« Savaş Karşıtı Yahudiler ve 'Goyim' | Ana Sayfa | 'İslam'ın Hayran Vericiliği'ne Dair »
August 07, 2006
Amerika'nın İki Yüzü
Ali Bulaç'ın bugünkü Zaman'da yer alan "Amerika ve Yönetimi" başlıklı yazısı kayda değer. Sayın Bulaç, ABD'den Türkiye'ye gelen "üst düzey emekli bürokratlar, halen yerel yönetimde etkili önemli zatlar ve elbette 'diyalog'dan henüz ümidini kesmemiş samimi Hıristiyanlar" ile yaptığı bir görüşmeden söz etmiş ve şu yorumları yapmış:
Heyettekiler, Amerika’nın Ortadoğu politikasını, süren trajedi karşısındaki yönetimin tutumunu hiçbir şekilde onaylamadıklarını açıklıkla belirttiler, üzüntülerini açıkça belli ettiler... Anlaşılan şu ki, Amerikan halkı ve çok sayıda çevre, giderek gelişmelerden kaygı duymaya; bugünkü George W. Bush yönetiminin hangi “rasyonalite” veya “ahlaki gerekçe”ye dayanarak bunca katliama ve trajediye onay verdiğini; İsrail’e verilen kayıtsız-şartsız desteğin ne anlama geldiğini sormaya başlıyor.Bugünkü Amerikan yönetimini elinde bulunduran neo-conlar ile güçlü Yahudi lobisinin Amerikan dış politikasını bir tür “rehin aldıkları” yönünde kuvvetli bir kanaat var; bunun Amerika’ya, dünyaya ve aklı başında olan herkesin kolayca kestirebildiği üzere “bizzat Yahudiler”e büyük bir zararı olacak...
Daha bundan iki ay önce General George W. Casy, önümüzdeki sene ABD’nin Irak’taki askerî varlığını azaltacağını söylüyordu. Geçen hafta da Irak’ta ABD’nin en üst düzeydeki yetkilileri, gelişmelerin kontrolden çıktığını ve Irak’ın derin bir iç savaşın içine sürüklendiğini söylüyor. Apaçık olan şu ki, Amerika, Irak’ta başarısızlığa uğradı ve artık buradan çıkmanın yollarını arıyor. İsrail, büyük bir panik içinde ABD’nin bölgeden çıkmasına engel olmaya çalışıyor, bunun için de Suriye ve İran’a da saldırması için emrivakilere başvuruyor. Ama bu, Amerika’yı çok daha büyük bir bataklığın içine çekmekten başka bir işe yaramayacak; bunu gören Amerikalılar var.
Söz konusu "aklı başında" Amerikalılar ile diyalogta olmak, onları ötekilere karşı destekleyecek bir söylem ortaya koymak, beyhude bir "appeasement" (yumuşatma stratejisi) midir, yoksa Ortadoğulu Müslümanların yaşadığı felaketlerin önünü alabilmek için denemeye değer bir çözüm şansı mıdır? Öfkemiz bizi genellikle birinci seçeneği kabul etmeye götürüyor. Buradan çıkacak tek sonuç ise "sonuna kadar savaş"tır. Oysa karşı tarafın askeri gücü göz önünde bulundurulduğunda, bunun en çok Müslümanları vuracağı, zaten de hep öyle olageldiği ortada.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 7, 2006 12:51 PM


Söz konusu aklı başında amerikalılarla diyalogta olan insanlar, çevreler mutlaka vardır.barış için savaştan başka seçenekleri herkes düşünüyor..savaşan biz değiliz ki..biz savunuyoruz..onlar saldırıyor..
bu samimi ve iyimser amerikalılar, amerikanın enerji problemini nasıl çözeceğini düşünüyor acaba..enerjinin olduğu heryere saldırmak zorunda..vampir bunlar..kana ihtiyaçları var..bir vampire, gel seninle barışalım artık benim kanımı içme denir mi?..onunda ihtiyacı..mecbur..
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 7, 2006 01:24 PM
Sayın Akyol
Ortadoğu da ki İsrail katliamlarına yapılabileceklere benim aklıma gelenleri sıralamak isterim.
1.Başımızda Abdulhamit Hakan gibi bir lider bulunmadığına göre T.C. vatandaşları olarak devlet siyasetinden çok şey bekleyemeyiz.
2.İsrail in güçlü saldırılarına ortadoğuda karşı koyabilecek bir tek ordu var.T.C. ordusu.Devlet siyaseti korkak,ordudan böyle bir atılım bekleyemeyiz.(Oysa Azerbaycan ordusunu kuran ve bugünlere getiren Türk ordusudur.Ama orada siyasi mutabakat var idi)
3.Emailler yazıp Çilingir gibi adamlara küfredebiliriz.Ve bundan biz haz duyarız ama ahaliye bir faydası olmaz.
4.Yapılabilecek tek şey vardır.Güçlü bir sivil protesto harekatı.Nasıl Susurluk olayında mum söndü,pardon mum yaktı oynadıysak aynısını yapabiliriz.
5.Askerde takımda birisi hata yaptı mı bütün takım cezalandırılır.O zaman en iyi yöntem ceza vermek.Bütün yahudi mallarını(israil menşeli olsun olmasın) tesbit edelim ve ilanlar verelim.Kimse satın almasın.En azından dünyaya ve müslüman ülkelere örnek oluruz.Belki tutar.antisemitist duygular gelişir.Bu da İsrail e bir tehdit olur ve bir daha aynı şeyi yapamazlar.Hatta reklam roliğinde ölen kanlı bebek cesetlerini gösterelim slogan da şöyle olsun.^Aldığın her korozo marka poşet,alarko marka soba vs. bir müslüman çocuğuna kurşun olarak geri dönecektir^
6.Sonra bu iş tutarsa ürken İsrail geri çekilecektir.Sonrasında anlışanlı aarapların lideri Mısır kralı mübarek başlar kükremeye.Hatta hızını alamayıp sina yarımadasına otomobilini sürerek batı şeriaya saldırıya geçebilir.Bunu duyan Bush her sene Mısır kralına hibe olarak verdiği 2.dünya savaşı artığı CMS kamyonlarının bujilerinin mısıra ihracatını yasaklasın.Biz her zaman ki sessiz ve yurtta sulh cihanda sulh ilkemizle yaptığımız provokasyona rağmen yine de yahudilere kucak açalım.Biz kucağımızı açınca bu kadar sıkıntıdan sonra yahudi sermayesi koşup kucağımıza oturacaktır.
Böylece bir taşla iki kuş vurmuş olacağız ve olası bir arap liderliğini(pardon müslüman ülkerler)kimseye kaptırmamış olacağız şu herkesin korktuğu irtica bir gün devrim yapıpda T.C. yönetimini ele geçirirse bu liderlik rejimlerini koruma bakımından işlerine yarayacaktır.
Bu arada İran ve Hamas ı unuttum.İran İsrail i provoke ettiği için büyük nobel ödülünün Ahmedinecad a verilmesini uygun görülecektir.Hamas ise kısa bir zamanda gelen yardımların Mübarek in komisyonuyla filistin e gelmesinden rahatsız olacak ve mısır da ki müslüman kardeşler örgütüne silah ve para yardımı yapacaktır.
Bu kadar koordinasyonsuz bir ortadoğuyu ele geçirmekten vazgeçen İsrail halkı tekrar eski yaşadıkları ülkelere dönerek tefeciliğe devam edecekler.
Sevgili Barzani ABD ve İsrail in ortadoğu planları değişince bütün para muslukları da kesilmiş halde oturur.Bu arada sarayının toplantı salonunda ihale sözü verdiği T:C. milletvekilleri onu bekler.Kapının önünde bağıran binlerce peşmerge haykırır.
'Biji kürdistan,biji Talabani'
Çünkü bu arada iktidar T.C. de MHP nin eline geçmiş,yemin töreninden hemen sonra ilk toplantıya meclis başkanı ordu milletvekili Engin (adını veya soyadını hatırlayabildim) başkanlığında Apo nun idam kararı verilir ve Apo asılmaya gittiğinde hücresinde ki idrar bolluğundan boğulduğu görülür.
....
Saygılarımla
Yazan: salih Tarih: August 7, 2006 01:33 PM
Mustafa Bey, arkadaslar
Size de Ali Bulac'a da nesnel, bilgi urunu tesbitleriniz icin tesekkurler.
Basliginiz bana birkac yil once ABD'deki bir liberal yayinda cikan *sanbiyorum Nation idi) "The Other SuperPower" yazisini hatirlatti. Bahsedilen "diger superguc" gerek Amerika'da gerek dunyanin geri kalan kismindaki "muhalif kitleler" idi. Ben de bu gucun varligi konusunda umitlenmistim. Hala da bu "uyuyan dev" den umidimi kesmedim gelismeler bu intiabayi yaratsa da. Bu umitvarligimin nedeni "ahlaki dogrularin eninde sonunda politik dogrular olcagina" inancimdandir. Sadece vizyon yoksunu kimseler mevcut fiziki gucler dengesizligine bakarak "macin sonucuna" karar verirler.
Diyalog meselesine gelince. Bu konuda Hayrettin Karaman Hoca'da bir yazi yazmisti Zaman da, Koru korune "diyalogcu dusmani" olanlarin 'diyalogcu' kimseler icin yaptiklari insafsizca elestirileri cevaplamisti. Bende Karaman Hoca ile ayni fikirdeyim.
Yalniz, koru korune "antidyalogcu" olmak ne kadar irrasyonel bir fantisizm ise ziddi icin de bu gecerli olmak gerek. Yani bir kere birileri kedilerini "diyalogcu" ilan edince bunu adeta dini inani gibi fanataikce savunmalarari lazim. Daha akilci yaklasim zaman zaman durup "ne kazandik, n kaybettik" muhasebesi yapmaktir. "diyalogculuk" meslek degildir, kaabilyeti olan herkesin gerektiginde kullanmasi gereken bir aractir. Bazi dar kafali, cuhelanin sizlere insafsizca sadirmasi sizin nesnel muhasebe yapmaktan alikoymamalidir. Bununla sadece ali Bulac'in da dahil oldugu belirli bir grubun yuruttugu "dinlerarsi diyalogu" degim kavramin kapsamli manasini kastediyorum.
Birde bu diyalog icin gelen gruplar uzerine bir not. Bulac'in yazisindan gelen grubun baskaninin Texas'in baskenti Austin'in belediye baskani oldugunu duyunca Austin'da gecirdigim 14 yila bir nostaljik yolculuk yaptim. Austin, Texas Unversitesi'nin etkisi ile ABD'nin en liberal sehirlerinden biri unvanina sahiptir. "Texas'in entellektuel vahasi" da denir sehre. Oradaki liberal, insancil kulturu temsil eden birilerinin gelmesinden ne Texas'in nede ABD'nin genel manzarasi uzerine fikir yurutmek yalistir kanimca.
Evet ABD'de "savas karsiti" bir muhalefet vardir ama bu muhalefetin saikleri cogunlukla bizim zannettigimiz kadar insancil degildir ve yonetimi etkileme gucu de zannettigimiz kadar fazla degildir. Muhalefetin basini cekenlerin cogu Irak'ta, Afganistan'da cocuklari olan Cindy Shehan gibilerdir. Ve argumanlarin ezici agirligi "bizim cocuklarimizin kani", bizim vergi dolarlarimiz" ve "kazanma sansinin dusuklugu" odaklidir. Irak'ta, Afganistan'da olenlerden de bahsedilir biraz ama o argumanin fazla etkili olmayacagini bilen organizatorler benmerkezci argumanlara agirlik verirler. "Israil icin savasmak", "Yahudi kontrolu" gibi argumanlar ise kesin "no, no" dur ABD de.
Birakin bu "barisci oteki Amerika'yi" Washington'da faaliyet gosteren bir Islami dusunce kurulusu olan CSID (Islam ve Demokrasi Etdudler Merkezi) Baskani olan dostum Radwan Masmudi'ye "niye Filistin'den bahsetmiyorsunuz" diye sordugumda "delimisin, o intihar olur" demisti. Herhalde bu ornek diger barscilarin bu barsciliginin entellektuel sinirlari konusunda bilgilendiricidir.
ABD'deki politik, medya, kulturel "establishment" (kurulu duzen) Yahudi kontrolndedir arkadaslar! Bu komplo teorisi degil, nesnel bir gercektir. Iste "Diger Amerika'nin da "diger superguc" unde onundeki en buyuk engel bu guctur. 11 Eylul'un hemen akabinde bazi entellektueller "root causes" (kok nedenler) diye mirildandilar. Her birine haddi bildirildi ve bu kelimler diskur/diyalog sozluklerinden cikarildi. CNN deki BBC deki tartisma, mulakat programlarin izlerseniz bu soruyu sormanin dahi yasak oldugunu gorursunuz. Bu tabii bir durum olabilirmi zeki insanlar? BBC'nin veya CNN'in duzinelerce kivrak zekali entellektuel mulakatcisi, gazetecisinden hicbirinin aklina "peki bunun kokeninde ne var" "Islami terorizm tarihi bir vakia degil, ne zaman neya karsi basladi; ne zaman artiyor ne zaman azaliyor, analiz yaparmisiniz" sorularini sormanin gelmemesi tabii bir durum olabilirmi? O zaman ne olabilir sebep? Uyari: Cevabi sizi de benim gibi "antisemit" yapabilir.
Asagida sunacagim alinti bu Yahudi Kontrolu'nun sadece medya ayagi ile ilgili. Kaynak : www.israelshamir.net "A Yiddishe Medina" baslikli makale:
========================
Eric Alterman of the Nation published a list of American pundits unreservedly supportive of Israel. It is an exciting read:
COLUMNISTS AND COMMENTATORS WHO CAN BE COUNTED UPON TO SUPPORT ISRAEL REFLEXIVELY AND WITHOUT QUALIFICATION: (tercume: Natiion Magazini'nden Eric Alterman Israil'i tereddutsuz destekleyen Amerikan yorumcularinin listesini yayinladi. Heyecanlandirici bir okuma:
Israil'i tereddutsuz, ve refleksif olarak destekleyeceklerine guvenebilecegimiz kose yazarlari ve yorumclar:) {Not bu liste sadece ABD'nin National Media'sindan (yani bizim "merkez medya" dedigimze tekabul eden) isimlerdir. Bir de daha mahalli diyebilecgimiz eyalet ve sehirler medyasi vardir ki orda da durum farkli degildir -BLY)
George Will, The Washington Post, Newsweek and ABC News William Safire, The New York Times A.M. Rosenthal, The New York Daily News, formerly Executive Editor of and later columnist for, The New York Times, Charles Krauthammer, The Washington Post, PBS, Time, and The Weekly Standard, formerly of the New Republic. Michael Kelly, The Washington Post, The Atlantic Monthly, National Journal, and MSNBC.com, formerly of The New Republic and The New Yorker. Lally Weymouth, The Washington Post and Newsweek Martin Peretz, The New Republic, Daniel Pipes, The New York Post Andrea Peyser, The New York Post Dick Morris, The New York Post Lawrence Kaplan, The New Republic William Bennett, CNN William Kristol, The Washington Post, the Weekly Standard, Fox News, formerly of ABC News Robert Kagan, The Washington Post and The Weekly Standard, Mortimer Zuckerman, US News and World Report (Zuckerman is also Chairman of Conference of Presidents of Major American Jewish Organizations ). David Gelertner, The Weekly Standard John Podhoretz, The New York Post and The Weekly Standard Mona Charen, The Washington Times Morton Kondracke, Roll Call, Fox News formerly of The McLaughlin Group, The New Republic and PBS Fred Barnes, The Weekly Standard, Fox News, formerly of The New Republic, The McLaughlin Group, and The Baltimore Sun Sid Zion, The New York Post, The New York Daily News, Yossi Klein Halevi The New Republic, Sidney Zion, The New York Post, formerly of The New York Daily News Norman Podhoretz, Commentary, Jonah Goldberg, National Review and CNN Laura Ingram, CNN, formerly of MSNBC and CBS News Jeff Jacoby, The Boston Globe Rich Lowry, National Review Andrew Sullivan, The New Republic Seth Lipsky, The Wall Street Journal and The New York Sun, formerly of the Jewish Forward Irving Kristol, The Public Interest, The National Interest and The Wall Street Journal Editorial Page Chris Matthews, MSNBC Allan Keyes, MSNBC, WorldNetDaily.com Brit Hume, Fox News John Leo, US News and World Report Robert Bartley, The Wall Street Journal Editorial Page John Fund, The Wall Street Journal Opinion Journal, formerly of The Wall Street Journal Editorial Page Peggy Noonan, The Wall Street Journal Editorial Page, Ben Wattenberg, The Washington Times, PBS Tony Snow, Washington Times and Fox News Lawrence Kudlow, National Review and CNBC Alan Dershowitz, Boston Herald, Washington Times David Horowitz, Frontpage.com Jacob Heilbrun, The Los Angeles Times Thomas Sowell, Washington Times Frank Gaffney Jr, Washington Times Emmett Tyrell, American Spectator and New York Sun Cal Thomas, Washington Times Oliver North, Washington Times and Fox News, formerly of MSNBC Michael Ledeen, Jewish World Review William F. Buckley, National Review Bill O'Reilly, Fox News Paul Greenberg, Arkansas Democrat-Gazette, L. Brent Bozell, Washington Times Todd Lindberg, Washington Times Michael Barone, US News and World Report and The McLaughlin Group Ann Coulter, Human Events, Linda Chavez, Creators Syndicate Cathy Young, Reason Magazine Uri Dan, New York Post Dr. Laura Schlessinger, morality maven Rush Limbaugh, radio host.
=======================================
Evet arkadasla bu isimlerin hepsini tanirim ve bunlara ekleyebileck bir bu kadar isim de ben cikarabilirim.
Bu isimlerin rahatlikla yuzde 80'i Yahudidir (ABD nufusunun yuzde 2si Yahudi) ; kalanlari ya Evanjelik yada "entellektuel fahise" diyebilecegimz gucun kimde oldugunu bilip ona gore kartlarini dogru oynayanlardir. Ornegin yakinlarda dostu Ahmet Ertegun ile TGRT'yi satin aldigini duydugum Rupert Murdoch Yahudi degildir ama asiri Islam dusmani bir siyonisttir. Sahip oldugu medya imparatorlugunu Israil'in emrine vermistir.
Saniyorum buyuk resmi dogru olarak cikarmak icin aktorleri tanimak yararli olur.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 7, 2006 08:30 PM
Mustafa bey,
Vardir. Hep de olmustur. Bunun cevabini bulmak icin oyle allame-i cihan olmaga da gerek yoktur bence. Simetrik bir savasi kazanmak sanisiniz yoksa, asimetrik savasi tercih edersiniz. Saldirgan bir ordunun en zor basa cikabilecegi, en buyuk zayiatlari vercegi, geri cekilmek zorunda kalacagi savas turu budur.
Korkakligimiz da ikincisini.
'Sonuna kadar savas' ne demektir. 'Savasin sonuna kadar' mi, nufusun sonuna kadar mi? Ikincisi olamayacagi acik. Birincisi de, zaten savasin sona ermesi demektir.
Bu ne demektir??? Karsida guclu bir ordu var diye, elimiz armut toplayarak teslim mi olmaliyiz?
Hangi mandayi oneriyorsunuz?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 7, 2006 09:00 PM
Müzmin bey,
Sanırım bilirsiniz, "when did you stop molesting children" diye bir soru vardır. Sizin "Hangi mandayi oneriyorsunuz?" sorusu da biraz öyle olmuş.
Manda önermiyorum: Askeri üstünlüğü ve arkasında politik destek açıkça ortada olan İsrail'e karşı, Müslümanlara en az zarar verecek yöntemi, barışçı yöntemi öneriyorum: 67 sınırlarının gerisine gitmiş bir İsrail; Gazze ve Batı Şeria'da bir Filizstin devleti, Kudüs içinde iki başkent. Filistin Devlet başkanı Mahmud Abbas da bu gibi bir çözümden yana.
"Korkaklığa" gelince; korkacak bir şey yok; Israil bizim başımıza bomba atmıyor. Ama başka Müslümanların başına atıyor ve onlar için en büyük tehlike bence "ucuz kahramanlık" veya samimi fanatizm.
Bu topraklarda tam 2000 yıl önce benzeri bir savaş vardı: Roma'ya karşı Masada'yı savunan Yahudiler. O zamanki Yahudiler taviz vermemenin sonucunda Roma'nın vahşetine maruz kaldılar. Aynısını biz bugün yapyalım. "Roma"nın zalim olduğunu kuşku yok; soru bunun karşısında akılcı stratejinin ne olduğu...
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 7, 2006 09:13 PM
"Askeri üstünlüğü ve arkasında politik destek açıkça ortada olan İsrail'e karşı, Müslümanlara en az zarar verecek yöntemi, barışçı yöntemi öneriyorum: 67 sınırlarının gerisine gitmiş bir İsrail; Gazze ve Batı Şeria'da bir Filizstin devleti, Kudüs içinde iki başkent. Filistin Devlet başkanı Mahmud Abbas da bu gibi bir çözümden yana." (Mustafa Akyol)
Bu, adil değil ama Müslümanlar açısından kabul edilebilir, makul bir çözüm. Akan kan durmalı artık. Aslında buna sadece M.Abbas değil, Hamas ve El-Fetih'te razı. Elbet bunu açıkça söylemeleri beklenmemeli malum diplomasi; ama bununla yetineceklerini İsrail tarafı dahil herkes biliyor.
Mustafa Bey'in de dediği gibi diyalog uğraşıları devam etmeli. Diyalog, eğer bu savaş olmasaydı da devam etmeliydi. Yani geçici ve pragmatist bir yöntem değil diyalog. Bu konuda ben de Hayrettin Karaman Hoca'nın görüşlerine büyük önem veriyorum.
Bu yöntem ne derece işe yarar? Bunu şu aşamada bilemiyoruz. Zaman gösterecek.
Diğer yöntem(savaş) ise zaten şartları mucibince olacaktır. Direniş bitmez. Filistinde ve Lübnanda Müslümanların kökünü kazıyamayacaklarına göre İsrail zulmü ve işgali devam ettikçe mazlum toplum, direniş örgütleri doğuracaktır. Bugün Hizbullah'ı, Hamas'ı, El Fetih'i bitirseler bile -ki bu bile nerdeyse imkansız- başka oluşumlar bunların yerini alacaktır.
Ben bir noktaya daha dikkat çekmek istiyorum. Geçen hafta Zaman Turkuaz'da Mustafa Armağan ABD’nin ünlü düşünürlerinden Richard Cohen'ın, WP’da çıkan yazısından alıntı yapıyor. Armağan, Cohen'in yazısına atıfla şöyle yazıyor:
Bu çok önemli bir husus. Tarihte İsrail'in kurulmasına benzer bir devlet oluşumu yoktur. İsrail aslında tarihe karşı savaşıyor Cohen'in de belirttiği gibi.Yani baştan yapay bir şekilde kuruluşu hata. Ve tarihin işleyişine ters. İsrail'in "Müslümanlar bizi yok edecek" söyleminin ardında bu tarihsel gerçekliğin korkusu da yatıyor. Bu bilindiği için Müslüman cenahta da "Bu topraklar elbet seni kusacaktır" başlıklı yazılar yazılıyor.
Bu mümkün olur mu pekii? Çok zor. Zulüm Müslüman'ın lügatında olmayacağı için de rahat duran bir İsrail'in varolma hakkını tanımak Müslümanlar açısından ahlakî zorunluluk olarak görülebilir.
O yüzden hem İsrail için hem Müslümanlar için barıştan başka bir yol yok. Bunun -adil olmamakla birlikte, makul- tek yolu Mustafa Bey'in de belittiği gibi İsrail'in 1967 sınırlarına çekilmesi, bağımsız ve Doğu Kudüs'ü başkent olan Filistin, mültecilerin dönüşünün sağlanması ve Yahudilerin el koyduğu mallardan doğan zararın tazmininin yapılması.(Aslında adil olan 1947 sınırlarıdır %50-50 toprak paylş)
Bunlar olmadıkça barış çok zor. Ayrıca unutmayalım ki sözkonusu olan İsrail. Tam burada Edward Said'in 1992 deki barış görüşmelerinin başladığı sıralarda FKÖ’ye yaptığı bir uyarıdan bahsedeyim: Edward Said barış sürecinin başladığı günlerde FKÖ yönetimini uyarmış ve onlara “Talmudist bir milletle” karşı karşıya olduklarını unuttuklarını söylemiş. (Talmudist: Yahudiliğin kutsal kaynağı Talmud’a sıkı sıkıya bağlı). Edward Said’e göre İsrailliler barış sürecinde her satırın, her virgülün ardında bir tuzak hazırlıyor olabilirler. (turksanal.com) Bugün "vadedilmiş topraklar" sevdasında olan -ve bunu iman esası yapmış- bir Yahudi ile hangi şartlarda nasıl anlaşabilirsiz ki? Bunlar ve tüm bu ütopyanın bağlı olduğu muharref Yahudi teolojisi aslında sorunun çözümü önünde çok büyük bir engel.
Ama umutsuz da olmamalıyız. Zulümle abad olunmaz. Bu günler insanların/toplumların arasında döndürülür durur. Çevrim sürer gider. Bitmez denen ne zulümler bitmiş, yıkılmaz denen ne medeniyetler yıkılmıştır. Bir sineği vasıta edip Nemrut’u yere çarpan Rabbim; bu zulmü de bir gün bir vasıta ile bitirecektir.
Aklı başında Batılılarla diyalogta olarak bu vahşi terörün durması için ve karşı tarafa makul bir plan üzerinde anlaşma yapması için baskı kuracak bir cephe oluşturmaya çalışmaya da devam etmeliyiz. Bu sadece denemeye değer bir çözüm şansı değil; her halukarda bir gerekliliktir de..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 7, 2006 11:23 PM
Sn. akyol,
buradan hep size bazı uyarılarda bulunduk, "bakın bu amerikalılara-yahudi faşistlere güven olmaz, bunlar bugün yüzünüze gülerler sonra sizi arkanızdan bıçaklarlar" diye uyardık.
Her iki taraf da DİNSEL FANATİZM içinde birşeyler yapmaya çalışıyor. ŞERİAT her iki taraf için farklı olmasına karşın her iki taraf da ŞERİAT için birbirini katlediyor.
Lütfen artık AKIL galip gelsin, LÜTFEN!
Yazan: Yilmaz Tarih: August 7, 2006 11:30 PM
Bekir Beyin sitesinde boykot edilmesi istenen siyonizmi destekleyen firma isimleri verilmiş.
starbucks firması var..Mustafa beyin tanışma çayını ilk olarak yapmak istediği kafenin adı da buydu galiba.birden çağrışım yaptı.
iyiki yeri değiştirmişsiniz Mustafa Bey..herşeyde bir hayır var.
Avrupa'da ABD'de yaşayan arkadaşlar bu firmaları nasıl boykot ediyorlar.çok merak ediyorum.onlar her yerde..
SEVGİLERİMLE.
Yazan: deniz Tarih: August 8, 2006 02:42 AM
Mustafa bey,
:)
Evet, biraz oyle kacmis. Ama, kastettigim o olmadigindan degil ;)
Ben askeri ustunlugun Israil'de oldugunu dusunmuyorum. Israil'i ben hep yildirim ya da simsege benzetmisimdir. Ozellikle basin yoluyla kullandiklari ek enstrumanlar sayesinde, anlik fakat muthis etkileri olur. Yildirim ya da simsek gibi --milyonlarca volt gerilim, sifira yakin akim.
Yikimda hic de fena sayilmazlar ama, they have no staying power --yani, isgal etmek ellerinden gelmiyor; gelmez. Isgal edemeyen bir ordu da Timur gibi, Mogollar gibi bir seydir. Gecici bir bela yani.
Bunun bilincinde olmazsak, yani, bu 'make believe' alemine kendimizi fazla kaptirirsak, samiyetimiz basiretsizligimizin sorumlulugunu ortemez.
Bugun Israil'in saldirilarinin sonucunu biraz perspektifine oturtsak nasil olur? Size bir ornek vereyim: Gecen gun elime 'Hatiralarda Trabzon'un Yakin Tarihi (1860-1950)' [Mehmet Akif Bal, ISBN: 975-88-74-8]isimli bir kitap gecti. Kitabin genisce tutulan dipnotlarindan birinden kisaca aktariyorum:
"Sadece 1864 yili baslarinda Trabzon'a, Ruslardan kacan, 116,600 Kafkas gocmen gelmisti. [...] Tarihci Kemal Karpat, 1865'e kadar Trabzon'da toplam 53,000 kisinin vefat ettigini zikretmektedir. [s9]"
Bu sayi sadece Trabzon'daki kayiplarin kisa bir kesitteki karsiligidir. Kafkasya'daki sayi ile ilgili su anda elimde bir bilgi yok; ama, 'several orders of magnitude' daha oldugunu kabul edebiliriz.
Butun bunlara ragmen, Kafkas halkinin Ruslara biyun egdigini ben hic duymadim. Simdi... iki otel bir kasaba bombalandi ve 3-400 kisi hayatindan oldu diye teslim mi olacagiz?
Sizin onerdiginiz sinirlari herkes oneriyor. Bunu kabul ettirmenin yolunun da, dualar ve temenniden gecmedigini --malesef-- artik gormus olmaliyiz.
'Baska Muslumanlarin' bizden onlarin adina teslim bayragini cekmemizi istedigini ben duymus degilim. Boyle bir sey varsa, tabii ki dikkate alinir; ama, baskalarinin can kesesinden birilerine baris bagislamanin neresinin daha insancil oldugunu da dusunmek lazim bence.
Birincisi ABD bugunun Romasi degil. Ikincisi, ABD bu topraklarda degil. Ucuncusu, Israil de o kadar buyutulecek bir sey degil. Bir otel dolusu silahli insan..
Kendi kendimizi bu tur evhamlarla doldurusa getirirsek, Duvel-i Muazzama karsisinda caresizlige dusmus Halide hanim taifesini hatirlar ve "Hangi mandayi oneriyorsunuz?" sorusunu sormagi yerinde bulurum.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 8, 2006 05:23 AM
Deniz yildizlari
Bir gün bir adam sahilde garip hareketler yapan birini görür, yaklastiginda dalgalarin karaya vurdugu deniz yildizlarini alip okyanusa firlatan bir adam görür.
- Ne yapiyorsunuz?
- Bir kaç saat sonra günes dogacak, bu yildizlar ölecekler.
Kumsal bir kaç kilometre uzunlugundaydi ve deniz yildizlari sayilamayacak kadar çoktu.
- Beyefendi, ne fark eder? Burada milyonlarca yildiz var!
Adam cevap vermedi, egildi, yerden bir yildiz daha aldi, okyanusa firlatti,
sonra attigi noktayi ziyaretçisine gösterip :
- Iste onun için fark etti!
Iki adam sabaha kadar deniz yildizlarini okyanusa attilar.
Yazan: Tunç Tarih: August 8, 2006 11:52 AM
Eger baris taraflarin insafina kalirsa vay mazlumlarin haline! Savas kanunu boyle islemiyor sanirim. Barisin mumkun olabilmesi icin gerekli ve yeterli tek sart, gucler dengesi. ABD ve Israil`in karsisinda en az kendileri kadar saldirgan, en az kendileri kadar acimasiz bir guc olmadikca bu savaslar surer gider... Bu adamlarin kalplerinde korkudan eser yok.
Bu hadisede zalimin zulmune sasilacak birsey goremiyorum ben, tarih bunlar gibi nice nice insafsizliklara sahit oldu. Asil bu insafsizligin yaratacagi tepkiyle nasil basa cikacaklar? Dusmanlari gunden gune artiyor. El Kaide dedi, Taliban dedi, insurgency dedi, ardindan Hamas, ardindan Hizbullah... Muzmin Anonim`in dedigi gibi, bu halklarin da elleri armut toplamiyor. Elbette bunun bir karsiligi olacak. Tepenize bombalar yagiyor, ananizi, bacinizi, bebenizi olduruyor. Evinizden, yurdunuzdan oluyorsunuz. O mavi emzikli bebecik milyonlarin zihnine kazindi. Allahaskina kendinizi bu insanlarin yerine koyun, ne yapmazsiniz?
Zulumle abad olanin ahiri berbat olur. Bu bir tabiat kanunu. ABD nin bu yola coktan girdigine sahitlik ederiz hepimiz.
Ne dersiniz Muzmin Anonim, bizim omrumuz yeter mi bu filmin sonunu gormeye?
Yazan: Elif Tarih: August 8, 2006 12:12 PM
Sn. Deniz,
ABD de Avrupa'da yasayan arkadaslar icin Starbucks veya diger Siyoniast-Israil destekcis firmalari boykot etmek neden zor olsunku? Belki Tukiye'de "Starbucks" tan kahve icmek veya Marks & Spencer'den gomlek aklmak bir "statu sembolu" falan olabilir. Oralarda her ikisinin de pek cok alternatif var. Ornegin ben kahveholik oldugum ve ofisimin hemen altinda bir Stabucks oldugu icin onlarin en iyi musterleindendim. Starbucks'in Kurcu-sahibi-CEO's Harol Schultz'un Sharonist bir siyonis oldugu ve Israil'in hem Golan tepelerini hem Filitin'in tamamini ilhak etmesin destekledigini, ve Israil'e milyonlar akittiogin duyunca boyket ettim. Kahvesi onunkindn daha guzel ve daha ucuz olan diger bir firmaya gectim. Turkiye'de de Starbucks'a da Marks & Spencer, Nestle, Estee Laudwer, Paul & Shark gib her magazaya da pek cok bir o kadar "trendy" alternatif var. Yani bu boykot hicbir fedakarlik gerektirmiyor. Starbucks ta Bati da pek te "trendy" veya "havali" bir yer falan degil MacDonalds gibi biryer iste. Ustelik Turkiye'de kahveyi AB'deki fiyatinin iki misline satiyor. Neden acep? Aynisi diger zincirler icin de soyleneblir. ABd'de 30 dolara alabileceginiz bir blucin Merks & Spencer Turkitye magazalarinda en az ikibucuk misline. Bu marka hayranligi ya da "marka ile statu" aptalligi dis ticaret acigimizin en buyuk sebeplerinden biri. Biraz daha kendimiz saygi ile bir tasta birkac kus vurmus oluruz.
selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 8, 2006 01:32 PM
İNSAN HAKLARI DERNEKLERİ SUSKUNLUKLARINI NE ZAMAN BOZACAKLAR?..
Geçen hafta basın-yayın organlarına yansıyan haberlerde, “PKK, İsviçre’de Cenevre Çağrısı Örgütü yetkilileri ile yaptığı görüşme sonrasında, kara mayınlarını kullanmamayı kabul etti” deniliyordu.
PKK’nın televizyonu Roj TV’ye konuşan örgüt sözcüsü Bahoz Erdal da (27 Temmuz 2006), mayınlardan en fazla sivillerin zarar gördüğünü, PKK’nın, kara mayınlarının kullanılmaması yönündeki anlaşmaları kabul ettiğini ve bu konuda uluslararası kuruluşların denetimine açık olduklarını ilan ederek, PKK’nın “AB’nin terör örgütleri listesinden çıkarılması gerektiğini” savunuyordu.
Bu açıklamanın üzerinden 24 saat geçmeden televizyon ekranlarına ve gazetelere yansıyan bir haber, PKK’nın samimiyetini ve gerçek yüzünü bir kere daha gözler önüne serdi; “Bingöl'ün Genç ilçesi kırsalında terör örgütü PKK mensuplarının döşediği mayının patlaması sonucu 2 çocuk öldü, 3 çocuk ağır yaralandı.”
Son üç ayda PKK’nın döşediği mayınlar nedeniyle aralarında çocukların ve kadınların bulunduğu 23 sivil hayatını kaybederken, yüzlercesi de sakat kaldı. (Aksiyon Dergisi, 24 Temmuz 2006)
Nisan tarihini “Dünya Mayın Tehlikelerine Karşı Korunma Günü” olarak ilan ettiğini açıklayan Birleşmiş Miletler Genel Sekreteri Kofi Annan, “Mayınların insanlık için felaket olduğunu, dünyada her yıl yaklaşık 20 bin çocuğun ve yetişkinin mayın kurbanı olduğunu, özellikle terör örgütlerinin son yıllarda mayınlama eylemlerine yöneldiğini ve bu tür eylemlerden en büyük zararı sivillerin gördüğünü” vurgulamıştı.
Kofi Annan’ın da dikkat çektiği gibi, terör örgütleri tarafından kolay bir eylem biçimi olması nedeniyle son yıllarda yaygın şekilde kullanılan mayınlar, PKK açısından özel bir anlam içeriyor.
PKK tarafından son dönemde yaygın olarak kullanılan uzaktan kumandalı bomba ve mayın patlatma türü eylemler, hedef gözetmemesi nedeniyle insanlık dışı olarak nitelendiriliyor. Türkiye’de terör örgütünün mayınlarına en çok kurban veren illerin başında; Tunceli, Bingöl, Siirt, Diyarbakır ve Van geliyor.
PKK’nın bölge halkına en büyük zulmü olarak nitelendirilen “mayın kurbanları” ile ilgili birkaç haber daha…
“Serdar Dönmez isimli vatandaş evine giderken, Tunceli-Ovacık karayolunda PKK’lı teröristler tarafından yola döşenen mayına basması sonucu hayatını kaybetti. Serdar Dönmez, Tunceli İl Çevre Müdürlüğü’nde memur olarak çalışıyordu.” (Zaman Gazetesi, 2 Mart 2006)
“Van’ın Çaldıran ilçesinin Gülizar köyünde yaşayan Veysel Ezer ve Şeref Ecer, koyunlarını otlattıkları arazide, PKK tarafından döşenen mayına basarak hayatlarını kaybettiler.” (NTV, 7 Mart 2006)
“Bingöl’ün Genç ilçesi yakınlarında kadastro çalışması yapılan arazide mayın patlaması sonucu Fehmi Doğan isimli kadastro teknisyeni öldü, mühendis Furkan Yazar ve işçi Ayhan Ağırbaş ağır yaralandı. Mayının el yapımı olduğu ve PKK’lı teröristler tarafından döşendiği tespit edildi. (Sabah Gazetesi, 17 Mart 2006)
“Şırnak’taki bir okulun yanındaki yolda top oynayan çocuklar, teröristlerin daha önceden döşedikleri mayına bastılar. Patlamada yaşları 10-16 arasında değişen 2 çocuk ölürken, 6’sı ağır yaralandı. Mayınların patladığı bölgede yapılan araştırma sonucunda, mayınların okul yakınındaki polis karakoluna giden güvenlik görevlilerini hedef alan tuzaklama mayını olduğu anlaşıldı.” (Milliyet Gazetesi, 13 Nisan 2006)
“Nesin Öner, 14 yaşında. Diyarbakır’ın Kulp ilçesine bağlı Uzunova Köyü’nde 2 Nisan 2006 tarihinde PKK’nın döşediği mayının patlaması sonucu sol gözünü, sol kolunu, sol ayağını ve sağ elinin üç parmağını kaybetti. Nesin Öner, yaşadıklarını güçlükle anlatıyor; ‘Okuluma gidiyordum. Birden bir patlama oldu. Gözlerimi yoğun bakımda açtım. Baktım kolum, ayağım yok, yüzüm de görünmüyordu. Yüzümü yıkamak istiyorum, tuvalete gitmek istiyorum; yapamıyorum. Aynaya bakamıyorum. Çocukken geldim bu hale. Normal arkadaşlarım gibi koşabilmek isterdim. PKK mayını, bacağımı, kolumu, yüzümü almakla kalmadı, hayatımı çaldı.’ Anne Nazime Öner; ‘Sabah kalkıyoruz, üzülüyor. Neden elinin ve yüzünün olmadığını, biz olmadan nasıl yaşayacağını soruyor. Hep yanında olacağımı, ona bakacağımı, onu besleyip, tuvalete götüreceğimi, yıkayacağımı, yemeğini yapacağımı, hiçbir zaman yalnız bırakmayacağımı söylüyorum. Ama o kendi başına yapmak istiyor. Yapamayınca da kahroluyor, ölmek istediğini söylüyor. Mayını yerleştirenlere lanetler okuyarak, kendisine bunu yapan teröristlerden hesap sorulmasını istiyor.” (Zaman Gazetesi, 10 Nisan 2006)
PKK mayını kurbanlarının açıklamaları yürekleri parçalarken, terör örgütü dağılma ve çözülmeleri ört bas etmek için gözü dönmüş bir şekilde yerleşim bölgelerinde, mezralarda veya herhangi bir köyün etrafında, yolunda, patikasında mayın arazileri oluşturmaya devam ediyor. Bu arazilerde yaşayan siviller her gün ölümle ve uzuvlarını kaybetmek riskiyle karşı karşıyalar.
PKK’lı teröristler, Kuzey Irak’taki örgüt kamplarında bomba eğitimi alırlarken, birbirleriyle yaptıkları konuşmalarda “Bu sene mayın tarlasında hasılat nasıl?..” Birkaç yüz ölü, bin kadar bacak, yarısı baldırdan aşağı, bir de el ve çok sayıda parmak, birkaç göz, kulak…” diyerek, insan yaşamını hiçe saymayı sürdürüyorlar.
Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Teknoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof.Dr. Muammer Kaya’nın, “mayın mağdurları”nı konu alan basın toplantısındaki şu sözleri, aslında terörün korkunç boyutunu gözler önüne sermeye yetiyor; “PKK terör örgütü tarafından döşenen mayınlara basma sonucunda Türkiye’de 1999-2006 yılları arasında 299’u güvenlik görevlisi, 289’ü sivil, 588 kişi öldü, 3 binin üzerinde kişi de sakat kaldı.”
Lübnan’da bebeklerin kahpe füzelerle vurulduğu dakikalarda, Bingöl’de kahpe bir mayın daha patladı… Bizim bebekler oradaydı… Elif öldü… Hani şu bacağı kopan… Öbürü Bayram… Can çekişti, ama nefesi yetmedi... Ahmet ile Besile de ağır yaralı.
Gazetelerin ön sayfalarında bu çocukların fotoğraflarını göremedik. Çünkü Lübnanlı bebekler vardı manşetlerde. Evet, “bebek bebektir, Lübnan’ı Türkiye’si olmaz…” Haklısınız, ama ben diyorum ki, Lübnanlı bebekler manşet olurken, bizim bebekler neden haber olmuyor?
Vahşet sınırlarımızın dışında olunca, İnsan Hakları Dernekleri nutuklar atmaktan kendilerini alamıyorlar. Peki, ülke sınırları içinde PKK mayınları sonucu bebeklerimiz havaya uçunca, neden çıtları çıkmıyor? Bu günahsız yavruların PKK tarafından katledilmesini normal mi buluyorlar?
PKK terör örgütü ile mücadelede en küçük bir olayda dünyayı ayağa kaldıran İnsan Hakları Dernekleri, elini, kolunu, bacağını, yüzünü, gözünü, canını PKK mayınına kurban veren çocukların acı çığlıkları karşısında da suskun kalabilecekler mi?.. Susmak, onaylamaktır. Sivil toplum örgütleri, isimlerine yakışır hareket etmezlerse, bırakın toplumu, kendi vicdanlarına karşı nasıl dürüst kalacaklar?..
Kemikleri, henüz kemik değil, süt adeta… Parmakları minyatür. Sizi bilmem, ben en çok parmaklarına bayılırım bebeklerin.. Bir santim. Oyuncak insan… Okşamaya çekinirsin. Zedelenecekmiş gibi gelir. Opücük kondururken bile özen gösterirsin. Ama bakıyorum… Hepsi kan revan içinde. Birinin bacağı kopmuş. Oracıkta ölmüş hemen tabii. Zaten ne canı var ki. PKK’nın kahpe mayını canını alıvermiş oracıkta…
Nail Amudi
nail_amudi@hotmail.com
Yazan: nail amudi Tarih: August 8, 2006 02:05 PM
"ABD ve Israil`in karsisinda en az kendileri kadar saldirgan, en az kendileri kadar acimasiz bir guc olmadikca bu savaslar surer gider..."
Diyorsunuz Sayin Elif, bir anlamda böyle bir güç var, maddi olarak çöken Rus ordusu'dan kimyasal, biyolojik hatta nükleer bir silah satin alip ABD'nin veya Israil'in büyük sehirlerini vurmak Hizbullah gibi bir örgüt için çok zor olmasa gerek?
Siz El Kaide'nin gerçekten ABD'ye düsman olduguna inaniyor musunuz? Usama Ben Laden neden ABD'nin limanlarini, demir yollarini, elektrik santrallarini vurmadi da iki binayi yikmakla yetindi?
Gerçekten bir ülkenin nasil mahvedilecegini Israil ordusu bütün dünyaya güsteriyor. Lübnan'da hedef alinan köprüler, hava alanlari vs sicak savasin nasil yapilmasi gerektigini gösteriyor.
ABD ve Kanada elektrik üretimi ve dagitimi bakimindan son derece zayif vaziyetteler. Yakin geçmiste her iki ülke de elektrik kesintileri yasadi. Kanada'da insanlar donarak öldüler.
Ben Laden bütün bunlari bilmiyor mu? Neden ABD'ye zarar vermeyecek sekilde eylem yapiyor?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 8, 2006 02:13 PM
Tunç Beyin yazdığı fıkrayı ben yazacaktım..baktım ki yazılmış.karınca kıssasında da aynısı olmuştu..çok şaşırdım..bu hikaye benimde hayat felsefem..çok önem veririm..
(bir insanı kurtarmak tüm insanlığı kurtarmak gibidir ve bir insanı öldürmek tüm insanlığı öldürmek gibidir) ölçüsünü bana hatırlatıyor.
Adalet-i mahza kavramı vardır.tam ve mükemmel adalet anlamına gelir.Kuranda'ki adalet anlayışında da öncelikli olan adalet-i mahzadır.
lokman suresi-28'de(sizin yaratılmanız ve diriltilmeniz bir tek nefsin yaratılması ve diriltilmesi gibidir) buyurulur.
yani ilahi kudret bakımından bir kişinin yaratılması ile tüm beşerin yaratılması arasında fark olmadığı gibi ilahi adalet bakımından da bir insanın hukuku bütün insanların hukuku kadar kıymetlidir.bir kişinin hukukunu çiğneyen bütün insanlara zarar vermiş gibi olur.bu kavramın mefhumu muhalifinden bakarsak deniz yıldızları hikayesindeki gibi bir kişinin hukukuna riayet edip onu kurtarmakla bütün deniz yıldızlarını kurtarmak arasında bir fark yoktur.
savaşta çocukları ve kadınları dahi katledebilirsiniz diyen anlayış nerde benim muhteşem dinim nerde..
SEVGİLERİMLE...
Yazan: deniz Tarih: August 8, 2006 02:15 PM
"savaşta çocukları ve kadınları dahi katledebilirsiniz diyen anlayış nerde benim muhteşem dinim nerde.." demis sayin Deniz, yerinde bir soru. Acaba Hz Muhammed benzer durumlarda ne yapti? Islâm'in ilk yillarinda müslümanlar çok eziyet gördüler. Israil'in yaptigi duvar bana müslümanlarin kusatilarak aç birakildiklari olayi hatirlatir hep.
Acaba Hz Muhammed düsmanlarinin çocuklarini veya karisini katletmis midir? Düsman kabile mensubu olup da tarlada çalisan köylülerin basini kesmis midir?
Hizbullah'i ve Hamas'i islami direnis olarak adlandiran arkadaslar ne düsünüyor bu konuda?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 8, 2006 02:55 PM
Bekir Bey açıklamanız için teşekkür.Duyarlılığınız takdir edilmeyecek gibi değil.güzel örnek oluyorsunuz.Allah azminizi artırsın..
yemek yediğimiz lokantalar veya kahve içtiğimiz cafeler yada kıyafetimizi aldığımız firmalar konusunda seçici olmak zor değil belki.
Danimarka mallarını protesto için benim elime bir liste geçmişti.piyasadki sütlerin paketlerini (tetra-pak ürünlerini) biz bu ülkeden alıyormuşuz.bunu Türkiye üretemiyormuş.bu çok temel bir gıda ürünü mesela. yada temizlik malzemeleri..boykot edilmesi istenen firmaların çok kaliteli ürünleri var..aynı kalitede yerli ürün bulamıyoruz..ben cafeyi boykot ediyorum.çok güzel..ama temel gıdadan veya temizlik ürününden vazgeçmek zor..bu çelişki beni çok rahatsız ediyor..bilemiyorum..bu boykotta süreklilik sağlanamayınca da toplum içinde yabancılaşıyorsunuz.
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 8, 2006 03:03 PM
Filistin'de müslüman bir vatandaş sabah vakti ağlama duvarının önünde kendini perişan edercesine ağlayan bir yahudiyi görür ve ne için böyle ağladığını sorar.
yahudi:
bütün yahudilerin biraraya toplanması ve onların barışı için dua ediyorum,der.
öğle vakti bizim vatandaş yine aynı yahudiyi ağlama duvarında aynı şekilde görür ve daha duan bitmedi mi?şimdi ne için ağlıyorsun ,der.
yahudi:
filistinde yaşayan müslüman ve yahudilerin barış içinde yaşamaları için dua ediyorum, der.
derken akşam üzeri işinden dönen bizim müslüman vatandaş aynı yahudiyi yine perme perişan ağlama duvarının önünde dua ederken görür.
Allah Allah der.şimdi ne için dua ediyorsun.daha bitmedi mi duan.
yahudi:
şimdi de bütün insanlığın barışı için dua ediyorum deyince bizimki dayanamaz ve sorar.
bu kadar kendini perişan ediyorsun.hiç duan kabul oldu mu şimdiye kadar?
yahudi:
vallahi der.bende bu işe şaşırıyorum..bu kadar dua ediyorum .hiç kabul olduğunu görmedim..sanki ben duvara söylüyorum.:)
Not:bu fıkra vesilesiyle barış için dua eden siyonist olmayan yahudileri hatırlamak istedim.
SEVGİLERİMLE.
Yazan: deniz Tarih: August 8, 2006 04:25 PM
Elif hanim,
Yazdiginiz bu sozun arada kaynayip gitmesini hic istemem. Cok guzel bir sozdur ve kelimelerin anlamini bilmeyenler icin de aciklamasini vermek isterim
Zulümle âbâd olanın âhiri berbâd olur.
-- zulüm: haksızlık [yapmak], eziyet [vermek], çile [çektirmek]
-- âbâd: bayındır, şen, mesut, mutlu
-- âhir: son, nihayet
-- berbâd: perişan, harap, viran, yıkık, pis, kirli
Yani.. mutlulugu baskalarina haksizlik yaparak elde etmege calisanin sonu perisanliktir..
Bu film tek parca degil; bir dizi film --yani, bir suru 'episode'dan olusuyor.
Biz bu filmin cok 'episode'unu gorduk. Bu 'episode'un da sonunu gorecegiz.
'Benim omrum yeter mi?' sorusunun cevabi da 'Ne onemi var'dir...
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: August 8, 2006 05:06 PM
Deniz Bey (Hanim?),
Ben de size hassasiyetiniz ve vijadni sorumlulugunuz icin tesekkur ederim.
Tabiiki butun Yahudu kontrolllu vya buyuk hissedarli firmalari boykto edemeyiz. Boyle bir liste mevcur olmadigi gibi bu boykot cagrisini ypan irganizasyonlaer, mesela IHRC de "yahudiler biykot" dmiyor. Cikardiklari cok SINIRLI liste sahiplerinin Siyonist oluslarindan ve Israil'in barbarliklaina politik, maddi manevi destek vermelerindendir. Sirf bu sartlari yerin getiren en az bin sirket bulunabilir. Estee Lauder, Starbucks ve Marks & Spencer'in sahipleri bu konuda ozellikle aktif olduklarni bildiklerimden. TGRT'yi Ahmet Ertegun'le beraber alan Rupert Murdoch seytanin ta kendisi. Sadece Yahudi oluslarini baz alsaydik Vakko, Alarko, Kamhi'lerin sirketleri gibi pek ok yerli irketi de sayardik. Bu vesile ile AMD mikropresessorlerinin Intel'inkinden hict asagi kalmadigini soyleyebilirim bilgdigim kadari ile. Benim son 7 senede kullndigim iki PC dede AMD var.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 8, 2006 09:56 PM
Sn. Akyol,
Bugün tam bu konuyla ilgili bir olay yaşadım. Son zamanlarda W.Dembski'nin Blogunda (uncommondescent) seyrekte olsa ara sıra girip yorum yazıyordum. Bunların nerdeyse tamamı tabiki Evrim Teorisi ile ilgiliydi. Dün Dembski'nin yayınladığı bir yazısında Hizbullah'dan bahsediliyordu:
http://www.uncommondescent.com/index.php/archives/1410
Bir yorumcu İsrailin saldırılarından söz etti ve bende konuyla ilgili kendi fikirlerimi daha doğrusu gerçekleri yazdım. Bu noktadan sonra gelen yorumlar gerçekten çok üzücüydü. Nerdeyse herkes İsrail'in haklılığından söz ediyordu ve bu savaşta ölen sivillerden İsrail'in sorumlu tutulamayacağından bahsediyordu.
Bir yorumcu ise hakaretler yağdırarak benim yorumuma karşılık verdi. Blog moderatörleri bu yapılan hakaretler konusunda birşeyler yapacaklarına umarak beklemeye başladım ama bir ses çıkmayınca cevap hakkımı kullandım ve bu sefer sert bir dille İsrail'i haksız yapan nedenleri sıraladım ve kullanılan kimyasal silahlardan bahsettim. Bu savaşın hizbollahı değiş Lübnanı sivilleri yok ettiğini tekrar hatırlattım.
Maalesef bir süre sonra -ki aslında bunu bekliyordum- Dembski bizzat benim yazdıklarımı sildi ve ayrıca Bloga olan erişimimi engelledi. Tabi sadece benim yazdıklarım değil bana yazılan cevaplar da aynı şekilde tarihe karıştı. (Bu sebepten dolayı başkaları da blogdan atılmış olabilir onu bilemem ama ilk olarak beni yolcu ettiler)
Sırf tartışmaya katıldığım için kullanıcı kaydımın silinmesi bir bahane olamaz çünkü bana hakaret edilmediği sürece asla kimseye hakaret etmedim. Belli ki Dembski dahil herkes benim yazdıklarımdan oldukça rahatsız olmuş ve aslında verebilecekleri bir cevapları da yoktu.
Neyse asıl mesele benim atılmış olmam değil, burada asıl önemli olan şey yorumcuların bir anda burundukları aşırı anti-islam, anti-müslüman ve anti-arap kimlikleri idi. İslama karşı beslenen o korkunç nefret ve öfke beni oldukça rahatsız etti. Zaten bu olaydan sonra Dembski beni Blogdan atmamış olsaydı bile tekrar oraya girip yorum yazmayı da kesinlikle düşünmuyorum. Böyle bir ikiyüzlülüğe karşı dilim tutuldu. Ölenlerin çocuk veya kadın olması onlar için önemli değil yeterki hizbullah yok olsun, bu yolda herşey mübahtir. Bunları yazanlar da Amerikalı. Duyan da hizbollahin Amerikayi rokete tuttuğunu sanar.
İşin diğer acı yönü bu tür yorumları yazanlar belli bir eğitim seviyesi olan, bilimle fenle biyoloji ile uğraşan zeki ve akıllı diyebileceğimiz insanlarin olmasıdır. Bunlar böyle düşünuyorsa sokaktaki adamın durumunu düşünmek bile istemiyorum.
Batıdaki insanların özellikle Amerikalıların ne şekilde gerçeklerden habersiz, cahil ve negatif propagandanın etkisinde kaldıklarını açık bir şekilde gördüm. Özellikle İslama karşı duyulan bu kine bir anlam veremedim.
Sizin iki medeniyet arasında köprü kurma çalışmalarınızı takdir ediyorum ama sanki sizin kurduğunuz her bir köprüye karşılık birileri yüzlercesini bir anda yıkıp yok ediyor.
Daha yazacak şeylerim var ama baya geç oldu....
Yazan: Farshad Tarih: August 9, 2006 03:27 AM
Bugün Dembski'nin Bloguna tekrar baktım ve ordan birtek benim kullanıcı kaydımın silindiğini gördüm. Bana hakaret edenler hala blogda yazabiliyorlar. Şimdi gerçekten midem bulandı.
Yazan: Farshad Tarih: August 9, 2006 10:35 AM
Bugün Yeni Şafak'tan İbrahim Karagül'ü okurken tüylerim diken diken oldu. Karagül yazısında "Claude Salhani, 2003 yılında "The American Conservative" dergisinde "Four Day War" (Dört Gün Savaşı) başlıklı hayali bir senaryo yayınladı, ben de 7 Eylül 2004'te "En korkunç senaryo" başlığı ile bu köşeye aldım. Bugün yaşanan sapkınlığın nerelere uzanabileceğine dair biraz durup düşünmek için hatırlatayım" diyerek "Dört günlük kıyamet savaşı" senaryosunu tekrar yazmış:
"Birinci gün: Çarşamba.
Şafak vakti Negev çölündeki askeri üslerden kalkan İsrail savaş uçakları İran'ın Buşehr'deki nükleer tesislerini yok eder. Saldırı İslam dünyasını sarsar. Milyonlarca insan sokaklara dökülür.
İkinci gün: Perşembe.
İsrail'in ABD desteği olmadan saldıramayacağına inanan İran misillemeye geçer. Binlerce devrim muhafızı Irak içlerine girer. Şiddetli çatışmalar yaşanır. Hizbullah, İsrail'e füze yağdırır. İslam dünyasında dev kalabalıklar sokakları kaplar. Kahire, Amman ve Ankara'da İsrail büyükelçilikleri tahrip edilir, ABD büyükelçilikleri ateşe verilir.
Üçüncü gün: Cuma:
İslam dünyasında Cuma namazı sonrası kalabalıklar harekete geçirilir. Devlet binaları yağmalanır. Çatışmalar büyük bir zayiatla sona erer. Sıkı yönetim ilan edilir. Ancak kargaşa durdurulamaz. S. Arabistan'da İslamcı gruplarla güvenlik güçleri arasında yaygın çatışmalar başlar. Suudi kraliyet ailesi ortadan kaybolur. Endonezya'da, Malezya'da, Mısır'da İsrail'e savaş açılmasını isteyen halk çılgına döner.
Dördüncü gün: Cumartesi.
Pakistan ordusundaki İslamcı subaylar Perviz Müşerref'i devirme planını hareket geçirir. Pakistan istihbarat servisi ISI, ülkenin nükleer tesisleri ve nükleer kodların denetimini ele geçirir. Birkaç saat içinde, nükleer silah yüklenen iki uçak, gizli bir hava üssünden kalkar. Hedefleri Tel Aviv ve Ashdod'dur. Dolambaçlı bir yol izleyerek Doğu Afrika'da yakıt ikmali yapar. Kendilerini Güney Afrika uçakları olarak tanıtır. Kuyruk işaretleri de Güney Afrikalı olduklarına işaret etmektedir. İki uçak intihar pilotları tarafından uçurulmaktadır. İsrail hava trafik kontrolünün kendilerine verdiği hattı izlerken aniden yön değiştirip iki kente dalarlar ve nükleer yüklerini boşaltırlar.
İsrail Pakistan'a misilleme yapar. Milyonlarca insan ölür. Arap yönetimleri çöker. Savaş Ortadoğu'yu kaplar. Yüz binlerce insan ölür. Zayıflayan İsrail ayakta kalma mücadelesi vermektedir ve nükleer silahlarla Arap başkentlerini vurur. Ortadoğu tam bir kaosa sürüklenir....."
Bu tüyler ürpertici korkunç senaryo ihtimal dışı mı?
Bence değil.
Eğer İsrail sabırları daha fazla zorlamayı bırakıp, giriştiği işgali ve vahşeti durdurmazsa dünya -Allah korusun- yeni bir cinnete sürüklenebilir.
Bu cinnet Ortadoğuyu yıkar ama bu yıkıntının altında ilk İsrail kalır..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 9, 2006 02:11 PM
Ahmet Altan'dan okunmaya deger bir yazi...
Dostlukla
Siyasal İslam mı Temel Hak ve Özgürlükler mi?
Önce CNNTÜRK web sitesinden aldığım ve Ortadoğu'daki reel politik durumu analiz eden şu satırları birlikte okuyalım:
"Arap dünyasındaki en büyük rekabet konusu yıllar boyunca Arap dünyasının liderinin kim olacağı ile sınırlıydı. İsrail ile barış yapana kadar ve özellikle Nasır döneminde Mısır'ın liderliği genel kabul görmüştü.
Ancak barıştan sonra Irak lideri Saddam Hüseyin ve Suriye lideri Hafız Esad bu pozisyona göz koysa da petrol zengini Suudi Arabistan İslam dünyasının kutsal yerlerinin de hakimi olarak ağırlığını koydu.
Siyasi İslam'ın bölgeye giderek yerleşmesinden sonra liderlik din temelinde şekillenmeye başladı. Irak'ın Kuveyt'i işgali, Arap dünyasındaki yapıyı değiştirdi.
Saddam Hüseyin Kuveyt'i işgal edip Suudi Arabistan'a rakip olunca, Riyad yönetimi topraklarını ABD birliklerine açtı. Suudi Arabistan böylece Saddam tehdidinden kurtuldu ama kutsal toprakları yabancı güçlere açarak İslam dünyasının liderliği iddiasında büyük darbe yedi.
Arap halkı buna tepki gösterdi. El Kaide, İslami Cihad gibi örgütler güçlenmeye, ABD müttefiki Arap rejimlerine karşı savaşmaya başladı.
Bu noktada Arap dünyasındaki bu çekişmeye, yine İslam dünyasının liderliğine oynayan Şii İran da katıldı. İranlı hacılar Körfez Savaşı'ndan sonraki ilk Hac'da sloganlar atarak Suudi Arabistan'ı açıkça kınadılar, meydan okudular.
İran-Irak Savaşı'nda Tahran'ın yanında yer alan tek Arap ülkesi Suriye, bu mücadelede de İran'ın yanında yer aldı. Körfez ülkeleri ve Ürdün ise Mısır-Suudi Arabistan çizgisinde buluştu.
İran'ın bölgede artan etkisi halkının yüzde 10'u Şii olan Suudi Arabistan'ı iç dengeleri açısından da rahatsız ediyor. Irak'ın da Şii egemenliğine girmesi, Lübnan'da Hizbullah'ın güçlenmesi radikal İslamcıların hedefindeki Riyad için ayrı bir endişe konusu. Suudi Arabistan bu nedenle Filistin'de Hamas'a karşı da mesafeli.
Şii İslam'ın Arap dünyasında yayılması ve İran'ın bunun lideri konumuna gelmesi, Suudi Arabistan'ın en büyük endişesi. Riyad'ın bu nedenle Lübnan'daki olaylardan dolayı önce İsrail'i değil Hizbullah'ı suçlaması ve bunu açıkça ilan etmesi şaşırtıcı değil."
Kan ve gözyaşı içindeki Ortadoğu'ya ait bu yorum bölgedeki siyasal dengeleri resmediyor. 600 bin kişinin evsiz barksız kaldığı çoluk çocuk demeden herkesin birbirini katlettiği İsrail'in saldırganlığını gün be gün tırmandırdığı bölgeyi yorumlarken nasıl davranmalıyız? Olaylara siyasal İslam açısından mı bakmalıyız, evrensel hukuk kuralları açısından mı? Ortadoğu'da genel üslup herkesin olayları dinsel ve mezhepsel açıdan değerlendirmesidir. Müslüman isen Müslümanları, Sünni isen Sünnileri, Şii isen Şiileri, Musevi isen Musevileri tutmak ve savunmak esastır.
Radikalizm arttıkça siyasal İslam üzerinden yorum yapmak ta ağırlık kazanıyor.
İnsanoğlunun elinde olmadan elde ettiği özelliklerle hayata bakması ister istemez bir düşman yaratmaya da yatkın oluyor. Siyasal İslam açısından yapılacak bir değerlendirme, İslam olmayanı da en hafif deyimiyle farklı değerlendirme ihtimalini beraberinde getiriyor. Üstelik, Ortadoğu'daki bu bakış açısı bugüne kadar o bölgenin insanlarına özgürlük ve zenginlik getirmedi. Hep diktatörleri, zulmü, zalimliği, gözyaşını ve kanı birlikte yaşadık, yaşamaya da devam ediyoruz.
Acaba Ortadoğu'ya düşman yaratmadan, "ötekini" hedef almadan, sorunları çözecek, çözümler üreterek ve insanoğlunu sadece ve sadece insan olarak kabul ederek nasıl bakabiliriz?
* * *
Ortadoğu'daki Amerikan vahşeti ve İsrail barbarlığı yanında bir de ülke yönetimlerinin kendi halklarına yaptıkları var. Amerika'dan kurtulursan İsrail'e, İsrail'den kurtulursan baskıcı rejimlere ve diktatörlüklere yakalanıyorsun. Bu talihsiz kaderi ne milliyetçilik, ne din, ne de mezhep çözmüyor.
Ortadoğu'yu insanı odak alan, insanı en kutsal değer olarak gören ve tek ilkesi insanoğlunun özgürlüğü ve zenginliği olan bir anlayış çözebilir. Bunu evrensel bir hukuk, tavizsiz bir insan hakları anlayışı, çarpıtılmadan uygulanan bir piyasa ekonomisi olarak da formüle edebiliriz.
Ancak ne yazık ki Ortadoğu'nun mevcut hali galiba böyle bir çözümü üretmekten şimdilik epeyce uzakta.
Yazan: Tunç Tarih: August 9, 2006 03:35 PM
FARSHAD KARDEŞİME...
Hz.Muhammed(as)'a risalet geldikten sonra ne büyük işkencelere ,hakaretlere ve boykota maruz kaldığını hepimiz biliyoruz.daha önce el-emin deyip sevdikleri insan sırf Rabbim Allah dediği için bir anda dışlanıvermişti.ama sonunda Allah nurunu tamamladı.
üzülme kardeşim.azmin kırılmasın.sen o siteden kovulmuş olabilirsin ama Allah katında derecenin arttığına eminim.
bu ayeti senin için yazıyorum..
'NİCE PEYGAMBERLERLE BİRLİKTE KENDİLERİNİ RABBİNİN YOLUNA ADAMIŞ İNSANLAR ÇARPIŞTILAR.ONLAR ALLAH YOLUNDA BAŞLARINA GELENLERDEN DOLAYI GEVŞEMEDİLER,ZAYIFLIĞA DÜŞMEDİLER VE BOYUN EĞMEDİLER.ALLAH SABREDENLERİ SEVER..' ali-imran 146.
SEVGİLERİMLE..
Yazan: deniz Tarih: August 9, 2006 05:52 PM
müslümanlara en az zarar verecek yöntem barış yöntemiymiş...yahudiler kendilerinin dışındakileri yok etmeyi kendilerince kutsal saydıkları kitaplarından emir alarak yapıyolar.yani müslümanlar ne kadar barış isterse istesin,ne kadar barış çağrısı yaparsa yapsın hepsiboş.çünkü yahudiler kendilerince ibadetlerini yerine getiriyolar.peki biz ne yapıcaz?elimizden gelen tek şey boykot,onuda beceremiyoz zaten.bu boykot söylemleri ırak savaşının akabinde de çok popülerdi,ya noldu?hiçbişey...nekadar yapıldı bu boykot,etkisi ne oldu?tamam piyasanın çok büyük bir kısmı onların elinde ama en azından bildiğimiz malları almayabiliriz.bunun için fedakarlığa gerek yok çünkü altenatif ürün çok.ama keşke fedakarlık yapabilmiş olsaydık. galiba biz kullandığımız ürünlerin markalrında dahi fedakarlık yapamayacak kadar duyarsızlaşıyoruz.tabi bu boykot amacına ulaşırmı ulaşmazmı bilinmez ama biz yinede elimizden geleni yapariz insallah...
Yazan: zeynep Tarih: August 9, 2006 08:43 PM
Zeynep Hanim,
"baris" konusundaki tesbitlerinize katiliyorum. Onlarin istedigi baris "the only good muslim is a dead Muslim" (tek iyi musluman olu olanidir) sozlerindeki cinsten; ya oleceksiniz ya da resmen muslumanliktan uzaklasip onlara koleliginizi hicbir tereddute mahal birakmayacak sekilde ilan edeceksiniz.
Boykot konusuna gelince. Benim diger ilmekte de acikladigim gibi su anda teklif edilen boykot,cik SINIRLI, butun Yahudi firmalari degil sadece en asiri Siyonist, Israil destekcilerinden birkaci; o kadar. Bunlari hedef alip ticari menfaatlerine birazcik olsun zarar vrebilmek, onlara batirmaz. Sadece onlara bir mesaj verme fonksiyon gorur. Bu metod hemen her zaman etkin olmustur. Pek cok orneklerin biliyorum. Burger King isgal edilmis Filistin'de lokanta actigi zaman, boyle bir boykot yapmistik. Kac kisi katildi bimiyorum. Ama BK'ye bu franchise'in lisansini iptal ettitdi. Yani lokanta resmen kapandi; fakat franchise sahibi Yahudi kacak olarak Burger King ismini kullanmaya devam emis. Neyse sonuc verdi.
Pek cok uluslararas sirket, bir zamanlarin irkci Guney Afrika'sini boykot baskisinda dolayi terketti; ve bu cokuste buyuk etken oldu.
Yaptiginz karanligi lanetlemekyerine bir mum yakmak o kadar. Zifiri karanlik birden bire yok olmayacak. Beklenilerinizi kucuultmek zorundasdiniz. Biz muslumanlarin zaaflarindan biri, hemen czum beklmemiz. Oysa bu coooook uzun soluklu bir mucadeledir. He birimiz, uzerimize dusen kucuk adimlari atarsak bunun sonucta etkili olmamasi mumkun degildir. Umitvar olalim!
Ustelik "tek yapabilecegimiz boykot" ifadenize de katilmiyorum. Bu satirlar yazarken de birsey yapiyorsunuz. Bu aksam Tesvikiye'deki Luban Konsoloslugu onune oturma, anma eylemi var 8:30-9:30 arasi. Bu gunlerde bircok protestio mitingleri duzenleniyor. Gaztelere, poltikacilara (mesela su "Israil hakli" diyen Cilingir'e), israil, ABD sitelerin e-postalar, yorumar uazmak gibi pek cok katilimci demokrasi adimlari var.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 10, 2006 05:18 AM
Peki Amerkan Halki ne diyor?
Konu ABD’nin Ortadogu poltikasi olsun, “terorle savas” olsun imparatorlgun giristigi hemen, her saldirgan, emperyalist macerayi destekleyen yerli sozculer oldugu gibi konuya “ilimli” yaklasan bazi “BD bilir uzmanlar” da bize ABD halkini yonetiminden ayirmamiz gerektigini, halkin da “bizim gibi” Iraklilar,Filistinller, Lubnanlila icin agladigini soylerler, oradaki “savas karsiti” gruplarin varligindan bahsederler.
Bu tamami ile yanlis degildir ama fazla pembelestrilmis bir resimdir. ABD’deki Cindy Shehan adli oglunu Irak’ta kaybetmis hanimin onderligindek “anti-Bush” gosterilere giderseniz Lubnan’da annesinin kucaginda olen 10 gunluk bebek Vaad’in resmini falan gormeyi beklemeyin. Muhtemelen Lubnan veya Filistin kelmesini dahi duymayacaksiniz. Cindy Shehan’in oglunun, ve diger katilimcilarin olen, hala “hizmet veren” cocuklarinin ismini ezberlersiniz, gunde kac amerikan dolarinin bu sonu gorunmeyen savasa (Irak Savasi) aktigini duyarsiniz; Israil kelimesin hemen hic duymazsiniz. cunki “yassah hemserim”! Evet Virginia, orda da “yassah hemserim” var farkli aksanla soylense de. Asagidaki Hakan Yavuz yazisinda da “yassah hemserim kurali” na dikkat edilmis buyuk olcude. Mesela H. Yavuz NY Senatoru Charles Schumer’in “ABD ordusundaki musluman avina” onculuk yaptigindan bahsediyor ama bu ve benzeri surek avinin arkasindaki, Charles Schmer, Daniel Pipes, Steven Emerson gibi kisilerin hemen hepsinin Yahudi oldugundan bahsetmiyor. Cunki o da hala ABD’de bir universitede gorev yapiyor; kullandigi lisan dikkat emesi gerekir. Daha once sozune dikkat etmeyen Harvard profesorlerinin basina gelenlerin farkinda,. Ki onlar musluman degillerdi. Prof. Sami Al-Arian muslumandi; hem de Filistinli idi v “sozune yeter kadar dikkat etmeyen bir Filistinli”! . 3 yil kadar once Florida Universitesi’ndeki bilgisayar bilimi profesorlugu gorevine son verildi; sonra da “Islami Cihad’la baglantsi var” iddasi ile Israil’den gelen “bilgi ve direktifler” dogrultuisunda iceri atildi. Ayni bahane ile kayin biraderi 4 yil hucrede kalmisti. Bu duruimda yuzlercesini biliyorum’ onlarinki ile kiyaslandiginda sadece isini birakmak zorunda kalan kendimi sansli sayiyorum. ABD’de epeydir Israil destekcilerinin yonlendirdigi bir “musluman cadi avi” 11 Eylul sonrasi dayanilmaz bir hal almistir. Amerikan hukumeti ile Amerikan Halkini ayiralim diyen safdiller veya “iki amerika var” diyen romantik dostlar (ki onlar iki Israil olduguna da inaniyorlar) icin asagidaki yazi bilgilendirici olabilir. Evet “ayiralim” ama, ABD Halkinin “guc mekanizmasndan ” ayri bir iradesimi varki? ABD’de 50 yildir bir nukleer-karsiti hareket te var. Sonuc? 12,000 nukleer bomba, yani dunyada hayata en az 10 defa son verecek nukleer guc.
Sozu Utah Universitesi’nden, ABD’y oldukca iyi taniyan, nesnel bir gozlemci olan Doc. Hakan Yavuz’a birakiyorum.
DOÇ. DR. M.HAKAN YAVUZ
10.08.2006 PERŞEMBE
[ABD’de Müslümanlara yönelik ağır baskılar giderek artıyor] ABD, Yüzbaşı Yee olayı ile çalkalanıyor
Her ne kadar gözlerimizi kapasak, kulaklarımızı tıkasak da Huntington’un ifadesiyle ciddi bir biçimde ‘kimlik savaşları’nın içindeyiz. 11 Eylül ile ciddi bir ivme kazanan İslam dini ve Müslüman kimliğine karşı oluşturulan karşıtlık bugün kendini sıcak savaşa dönüştürdü.
Lübnan’daki vahşet karşısında Amerika’nın ve Batı toplumlarının sessiz kalışı aslında bilinçaltındaki İslam karşıtlığıyla da yakından alakalı. 28-30 Temmuz tarihli US Today ile Gallup araştırmasına göre, Amerikalıların büyük çoğunluğu İsrail yanlısı. Her 10 Amerikalıdan sekizi İsrail’in saldırılarını meşru buluyor. Son çatışmalardan ancak nüfusun yüzde 15’i İsrail’i, geri kalanı ise ya Hizbullah ya da İran’ı suçlu buluyor. Bugün Amerika’da hemen hemen her alana sinmiş, kimi açık kimi gizli şekilde işleyen ciddi bir İslam ve Müslüman düşmanlığı var.
Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle başlayan “kimlik eksenli uygarlıklar çatışması” giderek kendini sıcak savaşa dönüştürdü. Tabii bu kimliklerin politize olmasında, Amerika’nın bölge enerji kaynakları üzerinde hakimiyet kurmasının derin etkileri bulunmakta. Günümüz çatışmalarında, düşman açık ve net belirlenmiş durumda: Müslümanlar. Suçları ise kurulmak istenen yeni sömürge düzenine karşı direnmeleri. Bu savaşın “içi” ve “dışı”; savaş “alanı” ve savaş “gerisi” diye bir şey yok. Hedef olmak için laik veya dindar olunmasına bakılmıyor, Müslüman olmak yetiyor. Amerikan vatandaşı olmak veya Amerikan ordusunda görevli olmak da sizi korumuyor. Sistem kuşku ve endişe içinde, düşünce her tarafta düşman görmeye başlıyor. Yıllarını Amerikan ordusuna vermiş bir yüzbaşının başına gelenler, Amerika’nın içindekileri bizleri, Türkiye’deki sizlerden hiç de farklı kılmıyor. Hepimiz aşağı yukarı aynı kader çemberindeyiz. Tıpkı İkinci Dünya Savaşı öncesi Yahudilerin durumu gibi. Alman Yahudileri, Alman oldukları için diğer Yahudilerin başına gelenlerden farklı bir muameleye tabi tutulmadı. Kısacası, bir kimlik, düşman olarak tanımlandığında o kimliğe mensup herkes, artık potansiyel suçlu durumuna düşüyor. Amerika’daki “cinneti” anlamak için Yüzbaşı Yee’nin piyasaya çıkar çıkmaz büyük ses getiren hatıratından, başından geçenleri kısaca özetlemek Amerika’nın bugün nerede olduğunu anlamak için yeterli. 0 Müslüman Yüzbaşı Yee linç ile karşı karşıya
Yüzbaşı James Yee, üçüncü kuşaktan Müslüman olmuş Çin asıllı bir Amerikalı askerdi. 11 Eylül sonrası Amerika’daki Müslümanlar üzerinde giderek artan baskı ve ırkçılık ne yazık ki Yüzbaşı Yee’nin de hayatını zehir etti. Yüzbaşı Yee olayı, bilinenlerden sadece biri. Daha nice duyulmayan olaylarla birçok Müslüman’ın hayatı sadece Müslüman oldukları için altüst edildi. Ahmed isimli bir Boşnak, Salt Lake City’de bir fabrikada çalışıyor, diğer çalışanlar tarafından “Bin Ladin” olarak çağrılıyor; buna tepki gösteren Ahmed işinden oluyor. Bosna’daki katliamdan kaçmak, bir Boşnak için barış ve özgürlüğü garantileyemiyor. Ne yazık ki, Amerika’da devlet öncülüğünde, bütün kurumları saran ve kamu alanında kurumlaşan bir İslam aleyhtarlığı var. İslam karşıtı söylem ve Müslümanları aşağılayan uygulamalar giderek “normalleşiyor”. Yüzbaşı Yee’nin başına gelenler aslında Amerika’nın içinde bulunduğu durumu bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor. 1990 West Point mezunu olan Yee, Küba’da kurulan ve insanlık dışı uygulamalarıyla bilinen Guantanamo Cezaevi’ne “imam” olarak atanıyor. Amerikan ordusunda bütün dinî grupların din adamları kadrolu olarak belli sayıda görev yapıyor. Kur’an-ı Kerim’in dahi yırtılarak tuvalete atıldığı (eyleme ilişkin soruşturma sonucu kesinleşmiş ve bunu yapanlar cezalandırılmıştır) bir cezaevinde sorgusuz-sualsiz yüzlerce insan ne yazık ki en büyük fizikî ve psikolojik işkenceye maruz kalmıştır. Yüzbaşı Yee tutukluların dinî ihtiyaçlarını karşılamak için din görevlisi olarak atanmıştı. Ancak, 2003 yılında yüzbaşı Yee, Jacksonville, Florida’da “casusluk yapmak, düşmana yardım etmek ve El-Kaide lideri” suçlamalarıyla tutuklandı. O tarihten sonra Yüzbaşı Yee’nin hayatı tam bir cehenneme çevrildi. Uzun süren soruşturmalar sonucu Yüzbaşı Yee aklandı ve suçsuz bulundu. Yüzbaşı Yee başından geçenleri detaylı şekilde ‘Allah ve Ülke İçin: Din ve Vatanseverlik Saldırı Altında (For God and Country: Faith and Patriotism Under Fire)’ kitabında anlattı. Kitabı okuyunca ve son yıllarda Amerika’da Müslümanlara yapılanları duydukça Huntington’ın uygarlıklar çatışması tezinin giderek “gündelik hayatlarımızı” nasıl esir aldığını hayretle izliyoruz.
İslam dinini kendi tercihiyle seçen Yee, tercih ettiği dine mensup olduğu için hayatının darmadağın olacağını herhalde ummuyordu. Yee için İslam bir yaşama biçimi değil, bir “inanç” ve özellikle de insanın kendi iç dünyasındaki yenilenmeyi sağlayan bir düşünce sistemi aynı zamanda. İslam ve İslamiyet olarak yansıyan farklı uygulamalar Yee için her zaman büyük bir ilgi odağı olmuş. West Point Harp Akademisi’ni bitirmeden önce Müslüman olan Yee, 1991 Körfez Savaşı’na katılmış. Daha sonra ordudan ayrılarak Arapça öğrenmek için 4 yıl Şam’daki Abu Noor Üniversitesi’ne gitmiş. Arapça yanında İslami konularda da eğitim gören Yee, Filistinli bir hanımla evlenip Amerika’ya dönmüş. Daha önce ayrıldığı orduya bu sefer “imam kadrosuyla” katılmış.
11 Eylül sonrası Amerikan ordusunda İslam’ı anlatmak için bir dizi eğitim konferansı düzenleyen Yee, komutanlarının takdirini toplamış ve Amerika’ya hizmet ile Allah’a hizmetin birbiriyle çatışmadığı tezini işlemiştir. Tabii Yee’nin kafasındaki Amerika, “efsaneleştirilen” özgürlüklerin bekçisi ve koruyucusu bir Amerika’ydı. Dahası eğitim sistemiyle hakim kılınan “resmi” (özgürlükçü) Amerika efsanesiydi. İşte bu Amerika 2003’teki tutuklamalar ve daha sonraki suçlamalarla çökecek olan Amerika’dır. Amerika’nın “özgürlükçü” ülke olması yönündeki “efsane” sadece Yee için değil, birçok Amerikalı Müslüman’ın karşılaştığı onur kırıcı uygulama ve söylemlerle yıkıldı. ABD’de Müslümanlar için ‘cadı avı’…
Yüzbaşı Yee’nin tutuklanmasını fırsat bilen New York Senatörü Charles Schumer ve aşırı dinci gruplar radikal İslamcıların Amerikan ordusuna sızdığı yönünde propagandaya başlamışlar ve Amerikan ordusundaki Müslümanlar daha dikkatli bir şekilde incelenmeye ve izlenmeye alınmıştır. Yee tutuklanınca hemen içeri atılmış, uzun süre kimseyle görüştürülmemiştir. Tutuklanmaya neden teşkil eden unsurlar ise Yee’nin Guantanamo’da Müslüman tutukluların dinî inançlarına saygı gösterilmediği yönünde şikayette bulunması; yine orada bulunan 3 Müslüman din görevlisinin zaman zaman Yee’nin evinde sohbet ve namaz için bir araya gelmeleri ve en önemlisi de Yee’nin kamp hakkında günlük tutmasıdır. Yee, günlüğünde, kamp içindeki sorgulamalarda dinî sembollerle nasıl alay edildiğini ve bu sembollerin nasıl ihlal edildiğini detaylı bir şekilde anlatmış. Örneğin kitapta, 2003 Temmuz ayının sonlarında, suçlu zanlılarının sorgulamasını yapan görevlinin Kur’an’ı yere atarak ayaklarının altından fırlatması, bunun üzerine kamptaki tutukluların açlık grevine gitmeleri anlatılıyor. Sorgulamaları yapan kişiler yüksek eğitim almış, Amerikalı görevliler. Tutuklu olduğu sürede eşini ziyaret eden Savunma Bakanlığı görevlisi, Yüzbaşı Yee’nin eşine başka kadınlarla ilişkisi olduğunu iddia ediyor. Yapılan suçlamalar mahkemede ispat edilemediğinden, teker teker geri çekildi. Bu suçlamalar daha sonra da bir üst komutan tarafından, desteksiz olduğu için bir kenara itildi. Ama Yüzbaşı Yee severek yaptığı işinden ayrıldı ve başından geçenleri detaylı bir şekilde yazdı. Yee’nin kitabı New York Review of Books, 2005 Aralık sayısında genişçe tanıtıldı. Aslında Yüzbaşı Yee, Amerika’nın Dreyfus’u. Nasıl ki insanlar Fransa’da belli bir kimliğe sahip oldukları için suçlu muamelesi görmüşlerse, bugün de Amerika’da bir yüzbaşı, Müslüman olduğu için aynı şekilde suçlanabiliyor.
Yüzbaşı Yee olayı, bilinen ve kamu alanına taşınan bir olay. Bu ve buna benzer daha nice olaylar ve çökertilen hayatlar var. Bugün ne yazık ki Amerika ciddi bir sınavdan geçiyor. Amerika’nın özgürlük ve barış ülkesi olduğu efsanesi, ciddi şekilde yara aldı. Daha uzun yıllar, Amerika’da İslam ve Müslümanlar birer “suçlu” ve “hain” olarak görülmeye de devam edecek. Bu ideolojik bakış açısı, Amerika’nın baskıcı ve şiddet yanlısı politikalarını Amerika’nın kendi içinde daha da meşru hale getirecek. Kısacası, daha uzun yıllar İslam ve Müslüman kimliği “düşman” sıfatıyla değişik muamelelere maruz kalacak. 11 Eylül sonrası ‘teröre karşı savaş’ ile ‘İslam’a karşı savaş’ birbirine karıştırılmış ve bundan da her Müslüman nasibini almaya başlamıştır.
ABD’deki ‘İslam düşmanlığı’; devletten halka ve özellikle de üniversitelerden öğrencilere doğru işleyen bir sürece dönüşmüştür. Bu bakış açısı, Amerika’nın genelde Müslüman ülkelere, özelde ise Ortadoğu ülkelerine karşı izleyeceği dış politikaları derinden etkileyecektir. Bugün gelinen noktada bir Lübnan veya Filistin sorunu değil “Müslüman sorunu” (Muslim question) var. Bu durum Müslüman kimliğini daha da “ötekileştirecek” ve hepimiz bundan etkileneceğiz.
UTAH ÜNİVERSİTESİ ÖĞRETİM ÜYESİ
10.08.2006
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 10, 2006 06:47 AM
Değerli yorumcular, Sayın Akyol'un Amerikanın iki
yüzü başlıklı yazısı, Amerika'nın nasıl algılan-
dığı ile yorumlanmalı diye düşünüyorum. Tüm dünya-
nın en ücra kasaba ve köylerine kadar pazar haline
getirilme uğraşının esas oğlanı, kovboyu kahramanı
olarak Amerika! Bu Amerika Pazarları sınırlayan
Büyük bir bölümünü dünyaya kapatan ''Allahsız! Komünizme nasıl son verdi. Kot pantolon, Kola, sınır- sız eğlence özgürlüğünün nasıl önderi oldu. Şimdi bu Amerikanın yanında olanlar, bazı pazarların tı-kanmasından ve bu pazarların geleneksel olarak ABD
nin en karlı Ortadoğu pazarları olmasından, ve bunları kaptırmanın dünya hegomanyasına son verebi
leceği endişesinden tedirgin olmaktalar. Ve bu ah-
laksız saldırganlığın nasıl yenilir yutulur hale
gelebileceği konusunda akıl yormaktalar. Tamda bu
arada İsrail!in mazeret tanımaz azgınlıktaki sal-
dırganlığı bu çabaları çok zor hale getiriyor.
Bu dünya düzeni ABD hegomonyasında sürsün, ancak
bu Clintonvari bir biçimde olsun diyenler var.
Birde bu ABDnin sabıka kaydı doldu, Nagazaki, Hiroşimo, Vietnam, Dresden vb. örneklerini hatırlayıp artık evine dönsün diyenler var. Mahal
lenin kabadayısı temiz bir sopa yemeden ve cam çer
çeve indirmeden evine dönmez. Buda kan ve gözyaşı
demek. Ancak ok yaydan çıktığına göre, bizede
Görelim Mevla Neyler, demek düşüyor. Elle gelen
düğün bayram derler. ABD seçme şansı bırakmıyor.
Seçimlerde gelecek yeni yönetim Halkların beynine
kazınan bu rezil görüntüleri silemez. Irakt'ki,
Filistin'deki, Lübnan'daki bu kan ABD yi tutar.
Düzensizlik ve bozgunculuk Hakk'ın kabul etmediği
ve kınadığı tutumlar olduğuna göre, yeni ve adalet
li bir düzene ABD ve hempalarının dayatması ile
değilde, mutlaka Türkiye'mizin sağduyulu sesininde
yankı bulacağı bir barış ve ateşkes adımı ile baş-
lanması en büyük dileğimiz olmalı. Dualarımız bu
yönde olmalı. savaşlardan, baskıcı rejimlerden
arınmış, çevreye ve insana saygılı, özgürlüklerin
önünün açıldığı, azgınlıkların ise engellendiği
bir dünya. Bunu hak etmenin yolu yine Lübnan'da
yaşananlarda yatıyor. teslim olmamak, çocuk katil-
liğine aynı ile mukabele etmemek ve korkmadan bu
katilleri yüz geri etmek. Allah doğrudan yana
olanların yardımcısı olsun. Levent.
Yazan: Levent Tarih: August 10, 2006 12:42 PM
yapılması umulan boykot elbette çok sınırlı.ve elbette daha önceden tüm dünya çapında yapılan çeşitli boykotlarda mesaj yerine ulaşmıştır.türkiyede özellikle ırak savaşından sonra çeşitli ürünlere boykot yapılması gündemdeydi.gündemdeydi ama savaşa hayır mitinglerinde boy gösterip,içtiği sigaranın markasından taviz vermeyen insan sayısıda az değildi.bizim toplumda bu işe gereken önem verilmiyo.verilsede zaten amaç karşı tarafa sadece mesaj vermek ya...belkide bu yüzden.
tabi yinede ümitvar olmakta fayda var.acele etmemek lazım.biz bu çooook uzun soluklu mücadeleye bosnada başlamıştık.afganistan,ırak,çeçenistan,filistin,lübnan. biz yinede beklentilerimizi küçültüp beklemeye devam edelim.sabırsız olmayalım.tabi mitinglere katılmayı,'elimizden geldiği kadar'boykot etmeye devam edelim.tüm dünya israilin ne yapmaya çalıştığının farkında.ama kimseden çıt yok(üst düzey yetkililer)herkes izlemeye devam ediyor(tüm dünya)ve bu durumunda farkında olan israil gün geçtikçe saldırganlaşıyor.bazen karanlığa lanet etmeyi mum yakmaya tercih ediyorum
Yazan: zeynep Tarih: August 10, 2006 01:42 PM
Düzeltme ve özür
Daha önce yazdigim bir yazida Iran gibi bazi ülkelerin GSMH'nin (gayri safi milli hasila) %20'sinin petrolden geldigini ve Ortadogu'daki katlimalarin bu gibi ülkelere çok para kazandirdigini yazmistim. Bazi arkadaslar benim materyalist ve vicdansiz oldugumu söylediler.
Yanilmisim, düzeltiyorum : Iran'in milli gelirinin yarisi, ihracat gelirlerinin ise %80'i petrolden geliyor. Yani petrolün varili 30 dolar iken Iran fakirlesiyor, bugünkü gibi 80 dolar olursa Iran zenginlesiyor. (Halka esit dagitilmasi ayri bir konu tabi)
baskanin özel sitesi : http://www.president.ir/eng/
CIA : https://www.cia.gov/cia/publications/factbook/geos/ir.html
WIKIPEDIA : http://fr.wikipedia.org/wiki/Iran
Tabi bu sekilde müslümanlarin kanini dökerek zenginlesen tek ülke Iran degil ama bu tabloya eklenmesi gereken bir konu daha var o da silah endüstrisi :
Rusya'nin çöküsünden sonra Iran rus lisansi altinda Kilo denizaltilari,T-72 tanklari ve füze üretimine basladi. Bugün aralarinda NATO ülkelerinin de bulundugu 48 ülkeye silah ihraç ediyor.
Simdi elinizi vicdaniniza (veya aklinizin üzerine) koyun ve düsünün : Israil - Hizbullah çatismasi bir Yahudi - Müslüman savasi midir yoksa masum insanlarin kanini nakit paraya çevirmek için kurulmus bir sistemin parçasi midir?
Israil'e, ABD'ye lanet yagdirmaktan yoruldugunuz zaman sizden ricam biraz bilgi toplamaniz. Tevrat'tan veya Filistin'in tarihinden Islâm tarih'nden bahsediyorum.
Hz Muhammed'e karsi neden savas açildi? Islam'a neden karsi çikti araplar?
Dostlukla
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 10, 2006 03:07 PM
Tunc Bey,
Daha once ben ve diger arkadaslara yonelttiginiz biraz cok bilmislik, biraz hafiften ti'ye alan elestriler, ve karsi argumanlara iyi niyetli olugnuz fakat bazi tek kaynakli bilgilere adeta "kutsal dogrular" gibi sarilarak hareket ettiginiz dusuncesi ile biraz alttan alarak, aradaki farki nunans telakki ederek cevap verdim (verdik).
Bu arada gerek ben, gerek diger bircok arkadaslar, mesela Suat Bey (oztuk) , Blue bey, Fatih Bey bircok bilgiler sunduk kendi birikmlerimizden, yerli, yabanci kaynaklardan.
Buna karsilik, siz elestirinizin dozunu arttirip bizleri sadece "israil ve Amerka'yi koru korune lanetleyen" mertebesine dusurdunuz ve bize "ellerimizi vijdanlarimiza, aklimizin uzerine koymayi" salik verecek kadar ileri gittiniz.
Size tavsiyem, mumkunse nefsinizi tartistiginiz konunn disinda tutmaya calisin. Ben musluman dunyasindaki nifaklarin, tefrika kaynaklarinin buyuk olcude baslangicta cok onemsiz olan ayriliklarin nefislerin isin icin girmesi ile adeta cephelesme ve sonrasinda husumete donusmesnden olulstugu fikrineyim. Lutfen en azindan bizim de sizin gibi iyi niyetli oldugmuzu, ve akil izandan ve hele hele vijdandan yoksun olmadigimizi kabul etme sagduyusu ve nezaketini gosterin. Sonucta olen bebekleri icin aglayan insanlariz ya hu! "Elinizi vijdaniniza koyun" kimin kime yapabilecegi bir cagri?
Sizin bilgi sahibi oldugunuz "israil ABD'yi lanetleyenlerin" ise olmadiklari varsayiminizi bir daha gozen gecirirmsiniz? Bu yagiya varmak icin verdiginiz CIA ve wikipedia referanslarini okumus olmanzi kullaniyorsaniz lutfen komik duruma dusurmeyin kendinizi.
Sizin o verdiginiz kaynaklarin yuz misli kadar referanstan okumuslugum, dinlemisligim, arstirmisligim, ve yasamisligim var konulari. Petrol konusunda ise baltatyi gene tasa vuruyorsunuz. Petrol yuksek muhendsiyim, ve petrolun, ekonomsi, duna rezervleri, poltikasi dahil hemen her konuda bir miktar bilgim vardir. "petrol fiyat yukselirse Iran'in cebine para girer' oyleyse Iran savasi sever" teoriniz uzerinde durulmayacak kadar akillara ziyan. Buna ne denilir bilmiyorum "faulty logic" (arizali mantik) tan baska. Buna benzer yuzlerce bir o kadar gecerli sebep veririm ben size tam aksi icin. Pek cok aciklamasi, yorumu olablecek bir olguyu tek bir saikle aciklamaniz "nedensellikci Demikan'a" bile sac bas yoldurtur.
Eger gerek benim, gerek diger arkadaslarin "bilgsizc lanetleme" yaptigi konusunda israrli iseniz, bir dahaki cevabinizda sundugumuz delilleri, ve bu delillere dayanan tesbitleri, okuyup nerde yanildigimizi soyleyin, bilginize bu kadar givniyorsaniz. wikipedia vya CIA kanaginda bulmazsiniz butun gercekleri.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: August 10, 2006 07:19 PM
Sayin Bekir Bey,
Lütfen darilmayin, istesek bile ters düsemeyecegimiz sey konunun özü, masum insanlarin çektigi aci. Belki hepimiz çekilen acilar karsisinda hissettigimiz çaresizlikten duydugumuz üzüntüden dolayi hassaslastik ve alinganlastik.
Yazdiginiz yorumlardan su sonuçlari çikarmak mümkün:
1) Yahudiler çok güçlü bir lobiye sahipler,
2) Yahudilik dininde Israil devletinin saldirganligini destekleyecek referanslar var.
3) Israil kuruldugundan beri uluslar arasi anlasmalari ihlal etti, sinirlarini genisletti ve komsularina kan kusturdu.
4) Hizbullah, El Kaide, Islami Cihad birer direnis örgütüdür, intihar saldirilari yapmalari ve sivillere de saldirmalari Israil'in hak ettigi bir cevaptir.
5) Bu örgütlerin ABD veya Israil gibi ülkelerden destek aldigi iddialari uydurmadir.
6) Ortadogu'daki gerginliklerin petrol ile iliskisi temel bir konu degildir, ikinci derecede önemlidir.
Özet olarak tezinizin bu oldugunu söyleyebilir miyiz?
Petrol yüksek mühendisi oldugunuzu bilmiyordum. Sizce ortadogu'da son yillarda olup bitenlerin petrol ve silah ticaretiyle ile hiç ilgisi yok mu?
Dostlukla
Yazan: Tunç Tarih: August 11, 2006 01:59 AM