« 'Hür Kürtler'in Yanıldığı Yer | Ana Sayfa | İngilizce Makale: "[Sexism Deleted] in Turkey" »
July 15, 2006
İzninizle... [İsrail, Zımmilik, Teizm, Hümanizm, vs.]
Son günlerin en önemli konusu, kuşkusuz, İsrail'in önce Gazze Şeridi'ne sonra da Lübnan'a karşı yürüttüğü haksız saldırılar. Her iki cephede şu ana kadar toplam 100'den fazla insan yaşamını yitirdi. İsrail'in kaçırılan askerlerini gerekçe göstererek, böylesine dengesiz bir güç kullanıma başvurması, tüm bir Gazze ve Lübnan halkını "cezalandırmaya" kalkması ve bunu katliam boyutuna vardırmasını her akl-ı selim sahibi insan gibi ben de şiddetle kınıyorum. Olayların gelişimi hakkında iyi birer değerlendirme için, Filistinli yazar Marwan Bishara'nın The Nation dergisindeki "Israel on the Offensive" başlıklı İngilizce yazısını ve Richard Falk'ın Zaman'da yayınlanan "İsrail çıldırdı, dünya kaygılı!" başlıklı makalesini tavsiye ederim.
Öte yandan Hamas'tan bir fraksiyonun ve sonra da Hizbullah'ın İsrail askerlerini kaçırarak, Olmert hükümetine arayıp da bulamadığı saldırı gerekçesini sunmuş olması gerçeği üzerinde de bence düşünmek gerekiyor. İsrail'e karşı direniş nasıl ve hangi yöntemlerle olmalıdır, en az hayata ve acıya mal olacak yol nedir; İsrail'in devlet terörüne karşı çıkarken bunu da serinkanlılıkla düşünmek gerekiyor. Bu meseleyi yakında ele almayı planlıyorum.
Bir kaç not da son günlerde sitede süren tartışmalarla ilgili: Bir ilmekte İslam'ın Yahudi ve Hıristiyanlar dışındaki dinleri, örneğin Uzakdoğu dinlerini "zımmi" saymadığı ve dolayısıyla varlıklarına izin vermediği ileri sürüldü. Ben "zımmi" kategorisinin ebedi değil tarihsel olduğunu düşündüğüm için bu argümanı aslında çok önemsemiyorum. Ancak tarihsel bir gerçeği de belirtmek gerek: Müslümanlar geçmişte Hinduizm ve Budizm gibi dinleri de "ehli kitap"tan saymış ve varlıklarına izin vermişlerdir. İslam'ın Orta Asya ve Hindistan'a yayılış tarihini inceleyen herkes bunu görebilir. (İslam düşmanı bir kalem olan Andrew Bostom'ın bu konudaki iddialarını çürüten eski bir makalemde bu meseleye kısmen değinmiştim.)
Bir başka tartışmada ise benim "teizm" pozisyonuma karşı "hümanizm"i savunan bir okur, bu ikinci görüşü daha "insancıl" göstermek gibi ilginç bir yorumda bulundu. Türkiye'de "hümanizm"in felsefi anlamı bilinmediği için bu yüzeyselliğe sıkça rastlanır. Gerçekte hümanizm, "insanı sevmek" değil, insanı tek ölçü olarak kabul etmektir. Teizm ise Yaratıcı'yı ölçü kabul eder. Yaratıcı'yı ölçü kabul eden bir insan da, diğer insanları, O'nun emirleri uyarınca sevip-sayabilir. Zaten On Emir'den itibaren tüm İlahi dinlerin temel mesajında bu vardır. Öte yandan insanı ölçü kabul etmek, insanın her türlü yıkıcı fikir ve eğilimine kapıyı açmak anlamına da gelmekterir. Nitekim son iki yüzyıla damgasını vuran hümanizm, umulanın aksine, insanlara her seferinde mutluluk ve barış getirmemiştir. Sosyalist ideoloji, hümanizmin iyi bir örneğidir; milyonlarca insanı göz kırpmadan öldürtmüş olan Lenin, Stalin, Mao veya Pol Pot gibi sosyalist diktatörler, gayet "hümanist"tirler. (Bu vesileyle, TBMM Başkanı Bülent Arınç'ın Türk basınında "gaf" olarak yorumlanan "Lenin'i ölü görmek çok güzel" sözüne can-ı gönülden katıldığımı belirtmeliyim.)
Bir başka okur ise "cennet ve cehennemi kabul eden insan nasıl bir psikolojide olur" şeklinde özetlenebilecek bir argüman ileri sürdü. Düşündüğü şeyin "bunları kabul eden nasıl olur" sorusu olması, buna karşılık "bunlar gerçekten var mı" sorusunu tamamen es geçmesi, enteresan. Aynı Darwinizm'de olduğu gibi, belirli bir materyalist önkabulden yola çıkan bu gibi argümanlarda en hafif ifadeyle "dar görüşlülük" var. Önce bundan kurtulmak gerekiyor.
Bu yazının başlığının "İzninizle" olmasının nedeni ise, 15 gün kadar yazılarıma ara verecek veya en azından aralarını biraz açacak olmam. Din ve bilim ilişkisi üzerinde Cambridge Üniversitesi'nde düzenlenen iki haftalık bir seminer ve tartışma programına katılacağım için, Ağustos ayının başına dek siteden biraz uzak kalacağım. Ancak yorumlarınız onaylanmaya devam edecek. Gösterdiğiniz ilgi içinse her zamanki gibi çok teşekkür ediyorum.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 15, 2006 01:23 AM
Merhaba,
"Kur'an Hakkında Cehalet Sorunu" isimli yazıya yazılan yorumlarda hümanizm ile ilgili karmaşa benim de dikkatimi çekmişti. Hümanizm denilince insanların sevilmesi, hoş görülmesi, insan hakları, yaşama hakkı vs. anlaşılıyor ama bu felsefe ekolünün demek istediği bundan fazladır. Mustafa Bey'in bu konuda yazdıklarına katılıyorum, "...insanı ölçü kabul etmek, insanın her türlü yıkıcı fikir ve eğilimine kapıyı açmak anlamına da gelmekterir. Nitekim son iki yüzyıla damgasını vuran hümanizm, umulanın aksine, insanlara her seferinde mutluluk ve barış getirmemiştir. " sözlerine de hak veriyorum.
Nasr'ın hümanizm tanımını sizlerle paylaşmak isterim : "Avrupa hümanizmi Fransa ve Almanya'da değil, İtalya'da, hususen İslami etkilerin hala canlı olduğu İtalya'nın güney kesimlerinde ve Sicilya'da başlamıştır. Son zamanlarda yapılan ilmi çalışmalar göstermiştir ki bu hümanizm kitaplara, ilmi çalışmaya, hitabete, güzel konuşmaya ve daha birçok unsura önem verdiği için bu yönüyle İslam'in adabına benzemektedir. Fakat bu yakın ilişki müslüman okuyucunun zihnindeki hümanizmin anlamını değiştirmemelidir. Çünkü İslam adabı daima iman dairesinde kalmış ve insanı Allah'ın kulu ve halifesi olarak görmüştür; buna karşılık Rönesans'ın ve modern düşüncenin hümanizmi ise mahiyet itibariyle genel olarak seküler olup insanın Allah'tan ve vahiyden bağımsız olarak "özgür" bir biçimde yaşamasını temsil eder." *
Nasr'ın tanımında geçen, hümanizmin içindeki özgürlük, insanların kendinden başka tüm değerleri, öncelikleri yok sayarak kendisi, mutluluğu, rahatı için ne gerekiyorsa yapması sonucunu doğurabiliyor ne yazık ki. Gerekenler yapılırken de dünyaya ya da insanlara zarar verme noktasına gelinebiliyor. Bu düşünce birçok yerde göze çarpıyor: "Dünya sizin oyun alanınız" diyen reklam, insanın egosunu okşarken, aslında bu fikirden besleniyor, aynı anda bu fikri de besliyor. Malını satmaya odaklanmış birçok insanın hoşuna gidebilecek reklam, arka planda insanları kendilerini ve rahatlarını merkeze koymaya, geri kalanı önemsememeye itiyor. Oysa dünya bizlerin oyun alanı değil, sadece bizim hiç değil. Bu reklamda hazcılık ile beraber hümanizm düşünce yapıları kendini belli ediyor bence. Ve görüldüğü üzere, bu düşüncelerin insanları sevmekle, insancıl olmakla, hoşgörü ile pek de alakası yok. Sadece insanı merkeze koymakta. İşin kötüsü bununla beraber Mustafa Bey'in dediği gibi "...insanın her türlü yıkıcı fikir ve eğilimine" de kapıyı açmakta.
Saygılar,
* Genç Müslümana Modern Dünya Rehberi Seyyid Hüseyin Nasr s:215
Yazan: Esra Tarih: July 15, 2006 06:39 PM
Gerek Mustafa Bey'in yazisi gerek Esra Hanim'in yorumlari cok degerli tesbitler analizler iceriyor.
Esra Hanim, seyrek olarak yazdiginiz yorumlarin icerigi kadar uslubunu ve kullandiginiz Turkce'nin guzelligini imrenerek takip ediyorum.
Okunacaklar listeme cok saygi duydugum Prof, Nasr'in kityabini da eklemis oldum bu vesile ile.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 15, 2006 09:03 PM
İlk önce Cambridge giden Mustafa Akyol'a hayırlı yolculuklar dilerim.Gelelim devlet terörünü resmen dünya belleğine kazıyan devletin yaptıklarına.İsrael'in ismine bir bakın İs-Ra-El benim gibi arkeolojiye ucundan bulaşmış herkes bu 3 hecenin Ortadoğu tarihinde neleri simgelediğini sezebilir.Buradan yola çıkarakta Allah'ın kullarına duydukları nefreti,kini daha rahat anlayabilir.Küçük kardeş şımardı ,Abisi dur demedende duracağı yok!abisi söz dinlemeyen kardeşine dur dese ne olcak oda ayrı bir kaos.Bu devleti tanıyan ilk devlet olarak,global teröre karşı işbirliği mi yapmakta acaba sessiz kalarak? Kardeşine bahşettiği şımarık gücün,kardeşince ona karşı kullanıldığını görüyor olmalı.Sivillerin vahşice katli'Büyük Plan' sahneye konulmuşken yapılmaması gereken bir hataydı. Böyle bir acemilik ancak kontrolsüz gücün ehil olmayan sahiplerince ortaya konur.Küçük kardeşin daha nelere yol açabileceğini önümüzdeki günler gösterecektir.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: July 16, 2006 03:04 AM
Filistinin, dolayisiyle Ortadogu sorununun bir kisir döngü icersinde seyir etmesine, maalesef bir kez daha sahit oluyoruz.
Bir adim ileri atilirken iki adim geri atiliyor bu sürecte.
Bugün yasananlar, üzüntüyle Sayin Akyola katilmak isterim ki, filistin cephesinin izledigi yanlis politikalarin, israile ümitle bekledigi kozu eline vermesinin sonucudur. Dahada ileri giderek su endisemi paylasmak isterim; bugünkü durum, Amerika Birlesik Devletlerinin aylarca Iran ve Suriye aleyhine sürdürdügü politikalarin, kulis arkasi faaliyetlerinin ekmegine yag sürmüs ve olaylarin tek kiskirticilari olarak Iran ve Suriyeyi öne plana atmistir. Bu`da ortadogunun kalbinde baslayan bu yanginin komsularinada sicramasi tehlikesi endisesini akla getiriyor..
Ortadogudaki bugünkü durum bana birazda tarihi Oslo Sürecini hatirlatiyor: Baris sürecinde tam basariya ulasilacak derken, Yitzhak Rabin "radikal" bir yahudi tarafindan öldürülmüs, israil kamuoyu ise Rabin`in ölümüne tepki olarak Baris sürecininin gerekliligine daha cok inanmis ve Baris süreci icin olumlu bir Atmosfer olusmustu ki; Hamasin saldirilariyla Filistinin önde bulundugu durum, esitlikten ziyade Filistinin aleyhine islmeye baslamisti.
Evet, uzun yillardan bu yana israil tarafindan filistinlilere yönelik uygulanan Pskolojik bir Savas var. Yapilan hakaretler, bir alis veris yada is, okul icin Chek Point`larda cektirilen eziyetler, yayilimci Politikalar... Bunlarin hic biri inkar edilemez aci gerceklerdir. Ancak bu problemlerin cözümü, “Sehitlik” gibi ulvi bir makamin kullanilarak, gencecik insanlarin teröre sürüklenmesiyle olmuyor. Tek cözüm akli selim ile siyaset yürütmekten geciyor, cünkü filistin halki artik bu anlamsiz cekismeden yoruldu ve bitap düstü…
Toparlayacak olursak; yasananlardan tecrübelerle sabit önemli notlar cikarabiliriz: birincisi; Baris sürecinin hassas konumu hicbir radikalligi, yahudi cephesinden oldugu gibi filistin cephesinde de, kaldiramayacak durumda.
Ikincisi; Bilinir ki, Siyaset`te genel anlamda duygualara yer yoktur, hele bu tamamen duygularla örülü Ortadogu siyasetini kapsiyor ise... Harekete geciren duygu birde “Öfke” ise; akli selimden uzaklasmanin en basit yolu secilmis olur.
Son olarak Hümanizm ile ilgili bi iki sey: Kendim bu konuyla ilgili birsey diyecek degilim, ancak bu konuda, yani son yüzillarda ortaya cikan Felsefeler ve ideolojilerle ilgili önemli eserler yazan ve bu anlamda da islam aleminde dünyaca üne sahip olmus sosyolok Dr. Ali Seriati`yi hatirlatmak isterim. Kendisi, Hümanizmin, dünyayi kasip kavuran Marxismin, Kapitalismin hatta Varolusculugun anasi olduguna isaret etmis, olusumlarini, tarihi baglantilarini ve ideolojik hedeflerindeki mantiki benzerligide basarili bir sekilde ortaya koymustur. Dolayisiyle yorum yapmadan önce “Hümanizmin” adina aldanmamak, felsefi icerigini iyi anlamk gerekir !
Son olarak Sayin Akyol, size iyi yolculuklar ve basarili bir seminer dönemi gecirmenizi dilerim.
Saygi ve selamlar...
Yazan: Jale Sentürk Tarih: July 16, 2006 01:46 PM
Kızıma Lafontainne masallarını okuyorum. Geçen gün de "kurtla kuzunun hikayesini" okudum. "Kurt kötü mü baba?" diye sordu. Kurt mu kötü, bizler mi fazla kuzuyuz bilemiyorum. Hikayeyi bilirsiniz. Hani Kurt nehrin üst tarafında, alt tarafta su içmekte olan kuzuya çıkışır: "Suyumu bulandırıyorsun..." Kuzu cevap verir: Ben nehrin aşağısındayım suyunu nasıl bulandırabilirim ki?
Sonra Kurt çıkışır: "Sen geçen yıl bana tekme atmıştın?". Kuzu, "ama ben doğalı daha 6 ay olmadı nasıl geçen sene sana tekme atmış olayım ki..." Kurt, "olsun abin tekme atmıştı...", Kuzu: "ama benim abim yok ki...".
Masalın sonunda ne olduğunu biliyorsunuz. "Nehrin yukarısındakiler" hem "aşağıdakilere", hem de çevredekilere kurtluğunu gösteriyor...
İsrailin teröre karşı çıkmak için Filistin'i ve Lübnan'ı bombalaması normal. Suyunun bulanmasını istemiyor İsrail...
Sahih hadis olduğuna giderek ikna olmaya başladığım bir söz:
"İsrailoğulları olmasaydı, et kokmazdı..."
Gel de antisemit olma !
Yazan: blue Tarih: July 20, 2006 07:02 PM
Kuran hakkındaki cehalet sorunu ilmegine buradan devam edelim...
Demirkan bey,
Yuzde 95 rakamını Kyoto'da bize rehberlik yapan bir ateist hanımefendi soylemisti. Bence de bu rakam abartılı. Turkiyenin yuzde 95i muslumandır demek gibi bir sey. Benim calistigim 8 kisinin tumu ateydi ama yine de bu derece yuksek oldugunu ben de sanmıyorum. Japonlar hakikaten sevimli ve guleryuzlu insanlar. Turkiyeden 3 arkadas gitmistik Osaka yakınlarında dev bir fabrikaydı. Bizi 40 kisilik yonetim kurulu karsilamisti. Gondere de Turk bayragı cekmislerdi. Cok duygulanmıstım. Japonlar cok konuksever ve iyi insanlar. Fakat onlarla calisanlar bilirler, son derece inatlar ve bir sinirlenince kıpkırmızı oluyorlar ve feci kavga ediyorlar. Gelenekleri hayatın her noktasında etkin. Yemegimi bitirmezsem bilmemne tanrısının kızacagını filan soylemislerdi. Ulkelerine hic toz kondurmuyorlar. Bir sokagın girisinde bir el ve kadın resmi seklinde isaret vardı, ne anlama geldigini sordum. Bin dereden su getirdiler, burada kadınlara taciz var dedirtmediler. Geysalar konusunda cok hassaslar. Hayat kadını oldugu cok bariz geysa kıyafetli kadınlara toz kondurmadılar. Son derece gururlular. Anlayacaginiz oyle gidip de Buda'yla, konficyusle filan dalga gecemezsiniz. En azından espriniz yüzünüzdeki sırıtışla son bulur.
Bakın, sizin yanılgınız dogu ile batıyı birbirine karıstırıyorsunuz. Karikatur krizinde bu fark cok bariz ortaya cikmisti. Avrupa din konusunda cok fazla rahat. Onlarda Hz. İsa, kilise vs. hakkında atıp tutmak normallesmis. Bir arkadasim, yanında bir Avrupalının annesine kufredildigini, Avrupalının 'fena mı annem de guzel vakit gecirmis olur' dedigini anlattıgında yuh! demistim. Dogu insanı bu kadar large olamaz. Bizde binlerce yıldır koklesmis, genlerimize islemis bir yapı var. Asyalı kutsallara sovdurmez, degerlerini canı pahasına korur. Bu sadece muslumanlara ozgu degil. Hindusu da boyledir, Zerdustu de... Siz buna geri kalmislik deyin, ne derseniz deyin. Ben toplumsal gerceklik diyorum. Toplumsal gerceklige uymayan fikre de utopya deniyor. Size İslamı folklorlestirme yolunda basarilar. Bakın, bunu devrimlerle yapamadılar, siz nasıl yapmayı dusunuyorsunuz?
Espriler konusunda haklisiniz. Islam geleneginde espri ve fikralar vardir. Ibnu Cevzi'nin 'Ahmak ve Dalgınlar kitabı' ile 'Zekiler kitabı' guzeldir, Seyh Sadi'nin Bostan ve Gulistan'ı, Mevlananın Mesnevisindeki bircok hikaye, Hoca Nasreddin, Bektasi fikralari gibi cok guzel kaynaklar var. Yeniler de turetilmeli. Espriler didaktik oldugu surece faydalı. Ama sizin umudunuz South Park turu alaycilik ise pek umitlenmeyiniz derim.
Olum konusunda Montaigne tarzi yaklasiminiz ilginc. En fazla olunur gecilir... Aslinda siz dine cok sey borclusunuz bence. Hani din olmasaydı hic bir ihtimal olmayacaktı. Kuyrugu titretip yok olup gidecektiniz. Din, sizlere en azından bir ihtimal sundu. Sonsuzluk var... Bu konuda samimi fikrinizi rica ediyorum. Bir inancsiz olum korkusuyla nasıl baseder cok merak ediyorum.
Yazan: blue Tarih: July 21, 2006 12:43 AM
Konunun yeni basligi "Izninizle [Israil, zimmilik, teizm, humanizm, vs..] hosuma gitti. Sonunda herkesin benim "hersey baglatilidir" "birklesik alan teorisi" veya "butun yollar Tophaneye cikar" olarak ifade ettigim teorime gelmis olmasini gormek ne kadar sevindirici! :)
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 21, 2006 03:48 PM
DOGUM YA$AM VE ÖLÜM GERCEKLERININ
ACTIGI YOL VE BU YOLUN SONUNDA
KAR$ILA$TIGIMIZ GERCEKLER
(Ilk not: Bu sözler, din aleyhtarlari icin degil, inanc konu-
sunda samimi bir arastirma icinde olanlar icindir.)
Kâinat ülkesinin Samanyolu kentinin Dünya mahallesinde-
ki "INSAN" denen Yeryüzü Sakinlerinin karsisinda duran
en büyük gerceklerden biri, "ÖLÜM"dür. Fakat ölüm ha-
kikatinin sirrini kurcalamadan önce "DOGUM" ve
"YA$AM" hakikatlarinin sirlarini bilmek ve kurcalamak
gerekiyor ki; yapacagimiz sorma, arastirma ve inceleme
sonucunda elde edecegimiz kazanimlar, ölüm hakikatinin
sirrini cözmemize yardimci ve basamak olsun.
"Kendi iradeleri disinda" yeryüzünde "olu$an" veya "olu$-
turulan" ve "anne-baba kucaginda" gözlerini hayata acan
insanlar, (burada ilk insanin tabiat, tesadüf ve evrimin kol-
larinda mi olustugunu, yoksa herseye gücü yeten bir Yara-
tici'nin ellerinde mi yaratildigini sormali ve merak etmeliyiz)
akillari ermeye basladiktan itibaren hayatin temel gercek-
leri olan dogum, ya$am ve ölüm hakikatlarinin sir ve anla-
mini bilmek ve cözmek isterler. Bu konuda akillarini i$let-
meyenler ise, Ilâhî Kitap ve Elcilerle uyarilirlar ve uyan-
dirilirlar. Aklini i$letmeyi bilenlere de yine bu elci ve kitap-
larla "dogru yol" gösterilir, ellerinden tutulur ve sapitmalari
önlenir. Yoksa ancak kâinat Sahibi tarafindan haber verile-
bilecek bilgileri insanlar kendi akillariyla bilip kesfedemezler.
Cünkü evren ötesi gizli bilgiyi ke$fte insan akli nihayetsiz bir
acizlik icinde bulunmaktadir. Bu hususta kendi keyf ve akil-
larina dayanarak bazi cikarimlarda bulunanlarin gercek disi
fikirlerini tasdik edecek bir merci ve makam yoktur. Fakat
onlarin yanlislarini gösterecek Ilâhî bir merci ve makam mev-
cuttur. O da; Semâvî Kitaplar ve Elciler'dir.
$imdi burada; "biz, dünya ve ötesiyle ilgili mânevî suallerimiz-
in cevabini, onbes-yirmi asir önce gönderilmis Kitaplar'dan
mi ögrenecegiz. Halbuki o kitaplar, o zamanin insanlarina hi-
tap etmektedir. Ama günümüz ve asrimizdaki insanlarin bilgi
ve akil seviyesi, o zaman insanlarinin bilim ve akil düzeyinden
onbes-yirmi defa daha yüksektir. Simdi biz o insanlarin akil
seviyesine inerek mi bu kitaplari okuyacagiz ve aydinlanaca-
giz?" seklinde bir sual akla gelebilir.
Cevap: Elbette biz, gecmis zaman insanlarinin bilim ve akil
seviyesine inmeyecegiz. Burada bilmemiz gereken $udur: O
Kitaplarda "sabit ve degismez hakikatlar" vardir. Tanri'nin
tekligi, cocuksuz ve ortaksizligi, ezelî ve ebedî olu$u, öte-
dünyanin ve ondaki ceza ve mükafatin gercekligi, ruh ve
meleklerin varligi, insanin dua ve ibadet icin yaratildigi, i-
yilik, dogruluk ve adaletin ne oldugu gibi Ilâhî bilgi ve ha-
kikatlar her asir ve her insan icin gecerlidir. Ama tarihî o-
laylar, örnek ve ibret almamiz icindir. Hüküm ve yasalar
ise, her asir insani o hüküm ve yasalari kendi $artlarina
göre yeniden düzenleyebilir. Bu düzenlemeyi de, -gerek-
li oldugu takdirde- din bilgini ve hâkimleri yapar. O zama-
na uygun düsen bazi hüküm ve cezalandirma sekilleri, eger
bu zamanda ilkellik ve adaletsizlige sebep oluyorsa, bu tür
haksizliklari ortadan kaldirmada Cagin Mehdisi, gereken
yetkiye sahiptir ve Allah'tan aldigi izinle bu yetkisini kulla-
narak haksizlik ve adaletsizlikleri ortadan kaldirabilir.
Ikinci bilmemiz gereken ise: Biz daima "Son Kitap" ve
"Son Elci"ye bakmaliyiz. Cünkü bir okulda kitaplar yeni-
lenmisse, artik sizin eski kitaplara göre ögrenim yapmaniz
mümkün degildir. Eger eski kitaplara göre yaparsaniz, ög-
reniminiz gecersiz sayilir ve sinifi gecemezsiniz. Demek bu
konuda keyfî hareket edilemez. Öyle ise mânevî konularda
"Son Kitap" olan Kur'ani ve onun hakikatlarini rehber yap-
maliyiz. Bu rehberden faydalanirken de, evrenin yöneticisi
olan yüce Yaratici ve Ya$atici'nin, her asir Kitabini bir din-
sel Baskan ile yenilemekte oldugunu bilmeli ve o Baskana
verilmis olan bilgiler i$iginda O'nun Kitabini okumaliyiz. Ak-
si halde kendi aklimizca yapacagimiz okuma ve yorumlama-
lar bizi dogru yola götürmeyecektir. Din sahiplerinin geri ka-
lis sebeplerinden biri de, kendi asirlarinin dinsel Baskanini
bilmemek, tanimamak ve ona uymamaktir. Bu uymama ne-
ticesi yapilan Kitap yorumlari da keyfî ve gecersiz kabul e-
dilir. Son kitap olan Kur'anin ruhuna ve bütünlügüne zit ve
onun aleyhine yapilan yorumlar ve anlamalarin da, bu alanin
ehli olan kimseler nazarinda bir gecerligi ve kiymeti yoktur.
$imdi tekrar ana mevzuya dönebiliriz. Dogum ve dünyaya
gelis sirrinin hakikatini arastirirken sormamiz gereken ilk ve
en önemli sual: "Beni kim yaratti?"dir. Ondan sonra da:
"Nicin yaratti?" suali sorulur. Evet, "kim yaratti?" suali ol-
dukca önemli bir sualdir. Cünkü dünyaya gelen bizler bir
anne-baba'dan dogdugumuzu görüyoruz. Bu görmeyi sil-
sile halinde geri dogru sürdürdügümüzde "ilk insanin anne-
babasi kimdi" suali karsimiza cikar. Ateistler ve materya-
listler bu sualin cevabini "Evrim Teorisi"yle verirler. Bu te-
oriye göre ilk insan bir "rastlanti ve tesadüf" eseri olarak
"kendikendine" ve "evrimleserek" olusmustur. Tabi bunun
"nasil" oldugunu ve "rastlanti ve tesadüf", "kendikendinelik"
ve "evrimlesme"nin "ne" oldugunu sorarsaniz, kalb ve akli-
nizi tam tatmin edecek bir cevap alamazsiniz. Sizi tatmin
ediyor gibi zannettiginiz cevaplar ise, size ebedî bir mutlu-
luk âleminin kapilarini acmayacaktir. Böyle bir âleme giris
vermeyen bilgilerle yetinmek, gercek akil sahiplerinin kabul-
lenecegi bir i$ olamaz, olmamali. Evrim teorisi'ne inanip bu
yola uyanlarin "insan nicin yaratildi" sualini sormalarina ve
cevaplamalarina da gerek kalmayacaktir. $ayet böyle bir
suali cevaplamak zorunda kalirlarsa, yani "insan $unun $u-
nun icin varolmasi gerekir" diye bir görüs ortaya atmak is-
terlerse, bu takdirde akillarini tanrilastirmaktan baska yol
bulamayacaklar ve Ilâhî Kitaplara ters düseceklerdir. Biz,
sordugumuz suallerin cevabini Son Kitap'ta aradigimiz
takdirde ise, "insanin bir Yaraticisinin oldugunu" ve insani
da "belirli bir maksat ve gaye icin yarattigini" ve ayrica on-
dan "hayatinin hesabini soracagini" ve "buna göre de bir
ceza ve ödül verecegini" ögreniriz.
(Ikinci bölümde YA$AM ve ÖLÜM hakikatlari üzerinde
duracagiz.)
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 21, 2006 06:04 PM
Sayın Beagle,
"Zeki, Çevik.." başlığı biraz aşağıda kaldığı için -Sayın Blue'yu takip ederek- buradan devam etmeyi uygun buldum.
"Büyük kavramları bir iki kelime ile geçme alışkanlığınız..."
"Siyaset bilimi ve bilim tarihi okursanız..."
"Lütfen ağzınızdan çıkanları kulağınız duysun..."
"Bilim Tarihi okuyun lütfen..."
"İngilizce bilmiyorsanız bir bilene çevirtin..."
"Siz benim sözlerimi nasıl okuyorsunuz?..."
"Eee bir felsefe öğretmeni olarak..."
"Keşke siz de benim gibi dürüst olsanız..."
Öncelikle bu uyarıları dikkate almam gerekiyor anlaşılan. :)
Kemalizmin ayaklarından biri laiklik öyle mi? Bu konuda daha önce yazılanları görmemişsiniz. Burada kemalizmin dökümünü yapacak değilim. Türkiye'de laiklik adı altında yürütülen işler için bence en uygun niteleme putperestlik yada paganlık. Siz literatürde bunun karşılığını mı bulamadınız? Bunda şaşılacak bir şey yok. Literatürün 'pagan priesthood'un gölgesinde olduğunu, ve kemalizm eleştirisinin aslında egemenlerin 'dünya görüşü'ne yönelik bir eleştiri olduğunu görenler durumun neden böyle olduğunu bilirler. Ama madem o kadar ısrarcısınız, size Teoman Duralı'nın "muasır medeniyet"i bir güzel tasvir ettiği "Çağdaş Küresel Medeniyet"
adlı eserini önerebilirim. Şu an elimde yok. Öğrencilik yıllarında bir şekilde inceleme şansım olmuştu. Tabi bu benim oradan alıntı yaptığım anlamına filan gelmiyor. Ama bugün egemen olanın bir "bilim medeniyeti" filan olmadığını -ki anlamsızdır zaten- göstermesi açısından yararlı bir eser. Duralı'nın 'kariyer'ini inceleme işini de siz yaparsınız artık. Kemalizm bu 'medeniyet'i bir şeylere alternatif gibi sunup durmaktan halen usanmış değildir. Tabiki bunu açık açık "materyalizm" telaffuzuyla yapacak değil.
Hatta ben size çok daha ilginç bir şey belirteyim. Materyalizmin -ve dolayısı ile kemalizm-in ne olduğunu onun dışına çıktığınızda fark edersiniz. Dışına da bir parça idealist felsefe ile ilgilenilerek çıkılabilir. Ben bu yüzden Kant ve özellikle Berkeley'ye bakmanızı istedim. İdealist noktadan baktığınızda "madde" denilen şeyin sanılanın aksine son derece soyut/belirsiz bir kavram olduğunu görürsünüz. Sizin o ölçülen/gözlenen vb. dediğiniz şey madde değil nesnedir ve bu da son noktada fenomenaldir. Eşdeyişle algı dünyamıza aittir... İdealizmi inceleme işi de yine sizin üzerinizde. Ve bunu vurguluyorum : Kant'ı ve Berkeley'yi dikkate almaksızın bilimin felsefesini yapmaya çalışmanın varacağı yer kemalizm türünden banal bilimcilik söylemleridir. "Onlar felsefe ve kemalizmi tartışırken dikkate alınmaları gerekmez" diyorsanız benim söyleyecek fazla sözüm kalmaz.
Wikipedia'nın sözünü ettiğiniz materialism maddesine bir kez daha baktım. Aktardığınız cümle, evet tanım cümlesinin ardına konmuş. Benim gözümden kaçmış. Aklıma ilk gelen ÖSYM sınavlarında gördüğümüz "Hangisi anlatımı bozmaktadır?" şeklindeki soru tipi oldu. Buraya aktarayım, diğer okurlar da takdir etsinler :
"In philosophy, materialism is that form of physicalism which holds that the only thing that can truly be said to exist is matter; that fundamentally, all things are composed of material and all phenomena are the result of material interactions. Science uses a working assumption, sometimes known as methodological naturalism, that observable events in nature are explained only by natural causes without assuming the existence or non-existence of the supernatural. As a theory, materialism belongs to the class of monist ontology. As such, it is different from ontological theories based on dualism or pluralism. In terms of singular explanations of the phenomenal reality, materialism stands in sharp contrast to idealism."
Ortadaki cümle burada düpedüz anlatımı bozmuş. Peki tümüyle ilgisiz mi? Tabiki hayır. Metodik naturalizm üzerinde daha önce duruldu bu sitede. Ve bunun bilimin değil, paradigmaya bağlı bilim adamlarının tutundukları bir önkabul olduğu defalarca belirtildi. Siz bu maddeden yola çıkarak "Demek ki materyalizm bilimin bir özelliğidir" diyorsanız yanılıyorsunuz. Bilim ile felsefenin ilişkili olması başka bir şey, felsefi bir inancın bilimin bir özelliği olduğunu iddia etmek ise tümüyle başka bir şey. Francis Bacon bir empiristtir, materyalist filan değildir. Skolastik tümdengelimci bilim anlayışı yerine tümevarımcı/deneyci/gözlemci bilim anlayışını öne çıkarmış olmasıyla ünlüdür. Peki George Berkeley'nin de -en tutarlısından- bir empirist ve aynı zamanda immateryalist olduğunu biliyor muydunuz? Ben size sizin yaptığınız gibi "Şunu okuyun, bunu okuyun" demeyeceğim ama bu konuları tartışmak için bilim tarihi yanında bir parça da felsefe tarihi bilmek gerekir. Materyalizmi konuşurken anılacak isimler Bacon, Kepler, Kopernik, Galileo, Newton vb. değildir. Herhangi bir felsefe sözlüğünü açtığınızda bu isimler yerine Demokritos, Epikuros, Lukretius, Hobbes, LaMettrie, Diderot, d'Holbach, Feuerbach, Marx vb. isimleri görürsünüz. Benim gibi 'atıp tutan' bir yorumcunun yerine bu kaynak kitaplar size bir fikir verecektir.
Materyalizmi neden dolayı putperestlikle nitelediğimi daha önce belirtmiştim. Sanırım yinelemek gereksiz.
Gelelim kaynak konusuna. Kemalizm ile ilgili vereceğim kaynak okullarımızda okutulan "Atatürkçülük" kitaplarıdır. Bildiğim kadarıyla bunlar komisyon çalışmaları. Milli Eğitim'in de var, YÖK'ün filan da var. Bir de dönemin zihniyetini yansıtması bakımından ilginç bir örnek olarak 1930'lu yıllardan itibaren okutulmuş olan "Lise Tarih" kitabı var. Doğu Perinçek'in "Atatürk - Din ve Laiklik Üzerine" adlı kitabı da oldukça bilgi vericidir bu arada.
Felsefe sözlüğü olarak gerek Ahmet Cevizci gerekse Orhan Hançerlioğlu kullanılabilir. Bu ikincisi marksist bir bakış açısıyla yazılmıştır, belirteyim. Macit Gökberk'in Felsefe Tarihi zaten tüm felsefe bölümlerinin ders kitabıdır.Oxford'un "Philosophy Companion" yada "Philosophy, A Guide Through The Subject" adlı çalışmaları da oldukça kapsamlıdır.
Aslında bunları vermemin bence hiçbir anlamı yok, çünkü kaynak kitaptır bunlar. Herkes alır ve faydalanır... Sizin belirttiğiniz şekliyle dipnotlu, referanslı yazılar akademik/bilimsel makalelerdir. Burada yaptığımız şeyin bu olmadığını belirtmiştim. Burası bir blog. Buradakiler bir tür köşe yazısı gibidir. Bir üniversite hocası da gazetedeki köşesinde bilimsel makale yayınlamaz. Ama faydalandığı eserleri arasıra belirtir. Burada bu yapılıyor zaten.
Tabi bir de naturalizmi eleştiren yazarlar var. Bunların başında Intelligent Design teorisyenlerini sayabiliriz, özellikle de Philip Johnson ve William Dembski. Dembski naturalizmi eleştirdiği yazılarından birinde şöyle der : "Idolatry turns the creation into the ultimate reality. We've seen this before. It's called naturalism. No doubt, contemporary scientific naturalism is a lot more sophisticated than pagan fertility cults, but the difference is superficial. Naturalism is idolatry by another name.
Dembski bu konuda 'konuşmaya yetecek kariyer'e sahip midir, değil midir? Burası sizin takdirinize kalmış.
Kemalizmden materyalizmi çıkardığımızda bir dogma filan bile değildir. Daha önce de belirttim, orjinal bir şey yok burada. Burada var olan, sığ bir milliyetçilik/vatanseverlik anlayışının cazibesini yine son derece sığ bir bilimcilik söylemi ile birlikte, materyalist kabulleri gerekli kılan bir yaşam biçimini haklı çıkarmak için usanmaksızın kullanmaktır. Bu yüzden kemalizm için öyle çok kaynak filan gerekli değil. Heryerde görülen birşey bu. Materyalizmin bir din olması, tam da dediğiniz gibi dogmatik olmasından. Bakınız ünlü materyalist Lewontin ne kadar açık söylemiş :
"We take the side of science in spite of the patent absurdity of some of its constructs, in spite of its failure to fulfill many of its extravagant promises of health and life, in spite of the tolerance of the scientific community for unsubstantiated just-so stories, because we have a prior commitment, a commitment to materialism. It is not that the methods and institutions of science somehow compel us to accept a material explanation of the phenomenal world, but, on the contrary, that we are forced by our a priori adherence to material causes to create an apparatus of investigation and a set of concepts that produce material explanations, no matter how counter-intuitive, no matter how mystifying to the uninitiated. Moreover, that materialism is an absolute, for we cannot allow a Divine Foot in the door."
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: July 21, 2006 09:49 PM
Beynimin noronlari arasinda gene ilginc dusunceler ucusuyor bugun, bakalim hangi fikirleri yakalayabilecegim. Teizm pozisyonuna karsi, humanizm. Bir olcut olarak yaratici ve insan. Materyalist olmayan insanin bu dunyada suyu bulandiran kuzu olmaktan baska cikar yolu var midir? Bir inancsiz olum korkusuyla nasil baseder? Bir basamak daha ileri gidelim, bir inancsiz evrende tek ve yanliz oldugu korkusu ile nasil baseder?
Teizmin bir olcut olarak yaraticiyi, humanizmin ise insani kabul ettigi dusuncesi bu iki kavrami birbirinden siyah ve beyaz gibi ayirmak olmuyor mu? Yani, soylemek istedigim, ya insan yaratici, ve yaratici da insan ise?
Daha once de bahsettigim noktaya geliyorum, insan beyni Tanri kavramini birkac degisik sekilde algiliyor. Tanrinin insandan ayri oldugu; insanin Tanriya gore cok daha alcak, basit ve gunahkar bir varlik oldugu; basta olum korkusu olmak uzere, bilinmeze iliskin korkularimizla ancak Tanri vasitasiyla basa cikacagimiz dusuncesi bir algilama sekli. Bu algilama seklinde Tanri bizi korkularimizdan koruyor, bize dogru yolu gosteriyor, onun gosterdigi yoldan giderek korkularimizla baska cikiyoruz. Bu hayattan sonra daha guzel bir hayat olacaginin huzuru ve daha kotu bir hayat olabileceginin korkusu ile yasiyoruz.
Diger bir algilama sekli ise, Tanri ve insanin aslinda bir oldugu dusuncesi, yani biz Tanrinin icinde variz, Tanri da bizim icimizde kodlanmis durumda. Sen, ben, su cicek, bu bocek, su tas parcasi, su yildiz, su galaksi, su uzay, su atom, su quantum parcacigi, su ruh, su varlik ve su yokluk olmasa Tanri olmazdi, biz hepimiz bir arada Tanriyiz, Tanri da biz. Bu algilama sekline gore bu evrende asla yanliz degiliz, Tanri var, Tanri bizi evrenin geri kalanina baglayan bir kopru, kendimizi onunla bir ve evrenle bir hissedebiliriz.
Spektrumun bir ucuna, bizi korkularimizdan arindiran Tanriyi, obur ucuna da aslinda biz olan Tanriyi, koyarsak, insanlar bu spektrum uzerinde Tanriyi birbirinden farkli sekil ve derecelerde algiliyorlar. Her inanan insanin icinde, bence bu yukarida bahsettigim kavramlardan, az veya cok vardir. Bu dusuncelerin hepsi ozunde teisttir, kanimca insanlar hangi dine mensup olurlarla olsunlar, Tanriyi algilama sekillerini bu spektrumun icinde bir yerlere konumlandiriyorlar, bu nedenle din yoruma acik bir konu diyorum zaten.
Neyse, ister humanizm ve teizmi birbirinden ayri kavramlar olarak gorun, isterseniz de humanizm teizm, teizm de humanizmdir diye dusunun. Bu iki kavram nasil yorumlandigina bagimli olarak, insanlara baris ve mutluluk getirebilecegi gibi savas ve huzun de getirebilir. Eger teizmi, Demirkan Bey'in de soyledigi gibi foklorik rutuellere, ahlak olcutlerine, toplumsal kurallara indirgersek; insanlara savas ve huzun getirmesi, baris ve mutluluk getirmesinden cok daha olasidir. Tum insanlik tarihi ve su an dunyada tanik oldugumuz olaylar bu gosteriyor, insan kitleleri teizmi foklorik degil, evrensel olarak algilamadiklari surece teizm insanlara savas, huzun ve sefalet getirmeye devam edecektir.
Bu tespitime, islam evrenseldir, insanoglunun ihtiyac duydugu model islamdir diye cevap vereceklere duyurayim, boyle bir argumani asla kabul etmiyorum, islam da diger dinler gibi evrensel ve foklorik ogelerin bilesimi uzerine kurulmustur. Evrensel ogeler: yukarida acikladigim spektrum. Foklorik ogeler: ritueller, namaz kilma ve tapinma sekilleri, hacca gitme, zekat verme, oruc tutma, kurban kesme, bas ortusu kullanma, faizin haram oldugu inanci, din ugruna adam oldurenlerin cennete gidecegi inanci, zinanin gunah cok kadinla evliligin kabul edilebilir oldugu inanci vs. vs. vs. Hangi dinin gudumunde olursa olsun foklorik ogelere bagnazca baglanmayi surduren bir teizm, asla ve asla insanliga huzur ve baris getirecek bir model olarak ortaya konamaz. Foklorik teistik ogelerin, onlarin foklorik oldugunun bilincinde olarak yasanmasi, toplumlarin baris, huzur ve refahi icin gereklidir.
Ozetlemek gerekirse: Evrensel Teizme Evet, Foklorik Teizme Hayir!
Benim merak ettigim mesele Teizmin insan kitlelerince evrensel olarak yorumlanmasi noktasindan ne kadar uzakta oldugumuz? Veya bu noktadan ne zaman ve kac kere uzaklastik? Gecen gun yorumculardan birisi, aslinda cok tanrili dinlerin de tek tanrili olarak teblig edildigi ama insanoglunun zaman icinde dini yanlis yorumlayarak, bu dinleri ozunden saptirdigi gorusunu savunuyordu. Biran icin bu gorusun dogru oldugunu kabul edelim. Bu demek oluyor ki, insanlar tarih boyunca kendilerine teblig edilen dini saptirma egiliminde olmuslar, bu da bizim aslinda saptirilmis bir dine inanma olasiligimizi guclendirmiyor mu? Belki dinler evrensel nitelikleri ile teblig edilmelerine karsin, insanlar tarafindan siyasi amaclarla, gelenek ve goreneklerin etkisiyle, toplumsal yasamda borusunu otturme veya karsi cinse hukmetme arzusuyla fokloriklestirildi.
* * *
Gelelim materyalist kurt ile, suyu bulandiran kuzu hikayesine...
Materyalizmi bosverelim diye hoplayip ziplamaktan baska bir dusunce uretmeyen arkaslara bir soru sormak istiyorum, materyalizmi bos vererek birkac dakikadan fazla canli kalamayacaginizin farkinda misiniz? Materyalist bir zamanda ve mekanda yasiyorsunuz, bunun otesindeki bir yere gitmek sansiniz her zaman var. Ama bu dunyada canli kalabilmek icin nefes alip vermek zorundasiniz, su icmek, yiyecek yemek zorundasiniz, kendinizi vahsi hayvalarin saldirilarindan, doga kosullarindan korumak zorundasiniz....materyalizm olmadan canli kalamazsiniz, birakin bu bloga yorum yazip materyalizme sovmeyi, agzinizi acip "guk" bile diyemezsiniz. O zaman canli kalmak ve yasamimizi surdurmek icin materyalizm illa ki olacak degil mi? Yani kendinize sormaniz gereken soru materyalizm nereye kadar, materyalizmin sinirlari nedir?
Kimdir kuzum, bu cehennemlik kurtlar ile, cennetlik kuzular?
Kucuk bir test yapalim bakalim, kimlerdensiniz? Emin Colasan ve Bekir Coskun gibi isimleri duyduklari anda, bir tur sinir krizi geciren yorumcularimiz var biliyorum, ama bakin bu iki kose yazarimiz, iki gundur cok ilginc bir noktaya parmak basiyorlar. 7 milyon kisilik Israil, 200 milyonluk Arap aleminin canina okuyor. Dunyada 15 milyon Yahudiye karsi 1.3 milyar Musluman var. Gel gor ki, muslumanlarin yurtlari isgal altinda, kafalarina bombalar yagiyor, ulkelerinin dogal kaynaklari catir catir somuruluyor, Muslumanlarin burnu savastan, huzunden ve sefaletten cikmis degil.
Sevgili materyalizm dusmanlari, sevgili muminler, bilim dunyasinin teolojiyi geriden takip ettigini tespit ederek basi goge ermis olan sevgili dostlar, merak ediyorum bu durum karsisinda bir eylem planiniz var mi? Varsa nedir? Bu eylem planini belirlerken, materyalizmin sinirlarini nerede cizeceksiniz? Bir fikriniz var mi? Yoksa, konu ile ilgilenmiyor musunuz? Kurtlardan misiniz, kuzulardan mi, yoksa kedilerden misiniz?
Kediler
Bulent Ortacgil
Evvel zaman icinde, kalbur saman icinde
Cok uzak degil, yakin bir ulkede
Sevimli, uslu, kucucuk gozlu
Kucuk kediler yasarmis
Yemekleri ortak, yataklari birmis
Sevincleri hepsininmis
Duman rengi, acik kahverengi
Kucuk kediler yasarmis
Yakin ulkenin yaninda
Donemeci donerken
Ruzgarlarin saginda
Ormanlarin solunda
Sesli, hirsli, kocaman gozlu
Buyuk kediler yasarmis
Sabahlari okumakla
Aksamlari dusunmekle
Gunduzleri konusmakla
Geceleri calismakla
Yorgun gozleri, sismis elleri
Buyuk kediler yasarmis
Siz kardesler hangi kedileri seversiniz?
Hangi kediler gibi yasamak istersiniz?
Sevimli, uslu, sesli, hirsli?
Hangi kedilerdensiniz?
Yazan: Beyaz Tarih: July 22, 2006 12:58 AM
Yani gecenin bu saatinde siz beni güldürdünüz ya Allah'da sizi güldürsün e mi? :-)
Kuzum siz materyalizmin tarifini de mi bilmiyorsunuz?
Elinizin altında bilgisayar var; google'layın bari :-)
****
Determinizmle materyalizmi birbirine karıştıranlar burada bilimsellik ve siyaset tarihi dersi vermeye kalkmıyor mu; insan kahrından kahkaha atıyor. Biz "determiznizm işliyor, ama işlemek zorunda değil; zaten hayatımızı da determinizme göre idame ettiriyoruz. Meselenin felsefesini, ispatlanabilirliğini konuşuyoruz" diyoruz, o "materyalizm olmasa yaşayamazsınız" diyor.:-)
Seviyorum ben bu siteyi.. :-)
Dünya siyaset tarihinden haberleri yok.. Bilmiyorlar; sömürünün, kanın, gözyaşının, hırsızlığın üstüne kurulmuş, kendi arasındaki paylaşım için 60 milyon insanını dünya savaşlarında katletmiş, iki kanlı ideolojiye 50 milyon kurban vermiş, tüm dünya coğrafyasının zenginliklerini aç kurtlar gibi 300 yıldır sömürmüş, hala da sömüren, tarihinde her türlü insanlık dışı soykırım ve vahşeti yapmış Batı'nın İslam dünyasını üzerine bu hasletleri sayesinde tahakküm kurduğunu.. Bilmiyor bu zenginliğinin vahşet, kan ve acımasızlık üzerine yükseldiğini..
Ve bunu marifet sanıyorlar..
"Aydınlanma değil merhamet" der Alatlı.. Ama Alatlı onlara ters gelir.. Çünkü O Mazlumdan yanadır, sömürülen Doğu'dan yana..
Bilmiyorlar Müslümanların "güçlü" olduklarında insanlara nasıl davrandıklarını.. Bunları biz söyleyince anlamaz bunlar en iyisi hayran oldukları coğrafyadaki insanların ağzından dinleyelim, belki kalpleri yumuşar kendi kültürlerine karşı. Ali Bulaç 21.7.2006 da (dün) üç oryantalistten alıntılar yapmış. "Müslümanlar gayrimüslimlere nasıl davrandı?" başlıklı yazısını aktarıyorum:
Şimdi kalkmışlar üç-beş akılsızın yaptığı eylemleri insanların çaresizliği olgusunu da göz önüne almadan değerlendirip bir de kapsamını genişletiyor..Ve bize Müslüman= terörist diyorlar.. Utanmadan.. Ne garip..
Ortadoğuyu'da bilmiyorlar.. Bilmiyorlar Batının, zenginliğin verdiği siyasi/askeri gücü yine sömürmek, ve katletmek için kullandığını.. Bilmiyor bu paylaşım savaşı sonrasında cetvelle sınırlar çizilip ortadoğunun zenginliklerini paylaşmak için her ülkenin başına azınlık işbirilikçi hainlerin getirildiğini.. Bilmiyorlar her "oluşturulmuş" ülkenin komşularıyla bilerek sınır ihtilafları çıkartıldığını..
Almanların heryıl Yahudilere soykırım bedeli olarak milyarlarca dolar ödediğini.. Bütün silahlarını ve finsmanlarını ABD'nin sağladığını.. İsrail'in bu cüretkarlığında da arkasındaki büyük abisinin sebep olduğunu..
Müslümanlar suçsuz mu pekii? Elbette değil. Müslümanlar birçok açıdan suçlu.. Bunlar hep tartışılıyor.. Yıllardan beri.. Ama bir süreç var, sınır tanımayan pervasız ve güçlü bir zalim var, mazlumu inletiyor.
Sömürü, zenginliği, zenginlik ekonomik/askeri gücü, ekonomik askeri güç daha çok ve daha kolay sömürüyü, daha kolay sömürü neticesinde de daha çok zenginlik ve daha çok askeri/ekonomik güç.. ilah.. devam eden ve sürekli de büyüyen bir döngü..
Müslümanlar da suçsuz değil dedik. Ama ya hırsız? Hırsızın hiç mi suçu yok? Yağmalayan, sömüren, çalan, öldüren, katleden, tecavüz eden suçsuz mu?
Aman yaa boşverin..
Alın size bir klip. Seyredin eğlenin.. Sizinkiler oynamış...
Hande Hanım'ın blogundan. Bush-Blair ikilisi.. Klibin adı :
İYİ GÜNDE ve (DİĞERLERİNE YAŞATTIĞIMIZ) KÖTÜ GÜNDE DAİMA BERABERİZ. TANRI DOSTLUĞUMUZU KORUSUN.
http://editorya.blogspot.com/2006/07/iyi-gnde-ve-kt-gnde.html
Sağlıcakla..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 22, 2006 02:52 AM
MATERYALIZM OLMASAYDI...?
"Materyalizm olmasaydi!"
Bu sözü söylerken dikkatli olmaliyiz. Cünkü biz
inanclilar, maddeyi inkâr etmiyoruz. Bizim itiraz
ettigimiz nokta, maddenin tanrilastirilmasi ve
Tanri yerine konmasidir. Bizim tezimiz: "Madde ne
Ilâh olabilir, ne de Ilâhsiz kalabilir"dir. O hal-
de: "Madde olmasaydi" ile "materyalizm olmasaydi"
yi iyi ayirmak zorundasiniz.
H.A
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 22, 2006 01:09 PM
Sayın Beyaz,
1. "Beyin nöronları arasında düşünce uçuşması" nın -şayet edebi bir ifade değilse- bilimsel olarak ne anlama geldiğini açıklar mısınız? Tabi bunun için öncelikle "düşünce"nin bilimsel bir açıklamasını elde etmiş olmanız gerekir.
2. Materyalist bir zaman ve mekanda yaşandığını söylemişsiniz. Herhalde "materyal bir zaman ve mekan" demek istediniz. İzmler düşünseldirler. Peki, zaman ve mekan nasıl oluyor da materyal oluyor? Hiçbir materyalist bile böyle bir şey söylemez. Zaman ve mekan üzerine en kapsamlı felsefi analiz Alman düşünür Immanuel Kant'ın felsefesinde görülür. Bence bir göz atınız.
3."Materyalizm olmadan canli kalamazsiniz, birakin bu bloga yorum yazip materyalizme sovmeyi, agzinizi acip "guk" bile diyemezsiniz.
(Bu blogda herhangi bir sövgü filan yer almıyor). Demek materyalizm olmadan canlı kalamayız. Bu nasıl bir iddia şimdi? Herhalde burada da materyalizm derken "matter" yani "madde" demek istediniz. Ben bu sözünüzden Berkeley'yi çürüttüğünü iddia eden Dr. Samuel Johnson'ın olayını hatırladım. Rivayete göre Dr. Johnson yolun kenarında durmakta olan bir kayaya ayağını vurur ve acısından bağırır. Sonra da "İşte Berkeley'yi çürüttüm" der.. Lenin adlı rus liderin 'çürütme'si de bu türden : "Tokadı yediğinizde maddenin gerçek olduğunu anlarsınız".
Bunların felsefi olarak ele alınacak bir tarafı yok. Buradaki temel yanılgı, madde ile nesnenin aynı şey olduğunu sanmaktır. Oysa felsefi olarak bunlar tümüyle farklı. Nesne algı dünyamızın bir ögesidir, bir fenomendir. Madde ise bu algının duyusal kaynağı olduğu düşünülen 'şey'dir. Ne var ki böyle bir 'şey'in ne olduğu Kant'ın ifadesiyle bilinemez. Berkeley'e göre böyle bir şeyin varlığı bile ileri sürülemez (immateryalizm).
Materyalizmi anlamak için idealizmi anlamanın zorunlu olduğunu belirtmem gerekir.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: July 22, 2006 01:53 PM
Beyaz hanım,
Materyalizm olmadan yasayamazsınız sozu komik hakikaten. Zaman ve mekan materyalist olmaz. Herhalde materyal kullanmadan hiçbir şey yapamazsınız demek istediniz. Gece uykuluyken yazmayın tavsiyem...
Bakın, sizin teizm diye nitelediginiz 'tanrı her yerdedir, biz de onun parcasıyız' dusuncesi Vahdet-i Vucut'tur. Fakat Vahdet-i Vucutcuların 'Ben tanrıyım' demesi onda yokolusun, hicligin ifadesidir. Sizin 'tanrı benim icimde' ifadenizin teizmle iliskisi yoktur. İnsanı merkezleştirip zevki ve tatmini esas alan Yunan felsefesiyle ilgilidir. Materyalizmi teizm diye takdim edemezsiniz.
Bekir Coskun ve Emin Colasan'ın degerli fikirlerine gelince onların kafaları 200 yıl geriden isliyor. Savaslarda nufus yogunlugunun bir onemi olmadıgını, teknolojinin ve paranın on plana cıktıgını bilmemek bönlük degilse adam kandırmaktır. Bunlar ilginç insanlar. Vatanını savunan Hizbullah ve Hamas'ı terorist olarak ilan ederler. İsrail'in kendini savunduğunu iddia ederler. Sonra, neden Araplar İsrail'e karşı durmuyor diye sorarlar... Buradaki çelişkiyi nasıl açıklıyorsunuz?
Evrensellik konusunda da somut konusmak lazım. Dunyada 5 milyar insanın yarısından çoğu üç büyük din mensubu. 1 nilyar Hindistan da Budist. (Dün Ali Saydamer'in konuğu bir Hindu guruydu. İzlemenizi tavsiye ederdim. Dinler arasındaki evrensel parallellikleri görmek acısından ilginçti) Kalan kısmın ne kadarı sizin evrensel din tanımınızı kabul ediyor bilmiyorum. Eskiden hümanizm diye bunları insanlara yutturmaya calistirdilar. M.Akyol'un bahsettiği gibi hümanizmin ne olduğu, ne getirdiği görüldü.
Evrensel teizme evet, evrensel teizm diye yutturulmaya calisilan materyalizme hayır !
Hangi kedilerdensizin sorusuna cevap: Kurtla isbirligi yapıp kuzu pirzolayı paylasan kedilerden degil !
Yazan: blue Tarih: July 22, 2006 01:59 PM
Tesekkurler Blue Bey kardesim. "Siz Japonlarin tirnagi dahi olamazsiniz" diyen japon'a karsi "peki sen nesi oluyorsun" sorusunu sormayarak sergileyebildiginiz itidale hayranim. Iste ben bunu becremedigim icin "sozun bittigi yerdeyim" dedim ve sustum.
Umidim degilse dilegim sizin lisaninizin ise yaramasi. Ben simdi "seytan genleri varmidir yoksa tamami ogretilmismidir" uzerine kafa yoruyorum, sizi Suat Bey ve diger kardesleri izlerken.
Alaksiz bir ankdot: Iki gun once TV'de birkac sevimli, saglikli, gulumseyen, masum bakisli, guzel giyimli cocuk gordum. Ellerindeki crayon veya tebesirlerle ilk bakista ne oldugunu cikaramadigim bir cismin uzerine birseyler yaziyorlardi. Sonra ogrendimki o cisim biraz sonra Lubnan'daki ayni yaslardaki cocuklari oldurecek olan bombalarmis. Ve yazdiklari "cehenneme git", "pis araplar" ve "israil'den sevgilerle" imis.
Evet nihai analizde Goethe'nin Faust'undaki gibi mesele good-evil iyi-seytani savasidir. Bazilari her halukarda iyi ve kotuyu siyah-beyaz acikliginda gorduklerinde kotuyu secmeye meyillidirler; bu onlar icin refleksif hale gelmistir. Uzeerinde muhakeme dahi yapmazlar. Ornek: Birilerinin uzerine bomabalar yagiyor, kadin cocuk insanlar toplu olarak katlediliyor. Seytani modus operandi: Bu kaybeden (katledilen) belliki zayif taraf, kuvvetli olsa boyle olurlermi idi? O zaman kuvvetli olandan yani zalimden yana olmak zorundayim. Diger insanlar arsinda seytanin gudumunde olmayanlarin da farkindadirlar bunlar. Onlarin tuketimi icin de derlerki "hey siz, zayif, mazlum muhibleri' madem o kadar ahlakli idiniz niye kaybettiniz".
Ben Faust'tan sadece kisimler okmustum; herhalde kisaltilmis versiyonu idi, ve bircok yerde alintilar. Tamamini okumanizi kendimle birlikte herkese tavsiye ederim (bu konuda Suat Bey'in sitesinde bir yazi da var. gelenek.wordpress.com). Buralarda gorduklerinizden bahsediyor Goethe evet. Colasan da var orda Cockun da ve burdaki papaganlarda.
Evet ne diyordum: Seytan genetikmidir, cevredenmi gelir? Ya da gavurlarin deyimi ile "nature or nurture". Simdi buna kafa yoruyorum.
Selam, saygi ve muhabbetlerimle
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 22, 2006 05:51 PM
Aklıma takılan bir konuyu materyalist arkadaşlardan birisi cevaplayabilirse memnun olurum. Yalnız ricam materyelistliklerine yakışır bir şekilde yani somut örneklerle olmasını rica ediceğim.
Evrenin sonsuzdan beri varolduğunu kabul etmek materyalistlikle ne kadar bağdaşıyor anlamış değilim.Materyalistler değilmidir gözümüzle görmediğimiz, deneylerle ispatlanmamış bir şeye biz inanmayız diyen. Bu bir çelişki değilmidir?Bizim yaratıcı yüce bir gücü kabul etmemizden farkı nedir.Yoksa aradaki tek fark İNAT mıdır?
Saygılarımla
Yazan: Kumru Dayı Tarih: July 22, 2006 07:41 PM
Sayın Avdic,
Maddeyi inkar etmediğinizi belirtmişsiniz. Peki bu inkar etmediğiniz şeyin "ne olduğu" konusundaki görüşünüzü öğrenebilir miyim? Öyle ya, bir şeye inanmak yada o şeyi inkar etmek için onun ne olduğunu az-çok biliyor olmamız gerekir. Nedir bu madde? Nasıl bir tanım olabilir madde için? Sözlüklerde tabiki bir tanımı var bunun. Peki gerçekten ona inanmaya yetecek ölçüde net tanımlar mı bunlar?
Felsefenin, bildiğimizi sanageldiğimiz şeyleri aslında pek de bilmediğimizi gösterme gibi bir işlevi var. Bu, "madde" kavramı için de geçerli görünüyor. Ama yine de sizin bu konudaki fikrinizi öğrenmek isterim.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: July 22, 2006 08:19 PM
DOGUM YA$AM VE ÖLÜM HAKIKATININ
IKINCI BÖLÜMÜ
"Insan nasil olustu veya yaratildi" sualini sorar ve arastirir-
ken ateist ve materyalist ve evrimcilerin buna verdikleri
cevaplarin özeti olan rastlanti, kendikedinelik ve evrim
hakkinda derinlere dalmayacagim. Cünkü bu konularda
yeteri kadar yazilmis bilgi mevcuttur. Bir kismini da bu
sitede okuyup tartismaktayiz. Bununla birlikte bu mevzuda
Kur'anin ve Kur'anli bilginlerin verdigi cevaplari da dinle-
yip onlari yabana atmamakta cok fayda var. Cünkü kendi
iradesi disinda dogan ve ölüme karsi koyamayan insan, ö-
lümden sonra yine karsi koyamayacagi bir "yeniden dirilis"
le karsilasabilir. Böyle bir karsilasmada bir Yaratici cikip:
"Ben sizi Kur'anda verilen bilgilere göre yaratmistim. Nicin
inanmadiniz?" dediginde, herkesin verecegi cevap hazir ol-
malidir. "Bir dirilis olmaz ve bir Yaratici cikmazsa ne ola-
cak?" diyenler, "ya cikarsa"nin cevabini da hazirlamalidir-
lar. Cünkü bir fabrika varsa, o fabrika patronsuz olamaz.
Patronu olan bir fabrikanin da üretimi "hiclik icin" olmaz.
Bu örnegin mantikî karsilastirmasina göre cok harika üre-
timleri olan bu koca ve e$siz evrenin nasil bir büyük Pat-
ronu olmaz ve o büyük Patron'un insani üretmede nasil bir
hedef ve amaci bulunmaz? Bunlara verilecek cevaplar,
eger size ebedî bir mutluluk kazandiracaksa kiymetlidir.
Yoksa o degersiz cevaplamalarla kendimizi aldatmis ol-
maktan öteye gitmeyiz. Kendini aldatan insan, insanligin-
dan cok $ey kaybeder.
$imdi "YA$AM"in sirrina gecebiliriz. Bu sirri cözmede
aklin sorabilecegi en isabetli sual: "Ya$am nicin varoldu?"
veya "ya$am nicin varedildi?"dir. Bu suallerden birincisin-
de "kendikendinelik", ikincisinde ise; bir "kimlik" vardir.
Ve "ya$am nicin varoldu" veya "nicin varedildi" sualinden
önce "ya$ami kim varetti?" sualinin sorulmasi, birincilige
sahiptir. Bunun icin biz de önce "ya$ami kim varetti" diye-
cegiz.
Sordugumuz sualdeki "kim", ya bir "ki$i"dir, ya da bir "$ey"
dir. Buna göre bu evren ya Tanri gibi bir "ki$i" ve "kimse"
tarafindan yaratilmistir, ya da kendikendinelik, raslanti,
evrim ve madde gibi "$eyler" tarafindan yapilmistir.Eger
biz evrenin yapili$ini ve i$letili$ini bir "ki$i"ye verirsek, o
ki$i; duyan, gören, bilen, konusan ve isteyen, secen, amac-
li olan ve yapan bir kimse olur. Ama evreni bazi "$eyler"e
birakirsak, o $eyler, "ki$i"nin sahip oldugu özelliklere sa-
hip olmaz. Yani o "$eyler"; kör, sagir, suskun, akilsiz, a-
ciz ve istemesiz, secmesiz, amacsiz ve sanatsiz'dir.
$imdi biz, kâinata sahip cikmasini istedigimiz bu iki varlik
arasinda acaba hangisini secersek isabet etmis oluruz?
Akli olan ve mantigi iyi i$leyen kimseler evrenin yapili$ini
elbette bir "ki$iye" vereceklerdir. "$eyler"e vermeyi ise,
akilsizlik sayacaklardir. Cünkü evrenin neresine baksak,
onun cok ince hesaplarla ve cok derin bilgilerle ve cok
hârika sanatlarla yapilmis ve i$letilmekte oldugunu, dola-
yisiyla bu bilgi, hesap ve sanatlarin kör, sagir, suskun, ap-
tal, aciz; hesapsiz, sanatsiz ve hedefsiz "$eyler"den cika-
mayacagini görüyor ve anliyoruz. Tabi ateist ve materya-
listler bu görüs ve anlayisin haricinde kaliyorlar.
Haricinde kaliyorlar, cünkü onlara göre madde, kendiken-
dinelik ve raslanti gibi aciz ve akilsiz "$eyler" de düzenli ve
sanatli hârikalar meydana getirebilirmis... Peki buna dair
delilleri nedir? Acaba bir fabrikanin yapili$i icin gerekli o-
lan bütün malzemeyi getirip bir alana yigsak, ("yigsak"
derken, burada "malzeme hazirlayiciyi" gözardi etmeye-
lim) o malzemenin "kendikendine" bir fabrikaya dönüsme
ihtimali kacta kactir ve kac milyon sene beklememiz ica-
beder? Ama "akilli" insanlar böyle ihtimal hesaplariyla
ugrasmayi ve beklemeyi birakip hemen bir usta, mühendis,
i$ci bularak ve gerekli malzemeyi ellerine vererek kisa bir
zamanda büyük ve tikir tikir i$leyen bir fabrikaya sahip
olurlar. I$in garibi, ateistler ve materyalistler dahi bu konu-
da "akilli" olurlar. Yani bir fabrikanin olu$umunu kendiken-
dinelige birakmazlar. Ama i$ evrenin yapili$ina gelince onu
maddenin eline verip kendikendinelige birakirlar. Tabi böy-
lece kendilerini bir Ilah'tan kurtarip, akillariyla akilsiz mad-
deye ilah olurlar. Ama evrene söz geciremeyen aciz ve ö-
lümlü bir ilah!
Bir bilardo salonuna medenî hayattan haberi olmayan ilkel
bir insan getirilse ve bilardo masasindaki toplardan birine
perde arkasindan gizli bir el ile vurulsa ve bu gizli elden
habersiz olan ilkeladam, o toplardan birinin, diger toplarin
etkisiyle kaleye düstügünü görse, bu hareket ve dü$ü$ün
"kendikendine" oldugunu sanabilir. Medenî dünyanin mede-
nî insanlari da madde ve evren perdesi ardindaki gizli eli a-
rastirmak yerine bu ilkeladam gibi hareket ederse, onlara
"medenî" denebilir mi? Bir ilkeladam bir kumarhaneye gö-
türülse, o kimse, gizlice para atilip calistirilmis bir kumar
otomatinin "kendikendine" calistigini zanneder. Bu dünya-
ya getirilmis ateist ve materyalistler, haril haril calismakta
olan bu evren ve kâinata daha ne vakte kadar bir ilkela-
dam gözüyle bakacaklar? Eger bu kör baki$ devam e-
derse, onlarin sahip oldugu onca bilgi ve akil, bir ilkela-
damin bilgi ve akli seviyesine düsmeyecek midir?
Denizin dalgalari, deniz kiyisindaki kum ve cakillari bir "dü-
zen"e sokabilir. Bu inkâr edilmez. Fakat deniz dalgalarinin
bunu "kendikendine" yaptigini kabul edemeyiz. Cünkü de-
niz dalgalarina etki eden bir sürü evrensel etkenler vardir.
Yine deniz dalgalari, cevresindeki kayalara carpa carpa
kayalarda bazi heykelimsi $ekiller meydana getirebilir. A-
ma o deniz dalga ve sulari, kayalara carpa carpa bir insan
yaratamaz. Fakat akilli bir insan, denizin sulariyla cok $ey-
ler yapabilir. Evrenin icadina bakarken, akilli ile akilsizin ve
bilgili ile bilgisizin arasindaki farki görmeliyiz.
Bigbang teorisinde de Tanri i$e karistirilmaz. Yani evren,
acaip bir "madde"nin patlamasiyla ve bu patlamanin cesitli
fizyolojik etkileriyle "kendikendine" olusmustur. Acaba bir
madde, bir usta ve sanatkar olmadan kendikendine nasil
harekete gecer ve patlar? Bir bomba bile, dügmesine ba-
san bir asker olmadan patlamaz. Ama o bombanin hava-
nin cok isinmasiyla patlamasi da ihtimal dahilindedir. Fakat
bu ihtimal de ancak havanin cok isinmasi gibi bir etkene
bagimliligiyla dogar. Demek bir etkileyici olmadan madde
dahi kendi ba$ina harekete gecemez. Ama ateist ve ma-
teryalistlere göre madde kendi ba$ina harekete gecmis ve
bu evreni olu$turmustur.
Kur'anlilarin Kitabi'na göre ise, evren olu$madan önce su
ve Tanri vardi. Sonra Tanri evreni yaratmayi dileyince, su
maddesinden evren ve hayati cok kisa bir zamanda yapi-
verdi. I$te buna inanmaliyiz. Cünkü maddenin yaninda
Tanri gibi herseye gücü yeten usta ve sanatkar bir "etkile-
yici" var. Ama maddeyi yalniz ve kendikendine biraktigi-
nizda, onu harekete gecirecek birsey kalmayacagindan,
ondan bir evren olusmasini beklemek beyhude olacaktir.
Günes gibi bir etkileyici olmadan Sibirya'daki buzdaglari
kendikendine eriyip ve buharlasip yagmur olabilir mi? O
buzlarin günessiz harekete gecip erimeleri icin acaba kac
milyar yil beklemek gerekir? Böyle bir bekleyisin kâr ge-
tirmesi ihtimali kacta kactir? Bir tek ihtimalin bile var ol-
dugu söylenebilir mi? Buna ihtimal verecek olanlarin akil-
lari kac para eder!
Tanriyi inkâr edip maddeye yaraticilik verenlerin elde ede-
cegi sonuc, "hiclik"tir. Yani bu evreni madde, evrim, rast-
lanti ve kendikendinelik olusturduysa, hersey maddeden
gelip maddeye gidecek demektir. O zaman bu gidis arasin-
da kalan insanin kazanci nedir? Hic! Peki, bu halde akil
ve mantigin ne anlami kaliyor? Oysa insan dünya hayatinda
enayilige düsmemek icin cok dikkat eder. Akilsizliga ta-
hammül edemez. Enayilik ve akilsizliga düsmemek icin
büyük kavga ve mücadelelere girisir. Bu halde akil ve man-
tigin anlamini hic eden inanislarda israr eden ateist ve ma-
teryalistler Tanri'yi inkârla icine düstükleri akilsizlik ve ena-
yiligi nasil kabulleniyorlar? Bu kabullenme onlara bir insan-
lik birakir mi? Yoksa onlara bundan sonra bir insan degil
de bir "hiclik" gözüyle mi bakmaliyiz? Bu bakisimiza razi
olacaklar midir? Eger inanislarini degistirmiyorlarsa, baki-
simiza razidirlar demektir! Bizim teklif ve tavsiyemiz; hic-
lik olmaktan kurtulmak, onlarin da hakkidir. Bu hakki ka-
zanabilmeleri icin de, maddeyi ilahlastirmaktan vazgecme-
leri gerekiyor.
Not: Ateist ve materyalistler, Tanri'ya inanip teslim olma-
makla kendilerini tanrilastirmis oluyorlar. Bu sahte kaza-
nimla da güya kendilerini enayilikten kurtarmis oluyorlar.
Fakat bu kurtulus da ebedî bir hayat getirmediginden,
sonucta yine hiclige mahkûm oluyorlar.
(Ücüncü bölümde ÖLÜM hakikatiyle devam edecegiz.)
Cengiz Bey,
Size cevabim biraz gecikecektir.
Selamlar...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 22, 2006 10:09 PM
Cengiz Bey,
Bana yani Kur'anî Ruh'un ilham ettigi gercege göre, kisaca
MADDE: Kâinatin in$asinda kullanilan bir harc, nesneleri
ayakta tutan bir iskelet, Yaratici'nin sanatina askilik eden
bir model'dir.
Biliyorsunuz, Kur'anlilar icinde müfrit yani a$iriya kacan
bir ehli tarikat ve tasavvuf vardir. Bu zihniyetteki kimseler,
madde ve kâinati, Allah veya O'nun bir görüntüsü olarak
kabul etmektedirler. Yani "sadece Allah var, madde ve
kâinat yoktur" diyerek, maddeyi inkâr etmektedirler. Ma-
teryalistler ise, madde hesabina Allah'i inkâr etmektedirler.
Ben, "biz maddeyi inkâr etmiyoruz" derken, bu iki zit gö-
rüsün ortasinda durdugumu ifade etmek istiyorum. Yani:
Madde adina Allah, Allah adina da madde inkâr edilemez!
Not: http://www.turkyasam.com/showthread.php?t=171831
adresini verdigim linkte "Madde ve kâinat bir algi ve hayal
degildir" baslikli felsefî bir yazim var. Ona da bir göz atabilir-
siniz. Hatalarim varsa bana bildiriniz.
Selamlar...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 23, 2006 01:11 AM
Hüseyin bey,
"Bana yani Kur'anî Ruh'un ilham ettigi gercege göre..."
diyorsunuz.
Kuran'i Ruh dediğiniz Ruhul Kudüs mü?
Yazan: nuri saglam Tarih: July 23, 2006 09:11 PM
Nuri Bey,
Lütfen bunu, "Allah'in ilhami" olarak anlayiniz.
Selamlar...
H.A
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 24, 2006 01:14 AM
Allah'tan ilham almak vahy almak demektir.
"herkes ilham alabilir" vs demeyin zira sizin kastettiğiniz herkesin ilham alması anlamında değil, spesifik bir olayı imlemektedir.
yoks aksi takdirde söyledikleriniz özellikli olmaz sıradan ve genel olurdu. oysa siz, özellikli bir duruma işaret ediyorsunuz.
bu kabul edilemez.
yazdığınız onca şeydeki soru işaretlerine şimdiye kadar ilişmedim.
ama böyle bir iddia akıl ve Kuran dışıdır ve asla kabul edilemez.
siz, islamın en kabul edilemez yorumlarını aktarıp kendinizi de 21. asrın müceddidi daha doğrusu Mehdisi olarak ilan ediyorsunuz.
bunlar çok yanlış şeyler.
önemli olan mehdi olmak fala değil, gerçek bir insan olmaktır.
Hz.Ali'nin dediği gibi "insanlar arasında insanlardan bir insan" olmak.
islam da bunu öğütler.
Allah'tan ilham almayı !!!!, mehdi olmayı falan değil.
mehdi olup insanların size perestij etmelerini beklemek yerine insanlara hayırlı, faydalı bir vasat insan olmayı tercih etmek, ödülünü de Allah'ın rızası olarak kazanmayı beklemek en güzelidir.
bizim mehdilere değil adam gibi adamlara ihtiyacımız var.
Yazan: nuri saglam Tarih: July 24, 2006 01:48 AM
Hüseyin Bey,
"MADDE: Kâinatin inşasinda kullanilan bir harc, nesneleri ayakta tutan bir iskelet, Yaratici'nin sanatina askilik eden bir model."
Burada üç tanım önermesi var, tamam. Peki bunlar bize bir bilgi veriyor mu, bakalım.
"Harç" demişsiniz. Bunu malzeme yani materyal olarak görebiliriz. Ee zaten materyal madde ile aynı şey. Bu durumda "madde evrenin maddesidir" gibi bir şey demiş oluruz.
"İskelet" demişsiniz. İskelet diğer dokuları 'ayakta tutuyor'. Kendisi de ayakta tuttuğu şey de nesnedir. Aslında kas dokusu da iskeleti 'ayakta tutar' biliyorsunuz. Peki madde bir nesne olmadığına göre bu ayakta tutma işi nasıl oluyor? Burada "ayakta tutma" ile kast edilen şey sanırım oldulça belirsiz. Üstelik nesneyi "biçimli madde" olarak kabul edecek isek, "madde biçimli maddeyi ayakta tutar" gibi yine tuhaf görünümlü bir önerme elde ederiz. Yada nesne için "maddeli biçim" diyecek isek bu kez "madde maddeli biçimi ayakta tutar" demek zorunda kalırız ki bu da tuhaf görünüyor.
"Askı/model" demişsiniz. Yani madde sanata askılık yapıyor. Bunu da tabi "iskelet" ile benzer bir anlamda kullanıyorsunuz ve yukarıdaki eleştiri burası için de geçerli. Yalnız yukarıda ayakta duran/asılan nesne idi, burada ise sanat. Buradan nesneyi sanat olarak gördüğünüz sonucu çıkabilir. Sanat bir biçimdir, bir görünümdür. Bunun gerçek olması için "madde" adlı bir bilinmeze ihtiyaç olmasa gerek. Pekala bu sanat bir gücün belirişi olabilir. Madde diye üstelik bilinmez bir "ara katman" varsaymak gerekli görünmüyor.
Bence siz vermiş olduğunuz adreste idealist düşünceyi değil idealist söylentileri ele almışsınız. "Madde bir hayaldir" söylemi ile "evren bir algılar bütünüdür" söylemi tümüyle ilgisiz. Hayal adı üstünde hayaldir, algı ise en somut gerçeklik. Bu yüzden Berkeley'nin felsefesine göre madde olsa olsa "algı" için kullandığımız bir kavram olabilir.
Peki algının bir dayanağı/nedeni/kaynağı yok mu? Tabiki var. Bunu bize aklımız söyler, "herşeyin bir nedeni var" diyerek. Bu dayanak için "madde" diyenler var, "madde vasıtasıyla bir güç" diyenler var, bir de yalnızca "bir güç" diyenler var. Bu sonuncusu son derece sade ve sanırım teolojik olarak da en tutarlı olandır. Öte yandan insan algılayan öznedir . İnsanı bir nesne, bir algı/görünüm sayamayız. Nesne olan yanımız bellidir. Beyin de hariç kalmamak üzere bedenimiz algı dünyasına ait bir nesne. Bir düşünce/algılama merkezi olan insan tabiki bir algı filan olamaz. Burada Immanuel Kant'ın fenomen-numen ayrımını dikkate almak gerekir.
Haddim midir bilmem ama bence idealist felsefeyi daha iyi anlamak için özellikle George Berkeley'ye bir göz atmanız gerekli.
Bu arada "Bana yani Kur'anî Ruh'un ilham ettigi gercege göre..." ifadesi Nuri Bey gibi bana da ilginç geldi. Gerçi siz bunu "Allah'ın ilhamı" olarak açıkladınız ama ifade yine de ilginç.
Verdiğiniz linkteki yazının sonuna "ALLAH'IN MEHDISI YANINIZDA OLMASAYDI SIZE
DOGRU YOLU KIM GÖSTEREBILIRDI? Allah'in Mehdisi: MEHMED NUR'AN" yazmışsınız. Bu blogun başka bir sayfasında da "Ben de, Mehmed Nur'an ismi altindaki gercek kimligimi geri planda tutarak, fakat Allah'tan bilgi ve işik almis bir kimse oldugumu vurgulayarak" şeklinde bir ifade kullanmışsınız. Bundan, sizin "Allah'ın mehdisi" olduğunuzu anlamak mı gerekir? Böyle anlayacak isek şayet burada "mehdi" ile ne kast ettiğnizi de bilmemiz gerekir.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: July 24, 2006 01:59 AM
Nuri Bey,
Huseyin Bey'in kendisi hakkinda iddia ettigi konu ile ile ilgili olarak o kadar guzel bir cevap vermissiniz ki..; donem donem Huseyin Bey'e bu konuda elestiriler getirilmisti ama sizin verdiginiz cevap cok net, hicbir seyi atlamayan, vurucu bir yazi olmus..
Acikcasi ben Huseyin Bey'in sizi ya da bir baskasini anlayacagini sanmiyorum..; kendisi genelde "ona verilen ozelligin" ??? (hasa) isiginda olaylara sadece kendi gozlugunden bakiyor ya,..bu yuzden sanirim bizim gibi sadece gercek manada insan olmak icin ugrasi veren kisileri anlamasi pek mumkun gozukmuyor,..
Ama yine de benim de kendisi hakkinda, bu konudaki dusuncelerimi, o kadar guzel ifade etmissiniz ki, yazinizin altina ben de imzami atsam, size saygisizlik etmis olmam insallah,..
Saygilar, selamlar,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: July 24, 2006 10:07 AM
Aslı Hanım
çok teşekkür ederim.
saygı ve selam bizden
Yazan: nuri saglam Tarih: July 24, 2006 10:39 AM
Nuri Bey'in söylediklerinin tamamına katılıyorum. Meseleyi çok güzel izah etmiş.Ellerine sağlık. Hüseyin Bey'i daha önce de Mustafa Bey uyarmıştı. Ama görülüyorki hala aynı terane devam ediyor.
Neyse.. Bu konudan çok daha ciddi şeyler oluyor dünyada.. İki haber aktarmak istiyorum.Birincisi Yahudi hahamlarının fetvası.Gazeten.com'dan:
****
Batı Şeria’da bulunan İsrail hahamlar şûrası, Tevrat’ın savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülebileceğini söylediğini iddia ederek İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’da sivillere yönelik saldırılarını arttırmasını istedi…
İylaf haber sitesi, genel olarak Arap dünyası özelde de Lübnan halkı için şaşırtıcı olmayan bu fetva ile Hahamlar Şurası’nın İsrail ordusundan Filistin ve Lübnan’daki sivillere yönelik askeri saldırılarını daha da arttırmasını istediğini bildirdi.
Söz konusu Hahamlar Şurasının konuyla ilgili yazılı fetvasının İsrail’de yayın yapan yedi televizyon kanalından da yayınlandığı belirtiliyor.
Hahamlar Şurası’nın söz konusu fetvasında “Tevrat, savaş sırasında kadınların ve çocukların öldürülmesini caiz görmektedir, Gazze’de ve Lübnan’da kadınlara ve çocuklara acıyanlar, İsrail’deki kadınlara ve çocuklara vahşi bir gözle bakıyor demektir ifadesine yer verildi.
Fetvayı hazırlayan komisyon, Lübnan ve Filistin vatandaşlarını düşmanın taraftarı olarak niteleyerek İsrail kabinesinden Tevrat’ın hükmüne göre hareket ederek buralardaki sivillere saldırmasını istedi.
*********
İkincisi de İsrailli çocukların Lübnanlıların ve Filistinlilerin üstüne atılan bombaların üzerine yazdıkları yazı :
“Lübnan’lı, Filistin’li, Arap, Müslüman, Hıristiyan çocuklar,
ÖLÜN!!
sevgiler,
İsrailli çocuklar”
Bu şok edici haberin fotoğrafları için :
http://www.gazeten.com/siyonist-cocuklarindan-sok-hediyeler.htm#more-10210
Neredesiniz İsrail şakşakçıları, hadi bu kepazeliğe cevap verin!..
İslam'a olmadık iftiralarını ve tutamadıkları ifrazatlarını kusanlar!.. Bu trajediye söyleyecek birşeyiniz yok mu?
Yoksa sizin ortak ve yegane düşmanınız İslam mı?..
Cevap verin!..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 24, 2006 01:40 PM
'Blue' ismiyle yazan ve 20 Temmuz'da La Fontaine'in Kuzu-kurt masalını Ortadoğu versiyonuna çevirdiğini sanan zat'in yaptığı açıkça yahudi düşmanliği değil de nedir?Sayin Mustafa Akyol gibi demokrat bir yazarın nasıl olur da açıkça ırkçılık yayan söylemlere izin verebildiğini anlayabilmiş değilim.
Sayın Akyol'dan veya site editöründen insaniyet adına bir açıklama bekliyorum.
Vedat Mercek
Yazan: Vedat Mercek Tarih: July 24, 2006 01:47 PM
Nuri Bey,
"Allah'tan ilham almak vahy almak demektir" demis-
siniz. Yalniz burada "ilham" ile "vahy"i ayirmak gerekmek-
tedir. Cünkü vahy, özel ve hususidir. Bu da, Allah'in elci-
lerine aittir ve onlara gönderilir. Ilâhî emir, istek ve haberler
"vahy" ile bildirilir. Bunun araci da, "Ruhul Kudüs" denen
Cebrail'dir. Cebrail gibi melekler ise, Ilâhî Yönetim Salta-
natinin "izzet perdeleri"dir. Yani yüce Allah, Kendine özgü
bir devlet ve saltanat sahibi oldugundan, bu saltanatin say-
ginliginin korunmasi, O'nun memur ve sekreterleri olan
"Melekler" tarafindan yapilmaktadir. Yani yüce Allah, bü-
yüklük ve sayginligini yere düsürmemek ve sayginligini ko-
rumak icin insanlarin ve hayvanlarin ayagina gitmez. Onlar-
la görülecek i$ler icin meleklerini kullanir.
Allah'in habercisi olan Cebrail, yalniz vahyin degil, ilhamla-
rin da ileticisidir. Cebrail, gerekli oldugu takdirde Elci ve
Peygamberlerin ayagina kadar gider. Gerekmezse, belli bir
merkezden gerekli haberleri onlarin kalbine iletir ve indirir.
Bu ileti ve indirmeler arasinda "ilham"lar da vardir. Ilhamlar
ise, genel ve umumidir. Bir cok siradan insanlar ve hayvan-
lar, Allah'in ilhamina mazhar olmaktadir. Cünkü insanlar ye-
ni bilgi, sanat ve icadlar icin ve hayvanlar da rizk temini, ko-
runma ve yol bulma gibi konularda Allah'in ilhamina muhtac-
tir. Peygamberler de, vahy'den baska ilhamla da desteklen-
mektedirler. "Siradan bir kimse" olarak benim de Allah'tan
ilham almam, gayet dogal ve normaldir.
"Mehdilik konusu"nu ise, burada tartismak istemiyorum. As-
linda bu konunun tartisilmasi cok iyi olur. Fakat bu sitenin
sahibi, bu husustaki bir tartismaya izin vermemektedir. Eger
bu yasagi kaldirtabilirseniz, devam edebiliriz.
$ayet site sakinlerinin talebi olursa ve kavga
cikaran olmazsa, Mustafa Bey tartismamiza izin
verebilir saniyorum. Veya bana bir e-mail atip adresinizi bildirirseniz, size bir cevap gönderebi-
lirim. Adresim: mehdininsesi@mynet.com
Cengiz Bey,
Felsefî yazilarimla ilgili parmak bastiginiz noktalar hakkinda
verecegim cevap biraz gecikecektir. Ilginiz icin tesekkür e-
derim.
Selamlar...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 24, 2006 02:34 PM
DOGUM YA$AM VE ÖLÜM HAKIKATININ
ÜCÜNCÜ BÖLÜMÜ
Ikinci bölümde ya$amin "kim" tarafindan icad edildigini
bilmeye calistik ve bu calisma neticesinde ya$amin "$ey-
ler" tarafindan degil, her$eye gücü yeten bir "Kimse" ta-
rafindan olusturulabilecegini bir parca anlamis olduk. An-
ladiklarimizi özetleyecek olursak, birincisi; nesneler, sü-
rekli olarak bir baskasinin etkisi altinda bulundugundan
bu etki altinda bulunus, o nesnenin "kendikendinelig"ini
ortadan kaldirmaktadir. Meselâ tabiat ve hayatin dört
parcasindan biri olan Günes aradan cikarilsa, hava, su
ve toprak, hayat verici özelliklerini kaybederler ve kendi
baslarina hayat yapici olamazlar. Demek nesnelerin ken-
dikendinelikleri yoktur.
(Not: Evet, maddede bir hareket vardir. Fakat bu hare-
ket, dI$ tesirler olmadan bir i$ göremiyor, hal degistire-
miyor, kendi halinde bir titresim olmaktan öteye gidemi-
yor. Bu da gösteriyor ki, madde, kendi ötesinde gizli bir
El ve Kuvvet'in etkilemesine muhtactir. O gizli El ve Kuv-
vet de, Tanri'dan baskasi olamaz.
Ruh ve Akil, maddeye hâkimdir. Yani insan da akliyla me-
selâ atom bombalari kullanarak bu dünyayi yikabilir. Dün-
yanin yikilisi da günes sisteminde bir kaos yaratabilir. Bu
da, evrenin yikilisi olur. Demek, "akil" maddeye egemendir.
Fakat insan da kendi kendinin yaraticisi olmadigindan ve
maddenin de kendi ba$ina bir evren yaratabilecek güc ve
kabiliyeti bulunmadigindan anliyoruz ki, insan aklindan da-
ha üstün bir yetiye sahip bir "kuvvet" vardir. O kuvvet de,
evren ve insanin gercek sahibi olan Allah'tir.
Evrenin yapilis ve i$letilisinde bir hissesi oldugu iddia edi-
len "raslanti" ve "tesadüf"e de kisaca deginmek istiyorum.
Almanya'da 20 milyon kisinin lotto oynadigini farzedelim.
Bunlarin her biri onar kolon oynasa, 200 milyon kolon
oynanmis olur. Bu halde 49 rakam icinde 6 dogru rakami
tutturabilme ihtimali, 200 milyonda 1 olur. Yani raslanti ve
tesadüfün dogruyu yakalayabilme ihtimali 200 milyonda
birdir. Atomik ve galaktik âlemlerdeki i$ ve olaylarin hal-
li, kendinde yok denecek kadar az bir dogruyu tutturabil-
me $ansi olan raslanti ve tesadüfe birakilabilir mi? Bunun
da cevabini varsin Bilim Adamlari versin.)
Ikincisi; nesneler, bir kimselik ve ki$ilige sahip degillerdir
ve onlarin özelliklerinden mahrumdurlar. Bu mahrumiyet
ise, o nesnelere bir Ilahlik vermemekte ve birakmamakta-
dir. O halde o nesneler, bu evrenin yapicisi ve olusturucusu
olamazlar. Evrenin yapicisi ancak o olabilir ki, hic bir nes-
nenin etkisi altinda bulunmasin, aksine her $eye ve her nes-
neye etki edebilsin. O da ancak her $eye gücü yeten Allah'
tir. Allah ise, tek olur. Tek olmazsa, ilahliga acizlik girer. Bu
da Ilahligi ortadan kaldirir. Eger ortada hic durmadan saat
gibi i$leyen bir kâinat varsa, ona, acizligi bulunmayan kud-
reti sonsuz bir Kuvvet hükmetmektedir demektir. Öyle ise
Misir ve Yunan efsanelerinde gecen "tanrilar"in, gercek I-
lahlikla bir ilgileri yoktur.
Cünkü, eger Tanri tek olmazsa, kâinata ikilik dü$er. Bu da,
evrenin düzenini bozar. Meselâ bir Tanri mülkünü ayirmak
isteyip su ve günesi dünyadan cikarsa, "öteki" Tanri ne ya-
par? Acze düsmez mi? Bu halde hayat da ortadan kalkmaz
mi? Bu da, iki Tanri arasinda büyük bir savasa neden olmaz
mi? Bu ise, evrenin yikilisi demek degil midir? Demek yö-
netim, "tekligi" gerektirir, ikilik ve ortakligi kabul etmez.
Tanri, "kudreti sonsuz olan"dir. Sonsuz kudrete sahip olma-
yana "Tanri" denmez. Demek, Tanri aciz olamaz. Aczi ol-
mayanin da, bir ortaga ihtiyaci bulunmaz. $imdiye kadar da
hic bir kimseye "Tanriniz ikidir" diye bir ayet inmemistir. Bu-
nun aksine Kur'an der: "Allah'tan baska ilah yoktur".
Ya$ami "kimin" varedebilecegini ögrendikten sonra $imdi
"ya$amin nicin varedildigi"ne gecebiliriz. Ya$ami "Kim"
varetmisse, onun nicin varedildigini de ancak O belirleye-
bilir ve O bildirebilir. Biz de bunu O'nun Kitabi'ndan ög-
renebiliriz. Dogru ve kisa yol budur. Biz de yolu uzatma-
dan $unlari söyleyebiliriz: Bir fabrikanin i$cileri veya bir
devletin memurlari, aldiklari kücük bir ücretle patron ve
devletlerinin büyük amaclarina hizmet ederler. I$ci ve me-
murlarin görevi, patron ve devlete hizmettir. Patron ve
devlet de, i$ci ve memurlarini görevleri esnasinda dener.
Iyi hizmet edip etmediklerini belirler. Iyi hizmet edenler
mükafatlandirilir. Kötü hizmet edenler ise uyarilir veya
i$ten cikarilir.
Bunun gibi, insan da Yaraticisi'nin bir i$cisidir. O büyük
Yaratici bu kücük i$cisi icin cok büyük masraflarla kos-
koca bir evren i$letmektedir. Insan da bu büyük evrenin
kücük bir özetidir. Yaraticisi onu "en güzel surette" yarat-
mis sonra onu "a$agilarin a$agisina" indirmistir. Bu indirme
ise, onun "sifirlanmasi"dir. Yani insan ancak kendi gayreti
ve calismasiyla ve ancak din ve bilim vasitasiyla yükselebilir
ve olgunlasabilir ve insanliga erebilir. Bunun icin de insan
ilk önce Yaratici'sini bilmek, tanimak, inanmak ve O'na tes-
lim olmak zorundadir. Bu zorunlugu yerine getirmeyenler i-
se, insanliga eremeyeceklerdir. Kendilerini sifirda birakan
insanlardan da, sifir kalmanin ve insanliga yükselmemenin
hesabi mutlaka sorulacaktir.
Cünkü insan bu dünyaya belirli bir maksat icin getirilmistir.
O maksat da, insanin hiclik kazanmasi olamaz. Cünkü ko-
ca bir kâinat insanin hizmetine verilerek onun icin cok bü-
yük harcamalar yapilmaktadir. Bu harcamalarin karsiligi
elbette hiclik üretmek degil, ancak Yaratan'i bilmek ve O'
na kulluk etmek olabilir. Kullugun asli da, Yaratan'i say-
mak ve sevmek, O'na dua ve te$ekkür etmektir. Yaratan'
a inanc, "yaratilisin te$ekkürü"dür. O'na kulluk ve ibadet
ise, "ya$atilisin te$ekkürü"dür. Yaratan'i inkâr ve isyan i-
le bu te$ekkürü yerine getirmeyenler ise, insanliklarini kay-
betmek ve kendilerini hiclige düsürmekten baska, Yaratan-
larina hesap vermekten de kurtulamayacak ve büyük bir
ceza ile karsi karsiya kalacaklardir. Acaba ölmeyerek kim
kendini bu cezadan kurtarabilir? Cevap: Hic kimse!
Öyle ise ey insanlar! Ölmeden önce ölünüz! Bu ölüm ise
sizin, kendi keyfinize uymanizi ve kendi bildiginizi okumani-
zi terkederek, Yaratan'in Kitabi'na sarilmanizdir. Ebedî mut-
lulugunuz da bu sarilmadadir. Ceza ve mükafat görebilme-
niz icin bu dünyada size ebedî bir ömür verilmemis. Sizin
de ölümü öldürebilecek bir gücünüz ve evrenden kacabi-
lecek bir kabiliyetiniz yoktur. O halde bu acizliginizin ka-
zandirdigi firsatla Merhametli Yaraticinizin kucagina dönü-
nüz. Zamanin tik taklari, sizi bu dünyada ebedilestirmek i-
cin degil, sizi bu dünyadan göcürmek icindir. Siz de bu tik
taklara binmis süratle ölüme dogru gidiyorsunuz. Karsila-
sacaginiz ölümü, yok edici bir canavar olmaktan cikarip o-
nu, sizi ebediyete götürecek bir uzay binegine cevirebilmek
ve bu binegin sizi ulastiracagi âlemi de bir mutluluk diyarina
döndürebilmek yine sizin elinizdedir. Öyle ise hâlâ: "Ya$a-
sin inanc! Ölsün Allahsizlik!" demeyecek misiniz?
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 24, 2006 05:30 PM
Bu is cok zor Yonca! En cok bagiran en dogru sayilir. Insanlar isitmeyince....
Yine soylemek istediklerim bana cevap veren hic kimse tarafindan isitilmemis.
Basit yargilamalar, basit infazlar. Ictenlikten uzak kitap alintilari, wikipedia felsefeleri. Herhangi bir icraat uretmekten uzak mazlum edebiyati.
Hayati, ancak kendilerine ve diger insanlara siyah ve beyaz deli gomlekleri giydirerek anlayabilen IQ ve EQ sahiplerinden inciler: materyalist, israil saksakcisi, hop hop hop, zip zip zip...
Cengiz Bey, benim soylediklerim gayet acik ve anlasilir, felsefi acidan tutarli olmak gibi bir kaygim da yok, ortaya koydugum dusunceleri felsefi acidan tutarli bulmuyorsaniz, felsefi acidan ele almazsiniz. Sonu gelmez felsefi lagala lugalalar icinde zaman kaybetmek gibi bir niyetim yok.
Bir soru sormustum, su anda dunyadaki muslumanlari mazlum duruma dusuren kosullari degistirmek icin bir eylem planiniz var mi diye. Biz mazlumlardan yanayiz, kahrolsun materyalizm ve biz pirzolayi paylasan kedi degiliz cevaplarindan baska bir fikir, bir strateji yok. Durumunuz budur.
Ortadogu'da yasanan trajediye soyleyecek seylerim var elbette. Bence Israil sinirlarini fena halde asti, hergun Lubnan'da ve Filistin'de yasanan insanlik trajedilerini izledikce icim eriyor. Diplomasiyi ve barisci yollari hice sayarak, boylesine vahsi bir hareket icerisine girmek kabul edilebilir birsey degil. Ustelik, bu rezaleti tamamen yanli haber veren Amerikan basinindan takip etmek zorunda kalmak ve orada sanki tarafsizmis gibi yapilan yanli yorumlari dinlemek beni iyice cileden cikariyor. Amerikan hukumetinin bu konuda Israil'e verdigi kayitsiz sartsiz destek, ve ayni destegin PKK soz konusu oldugunda Turkiye'den esirgenmesi, cifte standardin ta kendisi. Amerika, basarisiz politikalari neticesinde, Irak'i da tam bir sefalet ve kaos ortamina cevirdi.
Amerika'nin en buyuk korkusu, elbette ki olasi bir Cin, Rusya ve Iran ittifaki. Boyle bir ittifaki engellemek icin kartlarini erken oynama ve Ortadogu'ya hakim olma telasi icindeler. Su anda Amerika ile Cin arasinda ince dengeler soz konusu, Cin ekonomisi, Amerika'nin yardimi ile buyuyor, ama Cin de elinde cok buyuk miktarda dolar rezervi bulunduruyor, ve dunya piyasalarinda dolarin degerini dusurecek cok ciddi mudahalelerde bulunabilir. Ote yandan, Cin buyudukce ve her Cinli de her Amerikali gibi koca bir ev ve araba sahibi olmaya basladikca, Cin'in dunya kaynaklarini kontrol etme arzusu katlanarak artacak. Bence Amerika'nin amaci herkesten once hareket ederek, Iran'i kontrol altina almak, ve Ortadogu kaynaklari uzerinde mutlak bir hakimiyet saglamak.
Bu hakimiyeti saglamak icin ugrasan Amerika, bir yandan siz bizim muttefikimizsiniz ayaklari atarken bir yandan da Turkiye'ye sopa gostermeye ve Turklere karsi Kurt kartini oynamaya calisiyor. Erdogan hukumetini de, Ortadogunun diger Islamik hukumetleri listesine coktan yazmis durumda, Bush, Erdogan'in, Suriye, Filistin vs. gibi ulkelerin devlet baskanlari ile diyalog kurmasini desteklemek icin "gidin arkadaslarinizla konusun" gibi kustahca bir ifade kullanabiliyor. Bunu Bush hukumetinin yanlis politikalarindan bir yenisi olarak niteliyorum ve kendilerine basarilar diliyorum, durum oyle gosteriyor ki, bu bloflerini Turk hukumeti gorse bile, Turk halki gormeyecek.
Bu asamada gorunen, Amerika'nin kendi ipini kendi cekmek icin tam gaz ilerlemekte oldugu. Irak gibi kucuk bir ulkenin bile hakkindan gelemedikten sonra, Iran ve Suriye gibi ulkeleri haklamak, Turkiye'de diklenmek, ve kustahca Israil'in gerceklestirmis oldugu katliamlarin haksiz savunuculugunu yapmak curetini nereden bulduklarini bilemiyorum. Amerikan, secmeni salak degilse, bundan sonraki secimlerde yapacagi ilk is, Bush hukumetini degistirmek ve dis politikada, daha barisci, ilimli ve uzlasmaci politikalar uretecek bir yonetimi iktidara getirmek olacaktir diye dusunuyorum. Demokratlarin Kurt meselesinde takinacaklari tavir, Turkiye'nin daha mi isine gelir, muhtemelen hayir ama izleyip gorecegiz.
Bu arada AKP hukumetindeki saklabanlar ne yapiyor? Turk dis politikasinda baska bir probleme ihtiyac varmis gibi, simdi de bir Cuneyd Zapsu komedisi izliyoruz. Tum dis isleri mensuplari, hatta dis isleri bakani Abdullah Gul'un kendisi bile bu Cuneyd Zapsu denen komedyeni izliyor. Ortadogu'da ortalik kan govdeyi goturmusken, birden Zapsu diye bir Zorro cikiyor, korumalar esliginde baskent sokaklarini turlayip buyuk elcilerle kapali kapilar ardinda gizli gorusmeler yapiyor, dis politikada tam bir acizlik, ciddiyetsizlik ve koordinasyon eksikligi almis basini gidiyor. AKP, bugun, Cin, Rusya ve Hindistan ile konusabiliyor mu? Amerika'daki Demokratlar ile bir iletisim icindeler mi? Orta ve Guney Amerika'da olan gelismelerden haberdarlar mi? Kusura bakmasinlar ama Zapsu vari bir tuccar donanimi ile bu isler onlari biraz kasar.
Emita, basbakanlik makam arabasinda oturup namazini kildiktan sonra, ruj ve rimel tavsiyesi yapip, Chanel cantasini koluna takarak, gecekondu mahallelerine iftar acmaya ve cocuklara hediye dagitmaya gidedursun bakalim...Kanimca Turk halkinin sentimenti bambaska bir yorungeye giriyor, ilimli islam kumpanyasinin bilet satislari gittikce dusmeye basladi. Sirada ne var ben goruyor gibiyim, ya siz?
Bati, zenginligin verdigi askeri gucu somurmek ve katletmek icin kullaniyormus. Gunaydinlar diyorum efendim. Siz ne icin kullandigini zannediyorsunuz? Bizim bu demokrasi ve insan haklari masallarina inandigimizi mi zannediyorsunuz? Beni israildeki hahamlarin yaptigi deli sacmasi seyler hic ilgilendirmiyor, kanimca siz de bu olaylara kafayi takarak zaman kaybediyorsunuz. Sizin de borunuz, sahip oldugunuz zenginlikler, bilginiz, teknolojiniz ve askeri gucunuz kadar oter iste o kadar. Bunlari elde etmeden materyalin de materyalizmin de sinirlarini cizecek medeniyete ve guce hicbir zaman ulasamazsiniz, ulastirmazlar. Baris ve sevgi icinde yasamaktan baska bir kaygisi olmayan muminlerden de olsaniz, sevimli ve uslu kedilerden de olsaniz, sizi rahat birakmazlar. Bosuna hoplayip ziplamayin, durumunuz budur...
Yazan: Beyaz Tarih: July 24, 2006 09:30 PM
Cengiz Bey,
[Bu durumda "madde evrenin maddesidir" gibi bir sey demis
oluruz] demissiniz.
Dogru. Demis oluruz. Fakat bu deyis, cok farkli bir deyistir.
Cünkü eger ortada bir "evren" varsa, artik evren maddeye
bürünmüs, madde "madde" olarak kimligini ve niteligini kay-
betmis demektir. Madde evrende ebediyen mustakil olarak
kalamamaktadir ki, biz onu hic kullanilmayan, dokunulmayan
ezelî ve ebedî bir fert olarak ele alalim ve onu bu sekilde anla-
maya ve anlamlandirmaya calisalim! Olur mu?
Dikkat ederseniz, biz e$yaya, onun maddesini esas alarak
bakmiyoruz. Meselâ masa, maddeyle dolu olmasina ragmen
biz onun maddî yönüne degil, sanat yönüne, i$ görürlük yönü-
ne, faydalilik yönüne bakiyoruz ve masaya "madde" demiyo-
ruz. Cünkü o masa, maddeyle yapilmis olsa da, bir usta ona
bir $ekil vermis ve bir sanat bindirmistir. Bu halde artik o
masa olmakta kullanilan tahta veya mermer veya cam mad-
desi, âdeta madde olmaktan cikmis bir sanat eseri haline
gelmistir. Aksi halde eger bir sanati yoksa veya bir sanat ve
i$ icin kullanilmayacaksa, bizim gözümüzde mustakil olarak
maddenin bir anlam ve önemi yoktur. Bunun icin biz para-
nin maddesine degil, onun yazi-turasina, yani i$e yararlilik,
faydalilik ve kiymetlilik yönüne bakariz. Bir agaca baktigi-
miz zaman, bizim icin onun maddesi degil, $ekli, güzelligi,
sanati ve rizk olusu önemlidir. Eger bir cicekte sanat, güzel-
lik, renk, koku gibi $eyler varsa, artik madde o cicege harc,
aski ve model olmus demektir. Eger madde, sürekli olarak
"madde" kalabilmis olsaydi, o zaman sizin görüsünüz hakli
olurdu. Maddenin evrende daimî olarak "kullanilmakta" ol-
dugunu ve bir sanata mazhar edildigini ve bir vazifeye sokul-
dugunu unutmamaliyiz. Buradan anlamaliyiz ki, madde,
"hâkim" degil, "mahdum" yani "hizmetkâr"dir. Öyle ise;
"harc", "aski" ve "model" gibi tanimlamalar, madde gibi bir
"hizmetkâr"a cok iyi yakisiyor, diye düsünüyorum.
Not: Eger ruh, akil ve Allah olmasaydi, o zaman "madde
nedir" sorusuna: "Madde herseydir" diyebilirdik. (Aslinda
diyemezdik. Cünkü aklin olmadigi bir yerde böyle bir $ey
denemez. Allah'in olmadigi bir yerde ise, madde ne gezer!)
Demek, "madde ruhun hizmetkâridir" dememiz, daha isa-
betli olacak.
Itirazda bulundugunuz "algi" ve "hayal" hakkindaki felsefî
düsüncelerimi yeniden gözden gecirecegim. "Mehdilik"
hakkinda ise simdilik bir $ey söylemek istemiyorum.
Selamlar...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: July 26, 2006 12:24 AM
Ey meleklerin cinsiyetini tartışan papazlar,yobazlar,dinciler,kemalistler ve daha neciler
http://www.sonsayfa.com/news_detail.php?id=16369
İşte size üzerinde durduğum BOP un bir haritası daha.
mehdiyi,akıllı tasarımı,dini,dinsizi,Laik ve anti laik arkadaşları tartışmayı bırakmalıyız..
Strateji konuşalım.Herkes üzerine düşeni yapsın.
İslamın son kalesi yıkılıyor.Osmanlının evlatları 700 yıl öncesine döndürülüyor.Sonrası?
Saygılar
Yazan: salih Tarih: July 26, 2006 10:00 AM
Vedat bey,
Bakın, ben duygusal bir insanım. Dünyada bir savaş var, masum insanlar ölüyor. Çocuklar ölüyor... Bunu, soykırım geçirmiş, gaz odalarında öldürülmüş, binbir türlü işkence görmüş insanların çocukları yapıyor. Nedir bu? Anti-semitizm elbette kötüdür, lanetliyoruz. Hiçbir insan bir başkasının yaptığından sorumlu değildir. Ama çoluk, çocuk ölüyor. Hiçbir musevi vatandaşımız çıkıp bu vahşeti kınamıyor, olanlara seyirci kalıyor.
Musevi olmak kötü değildir, kötü olan, bütün bu olanlara seyirci kalmaktır.
Hayatımda iki musevi insan tanıdım. İkisini de çok sevdim (Birisi halen patronum). Duygusal çıkışımı affediniz, kimseyi üzmek niyetim yok.
Saygılar,
Yazan: blue Tarih: July 26, 2006 12:46 PM
KURTLA KUZU- Revised version
Hikayeyi bilirsiniz, Kurt nehrin yukarısında aşağıdaki kuzuya seslenmiş:
"Suyumu bulandırıyorsun"
Kuzu da hakikaten ara sıra nehri bulandırıyormuş. Çünkü kurtların "güvenliğini sağlamak için" kuzunun akrabalarından suçsuz bir çoğunu yediği vakiymiş. Tepkisiz kalamıyormuş. Pençesi, sivri dişleri olmadığı için çaresizmiş. Çok yanlış şeyler de yapmış. Kurt, masum kedilerin yanındayken kendini imha edip bir kurt için onlarca masumun ölümüne yol açmış. Fakat tüm bu eylemler masum kuzuların yenmesinin hemen ardından gelmiş. Yani hep etki, tepki doğurmuş.
Kuzular ülkesinde bir seçim yapılmış. Kurtların saldırılarından ve yaptıklarından kaygılı kuzular, kurtlarla savaşan kuzuları yönetime getirmişler. Bu da zurnanın zırt dediği nokta olmuş. Artık kurtlar tüm kuzu halkını kendine düşman bellemişler. Hep beraber kuzular ülkesine saldırarak hangisini bulurlarsa ayırt etmeden diş geçirmişler. Nehri kapatıp kuzular ülkesini susuzluk ve hastalıkla baş başa bırakmışlar.
...
Hikayenin kalan kısmı tamamlanmadı. Umarım LaFontaine'in kötü sonu gerçekleşmez. Bundan sonra kedilerin kurtların vahşetini kınayacaklarını, kurtların da belki barışsever kedilere dönüşüp huzur içinde yaşayacaklarını umuyoruz. 55 yıldır beklenen budur.
Yazan: blue Tarih: July 26, 2006 05:42 PM
sayın Beyaz,
Yazınızı daha önce görmüştüm ama yoğun bir hafta geçirdiğimden cevap yazamamıştım. Ancak şimdi tekrar bakabiliyorum, yine yoğunum gerçi ama kısaca değinmek istediğim birkaç nokta var...
Cengiz Bey'e hiyaben "benim soylediklerim gayet acik ve anlasilir, felsefi acidan tutarli olmak gibi bir kaygim da yok, ortaya koydugum dusunceleri felsefi acidan tutarli bulmuyorsaniz, felsefi acidan ele almazsiniz." demişsiniz..
:-) :-) :-)
Felsefi açıdan tutarlı olmayan düşünce temelsiz bir binaya benzer. Biraz sallanınca yıkılır.Tıpkı sizin fikirleriniz gibi.
Tutarlılık kaygınızın olmadığını söylediğiniz iyi olmuş; zaten ben de son yazınızdaki daha önce söyledikleriniz ile çelişen noktaları soracaktım, böylece gerek kalmadı. Demek ki sizde tutarlılık aramayacağız. Bunu hatırımda tutarım..
Aslında daha bunun üzerine yazmak anlamsız ama birkaç noktaya değinmeden geçemeyeceğim.
Yazıları içtenlikten uzak bulmuşsunuz. Burada içtenlik yapmıyoruz, şirinlik kaygımızda yok. Duygusal chat arkadaşlarınızdan da değiliz. Dünya yanıyor, insanlar, çocuklar ölüyor. Siz bilgi paylaşımını soğukluk olarak görüyorsanız daha sıcak bir yere mesela bir chat odasına gidebilir bol bol geyik, kakara kikiri yapabilirsiniz. Veya duyarlı medyamızın uyutma araçlarından biri olan televizyonlarda bolca bulunan Sibel Can'ın bilmemneresi, Hülya Avşar'ın son sevgilisi, Demet Akalın'ın silikonları gibi sıcak konulara ilgi duyabilirsiniz. Burası soğuk evet, çünkü ciddi şeyler konuşuyoruz.
Ayrıca anlamını bilemediğimiz hop hop ve zip zip kelimelerinden ziyade düşünsel anlamda yaptığımız eleştirilere laga luga demek kolaycılığına kaçmadan yanıt vermenizi beklemek doğal hakkımız olsa gerek..
Nihayet İsrail'e karşı sesinizi biraz yükseltmişsiniz. Buna sevindim.. Umarım samimi düşüncelerinizdir. Bunu söylüyorum çünkü daha önce söylediklerinizle çelişiyor. Ama değişimi takdir ederim; hele ki iyi yönde ise..
ABD ile ilgili global tespitleriniz tartışılabilir nitelikte olsa da uzun boylu bir farklılığımız yok. Şimdiye kadar Batının kullanıp Doğu'nun bedelini ödediği tüm oyuncaklardan artık Doğu'da istiyor ve asıl kavga da bundan kopuyor. Çin ve Hindistan konusu geleceğin en birincil dış politika meselesi olacak.. Türkiye'nin ortadoğu ile diyalog kurmasını ise bir türlü kabullenemiyorsunuz, şaşırmadım.. Ortadoğulular sizin için "öteki" çünkü.. Şunu bilinki sizde batılılaşma için ne kadar çırpınırsanız çırpının, ne kadar yalakalık yaparsanız yapın sizde batılılar için "öteki" siniz. (Tabi bu ülkemizde yaşayan gerçek bir "batılı" azınlık değilseniz anlamlı. Ayrıca söylemleriniz onlarınkinin aynı, bunu da belirtmek da fayda var.) Ne İsa'ya ne Musa'ya yaranamıyorsunuz. Şaşkın ördek misali.. Ne doğulu, ne batılı, tam bir ucube.. Ve bu daha uzun yıllar değişecek gibi de durmuyor..
AKP'ye karşı konu ile alakasız ezberlerinizi araya sıkıştırmışsınız. Acaba CHP olsaydı başımıza neler gelecekti sorusu aklıma geliyor ama sormaktan vazgeçiyorum; çünkü biliyorum. Buradaki tutarsızlığı farketmişsinizdir eminim ama kaygınız olmadığı için umursamamışsınız. Tutarsızlık şu: Global anlamda ABD hegomanyasından bahsettikten sonra Emine hanım'ın ojelerinden hareketle Global oyuncuların piyonları vasıtası ile iç ve dış siyasette sınırlandırılmış olan ve özellikle içteki piyonlarla kıskaca alınıp kıpırdatılmayan iktidara yüklenmek önyargılarınızn gözünüze nasıl perde olduğunu gösteriyor. Ve tabii üzümden ziyade gözünüzün bağcıda olduğunu da.. Bu ucuz propagandayı geçelim..
Son paragrafınızda ise bizim yıllardır söylediğimiz şeyi sizde belirtmişsiniz: "Bati, zenginligin verdigi askeri gucu somurmek ve katletmek icin kullaniyormus. Gunaydinlar diyorum efendim. Siz ne icin kullandigini zannediyorsunuz? Bizim bu demokrasi ve insan haklari masallarina inandigimizi mi zannediyorsunuz?" diyerek..
Biz bunu yıllardır söylüyoruz. bunu köşe bucak gözlerden kaçıran sizin büyükleriniz. Yani asıl günaydın size..
Burada ben, hem bunları, yani Batı medeniyetinin kökenlerini ve bu medeniyetin insanlığa bedelini bilip/söyleyip hem de "hadi, batılılaşalım, aynı onlar gibi olalım" diyenleri kusura bakmayın ama vicdansızlık ve ikiyüzlülükle suçluyorum.
Ve asıl burada sizinle olan farkımız ortaya çıkıyor. Bu fark, insanî fark, "İnsan" olmanın farkı.. Biz böyle bir gelişme, zenginleşme istemiyoruz. Eğer onlar gibi olmak için onların geçmişte ve bugün yaptıklarını yapmak gerekiyorsa biz "kalsın almayalım" diyoruz. Çünkü biz "İNSAN"ız ve İNSANİ DEĞERLER"e inanıyoruz.
İslam geçmişte muhteşem bir medeniyet kurdu. Ve bu medeniyet bilimde, felsefede sanatta, toplumsal yaşantıda, hoşgörüde, ahlakta, adalette göz kamaştırıcı değerler üretti. Kimse -bazı yeminli düşmanları hariç- İslam medeniyetini barbarlıkla, soykırımla, katliamla, sömürgeyle hırsızla suçlayamadı, ne geçmişte ne günümüzde..
Ama batı bu yolu izlemedi. İslam'dan aldığı düşünsel altyapıyı paramparça etti, tanınamaz hale getirdi. Maddi hakimiyete ulaştı ama buna ulaşırken kantarın topuzunu kaçırarak ulaştı. Bu arada bazı değerler de üretti ama sadece kendisine.. Hep "ben ve öteki" ayrımı yaptı.. Dünyayı ateşe verdi, çevreyi mahvetti. Bugün doğaya hiçbir gaz (kalorifer, egsoz, sanayi vb) bırakılmasa bile küresel ısınma 100 yıl daha devam edecek.. Bu doğal felaketlerin habercisi..
Nerede sömürülmeye değer birşeyler varsa orayı sömürdü.. Milyonlarca insanı soykırıma uğrattı.. Bu zenginliğe ulaşmak için bir o kadarını köleleştirdi.. Hala bu kölelik, esaret ve sömürü sürüyor. kendi arasında bile 25 yılda 100 milyon insana malolan iki savaş ve iki kanlı ideoloji doğurdu. Bu korkunç bir bilançodur. Bir soğuk alıntı yapayım. C.Meriç Batı için şöye der. "Avrupa bir köleler medeniyetidir, Frank azad edilmiş köle demektir. O yüzden sert ve acımasızdır. Sırtından kırbaç izleri silinmiş ama yüreğinden silinmemiştir."
Eğer petrol ortadoğuda değil de başka bir coğrafyada olsaydı bugün dünyanın ortadoğusu orası olurdu.19 yy'ın sonunda beyaz adamın ayak basmadığı yerler olarak bir batılı tarihçi mealen şunları söylüyordu.: "19 yy. ın sonlarında beyaz adamın ayak basmadığı yerler, zaten reel bulmayarak istemediği yerler (sibiryanın iç kısımları, afrikanın çölleri vb) ve Osmanlı topraklarıydı" Ne zaman Osmanlı'yı düşürdüler o zaman hakimiyeti tam olarak ele geçirdiler. Ki bugünkü küstahlığının ve pervasızlığının da en büyük sebebi de dengesiz bir güce ulaşmasıdır.
İslam Batının bu izlediği yöntemi izleyemezdi. Biz müslümanlar dokumacılarımızın işleri bozulmasın diye, 50.000 hintli dokuma işçisinin ellerini kesemeyiz.(Bkn.İngilizler) Bizler gittiğimiz yerlerde yaşayan insanları hem öldürüp, hem de mallarına el koyarak, kalanlarını da köleleştiremeyiz. Bizler ari ırk saplantısıyla masum insanları hayvanlara bile yapamayacağımız şekilde gaz odalarına doldurup yakamayız. Bizler kimsenin malını çalamayız, kimsenin ırzına geçemeyiz. Kimsenin zenginliğini türlü entriklarla sömüremeyiz. İnancımız, geğerlerimiz bunlara izin vermez.. Batı bunların tamamını yaparak bugünkü seviyesine ulaştı. Siz de buna ağzınız sulanarak bakıyorsunuz.
Yine merhum Cemil Meriç Tanzimat aydınları için güzel bir anoloji yapar. "Irzına geçen zorbaya aşık olan aptal kız" diye.. Doğu'nun zihinleri iğdiş edilmiş batı hayranların durumuna bundan daha güzel örnek olamaz..
İşte sizler bize bu aklı veriyorsunuz. Aynısını yapmamızı öneriyorsunuz. Ne kadar da çirkin.. Diyorsunuz ki bu olayları kafayı takıp zaman kaybetmeyin. Yani onlar gibi olun. Reealist olun, öldürün, soylarını kırın, tecavüz edin, aynı onların yaptığını yapın ve onların eriştiği noktalara erişin.
Pekii insanlık?, erdem?, merhamet? bunlar hak hak getire..
Ve dikkat ettim "siz" diyerek "biz"i özne yerine koyuyorsunuz. Yani kendinizi bu toprakların insanı saymıyorsunuz artık. Sizli-bizli olduk.. Ne acı.. Bu topraklarda yetişenler kendi insanlarını ötekileştiriyorlar. Yerli oryantalizmin uç bir örneğisiniz.. Ya da yukarıda da değindiğim gibi Türkiye'de yaşayan bir "batılı"sınız. Açık söyleyeyim bu bana daha anlamlı geliyor. Çünkü bu topraklarda doğup yetişmiş bir insanın tüm zihinsel iğdiş edilmişliğine rağmen bu kadar tek yanlı ve "öteki" olarak gördüğü bu toprağın insanlarının değerlerine bu kadar düşmaca bakışlara sahip olabileceğine çok ihtimal vermiyorum. Ama yine de olabilir, bu tür örnekler mevcut çünkü..Neyse konu bu değil..
Evet, sizin dediğiniz gibi, bizler barış ve sevgi icinde yaşamaktan baska bir kaygısı olmayan müminlerdeniz, ve evet bizi hiçbir zaman rahat bırakmayacaklar. Çünkü hak-batıl mücadelesi dünya durdukça devam edecek. İslam bize bunu söyler, ve mücadele etmemizi öğütler. Bizler farklı bir dünya düşlüyoruz. Çünkü geçmişte farklı bir dünya olmuştu. "Olan, birkez daha olabilir" .Bu söz tarih felsefesinin temellerindendir. (Pardon felsefe laga luga idi..)
Eğer bundan sonra bu asla gerçekleşmeyecek olsa da -inançlarımızı bir kenera bırakın-, bizim insanlık değerlerimiz, ahlakımız, vicdanımız bunun mücadelesini vermemizi gerektirir. "İnsanlık" kavramına mesafeli olanlar bunu "hoplamak zıplamak" olarak görebilir ama dünyada vicdan sahibi insanlar oldukça bu mücadele devam edecektir. Yeryüzü cenneti kurmaktan bahseden sosyalist ahmaklardan değiliz, ama adaleti tesis etmek ve zulmü önlemek için vargücümüzle çalışmamız gerektiğininde farkındayız. Çünkü biz yaşamdan yanayız, insandan yanayız, merhametten yanayız., erdemden, ahlaktan yanayız.. Doğru olan bu iken, "köpekler bizi ısırıyor" diye biz de köpekleri ve/veya başkalarını ısıracak değiliz. Ama siz tam olarak bunu öneriyorsunuz.
Bizleri sorunlarımızı konuşmamakla, bir çözüm arayışında bulunmamakla suçlamanız tam bir komedi.. Sanki bizlerin neler yayınladığından hangi dergileri çıkarttığımızdan, nerelerde nasıl konferanslar tertiplediğimizden haberiniz varmış gibi.. "Duymuyoruz" diyebilirsiniz, haklısınız, çünkü medyada maalesef yer alamıyoruz, Sibel Canlar, Petek Dinçözler, Demet Akalınlardan sıra gelmiyor. Bir de malım zihniyet zaten bu toprakların insanlarına düşman olduğu için, buranın değerleriyle üretilen herşey doğal sansüre uğruyıor..
Bizler hatalarımızı konuşuyoruz. Nasıl düzeltebileceğimizi.. Neler yapabileceğimizin muhasebesini yapıyoruz. Ortadoğuda neler yapılabilr, kan nasıl durabilir, zulüm nasıl bitirilebilir bunları düşünmekten uyku uyuyamıyoruz. Sandığınız gibi tek işimiz sizin materyalizm, darwinizm gibi tutarsız ve kağıttan kule ideolojilerinizi, tutup tutup yere çarpmak değil. O işin basit kısmı.. Hobi gibi yani..
Birçok ortamda tartışmalara katılıyoruz.. Okuyoruz araştırıyoruz.. En önemlisi de neler yapMayacağımızı konuşuyoruz. Mesela bu yazıda da bahsettiğim gibi sizin önerdiğiniz onursuz, ahlaksız, zulüm ve acımasızlık yolunu asla izlemeyeceğiz. Bizler daha önceki gözkamaştırıcı İslam medeniyetini kuran müslümanların ve zıvanadan çıkmayan batılı aydınların da yaptığı gibi aklımızı, mantığımızı kullanacağız, ama asla "amaç için her yol mübahtır" söylemine ve pragmatizme sapmayacağız.
Sürekli tartışıyoruz. İnsanlığın tüm ortak kazanımlarını benimsiyor ve kendimize katıyoruz. Demokrasiyi ve çoğulculuğu savunuyoruz. Sosyal gerçekliklere bakıyoruz. Topluma, ahlak kuramlarına bakıyoruz, felsefeye, bilime bakıyoruz düşülen açmazların felsefi muhasebesini yapıyoruz. Kozmolojiye bakıyor, varoloşa bakıyor, teolojimize bakıyoruz. Hepsini karşılatırıyor, değerlendirip konuşuyoruz..
Bu bir süreç meselesidir. Bugünden yarına birşeyler hemen değişemez. Fakat şu bir gerçek ki düşünsel anlamda müthiş bir değişim yaşanıyor..
Size laga luga gelen felsefi düşünceler hep büyük değişimlerin temelini oluşturmuştur.Aydınlanmayı, yani bugünkü Batı'yı da aydınlanma düşünürleri kurmuştur. Önce felsefe gelir, labaratuvar değil! Felsefi temeli ve tutarlılığı olmayan hiçbir düşüncenin sağlam bir yapıya ulaşmasına imkan yoktur. Görece ve geçici başarılara ulaşsa da yıkılır.. Bunu kavramaktan bile aciz olduğunuz halde bu tepeden bakışlarınız size kızmama değil acımama neden oluyor.
Bütün bu saydıklarım yani insanlık, ahlak, merhamet, vicdan sizin gibi varoluşa "tek dünya" penceresinden bakanlar için anlamlı değildir. Bunun farkındayım. Sizin için bir şekilde geldiğimiz ve bir gün gideceğimiz bu dünyada bulunmamızın hiçbir amacı yoktur. Varoluşun amacını da düşünmüyor, daha kötüsü merak da etmiyor,umursamıyorsunuz. Felsefi olarak tutarlı olmak kaygınızda olmadığı için geriye kala kala hedonizm yada nihilizm kalıyor. Zaten başka ne kalabilir ki. Zevkperestlik ve bunun her türlü türevi yaşam felsefesi haline geliyor.Ahlaki kaygı/yaptırımda olmayınca insanın esfel-i sefilin tarafı benliğine hakim oluyor ve işte bu "amaç için her yol mübahtır" durumu ortaya çıkıyor.
İşte bu yüzden size bu satırlar soğuk geliyor. Dolayısıyla inandığınız ama kanıt sunamadığınız evrimin doğal seçiliminin negatif yönünü tek gerçek kabul edip, hayata öyle bakıyorsunuz: "hayat mücadeledir" NOKTA. başka hiçbir gerçeklik yok.. Böyle bakınca da bize akıl verirken aslında insanlığımızdan vazgeçmemizi, acımasız bir katil ve sömürgeci olmamızı tavsiye ettiğinizin farkına bile varmıyorsunuz.
Bunun bir tev'ili, tefsiri de yoktur..
İşte sizin durumununda budur. Ve bu gerçekten acınılası bir durumdur.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 26, 2006 05:56 PM
"Bir soru sormustum, su anda dunyadaki muslumanlari mazlum duruma dusuren kosullari degistirmek icin bir eylem planiniz var mi diye"
Beyaz Hanım,
Burada yorum yapan insanlar teorisyen değil. Politikascı da değil. Eylem planlarını vatandaş hazırlamaz. Bizler eylem planının birer parçası olabiliriz, neferi olabiliriz. Öyle dünyayı değiştirmek, mazlumları mahmur etmek gibi bir iddiamız da yok, gayemiz de. Ben, kendi kısıtlı dairem içinde önce kendimi değiştirmeye, sonra ailemle ve çevremle beraber küçük dünyamızı güzelleştirmeye çalışıyoruz. Teorim ve pratiğim budur. Müslümanların ayağa kalkması, mağdur durumdan kurtulması için bir vatandaş ne yapabilirse onu yapmaya çalışıyoruz. Bana Amerika'nın planlarını konuşmak abes geliyor. Yani daha arabanın taksitleri bitmemiş, eşim bir taraftan pimapenleri değiştirelim diye tutturuyor, bir yandan ufaklığı yuvaya verelim mi vermeyelim mi diye tartışıyoruz, dünyanın süper gücü acaba şimdi ne yapacak diye kafa patlatacağım. 2 dakika haber seyredeceğim ufaklık tam da Amerika'nın Ortadoğu stratejisinin içine ediyor... Ortadoğu'yu mu kurtarayım, halıyı mı kurtarayım kararsız kalıyorum... Beyaz hanım sizin tatil, pardon eylem planınız nedir? Hangi memleketi kurtarmayı düşünüyorsunuz?
Çok güzel bir çözüm sunmuşsunuz. Duygusal olmayalım, materyalist davranalım ve güçlünün yanında olalım. Mesele boru öttürmek değildir hanımefendi. Mesele ney'e üflemektir. Materyalistten kastınız diplomasi ise bu apayrı bir şey. Yok, güçlünün ayağını öpelim. Yeter ki başımızı ezmesin diyenlerdensiniz... Hata ediyorsunuz diyeyim, başka bir şey demeyeyim, sinirleniyorsunuz.
Yazan: blue Tarih: July 26, 2006 06:39 PM
Biz, Turkiye icin, dogunun ve batinin ortasinda, evrensel ve insani degerleri ozumsemis, saygi ve hosgoruye dayali, bilime ve calismaya onem veren, cok renkli ve cok cesitli bir kulturun mumkun oldugunu dusunuyoruz. Ulu onder Ataturk'un bizim ulkemiz icin cizmis oldugu rota da boyle bir rotadir, bizim topraklarimizin degerlerine, bizim insanlarimizin kalbine, uygundur, insancildir, ictendir ve ozgundur. Biz bu rotanin altinda toplanmis bir milletiz, herhangi bir dinin veya dinsizligin ummeti degiliz. Biz dogunun ve batinin arasinda sikismis ucubeler degiliz, biz insaniz, ustelik insanin, zayifliklari ve erdemleri ile, doguda da insan, batida da insan oldugunu bilen insanlariz. Bugun ve her cagda, barbarlik, siddet ve tecavuz bati medeniyetinde barindigi kadar, islam medeniyetinde de barindi, tipki sevginin, barisin ve erdemin de bu iki medeniyette de isildadigi gibi, cunku bizler ozunde insaniz, ve evrensel degerleri savunuyoruz. Bizi birbirimize baglayan, Turkiyeli olmaktir, Turkiye icin daha iyi ve daha refah bir gelecek, Turk vatandaslari icin daha hur ve daha onurlu bir hayat yaratma istegidir. Biz Turkiyeliyiz ve sonuna kadar da bu topraklarin insaniyiz. Biz bu Cumhuriyetin ve Ataturk'un cocuklariyiz, ve bu Cumhuriyetin temel degerlerini korumak icin de ne gerekiyorsa yapmaya haziriz. Bizim kapimiz, kadiniyla, erkegi ile, genci ile cocugu ile, sunnisi ile, alevisi ile, kurdu ile, cerkezi ile, yahudisi ile, ermenisi ile, dinlisi ile, dinsizi ile, zengini ile, fakiri ile, tum ama tum Turk vatandaslarina, bu topragin insanlarina aciktir.
Simdilik daha fazla bir soze gerek oldugunu dusunmuyorum. Once bu soylediklerimi bir dusunun, sokakta yururken yaninizdan gecen insanlarin gozundeki isiga, bugun yuvanin kapisindan iceri girip kendisi bekleyen yeni dunya ile tanismaya hazir kucuk kiz cocugun yuzundeki hem urkek, hem cesur, ama herseyden once insancil olan ifadeye bakin...bizi orada goreceksiniz.
Yazan: Beyaz Tarih: July 27, 2006 12:10 AM
Daha once buralarda bir yerde Gideon Levy adli bir Yahudi'nin Israil'in muslumanlara karsi giristigi katliamlari ele alan bir yazisi vardi. Bu yazi'da Tel Aviv Universitesi'nden bir profesore ait; bu irkci/teorist/teokratik entite hakkinda cok ta ilmli. Ama burada acik acik bu katillerin sozculugune soyunmus olanlari utandirmak (eger o kaabiliyeleri varsa) icin kafidir saniyorum.
Benim blogumda da "siyon liderlerinin protokolleri" yazisi var.Dun ve bugun olan hersey aslinda orda yazili. Burada bir Israil-ABD Inc papaganinin "benim fikrm" diye sundugu "iyi, kotu, ahlak, hak, hukuk, vijdan kavramlarini yok etme" projeside yaziyor Siyon Liberlerinin Protokollerinde ("The Protocols of the Elders of Zion" Hersey BUYUK PLAN cercevesinde cereyan ediyor.
===================================
PROF. DR. ZE’EV MAOZ
27.07.2006 PERŞEMBE
İsrail’e mubah Hizbullah’a yasak!
Şimdi, kuzeyde yaşanan savaşın sadece bir savaş olduğu ve ahlakın bizim tarafımızda olmadığı konusunda kutsal bir konsensüse varılmış durumda.
Acı gerçek söylenmeli artık: Bu kutsal uzlaşı seçici kısa geçmişli bir hafızaya, içe dönüklüğe ve çifte standarda dayanıyor. Bu savaş sadece bir savaş değil. Tek amacı zorla zaptetme olan İsrail, sivil-düşman ayrımı yapmadan aşırı bir güç kullanıyor. Bu, ahlak ve adaletin Hizbullah’ın yanında olduğu anlamına gelmiyor. Büyük bir ihtimalle de onların yanında da değil, ahlak ve adalet. Olayları “başlatan şey” Hizbullah’ın uluslararası sınırda askerleri kaçırması oldu; ancak bu bile adaletin kefesini bizim tarafımıza eğmeye yetmedi.
Birkaç gerçekle başlayalım. Egemen bir devlete saldırdık ve 1982’de başkentini işgal ettik. Bu işgal sırasında, binlerce sivili öldüren ve yaralayan, havadan, denizden ve karadan tonlarca bomba yağdırdık. Aşağı yukarı, 1982 yılının Haziran ve Ekim ayları arasında mütevazı bir tahminle 14 bin sivil öldü. Bu sivillerin çoğunun, savaşın resmi bahanesi olarak öne sürdükleri Filistin Kurtuluş Örgütü ile de bir bağlantısı yoktu. Bu Gazap Üzümleri operasyonunda ise Güney Lübnan’da 500 bin kişinin mülteci konumuna düşmesine neden olduk. Operasyonlarda ölenlerin sayısıyla ilgili kesin bir bilgi yok; ancak Gazap Üzümleri adı verilen bu operasyonda Kafr Kana köyündeki bir sığınağı bombaladık ve 103 kişinin ölümüne sebep olduk. Bombalama kazara olmuş olabilir; ancak operasyonu ahlakî olmaktan tümüyle çıkardı şimdi.
28 Temmuz 1989’da, Şeyh Ubeyd’i kaçırdık ve 12 Mayıs 1994’te Ron Arad’ı kaçıran Mustafa Dirani’yi rehin aldık. İsrail, bu iki kişiyi ve 20 diğer Lübnanlıyı “müzakere kırıntıları” olarak mahkeme yapmaksızın tutukladı. Yani, bu tür adam kaçırmalar bize mubah; ama Hizbullah’a yasak... Hizbullah, uluslararası toplum tarafından kabul edilen bir sınırı geçti. Bu gerçek. Ancak unuttuğumuz şey, Lübnan’dan çekilişimizden bu yana İsrail Hava Kuvvetleri’nin, Lübnan hava sahasında her gün foto-keşif sortileri yaptığıdır. Bu keşifler herhangi bir can kaybına neden olmasa da sınır ihlali sınır ihlalidir. Burada da ahlakilik bizim tarafımızda değil...
İsrail ahlakî olarak kaybediyor
Tarihteki erdem ve ahlakilik gezintisi yeterli. Şimdi de mevcut durumu göz önünde bulunduralım ve masaya yatıralım. İsrail’deki sivil nüfusa Katyuşa füzeleri fırlatılması ile İsrail hava güçlerinin güney Beyrut’ta, Tire’de, Sidon’da ve Tripoli’de halkı bombalaması arasında ne gibi bir fark var? İsrail Silahlı Güçleri, Hizbullah’ın adamlarının siviller arasında saklandığını iddia ederek Lübnan köylerine binlerce mermi yağdırdı. Şu tarihe kadar, Katyuşa füzelerinden ölenlerin sayısı 25, ancak bu rakam İsrail’in bombalarıyla Lübnan’da ölen ve Hizbullah ile hiçbir ilgisi olmayan 300 sivili aşkın bir rakam ile karşılaştırıldığında durum aşikâr. Daha da kötüsü, elektrik