« Müslümanca Öz Eleştiri I: Din Özgürlüğü | Ana Sayfa | 30 Ağustos'u Kutlamak — Ve Yeniden Düşünmek »
August 29, 2006
Cumhurbaşkanı'nın Dünyası
Cengiz Çandar, hükümetin Lübnan'a barış gücü askeri gönderme kararını yorumladığı bugünkü yazısında, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in aynı konuda hükümeti eleştiren sözleri hakkında şunları yazmış:
[Sezer'in] Cuma günü [Lübnan'a asker göndermeye] neden karşı olduğunu sıralarken ileri sürdüğü gerekçeler, Ankara’da Çankaya’da oturup, kapısını ve pencerelerini dünyaya kapatan bir emekli memurun ruh haletini yansıtıyordu; tarihin bu döneminde Türkiye gibi bir ülkenin yönetim sorumluluğunu üstlenmiş bir devlet adamının sahip olması gereken bakış açısını değil. Açıklamaları affedilmez “maddi hatalar”la da doluydu. Fransa ve İtalya, Lübnan’a asker göndermekte ayak sürürken “bizimkilerin maşallah konunun üzerine atladıklarını” söylediği sırada, Fransa 2000, İtalya 3000 askerle katkı yapacağını Brüksel’deki AB toplantısı sırasında açıklamışlardı. Konunun üzerine “maşallah” atlamakla suçladığı hükümetin Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı ise, bir hafta içinde Lübnan, İsrail, Filistin ve Suriye’de temaslar yapmış olan tek yabancı yetkiliydi. Tam tersine, hükümet tam olarak “yoğurdu üfleyerek yemek” görüntüsündeydi. Bir Cumhurbaşkanı, güncel gerçeklerden bu kadar habersiz, onlara bu kadar kapalı olabilir mi?
Lübnan'a asker gönderilmesi konusunda kesin bir tavrım yok. Ancak Sezer'in tavrında ortaya çıkan şaşırtıcı bilgisizlik ve "kapalılık" çarpıcı. Bu "zihinsel dünya" içinde düşünen Sayın Cumhurbaşkanı'nın başka konulardaki fikirlerine de ne kadar itibar etmek gerek, varın siz hesaplayın.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 29, 2006 12:22 PM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)


Sayın Akyol,
Her Türk vatandaşı gibi Sn. Cumhurbaşkanı da Türk milliyetçiliğinin Türk entellektüel yaşamı üzerindeki korkunç hegemonyasını dikkate alarak konuşmak ve siyaset yapmak durumundadır. Sn. Cumhurbaşkanı'nın "pencereleri dünyaya kapalı" da kiminkiler açık? Dünyada II. Cihan Savaşı diye bir büyük savaş olmuş, sonunda Faşizm kahredilmiş, ama Türkiye'nin haberi yok! Batı ülkelerinde düşünürler, yazarlar "söylenmedik söz" bulmakta güçlük çekerlerken, ülkemizde tonla şey -herkes bildiği halde- hala söylenemiyor. Misal mi istiyorsunuz: "Herkesin NATO'ya savunma için girmiş olduğu halde Türkiye'nin adeta para kazanmak için girdiği". "Yabancı sermayeye davetiye çıkartmanın Türk ırkından sanayici çıkmadığı gerçeğinin itirafı olduğu". "Japon İttihatçılarının ülkeyi felakete sürükledikten sonra hara-kiri yapmış oldukları halde bizimkilerin yurtdışına kaçtıkları". Bu misalleri çoğaltarak başımı derde sokmak istemiyorum. Ne zaman ki Türkiye bu ve benzeri gerçeklerin serbestçe ifade edilebildiği bir ülke olur, Sn. Cumhurbaşkanı da siyaset yapma tarzını işte o zaman değiştirir. Emin olun!
Saygılarımla,
Murat Aygen
Yazan: Murat Aygen Tarih: August 29, 2006 02:20 PM
Lubnan Konusu'ndaki goruslerimi ile ilgili olarak kendo blogumda yazdigim ve bi kopyesini de burada diger bi ilmekte koydugum yazida ifade etmstim. Ozetle "gidelim, kafamizi kuma gomemeyiz, ve yanigin biz gelmeden mudahil olmaliyiz. Fakat "rules of engagement" (gorev kurallari) cok mglak olduguna gore ve bast Israil ve AB olmak uzere herkes kendi arzusuna gore yorumladigna gore orda Israil ABD'nin kirli planlarinin taseronlugunu yaopmaya degil adil ateskes gozlemcisi, ve/veya yara sarici rolu ile gidelim" demis idim.
Daha sonra Cngiz Candar'dan once (ki onun motifleri de biraz sorgulanablir) Reis-i Cumhur Sezer'in gene Sezerligini yaptig haberi uzerine su yorumu dusmus idim 4-5 gun once:
--------------------
On August 26, 2006 at 5:54 am bekirlyildirim Said: |Edit This
Asagidaki Hurriyet-26 Agustos- haber kupurunu koca TC’nin Cumhurbaskaninin politik tahlil seviyesini, entellektuel derinligini gostermesi acisindan ibretlik olarak ekleyeyim dedim not olarak. Benim 12 yasindaki yegenim bundan daha sofistike, tahliller yapabiliyor ayni konuda. Ozet olarak Reis-i Cumhur: “Biz niye gidelim, bize ne yarari var; biz buyuk ulkemiyiz? Buyuk ulkeler yapsin. Sirtimzi sivazlyip bizi kandiriyorlar” diyor. Bu ulkede cumhurbaskani olmak bu kadar kolay olmamali.
—————————————–
Sezer: Lübnan’a asker yollanmasına karşıyım
Enis BERBEROĞLU/ANKARA
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Kara Kuvvetleri Komutanlığı devir teslim töreninde, Türkiye’nin Lübnan’a asker göndermesine net bir dil kullanarak ’karşı’ olduğunu açıkladı. Sezer, askeri insani yardımın ’asker eliyle’ yapılmak zorunda olmadığını vurguladı.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nın arka bahçesine kurulan protokol çadırında Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’e yaklaşırken açıkçası tek beklentimiz birkaç nezaket cümlesinden ibaretti.
Ketumiyeti ile bilinen Cumhurbaşkanı Sezer yakın mesai arkadaşı ve aile dostunun kızı NTV sunucusu Ece Özbek’le birlikte poz verirken çok keyifliydi.
Ama Lübnan’a asker yollanması konusunda görüşü sorulunca bu tablo aniden değişti. Sezer ciddileşti ve gazetecilerden gelen her soruda gündemi sarsacak cümleleri peşpeşe sıraladı:
n Sayın Cumhurbaşkanı Lübnan’a asker yollama konusundaki görüşünüz?
- Lübnan’a asker yollanmasına karşıyım, başka ülkelerin ulusal çıkarlarını korumak görevimiz değil.
n Ama efendim, askerin insani yardım için gideceği söyleniyor.
- İnsani yardıma karşı değilim ama BM’nin 1701 sayılı kararı asker eliyle insani yardım öngörmüyor.
n Karar ateşkes bile içermiyor deniliyor.
- Evet karar iyi niyetli değil, sadece husumetin durdurulması isteniyor.
n Sizce Türk askeri çatışmanın içine mi çekilecek?
- İnsani yardım ancak savaşta asker eliyle yapılır, barışta sivil örgütler yapar.
n Sadece BM kararının eksikliği mi söz konusu?
- Bizim hiçbir ulusal çıkarımız yok. Başkalarının ulusal çıkarları için asker yollamaya karşıyım.
n BM kararı değişirse asker yollama konusundaki görüşünüz de değişir mi?
- Büyük devletler kararın içeriğini araştırırken sorarken, maşallah biz karar çıkmadan talip olduk.
n PKK konusunda hiçbir yardım alamadığımız eleştirilerine katılıyor musunuz?
- Türkiye’nin kendi iç güvenlik sorunları varken başkalarının sorunlarını çözmek görevimiz değil.
n Türkiye bölgenin büyük devletidir, asker yollamalıdır görüşüne yorumunuz nedir?
- Bizden daha büyük ülkeler yollamazken bizim sırtımız sıvazlanıyor asker isteniyor. Türkiye büyük devletse asker gönderse de göndermese de bu görüntü değişmez.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 29, 2006 03:12 PM
Asagidaki yaziyi Lubnan'a askler gonderme mevzuunda yetersiz bulmama ragmen Sezer'in meselelere yaklaskimi ve fikirsel kafasitesi acisindan ilginc buldum:
http://zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060829&hn=340069
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 29, 2006 04:14 PM
Sezer, MGK toplantısında anayasayı Ecevit'in suratına fırlatmak için askerlerin toplantı salonuna gelmesini beklemişti. Bir ülkenin başbakanına onur kırıcı bu muameleyi başbaşa yapmak yerine, herkesin içinde yapmayı tercih etmişti. Özkök'ün "isterseniz sizi buradan kurtarayım Cumhurbaşkanım" şeklindeki latifesine de "benim kurtarılmaya ihtiyacım yok !" diye cevap vermesi ise çok çirkin.
Ben bir vatandaş olarak Sezer'in hareketlerinin sonuçlarına katlanmak durumunda mıyım? Artık yeni bir krize yol açmadan bir an önce emekli olup gitse de bu millet de önündeki takozlardan birinden daha kurtulsa...
Yazan: blue Tarih: August 29, 2006 06:12 PM
İlk başta bizler şuna karar vermek zorundayız. Bizim için öncelik ahlak mıdır yoksa politika mıdır? Yani dünya siyasetinde söz sahibi olmak için her türlü vahşetin arkasında mı yer almak bizim zihniyetimizde asıldır yoksa ne olursa olsun hakkın, haklının yanında saf tutmak mı? Bugün bebekleri, kadınları kendi inançları uğruna katletmeyi meşru ve hatta gerekli sayan bir çete zihniyetinin yanında asker gönderip destek olmayı konuşuyoruz. Ama olayın vahametinden uzak tamamen apayrı bir noktada dolaşıyor ve cumhurbaşkanının sözlerini tartışıyoruz. Bana göre ilk önce biz Türkiye Devleti olarak neyiz hangi zihniyete sahibiz ve amacımız nedir sorularına cevap aramak zorundayız. Yoksa ne olduğunu tanımlayamamış bir ülke olarak siyonist çete zihniyetinin köleliğinden hiçbir zaman kurtulamayız ve hiçbir zaman özgürlüğümüzü elde edemeyiz.
Yazan: Yahya Tarih: August 29, 2006 06:23 PM
Asagidaki haber kupurunu Cumhurbaskani'nin capini gostermesi acisindan ilginc buldum. Lubnan'a asker gonderme mevzuundaki muhakemesi "bize ne, biz buyukmuyuz; baskalarinin menfaatini korumak bize mi dustu" olan, laikligin "din ve vijdan hurriyetine indirgenmesinden" alarm zillerini calan ve emeklilik Kanun tasarisi'ni veto ederken "yaw hayat beklentisi 66" diyerek calisan insanin hayat beklentisi ile dogustaki hayat beklentisi kavramlarini karistiran, ve "Cumhurbaskanim burdaki artmetik yanlis diyecek birtek danismani, memuru, sekreteri veya caycisi bulunmayan" Sezer aslinda hicte KENDI DUNYASINDA yasamiyormus. Bakin TC'nin REis-i Cumhur'u Nelerle mesgul imis:
Yeni Şafak › Gündem ›
Din eğitimi yetersiz’ dedi Sezer soruşturma açtırdı
Eğitim-Bir-Sen Tokat Şube Başkanı Mumcu, din eğitimini yetersiz bulduğunu söyledi. Açıklaması Cumhuriyet gazetesinde Deniz Som’un köşesinde yer alınca, Cumhurbaşkanı Sezer, Mumcu için soruşturma talimatı verdi
YAKUP BULUT ANKARA
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye’de din eğitiminin yetersiz olduğunu, manevi değerlerden yoksunluğun öğrencilerde şiddeti körüklediğini söyleyen sendikacı hakkında soruşturma talimatı verdi.
Cumhuriyet gazetesinden Deniz Som’un dikkat çekmesi üzerine harekete geçen Cumhurbaşkanı Sezer’in Tokat Valiliği’ne verdiği yazılı talimat doğrultusunda Eğitim-Bir-Sen Tokat Şube Başkanı Bedrettin Mumcu hakkında soruşturması için inceleme başlatıldı.
Eğitim-Bir-Sen Tokat Şube Başkanı Bedrettin Mumcu, 2005-2006 Eğitim Öğretim Yılı’nın sona ermesi nedeniyle basın açıklaması yaparken, okullarda şiddet konusunu ele aldı. Mumcu şiddete 2 gerekçe gösteriyor ve şöyle diyordu: “Bazı okullarımız, ne yazık ki şiddet olayları ile gündeme geldi. Olaylarda gözden kaçan önemli bir husus ise, öğretmenlere yönelik şiddet uygulamaları va saldırılardı. Şu hususu belirtmek isteriz ki, öğretmenin yaşam standardının düşüklüğü sebebiyle uğradığı mesleki imaj kaybı ile din ve ahlak eğitiminin son derece kısıtlanmış oluşunun getirdiği manevi değerlerden yoksunluk, okullardaki şiddetin 2 temel besleyici zeminini oluşturmaktadır.”
Türkiye’de din eğitiminin yeterli seviyede olmadığını söyleyen Mumcu’nun açıklamalarından önce Cumhuriyet gazetesi yazarı Deniz Som rahatsız oldu.
CUMHURİYET’TEN SEZER’E PAS
Som köşesinde Tokat’ta bir bayan doktorun başörtülü olduğunu eleştirirken, Mumcu’nun açıklamasına yer vererek, “İktidar İslamcıların elinde olmasa, Tokat’taki öğretmen Bedrettin Mumcu basın toplantısı düzenleyip de Türkiye’de din eğitiminin kısıtlandığını ve bunun olumsuz sonuçlara neden olduğunu, din eğitiminin daha ileri bir aşamaya getirilmesi gerektiğini söyleyebilir miydi?” dedi. Cumhuriyet’in yorumu Çankaya’yı harekete geçirdi. Cumhurbaşkanı Sezer de Mumcu hakkında soruşturma açılması için Tokat Valiliği’ne talimat verdi. Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği’nden gelen talebi değerlendiren Tokat Valiliği soruşturma için inceleme başlattı. Tokat Milli Eğitim Müdürlüğü ilköğretim müfettişleri inceleme çerçevesinde dün Mumcu’nun savunma beyanını aldı. İnceleme tamamlandıktan sonra disiplin soruşturması açılmasına karar verilecek.
Hangi kanuna aykırı?
Mumcu’nun sözkonusu basın açıklamasını öğretmen olarak değil Eğitim-Bir-Sen Tokat Şube Başkanı olarak yaptığını belirttiği öğrenildi. Mumcu sendikalarının eğitim ve bilim hizmetleri kolunda kurulu olduğunu hatırlatarak, bu açıklamanın sendikal faaliyet kapsamında değerlendirilmesini istedi. Mumcu şöyle dedi: “Basın açıklamasının bir memur tarafından yürüttüğü kamu göreviyle bağlantı kurulmak ve bir gazetede yayımlanan yazı esas alınmak suretiyle inceleme konusu yapılmasının personel ve disiplin hukuku hükümleri açısından doğru bir uygulama olmadığı kanaatimdeyim. Diğer taraftan basın açıklamasında var olan sebebin din ve ahlak eğitimindeki kısıtlamalar kaynaklı manevi değerlerdeki eksiklik olduğu yönündeki değerlendirmenin halen yürürlükte bulunan mevzuat hükümlerinin hangisine aykırılık oluşturduğunu belirlemekte sıkıntı çekiyorum”
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 30, 2006 07:26 AM
Sayın Cumhurbaşkanımız, "ulusal çıkarımız yok" diyor ama Cumhurbaşkanımız'ın da ait olduğu sol cenahın yılmaz bekçilerinden ve değerli devlet adamlarımızdan Murat Karayalçın öyle düşünmüyormuş.
İzlenimler'de Fethi Bey o nefis üslubuyle Karayalçın'ın sözlerini epey gırgıra almış. Buraya alıntılayayım da biraz eğlenelim:
"Türkiye’nin ihracatta yaptığı büyük hamle hepimizin dikkatini çekiyor olmalı. Bu gurur verici gelişmeye son katkı SHP genel başkanı Murat Karayalçın’dan geldi. Hükümet’in Lübnan’a asker gönderme kararına “sürpriz” bir destek veren SHP lideri aynı zamanda Türkiye’nin bölgeye rejim ihraç edebileceğini de ileri sürmüş. Haber şu:
Bu hamle çok güzel, fikirden dolayı tebrik ederim yalnız benim bildiğim ihracat hamlesinde esas hedef daha zengin ülkeler değil midir? Mesela AB, ABD, Uzakdoğu ile olan ihracatımızın artması Ortadoğuya göre daha mı önemsizdir? Karayalçın’ın bu cin fikrinin geliştirilmesini arzu ediyorum. Bahsettiği rejim değişikliğinin bir an evvel ABD yanında İngiltere, Japonya, İsveç, Hollanda gibi krallıklara da ihracı gündeme gelmelidir. Mesela bu ülkelerde belli rütbelerdeki generallerin görev değişimi yaparken başbakan, bakan vs. sivilleri fırçalamalarıyla işe başlanabilir.
Türkiye’deki müreffeh, huzurlu ortam ve ekonomik zenginlik neden başka ülkelere de nasip olmasın? Hep kendimizi mi düşüneceğiz, bravo Karayalçın."
:-)))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 30, 2006 11:00 PM
Size, Fehi Bey gibilere de birsey begendirilmiyork Suat Bey! Karayalcin elini tasin altin koymus, kendi ulkesinin nimetlerinden digerlerini mahrum birakmamak icin planlar yapmis. Siz naaptiniz?
Ben sizinkiler gibi sorumsuzluk ve de yikicilik yerine "problemin cozumu degilsen, sebebisin" dusturu geregi Karayalcin'in gayeleri dogrultusunda asagidaki spesifik aktiviteleri teklif ediyorum:
1) Onur Oymen onderliginde bir heyeti basta Lubnan, ve Filistin omak uzere butun Ortadogu ulkelerin gonderip, ulkelerin vals, tango, cha cha ve casa de noble ihtiyaclairini tesbit edip bolgenin cagdaslasmasi, ve laiklesmesinin on sarti olan dans hocalari ihracati yapilmali.
2) Ece Temelkuran baskanliginda bir heyet gonderilip bogedeki cahil hanimlara baslarina dusen Israil bombalarina son vermek icin evlilik disi cocuk projesini hayata gecirmek icin on adimlar atmali.
3) Ecazacibasi ailesinden bir hanim baskanliginda bir heyet "Gaza Modern" muzesi acmak icin Filistin'e hareket etmeli.
4) CHP Manisa milletvekili Cilingir baskanliguinda bir heyet Lubnan'li ve Filstinliler'e "israil'in hakli" oldugunu ve olurken ses cikarmamalarini anlatmali.
5) Ertugrul Ozkok baskanliginda bir heyet bolge ulkelerini tek tek gezip sarap kulturunu yerlestirmeden ne demokrasinin, ne cagdasligin ne de gelismenin mumkun olmayacagini anlatmali.
6) Erdogan Tezic Baskanliginda bir YOK Heyeti bolge ulkelerine "OZgur Universitelerin Tesisi" konusunda konferanslar vermeli.
7) Cem Uzan Urdun disindaki ulkeleri de ziyaret edip serbest piyasa ekonmisinin faziletlerini ogretmeli.
8) Bolgenin sanatsal gelismesine katkida bulunmak gayesi ile Ali Poyrazoglu, Nukhet Duru , Duygu Asena Cemaati baskani, ve Mehmet Ali Erbil onderliginde gruplar bolgeye gonderilip sahalarindaki eksiklikleri tesbit etmeli. Ve ilk is olarak "Vajina Monologlari" New Yorkca' dan, pardon Turkce'den Arapca'ya cevrilip Bagdat'ta sahneye konmali. Ayse Arman'da Asena'nin "Kadinin sesi yok" kitabindan 10 bin kopyeyi bolge kadinlarina dagitmali ve boylece bolge kadinlari da kendisi gibi sevismeyi ogrenip "Nur icinde yat Duygu" demeli.
Benden bu kadar. Digerlerini de baskasi dusunsun. Harseyi Karayalcin'la benmi dusunuceem allaskina?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 31, 2006 04:23 PM
Fethi Bey'in onerdigi ve Suat Bey'in destek verdigi Bati'ya ihracat hamlesine en yakin Bati'li komsumuz olan Bulgaristan'dan baslamisiz da haberimiz yokmus. Neyse ben kaybettim, siz kazandiniz. Buyurun:
TAMER KORKMAZ
01.09.2006 CUMA
Tabusal Alandan Enstantaneler
Türkiye’deki iki eğitim danışmanlığı şirketi Bulgaristan’daki bir üniversiteye başvurup “Herhangi bir sorun çıkmayacağına dair garanti verirseniz bu yıl size 110 türbanlı öğrenci getirebiliriz” deyince komşuda da türban tartışması başlamış!
Üniversite başvuruları beklemeye almış; Bulgaristan Eğitim Bakanı’ndan gelecek cevabı bekliyorlarmış…
Bulgaristan üniversitelerinde kılık kıyafet konusunda belirlenmiş herhangi bir kural veya düzenleme bulunmuyor…
Ülkede iki liseli kızın başörtüsüyle okula gitme isteği kısa süre önce Meclis’in ilgili komisyonunda reddedilmişti…
Ancak şimdiki konu üniversitelerle ilgili…
Zaten Bulgaristan Milli Eğitim Bakanı da “Üniversitelerdeki bu sorun ortaokul ve liselerden daha farklı görünüyor. Bu konuyu ciddi olarak ele almalıyız.” diyor…
***
Bulgaristan’da hal böyleyken, Türkiye’de türban yasağının ebedi destekçileri olan Hürriyet ve Milliyet’i “huzursuz bir telaş” almış durumda!
Görünen o ki, komşudaki üniversiteler türbanlı öğrencilere kapılarını açarlarsa Doğan Grubu’nun gazeteleri fena bozulacaklar...
“Bulgaristan Türban Şaşkını” manşetini atan Milliyet, haberin iç sayfadaki metninin yanına AİHM’nin türbanı yasaklama gerekçesini koymuş; komşusuna kaş göz işareti yaparak “Bizim çocukların bahçenizde oynamasına sakın ola izin vermeyin” diyen ebeveyn gibi davranıyor!
Gazete, AİHM kararının Avrupa’daki hiçbir laik üniversite için emsal olamadığı gerçeğini sıkılmadan/utanmadan hasıraltı ediyor...
(Özdemir İnce, AİHM kararı çıktığında “Görün bakın bu kış Avrupa üniversitelerine türban yasağı gelecek” demişti; yazık, hâlâ bekliyor olmalı!)
Hürriyet’in başlığı ise ‘komşuya rejim ihracı’ dozundan biraz daha hallice: “Bulgar Üniversitelerine Türkiye’den Türban Baskısı!”
AİHM kararını veya Avrupa’da “başörtülü devlet memuruna” getirilen yasak haberlerini sürmanşetinden veya birinci sayfasından genişçe vermiş olan Hürriyet, bir süre önce “Almanya’da Müslüman Öğretmene Türban Onayı” haberini 21. sayfasına atarak gizlemeye çalışmıştı...
Kısa bir süre önce de Aytaç Kılınç’la Tempo’nun yaptığı söyleşiyi sürmanşetinden “Devlet Memuruysan Başını Açarsın” başlığıyla kullanan Amiral Gemisi, kamuoyuna “İşte sonunda şu meşhur türbanlı öğretmen de nedamet getirdi” demeye çalışıyordu!
Oysa, Aytaç Kılınç örneğinde tartışılan husus devlet memurunun türban takıp takmaması değildi: Danıştay “Sokakta başörtüsü takması iyi örnek değil” diye karar vermişti, Aytaç Öğretmen hakkında! Yani, “Devlet memuru Aytaç Kılınç” derslere daima başı açık olarak girmişti…
***
Bu memlekette türban yasağı denilince elbette sadece Doğan Grubu’nun kriterleri yok…
YÖK Kriterleri de var: “Çukurova Üniversitesi’nde 30 kişilik türbansavar timi kurabilen, ancak aynı üniversitenin kampüsünde açılan Apo posterleriyle dolu standı bir türlü göremeyenlerden/bir gizli iktidar kriterinden söz ediyorum!
Üstüne bir de Sezer Kriteri eklemekte fayda var: İki ay kadar önce Semra Sezer’in İzmir’deki bir üniversitede katıldığı ‘Kadın Çalışmaları Konferansı’na başı bağlı bir avukat hanım alınmamıştı! Çankaya’daki Sezer Ailesi’ne özgü kamusal alan kriteridir bu, hukukla da zerre kadar ilgisi yoktur…
Bu örnekten ilhamla -laikçiliğimizi kuvvetlendirecek ancak insanlığımızı da tümüyle rafa kaldıracak- acizane bir önerim olacak: Mesela, Sezer’ler markete mi gitti, o anda orası kamusal alan haline dönüşeceği için ne kadar türbanlı kadın varsa anında kırmızı kartla marketten atılmalı ve en az altı hafta markete girememe cezası almalılar!
01.09.2006
e-posta adresi:t.korkmaz@zaman.com.tr
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: September 1, 2006 09:29 AM