben bunu yazinca, Israil destekcileri benim gibi bir savaskarsitina (peaceniks globalizm ve savas karsitlari icin kullanilan bir kelime) sen ne yapiyorsun? siye sordular. Onemli bir soruydu. Ama bu bir on bilgiydi, simdi anladim ki yanilmisim.
Israil'in 2000 yilinda Guney Lubnan'dan cekilmesinden beri iki ulke arsindaki "mavi cizgi" yuzlerce defa ihlal edilmistir. Lubnan'daki BM gecici gucu (UNIFIL) Israil'in hava guclerinin 2001-2003 arasinda siniri hemen hergun ihlal ettigini, 2003'ten 2006'ya kadar ise israrla ihlal ettigini bildiridi. Bunlar [Lubnan'a girmeler] "ozellikle ses SINIRINI asan alcak ucuslar yuzunden bolge halki uzerinde ciddi tedirginlik yaratti". Bazi durumlarda Hizbullah bunlari ucaksavarla vurmaya calisti.
Ekin 2000'de Israil gucleri sinirdaki silahsiz Filistinli gostericilere ates etti, 3 kisiyi oldurdu ve 20 kisiyi yaraladi. Hizbullah buna siniri gecip 3 Israil askerini kacirarak cevap verdi. Bircok defa Hizbullahin fuze ve havan toplari ile saldirdigi Israil askerleri bunlara top atislari ve bazen ucak bombardimani ile karsilik verdi. Bu tur olaylar 2003'te 3 israilli ve 3 lubnanlinin ,2005'te bir israilli ve 2 hizbullah savascisinin ve subat 2006'da 2 lubnanli ve 3 israilli askerin olumune neden oldu. 2004,2005 ve 2006 da Lubnandan Hizbullah tarafindan bircok defa Israile roket atislari yapildi. Ama birlesmis milletler kayitlarina gore "bu olaylarin hicbiri askeri tansiyonun yukselmesine neden olmadi".
Bu yil mayisin 26'sinda Islami Cihad'in iki gorevlisi -Nidal ve Makmoud Majzoub- Lubnanin Sidon sehrinde arabalarinin bomba ile patlamasi sonucu oldurulduler. Bu Israil ve Lubnan'da acikca Israil gizli servisi Mossad'in isi olarak degerlendirildi. Haziranda, Mahmoud Rafeh adinda biri olayi itiraf etti ve 1994'ten bu yana Mossad icin calistigini kabul etti. Guney Lubnandaki militanlar, bombalama gunu, Israil'e 8 roket attilar. Sadece bir asker hafif bir sekilde yaralandi. Sinirda bir Hizbullah uyesinin oldugu, birkacinin yaralandigi ve bir Israil askerinin yaralandigi buyuk bir catisma cikti. Ama sinir bolgesi "gergin ve hizlica degisken" olsa da UNIFIL temmuz'un 12sine kadar "genellikle sakin" oldugunu soyluyordu.
Olaylarin basindan beri internette 2 israilli askerin lubnanda mi yoksa Israilde mi kacirildigi konusunda hararetli bir tartisma vardi, ama simdi acikca goruluyorki Israilde kacirildilar. Birlesmis milletlerin soyledigi bu, ve Hizbullahin bile unuttugu sey onlarin Lubnanin Aita al-Shaab koyunun eteklerinde gizlice dolasirken bulunmus olmalari gerektigi idi. Simdi rahatca gorulebiliyor " Islami muhalefet iki askeri zaptedilmis Filistin sinirinda yakaladi". Diger 3 Israil askeri militanlarca olduruldu. Yine bazi tartismalar var 12 temmuz gunu Hizbullahin atesledigi roketlerin zamaninda ama UNIFIL acikca hava saldirisi alarmlarinin caldigi an roketlerin ateslendigini belirtiyor ,sabah saat 9'da. Amaci sasirtmacaydi. Hic bir yer vurulmamisti.
Ama iki askerin neden kacirildigi konusunda herhangi bir tartisma yoktu : Hizbullah Israilin Lubnani kusattigi sirada aldigi ve birakmadigi (ki bu 3. Geneva konferansinin 118.maddesinin delinmesiydi) 15 savas esiri ile degistirmek istiyordu.Acikca goruluyor ki eger Israil esirleri geri verse idi - daha fazla kan dokulmesine neden olmadan- askerlerini koruyabilir ve bu tur kacirmalarin azalmasina neden olabilirdi. Ama Israil devleti pazarligi reddetti. Yapmayarak... - hepimiz biliyoruz yapmayinca neler oldugunu. Su ana kadar 33 Israilli ve 1000'e yakin Lubnanli sivil olduruldu, ve milyonlarca Lubnanli evlerini terketmek zorunda kaldi.
Bir diger ifade ile, 12 temmuz gunu, Hizbullah ilk atesi acti. Ama bu saldiri, 6 yilin uzerinde devam eden uzun bir donemin kucuk bir catisma ve saldirisi idi. Oyleyse neden Israil bugune kadarki davranislarindan farkli bir tutum sergiledi? Bu sorunun cevabi bunun o gunun reaksiyonunun bir sonucu olmadigi idi. Bu saldiri aylar oncesinden planlanmisti.
San Francisco Chronicle'in bildirdigine gore : " 1 yildan daha uzun bir sure once bir ust rutbeli Israil Ordu Subayi su an yasananlarin planini yayinlanmamak kaydi ile Amerika ve bircok diger diplomata, gazetecilere ve dusunce kurulusu calisanlarina sunmustu. Saldiri 3 hafta kadar surecek demisti. Bombalama ile baslayacak ve karadan ele gecirme ile son bulacak. Bar-llan Universitesi siyasal bilgiler profosoru Gerald Steinberg bir gazeteye yaptigi aciklamada " Israil'in 1948'den bu yana yaptigi savaslar icinde en cok hazirlandigi bu savas idi... 2004 yili itibari ile, su an halihazirda gormekte oldugumuz uc hafta kadar surecek operasyon, 1-2 yil icinde yapilacak sekilde prova edilmis ve simulasyonlari yapilmis idi".
Ust duzey bir Israilli yetkili Washington Post'a yaptigi aciklamada Hizbullah'in yaptigi saldirinin Israile onlari yok edecek "cok ozel bir firsat"i sagladigi idi. The New Statesman Editoru John Kampfner de birden fazla resmi kaynagin Amerikan hukumetinin Israil'in Lubnan'a yapacagi askeri harekattan onceden haberdar oldugunu soyledi. Bush yonetimi Ingiliz hukumetine soyledi.
Israil saldirisi hazirdi : sadece baslamak icin bir neden bekliyordu. Bu bile gerekli degildi.Hizbullahin sinira yakin yerlere muhimmat yigdigini su anki roketli saldirilari gosteriyor. Ama Israil de yapmisti. Israil, Hizbullahin akinlarini caydirmak icin oldugunu ileri surebilirdi , Hizbullah da -hakli olarak- Israil akinlarini caydirmaya calistiklarini soyleyebilirdi. Lubnan ordusu ise bunu yapacak gucten yoksun. Evet, Hizbullah Lubnan Hukumetince Israil sinirindan cekilmeli ve silahsizlandirilmali. Evet, 12 temmuz gunu yapilan roket saldirilari haksizdi, aptalcaydi ve provake etti, aynen son alti yilda sinirda yasanan diger hersey gibi. Ama Hizbullahin Israili ele gecirebilecegi ve devlet icin cok acik bir tehlike oldugu fikri akla sigamayan mantiksiz bir fikir. Israilin Lubnan uzerindeki kusatmasi bittiginden beri savas gibi gozuken seyler kucuk ve etkisiz seyler.
Ne yapmali sorusuna verilecek cevap hic de zor degil. Ilk olarak, daha cok dusman cikmasina neden olan isgal edilmis Filistin ve Suriye bolgelerinden cekilmek. Ikinci olarak, Lubnandaki silahli gruplari "mavi cizgi" uzerinde ihlaller yaparak -ozellikle siniri gecen ucuslarla- provake etmeyi birakmak. Ucuncu olarak, Israilde kanunsuzca hapsedilen savas esirlerini birakmak. Dorduncu olarak, Lubnan uzerine Hizbullahi silahsizlandiracak diplomatik baskilar yapilirken sinirlarini korumaya devam etmek (herkes gorebilirki, isgal biterse bu cok kolayca yapilabilir). Ve Israil Hukumeti destekcilerine benden hodri meydan, bu programin su anki maceradan daha fazla olum ve yikima neden olabilecegini soyleyebilir misiniz???
Ceviri : Fatih Demir
Yazan: fatih demir Tarih: August 9, 2006 09:25 AM
Mustafa Bey,
Dogrusu ben yazinizda bir bilgi hatasi oldugunu farketmemistim. Burada dahi zaman zaman duydugum "Hizbullah durup duruken iki asker kacirdi; hersey onunla basladi" turu yorumlarin farkinda idim.
Hata kabul etmek erdemdir. "buyuk resim" icersinde b noka bence fazla onemli de degildir.
Sizinle "bazi muslumanlarin bazi hareketleri, sozleri Israil'e firsat veriyor" teshisiniz konusunda ayriligimizi. daha oncede belirtmstim. Ben hala "minareyi caan kilifini hazlar" diyordum. Ne ABD ne Israil birilerne saldrimak icin, maazeret uretmekte zorluk ckerler. Yakn tarih bunun sayisiz onekleri ile doludur. 80lerin baslainda Reagan Grenada adinda 90 bin nufuslu, ordusu blnmayan bir Karayib ada devletinde basa bir sosyalis gecince "rusya burayi kullanarak ktamiza girecek, ordan da ulkemizi tehdt edecek" diy saldirmisi, ve "amrikanc birin basa geirmisti. Sonra Baba Bush Panama'd daha once kendisinn ajan olan Noriega saygisizlik apnca, orai da fethetti ve baska bir sagi basa getirdi. Bu zihnyet sahiplerinin "guvnlik konsept" ve "tehdit algilamasi", bizim laikclerin basoortusunden tehdit algilamasndan" daha mesnetsiz. Demek istedigim "biz uslu durursak bise yapmazlar" hipotezine katilmiyorum. Afganistan, Irak, Iran, Suriye poltikalarinn hic birinin tepkisel olmadigi, "american century poject" gibi seytani planardan da anlasilmaktadir.
Bir nokta daha ilave edeyim. Yazida bulunmayan arka plan acisindan: 1 milyiondan evlerinden koylerinden surulums Filistinli Lubnan'da multeci kamplarinda yurekler acisi sartlarda yasamaktadi onlarca senedir. Isail daha onceleri defalrca FKO'yu bahane ederek bu insanlarin uzerine bomb yagdirmisti. 1982 isgalinda 30 bin Filistinli v Lubnanli can ermis, FKO Lubnan'an surulmustu.
Daha sonra Israil Lubnan'i 6 kere daha isgal etti, ve yazinin degi gibi sayiiz defa haber dhi olmadan istedigi hedefleri bombaladi. Hizbullah 1982 isgali sirasinda "tabii direnis" hareketi olarak ortaya cikti; ve simdiye kada sadece Israi askerlerin, ucaklarini hedef aldi. Simdi dah lindejki ko roketlerle Israil'de sivillerle askerleri ayirabilmekte gosterdikleri basari taktire sayndir. Belki elinde Israil'in eknolojisi olsa idi bir tane sivili vurmazdi.
Yukarda Israil'in "ne yaalim sivilleri kalkan yapiyolar" propgandasini kendi fikri olarak snan yerli Hiristian arkadas ya chalet yada kotu niyet sergiliyor. Gerek Guney lubnan'da gerek Gaza'da "sivillerin arsinda olmayan direnis" diye birse sozkonusu olamazki; inanlar daracik alanlarda balik istif yasiyorlar. Hizbullah'in karargahlari, kislalari anklari, uslerimi varda bunlari bilerek "insanlar arsina koyuyor"? Gaza'daki direniscilerin roktleri bile yok; ellerindekler en fazla demir atolyesinde yapma bombalar ve kisisel silahlar. Bu hangi insaf, akil izandir? Bu daha once kendisin "Turkiyli Hiristiyan" olarak tanitan Protestan oldugunu anladigimiz, Eveanjelik olup olmadigini soylemeyen GOKHAn vatandas Suat Bey'in detayli aciklamalarina ragmen "terorist Hizbullah"i kinamiyorsunuz diyor. Bu hangi ahlak degerleri sistemidir, vijdanlara, akillara birakiyorum.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 9, 2006 09:43 AM
Suat bey, tespitleriniz harikulade. Üstüne basa basa kendi yorumlarımı katarak özetlemek istiyorum:
1. Müslümanların İbrainlerle bir sorunu yoktur, tarih boyunca da olmamıştır. Filistin'deki sorun müslümanlardan değil soykırımın ezikliği altında yahudileri bu bölgeye yerleştirenlerden kaynaklıdır. Bugün, bu coğrafyada antisemitizm yeşermeye başlamışsa bunu İsrail-ABD-İngiltere Inc. kafa kafaya verip "nerede yanlış yaptık?" diye düşünmelidir.
2. Etki, tepki doğurur ("where is action, there is reaction" derdi dinamik hocamız). Hizbullah ve Hamas işgalin sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İkisi de bölgesel savunma güçleridir, El Kaide gibi küresel terör örgütleriyle bir bağları yoktur. (Bu hafta Time dergisinde bu konu detaylıca anlatılmış, okumanızı tavsiye ederim)
3. Hamas her şeye rağmen çözüm ve barış istemektedir. İsrail'in var olma hakkı vardır, tanınabilir. Tek şartla: İşgali durdurması, 1969'daki sınırlara dönülmesi, Filistinli tutukluların serbest bırakılması, Filistinlilerin rahat bırakılması...
4. Ortadoğu'da barışın yegane şartı ABD'nin pılını pırtını toplayıp gitmesidir. Afganistan'da El Kaide'nin oyun sahasına tekrar çıkması; Irak'ta Saddam dönemini arattıran siyasi kargaşa ABD'nin BOP'unun çuvalladığının açık göstergesidir.
Gökhan bey'in çığırdığı Tel-Aviv türkülerini de Bekir bey'in knot-the-dots metoduyla mı değerlendirmek lazım bilmiyorum.
Bu arada İsraillilerin kendinden olmayanları "hayvan" olarak nitelemesi çok yaygın bir şey galiba. İsraille ilgili hangi foruma girsem aynı sözcükler: http://www.israelforum.com/board/archive/index.php/t-8392.html
Bakın bir İsrailli Arapları şöyle tarif etmiş:
The Arabs are literally animals (very primitive mentalities) of survival. Their survival has been founded on murder, torture, and international piracy. These basic building blocks of the Arab ideal for humanity work their way into all kinds of their behavioural manifestations including those of "Jihad".
Anti-semitizm kötüdür. İyi de ya bu nedir? Bunların şu meşhur yahudi soykırımı geçiren insanların torunları olduğunu düşünmek güç. Yukarıdaki linkte sıkı bir tartışmanın tam metni var, hepsini okuyamadım ama objektif bir değerlendirme için okumakta fayda var.
Yazan: blue Tarih: August 9, 2006 12:17 PM
Her fikri hakaret ve ön yargıyla savuşturmak gibi hastalığı olan insanlarla aynı ortamda, hakaret etmeden fikirlerimi ortaya koymak gafletinde bulunduğum için kendime kızıyorum.
Tek sözüm Bekir L.'ye...
Yoksa sizin bahsettiğiniz eylem Amerika sınırları içinde mi oluyor. Sürekli demokrasisine küfür ettiğiniz Amerika'dan insan sesi gelmiyor Türk topraklarına. Zalim Bush mu bağladı taşları?
Yazan: Gökhan Tarih: August 9, 2006 01:02 PM
SEVGİLİ EMRE..
benim ütopya dediğim Kuran değil ,senin kafandaki dünya..sünneti bir kenara bırakıp Kuran'a dönelim deyip ölçüyü insan aklı olarak koyduğun zaman ortaya çıkan karmaşayı önleyemezsin..
Kuran hakkında cehalet sorunu makalesinde Mustafa Beyin verdiği ayetler çerçevesinde makul bir şekilde Kurana dönen bir akıl var..
bak şimdi bende başka bir akılla sünneti bir kenara bırakarak Kurana dönüyorum..sadece ve sadece Kurana..
'onlarla savaşın ki,Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın,onları rezil etsin,sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın'tevbe-14.
ben bu ayetten müminlerin kalplerinin ferahlaması için kafirlerle savaşmam gerektiğini anlıyorum.
peki nasıl yapacağım bunu..
kafirler benim inancımla uraşıp beni rahatsız ettiklerinden benden uzak durmaya da niyetleri yok.
'......eğer sizden uzak durmaz,sulh teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onları yakalayın,rasladığınız yerde öldürün.işte onlar üzerine sizin için apaçık yetki verdik..'nisa-91.
artık yetkiyide Kurandan almış bulunuyorum...
'kim Allah'ın indirdiği ile hükmetmezse(yani kafirler) işte onlar zalimlerdir'maide-45.
kiminle savaşacağım..Allahın hükmünü kabul etmeyen kafirlerle..
'Hani Rabbin meleklere :muhakkak ben sizinle beraberim,haydi iman edenlere destek olun,ben Kafirlerin yüreğine korku salacağım,vurun boyunlarına.vurun onların bütün parmaklarına diye vahyediyordu.'enfal-12
demekki kafirlerin boynunu vurmam farz..Allah da bana destek olacak..onların kalplerine korku salacak.
ama bana şunu söyleyebilirsiniz..
'Sen,rabbinin yoluna hikmet ve güzel öğütle çağır. ve onlarla en güzel şekilde mücadele et.....'nahl-125.
o zaman bende derim ki..
'yoksa siz Kitabın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunu..'bakara-85
peki ben her gördüğüm yerde kafirlerin boynunu vurmam gerekiyorsa ve Kuranda bu ayetlerde varsa ve biraz da savaştan yoksulluktan acı çekmişsem benim canlı bomba olmamı kim önleyecek?
Benim aklımda bu kadar işte..Kuranı okudum bunu anladım..
islam adına terör yapan bir grubun yaptığı kurşunların üzerinde şöyle bir yazı okunmuştu zamanında.(bu kurşunu siz atmadınız.Allah attı.)
bu düşünce nerden beslenmiş.bakalım..
(savaşta)onları siz öldürmediniz,fakat Allah öldürdü.attığın zamanda sen atmadın,fakat onu Allah attı...)enfal-17.
tabiki ben bu ayetlere bakıp da canlı bomba olmuyorum..çünki benim merkez ayetim nahl-125 tir.
HZ.Muhammed(as)a Allah(cc) tebyin görevi vermiştir.sahih sünnet elimizde mevcuttur.tevatüren bize ulaşmıştır..
Hz.Muhammed (as) Mekkeyi fethettiğinde ,kendine çok büyük acılar çektiren ,müslümanlara boykot uygulayan,işkence yapan,Hz.Hamzayı vahşice şehit edip,hızını alamayıp kalbini çıkarıp dişleyen o insanları affetmiştir..onlar kafir,bize bu kadar eziyet ettiler.elimdeler şimdi..vurun boyunlarına dememiştir..
yine Efendimiz bir yahudinin cenazesi geçerken ayağa kalkmıştır.etrafındakiler hayret edince rahmet peygamberi (HERŞEYDEN ÖNCE O BİR İNSANDIR)buyurmuşlardır..
peygamberimiz bize ayetlere nasıl yaklaşmamız gerektiğini kendi yaşantısıyla öğretmiştir.yoksa O vahyi alıp insanlara sadece tebliğ eden bir hoparlör değildir.(haşa)
NOT:Ben sizin ütopya içinde yaşadığınızı söylerken
sizi asla incitmek istemem.böyle bir şey hissettim.sözüm ağır kaçtıysa özür dilerim.benim tasavvufi terbiyede ilk öğrendiğim şey incinsen bile asla kimseyi incitme.ben sizinle farklı düşünsemde sizi olduğunuz gibi kabul edip seviyorum..
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 9, 2006 02:07 PM
Sevgili kardeşim Deniz;
Kuran ayetleri apaçık ve "dini alanda" eksiksiz olduğundan dolayı, şahsi görüşlere,şahsi değerlere göre yorumlamadan herkes tek ve aynı şekilde anlar demiştim.Zaten ayetler de açıkça eksiksiz ve tek kaynak olduğunu,bunun dışındaki davranışların şirke dalma olduğunu söylüyor.Ve yine apaçık bir şekilde ayetlerin apaçık olduğunu söylüyor yüce Allah.
Ha şimdi verdiğin ayetlere dönecek olursak,hem hadis savunucularının hem de islam'ı eleştirmek isteyen gayri-müslim arkadaların yaptığı gibi ayet cımbızlama yoluna gitmişsin :) Ama o ayetlerin geçtiği sureleri baştan sona sunsaydın,sorularının cevaplarının da içinde olduğunu görecektin kolaylıkla.Bektaşinin yaptığı gibi sarhoşken namaza yaklaşma ayetinin "namaza yaklaşma" kısmını alırsan tabii o zaman işin içinden çıkamaz ve uydurma hadisleri ortak edinme gayretine kendince bir kılıf uydurmuş olursun. ama hem surelerin hem ayetlerin hem de Kuran'ın tamamına bakınca çok açık bir şekilde tüm ayrınlatıların ve açıklamların verildiğini görebileceksin.
Ve Kuran'ın tümüne bakınca bırak haksız yere insan öldürmeyi,savaş esirlerini bile köle edinemeyeceğini,onları salmakla yükümlü olduğunu göreceksin.Asıl hadisçi öğreti ve mezheplerden dolayı bu vahşetler ve yanlış anlamalar doğmuş,bugün islam terörle anılır içler acısı bir duruma gelmiştir.Ha hadis uydurmaları yetmeyince bu sefer ayetleri cımbızlama tekniğiyle insanlar hareketlerine sözde meşruluk kazandırma yoluna gitmekteler.Ama yalnızca kuran izlense ve ayetlerin tümüne bakılsa bambaşka ve gerçek islam'la karşılaşılacak ve bambaşka bir müslüman dünyası söz konusu olacaktı bugün.
Tekrardan ayet örneği verdiğin konuya dönecek olursak apaçık bir şekilde size saldıranlara tepkisiz kalmayın ve onlarla savaşın ve onlara(sadece suçlu şahıslar) yaptıklarının aynısını tattırın deniliyor.Ama tövbe ederlerse,saldırılarından vazgeçerlerse siz de hemen barışa ve tebliğe yönelin diyor.
hatta cımbızladığın ayette bile bunu kısmen aktarmak zorunda kalmışsın: "eğer sizden uzak durmaz,sulh teklif etmez ve ellerini çekmezlerse onları yakalayın". Yani sizi katletmeye devam ederlerse siz de onlara gerekli cevabı verin diyor.Yok vazgeçerlerse siz de vazgeçin.
Sadece ve sadece savunma savaşına izin var ayetlerde.Ve bir inkarcıyı inancından dolayı bırak öldürmeyi-kesmeyi,kötü bir söz dahi söyleyemezsin .Yoksa Rablik taslamış olursun.
Konuyla ilgili "Kuran'da çelişki Yoktur" sitesinden güzel bir yazıyı aktarıyorum:
Kuran’a göre savaşın sınırları
Kur’an’daki savaş ile ilgili ayetler inkarcılar tarafından kasıtlı olarak çarpıtılıp kullanılmaya çalışılmaktadır. Ayetlerdeki ifadeler metnin ana akışından koparılarak farklı yorumlanır. Oysa bu ayetler Kur’an’ın genel mantığı ve konunun akışına göre değerlendirilse durum daha bir açıklık kazanacaktır. Tevbe suresinde ki ayet şöyledir:
Kendilerine kitap verilenlerden, Allah’a ve ahiret gününe inanmayan, Allah’ın ve Resûlü’nün haram kıldığını haram tanımayan ve hak dini (İslam’ı) din edinmeyenlerle, küçük düşürülüp cizyeyi kendi elleriyle verinceye kadar savaşın. (9 Tevbe Suresi, 29)
Ayetteki ifadeye dikkat edilirse burada savaşmanın emredildiği insanlar tüm kitap ehli değildir. Bunlar kitap verilenlerden bir gruptur. Bunlarla savaşmak istenmesinin nedeni yine onların Müslümanlarla savaşmalarından dolayıdır. Eğer Tevbe suresi başından itibaren okunursa konu daha iyi anlaşılacaktır.
Savaş ile ilgili ayetleri Kuran’ın bütünlüğü içinde değerlendirmek lazımdır. Tüm bu iddiaların aksine Kuran’a göre savaş savunma amaçlı yapılmalıdır. Başka insanların topraklarını fethetmek için yapılan savaş Kuran’a göre dini bir savaş olamaz. Tarih boyunca fetih amaçlı İslam devletleri bazı savaşlar yapmış olabilir. Fakat bunların hepsi dini savaşlar değil, siyasi savaşlardır. Allah bu tarz bir savaşı yasaklamaktadır. Bakara suresinde şöyle buyrulmaktadır:
Sizinle savaşanlara karşı Allah yolunda savaşın, (ancak) aşırı gitmeyin. Elbette Allah, aşırı gidenleri sevmez.Onları, bulduğunuz yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, öldürmekten beterdir. Onlar, size karşı savaşıncaya kadar siz, Mescid-i Haram yanında onlarla savaşmayın. Sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kafirlerin cezası işte böyledir. Onlar, (savaşa) son verirlerse (siz de son verin); şüphesiz Allah, bağışlayandır esirgeyendir. (Yeryüzünde) Fitne kalmayıncaya ve din (yalnız) Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, artık zulüm yapanlardan başkasına karşı düşmanlık yoktur. (2 Bakara Suresi , 190-193)
Bu ayetlerden anlaşıldığı gibi savaş ancak savaşanlara karşı yapılır. Üstelik bu savaşta aşırılığa gidilmemesi için Allah, inananları uyarmaktadır. Savaş esnasında karşı taraf savaşa son verip aman dilerse, Müslümanlar buna uyar ve savaşa son verirler. Kuran’da savaşın ancak savunma amaçlı olduğunu yukarıdaki ayetlerde görmüştük. Bunun dışında saldırı olduğunda ise Allah Müslümanların bu saldırganlığa karşı cevap vermelerini ve tüm güçleriyle bu saldırganlarla savaşmalarını ister. Tevbe suresindeki ayetler şöyledir:
Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır. Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azarlandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü’minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (9 Tevbe Suresi, 13-15)
Savaşta kararlı ve güçlü olmanın hem savaşın daha çabuk bitmesini sağlayacağı, hem de muhtemel savaşlar için caydırıcı bir örnek oluşturacağı açıktır. Saldırganlara karşılık vermek ve onları bu hareketlerine pişman etmek sonuçta barışı korumak için en doğru yol olacaktır.
Bunun dışında bir de Allah, Müslümanlardan zayıf bırakılmış, eziyet gören, muhtaç insanlar için yine onları koruma amaçlı savaşa izin vermektedir:
Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve: “Rabbimiz, bizi halkı zalim olan bu ülkeden çıkar, bize katından bir veli (koruyucu sahip) gönder, bize katından bir yardım eden yolla” diyen erkekler, kadınlar ve çocuklardan zayıf bırakılmışlar adına savaşmıyorsunuz? (4 Nisa Suresi, 75)
Bu tür bir savaş da şiddetten değil aksine merhametten doğmaktadır. Zalimliğe karşı İslam, mazlumu kuşatıcı ve koruyucu olunmasını inananlara öğütler. Barış durumunda ise Allah, iman edenlerden iyiliği ve adaleti ister. Burada amaç savaşa karşı barışın korunup muhafaza edilmesidir:
Allah, sizinle din konusunda savaşmayan, sizi yurtlarınızdan sürüp-çıkarmayanlara iyilik yapmanızdan ve onlara adaletli davranmanızdan sizi sakındırmaz. Çünkü Allah, adalet yapanları sever. (60 Mümtehine Suresi, 8)
Karşınızdaki grup hangi dinden olursa olsun eğer barış içinde yaşamak istiyorsa, bunlara karşı inananların yaklaşımı Kur’an’a göre sadece dostane bir yaklaşım olabilir. Dolayısıyla bu ayetler bir bütünlük içinde okunup değerlendirildiğinde ortada bir çelişki yoktur.
***********************************
Bana bir özür borçlu değilsin sevgili arkadaşım.Sadece burada görüşlerimizi açıklıyoruz.Ben de zaman zaman hatta daha sert ifadeler kullanıyorum.Ama burada bir hakaret vs. yok.Rahat olabilirsin bu konuda.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 9, 2006 03:04 PM
Sevgili Deniz ve Emre,
Bu konuları konuşmayalım demiyorum ama ne yeri ne de zamanı olduğunu düşünüyorum. Artık böyle her kelimeye, düşünceye refleks verme huyumuzdan vazgeçsek diyorum? Birisi İslam'da tasavvufun yeri olmadığına inanır, diğeri de tam tersine. Bu dibi sonu olmayan bir tartışmadır. Son noktayı koyacak da yoktur. 3.dünya savaşı olacak mı olmayacak mı diye olanları teessürle takip ederken bir taraftan böyle paralel bir tartışmanın yapılması gelecek hakkındaki ümidimi giderek yitirmeme sebep oluyor. Kimin sözüydü o: "Ey Türk ! Titre ve kendine gel !". İslam'da tasavvuf var mı yok mu? Hadisler sahih mi mevzu mu? Bırakalım bu mevzuları. Mevzu hadislere değil sahih hadiselere bakalım... Lütfen !
Yazan: blue Tarih: August 9, 2006 03:25 PM
Sevgili Blue;
İnan ki tüm sorunların kaynağı bu meselede yatıyor.Eğer gerçekten bu acıların dinmesini ve bataklığın kurumasını istiyorsak,meselenin özünü görüp ona göre "gerçek çözüme" gitmeliyiz.
Mesele zihinde çözülmüş olsa,hayatta herhangibi bir savaş,felaket olmaz.Bunları tartışıp gerçeği ulaşmamız asıl çözüme gitmemize vesile olabilecek tek yoldur.Bugün israil'i engelledik diyelim.Yarın "bu öğreti" bambaşka bir kimlikte geri gelip ortalığı yine bozgunculuğa boğacak,Tıpkı hitler örneğinde olduğu gibi,tıpkı bu örnekte olduğu gibi.
Şimdi konuyla ilgili ilk iletimde tüm bu olayların arkasında(evrim-ırkçılık-katliamlar vs...) ruhçuluk var demiştim.Ve Hitlerden bahsetmiştim.Ne yazık ki hitlerin öğretisi sadece okultizme dayanmıyordu , aynı zamanda "bazı" bektaşiler de hitlerin vücuda gelmesine yardımcı olmuşlardı.
Aytunç Altındal'ın "Bilinmeyen Hitler" adlı eserinin tanıtım yazısı:
"İsa Mesih'ten sonra, hakkında en çok yayın yapılan kişi Adolf Hitler'le ilgili 'yeni' ve 'bilinmeyen' ne kalmıştır? Yeni ve bilinmeyen pek çok olay tarihin sis perdesi ardında gün ışığına çıkarılmayı bekliyor çünkü birçok belge uzun yıllardır kamuoyundan gizleniyor. Özellikle 1991 yılından sonra açıklanmaya başlayan belgelerin çoğu, tarihçiler tarafından yıllardır keskin 'doğru' kabul edilen birçok bilgi ve yorumun geçersiz olduğunu ortaya çıkardı.
Aytunç Altındal, Bilineyen Hitler'deki 'yeni' belgeleri, bulguları ve bilgileri ile iktidara geldiği 1933 yılına kadar Hitler'in hayatından kesitler sunuyor. 'Hitler'in bir iş kazası' olmadığını, Naziler'e iktidar yolunu açan esrarengiz bir Ökült Örgütü ile ilişkilerini, bu örgütün kurucu ve yöneticisinin hiç değinilmemiş yönlerini gün ışığına çıkarıyor. 'Thule Gessellschaft' adıyla bilinen bu gizli örgütün kurucusu Baron Rudolf von Sebottendorff, çift taraflı bir casus ve aynı zamanda BEKTAŞİ ve Mason'du.
Tarihçilerden kendisini on yıllarca gizlemeyi başaran, Hitler'in 'yol göstericisi' ve 'rakibi' olan Sebottendorff, Türk vatandaşıydı ve Hitler'i iktidara getiren esrerangiz örgütü ilk kez İstanbul'da kurmuştu. Hitler'in hiç bilinmeyen bu yönünü Alman ve İsrailli araştırmacılar da ilk kez bu kitaptaki belgelerden öğrenmişlerdir."
ruhçu öğreti,onun uzantıları ve diğer benzeri öğretiler, evrim-ırkçılık ve benzeri sonuçları insanlara aşılar ,sonuçta da felaketten başka birşey ortaya çıkmaz.Tevrata ve kabalaya hakim olan öğreti de bugün budur ve bu inanç sisteminden zihinleri arındırmadıkça gerçek bir sonuca asla ulaşamayacağız.
http://en.wikipedia.org/wiki/Rudolf_von_Sebottendorf
Ayrıca arama motorlardan hitlerin dayandığı felsefeleri bir araştıracak olursanız , tasavvufun bile(ki ruhçu öğretiler arasında en insancıl olanlarındandır) nasıl aynı yolun yolcusu olduğunu,nelere sebep verebildiğini görebilirsiniz .
Evet bu öğreti durduğu sürece bugün şu,dün falanca,yarın da filanca aynı şeyleri yapmayı sürdürecektir.
Bir tek Kuran'a yönelmekle gerçeğe ulaşabilir,gerçek ahlak,din,felsefe ve insanlığa yelken açabiliriz.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 9, 2006 04:34 PM
Gökhan Bey,
"Her fikri hakaret ve ön yargıyla savuşturmak gibi hastalığı olan insanlarla aynı ortamda, hakaret etmeden fikirlerimi ortaya koymak gafletinde bulunduğum için kendime kızıyorum. "
Bu başlık altında hangi hakarete maruz kaldınız Gökhan Bey? Ben herhangi bir hakaret ve önyargı göremiyorum yazılanlarda. Burası Türkiye'nin en düzeyli fikir platformlarından.. Hakarete maruz kalsaydınız Mustafa Bey müdahale ederdi. Böyle bir şey olmadığına göre suçlamanız aynı zamanda site sahibine yönelik bir haksızlıktır.
Yazılanlara verecek cevabınız yoksa bu bizim suçumuz mu? Çürük argümanlarınızı savunamıyorsanız sessizce terk-i diyar eyleyebilirsiniz. Bu şekilde çamurak atarak kaçmak (ya da kibarcası gitmek) ahlakî mi?
Fikir paylaşımınızı gaflet olarak görmeniz ve bu yüzden için kendinize kızmanız yanlış.
Kendinize kızın, fakat bundan değil, şundan : "Neden ben zalim, işgalci, işkenceci ve sömürgeci katilleri savunuyorum?"
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 9, 2006 06:35 PM
Sevgili Emre,
Son yıllarda bu komplo teorileri prodüksiyonları logaritmik bir şekilde artmaya başladı. Aytunç Altındal bir yana, hemen her konuda her şeyin bir komplo teorisi var. Yok Hz. Muhammed Türktü, yok Türkler Mo ırkından, yok bilmem kim sabetayist mi, yok depremi Amerikalılar mı yaptı, yok ikiz kuleleri ABD kendi mi patlattı? Kafayı sıyırmak üzere olan bir toplumuz... Bizim fabrikadaki ilkokul mezunu işçiler bile ağızlarında komplo teorileri, iyice sıyırıp müdürleri, patronları hakkında da teoriler uyduranlar var... Bir de Soner Yalçın gibi uyanıklar çıkıyor, yazıp yazıp paranın dibine vuruyorlar. Bahsettiğiniz Baron hem mason, hem Bektaşi hem de casusmuş. Casus olması önceki ikisini açıklıyor. Ne ilişkisi var Bektaşiliğin Siyonizmle? Lütfen ciddi şeylerle meşgul olun. Kafanızdaki o pırıl pırıl zekayı, beyninizdeki o ter ü taze nöronları bu şekilde harcamayın ne olur.
İngilizler İstanbul'u işgal ettiklerinde uçaklarla bildiri atıp "Kaderinize razı olun. Demek Allah da böyle istiyor ki bu başınıza geldi" diye toplumun kaderciliğini propoganda malzemesi olarak kullanmaya çalışıyordu. Bu komplo teorisi de bu çeşit bir komplo olmasın? Bu da benim komplo teorim kardeşim ...
Yazan: blue Tarih: August 9, 2006 06:35 PM
Ben komplo teorisi üretmem,gerçekleri delilleriyle sunarım sevgili Blue.
Gel sen de böyle yap sevgili arkadaşım.Delilsiz hiçbirşeyin peşinden gitme ve zihnini sağlıklı-gerçekçi egzersizlere harca.
Benim sunduğum "bilgi"de katılmadığın bir nokta olursa sen de karşı delilleriyle sunarsın olur biter :)
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 9, 2006 10:46 PM
Sayın Emre,
sizinle Kuran'a bütüncül bakma konusunda aynı düşüncede olmamıza sevindim.ayrıca gönderdiğin yazı da çok güzel.Kuran ayetlerini cımbızlamanın ne kadar rahatsız edici ve hatta komik olduğunu sende söylüyorsun..
siz sünnet yoktur,HZ.Muhammed (as) sadece tebliğ ile görevlidir ve Kuran apaçıktır O'nu okuyan herkes aynı şekilde anlar dediniz.
verdiğiniz ayetlerden araf-52,hud-1,kıyamet 17-18-19....ayetlerin ortak noktası: ayetlerin apaçık olması,onu okutmanın ve açıklamanın Allah'a ait olduğunun belirtilmesi..
AMENNA VE SADDAKNA..
hareket metodumuz Kurana dönmek ve bütüncül yaklaşmak...Kuran gökten kitap olarak inmediği,parça parça 23 senede tamamlandığı için Şarinin maksadını anlamak ayetler bütününü anlamak demektir.
sizin verdiğiniz ayetlere Kuran (ayatun muhkematun) der.hud suresinin ilk ayeti:
-elif lam ra.KİTABUN UHKİMET AYATUHU..fussilet min ledün hakimiin habiir..
kalın yazdığım kısım O'nun bütün ayetleri muhkemdir(sağlamlaştırılmıştır,apaçıktır) anlamındadır.özellikle tüm ayetleri kısmına dikkat..
şimdi Kuran'a dönüşümüzü sürdürelim.zümer suresi 23.ayet..
-Allahu nezzele ahsenel hadisi KİTABEN MÜTEŞABİHEN
..ayet uzun .mealen burada kalın gösterdiğim yer (ayetleri) müteşabih bir kitaptır diyor.
muhkem ve müteşabih kavramlarına bakalım..
muhkem:kendisiyle neyin kastedildiği anlaşılabilecek derecede açık olan demektir.sizin verdiğiniz ayetler muhkem ayetlere işaret eder.
müteşabih:manaları bilinemeyen yahut herhangi bir sebepten ötürü anlamlarında kapalılık bulunan ayetlerdir.
şimdi Kuranda çelişki yoktur yazınız buraya çok güzel oturdu.bir yanda bütün ayetler muhkemdir diyen diğer yanda da bütün ayetler müteşabihtir diyen bir Kuran..
şimdi Kuran'a dönmeye devam edelim..ali-imran 7:
-huvellezi enzele aleyke-l kitabe minhu AYETUN MUHKEMATUN hünne ümmül kitabi ve UHARU MÜTEŞABİHAT.
Kuran işte böyle belagat mucizesidir..kendi kendini tefsir ediyor.Kuran'ın uslubu budur efendim.
bakın ayet ne diyor:O ki sana kitabı indirdi.
o kitapta(minhu), muhkem ayetler vardır.onlar(hünne),kitabın anasıdır(ümmül kitab).ve diğer bir kısmı da (uharu) müteşabihattır.
kırık tercüme yapmak zorunda kaldım.anlaşılması
için.ayetin devamı mealen şöyle gelir:
kalplerinde eğrilik olanlar,fitne çıkarmak ve onu tevil etmek için ondaki müteşabih ayetlerin peşine düşerler.halbuki onun tevilini ancak Allah bilir..ilimde yüksek payeye erişenler ise:ona inandık.hepsi rabbimiz tarafındandır derler.bu inceliği ancak aklı selim sahipleri anlar.(diyanetin meali)
Kuranda sadece apaçık ayetler yoktur.manası kapalı ayetlerde vardır.Kuran mesajını verirken genelden özele iner.o kadar anlaşılmaz ayetler vardır ki.hud suresi bununla başlar.ELİF LAM RA.
Kurana bütüncül bakmak meselesi bu yüzden çok önemlidir.yoksa Şari tealanın maksadını anlayamayız..
ŞİMDİ DİĞER KONUYA GELELİM..
sünneti diskalifiye edip meseleyi sadece akla bıraktığımız zaman ben bir primitiv aklın nasıl işlediğini size gösterdim.böyle Kuran'a bakış olmaz diye insan isyan ediyor tabiki.
ben yine sizin verdiğiniz ayetlerle devam etmek istiyorum ve aynı mealde başka ayetlerde ben ekleyeceğim..cımbızlamaktan bahsettiniz ya.ben sizin cımbızladığınız ayetlere başka cımbızlarda ekleyerek sizin alanınızı genişleteceğim.
enam-115,maide-43 ve 49 nolu verdiğiniz ayetlere ben size destek olacak enam-57,maide 44-45-47-ve nisa-35 bakara-254 ayetlerini de veriyorum.teziniz daha güçlendi şimdi.
bu ayetlerin ortak noktası :hüküm ancak Allahındır,Allah'ın hükmüyle hükmetmeyenler kafirlerdir,zalimlerdir,fasıklardır.
bu cımbızlama suretiyle, bana tezinize örnek olarak verdiğiniz benimde geliştirdiğim bu ayetlerin primitiv bir akılla yorumlanması yüzünden İslam alemi en büyük acısını daha hicri birinci yy da hz.Ali'nin şehid edilmesiyle yaşamıştır...
hakem olayında hz.Ali küfrle itham edilmiş ve Allah'ın hükmüyle hükmediği için(enfal57 ve diğerleri baz alınarak) şehid edilmiştir.bu zihniyet mensuplarına HARİCİLER denir.metodları ayetleri cımbızlamak olduğu için hiçbir zaman laf anlamamışlardır.hem çekmiş hem çektirmişlerdir.
size de çok komik gelen böyle bir akıl var.bugün islam adına terör yapanların hepsinin zihniyeti budur.
HZ.Muhammed(as)a Kuranın verdiği yetkiyi tanımazsak ve sünnetsiz bir din hayal edersek başkalarının ilkel düşünme yöntemlerinin başımıza din olarak gelmesini önleyemeyiz.
bakın bu hakem konusunda Kuran ne diyor.bütüncül bakış açımız gereği..
'Hayır.Rabbine andolsunki ,onlar aralarında çıkan çekişmeli işlerde seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde bir burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar'nisa-65
'Aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Elçisine çağrıldıkları zaman müminlerin sözü ancak 'işittik ve iman ettik demeleri olur.işte umduklarına erenler bunlardır'nur-51
'Eğer herhangibir işte anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah'a ve Elçisine götürün,şayet Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız.'nisa-59
hz.Muhammed (as) hz.Aişe annemizin tabiriyle yürüyen bir Kuran'dı.biz Kuran'ı O nasıl yaşamış ve anlamışsa öyle anlarız.çünki Kuran'a bütüncül bakış bunu gerektirir.
'Andolsun Allah'ın elçisinde sizin için Allah'ı ve ahireti arzu eden ve Allah'ı çokça anan kimseler için en güzel bir örnek vardır'ahzab-21
ÜÇÜNCÜ BİR MESELE:
sizin tezinizden hareketle Kuran'a dönelim yine.sünnet yok.
-vessarigu vessarigatü fegtau EYDİYEHUM cezaen bima keseben nekalen min Allah' maide-38
'Hırsız erkek ve kadınların yaptıklarına karşılık Allahtan bir ceza olarak yedlerini(EYDİYEHUM) kesin.' meali bu.
şimdi eydiye ,yed kelimesinin cemidir.(çoğulu)
sözlükte:bileğe kadar olan el veya dirseklere kadar olan kısım veya bazan omuza kadar olan kısım anlamında kullanılır.bu iş birilerinin yaptığı türkçe meallerle olmuyor değil mi efendim.?orjinali böyle..
şimdi Kurana göre bu üç durumdan hangisiyle amel edilecek? ve tabir( eydiye )şeklinde olduğu için iki eli birden mi keseceğiz?
peygamber hoparlör vazifesinde ya.hiç karışmıyor.
Allah'da O'na tebyin vazifesi vermemiş(açıklama,tefsir)??şimdi biz ne yapacağız efendim sizin tezinize göre..?
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 9, 2006 11:48 PM
Sevgili Deniz ben en başından beri ayetlerin bütünlüğünü savunuyorum.Ve diyorum ki tüm Kuran'a bakarsan hadis kitaplarını ve diğer masalları kaynak edinmen şirktir ve de yasaklanmıştır.Bir tek Kuran koruma altındadır
ve sana ulaşan diğer İncil,tevrat,,hadis kitapları,Zebur vs. hepsi tahrifata uğramış saptırıcı kaynaklardır.
Hodri meydan, önyargısız tüm ayetleri oku,bu bilgiyi göreceksin:ama hadis ve diğer dinlerden sıyrılacaksın ve sadece ayetler ne diyor ona bakacaksın.
Verdiğin ayete gelince o ayet bir kısım ayetler apaçıktır,bir kısım ayetler semboliktir demiyor.Tüm ayetler apaçıktır ama bazı ayetlerin ikincil ve üçüncül anlamları vardır ve inkarcılar apaçık birinci anlamını bırakıp bu sembolik anlamlarının peşinden koşacaktır diyor.Halbuki bu ikincil anlamın ne olduğunu gerçekte sadece Allah bilir.
Yoksa dilediğin ayeti kabul edersin,beyenmediğine de "bu semboliktir" der ve inkar edersin.İşte bugün sufilerin yaptığı da budur.
hayır tüm ayetler apaçık ve birinci anlamında öncelikle,bunu kabul ettikten sonra sembolik anlamlara kafa yorabilirsin.Ama onun(ikincil anlam) gerçekliğini bir tek Allah bilebilir.
Bu yüzden ermiş ve dervişlere,papaz ve azizlere,sözde kutsal sefil ruhbanlara ihtiyacımız kalmıyor.Yalnızca Allah ve onun sözleri.Yalnız Kuran.
Hayır ben ayet cımbızlamadım sen cımbızladın.Ben de o surelerin tamamını oku diyorum.Açıkça hangi hallerde,nasıl savunma savaşı yapacağın,nefsi müdafa dışında hiçbir savaş hakkın olmadığı ayrıntılarıyla anlatılıyor dedim.Ayetlerin açıklayıcısı yine ayetler.Uydurma hadis veya masallar değil.
Verdiğin ayette de peygamberimizin ayetler doğrultusunda davranmasından bahsediliyor.Eğer cımbızlamadan okursan apaçık gerçeği görebileceksin dostum.Hele ki günümüzdeki hadis-rivayet-masal kitaplarıyla ,ayette bahsedilen şeyin yakından uzaktan bir ilgisi yoktur.Çünkü bir tek Kuran'da peygamberlerin gerçek sünnetleri var.Hadis kitaplarında ise uydurma bir dinin öğretileri var.tabii bir de tasavvuf öğretisinin.
Tekrarlıyorum,İncil ve tevrat gibi kutsal kitaplar bile ruhçu öğretinin maşası olmuşken,bu rivayetlerin hiçbir güvenirliği olamaz.Değişmiş İncil ve tevrattan bile daha tehlikeli tuzaklar konumundadırlar.Lütfen dikkat buraya.
Başkalarının,insanların düşüncelerinden bahsetmiyorum.Açıkça Allah ne diyorsa o.Eğer tüm ayetleri sembolsüz ve apaçık birinci anlamında düşünürsek,herkes aynı sonuçlara kolayca ulaşacak.Ama ayet cımbızlama,ayetlere sembolik anlamlar yükleme hinliklerine başvuranlar kendi öğretilerini kitaptanmış gibi göstermeye kalkanlardır.Onlar kuran'a değil kendi hevalarına uyanlardır.Bütünsel olarak kuran'a yönelince bu komedi ortadan kalkar.Ve diğer hadis,tasavvuf ,mezhep dinleri de ortadan kalkar ve islam gerçek haliyle parıldamaya başlar.
Sen de hadisleri ortak edebilmek için ayetleri cımbızlamaktan başka birşey yapamazsın.sureleri ve kitabı baştan sona "sunsan" tüm cevapları görecek ve iddianın yanlışılığının farkına varabileceksin.
El kesme meselesinde de uydurma hadisler yüzünden vahşetler yaşanıyor.Tıpkı uydurma hadisler yüzünden recm vahşeti yaşandığı gibi.Ya da yahudi geleneklerini sünnet kabul edilmesi komedisi sonucunda kız ve erkeklerin estetik ameliyatlarla düzeltilmeye kalkılması dramı gibi.
İşte yalnızca Kuran bu dejenerasyonu ortadan kaldıracak ve dini ilk yalın haline getirecektir.Reformist olan sizlersiniz bense anti reformistim.Çünkü ben dinin ilk halini savunuyorum,sizler ise reforme edilmiş,çeşitli ekleme ve değişmelere uğramış reformları savunuyorsunuz.
Gelin sünni-alevi,şii,caferi vs. öğretilerini bir kenara bırakalım ve müslüman olanlardan olduk diyelim.Ortak koşmadan,sadece islam.
Selam ve sevgiler .
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 10, 2006 01:49 AM
Zaman'dan (10 Agustos 2006)
www.zaman.com.tr
‘Bu bebekler ölürken dünya nasıl uyuyor?'
Lübnan topraklarında katliamlarını sürdüren İsrail'in önceki gece Beyrut'a düzenlediği saldırı yıllarca hafızalardan silinemeyecek izler bıraktı.
İsrail füzelerinin yerle bir ettiği binada 41 kişi hayatını kaybetti. Enkaz kaldırma çalışmaları sırasında vahşetin en acı fotoğrafı çekildi; nefessiz kalan bir anne ve kollarında ölen 10 günlük bebeği Vaad... Yakınlarının acıyla havaya kaldırdığı Vaad, yürek dağlayan bir fotoğraf karesi olarak dünya kamuoyuna yansıdı. Lübnan'ın Ankara Büyükelçisi Georges Habib Siam da, ülkesinde yaşanan insanlık dramının sona ermesi için bütün dünyadan yardım istedi: “Bu çocuklar ölürken dünyanın geri kalanı nasıl uyuyor?”
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 10, 2006 06:03 AM
Sevgili Emre,
Verdiğin linki okudum. Rudolf diye Osmanlı mensubu, mason, İngiliz ve Alman ajanı bir insan olduğu, Alman işçi partisini kurduğu ve Hitler'in de bu partiye katıldığını anlatıyor. Bundan sonrası tamamen "fiction"- zaten komplo teorisi böyle ilişkilerle kuruluyor. Bir kere ne alakası var Bektaşiliğin öğretisinin Alman işçi partisiyle? Üstelik Hitlerle bu adam hiç anlaşamıyormuş. Yazdığı kitabından Hitlerin hiç hoşlanmadığı belirtilmiş. Ayrıca Hitler'in partiye katılmasından hemen sonra Rudolfun partiden ayrıldığı da belirtilmiş. Ajanlığı konusunda da, pasif ve etkisiz bir ajan olduğu, çulsuz dolaştığı belirtilmiş.
Hitler'in Hacı Bektaş'ın öğretisiyle ilişki kurmak da biraz fazla zorlama olmuyor mu? Ben bir karşılaştırma yaptım. Zıtlıklardan başka bir şey göremedim... Aytunç Altındal ilginç bir kişilik. Güzel araştırmaları var ama biraz da fazla uçuyor. Yok Newton Maji ve gizli ilimlerden bilgi almış bir kişiymiş, yok Atatürk'ün vasiyeti varmış İslam birliği kurulup halife seçilmeliymiş... Tam magazin dergisi elemanı. Konu sıkıntısı çeken dergiler hemen Aytunç beyi arayıp kapak konusu bulabilirler.
http://en.wikipedia.org/wiki/Hitler#Hitler.27s_religious_beliefs
http://en.wikipedia.org/wiki/Bektashi#Beliefs
Neyse kardeş sen yolunda devam et. Komplo değil bunlar, delilleri var.
Ayakta çok durdun, yüz üstü sürün Sakarya !
Yazan: blue Tarih: August 10, 2006 09:41 AM
Sevgili Blue;bektaşilerin ve tasavvufun da Hitlere nasıl esin kaynağı olduğunun sayısız delili ve işareti var.Ben yukarıda sadece küçük bir örnek verdim.Biraz araştırmayla Nazismin ruhçu öğreti,new age gibi adlarla bilinin dinle nasıl bağlantılı olduğunu görebilirsiniz.Bugünkü spiritualist sitelerde de zaman zaman gamalı haç kullanılıyor ve sarışın ırkın evrim geçirmiş üstün insanı oluşturduğunu söylüyorlar.Ha tasavvuf ise bu öğretinin islam'a sızmış halidir dedik ve biraz tarafsız bakışla bunu da açıkça tesbit edebilirsiniz.Ayrıca bazı bektaşilerin yaptıklarını da görünce artık pratikte de bu öğretilerin nasıl insanları saptırdığını kavrayabilirsiniz :)
Selam ve sevgiler.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 10, 2006 11:24 AM
Deniz Bey,
Çabalarınızı ve samimiyetinizi takdirle karşılıyorum.
Sünnete/hadise mesafe ilk değil..İlk tepki olarak Haricilik örnek verilebilir."Hüküm ancak Allah'ındır" diyerek ayrılan Hariciler bol kanlı eylemlere imza atmışlar ve İslam tarihinde derin bir acı bırakmışlardır. Kur'an ayetlerini diledikleri gibi tev'il eden Haricilere karşı Hz.Ali'nin; kendisini temsilen İbn-i Abbas'ı Haricilere gönderirken "..Onlarla Kur'an üzerinden tartışma.Çünkü Kur'an'ın farklı yorumları vardır.Onlara sünneti delil göstererek tartış" demesi ne kadar manidardır.Hariciler arasından sünnete son derece mesafeli duranlar varsa bile onlar bile sünneti topyekün reddetmemişlerdir.
İşin ilginci sünneti inkar hareketi Müslümanlar arasında değil, batılı oryantalistler arasında yeşermiştir. Mustafa İslamoğlu'nun ifadesiyle Hindistana gönderilen İngiliz oryantalist Dr.Alois Sprenger Delhi'de kurulan İslami İlimler Fakültesi'nin dekanlığına getirilmiş ve ilk kez bu şahıs hadislere "toptan uydurma" damgası vurmuştur.. Zaten Sprenger'in ağı boş çıkmamış "Kuraniyyun" akımı da denilen , İslam ümmetinde ilk olarak sünneti toptan inkar eden bu hareket İngiliz sömürgesi Hindistan Müslümanları arasından çıkmıştır.
Türkiye'ye de bu akım Edip Yüksel tarafından sokulmuş bir ara parlasa da sonra marjinalleşip sönüp gitmiştir. Biz bu konuyu yine bu sitede şu başlık altında sünnet karşıtı arkadaşlarla tüm yönleriyle tartışmıştık. Orada özellikle Nuri Bey bu hadis düşmanlarına adeta ders vermişti birçok yorumlarıyla. Bütün tutarsızlıklarını bir bir ortaya çıkartmış ve tartışmayı noktalamıştı. Ayetlerin sebeb-i nüzullerini, siyak ve sibaklarını, Hz. Peygamber'in tarihsel kişiliğini reddeden kişilerin bunda ısrar etmeleri durumunda Kur'andan dileyenin dilediği hükmü çıkaracağı, bu tür bir yaklaşımın İslam'ın temeline dinamit koyma anlamına geleceğini farkedemiyorlar. Bu işin sonu Kur'an'ın toplanmasına ve korunmuşluğundan şüpheye kadar gider. Öyle ya Kur'an'ın ayetler indikçe yazılması, daha sonra toplanması, çoğaltılması hep tarihsel anlatımlarla bize kadar gelmiştir. Tarihsel herşey şüpheli ise bu şüpheden Kur'an nasıl kurtuluyor? Bu arkadaşlar tarihsel yönü, sahih hadisleri ve siyak/sibak, sebeb-i nüzul durumlarını inkar edince düştükleri yaman çelişkinin farkında bile değiller ne yazık ki..
Dini ritüeller konusunu Kur'an'dan çıkartmaya çalışanların nasıl komik durumlara düştüğü de ayrı bir garabet. Bakın o tartışmalar sırasında ben bahsettiğim başlıkta aynı konu da yaptığım yorumlarımdan birinde şöyle yazmıştım:
Yani ümmetin çok büyük çoğunluğuyla ittifak ettiği namaz konusunda bile kendi aralarında 15-20 fraksiyona bölünenlerin halini izlemek bana acı veriyor. Bu nasıl "sadece Kur'an okuma"ki İslam'ın en temel ibadetini bile kuşa çevirip, olmadık ayetlerden hükümler çıkartmak gayreti ile vakit adedinden, rek'atlere kadar kendi aralarında ihtilafa düşüyorlar?
Türkiyenin en önemli hadis eleştirmenlerinden ve alternatif hadis metodolojisi savunucularından S.Hatipoğlu, M.Hayri Kırbaşoğlu gibi isimler bile bu marjinal toptan reddiyeci akımı ciddiye almıyorlar. Uydurma hadisleri ayıklama yolunda saydığım saygın Alimler gibi isimler tarafından pek çok metodoloji tartışması yapılıyor ama aklı başında hiçbir İlahiyat prof.u tüm hadislere "toptan uyduyrma" damgası vurup "Sadece Kur'an" gibi Hz.Peygamberi ve onun örnek yaşantısını gözardı etmek, tarihsel yönü yoksaymak, sebeb-i nüzul, siyak/sibak gibi ayetlerin anlaşılması için olmazsa olmaz olan hususları reddeden bu ucube fikri savunmuyor. Zaten dediğim gibi Edip Yüksel ile birara yükselen bu akım layık olduğu noktaya yani marjinal bir alana hapsoldu şu anda.
Bu konuda Mustafa İslamoğlu'nun yazısı açıklayıcı mahiyette.. Arzu edenler okuyabilir. Yine ilgilenen arkadaşlar, yukarıda da linkini verdiğim, Mustafa Bey'in konu ile ilgili güzel yazısına (Kur'an, Hadisler ve İslami Çoğulculuk) ve altına eklenen; bir kitap hacmine ulaşmış konunun enine boyuna tartışıldığı yorumlara bakılabilir.
İlahiyatçı olduğunuzu söylemiştiniz yanılmıyorsam. Çabalarınız takdire şayan ama konuşulacak o kadar çok mesele, sizden yararlanacağımız onca önemli husus varken; vaktinizi bu ciddiye alınacak bir argümanı bulunmayan, marjinal hale gelmiş reddiyeci akımın sözcüsüyle harcamanıza da gönlüm razı olmuyor.
Saygılarımla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 10, 2006 02:11 PM
Bir sualim var sana/Ey dervişler ecesi.
Meşayih ne buyurur/Yol haberi nicesi.
Vergil suale cevap/Tutalım olsun sevap.
Şule kime gösterir/Aşk evinin bacası.
Dizeler Yunus Emre'den, beklenen cevap Emre bey
den.
Kuran'ın şeksiz şüphesiz Allah kelamı olduğuna
inancımız tam. Kuran kendini 'İç içe geçmiş manaların, sözün en güzeliyle anlatımı' olarak
tanımlıyor. Muradı ilahiyi tam olarak anlamak,
gaybı anlamak manasına gelir ki, bu insan için
idraki mümkün olmayan bir husustur. Dünyada geçir
diğimiz her günün sonunda, kainat kitabından edindiğimiz birikimlerle Kuran'ı her yeniden okuyuşta yeni manalara ulaşırız. Bu yüzden bin defa da okusak Kuran'a doyamayız. Akil adamların
Velilerin, Bilgelerin kitapları, sözleri bizleri
olgunlaştırır. Nebilerin, Rasullerin hayat hikaye-
leri bizleri edebe riayete zorlar. Her yeni öğren
diğimiz şey bizi geliştirir. Bu pozitif ilimler
açısındanda böyledir. Pekçok Müteşabih ayetin
manalarının açılması bu ilimlerinde katkısı ile
olmuştur. Sadece Kuran'la yetinelim demek, giderek
tüm ilimlere bile kapanmayı getiren bir dar tünele
hapsolmayı kaçınılmaz kılar. Unutmayalım ki Kuran
Rabbin katında bulunan Bir ana kitabın cüzidir.
Bu ana kitab, her satırı akıllı bir tasarım ürünü olan Kainat kitabıdır. İyi niyetle bile söylense,
sözlerimiz kırıcı olmamalı, yumuşak ve tevazu
eseri olmalı.Kuran sevgisi gerçek ise şüphesiz, bu
sevgi bizi doğruya kılavuzlar. ' Bu Kur'an insanın
kalp gözünü açan ışıklardan oluşur' Sevgi ile.
Levent.
Yazan: Levent Tarih: August 10, 2006 03:20 PM
Bazi arkadaslar yahudilerin kendilerini üstün saydiklarini söylüyor. Suudi Arabistan'a hiç gittiler mi ? Orada mesela zenci veya asyali müslümanlara hatta türklere nasil davranildigini gördüler mi? ABD veya ingilizlerin diger müslümanlardan üstün tutulmasini nasil açikliyorlar ?
Demekki Tevrat veya Talmud olmadan da insan irkçi olabiliyormus.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 10, 2006 03:22 PM
Ben de antisemitizme doğru kayıyor muyum ne!
Fanatikleştim iyice..Her gördüğüm ölü bebek fotoğrafı içimi paralıyor..
"iyi yahudiler de var Ece" diye telkinler vermeye çalışıyorum kendime..
zorluyorum, zorluyorum..Akyol u okumaya gidiyorum..o yazıyor ben okuyorum..aklımı çelsin istiyorum :(
biliyorum büyüklerim,
"Ece antisemitizm kötü bişeydir ne diyosun sen, kendine gel"; diye kulağımı çekeceklerdir..
"İsrail devleti ile İsrail halkını bir tutma" diye öğütler vereceklerdir..Napim elimde değil..her geçen gün hepsinden korkar hale geliyorum..Bu şekilde devam ederlerse,Hepsinden nefret eder hale geleceğimi de görebiliyorum...
Gidiyorum sivil yahudiler ne düşünüyorlar bir okuyayım diyorum, tartışma forumlarında , hepsi devletlerinin arkasında ve yaptıklarını onaylıyorlar..
Hepsi birer hazır asker gibi..
Ölen bebekler için üzgün olduklarını bile söylemiyorlar..
Nasıl bir beyin yıkamasıdır ,nasıl bir dindir bu, nasıl bir kitapları var ..
Dinler insanları sapkınlıktan kurtarmak için gönderilmemiş miydi..
Hahamlar nasıl fetva verir, çocuk ve kadınları öldürmek caizdir diye :(
hafsalam almıyor..
Ayşe Kulin in NEFES NEFESE sini okuduğumda nazilerin tümünden nefret etmiştim..
yahudilere acırdım PİYANİST filminden sonra da..
artık acıyamıyorum..
Allahım antisemitizm günah mı :(
elimde değil , her geçen gün ben o günaha doğru gidiyorum.. :(
Yazan: Ece Tarih: August 10, 2006 04:07 PM
savaş koşulları varken böyle bir tartışmanın meydana gelmiş olmasından bende üzüntü duyuyorum..ama Emre kardeşimiz bu savaşın Hz.Muhammed (as) ın sünnetine uymaktan çıktığını söylüyor.
sahih sünnetle uydurma haberleride birbirine karıştırıyor.taabbudi konularda dahi Allah resulünden daha iyi Kuranı anladığını iddia ediyor..ilginç..
ŞÖYLE DİYOR KENDİSİ..
(hayır tüm ayetler apaçık ve birinci anlamında öncelikle,bunu kabul ettikten sonra sembolik anlamlara kafa yorabilirsin.Ama onun(ikincil anlam) gerçekliğini bir tek Allah bilebilir.)
müteşabih ayetlerde benzer anlamlardan hangisnin birincil hangisnin ikincil anlam olduğu ayırt edilemez.bu yüzden müteşabih deniyor.
ben Kurana iki türlü dönüş yaptım.bütüncül dönüşte hz.Muhammed'e verilen görevi açıkça anlattım.parçacı yaklaşımda ise tamamen senin argümanların ve verdiğin ayetler öne sürülüyor.bana verdiğin tüm ayetleri tek tek ele aldım.daha fazlasını da ekledim.
senin söyleminle HARİCİ söylem arasında fark yok.
ve şunu ekleyeyim Kuran haricilerin ana dilinde geldiğinden Kuranı anlama problemleri yok.artı çok fazla Kuran okumakla meşhurdurlar.yeterince bütününe hakimler Kuranın.problem sathi bakış.
hariciler zamanında senin o çok yakındığın mezhepler falan yok güzel kardeşim.daha henüz hicretin ilk yüzyılı.sahabe dönemi.
senin bu metodunla hüküm yalnız Allah'ındır diyerek hz.Ali'yi şehid ettiler.biz bu sorunları bugün bulmadık.senin zihniyetinle de yeni karşılaşmıyoruz.
herkesin bütün ayetlerini apaçık bir şekilde anlayacağı Kuranı kerimden benim anlamadığım bazı ayetler var.benim aklım seninki kadar üstün bir akıl değil.bana açıklarsan sevinirim.
-ELİF LAM MİM
-KAF HA YA AYN SAD
-HA MİM
-HA MİM AYN SİN GAF
-TA HA
-YA SİN
bunlar sadece yan yana gelmiş harfler deme.hepsi birer ayet.bu apaçık olan Kuran neden kendini burda kapatmış?bunların ilk anlamı nedir?yan anlamları nelerdir?yoksa bunlar ayet değil midir?
siz toptan süpürüyorsunuz herşeyi.sahih rivayetle uydurma olanı,muhkem olanla müteşabih olanı hep karıştırıyorsunuz.size kaç tane ayet verdim.orjinalini verdim.hiç sünnete başvurmadım.
bundan sonra konuşulacak olan sadece felsefe olur.bilimsellik olmaz.ben bilimsel veri istiyorum felsefe değil.
ayrıca köpek etinin tadı nasıl?güzel mi?haşlayarak mı yiyosunuz,pirzola mı yapıyorsunuz?merak ettim doğrusu.
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 10, 2006 04:13 PM
Tunç Bey,
Irkçılığın her çeşidine lanet olsun, bunu İslam öğretisi 15 yy.dır söylüyor. Bazı müslümanların yaptığı yanlışlıkların İslam'a mal edilemeyeceği de ortada.
Bunlar ortada da sizin gündeminizi ne belirliyor? Tevrat ve Talmud olmadan ırkçı olunabiliyor elbet ama muharref Tevrat'a ve Talmut'a dayalı ırkçı Yahudi teolojisinin annesinin kucağındaki 10 günlük bebeleri bile vahşi ce katlettiği bu günlerde zaten İslam'ın karşı çıktığı ırkçılık gibi pislik bir yaftayı ne diye Müslümanlara karşı bir argüman olarak sunma çabasına giriyorsunuz? Sanki İslam teolojisinde ırkçılığa dair bir tek satır varmış gibi?
"Bazi arkadaslar yahudilerin kendilerini üstün saydiklarini söylüyor." demişsiniz. Hayır efendim; bunu biz değil muharref Yahudi teolojisi söylüyor. Biz sadece aktarıyoruz. Elmalarla armutları karıştırmayın. Eski Ahit'i okursanız bunu daha iyi anlayabilirsiniz. Ama Yahudi teolojisini temize çıkartacak argümanlarınız varsa seve seve dinlemeye hazırım.
Önceliğiniz nedir sizin? Yani sizin için önemli olan ne şimdi? Burada Suudî yönetiminin ya da halkının İslam'ı dört dörtlük temsil ettiğini söyleyenler mi oldu yoksa? İnançlısı inançsızı bütün vicdan sahibi insanlar bu vahşete lanet yağdırırken gündeme getirdiğiniz meseleler ile neden çaktırmadan Müslümanlara bindiriyorsunuz? Onlar değil mi yoksa bugün işgale uğrayan ve vahşice öldürülenler?
Yoksa Fransa'dan bakınca bulanık mı görünüyor dünya?..
İnsafla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 10, 2006 07:40 PM
Sevgili Deniz,sureleri ve Kuran'ı bir bütün halinde ele aldığında herşey apaçık ortadadır.Sen ayet cımbızlayanların yaptıklarını bana hiç getirme çünkü sen de aynı taktiği uygulayarak hadis dinini yaşatma gayretini sürdürüyorsun.
İster savaşla ilgili konularda olsun,istersen de dinin kaynağının ne olduğuyla ilgili konularda.
Kitabı baştan sona okuyunca hepsi apaçık bir şekilde gözüküyor.
Hayır peygamberin ve herkesin anladığı birdir çünkü ayetler apaçıktır.Hadis adı altındaki rivayetlerin hala peygambere ait olduğunu düşündüğünden bu yargında devam ediyorsun.
Tüm ayetler apaçıktır ve birinci anlamındadır.Yoksa isteyen dilediği ayeti birinci anlamında kabul eder,isteyen "bu semboliktir" der ve inkar ederek kendi uydurduğu anlamı din diye sunar ki zaten bugün ve her zaman bu komedi yapılmaktadır.Özellikle sufiler tarafından.....
Kuran bütündür ve tüm ayetler apaçıktır.O zaman hiçbir sorun kalmayacak,herkes sadece domuz etini haram kabul edecek,hiç kimse recm vahşetine veya çocukları sünnet adı verilen estetik ameliyatla düzeltmeye kalkma trajedisine başvurmayacak.....
Karadeliklerden bahsedilen ayetler bile o dönemde anlaşılmaz falan denilmeden sembolsüz bir şekilde apaçık gelmiştir.Ha o zamanın insanları belki yıldızların yutulduğu yer denilince ne demek istenildiğini anlayamadılar .Çünkü o günlerinin bilim ve teknolojisiyle bunun bilinmesine imkan yoktu.Ama bugün o ayetin ne dediğini açıkça anlaşılmıştır.
Yani ayetin apaçık ve kolay anlaşılır olması demek,senin bilginin o ayetin ne dediğini her zaman biliyor olması demek değildir.Ayetin apaçık ve kolay anlışılır olması demek,sembolsüz,perdesiz,doğrudan bilginin verilmesi demektir.Tıpkı karadelikle ilgili ayetin apaçık olması gibi.Eğer eski çağlarda insanlar "olmaz öyle yıldızların yutulması sembolik anlatım bunlar" deselerdi sadece inkarcılardan olup kendilerine yazık etmiş olacaklardı.Ve şimdi de ayetlere sembolik anlamlar yükleyip,apaçık birinci anlamlarını inkar edersek yine biz de inkarcılardan oluruz.
İşte tüm ayetler apaçık olduğu için,uydurma masal kitaplarına,ermiş ve dervişlere,uçuşan evliya veya kuşlara ,çeşitli başka kahin,tanrıcıklara ihtiyacımız kalmıyor.Yalnızca kuran,yalnızca Allah'ın sözleri.
Son olarak domuz etnin dışında diğer hayvanların etlerinin helal olması demek,hepsinden de ben tadacağım-sevmek zorundayım anlamına gelmiyor.Canım isterse yerim,istemezse yemem bu kadar basit.Köpeklerin etnin tadını merak ediyorsan sevgili dostum,korelilere sorabilirsin.Ama sakın onlara günah işlediklerini söyleyerek kendini ortak ilan etme :) Yalnızca tek Allah vardır ve O da peygamberine "de ki bunlardan başka haram bulamıyorum" de demiştir.
Gel bizde sadece Allah'a kulluk edelim sevgili kardeşim.Ortakları söküp atalım hayatımızdan.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 10, 2006 08:47 PM
SUAT BEY
teşekkür ederim.bana Deniz Hanım diyebilirsiniz.
benim Mustafa Beyin sitesindeki bu tartışmalardan haberim yoktu.bilseydim burayı böyle meşgul etmezdim.bu siteye yeni takılıyorum.
arkadaş Kurana dönelim deyince ben sadece Kuranı kullanarak cevap vermek istedim.söylenecek söz varmış demekki.vadesi dolmuş..
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 10, 2006 08:54 PM
Deniz Hanım,
Çok özür dilerim; inanın yazdıktan sonra aklıma gelmişti ama yorumu göndermiş oldum..
"bilseydim burayı böyle meşgul etmezdim" demişsiniz. Estağfirullah site benim değil; meşgul etme anlamında da söylemedim zaten.. Emeklerinizin zayi olmasına gönlüm razı olmadı sadece..
Lütfen özürlerimi kabul buyrunuz..
Saygılarımla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 10, 2006 09:37 PM
Sayin Suat Bey,
Sizin yazdiginiz yazilardan Islâm hakkinda bir çok sey ögrendim. Tahmin ediyorum Kur'an'i iyi biliyorsunuz. (Vesile ile samimi olarak tesekkür edeyim)
Peki Islâm'a gösterdiginiz bu ilgi ile türklerin çogunlugunu temsil ediyor musunuz? Tahmin ederim önemli bir karar almadan önce bunun dinimize uyup uymadigina bakiyorsunuz. Ama sizin gibi insanlar belki %20 dir, yani Kur'an'i, hadisleri bilen ve günlük hayatina uygulayan, Islâm'i yasayan. (Belki Blue, Ece, Deniz, Irfan ve Bekir Bey de sizin gibidirler) O halde ülkemizde meydana gelen her iyi seyin Islâm sayesinde oldugunu söyleyebilir miyiz? Veya Islâm düsmanlari bizim yaptigimiz her hatanin Kur'an yüzünden oldugunu söyleyebilirler mi?
Israil'in saldirganliginin yahudi teolojisine dayandirilmasi bizi bir çözüme götürür mü?
Bugün Israil saldirgan bir devlet. Acaba Israilliler her sabah Tevrat mi okuyorlar? içlerinde çok dindarlari da var, dinsizleri de. Meselâ dünya homoseksüelleri bu yil Gay Pride denen toplantiyi Israil'de yapmak istiyorlar.
Söylemek istedigim su : "Yahudiler kötü çünkü zaten onlarin dini kötü" dedigimiz zaman aslinda çözümsüzlügü kabul etmis olmuyor muyuz?
Ahirete kadar bütün yahudileri barisilmasi imkânsiz düsmanlar ilân ediyoruz.
Insan saldirganliginin sebebinin din olarak gösterilmesi bana yanlis geliyor.
Ïsrail'den daha fazla müslüman öldürmüs iki ülke söyliyeyim ben size : Iran ve Irak. (Sadece Iran'dan 1 milyon ölü) Her iki ordu da ALLAH ALLAH diye saldiriyordu.
Ikinci dünya savasindaki ülkelerin hemen hepsi hristiyandi. Incil'de var mi böyle bir öldürme emiri?
Demek istiyorum ki dünyadaki farkli dinden insanlar (dinleri emretse bile) savasmak zorunde degiller, savasmadilar da. Maalesef tersi de dogru : Ayni dinden insanlar birbirlerini mahvedebiliyorlar.
Islâm bizim için ahlâki bir referans. Ama etrafimizdaki dünyayi açiklamak için ne Islâm ne de diger dinler yetebilir.
Baska konularda sizinle hemfikirdik, bilimi dinlestiren bilimsel teorilere tapan yorumculara karsi çiktik beraber. Tersini de yapmayalim, dine bilim muamelesi yapmayalim diyorum ama galiba bu sefer Israil konusunda yanliz kaldim. Ama bence bilimde demokrasi olmaz, oy kullanarak gerçekler degistirilemez.
Savas, katliam, soykirim konulari Sosyoloji, psikoloji ve ekonominin açiklayabilecegi, jeopolitik isiginda anlasilabilecek konular.
Islam (veya yahudilik) neyin dogru neyin yanlis oldugunu gösteren referanslar. Irak savasindaki ölü sayisi ile petrol fiatlari arasindaki korelasyonu ne Kur'an ne de Talmud açiklamiyor.
Her konuda hem fikir olmak sart degil, Peyhamberimizin dedigi gibi "fikirlerin zitligi bizler için rahmettir"(SAV). Bu rahmete kavusmama vesile oldugunuz için içtenlikle yaziyorum, ALLAH sizden razi olsun.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 11, 2006 01:35 AM
Suat Bey
Emre Beyin son yorumunu okuduktan sonra ben size asıl teşekkür ederim.ben sanki bu arkadaşa hiçbir şey söylememişim.o kadar emeklerim boşa gitmiş.hiçbir soruma cevap vermiyor.ben bu sitenin acemisiyim.bu konularda insanların çok emek sarfettiklerini ve malesef bir sonuç alamadıklarını gördüm..
Hz. Ali 'de bu zihniyetle çok uğraştı ama sonunda şehid oldu.
Benim islam deyince ilk anladığım belki de tek anladığım şey güzel ahlak.din insanı kemale ulaştırıyorsa bir görev yapıyor demektir.yoksa tarihsel meseleleri din adına sabahlara kadar tartışmanın bir anlamı yok.bu iş zevk işi.
Emre beyle olan tartışmamı burda noktalıyorum.anlamı yok çünki.ben bir müslümana hz.Muhammed'in önemini anlatmak zorunda kaldığım için çok üzgünüm.
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 11, 2006 07:20 AM
Tunç Bey,
Bu sitede asıl ben siz de dahil olmak üzere birikimli arkadaşlardan birçok şeyler öğrendim. Allah sizden de razı olsun. Bilmukabele..
Ben ilahiyatçı değilim; son derece seküler eğitim aldım. Dindar da sayılmam; keşke dindar olabilsem. İslam'ı çok iyi bildiğimi de iddia etmedim hiçbir zaman; okuduklarımı ve düşüncelerimi paylaşıyorum. İslam'a, Hz.Peygamber'e(sav) ve O'nun yaşantısına aşık olmuş bir sevdalıyım sadece. Sıkıntılı bir arayış dönemi geçirdiğim ve bu dönemimde farklı varoluş felsefelerinin bakışlarını araştırdığım ve teolojik karşılaştırmalar yaptığım için nihai nokta da bütüncül bakışa ve felsefi dayanağa büyük önem veriyorum.
Başka bir ilmekte de yazdığım gibi bugünkü sorunu anlama için resmin bütününe bakmak şart. Siz kendiniz için belki "bütün bakıyorum" diyorsunuz ama ayrıntılarda kalıyorsunuz.
Şunu söylemeye çalışıyorum. Verdiğiniz örnekler meseleyi karşılamıyor. Ne ben ne de başka birisi Müslümanlar dinini yaşıyorlar demedi ki? Aynı şey yahudiler için de geçerli.. Mesela alın bir örnek de benden: Dünyanın en azılı ateistleri yahudiler içinden çıkmıştır. Ama ağlama duvarında kendini perişan adan yahudi de çoktur. Ayrıca dünyadaki savaşların büyük çoğunluğunun ekonomik nedenlerle çıktığını din savaşı gibi görünen savaşların büyük kısmının aslınada ekonomik paylkaşım savaşları olduğunu birok kereler biz söyledik zaten. Bzim söylediklerimizi yine bize karşı neden kullanıyorsunuz? Irak-İran savaşını örnek verirken Irak'ı İran'ın üzerine kimin ne amaçla saldırttığını vurgulamazsanız bakışınız sığ kalır. Biz meselenin bütünlüğüne bakıyoruız. Ve bugün bu noktaya gelen Batı uygarlığının felsefi temellerine iniyoruz. 300 yılık batı uygarlığının dünyanın başına sardığı felaketleri, ahlakı olarak getirip bıraktığı noktaları konuşuyoruz. Yahudilerle hiçbir sorunumuz olmadı; tarih buna şahittir. Düşmanlık tohumları eken biz değiliz. Ama işgal edip bebeklere varıncaya kadar öldürenler onlar olunca ve bu yaptıklarını da kutsal kitaplarına dayandırdıklarında , hahamlarıyla kadın ve çocuk katliamlarına aleni destek verdiklerinde biz "aman düşmanlık yaratmayalım" deyip direnmeyecek miyiz? Düşmanlığı yaratan, işgal eden, sömüren, katliam yapan biz miyiz onlar mı? Ve siz ne öneriyorsunuz? Ne yapalım? Nasıl bir barış yapalım? Bu zulmü nasıl bitirelim? Bundan hiç bahsetmiyorsunuz. Ölen 10 günlük bebeğin kendi yavrunuz olduğunu düşünerek bu sorulara cevap vermeyi deneyin. "Kök sebep" kavramını düşünün; olan-bitenin kökenleri nereye dayanıyor? Bütüncül bakış dediğim budur.
İsrail konusunun hangi boyutunda anlaşamıyoruz? Zulum? teoloji? Cür'etkarlık? Ardına aldığı materyalist uygarlık? Bunun dayandığı felsefe? Hangisi? Bana İsrail'in konusunda tüm bu konuda yazdıklarımdan hareketle hangi noktalarda farklı düşündüğümüzü maddeler halinde yazarsanız bunu belki anlayabilirm. Sizin şimdiye kadar yazdıklarınızdan, fikirlerinizi net kavrayamadım. Örnekler vermekten ziyade felsefi bir çıkarım istiyorum sizden.
Ayrıca şunu söyleyeyim. İslam temel prensipleri sunar ve insanların bu temel kaideler çerçevesinde dünya hayatlarını bakmalarını ister. Bu temel bakışlardan birisi de her türlü zulme karşı çıkma ve her koşulda adaleti tesis etmeye gayret etmedir. İhtilaf rahmettir; amenna ama temel meselerde ihtilaf rahmet değil ayrılık getirir. Pragmatik çıkarımlar İslam'ın temel esaslarına terstir. Neyse. Bu konuya İsrail konusunda "benimle temel ayrılık noktalarınızı" ve "çözüm önerilerinizi" dinledikten sonra devam edelim..
Saygılarımla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 11, 2006 10:49 AM
Çözüm arayisi ?
Suat Bey,
"Sizin şimdiye kadar yazdıklarınızdan, fikirlerinizi net kavrayamadım. " demissiniz, sorumluluk bana ait ve sebebi çok açik : maalesef ne ben de ne de yakinimdaki müslümanlarda net bir çözüm yok.
Aklimda net olan tek sey Hz Muhammed'in örnek alinmasi gerektigi. Yerimizde o olsaydi ne yapardi?
Bildigim kadariyla Islâm'in dogusu sirasinda O'na ve yakinlarina da çok zulüm yapildi. özellikle baslarda müslümanlar çok zayiflardi ve Hz Muhammed dogrudan savasarak müslüman kiydirmak istemedi. Benim çikardigim sonuçlar sunlar :
1) Mutlak üstün bir askeri güç karsisinda temkin,
2) Savas sirasinda sivillere kiliç kaldirmamak,
3) Karsi taraftan önemli kisilerin gönlünü fethetmek.
Zannediyorum haftalardir Mustafa AKYOL'un vermek istedigi mesaj da bu 3 numara : Bugün için canîlerin kampinda olsa da her insan fikir degistirebilir.
Baska bir ilmekte Hz Hamza'nin katili Vahsi'nin önce müslüman sonra sehit olusunu hatirlatmistim.
Çok fazla felsefî boyuta girebilir miyim bilmiyorum. Ama sunu diyeyim : Yahudileri degil insani savunmak istiyorum. Hz Muhammed'in ordusundaki askerlerin önemli bir kismi eski putperestler hatta müslüman katilleri degil miydi?
ölen çocuk fotograflari aklimizi basimizdan aliyor, intikam istiyoruz. Benim de iki kizim var ve ALLAH sahidimdir, her aksam onlari beslerken Lübnan'daki insanciklar geliyor aklima. Ama içinde yasadigimiz günler benim gibi siradan bir insan için fazlasiyla siradisi.
Yahudilerden önce nefsimize karsi mücadele etmeyi öneriyorum bir "yöntem" (çözüm degil) olarak. Nefsimize hakim olalim, kendi evlatlarimiz bile ölse Cihad ile Intikam'i birbiriyle karistirmayalim demek istiyorum. Israil askerlerini, amerikali gazetecileri, avrupali parlementerlerin henüz vicdanlarinin sesini duyamayan insanlar oldugunu düsünelim, Islam'i yok etmeye programlanmis birer robot degil.
Israil devleti elinde nükleer silah dahil her güce sahip. Finansal baski ve lobi ile neredeyse bütün dünya Israil'in önünde kuzu gibi olmus.
Hz Muhammed'in yolunu izlemek disinda bir seçenek görmüyorum.
Bilmiyorum buradan yola çikarak bir çözüme varabilir miyiz?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 11, 2006 02:33 PM
Tunç Bey,
Yazdıklarınıza bütün kalbimle katılıyorum. Yalnız "intikam istiyoruz" kısmı için küçük bir şerhim var. Bunu isteyenler vardır elbet ve öldürülen 10 günlük bebeğin babasını, bu kahredici olay yüzünden kabaran öfkesi için "sen intikam istiyorsun" diye suçlayamam. Ama ona, bu vahşeti yapanların tasavvur bile edemeyeceği, Kur'an'ın bir ahlak abidesi olan ilahi buyruğu hatırlatırım: "Bir topluluğa olan kininiz sizi onlara karşı haksızlık yamaya sevketmesin" İşte İslam ahlakı budur.
Dün dünya terör alarmına geçti bildiğiniz gibi. Bu terör alarmının - bunun için bir kanıtım yok ama -yükselen İsrail/ABD karşıtlığını dengelemek ve İsrail'in katliamlarını meşrulaştırmak olduğunu düşünüyuorum.
Buna rağmen küçük de olsa müslümanların bu eylemi planlaması ihtimali karşısında tüm kalbimle "Allah korusun" dedim.İnanın aklım yerinden oynayacak gibi oldu. Yani "tuhh yakalanmışlar, ne olurdu yakalanmasalardı da şu gavurlara gününü gösterselerdi" demedim. Bunu vicdan testi olarak görebilirsiniz; intikam isteyen birisi böyle düşünür mü?
Efendimizin yolu, yolların en güzeli.. Evet özellikle Mekke dönemini, ve Medine devrinin siyasi politikalarını çok iyi tahlil etmek gerek.. Bu anlamda ben Mustafa Bey'in savunduğu görüşe hiçbir zaman karşı çıkmadım zaten. Tam aksine bu çabaları her zaman birçok yorumumda da görüleceği üzere destekledim.
Bir yandan intikam duygularına kapılmadan zulme ölçülü tepki gösterip, bir yandan da stratejimizi belirleyebiliriz. Saydığınız üç maddeye de katılıyorum;fakat ben bu "temkinli olmayı" kuzu gibi olmak olarak almıyorum. Peygamberimizin Mekke döneminde onca zulme, işkenceye maruz kalmasına rağmen davasından bir adım bile geri atmadığı, 3 yıl süren korkunç bir boykota rağmen Hakkı haykırmaya devam ettiğini de belirteyim. Bu anlamda sivillere bulaşmayan bir direnişi desteklemek, işgalciye karşı vargücü ile karşı koymak masa başında da önemli bir koz sağlayacağından bu "temkinli olma" siyasetine aykırı değildir. Değişik fraksiyonlar bu rolleri paylaşabilir. Yani "temkin" ile "bırakınız yapsınlar" arasındaki çizgiye dikkat diyorum.
Size benim bu konudaki reasksiyonum, verdiğiniz ekstern örneklerden ve bu örneklere dayalı genellemeleri tutarsız bulmamdan kaynaklanan bir tepkiydi. Yani bu şekilde uç örnekler vermenize ve bize "örnek alınacak şahsiyetler" olarak bizim asla izleyemeyeceğimiz bir yolu izleyerek bugünkü materyalist uygarlığı kuranları göstermenize idi benim tepkim.
Yoksa yukarıdaki sözlerinizi ilk başta yazsaydınız asla itiraz etmeyeceğim gibi altına imzamı da atardım. Madem şimdi söylediniz, o halde ben de, yukarıdaki -sizin de hemfikir olacağınızı umduğum- küçük şerhlerle birlikte şimdi atıyorum imzamı.. :-)
Saygılarımla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 11, 2006 04:36 PM
Ilâhi buyruk
Kur'an'daki bu ayeti bilmiyordum, sagolun Suat Bey. Basindan beri çirpinmam bu hatirlattiginiz bu ayette zaten özetlenmis :
"Bir topluluğa olan kininiz sizi onlara karşı haksızlık yamaya sevketmesin"
Bu zor günlerde ALLAH hiç birimizi yolundan ayirmasin, amin.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 11, 2006 10:29 PM
Sayin Suat Bey,
"israil'e karsi ne yapmali" konusunda Sayin Muhammed Ali DİKTAŞ çok güzel bir yorum eklemis, gözünüzden kaçmasin.
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 14, 2006 01:07 AM
Teşekkürler Tunç Bey,
M.Ali Bey'in yorumunu okumuştum. (M.Akyol.org.a eklenen her yorumu mutlaka okurum :-)) Çok önemli ve benim de her zaman söylediğim bir hususun altını çizmiş. İslam'da ebedi olarak lanetlenmiş bir Yahudilik kavramı yoktur. Bu İslam'ın temeline aykırıdır; çünkü her çocuk İslam fıtratı üzre doğar..
M.Ali Bey ne güzel yazmış:
Zaten bizim değindiğimiz de alıntıda altını çizdiğim hususlar. Bu "lanetlenmiş zihniyet" ve bu zihniyetin teolojik kökeni. Müslümanlardan geniş kitleler yahudilere kızarlar ama bunun sebebi yahudilerin ebedi lanetlenmişliğine inanmalarından ziyade yahudilerin çoğunluğunun bu "lanetlenmiş zihniyete" uygun davranışlar içinde bulunmalarıdır benim kanaatimce. Çünkü ben okuduğum hiçbir İslamî kitapta Yahudilerin ebedi lanete uğradıkları gibi bir yoruma rastlamadım şimdiye kadar.
Hüseyin Hatemi Hoca bir yazısında şöyle diyor:
Her harfine aynen katılıyor ve aynı duyguları hissediyorum.
İlahi emir zaten ortada değil mi?: ''Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin" Amenna ve saddakna..
Tekrar teşekkürler.
Hürmetlerimle.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 14, 2006 01:53 AM
Teşekkürler Tunç Bey,
M.Ali Bey'in yorumunu okumuştum. (M.Akyol.org'a eklenen her yorumu mutlaka okumaya çalışırım. :-))Çok önemli ve benim de her zaman söylediğim bir hususun altını çizmiş. İslam'da ebedÎ olarak lanetlenmiş bir Yahudilik kavramı yoktur. Bu İslam'ın temeline aykırıdır; çünkü her çocuk İslam fıtratı üzre doğar..
M.Ali Bey ne güzel yazmış:
Zaten bizim değindiğimiz de alıntıda altını çizdiğim hususlar. Bu "lanetlenmiş zihniyet" ve bu zihniyetin teolojik kökeni. Müslümanlardan geniş kitleler yahudilere kızarlar ama bunun sebebi yahudilerin ebedi lanetlenmişliğine inanmalarından ziyade yahudilerin çoğunluğunun bu "lanetlenmiş zihniyete" uygun davranışlar içinde bulunmalarıdır benim kanaatimce. Çünkü ben okuduğum hiçbir İslamî kitapta Yahudilerin ebedÎ lanete uğradıkları gibi bir yoruma rastlamadım şimdiye kadar.
Hüseyin Hatemi Hoca bir yazısında şöyle diyor:
Her harfine aynen katılıyor ve aynı duyguları hissediyorum.
İlahi emir zaten ortada değil mi?: ''Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sevketmesin"
Tekrar teşekkürler,
Saygılarımla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 14, 2006 01:23 PM
okurken dikkatimi çekti. yeniden yukarılara çıkıp kim olduğunu bulmaya çalışmayacağım ancak bir soru vardı kurandaki sir kaç harften oluşan surelerin ne olhduklarına dair. şunu söylemek isterimki onlar besmelenin bir başka ruh aleminde tekrar söyleniş hali. bunlar yazılmasa olmaz. bu yüzden pek çok tartışma var bu konuda. ama dediğim gibi o harflerin sure sayılmasınıan sebebi başka bir ruh halindeki besmelenin tekrar bulmasındandır.
saygılarımla
Yazan: cebir tozkoparan Tarih: September 2, 2006 10:37 PM
hazreti Peygamberin iki gözümün nuru dediği torunu Hz Hüseyin'i kimler katletti?Yahudiler mi?Başka hiç bir şey istemiyorum,sadece bu sorunun cevabını istiyorum...Hatırladığım kadarıyla müslümanlar katletmişti.Nedir bu yahudi düşmanlığı,Allahtan korkun...Her milletin zalimi vardır.İslamda yahudiler lanetli bir kavim değildir,kimse uydurmasın.Şimdi beni de dönme yaparlar,evet ailem dönme,Selanik dönmesi...Elhamdulillah,rabbime şükürler olsun son hakikatteyim.Ama unutulmasın yahudilerin arasında göz yaşartacak düzeyde merhametli,adaletli,vefalı insanlar var.yAHUDİLER ADETA MÜSLÜMANLARIN günah keçisi oldu.Günah putcukları olan bir topluluk asla günahlarını hatırlayıp,vicdan muhasebesi yapmaz,sürekli günah keçisine küfreder,onu sopalar.Unutulmamalıdır ki ne kul hakkı yiyen müslümanlar var...,hem de çatır çatır,ben müslüman tarafından zulme uğrayıp hakkı yenmiş müslümanım,ne yahudisi,ne mahudisi,ne oluyoruz,neyi konuşuyoruz!!?Vicdanlı olun,Allahtan korkun.Yahudilerin Allah tarafından lanetli kavim olduğu yalanı bile yıllarca inandırıldı bize...Hay Ya Rabbim!!!!
tan korkun,heryüzünde her şey bir imtihan
EĞİTİMCİ-YAZAR Ö.FARUK RECA
Yazan: faruk reca Tarih: February 9, 2007 03:17 AM