« DNA, Allah'ın Kanıtları ve Ateist İman | Ana Sayfa | Paralel Bloglara Tebrikler ve En İyi Dilekler »

June 15, 2006

Laiklik Üzerine İyi Bir Dizi

Derin Sular sitesinde beş yazılık bir seri halinde yayınlanan Laiklik dizisini herkese tavsiye ederim.

Fransız devriminin kilise karşıtı militan 'sans-culotte'larını resmeden bir tasvirDizinin tümü iyi, ama özellikle bazı "çok iyi" noktalar var. Örneğin "Dünyanın pek çok yerindeki laik diktatörlüklere bakılarak da anlaşılabileceği gibi, laiklik, inanç özgürlüğünü temin değil, tehdit eden bir kavram" cümlesi, bunlardan biri. Bu yorum, Türkiye'de dillerden düşmeyen "laik cumhuriyet"in aslında tek başına pek bir değer taşımadığına da işaret ediyor. SSCB veya Kızıl Çin gibi kanlı diktatörlükler de birer "laik cumhuriyet" idiler. Önemli olan "laik cumhuriyet"in aynı zamanda demokrasiye ve insan haklarına adanmış olup olmadığı. Ne laik ne de cumhuriyet olan, ancak demokrasi ve insan hakları konusunda son derece ileri düzeydeki ülkeleri (örneğin İngiltere olarak da andığımız Birleşik Krallık'ı) akla getirince, meselenin özü daha da iyi anlaşılıyor.

Laiklik dizisindeki kayda değer bir bilgi de, ABD mahkemelerinin laikliği, "dinler arasında ve din ile dinsizlik arasında tarafsızlık" olarak yorumlaması. Bu çok önemli bir nokta, çünkü çoğu materyalist ideolog, devlet imkanlarını (örneğin eğitimi) kendi felsefelerinin hizmetine koşmak için, bu imkanları "dinin etkisinden çıkarmak" söylemi altında aslında "dinsizliğin" ve ona uygun görüşlerin tekeline almaya çalışıyor. Eğitimde Akıllı Tasarım teorisinin yasaklanması, sadece Darwinizm'in öğretilmesi yönündeki ısrar, bunun iyi bir örneği. Eğitime veya genel olarak tüm "kamusal alan"a yönelik bu materyalist tahakkümün yanlışlığını, daha önceki "Çıplak Kamusal Alan Laikliğe Aykırı" başlıklı yazımda da ele almıştım.

Derin Sular, ABD'deki laiklik anlayışının özgürlükçü, Fransa'dakinin ise baskıcı olduğunu gayet özlü bir şekilde ortaya koyarken, Türkiye'nin "Fransız laiklerin işgali altında olduğunu" söylemiş ki, hiç haksız değil. (Laiklik dizisinin, bu zihinsel "işgal"in örneklerini ortaya koyan "Türkiye'de Laiklik" başlıklı dördüncü bölümü mutlaka okunmalı.)

İşin daha da enteresan yanı ise, Türkiye'deki "Fransız laikler"in bazılarının, son dönemde, dindarları saflarına çekebilmek için onları tahrik etmeye müsait hayali düşmanlar ve komplolar üretip durmaları. Türkiye'nin "İsrail tehdidi" altında olduğu veya "misyoner komplosu" ile yüzyüze kaldığı gibi paranoid-şizofren tezler, bunların en iyi iki örneği. Bu ve benzeri provokatif komplo teorileri, dindar kesime, aslında onlar için çok zararlı olan anti-demokratik "statüko"nun arkasında saf tutturma amacını güdüyor. "Birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan şu günlerde..." diye başlayan nutukları hatırlayın. "Yurdumuzun düşmanlarla çevrili" olduğuna ne kadar çok inanırsanız, söz konusu "birlik ve beraberliğe" (yani aslında "toplumsal hizaya girme"ye) olan talebiniz de o kadar artıyor.

Söz konusu nutukların jargonuna başvurarak söyleyeyim: Bu oyuna gelmemek gerek. İnsan hakları ve özgürlüğe her zamankinden daha fazla ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, bize "birlik ve beraberlik" klişeleri değil, çoğulcu demokrasi gerek. Laiklik ilkesini de, "yerli Fransızların" baskıcı ideolojisinin tekelinden kurtarmak, "dinler arasında ve din ile dinsizlik arasında tarafsızlık" olarak anlamaya başlamak gerek. Bu başarılırsa, toplumun tümü — ve bu arada aslında "Fransız laiklerin" kendileri de — rahat edecek.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 15, 2006 07:16 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

normal vatandasın aslında laik'ik pekte umurunda degil.
demokrasi,ozgurluk ve insan haklarına daha fazla onem veren bir toplumuz.
laik'lik belli bir kesimin cıgırtkanlık malzemesi sadece.ve iyiden iyiye kabak tadı vermeye basladı,bu soylem.
laiklik cıgırtkanlıgı sadece toplumun bu soyleme giderek daha antipatik yaklasmasını saglıyor.
aslında bir bakıma,alttan alta dinciler geliyor,rejim elden gidecek safsatalarıyla dolaylı yoldan boluculuk yapılmasını saglayan da bir soylemdir.
ben dinciyim,sen laiksin.ben muhammedciyim,sen ataturkcusun.
bunlar bu toplumun gercekliginden uzaktır.
solcular ve laiklik cıgıtkanları artık bu ulkeye zarar vermeye baslamıslardır.
aynı sekilde hukumetin bir takım yaraları kasıması ve siyasi malzeme olarak kullanmasıda hos degildir.

artık herseyi ulkemiz icin yapmalıyız.
bizim sadece akıllı olmaya ihtiyacımız vardır.

biz kendi icimizde birlesemezsek turk-islam medeniyetlerini nasıl bir araya getirecegiz.

Yazan: bercenay Tarih: June 15, 2006 10:39 PM

Acaba bu baslik altinda yorum yapacak arkadaslardan once Mustafa Bey'in yazisini sonra baz aldigi Derin Sular yazi dizisini okuduktan sonra, fikirlerini serdetmelerini istemek fazlami olur? En azindan hepimiz neyi taristigimizi biliriz, amiyane deyimle "ayni sayfada" oluruz. Temel kavramlarin tanimlari uzerinde dahi bir mutabakata varmadan "cozumler" onermek, elestiriler yapmanin kordogusunden baska birsey olmadigi bu sitedeki tecrubelerle sabittir. Neler gormedi bu gozler buralarda "laikligin tanimina gerek yoktur; laiklik cagdas aklin, bilimin...", "laiklik neyse odur; her yerde aynidir; ABD'de futbol sahasi 120 metere Avrupa'da 100 metre olurmu", "sen laikligi izafi yapiyorsun; laiklik mutlaktir", "hangi ulkenin laikligini istiyorsunuz diyorsunuz; ben Turkiye'nin diyorum" sadece bu incilerden birkaci. Mevzuuada bilgi sahibi olalim ondan sonra ahkamimizi keselim derim. Nacizane gorusum.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 16, 2006 12:00 AM

paranoid-sizofren tezlerden birine bugun Engin Ardic guzel bir cevap vermis.

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=43399,10,2

Yazan: fatih demir Tarih: June 16, 2006 12:39 AM

8-10 yaşlarımızda diğer çocuklarla beraber toplanıp apartmanımızı güzelleştirmeye karar vermiştik. İlk iş olarak ön bahçedeki (bahçe denecek hali yoktu, çünkü yabani birkaç ot dışında ne çim vardı ne de çiçek) bölgeyi düzenleyecektik. Çocuk aklı, yabani otlarla çimin farkını da bilmiyoruz, bahçeyi her gün sulamaya başladık. İki arkadaş aşağı mahalleden bir "Çimlere basmayınız !" tabelası çalıp doğru bahçemize getirdik ve tam orta yerine diktik. Sonuç hüsrandı. Gelen geçen tabelaya bakıp kahkahayı basıyordu. Biz ne olduğunu anlayana kadar bütün mahalleye maskara olmuştuk.
Bizim Frenk laiklerinin durumu bana hep o günleri hatırlatıyor. "Türkiye laiktir, laik kalacak". Kardeşim önce bir tohumları at, çapala, sula... Bak bakalım nasıl bir şey çıkıyor ortaya... Derin Sular'ın bahsettiği gibi özümüzden sindire sindire ortaya çıkabilecek bir şey bu. Öyle başka bahçeden hırsızlayıp ortaya diktiğin zaman maskara olursun. Şüphesiz bu ülkeye bağlılıktan ortaya çıkan bir şey, bizim bahçemizi sevmemiz gibi. Ama bir durup düşünmek, dünyaya bakmak, kendimize dışarıdan bakmak lazım.
Çimlere basmak yasaktır ! Hangi çimlere??

Yazan: blue Tarih: June 16, 2006 10:15 AM

Çok dağıttım, işime gücüme bakayım diyorum olmuyor. Akyol'un sitesini açtım mı bir yorum illa ki eklemek gerekiyor. Bu keyifsiz öğle vakti hiç güleceğim yoktu! Blue çok güzel tasvir etmiş: " Kardeşim önce bir tohumları at, çapala, sula... Bak bakalım nasıl bir şey çıkıyor ortaya... Derin Sular'ın bahsettiği gibi özümüzden sindire sindire ortaya çıkabilecek bir şey bu. Öyle başka bahçeden hırsızlayıp ortaya diktiğin zaman maskara olursun. Şüphesiz bu ülkeye bağlılıktan ortaya çıkan bir şey, bizim bahçemizi sevmemiz gibi. Ama bir durup düşünmek, dünyaya bakmak, kendimize dışarıdan bakmak lazım.
Çimlere basmak yasaktır ! Hangi çimlere??"
Tamamiyle katılıyorum. Ayriyeten kimseyi ikna edemedikleri için yorum yazmamaya karaveren arkadaşlara "diyoloğun" kendi başına bir fiil olduğunu hatırlatırım.
FERHAT


Yazan: FERHAT Tarih: June 16, 2006 01:20 PM


Külkedisi ve bas örtü meselesi

Derin Ssular’I yazan arkadas bir bölümü de Freud’a ayirsaydi iyi ederdi. Çünkü genel kaninin aksine bizim ”çagdas ve laik türk kadinlarinin” Islâm dinine bir giciklari yok. Su bas örtüsü konusunda artik yobaz laik arkadaslara kizmayin, bazi seyleri anlamak için zamana ihtiyaçlari var :

“Böyle temsil edilmek istemiyoruz, çagdas kadin böyle olamaz...” gibi laflarin arkasinda onlarin çocukluklarindan gelen bir sartlanma yatiyor : Bu ”çagdas ve laik türk kadinlari” Istanbul gibi sehirlerin zengin/orta-zengin muhitlerinde büyüdüler ve onlar çocukken evlerine “temizlikçi kadin” denen bir “kisilik” hemen hergün gelir, az bir para karsiligi her isi yapardi. Bir de “kapicinin karisi” diye bir kahraman vardi ki, her sabah ekmek getirirdi, apartman sakinleri Pazar günü piknige giderken o merdivenleri silerdi. Bu kadinlar bir çok bakimdan ”çagdas ve laik türk kadinlarini” etkilemistir :

1) Yaptiklari is ”wow!” degildi, kimse “ben büyüyünce kapici karisi olucam” demezdi,
2) Kocalari Memet Efendiiii diye çagirilirdi ama efendilik yapmazdi,
3) Bu kadinlar nedense(!) modayi takip etmezlerdi,
4) Geldikleri yörenin aksani ile havasiz bir türkçe konusurlardi,
5) Gecekondularda veya apartmanlarin zemin hatta penceresiz halikarnas katlarinda otururlardi,
6) Tatile gitmezler, memleket’e giderlerdi (Istanbul’u memleketten saymazlar miydi neydi?)
7) VEEEE en önemlisi baslari hep örtülüydü.

Simdi anladiniz mi? Bas örtüsü politik simge filan degil, geçmiste sehirlilerin ”zencisi” olan bu kadinlari hatirlatiyor onlara. Emine Erdogan gibi bir insan bas örtüsüyle gidip filanca ülke kralini karsilayinca bizim ”çagdas türk kadinlari” kendilerini külkedisi masalindaki üvey annenin çirkin kizlari gibi hissediyor. Mesele bu kadar basit ;-))

Saygi ve Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 16, 2006 02:29 PM

Ve "laikci kafa" uzerine artik pekte "ilginc" olmayan bir haber:

==================
18 HAZİRAN 2006 PAZAR


'Inde Deus Abest' müdürün fantezisi
Behçet Dinçer, Kaymakamlığa verdiği dilekçede, 1992 yılında dönemin Bodrum Müze Müdürü Alpözen'in "Dikkat çekmek için zindanın kapısına 'Inde Deus Abest' (Tanrının Bulunmadığı Yer) yazalım" dediğini ve kendisinin de bu yazıyı yazdığını itiraf etti

Bodrum Müzesi teknisyeni Behçet Dinçer, Sualtı Arkeoloji Müzesi'nde yer alan zindanın girişindeki Latince İnde Deus Abest (Tanrı'nın Bulunmadığı Yer) yazısının 500 yıllık tarihi olduğunun bir kandırmaca olduğunu ve bu yazıyı 1992 yılında kendisinin yazdığını itiraf etti. Müze Müdürü Yaşar Yıldız ile birlikte Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan'a giden Dinçer, yazıyı yazdığına dair ilk kez imzalı bir dilekçe verdi.

Dinçer, Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan'a verdiği dilekçede bu yazıyı dönemin Müze Müdürü Oğuz Alpözen'in yönlendirmesiyle yazdığını belirtti. Asıl mesleğinin makine teknisyenliği olduğunu belirten ve tarihten anlamadığını vurgulayan Dinçer, müze müdürü Alpözen'in her gelene yazının 500 yıllık olduğunu söylemeye başlamasıyla bu oyuna ortak olduğunu ve baskılar nedeniyle de yıllarca bunun gerçek olmadığını söyleyemediğini kaydetti.

HERKESİ YANILTTIK

Dinçer, Kaymakamlığa verdiği dilekçesinde şunları dile getirdi: "Aslında makine teknisyeniyim. 1992'de, Osmanlı Türklerinin ördüğü duvarın yıkılarak açılması ile 12 metre derinliğinde yer altındaki mekana ulaştık. Zindan denilen yer top koruganlığıydı. Zindanların 80 metre kadar daha uzakta olduğunu tespit etmiştik, ancak bütçe elverişli olmadığı için kazı çalışmalarını sürdüremedik. Ancak top koruganlığının içinde de duvarda esir zincirleri ve işkence aletleri vardı. Bu nedenle dönemin müdürü Oğuz Alpözen burayı zindan olarak düzenlememizi istedi. Zindana ilk olarak arkeolog Mehmet Özgenç, kale şefi Ali Uçarer ile ben girdim ve ilk çizimlerini yaptım. Alpözen, "Yaşayan müzecilik yapıyoruz, bu nedenle dikkatleri müzeye ve zindanlara çekmemiz gerek. Sen giriş kapısının üzerine sağ tarafa 'İnde Deus Abest' yaz, sol tarafa da İngilizce ve Türkçe levhasını asarız" deyince sakınca görmedim.

Ben makine teknisyeniyim. Tarihten anlamam. Alpözen her gelene yazının 500 yıllık olduğunu söylemeye başlayınca biz ve kale personeli bu oyuna ortak olduk ve baskılar nedeniyle yıllarca bunun gerçek olmadığını söyleyemedik. Ancak Alpözen beni asla tehdit etmedi. Yıllarca vicdanım huzursuz olarak yaşadım. Alpözen, emekli olunca bir yazıyla durumu bakanlığa bildirmeyi düşündüm, ancak 1999'da, yazının eski olduğuna dair birlikte ifade verdiğimiz arkadaşlarım zor durumda kalacaktı. Bana dilekçe vermemin hem kendilerine hem de kaleye büyük zararı olacağını söylediler. Ben de ikna oldum. Ancak kaleyi ziyarete gelenleri yanılttık."

CEZAM NEYSE ÇEKERİM

Bu dilekçenin şu ana kadar verdiği ilk yazılı ifade olduğunu da belirten Dinçer, yazıyı incelemeye gelecek epigrafların yeni olduğunu anlamalarının 30 saniyelerini almayacağını belirterek, "Bu konuda suçumuz neyse cezasını da çekeriz" dedi.

HABER MERKEZİ/ANKARA
Alpözen döneminde müze yağmalanmış

Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, eski müdür Oğuz Alpözen döneminde Bodrum Sualtı ve Arkeoloji Müzesi'nde birçok tarihi eserin yağmalandığını ve sahteleriyle değiştirildiği açıkladı. Müze teknisyeni Behçet Dinçer'in Bodrum kaymakamlığına, Latince İnde Deus Abest (Tanrı Burada Yoktur) yazısını Oğuz Alpözen'in zorlaması sonucu yazdığını belirten bir dilekçe vermesi üzerine, Bakanlık eski müdür hakkında işlem başlattı.

Bakanlığın, Türkiye'deki 41 müzeyi ulusal müze haline getirmek, geri kalan müzeleri ise yerel yönetimlere devretmek için hazırladığı projeye start vermeden müzelerde geniş kapsamlı bir inceleme başlatıldığını belirten yetkililer, envanter çalışması yaparken Bodrum Müzesi'ndeki yağma olayının ortaya çıkarıldığını söylediler. Alpözen döneminde müzedeki bazı tarihi eserlerin sahteleriyle değiştirildiğini tespit eden bakanlık eski müdür hakkında suç duyurusunda bulunacak. Yetkililer müzedeki Latince yazıyı yazan teknisyen Behçet Dinçer hakkında da soruşturma açılacağını belirttiler. Öte yandan Bakanlık yetkilileri, Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesinde yer alan zindanın girişindeki Latince, "İnde Deus Abest" yazısının 1999'da da soruşturma konusu olduğunu, ancak olayın üstünün kapatıldığını belirttiler. Yazının teknisyen tarafından yazıldığından emin olduklarını ve bu konuda ellerinde Dinçer'in konuyla ilgili ifadelerinin olduğunu belirten Bakanlık yetkilileri "Biz bunu zaten biliyorduk. Konu 1999 yılında da soruşturulmuş, ama o dönemde üzeri kapatılmış" dediler.

ALİ SALİ / ANKARA
Müfettişler inceleme yaptı

Bodrum Sualtı ve Arkeoloji Müzesi'yle ilgili iddialar üzerine Kültür ve Turizm Bakanlığı'nca görevlendirilen 2 müfettiş, müzedeki incelemelere başladı. Bakanlık müfettişleri Latin dilleri uzmanı Haydar Dönmez ile Arkeolog Zülküf Yılmaz, dün öğle saatlerinde müzeye gelerek, Müdür Yaşar Yıldız ve personelle görüştü.Müzede incelemelerde bulunan Haydar Dönmez, basın mensuplarına, müzedeki soruşturmayı Ankara'dan gelen Arkeolog Yılmaz ile yürüttüklerini belirterek, "Bu akşam saatlerinde İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar da Bodrum'a gelecek. Yapacağımız çalışmalar sonrasında gerekli açıklama Bakan tarafından yapılacak" dedi. Muğla Valisi Temel Koçaklar da müzedeki eserlerin sahte olduğu iddiaları ve kamuoyuna yansıyan diğer olaylarla ilgili olarak bu aşamada yorumda bulunmanın yanlış olduğunu belirterek "İki müfettiş arkadaşımız konuyla ilgili taraflarla görüşüyorlar. Müzede bulunan eserleri inceliyorlar. Bu çalışmalar sonrasında hazırlayacakları raporu Bakanlığa sunacaklar" diye konuştu.

BODRUM (A.A)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 18, 2006 06:13 AM

19 HAZİRAN 2006 PAZARTESİ

Kafasına göre tarih yazdı
Bodrum Müzesi'nde yaşanan olaylar, tarihi eserleri sahteleriyle değiştirmek ve tarihi eserler üzerinde tahrifat yapmakla da suçlanan eski Müze Müdürü Oğuz Alpözen'in "kafasına göre tarih yazdığını" ortaya çıkardı

Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin zindan girişindeki "Inde Deus Abest" yazısının, müzenin eski müdürü Oğuz Alpözen tarafından yazdırıldığının ortaya çıkması, Alpözen'in kafasına göre tarih yazdığını ortaya koydu. Müzedeki tarihi eserleri sahteleriyle değiştirmek ve tarihi eserler üzerinde tahrifat yapmakla da suçlanan Alpözen'in, önceki müze müdürleriyle birlikte kendi ismini de arma halinde mermere kazıması ve "100 yıl sonra burayı gezenler kimin yaptığını nasıl anlayacak" diyerek yaptıklarını itiraf etmesinin hakkında dava açılmasına neden olacağı belirtiliyor. Bodrum Müzesi teknisyeni Behçet Dinçer'in geçtiğimiz cuma günü Bodrum Kaymakamı Abdullah Kalkan'a verdiği dilekçede, Bodrum Arkeoloji Müzesi'nin zindan girişine, "Inde Deus Abest" yazısını dönemin müze müdürü Oğuz Alpözen'in baskısıyla yazdığını açıklaması, olaya yeni bir boyut kazandırdı. Oğuz Alpözen, tartışma konusu olan yazının kazılar sırasında ortaya çıkarıldığı konusunda ısrarını sürdürürken, olay yerinde dün incelemelerde bulunan müfettişler, bazı eserler üzerinde tahrifat yapıldığını tespit etti. İddiaların ardından Bodrum'a gelen Kültür ve Turizm Bakanlığı müfettişleri Latin Dilleri uzmanı Haydar Dönmez, Arkeolog Zülküf Yılmaz ile bilirkişi olarak incelemelere katılan İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Hamdi Sayar, dün sabah müzede inceleme yaptı. Müze içerisinde bulunan tarihi eserlerin üzerlerinde yer alan yazı örneklerini ve bu yazıların yakından çekilmiş fotoğraflarını tek tek inceleyen müfettişler, kale içindeki tarihi zindanda yer alan ve tartışmalara neden olan "Inde Deust Abest" yazısını ve fotoğraflarını da incelediler.


YAZILARA KIRMIZI BOYA

Haydar Dönmez, müzedeki soruşturmayı Ankara'dan gelen arkeolog Zülküf Yılmaz ile birlikte yürüttüklerini söyledi. Dönmez, çalışmalarının ardından gerekli açıklamanın, Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç tarafından basına ve kamuoyuna yapılacağını bildirdi. Müzede yapılan incelemelerde, çok sayıda tarihi eser ile zindanda yer alan yazının üzerinden kırmızı bir boya ile gidildiğini tespit ettiklerini belirten Dönmez, müzenin duvarlarında ziyaretçilerin yazdığı tahmin edilen yazıların da incelemeleri sırasında tespit edildiğini kaydetti. Teknisyen Behçet Dinçer ise konuyla ilgili soruları yanıtsız bırakarak, "Herkes benim söylemediğim şeyleri yazıyor. Ben müfettişlere verdiğim ifademde her şeyi söyledim" dedi.

HABER MERKEZİ/ANKARA

Ağır cezada yargılanabilir


Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkilileri, eski müdür Oğuz Alpözen zamanında Bodrum Müzesi'ndeki tarihi eserlerin yağmalandığı ve eski eserlerin sahteleriyle değiştirildiği iddialarının araştırıldığını belirttiler. Envanter çalışmaları sırasında Bodrum Müzesi'ndeki yağma olayının ortaya çıkarıldığı belirten bakanlık yetkilileri, eski müdür hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını belirttiler. Müzede sergilenen tarihi eserleri sahteleriyle değiştirmekle de suçlanan Alpözen'in yeni Türk Ceza Yasasıyla birlikte Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu hükümlerine göre ve çete sulmasıyla hakkında dava açılabileceği belirtildi. Alpözen hakkındaki iddiaların delillendirildiği taktirde çete suçlamasıyla 4422 sayılı Çıkar Amaçlı Suç Örgütleriyle Mücadele Kanunu kapsamında dava açılabileceği belirtildi. Çete bağlantıları tespit edilmesi halinde Alpözen hakkında TCK'nın 282 maddesi ile Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'nun 65 maddesine göre 5 yıla kadar hapis cezasıyla yargılanabileceği ve cazısının yüzde 50 oranında artırılabileceği kaydediliyor.


LAİKLİĞE SIĞINDI

Bu arada,1996 yılında yazının sahte olduğunun ortaya çıkması üzerine Alpözen, dönemin Refah Partili Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın "Allah her yerde vardır" diyerek yazıyı kaldırtmak istediğini, kendisinin bu emre direndiğini söylemişti. Alpözen ardından olayı, "laik-antilaik çatışması"na taşımaya çalışarak, "Burada ifade mesele yaratıyor. Yazı, tanrısızlık gibi algılanıp bu sorgulanıyor" demişti.

Alpözen kendisini şövalye sanıyor

Bordum Müzesi eski müdürü Oğuz Alpözen'in müzenin farklı yerlerine, Bodrum Kalesi'ni yapan Saint Jean şövalyelerin geleneklerini taklit ederek, kendi armasını yazdırdığı ortaya çıktı. Oğuz Alpözen'in, mermer üzerine işlettiği şövalye armalarından, kaledeki caminin minaresiyle müzenin 5 değişik yerine monte ettirdiği ve yine kaledeki bir kuyunun kapağına da Kayı Boyu'nun sembolünü kazıdığı belirlendi. Alpözen'in arması, yan yatmış bir anforanın üzerinde ayyıldız, onun üzerinde de çift kuleli bir kaleden oluşuyor. Kendisinden önce görev yapmış olan müdürlerin isimlerini de arma halinde mermere kazıyan oğuz Alpözen'in kendi armasında "Oğuz Alpözen" veya "O.A" harfleri yazılı. Alpözen, konunun gündeme gelmesinden sonra yaptığı açıklamada, armaları yalanlamadı ve "100 yıl sonra burayı gezenler kimin yaptığını nasıl bilecek" diye savunma yaptı.

http://www.yenisafak.com.tr/g02.html

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 19, 2006 10:09 AM

bence güzel

Yazan: halil Tarih: August 10, 2006 05:10 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)