« Ayasofya Cami/Kilise Olmalı | Ana Sayfa | Bila: Dikkatle İncelenmesi Gereken Bir Kitap »
June 03, 2006
Sekülerist Yorumcuların Satır Aralarında Gezinti
Son Ayasofya yazısı üzerine siteye gelen yorumlardan biri ilgimi çekti. Yorumun sahibi olan Yılmaz bey şöyle diyor: "Ben dinci değilim. Akılcıyım. Ayasofya'nın müze olmasını istiyorum".
Bu üç kısa cümlede çok şey gizli. Yılmaz beyin şahsını değil, onun temsil ettiği militan sekülerizmi anlamak açısından iyi bir "case study" (örnek çalışma) çıkarılabilir bu üç cümleden.
Önce "dinci değil, akılcıyım" lafını ele alalım. Bu, elbette, dinlerin akılcı olmadığı, dinsizliğin (sekülerizmin) ise öyle olduğu anlamına geliyor. Ama acaba gerçekten durum öyle mi?
Sekülerizm Akılcılık mı?
Gerçekte sekülerizmi biraz kazıyınca altından "saf akıl" değil, materyalizm, natüralizm gibi felsefi kabuller çıkar. Çünkü hemen her dünya görüşünün kendisine meşruiyet kazandıran bir "yaratılış hikayesi" vardır; seküleristlerin "yaratılış hikayesi"ne göre, evren ve yaşam, tamamen amaçsız ve rastlantısal bir "evrim süreci"nin ürünüdür. Bu "kanıtlanmış" değil, "varsayılmış" bir hikayedir.
Seküleristlerin bu hikayeye bağlılığı ise, daha önce çeşitli yazılarımda açıkladığım gibi, "iman" boyutundadır. Çoğu sekülerist bunu kabul etmez, ama bazıları daha dürüst davranıp "itiraf"ta bulunurlar. Harvard Üniversitesi'nden saygın bir genetikçi, önde gelen bir Darwinist ve Marksist olan Richard Lewontin'in ünlü sözünde olduğu gibi. Şöyle der Lewontin:
Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' [baştan kabul edilmiş] bir inanç bu. Bizi dünyaya materyalist bir açıklama getirmeye zorlayan şey, bilimin yöntemleri ve kuralları değil. Aksine, materyalizme olan a priori bağlılığımız nedeniyle, dünyaya materyalist bir açıklama getiren araştırma yöntemlerini ve kavramları kurguluyoruz... Materyalizm mutlak doğrudur, çünkü kapıdan içeri İlahi bir adımın atılmasına izin veremeyiz.
Çoğu seküleristin Lewontin'in buradaki samimiyetini göstermeyeceğini söyledim. Onlar, aksine, materyalizme olan bağlılıklarının "a priori" değil ampirik olduğunu, yani felsefi önkabullere değil bilimsel kanıtlara dayandığını ileri sürerler. Israrla, eldeki bilimsel kanıtları objektif olarak incelediklerini savunurlar.
Örneğin Sibel Fidel ismi yorumcumuz tam da böylesi bir ısrar içinde. Bu sitedeki "Emre Aköz, Metodolojik Natüralizm ve Laiklik" başlıklı sayfaya eklediği bir yorumda şöyle diyor:
"Ne zaman ki Tanrı, bilimsel metodların varsayımına dahil olmasını gerektirecek kanıtları önümüze koyar, bu metodların içine dahil olur."
Bunu, "eğer evrene doğaüstü müdahale olduğuna dair kanıt görsek, bunu elbette kabul edebiliriz" diye de okuyabilirsiniz. Ama bakın aynı Sibel hanım aynı sayfaya eklediği bir başka yorumda şöyle diyor:
"Bilim, aaa, bu iş olsa olsa doğa üstü bir yaratığın başının altından çıkmıştır diyerek eve gidip televizyonun karşısında ayaklarını uzatamaz. Somut ve gözlenebilecek kanıt arar."
Buradaki "televizyonun karşısında ayaklarını uzatmak" demagojisini bir kenara bırakalım. Verilen mesaj şu: "Bilim, doğa üstü bir varlığın müdahesini kabul edemez, mutlaka bir alternatif arar". (Bu alternatifin mutlaka var olduğunu düşüncesi de "metafizik natüralizme" inançtan kaynaklanmaktadır. Sibel hanımın metodolojik natüralizm ile metafizik natüralizm arasında çizmeye çalıştığı sınır, bu nedenle ikna edici değildir; gerçekte ilki ikincisinin doğal bir sonucudur).
Üstteki "bilim tanımı"nı bir kere kabul ettiğinizde, evrene yönelik doğaüstü (veya "akıllı") bir müdahale, tanımı gereği, bilim dışı olmuş olur. Her ne zaman bu yönde kanıt gösterseniz, bilimi rayından çıkarmakla suçlanırsınız. "Kanıt" anlamsızdır, çünkü bir kanıt olamayacağına baştan karar verilmiştir.
İyi ama hani "kanıt görsek, kabul edeceğiz" diyorlardı?..
Kısacası zevahiri kurtarmak için "kanıt görsek elbette kabul ederiz" diyenler, kanıt önlerine konunca da "hayır, bilim bunu tanımı gereği kabul edemez" demektedirler.
Bu, mantıksal bir kısır döngüdür. Ve bu kısır döngü içinde düşünenler, ya kendilerini aldatmaktadırlar, ya da — veya bir taraftan da — başkalarını...
Sekülerizmin Despotizmi
En son olarak bir de konunun başına dönüp, Yılmaz beyin "ben dinci değilim, akılcıyım, Ayasofya'nın müze olmasını istiyorum" şeklindeki yorumunu yeniden ele alalım.
Buradaki "akılcılık karşısında dincilik" şablonunun yanlış olduğunu anlattım. Ama mesele sadece bundan ibaret değil. Çok daha vahim bir problem var: Kendisini "akılcılık" diye parlatıp öven sekülerist dünya görüşünün despotizmi...
Farklı dünya görüşleri vardır ve olacaktır. Kimi insan dinlere inanır, kimisi materyalizm gibi seküler felsefelere. Bunların her biri de kendileri "en akılcı biziz" diye savunabilirler. Kuran, bu gibi farklı görüşlerine karşı Müslümanlara "sizin dininiz size, benim dinim bana" demeyi öğütler. (Kafirun Suresi, 6) Yani isteyen teist, isteyen de ateist olur; herkesin seçimi kendinedir.
Ama dikkat ederseniz "akılcılık"tan dem vuranların bazıları, sadece kendi "din"lerini yaşamakla ve savunmakla kalmayıp, teist dinleri toplumsal hayattan dışlamak, ibadetlerine engel olmak, bu yolla dini olabildiğinçe zayıflatmak, mümkünse yok etmek hedefindedirler.
Örneğin, bir süre önce bir "veda yorumu" ile sitemizden ayrıldığını duyuran Ataman Ertuğrul bey tam da böyle bir yaklaşım içindeydi. Danıştay baskını ile ilgili yazıya eklediği son yorumunda — eğer yine "intihal" değilse — şöyle diyordu:
İnsanlığın bu çemberi kırması ancak aklın, akıl dışına olan üstünlüğünün kabul edilmesi ile mümkündür. Bu da vahyin, sorgulanmadan kabul edilen, kerameti kendinden menkul, zamanın değişen ve gelişen gereksinimlerine karşın donup kalmış statik akide ve nassların toplumsal yaşam dışına atılması ile gerçekleşebilir ancak. Çağdaşlık, aklın akıl dışına olan üstünlüğünün anlaşılması demektir.
Kısacası materyalist felsefeye dayanan sekülerist dogma, önce kendisini "akılcılık ve çağdaşlık" diye sunmakta, sonra da "akıl dışı" saydığı dini, "toplumsal yaşam dışına atmayı" hedeflemektedir.
Bu yaklaşımın fikri altyapısı ile; Stalin döneminde Sovyetler Birliği'nde, Mao döneminde Kızıl Çin'de, Kızıl Khmerler'in iktidarı sırasında Kamboçya'da, Enver Hoca diktası altında Arnavutluk'ta uygulanan "zorla dinsizleştirme" programlarının fikri altyapısı arasında hiç bir fark yoktur. Fark, uygulanan yöntemlerin sertliğindedir.
Yılmaz beyin "ben dinci değilim, akılcıyım, Ayasofya'nın müze olmasını istiyorum" şeklindeki yorumunu, bu perspektif ışığında değerlendirmek ve kendisine sormak gerek: Bir ibadethanede ibadet edilmesinin yasaklanmasını hangi hakka dayanarak istiyorsunuz?
Ben "Çankaya'ya minare dikilsin" veya "İstanbul Modern Sanat Müzesi'ne haç takılsın" demedim ki... Bir ibadethane olarak inşa edilmiş, 1500 yıl boyunca da bu amaçla kullanılmış bir mekanın, yeniden asli amacına uygun olarak kulanılmasını savundum. Dine ait olmayan bir mekana el koymaktan değil, dine ait olmasına rağmen haksız yere el konmuş bir mekanın "özgürleştirilmesinden" söz ettim.
Aslında bu sitede seküleristlere verilen mesaj açık: Sizin dininiz size, dindarların dini dindarlara. Yaşam alanlarınız, kurumlarınız ve hatta tapınaklarınız sizin olsun. Ama başkalarına ait olana el koymaya kalkmayın. Devlet, kamusal alan, merkezi eğitim gibi "ortak alanlar"da ise tarafsızlık ve objektiflik ilkesini kabul edin. Ondan sonra da karşılıklı saygı içinde oturup konuşalım, tartışalım. Anlaşalım veya anlaşmamaya anlaşalım.
Ama çoğu kez bu noktaya gelemiyoruz. Neden acaba?
"Seküler despot" yerine "seküler demokrat" olmak bu kadar zor mu gerçekten?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 3, 2006 09:34 PM
Mustafa Bey,
"Seküler despot" yerine "seküler demokrat" bu kadar zor mu gerçekten?
demişsiniz.
İnanın bu onlar için gerçekten de zor, çünkü despot zihniyete tüm zerreleri adedince iman etmiş insanlar. Onlardan böyle bir şey beklemek hayal olur.
Yalnız bu despot zihniyetin bir tarafı var ki o da ilginç.
Günümüzde her alanda artık muhafazakar ve aynı zamanda demokrat kimliği taşıyan pek çok entelektüel yetişmiştir ve yetişmeye devam edecektir. Eskisi gibi değil artık. Bence bu zihniyetin asıl kaygı duyduğu sorun bu. Eğer demokrat kimliği taşısalar idi pek çok sorunu birlikte çözebilirdik. Ancak o kadar bağnaz ve o kadar despot bir zihniyet ki, kafasında ötekileştirdiği insanlara karşı öfkelerini her seferinde gösteriyorlar.
Bundan dolayı onlardan demokrat olma gibi bir temenni çok iyimser bir beklenti olacaktır. Bu cümlemde "Onlardan" dediğim için bağışlayın ama ne zaman ki demokrat olurlar o zaman "biz" demeye başlarım.
Saygılarımla,
Mehmet
Yazan: Mehmet Şen Tarih: June 3, 2006 10:42 PM
Öncelikle bir "case study" olmak -pek olumlu yönde olmasa da- gururumu okşadı :)
Sn. Akyol, sizin ve sizin gibi düşünenlerin aksine, benim herhangi bir önkabulüm, uymak zorunda olduğum "dogmalarım" yok.
Sizler bizim gibilerin de dogmaları olduğunu, tanrıyı reddetmenin bu dogmalardan bir tanesi olduğunu söylüyorsunuz.
halbuki ben, tanrıyı hiçbir yerde göremedim. sizin sunduğunuz sahte bilim ürünü yetersiz delilleri de sadece komik buluyorum.
ahlak alanında da "Akıl" ile "İman" çeliştiğinde, tereddütsüz olarak "akıl"ı seçerim.
Örneğin, bayan olsaydım, sırf bana "emrediliyor" diye başımı örtmezdim.
Zaten dini sorguladığım ve aklımı kullanarak irrasyonel olduğuna karar verdiğim için herhangi bir dini kabul etmiyorum.
evet, evet, ben buyum, iflah olmaz materyalist, sekülarist, darwinist, kemalist ve en son yakıştırmayla "militan ateist."
Yazan: Yilmaz Tarih: June 3, 2006 10:54 PM
" Örneğin, bayan olsaydım, sırf bana "emrediliyor" diye başımı örtmezdim. "
bu cümledeki "..sırf bana 'emrediliyor' diye.."
kısmı çok ilginç
bu önceki cümleyi açılamak için kullanılmış
"ahlak alanında da "Akıl" ile "İman" çeliştiğinde, tereddütsüz olarak "akıl"ı seçerim."
Şimdi ben bahsettiğim despot zihniyete sesleniyorum:
"Akılsız iman" ile "imansız akıl" olgusunu benimseyen insanların yol açtığı felaketleri tarih derslerinden rahatlıkla anlayabilirsiniz.
Bunu tarih uzmanlarına bırakıyorum ancak "akıl" ile "iman" ahlak alanında kıyaslamaya tabi tutuluyor. Ondan sonra da
" Örneğin, bayan olsaydım, sırf bana "emrediliyor" diye başımı örtmezdim. "
örneği veriliyor.
Yani "..sırf bana 'emrediliyor' diye.." ile emredilene karşı çıkarak "iman" yerine "aklını" seçtiğini söylüyor. Ancak burada ilginç bir çizgi var:
kendisine yapılan emre karşı çıkmak ta bir "imandır". Yani ilk önce "..sırf bana 'emrediliyor' diye.." başlayarak bir ön kabul ortaya koyuyor ve kabule iman ediyor.
Daha önceden de demiştim,
" ..çünkü despot zihniyete tüm zerreleri adedince iman etmiş insanlar. Onlardan böyle bir şey beklemek hayal olur..."
Yılmaz Bey,
beni haklı çıkardığınız için teşekkür ederim.
Saygılar
Mehmet
Yazan: Mehmet Şen Tarih: June 3, 2006 11:48 PM
Sayın Akyol,
Güzel tespitlerde bulunmuşsunuz.
Burada bir noktayı da ben ekleyeyim.
Sanırım bir nokta hepimizin gözünden kaçıyor.
Sizler gerçeğe ulaşma yolunda çabalarken,gerçeği tükettiğini zanneden bir avuç fikir despotu bu çabayı baltalamaya çalışıyor.
ben şayet ateizme inansaydım, ateist felsefeyi bildiğim, teizmi de yalnışlayacak sağlam argümanlara sahip olduğum için ateist olurdum.
ve teizmi savunanları da ikna etmek, kendi doğrularımı da ispatlamak için uğraşırdım.
ama bu ülkedeki militan ateistlerin böyle bir kaygısı yok. Hatta böyle davranan ateistleri bile dönek, liberal vs diye yaftalayıp susturmaya çalışıyorlar.
Cehalet o kadar üst noktada ki felsefenin ulaştığı üst dilden de haberleri yok, bilimsel verilerden de, düşman oldukları teizmden de.
O kadar zavallı bir önerme!! ki:"Sizler bizim gibilerin de dogmaları olduğunu, tanrıyı reddetmenin bu dogmalardan bir tanesi olduğunu söylüyorsunuz."
kendi dogmalarının neler oldugundan bile gafil bir insana, yazdıklerında en ufak bir fikir kırıntısı bile olmadığını nasıl anlatacaksınız?
"Tanrı'yı hiçbir yerde görmedim" diyor.
Ateizmin güçlü argümanları nerede, şu komik iddia nerede!
git bari biraz ateist filozofların yazdıklarını oku.
nedense bu Bay Yılmaz'ın Bay Ataman olduğunu düşünüyorum. çünkü içerikten ve bilgiden yoksun, eski ve köhne, artık tedavülden kalkmış sloganları birbirine çok benziyor.
Yazan: nuri saglam Tarih: June 3, 2006 11:52 PM
Unutmadan bir şey daha var..
Ben bacımın başını örtmesinden yanayım.. hatta tüm vücut hatlarını örtmesinden yanayım çünkü yabancı erkek bakışlarının ona bakmasını istemiyorum. Çünkü tesettür bir bayan için gayet fıtridir ve bir kale gibi onu koruyor.
Yılmaz Bey,
Benim aklım işte bunu istiyor.. yani bence bir bayan için oldukça mantıklı bir durum..
ve iman etmem gereken şey üstün bir akıl üzerine kurulduğundan ben aynı zamanda o emre iman ediyorum.
Yazan: Mehmet Şen Tarih: June 3, 2006 11:58 PM
Sn. Akyol ve sitenin müdavimi olan aynı zihniyetteki diğerleri,
Sizinle asla ve asla aynı paydayı paylaşamayacağız.
Çünkü ben "Akıl"ı, Siz ise "İman"ı seçtiniz. "Biz dogmatik değiliz" deyin de görelim!
Verebileceğiniz en iyi cevap "Siz de dogmatiksiniz" olacaktır!!
Ne desem, ne anlatsam boş, asla beni anlamayacaksınız. Anladım deseniz bile asla anlamayacaksınız.
Bu nedenle konu üzerinde daha fazla yazmayı yararsız görüyorum. "Case study" kobay fareliğinden de istifa ediyorum!!
Yazan: Yilmaz Tarih: June 4, 2006 01:38 AM
Ben anlamakta zorlaniyorum, yukarida son derece rasyonel bicimde size ait bir ton ön kabulden bahsediliyor, ama siz kulaklarinizi tikamiscasina yukaridaki cümleyi sarf ediyorsunuz..
Türemenin varsayimlari teknik acidan teolojininkinden farksizdir. Olgusal varsayimlarla olgusal olmayan varsayimlar arasindaki fark kanitsal degildir, dolayisi ile birbirilerine ilmi olarak üstünlükleride yoktur. Yani önce iman, neye iman?
Bakin size neye iman etmek zorunda oldugunuzu net bicimde göstereyim (sn Akyol bunu yeterince aciklamis, bu vurgulu bir ek olacak).
Sizin iman etmeniz gereken sey su: yasam doga yasalarinin kendi icindeki etkilesimi ile basladi.
Bunun disinda bir seye inanmaniza (!) olanak yoktur. Sizin kabulünüz budur. İnanmaya mecbursunuz.
Aksini söyleyebilir misiniz?
Yazan: Clausewitz Tarih: June 4, 2006 02:32 AM
Yılmaz Bey,
"Halbuki ben, tanrıyı hiçbir yerde göremedim. sizin sunduğunuz sahte bilim ürünü yetersiz delilleri de sadece komik buluyorum.
Göremezsiniz. Yok çünkü öyle bir şey. Peki, hayatınıza ve tüm yaşantınıza neden olan bir şey yada şeyler var mı? Elbette ki var. İşte Tanrı odur. Buna tabiat dersiniz, doğa dersiniz, zorunluluk ve şans dersiniz... Ya da "Tanrı" dersiniz. Bu anlamda tanrıyı reddetmek anlamsız bir iş. Olsa olsa "takmam" dersiniz. Buna diyecek bir şey yok. Ama kalkıp "ben tanrıyı yadsıyorum" derseniz yapmış olduğunuz tek şey, tanrıyı istekleriniz doğrultusunda 'sadeleştirip' ona Doğa olarak iman etmektir. Siz yine de "Yok, ben hiçbir şeye inanmam, ateistim" demeyi sürdürür iseniz bu olsa olsa "ben bir tanrıyım" olarak anlaşılabilir. Bu da ciddiye alınamaz.
"Sahte bilim ürünü yetersiz deliller" tanrıyı değil, olsa olsa tabiatı 'kanıtlamak' için kullanılabilir. Nitekim de öyle yapılıyor.
"Zaten dini sorguladığım ve aklımı kullanarak irrasyonel olduğuna karar verdiğim için herhangi bir dini kabul etmiyorum."
Buna inanmak güç. Her şeyden önce herhangi bir dini kabul etmemek tanrısal bir özellik. Bu anlamsız. Sekülerizmin din olmadığını ancak seküleristler iddia edebilir. Yazılarınızdan sekülerizme ve onun zorunlu kıldığı naturalizme bağlı olduğunuz açık. Ve bunların ne ölçüde rasyonel olduklarını sorgulamış gibi görünmüyorsunuz.
"Evet, evet, ben buyum, iflah olmaz materyalist, sekülarist, darwinist, kemalist ve en son yakıştırmayla "militan ateist.""
"İflah olmaz" filan demeyelim ama, bir şeyleri "takmama/görmezden gelme" konusunda kararlı olduğunuz belli. Doğrusu sizin nasıl olduğunuz pek önemli değil. Yalnız bu saydığınız -izmlerin tümüyle dinsel şeyler olduklarını bilmeniz gerekir.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: June 4, 2006 04:01 AM
Mehmet Bey bacının örtünmesini isteyebilirsin.Ama onu buna zorlayamazsın..
Eğer zorlarsan hem islamda baskı-zorlama olmadığı fikrini çürütmüş hemde potansiyel bir baş örtücü olarak tüm islami-demokratların tezlerini bir anda al aşşağı etmiş ve ayrıca Avrupa insan hakları mahkemesinin kararının da ne kadar yerinde olduğunu ispatlamış olursun!!!
Çünkü bugün zorla bacısının başını örten yarın,benim nefsimi zorluyorsun deyip üniversitedeki kız arkadaşlarının başını da örter..
Yılmaz bey,
Çok da haksızlık yapmamak lazım. Burda gerek nuri bey ve metinbey gerekse mustafa bey, hristiyanlarla ilgili ilişkiler konusunda islamın onaylamıyacağı eylemler içinde bulunabileceklerini ve başta Harun Adnan Yahya Oktar olmak üzere hemen hemen tüm islamcıların reddetmelerinin aksine evrimi kabul ettiklerini deklare ettiler.. Eğer arkadaşlarımızın her konuda kutsal kitapların ön kabullerinden yola çıktıklarını söylersek yada ima edersek onların bizlere yaptığı haksızlığın aynısını yapmış,ve birbirimize anlatmak istediğimizi anlatamaz hale gelmiş oluruz.
Ayrıca bu davranışımız,kutsallarına sahip çıkmak adına onlarda tepki yaratacak ve pozitif bilimden çok daha fazla uzaklaşmalarına sebep olacakdırki bu da onları kaybetmek anlamına gelir..
Bize yaplılan haksızlık, ortaya koyduğumuz fikirlerin sadece inançsızlığımızdan kaynaklanan inancımızdan çıktığının söylenmesi.Halbuki böylebirşey yok.Ben, akıllı tasarıma yada yaratılış fikrine inanmıyorsam bu agnostik-materyalist olduğumdan değil, bu tasarıma karşı olan argümanları incelememden ve bunların mantığıma daha yakın olmasındandır. Yani materyalistliğim akıllı tasarıma-yaradılışa inanmayışımın sebebi değil, aksine araştırmalarımın-gözlemlerimin bir sonucudur. Birgün bilim ,akıllı tasarımı güçlü argümanlarla ispatlarsa,hiç kuşkunuz olmasın şahsım bu tasarımı savunanların en başında gelecekdir...
Bu noktada üslup açısından tartışmaların ,sen materyalistsin akıl dışısın yada sen müslümansın kutsal kitabın akıl dışı şeklinde inançlar üstünden değil ,ortaya konan fikirler üstünden yürütülmesi bizleri daha doğru noktalara taşır ve birbirimizi anlamamızı kolaylaştırır diye düşünüyorum... yani haklı çıkmak yada karşımızdakini haksız çıkarmak adına ortaya somut veriler koymalıyız..
*************************************************
Bir kere evrim karşıtı AT'cı arkadaşlarla çözmemiz gereken büyük bir problem var..Şimdi söze evrim karşıtı olarak girdim ama evrime inanıyormusunuz inanmıyormsunuz bu konuda tam bir karar vermiş değilim.Çünkü önce Mustafa bey akıllı tasarım evrimi yada yönlendirilmiş evrimi reddetmez diyor sonra, aynı AT'yi savunan Söztürk arkadaşımız şu cümleleri kullanıyor.
.
""Ha birde olağanüstü felsefi kanıtları vardır, en çokta bunlara rastlarsınız. Mesela ateist felsefeci ve çevirmen Veysel Atayman'ın kulağın evrimine kanıt olarak yüksek seslerde derimizin titremesini göstermesi gibi.. Veya yüksek ağaçlardaki böcekleri seven yarasaların kanat geliştirmesi vb.Balıkları seven ayıların balinaya dönüşmesi, uçmak isteyen dinoların kanatlanması vb. Bunun nasıl olduğunu sormak ise zinhar günahtır.Spesifik örnek istemek ise küfürdür.""S.öztürk
Eğer bir şeye inanıyorsan niye soruyorsun? Demekki yönlendirmeli de olsa evrime inanmıyorsun!!!
Başta da söylediğim gibi çözmemiz gereken problem tesadüf konusu... bu konuyu halledersek bundan sonra birbirimizi daha iyi anlayacağız... Çünkü tesadüf konusunu aşamadıkca sizler yeni vizyonlar getiremeyeceksiniz... Ve tesadüfle açıklanamaz deyip burdan direk Akıllı Tasarım'a sığınacaksınız...
Salonda televizyon izliyorum... Hava sıcak etrafda inanılmaz sinek var. Ama salonda sadece bir tane sinek olduğunu düşünelim .. Isıtmalı likit sinek ilacım var(adı esem matdı galiba...) cihazı elektiriğe bağlıyorum...birde bakıyorumki 20 dakka sonra sinek knock-out!!! (Olasılık hesabı yapacağımız için bu 20 dakika içinde ilacın bittiğini hepsinin buharlaşarak odaya yayıldığını varsayalım)
Şimdi bu olayla ilgili iki soru sorabiliriz...
1-)Kapalı olan odada cihazın içindeki şişeden sıvı olarak buharlaşan ilacın,ısıtıcı çalıştıktan sonra sineği etkileme(sinekle buluşma) ihtimali % kaçdır?
2-) Cihazın içinde sıvı olarak bulunan trilyonlarca hatta katrilyonlarca(100 katrilyon olsun) ilaç molekülünden , bu sıvının en üst tabakasında en ortada bulunan 10 adet ilaç molekülünün sinekle buluşma ihtimali % kaçdır?
Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: June 4, 2006 04:17 AM
"ilahi bir yaratıcının olduğu" görüşünü bir "önkabul" olarak gören ve bilimsel aklın bu tip önkabullerle bağdaşmadığı iddiasındaki insanlara sormak istiyorum ; lütfen bana 0(sıfır) , .(nokta) vs gibi birçok önkabulü açıklar mısınız? Bunların tamamı da açıklanamayan önkabullerdir , hatta bir anlamda "yalan"lardır. ee bildiğimiz gibi yalan yalanı doğurur ; geldiğimiz noktayı herkes görüyor...
olması gereken ; "önce ahlak , sonra bilgi" dir. ahlaksız , inançsız bilgilenme bizi kötü emellere alet eder..
yaratıcı ne kadar "önkabul" ise bilimin temellerindeki kavramlar da o kadar "önkabul"dür.
dolayısıyla birilerinin bilim yapma hakkı , benim inanma hakkımın önüne geçemez ; kaldi ki onların önkabulleri benim dinimi reddetmekte , ancak benim dinim bilim yapmayı emretmektedir...
saygılar...
Yazan: emre saygın Tarih: June 4, 2006 10:22 AM
Aslinda bu "sekureist yorumucularin" satir aralarini falan okumaya gerek yok.. Bana kalirsa satirlarinida okumaya gerek yok. Agizlarindan cikan ilk cumlelerle kendilerini afise ediyorlar. Simdi benim bu guruhun sozumona yorumlarini dolasip incilerini buraya kes yapistir yaparak oldurecek kadar bol zamanim yok. Aklimda kalan birkac inci MEALEN soyle. Bu "akilci, sekuer" bilmem ne Yilmaz rumuzlu zat "basortusu ULKENIN GERCEK SAHIPLERI icin casus belli (savas nedeni)" dir buyurdu. Evet casus belli, niyet te belli. Satir arasinda aramaya ne gerek varki? Gene sormadan edemeyecegim: Yaw bu "kurtulus savasi" ni biz kazanmamismi idik? Ataman adinaki diger bir Yilmaz "uzerimize gunes gibi dogamaya geldigini" duyurduktan sonra laiklik "cagdas akil ve bilimin... Said-i Kurdi, dinciler Ataturk, ne mutlu Turkum diyene, cunki iradem hur" falan buyurmustu. Zaten ismini sorsaniz ezberledigi bes cumleyi sayar. Evet bu son "veda hutbesindeki" felsefi acilimi intihaldir bir diger fasist/laikciden. Kiroglu adindaki Bir diger Yilmaz once "cagdas akil ve bilim" deki dehasini "nasil oluyorda ilk canlinin tesadufen olusmasi ihtimali 1/10^50 iken isin icine tasarim girince 1/1 oluyor" seklindeki "can alici soru" ile bizleri afallattiktan sonr "dincilerin koku kazindiktan sonra demokrasi" ye musade edebilecegini ilan etmisti, ve hala benden "sapka kanunu basortusunu yasakladigi icin" kendisinden ozur dilememi bekliyor. Yaw kardesim siz bu dehanizi once niye Guruzler, Tezicler, Sezerler, Anayasa Mhkemesindeki miltanlainizla paylasmiyorsunuz. Adamlar bosu bosuna niye bir mahkeme kararinin gerekcesindeki bir cumleye dayandiriyorlar bu zorbaligin mesruiyetini, kapi gibi Sapka Kanunu dururken? Ustelik kimiside Anayasa Profu. Biliyorum bu cumleyi cozebilecek bay veya bayan Yilmaz ugramaz buralara. Ve bayan Yilmaz once "ancak su sartlarla sizinle tartisirim" dedikten sonra daha ilk diyalog denememizde kurallari ihlal ediyor "laiklik, demokrasi, cagdaslik" gibi agizlarindaki sakiz kelimelerin tanimini sordugumda "bunlar "derin felsefi konular, uzerinde dusunmek lazim" deyip camura yatiyor sonra bana yeni soular yoneltiyor. Sorularida evlere senlik cinsten! Bu kelimelere ne kadar Fransiz oldugunu bir kere daha gosteriyor "askeri ile , kurumlari ile yargisi ile kavgali demokrasi olurmu" imis? Ama nerden bilecegizki once "demokrasi" gibi "felsefi ve uzerinde dusunmeniz gereken" kelimelerin tanimini bilmeden? Ayni bayan Yilmaz da Kiroglu Yilmaz'dan ozur dilemem gerektigini soyluyor ama gerekcesi baska; o ise Kiroglu'nun aksine kararnamee uygulama, ve mahkemenin hukmu dahi degil gerekcesindeki bir cumleyi "BASortusunu yasaklayan kanun" olarak sunuyor. Bu kiroglu Yilmaz Beyefendi taptigi Judeo-Christian dunyasinin tarih boyunca yaptigi soykirimlarin katliamlarin sadece 50 tanesini sayan Suat Bey'e (s. Ozturk) "amma onlar sayilmaz; onlari devletler yapti; hicbiri dini kisveli sahis veya gruplar tarafindan yapilmadi" buyuruyor. Sn. Kiroglu Israil'e bir daha yolunuz dustugunde Meir Kahane, Baruch Goldstein ve diger kahramanlarinizin turbelerinde saygii dursunda bulunmayi unutmayin. Bunlar agir ithamlarmi? Hayir! Bakin bu Kiroglu butun sucu Lubnan'daki isgalcileri -hicbir sivili hedef almadan ve onbinlerce sehit vererek- Luban'dan kovmak olan Hizbullah'i once Filistin'e tasidi sonra terorist yapti. Ve hala bazi arkadaslar bu taifenin "fikirleri" ni mercek altina aklip onlari sereflendiriyorlar. Biliyorum cogu arkadaslar burayi ziyeret edebilecek yetersiz birikimli ucuncu kisiler icin yapiyorlar bunlari ama bu zevat bunlardan kendilerine onem atfediyorlar, baksana "study case bile olduk yaw" diyerek birbirlerinin (birden fazla iseler) veya kendilerinin sirtlarini sivazliyorlar. Sonucta daha onceki teorim veya "noktalari birlestir" oyunu geregi herhalgibir konudaki "fikirleri" hemen her konudakiler hakkinda bilgilendiricidir. Birini bilin hepsini bilirsiniz. Ve derinligine indiginizde hicte entellektuel kaygilar falan olmadigini gorursunuz. Bu konuda "Demokrasi Manifesto'suna destek" ilmeginde e-mine Hanim'in bu guruh icin "onlar gerecekten bunlara inaniyorlarmi yoksa sadece inatmi" sorusuna verdigim cevapta onlarin bir psikoanalizini yaptim. Dileyenler okuyabilirler. Ayrica birde diger bir ilmekte Metin Bey dostum Necdet Sen tarafindan kaleme alinmis bir ayna sunmustu bu kendine ait herseye burun kivirarak "aydinlandigini" sanan zevat icin. Okumaya deger.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 4, 2006 10:44 AM
Akıllı tasarım savunucularının yönteminin de akıllıca olduğunu kabul etmek lazım. Sekülarizmi kökeninde, (kendilerince) yılanı yuvalandığı kovukta öldürmeyi amaçlıyorlar.
Bilimin sekülerliğini bir kaldırıp akıllı tasarımı bilim içine bir sokmayı kabul ettirirlerse, gerisinin çorap söküğü gibi geleceğini hesaplıyorlar.
Arkadaşlar ateşle oynuyorsunuz. Bilimin yeri yurdu, mekanı, vatanı milliyeti yoktur. Bu topraklarda bilimi dine alet ederseniz çeker gider, yöntemine uygun yapıldığı yerde yoluna devam eder. Bazı sivri zekalı militarist ateistler de seküler olmanın bilimin yöntemi gereği olduğunu unutup aracı amaç haline getirir ve skolastik çağda bilime tanrıyı kanıtlama misyonu yüklenmesinin benzeri bir haksızlığı bilime tanrının gereksizliğini kanıtlama görevi yükleyerek yaparlar ve böylece akıllı tasarımcıların ekmeğine yağ sürerler.
Bu akıllı tasarımcılar son derece iyi niyetli de olabilirler. Fakat bilimin sekülerliğini hedef almak yapılabilecek en büyük cinayettir! Bilimin sekülerliğini ateizm sanmak ve Konfüçyüs dinini yok etmek için insanları başlarına naylon torba geçirerek öldüren Kızıl Kmerlerin yaptığı katliamlara yol açabilecek kadar tehlikelidir. Bilimin sekülerliğini yok etmek de aynı tehlikeli sonuçlara yol açabilecek derecede vahimdir.
İnsanlık tarihi bir yanlışın başka bir yanlışla düzeltilmeye çalışılmasının vahim ve acı örnekleri ile doludur. İki yanlışın bir doğru etmeyeceği en özlü güzel sözlerdendir.
Zaten bilimi benimseyemeyen ve yapamayan bir halkız. Bir de bu tartışmalarla sekülerliğini yıkarsak bilime bir şeycikler olmaz arkadaşlar. Bilimi adam gibi yöntemi gereği yapanlar onu sürdürür, bilimden mahrum kalan ve hurafeler içinde debelenmeyi sürdüren bu halk olur.
Akıllı tasarımı kullanarak bilimin sekülerliğini yok etmeye uğraşacağınıza, toplumsal bir akıllı tasarım yapın da topluma bilimi ne inançsızlığa, ne inanca alet etmemeyi anlatın, lütfen...
Herkesi bilimin yöntemi üzerine düşünmeye çağırıyorum.
Yazan: demirkan efegil Tarih: June 4, 2006 11:26 AM
Sayın Kıroğlu,
"Ayrıca bu davranışımız, kutsallarına sahip çıkmak adına onlarda tepki yaratacak ve pozitif bilimden çok daha fazla uzaklaşmalarına sebep olacaktır ki bu da onları kaybetmek anlamına gelir.."
Pozitif bilimden uzaklaşmak ancak pozitif bilimle uyuşmaz olan inançların körükörüne savunulması ile gerçekleşir. Bu -siz de dahil- herkesin başına gelebilecek olan vahim bir durum. Materyalist inancın bu konuda bir ayrıcalığı olduğunu filan savunmuyorsunuzdur sanırım.
"Bize yapılan haksızlık, ortaya koyduğumuz fikirlerin sadece inançsızlığımızdan kaynaklanan inancımızdan çıktığının söylenmesi.Halbuki böylebirşey yok."
Yanılmışsınız. İnançsızlıktan kaynaklanan inanç diye bir şey olmaz. Ortada düpedüz tabiatçı bir inanç var. Hem de bu niye haksızlık olsun. Bu sitede "tabiata inanmak çok kötü bir şeydir" denilmedi hiçbir zaman. İsteyen istediği şeye inanır, kime ne? Burada yanlış olan, bu inancın ısrar ile inançsızlık olduğunun söylenip durması. "Evet, benim de bir inancım var" demek neden bu kadar zor? Sonra, fikirlerinizin bu inançtan çıktığı filan iddia edilmiyor. Yalnızca temel motivin bu olduğu söyleniyor. Bu da gayet anlaşılabilir psikolojik bir durum. Neden bu durumun açığa çıkarılması "haksızlık" olsun?
"Ben, akıllı tasarıma yada yaratılış fikrine inanmıyorsam bu agnostik-materyalist olduğumdan değil, bu tasarıma karşı olan argümanları incelememden ve bunların mantığıma daha yakın olmasındandır."
Tasarıma karşı olan argüman nedir? Yalnızca bir örnek veriniz. Sonra, mantığın seninki-benimki diye bir özelliği yok. Bir argüman filan kişinin mantığına yakın yada uzak olmaz. Olsa olsa "daha ikna edici buldum" denilebilir. Tasarım karşıtı argümanlar içinde sizi ikna etmiş olanlardan yalnızca birini belirtmenizi rica ederim.
"Yani materyalistliğim akıllı tasarıma-yaradılışa inanmayışımın sebebi değil, aksine araştırmalarımın-gözlemlerimin bir sonucudur."
Kusura bakmayın ama, buna inanmak için hayli bir safdil olmak gerek. Bu genel insan psikolojisi bakımından oldukça anlamsız bir iddia. Hangi araştırma yada gözlem insanı materyalist inanca götürebilir? Olsa olsa birşeylerin inancınızı desteklediğini iddia edebilirsiniz. Lewontin "Bizim materyalizme bir inancımız var, 'a priori' [baştan kabul edilmiş] bir inanç bu." derken bunu yeterince açık bir şekilde ifade ediyor.
"Birgün bilim ,akıllı tasarımı güçlü argümanlarla ispatlarsa,hiç kuşkunuz olmasın şahsım bu tasarımı savunanların en başında gelecekdir..."
Bu güçlü argümanın nasıl bir şey olacağı konusunda herhangi bir fikriniz olduğunu sanmıyorum. Bize materyalizmi ispatlayan güçlü bir argüman sunarsanız bunun nasıl bir şey olması gerektiğini anlama şansımız doğar.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: June 4, 2006 12:37 PM
Sayın Sezgin Bey,
"Mehmet Bey bacının örtünmesini isteyebilirsin.Ama onu buna zorlayamazsın..
Eğer zorlarsan hem islamda baskı-zorlama olmadığı fikrini çürütmüş hemde potansiyel bir baş örtücü olarak tüm islami-demokratların tezlerini bir anda al aşşağı etmiş ve ayrıca Avrupa insan hakları mahkemesinin kararının da ne kadar yerinde olduğunu ispatlamış olursun!!!
Çünkü bugün zorla bacısının başını örten yarın,benim nefsimi zorluyorsun deyip üniversitedeki kız arkadaşlarının başını da örter.."
inanın tam beklediğim çıktı..
niye biliyor musunuz ?
Başörtüsü denince sözde demokrat insaların aklına hemen nedense "zorlama" geliyor. Ve ardından bilindik klasik cümleler söylüyorlar..
"...bugün zorla bacısının başını örten ..." diye başlayan cümleler..
halbuki ben hiç bir zorlamadan bahsetmedim ki..
Sezgin Bey,
yanlış anlamayın ama gerçekten bu tekrar zihniyetinden bıktık.. çünkü zorlama ile hiç bir yere varılamayacağını defaatle demokrat muhafazakar insanlardan duyduğunuza eminim..
Sezgin Bey,
Ayrıca benim bacım tesettürlü değil.. isterse kendisi olur..
demokrat kimliğimizi ön plana çıkardığımızda belki sevinirsiniz diye düşündüm.. ne dersiniz ?
Keşke despot zihniyet demokrat olabilse..
ama bunun hiç bir zaman olabileceğine inanmıyorum... hiç bir zaman hiç bir zaman.. böyle doğdular böyle ölürler..
Mehmet
Yazan: Mehmet Şen Tarih: June 4, 2006 02:25 PM
Sezgin Bey,
Yazım size hitaben değil! belki yazdıklarınızdan dolayı -sanmıyorum ama- benim çelişkiye düştüğüm noktalar olduğunu düşünen arkadaşlar olabilir, o bakımdan bu konudaki başka yazılarımı göardı etmek suretiyle kategorize ettiğiniz düşüncelerimi eski yazılarımdan alıntılarla doğru biçimde tekraren açıklayayım.
Sezgin Bey, yazımdan şu bölümü alıntılamış :
Bu benim darwinistlerin kanıttan yoksun boş, a priori inançlarına yaptığım eleştiri.Elbetteki yine böyle de düşünüyorum.
Gelelim benim genel olarak yaşam tarihine olan bakışıma.Bunu birçok kez bu sitede yazdım.Çok daha önce Yılmaz Bey'in (mealen) "evrime toptan karşı mısınız?" sorusununa bir cevap vermiştim.(8 Nisan 2006'da)
Hikmey Bey'in benzer sorusuna (28 Mayısta)daha önce Yılmaz bey'e verdiğim cevabın benzerini vermiştim. Son cevabımı alıntılıyorum, bakalım neymiş? :
Herhalde ne söylediğim anlaşılmıştır.(Sezgin bey, burası da size değil:-)
Sezgin Bey, bir hipoteze, a priori "inandım" demekle, kanıtlar karşısında "eğer doğruluğu desteklenebilirse elbet kabul ederim" demenin arasındaki farkı bilmiyor olsa gerek..
AT düşüncesinde, "evrim" kavramının ne anlama geldiğinden ise tamamen bîhaber..
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 4, 2006 03:00 PM
Sayin Yilmaz,
"Herseyi maddede arayanlarin akillari gözlerindedir. Göz ise
mâneviyati görmez." Hem insan sadece "akil"dan ibaret bir
varlik degildir. Onun bir de kalb ve vicdani vardir. Insan
gercekten Yaraticisini görmek isterse, Onu ancak kalb gözüyle
görebilir. Akil da bu görüse hizmetkâr olur. Yani gördügü seyin
dogrulugunu-egriligini anlar. Eger siz kalb ve vicdani dislarsaniz,
"insan"i yariya indirmis olursunuz. Daha dogrusu bir gözünüzü
kör etmis olursunuz. Mâneviyatsiz bir göz ise, Tanri'yi elbette
göremez. Kisaca: "Öteki"lestirdiginiz gözünüzü actirmak zorun-
dasiniz. Eger Tanri'yi görmek istiyorsaniz...
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: June 4, 2006 04:28 PM
Mustafa bey,
Sekulerizmin akilcilik olup olmadigi, eger oyleyse bunun matah bir sey olup olmadigini bu yazida tartismaktan ziyade, sizin yaklasimimizin icinde beni siyasi anlamda tedirgin eden bir iki seyin varligini dile getirmek istiyorum.
Ayasofya'nin ibadete acilmasi meselesi yeni degil, malum. Ibadete kapatilmasinin, yani muze haline donusturulmesinin arkasinda da fevri seylerin olmadigi, daha cok arkaplanda pazarliklarin buna yol actigini dusunuyorum. Aksini dusunuyorsaniz, onu da konusmak isterim.
Bu pazarliklarin karsiliginda bir seyler alindi, bir seyler de verildi; verilmek zorundaydi. Zorunda olmadigimizi soyleyebiliriz, kolay da olur, ama, bugun bunu soyleyebiliriz; o gun oyle degildi.
Sahi kurtarmak icin kac vezir feda [1] ettik biz?.. Ayasofya nedir ki.. Ayrica, Ayasofya vezir filan da degil, diger taslardan herhangi birisi..
Ayasofya konusunda akilci bir karar verildigini kabul etmek lazim: Bize yar olmayacaksa yikilsin denilemedi, bir orta nokta bulundu. Ayakta kalsin ama, kimseye de yar olmasin.. Yani, muze.
Sizin baktiginiz sekilde [2] bakarsak, muslumanlarin ibadetine izin verilmiyorsa, Ayasofya'nin bir kilise olarak (Fatih ve Fetih oncesi hale) kullanimina cevaz verecek olursak, yani, 'bize bizim istedigimiz sekilde yar olmayan daha onceki haline geri donsun' diyecekseniz Ayasofya ile kimse vakit kaybetmez --bundan emin olabiliriz.
Fatih ve Fetih oncesine donecek ilk yer teklifi olarak da Konstantinopol onunuze uzatililr. Ve, korkarim, sizin bu mantik cizginizle 'hayir, o baska' da diyemezsiniz.
Ibadet hakki filan onemli tabii, ama, bu hak bugun heryerde her zaman ve her istenildigi sekilde kullanilamiyor diye, sizin dediginiz seyleri soylemegi hic de akilci bulmadigimi ifade etmek istiyorum.
Akilci olmak icin sekulerist olmak gerekmiyor tabii, ama, olMAmak icin de 'inanan'lardan olmak sart degil herhalde :)
-----------
[1]: Bu metafor, Osmanli donemindeki Yeniceri isyanlarina bir atif degil. Osmanli'dan sonraki, Cunhuriyet'in kurulusu sirasinda, devraldigimiz kurumlari kastediyorum. Hilafet ve Saltanat da, bence, feda ettiklerimize ornek olarak en basta sayilabilecek makamlardir. Su veya bu sebepten oturu zorunluyduk.
[2]: Ben, boyle baktiginizi algiliyorum. Siz farkli bir kanaatteyseniz, acik acik yazip duzeltmeninizi beklerim.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: June 4, 2006 07:18 PM
Müzmin bey,
Eleştiriniz için teşekkür ederim.Bir kaç şey söyleyeyim
Cumhuriyet'in başlangıcında Ayasofya veya başka şeyler için yapılmış veya yapılmış olabilecek pazarlıkları anlayabiliyorum. Ama bugün farklı bir dünyada yaşıyoruz. Dışarıda "Hıristiyan Avrupa" gibi tehdit olmadığı gibi (Avrupa kendini "post-Hıristiyan" olarak tanımlıyor), kanımca en büyük tehdit içerdeki Jakobenizm'den geliyor. Ayasofya teklifim böylesine bir "vizyona" oturuyor.
Öte yandan, Ayasofya'nın kilise olarak kullanılması ile, "Konstantinopolis'in geri istenmesi" arasında bir bağ görmüyorum. İbadethanelerin kutsallığını kabul etmek, siyasi otoriteyi zayıflatmaz. (Mesela bugün Kudüs İsrail egemenliğinde, ama orta yerindeki Mescid-i Aksa Müslümanların kontrolünde; böyle bir şey İstanbul'un orta yerinde olsaydı, "vatansever" kuvvetler her halde bayağı bir olay çıkarırlardı.)
Bir de 1453'ten bu yana kesintisiz bir çizgi olduğunu düşünmüyorum. Onun için "biz" sıfatıyla düşünmüyorum.
Son olarak da şunu demeliyim: "Ulusal" kaygılar bir yana, bence Ayasofya'nın sadece kilise olarak bile yeniden ibadete açılması, şu anki statüsünden daha iyidir. Teolojik kaygılarım, ulusal kaygılarımdan önce geliyor. İdeal çözüm ise, dediğim gibi, kilise/cami formülüdür.
Saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 4, 2006 08:26 PM
Mustafa bey,
Ben de cevabiniz icin :)
Bu dogru, ama, burada mesele dini aidiyet degil; kimin kimi neyin mirascisi kabul ettigine bakmanizda fayda var.. Her zaman dinler en belirleyici unsurlar olmayabiliyor, malum.
Icerideki Jakobenizm problemini bu meseleden ayri degerlendirmekte fayda var bence. Yoksa, papaza kizip oruc bozmak noktasina geliriz.
Hayir, yani.. orucunuzu kime kizip nicin bozacaginiza karsitigimdan degil; ama, arada benim de --tutsam da tutmasam da-- orucumun gume gitmesi ihtimali var..
Zaten beni de tedirgin eden tam olarak bu --yani, bu bagi gormeyisiniz. Gorseniz bunlari soylemeyeceginizi biliyorum :)
Yok canim, o kadar da degil.. Sofya'nin gobegindeki camiye kus ucurulmazken, biz tuttuk metruk haldeki o guzelim Bulgar Kilisesini Halic'in hemen kenarinda ortaya cikarttik..
Istenilseydi, 'eskidigi icin' ya da 'paslandigi icin' pekala yikilabilirdi --ya da yikilmis olabilirdi..
Bu kilisenin ibadete kapali oldugunu sanmiyorum. Balat tarafina yolunuz duserse, sahilde mutlaka goreceksiniz.
:)
Ben o kadar da kesintisizlikten bahsetmiyordum..
Fatih'ten sonra nice Deli Ibrahimler geldigini de dikkate alinca, bu kadarina da sukur dedigim zamanlar da oluyor.. :)
Size neyi hangi oncelikte degerlendirmeniz gerektigini benim soylemem anlamli degil tabii; ama, bazi hallerde bazi seylerde belli derecelerde dengenin gozetilmesinin zarari olmayacagini dusunuyorum..
Ayni tavsiyeyi, eminim siz de, Jakobenlerimize verirdiniz :)
[hint, hint ;) ]
Tamam, anladim, sembolik bir anlami var.
Fakat, acelesi nedir?
Ortada kilise mi yok, camiler mi yetersiz? :)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: June 4, 2006 09:30 PM
Müzmin bey,
Tüm bu zarif eleştiri ve önerileriniz için teşekkür. Dikkate alıyorum.
"Ne acelesi var" demekte haklısınız. Acelesi yok ve mecut statü büyük bir kayıp da sayılmaz. Ama cami/kilise olarak açılması önemli bir artı olur bence. Küresel düzeyde ses getirecek bir olay olur. Türkiye'nin "Dalokay'ın boynuzu" gibi — ve ona benzer — zoraki pagan sembollerle değil de, aslen sahip olduğu teist (Islami, Hıristiyan) sembollerle anılmaya başlaması adına bir kazanım olur bence. Bir teist olarak buna sembolik önem atfediyorum.
Biraz da ezber bozmak amacım. Her kesimde...
Tekrar teşekkür ederim. Selam ve saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 4, 2006 09:50 PM
Temel kavramlar uzerine iki ilginc yazi:
http://www.milliyet.com.tr/2006/06/05/yazar/akyol.html
http://www.zaman.com.tr/?bl=yazarlar&alt=yazarlar&trh=20060605&hn=290934
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 5, 2006 10:02 AM
SİTEDEKİ YORUMLAR ŞÖYLE BİR TARTIŞMAYA DÖNÜŞMÜŞ GİBİ KİM TANRIYA İNANSIN KİM İNANMASIN, İSTEYEN İNANIR İSTEYEN İNANMAZ, GİBİ KİŞİNİN SANKİ BÖYLE BİR LÜKSÜ VARMIŞCASINA İNSALARIN İNANÇSIZLIĞI SAYGI GÖRÜYOR YADA SAYGI GÖRMEK DURUMUNDAYMIŞ GİBİ BİR TAVIR SERGİLENİYOR (AHLAKİ SAYGIYI KASDETMİYORUM)KİMSE KUSURA BAKMASIN SAYGI DUMUYORUM, KINIYORUM, HEMDE ŞİDDETLİSİNDEN OLANIYLA..
BAKINIZ ATEİST KAVRAMLAR VE SÖYLEMLER OKADAR YAYGINLAŞTIKİ TOPLUMDA MEŞRU BİR HAL KAZANMIŞ GİBİ BU BÖYLE OLMAMALIYDI ÇÜNKÜ BU TUTUM YENİ YETİŞEN GENÇLİK İÇİN BÜYÜK TEHLİKE OLUŞTURMAKTADIR MAMAFİH,ALLAH SIZLIK ANLAMSIZLIKTIR SÖZÜ BU GENÇLERİN GİRDİĞİ ANLAMSIZLIĞI AÇIKLAMAKTADIR VE ZAMANLA ANLAMSIZLAŞAN İNSANLAR MANTIK DIŞI DAVRANIŞLAR SERGİLEMEYE BAŞLARLAR (BUNLARIN EN BAŞINDA ŞİDDET GELEMKTEDİR)
HAL BÖYLE OLUNCA ATEİST FİKİRLERİ İSTEDİKLERİ GİBİ KULLANIP ULU ORTA SÖYLEMEYİ MARİFET BİLEN BAZI İŞGÜZARLAR HİÇ BUNLARI DÜŞÜNMEKSİZİN FUTURSUZCA DAVRANIŞLARINDA ISRAR ETMEKTEDİRLER
BAKINIZ BEN BURDA FİKİR ÖZGÜRLÜĞÜNÜN KISITLANMASINDAN BAHSETMİYORUM SADECE; İNSANIN AĞZINDAN ÇIKAN SÖZLERİNİ NEREYE VARACAĞINI DÜŞÜNMEYE DAVET EDİYORUM KURANDAN BİR ÖRNEK VERMEK İSTİYORUM SANIRIM NEYİ KASDETTİĞİMİ DAHA İYİ AÇIKLAMIŞ OLACAĞIM
ALLAH ADEMOĞULLARININ SIRTLARINDAN ZÜRRİYETLERİNİ VERİRKEN ONLARI KENDİ NEFİSLERİNE KARŞI ŞAHİTLER TUTMUŞTU VE ONLARA DEMİŞTİKİ BEN SİZİN RABBİNİZMİYİM ? ONLARDA EVET. RABBİMİZSİN DEMİŞLERDİ VE ALLAH ONLARA İŞTE BU KIYAMET GÜNÜ BİZ BUNDAN HABERSİZDİK DEMEMENİZ İÇİNDİR YADA ATALARIMIZ ŞİRK KOŞMAKTA İDİLER BİZ DE ONLARA UYDUK ONLAR YÜZÜNDE BİZİ HELAKMI EDECEKSİZ?DEMEMENİZ İÇİNDİR (ARAF 172) BU AYET ATEİST DÜŞÜNCELERİNİ FUTURSUZCA SERGİLEYEN BİRİLERİNİ DUYDUĞUMDA HER ZAMAN KULAĞIMA KÜPE OLUR....
VE ALLAH YUKARIDADA DEDİĞİM GİBİ KİMSEYE ATEİST OLMA FİKRİNİ SUNMAZ BÖYLE BİR TEZİ YARATMAYA BAŞLADIĞI İLK GÜNDEN YOK EDER BİZE NE OLUYODA BUNU AYYUKA ÇIKARMAYA ÇABALIYORUZ ISRALA..
SAYGILAR..
BELKISKÜBRA
Yazan: belkıskübra Tarih: June 5, 2006 10:47 AM
Sevgili Bekir Bey,
Uzunca bir süredir, gerek kendi sorunlarımın ağırlığı, gerekse ülkenin içine girdiği kasvetli, ürkünç ve puslu atmosferin etkisiyle bu blogda yazmaya üşenir oldum, doğrusu zaman ve enerji sorunum hep vardı ama şimdi bu bahaneyi daha bir şevkle kullanıyorum! Bunların yanında önemli bir neden daha var: Deyim yerindeyse, havanda su dövdüğümüzü artık iyiden iyiye hisseder oluşum... Anlaşılan o ki, diyalog çabası, biz fanilerin kelebek ömürleri süresince altından kalkabileceği birşey değil! Zor dostum, zor!
Neyse, verdiğiniz linkteki yazıları aynen buraya kopyalamak çok daha iyi olurdu ama, bilmemkaç no.lu kuralı ihlal etmeyelim şimdi! Özellikle Sibel Fidel hanımefendi hazretlerinin bunları harf harf okumasında yarar var -tabii tenezzül buyururlarsa! Bu iki yazının yanına ben de bir yazı önereyim kendilerine:
http://www.gazetem.net/etyenmahcupyan.asp
(Laiklik üzerine bir makale yayımlayacaklardı yanlış hatırlamıyorsam, belki yardımcı olur.)
Bana yönelik buyruklarının gereğini de münasip bir vakitte yerine getireceğimden endişeleri olmasın sayın hanımefendinin.
Yazan: metin-thePoor Tarih: June 5, 2006 12:23 PM
Sayın Metin Bey;
Sizin bir satırınızı okuyup da tebessüm etmediğimi bilmiyorum. Enerji sorunum var diyorsunuz ama bu küçücük mail de bile enerjiniz ve yaşam coşkunuz kendini gösteriyor. Çabalarınızın boşa gittiğini de nerden çıkardınız üstelik? Diyolog, ikna etmek değildir unutmayın!
Yorumlarınızdaki sağlam mantalite ve bilinçli tevazunuz arkadaşlarla sohpetlerimizde bahis mevzuu oluyor sıkça.Yaşama sevinciniz bize de bulaşıyor.
Yaşadığınız duyguya "ümitsizlik" demeyelim de "yaz rehaveti" deyiverelim.
Saygılar, Ferhat
Yazan: Ferhat Tarih: June 5, 2006 04:46 PM
Ferhat Bey, sağolun, varolun. Teveccühünüz.
Tabii bir de şu var ki; yazmaya ara verince yazılar, yorumlar birikiyor ve altından kalkmak çok zor oluyor. Kim ne demiş, saatlerce o ilmek senin bu ilmek benim incelemek zor oluyor. Üstelik blogistanın tek parseli de Mustafa Bey'in değil!
Neyse, hiç değilse kadir kıymet bilenler var sizin gibi! Efendim, Muzmin Anonim dostumuz bu satırları okumadan toz olayım buradan, yoksa yine "körler sağırlar birbirini ağırlar" gibi algılanacak!
(Kaşla göz arasında bana MA.org bölgesinde mecburi hizmet vazifesi tevdi edildi, bunun da farkındayım!!!)
Yazan: metin-thePoor Tarih: June 5, 2006 05:39 PM
Yumurta mı tavuktan çıkar, tavuk mu yumurtadan çıkar türü bir dipsiz tartışmaya sürüklenecek yerde bilimle dinlerin, imanla düşüncenin, yaradılışçı görüşle evrimci görüşün birbilerini sanılanın aksine zenginleştirdiğini, geliştirdiğini düşünmekte yarar var. Rene Descartese kulak verelim:
"Bizim çıkış noktamız bireyin öznelliğidir. Çıkış noktamızdan bakıldığına 'düşünüyorum öyleyse varım' gerçeğinden başka bir gerçek olamaz. Herhangi bir gerçekten önce, bir mutlak gerçek olmalıdır. Bu gerçeği kavramak basittir, zira bireyin varlığında mevcuttur."
Evet mutlak gerçek bireyin kendisinde olanca karmaşıklığınla mevcuttur. Bireyin(insanın) nesnel olduğu kadar öznel, öznel olduğu kadar da nesnel bir gerçeklik olduğunu unutmamak gerekiyor. Orta çağ yobazlığı ile pozitivist yobazlık arasındaki en önemli benzerlik her ikisinde de mülahazat hanelerinin sımsıkı kapalı ve hatta kilitli oluşudur. Unutmayalım ki bildiklerimiz, bilmediklerimizle karşılaştırıldığımızda ummanda bir katre bile değildir! Evet, yumurta tavuktan çıkar ama tavukta yumurtadan çıkar. Gerçek somut değil soyuttur.
Yazan: ERGİN TOYER Tarih: June 5, 2006 05:50 PM
Ergin bey,
Evet.. Ben de o gorusteyim. Dolayisi ile, ekleyecek, itiraz edecek cok sey yok.
Ote yandan, evet, bu sene pek de garip bir seneydi.. Bazi kuyularin dibi delndi, bazi kuyularin dibi bulundu..
Ustune ustluk, kus gribi illeti de yumurta ve tavuk isinden para kazananlarin cogunun zenginliginden cok sey goturdu.. Kimleri de daha zengin oldular..
Neyse.. yumurtacilik ve tavukculuk sektor (!) haber ozetlerinden baska bir haberim daha var: Yumurta-Tavuk paradoksu yakin zamanda cozume kavustu.
Artik baska bir metafor bulmak lazim :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: June 5, 2006 08:10 PM
Müzmin Bey,
"Neyse.. yumurtacilik ve tavukculuk sektor (!) haber ozetlerinden baska bir haberim daha var: Yumurta-Tavuk paradoksu yakin zamanda cozume kavustu.
Artik baska bir metafor bulmak lazim :-)"
:-)
Aslında çözülen bir şey yok. Bir önkabule dayalı olarak felsefi çıkarım var."Yaşayan ve mutasyona uğrayan bir kuş türünün, mutasyon sonucunda, tavuk türüne dönüşmüş bir embriyo yapmış olması gerektiği" konusunda bir önkabulle başlandığı için haliyle yumurta tavuktan önce vardı deniyor.Pekii mutasyona uğramış bir kuş türünün tavuk türüne dönüştüğünü kesin olarak biliyor muyuz? Hayır.. Önkabulsüz düşünüldüğünde bu çözümsüzdür.
Yani metafor devam ediyor.. :-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 5, 2006 11:50 PM
Ozturk bey,
Bilimde onkabul yoktur, ama, felsefede bal (!) gibi vardir, ve tadindan da yenmez :)
Siz simdi, koskoca --yetiskin ve en az bir cift-- tavuk yaratmanin yumurta yaratmaktan daha tutarli bir onerme mi oldugunu soyleyeceksiniz yani?
Edebilir.. ama, artik batildir :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: June 6, 2006 12:12 AM
Öncelikle, sitedeki kışkırtıcı yorumlar için kimi tebrik(!) etmem gerektiğini bilemedim.. bu türden yorumların sahibi insanların ortak noktada buluşacağına inancım azalmaktadır.. BIrakın ortak noktayı, karşılıklı oturup iki kelime edemeyeceklerini, çünkü muhtemelen ikinci kelimeden sonra kafa göz LÜ bir iletişime geçeceklerini düşünüyorum..
Biraz abarttım ama :)
Mustafa Beyin,bazı yorumculara, farklı düşündükleri için bazılarına da farklı düşünmedikleri için cevap tarzı değişiyor , Biz isterdik ki ev sahibi olarak kendini en tepeye alıp, aşağıda olan biteni yorumlasın yani bir yanlılık amacı gudmeden sadece tarafsız bir gozlem yapsın,, ama yine de çok teşekkür ederek en azından bu tarafsızlığı uygulamaya çalıştığı için saygı duyduğumu belirtmek isterim..
Daha sonra ufak bir ricada bulunmak istiyorum:
Lütfen TÜRKÇE mizi güzel kullanalım kullanamayanları uyaralım bazen o kadar gerksiz kelimeler kullanıyoruz ki şaşıyorum .. o kadar güzel tükçe karşılığı olan kelimeler var ki..., dilimize sahip çıkalım tabi eğer bu duyarlılığımız var ise..
teşekkürler..
Yazan: sessiz Tarih: June 6, 2006 12:30 AM
Aslina bakarsaniz yumurtadan civciv cikar. Bugune kadar bir horozun yumurtladigi gorulmemistir ve bu da yumurtanin tavuktan ciktigina delildir.
Bakiyorumda blogun teist arkadaslari tavuklari ve yumurtalari gorunce "geyik" ortamina ativermisler kendilerini.
Istermisiniz sekulerist yorumcularda "Teist Yorumcularin Satir Aralarinda Gezinti" adli bir yazi kaleme alsinlar. Gerci sekuleristler "sense of humor" tasimazlar pek. Her halde teistlerin iki dunyaya da hakim olmasi onlari ustun kiliyor :) (Sekulerist arkadaslar hemen atlamayin iki dunyadan kastim bu dunya ve ahiret degil. Teistlerin dunyasi ve sekuleristlerin dunyasi. Bir tesit cami geyiklerini de Lab geyiklerini de bilir, ama tersi dogru degildir)
Eyvah!!!...Ustun dedim yine... (Ne egoymus kardesim kullandikca buyuyor)
Yazan: fatih demir Tarih: June 6, 2006 01:08 AM
"Sekulerist Yorumcularin Satir Aralarinda Gezinti" guzel bir baslik olmus. Yazinin kenarindaki grafik da basarili bir calisma, ancak, icimden aman iyi ki resimlerimizi basmamislar diye gecirmedim desem yalan olur.
Yukaridaki bazi yorumcu arkadaslarin onerdikleri gazete makalelerini okudum. E. Machupyan, madem engin sanat bilgisini yabanci bir terim kullanarak ortaya koymayi gerekli gormus, o terimi dogru hecelese daha iyi olurmus bence. Metin Bey'e secimi icin tesekkur ediyorum, zira benim de bu sayfada "ideolojik kitsch" olarak niteleyebilecegim o kadar cok yorum cikiyor ki.
Sayin Akyol, yukarida alinti yapmis oldugunuz iki yorumum arasinda en ufak bir celiski goremiyorum. Iki yorum da, tanri veya herhangi bir dogaustu varligin, somut kanitlar ortaya kondugu takdirde bilimsel methodlarin varsayimlarina dahil olabilecegini kabul ediyor, ve bilimsel metodun uzerine dayandigi temellerden biri olan "ampirik" bakis ile sizin de tespit ettiginiz uzere paralellik gosteriyor.
Iki yorumda da tanriyi kabul veya inkar etme gibi bir niyet olmadigi gibi benim de sizinle boyle bir tartismaya girmek gibi bir niyetim yok. Cunku siz de, ben de gayet iyi biliyoruz ki, secularismi bir sanki bir dinmis gibi paketleyip insanlara yutturmaya calismak, fundementalist Hristiyanlarin onlarca yildir bikmadan usanmadan yaptiklari bir tartisma. Bu tartisma Amerika'da defalarca yargiya intikal etti, verilen yargi kararlari ortada. Simdi bunu orjinal bir gorus gibi ortaya koyup da, ya tutarsa diye Turk kamuoyunun golune maya calmaya calismak bence gereksiz bir caba.
Sayfanizda zaman zaman yer verdiginiz pek cok alintiya bakarak, Amerikan toplumunu bizlere gore daha demokratik sekuler bir toplum olarak nitelediginiz sonucuna variyorum. Size 1994 yilindaki "Peloza vs. Capistrano School District" davasini incelemenizi tavsiye ederim.
Bu davada J.E. Peloza isimli bir ogretmen, Capistrano okul bolgesinde evrim teorisinin ogretilmesinin zorunlu kildigini, boylece kendisinden ogrencilere zorla "sekuler humanizm" dininin ogretmesinin istendigini iddia ederek yuksek mahkemeye basvurdu. Yuksek Mahkeme ogretmenin basvurusunu reddererek, kararinda ne evrim teorisinin ne de sekuler humanizmin bir din olarak kabul edilemeyecegini acikca belirtmistir. Amerikan okullarinda evrim teorisinin yani sira, akilli tasarim gibi "creationist" (yaratici) yaklasimlarin ogretilmesi konusunda da tekrar tekrar verilmis mahkeme kararlarini burada listelemeye gerek yok saniyorum.
Bilginize.
Sibel
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 6, 2006 05:52 AM
Kitabinizi okuyamadim cok zevk alabilecegimi tahmin ediyorum, kisa yazilariniz bana 1978 de Humeyni nin Irana donmesi icin can atan daha sonrada husrana ugrayan Iranin bircok kesiminden dostlarimi hatirlatti. Et emeyen insanlar hic farkinda olmadan kendisini Hinduizmin veya Budizmin icinde bulur ve bunu yasaminin en guzel kaderi (olan) olarak gorur. Mesih bekleme gelenewginden gelen bu topraklarda her edepli ahlakli insanin mesih lesebilecegini batida goruyoruz, ama hata yaptiklarinda onlari yargiliuyabiliyorlar tanri dahi olsa kabul edip carmiha gerebiliyorlar . biz neden hata yaptiginda carmiha gerebilecegimiz olgusunu goremiyoruz. Sizden ricam sizin (Din) Taniminizi sizden ogrenmek istriyorum. Eger Tanri size zatini gosterse siz onu tanirmisiniz?
SLM
SELIM
SALIM
SELAM
ASLIM
ISLAM
Bak hepsi ve bircogu SLM kokunden geliyor
Yazan: THE TIME Tarih: June 6, 2006 07:04 AM
Sibel Hanim,
"ancak, icimden aman iyi ki resimlerimizi basmamislar diye gecirmedim desem yalan olur. "(SF)demissiniz.
sakasi bile hos degil. Mustafa Bey'in yaptigini benzetmeye calistiginiz sey hic hos degil. Bakin espiri guzeldir zaten "Yazinin kenarindaki grafik da basarili bir calisma" demissiniz. Ama resim basma cidden ayip.
Mustafa Bey'in demokratligini nerelere cekiyorsunuz. Hos olmuyor. Sonra birileri de sizi krokili insanlarla ansa hos olur mu?
Sessiz Bey/Hanim,
Kendi adima Amerikada uzun sure yasamamdan ve Turkce karakterleri kullanamamaktan kaynaklanan problemler yasadigimi kabul ediyorum. Bazen Ingilizce dil yapisi ile Turkce dil yapisi arasinda bocaliyorum. Devrik devrik cumleler kuruyorum. Kendimi duzeltmeye calisiyorum. Lutfen anlayisla karsilayin. Amacim Turkceyi katletmek degil yani.
THE TIME,
Siz neden bahsediyorsunuz ??? Ne Irani, ne budizmi, ne Mesihi, ne carmihi, kim kime gorunuyor?? Selim ve Salim'i taniyorum da Aslim kim?
Yazan: fatih demir Tarih: June 6, 2006 09:37 AM
Aslinda bu gun gene temel kavramlar uzerine okudugum birkac yazinin linkini vermeyi dusunuyordum. Ama asagida alintiladigim yaziyi okuyunca bazi tatli hayallere daldim. Eh ne yaparsiniz "umit fakirin ekmegi" vede "hayal kuramadiginizda olursunuz". Epey bir zamandir Amerikalar'in radar ekranimda olusu da cabasi. O da beni ayri bir hayal dunyasina surukler ama neyse.. (hayal dunyasindami yasiyorum doktor?Yasayacakmiyim?) Ispanya'da "Bask'in bolunmesi ihtimaline ordu sessiz kalamaz" mealinde kustahlik yapan general (yoksa albaymi idi-her ne ise, onlarda "buyukelere danismadan darbe yapilmaz" adab-i muaseret kurali varmi, yoksa darbe yapmak passe'mi oldu bilmiyorum). Neyse siz yaziyi okuyun da sonra bana teshis koyun.
Taha KIVANÇ
t.kivanc@yenisafak.com.tr
--------------------------------------------------------------------------------
Ne kadar şükretsek az...
"İyi ki bizim ülkemiz bu halde değil..."
Pazar günü oturmuş gazetelere göz gezdirirken, New York Times'ta (NYT) hiç beklemediğim bir haber ile karşılaştım. İlk tepkim yukarıdaki cümle oldu.
NYT son zamanlarda Türkiye'yi yakın tâkibe aldığı için ondan beklediğim haberler var. Geçen hafta, durduk yerde, "Türkiye'de darbe olmamalı" anlamına gelen bir başyazı yayımladı ve Amerikan yönetimine "Türkiye'deki askerlerle aran iyi, demokrasiden vazgeçilmemesi gerektiğini hatırlat" aklını verdi. Ertesi gün, Beyaz Saray sözcüsü, "Biz Türkiye'de demokrasi dışında bir seçenek bilmiyoruz" deyiverdi...
Beklemediğim haberi gazetenin, Arjantin'le ilgili. Bizim için bayağı uzak bir ülke Arjantin, ama ABD açısından 'arka bahçe' durumunda. Bu sebeple de, Amerikan gazeteleri orada olup bitenleri sürekli sayfalarına yansıtıyorlar. "Arjantin'den bana ne" noktasında olduğum için, bir gün de dönüp o haberleri okuma zahmetine katlanmıyorum. Oysa, Arjantin'de önemli şeyler oluyor...
Arjantin'de cumhurbaşkanlığı seçimleri üç yıl önce yapılmış ve Néstor Kirchner adlı bir hukukçu o makama seçilmiş. Ülkede başkanlık sistemi olduğu için Kirchner hükümetin de başı. Savunma Bakanlığı koltuğuna şu yakınlarda Nilda Garré'yi atamış; Garré o koltuğa oturan ilk Arjantinli kadın politikacı unvanına sahip...
1970'li yıllarda sokak çatışmalarında 30 bin Arjantinli hayatını kaybetmişti; kimi kurşunlara hedef olarak, kimi de kaçırılıp kaybettirilerek... 'Kirli savaş' diye de anılan karanlık dönemi Arjantin'in... Ülke, o dönemi geride bırakmanın keyfini çıkartıyor son yıllarda. Demokrasi sayesinde işler mümkün olduğunca yolunda gidiyor. Ancak, son zamanlarda, Kirchner-Garré ikilisinin odağında yer aldıkları bir kriz de tırmandıkça tırmanıyor. NYT'a göre, "Arjantin Cumhurbaşkanı ile Arjantin ordusu çatışıyor..."
Sorun, hukukçu Cumhurbaşkanının eski defterleri açma arzusundan kaynaklanıyor. Çatışmaların olduğu yıllarda öğrenciymiş Néstor Kirchner ve pek çok arkadaşı kollarında can vermiş... Yakınlarından kaybettirilenler de varmış... "Sorumlular kimse, ipin ucu kimlere kadar gidiyorsa soruşturulacak ve suçlular cezalandırılacak" diyormuş...
Cumhurbaşkanı orduyla kavga eder mi? NYT son olayı şöyle özetliyor: "Başkent Buenos Aires'te Pazartesi günü yapılan 'Ordu Günü' kutlamaları sırasında, bazı subaylar Cumhurbaşkanı Kirchner'e arkalarını döndüler. Kürsüde yaptığı konuşmada Silâhlı Kuvvetleri geçmişte bulaştığı 'devlet terörü' yüzünden eleştirdiğinde ise, bir subay daha salonu terk etti." Cumhurbaşkanı, askerî istihbaratın politikacı ve gazetecileri gizlice dinlemesini de eleştirmiş aynı konuşmada.
Bir Cumhurbaşkanı, hem de 'Ordu Günü' gibi önemli bir etkinlik sırasında, günün anlam ve önemine uygun bir konuşma yapması beklenirken, "Bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak hiçbir korkum yok" der ve karşısındaki üniformalılara dönüp "Sizlerden de korkmuyorum" diye ekler mi? NYT, Kirchner'in bu sözleri sarf ettikten sonra kimseye selâm vermeden çıkıp gittiğini de kaydediyor...
Bayağı ciddi bir sinir savaşı yürüdüğü çok belli. 24 Mayıs günü, emekli ve muvazzaf subaylar 'solcu gerillalara karşı verilen onurlu savaşı' anma amacıyla yürümüşler. Emekli bir general konuşmuş yürüyüşte, cumhurbaşkanını ve devlet âdâbı sebebiyle yapılanlara ses çıkartmayan Kara Kuvvetleri Komutanı Gen. Roberto Bendini'yi suçlamış. Sonra? Etkinliğe katılan muvazzaf subaylara ceza yağmış, emekli subaylar da hesap vermek üzere Genelkurmay Başkanlığına çağrılmış...
NYT'ın aklı fikri askerî darbede; değerlendirme yazısının bir yerinde, "Askeri darbe ihtimali zayıf" diyor... Eskiden olsa çoktan olurdu havasında... Falkland Savaşı'nda (1982) tattıkları yenilginin üstesinden gelememiş askerler... 'Kirli savaş' faturası da toplum tarafından onlara çıkartılmış... Tabii, işbaşına getirdiklerinin yolsuzlukları da tüy dikmiştir... NYT, "Zaten 70 bin asker var hepi topu, para da hak getire" diyor Arjantin Silâhlı Kuvvetleri için...
Kirchner'e hak vermiyor NYT, uzmanları konuşturup aşırıya kaçtığını onlara söyletiyor. Koltuğa oturur oturmaz, Karacı generallerinin üçte ikisini, Havacı ve Denizcilerin de yarısını erken emekliliğe zorlamış. 1976-83 arasındaki diktatörlük döneminde işkencehane olarak kullanılan bir askerî okulu 'insan hakları müzesi' yapmış. 'Kirli savaş'ta görev almış kişilere getirilen af yasalarını Anayasa Mahkemesine götürüp iptal ettirmiş; şimdi çoğu emekli general yargılanma endişesindeymiş... İlk yargılama günü belli: 20 Haziran...
Ne ülkeler var Yarabbi... Biz iyi ki öyle bir ülkede yaşamıyoruz...
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 6, 2006 10:10 AM
“Ben akıllıyım sen değilsin” gibi bir söz sahibinin konuşmadan kaçışının/güvensizliğinin göstergesi olarak okunur. Daha baştan konuşmayı tüketme hedefi taşır bu yaklaşım. Diyaloğu hedeflemez... Savunudur…
Öte yandan aynı söz, pratikte bir yafta olarak işlemeyi de amaçlar. Savunmacılığın kestirmeden yol alıcılığı… Buna benzer önyargılar dindarlarda da vardır. Onların da “ben seküler değilim çünkü.....” diye başlayan kurabileceklerini tahmin edebileceğimiz pek çok cümleleri olduğuna eminim. Fakat bunlar görülmüş tekil örneklerden yola çıkarak yapılan genellemelerdir. Genelleme temeldeki yaklaşımın akla, zekâya, araştırmaya değil pragmatizme dayandığını gösterir. Bu da zaten bu konuşmalardaki çelişkinin sebebidir. Bugüne kadar sekülerizm adına , kabilevi tarafgirlik duygusundan beslenmeyen, salt gerçeği aramaya yönelik bir çaba göremememiz de bundan.
Bu konudaki tartışmalar demogojiden ibaret çünkü düşünce ve bilim, "yaşam tarzı ideali" üzerinden yapılamayacak kadar ağır/ciddi bir iştir. İthal ikame işlemiyor.
Yazan: Hande E. Tarih: June 6, 2006 10:25 AM
Metin Bey dostum,
"Uzunca bir süredir, gerek kendi sorunlarımın ağırlığı, gerekse ülkenin içine girdiği kasvetli, ürkünç ve puslu atmosferin etkisiyle bu blogda yazmaya üşenir oldum, doğrusu zaman ve enerji sorunum hep vardı ama şimdi bu bahaneyi daha bir şevkle kullanıyorum! Bunların yanında önemli bir neden daha var: Deyim yerindeyse, havanda su dövdüğümüzü artık iyiden iyiye hisseder oluşum... Anlaşılan o ki, diyalog çabası, biz fanilerin kelebek ömürleri süresince altından kalkabileceği birşey değil! Zor dostum, zor!" (MTP)
Ah dostum bozuk plak gibi gelecek ama gene "duyguklarima nede guzel tercuman oldunuz". Benim nazari sessizligimin saikleride ayni. Kaderin fi tarihinde "Muslim manifesto" bahanesi ile getirdigi bu kahvehanede mudavim olup ciktim. Bir noktada bu iptila beni sizin gibi mudavim dostlara bir AA (Akyoloholics Anonymous) kurma teklifini dahi dusundurdu (Muzmin dostumuz anonim kelimesinin telif haklarini kaydettirmedi ise). Ama bakmayin siz benim dusunduklerime; ben 30 senedir sigarayi birakmayi da dusunuyoum (oops!) Iste son zamanlarda sizinle paylastigim halet-i ruhiyeye ragmen bakin bugun ikinci yorumum. Walla dostum taniyabildigim kadari ile sizde benim gibi her adimini bir strateji dahilinde atan biri degilsiniz. Biz ilham perileri (yada Nesin'in tabiri ile 'cinleri') geldiginde agzimizi aciyoruz; ben bazen gozumu de yumuyorum. Ve iyimser zamanlarimda "bir kotuluk gordugunuzde elinizle duzeltiniz, onu da yapamazsaniz dilinizle duzeltiniz, onu da yapamazsaniz en azindan bugz ediniz- ki bu imanin en zayif dereceisidir" hadis-i serifinden kuvvet alip "eh ben gorevimi yapiyorum; hedefe vasil edecek olanm Allah'tir" deyip teselli buluyorum. Bu gun oldukca iymser bir gunum dolayisi ile diyorumki:Kimbili belki sozlerimiz hicte hedef dinleyici olmayan birileri uzerinde kucukte olsa bir etki birakir; bunu aninda gozlemleleyemeyiz ama kimbilir belki memlekette bir gun demokratik vijdani, ahlaki durus "moda" olur, o zaman bizde cocuklarimiza torunlarimiza "bakin babaniz, dedeniz karli gorunenin degil dogru olanin pesinde kostu; hatta fiyat odedi" deme hakki elde ederiz yada "rahmetli babam dedem entellektuel prostitution yapmadi" diyebilirler. Bu bile yeterli ucrettir. Gorelim Mevlam neyler, neylerse guzel eyler.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 6, 2006 10:57 AM
Hande Hanim,
Bugun konuskanligim tuttu, onceki iki yorumumdanda anlasilacagi gibi. Her zamanki gibi kisiler, hatta olaylar degil kavrmlar uzerine yaptiginiz tahlil cuvaldizi kendimize cevirtici cinsten (yoksa igneyi mi idi?).
Serdettiginiz fikirler beni su dusunceye itti. Yaptigimiz sey sadece "sen dedin ben dedim" mi? Yani kimin dogru kimin yanlis nesnel olarak belirlenemezmi? Ortadaki sadece "fikir ayriligi" mi? Ben bu fikirde degilim. Bakiniz elhamudilillah imanimdan suphem falan yok ama bu sitede yazdigim bilmem kac duzine yorumda, ve ateist, laikci, Islam dusmani ile girdigim hicbir tartismada Islam'in dogrularini baz alarak arguman uretmedim. Cunki karsimdaki insan muslumanim dese dahi onun buna yukledigi manadan emin olmdigim icin islami referans kullanmadim. Bunun yerine bu kesimlerin kendilerinin acik veya kapali ortaya koyduklari degerler sistemini baz alarak fikirlerinin, tavirlarinin bu degerler sistemi ile celistigini gostermeye calistim. Ahlaki vijdani bazli argumanlar yaptigimda "minimimum evrensel ahlak", "insan olmanin mimimumu" gibi kavramlar kullandim. Ornegin bendeniz veya benzeri cizgideki arkadaslarin uzerine en fazla vurg yaptigimiz kelimler "laiklik", "cagdaslik", "batililasma" ve "demokrasi", "ataturkculuk:, "cumhuriyet" gibi kavramlaridir. Bu kavramlar benim kutsallarim degil, onlarin kutsallari oldugu icin bu kavramlari felsefi bazda sorgulamak dahi geregi duymadan "peki acaba sizin koydugunuz somut tavirlar, ifade ettiginiz fikirler bunlara ne kadar uyuyor ona bakalim" demeyi yegledim. Mustafa Bey, siz, Suat Bey gibi bircok yorumcular her soylemi ciddi birer dusunce urunu olarak aldiniz ve bunlar uzerine fikirler urettiniz. Benzeri bir egzersizi yapan Ibrahim Kalin'in "Cumhuriyet'in Derin Korkulari" yazisini bu siteye ben koymustum. Demek istedigim bu sekuler, laikci adi ne ise- durusun felsefi analizi cok yapildi ve de yapliyor; yapilmalidirda. Dilerdimki kendileri laf salatasi, solgancilik yerine gercekten bir inner journey yapip, "nedir bu tavrimin kokeninde yatan? Kimim nereden geldim nereye gidiyorum? Kinlerim nefretlerimin kokennde yatan nedir?" vb sorulari sorup korkularini acikca soylesinler. Bu yapilmadikca bircoklarimiz onlarin psikoanalizini yapip tahminler yurutebiliyoruz ancak. Bir yorumcu "imamlarin maasini devlet odemesin" deyip sonra "peki ama devlet dinden tamami ile elini ceksin ve biraksin herkes Kuran'mi Incilmi ogrenecek, kimden nasil grenecek karar versin" dedigimde camura yattiginda mecburen psikoanaliz ve niyet sorgulamasina giriyoruz. Bu fikirler ileri suren kimseler kendileri ortaya cikip "tamam ben Islam dusmaniyim; Fasistim, demokrasiden de laiklikten de nefret ederim" demedigine gore kendi ifadelerinden hareketle biz portre cizmek zorunda kaliyoruz.
Yorum kurallari geregi birileri icin "cuhela", "geri zekali" vb kelimeleri kullanmiyoruz; dogrusu da bu tartismanin selameti acisindan. Ama tarismanin bizleri biryerlere goturebilmesi icin konustugumuz konularda herseyin izafi oldugu on kabulu ile hemen hicbir konuda dogrunun nesnel yontemlerle belirlenemez oldugu dolayisi ile her ifadenin esit muteberliginin oldugu gibi bir usulude kabullenmememiz gerekir. Bu sitede gozledigim bir iki ornekle birazcik daha acayim mevzuyu: Birileri cikip "Hizbullah terorist bir orguttur" dediginde buna "fikir" diyebiliriz; her ne kadar sac bas yodurucu bulsakta. Ama kalkip Hizbullah'i Lubnan'dan Israil'e tasidiginda artik nesnel olarak "yanlis" veya "yalan" belirlemesi yapabilecek durumdayiz; ortada fikir falan yoktur. Bu kisi benzeri "verileri" defalarca sundugunda herhalde IQ seviyesi, cehalet gibi kavramlar uzerinden nesnel yargilara varmak mumkundur; artik bu vakiayi ureten nedir sorusunu sorma zamanidir.
Ama sonucta yalana bile yalan dememek, cehalet gordugunuzde "yaniliyorsunuz; sundan " demek cogunlukla daha etkin metoddur herhalde. Bu konuda siz ve diger yorumcularin uslublarini takdir ediyorum. Ama ben birilerinin de bu "cool", "hip", "moda", "guclu", "karli", "in" "cagdas:, "batili" bilmem ne olduklarini sananlara hicte oyle olmadiklarinin hatirlatmasi lazim; buda sadece tepkisel bir tavir degildir, bircoklari icin diger alternatiften daha gecerli strateji oldugunu tecrubelerimden ogrendim. Kisacasi siz ateizmi, sekulerizmi felsefi kavramlar olarak tahlil etmeye devam edin ben de bu ateizm, sekulerizm agnostisizm (Yani acik fikirlilik- bkz. Sezgin Kiroglu sozlugu), bilmem neyin neden birdenbire moda oldugu uzerinde fikir yurutmeye devam edeyim yorum kurallari icerisinde.
Saygilar
Not: Yorumunuzda beni veya herhangibir kisiyi degil uslubu muhatan aldignin farkindayim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 6, 2006 12:21 PM
Bekir Bey,
yukardaki yorumumu nasıl yorumladığınız anlamadım. Ama yorumu "sekülerist yorumcular..." başlığına gönderdim. Arada yapılan diğer yorumları okuyabilmiş değilim, burada Metin beyin kulakları çınlasın, zaman yokluğundan. Ama felsefi kavramlar olarak tahlil dediğiniz şeyi ben gayet pratik buluyorum. Yazının muhatabı siz değilsiniz bu yüzden muhatapların anlayışından kuşku ediyor olabilirsiniz. Ben insanların anlayışına güveniyorum.
saygı ve selamla...
Yazan: Hande E. Tarih: June 6, 2006 01:00 PM
Sayın Fidel,
"Secularismi sanki bir dinmis gibi paketleyip insanlara yutturmaya calismak, fundementalist Hristiyanlarin onlarca yildir bikmadan usanmadan yaptiklari bir tartisma."
İşin gelip dayandığı nokta burası nitekim. "Din" kavramı "irrasyonalite" ile yakın bir konumda anılmaya başlanınca sekülerizmin bir din olduğu iddiası elbette rahatsızlık verici bir şey. Tabi bu rasyonel değil duygusal bir tepki. "Nasıl olur da bizim dinimize din dersiniz?" demek gibi. Yalnız burada tartışma ister istemez sona erer. Çünkü bu durumda "benim dinim din değil" denirken aslında "benim dinim akılcı bir din, seninki değil" gibi bir şey söylenmek istenir. Peki bir tartışmanın nasıl olması gerektiğinin öğrenileceği yer olan felsefede böyle bir iddia ciddiye alınabilir mi? Tabiki hayır. Felsefede akılcılık (rasyonalizm) olarak bilinen yaklaşımın bu "ben doğruyum ve haklıyım"dan başka hiçbir anlamı olmayan akılcılık iddiası ile hiçbir ilgisi yoktur nitekim. Bu dikkate alındığında "sekülerizm din değildir" iddiası "sekülerizm yanlış değildir, iyi ve doğru bir şeydir" demekle eşdeğer. Bu bir akılyürütmenin sadece sonucu. Tartışılması gereken nasıl olup da bu sonuca varılmış olduğudur.
Yuksek Mahkeme ogretmenin basvurusunu reddererek, kararinda ne evrim teorisinin ne de sekuler humanizmin bir din olarak kabul edilemeyecegini acikca belirtmistir.
Evrim teorisi tabiki din filan değildir. Yalnızca onun çarpıtılmasının bir ürünü olan darwinizm sekülerizm dininin enstrumanı haline gelmiş durumda. Yüksek Mahkeme'nin üyelerini bu dinin dışında görmek için bir neden yok. Amerikan toplumunun daha bir demokratik olduğu savunulabilir belki ama bu her konuda model alınması gerektiğini içermez.
"Simdi bunu orjinal bir gorus gibi ortaya koyup da, ya tutarsa diye Turk kamuoyunun golune maya calmaya calismak bence gereksiz bir caba.
Bir iddianın doğruluğu özgünlüğünden oldukça farklı bir şey. Aksine sekülerizmin bir din olduğu çok sıradan ve kolayca anlaşılabilir bir şeydir. Bunda orjinallik aramak boşuna. Aynı yanlış birçok yerde yapılıyorsa bu yanlışın her yerde farklı şekilde düzeltilmesi gerekmez.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: June 6, 2006 01:10 PM
27 mayıs a dair yorumlarıma kimse birşey yazmamış.olsun bıkmamak lazım.Bir okuyun.Bir de aşağıda ki linki okuyun.
İşte bütün bu sitede ki konulara atıf olsun.altına ben de imza atmak isterdim.
http://www.gazetem.net/mehmetaltan.asp
Yazan: salih Tarih: June 6, 2006 01:27 PM
Bir de buna bakalım.
http://www.milliyet.com.tr/2006/06/06/son/sontur23.asp
Yazan: salih Tarih: June 6, 2006 01:31 PM
Hande Hanim,
Yazimin sonuda muhatabinizin ben veya herhangibir sahis degil, bir tartisma uslubunun, oldugunu yani usul uzerine oldugunu anladigimi belirtmistim. Dolayisi ile he ne kadar benim cevabimda size hitaben yazilmissasada benim genel olarak yaptigim kizim sana soyluyorum gelinim sen anla aliskanligim geregi yorumunuzun sevkettigi dusuncelerimi paylastim. Siz ozellikle "sekulerist yorumculari" muhatab almis olabilirsinizi, fakat ben bu sitede kullandigi uslup fazlaca "ilimli" olmakla suclanamayacak bir yorumcu olarak kendi adima "diger lisan" icin bir mudafa denemesi yaptim; o kadar. Aslinda bu fazla orijinal degil artik siz ve diger bazi yorumcularla "metod" uzerinde zaman zaman girstigimiz fikir teatisinin bir devami mahiyetinde benim icin. Siz ve Metin Bey gibi benimde bugunlerde bir "zaman" problemim var; siz darligindan bense bollugundan sekvaciyiz. Ama ben sizinle ayni derdi paylastigim zamanlarda dahi altinda bazi isimler, ornegin Hande E. yazan yorumlari okumaya mutlaka zaman bulurdum.
Son bir not: Ben sizin gerek burada gerek kendi blogunuzdaki yorumlarinizi cogunlukla kavramlar uzerine, analitik, soyut ve dolayisi ile felsefi buluyorum. Tabiiki idrak sahibi insanlar bunlardan pratik cikarimlar yaparlar. Daha uygun karakterize edecek tasvifler yapilabilir ama benim kelime haznem fazla kuvvetli degil goruldugu uzere.
Hurmetler
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 6, 2006 03:36 PM
Bekir Bey,
cevabınız için çok teşekkür ederim. Çoğu zaman hassasiyetlerinize katılıyor ve yorumlarınızı her zaman arıyorum. Elinize, zihninize sağlık...
saygılarımla
Hande E.
Yazan: Hande E. Tarih: June 6, 2006 04:32 PM
Arkadaslar,
Bu mevzuulardaki butun tartismalari takip edememis olan arkadaslar ve mevzularin arkasindaki veriler konusunda yeteri kadar vukufiyeti olmayanlar bulunbilecegi dusuncesi ile Sibel Fidel'in son yorumunu baz alarak konu basligi ile ilgli bazi hususlara bilgim olcusunde aciklik getirmek istiyorum.
Soyle buyurmus Sn. Fidel:
"Sekulerist Yorumcularin Satir Aralarinda Gezinti" guzel bir baslik olmus. Yazinin kenarindaki grafik da basarili bir calisma, ancak, icimden aman iyi ki resimlerimizi basmamislar diye gecirmedim desem yalan olur (SF)
Walla o sizinle "belki ulke icin birseyler yapabiliriz" diye dusunen (bu arada bal tutan parmagini yalar hesabi nemalanmayida ihmal etmeyen uzatmali cavus maasi ile Istanbul'un mutena semtinde villalar alabilen) vatansever, Batisever, cagdas, ulusalci, derin devletci, "asker-millet elele" ceteleriniz (saunacilar, Atabeyler, Susurlukcular, Semdinliciler, ulusal solcular, kurtculuar (her iki cinsi) arasindaki bir mevzuu. Soyleyin adamlariniza bi daha yapmasinlar. Artik bu "Yasadik, bu Tukiye'nin 11 Eylulu, hemde adam "allahuekber demis; sonrada durup 'ne icin sizi oldurecegim konusmasi yapmis' diyen Beyaz Turkler, kufurbazin zevcesi Tansel Colasan artik sut yemis kediye donduler. Ama Sibel Fidel o Anitkabir ve Kocatepe cikarmasinin puskurtulmesinden beri medyayi takip etmiyor olacakki hala "iyiki resmimizi koymamis" diye (yorum kurali geregi self-sansur edilmis kelime) yapiyor.
"...Cunku siz de, ben de gayet iyi biliyoruz ki, secularismi bir sanki bir dinmis gibi paketleyip insanlara yutturmaya calismak, fundementalist Hristiyanlarin onlarca yildir bikmadan usanmadan yaptiklari bir tartisma. Bu tartisma Amerika'da defalarca yargiya intikal etti, verilen yargi kararlari ortada. Simdi bunu orjinal bir gorus gibi ortaya koyup da, ya tutarsa diye Turk kamuoyunun golune maya calmaya calismak bence gereksiz bir caba" (SF)
Yok oyle "defalarca yargiya intikal eden" ve "sonucu ortada" olan "sekulerizimin adeta bir din olarak sunulmasi" meselesi (Eger Bayan Fidel "Amerikadaki dindarlar aslinda pekte sekuler hayat yasiyorlar; onlarin dindarligi zaten cenneti bastan garantilemis "hani Isa bizim icin oldu; dolayisi ile hepimiz affedildik" ayagi varya- vede kiliseye gitmenin partner bulmaktan is baglamaya kadar her turlu sekuler aktivitenin yapildigi epeycede karli oldugu, homseksulel, subyanci papazlarin pekte yaygin oldugu gibi "BATI'DAKI DINDARLARIN SEKULERLIGI" olgusundan bahsetmiyorsa.)
Anayasa Mahkemesi'nin bir kararinin gerekcesindeki bir cumle, veya YOK'un bir karari ile "kanun" kavramini karistiran Sibel Hanim sakin AT, yaradilis, din dersleri vb cinsinden din ve sekulerizm konulari ile uzaktan yakindan alakali her karari "sekulerizmin din olarak paketlenip sunulmasi" ile karistiriyor olmasin?
Aksini iddia ediyorsa buyursun gorelim hangi kararlarmis ve "ortada" olan sonuc neymis. Hodri meydan. Eger bir ornek verilecekse dogru yansitiltmasini tavsiye ederim; cunki aramizda o kararlari bulup okuyacak ve gerekirse cumle cumle tahlil edecek techizatta olanlarimiz var.
"Sayfanizda zaman zaman yer verdiginiz pek cok alintiya bakarak, Amerikan toplumunu bizlere gore daha demokratik sekuler bir toplum olarak nitelediginiz sonucuna variyorum."(SF)
Hmmm, Mustafa Bey'i bilmem ama "Turkiye'den daha demokratik" oldugu dunya ulkelerinin buyuk bolumu hele hele "domkrasi" oldugnu iddia edenlerin hepsi icin dogrudur. ABD'nin "demokratik sekuler" oldugu Mustafa Bey'in fikrimi bilmiyorum. Simdi bir daha okudum yaziyi. Bundan "amerika demokratik sekulerdir" anlami cikarmak icin epeyce satir arasi okumak lazim, herhalde. Her ne ise belkide Sibel Fidel bir sonraki argumanina zemin hazirliyor.
Bakalim neymis:
"Size 1994 yilindaki "Peloza vs. Capistrano School District" davasini incelemenizi tavsiye ederim.
Bu davada J.E. Peloza isimli bir ogretmen, Capistrano okul bolgesinde evrim teorisinin ogretilmesinin zorunlu kildigini, boylece kendisinden ogrencilere zorla "sekuler humanizm" dininin ogretmesinin istendigini iddia ederek yuksek mahkemeye basvurdu. Yuksek Mahkeme ogretmenin basvurusunu reddererek, kararinda ne evrim teorisinin ne de sekuler humanizmin bir din olarak kabul edilemeyecegini acikca belirtmistir. Amerikan okullarinda evrim teorisinin yani sira, akilli tasarim gibi "creationist" (yaratici) yaklasimlarin ogretilmesi konusunda da tekrar tekrar verilmis mahkeme kararlarini burada listelemeye gerek yok saniyorum.(SF)
Haa simdi anlasildi. Amerika "demokratik sekuler" olduguna gore "eh bakin amerikalilar ne yapti" ayagi. Onlar yaptigina gore... eeee? Duh! Simdi hakkini vemek lazim Sibel Fidel pek ender yaptigi birseyi yapip, referans konuda "dogru verinin" en azindan bir kismini sunuyor. Bu kadarada sukur. "Peloza v. Capistrano Unified School District" kararinin karakterizasyonunun yarisi dogru. Peloza soyadli ogretmenin argumanlarindan bir tanesi Sibel Fidel'in ifade ettigi gibi evrim inanci disindaki inanclarin ogretilmesini yasaklanmasinin Anyasa'nin 1.ci degisiklik maddesi (1st amendment) te bahsi gecen "establishment clause" (yani bir cesit 'devletin resmi dini olamaz' prensibi) nin ihlal edildigi idi. Diger birkac arguman daha vardi, ornegin ders disindaki zamanlarinda ogrencilerle ne konusacaginin kistlanmasinin kisisel ifade hurriyetini ihlal ettigi gibi. Mahkeme cok tartisilan kararinda (evet orada mahkeme kararinin tartisilmasi hedef gosterme addedilmez; ne bilsinler) melalen evrim terisi bir dini teroi degildir diyor. Sekulerizm din degildir gibi bir cumleye rastlamadim ama o da mukundur; mahkemenin genel yaklasimina aykiri degil en azindan.
Guzel de bundan ne anlamamizi isiyor Sn. Fidel? Bu konuda Mustafa Bey;in yazisibndaki sekuleristlerin "din ve bilim" tanimi ve bunlari "mutually exclusive" (birbirini karsilikli olarak disarda birakan) kumeler olarak gormesi, ve bu tavri "sekulerist despotizm" e goturmesi uzerine fikirlerinin hangisini curutmek icin sunuyor Sn Fidel? Anlayan beri gelsin.
Bir kere Peloza V. Capistrano davasi sadece ve sadece bir ogretmenin kendisinin ogrencilere yaratilisi ogretme hakkinin oluup olmadigi kararidir. Bu genel bir "sekulerizm vs dindarlik" karari olmadigi gibi "sekulerizm birtakim on kabullerle, inanislarla hareket etmektedir; bu bakimdan bir dini andirir" fikrini curuten bir karar da degilir. Ikincisi, Sibel Fidel'in iddiasinin aksine bu konuda son nokta falan konulmus degildir ABD'de. Bizim 700 sozumona akademisyenin, Ismet Berkan, Ozdemir Ince gibi bilimadami/filozoflarimizdan bilgilerini edinenler boyle zanneder. Ama durum sudur: ABD'de AT veya yaratilis (farkli seyler) okutulusunmu okutulmasinmi ekseni uzerindeki davalar ancak DEVLET OKULLARI ile ilgilidir. Ozel okullarda, mesela vakif, kilise, havra veya cami okullainda kimin ne okutacagina devlet karisamaz. Ve nitekim pek cok AMERIKAN OKULLARINDA BUGUN YARATILIS ve/veya AT okutulmaktadir.
Diger bir noktada su meshur: "ABD'de son nokta konuldu" yalanidir. Dostlar bizim fasistler dunyayi anlatirken "bakin ordada bizim gibi" demeye calisirlar hep. Artik bilisim calignda oldugumuzu unutup ABD'de, ve genelde demokratik ulkelerde "samar gibi cevap", "son nokta" "laiklik dersi" bilmem ne kavramlarini baska ulkelerede yansintip "veri" imal ederler. Oysa bir Amerikali entellektuele boyle birsey soylerseniz en azindan guler gecer; dahada bilgili ise "turkmusunuz?" der. Demokratik ulkelerde "son nokta" falan konulmaz dostlar. Oralara gizli anayasa, kirmizi kitap, "ulkenin gercek sahipleri", zinde gucler, 1000 yil devam edecek 28 Subat falan olmaz (bkz Watergate. Mc Carthyizm). Ne kurtaj, ne "kadin erkek esitligi" ne hopmoseksuellik nede EVRIM-AT-YARATILIS konusunda son nokta falan konulmamistir. Cesitli mahkemeler onunde karar bekleyen en az bir duzne dava vardir AT_Yaratilis-Evrim'le ilgili. Ayrica orda bizdeki gibi "YARATILIS OKUTULAMAZ" diyen bir merkezi otorite veya TEVHID_I TEDRISAT KANUNU falan yoktur. DEvlete ait okullarda ne okutulacagini dahi her okul bolgesi (school distric) kendisi karar verir. Ancak birilieri itiraz edip sonuc alamadiginda durum mahkemelere intikal ettiginde "ictihat" olusurabilecek kararlar cikar. Ictihatlarda kanun degildir. Bir Yuksek Mahkeme anayasada "kurtaj hakki" okur; oburu gelir tam tersini okur yarin. Gidis muhafazakarlik dogrultusundadir. Kurtaja bircok eyalet ciddi sinirlamalar getirmistir; bircok eyalet tamamemen "ensest durumunda dahi" yasak etmeyi tartismaktadir. Yaratilis ve AT bundan 20 sene oncesine gore buyuk ilerleme kaydetmistir. Ne AT ne yaratilis benim bilgili oldugum konular degil. Mustafa Bey, Suat Bey, Mustafa Ajlan Bey, Huseyin Avdic Bey gibi mevzuya vakif pek cok arkadas detaylari ile burada ve kendi sitelerinde sundular. Ilgili ilmeklerde kisa bir dolasma her sorunun cevabina ulastirir hepimizi. Ben sadece burdaki kasitli yaniltmaya dikkat cekmek istedim. ABD'de gecirdigim ceyrek asirda ordaki sosyopolitik yapi, yonetim ve kultur konusunda bazi gozlemler, cikarimlar yapim. Konunun bu kismi uzerinde bir miktar vukufiyetim vardir.
Birde madem ABD'nin "demokratik" oldugu uzerine arguman yapildi alin siz bir "democracy in action" verisi. ABD'de yapilan kamuoyu yoklamalarinda halkin ezici cogunlugu "AT evrimle beraber okutulsun" diyor. Degisik bolgelerdeki degisik yoklamalarda degisik rakamlar cikiyor. Son ve en genis kapsamli Zogby Internatinal anketine gore "AT okutulsun" diyenler %78. "sadece evim okutulsun" diyenler %8, sadece AT (veya yaratilis emin degilim) diyenler gene %8. "her ikiside oktulusun" diyenlerin oran tahsil seviyesi ile dogru orantili olarak artiyor. Yani kamu her iki teorinininde oktulmasindan yana. Ve goreceksiniz bu gelecekte belirleyici olacak. Eee, demokrasi boylesi birsey iste. Sisman kari soylediginde dahi son nokta falan konulmaz.
Ama diyelimki ABD'de durum Sibel Fidel, Ozdemir Ince, Ismet Berkan ve A. R. Bolukbasi'nin dedigi gibi. Ne yazarki? Bizler bagimsiz dusunebilen bireyler degilmiyiz? Dogrulari yanlislarimizi "bakalim Amerikalilar ne demis" diyemi karar veriyoruz? Burada kendinizi ele verip Batilinin yanilamazligi on kabulunuzu sergilemiyormusunuz? Abdullah Cevdet'ten beri bir arpa boyu yol kat edemedikmi? Eger boyle bir on kabulle hareket ediyorsaniz neden demokrasi, laiklik gibi kavramlara gelince "ama bizim ozel kosullarimiz.." diye camura yatiyorsunuz? Bakin obur ilmekte bir Sevgi Sibel Hanim tamda bunu diyor " yok oyle demokrasi verelimde dincilere yobazlara firsat ciksin" mealinde "demokrasi benim gibi olma hurriyetidir" ezberleri. "masum masum erkek arkadasi ile elele yuruyen mini etekli kizin hurriyeti" imis tehlikede olan. Basortulu bir kalles kadinin, hunharca okula gidip cagdas egitim alma hurriyeti diye birsey olabilirmi imis.
Gene dagittim galiba. Dedimya "butun yollar Tophane'ye cikar".
Laikcilere (baskalari sekulerist desin, ateist desin bence en uygun kelime bu) konuyla ilgili iki soru ile bitireyim:
1. Okullarda AT dahil nelerin okutulup nelerin okutulamayacagi konsunda ABD'deki standartlarin aynisini uygulamayi kabul ediyormusunuz? (Ozel okullar, devlet okullari ayrimi dahil)
2. ABD'de devlet okullarinda AT veya Yaratilis'inda okutulacagi karari ciktiginda (cikarsa diyelim nesnellik geregi) sizler tutumunuzu degistireckmisiniz?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 6, 2006 07:01 PM
Salih Bey,
Simdi Sibel Fidel'in yorumunu baz alarak yazdigim uzun yorum bir teknik hatadan dolayi gume gitti. Simdi tekrar yazacak takatim kalmadigi icin, size cevap yazayim dedim.
Walla, bahsettiginiz yorumlarinizi da linkini verdiginiz milleyet haberinide okudum. Birsey anladi isem Arap olayim. Milliyet haberi bir darpla ilgili; her gun olan siradan bir darp. Adamin biri kadinin birini taciz ediyormus; kadinda birkac arkadasina adami dovdurmus. Bunun ne ile ne alakasi varki? Yorumlariniz ise kusura bakmayin tam evlere senlik cnsten "demokrasiyi ordu getirmis" falan. Icinde bolca demokrasi basortusu, Kurt meselesi, 27 Mayis falan geciyor da ne demokrasiden yana olup olmadiginiz, ne basortsu veya insan haklari konusundaki gorusleriniz, darbeci olup olmadiginiz, nede Kurt meselesi uzerine ne dusundugunuzu anlamak zor. "Muslul'u almadan Diyarbakir alinmaz" (?)(mealen) falandan bahsetmissiniz. Mizah kaabiliyetinizi eminim herkes takdir etmistir. "dikkat cekmeme" sorunu bundan olabilirmi acep? Neyse bakin dikkat cektiniz.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 6, 2006 08:09 PM
Bekir Bey,
Sizden rica ediyorum benim goruslerime yorum yaza yaza kendinizi taakatsiz birakmayin. Madem bos vaktiniz var, bir tatile cikin, gundelik meselelerden uzaklasmaya calisin, dogada vakit gecirin, bakin, cok sevdiginiz bir canliyi kaybettiginiz zor bir donemden geciyorsunuz.
Yorumlariniza bunun disinda bir cevap vermeyecegim.
Saygilarimla.
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 7, 2006 12:07 AM
Sibel Hanim,
Yukardaki yorumumun ilk paragrafi gozunuzden kacmis olacak. Asagiya alintiliyorum:
"Bu mevzuulardaki butun tartismalari takip edememis olan arkadaslar ve mevzularin arkasindaki veriler konusunda yeteri kadar vukufiyeti olmayanlar bulunbilecegi dusuncesi ile Sibel Fidel'in son yorumunu baz alarak konu basligi ile ilgli bazi hususlara bilgim olcusunde aciklik getirmek istiyorum." (BLY)
Benim ozel meselelerime gosterdiginiz ilgiden dolayi tesekkur ederim. Sizden ve duvardan cevap beklemiyorum artik. Bu tesebbusumun sonuclari kayitlardadir. Cok sevdigim bir canliyi (oglumu)kaybettim. Yerine uc tane gene cok sevdigim canliya yuvami ve kalbimi actim. Aslinda burda yaptigimda ayni ugrasinin devamidir. Ah bunu bir anlayabilseniz Sibel Hanim! Magdur olan, mazlum olan zayif olan hakki yenilenin yaninda olmak. Bir deneyin degisiklilik olsun. Eminim bu kaabiliyet butun insanlarda mevcuttur.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 7, 2006 01:27 AM
Bekir Bey,
Gene ucuz tiyatrolar, gene ucuz tiyatrolar...Eger benden bir cevap beklemiyorsaniz lutfen yazilarinizda ikide bir ismimi kullanmaktan vazgeciniz ve ozellikle sahsim hakkinda nezaketsiz ve on yargili yorumlardan kacininiz.
Sibel
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 7, 2006 08:02 AM
Bekir Bey
Milliyetten verdiğim link yakalanan yüzbaşı atabeyler çetesiyle ilgili haberdi.Ama sanırım kalıcı bir link değilmiş.
Usta duruşunuzla bana ilgi göstermenize çok sevindim.Ama ben ilgiyi tesbiti yapılmış konular üzerine çekmek isterdim.
Şahsi görüşlerimden anlaşılmayan noktaları toparlayıp tekrar yazacağım.
Ama baştan beri bu sayfalarda vakit buldukça yaptığım yorumlarda dikkat çektiğim nokta hiçbirşeyci ama kendisi olan birbirey görüntüsü vermektir.Hayatımızın gençlik dönemlerinde pek çok arkadaşımız hayatlarının kolaylaşması için,kendilerine bir yer bulabilmek için,psikolojik eksiklerini tamamlamak için hep bir takım kurumlara,derneklere,oluşumlara,cemaatlara üye olmaya çalıştılar.
Bizim böyle bir ihtiyacımız o zaman da ,şimdi iş hayatında da olmadı.
Saygılarımla
Yazan: salih Tarih: June 7, 2006 08:56 AM
CHP'nin solculugu veya sagciligi uzerine ilginc bir yazi. Fazla uzun olmadigi icin alintiladim:
Ahmet KEKEÇ
akekec@yenisafak.com.tr
--------------------------------------------------------------------------------
Sağdan git, belki solu bulursun!
Biliyorsunuz, ülkemizi "Sosyalist Enternasyonal"de de temsil eden CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, partisini sağa açmaya karar verdi. "Kim olursan ol, yeter ki gel" biçiminde özetlenebilecek bu politika değişikliği, laikliğin tehlikede olduğuna inanan herkesi CHP çatısı altında "birleştirmeyi" öngörüyor.
Eskiden "cephe hükümetleri" vardı; 12 Eylül öncesini yaşamış olanlar, sağ-sol ayrıştırmasını hızlandırmak dışında bir işe yaramayan ve nihayetinde 12 Eylül darbesini buyur eden "milliyetçi cephe hükümetleri"ni hatırlayacaklardır.
Bu "cepheleşme" işleri, daha çok bölünme potansiyeli taşıyan ülkelerde görülür ve ortada genellikle (en azından bir taraf açısından) rasyonel talepler vardır; yeni bir yurt, yeni bir bayrak, yeni çıkar alanları gibi. Ki, taraflardan biri, azınlık ya da çoğunluk farkmez, kendisini mutlaka bütünden ayırır, "bütün"ü temsil eden güçlerin müdahalesini de "cephe refleksleri"yle savuşturmaya çalışır. Bu da, kaçınılmaz olarak, çatışmayı, iç savaşı ve nihayetinde siyasal bölünmeyi doğurur.
Baykal'ınkini sağduyulu bir politika arayışı saymak zor. Çünkü, "cephe siyaseti", ne adına yapılırsa yapılsın (ister laiklik, ister İslamcılık, isterse ultra liberalizm adına) yanlış ve bir o kadar da tehlikelidir.
Bir kere, bu politikanın bir rasyonalitesi yok. Baykal, merkez sağdaki laik oylara da talip olduğunu söylüyor ama, ortada "laik" diye niteleyebileceğimiz bir oy potansiyeli yok.
Elbette laikliğin tehlikede olduğunu düşünenler çıkacaktır. Nitekim, CHP'deki belli bir azınlık böyle düşünüyor. Olabilir. Tersini düşünenler de var. Mesela, CHP'nin internet üzerinden yaptırdığı ankete göre, laiklikle irtibatlandırabileceğimiz "irtica", Türkiye'nin temel sorunları arasında ancak dördüncü sırayı işgal edebiliyor.
Demek ki, Baykal'ın iktidar partisine karşı kullandığı muhalefet tezini, CHP'liler de inandırıcı bulmuyor.
Şu "sağa açılma" meselesi hakkında da birkaç şey söylemek istiyorum:
Klasik tanımıyla sağcılık, "statükonun muhafazası" anlamına geliyorsa (ki, bu genelgeçer tanımlamada doğruluk payının yüksek olduğunu düşünüyorum), CHP zaten sağcı bir partidir.
En azından "solcu" değildir. Sosyal demokrat hiç değildir.
Değildir, çünkü bu partiyi yönetenlerin (İsmet Paşa'dan Deniz Baykal'a, Bülent Ecevit'ten Erdal İnönü'ye) nasıl bir 'solcu' ve 'sosyal demokrat' oldukları, 'sol'u nasıl tanımladıkları konusunda bir fikrimiz yok. Bu konuda fikir oluşturacak bir icraatleri de yok.
Elimizde, pu partiyi "sol"la irtibatlayacağımız bazı veriler var, Kemalizm, TSK'yla kurulan özel ilişkiler, "Anadolu solculuğu", "laiklik hassasiyeti", "ulusalcılık", bazı darbeleri sevmek bazı darbelerden nefret etmek gibi, ama bu birbiriyle irtibatlı olmaması gereken şeylerden de "sol kimlik" çıkmıyor.
Hulasa, vaktiyle "cunta anayasası" diye eleştirdiği 82 Anayasası'na sahip çıkan, YÖK'ün statüsünü muhafaza etmek için elinden geleni ardına koymayan, en temel insan hakları konularında bile kulağının üstüne yatmayı tercih eden, devletin resmî ideolojisi dışında yeni ve orijinal hiçbir şey söylemeyen bu parti, zaten sağcı bir partidir; "sağa açılıyoruz" diye yeni bir zahmete girmenin anlamı yok.
Baykal, "sağa açılmak"tan, bugün AK Parti, DYP ve Anavatan'ın savunduğu ya da savunur göründüğü siyaset çizgisini kastediyorsa, "özgürlükleri" (ve reformculuğu) önceleyen bu siyaset çizgisinin de "sağ"la bir ilgisi yok. Bu partilerden ilki muhafazakar, ikincisi milliyetçi, üçüncüsü de liberal olarak biliniyor, ama CHP'ye göre daha solda, daha sosyal demokrat görünüyorlar.
Hedef, bu partilere benzemekse, Baykal doğru yolda demektir. Sürekli batıya giden gemilerin doğuya ulaşması gibi, CHP de sağdan giderek (belki) günün birinde solu bulacaktır.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 7, 2006 09:25 AM
Sibel Hanim,
Burada yaptigimiz sey ortaya cikan konularda gorus ve bilgiler sunmaktir. Adinizin kullanilmasini istemiyorsaniz Ataman Bey'in yaptigini yapmak seceneklerden biridir. Size kalmis. Son iki yorumumun ilk paragraflari muhastaplarimin kimler oldugu ve yazdiklarimin gayesi konusunda yeteri kadar aydinlaticidir. Burasi ozel mesajlasma panosu degil. Serbest fikir teatisi forumudur.
Benim ozel hayatima bu derece ilginiz artik can sikmaya basladi. Ben simdi sizin psikoanalizinizi yapip bu ilginin nerden kaynaklandigin falan tahlil etmeyecegim. Benim sizin adiniz gecen her yorumum belirli fikirler, kavramlaer, sergilediginiz prototipin anlasilmasi uzerinedir. Karsi fikir uretmekten aczimi anlamaliyim bu taniyip bilmediginiz insanarin ozel hayatlari ile ilgili spesifik iddialainizdan? Ornegin ABD'de "sekuklerizm dinmidir" konusunda verilimis kararlar uzerine bir atis yaptiniz. Buna cevap verdim. Bu kadar vurusu benim ozel hayatim yerine bunlar uzerine yapsaydiniz daha yararl olmazmi di? Ozel hayatim konusacagim doastlarim da vardir; tesekkurler! Siz onlardan biri degilsiniz. Burda fikirler yarisiyor. Biraz magazinlerden basinizi kaldirmanizi tavsiye ederim.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 7, 2006 09:39 AM
Bekir Bey ile Sibel Fidel Hanim in yorumlarini okudum da; birsey dikkatimi cekti paylasmak istedim...Bekir Bey, fikirler uzerinden yorum yapiyor ve sorular soruyor..Ancak, Sibel Hanim, direkt konularla ilgili sorulara cevap vermeyip, ozel hayata saygisizlik olarak nitelendirilecek yorumlarda bulunuyor...Unuttugu birsey var; kendisi baska bir ilmekte Muzmin Anonim in yaptigi bazi yorumlarla kendisini rencide ettiginden bahsetmisti...O zaman kendisine yapilmasini istemedigi birseyi baskasina da yapmamali kisiler diye dusunuyorum..
Saygilarimla,
Asli Altay
Yazan: Aslı Altay Tarih: June 7, 2006 04:09 PM
"Sibel Hanim, direkt konularla ilgili sorulara cevap vermeyip, ozel hayata saygisizlik olarak nitelendirilecek yorumlarda bulunuyor..."
Aslı Hanım ne kadar da isabet buyurdunuz, ama ne yaparsınız birileri kendini "ben akılcıyım" "ben nedersem o olur" diye ikna edince ortaya üç maymun çıkıyor;siz nederseniz deyin onlar "duymadım","görmedim" öyleyse benden başka kimse "konuşmasın".
AHMET
Yazan: AHMET Tarih: June 7, 2006 05:28 PM
Sekulerizm genel anlamda dini mudaheleden bagimsiz olarak karar vermeyi ve hareket etmeyi prensip alan bir felsefe olarak tanimlanabilir. Sekuler gorusler tarih boyunca kendilerini farkli alanlarda gostermislerdir:
1) Devlet Sekulerizmi - Din ve devlet islerinin birbirinden ayrilmasidir. Dinin, bir devletin kamusal islerine dahil edilmemesi, devletin butun dinlere ve ateizme esit mesafede durmasi, yasalarin dini inanislardan bagimsiz olmasi, hukumetlerin dini mudaheleden bagimsiz olarak karar vermesi anlamina gelir. Laiklik, sekulerizmin bu alani ile sinirlidir. Devlet Sekulerizmi ve Laiklik es anlamli olarak kullanilabilir.
2) Toplumsal Sekulerizm - Bir toplumu olusturan bireylerin dusunce, hareket ve kararlarinda dini mudaheleden bagimsiz olmasi durumudur.
3) Sekuler Humanizm - Laiklik ve toplumsal sekulerizmden cok daha genis kapsamli bir kavramdir. Insanin degeri ve onuru, etik, ahlak, insanlar icin daha iyi bir dunyanin yaratilmasi gibi yasamsal meselelerin dini mudaheleden bagimsiz olarak ele alinmasi gerektigini savunur.
Sekulerizmin yukarida acikladigim kollarinin hepsi tanriya inanis konusunda tavirsizdir. Sekulerizm, bu yonu ile ateism, agnostisizm ve deizm gibi goruslerden ayrilir, cunku tanrinin varolup olmadigi, veya nasil varoldugu konusunda herhangi bir gorus beyan etmez, tanri kavrami ile ilgilenmez, tanri kavramindan bagimsizdir. Bu nedenle seculerizmin yukarida acikladigim kollarindan hicbiri bir dini inanc olarak gorulemez. Sekuler gorusleri benimseyen insanlar arasinda, ateist, agnostik, deist kisiler oldugu gibi budist, hindu, hristiyan, musluman, yahudi ve diger dinlere mensup kisiler de vardir. Bu kisiler icin sekulerizm bir dini inanc gorevi gormez, o yondeki bir ihtiyaci veya boslugu dolduramaz, kendine has ritueller icermez veya tanri kavramina bir aciklama getiremez.
Simdi konuya biraz daha aciklik getirmesi acisindan ornekler vermeye calisacagim.
LAIKLIK
Ulkemizdeki rejimin ve anayasamizin geregi olan laiklik prensibinin tum boyutlari ile anlasilmasi taraftariyim. Onun icin laiklik konusuna mumkun oldugunca cok ornek verip, aramizda zaman zaman gorus ayriligina yol acan konulari mumkun mertebe ele almaya calisacagim. Laik bir devlette:
- hukuk kanunlari dini mudaheleden bagimsiz olarak belirlenir. ornegin devlet, kurtaj, kok hucre arastirmalari, cok eslilik, homoseksuellerin evliligi, uyusturucu, alkol ve sigara kullanimi vb. alanlarda kisitlamalar getirebilir ancak bu kisitlamalarda verilecek kararlar dini goruslerden bagimsiz olarak alinir.
- devletin yayin organlari herhangi bir dini goruse ayricalik taniyacak sekilde yayin yapamaz
- devlet okullarinda herhangi bir dini goruse agirlik verecek sekilde egitim verilemez. devlet okullarinda zorunlu din dersi diye birsey soz konusu olamaz. devlet okullarinda herhangi bir dinin peygamberinin dogumu, olumu vs. kutlanamaz. devlet okullarindaki egitimciler veya ogrenciler asiriya kacan dini semboller kullanamazlar. devlet okullarinda herhangi dine ayricalik taniyacak sekilde egitim verilemez (ornek: akilli tasarim teorisinin ogretilmesi).
- devlet kurumlarinda memurlar herhangi bir dine ayricalik taniyacak sekilde hareket edemezler, asiriya kacan dini semboller kullanamazlar.
- devlet, dini hizmet vermek uzere vatandaslardan vergi toplayamaz.
- devlet, kurum ve kuruluslara, herhangi bir dine ayricalik taniyacak sekilde fon aktarimi yapamaz. imam hatip okullari diye birsey olamaz. diyanet isleri baskanligi olamaz. devlet imamlara, papazlara, hahamlara maas baglayamaz, camilere, kiliselere, sinagoglara fon aktaramaz.
- kamusal alanda devleti temsil eden kisiler ve bu kisilerin devlet kaynaklari ile orada bulunmayi hak eden misafirleri, herhangi bir dine ayricalik taniyacak sekilde hareket edemezler, asiriya kacan dini semboller kullanamazlar.
- kimse dini gorusunu aciklamaya mecbur edilemez, vatandaslarin kimlik kartlarinda din ibaresine yer verilemez, nufus sayimlarinda kimseye dinin veya mezhebin nedir diye sorulamaz.
- devlet butun dinlerden esit mesafede durur, vatandaslarina sonsuz din ozgurlugu tanir, baskalarina zarar vermedigi surece herkes istedigi dine inanabilir, tapinabillir, dini kurum ve kuruluslara bagis yapabilir, dini egitim veren ozel okullara gidebilir veya cocuklarini yollayabilir.
TOPLUMSAL SEKULERIZM
Modern toplumlari olusturan pek cok birey, tanriya inansalar da inanmasalar da gunluk hayatlarinda verdikleri kararlarin cogunu tanri faktorunden bagimsiz olarak almaktadirlar. Ornegin:
- Pek cok dine inanan kisi, dinen gunah sayildigi halde halde sosyal muhabbet ortamlarinda alkol kullanmaktan, arkadaslariyla heyecanli bir mac izlerken soguk birasini yudumlamaktan, bogazin kenarinda balik, raki ve roka uclemesine girmekten, veya bir guzel bir peynir tabaginin tadini iyi bir dost ve bir bardak sarap ile cikarmaktan zevk alir. Pek cok dine inanmayan kisi de alkolu sagliga zararli buldugu veya beyin hucrelerini oldurdugunu dusundugu icin icki kullanmaz. Sekuler toplumlarda insanlar icki icme veya icmeme kararlarini gittikce dinden bagimsiz olarak almaktadirlar.
- Pek cok dine inanan bayan, basortusu kullanmamaktadir. Dine inandigi halde mayosu veya bikinisi ile ulkemizin yosun ve balik kokulu masmavi denizlerinin, guzel kumsallarinin tadini cikaran ve her yil tatil beldelerimizi dolduran pek cok bayan vardir. Sekuler toplumlarda insanlar giyim-kusam kararlarini gittikce dinden bagimsiz olarak hava kosullarina veya o gun yapacaklari aktivitelerin gerekliliklerine gore almaktadirlar.
SEKULER HUMANIZM
Sekuler humanistler, insanlari sevmenin, insanlara saygi duymanin, insanlarin hakkini yememenin, calmadan, cirpmadan, kimseye zarar vermeden, dostca ve baris icinde daha onurlu ve daha ahlakli bir hayat yasamanin tanri inancindan bagimsiz olarak da gerceklesebilecegini savunmaktadirlar. Cogu sekuler humanist, dinlerin veya dinsizligin bizleri birbirimize yaklastiracagi halde, birbirimizden uzaklastirdigini, kutuplasmalara yol actigini, asiri hallerde savaslara ve siddete yol actigini dusunmekte, insanlik icin "bu dunyada ve bu hayatta" tanri inancindan (veya inancsizligindan) bagimsiz bir cikar yol olabilecegi noktasinda fikir birligi yapmaktadir. Ornegin:
- Telefon faturasi odeme kuyrugundasiniz, en son geldiginiz halde kimse fark etmeden kuyrugun onune gececek bir firsat yakaladiniz. Gene de kuyrugun onune gecmezsiniz, cunku o kuyruktaki insanlari seversiniz, saygi duyarsiniz ve haklarini yememeye calisirsiniz. Kuyrugun onune gecmeme karariniz dini inancinizdan bagimsizdir.
Son olarak soylemek istedigim birsey var. Bu blogda benim goruslerimi, militanist, otoriter ve statukocudan tutun da ceteci, yolsuz, emperyalist, materyalist vb. gibi siniflara sokmak isteyen, on yargili, tahammulsuz ve nezaketsiz yorumcular ile cok karsilastim. Malesef, zayif bir yonum var, haksizliga hic tahammul edemiyorum, onun icin zaman zaman haksiz oldugunu dusundugum yorumlara siddetli tepki verdigim yazilarim oldu. Bu yazilarda bile yorumu yapan kisiye hakaret etmek yerine, icinde bulundugu psikolojik durumu ve onu o yorumu yapacak noktaya getiren faktorleri incelemeye calistim. Hicbir zaman "oxymoron" gibi, "peydahlamak" gibi, "dusuk iq seviyesine sahip olmak" gibi hakarete varan kelimelere yer vermedim.
Yukaridaki goruslerimin yargilamasini sizlerin akliniza ve vicdaniniza birakiyorum.
Yazan: Sibel Fidel Tarih: June 7, 2006 08:20 PM
Sn. Sibel hanım'ın yazısı oldukça aydınlatıcı.
"sekülerizm == ateizm" denklemini savunanlar ve "laiklik" kavramının içini boşaltanlar iyice okumalılar.
Sn Ataman Ertuğrul ile birlikte köktendinciliği değil, akılcılığı savunduğumuz için "militan ateist" olarak "mercek altında damgalanan" ben, bu yakıştırmayı yapanlara bunu anlayarak okumalarını tavsiye ediyorum. İyice okuyunuz.
Yazan: Yilmaz Tarih: June 7, 2006 08:48 PM
Arkadaslar,
Ben Sibel Fidel hanimin son yorumunda onemli buldugum bazi guncel konulardaki fikirlerini ele almak istiyorum. Toplumsal sekulerizm ve sekuler humanizmin tanimlari ve orenekleri ile ilgili fazla bir problemim yok. Benim bu sitedeki yorumlarimi takip edenler onceliklerimin devlet ve guc sahipleri tarafindan topluma yapilan dayatmalar, hak ihlalleri, toplum muhendisligi girisimleri oldugunu not ederler eminim. Dolayisi ile toplumun yani bireyler tolulugunun serbest olarak yaptigi secimler benim hedef tahtamda degildir. BU secimler sekulerizm de olabilir, ateizmde theismde.
Genede once bu sekuler humanizm uzerine bir not. Gecen MAZLUMDER'in organize ettigi Insan Haklari Sempozyumunda bir ABD'li hukuk profesoru "ateist veya agnostiklerin insan haklari konseptleri icin temel bulmalari zordur" demisti mealen. Ben bunu biraz daha genisletip "dini referans almayan bir ahlak konsepti olusturmak zordur" diyecegim. Humanizm dedigimiz sey tabiati itibari ile izafiyet icerir. Sekulerist toplumlarda sik duyulan "anything technically possible is ethically justified" (teknik olarak mumkun olan hersey ahlaki olarak dogrudur) ve hedonizmin mottosu "if it feels good do it" (zevk veriyorsa yap) bu izafiyetin sonucudur. Sabit degerler olmadigi icin hemen hicbir davranisin ahlakiligi vijdaniligi icin ortada bir kompas yoktur. Genellikle "kotu" yu "iyi" yi tanimlarken "gordugumde tanirim" denir. Dinler ahlaki, vijdani bir izafiyetten kurtarir sabit degerler ikame eder. Uygulama icin ise herseyi goren Polis, Bekci, Enforcer vardir. Sadece faydaci veya islevsel olarak bakilsa dahi bunun toplumlara sagladigi yarar yadsinamaz. Sibel Hanim teorik olarak sekuler humanizmi ve toplumsal sekulerizmi birazda suslenmis orneklerle "ulkemiim guzel sahilleri, bikini, roko yapragi vb" ile anlasilir sekilde aciklamis ama tabiiki "the proof of the pudding is in the eating" (muhallebinin isbati yenildiginde ortaya cikar) hesabi bunun gunumuzdeki sekulerist toplumlarda ortaya cikardigi sosyal hastaliklar konularina girmemis. Neyse benim konum da bu degil.
Benim konum laiklik. Cunki gunumuz Tukiye'sinde muhtemelen en fazla istismar edilen, uzerinde kavram kargasasi yaratilan operasyonel kelime bu.
Sibel Hanim bu defa laiklik kavraminin cercvesini biraz daha genisletmis daha oncekiler gore. Daha once sadece "din isleri ile devlet islerinin ayrilmasi" seklinde tanmlamisti laikligi. Simdi bu konudaki fikirlerini analiz edelim.
"LAIKLIK
Ulkemizdeki rejimin ve anayasamizin geregi olan laiklik prensibinin tum boyutlari ile anlasilmasi taraftariyim. Onun icin laiklik konusuna mumkun oldugunca cok ornek verip, aramizda zaman zaman gorus ayriligina yol acan konulari mumkun mertebe ele almaya calisacagim. (SF)
Bende mevzuunun iyi anlasilmasindan yanayim. Ama "rejimin ve anyasanin geregi" olan "laiklik" in taniminin anayasada bulunmadigini da not edelim. Ayrica "rejimin anyasanin geregi" demek bunlar tasa islenmis "bible -truth" (Incil dogrusu) demek degildir. Demokratik toplumlarda, kavramlara yuklenen manalarda toplumla beraber degisir.
Bakalim icini nasil doldurrmus Sibel Hanim:
"Laik bir devlette:
- hukuk kanunlari dini mudaheleden bagimsiz olarak belirlenir. ornegin devlet, kurtaj, kok hucre arastirmalari, cok eslilik, homoseksuellerin evliligi, uyusturucu, alkol ve sigara kullanimi vb. alanlarda kisitlamalar getirebilir ancak bu kisitlamalarda verilecek kararlar dini goruslerden bagimsiz olarak alinir." (SF)
Buna tam katilmam mukun degil. ABD'de Kongresi'ndeki pek cok konusma kayitlarina bakarsaniz cesitli sosyal konularda konusan kongre uyelerinin sik sik "our Judeo-Christian Values (bizim Yahudi-Hiistiyan Degerlerimiz) geregi" ile baslayan, bu dinleri baz alan ahlaki degerleri cesitli kanun tekliflerini desteklerken veya karsi cikarken referans alan konusmalar, metinler gorursunuz. Kimsede kalkip "biz din devletimiyiz? Laiklik elden gitti" falan reaksiyonlari vermemistir. Yasalari yasama yapar demokrasilerde. Yasama mensuplari, yani topluumun temsilcileri toplumn degerlerini yansitirlar; bunun icin adlari VEKILDIR. Millete vekalet ederler. Avukat icin de ayni kelime kullanilir. Ilisiki VEKIL-MUVEKKIL iliskisidir. Dolayisi ile vekiller, yani yasama mensuplari, aldiklari kararlarda, cikardiklari kanunlarda muvekkillerinin degerlerine sadik kalmak zorundadirlar. Mecluisimzin duvarinda "Hakimiyet Kayitsiz Sartsiz Milletindir" ibaresi izahtan varestedir. O zaman toplumda var olan degerleri vekilin "yok bu olmaz, bu dini degerleri yanistiyor" diye gormezden gelebilirmi? Bunu yaptiginda VEKIL'lik gorevini yaptigi soylenebilirmi? Ve o rejimin artik halkin temsil edildigi rejim oldug soylenebilirmi? "ama o zaman laiklik ne olacak" diyebilecekler icin: Laiklik demokrasinin on sarti degildir; demokraside laiklikte birbiri olmadan yasayabilir. Bizde ikiside yoktur. O zaman esas mevzuya yani demokrasilerde devlet-din iliskisinin nasil olduguna gelelim. Demokrasilerde laiklik kosulu "devletin resmi dini olmaz" (ornegin ABD anayasasinin 1. degisiklik maddesinde "Congress shall pass no law establishing religion" 'kongre resmi din tesis eden kanun geciremez' ifadesi vardir). Diger Bati ulkelerindede temel yaklasim aynidir; Fransa'da durum biraz daha Sibel Hanim'in sinirlamasina yakindir. Orda sanki "devlet sekuler olmalidir" denilmektedir. Devletin resmi dini olmamasi veya yasamanin "belirli bir dinin esaslarina gore kanun yapmamasi" demek onun kanun yaparken toplumda var olan dini kokenli degerleri disarda birakmak zorunda oldugu demek degildir. Zaten bu pratik oarak nasil mumkun olabilirki? Hangimiz vijdani, ahlaki degerlerimizin kokenlerini, bu dini, bu geleneksel, bu irsi, bu evrensel ahlak diye bolumlere ayirabilirizki? Bu toplumlar icinde boyledir. Turk toplumunda "ben ateistim" deyip bircok islami degerlerle hareket eden, onlari kompas olarak kullanan pek cok insan biliyorum. Bircoklarinin "sekuler" sandigi degerlerion pek cogu dini kokenlidir.
"devletin yayin organlari herhangi bir dini goruse ayricalik taniyacak sekilde yayin yapamaz
- devlet okullarinda herhangi bir dini goruse agirlik verecek sekilde egitim verilemez. devlet okullarinda zorunlu din dersi diye birsey soz konusu olamaz. devlet okullarinda herhangi bir dinin peygamberinin dogumu, olumu vs. kutlanamaz. devlet okullarindaki egitimciler veya ogrenciler asiriya kacan dini semboller kullanamazlar. devlet okullarinda herhangi dine ayricalik taniyacak sekilde egitim verilemez (ornek: akilli tasarim teorisinin ogretilmesi).
- devlet kurumlarinda memurlar herhangi bir dine ayricalik taniyacak sekilde hareket edemezler, asiriya kacan dini semboller kullanamazlar.
- devlet, dini hizmet vermek uzere vatandaslardan vergi toplayamaz.
- devlet, kurum ve kuruluslara, herhangi bir dine ayricalik taniyacak sekilde fon aktarimi yapamaz. imam hatip okullari diye birsey olamaz. diyanet isleri baskanligi olamaz. devlet imamlara, papazlara, hahamlara maas baglayamaz, camilere, kiliselere, sinagoglara fon aktaramaz." (SF)
Burda Sibel Hanim'in yapiginin adina ne diyorlar bilmiyorum. Veriden kural cikarma; tumevarimmi dir nedir. Sibel Hanim Turkiye'ye bakiyor ve kendisine "din lehine" gozuken hemen herseyi yasakliyor "laiklik" adina. Ama "din aleyhine" gozuken hicbirseyden bahsetmiyor. Bu kadar ornege gerek yok asklinda . LAIK ULKEDE DEVLET DIN ISLERINDEN ELINI CEKER demek yeterli degilmi? Peki Sibel Hanim bunu niye demiyor da bir suru zahmete giorip devletin ne yapmamasi gerektigini soyluyor? Burada Sibel Hanim mevcut rejimin aslinda Islam'a hizmet ettig on yargisi ile hareket ediyor. Oysa Sibel Hanim'in karsi ciktigi uygulamalarin ve kuruml