« Yeniden Filistin ve Irak Üzerine | Ana Sayfa | Kur'an Hakkında Cehalet Sorunu »

July 07, 2006

Batı ve İslam

Murat Belge, Ziya Gökalp'ten bugüne Türk milliyetçiliğini yorumladığı bugünkü yazısında şöyle demiş:

"Türkiye'de İslamcı alan, kendi içinden, 'Batı' ile barışık bir kesim üretti. AKP bir bakıma bunun adı gibi. Bu olurken, 'Batı'yı olmazsa olmaz gören Türkçü kesim de günden güne şiddetlenen bir 'Batı düşmanlığı' üretti... Bugünün büyük kavgası, İslam'ın var olan cephelerden hangisine çekilmesi gerektiği üzerinde kopuyor."

"Türkiye'deki İslamcı alan"ın bir yüzü Batı ile diyaloğa inanan AKP (ve genel olarak "Nurcu çizgi" ise), diğer yüzü Necmeddin Erbakan liderliğindeki çizgidir. Sayın Erbakan, bilindiği gibi, Batı'ya karşı topyekün bir karşı duruşu savunagelmiştir. AB'ye, ABD'ye, "beynelmilel Siyonizm"e karşı reddiyeciliği savunmuştur. Ancak ne enteresandır ki Sayın Erbakan tam da bugünlerde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği bir karar sayesinde, hapisten kurtulmuş durumda. Eğer savunageldiği gibi söz konusu "Hıristiyan Kulübü"yle tüm bağları koparmış olsaydık, Türk yargısının kendisi hakkındaki haksız kararını bozacak bir otorite de olmayacaktı.

Peki bu, Batı'nın mükemmel bir özgürlük havarisi olduğu, onu bütünüyle kabul edip kucaklamamız gerektiği anlamına mı geliyor? Hayır. Sadece Batı'nın bir Haçlı Seferi veya Müslüman soykırımı yürütmediğine dair küçük bir veri sunuyor bize. Kuşkusuz "Batı Haçlı Seferi veya Müslüman soykırımı yürütmektedir" diyenlerin gösterebilecekleri pek çok veri de var, ama verilerin tümüne bakınca ortada böyle ak/kara bir tablo olmadığı, Batı'nın içinde farklı unsurlar ve eğilimler olduğu, bunlarla işbirliği ve diyaloğun da Müslümanlara yarayabileceği ortaya çıkıyor, kanımca...

İşin başka bir ilginç tarafı, Sayın Erbakan'ın temsil ettiği siyasi çizginin "Batı emperyalizmine direniş" mantığı içinde, son yıllarda Türkiye'nin en koyu, bağnaz, otoriter seküleristlerine yaklaşmakta oluşu. Milli Gazete'nin giderek ulusalcı çizgiye yaklaştığı, Vural Savaş gibi isimlere sayfalarını açtığı malum. Demokrasiye karşı "laik cephe" kurmak için kapı kapı gezen Rahşan Hanım'ın da ikide bir "Türkiye'yi Yahudiler gizlice satın alıyor" gibisinden hezeyanlarla manşetlere çıkması kayda değer. Bu kanımca çok enteresan bir tablo: Türkiye'yi içten yıkmaya yönelik bir "Yahudi ve Batı komplosu" olduğuna inandığınızda, ister istemez Rahşan Hanım'ın yanında yerinizi hazırlamaya başlıyorsunuz. Sizce Müslümanlar ne yapmalı?


Bosna ve Filistin

Son günlerde buna benzer meseleleri Filistin, Bosna ve Irak üzerinden tartıştık. Bosna hakkında ilave bir şeyler söyleyeyim: Ben Bosna'da "Batı dünyası"nın değil, ABD'nin Müslümanların yanında yer aldığını belirttim. Bunda da ısrarlıyım. İngiltere ve Fransa gibi Avrupa ülkeleri ise üstü kapalı da olsa uzun süre Sırpları arkaladılar. (Srebrenica'yı katliam yapmaları için Çetniklere teslim eden Hollandalı rezilleri de belirtmek gerek.) ABD'nin en büyük vebali, meseleyi uzun süre "Avrupa'nın sorumluluğu" olarak görüp pasif kalmasıdır. Ancak 94'ten itibaren NATO kanalıyla soruna dahil oldu. NATO uçakları Sırp jetlerini vurup düşürdüler, çeşitli defalar Sırp mevzilerini bombaladılar. Dahası ABD Boşnakları ve Hırvatları Washington'da barıştırdı ve Sırplara karşı tek cephe olmalarını sağladı. Dayton öncesinde ABD'nin bir Boşnak saldırısını durdurduğu doğrudur; bunun için "Dayton'ı mümkün kılacak bir dengenin sağlanması için zorunluydu" demişlerdi. İzzetbegoviç Dayton'dan çok memnun olmasa da anlaşmayı imzaladı; bu sayede Bosna 10 yıldır güven içinde. (Keşke Arafat da 2000 yılında İzzetbegoviç'i örnek alsaydı.)

Öte yandan Kosova'da ABD Sırpları doğrudan bombalamış, etnik temizliğin önünü ilk baştan almıştır. Bunun "kamuoyu baskısı" nedeniyle olduğunu belirtmiş Bekir bey. Tabii ki öyle ve zaten bence püf nokta da burada: Batı kamuoyunu kazanabilmek. Boşnaklar, bence ümmetin yüz akı olan tertemiz bir "cihad" vererek bunu başardılar. Sırpların alçakça ve canavarca vahşetine karşı, ilkeli, ahlaklı bir direniş gösterdiler. Hiç bir Boşnak gidip de Belgrad'da restoranları havaya uçurmadı, Sırp çocukların okul servisini bombalamadı. Bu sayededir ki 90'lı yıllarda Batı kamuyounda "terör" kavramı — Boşnaklarla hiç değil — Sırplarla anılır oldu. O yıllardaki Amerikan filmlerine bakarsanız, "Sırp teröristlerin ABD'ye saldırısı" temasının sıkça işlendiğini görebilirsiniz. ("Boşnaklar kendilerini vurup suçu Sırplara atıyor" diye "rapor" yazan Josef Bodansky adlı bir alçak vardı; ama kimse buna itibar etmedi.) Aralarındaki Yahudi örgütlerinin de bulunduğu pek çok kişi ve kurum, "Sırp saldırganlığı durdurulsun" diye ABD'de lobi yaptı ve bu da etkili oldu.

Miloseviç'in yargılanması da yine ABD sayesinde mümkün oldu. Bugün Sırp milliyetçileri koyu Amerikan düşmanıdırlar ve "Amerikan emperyalizmi"nin Balkanlar'a Müslümanlar aracılığı ile yayıldığına inanırlar. Bizdeki seküleristlerin "Yeşil Kuşak" paranoyasını hatırlatır şekilde...

Keşke Filistin'in direnişi Bosna'nınki kadar temiz olabilseydi. Haklı davalarında kendilerini haksız duruma düşürmeselerdi. Bunda İzzetbegoviç gibi bilge liderlerin yokluğu kadar, Filistin davasındaki Marksist-Leninist etkiyi de sorumlu görüyorum. Sivil İsraillilere yönelik terör, o zamanlar hızlı Marksist olan FKÖ'nün ve Ebu Nidal gibi koyu komünist fraksiyonların eliyle başladı. Oradan Hamas veya İslami Cihad'a miras kaldı.

Söz konusu Marksist-Leninist etki, ne yazık ki, sadece silahlı gruplarda değil, genel olarak günümüz İslamcılığının bazı tonlarında var. Müslüman olmayı — Allah'a inanmak, Kuran'a tabi olmakla değil de — "Batı'ya düşman olmak"la tanımlayan bu "Dindar Olmayan İslamcılık" problemini önceki bir yazımda ele almıştım. Bu tehlike, "theo-centric" (Allah merkezli) olan din tasavvurunun giderek (Batı karşıtlığı anlamında) "antropo-centric" (insan merkezli) hale gelmesi tehlikesidir. İlla silahlı, militan bir şekilde de ortaya çıkması gerekmez; çok daha masum ve makul ama yine de mahzurlu örneklerini görüyorum. Örneğin ilahi bir mucize olan kıyametin, Batı medeniyetinin yeryüzünü kirletmesi sonucunda gerçekleşeceğini düşünmeye başlamış iseniz, bu yazıda olduğu gibi, "theo-centricism"den kayma problemini ele almakta fayda var.

"Batı"ya dönersek, ben, daha 50'li yıllarda "Avrupa ikidir" diyen Bediüzzaman'ın vizyonunun hala doğru ve geçerli olduğuna inanıyorum. Batı'da her türlü sefillik, adilik, azgınlık ve saldırganlık olduğu kadar, önemli erdemler ve hikmetler de var. Bu ikinci yönü görmezden geldiğimizde veya "vardır ama istisnadır" dediğimizde, kendimize zarar verdiğimizi düşünüyorum. O düşünceden çıkacak siyasi sonucun, Rahşan Ecevit, Vural Savaş ve benzerleri tarafından tanımlanacak bir Türkiye olduğunu da unutmayalım...

Bu arada, bir not daha: Haber doğru ise, Somali Yüksek İslami Konseyi’nin kurucularından olan Şeyh Abdala Ali, "Namaz kılmayan kafir olarak kabul edilecektir, şeriat da öldürülmelerini emreder" demiş. Batı'daki İslamofobi'yi eleştirir ve kınarken, buna gayet elverişli malzeme sağlayan bu gibi görüşlere ne demeliyiz? Namaz kılmayan gerçekten öldürülmelidir mi? Veya Kur'an'ın "dinde zorlama yoktur" (2/256), yahut "Eğer Rabbin dileseydi, yeryüzündekilerin tümü, topluca iman ederdi; öyleyse, onlar mü'min oluncaya kadar insanları sen mi zorlayacaksın?" (10/99) gibi hükümleri uyarınca, namaz kılıp kılmamak özgür iradeye mi bağlıdır?

Tartışacak o kadar çok konu var ki...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 7, 2006 01:48 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey
Valla neredeyse su dünya tarihinde hiç müslümanlara karsı bir soykırım yapılmadı, haclı seferleri hiç olmadı, şu insan hakları mahkemesinde hiç önyargılı karar cıkmadı
düşünce özgürlüğü diye aleni bir şekilde islama saldfırılmadı diyeceksiniz
Biz müslümanlar olarak size göre sanırım sadece siyonizmi bellemişisiz başkla da bir şeyy bilmiyoruz


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

ÖZGÜR BEY, KUŞKUSUZ MÜSLÜMANLARIN YAŞADIĞI ZULÜMLERİ İNKAR ETMİYORUM. SADECE BUNLARIN DIŞINDAKİ OLGULARI DA GÖRELİM DİYORUM.

SAYGILAR

M.A.

Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 7, 2006 02:03 PM

Güçlü öteki olarak Batı’nın İslam’la ilk karşılaşması “kitaplı öteki”yle karşılaşma olarak gerçekleşmiştir. Modern Batılı için İslam, Rönesans ve Reformdan sonra Batı’nın gömdüğü eskiyi, ilahî olanı temsil ediyordu. Hatta bu “öteki olarak İslam” sadece Müslümanları içermiyordu. Aksine Müslüman coğrafyasında yaşayan her Yahudi ve Hıristiyan da Müslüman öteki, yani Rönesans ve Reformun gömdüğü geçmişti. Batılı seküler beyaz adam için Müslüman coğrafyası içerde bastırılmış olanın (Hıristiyanlığın) dışarıdaki versiyonuydu. Varlık tanımından sosyal algısına kadar temel bazı değerleri ilahi olan üzerinden tanımlamış olan 18. yüzyıl öncesi dünyanın tanışıklığı, aşinalığı Müslüman coğrafyalarda hâlâ yaşıyordu.

Oysa seküler beyaz adam tanrıyı öldürmüş, dünyayı ondan boşamıştı. Eski sözlükler yeniden yazılacak ve orada bazı kelimelerin anlamı değiştirilecek, bazılarıysa tamamen tadavülden kaldırılacaktı. Tanrıdan dul kalan dünya tamamen hürdü. Bu da insanoğlunun özgürlüğünün sınırsızlığıydı. Kimseye ait olmayan bir dünyada gasp diye bir suç kalmazdı. Kimsenin üzerinde bir hiyerarşi kalmadığına göre de şu şeref denen anlamsız kelime ilkeller, yani dünyadan faydalanamayanların dosyasına atılabilirdi. Böylece özgürlük adı altında başlayan, dünyanın yeni macerası aslında onun bir tür talanıydı. Savaşlar artık yeni mantık üzerinden yapılıyordu; köksüz ve göndermesiz olan insanın varlığı da savaş meydanlarında “şerefle” mücadele ederek ölümü seçmek değil durduğu yerde bir eşya gibi, tercihen işkence ve aşağılamadan sonra, yok edilmekti. Savaş hukuku anlamını yitirme sürecine girmişti. Yaşam alanında yeni tür kölelikler icad edilmişti. Bütün bu yeni istekler çeşitli izmler yani beyaz seküler efendinin isteklerinin teorileştirilmiş hali olarak insanlığı kesip biçerken hâlâ mücadele edilmesi gereken bir eski vardı: İslam. Müslümanlar Batı’yı Hıristiyan Batı, yani 18. Yüzyıl öncesi dünya olarak algılarken Batı, içte birliği sağlamak için, İslam’ı dıştaki kötü, öteki, eskiye ait, arkaik, gerici, baskıcı olan olarak kavramlaştırmaya başladı. Bu kavramlaştırma dünyanın her yerinde kendini eski dünyaya, yani ilahi olanın ortaklığındaki dünyaya karşı konumlayan herkes tarafından kabul gördü. İslam, bir Batılı için olduğu kadar bir Doğulu için de arkaik ve baskıcı olandı. Müslümanların idrakini de kapsayan bu kavramlaştırmanın ürettiği “yaralı bilinç” bizi bugünlere, yani İslam’ın –her iki tarafın çabasıyla-yeni giydirilen kimliğine “terörist öteki”ne getirdi.

Sonuç olarak İslam, seküler beyaz efendi tarafından, ilahi olanın ortaklığındaki eski dünyayı temsil etmekliğinden dolayı sorunlu bir konuma oturtulmuştur. Müslümanlarsa büyük çoğunluk açısından yakın zamana kadar durumu doğru tanımlayamamışlardır.

Bizim Batı’yı bilmemiz onun da bizi bildiği zannını doğurdu. Oysa bilmek sosyal bir kavram ve öğretmekle temel bir ilişki içinde. Batı kendini bize tanıttı, öğretti. Tanımak ve bilmek öğretmekten bağımsız olmayınca işte o zaman öğretenin lehine, geri dönülemez bir üstünlük sürecine girilmiştir. Artık sizin kabul veya redleriniz ne olursa olsun “öteki” de vardır. Dünyanın geri kalanının Batı’yla ilişkisi öğretme -öğretilme ilişkisi üzerinden gerçekleşmiştir.


İşte diyalog bu yüzden öncelikle Müslümanlar için büyük bir fırsattır. Çünkü şimdi Müslümanlar için öğretme fırsatı doğmuştur. Bu noktada Müslümanlar artık kendilerini hatırlamalı, yani kitaplı toplum olan gerçekliğine geri dönmeli ve diğerlerinin de (Hıristiyan, Yahudi ) hatırlamasına, unutturulanı bütün sahihliğiyle saklayan bir din olarak, yardımcı olmalı. “Dört kitaba razı” olan insanlar olarak Müslümanlar, öğretmek denen olgunun geri dönülmez bir süreci başlattığını hatırlayarak, dünya oyununu kurallarına, yani Allah’ın iradesine uygun olarak oynamaya başlamalı.


İnsanlığa, Allah'ın kurtarılmaya muhtaç olmadığını; hâlâ dünyayı ve varlığı onun yönettiğini, yaşananların imtihan olduğunu ve Allah'ın inananların vereceği cevabı beklediğini hatırlatmalılar. Batıcılıktan ve 18. yüzyıl aydınlanmasının en sadık inananları olmaktan kurtulmalı ve Batılıları da kurtarmalılar. Müslümanlar uyanmalı ve dünya oyununa katılmalı. Orta yolun yolcuları ve şahit kılınmış bir ümmet olarak dünyanın yaşanacak bir yer olması için gerekli cevher Müslümanların elinde.

Yazan: Hande E. Tarih: July 7, 2006 02:49 PM

"ÖZGÜR BEY, KUŞKUSUZ MÜSLÜMANLARIN YAŞADIĞI ZULÜMLERİ İNKAR ETMİYORUM. SADECE BUNLARIN DIŞINDAKİ OLGULARI DA GÖRELİM DİYORUM"

Bunların dısındaki olguları görüyoruz elbetteki ama dünyada yasanan seyler o kadar girift ve karısık ki


Örneğin ırak da direniçilere atfedilen şii katliamının aslı astarı nedir ?

Bunu kim yapıyor bilmiyoruz

Eger adı müslüman olan insanlar yapıyorsa durum çok vahim.Ama bu elbetteki İslamın problemi asla değildir.Din adına yapılan bir cinayettir. Bunu ben Bir müslüman olarak cok net söyleyebilirim.

Ama ya durum cok farklı ise.

Gecenlerde gazetelerde ABD de 11 eylül hadisesinin kendi devletleri tarafından tezgahlandıgını savunan Amerikalıların toplandıgını okuduk.

Bu biz söyleyince komplocu oluyoruz. İslamı ve Müslümanları kusursuz göstermeye calısan insanlar algılanıyoruz. İslam kusuruszdur ama müslümanlar kesinlikle değiller.

Sizde sanırım doğrudan savunma moduna gecmiş olmamak için Danıştay hadisesi gibi hadiselerde klasik söylemi kabulleniyorsunuz.Ya da hemen yanlış bir sey soylememiş olmak için.

Evet Din adına dinsiz bir kavimdir Hariciler ve günümüzde bunların benzerleri cok.Bu ülkede de vardı bir zamanlar. Adı direnişçi olan insanların ne oldugu hakikaten mechul.

Ama bana bir fasık bir haber getirdiği zaman sorgulamak doğruluğunu arastırmak farz size de farz

Bazen bunu sorgulamadıgınızı dusunuyorum.

Danıstay mevzusu konusunda alelacele kaleme aldıgınız yazı bunu dusundurttu bana

Belki de yahudi komploları ile doldurmusuz beynimizi

Ama daha sabah işe gelirken dinlediğim haberlerde İşgalci israil ordusu ile çatışan Filistinli Kardesllerime militan deniyordu.Hakkını savunan müslüman militan Varlıgını korumaya calısan militan.Bu ülkenin maymuncu medyası böyle oldukça Ben de yahudilerin bu medyayı satın aldıklarına inanacagım
Tüm dünya medyasını yönettiklerine inanacagım

İstersniz komplo deyin ne derseniz deyin

"Filistin'in direnişi Bosna'nınki kadar temiz olabilseydi"

Hem fikir değiliz bu konuda

Sapla samanı karıstırmıssınız kanaatimce

Sırplarla İsraili karıstırıyorsunuz.


Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 7, 2006 04:31 PM

Erbakan'i hapisten kurtaran AIHM'nin, Alevi bir vatandasimizin basvurusu uzerine Turkiye'deki zorunlu din derslerinin insan haklarina aykiri oldugu konusunda bu hafta vermis oldugu karari da unutmayalim lutfen. Parlamentodan, Milli Egitim Bakanligi'ndan ve Adalet Bakanligi'ndan bu konuda icraat bekliyoruz. Cemil Cicek bu konuda kivirtmalara basladi, bu kivirtmalar bize sokmez, herkesin bildigi uzere AIHM kararlari Turkiye'yi baglar.

Din dersleri ya tamamen kaldirilmali, veya secmeli hale getirilmelidir. Din derslerinin zorunlu olmasi bu yazida elestirilen, otoriter dincilik ve otoriter laiklik anlayislariyla ortusmuyor mu? O zaman, zorunlu din dersine karsi sizin de samimi olarak mucadele etmeniz gerekmez mi Sayin Akyol? Gelin bu konuda toplumsal bir uzlasmaya gidelim. Somali'den once kendi ulkemizdeki uygulamalari degerlendirelim.


...................

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

SAYIN BEYAZ, BENCE DİN DERSİ KALDIRILMALIDIR, ANCAK DEVLETİN DİN EĞİTİMİ TEKELİNİ BIRAKMASI ŞARTIYLA... DİN DERSİNİ KALDIRIP, ÖZEL DİNİ OKUL VE KURSLARA DA İZİN VERMEYECEK BİR SİSTEM (BAZILARININ İDEALİ O), SOVYET SİSTEMİDİR.

KISACASI, BİR İSLAM BÜYÜĞÜNÜN DEDİĞİ GİBİ, DEVLETTEN DİN DEĞİL ÖZGÜRLÜK İSTİYORUM.

Yazan: Beyaz Tarih: July 7, 2006 05:22 PM

Özgür Bey,

Hamiyet-i İslamiye'nizi anlıyor ve paylaşıyorum.

"Fasık"tan gelen haber konusunda; bunlara tam güvenmediğim için Irak'ta ne olup olmadığı Şiilere sordum, oradan aldığım bilgilere göre düşünüyorum.

Öte yandan "fasıktan gelen haber" hükmünün, genel olarak tüm bir dünya medyasına güvensizlik olarak yorumlanmasının doğru olup olmayacağına da emin değilim. ABD'nin ve İsrail'in yaptığı bir çok zulmü (Ebu Garip, Guantanamo, vs.) Batı basınından öğreniyoruz.

Filistin direnişi ne yazık ki bence temiz kalmadı; sivil İsraillilere saldırmaya başlamakla büyük bir hata etti. Filistin davası elbette yine de haklı; ama bence yöntem değişikliği gerek.

Saygılarımla,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 7, 2006 05:29 PM

Mustafa Bey,

Yazinizda katildigim tesbitler var ve katilmadiklarim. Isin tabiati geregi katilmadiklarim uzerine daha fazla yer ayiracagim.

Erbakan, ve Milli Gazete cizgisinden bende epeyce rahatsizim. Aslinda birkac yildir Milli Gazete okumuyorum dahi. Erbakan cizgisindekilerin kanimca en buyuk problemi, Ak-Parti cizgisi aksine iclerinde bagimsiz fikir ureten kisilerin azligi. He mevzuya tek bir bakis acisi getiriliyor ve butun soylemlerde bu tekrarlaniyor. Bati'ya yada AB'ye yaklasim istisna degil.

Ogrencilik yillarimda merhum Ozal'la bir sohbet toplantimiz olmustu. Orda Ozal , Erbakan Hoca'nin da benimsedigi bu Bati'ya ondan uzak durma yaklasimini soyle elestirmisti "Onlarla is yaparsam beni utuyor diyorlar; utulme be kardesim". Nitekim sonradan Ozal'in bu felsefesi hakim oldu ve bu gunku hukumette o cizgide ilerliyor.

Erbakan ve Rahsan Hanim, ulusalcilar, millyteciler'in bu mevzuuda vardiklari nokta arasindaki benzerlik ironik fakat dogru bir tesbittir. Buna gavurlar "strage bedfellows" (garip yatak akadaslari) derler.

Fakat buna bakarak cok derin ve genelleyici cikarimlar yapmak ta yanlistir kanimca. Cunki Erbakan'in Bati supheciligi pek cok muslumanin paylastigi tarihi ve guncel tecrubelerin urunudur. Onunki uzun vadeli bir Islami vizyon'un bir parcasidir. G8'e karsi D-8 projesi Islam Bankasi, IKO gibi tesebbuslere verdigi onem bu vizyonun bir parcasidir. Bircok pragmatist veya realist bunlari zor hatta utopik gorebilir fakat Erbakan icin bunlar gercekcidir.

Ote yandan Rahsan Hanim veya ulusalcilarin Bati karsitligi konjukturel sahte ve yanlis saiklidir. Rahsan hanim veya Bulent Bey bir taraftan "islam elden gidiyor" derken diger taraftan da "seriat geliyor" diyebilmektedirler. Onlar icin Islam tamami ile ortadan kaldirilmasi gerekmeyen, ici bosaltilmis, ruhtan arinirilmis Turkiye'nin milli simgelerinden bir olarak kalmalidir. Bir cok ulusalci icin ise o dahi fazladir. Bu guruhun Bati'ya karsi cikisindaki saiklerden bir digeri de gercek liberal ekonominin, hukuk ve politik sistemin, insan haklarinin Bati vasitasi ile yerlesme tehlikesidir. Kisacasi su anda kurallarini kendleri yaptiklari, bozduklari sistemn iplerinin ellerinden gitme saikidir; yada sayesinde gecindikleri cumhuriyeti demokrasi tehlikesinden koruma refleksi.

Peki Bati ne diyor bu ise? Gerek AB konusundaki ikircikli tavri gerek AIHM'nin hicte ikircikli olmayan, laikcileri memnun eden kararlari Turkiye'nin Bati ile ekonomik, politik entegrasyonunu, demokratiklesmesini isteyem benim gibi insanlari fazl umitlendirici degildir. Siz AIHM'nin Erbakan'in lehine verdig karara fazla onem atfetmissiniz saniyoum ve kucuk bir fact-checking hatasi da yapmissiniz. Bu kararin Erbakan'in mevcut "kayip trilyon" (bu ifadeyi utanarak klaniyorum, ama boyle biliniyor) mahkumiyeti ile alakasi yok. Yani Erbakan'in "hapisten kurtulmasi" soz konusu degil (baska mekanizmalar olmaz ise). Bu karar daha once verilmis Bingol konusmasi (312. maddeden saniyorum-halki kin ve nefrete tesvik emesi) ile ilgili, ve yanlmyorsam o zaten su veya bu sebeple dusmus idi. AIHM'nin gerek Refah, gerek Fazilet, basortusu vb mevzuularda verdigi karalar ortada. Bu kararlardan cikan ortak mesaj : Biz size kendimize uyguladigimiz hukuku uygulamayiz; sizin ozel sartlariniz var sizde Islami tehlike var. Bu bakimdan AIHM'nin bakisi cerdeki laikci jakobnlerinkinden farkli degildir. Bu degismez bir pozisyon degidir; bunda etkin olan faktorler arasinda mevcut "icerdeki hakimlerin" disardaki Islam dusmanlari nezdinde, yuruttukleri lobi faaliyetleri de vardir. Kisacasi "Erbakan'in lehine karar en fazla goz boyama, sonuc-etkisiz, pratik degeri olmayan bi karardir. Bundan orantisiz yorum cikasrdiginiz fikirindeyim.

Mustafa Bey dunyada br "yahudi kontrolu" oldugunu soyleyenler, ve bircok olaylain altinda direkt veya indirekt Yahudi parmagi gorenler paranoid-sizofrenik, catlaklar olmak zorunda degiller. Bunun nesnel delilleri, gostegleri, bu yonde yapilan kuvvetli argumanlar vardir Bati'nin icinden ve disindan. Bu tur pozisyonlar ortaya koyanlai buyuk bir firca ile "komplo teorisyeni, antisemit" vb yaftalarla mirjinalize emeye calismak yerine soylediklerine "fair hearing" verilmesi daha makul degilmidir? Herhalde Michael Lerner (Tikkun saniyorum), Israel Shamir, Noam Chomsky (MIT), Grace Haskell, Marc Ellis (Harvard), Ilan Ziv, Morcedai Vanunu gibi Yahudileri "antisemit" diye suclayamayiz; son olarak ABD'nin Ortadogu politikasi Amerikan menfaaltlerin degil Israil'in menfaatlerine hizmet ediyor diyen Harvard profesorlerinin basina gelenlere, ve adini hatirlamaigim Ingiliz yazarin Holokost konusnda Yahudi aciklamalarina tereddut serhi koydugu icin neler yapildigi ne Erbakan'in ne benim gibi insanlarin hayal urunu. Bunlar kayitlardaki gerceklerdir, soylemesi politically incorrect olsa da.

Bosna ve Filistin'i "Filistinliler de Bosnalilarin yaptiklarni yapsa idi", Arafat'ta Izzetbegovic'in yaptigi yapsaydi hersey guzel olurdu" mealindeki karsilastirmanizi fazla yuzeysel, elma armut karsilastirmasi ve "bizim terorumuz olmasa hersey gulluk gulistanlik olacak" argumaniniza destek saglayacak sekilde kullanilmis buluyoum. O kadar cok farkli faktor ve gercekler varki. Bunlarin detaylarina girmek gerekiz burda. Sadece sizin gozden kacirdiginizi dusundugum bir iki tanesine deginecegim. 1994'te (?) Camp David'de uzlasmayan taraf Arafat degil zamanin Israil Baskani Barak idi. Ama dunyaya bu "Arabs never miss ana oppoortunity to miss an opportunity" (araplar hicbir firsat kacirma firsati kacirmazlar) seklideki kivark Yahudi popogndasi ile satildi ve alici buldu. Arafat'in medyasi yoktu. Orda Barak, Bati Seria'nin onemli bir kismini geri veriyordu ama bir sartla: Aradaki Yahudi yerlesimlerinin bircogu kaliyordu, ve veilen kisim birbiri ile yol, alt yapi baglantisi olmayan, yani pratikte baglantisicz adaciklardan olusacakti. Simdi oldugu gibi bir mahalleden obur mahalleye gitmek, Turkiye'den Almanya'ya gitmek ten zor olacakti (Yahudi yerlesimlerinden yani Israil'den gecmek zorunda kalacaklard ebediyyen; bunn ne oldugunu biliyormusunuz?). Filistin ne kendi su kaynaklarini, ne yollarin kontrol edebilecekti. Ikinci cok buyuk farki, Sirplarin Yahudi olmayisidir. Sirplarin Bati ulkelerin kongrelerinde, palementolarinda, bankalainda, medyalarinda, Hollywood'larinda akademilerinde kontrolu yoktur.

Ben Bosna'daki soykirmi seyredildiklten sonra ABD'deki "kamuoyu baskisi" sayesinde Kosova'ya mudahelenin artik kacinilmaz hal gelmesi uzerine yapiligini soyledim ama baska seylerde soyledim. Dogrudur, bu "kamuoyu baskisinin" bir noktada kararlarda rol oynadigi fakat o noktya gelinene kadar Viet-Nam'da uc milyon insan can verdi, ve bugun hala nukleer artiklar, napalm ve agent orange'in yarattigi cevre felaketleri sonucu cocuklar kolsuz, gozsuz ve beyinsiz doguyorlar orda. Ve Bati'da kamuoyunun hangi metodlarla nasil manipule edildigini bildiginizi dusunuyorum. ABD'de "pro-Sirp medya" nin arkasinda Yahudiler yoktu, gerci bahsettiginiz Bodansky Yahudi idi ve hatta bircok Yahudi de Sirplarin yanina savasmak icin Bosna'ya gitii ama bunlar munferit vakialardi.

Somali konusundaki Hurriyet Haberi'ni kayda deger bir veri olarak kabul etmiyorum. Hurriyet orada Israil-ABD Inc.'in yillardir devam eden ic savastaki kirli ellerini ortaya cikarip yazacak degildi herhalde. Hurriyet Islam'i kotuleyen her habere mal bulmus magribi gibi atlar, cogunlukla "gelinim sen anla" demek icin. Gecen bir haberinin kaynagi "Globe" idi! (Kenedy yasiyor, uzaylilala roportaj yaptik gibi haberle veren bir pacavra) Somali'deki bir imamin verdigi fetva sayesinemi oluyor bunlar Allah askina? Eminimki o tur fetvalar Somali'de veya Pakistan'da da veriliyordur. Ama sosyal- politik bilimcilerin bu "veri" yi baz alarak analiz yapma haklari varmidir? Somali'yi konusacaksak butun dinamikleri ile konusalim, bir Hurriyet haberi ile degil. Turkiye'deki Islam'i konusmak icin "mini tekli kizi diri diri yaktilar" (saniyorum gene Hurriyet) haber etrafinda analiz yapmaya benzemezmi bu?

Yeteri kadar uzattim. Ozet olarak sizinle temel ayriligimizin sizin basimiza gelenlerin "bizim teroristlerin eylemleri" ve daha genelde "muslumanin musluman elestirmede yetersizligi" sonucu oldugunu dusunuyorsunuz, ben ise tamami ile bundan bagimsiz, onceden planlanmis stratejiler cercevesinde oldugunu dusunuyorum (hatta bu "siz terorizmi lanetlemiyorsunuz" suclamasinin dahi o stratejistlerin psikolojik savasinin araci oldgun dusunuyorum).Sizlerin bu sorgulamayi iyi niyetle yaptiginizdan suphem yok, sadece yaniliyorsunuz kanimca. Sadece bu gun Filistin'de 21 sivil katledildi Gazza'da. Su "bizim teroristler" argumani icin bu gunu scmeniz sizce akillica bir adimmi Mustafa Bey?

Selam, sayg ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 7, 2006 05:34 PM

Sn. Akyol insanların farklı olarak yaratılmış olması düşmanlık geliştirmeleri için değil, bilakis birbirlerini tanımaları iyi ve üstün
taraflarını örnek almaları içindir. Yaratıcımızın
öğretisi böyledir.
Gelin tanış olalım/İşi lolay kılalım.
Sevelim sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.
Yunus böyle öğüt veriyor. Bizim gibi olmayana
düşman olalım demiyor.Şöyle ekliyor sonra;
Elif okuduk ötürü/ Pazar eyledik götürü.
Yaratılanı severiz/ Yaratandan ötürü.
Şimdi şöyle düşünelim, O sevmediğimiz Mesela
Ermeni yada Musevi yada Müslüman olsun. Onun bir
tek kirpiğini yaratana aşk olsun.
Kin ve nefret dolu olanlar bu satırlardan hoşlan-
mayabilir. Allah onların kalbinede sevgi versin.
Allahın Meryem süresinde taahhüdü var 96. Ayet:
İman edip hayra ve barışa dönük işler yapanlara
gelince, Rahman onlar için bir sevgi oluşturacak-
tır.
Unutmayalım en güçlü koruyucu kalkan sevgidir.
Yavrusunu koruyan Anneciğin gücü sevgidir.
Tüm zulüm altında inleyen insanlara Allahın yardı-
mının ulaşması dileklerimle, Irak, Filistin ve
Sudan'daki insan kardeşlerimizin sabır ve ümitleri
ni kaybetmemeleri için Yüce Rabbimize dua edelim.
Selamlar. Levent.

Yazan: Levent Tarih: July 7, 2006 05:50 PM

"Somali konusundaki Hurriyet Haberi'ni kayda deger bir veri olarak kabul etmiyorum."
Valla Yılar önce daha önceki yorumlarımda mealen vurgusunu yaptıgım ayeti kerimeyi ilk okudugumda u gazete gelmişti ilk aklıma nedense:)))

Bne bu gazetenin hiç bir haberini kayda dğere bir veri olarak kabul etmiyorum

Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 7, 2006 06:58 PM

"Mustafa Bey dunyada br "yahudi kontrolu" oldugunu soyleyenler, ve bircok olaylain altinda direkt veya indirekt Yahudi parmagi gorenler paranoid-sizofrenik, catlaklar olmak zorunda degiller."

Bekir Bey ya da sanırım benden yasca buyuksunuz Bekir Ağabey
Ben sizin tüm yazılarınızın ve yorumlarınızın altına ismimi yazmak istiyorum.

"Bosna ve Filistin'i "Filistinliler de Bosnalilarin yaptiklarni yapsa idi", Arafat'ta Izzetbegovic'in yaptigi yapsaydi hersey guzel olurdu" mealindeki karsilastirmanizi fazla yuzeysel, elma armut karsilastirmasi ve "bizim terorumuz olmasa hersey gulluk gulistanlik olacak" argumaniniza destek saglayacak sekilde kullanilmis buluyoum"

Bence de Mustafa Bey elma ile armutları ve de sapla samanı karıstırmış. Ama bunu bizim teröristler konusunda sık yapıyor.

Ben dünya Müslümanlara isnad edilen terör olayların kesinlikle coğusunun düzmece vakalar olduguna inanıyorum.

Sudan hadisesi konusundada Konusmus oldugum Darfurlular hiç de Mustafa Bey gibi düşünmüyorlardı.
Bu konuda eksik bilgiye dayanan bir yorum var sanırım
"muslumanin musluman elestirmede yetersizligi"

Valla Müslümanlar birbirini neredeyse tekfir etmekle mesgul
Mustafa Bey'in dediği gibi problemleri görmeme sorunu kesinlikle yok. Müslüman görmemem sorunu var aksine :)
"Simdi oldugu gibi bir mahalleden obur mahalleye gitmek, Turkiye'den Almanya'ya gitmek ten zor olacakti (Yahudi yerlesimlerinden yani Israil'den gecmek zorunda kalacaklard ebediyyen; bunn ne oldugunu biliyormusunuz?). "

Bu uygulama filistinin bazı kısımlarında mevcut. İnsanlar Evlerinden işlerine gidebilmek için israil denen işgal topragından geciyorlar. Bunu 2006 yılı içerisinde TRT de yayınlanan bir haber programında tüm türkiye seyretti.

"Hurriyet Islam'i kotuleyen her habere mal bulmus magribi gibi atlar, cogunlukla "gelinim sen anla" demek icin"

Bu hürriyet işte baska ne işe yarar ki.

Mustafa Bey bugün Kesinlikle var olmayan islami terörü lanetlersiniz ama yine de asla onları samimi oldugunuza bile inandıramazsınız


Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 7, 2006 07:17 PM

Tesekkurler Ozgur Bey Kardesim; burada yasini bildigim hemen herkesten yasliyim; buyuk ihtimal sizden de yasliyimdir. Mustafa Bey ve diger bazi yorumcular ile ayrildigimiz noktalar kendisininde belirttigi gibi ne itikat ne niyet bazinda. Iyi niyetli vijdan sahibi insanlar zaman zaman onceliklerde yada metoddda farkli dusebiliyorlar. Bazilarimiz daha idealist bazilarimiz daha pragmatik veya konjukturel yaklasabilioruz. Maalesef resmen kotu niyetliler de boy gosteriyorlar zaman zaman. Filistin'de soykirimi yasanirkan sucu Islam'daki "sehadet, kafir.." gibi kavramlarda bulan zavalli gibi. Hal bolye olunca cadiri buyuk tutmali, her konuda goz goze gormeyi on sart olarak kosmamaliyiz. Gerektiginde birliktelik, gerektiginde kolaisyonlara acik olmak zorundayiz. Bu karsi ciktigimiz fikirleri elestirmeyecegimiz anlamina gelmez. Yeteri kadar bolunmusluk var zaten Islam dunyasinda.

Selam ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 7, 2006 09:39 PM

Murat Belge ve Mustafa Akyol'un belirlemeleri bence yerinde. Boşnakların mücadelesine kendimi hep çok yakın hissetmişimdir. O sırada kendimi adeta bir Boşnak olarak hissetmişimdir. Ve ABD Sırplar'a öyle böyle saldırmadı, Sırbistan'ın belini kırdı, nefesini kesti resmen. Santraller, sanayi tesisleri, köprüler, Sırbistan bitti açıkçası. (Öyle bitti ki Karadağ'ı yanında tutamıyor şimdi.)Bunu ABD son Slav horozlanışını bitirip "bakın ben yapıyorum, kimse gıkını çıkaramıyor" demek için yaptı. Fakat olsun. Yapılması gerekeni yaptı sonuç olarak. Övündüğümüz Osmanlı ise Gırnata'nın acımasızca yok edilişini izlemekten öte bir şeyler yapamaz mıydı sizce? Tamam, Cem olayı, karışıklıklar, içe dönük bir padişah, ama İstanbul'u almış koca bir imparatorluğun yapacak bir şeyleri olmalıydı. Bunu "ABD iyi, Osmanlı kötü idi" demek için söylemiyorum. Nedensel düşünürsek her ikisi için bir çok neden bulabiliriz. Fakat "ABD kötü, Osmanlı iyi idi" demek için de çok mantıklı sebep olmayabilir, duygusal değil de nedensel düşünürsek daha mantıklı sonuçlara ulaşabiliriz demek istiyorum. Tabii ki Osmanlı'nın daha iyi yürüttüğü siyasetlerden bir çok örnek verilebilir.

Bosna'nın davası Filistin kadar uzun sürseydi Boşnaklar ne gibi yöntemlere başvururlardı, bunlar içinde terör olur muydu bilmiyoruz. Ben Filistinli olsaydım ve bir çok yakınım İsrail askerleri tarafından öldürülmüş ve evim buldozerle yıkılmış olsa ben de vücuduma bombalar sarıp intihar eylemi yapardım. Fakat ben Filistinli değilim. Her olguyu kendi nedensellikleri içinde irdelemek zorundayız. Fakat genel bir değerlendirme yaptığımız zaman Akyol'a son derece hak veriyorum. Boşnaklar teröre prim vermediler, bu gerçek. Ilımlı İslam tezine son derece yakın duran bir toplum. Evet, böyle bir tez var, bunu ABD destekliyor. ABD sözcüsü olmakla suçlanmayı göze alarak ben de bunu destekliyorum. Somali örneğindeki uygulamaların bu ülkede yaşanmasının bir olasılık olarak bile düşünülmesini istemem.

Kutsallıkların yumuşatılması gerektiğini söylediğim için eleştiriliyor ve İslam'ın kutsallıkları kaldırdığı itirazı ile karşılaşıyorum. Elbette İslam fetişist nesnel kutsallıkları kaldırmakta başarılı olmuş bir dindir. Siyah taş bir istisna olarak gösteriliyor, fakat bunun hiç bir istisnası olmaması gerekmez miydi? Üstelik düşünsel kutsallıkları hiç bir dinden, İslam'dan da soyutlayamazsınız. Somali'deki bağnaz ve kırbaççı, kılıçla ve taşlamayla idamcıdan; Irak'taki sırf "ABD asayişi sağlamakta başarısız" densin diye sivilleri öldürmeyi yöntem edinmiş teröriste kadar, "Allah" diyen, saldırırken "Allahuekber" diye bağıran herkesi kardeşi olarak görmek de bir kutsallıktır. Bütün bu anlayışların ılımlılaştırılması bile değil, törpülenmesi gerekmektedir.

Bilmiyorum "Bilinçli tasarım" da İslam'ı bilime yaklaştırıp ılımlılaştırma düşüncesinin bir parçası mıdır ama, bilim konusunda tutumum belki biraz tavizsiz olabilir. Bilim yöntemi üzerine titizliğim bunu şiddetli reddetmeme yol açıyor. Yoksa siyaseten İslam'ı ılımlılaştıracak düşüncelere destek veririm.

Hatta bilinçli tasarım akademik düzeyde değil de bilim üzerine bir spekülasyon konusu olarak ele alınırsa tabii ki tartışılabilir. Fakat ülkemizde sapla samanın karıştırılması her zaman mümkün olduğu için buna hoşgörüyle bakarsınız, sonra bir bakarsınız birileri harekete geçmiş, biyoloji kitaplarından evrimi ayıklamaya kalkışıyor, spekülatif isimleri bilim kurullarının başına getirmeye kalkıyor gibi siyasal davranışlar...

Hoşgörü "zaaf" olarak algılanıp "direnmiyorlar, yüklenelim, bitirelim işlerini!" anlayışı hakim oldukça biz daha birbirimizi çok yeriz.

Son bir konuya daha dikkatinizi çekmek isterim:

Bir tarafta Solcu-laik-Türkçü ittifakı kurulmaya çalışılırken diğer yanda "Bu TC'yi yıkalım da, nasıl yıkarsak yıkalım, yerine nasılsa bir şeyler kurarız ve bizim anlayışımıza daha yakın olur!" düşüncesi ile Devrimci-Dinci-Kürtçü ittifakının da oluşturulma çabaları olduğunu gözardı etmeyiniz. Bu ittifakta en uyanıklar dinciler, İran örneğini biliyorlar. Devrimde parsayı dinciler götürür, bu kesin. Bu saçmalıklar peşinde koşmayın, şu güzel ülkemizin kıymetini hep birlikte bilelim derim. Tamam, eksik, aksak, fakat düzelteceğiz, hep birlikte, el birliği ile çabalayalım.

AKP ılımlılaşma çizgisine yakındı, fakat onu tribünlere hareket çekme sevdasına düşürecek sloganlar atmayalım ki normal süreciyle ılımlılaşsın. Türkiye'nin çıkışı bu süreçtedir, lütfen buna inanın. 27 mayıs bu ılımlılaşmayı her iki tarafın karşılıklı hatalarıyla baltaladı, şimdiye kadar çoktan halkıyla barışık ve ılımlılaşmış bir devlet olacaktı. Fakat en büyük hata, affedilmez ve korkunç hata, idamlardı. Bu sadece üç insana değil, tüm ülkeye kıydı. Demokratlar öyle bağnaz kişiler değillerdi, tam tersine, dini bir yaşantıları bile yoktu. Bu insanlar idam edildiği anda ne yazık ki kapanması hiç mümkün olmayacak bir yara açıldı. Bunu hiç kapatamayacağız. AKP İslam'ı ılımlılaştırmayı ne kadar başarırsa, belki bir parça kazancımız o oranda olacak. Bu şansa ihtiyacımız var.

Bu insanları efelenmeye kışkırtmayınız, lütfen! Tüm sağduyulu insanlara çağrı yapıyorum. Baykal'ın "sakın ha, sakın!" üslubu da bir kışkırtmadır, bu üslupla söylemediğimi kesinlikle vurguluyorum.

Bu krediyi açarsak da AKP bunu devlet kadrolarına dincileri sızdırmak için kullanırsa, ülke bir kez daha yerinde sayacak. Biz de "Bu ülke bu kaderden kurtulamayacak mı?" diye sorup duracağız. Çelişkiler ülkesiyiz, çok yoğun çelişkiler yaşıyoruz. Bana inanın dünyada hiç bir ulus bizim kadar dikkatli olmak zorunda değil. Kimsenin çelişkileri bizim kadar yoğun değil...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 8, 2006 02:13 AM

Kurnaz laikci, Machiavelli Jr., Mustafa Bey ile diger vijdan sahibi yorumcular arasindaki bakis farkliliklarindan ekmek firsati gordu ve daldi.

Akil izan, vijdan sahileri bu kibar katilin satirlarini dikkatle okumalilar. Bu defa noktalari benim birlestirmeme gerek yok.

Mustafa Bey'le ayni fikirdeymis, "Bu krediyi açarsak da AKP bunu devlet kadrolarına dincileri sızdırmak için kullanırsa, ülke bir kez daha yerinde sayacak" imis.

ABD iyi Islam-Muslumanlara ait olanlar kotu imis ("demiyorum" demesi dedigi icindir). "ABD prpogandisti gibi gorunecegim ama" (mealen) demesi de ABD propgandisti oldugu icindir. Zaten kadrolu Maciavellistimiz daha once "ahlak, iyi, kotu, hak, hukuk" kavramlarindan konusmayi lanetlemisti.

Filistin'de yasasa imis intihar bombacisi olurmus ama orda yasamadigina ore ABD-Israil destekcisi olmus. Cunki herseyin "nedensellik iliskileri" varmis. Bu nedensellikcimiz is ABD'nin "ogdugumuz Osmanli" dan ustunlugunu isbatlamaya gelince bu nedensellikciligi cope atip 15 yuzyil ile (?) 21. yuzyili karsilastirmakta bir problem gormuyor, hemde sapi, samana, elmayi armuta katarak.

Ve tipik uslubu ile mevzuyu bizdeki cari duzene getirip ulkesinin guzel insanlarini "devrimci-dinci-kurtcu ittifakina" karsi muteyakkiz olmaya cagiriyor. Bu "ittifak" "TC'yi yikalim da nasil yikarsak yikalim" der imis. Ve kurtcu-devrimci'ye mesaj gondermeyi de ihmal etmiyor. Bu iste parsayi dinci goturur, ona gore! Kurtcu veya devrimci olsa neyse ne.

Arkadaslar, ben bu aydinlanmaci zat-i muhteremin aslinda ne kendisi nede buradaki bazi safdillerin sandigi kadar zeki olmadigini ve korkunc bir ruh barindirdigini taa bastan fark etmistim. "efelenmeyen" "ilimli" "kibar" uslupla ne yapilmaya calisidigi gorulmuyorsa insanlar idrak kapasitelerini ve vijdanlarini sorgulasinlar derim. Bu gun tanisma cayimiz var. Kisa kesiyorum.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: July 8, 2006 10:49 AM

Bekir Bey,
Agziniza, ellerinize saglik. Ben de, basta dediginiz gibi Demirkan Bey'in efelenmeyen, ilimli ve kibar soylevlerine kanmak uzereydim ama gorunen o ki, yanilmisim. Neyse yanlisin neresinden donersek, kardir.
Insanlarin sozde humanist yaklasimlar sergiledigini gostererek, kisileri sartlamaya calisip, aptal yerine koymasi hosuma gitmiyor. Sanirim bunun bir adim otesi ve daha da tehlikelisi baska amaclara hizmet edip, insanlari gunumuzun en tehlikeli araci olan yanli bilgiler ile zehirlemeye calisan kisiler. Allah'tan bu sitede oyle kisiler yok. Cunku herkesin rengi ortada ve sizin de dediginiz gibi biraz idrak kapasitesi ve vijdani olan herkes neyin ne oldugunu anliyor.
Son olarak; bence "Musluman" oldugunu ifade eden kisiler bunun anlamini iyice sorgulamali diye dusunuyorum.
Saygilar, selamlar,..
Asli Altay

Yazan: Aslı Altay Tarih: July 8, 2006 12:11 PM

"Bir tarafta Solcu-laik-Türkçü ittifakı kurulmaya çalışılırken diğer yanda "Bu TC'yi yıkalım da, nasıl yıkarsak yıkalım, yerine nasılsa bir şeyler kurarız ve bizim anlayışımıza daha yakın olur!" düşüncesi ile Devrimci-Dinci-Kürtçü ittifakının da oluşturulma çabaları olduğunu gözardı etmeyiniz." [DE]

Sayın Efegil,

Burada ne zamandır yorum yapmıyorum. Geçerken uğradığım anlardan birindeyim ve bu alıntıya takıldım. "Solcu-laik-Türkçü" ittifakı sizin hayal mahsulünüz. Yok öyle bir ittifak, fakat "Kemalist-Faşist-Sol faşist" ittifakı var. "Sol faşist" ibaresinin normalde bir oxymoron olması gerekir; ama ne yazık ki Ali Desidero Efendi'nin dediği gibi, "burası Türkiye"! Burada oluyor böyle acayiplikler... "Devrimci-Dinci-Kürtçü" ittifakınıza gelince, o da sizin geniş hayal gücünüzle ilintili. "Devrimci" dediğiniz kim? "Dinci" din mi satıyor? "Kürtçü", evet o var. Ama onun müttefikleri belli: İyi saatte olsunlar bir, düşman kardeşi ve simetriği olan Türkçü ırkçılar iki.

Elmalarla armutları karıştırmayınız. Sevgili Bekir Bey'i kızdırmayınız!!! (Bekir Bey'in söylediklerine üzülüp de buraları sakın ola terketmeyiniz. Ne kadar farklı bakış açısı, o kadar köfte.)

Yazan: metin-thePoor Tarih: July 8, 2006 02:28 PM

Sayın Metin;
Belirlememe katılmayabilirsiniz, bu benim gözlemim, siz gözlemlememiş olabilirsiniz. Ben veya siz gözlemlerimizi yanlış yorumlamış olabiliriz. Sonuç olarak benim böyle bir ittifak olduğuna dair gözlemlerim oldu, yanlış gözlemlemiş olmam mümkün. Fakat sanmıyorum, ben iyi bir gözlemci-dinleyiciyim. İnsanların ne dediklerini hiç kaçırmam. Halkın arasında, TV lerde kulağıma gelen her kelimeyi değerlendiririm. Bir ara beni iyi tanıyan bir arkadaş istihbarata çalışıp çalışmadığımı bile sormuştu. (Böyle bir şey yok. Şükür ki yine kastettiği milli istihbarattı, CİA ya da Mossad filan değildi!)

Bu ittifakın belirtilerini her yerde görüyorum. "Devrimci" konusunda haklısınız, tanımı hayli zorlaşan bir kavram. Yakın geçmişte Marksist-Leninist-Maoistlerdi. Kırmızı boyayla "Devrim kanla yazılır" filan diye duvarlara yazı yazarlardı. Ya da "Kan gölü üzerinden kızıl güneş doğacak" gibi daha ürpertici söylemleri vardı. Şimdilerde sanırım nesilleri tükendi. Fosillerine zaman zaman rastlanıyor. Yaşayan örnekleri evrim geçirip liberalleşti. AB'yi savunuyor, Osmanlı'nın Ermenileri ve Kürtleri kestiğini söylüyor, TC'nin faşist dikta olduğunu iddia ediyorlar, Türkiye'nin AB'ye girmesi için bütün suçlarını itiraf edip, ilkel bir kabile gibi davrandığını kabullenip Avrupa'dan af dileyerek kutsanmayı talep etmesini istiyorlar.

Fakat benim bahsettiğim ittifak tabii ki sınırlı ve dar. Diğeri gibi geniş değil, dikkat çekmemesini anlayabiliyorum. Yoksa âlemin akıllısı ben değilim, bir ben görecek! Ben buna şiddetle dikkat çekip ortalığa velvele vermek ve bu ittifakı afişe edip namluların üzerlerine çevrilmesini filan sağlamaya çalışmıyorum. Sadece böyle bir belirlemem, var. Ama belki önemsemek gerekmiyordur. Öyle çok da iddialı velveleli atmadım yani ortaya, dikkat ederseniz. Fakat bilirsiniz PKK için de zamanında "Üç beş eşkiya" denmişti de bu kayıtsızlık epey bir pahalıya mâloldu. Bir oluşum varsa, çekirdek olsa da dikkatten kaçmamalıdır. Fakat asıl önemli olan Batı ile barışık İslam düşüncesinin üretilebilmiş olmasıdır, tabii, neden olmasın. Benim söylediğim ikincil, üçüncül önemdedir, elbette, itirazım yok.

Sol faşist kavramını niye garipsiyorsunuz, olabilir. "Nasyonal Sosyalizm" bir ara neredeyse tarihe damgasını vuracak değil miydi?

"Bilimci" dediğimde nasıl tepki duymuyorsanız, "dinci" dediğimde de duymayınız. "Sütçü" süt satar ama "Kadastrocu" kadastro satmaz, kadastro yapar. Veya "Hukukçu" hukuk satmaz, hukuku uygular. Sonuçta her çalışma bir "satma" dır, ekonomik bir mal veya hizmet üretimidir derseniz, olabilir, dinci de din "satar" pekala! Bunda bir yanlışlık görmüyorum. Başbakan da ülkeyi pazarladığını söylemiş tepkiler üzerine geri adım da atmamıştı.

Bekir beye artık söyleyeceğim yok. "Kibar katil" tanımlamasına yine kibar tarafından "pes" demekle yetineceğim. Onun üslubuna karşı artık bağışıklık kazandık da, Sayın Altay'ın göndermeleri beni üzdü. Diğer sözleri bir yana "İnsanları aptal yerine koyduğum" söylemine cidden üzüldüm. Ben bir çok kere insanların iyi niyetlerine dikkat çektim, aptal yerine koymayı hiç aklımdan geçirmedim. Bir insan çok çok hınçlı, bütün insanlardan bir öfkesi, bir dışlanmışlığı ve öç alma duygusu yoksa, genellikle iyi niyetlerle hareket eder. İnsanların da genelde aksi görülmedikçe iyi niyetli olduğu kabul edilir, bu böyledir. Zarar verirse de iyi niyetle, iyi bir iş yaptığını sanarak yapar. "Sen iyi niyetle böyle düşünüp böyle yapıyorsun ama, sonuç bak böyle oluyor" demek onu aptal yerine koymak demek değildir.

Aslı hanım, benim bu kadar ılımlı yorumlarıma tepki gösteriyorsanız, bilemiyorum, biraz tutucu olmalısınız. "Hakkında nass varsa kayıtsız şartsız teslimiyet" ten yanasınız o zaman. Sanırım anlaşmazlığımızın kökeninde bu var. Ben her ama her veriyi sorgulamanızı tercih ederdim. Ama siz kendi tercihiniz neyse onu benimsersiniz, o başka... Herkesin kendi nedensellikleri içerisinde kendine çizdiği bir yol vardır. Hepimiz kendi nedenselliklerimizin çocuklarıyız...

Saygı duyuyorum, kesinlikle tepki duymuyorum, bana tepkilerinize de saygı duyuyorum...

Yazan: demirkan efegil Tarih: July 8, 2006 06:34 PM

Kanal Türk'te bir program vardı. Yanılmıyorsam 4-5 yıl önce bu oluşumdan ayrılan, Nurcu cemaatinin kurucularından Nurettin Veren'in ve organize suçlar eski emniyet amirinin konuşmalarına yer verildi.

Her ikisinin de anlattıkları tüyler ürperticiydi. Emniyet kadrolarının yüzde 80 oranında ele geçirildiğini anlattılar. Ordu kanadında ise, bazı nurcu teğmenler mezun olduklarında kılıçlarını fethullah hocanın ayaklarına bırakıyorlarmış. Veren, tarikatın mali gücünün ise 100 milyar dolar olduğunu söylüyordu (bu kişi asya finans'ın kurucusu).

Eski emniyet müdürü ise, kendilerine uzak gördükleri ulusalcı kişilere karşı amansız komplolar, karalamalar ve iftiralar attıklarını söyledi. İsimler verdi. Polis akademilerinin nasıl adeta "ışık evleri"ne çevrildiğini anlattı.

Veren, paraların nasıl toplandığından islam'ın nasıl "isevi" bir din halibe getirilmeye çalışıldığından bahsetti.

Konunun kişisel tarafında ise, kendi öz çocukların ın ve karısının kendisine düşman edildiğini anlattı. Kendisine oynanan türlü türlü oyunlar, karanlık çirkin iftiralar, komplolar...

Bu insanların bu faaliyetleri niçin yürüttüğü gayet açık. Ülkenin yönetimini ele geçirmek, Laik türkiye cumhuriyeti'ni islam'a dayalı bir yönetime kavuşturmak. Terör örgütleri bunu silahla yapmaya çalışıyor, bu cemaat ise çok daha etkili bir şekilde bunu barışçı yoldan yapıyor.

Cumhuriyet gazetesi, "tehlikenin farkında mısınız" derken mustafa bey bunu ağır bir şekilde eleştirmişti.

Ben kendimi ulusalcı olarak ifade etmekten gurur duyuyorum ve bu gidiş, gerçekten beni kaygılandırıyor. Türkiye Cumhuriyeti'nin rejimini korumak isteyen herkesi de kaygılandırmalı. Yarın bir gün bu kişiler yönetimi ellerine alırlarsa, ne yapacakları tamamen meçhul..

Yazan: Xfiles Tarih: July 9, 2006 11:07 PM

Napolyon komutanlarına sormuş: "Toplar niçin ateşlenmiyor?.."

Komutanlardan birisi "Bunun birçok sebebi var, sayayım." demiş ve başlamış: "Barut yok" Napolyon hemen susuturmuş, "Tamam, gerisini saymaya gerek yok"

Bunu niye mi yazdım? Yukarıdaki "Xfiles" rumuzlu arkadaşın yorumunun başlangıç cümlesi bana bunu hatırlattı: "Kanal Türk'te bir program vardı....."

Kanaltürk, "Kanalım CHP'nin emrinde" diyen Tuncay Özkan'ın gayri resmi sahipliğinde ve bir kanal değil mi?

Tek başına bu yukarıdaki yorumun kalanını ciddiye almamak için yeterlidir..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 9, 2006 11:42 PM

Veren anlatti siz de inandiniz... 35 yil sonra mi akli başina gelmiş!!! Benden olmayani karaliyorsa doğrudur anlayişindan hepimizin kaçinmasi gerekir...

Yazan: mert Tarih: July 10, 2006 01:53 PM

"Bu insanların bu faaliyetleri niçin yürüttüğü gayet açık. Ülkenin yönetimini ele geçirmek, Laik türkiye cumhuriyeti'ni islam'a dayalı bir yönetime kavuşturmak. Terör örgütleri bunu silahla yapmaya çalışıyor, bu cemaat ise çok daha etkili bir şekilde bunu barışçı yoldan yapıyor."

Bu degerli arkadası bu yargısından dolayı tebrik ediyorum. Ulusalcılığa devam etmesini canı gönülden diliyorum

Ulusalcı deyin gecin işte.
sahi bu ulusalcılık nedir .Nerden cıktı ortaya .Bunun benzeri dünyada hangi ülkelerde var . Bence hitler almanyasında vardı bu ulusalcılık

Ulusalcılık= Kelle avcılıgı
Ulusalcılık= Irkçılık
Ulusalcılık= Bagnazlık
Ulusalcılık= Materyalizm
vesaire vesaire

Herseye uyabilir bu ulusalcılık

"Veren, tarikatın mali gücünün ise 100 milyar dolar olduğunu söylüyordu (bu kişi asya finans'ın kurucusu)."

Bu cümle zaten bu ulusalcı arkadasın bilgi düzeyini ortaya koyuyor.


Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: July 10, 2006 03:35 PM

Sn X files
''Ben kendimi ulusalcı olarak ifade etmekten gurur duyuyorum ve bu gidiş, gerçekten beni kaygılandırıyor.''
Lütfen aşağıda ki soruları cevaplayınız ki biz de aydınlanalım.
1.Ulusalcıyım diye beyan da bulunuyorsunuz.Neden ulusalcısınız.Ulusalcılık ideolojisini sizce en iyi kim anlatır bize?
2.Ulusalcı olmak eski dille millici olmak demek galiba.Milliyetiniz her neyse onun için dışarda ve içerde ne yapıyorsunuz?
3.Şu çok korktuğunuz grup da millici olduğunu ifade ediyor.Sizce kim daha ulusal?
Saygılar

Yazan: salih Tarih: July 10, 2006 07:12 PM

İtiraf edeyim ki, yorumlar beni gerçekten şaşırttı. Aklı başında cevaplar yerine suçlamalar geldi! Keşke programı seyretseydiniz. Veya www.nurettinveren.net adresine de bakabilirsiniz.

İtirazlara tek tek cevap vermeye çalışayım:

Suat Öztürk:
--------
"Kanaltürk, "Kanalım CHP'nin emrinde" diyen Tuncay Özkan'ın gayri resmi sahipliğinde ve bir kanal değil mi?"

İlki, Kanaltük'ün CHP'nin, DSP'nin veya AKP'nin görüşlerini benimsemesi veya hatta resmi sahipliğinde olması, programdaki kişilerin yalancı olduğu anlamına gelmez. "Tek başına bile bunu çürütür" demek, "karşı taraftan gelen herşey yalandır" anlamına gelir ki, böyle bir bağnazlık gerçekleri görmenizi engeller.

Pragramı izleseydiniz görecektiniz, konuşmacıların her ikisi de gayet açık ve net kanıtlar öne sürdüler, belgeler ve tek tek isimler verdiler.

Ayrıca bu cemaatinin polise ve orduya sızmaya çalıştığı zaten bir sır değil ki! El-insaf lütfen!

mert
-----
"Veren anlatti siz de inandiniz... 35 yil sonra mi akli başina gelmiş!!! Benden olmayani karaliyorsa doğrudur anlayişindan hepimizin kaçinmasi gerekir..."

Elbette inandık! Bir insanın bu kadar ayrıntılı yalan söylemesi ve anlatılan her şeyin hayal mahsülü olması çok güçtür. Ayrıca dediğim gibi, belgeler verdiler (mutemelen bunların düzmece olduğunu düşüneceksiniz.) Ayrıca bir insanın aklı başına 35 yıl sonra da gelir 70 yıl sonra da. Bunda yanlış birşey yok.

Ozgur Aytekin
-----------
"Bu degerli arkadası bu yargısından (nurcuların devleti ele geçirme çabası içinde oldukları yargısı) dolayı tebrik ediyorum. Ulusalcılığa devam etmesini canı gönülden diliyorum"

Alaycı yorumunuzun dışında, bu yargıya verdiğiniz herhangi bir cevap göremedim.

Ayrıca atatürkçülük, laiklik gibi kavramların içini boşaltmayı başardınız, şimdi de ulusalcılık kavramının içini boşaltıp olumsuz gördüğünüz şeylerle bağdaştırmaya, zihinleri bulandırmaya çalışıyorsunuz.

Benim anladığım ulusalcılık, ırkçılıktan, faşizmden, sağ-sol tüm ideolojilerden arınmış vatanseverliktir. Bir ulusalcı müslüman da olabilir ateist de.

salih
-------
1) Ulusalcılık kavramından benim anladığımı anlattım. Bunu vatansever, herhangi bir ideolojinin etkisi altında kalmadan, milli gücümüze dayalı sosyal ekonomik kalkınma-ilerlemeyi hedefleme olarak görüyorum. Ama şunu da anlıyorum ki Ulusalcılık kavramının içini boşaltmaya ve karalamaya yönelik ciddi bir faaliyet var.

2) Herhangi bir cevap vermek zorunda değilim, ama sırf burada birşeyler yazmam bile, bu konular hakkında birşeyler yapmaya çalıştığımı gösterir diye düşünüyorum.

3) Biz sevdiğimiz bir çocuğumuzun kötü emellere alet edilmesinden "korkmuyoruz", bundan "endişe ediyoruz". Öncelikle bunu açıklığa kavuşturalım. Korkma etiketini üzerimize hemen yapıştırmayın.

Ayrıca "Dünyanın ipleri amerika'nın elinde, bu nedenle amerika ile iyi geçinmek lazımdır" şeklinde fetvalar veren, ulusun kendi gücünün yerine islam'ın değerlerini benimseyen, "ben Türk'üm" bile diyemeyen, hayatını Amerika'da çiftlikte, ortodoks papazlar hahamlarla geçiren bir cemaatinin ulusalcı olabileceğini iddia ederek lütfen bizi saf yerine koymayın.


Yazan: Xfiles Tarih: July 11, 2006 09:48 AM

Sayın X files
Herhalde verdiğiniz cevaplardan kendiniz tatmin oldunuz ama ben olmadım.1.soruya cevap veremediniz çünkü ulusalcılık diye bir ideoloji yok.Bu vatanın her evladı en az sizin kadar ulusal çıkarları gözetmelidir ve öyledir de zaten.Bu vatanın toprağında yaşayan ve beslenen herkes milliyetçidir.Aksini düşünenler olacaktır,istisnadır yerleri bellidir.Buna en iyi cevabı hiç sevmememe rağmen Demirel vermiştir.'' Türkeş millet çocuğu,Erbakan müslüman çocuğu,Ecevit halk çocuğu,e biz neyiz?Onun bunun çocuğumu?
Sahiplendiğiniz ideolojisi var dediğiniz bir ideoloji yok.
2.soruma cevap vermediniz.Çünkü yaptığınız hiç bir şey yok belli ki.
3.sorumu da bir dedikoduyla geçirmişsiniz.Önyargıları ve dedikoduları bırakın.Açın Fethullah Gülen in millet anlayışını,devlet anlayışını okuyun bunlar üzerinde görüş belirtin.Ona buna kendini N.Veren diye tanıtan bir dönekle değil.Şeyh Şamil i satmak isteyen adamını bilgileri aldıktan sonra Rus komutanı kendi silahıyla öldürdü.Dediği onu satan bizi de satar oldu.
Bu soruya da cevap verin.BU VATAN VE BU DEVLET KİMİN?

Yazan: salih Tarih: July 11, 2006 12:14 PM

Mustafa Bey
Kusura bakmayın sitenizi meşgul ediyorum.Ama aşağıda ki cümleler o kadar ayyüzlü ki bu konularla ilgili aktarmak istedim.
Nasıl anlatmalı, nerden başlamalı, bilmem ki! Mü'min desen değil, kafir desen hiç değil. Kemalist değil, marksist değil, ateist değil, liberal değil, hümanist değil. Değil, değil, değil... Hepsinde var, hiçbirinde yok. İsa'dan Saint Simon'a uzanan Batı'nın inkırazı, Buda'dan Gandhi'yi doğuran Doğu'nun inkısarı, asırlarca kıtalara ferman yazdığı dünyanın kalesinde, köşeye sıkışan bir kedi gibi, Mehdî bekleyen Türk'ün intiharı,... Ne söylesen boş, ne anlatsan yalan. Tarih, güçlünün elinde yap-boz tahtası. Kelime, İblis'in mahfesinde, hiç olmadığı kadar habis. "Binbir kalıba bürünen İblis, kelimelerde tecelli ediyor." Eros'tan başka dostu kalmayan bir dünyada, fikir namusundan bahsetmek, bir nevî hazineyi hırsıza sunmak. Belki bir kuyumcu çıkar da, talip olur defineye. Belki, belkiler

Yazan: salih Tarih: July 11, 2006 01:24 PM

Yazan: salih Tarih: July 11, 2006 01:26 PM

sayın Efegil
ittifaklarla ilgili tesbitinize metin bey in biraz yıkıcı gibi olan yorumunu başkalaştırmak isterim.
Belirttiğiniz ittifaklar aslında yok.Ama var olması isteniyor.Çünkü ortada bir plan var.1980 den önce yeşertilen kürtçülüğün elit yetişmesi planı solcu kesim kullanılarak başarıldı.(apo ve gelişimi).Şimdi planın ikinci perdesi oynanıyor.Radikal,demokrat düşünceli müslüman altyapılı insanlar arasından kürtçülüğün ikinci eliti yetiştiriliyor.bu planın ortaya konduğu tarih 1998.28 şubatın bunun için yapılmasına müsaade edildi,bunun için Akp seçildi,bunun için hizbullah yok edildi.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: July 11, 2006 01:41 PM

Sayın Akyol,
"Batı ve İslam" başlıklı yazınıza çeşitli yönlerden açıklamalarla girmek istiyorum. İzninizle.

"Bugün Sırp milliyetleri koyu Amerikan düşmanıdırlar ve "Amerikan emperyalizmi"nin Balkanlar'a Müslümanlar aracılığı ile yayıldığına inanırlar."
Evvela, bu tespit el'an bir doğruyu göstermektedir ki, ABD Sırpların sevgisizliğinden ötürü Müslümanlara destek olmuştur. İzzetbegoviç, hep orta bir pozisyonda kalmak zorundaydı ve hep kıldan ince köprüyü kullandı! Araf dünyasıdır, İzzetbegoviç'in dünyası; yüzü Cennet'e dönük! Cennet'i Batı olarak da alabilirsiniz Doğu olarak da (nereye dönerseniz dönün Allah'ın vechi oradadır!)
Gelelim, "Keşke Filistin'in direnişi Bosna'nınki kadar temiz olabilseydi" tespitinize.
Ne demek bu? Filistinliler pis bir direniş mi gösteriyor? Nerden anladınız bunu? İsrail'in hijyenik bombardımanlarından mı? sadece gülüyorum!
"Sivil İsraillilere yönelik terör" lafı, saf ve mantığını yitirmiş bir şekilde ABD'nin yaydığı frekanslarla konuşmaktır. Sivil olan İsrailliler değil sayın Akyol, Filistinliler! Sivil ve arınmış! Sivil ve sipsivri! Sivil ve kendine güvenen! İsrailliler korkuyor; çünkü haksız ve zalim; hep ABD'ye, Batı'ya güvenerek sivil olunmaz da onun için.
"Allah'a inanmak, Kuran'a tabi olmak[...] Batı'ya düşman olma[...]'ya fırsat tanımaz mı, demek istiyorsunuz? Yani Kuran'ı nasıl bir tarafından okumalı ki, insan Batı'ya düşmanlık taşımamalı? Batı dediğiniz eğer "tek dişi kalmış canavar"sa; aklı, bilimi İslam dünyasından çalarak, aşırarak kendi tekeline alarak ve böylece rönesans denilen uydurmacayla İslam dünyasını bir karanlığın içindeymiş gibi göstererek (bütün endüstriyel faaliyetleriyle, kültürel baskısıyla, politikasıyla v.s.) adım adım bu noktaya gelmiş bir hegemonya kastediliyorsa, sizin söylediklerinizde bir çarpıklık var demektir.
ABD, Müslümanların hiçbir zaman yanında çıkarsız olarak yer almamıştır; eğer Müslümanlar (nerede olurlarsa olsunlar) yanlarında ABD'yi buluyorlarsa, bu demektir ki, or(t)ada bir ABD çıkarı vardır. Çok basit. Bosna'da da durum aynen böyleydi, Kosova'da da. Çünkü, her iki bölgenin de etnik yapısı ABD'nin çıkar sağlayabileceği bir elverişlilikte değildi. Dikkat edecek olan bir çocuk bile olsa şunu görür: Balkanlar bir Ortadoğu değildir! Ortadoğu başka bir şeydir, Balkanlar başka. Balkanlarda yapılan bir ABD müdahalesi hem AB'ye de bir gözdağı niteliği taşır. Aynı tutumu ABD, Asya'da da sergilemişti.
İkinci husus:
beyan ediyorsunuz ki: "Bediüzzaman'ın vizyonunun hala doğru ve geçerli olduğuna inanıyorum. Batı'da her türlü sefillik, adilik, azgınlık ve saldırganlık olduğu kadar, önemli erdemler ve hikmetler de var."
Tek bir Avrupa veya Batı olduğunu da iddia edebiliriz. İlle de Bediüzzaman'ın vizyonundan bakmak zorunluluğu yok; neden olsun ki! Eğer, İslam Bilim Tarihi'na bakarsanız, görürsünüz ki, Batı (Avrupa v.s.) erdemi ve hikmeti bizden çalmıştır! İslam dünyasının yitik malıdır erdem ve hikmet. Lütfen, Batı'yı iyi tanıdığı kadar, Bediüzzaman'ı da iyi tanıyan Cemil Meriç'e danışınız!
Üçüncü nokta:
Emperyalist etki ve/veya Marksist-Leninist etki.. Bu iki etki türü arasında bir bağıntı noktası var. Nedir o nokta: 14 Mayıs 1948. ABD ve SSCB İsrail devletini derhal tanıdı; yani, İngilizler Filistin'den tüydükten hemen sonra!
İdrak, tefekkür, aklıselim.
Sevgilerimle.
Prof. Rüşt'üm İpat Eder

Yazan: Prof. Rüşt'üm İspat Eder Tarih: July 11, 2006 02:59 PM

Sn. salih bey,

Tümgeneral Reha Taşkesen'in telefonlarının dinlendiği, kendisiyle ilgili iftira mektuplarının üst düzeydeki subaylara gönderildiği ortaya çıktı. Ancak bunu yapanlar belli değil!

"Bazı kesimler"in TSK'yı sistemli olarak yıpratma çabası içinde bulunduğu, Şemdinli olaylarının ve iddianamesinin bunun bir parçası olduğunu artık sağır sultan bile biliyor.

Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'ün nutuk'ta belirttiği "gaflet ve dalalet, ve hatta hıyanet içinde olabilirler" uyarısının ne kadar doğru olduğunu hep birlikte göreceğiz.

Gerçekler ortaya çıkacak. Biraz sabır..

Yazan: Xfiles Tarih: July 14, 2006 07:40 AM

Sayın X files
Bu platformda ordunun yıpratılmak istendiğini defalarca dile getiren tek kişi benim.
Bunun sebebini de açıklamıştım.Kurulmak istenen büyük kürdistan devletinin karşısında ki tek engel ordudur.
Sizin komutanın telefonlarının dinlenmesini nereye bağlamaya çalıştığınızı doğru anladıysam bu kesinlikle Fethullah gülen grubu değildir.Hem o komutanı sıkıştıran da Kara Kuvvetleri komutanıdır.(kaynak medya)
Bence orduyu yıpratmak isteyenler bir taşla iki kuş vurmaya çalışıyorlar.Biraz gözümüzü açalım.Bu işleri tertip edenler mossad,cia gibi güçlü dayanakları olanlardır.Danıştay olayının olduğundan 2 saat sonra da söylemiştim,bu iş bir taşla 5 kuş vuruyor.
Saygılar

Yazan: salih Tarih: July 14, 2006 09:44 AM

Sn Salih bey,

Türk milletinin ordumuza saygısı ve sevgisi büyüktür. Hepimiz o ordunun içinden geldik, geçtik, ekmeğini yedik, bazılarımız ülkemiz için öldük, bazılarımız elinden geleni yaptı, bazılarımız nutuk çekti.

TSK'nın Türkiye Cumhuriyeti'nin bekası ve varlığı için tartışılmaz öneme sahip olduğu çok açık ve belli. Zaten Türk milletinin de en güvendiği kurum TSK'dır.

Sizin bu konudaki duyarlılığınızı takdir ediyorum. Çok teşekkürler.

Fethullah Gülen grubu din üzerinden bezirganlık yapıyor. Kendini İslam'a yakın hisseden kesim ise -ki türkiye büyük çoğunlukla muhafazakar bir ülkedir- çok yanıltıcı bir şekilde bu bezirganlara kanıyor. Malesef islam adına hareket ettiğini söyleyen "sapkın" gruplar bile, bu nedenle sempati toplayabiliyor.

Bakınız, bu olayın arkasından herhangi bir yabancı örgüt veya dış kaynak çıkmayacak, bunların arkasında ihanet var ve adres kesin olarak belli. Ülkemizin vatanına milletine inancı olan kurumları var. Oynanan tüm oyunlar ortaya çıkacak. Sabır.

Yazan: Xfiles Tarih: July 14, 2006 11:03 PM

Sayın X files
Konuyla ilgili ilk yorumlardan tavsiye ederim.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/4757418.asp?yazarid=10&gid=61
Sabır ve saygıyla

Yazan: salih Tarih: July 15, 2006 08:58 AM

Uzun bir okumadan sonra yazmaya sıra geldi. Burada yazan tüm arkadaşların iyi niyetli olduğuna inanmaya çalışıyorum.

Yıllardır bize söylenen ve inanamadığımız teorilere hep komplo teorileri olarak baktık. Keza Sayın Erbakanın da 30 yılı aşkın bir zamandır söyleyegeldiği şelerin hep birer kompla teorisi olduğunu düşündük ve söyledik. Fakat zaman işte. Geldi geçti ve aslında bu teorilerin aslında birileri tarafından planlı bir şekilde uygulandıkları görüldü. Nedense hala bu gerçeklere inanmakta zorluk çekiyoruz. Şu an NTV denen kanalda tevafuk ki Bosna da bulunan toplu mezardan bahsediliyor. Şuraya geleceğim ki Amerika Bosnaya yardım ettiye yok olan müslüman sayısını kafi gördüğü için etmiştir. Gerçi onlar için bütün müslümanların ölmesi evladır. Fakat bunu yapamayacakları için geri kalanların bir şekilde gözünün boyanması şarttır.
İsraile gelince.. doğrusu israil denen terörist gurup hakkında insanlar demeye bile utanırım ki siviller diyeyim. İnsan olsalar bu kadar vahşete kendi içlerinden bir tepki çıkardı. Ama onlar topyekün katliama destek veriyorlar. Herkesin bildiği bir ayrıntı ise tüm israil vatandaşlarının asker olduğudur. Filistin davası sokakta tertemiz bir davadır. Ama FKÖ temiz olmayabilir ki bu da Filistinimin suçu değildir. Yine amerika ve israilin güdümüdür.

Ulusalcılık meselesine gelince... Sayın Xfiles tanımladığı ulusalcılığı sahiplenmeyecek kimseyi tanımadım daha. Vatanımı sevmiyorum diyen birine rastladınız mı hiç bilemiyorum. Fakat dış güçler (tüm büyük devletleri sayabiliriz) ve onların yönlendirdiği(kullandığı) yöneticilerimiz bizi hassasiyetlerimizle oynayarak ve biraz da bozarak bölük pörçük hale getirdiler. Bozarak dedim çünkü artık milletimizin büyük çoğunluğu için ahlak, dürüstlük, inanç gibi değerlerin birincil önemi bulunmamaktadır. Bu da planlı bir sürecin ulaştığı son noktadır. Yoksa neden İslam bizim için tehlike olsun. Neden kamu alanında dinimizden sıyrılmak zorunda kalalım. Dinimiz kamu alanına girince kontrolden mi çıkıyor? Ben bunları çok saçma buluyorum. Kötü niyetli odaklar aslında çok saçma olan fikirlerini ortaya atıyorler. Yazık ki gerçeklere inanmamak için büyük direniş gösteren halkımız bu düşüncelere balıklama dalıyor. Bu da sanırım gazeteler, televizyonlar, radyolar, kürsüyü elinde bulunduranlar vesilesiyle oluyor. Mesela Sayın Akyol burada amerika ve israille ilgili teorilerin zorlama olduğu yorumunu yapıyor ki bu bence yanlış. Bizim insanımızda hemen kabul görüyor. İstisnaları tenzih ederim. Ama açıkça çok gerçek olan şeler nedense kabul görmüyor. Anlaşılmaz bir toplumuz vesselam.
israille ilgili teorileri yorumlamak için aslında israilin gelişim sürecini gözden geçirmek yeterli olacaktır sanırım. Yaptıklarının sahte kitaplarında yazdıklarıyla ne kadar uyumlu olduğunu gördüğünüzde bu kadar tesadüfün olamayacağına emin olursunuz diye düşünüyorum. amerikaın maskenin altına artık sığmayan çirkin yüzünü görmek içinse sanırım son10 yılda hatta son birkaç yılda yaşıyor olmak ve biraz gündemi takip etmek yeterli.
Osmanlıyla amerikayı karşılaştırmak garabettir ki hele de amerikanın lehine bir değerlendirme yapmanın ne olduğunu ifade bile edemiyorum. Osmanlının 1 hatası olmuşsa amerikanın ancak 1 doğrusu olmuştur.Bu 1 hatayla 1 doğruyumu karşılaştırıyoruz anlayamadım.

Uzattığım için kusura bakmayın. Fikirlerini paylaşan herkese teşekkürler...

Yazan: ibrahim Tarih: July 28, 2006 12:25 AM

keske bati diye adlandirilan nesne karsisindaki konumumuzu kendimiz belirleyebilsek. bati kendi hakkinda bilgi uretenlerin beynini de kontrol altinda tutmayi basariyor. bati bize kelimeleri hangi sira ile biraraya getirecegimizi de ogretiyor.onun urettigi yada urettirdigi soylemler malesef bize yaramiyor. birde kalkip apoloji yapmanin bir anlami yok. bati aslinda iyi de biz mi anlamiyoruz? yillar once avrupanin gobeginde yani bosnada musluman bir milletin soyu kirildigi zaman sessiz kalan bati idi. ve biz dedikki: "ya bu yalnislikla oldu. zaten hatalarini da sonradan kabul ettiler." bu gun ayni sey tekrarlaniyor.

islam ve muslumanlar hakkinda soylemi ureten batiya islamin aslinda teroru lanetledigini yine apolojik bir sekilde ispatlamak bizim icinde bulundugumuz rezaletin bir gostergesinden baska birsey degildir.

bati cocuk ve kadinlarin savas halinde oldurulmesi fetvasini verenleri degilde hergun onlarca ferdi can veren bir dini ve onun mensublarini terorist ilan etmeye devam edecektir.

bunlari kor goze parmak olsun diye yaziyorum. kanimca birileri tarafindan el ustunde tutulsanizda, unlu olsanizda lutfen kraldan cok kralci olmayin. cunki kralin marjinal ilan ettigi cogunluklarin sesini duyamamak yada duymamazliktan gelmek dindar bir insana yakismaz herhalde.

Yazan: sinan Tarih: July 29, 2006 02:31 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)