« İslam'a Dönenler | Ana Sayfa | »

June 21, 2006

Baykal'ın 'Cumhuriyet'i İstismarı

Deniz BaykalCHP lideri Deniz Baykal'ın "Cumhuriyet, Milli Mücadele ile kazanıldı, sandıkta kaybedilmeyecek" şeklindeki zırvası — evet, bunu tanımlamak için "zırva"dan daha iyi bir kelime bulamıyorum — Türkiye'de siyasetin geldiği cinnet noktasını göstermesi açısından kayda değer.

Sayın Baykal'a ve CHP'lilere sormak gerek: "Sandıkta kaybetmek" ne demek? Bir sonraki seçimde halk, size değil, sizin hiç sevmediğiniz bir siyasi partiye oy verecek, sorun bu mu? Peki bu parti iktidara gelince Cumhuriyet'i kaldıracağını, rejimini değiştireceğini mi söylüyor? Hayır!.. Böyle bir şey mümkün mü? Yine hayır!..

O zaman hangi mantıkla, "sandığı", yani milli iradeyi rejim için tehlike olarak gösterebiliyorsunuz? Eğer milli iradeyi tehlike olarak görüyorsanız, sizin özlem duyduğunuz rejimin adı demokrasi değil de otoriterizm (hatta faşizm) olmaz mı?

Bu sorunun samimi cevabının "evet" olmasını beklemek mümkün, çünkü zaten Baykal'ın "demokrasi" tanımı çok garip: "Demokrasiyi Cumhuriyet doğurdu, demokrasinin görevi şimdi Cumhuriyet'i yaşatmak" demiş. Oysa demokrasinin görevi, ülkenin milli iradeye göre yönetilmesini sağlamaktır. Baykal'ın ve CHP elitinin "Cumhuriyet"ten ne anladığını ise zaten biliyoruz: Eşlerinin başları örtülü olmayan, balolarda dans etmeyi iyi beceren "alafranga" erkekler topluluğu ve onların "yaşam biçimi." Bu durumda Baykal'ın sözünü "demokrasinin görevi Kemalist seçkinleri korumaktır" diye tercüme etmek lazım...

Madem durum bu, Sayın Baykal'a bir öneri: Bu nev-i şahsına münhasır "demokrasi"yi daha da bir tahkim etmek için, "sandık" denen tehlikeyi ortadan kaldıralım. Veya en azından, 1940'larda olduğu gibi, "açık oy, gizli sayım" ilkesini getirelim. Kendilerini de "Milli Şef" ilan edelim. Beğenmediği "sandık" sonuçlarını iptal etme, hoşuna gitmeyen partileri yasaklama yetkisi olsun. Türkiye de Kuzey Kore'nin light bir versiyonu olarak dünyada hak ettiği yeri alsın...

İsmet Berkan bugünkü sütununda Baykal'ı aynı konuda iyi eleştirmiş ve şöyle demiş:

Belki de Anayasa'nın 24. maddesine bir ek yapmalıyız. Bu madde dinin siyasete alet edilmesini yasaklıyor. Belki ilaveten 'Cumhuriyet değerleri'nin de siyasete alet edilmesini yasaklamalı Türkiye.

Berkan haklı. "Dinin siyasete alet edilmesi" şeklindeki klişe söylemle din özgürlüğünü savunmanın suç haline getirildiği Türkiye'de, "Cumhuriyet değerleri"nin veya Atatürk'ün "siyasete alet edilmesi"ne, hem de otoriterizmi meşrulaştırmak için kullanılmasına nedense hiç değinilmiyor. Oysa CHP'nin yaptığı tam da bu...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 21, 2006 12:08 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Baykal’a “siddet çagrisi yapmaktan” dava açilmali

"Cumhuriyet, Milli Mücadele ile kazanıldı, sandıkta kaybedilmeyecek" seklindeki sözleriyle silahli mücadeleyi demokrasiye alternatif gösteren Baykal kanimca ciddi bir suç islemistir. Eminim ki “Milli Mücadele”’nin mimari Atatürk mümkün olsaydi barisçi bir çözümü 30 bin insanimizin sehit oldugu bir savasa tercih ederdi.

Kendisi gibi düsünmeyenleri isgalci yunan veya fransiz ordusuyla ayni kefeye koyan bir parti lideri Türkiye’ye ne getirebilir? Demokrasiye nasil hizmet edebilir?

Deniz Baykal’in bu sözleri “siradan siyasi atismasi” degildir. Böyle konusarak bölücülük yapmak ve siddet çagrisinda bulunmak çok yanlis bir davranis. CHP’li seçmenlerin Sayin Baykal’i sandikta cezalandiracagindan eminim. Ama ayrica kendisinin bir mahkemede hesap vermesi de gerekiyor.

Cezayir’in yakin tarihinde bu tür “siddet çagrilari” sonucu çok hazin olaylar oldu. Yorumcu arkadaslari bilgi almaya ve ayni konuda Mehmet Altan’in yorumunu okumaya davet ediyorum.

Saygi ve selamlar

Cezayir’in tarihi : http://en.wikipedia.org/wiki/Algeria#History

Mehmet Altan : Ordu-dinci çatışması mı, ABD-Fransa çatışması mı? (http://www.gazetem.net/maltanyazi.asp?yaziid=480)


Yazan: Tunç Tarih: June 21, 2006 02:10 PM

Bay Baykal, bye bye Baykal,
Kalmaz Baykal, bay Baykal...

Eskilerden halkın göndermediği bir o kalmıştı... Tabirimi maruz görün, eceli gelen siyasetçinin demokrasi duvarına bevletmesinin resmidir...

Yazan: blue Tarih: June 21, 2006 04:28 PM

Sn Baykal
KUDÜS'te CHP için(pardon Cumhuriyet'in bekâsı için) namaz kılıp dua ederken:))
ALLAH kabul etsin..

saygılarımla


Yazan: ece Tarih: June 21, 2006 04:44 PM

Sn Akyol
Güzel bir konuya değinmişsiniz.Ama sizin stiliniz açısından sanki biraz sert olmuş.
Aşağıda ki konuları da incelesek mi acaba?
1.İş Bankası.Milletin vergileriyle kurulmuş bir banka.Nasıl olurda milletin alınterini milletin olmayan Baykal ın olan bir parti rahatça kullanabiliyor.Neden kimse el atamıyor?
2.CHP nin bütçesi nedir?Şöyle şeffafça bir açıklama yapsalar da biz de incelesek.
3.Erbakan ın trilyonluk davasını açanlar nerdeler?

Ama Baykal ı kutluyorum.Çok başarılı bir politikacı.Kendisine Kıbrıs ve yunanistan görüşmeleriyle ilgili hayat boyu ombdusmanlık öneriyorum.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: June 21, 2006 05:59 PM

M.Aksoy'un , Baykal'ı zırvalamakla tanımlamasına şaşmamak elde değil. Maalesef!

Baykal'ın bazı endişeler taşıdığı , kaygılandığı gün gibi ortada iken , sırf demokrasinin faziletleri nedeniyle bu kaygılarını dile getirmemesini beklemek , dile getirdiğinde de zırvalamış demek , nasıl bir demokrasi kültürüdür acaba?

Herşey arasında olduğu gibi , insan toplumlarında da güç mücadelesi , gerçek bir olgudur. Bu mücadele ,toplumlararası sürdürüldüğü gibi , o toplumu meydana getiren yapılar arasında da sürmektedir. Materyalizm , bu süreci toplum içinde sınıf mücadelesi , toplumlararasında da emperyalizm olarak tanımlar. Benim açımdan materyalizm ; sadece maddeyi kabul ederek mücadeleyi zıtların mücadelesi olarak gördüğünden eksiktir , vardığı sonuç itibariyle de Yaratıcı'yı kabul etmediğinden yanlıştır. Ama eksik ve yanlışlarına rağmen yine de toplumsal mücadeleyi bazı yönleri ile tanımlaması açısından gerçeğe yaklaşmıştır. Demokrasi de , toplumsal mücadele sürecinde , toplumu oluşturan yapıların mutabık kaldıkları bir ara rejim yönetimidir. Güçler dengesine bağlıdır. Toplumdaki her güç odağı , varlığını sürdürmek isteyeceğinden , ittifaklar aramak zorunda kalır , bu durum her güç odağı için geçerli olduğunda ortaya demokrasi çıkar. Toplumu meydana getiren yapılardan somut güce sahip olan asker ve diğer kolluk kuvvetler olup , diğer yapıların gücü , bir tabirle sanaldır. Bazı durumlarda somut güç odakları , ara baskı rejimleri meydana getirseler de , bu durum sanal güçleri , somut güç arayışına sürükler , ya somut güçlerin ayrıştırılması gündeme gelir, ya da dış somut güçler devreye sokulur.Demokrasilerde esas olan , sanal güç odaklarının , toplumsal yapılarda fiziki etki yaratmayacak şekilde , çoğunluğun iradesi ile iktidara gelip ,(toplumun bütününü kucaklama iddiası ile) ekonomik ve teknolojik gelişmeler sağlama amacı ile toplumu yönetmesidir.

Bir sanal güç grubu , çoğunluk iradesi ile iktidara gelip , beklenilen ekonomik ve teknolojik gelişmeleri sağlayamadığı gibi kendisine yapılan eleştirileri , somut güçler ile bertaraf etmek isteyebilir. Bu tür dikta/baskı rejimlerinin bir çok örneğini değişik bölgelerdeki ülkeler , kan ve gözyaşları ile tecrübe edinerek yaşamıştır.

Ülkemizin jeopolitik konumu , cografyamızın tarihçesi , basiretsiz yöneticiler sayesinde ne musaya ne de isaya yaranamamış olmamız ve toplumsal mozaiğimiz nedeni ile bizi bir lokmada ham yapmak isteyen ülkelerin sayısını ve iştahını arttırmaktadır.

Ülkemiz böylesi bir kurtlar sofrasından güçbela kurtulmuş , büyük bedeller ödemek zorunda bırakılarak , cumhuriyet ve sonrada giderek demokrasinin faziletlerine inanmak zorunda kalmıştır. Ancak birçok dünya devleti , bu süreci er veya geç yaşamış , cumhuriyet ve demokrasi faziletlerine inanmak zorunda kalmış olsalar bile hala eski kalıntıları bünyesinde muhafaza etmekte bir beis görmemiştir. Ama her nedense gerek USA gerek GB ve diğer cumhuriyet ve demokrasi aşığı ülkeler , hem bünyelerinde eski kalıntıları , hem de somut güç iktidarı altında inleyen ülkeleri görmemezlikten gelmektedirler. Irak'a demokrasi transferi yapacak güce ve teknolojiye sahip USA ve GB , Kızılçin karşısında adeta ; "körler sağırlar birbirlerini ağırlar." misali wals yapmaktadırlar. Peki , ola ki bir diğer demokrasi aşığı ülke olan Danimarka , aynı iddialarla Irak'a demokrasi transferi yapmak isteseydi , USA , GB, K.Çin ve diğer süperler , Danimarka'ya , " aferin kızım..!" mı derlerdi?
"Ne eyi ettin, ellerine salık.." dediklerini duyar gibi oluyorum..:))))

Gelelim , bugüne değin hiç sempati duyamadığım Baykal'a..

Birçoğumuzun gerek bireysel gerek gruplanmalar ile yüklendiğimiz bir misyon vardır. Cumhuriyete ve demokrasiye sahip çıkmak.. Bunu misyonu neredeyse yurtseverlik , vatanseverlikle özdeşleştirmişizdir.

AKP partisi ve iktidari da , her ne kadar değiştik demiş olsa da , yaşadığımız günler ve nihayet tarih gösterecektir ki , demokrasinin faziletlerine onan inançla inanılan bu söylemler gerçek değildir. Değiştik diyenler , kafalarındaki islamı uygulamak üzere parti grup , çoğunluğun oyunu alarak iktidara gelmişlerdir. Gelmişlerdir ama , USA'ya rağmen gelmiş değildirler. USA karşıtı iseniz , üstelik bir de ; " go home" diyorsanız , iktidara değil gelmek , el bile sallattırmazlar , adama! İşte D.Perinçek ve aynı telde yürümeye çalışanların hali ortada!

Ama , dalgalı döviz kur politikasında da yaşanan gelişmeler de ortada! Her zaman her yerde , güllük gülistanlık olur mu ?

USA , ülkemiz gibi ülkelerde ekonomik ve teknolojik gelişmeleri , bütünüyle can-ı gönülden destekleyecek kadar demokrasinin faziletlerine inanıyor mudur , acaba?

Her ülkenin iktidar tiyatrosunda senaristi hep aynı olan demokrasi oyunları sergilenir. Oyuncular ve seyirciler hep farklıdır ama senarist aynı olduğundan , körler , sağırlar misali söylemler de aynıdır.

Alavere , dalavere kürt Memet nöbete hesabı , çoğunluk oyları ile iktidara gelen partilere , herşeyden ve herkesden önce birileri düdük hediye ederler. Bu düdüğü zamanı gelse , Baykal bile almam demez , inanın...

AKP , elinde düdük olduğu halde üflemiyorsa , gelen baskıyı dengelemek için kafasındaki islamı şablonlara adım atmak istedikçe , gerek Baykal ve gerekse diğer somut ve sanal güç odakları adımı ne kadar yakınlarında hissediyorlarsa , sandık mücadelesi ile birlikte , cumhuriyetin ve demokrasinin faziletlerini anımsayıp tazeleme yapacaklardır.

Bu nedenlerle , Baykal zırvalamıyor! Her zaman olduğu gibi demokrasiye ve cumhuriyete gönülden inanmış havariler gibi düdük çalmak istiyor.
Aynı şekilde AKP de demokrasiyi öve öve gelmedi mi iktidara?

Demokrasinin faziletlerini överek ve müdaafa ederek , kafasindaki islamın şablonlarına göre toplumu şekillendirmek istiyor!

Kim istemez ki , yaşasın islami demokrasi , yaşaşın molla cumhuriyeti , diye bağırmak , hem de avazı çıktığı kadar..

Pardon , bizimki molla değil laik ulema cumhuriyeti olacaktı , biran unuttum , affola...


Yazan: irfan Tarih: June 21, 2006 06:15 PM

Sayın Baykal siyasi olarak çok büyük bir gaf içerisine düşmüş. Kendisi muhalefet yapmaktan çıkıp işi başka boyutlara taşımak niyetine girişmiş ama sanmıyorumki artık insanlar böyle sözlere kanıp aldansınlar. Bu söylemleri kendi duruşunu alçaltmaktan başka bir işe yaramaz.

Yazan: Enes Reyhan Tarih: June 21, 2006 07:25 PM

Sayın Baykal'dan başka ne beklenebilirdi ki? Demokratik yollardan iktidara gelmesinin giderek imkansızlaştığını gördükçe hırçınlaşıyor.

Şemdinli iddianamesinin konuşulduğu günlerde "Bu orduya karşı yapılmış darbedir" dememiş miydi? Danıştay baskını sonrasında da "siyasete kan bulaştı" gibi son derece çirkin ve hakkaniyetten uzak bir söz şöylemişti.

Bir de sağa açılma politikası vardı,"Gel ne olursan ol gel" diyerek başlattığı. Solu halletti sıra sağa geldi. :-)

Ahmet Kekeç sağa açılma politikasına "Sağdan git, belki solu bulursun!" adlı yazısıyla güzel bir cevap vermişti, umarım Baykal okumuştur.

Baykal ülkemiz insanının tercihlerini ve değerlerini içine sindirmeyi bir türlü başaramıyor. Eğer böyle devam ederse bırakın iktidarı, eski oy oranına bile ulaşması zor görünüyor.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: June 21, 2006 08:28 PM

Hiçbir konuda anlamlı bir politika üretemeyen,
sadece yerli-yersiz eleştiri ve saçmalama başarısını gösteren Sn. D.B.,

Solu bitirdiniz. Tebrikler.

Yazan: Yilmaz Tarih: June 21, 2006 10:43 PM

Bay Baykal bu çok iri lafları hangi dağlara güvene
rek ediyor acaba. Bir yerlerde Türkiye'yi bitirme
projeleri yapılıyor olsa, terör ve destabilizasyon
faliyetlerini güçlendirmek için siyasilerden ortak
aransa, bu tutum beklenir. Yazık bu ülkeyi bölmek
isteyen dış güç Ülkemizin damarlarına sızmış fütur
suzca at oynatıyor. Faili belli operasyon, umarım
milli güçlerimiz ve Allahın yardımıyla başarıya
ulaşamayacaktır.Allah iktidar hırsıyla gözü dönmüş
lerden ülkemizi korusun.

Yazan: levent Tarih: June 21, 2006 10:50 PM

CHP'deki'sandık allerjisi' ve halka karşı güvensizlik duygusu üzerine çok güzel bir analiz.

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=190899

Saygilarimla

Yazan: Tunç Tarih: June 22, 2006 01:52 PM

çağdaş, Atatürk ilkelerine bağlı ama bağnaz olmayan biri olarak sayın Baykal'ın ifadelerini büyük bir talihsizlik olarak kabul ediyorum. söyledikleri öncelikle TBMM'nin meşruluğuna gölge düşürmektedir. Oy vermiş olsak da olmasak da, AKP tümüyle yasal yollardan iktidara gelmiş bir siyasal partidir.

Baykal ve onun gibi düşünenler nalıncı keseri gibi demokrasiyi kendilerine yontmaktan vazgeçmelidirler. İllaki rejimin günden güne tehlikeye girdiğini görüyorlarsa ve bunu her seferinde dile getiriyorlarsa artık sözden öteye başka birşeyler yapmalarının zamanının geldiğininde farkına varmış olmaları gerekir. Bugünlerde çeşitli kaynaklar tarafından yaptırılan anketlerde AKP genel olarak hala birinci parti olarak tercih edilmektedir. Öyle ise CHP'nin artık kendine öz eleştiri yapıp gerekiyorsa yeniden yapılanması gerekir. Bence CHP içinde sorulması gerekenlere örnek olarak şunlar verilebilir:

1. Biz CHP olarak gerçekten iktidar olmak istiyor muyuz?
(Bence kesinlikle hayır, sayın Baykal sorumluluk yerine sadece protokolde kendine ayırılan yeri almak istemektedir, en azından böyle bir görünüm sergilemektedir.)

2. Halka hangi mesajları ve ne kadar içtenlikle verebiliyoruz? Halka ne kadar ulaşabiliyoruz?

3. Seçim barajının kaldırılmasını niçin desteklemiyoruz?

4. Nereden buldun yasasını niçin desteklemiyoruz?
(Türkiye vergi yüzsüzleri cenneti olduğu sürece sosyal eşitlik ve gelir dağılımı gibi problemler nasıl aşılacaktır?)

5. Siyasal dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda aşama kaydedebilecek miyiz?

6. Parti içi demokrasiyi nasıl geliştirebiliriz ya da gerçekten geliştirmek istiyor muyuz? (Alternatif parti başkanı adaylarına yapılanlar ortadadır, bu sadece CHP değil, DSP için de geçerlidir.)

7. Ekonomi konusunda Türkiye şu ana kadar hem dış kaynakları temel alan çözümleri tercih etti ya da etmesi için zorlandı. Biz Türkiye'nin iç kaynaklarını etkin duruma getirmek için ne yapabiliriz? (Bor madeni, petrol, demiryolu projeleri vs.)

8. Çarpık kentleşme gibi problemler nasıl aşılacaktır? bunlar için ayrıntılı plan ve projelerimiz nelerdir? İstanbul gibi bir şehir neredeyse tüm Türkiye'nin candamarıdır ancak büyük bir deprem tehlikesi ile karşı karşıyadır. Ekonomik riski yurt çapına yaymak için İstanbul ve diğer şehirlerde ne gibi yatırımlar yapabiliriz?

vs.vs.

Bu sorulara CHP net bir cevap vermediği sürece, kendini Atatürkçü ve çağdaş olarak nitelendiren pekçok vatandaştan hala oy alamayacaktır. Ne acı!

Yazan: yorumcu Tarih: June 22, 2006 03:30 PM

Ein Volk, ein Reich, ein Führer

Bugünkü CHP'yi anlamak için Inönü zamanina da
bakmak gerek. Meselâ "varlik vergisi" ...

Asagidaki yaziyi okumak lâzim, belki Sayin Yorumcu gibi arkadaslar ülkemize yakisir bir parti kurar da demokratik sol oylar oraya gider.

Saygilarimla
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=43155,,2

Yazan: Tunç Tarih: June 22, 2006 05:11 PM

Üstelik bu sayın Baykal'ın ilk gafı da değil. Bu CHP için alışılagelmiş bir tutum. 30 Ağustos'la ilgili göndermesinde "sakın ha, sakın!" diye öcü ile çocuk korkutur gibi tavrı çok basit ve ötesinde çirkindi. Aslında Sayın Akyol gibi "zırva" ve kendi kullandığım 'çirkin' tanımlamalarını kullanmakta rahat davranma yanlısı olmasam da bazen durumu çok yerinde karşıladığı için bu kelimelerin uygun düşmesi kaçınılmaz oluyor. CHP, "ordu+CHP=iktidar" formülünü slogan olarak kullanmaktan çekinmemiş bir partidir ve bu tavrına karşı ordumuz ne yazık ki siyasete neden alet edildiğini sorma duyarlığını göstermemiş, ya da CHP'nin Ordu ilimizden alacağı oyların iktidara gelmesinde yeterli olacağını söylediği biçiminde yorum yaparak bu sloganı zararsız bulmuştur.

Ben insanlara daima nedensel düşünme çağrısı yapıyorum. Durum bu, ülkemizin durumu ne yazık ki gelişmiş bir ülke standartlarından uzak hâlen. Uzun uzadıya yorumlara girmek istemiyorum, diyorum ki bu günkü durumsalı oluşturan nedenselleri enine boyuna, entelektüel bir duyarlık ve objektiflikle irdelemek gerek. Bu tanımlamaları Türkçe'yi sala koyup sele vermek ya da tumturaklı olsun diye kullanmıyorum. Gerçekten söylemek istediğimi iyi karşıladıkları için kullanıyorum. Durumsal yerine statüko, nedensellik yerine determinizm desem de yine immünal bir tepkiye neden olacaklar. Her yaşayan organizma (gibi dil de) antijenlere karşı immün tepki verir, aksi halde yaşamı sonlanır. Fakat immün sistemin zararsız antijenlere karşı da bağışıklık tepkisi vermesine allerjik reaksiyon deniyor. Polen allerjisi gibi.

Konuyu dağıtmadan: Bir Alman düşünür Türklerin Batıya göç sırasında Doğu Hazar kıyılarına gelmeleriyle tarihin çok önemli bir yol ayrımına geldiğini söyler. Büyük çoğunluk güneye dönmeyi tercih eder. tercih bunun tersi olsa tarih değişirdi yorumunda bulunur.

Nedensellik bazen çok karmaşık olguların altında basit bir neden, ya da çok basit olguların altında karmaşık nedenler yatması şeklinde tecelli eder.

Bu ulus bu kilit yarımadaya gelip yerleştiği zaman tarihin en büyük iki kıskacının oluşturduğu bir mengenenin ortasında kaldı: Doğudan Moğol ve Batıdan Haçlı baskısı. Tarih hep böyle tekekrrür etti. Hangi çelişkiyi düşünürseniz düşünün, Batı-Doğu, Kuzey-Güney, Varşova-Nato, İslam-Hristiyan, Mistik-Pozitivist... Dünyada ne kadar çelişkili durum varsa Kızılderililerden (ve işte Pigmeler ve Aborjinler diyelim) başka tüm kavimlerin kavşak noktası olan bu topraklarda mutlaka yaşanmıştır.

O yüzden bu ulus gözünü karartıp ya devlet başa, ya kuzgun leşe demeye her ortamda alışkın, asker bir millettir. Varlığını, kazanımlarını tehlikede gördü mü mantık filan kalmayan, duygusal tepkileri güçlü bir ulustur.

Tüm bunları illa beyazı yerince siyahı övdüğünüz, siyahı tu kaka edince beyazı bayraklaştırdığınız şeklinde bir tutumun gerçekçi olmadığı vurgusuyla bir araya getirmeyi önemli bir hatırlatma sayarak söylüyorum. Griler ve gökkuşağının tüm renkleri... Hiçbirini gözardı edemeyiz. Ancak bizim toplum az önce söylediğim nedenselliklerden ötürü ikilemlere şartlanmıştır. "Bulanık mantıkta fikir avlamak" bize göre değildir. Lafı dobra dobra kodun mu taş gibi yerine oturtacaksın. Bu yüzden asırlarca ticaret yapamamış, ticareti rumlara ve yahudilere kaptırmışızdır. Türk'ün esnaflığı hâlâ müşterinin "Filanca mal var mı?" sorusuna tomtok bir "Yok!" yanıtı verme biçiminde sürmektedir. Fıkradaki gibi, "Tuvalet kağıdı yok, zımpara kağıdı versek olur mu?" diyen Türk bakkal çırağına Yahudi bakkal bir türlü esnaflığı öğretemez.

Tabii tek neden bu değil, savaşın bir cihad olarak görülmesinden, gayrimüslimlerin askere alınmaması gibi nedenler de var. Nedensellik kurcalamakla bitmez, çok da zevkli bir uğraşıdır, tavsiye ederim. Kazıdıkça neler çıkar neler. Bu yüzden bilimsel bakış açısının temel argümanıdır.

Söz bilime gelmişken, "Ne oldu, veda ettiğini sanıyorduk?" diyen varsa yanıtlayayım:

Bu konuda Sayın Marvin'e yanıt vereceğim: (Neden bahsettiğim anlaşılmazsa bu başlığa dönmek gerekecek: "DNA...")

Dramatize yok diyorsunuz ama dramatizeyi sürdürüyorsunuz. Gidenlerin "İçinin yandığı" bana dramatize geldi. Üstelik ben Sibel Hanım gibi "hoşçakalın"ı çekmedim henüz. Sadece ayrılmayı "düşünsem iyi olacak" dedim.
"Ayrık otu" benzetmesinin aşırı olduğunu sanmıyorum. Ayrık otu gibi durduğum kuşku götürmez. Bir tarlaya hep bir cins ürün ekilir ve arada çıkan farklı otlara ayrık otu denir, bunda bir acaiplik yok. "Bana uzaydan gelen yaratık muamelesi yapıldı" filan desem, tamam, asıl dramatizeyi ben yapmış olurdum.
Tekrar ettiğimi çok söylediğimi kabul ediyorum, ama gerçekten anlaşılmadığı için tekrar ettim. Elbette kendimi tekrar ediyorum ve farklı argüman getirmiyorum. Çünkü kabul edilmesini umduğum başlangıç noktası argümanım tanrı tartışmasının bilimin görevi olmadığı, bunun felsefe içinde yapılması. Yazmaktan vazgeçmeyi düşünmemin nedeni de bu noktadan öteye geçemeyişimiz.

Yoksa, "aydınlığı kimseciklere bırakmayan nutukvari" söylem iddiasını kesinlikle reddediyorum. Bunu hakkımdaki kasıtlı bir önyargı olarak kabul ederim. Kimsenin cahil olduğunu iddia etmedim. Kimseyi aşağılayıp anlama kapasitesi düşük olmakla itham etmedim. Söylediğim tek şey, tanrı tartışmasının bilim içinde yapılamayacağı konusunda mutabık kalmayışımız oldu.

Bakın hâlâ "önkabulüm reddedildiği için" veda ettiğimi söylüyorsunuz ve beni tekrara düşmekle suçluyorsunuz. Şimdi tekrar söylemeyip ne yapabilirim? Tekraren: Bilimin zaten ön kabulü olmadığı için tanrıyı tartışamayacağını söylüyorum, nasıl hâlâ argümanlarımın olmadığını ve görüşümü dayattığımı söylersiniz? Bu kadar tüm yazdıklarım boşa giderse ayrılmayı düşünmeyip de ne düşüneyim?

Bakın yine tekrar! edeceğim:
Tanrının bir sürece müdahale ettiğini, bir taşı düşerken yavaşlattığını kanıtlayabilirsek bunun derhal ve tereddütsüz, hatta büyük bir sevinçle yeni bir kanıtlama olarak bilimsel literatüre alınacağında kuşku yoktur! BİLİMDE BİLİNEN ETKEN VE NEDENLERİN DIŞINDA HENÜZ KEŞFEDİLMEMİŞ BİR ETKEN VE NEDENİN OLMADIĞI DİYE BİR ÖNYARGI KESİNLİKLE VE HİÇ BİR BİÇİMDE YOKTUR! OLMASI DÜŞÜNÜLEMEZ, DÜŞÜNÜLMESİ DURUMUNDA BİLİM KENDİ İPİNİ KENDİ ÇEKMİŞ VE KENDİ VARLIĞINA SON VERMİŞ, ARAŞTIRMADAN VAZ GEÇMİŞ DEMEK OLUR!
Hayır, kesinlikle eminim, kimse yazdıklarımı okumuyor, "ha tamam, bu laikçi, salla gitsin!" diye önyargıyla şöyle bir göz atıp hemen yanıt döşenmeye koyuluyor.

Herneyse, bu "veda" konusunu da kendimize has duygusal tepkilerle ele aldığımızı görüyorum. Arkadaşlar, bir daha bu bloga girip yorum okumamaya ve yazmamaya yemin filan etmedim, inanın!"

Bir de Sayın Akyol beni de Sibel Hanım'ı olduğu gibi şaşırtıyor. "BİLİMİN GÖREVİ TANRI'NIN VARLIĞINI KANITLAMAKTIR" DİYE BİR İDDİAM DA YOK. ve BEN BİLİMİN SEKÜLERLİĞİNİ ELEŞTİRMİYORUM, AKSİNE SAVUNDUM cümleleri beni şaşırttı. Belki de ben anlayamamışımdır,. ama doğrusu savının temellerinin bu argümanlar olduğunu sanıyordum. Fakat böyle ise aramızdaki fark iyice azalıyor, bir de şu bilimin içinde tanrıyı tartışmama konusunda uzlaşabilsek!

Yazan: demirkan efegil Tarih: June 22, 2006 05:40 PM

Bugün "blog izni" günlerimde dayanamayıp yazdığım bu ikinci yorum, kusura bakmayın. Yine dayanamadım. İki şey söyleyeceğim:

1) Baykal, bir anlamda çok önemli (perdenin ardını temsilen GÖZE SOKULAN bir figür olduğu için), bir anlamda ise son derece önemsiz bir isimdir. Baykal'ın "sol"u temsil ettiği saçmasına içinizde halâ inanan varsa, üzülürüm doğrusu. Bu şahıs, hangi zümreyi, hangi tarihsel-siyasal geleneği, çizgiyi temsil ettiği son derece kesin hatlarla belli bir şahıstır. Burada terminoloji paralamaya gerek görmüyorum. Baykal, devlet partisinin siyaset meydanındaki İZDÜŞÜMÜ olan, uç sağdan yalnızca fraksiyoner olarak farklılık gösteren koyu sağ bir partinin genel başkanıdır. Söylediklerinin ve yapıp ettiklerinin KOD'larını çözmeden bakarsanız yanıldığınızla, kızdığınızla kalırsınız. Bu beyefendi, aynı zamanda laikliğin de düşmanı bir kişidir. Sadece demokrasinin değil.

2) Bu söyleyeceğim kişisel bir mesaj, özür dilerim. Sayın Demirkan Efegil, benim yazlık siteye de beklerim.

Son bir husus: Şimdiden özlemişim Mustafa Bey'in blogunu ve blog ahalisini!

Yazan: metin-thePoor Tarih: June 22, 2006 07:09 PM

Sayin Akyol, bu elestirileriniz herkesten cok Turk solunun isine yariyor. Ne zaman Baykal gidecek, Turk solu bayram edecek. Umit ediyorum ki Turk solu kisa bir zaman icinde kendi icinden hem Anadolu'nun degerlerine hakim, hem de Clinton-vari bir humanizm, ozgurluk anlayisi ve global perspektife sahip olan bir lider cikaracak, ve halkimizi hak ettigi demokrasi ve ozgurlukler rejimine biraz daha yaklastiracak.

O zaman, demokrasi diye bizlere ozunde anti-demokrat ve en basta kadin, sonra insan haklarina aykiri bir yasam felsefesini yutturmaya calisanlarin da, din uzerinden ucuz politika yabanlarin da, materialist degiliz havalarinda bogazina kadar yolsuzluk icine batmis olanlarin da, kendi satilmis veya delikten supurulmus oldugu gibi, devleti ve milleti de pazarlamaya pek merakli olan cingozlerin de sonu gelecek.

Bu sayfadaki kisiler icinde felsefi derinligi olan, siyasi birikimi olan, saglam bir egitime ve yurt disi tecrubesine sahip cok insan var. Sizlere soruyorum, Baykal'i bir tarafa birakalim (cunku onun sonunun zaten yakin oldugu malum), AKP'li siyasetciler, sizleri etkileyecek, ufkunuzu acacak ne gibi bir soylem veya icraatta bulundu? Bu iktidar, zorluklarin ve caresizliklerin kiskacinda bir "simit sarayi" ve "size anne diyebilir miyim" kulturune sikisip kalmis kitlelere son kez palavra sikma luksune, son kez ucuz politika yapma luksune sahip iktidar olacak. Isigin uzerimize dogmasi yakindir.

AKP icinde dort grup var. ANAP ve DYP'den gelen nispeten liberal merkez sag grup; milliyetci-muhafazakar grup; basini Arinc ve Babacan'in cektigi cingoz yobazlar grubu; ve bunlari ayni platformda toplamaya calissa da artik yuzunu iyice yobazlardan yana donmus olan Erdogan-Gul-Unakitan muritler tayfasi. Butun gruplara ayni mesafede durmayi basaran kisi olarak aslinda bir tek Sener'i goruyorum. Bu gruplarin icinden merkez sag ve muhafazakarlar icinde cok ciddi kopma belirtileri basladi, artik ok yaydan cikti.

Bence onumuzdeki birkac yil siyasi arenada ilginc gelismelere gebe. Kanimca AKP icin en hayirlisi en kisa zamanda erken secime gitmek olur.

Yazan: Beyaz Tarih: June 23, 2006 01:51 AM

Mustafa bey,

CHP lideri Deniz Baykal'ın "Cumhuriyet, Milli Mücadele ile kazanıldı, sandıkta kaybedilmeyecek" şeklindeki zırvası — evet, bunu tanımlamak için "zırva"dan daha iyi bir kelime bulamıyorum — Türkiye'de siyasetin geldiği cinnet noktasını göstermesi açısından kayda değer.

Yazinizin geri kalanini da okudum ama bence pek tadi yoktu.

Bu uslubu size yakistiramadim demem yakisik almaz; cunku siz yakistirmissiniz. Ama, takdir edemedigimi soylemem gerekiyor.

Bahsettiginiz kisinin bir muhalefet lideri oldugunu, dedigini gerceklestirmek icin elinde anlamli bir kuvvet olmadigini; dolayisi ile, bu soylenenlerin acik ve yakin tehdit olmagi bir yana birakin, lafola beri gele cinsinden bir tehdit mahiyetinde bile sayilamayacagini gozardi ederek yazmissiniz yazinizi --en azindan ben o intibai edindim.

Demokrasiyi savunmak da Cumhuriyeti savunnmak da, baska kutsallari savunmak da bir digerine otomatik olarak moral superiority saglayan seyler degil. Bunu biliyor olmaniz lazim.

Bazan bazi seyleri surekli ayni kisilerle tartismak iyi olmuyor. Orwell'in ronaninda oldugu uzere, bir muhalif olarak yola cikip, sikayet ettiginiz iktidarin hasletleri sinebiliyor insanin uzerine.

Bu yaziniz oyle bir yaziydi.. ve olmasi gerekenden cok uzakti bence. Diyeceklerinizi daha uygun kelimelerle ve citayi yukariya zorlamaksizin pekala soyleyebilirdiniz.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: June 23, 2006 03:48 AM

Deniz Baykal'ın sözleri hiç şaşırtıcı değil. Milli Mücadele'nin istismarının da dini istismar kadar sakıncalı olduğunu düşünüyorum. İstiklal Savaşı hiç bir siyasi partinin, siyasi görüşün tekelinde değil, olmamalı. Sayın Baykal bizlerden çok daha iyi biliyordur, Yassıada'da yargılananlar arasında Milli Mücadeleye katılanlar olduğunu.

Yazan: Tuncay Yılmazer Tarih: June 23, 2006 10:41 AM

The Independent
Kürdistan: Bir ulus mu doğuyor?


İngiliz The Independent gazetesinde dün yer alan "Kürdistan: Bir ulus mu doğuyor?" başlıklı haber-analizde, Kuzey Irak'taki Kürtlerin Irak savaşından güçlenerek çıktığı belirtildi. Independent yazarı Patrick Cockburn, "Irak Kürdistanı teoride bağımsız bir devlet olmasa da BM'nin birçok üyesinden daha güçlü durumda. Etkili ordusu var. Halen Irak'ın bir parçası, ancak aldığı kararlarda Bağdat'ın etkisi az" diye yazdı. Analizde, 2003'te Saddam rejimi devrildiğinde belirli bir özerkliğe sahip olan Kürtlerin özerkliklerini kaybetmekten, ABD'nin 40 bin Türk askerle Kuzey Irak'a girme planlarının TBMM tarafından reddedilmesiyle kurtulduğu kaydedildi. Yazıda, "Kürtler bir gecede ABD'nin Irak'taki müttefiki haline geldi. Ancak her şey değişebilir. ABD, Irak'tan askerlerinin çekmesinin ardından yüzünü bir kez daha eski müttefiki Türkiye'ye dönebilir" dendi.
Milliyet23.06.06
Bu yazı fatih demir e atfedilir.

Yazan: salih Tarih: June 23, 2006 10:59 AM

İlk olarak hep beni terbiye davet eder tavır takınan Mustafa akyol , çok düzeyli kelimeler seçmiş bu yazısında . TEBRİKLER.

Bu kez düşüncelerimiz biraz keşiyor galiba. Bu ülkenin en önemli kurumsallaşmalarını gerçekleştirmiş bir partinin bu kadar içi boş , bu kadar ucuz oy avcısı ve içerikten , laik demokrat anlayıştan bu kadar uzaklaşmış olması gerçekten içimi acıtıyor. C. Yetkin in kitabında belirttiği gibi Atatürkçülük malesef bizzat takipçileri tarafında ölümünün hemen ardından yıpratılmaya başlandı. Maşallah bugün hiç geri kalınmıyor.
Asıl kaldıramadığım ise bu durumun şeriatçı zihniyetlar kadar Atatürkçülüğe zarar veriyor olması.

Evet deniz baykalla işler çok zor görünüyor. Malesef tayyip erdoğan gibi de değil , yani ara ara da pek DEĞİŞMEYECEK gibi.
Bugünkü mecliste Cumhuriyetimizin ilk yüzyılını doldurmaya doğru iken bu kadar sosyal demokrasiden uzak bir CHP ve ne olduğu ve de değişmediği en baştan belli , ülkeyi tam bunalıma sokan ve her işlerini yüzüne gözüne bulaştırmış bir AKP nin meclisi paylaşmaları ben de sadece utanç yaratıyor.

Bu utanç tablosunun sebebine de değinmezsem kendimi sebepten ve çözümden uzak hissedeceğim. Atatürk ün belirttiği gibi: en büyük düşman Yunan değil , cehaletin ta kendisidir. Malesef cehalet sorunu ülkemiz hala çözemedi. ve bu kadar içi boş bir alt-orta-üst sınıf toplumdan adam gibi liderler partiler seçmeyi bekliyorsak bizler ya aptalız ya da akrebiz. cehaletin sonunu nasıl getirmeli diye soracak olursak anlatacak hepimizin çok şeyi var.
Gerek sağ , gerek sol, sosyalist , muhafazakar , hangi kesimden olursa olsun ; eğer gerekli bilinç seviyesine ulaşmış vatandaşlık ve bireysellik olmadığı sürece bugün ülkemizde herhangi tutarlı bir siyasi hareket ya da siyasi lider beklememiz aptallık olur bence. ya da işimiz Ahmet Necdet Sezer gibi tesadüflere kalır sadece.

Yazan: Beagle Tarih: June 23, 2006 11:34 AM

AKP iyi çalisiyor mu?

“Bu sayfadaki kisiler icinde felsefi derinligi olan, siyasi birikimi olan, saglam bir egitime ve yurt disi tecrubesine sahip cok insan var. Sizlere soruyorum, …, AKP'li siyasetciler, sizleri etkileyecek, ufkunuzu acacak ne gibi bir soylem veya icraatta bulundu?” (Beyaz)

Diye soran Beyaz adli arkadasimiza yanit vermek isterim, bilmiyorum yukaridaki müthis tanima uyuyor muyum :-) ama en azindan yurtdisi kriteri tamam. (Sanirim Fatih Demir ABD’de yasiyor ve Bekir L. Yildirim da bu ülkeyi iyi taniyor. Onlar da katilirsa çok sevinirim.)

Sizin sorunuza benzer sekilde Sayin Yorumcu da CHP’ye 8 madde halinde somut ve detayli sorular sormus. (22 haziran) Aslinda bütün partilere sormali.

Sanirim bu sorulardan imtihan olsa AKP tam not alamaz. Yanliz AKP’nin yurtdisindan (Fransa’dan) görünüsü Türkiye’den görünüsüne göre farkli. Meselâ AKP “biz alman hristiyan-demokratlari gibi müslüman-demokratiz” deyince bu kabul gördü, kimse yadirgamadi.

Türk ordusunun siyasete karismasi (Yüksek askeri sura, MGK, MGSB, …) Avrupa’da anlasilamiyor. Nasil itfayeciler veya kokoreççiler kendi isi ile ilgileniyorsa “ordunun görevi ayridir” diyorlar. Bu “gariplige” karsi/ragmen “mücadele eden” AKP askerlerden daha demokratik bir imaja sahip.

AKP’li bakan eslerinin basörtülü olmasi da o kadar batmiyor kimseye. Kiyafetimizi veya müzigimizi onlara benzetmeye çalistikça alay konusu oluyoruz. Eurovizyon sarki yarismasini ve güzellik yarismalarini burada kimse iplemiyor :-)

Bir de Abdullah Gül hakkinda yazmak lâzim. Buradaki bir çok TV programlarina katildi, gazeteler de röportaj yapti. Islâm, Kibris, ermeni davasi, PKK gibi konularda sinirlenmeden, kimseyi suçlamadan çok iyi cevaplar verdi ve Türkiye’ye puan kazandirdi. Ayrica öncekiler gibi “haçli zihniyeti var” diye aglamak yerine Türkiye’ye fransiz müttefikler buldu. Türkiye hakkinda çikan çikan kitaplarin sayisinda artis var. Geleneksel konular disinda da (iskence, pkk, deprem…) Türkiye gündeme geliyor, ekonomisi övülüyor. Le Figaro’nun ekonomi eki, L’Expension, Les Echos ve dünyaca ünlü Ekonomist’in Fransa baskisi bunlara örnek sayilabilir. Bu yayinlarin meyvelerini de topluyoruz, Fransa büyük ihtimalle Türkiye’deki en büyük yabanci yatirimci konumunda, bu yil 15 milyar dolar gibi bir rakam agizlarda.

Bizim hayatimizi dogrudan etkileyen seyler de oldu : Gurbetçi olarak sinir kapilarinda oy kullanabiliyoruz. Solcular bu isi hiç iyi gözle görmediler çünkü avrupali türklerin yobaz müslümanlar oldugu yönünde bir önyargilari var.

Paris Konsolos’u degisti, ilk defa Galatasaray mezunu olmayan bir kisi geldi. Arada bir korelasyon var mi bilemem ama konsoloslugun hizmetleri son 2 yildir çok iyi. Internet sitesinden bilgi almak mümkün. Eskiden her is için oraya gitmek gerekirdi. Simdi mektupla da islem yapilabiliyor. Konsoloslukta çalisan arkadaslarim da var, olumsuz bir sey duymadim.

Acaba AKP mükemmel bir parti mi? Degil, yolsuzluklar bitmedi, dokunulmazlik konusunda verdikleri sözü tutmadilar, ihalelerde türk firmalar yabancilara karsi kayiriliyor… AKP’ye yöneltilen bu tür somut elestirilere ihtiyaç var. Yanliz bükemedigin eli öpmek lâzim :

Basindan gördügüm kadariyla AKP zamaninda :
1. Enflasyon düstü,
2. Oy kaygisiyla tarima verilen sübvansiyon azaltildi,
3. Ilk defa egitim bütçesi savunma bütçesinin önüne geçti,
4. Ilk defa adalet bakanliginin bütçesi artirildi,
5. Enerji bagimsizligi için Sinop’ta nükleer santral yapiliyor (Fransa’da elektrigin %70’i nükleerdir)
6. Yabanci yatirimcilara uygulanan vergiler azaltiliyor.

Bunlar AKP seçimi kaybetse bile kalici kazanimlar. Ama burada kalmamali, “devrim” niteliginde degisikliklere ihtiyaç var : Demiryolu karayolunun yerini almali, üniversiteler kizlarin basörtüsüyle degil bilimle ugrasmali.

Patent sahibi türk firmalarin yetersizligi, uluslararasi bilim dergilerinde türk üniversitelerinin azligi bizim üniversitelerimizin iyi islemedigini açikça gösteriyor. Elbette “kahraman” profesör ve arastirmacilar var ama bilimin devlet politikasiyla desteklenmesi lâzim ki halka faydasi olsun. (Bu konuda Demirkan Efegil de bizi aydinlatabilir saniyorum)

Saygi ve sevgilerle

Yazan: Tunç Tarih: June 23, 2006 12:30 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)