« Öz Eleştiri Zamanı | Ana Sayfa | Da Vinci Şifresi'nden Şifreler »

May 20, 2006

'Provokasyonsa Bile Hükümet Suçlu', Öyle mi?!..

Danıştay cinayetinin bir provokasyon, yani hükümeti zor duruma düşürmek için tezgahlanmış bir "operasyon" olduğu görüşü, olayın yaşandığı saatten itibaren dile getirilmeye başlandı. Ben, veri olmadan peşin hüküm vermek istemediğim için bu konuda bir şey yazmadım. Ancak katilin kimliği ve bağlantıları ortaya çıktıkça, provokasyon açıklaması giderek daha inandırıcı hale geliyor. Her şeyden önce dindardan çok "ulusalcı" bir profil çizen katilin "AKP tabanı"nı temsil etmediği ayan-beyan ortada. Dahası, ona tetiği çektiren birilerinin var olduğu ve bunların da hiç ama hiç "İslamcı" olmadıkları ortaya çıkmış durumda. Sabah gazetesinin "Bombalı Saldırı Planı Barda Yapılmış" başlıklı haberi bile, tek başına pek çok şeyi özetliyor. Sanırım önümüzdeki günlerde "operasyon"un içyüzünü daha iyi anlayacağız.

İşin garip tarafı ise, bazı yorumcuların olayın bir provokasyon olma ihtimalinin yüksekliğini kabul etmelerine rağmen, faturayı hükümete kesmeleri. Can Dündar, "Hükümet İçin Sonun Başlangıcı" başlıklı yazısında, "olayın provokasyon olduğundan kuşkulanmak için tüm veriler mevcut" diyor, ama yine de sorumlu olarak hükümeti gösteriyor. Ve "sonunun geldiğini" ilan ediyor...

Bu, bence, akıl alır gibi değil. Hükümetin Danıştay'ı eleştirmesi üzerine bir "şer odağı" hükümeti töhmet altında bırakmak için Danıştay'a saldırı düzenletecek, ve bu ayan-beyan belli olacak, ama biz gidip de bu "şer odağı"nı değil hükümeti suçlamaya devam edeceğiz, öyle mi?

Hükümetin son aylarda hatalar yaptığını, sert konuştuğunu söylemek ve bunu eleştirmek ayrı bir şey, "provokasyon hedefi" olduğunu bile bile ona vurmak, apayrı. (Kaldı ki Türkiye'de kim sert konuşmuyor; Baykal ve hatta Sezer çiçekler mi dağıtıyordu sanki aylardır?)

Tüm bu olaylar hakkındaki en isabetli yorumu Gülay Göktürk'ün "Rejim Tehlikede" başlıklı yazısında buluyorum. Tavsiye ederim.

Bence hükümetin ve demokratların üzerinde düşünmeleri gereken realite şu: Bu ülkede bir takım odaklar "AKP'li, hele de eşi başörtülü birisini Cumhurbaşkanı seçtirmeyeceğiz" diye karar vermişler ve bunun için her şeyi, ama her şeyi, yapmaya hazır durumdalar. Yapmaya da başladılar zaten. Bu durumda izlenmesi gereken strateji nedir, demokrasi nasıl korunur, bunu tartışmak lazım. Anti-demokratik (buna "oligarşik" de diyebiliriz) taraf sürekli olarak gerilim yükseltme stratejisi izlediğine göre, ilk yapılması gereken şey gerilimi düşürmek olmalı. Türkiye'deki sokak kavgalarını yatıştırmada etkili bir söylem olan "büyüklük bizde kalsın" şeklindeki ünlü "özdeyiş"ten ilhamla bir şeyler yapılabilir.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 20, 2006 01:52 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Mustafa Bey
Bugün seçim olsa Akp oy oranını % 45 lere çıkarır.Çünkü Türk milleti hapse atılan Tayip
Erdoğan ı sırf şu cenazelere gelip cenaze namazı kılmayanlara nazire olsun diye seçmiştir.
Aslında geçen habertürk e çıkan eski içişleri bakanı H.F. Güneş in şu cümlesi çok açıklayacıdır.'Bu atılan kurşunlar karşı devrim kurşunlarıdır'.
Bu olay en çok AKP ye yarayacaktır.Çünkü istenen olmayacak şu 30 000 kişiyi geçmeyen kemalistler iktidarı ele geçiremeyeceklerdir.Dışardan bu düğmeye basanlar da Irak da olduğu gibi hüzüne boğulacaklardır.
Akp ye ben oy vermem.
Çünkü Akp iktidar uğruna dini kullanan,kürtçülüğü kullanan kısaca her türlü imkanları seferber edip iktidar olmuş bir zihniyettir.
Biz zavallı Anadolu insanının ümidleri bir başka bahara kalacak,güçlü bir gelişim ve sivil toplum hareketi oluşturamadıkça hep yaya kalacağız.

Halkımın istediği tek şey var.Birileri uğruna yüzyıllarca can verdiğimiz değerlere dokunmasın ve ekmeğimle oynanmasın.Halkım da bunda çok mu haklı.Bence halkım da haksız.Çünkü kandırılmaya bu kadar müsait bir okumayan,düşünmeyen bir yeniçeri güruhu gibiyiz.
Şu hukukçu ve akademisyen takımı kendilerine çizdikleri profille elitleştiklerini sanıyorlar.
Gelin bir site açalım.Yargıda,üniversitede ve diğer kurumlarda işlerini para ya da hatır yoluyla halledenler kimlik sorulmaksızın bu hatıralarını anlatsınlar.
Biraz bu işlere bulaşmak zorunda kalmış ortakesim kimin kaç kuruşluk vatanseverliği var çok iyi bilir.
Çıkış yolu mu? Yok acil çıkış yolu.Var uzun bir yol.Zahmetli,sonu görünmeyen,ağır.Kim hazır sonucunu görmeyeceği bir eyleme katılmaya.Hiç kimse.İşte sorun burda.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: May 20, 2006 02:53 PM

Mustafa Bey,

Yazinizdaki degerlendirmeler, Gulay Gokturk gibi iyi niyetli, pek cok yazarlarinki akl-i selim herkesin uzerinde mutabik oldugu gorusu yansitiyor. Buradaki yorumlarda da benzeri degerlendirmeler yapildi.

Yazinizin benim en hosuma giden anahtar cumlesi "Bu durumda izlenmesi gereken strateji nedir, demokrasi nasıl korunur, bunu tartışmak lazım". Bende epey zamandir buna vurgu yapip dururum. Mutedeyyin, demokrat, liberal, vatansever yahut bunlarin herhangibi bilesimi "vijdan sahipleri koalisyonu" ortak strateji gelistirmek bu "azgin seckinler" e karsi demokrasiyi tesis etmek zorundalar kanimca. Artik "bakin gene ne yaptilar" turunden sozun bittigi yerde oldugumuzu dusunuyorum. "tehlike geliyor" degil, geldi. 28 Subat taksitli olarak uygulamada.

Bedeva munevveran, kanaat onderi, ulema, mursid olunmuyor (burda hicbir sahsi kastetmiyorum; bu statudeki herkes icin) Bunlari kazanmak lazim. adamin biri "these are the times that try men's souls" (bu zamanlar insanlarin ruhunu imtihan eden zamanlardir) demis.

selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 20, 2006 05:31 PM

Kanal Türkte Mine Kırıkkanat'ın programını izliyorum. Erdoğan'a yargı kararlarıyla ilgili verip veriştirdikten sonra Fransız gazeteciye dönüp soruyor: Sizde bu tip tartışmalar olmuyordur? Cevap: Bizde yargı kararlarıyla ilgili çok daha fazla eleştiri olur ve son zamanlarda birçok kararın yanlış olduğu da ortaya çıktı... Fakat bizde devletin kurumları arasında çatışma yaşanmaz... Mine hanım beklediği cevabı alamamasına rağmen konuyu şu şekilde toparlıyor: Yani siz de bu şekilde gerilimin tırmandırılmaması taraftarısınız... Adam yarım Türkçesiyle yorumu düzeltmeye fırsat dahi bulamıyor.
Hedef hakkaniyet olmayınca katilin kim olduğunun da, yapılan yorumların da bir anlamı kalmıyor. Mahir Kaynağın tespiti yerinde: Katilin ne olduğu değil, ne gösterildiğidir önemli olan... Ulusalcı olduğunun ortaya çıkmasının da bir önemi yok bu noktadan sonra... Uğur Mumcuyu öldürenlerin de islamcı olmadıkları ortada ama o hala devrim şehidimiz değil mi?

Yazan: blue Tarih: May 20, 2006 05:45 PM

Siz Gulay Gokturk'u tavsiye etmissiniz, ben de izninizle Engin Ardic'in ve Murat Belge'nin bu gunku yazilarini tavsiye ediyorum

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=40525,10,2

http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=187830

Yazan: onur atalay Tarih: May 20, 2006 06:14 PM

Sevgili Mustafa Bey,
Eger polis teskilatinin yaptiklarindan (Etyen Mahcupyan'in 15 mayista yazdiklari ve bu son olayda katilin daha bir gun once binadan atilmis olmasi) icisleri bakanligi sorumlu ise bu dogal olarak hukumeti sorumlu kilar.
Son yirmi yilda bircok sey degisti Turkiye'de. Ama icisleri bakanligindaki degisimler bana biraz ilginc geldi.
http://www.icisleri.gov.tr/_Icisleri/Web/Gozlem2.aspx?sayfaNo=546
1983ten 2006'ya 20 icisleri bakani...(gerci Abdulkadir Aksu'yu iki defa saydim)
Gerceklesen olaylardaki ilginclikler, polis-mafya-siyaset ucgeni... bilmiyorum bana garip geliyor...
Acaba diyorum, biz diger uniformalilara cok fazla endekslendikte gercek problemi cikaranlari gozden mi kacirdik?
Bir bakanin oglunun karistigi ve babasinin ortbas ettigi soylenen olaylarin bakan uzerinde baski araci olarak kullanildigi dogru mu acaba??
(cok fazla conspiracy oldu ama ne yapayim onlar da yapmasinlar)

Yazan: fatih demir Tarih: May 20, 2006 07:45 PM

Mustafa Bey'in yazısındaki değerlendirmelere katılıyorum.Katılıyorumda bu garibim iktidar şimdi ne yapacak onu birtürlü netleştiremiyorum. Tamam, büyüklük onlarda kalsın da şimdi nasıl hareket edilecek ? "Gerginlik düşürülecek!" "düşür!" demekle olmuyor ki?

Ben bu meclisin kendi içinden bir Cumhurbaşkanı seçmesini sonuna kadar destekliyor olsam da madem ülkeyi uçuruma yuvarlayacak kadar gözünü karartmış kesimler bunu engellemek istiyorlar, bu durumda yapılacak en uyumlu ve tansiyonu düşürücü şey bence şu olabilir:

Başbakan -eğer varsa bile- Çankaya sevdasından vazgeçmelidir.Böyle bir gerginlik hiç olmamış olsa bile de vazgeçmelidir.Rahmetli Özal'ın yaptığı hatayı yaparak partisini un ufak etmek gibi bir yanlışa düşmemelidir.Tayyip Bey, siyasi hayatını zirveye taşımak gibi bir ideale sahip olabilir elbet ama ülke menfaatleri şahsi ideallerden önce gelir.

Başbakan çıkar "ben Cumhurbaşkanlığına aday değilim." der.Ve gerginliği tırmandırmamak için karşı tarafın itiraz edemeyeceği bir ismi -mesela Sami Selçuk'u- işaret ederek "bizim adayımız msl.Sami Selçuk'tur" der.Ve ardından ekler :"Cumhurbaşkanını bu meclis seçecek, genel seçimler de 2007' de zamanında yapılacak, herkes işine baksın, bizim önceliğimiz AB ve ekonomik istikrardır." Bunları söyler ve tüm oyunları bozar.(Böyle bir durumda laikçilerin yüzlerinin alacağı şekli görmek isterdim.Sami Selçuk'un nesine itiraz edecekler?)

Tabii bunun hem AKP tabanı hemde milletvekilleri bakımından mahzurları da yok değil.Ama bu büyük grubu birarada tutma başarısı gösteren Erdoğan hem tabanını hem vekilleri ikna edecek kabiliyete sahip.Ve böyle bir süreç sonunda ikinci dönemde daha güçlü olarak tekraren iktidara gelir.

Benim ki bazı muhafazakarların da dillendirdiği bir düşünce sadece. Çok mu ütopik oldu? :-)

Mustafa Bey ne dersiniz ?

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 21, 2006 01:13 AM

İşte budur. Bu kadar nettir olan bitenin izahı. Yapılması gereken de bu kadar açıktır:
http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=40594,,2

AKP'nin yeni bir seçimde şimdikinden daha büyük bir sayısal güçle meclise gireceğini öngöremeyişi çok şaşırtıcı ve absürd, biraz da esrarengizdir! Lakin RTE'ın ufuksuzluğu ne yazık ki pek şaşırtıcı değil. Bu hükümet aklını başına devşirmez de derin iktidarın restini göremezse, tamam kendine yazık olur da, bizlere ve Türkiye'ye çok daha yazık olur.

AKP, bence erken seçimi ilan etmeli, mesela hiçbir alçağın "dinci, mürteci" filan diye kolay yoldan karalayamayacağı saygın, demokrat ve liberal bir isim olan Sami Selçuk'u da CB yaparak Türkiye'nin artık derin güçlerin şamar oğlanı olmaktan çıkmak üzere olduğunu kanıtlamalıdır. Tabii ABD'nin niyetini iyi okuyabilmek ve o hususta kararlı ve akılcı bir tutum alabilmek de sorunun ve çözümün bir parçası olsa gerektir.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 21, 2006 12:05 PM

Metin Ağabey,

Linkini verdiğiz Engin Ardıç'ın yazısını okumadan önce hemen hemen benzer bir yorumu Müzmin Bey'e cevap mahiyetinde kendi yazımın yorum bölümüne yazmıştım.Birçok demokratta aynı mihvalde birleşiyor.

http://www.blogcu.com/gelenek/604093

Siyasetten ve siyaset konuşmaktan hiç hoşlanmam derken kendimi siyasetin içinde buldum.:-)Engin Ardıç o bildiğimiz üslubuyla meseleyi güzel fotoğraflamış.

Müzmin Bey, bana cevaben kendi blogunda yazdığı yorumda ABD ve İran konusunda RTE'nin erken seçimle içiçe geçmiş bir planı var gibi durduğunu söylüyor :

http://muzminanonim.blogspot.com/2006/05/flo-royal-ile-oyunu-kaybetmek-korkusu.html

Müzmin Bey'in mealen "RTE'nin -şimdilik- erken seçimden birçok avantajı olduğu halde uzak durmasına ilişkin tek makul açıklama dediği" bu görüş tartışılabilir.Eğer RTE'nin bu derece geniş düşünce vizyonu varsa ve ülke menfaati konusunda dışişleri-İktidar dualitesi bu derece uyumlu ise ülkemiz adına sevindirici bir durum.

Ben de Müzmin Bey gibi ABD'nin İran konusunda Irak benzeri bir operasyona girişeceğini düşünmesem de sözkonusu olanın Bush olduğu düşünüldüğünde "delidir, ne yapsa yeridir" ihtimalini gözönünde bulundurumak gerekiyor.

Velhasıl iktidarın demokrasi için böyle bir iyiliği; itiraz edilemeyecek bir C.Başkanı adayı veya C.başkanı ile erken ya da zamanında, gerginliksiz bir seçim iyiliğini yapmasını beklemek hakkımız..

Bu kez demokrasi kazansın..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 21, 2006 04:48 PM

Suat Bey Kardesim,

Buradaki degerlendirmenizi kendi blogunuzda da yaptiniz ve Mustafa Bey'e sordugunuz soruyu banada sordugunuz icin birseyler yazma geregi duydum her iki site icin.

Saniyorum oncelikle "dogru olan" dan bahsederken birazcik cerceve cizmek, onkabullerimizi, konjukturelmi, zamanustumu, politik dogrumu, ahlaki dogrumu aradigimiz uzerine bir baz olusturup ondan sonra degerlendirmemizi yaparsak daha iyi anlasiliriz, ve daha nersnel olabiliriz.

Ahlaki, mesruiyeti, adaleti baz alarak "dogru hareket" in ne oldugunu sordugumuzda tabiiki ne Ak-Parti'ye "secimi one al" "tansiyonu dusur" dahada tavizkar davran, Abdullatif Sener gibi sana cenazede kufredilmesini, hatta fiziki siddet kullanilmasini "dogal" karsiladigi soyle, bir daha ne danistay, ne yagitay kararlarini, ne YOK, ne Cumhurbaskani, ne GK, ne herhangibir generali elestir gibi "akilli adimlar" dan soz edemeyiz.

O zaman neden bahesdiyoruz? Konjuktor hazretleri yada, Reel-politik, yada "bize ozgu sartlar". Burada sizin yaptiginiz gibi Engin Ardic ve hatta bircok mutedeyyin yazarlar dahi pragmatizm oneriyorlar. Ben bu konuya yaklasimimi diger basliklar altinda da ifade ettim. Sirf politik dogruluk icin yaopilanlar hemen her zaman ahlaki olarak yanlistir ve uzun vadede politik olarak ta yanlistir.

Burada sizin Engin Ardic veya digerlerinin Basbakan, hukumeti ve Ak-Parti'ye iyi niyetli tavsiyelerinizde soyle bir onkabul goruyorum: Laikci cephe cok gucludur; istediklerini yapabilirler. Siz ise gucsuzssunuz, arkanizda Hak ve halk destegi olsa bile. Bu gercegi kabul ederek ise baslayin. Menderes'i, Erbakan'i hatirlayin.

Iste bu "veri" yi kabullenemiyorum bir turlu. Ve bu "veri" yi temel alan bir stratejinin saglam olamayacagini dusunuyorum. RF Kennedy'den duydugum bir soz aklima geldi "Bazilari manzaraya oldugu gibi bakarlar ve 'neden' derler. Ben ise olmasi gerektigi gibi bakar 'neden olmasin' derim". Ben bunu biraz "1 Mart tezkeresi" uzerine yapilan ve hala da devam eden tartismaya benzetiyorum. Ben tezkereden once 550 milletvekilinin her birine yazdigim mektupta "size Turkiye'nin bunu reddetmekten gorecegini soyleyecekler; ama zaman bu kararinizin hem kendiniz hem Turkiye icin bir seref vesilesi oldugunu gosterecktir" (mealen) demistim. Hala da o fikirdeyim. Tezkere reddedildi ve gonullu usaklarin felaket kehanetleri gerceklesmedi Allah'a sukur.

Sizin spesifik onerinize gelince: Sami Selcuk benim en saygi duydugum hukuk adamlarindan biridir. Onun 1999'da darbeci , laikci guruha verdigi "hukuk, laiklik, demokrasi dersi" yakin tarihimizin az bulunan beyaz sayfalarina yazilmistir; Bulent Arinc'in "demokrasi manifestosu" gibi. Dolayisi ile soru sadece "Sami Selcuk'un cumhurbaskanligina ne dersiniz" olsa idi tabiiki olumlu dusundugumu soylerdim, birinci tercihim olmasa da.

Ama yukarda da dedigim gibi bu baglamda fasist, laikcilerin taksitli 28 Subat'larina teslim olmak manasina gelebilecek adimlara karsiyim. Bunlar "tansiyon dusurmek" yerine saldirgani daha da cesaretlendirebilir; ve istenilen sonucu verebilecegi kuskuludur. Erdogan ve Ak-Parti'nin hedefi "her halukarda hukumette kalmak" ise belki bu ve benzeri bircok tavizlerle bu mumkun olabilir. Cumhurbaskanligi icin onlarin tasvip etmeyecegi birsini aday gostermeyeceklerini garanti ederler, bir daha agizlarindan "laiklik: sozu cikmayacagina, danistay, yargitay, YOK, unversiteler ve diger "kurumlar" in hicbir keyfi tasarrufunu, engellemeye calismak soyle dursun elestirmeyeceklerine soz verirlerse, Semdinli, Sauna, veya herhangibir sekilde "derin devlet, ceteler, Guneydogu'daki kirli iliskile" gibi konularin uzerin gitmeyeceklerine, Demirel'in, Van rektoru gibi "Cumhuriyet Seckinleri"nin menfaatlerini gozeteceklerine dair soz verirlerse belki "kurumsal mutabakat" ta saglanabilir, ve hukumettelerini bu sekilde yasatabilirler. Ama tip fakultesindeki ogrencinin hocasinin "oglum bu kurbaganin sinirlerini kesersek yasarmi" sorusuna once "yasar" deyp, sonra yanlis oldugunu anlayinca dedigi gibi "yasar ama hocam, ona da yasama derseniz".

Belki abarti olacak ama Engin Ardic'in, sizin gibi diger iyi niyetlilerin bu pragmatik oneileri ile Demirel gibi kotu niyetlilerinki arasinda ironik bir paralellik var. Demirel'de saniyorum "erken secime gidilse idi 28 Subat olmazdi" mi dedi, yoksa "bimem ne hukumet bilmem ne yapsa idi bilmem hangi darbe onlenirdi" mi dedi hatirlamiyorum. Ama ne demek istedigini iyi hatirliyorum: Dedigimizi yapmazsaniz darbe olabilir diyor Baba.

Iyi niyetli ile kotu niyetli zit saiklerle hareket ederek hukumetin ve AK-Parti'nin bir cesit "uzlasma adimlari" atmasini istiyorlar. Tabiiki bu adimlardan kastedilenler farkli.

Burada gene "demokrasiyi ve ulkeyi korumak icin vijdan sahipleri koalisyonu" arasindaki metod farkiligi on plana cikiyor, yukarda ve daha onceki yorumlarimda vurguladigim gibi. Ben gucsuzluk on kabulu ile olusturulan edilgen stratejinin, karsi tarafin bekledigi reaksiyon oldugu, ve bu sekilde "tansiyon dusurme"nin belki basotulu hanimlarin sokaga cikamamalarina kadar varacak, imkansiz fiyatlar karsiliginda saglanabilecegini dusunuyor ve alteernatif strateji olarak "uyuyan dev" olan milleti uyandirmayi oneriyorum; gene. Milletin elinde pek cok demokratik silahlar (mecazi) vardir. Millet her gun aldigi gazete, mamul, alisveris yaptigi yer, gonderdigi e-posta, faks, ettigi telefon, katiligi miting, protesto... ile oy kullanabilir. Bu oylar sayilir; en baskici rejimlerde dahi.

Bazen "akilli strateji" onerirken bir adim geriye gidip hangi haleti ruhiye bana bunlari soyletiyor; acaba dusmanimn benden bekledigi de bumu sorusunu soralim kendimize derim. Bu sahsiniza veya herhangibir isme degil, kendime de.
"nefsimle beraber dinle"

Bediuzzaman Said Nursi.

Selam ve muhabbetlerimle
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 21, 2006 05:20 PM

TEKZIP:
Bir onceki yorumumda tip fakultesi ogrencisinin once "yasar"deyip sonra "yasar ama hocam..." kismi "once YASAMAZ deyip." olacakti. Duzeltirim. ..

BLY

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 21, 2006 05:48 PM

Untumayalim ki Ahmet Necdet Sezer de secildigi zaman onun hukuka bagliligindan ve tarafsizligindan soz edilmisti. En azindan hukuk disi yontemlere girmez denmisti. Neler yapabildigini gorduk.
Turkiye'de onceden beri soyledigim bir taktik uygulaniyor. Imamhatipleri bizden olanlara kapatiyorlar, basortusu yasagini bizden olanlar iktidardayken yaptiriyorlar ve boyle giderse basortusunu sokakta da bizden olanlar iktidarda iken yasaklayacaklar. Eger Erbakan Imam-hatiplerin kapatilmasi karari onune geldiginde imzalamayip istifa ederek sine-i millete donse idi bir sonra ki secimlerde halk mazlumun yaninda yer alacakti. Cunku Turkiye'de halk her zaman Mazlumun yaninda yer almayi ister.
Belki garip gelebilir ama Galatasaray'in sampiyonlugunun arkasinda paralarini dahi alamamalarina ragmen oynayan bu magdur takima destek vardi. Unutmayalim ki Allah da mazlumun yanindadir her zaman.
Ben secimlerden once "Cumhurbaskanini bu meclis sececek" diyerek yapilan tartismalari da hatirliyorum. O donem ellerinden geleni ardina koymayanlar mide bulandirici yeni bel alti taktikleri ile AKP'ye(ve AKP baglaminda Muslumanlara) yuklenmeye devam ediyorlar.
Turkiye'de oyle komik seyler yapip halki aptal yerine koyuyorlar ki inanin anlamak mumkun degil. Ben lise yillarimda sularin bir hafta akmadigini hatirliyorum. Halicin kiyisina kokudan yaklasamadigimizi.Ve o donem gazetelerinin tum bunlara ragmen Recep Tayyip Erdogan'i hice sayarak yine digerleri icin oy istediklerini hatirliyorum.
Sonuc olarak Sami Selcuk eger AKP mecliste Cumhurbaskanini secebilecek kadar guclu olmasa idi Consensus yapilabilecek biri olabilirdi. CHP, Anap, Dyp ve AKP bu isim arkasinda birlesebilirlerdi.
Ama guc AKP'nindir. Erken secim olsa dahi -AKP'nin buyuk bir hata yada luzumsuz bir aciklama yapmayacagini varsayarak- mecliste cogunluk yine AKP'nin olacaktir. Hatta AKP'nin bundan daha fazla milletvekili sayisi ile gelme olasiligi bile vardir. Yeter ki diger butun partiler birlessin. Beni korkutan tek seneryo hepsinin degil de bir ikisinin aralarinda birlesmesidir. Ozellikle MHP'nin DYP ile birlikte hareket etmesidir. Bu hem Turkiye'deki "milliyetci" etkilerin artmasi ile bir Kurt-Turk gerginliginin cikmasinda bir tarafa "Guc" vererek olayi daha uzlasilmaz boyutlara tasiyacak hem de 3 partili bir mecliste "Ulusalci" bir birliktelik olusturacak
ve ceteleri yeniden iktidara tasiyacaktir. Iran-USA savasina bizi taraf yapmaya calisacaklar.
Ben AKP'nin milleti dinleyerek, konusan insanlarin seslerine kulak vererek tezkere de yaptigi guzelligi bir kere daha gerceklestirecegine inaniyorum. Demokrasiyi bu ulkenin ne kadar cok sevdigini de istenmeyen birsey yapilmaya kalkisilirsa 25binlik kucuk azinlikla degil 10 milyonlarla halk gosterecektir.
Bence bu mecliste Cumhurbaskanligini hakeden isin Bulent Arinc, Tayyip Erdogan yada Abdullah Gul'dur. Eger bu uc kisi de istemiyorsa parti icinden secilecek kisi silik bir kisilikten cok parti tabaninin ve halkin da bildigi ve istedigi bir isim olmalidir.

Yazan: fatih demir Tarih: May 21, 2006 09:11 PM

Bekir bey,

Bazen "akilli strateji" onerirken bir adim geriye gidip hangi haleti ruhiye bana bunlari soyletiyor; acaba dusmanimn benden bekledigi de bumu sorusunu soralim kendimize derim.

Bu iyi bir yontemdir de, sizin yazdiginiz kadar 'recursive' analiz ile korkarim sadece geriye dogru ardisik adimlar atilir.

Hal ve istikballe ilgili ise, sadece satranc oynamak mumkundur bence.

Satranc tahtasina baktiginizda hangi tasin oraya hangi saik ya da halet-i ruhiye sonucu geldigini dusunmenin ne kadar anlami oldugunu size birakiyorum.

28 Subat'ta buradaydim. Oynanan satranc 'bes dakika isigi yak sondur' filan gibi demokrasi asigi halkimizin bayila bayila katilimda bulundugu fakat piyon oldugu bir safhada iken yapilabilecek seyler vardi.

Bunlardan birisi, bu katilimin en cok oldugu yerlerden bir ikisinden elektrik dagitim trafosunun patlamasini saglamak da olabilirdi... Gece boyunca karanlikta kalan ahali, kendilerine boyle dandik bir taktik verenlere rahmet okur, halk dusmani ilan eder, yola devam ederdik. O kadarini dahi beceremediler.

Ardindan, rap rap sesleri duyuldugunda, erken secim karari alinabilir ve postallilara gercek muhataplarinin halk oldugu gosterilir, secimler yapilir --ilgili postallilar da derdest emekli filan edilir-- ve yola devam edebilirdik. Onu da beceremediler... Gulu gulu dansi, mumsondu gibi yaraya merhem olmak bir yana, atese benzinle giden laflar duyduk.

Erken secim de oyunun bir parcasidir. Bugune kadar hep muhalefetin bunu dayatmis olmasi, bu gelenegin bozulmaz oldugu, bozulmamasi gerektigi anlamina gelmez... Ama, sah demegi ve zamanlamasini bilmek lazim.

"nefsimle beraber dinle"

Ney calarken neyzenin nefsi beni ilgilendirmez; muzigin kalitesine ve calindigi yerin dogru olup olmadigina filan bakmak bana daha akillica gelir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 21, 2006 09:18 PM

Konunun hükümetin erken seçim kararı alıp almamasına kadar gelmesi; sitede hatta tüm kamuoyunda bunun tartışılması bana biraz garip geldi.
RTE hükümeti iktidara geldiğinde kahvede tütünü ile beraber çayını içen 50li yaşlarda ki dayım bile bu hükümetin işinin zor olduğunu böylesi adamları rahat bırakmayacaklarını önüne devamlı köstek koyacaklarını biliyordu.
bizler hükümeti yıkıp yeniden hükümeti kurup cumhurbaşkanını seçtik ve tüm antiRTE cilerin önünü bi çırpıda kesiverdik.bu ileri görüşlülükten mi yoksa zorluk karşısında mücadele etmeden kolaycılığa kaçmaktan mı kaynaklanıyor??
bekir yıldırım beyinde ifade ettiği gibi halkın desteğini almak sağlamlaştırmak için en iyi çözüm yolu belki seçimdir ama bir o kadar da risklidir.yine bekir beyin dediği gibi bu destek mitinglerle maillerle v.s v.s ile yapılabilir.
evet beyler çok çabuk pes ediyoruz....
saygılarımla...

Yazan: zencir Tarih: May 21, 2006 09:32 PM

Muzmin Bey,

Yazdiklarimi elestirdiginiz zaman onun icinden cumleler, kelimeler secmek yerine vurgu yaptigim ana tema (lar) uzerine yapsaniz daha dogru olmazmi? Yada en azindan eger cumle , kelime cimbizlayacaksaniz benim uzerine ozellikle vurgu yaptigim, konudaki fikirlerimi karakterize eden ornekler secseniz?

Bu elestrinizde bunu yapmadiginizi saniyorum. Benim yaptigim "recursive analiz" den soyut bazda bahsediyorsunuz, ama bunu ileri surdugum fikirler, ve somut senaryolar uzerine tesbitlerimden hangisine denk geldigini anlamakta gucluk cekiyorum.

Benim bir adim geriye gitmekten ne kastettigim herhalde gayet acik. Oncelikle "ahlaki dogrunun vizyon sahipleri icin politik dogrulugu" vurgumu burda da mealen ifade ettim. Daha sonra "pragmatik dogru" yada konjukturel dogruyu ararken dahi bu karsi tarafin belirledigi ajanda veya senaryoya gore hareket etme tehlikesine karsi uyanik olalim dedim gene mealen. Ve itidalli, bilge tavir, veya akilli strateji olarak onerilen "cumhurbaskani adayi belirleme", "erken secim karari alma" gibi adimlarin bu saldirgan tavir karsisinda "appeasement" anlamina gelebilecegini ve bunun saldirgani cesaretlindirici rol oynayacagini, "we are in charge" dusuncesini guclendirecegini dusundugumu soyledim. Ve kapali olarak atilacak adimlarin karsi tarafa, bu kuvvet duygusunu vermemesi gerektigini soyledim. Bu dusuncelerimi yanlis buluyorsaniz acikca soyleyin ve neden boyle dusundugunuzu aciklayin.

"5 dakika lamba sondurme" olayinda trafo patlatmayi dusunemediler'den bu gune uygulanabilir tek bir sonuc cikmiyor vede ciksa dahi bunun benim bu fikirlerimle nasil ters dustugunu anlayamiyorum. Ancak bu spesifik orneginiz uzerine su kadari soyleyebilirim: Ne bu gunku hukumetin, ne de Erbakan hukumetinin dusmanin oyununu bosa cikaracak olsa dahi bu tur bir sabotaj eylemine tevessul edecegini hic sanmiyorum vede hicbir sekilde tasvip etmem. Laikcilerin, mevcut fasist duzenin savunucularinin benzeri eylemleri gecnmiste yaptiklarini ve "cumhuriyet batacagina ekonomi batsin" (O. Ince) zihniyetindekilerin hakimiyetlerini koruma ugruna herseyi feda edebileceklerini dusunuyorum. Bir musluman icin, veya herhangibi ahlaki kompas sahibi icin "amaclar araclari mesrulastirmaz". Biz "onlar" gibi hareket ederek kazanamayiz; kendi kurallarimizla oynamaliyiz oyunu.

"oyun" dan acilmisken:

"Hal ve istikballe ilgili ise, sadece satranc oynamak mumkundur bence" (MA)

Neden oyle olmak zorunda ki? Bu argumani desteklemeniz gerekmezmi? Hangi vizyon, hangi oncelikler, hangi degerler sistemine gore bu boyledir? Objektif nedir? Gunu kurtarmak ise bu buyuk olcude dogru olabilir. Ben bu bakisi tamami ile dislamiyorum; ve fakat bunun her halukarda gecerli yontem olmadigini ifade ediyorum.

"Satranc tahtasina baktiginizda hangi tasin oraya hangi saik ya da halet-i ruhiye sonucu geldigini dusunmenin ne kadar anlami oldugunu size birakiyorum." diyorsunuz.

Oyunun "satranc oyunu" oldugunu kabul edersniz bu buyuk olcude gecerli bir argumandir ama yukarda da belirttigim gibi bunu neden kabul etmemiz gerektigini aciklamamissiniz.

Neyse, ben tartismamizin bir "satranc oyunu" na donmesini arzu etmiyorum. Basta da vurgu yaptigim gibi, hemen hemen butun yorumlarimda vurguladigim bazi ana temalar var; ve bildigim kadar ile bunlarda sizinle derin farkiliklarimiz yok. Ornegin Suat Bey'in blogunda bu "itidal ve bilgelik" mezuunda benden cok farkli dusunmediginizi anladim.

Yanlis anladi isem bu ana temalar uzerinde tartismayi tercih ederim, "anal retentive" bir yaklasimla tali konularda kaybolmak yerine.

"nefsimle beraber dinle" gibi Bediuzzaman'in her risalesinin sonunda verdigi cok hosuma giden ogutunu burda ve diger bazi yorumlarimda da "bunlarla size ders verir gibi gorunuyorsam kendimi ogretici degil ayni zamanda ogrenci yerine de koyuyorum; elestrilerimden kendim muaf degilim" manasinda kullandigimi herkes goruyordur herhalde. Ustelik bu vurguyu "benim ileri surdugum fikirlerinde sadece "vijdan sahipleri koalisyonunun hakim fikrine alternatif" oldugunu ve her iki yaklasimin da aciklari, noksanlari olabilecegini, lehte aleyhte makul argumanlar uretilebilecegini ifade ettim Suat Bey'in sitesindeki yorumumun sonunda (mealen) ve burdaki degisik mesajlarimda. Ama sizin "herkes" olmadiginizin farkndayim :)

Darmadaginik oldu ama sizinle benim temel mantiki muhakeme farklarimizdan birini vurgulamak icin bir paragrafinizi analiz edeyim:

"Ardindan, rap rap sesleri duyuldugunda, erken secim karari alinabilir ve postallilara gercek muhataplarinin halk oldugu gosterilir, secimler yapilir --ilgili postallilar da derdest emekli filan edilir-- ve yola devam edebilirdik." (MA}

Nerden biliyorsunuz bunlar yapilsa idi bu sonuclara ulasilacagini? Dediklerinizin yapilmasinin dogruracagi yegane sonuc bumu idi? Biraz "monday morning quarterbacking" olmuyormu bu? O sorumuluk durumundaki insanlarin sizin ve benim bilmedigim daha bircok degiskeni de hesaba katarak "santranc oyunu" oynamak zorunda olduklarini takdir edersiniz herhalde. Ben ileri surdugum fikirlerin guvenilirligi, yanilabilirligi, veya bunun bilinebilirligi uzerinede birseyler soyluyorum. Burda "exact science" yapmiyoruz sonucta. Zaman zaman nesnellik degilse farkindalik geregi duygusallik, veya birikim yetersizligi gibi faktorleri ifade ediyorum acikca.

Siz de yorumlarinizda bu "tereddut payi" ni kullaniyorsunuz ama sadece baskalarinin fikirleri icin :)

"Ney calarken neyzenin nefsi beni ilgilendirmez; muzigin kalitesine ve calindigi yerin dogru olup olmadigina filan bakmak bana daha akillica gelir." (MA)

Herkesin ilgisini ve zevkini tatmin edebilme kaabiliyetim olmadigi gibi boyle bir gayret icinde de degilim, aciklamaya calistigim gibi.

Ustamizin adi Hidir; elimizden gelen budur.

Bu vesile ile Fatih Demir Bey ve "zencir" rumuzu ile yazan bey veya hanim'in yorumlarina katildigimi da ifade edeyim.


Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 12:28 AM

Bekir Bey Ağabey'im

O kadar güzel yazmışsınız ki değil itiraz etmek altına seve seve imzamı dahi atarım.

Size gönülden katılıyorum.Başladığımız noktanın önkabul olduğunun da farkındayım pragmatik olduğunun da..

Ben meseleye bakışımı daha baştan şu sözlerle söyleyeyim: "Ben bu meclisin kendi içinden bir Cumhurbaşkanı seçmesini sonuna kadar destekliyorum."


Ve ben Fatih kardeşimin/ağabeyimin de söylediği AKP'nin omurgaları R.Tayyip Erdoğan,Bülent Arınç ya da A.Gül'ün o makama seçilmesini belki kendilerinden daha fazla isterim.Fakat burada bir şerh koyayım. Ben T.Erdoğan'ın hiç böyle gerginlikler olmasa dahi C.Başkanlığına çıkmasını istemem, çünkü Özal'ın yapıp pişman olduğu böyle bir hatayı Tayyip Bey'in tekrarlamasını akıllıca bulmam.Bu bence AKP'nin sonu olabilir.

Bu şerhi koyduktan sonra AKP içinden -özellikle- B.arınç veya A.Gül'ü o makamda görmeyi çok isterim.nokta.

Şimdi gelelim pragmatizme.Eğer meseleye, mesela Sami Selçuk isminden hareketle bakarsak külli anlamda AKP'nin kaybedeceği ne olabilir? Ve böyle bir senaryoyu onayladığı ve bir daha ki dönem daha güçlü geldiği takdirde AKP vizyonundan ve ideallerinden ne kaybeder? Sami Selçuk ya da benzeri demokratik bir isimle şikayet ettiğimiz Yök, danıştay, yargıtay, anayasa mahkemesi, statükocu bürokrasi zamanla uyumlu bir hükümet-C.başkanı elbirliğiyle zaten demokratikleşmeyecek midir? Bu ismin A.Gül ya da B.Arınç olmasının "özünde" S.Selçuk olmasından ne farkı var?

Bunun geri adım olarak anlaşılması ve karşı tarafı daha da cür'etlendirmesi fikrinize katımakla beraber, bütüncül anlamda risk değerlendirmesi yapıldığında böyle bir adımın karşı tarafın oyununu bozacağından, geri adımdan ziyade stratejik bir hamle olduğunu düşünüyorum.

Ben ahlakı bakımdan en başta da söylediğim gibi söylediklerinize tüm kalbimle katılıyorum.Ama karşı tarafın gözü karalığından hareketle ve ülkemizin darbeler geleneği örneği de elimizde mevcutken bu riski almaya gerek var mıdır? Eğer gerçekten statükonun kartları zamana dayalı bir süreçle demokratik bir C.Başkanı ve güçlü bir hükümet ile ellerinden alınabilecekken, bir riske girip takışarak, bu gelişim ve değişimi -belki- onyıllar sonraya atmaya, ekonomiyi allak bullak etmeye değer mi?

Sonra provokasyon alçaklığını hepimiz gördük.Deştikçe alttan neler çıkıyor. Bunun devamının gelme ihtimali hiçte az değil.Birgün de Allah korusun, Yargıtaya, bir yüksek hakime yada bürokrata, gazeteciye,CHP binasına, aynı günlerde bir Cuma namazı çıkışına aynı eylemler serpiştiriliverse seyredin gümbürtüyü.. İyi saatte olsunları çağıranların arttığı ve huzursuzluğun ayyuka çıktığı bir ortamdan hiç kuşkusuz AKP'de zarar görecektir.

Milletimiz çok iyidir, hoştur, bilgedir, doğruyu yanlışı çok güzel ayırır, sandıkta da dersini verir amma değişik bir "devlet" geleneği vardır.Menderes'e çocuğunu kurban etmeye kalkan çılgın kalabalıkların ihtilalden sonra cılız bile olsa sesi çıkmamıştır.Sonra sandıkta dersini vermiştir, ama işin işten geçmesine de razı olmuştur."Devlet" geleneği mi denir, "Ulu'l emre itaat" nassının yanlış algılanması mı denir, itaat ahlakı mı denir bilmiyorum ama milletimizin de maalesef böyle kötü bir karnesi de vardır. Bunu da not edelim derim.

Sanırım Sami Selçuk ismini ilk olarak Ali Bulaç dile getirmişti.Ben açık söyleyeyim böyle bir alternatif sunarken kesinlikle S.Selçuk yada onun kumaşında birisini öneriyorum.Yoksa sırf beyleri memnun edeceğiz diye tutupta eskisi gibi anlayışı devam ettirecek birini değil.Veya iyi araştırılmamış bir truva atını değil.Böyle olursa zaten mesele sizin de dediğiniz gibi "AKP iktidarda kalmak için herşeyi yapıyor" noktasına gelir ki benim böyle bir şeyi kabul etmem mümkün değil.Yani tıpkı bende sizin gibi birinci önceliğim olmasa da spesifik olarak "S.Selçuk ya da onun kumaş ve anlayışında biri noktasından hareketle" böyle bir alternatifi dillendiriyorum.Ve böyle bir isim olmadığı takdirde sırf iktidarda kalmak uğruna beylerin tasvip edeceği bir ismi Çankaya'ya çıkartmasına kesinlikle ve kesinlikle karşıyım.

Böyle bir duruma mecbur bırakırlarsa Tayyip Bey'in yapacağı şey bellidir : Milletin sinesine dönmek.Erbakan gibi kuzu kuzu imzalamak değil..

"Öncekini saymayız", "bunu da saymayız" "milletin canı cehenneme" diyerek alaşağı edeceklerini varsaysak bile bu; sine-i milletin "en onurlu davranış" olduğu gerçeğini değiştirmez.

Görelim Mevlam neyler, neylerse güzel eyler..

Saygı ve hürmetlerimle..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 22, 2006 12:43 AM

Deştikçe neler çıkıyor.Ordudan atılan eski subayın evinde Milli Güvenlik Siyaset Belgesi bulumuş.(Kırmızı Kitap).İşte ayrıntılı haber:

http://www.zaman.com.tr/?bl=haberler&alt=&trh=20060522&hn=287255

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 22, 2006 01:59 AM

Suat Bey dostum,

Elinize sağlık. bu son haberler herşeyi ortaya koyuyor.

hele verdiğiniz linkte ortaya çıkan Katil A.Arslan'ın UlusalHaber basın kartı bence başka tek bir kelime bile söylenmesine gerek bırakmıyor.

şu müfterileri Allah'a havale etmekten başka bir şey kaldı mı?

Yazan: nuri saglam Tarih: May 22, 2006 02:18 AM

Suat Bey Kardesim,

Yorumunuzdaki dusuncelere buyuk olcude katiliyorum. Bir kere ayni niyetle yola ciktigimiz, ayni ahlaki dogrulari benimsedigimizi bir kere daha teyid edelim tamamlik geregi.

Yukarda Muzmin Bey'e de belirttigim gibi benim tereddutlerim var; belki yasliktandir. Siz ise daha eminsiniz soylediklerinizden. Benim tereddutlerim hem sizin soyledikleriniz, hem baskalarininki hem kendiminki uzerine. Matematik denklemi cozmuyouzki.

Ben genellikle "monday Morning quarterbacking" yapmaktan cekinirim. "hindsigth is 20/20" (gecmis gorusu 20 de 20 dir) de derler. Erbakan soyle yapsaydi soyle olurdu cinsinden degerlendirmeler hakkindaki gorusumu Muzmin Bey'e cevabimda da yazdim. Butun bilgilere vakif olmadan onun yanlis yaptigini bu kadar emin olarak soyleyemem ben. Birde burada biraz rol degistriyoruz herhalde: Bu gun siz itidal, ben heyecan yanlisiyim; ama dun icin sanki yer degistriyoruz.

Herhalde su kadarda anlasabiliriz: Bu gunku konuda siz ve diger arkadaslarin bircogu, bircok kose yazari bazi pragmatik hareket stratejileri sundular. Ben ise bunlara biraz supheci yaklastim; ve bunlarin ahlaki dogrulugu, ve pratik sonuclarinin beklenen olmayabilecegi dusuncesini ortaya koydum. Fatih Bey, zencir rumuzlu ve diger bazi arkadaslarda bu yaklasimin karsi tarafa verilmis tavizler algilamasi noktasinda bana katildilar. Simdi her ikimizde Tayyip Bey'in danismani olsa idik gayet guzel bir istisare toplantisi olurdu. Sadece benim veya sadece sizin perspektifiniz degil "full spectrum" temsil edilmis olurdi. Dolayisi ile her iki genel yaklasim ve varyantlari sunulmus oldu. Burda mutabikiz saniyorum.

Gelemim bazi spesifik "pragmatik sterateji" senaryolarina: Diyelimki erken secim karari alindi. Aklima gelen sorular: Kamuoyu yoklamalari sonuclari biliniyor; ve CHP'nin artik milletten oy almak icin hemen hicbir gayret icinde olmadigi sadece "gecerli oylar" (asker, c-baskani, kurumlar) pesinde kostugu veya onlar zaten cantada keklik oldugu goruluyor. O zaman niye Baykal "ille de erken secim" diyorki? Secimlere "sandiksal demokrasi", diye burun kiviran, "sayisal ustunluk degil, siyasal ustunluk" un erdemlerini vurgulayan Baykal neye guveniyor? Ak_Parti'nin sandikta alacagi sonucu siz ve ben goruyoruz da koca CHP ve duzenin adamlari, disardaki "uzmanlar" gormuyormu?

Gelmek istedigim nokta su: Bir erken secim karari sonrasinda hangi hamlelerin yapilacagini hesaba kattikmi? Boyle bir karar ile laikci cephe millete "bakin aklinizi basiniza toplayin; bunlarin muktedir olmayacagini hala anlamadinizmi; patron biziz; oyunuzu yakmayin" mesaji vermis olmazmi? 28 Subat'tan sonra Fazilet'in oylarinin Refah'tan epeyce dusuk olmasi uzerinde en buyuk etken bu degilmi idi? Eger bu taktigin basarili olmadigini ve milletin tekrar Ak-Parti'yi benzeri bir guc ile basa getirecegin gorurlerse kapatmalari ihtimal disimi?

Kisacasi yapacagimiz her hesapta karsimizdakilerin gozu donmusluklerini hesaba katmaliyiz.

Sine-i millet mezuu banada cok onurlu bir davranis gibi geliyor ve cok kuvvetli bir silah olabilir. Icinde "millet" gecen cozumlere ne kadar sempatik oldugum malum :) Bunu da bir cesit sivil itaatsizlik tavri olarak goruyorum. Ama tabiiki sonucta bu stratejinin basarisi da o o "millet" in sinesini acip acmadigina, sinenin sicakmi sogukmu olduguna bagli. :) Siz milletin Menderes sonrasi tavrini guzel tesbit etmissiniz.

Cumhurbaskani alternatifleri konusunda Sami Selcuk gayet guzel bir tercih kanimca. Ben bu noktada isim degil usul uzerinde duruyorum. Onceligim, bu azgin laikci cephenin bu saldirsinin puskurtulmesi. Bu metod ile sonuc alinamayacagi, ve ilerde demokratik yollari secmelerinin daha akillica oldugu mesaji ile burdan ayrilmalari kimin cumhurbaskani olacagindan daha onemli benim icin. Demokratik siyasi kultur ustunluk kazanirsa Demirel bile cumhurbaskani olsa fazla tahribat yapamaz. BU mucadeleden demokrasi daha zayiflamis, demokratlar, mutedeyyinler daha sinmis olarak cikarsa, secim zamaninda yapilmis, hatta Erdogan cumhurbaskani olmus fazla onemli degildir. Menderes basbakan iken Celal Bayar cumhurbaskani idi.

Selam ve muhabbetlerimle

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 03:41 AM

Bu gunku Yeni Safak'tan Yasin Aktay bu hukemete Cunhurbaskanligi ve erken secim gibi konuklarda "uzlasmazi" tavir onerileri konusunda benim ifade ettigim supheci bakisi sergiliyor. "ben dememismiydim" demek icin degil "radikal" durusumun aslinda o kadar da radikal veya merjinal olmadigini gostermek acisindan, fazla uzun olmayan yazinin tamamini paylasmak istedim.
----------------------
Yasin AKTAY
yaktay@yenisafak.com.tr

--------------------------------------------------------------------------------

İktidar seçkinlerinin dili

Danıştay'a yapılan saldırının ayrıntıları bir bir ortaya çıkıyor. Ayrıntılar daha olayın ilk dakikasında büyük konuşanları utandırması gereken türden. Kesinlikle bu mesleklerin işleyen bir adaleti, bir etiği sözkonusu olsa her birine yapmakta oldukları mesleği bıraktıracak gelişmeler oluyor. Halbuki, andıç gibi gazetecilik mesleğinin yüz karası bir eyleme bilerek isteyerek iştirak etmiş bir gazeteci, "yanlış yaptık" demekle bütün günahlarından sıyrılmış olmakla kalmıyor, üstüne bir de "kendini cesurca eleştirmesini bilen gazeteci" pâyesi de kazanıveriyor... Oh ne güzel Türkiye? İtiraf ediyorsun, suçların siliniyor. Ne silinmesi, kariyere bile dönüşüyor.

Kürşat Bumin, bu tür skandallardan bir iki özürle, bir iki özeleştiriyle çıkmaya fırsat verilmesinin sakıncalarına işaret ederken ne kadar da haklı. Haber takip ederken, kendisine gelen yarım-yamalak bilgileri yanlış yorumlamaktan dolayı yanlış bir sonuç çıkarmış olmak değil ki sözkonusu olan. Böyle bir durumda bile yaptığınız çıkarımın bir bedeli olur. Oysa burada gazetecilik mesleğinin sağladığı nüfuzun açıkça suiistimali söz konusudur. Bunu bir defa yapanlar her zaman yapabilirler. O yüzden evrensel akıl böyle bir kabahati bir defa işleyenlerin tanıklıklarını sonraki durumlar için de geçersiz saymayı gerektirir.

Yaşananlara bakılırsa, Türkiye'ye hukukun evrensel aklının hiç uğramamış olduğuna hükmedebiliriz. Andıç, itiraf edilmiş bir kabahat olarak bütün boyutları bilindiği halde, Danıştay saldırısının ilk dakikasından itibaren etkili yorumları yapmak üzere sahneyi işgal edenler yine andıç olayındaki rolleriyle bilinenler oldu. İki gün geçmeden bütün söyledikleri geçersiz hale gelen bu isimlerin sorumsuzca söyledikleri yüzünden ülke bir anda bir soğuk savaş ortamına girdi. Oysa bunların en azından bu konularda konuşmaktan-yazmaktan men edilmiş olmaları gerekiyordu. Çünkü andıç olayı, bir an için bilerek karışmamış olduklarını varsaysak bile, bunların bırakın halkı aydınlatmayı, kendileri aydınlanmaya muhtaç çok kötü gazeteci olduklarını yeterince kanıtlamıştı. Yine görevde olduklarına göre, gazeteciliğin dili değil rutini andıç olan iktidar seçkinlerinin dili çalışıyor demek.

Türkiye'de kendilerini iktidar seçkinleri olarak görenler vardır ve bunlar Cumhurbaşkanlığı'nı mevcut parlamentoya seçtirmemeyi görünür hedefleri arasına koymuş bulunuyor. Danıştay saldırısıyla ve bu amaçlarını gerçekleştirmek üzere sahneledikleri başka oyunların ortaya koyduğu gerçek, bunların asla cumhuriyet, laiklik, demokrasi veya halkın bölünmez bütünlüğü gibi bir dertlerinin olmamasıdır. Yaptıkları faaliyetlerle cumhuriyet kavramı sulandırılmış, demokrasi kırılganlaşmış, halkın önemli bir kısmı diğerine düşman kesilmiştir. Cumhuriyet Gazetesi'ne saldıranların ve bu saldırının arkasındakilerin hem zihniyet olarak hem kimlik olarak bu gazeteyi okuyan kesimden hiç farklı olmadıkları çok açık. Yanlış anlaşılmasın, elbet dindarlar cinayet işlemez, suç işlemez de dememek lazım. Sadece bu olay özelinde konuşuyoruz, Cumhuriyet'e saldırı asla dindar kesimden gelmemiş.. İstedikleri amaca ulaşmak için kendine yakın görünenlerin hayatları üzerinde ve hatta cumhuriyet, laiklik ve demokrasi gibi devletin en önemli değerleri üzerinde kumar oynamaktan hiç çekinmeyen, gözü dönmüş bir iktidar hırsıyla karşı karşıyayız.

Şimdi bu iktidar seçkinleri istediklerini yaptırmak için bu yollara tevessül edebiliyorsa bunun karşısında ne yapmak lazım? Bakıyorsunuz, en sağduyulu düşünürlerimiz bile hükümet kesimine bu baskılara boyun eğmeyi ve Cumhurbaşkanlığı'ndan vazgeçmeyi telkin etmeye çalışıyor. Bu olanlar üzerine bu ülkenin AK Partili bir Cumhurbaşkanı'na hazır olmadığı sonucu çıkarmanın, Deli Dumrul zorbalığına rüşvet vermeyi önermekten farkı yok. Oysa milletçe ve devletçe acil sorunumuz siyaseti bu tür zorbalıklarla rehin almaya çalışanlardan kurtarmaktır. Bu saatten sonra Cumhurbaşkanlığı meselesi iktidar seçkinlerinin şantajcı tarzına boyun eğmek veya eğmemek meselesi haline gelmiştir. Hükümetin halka, demokrasiye ve cumhuriyete karşı öncelikli görevi de zorba iktidar seçkinlerini etkisiz hale getirmektir. Bu iktidar seçkinlerinin hiçbir değer tanımayan tarzları hüküm sürdükçe, Türkiye'de ne demokrasi ne laiklik kemale ulaşır, ne de cumhuriyet belli bir zümrenin iktidarını örtbas eden bir maske olmaktan kurtulur.

Savunma psikozuna girmeyi gerektirecek bir durum yok. Aksine bugün erken seçim talepleri de mevcut parlamento dışından bir Cumhurbaşkanı'yla ilgili talepler de kesinlikle Danıştay'a yapılan saldırının diliyle ve failiyle birleşmiş durumdadır. Bundan sonra bu yöndeki talepleri dillendirenler Danıştay'a yapılan saldırıyla ve bu saldırının arka planındaki iktidar seçkinleriyle bir ilgileri olmadığını ispatlamak zorundadırlar.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 04:26 AM

Bekir bey,

Yazdiklarimi elestirdiginiz zaman onun icinden cumleler, kelimeler secmek yerine vurgu yaptigim ana tema (lar) uzerine yapsaniz daha dogru olmazmi?

Soyle baksaniz her ikimiz de rahatlayacagiz zannedersem: Eger sizin ana tema(lari)nizla ilgili bir itirazim olsaydi, onlari yazardim. halbuki, koskoca yazidan sadece bir iki cumle --bilerek, taamuden ve daha once de aciklamaga calistigim uzere, bundan bir ar duymak gerekmedigini de dusunerek (unashamedly)-- /cimbizladim/. Bunu da, hem oraya itirazim olabilecegi icin, hem de (dolayisiyla) oralarda aciklamaya ihtiyac oldugunu dusundugum icin yaptim.

Bunun neresi yanlis?... :-)

Yada en azindan eger cumle , kelime cimbizlayacaksaniz benim uzerine ozellikle vurgu yaptigim, konudaki fikirlerimi karakterize eden ornekler secseniz?

Sizin fikirlerinizi karakterize eden kisimlarini secmek bana dusmez, bunlari siz belirtirseniz daha yerinde olur. Ben sadece, sizin fikirlerinizi karakterize etmedigini dusundugum, ya da bana anlasilmaz gelenleri secip /cimbizliyorum/.

Bu elestrinizde bunu yapmadiginizi saniyorum. Benim yaptigim "recursive analiz" den soyut bazda bahsediyorsunuz, ama bunu ileri surdugum fikirler, ve somut senaryolar uzerine tesbitlerimden hangisine denk geldigini anlamakta gucluk cekiyorum.

Yazimin lafzinda degilse de, ruhunda (!) oldugunu zannediyordum. Aciklamaga calisacagim.

Benim bir adim geriye gitmekten ne kastettigim herhalde gayet acik. Oncelikle "ahlaki dogrunun vizyon sahipleri icin politik dogrulugu" vurgumu burda da mealen ifade ettim. Daha sonra "pragmatik dogru" yada konjukturel dogruyu ararken dahi bu karsi tarafin belirledigi ajanda veya senaryoya gore hareket etme tehlikesine karsi uyanik olalim dedim gene mealen. Ve itidalli, bilge tavir, veya akilli strateji olarak onerilen "cumhurbaskani adayi belirleme", "erken secim karari alma" gibi adimlarin bu saldirgan tavir karsisinda "appeasement" anlamina gelebilecegini ve bunun saldirgani cesaretlindirici rol oynayacagini, "we are in charge" dusuncesini guclendirecegini dusundugumu soyledim. Ve kapali olarak atilacak adimlarin karsi tarafa, bu kuvvet duygusunu vermemesi gerektigini soyledim. Bu dusuncelerimi yanlis buluyorsaniz acikca soyleyin ve neden boyle dusundugunuzu aciklayin.

'Dur bakalim'cilik olarak algiliyorum. 'Dur bakalim'cilik, cunku, hayatta olay ve olgular statik degil. Birileri bir adim atmis, bunun karsiliginda atilacak adimin zamanlamasi onemli.. Dusunmeden atilsin demiyorum, ama, dusunmek butcemiz de anlamli kisitlara tabi olmalidir.

Benim baktigim yerden (dogru ya da isabetli oldugunu dusunuyorum, ama, kabul edilmesinin sart oldugunu soylemiyorum, atabii ki), 'milli birlik' denen seyi saglamanin yollarindan birisi de resti gormek, karsliliginda da bir rest cekmektir. Bu resti cekebilir durumda olmak, ya da olmamak bir seylerin sonucu ve bir cok seylerin tayin edicidir. Erbakan bunu yapamadi. Usulet ve suhuletle fakat tarih oldu.

"5 dakika lamba sondurme" olayinda trafo patlatmayi dusunemediler'den bu gune uygulanabilir tek bir sonuc cikmiyor vede ciksa dahi bunun benim bu fikirlerimle nasil ters dustugunu anlayamiyorum. Ancak bu spesifik orneginiz uzerine su kadari soyleyebilirim: Ne bu gunku hukumetin, ne de Erbakan hukumetinin dusmanin oyununu bosa cikaracak olsa dahi bu tur bir sabotaj eylemine tevessul edecegini hic sanmiyorum vede hicbir sekilde tasvip etmem.

Sabotaj kac turludur... Karsi taraf dediginiz tarafin oyunu bosa cikartmak da bir sabotajdir. Bunu tam olarak nasil yaptiginiza bagli olarak, tarihte dipnot mu yoksa basmakale mi oldugunuz belirlenir. Yapamazsaniz (oyunu bosa cikartmak icin gerekeni yapamazsaniz) oyunculugunuzun da aslinda gecersiz oldugunu kabul etmis olursunuz. Bunun tevessulle ilgisini pek goremiyorum. Oyuna tevessul eden, kurallarina da etmek zorundadir bence. Badminton oynarken kulac atmak garip kacabilir.. :-)

Laikcilerin, mevcut fasist duzenin savunucularinin benzeri eylemleri gecnmiste yaptiklarini ve "cumhuriyet batacagina ekonomi batsin" (O. Ince) zihniyetindekilerin hakimiyetlerini koruma ugruna herseyi feda edebileceklerini dusunuyorum. Bir musluman icin, veya herhangibi ahlaki kompas sahibi icin "amaclar araclari mesrulastirmaz". Biz "onlar" gibi hareket ederek kazanamayiz; kendi kurallarimizla oynamaliyiz oyunu.

Kusura bakmayin, ama, neticede 'lame duck' olmakla esdeger olacak olan bir 'biz onlar gibi olamayiz'i cok yadirgiyorum. Siyaset kelimesinin tek anlamli olmadigini bilerek siyasete girmek gerekir. Yoksa, annelerini seven cocuklar dernegi turunden mensup olunacak dernek mi yoktu?

"oyun" dan acilmisken:

"Hal ve istikballe ilgili ise, sadece satranc oynamak mumkundur bence" (MA)

Neden oyle olmak zorunda ki? Bu argumani desteklemeniz gerekmezmi? Hangi vizyon, hangi oncelikler, hangi degerler sistemine gore bu boyledir? Objektif nedir? Gunu kurtarmak ise bu buyuk olcude dogru olabilir. Ben bu bakisi tamami ile dislamiyorum; ve fakat bunun her halukarda gecerli yontem olmadigini ifade ediyorum.

Degerler sisteminizi karsi tarafin hamlesiyle mi olusturuyorsunuz. Onu, o hamleden cok once yapmis olmali, ve karsi hamleyi de uygun sekilde yapmalisiniz. Oyunun adi satranc ise, degerler sisteminiz satranca elvermiyorsa, oyun masasinda isiniz ne olabilir?

"Satranc tahtasina baktiginizda hangi tasin oraya hangi saik ya da halet-i ruhiye sonucu geldigini dusunmenin ne kadar anlami oldugunu size birakiyorum." diyorsunuz.

Oyunun "satranc oyunu" oldugunu kabul edersniz bu buyuk olcude gecerli bir argumandir ama yukarda da belirttigim gibi bunu neden kabul etmemiz gerektigini aciklamamissiniz.

Zeka ve akilla oynanan; hamlelere dayanan, ilerde ortaya cikacak olan hamleleri de hesaba katarak oynanmasi gereken oyunlar arasindan ilk aklima gelen satrancti da ondan.

Neyse, ben tartismamizin bir "satranc oyunu" na donmesini arzu etmiyorum.

Tabii ki, satranc uzerinden satranc oynayacak degiliz. Bunu ben de istemem.

Basta da vurgu yaptigim gibi, hemen hemen butun yorumlarimda vurguladigim bazi ana temalar var; ve bildigim kadar ile bunlarda sizinle derin farkiliklarimiz yok. Ornegin Suat Bey'in blogunda bu "itidal ve bilgelik" mezuunda benden cok farkli dusunmediginizi anladim.

Danistay kiyimi konusunda itidalli olmak lafini bile etmek bana anlamli gelmiyor. Cunku, biz burada bir mahalle kavgasi stratejisi konusmuyoruz --dolayisi ile, kiyima kiyimla karsilik verilsin cinsinden abes teklifim olamaz. Zaten, ilgili kiyimi gerceklestiren 'taraf'in ic siyasi oyuncularindan oldugu kanaatinde degilim. Fakat, ic siyasi oyuncular tarafindan da kullanilmak istendi, isteniyor. Bunlari susturmanin en gercekci yolu --bence-- 'erken secim' kozunu masaya oturtmaktir.

Dis siyasi oyunculara karsi nasil cevap verilcegi meselesi ise, baska bir konudur.

Yanlis anladi isem bu ana temalar uzerinde tartismayi tercih ederim, "anal retentive" bir yaklasimla tali konularda kaybolmak yerine.

Denedim. Uyugun bulup bulmadiginizi cevap aldigimda ogrenecegim.

"nefsimle beraber dinle" gibi Bediuzzaman'in her risalesinin sonunda verdigi cok hosuma giden ogutunu burda ve diger bazi yorumlarimda da "bunlarla size ders verir gibi gorunuyorsam kendimi ogretici degil ayni zamanda ogrenci yerine de koyuyorum; elestrilerimden kendim muaf degilim" manasinda kullandigimi herkes goruyordur herhalde. Ustelik bu vurguyu "benim ileri surdugum fikirlerinde sadece "vijdan sahipleri koalisyonunun hakim fikrine alternatif" oldugunu ve her iki yaklasimin da aciklari, noksanlari olabilecegini, lehte aleyhte makul argumanlar uretilebilecegini ifade ettim Suat Bey'in sitesindeki yorumumun sonunda (mealen) ve burdaki degisik mesajlarimda. Ama sizin "herkes" olmadiginizin farkndayim :)

Estagfurullah demeli miyim, bilmiyorum. Ama, galiba demeliyim.

Bekir bey, vicdan sahipligikimsenin tekelinde degil ki.. Nifak cikaran gercekten nifak gideren yalanin yeg olmasi gibi.. bazan bazi 'vicdansizlik'lar, cok buyuk gaileleri onler. Basiret ve vicdan beraber ele alinmali bence.

Darmadaginik oldu ama sizinle benim temel mantiki muhakeme farklarimizdan birini vurgulamak icin bir paragrafinizi analiz edeyim:

OK. :-)

"Ardindan, rap rap sesleri duyuldugunda, erken secim karari alinabilir ve postallilara gercek muhataplarinin halk oldugu gosterilir, secimler yapilir --ilgili postallilar da derdest emekli filan edilir-- ve yola devam edebilirdik." (MA}

Nerden biliyorsunuz bunlar yapilsa idi bu sonuclara ulasilacagini? Dediklerinizin yapilmasinin dogruracagi yegane sonuc bumu idi?

Bunlar yapilsa neler olacagini bilmek tabii ki mumkun degil; ama, hic bir sey yapilmaksizin basbakanlik yazihanesinde oturmanin faydali sonuclar dogurdugunu soyleyemeyecegiz herhalde..

Meydan bos bulundu ve onune geleni fislediler. Iftar sofrasina sarap (yoksa raki miydi) getirtmek dahil..

Biraz "monday morning quarterbacking" olmuyormu bu?

Evet. Oluyor. Olmayan, yapilmasi gerekip yapilmayan bir seyin adini koymak hep biraz da boyledir.

Ama, yapilabilecek fakat yapilmamis seylerden mi bahsediyorum, yoksa (zamanlama ya da baska sebeplerle) imkansizlarin yapilmamisligindan mi?..

O sorumuluk durumundaki insanlarin sizin ve benim bilmedigim daha bircok degiskeni de hesaba katarak "santranc oyunu" oynamak zorunda olduklarini takdir edersiniz herhalde. Ben ileri surdugum fikirlerin guvenilirligi, yanilabilirligi, veya bunun bilinebilirligi uzerinede birseyler soyluyorum. Burda "exact science" yapmiyoruz sonucta. Zaman zaman nesnellik degilse farkindalik geregi duygusallik, veya birikim yetersizligi gibi faktorleri ifade ediyorum acikca.

Ne 'exact science' ne de 'backseat driver'lik pesindeyiz. Ama, komutanlar da yaptiklarindan maada yapmadiklari ile sorumludur...

Erbakan, butun o tecrube ve bilgisine karsilik, sadece oturup beklemegi tercih etmistir. Istifa bile aklina gelmemis gibidir. Soyleyecek sozu olmayanin minber/mihrap/kursu/makam gibi yerleri derhal terketmesi gerektigini Hoca'ya ben mi ogretmeliydim? Benim yasim kac, basim kac.. Ayip olmaz miydi? :-)

Siz de yorumlarinizda bu "tereddut payi" ni kullaniyorsunuz ama sadece baskalarinin fikirleri icin :)

Hangimiz mukemmeliz ki :-)

"Ney calarken neyzenin nefsi beni ilgilendirmez; muzigin kalitesine ve calindigi yerin dogru olup olmadigina filan bakmak bana daha akillica gelir." (MA)

Herkesin ilgisini ve zevkini tatmin edebilme kaabiliyetim olmadigi gibi boyle bir gayret icinde de degilim, aciklamaya calistigim gibi.

Siz bu tartisma konusunu cok kisisel aliyorsunuz galiba. vallahi de billahi de benim sizinle kisisel bir alip vermedigim yoktur. Ne benim, ne de baskalarinin yazdiklarinin mukemmmel oldugunu dusundugum icin, ama yine de eksiklerini gundeme getirmezsem/k eksiklik olacagi icin cimbizlamaga devam..

Ama, lutfen alinganik etmeyin. Alinganlik ettiginiz anda, sohbetin tadi filan kalmaz, sadece birbirimize 'hakk-i aliniz var, azizim' deriz..

Ustamizin adi Hidir; elimizden gelen budur.

Sizin ustelik bir de ustaniz olmus... Kulunuz usta mi gordu, hic sorar misiniz :-)

Bu vesile ile Fatih Demir Bey ve "zencir" rumuzu ile yazan bey veya hanim'in yorumlarina katildigimi da ifade edeyim.

Evet, ben de, bu forumda agabey, abla, baci, kardes, evlat, baba olarak akraba-i tallukat ve hisimlariyla yazisan kiymetli forumdaslarimin butun soylediklerine katildigimi is bu vesile ile arzeder hayirli gunler dilerim ;-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 22, 2006 05:37 AM

Bekir Bey dostum,

Gerçekçilik her zaman teslimiyet anlamına gelmez. dolayısıyla sizin yaklaşımınıza maalesef katılamıyorum. Satranç analojisini de son derece isabetli buluyorum. Hem Muzmin Anonim Bey ve Suat Bey'le olan uzuuun tartışmalarınızdan benim çıkardığım sonuç, hem de baştan beri anlatmaya çalıştığım kendi bakışım budur.

Başından beri yaptığım tahminler doğru çıkıyor bir bir. Mesela derin devletin tetikçileri bu Kızılelmacılardır demeye getirmiştim, doğru çıktı.
Şu bir gerçek: Bu ülkede yüzünü halka dönüp "islamcı" geçinen, sonra da devlete dönüp laikçi yim diyen faşist güruhla kendini net ve kesin bir biçimde ayrıştırmalıdır dindar kesim. Yoksa işte böyle provokasyonlarda sıkışır kalır, kendini bir türlü temize çıkaramaz. Hoş gerekli mi bu diyeceksiniz, bence evet gerekli. Statükocu müstebitin laikçiliği ile geniş bir kitlenin dünyadan habersiz koyun laikçiliğini de birbirinden ayırın artık lütfen. Dindar entellektüelin derdi yalnız kendi kitlesi olamaz, olmamalıdır. Dindar kesim, benim başından beri diktatinizi çekmeye çalıştığım TABANdaki "saf ve temiz", aslında hiç de din düşmanı filan olmayan, öcülerle ve tabularla korkutulup akıl başından alınmış kesimi iknaya çalışmalıdır. İç çatışmayı, bölünmeyi filan engelleyebilecek, dış ve iç egemenlerin provokasyonları boşa çıkarabilecek tek yol budur bence. Bu, eğilip bükülmek, kendine yabancılaşmak, taviz vermek filan değildir. Sizi öcü gibi gösteren hakim gücün oyununu bozmaktan sözediyorum burada ben.

Sami Selçuk'a gelince... Evet, Sezer'de yanılmıştım. Ama Selçuk'ta yanılacağımızı sanmıyorum. İkincisi, RTE yahut BA'ı değil ama mesela Abdullah Gül'ü ben de beğeniyorum, ama bugünün şartlarında konjonktürel olarak doğru bulmuyorum öyle bir hamleyi. Selçuk, ne dışta ne içte kimsenin kolayca (mertçe demek istiyorum) itiraza tevessül edemeyeceği, oyunu, ZOR'u bozabilecek bir isim. Demokratikleşmeye, hukukun üstünlüğüne ivme kazandırabilecek bir isim. Güç odaklarının kolayca elde edemeyecekleri yahut harcayamayacakları bir isim. Uzun vadede toplumu birleştirebilecek, dünyadan habersiz laikçi tabana bugünün ruhunu kavratma kursu verebilecek bir isim. Bu nedenlerle öneriyorum.

Vaktim kısıtlı. Darmadağınık yazdım ve şimdilik bunları yazabildim.

Netice olarak, hükümet aklını başına devşirmeli, oyunu kurallarına göre oynamalı, cesur ve kararlı olmalı ama bu cesaret ve kararlılığı akılcılıkla beslemeli, hakim güçlerin kendisini çekmeye çalıştığı alana girmemeli, toplumun bütün kesimlerini demokrasi cephesine çekmeye çalışmalıdır.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 10:23 AM

Engin Ardıç'ın yazısı ve Ecevit fotoğrafı, mutlaka okuyun derim :

http://www.aksam.com.tr/yazar.asp?a=40727,10,2

Metin Bey Ağabey,

Son tartışmalar ışığında; acep bana bir haller mi oldu? Giderek pozitivist mi oluyorum yoksa? Lütfen bir teşhis ;-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 22, 2006 12:17 PM

Zannımca şu ana kadar günümüzde ki olaylar hep günümüze göre düşünülüp tartışıldı.ve tartışılanların sonunda hep bir çıkmaz sokak görüldü.yani çözüm bulmakta zorluk çekiyoruz.bunun sebebi olarakta olayları sadece günümüze göre değerlendirdiğimizden kaynaklandığını düşünüyorum.hani derler tarih tekerrürden ibarettir.bu söze atfen görüşlerimizi bu temele oturtursak önümüzü aydınlatacağını düşünüyorum.
Fatih istanbul önlerine geldiğinde haliç zincirlenmişti.ve çevresinde büyük bir muhalefet vardı.o anda Fatihin fetihi erteleyip daha sonra daha güçlü bir strateji ve orduyla gelmesini gerektiren bir sürü sebep vardı.ama o bunları gözardı edip ulaşmak istediği hedefe peygamberimizin desteğini alarak ilerledi.o çözümsüzlüğü gördüğü yerde geri adım atmak yerine çözümsüzlük yerine hedefine ulaşmak için tüm zerrelerine kadar hedefini hissedip çözümsüzlüğün üzerine yürüdü.....
aslında tarihte bunun onlarca örneği var.asıl değinmek istediğim eğer başımızdakiler de hedef olarak kendilerine ''yaradılanı yaradandan ötürü severiz'' düsturuyla halka hizmeti bir fatih gibi hissediyorlarsa çözümsüzlüğe doğru atılmaktan geri durmasınlar.eğer bu inançlarında bir zaafiyetlik hissediyorlarsa sonlarını da hepimiz kestirebiliriz(tarihte bu gibi onlarca değil yüzlerce örneği var)
saygılarımla....

Yazan: zencir Tarih: May 22, 2006 12:21 PM

Suat Bey dostum,

Kalınkafalılığıma verin, anlayamadım?

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 01:47 PM

Muzmin Bey,

Buyuk resim uzerinde buyuk ayriligimiz olmadigina sevindim. Yazinin sonundaki selamlama ifadeleri gibi konulari tarismamiz bunun guzel bir ifadesi.

"Bu vesile ile Fatih Demir Bey ve "zencir" rumuzu ile yazan bey veya hanim'in yorumlarina katildigimi da ifade edeyim.
Evet, ben de, bu forumda agabey, abla, baci, kardes, evlat, baba olarak akraba-i tallukat ve hisimlariyla yazisan kiymetli forumdaslarimin butun soylediklerine katildigimi is bu vesile ile arzeder hayirli gunler dilerim ;-)"

Buna gerek yok Muzmin Bey. O ince istihza kaabiliyetinizi kullanacak cok firsatlar verdim eminim, ve verecegim de gelecekte. Bu onlaerdan biri degildi. Yaptigim burda adi gecen kisilerin yorumlarina katildigimi ayri bir yorumla yazmak yerine size yazdigim cevabin sonuna eklemek.

Bunu dahi alay konusu yapmaya ne gerek var simdi?

Said Nursi'nin "nefsimle beraber dinle" ogutunu bazi yazilarim sionunda "acaba fazla ogreten adam rollerinemi girdim" dusuncesi ile ilave etmemdan dahi bir hiciv malzemesi cikarmak ne oluyor? Birakalim bunu lutfen, daha ciddi meseler var onumuzde..

"vijadn sahipleri koalisyonu" kadar masumane, kapsayici ifademe dahi "vijdan kimsenin tekelinde deil" gibi kastedilen manayi ters tarafindan degerlendiren bir argumanla karsi cikiyorsunuz. Lutfen! Buna sizi dahil ettigim de gun isigi kadar acik.

Sizin idrak kapaitenizdeki bir insana bunu dahi aciklamak geregi duymaktan hicap duyuyorum. Burun yorumlarimda bunn manai gun isigi kadar acik. Bu "laikci, fasist, seckinler cephesi" nin oyununa karsi demokratik, islami, evrensel ahlaki, her turlu kaygi ile karsi cikan HERKESTEN BAHESDIYORUm. Bunun icin "demokrat, liberlal, mutedeyyin, herhangibir bilesimi" ifadelerini de defalarca kullandim. Allah askina burda "vijdan benim (bizim) tekelimizde" ifadesi nerdern cikiyor. Sadece "koalisyon" kelimesi dahi bu tasvifin ne kadar yersiz oldugun gostemeye yeter. Ama genede ifadeyi begenmiyorsaniz yukarda tarif etmeye calistigim nsanlar grubuna siz bir ad verin' ben severek kullanirim.

Erbakan hukumeti konusunda ne dogru olani yapti dedim, ne yanlis olani. Yazdiklarimi okuyan herkes he turlu "monday morning quaterbacking" veya "back-sea driving" in objektif degerlendirme olamayacagini, elimizde yeteri kadar veri olmadigini soyledigimi gorecekir. Siz dogruyu biliyormussunuz; ben bilmiyorum ve bilinemez diyorum. Bu konuda sizin gibi DOGRU'yu bilen cok insan biliyorum. Her biri sizin kadar eminler. Fakat her birinin bildigi dogru farkli. Iste benim bildigim dogru bu.

Erbakan hukumeti'ne onerdiginiz resmen gayrimesru ve kanimca gayriahlaki "trafo sabotji" ni "karsisindakinin oyunu bosuna cikarma her zaman sabotajdir" (mealen) deyip mesrulastirmaniza hic katilmiyorum, ve bunun iyi bir "satranc hamlesi" olup olmayacaginida "bilinemez" katogorisine koyuyuorum. Hala "amaclar araclari mesrulastirmaz" diyorum. Ve hala butun meseleleri ne satranc, ne tavla, ne futbol oyunu mantigi ile ele alinabilecegini dusunmeye devam ediyorum. Boyle olsa idi, bilgisayarlardan cikardi butun cozumler.

""Hal ve istikballe ilgili ise, sadece satranc oynamak mumkundur bence" (MA)

Neden oyle olmak zorunda ki? Bu argumani desteklemeniz gerekmezmi? Hangi vizyon, hangi oncelikler, hangi degerler sistemine gore bu boyledir? Objektif nedir? Gunu kurtarmak ise bu buyuk olcude dogru olabilir. Ben bu bakisi tamami ile dislamiyorum; ve fakat bunun her halukarda gecerli yontem olmadigini ifade ediyorum.

Degerler sisteminizi karsi tarafin hamlesiyle mi olusturuyorsunuz. Onu, o hamleden cok once yapmis olmali, ve karsi hamleyi de uygun sekilde yapmalisiniz. Oyunun adi satranc ise, degerler sisteminiz satranca elvermiyorsa, oyun masasinda isiniz ne olabilir?" (MA)

Burda hatlar kaeristi galiba. Ben size """Hal ve istikballe ilgili ise, sadece satranc oynamak mumkundur bence" teorinizin dayandigi veya icine oturdugu "degerler sistemini" bu olmadan muallakta kaldigini ifade etmistim. O kadar. Her konuda "dogrulari", "cozumleri" oneren kimselerin bir "degerler sistemi" cercevesi cizmesinin (aleni degilase), bir nesnellik ve anlsiklabilirlik ve yararlanilabilirlik geregi olarak goruyorum.

"Siz bu tartisma konusunu cok kisisel aliyorsunuz galiba. vallahi de billahi de benim sizinle kisisel bir alip vermedigim yoktur. Ne benim, ne de baskalarinin yazdiklarinin mukemmmel oldugunu dusundugum icin, ama yine de eksiklerini gundeme getirmezsem/k eksiklik olacagi icin cimbizlamaga devam.." (MA}

Benimle alip vereceginiz olmadigini tabiiki biliyorum. Yemine ne gerek var? Simdi siz fazla kisisel aliyorsunuz gibi geliyor bana. Ben sizi dost bilmeye devam ediyorum; bu sadece burdaki yorumlarimiza dayanmiyor... Cok zeki, cok cesitli sahalarda birikimli, bircok insani duyarliklari paylastigim ve "yumurtadan hulasa cikaran" dost :)

Sadede geleyim: Tartistigimiz esas mevzuu uzerinde ben Metin ve Suat Bey'lerle metod uzerinde farkliligimizin az fakat oldukca berrak oldugunu dusunuyorum. Sizinle nerde ayriliyoruz anlayabilmis degilim. Benim genel yaklasimim diger bir yorumda linkini verdigim Yasin Aktay makalesinde daha berrak bir uslupla dile getiriliyor. Simdi Metin Bey'e yazmayi dusundugum cevapta bu konuyu biraz daha acmayi umid ediyorum.

Selamlar, saygilar
(itiraziniz yoksa tabii :)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 01:59 PM

Çernişevski’nin meşhur sorusuydu: “Ne yapmalı?”

Biz önce şöyle mi sorsak: “Ne yapmamalı?”

Tarihe mi baksak, güne mi baksak, ülkenin içine mi baksak, dışına mı (mesela İran’a, Irak’a, Pentagon’a, Mentagon’a) baksak, sağımıza mı baksak solumuza mı baksak, sarımsaklasak da mı baksak?

Bence önce kendimize baksak... Kavramlarımızı sorgulasak, iç dünyamızı sorgulasak, ötekileştirilme sürecimizi sorgulasak, rehin alınmış bilincimizi sorgulasak...

Neyse, bunlar derin konular... Biz daha yüzeyden ve güncelden gidelim.

...Diye yazıya devam edecektim ki bunaldığımı, içimin daraldığını hissettim. Benliğimi bir kasvet duygusu sardı. İnternete yazılar döşenmenin, hababam kendi kendine konuşup durmanın, sıradan bir vatandaş olarak başbakana maşbakana akıllar vermenin gittikçe anlamsızlaştığı ve yük olmaya başladığı duygusuna kapıldım.

Susmaya karar verdim. Ne Spassky’yim ne Fischer. Üç hamle sonrasını göremem miyop gözümle. O halde, bir durum özeti yapayım kendimce, soru-cevap şeklinde ve diyeyim ki sonunda, “Ey hükümet, uyan! Muktedir değilsin, ama muktedir olabilme azmi ve talebi, parayla satılan birşey değil. Unutma ki siyasi ve vicdani meşruiyeti cebinde taşıyorsun. Heba etme sahip olduğun bu değeri, bozuk para gibi harcama!” Hükümetin beni duyacağını hiç ama hiç sanmadığımı da söylememe gerek bile yoktur sanırım.

Neyse, işte size 10 soruda bir durum özeti, “vak’a analizi” denemesi. Eksiği var, fazlası yok:

1) Olay basit bir cinayet mi?

Olayı bir cinayet. Ama basit değil. Hatta ortada üç cinayet var. İlki bir hukuk cinayeti (hukukun, insan haklarının ve sosyal barışın katli anlamına gelen meşhur Danıştay kararı), ikincisi derin bir operasyonun katastrofik hazırlık aşaması (provokasyonlar zincirinin son halkası). Üçüncüsüyse, işin polisiye kısmı olan fiziksel cinayet, ki diğer ikisine göre önemi ihmal edilebilir.

2) Olayı bir “münferit vak’a” mı?

“Münferit”, bir anahtar-söylemdir. Statükocu egemen gücün tahakkümünü yürütürken başvurduğu bir iletişim hilesidir. Bilinç hırsızının en çok kullandığı maymuncuklardan biridir. Asidi uçmuş bir madrabazlık klişesidir. Münferit diye birşey yoktur.

3) Olayın tarafları laiklerle dinciler mi?

Görünürde evet. Tabii bunlar birer kod-ad. Bu kodlamayı yapansa egemen güç. Aslında laik ve dinci filan yok ortada. Biri laikçi, öteki dindar. Olayın tarafları, statükocu gücün kodlarından sıyırarak söylersek, laikçilerle dindarlar da değil. İyi saatte olsunlar ile demokrasi-hukuk-insan hakları-laiklik gibi toplumsal talepler.

4) Olayda bir tahrik unsuru var mı?

Var. Statükocu egemen gücün çeşitli kurumlarının sergilediği zihniyetin tahriki ve buna mukabil, toplumun tahrike özellikle muhatap kılınan kesimini temsil iddiasındaki bir medya kuruluşunun da karşı-tahriki sözkonusu. Ancak dikkat: ikincisi hem belirleyici değil, hem de aksiyon değil reaksiyon, hem de esas önemli olan onunki değil.

5) “Kimin işine yarıyor” sorusu belirleyici mi?

Evet. Çoğu durumda bu soru gayet fonksiyoneldir; bilmecenin cevabını çıkmaz sokaklara sapmadan bulmamızı sağlar. Burada da tastamam öyle.

6) Peki, bu olay ”kimin işine yarıyor”?

Elbette ve kesinlikle halkın değil. Bundan çıkarı olan kim öyleyse? Basit: Toplumu yıllar yılı komünist, bölücü, mürteci öcüleriyle korkutup müstebit rejimiyle beynini, ruhunu, gelecek tahayyülünü, umutlarını, dününü, gününü, yarınını ipotek altına alan, tutsak alan, solduran, kurutan egemen güç. Onun da arkasında başkaları olabilir tabii, İran’la ilgili planlar yapan ABD gibi mesela.

7) O halde olayın faili belli, öyle mi?

Birçok olayın faili meçhuldü, öyle göründü, öyle gösterildi. Bu olayın faili malum. Kızılelmacı faşo katil sadece tetikçi, her zaman olduğu gibi. Perde arkasındaki asıl fail için bkz: Bir önceki sorunun cevabı.

8) Olayı kavramamızı sağlayabilecek anahtar kavramlar neler?

Normalleşme, demokratikleşme, sivilizasyon, periferik uyanış, bürokratik despotizmden burjuva demokrasisine geçiş sancıları, sahte laiklikten hakiki sekülarizasyona geçiş talebi, arkaik ve anakronik rejim sorunu, küreselleşme sürecinde AB-ABD rekabetinin etki alanında salınım, küreselleşme objesi ülkeler liginde oluşun yarattığı sarsıntılar, BOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rol, uluslararası kapitalizme entegrasyon sürecinde egemen bürokratik zihniyet ve gücün anakronikliğinden kaynaklanan uyum güçlüğü, vs vs vs...

Meşhur bir laftır, 12 Mart’ın puslu havasında anlı ve de şanlı Memduh Tağmaç söylemiştir:
“Sosyal uyanış, ekonomik gelişmeyi aşmıştır.”
Bu cümlenin gereği, her zaman usulüne ve adabına göre yerine getirilmiştir. Yoktur bunun başka izah taaazı!

9) Bizdeki egemen bürokrat zihniyet/güç kuş mu, deve mi?

Normalleşmeye, tıkalı düşünce damarlarını kendi çabasıyla açmaya çalışan kollektif zihni tekrar sonsuz bir delirium haline sokmak isteyen; ileri kapitalist ülkelerde görevi/işlevi sıradan, nötr, teknik bir idari fonksiyonel mekanizma olarak günlük hayatı organize etmek ve kolaylaştırmak, sosyoekonomik süreçlerin kesintisiz ve sorunsuz akışını gözetmek, iç ve dış güvenliği sağlamak vb görevleri sessiz sedasız, afrasız tafrasız, kimsenin osuna busuna burnunu sokmadan, efendi efendi icra etmek olan bürokratik zümre, bizim absürdistanımızda özerk, buyurgan, “kurucu”, “sahip”, norm koyucu, ideoloji dayatıcı, tehditkâr, kutsal, “baba”, kadir-i mutlak, herşeyi bilen, yanılmaz, hikmetinden sual olunmaz, zorba ama beceriksiz bir toplum mühendisidir. Dolayısıyla kuş değildir. “Yok deve!” denebilir.

10) Quo vadis Türkiye?

Türkiye, kendi haline ve arzusuna bırakılsa, normal, demokratik, özgür, hukukun ve insan haklarının geçerli olduğu, çoğulcu, renkli, canlı, neşeli, gelenekleriyle çağın gereklerini bağdaştırmasını becermiş, komplekssiz, medeni, zengin bir ülke olmaya doğru yol alacak.

Ama zinhar! Olur mu hiç! Kızını dövmeyen dizini döver. Kızını boş bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya. Zurnanın zırt dediği yer de tam burasıdır zaten. Onun içindir ki bu toplum öyle başıboş, kendi haline bırakılamaz. Testiyi kırmadan köteği yemek, onun zorunlu temel eğitimidir. Hem de öyle sekiz yıllık falan değil, ömür boyu süren bir örgün ve yaygın tedrisattır bu. Demek oluyor ki Türkiye’nin nereye gittiği, gideceği bellidir. Maazallah, demokrasi memokrasi, hukuk mukuk, insan minsan hakları, AB ma be diye iş iyice şirazesinden çıkmadan, kız kötü yola düşmeden iyi bir sopa yiyip aklı başına getirilmelidir.

Gidiş kötüyedir. Bunu iki türlü okuyunuz:

Birinci tür okuma: Statükocu mütehakkim açısından:

Gidiş kötüyedir; bu toplum gitgide bonapartist-jakoben, arkaik vesayet rejiminin ne mene bir deli gömleği olduğunun farkına iyice varıp doğru dürüst bir liberal demokrasi talebi dayatmaya hazırlanmaktadır.

İkinci tür okuma: Yönetilen toplum açısından:

Gidiş kötüyedir; statükocu vasiler, keskin burunlarıyla, demokratikleşme-özgürleşme özlem ve talebinin kokusunu almışlar ve toplumu hizaya getirecek bir önlemler zinciri operasyonunun bildik, bayatlamış taktiklerini devreye sokmuşlardır.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 02:44 PM

Sevgili Metin Bey,

Bekir Bey dostum,

"Gerçekçilik her zaman teslimiyet anlamına gelmez. dolayısıyla sizin yaklaşımınıza maalesef katılamıyorum. Satranç analojisini de son derece isabetli buluyorum. Hem Muzmin Anonim Bey ve Suat Bey'le olan uzuuun tartışmalarınızdan benim çıkardığım sonuç, hem de baştan beri anlatmaya çalıştığım kendi bakışım budur." (MTP)

"gecekcilik her zaman teslimiyet anlamina gelir" fikrime katilmiyorsaniz mesele yok. Cunki benim boyle bir fikrim yok.

Ben satranc analojisini tamami ile reddetmedim. Sadece kullanilirligina sinirlar koydum.]

Herhalde butun yorumlaimda oncelikle vurguladigim "tereddut payi" "izafiyet" gibi hususlar herkesin gozunden kaciyor. Ben kendi dusuncelerime de yanilabilirlik serhi dusuyorum, tartisigimiz konunun "ezact science" olmadigi, basbakin etrafinaki "istisare heyeti"ninelindeki verilerin bizde olmadigi gibi gercekleri hesaba katarak. Bu konuyu size, Muzmin Bey'e ve Suat Bey'e de vurguladim. Sizler ne yapilirsa ne olacagindan, gecmis ve bu gun icin "dogru adimlar"in neler oldugundan epeyce eminsiniz. Ben degilim. Bu usul uzerine.

Muhteva uzerine siz ve Suat Bey'le yaklasim ayriligimiz soyle: Siz fasist-laikci cephenin hamlelerine karsi birtakim hamleler oneriyorsunuz, bunun adini "resti gorme", "oyunu bosa cikarma" vb koyuyorsunuz. Ben ise bu yaklasimin bazi "pitfall" larina isaret ediyorum; Yasin Aktay'in da bu gun yaptigi gibi.
Ben bugun tartistigimiz konularin kimin cumhurbaskani olacagi, veya erken secim olmasinin dahi "karsi taraf" in hanesine arti olarak gectigi dusuncesindeyim.

Suat Beye'de yazdigim gibi en azindan bu perspektifte dusunceler karisimin icinde yer alsin sizinkinin yaninda diyorum. Ali'mi veli mi cumhurbaskani olacaktan daha onemli olanin bu son saldiridan daha zayif bir demokrasi, daha sinmis bir halk, daha azmis bir laikci-fasist cephe ile cikmamamiz gerektigini, bu saldiri puskurtuludugu takdirde kotu bir cumhurbaskaninin dahi fazla kotuluk yapamayacagini soylemeye devam ediyorum.

Eger cumhurbaskani kim olacak veya erken secim olacakmi gibi mevzular gundeme gelecekse bunu onlarin insiyatifi, ajandalarina teslim etmek yerine kendi insiyatifimizle yapalim diyorum; adimlarimizi atarken bu sorgulamayi yapalim diyorum. Kendimi tekrarlayip duruyorum. Buna itiraz ettiginizi sanmiyorum.

"Netice olarak, hükümet aklını başına devşirmeli, oyunu kurallarına göre oynamalı, cesur ve kararlı olmalı ama bu cesaret ve kararlılığı akılcılıkla beslemeli, hakim güçlerin kendisini çekmeye çalıştığı alana girmemeli, toplumun bütün kesimlerini demokrasi cephesine çekmeye çalışmalıdır." (MTP}

Amin! Buna "hayir" diyecek kimse oldugunu sanmiyorum. Problem bu kavramlarin hangi adinmlara tekabul ettiginde.

Gorelim Mevlam neyler; neylerse guzel eyler.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 02:46 PM

Sevgili Bekir Bey,

Türkiye değil ama bendeniz Muzmin Anonim Bey'le (yani zekası, aklı, birikimi ile) gurur duyuyorum! Ona "dostum" diyorum, "saygıdeğer, kıymetli, muhterem" diye hitap ediyorum. Bu hitabetin vıcık ve cıvık Hıncal üslubuna da, bugün Engin Ardıç'ın muhteşem yazısında çok güzel tarif ve tasvir ettiği Kara(rmış)oğlan Bey'in o ilkel Eco üslubuna da çalmamasına özen gösteriyorum. Ama dostumuz epeyce cool takılıyor. Bizi akrabayı taallukattan görmüyor. Halbuki çok iyi biliyor ki siz de, ben de, Suat ve Nuri Bey dostlarımız da, buradaki herkese bol keseden mavi boncuk (yani sıcak hitap ünvanları) dağıtmıyoruz. Buradaki bazı yorumcuları çok kızdıracak -belki de gücendirecek- birşey söyleyeceğim ama, belli bir elitist yaklaşımla belli bir seviyeyi ve kaliteyi gözetiyoruz. Buna kibir diyen olacaksa olsun varsın, önemli değil. O halde gıcık olduğu, fazla şark usulü bulduğu akrabalık ilişkisi ağına -tutumu hilafına- kendisi de dahil! Ne demişler; subjektif haticeye değil, objektif neticeye bakılır! Dostumuz bizden akrabalık ilişkisi kokan sıfatları esirgesin, ama bize de kızmasın "sizi gidi ilkel şarklılar" diye, benhim kendisinden istirhamım budur.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 03:01 PM

Kıymetli Bekir Bey dostum,

Son cevabınızda karşı çıkacağım birşey göremiyorum. Aslında dönüp dolaşıp benzer şeyleri düşünüyoruz ama ifade biçimlerimiz belki de zahiri bir farklılık sanısı yaratıyor olabilir. Ben gerçekçiliğin teslimiyet anlamına gelmediğini vurgularken sizin de tersini önerdiğinizi söylemek istememiştim; siz sanırım ki bugünkü gidişatta böyle bir geçici denklem kuruyorsunuz belki de demeye çalışmıştım. İnisiyatifin bizde (hakkını hukukunu savunan şu garip vatandaş kitlesinde) olması gerektiği hususunda tamamiyle mutabıkız ve zaten bunun doğruluğu da şüphe götürmez. Ama inisiyatif geliştirirken/korurken gerçekçi-akılcı-sakin adımlar atmak daha doğru değil midir? Sükunet sesini kesip oturmak değildir. Ancak halkın gücü de asla mutlak değildir. Satranç hakikaten iyi bir analoji burada. Savaşın da, Carl von Clauzewitz'in "Siyaset savaşın bir tür devamıdır" mealinde söylediği üzere siyasetin de satrancın gerçek hayattaki simülasyonu olduğunu söylemek mümkündür bence. Satrancı önemsemek lazım. Sessiz sedasız, sakin sakin oynanır ama görmesini bilen gözler, nasıl da kıran kırana geçen satranç maçları görmüştür!

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 03:25 PM

Bekir Bey ağabeyim,

Şunun için söylemiştim.Ben üzerinize afiyet maneviyatçıyım ;-) Sizinle Hükümetin tavrı konusunda paralel düşünmemiz acep Rasyonaliteye/Pozitivizme doğru arz-u endam mı ettiğimi gösteriyor? :-) İyi bir gözlemci olarak sizden bunu öğrenmek istemiştim, latife babında..

Olayın fotoğrafını güzel çekmişsiniz, analizinize katılıyorum.

Bekir Bey ağabeyim,

Ben aslında yazılarımda emin bir görüntü vermiş olabilirim ama aslında ben de emin değilim.
Ve "mutlaka böyle olmalı" demiyorum.Benimki bir beyin fırtınası ve bana seçenekler içinde -şimdilik- en makul geleni. Yasin Bey'in yazısını vermişsiniz çokta iyi etmişsiniz.Yazıya katılmamak elde değil.Ve inanın bu konuda sizin haklı çıkmanızı ve sonuç olarak yanılmayı ve Ülkemin kazanmasını çok isterim.Ve hiç şüpheniz olmasın ki, sizin ve sizin gibi düşünenlerin görüşleri eğer Tayyip Bey'in statejisini belirlerde nihayetinde muvaffak olursa, bundan kendi görüşümün neticesinde ki olası muvaffakiyetten çok daha fazla sevinirim.Çünkü dillendirdiğiniz düşünceler riski olmasına rağmen çok daha ahlakî ve onurlu duruşu temsil ediyor.

Benim söylediğim pragmatik görüşte özünde varılmak istenen netice bakımından sizinkiyle farklı olmadığı için tüm düşünce ve seçeneklerin hulasa edilerek süratle bir yol haritası çizilmesi taraftarıyım.Tabii ki B, C, D planlarıyla birlikte..

Saygı ve hürmetlerimle..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 22, 2006 03:45 PM

Danistay Suikasti ardindan gelen ilk tepki 5-6 bin (tüm atatürkcü dernek vd. yerlerden zarzor toparlanmis) kisinin anitkabire gitmesiydi.benim tuhafima gitti.atatürkcü düsüneler tarikatlari elestirirler (ki bende elestiririm,tarikatlarada uzak bir müslümanim),ama bir ölmüs insanin yanina gidip adeta ona el uzatip medet ummalarinin,tarikatcilarin seyhlerinden medet ummalarindan farkli olmadigini,aslinda AT a girmeye aday bi ülkeye göre tuhaf bi görüntü oldugunu düsünüyorum.ben tebessüm ettim elimde olmadan:)kim daha gerici acaba?

Yazan: Metin Tarih: May 22, 2006 03:56 PM

Hüseyin Hatemi'nin
yazısını
çok beğendim ve paylaşmak istedim.

Hükûmet, hele bütün üyeleri ile, çok sevimli bir kuzu olmayabilir. Ne var ki 1909'dan da önce, 1876'da Sultan Aziz Merhum'un hal' ve izalesinden başlayan bu (130) yıllık mızrak çuvallama darbelerinin yönetim merkezini halkın uyanık bilinci ve demokratik ve sosyal Hukuk Devleti ilkeleri üzerinde ödünsüz uzlaşma ile husrana uğratmadıkça, mızrak çuvallama darbelerinde bizzat çuvallatmadıkça, başımıza geçirilen çuvaldan kurtulmadıkça, hiç değilse "bir utanmak hissi ver gaaib Hazîne'nden bize!" diyerek utanalım ve "İstiklâl"den söz etmeyelim. Bu zillete razı değilsek, demokratik Hukuk Devleti ilkelerinden ödün vermeyerek erken seçimi bile değil, zamanında seçimi bekleyelim. Hüseyin Hatemi

Bu son paragraf. Lütfen tamamını okuyun.

Yazan: e-mine Tarih: May 22, 2006 05:09 PM

Sevgili Metin Bey,

Yukarıda yazdığım yazının ilk bölümünü size hitaben yazdım.Yanlışlıkla "Bekir Bey" hitabı kullanmışım..Muhakkak anlamışsınızdır gerçi ama yine de yanlışımı düzelteyim dedim..

Bilginize :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 22, 2006 05:44 PM

Aziz kardeşim Suat Bey,

"Bekir Bey ağabeyim,
Şunun için söylemiştim.Ben üzerinize afiyet maneviyatçıyım ;-) Sizinle Hükümetin tavrı konusunda paralel düşünmemiz acep Rasyonaliteye/Pozitivizme doğru arz-u endam mı ettiğimi gösteriyor? :-) İyi bir gözlemci olarak sizden bunu öğrenmek istemiştim, latife babında.." [SÖ]

Sanırım bir sürç-i lisan var, Bekir Bey'e değil bana sesleniyor olmalısınız.

Latife ettiğinizin farkındayım da, yine de üç yanlış var ve -bugünlerde bizim veledin sınavları dolayısıyla dilime dolanan ifadeyle- üç yanlış bir doğruyu götürüyor!

İlk yanlış: Rasyonaliteye yöneldiğiniz doğru değil, çünkü siz zaten rasyonel düşünen bir insansınız!

İkinci yanlış: Pozitivizme kaydığınız doğru değil.

Üçüncü ve en vahim yanlış: Ben pozitivist değilim!

Hadi bakalım, ikmale kaldınız! (:Mukabil latife!)

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 05:47 PM

SN:Mustafa bey

Sizi radyodaki bir söyleşide farkettim. Akabinde sitenizi takip etmeye başladım. Bravo. başarılı ve usta bir aydınsınız.Eğer sizi R.T.ERDOĞAN'da takip ediyorsa sitenizde şu açık mektubu yazmama izn verin lütfen.

BAŞBAKANIM
Bana göre bütün bu olayların arkasında yurtdışı ve içi rant geliri ile yaşayan ağaların yönlendirmesi var. Buna da tav olan o dünyanın içerdeki sözcü kurumu olan CHP var. Birde buna orduyu kullanmayı düşünen bir klik var.CHP'nin tamamı ve ORDU'da da bir kısım askerler katılmak ve pay kapmak niyeti ile öne çıkıyorlar. SADECE BİLGİNE SUNUYORUM. Artık darbe ,marbe devri bitti. Hiçbirşey yapamazlar. Dışarıda halk bilinçli. Uyanık. Teknolojinin bütün verilerini kullanıyorlar. Bir anda bir söz tüm ülkeye yayılabilecek kadar etkili dayanışma ve karşı saldırıyı eterne edecek güce sahiptir. Biz sana inanıyoruz. SEN KORKMA. DOĞRU BİLDİĞİNİ YAP. TEHDİTLER SADECE TEHDİT OLARAK KALIR. EYLEME GEÇİREMEZLER. ÜLKEYİ EN GÜÇLÜLER SEVİYESİNE ÇIKARMA MÜCADELENDE BAŞARILAR DİLERİM. GAZAN MÜBAREK OLSUN.
SAYGILARIMLA

Yazan: SEZER ALEMDAR Tarih: May 22, 2006 06:11 PM

Arkadaşlar
Geçen gün Cumhurbaşkanı adayım Sami Selçuk demiştim.Bir adayım daha var.Ama bugüne kadar tevazüsü nedeniyle aklımıza gelmeyen birisi.
Sosyolog,tecrübeli bir siyaset bilimci ve nihayetinde bir Osmanlı beyefendisi.Taha Akyol
Bunu Mustafa Bey den yorumlarımı sansürlememesini talep için söylemiyorum.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: May 22, 2006 06:27 PM

Salih Bey'in cumhurbaskani adayi Taha Akyol Beyefendi'yi bende destekliyorum vede bunu Mustafa Bey yorumlarimi sansurlemesin diye yapiyorum. :)

Ikinci adayim ise Muzmin Anonim Bey. (I it as about time that we had an anonymous president!) Ve bunuda bir daha benimle ugrasmasin diye yapiyorum.

Diger arkadaslar abvuclarini yalayacaklar. Sizden bir beklentim yok... :)

Saka bir yana Taha Bey gercektende o koltugu layiki ile dolduracak, ve zamanin ihtiyacina cevap verebilecek degerli bir sahsiyet. Fakat adayligini mevcut konjukturde gerecekci bulmuyorum. Destekleyenler ve karsi cikanlar garip ve ironik bir yelpaze olusturur.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 08:02 PM

Oncelikle yukardaki yorumlari hizlica asagi dogru tararken ismimi bir suru yerde gorunce hafiften bir gurur havasi ile "way be..herkes benden bahsetmis" deyiverdim. Dedim ve seytanin avukati filminde Al Pacino abimizin Seytan olarak soyledigi " En sevdigim gunah : Kibir" gunahini isleyiverdim. Yazilari tek tek okuyunca gordum ki kazin ayagi oyle degil. Sucluyum. Tahtaya 10 defa "ben essegim ve anlamiyorum" yazmaya da hazirim. (Bu arada benim kardes mi abi mi oldugumu merak edenler icin 30 yasindayim).

Bekir Bey sagolsun yazdiklarima katildigindan bahsetmis. Zaten ben de onun yazisina katildigimi belirtmek amaci ile yazmistim o yaziyi. dogal olarak katistik. Ama son degerlendirmesinde katilmadigim yerlerin olmasi ne goruslerine saygi duymami engeller ne de beni baska bir safa koyar.

Bekir ve Suat Beyler, Menderes'i asanlara karsi halkin verdigi tepkinin yetersizliginden bahsetmisler. Ama unutmayin yil 1960lar. Ozle tv yada radyo yok. egitim seviyesi ortada. Halk uzerinde asker korkusu var. Asker ve polisten buyuk bir korku var. Buna ragmen Menderes'i asan hakimlerden bir tanesi bile olene kadar ekmek almak icin markete dahi gidemediler. Halk onlarin suratlarini unutmadi. Ve ilk secimde o perdenin arkasinda tepkisini gosterdi.

Erken secimden Baykal'in beklentisi bence 3 yada daha fazla partinin meclise girmesi beklentisi. Kendisi oy kaybetse bile kurulacak bir koalisyonda basbakanligi diger partilere vererek cumhurbaskanligini almaya calisacaktir. Benim en cok merak ettigim ve korktugum nokta ise AKP'nin bugunlerde izleyecegi tavir. AKP'nin REFAH'in yaptigi hatalari tekrarlayip tekrarlamayacagi. Ve "derin" gucleri olanlarin AKP iktidarina saldirirken izleyecekleri taktikler.

Eger AKP guzel idare eder ve halka "derin" insanlarin neler yapmaya calistiklarini gosterebilirse Cumhurbaskanini bile secer. Ben Turkiye'de askerin bir defa daha sokaga cikabilecegine inanmiyorum. Cunku bundan onceki butun darbelerde Halk desteginin cogunlugunu arkasinda bulunduruyordu asker. Bundan sonra yapilacak darbenin Turkiye'ye neler kaybettirecegini bilen halk sokaklara cikacak ve darbecilere izin vermeyecektir. Bunca TV'nin internetin ve haber aginin oldugu bir ortamda darbe girisimi darbecilerin sonunu getirecektir. Ahhh RTE ve arkadaslari ayakta durabilseler. Kendilerinden yapilan gizli ve acik tum imtiyazlari reddetseler. Halka guvenseler. Belki birkac yil kaybederiz ama gelecegimizi kazaniriz. Tabi "uzun vadede hepimiz olmus olacagiz" diye dusunmesseler.

Yazan: fatih demir Tarih: May 22, 2006 08:19 PM

Taha Bey hem birikimi, hem değerli fikir ve düşünceleri hem de karakteri ile C.Başkanlığı makamını elbette çok güzel doldurur ama Bekir Bey'in de söyldiği gibi mevcut durumda gerçekçi değil.

******

Ahmet Altan'ı hiç sevmem, okumam da.Bir yazısı ilişti bugün gözüme.Değişik bir anoloji kurmuş, dikkatinizi çekebilir:

http://www.gazetem.net/ahmetaltan.asp

******

Sevgili Metin Bey,

Beni sınıfta bırakmanızın intikamını burayı -özel konu olduğunu düşündüğüm için- meşgul etmek istemediğimden blogumda aldım. (Bkn.Yorumlar)

http://www.blogcu.com/GELENEK/604093/

Gardınızı alınız, hazırım netekim' :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 22, 2006 09:17 PM

Metin bey,

Türkiye değil ama bendeniz Muzmin Anonim Bey'le (yani zekası, aklı, birikimi ile) gurur duyuyorum! Ona "dostum" diyorum, "saygıdeğer, kıymetli, muhterem" diye hitap ediyorum.

Iltifatiniz bu sozde zahirdir... Ama, ben bunu kendi (akli ve kalbi) sagligim icin zararli goruyorum --ta basindan beri de, degisik kelimelerle hep bunu soylemege calistim:

Ifade ettigim fikirlerim yuzunden bugune kadar hapse filan dusmedim, kimse ile de darginlik yasamadim --belki bu yuzdendir, bu konudaki hovardaligim.

Fakat, her ne zaman konuya herhangi bir sekil, tarz ya da turde duygusallik, sentimentality, emotionality, unsiyet ya da gonul bagi dahlolduysa, basima olmadik seylerin gelmedigi kaldi..

Darginliklar, kirginliklar, kuskunluklar --hadi biraz daha Yesilcamimsi yapalim, 'kan, kin, nefret' :-) -- hep nihai mukadderat oldu benim icin..

Bilmiyorum, agzima ya da aklima geleni ikirciklenmeksizin soyleyebilmek hurriyetim mi cok kiymetli benim icin?..

Bilmiyorum, ama, her ne ise, ortada herhangi bir sekilde 'gonul bagi' mevcut ise, ben bu iliskiyi agzima ya da aklima geleni ikirciklenmeksizin soyleyebilmek ile birlikte dengeleyerek goturemiyorum.

Ya, 'gonul bagi'ni dikkate alarak kendimi kisitliyorum --ki, bu da bir muddet sonra patliyor-- ya da 'gonul bagi'na karsilikli sadakat bulamayan kisi(ler) benden kiriliyor.

Kisacasi, elimden gelmiyor.

Yapamiyorum.

Belki oyle algilanmiyor, ama, benim bu yaklasimim 'elitizm'le alakali degil --benim acimdan--; ben sadece kalp kirmak konusundaki yetenegimin essizliginin odullerini toplamaktan biktim, usandim...

Kirdikca, kendime de kiriliyorum.

O yuzden, sizden (yani, ilgili herkesten) tek ve en samimi istirhamim sudur: Benim yazdiklarimi noktasal olarak begenin ya da begenmeyin; ama, birbirimizle duygusal baglar olusturmayalim.

Ama dostumuz epeyce cool takılıyor.

Tabi ki, 'cool takilmak' da denilebilir; ama, benim baktigim yerden, nasil gordugumu yukarida anlatmaga calistim.

Bizi akrabayı taallukattan görmüyor. Halbuki çok iyi biliyor ki siz de, ben de, Suat ve Nuri Bey dostlarımız da, buradaki herkese bol keseden mavi boncuk (yani sıcak hitap ünvanları) dağıtmıyoruz. Buradaki bazı yorumcuları çok kızdıracak -belki de gücendirecek- birşey söyleyeceğim ama, belli bir elitist yaklaşımla belli bir seviyeyi ve kaliteyi gözetiyoruz. Buna kibir diyen olacaksa olsun varsın, önemli değil. O halde gıcık olduğu, fazla şark usulü bulduğu akrabalık ilişkisi ağına -tutumu hilafına- kendisi de dahil! Ne demişler; subjektif haticeye değil, objektif neticeye bakılır! Dostumuz bizden akrabalık ilişkisi kokan sıfatları esirgesin, ama bize de kızmasın "sizi gidi ilkel şarklılar" diye, benhim kendisinden istirhamım budur.

Buyrun iste: Korktugum basima geldi, geliyor...

Neyse. Ben, yine de, herzamanki duygusal vurdumduymazligimla (cool tarzimla) cevaplamaga calisayim:

'Dostum' hitabi tabii ki akrabalik imasi icermiyor; sadece, 'dostum' denildiginde muhatabini cok agir bir yuk altinda birakiyor --bu dostluga layik olabilmek yuku.. Bu kolay bir yuk degil bence. O yuzden, bu tur hitaplari kullanmamaga ozen gosteririm --muhatabima esneklik birakmak icin. Ama, bu benim keni olcumdur; dogru ya da herkesi baglamak gibi bir iddiasi yoktur.

Akrabalik iliskisini cagristiran hitaplara gelince: Zoraki degilse bile, zorunlu olarak yapay olmakla malul olduklarini bir yana biraksak dahi, geleneksel saygi cercevesine zorlamasi hasebiyle, fikir beyaninda kisitlayiciligi sozkonusudur. Ben, kendini birisine 'agabey' demek zorunda hisseden birisinin dusuncesini serbestce savunamayacagini dusunurum.

Belki yaniliyorum; olabilir, ama, su anki kanaatim bu istikamettedir.

Bu arada, 'agabey', 'abla', 'baci', 'kardes' turu hitaplar 'sarklilik' gostergesinden maada, bence, birer 'koyluluk' gostergesidir. Buna karsilik, 'bey', 'hanim' filan gibi hitap turleri --yine bence-- birer 'sarklilik' gostergesidir.

Bunu dedikten sonra sunu da ekleyeyim: Benim 'sarklilik'i 'koyluluk'e tercihim sozkonusu degil. Hitabin 'nerelilik' olduguna hic takilmadim.

Ben sadece, karslilikli esitleyici saygiyi, kisitlayici sevgi ve saygiya tercih ediyorum.

[Uzun ve kisisel bir yazi oldu. Okumak zorunda kalanlardan ozur dilerim.]

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 23, 2006 02:20 AM

Metin bey,

Çernişevski’nin meşhur sorusuydu: “Ne yapmalı?”

Biz önce şöyle mi sorsak: “Ne yapmamalı?”

Buradan itibaren, yazinizin ve analizinizin neredeyse tek harfine dahi katilamiyorum. :-)

Danistay kiyimi, benim baktigim zaviyeden, icerdeki hic bir oyuncunun anlamli bir sonuc icin tezgahlayacagi bir sey olarak gorunmuyor.

Bu tur seylere baska ornekler de verebilirim, ama, ilk aklima gelen ornek 'basortusu' ornegidir.

Tabii ki icerde savunuculari olacaktir --odun yaranin IH deyicisi misali-- ama, bunu yapanin onlar oldugu anlamina gelmez. Yapanlar ile kendi tarafina yontmaga calisanlari ayrimak gerekir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 23, 2006 02:27 AM

Suat Bey Kardesim,

Ahmat Altan hakkinda duygularimiz ayni. Romanciligini bilmem ama koskadiligi konusunda Cetin Altan'in oglu olmasi disinda birsey goremiyorum.

Baksaniza adam Amerikali aktor Robert Duval ile Panamali boksor Roberto Duran'i karistirip ortaya nur toplu gibi bir Meksikali boksor Roberto Duval cikarmis, hemde nasil boks yaptiginin detaylari ile.

Sonra da aklinca onu laikci cephe-Ak-Parti "boks macina" uygulayip "nakavt" etmis hukumeti. Yazinin elle tutulur tarafi yok. Ayni yazi icerisinde hem hukumeti tavizkar olmakla hem kati olmkla sucluyor. Hukumet hukuka donmeli imis (nasilsa?); Kemal Dervis gibi bir merkez bankasi baskani atamali imis..Oyleya dilin icinde kemik yok. Bence illa kose yazacaksa babasi gibi fikralar anlatsa daha ilginc olabilir.

Yazan: Bekir L. ildirim Tarih: May 23, 2006 09:57 AM

Benim Cumhurbaşkanı adayım Mustafa Akyol ama malesef yaşı tutmuyor
Neyse ilerde kendisini bu makammda görmek isteriz

Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: May 23, 2006 10:23 AM

100 adam ne yapar bu memlekette biliyormusunuz?inanmış bilinçli,fedakar ve çalışkan.
Ben biliyorum.Herşeyi.
Gelin deneyelim.Kamuoyu oluşturalım.Cumhurbaşkanı adayını belirleyelim.
Hani laf üretiyoruz da ,biraz da icraat yapalım.
Metodları tartışalım.Karar verelim.Yapalım ve seçtirelim.
Saygılarımla

Yazan: salih Tarih: May 23, 2006 11:12 AM

Muzmin Anonim Bey [dostum],

Provokatif bir yazı yazdım ve kelimesi kelimesine tahmin ettiğim bir cevap aldım!

“Bilmiyorum, agzima ya da aklima geleni ikirciklenmeksizin soyleyebilmek hurriyetim mi cok kiymetli benim icin?.. Bilmiyorum, ama, her ne ise, ortada herhangi bir sekilde 'gonul bagi' mevcut ise, ben bu iliskiyi agzima ya da aklima geleni ikirciklenmeksizin soyleyebilmek ile birlikte dengeleyerek goturemiyorum. Ya, 'gonul bagi'ni dikkate alarak kendimi kisitliyorum --ki, bu da bir muddet sonra patliyor-- ya da 'gonul bagi'na karsilikli sadakat bulamayan kisi(ler) benden kiriliyor. Kisacasi, elimden gelmiyor.” [MAn]

Birbirimize saygımıza ve eğer oluşmuşsa -ki bence fikir namusuna sahip olduğunu teslim etme ve bundan hoşnutluk duyma babında oluştu- sizin deyiminizle “duygusal bağ”ımıza en ufak halel getirmeden nice sert tartışmalar yaşanmadı mı aramızda (karşı taraf olarak sadece kendimden sözetmiyorum)? Demek ki “elimden gelmiyor” derken kendinize haksızlık yapıyorsunuz.

“Benim yazdiklarimi noktasal olarak begenin ya da begenmeyin; ama, birbirimizle duygusal baglar olusturmayalim.” [MAn]

Ben kendi adıma sizden herhangi bir hitap sıfatı beklemem, beklemiyorum. Ama müsaade edin, “dostum” demenin keyfini çıkarayım; çünkü biliyorsunuz bunu söyleyecek insan az çıkıyor -gerçek de olsa sanal da olsa.

“'dostum' denildiginde muhatabini cok agir bir yuk altinda birakiyor --bu dostluga layik olabilmek yuku.. Bu kolay bir yuk degil bence. O yuzden, bu tur hitaplari kullanmamaga ozen gosteririm --muhatabima esneklik birakmak icin.” [MAn]

Kendi adıma, beni yük altında bırakmıyor ve muhatabıma esneklik bırakmadığımı da düşündürmüyor.
Ben rahatım bu hususta.

“Bu arada, 'agabey', 'abla', 'baci', 'kardes' turu hitaplar 'sarklilik' gostergesinden maada, bence, birer 'koyluluk' gostergesidir.” [MAn]

Evet haklısınız, dikkatsizlik edip bu iki düzlemi ayırt etmeyi ihmal etmişim.

“Benim 'sarklilik'i 'koyluluk'e tercihim sozkonusu degil.” [MAn]

Benim de değil. İkisinden de hoşlanmıyorum. Demografik ya da coğrafik olarak değil tabii. Sosyokültürel anlamda. (Farkı anlamayacak üçüncü şahıslara not: Bu bağlamda, Şarklı Doğulu demek değildir, köylü de köyde doğmuş ve/veya yaşayan anlamına gelmez.)

“Ben sadece, karslilikli esitleyici saygiyi, kisitlayici sevgi ve saygiya tercih ediyorum.” [MAn]

Genelde doğru olan bu cümleyi, bu blogdaki bir zümre için doğru cümle kabul etmiyorum.

Neyse, daha fazla uzatmayayım da, Fethi Bey’in blogunda olduğu gibi bazı Anonim Sultanlar çıkıp da azil kararnamesi imzalamasınlar hakkımızda!

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 23, 2006 11:14 AM

Muzmin Anonim Bey [dostum],

“yazinizin ve analizinizin neredeyse tek harfine dahi katilamiyorum. :-)” [MAn]

Bazen hakikaten kalınkafalılığım tutuyor. Sizin karşınızda iki üç kere mahçup duruma düşüp rezil oldum bu yüzden. Yine muhtemelen öyle olacak. Daha aydınlatıcı bir açıklama rica ediyorum sizden.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 23, 2006 11:15 AM

Çok önemli not:

Sevgili Suat Bey KARDEŞimin AĞABEY hitabını kesinlikle yukarıdaki yazıMda geçen ifadeler çerçevesinde görMÜyor ve değerlendirMİyorum. Onun anlam dünyasını artık çok iyi tahmin edebiliyorum ve elbette sıkı bir entellektüel kumaştan, genç ama olgun bir kişilikten dokunmuş bir kimliğin bu blogun diyalog çerçevesine binaen oluşmuş dilsel dışavurum tarzına böyle gaddar bir yaftayla yaklaşmayı en hafif deyimiyle ayıplılık ve görgüsüzlük olarak addediyorum.

Suat Bey kardeşime -bir yanlış anlamayı ve alınmayı peşinen önleme kaygı ve telaşıyla- saygı ve muhabbetle duyururum.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 23, 2006 12:53 PM

Metin bey,

Daha aydınlatıcı bir açıklama rica ediyorum sizden.

:-)

Kendime bir iki yardimci tutmam gerekecek... Yetisemiyorum artik, daha sirada Bekir beyin yazisina cevap vermek var. Baska ilmek ve forumlari saymazsak bile..

Bir onceki konudaki cevabiniz 'kelimesi kelimesine tahmin ettiğim bir cevap aldım!' ile basliyor.. O kadar lakirdiyi yazdigim heba oldu yani.. Simdi, korkum hem gene o minvaldedir, hem de mecburen yazacagim.. Celiskiye bak, yarabbim.. Ne olurdu, bu yaziyi da kelimesi kelimesine tahmin edebilseydiniz :-)

Yazinin noktasal bir cok yeri hakkinda bir seyler demek mumkun --her zaman ve herkesin olabilecegi uzere-- ama, tamamina ait bir seyler demek gerekirse, yaziniz cok ama cok fazla ic oyuncular uzerine kurulmus.. Ana aktorlerden cok figuranlari elestiren bir film kritigi gibi biraz.

3) Olayın tarafları laiklerle dinciler mi?

Görünürde evet. Tabii bunlar birer kod-ad. Bu kodlamayı yapansa egemen güç. Aslında laik ve dinci filan yok ortada. Biri laikçi, öteki dindar. Olayın tarafları, statükocu gücün kodlarından sıyırarak söylersek, laikçilerle dindarlar da değil. İyi saatte olsunlar ile demokrasi-hukuk-insan hakları-laiklik gibi toplumsal talepler.

Ic oyuncular acisindan bakarsak, eh, kabul. Ama, tahteravallinin iki ucunda boyle tipolojilerin oldugunu da kabul etmek zor. hayvanlar Ciftligi'nin (ki, cok da begenmem) bitis cumlesi soyle bir seydi 'Domuzlar artik insana benzemege baslamislardi'.. Yukarida dile getirdiginiz mucadelenin 'insana benzemek' ile sonuclanacak bir iktidar mucadelesi oldugunu ikimiz de biliyoruz --en azindan ben oyle umit ediyorum. Bu durumda, bu tip seylerin bu derece romantize edilmesi, bunu yapani imrenilecek bir masumiyete sahip kilmaktan oteye bir faydasini goremiyorum. Ayrica, sirf bu yuzden, bu tur pastoral analizler ile aci gerceklere varmamizi da engelleyebilirler --cogu zaman oyle olur.

4) Olayda bir tahrik unsuru var mı?

Var. Statükocu egemen gücün çeşitli kurumlarının sergilediği zihniyetin tahriki ve buna mukabil, toplumun tahrike özellikle muhatap kılınan kesimini temsil iddiasındaki bir medya kuruluşunun da karşı-tahriki sözkonusu. Ancak dikkat: ikincisi hem belirleyici değil, hem de aksiyon değil reaksiyon, hem de esas önemli olan onunki değil.

OK. Statuko ile ne kasdettiginizi cok iyi bilmesem de, kelimenin kullanimi acisindan burasi ile hemfikirim. Yani, evet, herzaman oldugu gibi, statukonun bir kalecisi bir de ona karsi hucumcusu vardir.

Ama, Danistay meselesinde XXXX gazetesinin vaktiyle yayinladigi bir seyi bugune tasimak, bence hayal gucumuzu yanlis istikametlerde istimal etmek olur.

5) “Kimin işine yarıyor” sorusu belirleyici mi?

Evet. Çoğu durumda bu soru gayet fonksiyoneldir; bilmecenin cevabını çıkmaz sokaklara sapmadan bulmamızı sağlar. Burada da tastamam öyle.

OK.

6) Peki, bu olay ”kimin işine yarıyor”?

Elbette ve kesinlikle halkın değil. Bundan çıkarı olan kim öyleyse? Basit: Toplumu yıllar yılı komünist, bölücü, mürteci öcüleriyle korkutup müstebit rejimiyle beynini, ruhunu, gelecek tahayyülünü, umutlarını, dününü, gününü, yarınını ipotek altına alan, tutsak alan, solduran, kurutan egemen güç. Onun da arkasında başkaları olabilir tabii, İran’la ilgili planlar yapan ABD gibi mesela.

Cok guzel, duygu ve bezeme yuklu bir paragraf, ama, Baytar efendi, kimdir bu 'egemen' guc? :-)

7) O halde olayın faili belli, öyle mi?

Birçok olayın faili meçhuldü, öyle göründü, öyle gösterildi. Bu olayın faili malum. Kızılelmacı faşo katil sadece tetikçi, her zaman olduğu gibi. Perde arkasındaki asıl fail için bkz: Bir önceki sorunun cevabı.

Bir onceki soruda bir cevap yoktu ki.. :-)

8) Olayı kavramamızı sağlayabilecek anahtar kavramlar neler?

Normalleşme, demokratikleşme, sivilizasyon, periferik uyanış, bürokratik despotizmden burjuva demokrasisine geçiş sancıları, sahte laiklikten hakiki sekülarizasyona geçiş talebi, arkaik ve anakronik rejim sorunu, küreselleşme sürecinde AB-ABD rekabetinin etki alanında salınım, küreselleşme objesi ülkeler liginde oluşun yarattığı sarsıntılar, BOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rol, uluslararası kapitalizme entegrasyon sürecinde egemen bürokratik zihniyet ve gücün anakronikliğinden kaynaklanan uyum güçlüğü, vs vs vs...

Aman yarabbiii... 'Olayi kavramak' icin bunlar gerekiyorsa, karmasiklstirmak icin acaba ne gerekirdi.. :-)

Yukarida saydiklarinizin bir kismi subjektif.. Normallesme gibi.

Digerleri de, kavramaga cok da yardimci olmuyor; cunku, birbirleri ile celisenleri var.. Mesela, 'uluslararası kapitalizme entegrasyon sürecinde egemen bürokratik zihniyet ve gücün anakronikliğinden kaynaklanan uyum güçlüğü' ile 'periferik uyanış', veya 'bürokratik despotizmden burjuva demokrasisine geçiş sancıları' ile 'demokratikleşme', veya 'küreselleşme objesi ülkeler liginde oluşun yarattığı sarsıntılar' ile 'BOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rol'..

Belki daha incelesem ornekleri artirabilirim; ama, onemli olan ornekler degil; kavramaga yardimci olup olmadiklari idi.. Bana yardimci olduklari tek (ya da en onemli nokta) bunlarin birer baslik altinda bulunmasi ve arastirmaga baslanacak yerler olmasi..

9) Bizdeki egemen bürokrat zihniyet/güç kuş mu, deve mi?

Normalleşmeye, tıkalı düşünce damarlarını kendi çabasıyla açmaya çalışan kollektif zihni tekrar sonsuz bir delirium haline sokmak isteyen; ileri kapitalist ülkelerde görevi/işlevi sıradan, nötr, teknik bir idari fonksiyonel mekanizma olarak günlük hayatı organize etmek ve kolaylaştırmak, sosyoekonomik süreçlerin kesintisiz ve sorunsuz akışını gözetmek, iç ve dış güvenliği sağlamak vb görevleri sessiz sedasız, afrasız tafrasız, kimsenin osuna busuna burnunu sokmadan, efendi efendi icra etmek olan bürokratik zümre, bizim absürdistanımızda özerk, buyurgan, “kurucu”, “sahip”, norm koyucu, ideoloji dayatıcı, tehditkâr, kutsal, “baba”, kadir-i mutlak, herşeyi bilen, yanılmaz, hikmetinden sual olunmaz, zorba ama beceriksiz bir toplum mühendisidir. Dolayısıyla kuş değildir. “Yok deve!” denebilir.

Bir Mulkiyeliden bunlari duymak 'refreshing' ama, garip.. Cunku, siz de cok iyi bilirsiniz ki, bu ulkede yukarida saydiginiz muhayyel parti politikasini birileri yazsa da, uygulamak icin aslinda killarini kipirdatmaz ve sonunda butun angarya gene o begenmedigimiz burokrasiye kalir. Siyaset tayini de buna dahildir.

Unutmayiniz ki, 'o ne verdiyse ben iki mislini verecegim' diyen 'baba' aslinda burokrasi degildi. Sosyoekonomik sureclerin --sartlar elverdigi kadariyla-- kesintisiz devami icin bizim burokrasimiz bizim aydnimizdan bence daha basarili mucadeleler vermistir.

Ama, bunlarin Danistay konusundaki analizle nasil ilgisi oldugunu anladigimdan degil, burada siz actiniz diye soylediklerimdir.

10) Quo vadis Türkiye?

Türkiye, kendi haline ve arzusuna bırakılsa, normal, demokratik, özgür, hukukun ve insan haklarının geçerli olduğu, çoğulcu, renkli, canlı, neşeli, gelenekleriyle çağın gereklerini bağdaştırmasını becermiş, komplekssiz, medeni, zengin bir ülke olmaya doğru yol alacak.

Aslinda buna kirk turlu cevap yazilabilir. Ama, ben bir tanesini yazmak zorundayim: Etrafiniza biraz daha iyi bakin; gercekten durum o kadar da kotu mu? Her gecen gun, ay, sene ile azicik daha olsun daha iyi olmuyor mu bu ulke?

Ama zinhar! Olur mu hiç! Kızını dövmeyen dizini döver. Kızını boş bırakırsan ya davulcuya varır, ya zurnacıya. Zurnanın zırt dediği yer de tam burasıdır zaten. Onun içindir ki bu toplum öyle başıboş, kendi haline bırakılamaz. Testiyi kırmadan köteği yemek, onun zorunlu temel eğitimidir. Hem de öyle sekiz yıllık falan değil, ömür boyu süren bir örgün ve yaygın tedrisattır bu. Demek oluyor ki Türkiye’nin nereye gittiği, gideceği bellidir. Maazallah, demokrasi memokrasi, hukuk mukuk, insan minsan hakları, AB ma be diye iş iyice şirazesinden çıkmadan, kız kötü yola düşmeden iyi bir sopa yiyip aklı başına getirilmelidir.

OK, iste burada hepten film kopmus bana kalsa.. Bunlari soylerken, Danistay kiyimi ile alakali soyluyorsaniz, otomatik olarak o kiyimi asker-sivil burokrasinin yaptirttigini farzediyor oluyorsunuz. Bunu destekleyecek pek bir bulgu olmamasina ragmen.

Gidiş kötüyedir. Bunu iki türlü okuyunuz:

Birinci tür okuma: Statükocu mütehakkim açısından:

Gidiş kötüyedir; bu toplum gitgide bonapartist-jakoben, arkaik vesayet rejiminin ne mene bir deli gömleği olduğunun farkına iyice varıp doğru dürüst bir liberal demokrasi talebi dayatmaya hazırlanmaktadır.

İkinci tür okuma: Yönetilen toplum açısından:

Gidiş kötüyedir; statükocu vasiler, keskin burunlarıyla, demokratikleşme-özgürleşme özlem ve talebinin kokusunu almışlar ve toplumu hizaya getirecek bir önlemler zinciri operasyonunun bildik, bayatlamış taktiklerini devreye sokmuşlardır.

Evrende entropi hep artar. Bu acidan bakarsak gidis zaten hep kotuyedir. Ama, her entropi artisi kotu mudur? Bence degil.

Bu kiyim konusunda da oyle: Su veya bu beklenti ile, birileri bir kuyuya bir tas atti. Bunu soyleyebiliyoruz. Fakat, bu sefer, kuyuda tasin cikardigi sesle kurbagalar kacismis gibi durmuyor pek. Tersine, kaniksamis ve hatta gina getirmis kurbagalar ilk is kuyuya bakiyor, sonra da tasin kim tarafindan atildigina..

Bu baglamda bakarsak, evet, Danistay kiyimi Turkiye'nin 11 Eylul'u sayilabilir --tek farkla, Soguk Savas ve icsavas kalintilarini temizleyecek bir tasfiye hareketine donusebilir. Bu da, evet, bir cesit 11 Eylul'dur.. Ammaaa... Tersinden. Yani, anti-'11 Eylul'..

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 23, 2006 01:55 PM

Muzmin Anonim Bey [dostum],

Cevabınızı vakit bulur bulmaz cevaplayacağım.

Yazan: metin-thePoor Tarih: May 23, 2006 02:47 PM

Muzmin Anonim Bey [dostum],

Önce sizi pek ilgilendirmemekle birlikte Mustafa Bey’i doğrudan ilgilendiren küçük bir not: Siz -sanırım, büyük olasılıkla- kendi işinizin patronusunuz. Ben öyle değilim, “ücretli köle”lerdenim ve bu tutulduğum yorumomania iptilası yüzünden işimden de olabilirim yakında ve o durumda da Mustafa Bey’e tazminat davası açmayı düşünmüyor değilim!

“Ne olurdu, bu yaziyi da kelimesi kelimesine tahmin edebilseydiniz :-)” [MAn]

Bir önceki gibi kelimesi kelimesine değil ama, ANAHATLARIYLA tahmin edebildiğimi söylersem buna inanmanız için de tek bir delilim var: Bugüne kadar sergilediğiniz düşünce ve yaklaşımların bütününden vardığım sonuca göre durduğunuzu düşündüğüm yer. Nitekim bunda da yanılmadığımı görüyorum. Demek ki sizi iyi tahlil edebilmişim deyip kendime bir kırmızı kurdela takıyorum!

“yaziniz cok ama cok fazla ic oyuncular uzerine kurulmus.. Ana aktorlerden cok figuranlari elestiren bir film kritigi gibi biraz.” [MAn]

Hiç sanmıyorum. Şu olayın vukuundan itibaren yazdığım her yazıda -bu sonuncusu dahil- tam tersini yaptığımı düşünüyorum. Nasıl böyle bir yargıya varıyorsunuz, anlamıyorum. Ana aktörleri işaret ediyorum, figüranlar zaten belli.

“Bu durumda, bu tip seylerin bu derece romantize edilmesi, bunu yapani imrenilecek bir masumiyete sahip kilmaktan oteye bir faydasini goremiyorum. Ayrica, sirf bu yuzden, bu tur pastoral analizler ile aci gerceklere varmamizi da engelleyebilirler --cogu zaman oyle olur.” [MAn]

Gene kalınkafalılığım tutuyor ve bu sözlerinizi “İyi saatte olsunlar ile demokrasi-hukuk-insan hakları-laiklik gibi toplumsal talepler.” cümleme karşılık sarfettiğiniz zehabına kapılıyorum. Eğer öyleyse, hem buna yönelik olarak, hem de çok genel olarak, şöyle diyeyim: Ben Ataman Bey ve benzerleri gibi konuşamam. (Bu “ben” elbette sadece bendeniz değil.) Rahat, pervasız, endişesiz konuşmamı engelleyen çok önemli duvarlar var. Yasal, gayrıyasal... Kelimeleri eğip bükemez miyim, eh biraz da öyle yaparak kenardan dolaşıyorum, ne yapayım! Gelinim sen anla oluyor, olmak zorunda bazen. Öyle olunca da ifade hiç de içeriğine uymayan tonlara bürünebiliyor.

“Statuko ile ne kasdettiginizi cok iyi bilmesem de” [MAn]

Statükocu egemengüç’ten neyi kastettiğimi nasıl bilemezsiniz ki? Gayet açık: Kör topal kapitalistleşme sürecine girmiş bir ülkenin bu süreçle senkronize olamayan, zaten buna da niyeti olmayan, arkaikleşmiş ve devrini çoktaan doldurmuş, bonapartist-jakoben, kendini “rejim sahibi”, “devletin sahibi”, toplumun vasisi addeden ve bunu kanun zoruyla, yetmediği durumlarda da derin yöntemlerle dikte eden, toplumun bütün dokularına kendi resmi ideolojisini dayatan, adam gibi bir burjuvazi henüz ve halâ oluşamadğı için de özerkliğinin tadını böylece çıkaran oligarşik bürokrat zümreden sözettiğimi anlamak sizin için hiç de zor olmasa gerek.

“Danistay meselesinde XXXX gazetesinin vaktiyle yayinladigi bir seyi bugune tasimak, bence hayal gucumuzu yanlis istikametlerde istimal etmek olur.” [MAn]

Buna cevabım, soruya verdiğim cevapta yeralıyor zaten. Olay gayet net: İkinci Susurluk Harekatı. Derin devlet operasyonu. Vakit’in marifeti hiç önemli değil, belirleyici hiç değil. Ben onu, suçsuz günahsız bir dindar kitleyi, zinde güçlerin ve majestelerinin medyasının zan altında bırakmasına kolaylık sağlayacağı babında eleştirmiştim.

“Cok guzel, duygu ve bezeme yuklu bir paragraf, ama, Baytar efendi, kimdir bu 'egemen' guc? :-)” [MAn]

Yukarıdaki ifademi teklarlamak zorundayım: Ben Ataman Bey ve benzerleri gibi konuşamam. (Bu “ben” elbette sadece bendeniz değil.) Rahat, pervasız, endişesiz konuşmamı engelleyen çok önemli duvarlar var. Yasal, gayrıyasal... Kelimeleri eğip bükemez miyim, eh biraz da öyle yaparak kenardan dolaşıyorum, ne yapayım! Gelinim sen anla oluyor, olmak zorunda bazen.

“Bir onceki soruda bir cevap yoktu ki.. :-)” [MAn]

Vardı, vardı! Öyle bir vardı ki!

“'Olayi kavramak' icin bunlar gerekiyorsa, karmasiklstirmak icin acaba ne gerekirdi.. :-)” [MAn]

Bazen basitliğe karmaşıklaştırarak da ulaşılabilir!

“Yukarida saydiklarinizin bir kismi subjektif.. Normallesme gibi.” [MAn]

Bir yönden bakınca öyle de denebilir. Meramımı açmaya çalışayım:

Çağına uyum sağlayamamış ve çöküp dağılmış bir imparatorluğun bakiyesinden bir ulus-devlet çıkarmanın hikayesi, upuzun bir sancının hikayesidir. Bu sancı, ne yapmaya çabaladıklarını kendileri de çok iyi formüle edemeyen, çekirdeksel bir vatanperverlik nosyonunun dışında teorik bir donanımı olmayan bir dönem-artığı kadronun başrolü oynadığı, İttihatçılık diye başlayıp Kemalist cumhuriyetçilik diye son noktanın konduğu iddia ve dikte edilen bir maceranın sancısıdır. Osmanlının zaaflarının yeni düzene taşındığı, çoktan üleşilmiş bir dünyada sömürecek koloninin bulunmadığı, at izinin kurt izine karıştığı bir devletlerarası arenada ne halt edileceğinin bilinemediği, yeni düzeninin motor gücünü, yani burjuvazisini oluşturacak toplumsal kesimlerin çeşitli yollarla dışlanıp tasfiye edildiği bir sürecin sancısıdır. Her köklü değişimde olduğu gibi geçmişin reddi ve unutturulması, mevcut halin mistifikasyonu ve yapılanın ideolojizasyonu sözkonusudur. Zaten o zamanın şartlarında savaştan harap vaziyette çıkmış, yoksul ve köylü bir toplumun bütün bunları algılaması, bilinçli tepkisellik göstermesi, zihinsel dünyasında içselleştirmesi ve kavgasını vermesi de mümkün değildir. Neticede yoğun bir indoktrinasyon, “imtiyazsız sınıfsız” yekpare bir “Türk ulusu” yaratma operasyonu ve bu uğurda işi sıkı tutarak topluma en başından ideolojik deli gömleği giydirme harekatıdır hikayenin bir motifi de.

Buradan normalleşme kavramına gelelim. Biz neyiz? Bir Afrika kabilesi değiliz. Batı tipi bir feodaliteden Batı tipi bir burjuva kapitalizmine geçebilmiş bir toplum da değiliz. Batılı değiliz, Doğulu değiliz, Müslüman değiliz (öyle olduğumuzu sananlar yanılıyor!), Hristiyan değiliz, ateist değiliz, teist değiliz, ne halt olduğumuz belli değil! [Bir “köprü”dür tutturmuşuz gidiyoruz. Köprünün üzerinden geçilir gidilir, Allah aşkına niye köprü olalım ki!] Normalleşme şudur: Tarihiyle barışmak, sosyolojik gerçekleriyle barışmak, toplumsal meşruiyet kavramıyla barışmak, kültürel dokusunun zenginliğiyle barışmak ve ilh. Normalleşme, toplumun gözünün içine baka baka onunla alay edercesine demokrasi talebini cumhuriyet karşıtlığı, hukuk talebini kanunsuzluk, insan hakları talebini bölücülük, laiklik talebini şeriatçılık kriptoları olarak damgalayan soğuk savaş ruhunu ve söylemlerini terketmektir. Normalleşme, İttihat Terakki geleneğinden gelen, Susurluk’la şahikasına çıkan kontrgerilla faaliyetlerinin, derin devlet operasyonlarının hiç değilse Batıdaki gibi daha usturuplu, daha “medeni” (!!!) bir üsluba bürünmesidir (!!!) [Bkz: Vaktiyle bu blogda Baba’nın Kızı dolayımındaki fikir ayrılığımız]. Normalleşme, Özal’ın dünya değiştirmeye mecbur bırakılmasaydı tamamlayacağı dönüşümün (rahmetlinin deyişiyle: transformasyonun), yani The Sülü’nün ithal ikameci, teneke otocu, yürüyen buzdolaplı, dandik, dostlar alışverişte görsün, pseudo-kapitalizminin, uluslararası kapitalizmle entegre olmuş hakiki kapitalizme evrilmesidir [Bu iyi midir, ayrıca tartışılacak çok önemli bir konu].

“Digerleri de, kavramaga cok da yardimci olmuyor; cunku, birbirleri ile celisenleri var.. Mesela, 'uluslararası kapitalizme entegrasyon sürecinde egemen bürokratik zihniyet ve gücün anakronikliğinden kaynaklanan uyum güçlüğü' ile 'periferik uyanış', veya 'bürokratik despotizmden burjuva demokrasisine geçiş sancıları' ile 'demokratikleşme', veya 'küreselleşme objesi ülkeler liginde oluşun yarattığı sarsıntılar' ile 'BOP çerçevesinde Türkiye’ye biçilen rol'..” [MAn]

Tabii ki birbirleriyle çalışacaklar! 'Uluslararası kapitalizme entegrasyon sürecinde egemen bürokratik zihniyet ve gücün anakronikliğinden kaynaklanan uyum güçlüğü' ile 'periferik uyanış' birbirine paralel işleyen, birbirini zorlama ve hararet yapma babında birbiriyle ilintili, ve ikincisi birincisini azdırıp kudurtan süreçler. 'Bürokratik despotizmden burjuva demokrasisine geçiş sancıları' ile 'demokratikleşme' de öyle; bürokratik despotik oligarşi iktidarını bırakmamak, hakimiy