« 19 Mayıs Mesajları | Ana Sayfa | 'Provokasyonsa Bile Hükümet Suçlu', Öyle mi?!.. »
May 19, 2006
Öz Eleştiri Zamanı
[20 Mayıs 2006 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Türkiye, Danıştay İkinci Dairesi'ne yapılan kanlı saldırının şokunu yaşıyor. Hakim Mustafa Yücel Özbilgin'in yaşamına neden olan bu vahşet, ne yazık ki ülkemizi bir kez daha gerdi. Hükümete yönelik büyük bir tepki var. Başta Deniz Baykal olmak üzere pek çok kişi AKP'yi saldırıyı "cesaretlendirmekle" suçluyor.
Baştan hemen söyleyeyim; bu "cesaretlendirme" suçlaması, haksızdır. Kimse fanatiğin birinin çıkıp da Danıştay'ı basacağını önceden kestiremezdi. Demokratik ve özgür bir ülkede başka her şey gibi yargı kararları da eleştirilebilir. Eğer "siz eleştirdiniz, başkası da gidip vurdu" gibi bir mantık kurarsanız, o zaman her eleştiriyi suç gibi görmeye başlarsınız. Bu yol bir ülkeyi ancak kapalı rejime götürür; akıl sağlığına değil.
Ancak bunu tespit etmek, tüm bu başörtü kamplaşmasında muhafazakar kesimin hatasız olduğunu savunmak anlamına gelmiyor. Aksine, bence bu kesimin ciddi bir öz eleştiriye ihtiyacı var. Buna katkı sağlayabilecek bir kaç basit soruyu sıralayayım.
Muhafazakar Kesime Sorular
- Türkiye'deki başörtü yasağının binlerce genç kızımızı mağdur ettiği ve onları eğitim imkanından yoksun bıraktığı, malum. Ancak bu yasağa karşı çıkanlar, falanca Anadolu kentinde veya filanca muhafazakar mahallede başı zorla örtülen veya "oruç yediği" için dayak yiyenlerin haklarını savundular mı? Dine baskı yapanlar kadar, din adına baskı yapanlara da, "Dinde zorlama yoktur" ayetinin öğüdüne uyup karşı çıktılar mı?
- Kur'an kurslarının özgürleşmesini, imam hatiplilerin üniversiteye serbestçe girmesini istediler. Tamam. Peki ama Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını, Hıristiyanların serbestçe kilise kurup ibadet edebilmesini savundular mı? Sokakta İncil dağıtan Hıristiyanlara saldıran fanatiklere "durun ne yapıyorsunuz, onlar Ehl-i Kitaptır, hem burası özgür bir ülke" dediler mi? Caferi veya Alevi vatandaşlarımızın ibadethane taleplerinin arkasında durdular mı?
- Yahudi düşmanlığına, Yahudi Soykırımı inkarcılığına, her önüne geleni "Sabetaycı" ilan eden paranoyaya karşı çıkıp iki çift laf ettiler mi?
Kısacası, özgürlüğü, sadece kendi inançları, mezhepleri veya yaşam biçimleri için değil, herkes için istediklerini güçlü bir şekilde ortaya koydular mı?
Bunu kimsenin yapmadığını söylemek istemiyorum. Aksine, İslami kesimden son derece sağduyulu sesler geldi ve gelmeye devam ediyor. Ama demek ki yeterli olmadı ve laik kesim "İran olacağız" endişesinden kurtulamadı...
Neden Nefret Ediyorlar?
Peki ama "İran olacağız" diye endişe edenlerin hiç öz eleştiriye ihtiyacı yok mu?
Var. Hem de çok var. Bakın bunu Danıştay baskını üzerine yapılan "bu olay Türkiye'nin 11 Eylülü" yorumuna başvurarak anlatayım.
Bu, önemli bir yorum. Aslında içerdiği benzetmenin isabetliliği tartışılır. 11 Eylül'ü bir terör örgütü olan El Kaide'nin 19 militanı düzenlemişti; bizim elimizde ise şimdilik bir tane "Türk-İslam sentezcisi" var. Fakat yaşanan toplumsal tepki açısından bir paralellik kurulabilir.
Bu paralelliği kabul ederek önemli bir noktanın altını çizelim: 11 Eylül'den sonra Amerikalılar'ın birinci gündem maddesi, kendilerini vuran terörün mantığını anlamaya çalışmak oldu. Ve en çok bir soru üzerinde odaklandılar: "Neden bizden nefret ediyorlar?"
Amerika'nın düşünce merkezlerinde bu başlığı taşıyan onlarca konferans, panel, tartışma programı düzenlendi ve İslamcı teröristlerin niçin ABD'ye karşı bu kadar kin dolu oldukları tartışıldı. Bu tartışmaya katılan Amerikalılar, teröristlerin ideolojisindeki çarpıklığın yanısıra, kendi hatalarının ne olabileceğini de masaya yatırdılar. Kimisi "bizden, İsrail'i bu kadar tek taraflı desteklediğimiz için nefret ediyorlar" dedi. Bazıları ABD'nin çifte standartlarla dolu dış politikasının bu nefreti doğurduğunu savundu. Bu argümanları öne sürenlerin hiç biri terörü meşrulaştırmaya çalışmıyor, ama terörün kökenini anlamaya gayret ediyordu.
Sonunda Başkan Bush çıktı ve ABD'nin son 50 yıldır Ortadoğu'daki baskıcı rejimlere destek verdiğini, bu yüzden anti-Amerikanizmin büyüdüğünü, ama artık bu hatalı politikanın değişeceğini açıkladı. Amerikalılar bu politika değişikliğini ne kadar başardılar, o ayrı bir tartışma, ama en azından "neden bizden nefret ediyorlar" sorusuna öz eleştiri yaparak cevap aradılar.
Ve bunu yaparken bir de teşhis koymuş oldular: Radikal İslamcılığın, baskıcı rejimlere tepkiden beslendiğini belirlediler. Çözümün de demokrasiden geçtiğine karar verdiler.
"Bizden neden nefret ediyorlar" sorusunun ABD'de tetiklediği bu tartışmayı, biz de yapabilmeli, yerli teröristlerimizi anlamaya çalışırken "devletten niye nefret ediyorlar" diye sorabilmeliyiz. Ne yazık ki Türkiye'de bu soruya genelde "çünkü sütleri bozuk", "çünkü satılmışlar" gibi hamasi ve yüzeysel cevaplar verildi ve tartışma başlamadan kapatıldı. Oysa bu ülkede Kürtçülük, solculuk veya İslamcılık adına gelişen radikalizmin kökeninde, çarpık ideoloji ve psikolojilerin yanında, "devlet"in ve genel olarak "merkez"in yaptığı hatalar, izlediği otoriter yöntemler de var. Bunu anlamak, terörü meşrulaştırmak anlamına gelmez, ama beslendiği kaynakları kurutmak için gerekli politikaları belirlemeye yarar.
Tüm bunlara dayanarak düşünüyor ve soruyorum: Başörtüsü yasağı yüzünden kan akan bir Türkiye'de, izlenmesi gereken politika yasağı sürdürmek midir, kaldırmak mı? Bush'un bile "radikal İslamcılık, baskıcı rejimlere tepkiden doğuyor" dediği bir dünyada, özgürlükçü bir laiklik midir akıl karı, yoksa baskıcı bir laiklik mi?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 19, 2006 11:29 AM
Tebrikler sayin Mustafa Akyol!
Sorular yerinde, cevaplanmasi gerekir.
Selamlar...
H.A
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: May 19, 2006 01:11 PM
Mustafa Bey,
Çok güzel bir yazı. Size gönderdiğim e-maili de kapsıyor bence. Hz. Muhammed hakkında çizilen karikatürlere gösterdiğimiz tepkiyi Da Vinci Şifresi adlı kitaba ve filme de gösterebilecek miyiz?
Öğretmenlik eğitimimi aldığım yıllarda hem dindar arkadaşlarım hem de ateist,deist arkadaşlarım vardı. Ramazan geldi oruçlumuz var oruçsuzumuz var. Oruç tutmayan arkadaşlardan biri yıllardır ona bu konuda verilen tepkilere rağmen ben ve birkaç arkadaşımın ona gösterdiği saygıdan dolayı harika bir şey yaptı. "Ben de size saygı duyuyorum ve bir günlüğüne sizinle aynı hisleri paylaşmak için aç kalacağım" dedi. Ama bizi, oruç tutmayan insanlarla arkadaşlık yapıyoruz diye "siz necisiniz yahu" sözleriyle eleştiren çok dindar arkadaşımız odu. Gerçekten bişeyci mi olmamız gerekiyor. Sadece müslüman olamaz mıyız?
Yazan: e-mine Tarih: May 19, 2006 01:15 PM
Mustafa Bey esas özeleştiri kurumlardan ziyade düşünce dünyasından gelmelidir. Medya ve siyaset adamlarının özellikle son 10 yılda sürekli ısıttığı türban ve dini özgürlükler mevzusu ne yazık ki elimizde patladı. Muhafazakar kesimin türbanı kamusal alanda istemeyen herkesi "din düşmanı" ilan etmesi, laikliği katı bir şekilde savunanları müslümanların asli düşmanı olarak görmeleri ciddi bir hastalık yarattı. Bununla birlikte samimi şekilde dini özgürlükleri savunanların da laiklerce "Cumhuriyet düşmanı" ilan edilmeleri infiali körükledi. Özgürlükçü laiklik kavramını kullanmışsınız ama bu ülkede o kadar altı boş bir kavramki laiklik. Özgürlükçü laiklik nedir? Baskıcı laiklik nedir? Ayrıca dini imtiyazları sadece İslam açısından değerlendirmek birçok can alıcı konuyu gündem dışına itmiştir. İslami kesimi de gündemin sürekli kaynayan kazanı haline getirmiştir bu tutum. Bu ülkenin sorunu İslam ve İslami değerler değildir. Sorun inanç sahiplerinin öznel talepleridir. Ve bunun diğer kesimleri ne oranda rahatsız edip etmediğidir. Türban gibi, kiliseler ve misyonerlik faaliyetleri gibi.. Ancak hiçbiri ülke rejimi açısından kriz niteliğinde sorunlar değilken ve uzlaşma için binlerce kapı varken birileri sürekli kriz düğmesine basıyor. Açıkçası bu konuda hükümetin de basireti bağlandı bana göre. Ne yazık ki sorun iktidar sorunu haline geldi. Bunca toplumsal desteğe rağmen AKP düğümlenip kaldıysa soruna farklı bir pencereden bakmak gerekir. Peki şimdi ne yapılmalı? İnanın krizin kapsamlı bir konsültasyonu yapılmadan bu soruya erken cevaplar vermek bile tehlikelidir.
Tanrı ülkemize esenlik versin!
Yazan: Gökhan Tarih: May 19, 2006 01:21 PM
Sn. Akyol,
Yazinizdaki bircok tesbitlere ve akl-i selim tavsiyelerinize katiliyorum. Verdiginiz ornekler ve ABD karsitligi ile kurdugunuz analojiler ve onlara dayanan tesbitlerin bir kismina katilmiyorum. Bu kadar cok boyutlu, karmasik bir konuyu detayli olarak analiz etmey kalkmayacgim su anda. Ben sadece "Muhafazakar Kesime Sorular"iniza cevap vermeye calisayim simdilik:
Muhafazakar Kesime Sorular
- Türkiye'deki başörtü yasağının binlerce genç kızımızı mağdur ettiği ve onları eğitim imkanından yoksun bıraktığı, malum. Ancak bu yasağa karşı çıkanlar, falanca Anadolu kentinde veya filanca muhafazakar mahallede başı zorla örtülen veya "oruç yediği" için dayak yiyenlerin haklarını savundular mı? Dine baskı yapanlar kadar, din adına baskı yapanlara da, "Dinde zorlama yoktur" ayetinin öğüdüne uyup karşı çıktılar mı? (MA}
Cevap:
Sn. Akyol sizinle benzeri bir tartismaya Israil_Filistin konusunda da girmistik. Yada ABD-Irail teroru vs. "islami teror" bahsinde de. Konu donup dolasip "guclunun kusuru ile gucsuzun kusuru aynimdir" sorusuna geliyor. Buna ornek olarak bu sitede birden fazla defa su onegi sunmustum: 1980'lerin baslarinda ABD'de irk iliskileri uzerine bir panelde bir beyaz konusmaci "Irkcilik beyazlarin tekelind degilki; siz zencilerde irkci olabilirsiniz pek ala" dediginde bir zenci konusmaci su cevabi vermisti: "Haklisiniz ama benim irkciliim kafamdaki bir fikir kalbimdeki bir duygu olabilir, sizin hayatinizi konrol gucum yok; guc aygiti sizin elinizde; siz irkci oldugunuz zaman, beni ac, tahsiliz, ikinci sinif vatandas birakabilirsini gecmiste yaptiginiz gibi" (mealen). Saniyorum burdaki durum icinde benzeri bir tesbih yapilbilir. Turkiyede de Gazi Univ. deki gibi kupe takan erkege saldiran, bilmem nerde oruc yiyeni doven cikabiliyor tek tukte olsa ve bunlarin hepsi gundemimizi isgal ediyor, sizinde "Kupe Dayagi" basligi ile gundeme getirdiginiz ve ben dahil butun yorumcularin kinadigi gibi. Ama gelin adil olalim vede nesnel olalim. Turkiye'de insanlarin dindar olmadiklarindn dolayi haklarinin elinden alinmasi, ikinci sinif vatandas olmasi, dislanmalari, "devlet dairelererine siziyorlar" diye yaftalanmalari, siyasi partilerinin kapatilmasi, devlet hizmetleinden mahrum edilmeleri gibi bir "sosyal gereceklik" mi var? Siz sosyal bilimcisiniz. Birkac kafatascinin, capulcunun, cuhelanin bilmem nerdeki munferit olayini devlet ve hakim zumre adina yurutulen sistematik, bunaltici fasizan baskilara esdeger gostermiyorsunuz eminim.
Cocugu tip fakultesinin son sinifindan basotulu oldugu icin atilan, is bulamayan, "S. Arabistan'a gitsin", "sokagada cikamasin" denilen, sakalindan dolayi cocugu 83 gun randevu alamayarak olen, her gunu laikci kesimin asagilamasina tabii tutulan insanlara "Niye Heybeliada'da ruhban okulu acilmasi icin calismiyorsunuz" demek adilmidir; gercekcimidir? Heybbeliada'da ruhban okul meselsi sahipsiz bir mesele degilki. ABD'den AB'ye kadar hemen butun Bati'lilar "Turkiye'de dini ozgurlukler" den Heybeliada'yi misyonerleri anliyorlar. Bununla kiyasla adeta can cekisenlerin "once can sonra canan" demesini anlamak fazla zor olmasa gerek. TC'de 20 kusur yasindaki bir cocuk heykel boyamaktan 23 seneye mahkum oldu kimseden gik cikmadi. Bundan 6-7 yil kadar once bir anne ve yaslari 14-18 arasindaki uc kizi birden Malatya'da "basortsune ozgurluk" mitingine katildiklari icin "devletin bilmem nesine karsi gelmek, yikmak.." sucundan idam talebi ile mahkeme onune cikarildi. Musade ederseniz biz bunlara Heybeliada'daki ruhban okulundan veya misyonerlerin serbestce Incil dagitmalarindan fazla oncelik verelim. Bir yerlerde bazi mutedeyyin insanlarin "bizde azinlik statusu istiyouz" demeleri manidardir. Muslumanlarin azinliklara, farkli inanislara tolerans konusunda tarihleri temiz, vijdanlari musterihtir. Iste bu en onemli medeniyt kriterinde dun oldugu gibi bugunde Judeo-Christian, materyalist Bati'nin fersah fersah onundeyiz. Burda olmayan bir "equivalency" ihdas etmek dogru degildir kanimca. Bu danistay cinayeti olayinda ortaya cikanlar da bunun faillerinin "islami hassasiyetli" "magdur-mazlum" kesimden olmadigini, tam aksine bunun ustune mal bulmus magribi gibi atlayan ulusalci-laikcilerin komplosu olma ihtimalinin daha guclu oldugunu gosteriyor. Saldirganin "basortusu kararindan dolayi yapiyorum" diye bagirmayi ihmal ememesi; arkasindan "Allahuekber" demesi, evini basortusu ile ilgili gazete kupurleri, ayetler, arapca yazilarla kaplamasi; ve Tansel Colasan"in agzindan cikan ilk sozun" Allahuekber dedi" olmasi noktalarini ortalama zeka seviyesinde insanlar birlestirebilirle herhalde. Demek istedigim "muhafazakar kesim" de (ben bu kavram genis oldugu icin mutedeyyin kesim demeyi tercih ederim) bir "TOLERANS EKSIKLIGI" yoktur. Bu benim gozlemlerim. Siz sosyal arastirmacisiniz. Aksini iddia etmek icin gercek, elle tutulur veri sunmalisiniz. Ben boyle bir sosyal gerceklik gormuyorum. Insan haklari ihlalleri konusundaki oncelikle degisik kesimler icin farklidir; bu dogru. IHD'nin onceligi Guneydogu;dur. Mazlum-Der'inki mutedeyyin insanlar uzerine olan baskilardir. Bazi aydinlarimiz ve Batlilar icin Turkiye'de insan haklari ihlali denildiginde akla Orhan Pamuk, Ermeni Meselesi uzerine ifade hurriyeti , Ruhban Okulu ve Kurler gelir. Herkesin hassasiyeti farkli deyip isin icinden cikamayiz. ORANTILILIK diye birsey vardir; tutarli ilkesel durus bu orantililik olmaksizin nesnel olarak olculemez.
"- Kur'an kurslarının özgürleşmesini, imam hatiplilerin üniversiteye serbestçe girmesini istediler. Tamam. Peki ama Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılmasını, Hıristiyanların serbestçe kilise kurup ibadet edebilmesini savundular mı? Sokakta İncil dağıtan Hıristiyanlara saldıran fanatiklere "durun ne yapıyorsunuz, onlar Ehl-i Kitaptır, hem burası özgür bir ülke" dediler mi? Caferi veya Alevi vatandaşlarımızın ibadethane taleplerinin arkasında durdular mı?
- Yahudi düşmanlığına, Yahudi Soykırımı inkarcılığına, her önüne geleni "Sabetaycı" ilan eden paranoyaya karşı çıkıp iki çift laf ettiler mi? {MA}
Yukardaki cevabim cogunlukla burda da gecerli. Allah askina Holocaust'tan dolayi Yahudilere sempati acigimi var? Bu konudaki vaveylaya bakarsaniz Holocaust'u Muslumanlar yapti sanirsiniz. Holkaust icin Avrupa ve ABD'den yuzmilyarlarca dolar Israil'e akti. Uzerine binlerce kitap yazildi, yuzlerce film yapildi; artik Hitler ve Naziler kelimeleri "seytan" in esdegeri olarak kullaniliyor butun dillerde. Birde bu pisman Batillar Filistin'i onlara hediye olarak verdiler. Burda bir insaf eksikligmi var? Yahudile magdurmu? Herkesin her gun gozyasi doktugu, el ustinde tuttugu zengin giclu hakim "secilmis" zumre icin bu gun onlarin zulmu altinda inleyenlere "neden daha fazla aglamiyorsunuz" sorusunu sorma neyin geregidir? Adilmidir?
Eger Islam alemine "neden size karsi olmayan soykirimlarin yeteri kadar duyarli degilsiniz" sorusu sorulacaksa neden bu "yahudi sokirimi" olmak zorundaki. Kmer Rouje'un 2.5 milyon Kambocyali'yi katlettigi Polt Pot soylirimini kacimz biliyoruz? Bunun hesabini sorsuinlar. Ya da 3 milyon Viet-Nam;linin katledildigi ABD soykirimi. Sahi neden Yahudi biricik?
"Sabataycilik" bir paranoya degildir. Bir tarihi, sosyal gercektir. Harvard'da mutedeyyin bir Turk milletvekilinin verdigi bir konferans oncesinde ordaki bir grup "Turkiyeli" ogrenci dagittiklari bildiride kendilerini resmen "Sabetaist Students" olarak kimliklendirdiler. Sahi eger bu kesimin Sabetayciliklari hicbir kotu niyet ifade etmiyorsa neden bu seklde kimliklendirilmesinden rahatsizlik duyuyorlarki? Bir kismimiz, Turkuz,. Kurduz, cerkeziz, Arnavutuz, Ermeniyiz, ve bir kismimizda donmeyiz, sabetayciyiz. Gocunacak seyui olmayanlar neden kimliklerinin bilinmesinden rahatsizlik duysunlarki. Birkac sene once Ismail Cem Ipekci'nin kizi cikti TV'ye kendi aliesinin Sabetayci oldugunu ve bu kokenine ilgisinin arttigini, arastirdigini soyledi. Simdi ben onlara Sabetayci dedigimde paranoyak, dar kafali vb' mi oluyorum?
Alevilerin dini hurriyetleri konusu da epeyce karisik. Sunni dindarlar Diyanet, tvehid-i tedrsat gibi kurum ve kanunlarin kendilerine taninmis avantj degil tam tersine "Sunni Islam'i" kontrol altinda tutmak icin ihdas edilmis aygitla olarak goruyorlar. Ve ayni insanlar laikligin dogru tanimi geregi devletin din uzerindeen elini cekmesini, Alevi, Sunni Muslumanindaozer dini kuruluslarinin okullarinin, camilerinin Cm evlerinin olmasini istiyorlar. Yani Diyanet Aleviligide ogretsin diye palyatif, ve rejimin "devletin dini kontrol ettigi" bir cozumden daha guzel, devletin dinden elini cektigi bir sistem istiyorlasr. Bundan gercekten "dinin yasanma" kaygisi olan Alevi vatandaslar sikayetci olmamalilar. Ama su bir sosyal gerecekki, bu soylemleri en cok dile getiren Alevi kokenlilerin istedikleri Alevi Islam'i yasamak degil. Bunar gidip AB'lilere "Alevilik Islamdan ayri bir din" dahi dediler. Kendi Islam dusmani, ateist, ve baskici duzenle ozdeslesmis ideolojilerini "Alevi haklari" adi altinda piyasaya suruyorlar. Gercekten dindar aleviler bu oldukca kucuk fakat "hakim zumreden" olduklari icin vokal olan kesimden kendilerini ayriyorlar. Bir Alevi-Sunni tansiyonunun olusmasida global ve domestik stratejinin unsurlari. CHP'nin oy potansiyelinin buyuk kismi bu kesimdendir.
"Bunu kimsenin yapmadığını söylemek istemiyorum. Aksine, İslami kesimden son derece sağduyulu sesler geldi ve gelmeye devam ediyor. Ama demek ki yeterli olmadı ve laik kesim "İran olacağız" endişesinden kurtulamadı..."{MA}
Cevap:
Iste burda sizinle "Manifesto" konusundaki tarismalarimizdaki temel gorus ayriligi burdada nuksediyor. Sizin gibi birtakim iyi niyetli, uzlasmaci, musluman, demokrat, liberal insanlar karsisindakinin baskilarini stratejik onceden planlanmis, dunya duzeni veya Turkiye duzeni'nden degil, bu magdur/mazlum kesimin bazi "yanlis" hareketlerinden kaynaklandigini dusunuyorlar. O zaman cozum olarakta mazlum/magdur'a daha fazla itidal, daha fazla tolerans, daha ilimli tavir salik veriyorlar. Bense aksini soyluyorum. Bu tavizkar tavirin aslinda ezen-hakimlerin bekledigi tavir oldugunu ve zalimin cesaretini arttirdigi, zulmu siddetlendirdigini soyluyorum. Bu konuya "anti-laik teror" basligialtindaki yorumlarimda da girdim. Evet birda bir temel yaklasim ayriligi var. Hande Hanim'lada bu konuyu tartismistik. Daha "bilge" olan ataletmi, edilgenlikmi yoksa hareket, hesap soran yaklasimmi sorusuna her iki turlu cevap ta verilebilir. Fakat hersey izafidir deyip "dogru"nun nesnel olarak belirlenemezligini kabul edecekmiyiz? Hangi yaklasimin daha dogru oldugu uzerine hicbir nesnel kriter yokmu? Mesela tarihe baksak? Dunya ve Turkiye'nin yakin tarihine? Hak alanlar nasil almislar haklarini ABD'deki zencilerden, Turkiye'deki Kurtlere kadar? Herkes bilgelik gorevini yapti; bende heyecanli radikallik gorevimi yapayim. Kirli istir ama birileinin yapmasi lazim.
Daha once de "mutabakat bir cumlede ifade edilebilir fakat ihtilaf kucuk te olsa aciklamaya ihtiyac vardir" demistim. Burda da bu gecerli. Yazinizdaki mesajin ana fikrine, bircok tesbitlere ve uzlasmaci niyetine katilsamda, adil olmak saikiyle yaptiginiz bu tesbitlere cevap verme geregi duydum.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 19, 2006 02:31 PM
"sebeplerini göstermeyi" "meşrulaştırmak" sanan güruh sizi yine anlamayıp, kızacaklar. Değerli MustafaAkyol.org yorumcularına bir hatırlatma olsun, ikisi aynı şey değildir.
Yazan: VolkanS Tarih: May 19, 2006 02:54 PM
Sevgili Bekir Bey,
"Herkes bilgelik gorevini yapti; bende heyecanli radikallik gorevimi yapayim. Kirli istir ama birileinin yapmasi lazim." [BLY]
Beni ilk gruba sokmuştunuz. Ama ben size itiraz edeceğim, daha doğrusu sürpriz yapacağım. Benim hepimize önerim şu: "Bilgece radikallik". Nasıl sizce? Bence güzel bir sentez.
Sevgili dostum, lütfen acilen bu son sözüme bir cevap rica ediyorum. Görüşünüz benim için önemli ve değerli.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 19, 2006 06:30 PM
Sevgili Metin Bey,
"Danistay'a Kanli saidiri ve anti-laik teror" basligi altinda da ifade etmistim. Bendeniz bir cevabi yorum yapsam dahi muhatabim sadece cevap verdigim kisi degildir. Ve dolayisi ile kapsami sadece o kisinin yorumu ile sinirli degildir. Yukardaki yorumum sadece Mustafa Bey'in yazisinin "muhafazakarlar icin ozelestiri" kismi ile sinirli olomadigi gibi ""Herkes bilgelik gorevini yapti; bende heyecanli radikallik gorevimi yapayim" kismindaki herkes ne siz ne Hande Hanim, nede sadece burada benzeri tavri sergileyenlerle sinirli. Ben burada cok genel olarak (dunya ve Turkiye'de) oncelikle mutedeyyin musluman kesim, daha sonra insan haklari savunuculari, demokratlar, kisacasi vijdan sahipleri koalisyonu'nun dusunce okuluna alternatif bir dusunce okulunu savunuyorum. Bunu hehalde bu sitede yaptigim butun mesajlarda acik ettim. Tabiiki bu simdilik "bilgelikciler" diye tasvif edecegim insanlar arasinda cok degisik saiklerle hareket edenler var. Bazilari icin, ornegin ABD ve Bati ulkelerindki musluman cemaatler, veya orada sistemin icine dahil olmus, bireyler bunu bir ontoljik gereklilik olarak goruyorlar. Gerektiginde takiye yapiyorlar. Bazilari ise bunu ahlaki dogru olarak goruyorlar. Ornegin Hande Hanim "zulmu mutlaklastirmayin", "magduriyeti de mutlaklastirmayin" gibi felsefi, yuksek ahlaki temelleri olan soylemlerle farkli bir dil oneriyorlar. Dogrusu ben sizin muhalif soyleminizi yukardaki kategoriye dahi koymuyorum. Turkiye'deki cari, hasta, savunulmasi imkansiz duzene, onun yarattigi ucubelere karsi alleji konusund fazla bir farkliligimiz yok. Siz lisan hakimiytinizinde yardimi ile daha olculu bir uslupla kendinizi ifade ediyorsunuz. Ben biraz daha ileri gidip karsilastigim insanlari, kitlesel kuvvetlerinin fakina varmaya, kuvvete meydan okumaya davet ediyorum; ve bunun birtakim gayet demokratik ve pratik yollarin oneriyorum.
Bu mevzuuda sizinle ilk olarak Vakit Gazetesi mevzuunda ayrildik. Ounun uzerine lerli surdugumuz fikirlerle daha askilli, daha bilgece durusun nyi icerdigi konusunda farkli goruslerimiz oldu. Yan metod uzerine ayrilik. Bunda garipsenecek bir taraf yok. Sadece "mutedeyyin" dedigimiz kesimden pek coklari ile de benim benzeri ayriliklarim var bu konda. Onun icin kendim icin "radikal" sifatini kullanirim cogu zaman. Fikirle spektrumna baktigimda herhalde ldukca yerinde bir sifat.
"Bilgece radikallik" tabiiki guzel. Sonunda yola geleceginizi biliyordum :)
Baska okuyupta anlamayanlar icin birazcik acayim. Ben kendi durusum icin, zaman zaman "tepkisel", "duygusal" gibi ifadeler kullandim, nesnellik, farkindalik geregi. Bu ozelestirel tavrimdan kendi durusumu rasyonaliteden, bilgelikten yoksun bir tavir olarak kabul ettigimi falan cikarmasin kimse. Size gene "danistay" basligi altinda bilgeligin kimsenin tekelinde olmadigini, bazen atalet, bazen harekette daha basiretli davranis sekli olabilecegini ifade etmeye calismistim.
Saniyorum sizin de soylemek istediginiz su: Tamam ben pasif olalim, fasist rejime karsi tavizkar olalim demiyorum ama bu muhalefeti stratejik olarak, sonuca giden adimlarla yapalim' kendi ayagimiza kursun sikmayalim.
Amenna! Buna kimse hayir demez. Problem ondan sonra basliyor. Benim burada gordugum metod farkliliklarini herhalde "mUminin ihtilafinda rahmet vardir" kategorisinde telakki etmek en dogrusu. Bu konuda gene sikca tekrarladigim bir soz "Buyuk cadirin altnda hepimize sadece yer degil ihtiyac da vardir". Aslinda bu farkiliklarimiz "bunlar Turkiye'yi S. Arabistan yapacak, Iran yapacak.." safsatasi ile yatip kalkanlara verilecek en guzel cevap. Birakin "vijdan sahibi insanlar koalisyonu"nu sadece dindar kesim dahi birbirinden cok farkli hayat tarzlari, dini yorumlar felsefeler benimsiyorlar. Laikcilerin birazcik kafalari calissa bu koalisyonun kendilerinin olusturdugunu anlarlar.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 19, 2006 07:28 PM
Sevgili Bekir bey,
Detaylı yorumunuz ve eleştiriniz için çok teşekkür ederim. Sizle meseleye nasıl ve neden farklı baktığımızı gayet iyi bir biçimde izah etmişsiniz. Bu farklılıkları bu şekilde dostane ve saygılı bir biçimde ifade edip tartışabiliyor olmamıza seviniyorum. Sonuçta iyi niyette birleşiyor ama metodda ayrılıyoruz. Bu "ihtilaf"ta rahmet bulunduğuna yürekten inanıyorum.
Ben, Firavun'a giden Hz. Musa'ya bile "güzel söz söylemenin" emredilmesini göz önünde bulundurarak, ılımlılığın en katı muhaliflere karşı bile gerekli olduğunu düşünüyorum. Bu "appeasement" mıdır? Bence değil. Kaldı ki "appeasement"ı seçip seçmemeyi tartışmak için, bence elinizde büyük bir güç olması gerekir. Burada öyle bir durum da yok.
ABD'deki zencilerin haklarını nasıl aldıkları konusunda ise, aklıma Martin Luther King'in kapsayıcı ve barıştırıcı "I have a dream"'i geliyor... Ona göre radikal kaçan "Kara Panterler" ise zencilerin davasına yarardan çok zarar vermişlerdi... Gandhi örneğini de hatırlayabiliriz.
Farklı bakmaya devam edeceğimizi biliyorum. Dediğim gibi, ihtilafta rahmet vardır.
Saygilarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 19, 2006 07:49 PM
Saygıdeğer dostum Bekir Bey,
"Bendeniz bir cevabi yorum yapsam dahi muhatabim sadece cevap verdigim kisi degildir. " [BLY]
Yok yok, örnek olarak vermiştim kendimi sadece!
"Turkiye'deki cari, hasta, savunulmasi imkansiz duzene, onun yarattigi ucubelere karsi alleji konusund fazla bir farkliligimiz yok." [BLY]
Bence, hemen hemen hiç farkımız yok bile denebilir.
""Bilgece radikallik" tabiiki guzel. Sonunda yola geleceginizi biliyordum :)" [BLY]
Ben aslında çok daha radikaldim! Yaşlanınca biraz duruldum!!!
"'mUminin ihtilafinda rahmet vardir'" [BLY]
Bu naklettiğiniz, hakikaten muhteşem bir söz.
"'bunlar Turkiye'yi S. Arabistan yapacak, Iran yapacak..'" [BLY]
Bu naklettiğinizse iğrenç bir yalan tabii ve aslı (kafalarından geçen ve korktukları) şu:
"Bunlar Türkiye'yi TÜRKİYE yapacak!"
Neyse, cevabınız genel bakış açınızı toparlayan ve teyid eden bir cevap oldu. Yazdıklarınızı böyle yazacağınızı biliyordum. Benimkisi, esasen, bu platformda kaliteli bir kafa yapısına sahip sizin gibi dostlarımın sözlerini ön planda tutma arzusudur.
Teşekkür ederim. Ve umarım ki karanlık(çı) odaklar değil bizler oluruz menzile eren.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 19, 2006 08:01 PM
Blog kamuoyuna buradan duyuru:
Sevgili dostumuz Muzmin Anonim Bey'i değerli görüşlerini açıklamaya davet ve bu davetimde beni desteklemenizi talep ediyor, bu duyurunun dostumuzca bir dilekçe olarak algılanacağını umuyor / algılanmasını diliyorum.
Saygılarımla.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 19, 2006 08:06 PM
Sayın Mustafa Akyol,
Sabatayizm konusunda yeterli inceleme yapmadığınızı düşünüyorum.
Bir anlı şanlı magazin dergilerini, Sosyete (Cemiyet!!, onlar cemiyet bir avam yığını tabii) haberlerini iyice bir takip edin. Nişantaşi, Bebek sakinlerini tahlil edin, Talmud ve KAbala ile birlikte şu Şişli Terakki, Işık Mektebi vs'nin nasıl kurulduğunu, mezunlarını, mütevelli heyetlerinde kimmler bulunduğunu iyice bir tahlil edin.
Sonra İttihad Terakki'ye ve onların çocuklarına bakın.
Elbette sabataycı avcılığı yapın demiyorum. onlar içinde, yahudiler içinde bu ülkeye gerçekten bağlı insalar da vardı ve hala var. ama bu onların mevcudiyetini ve etkinliğini perdeleyemez. Yalçın Küçük'ün de Soner Yalçın'ın da yazdıklarını içlerinde fabrikasyon olsa da yabana atamazsınız. hadi onlara güvenmediniz, Ilgaz Zorlu'yu ve hepsinden önemlisi değerli ilim adamı Prof. Dr. Avram Galanti'nin 1935 tarihli Sabatayizm ve SAbatayistler üzerine kitabını okursanız gerçekleri tüm çıplaklığıyla görebilirsiniz (Bir magazinel not. Galanti'nin kitabını okurken bu sabtaistlerin bayramlarını açıklamış. bir de ne göreyim: "TEVET" bayramı. hemen çağrışım yaptı: Fethi TEVETOĞLU. ee tabi burada kalmadı.O'nun özeyeğeni kim biliyor musunuz:Tarkan TEVETOĞLU. isim benzerliği mi? takdir sizin. Hele bir de Türk yahudisi olduğu New York piyasasında alenen söylenen Ahmet ERTEGÜN'ün nasıl Tarkan'a sahip çıktığını görünce yorum yapmaya bile gerek duymuyorum. yoksa siz duyuyor musunuz?)
Hele 1920'lerdeki Karakaşzade Rüştü'nün deşifresine bakarsanız küçük dilinizi yutarsınız. Kapanilerin devlet yönetimindeki etkinliğine Karakaşların nasıl tepki gösterdikleri orada açığa çıkmıştır.
ve yaşanan olayları bundan bağımsız düşünemezsiniz.Türkiye'nin tarihi yeniden ve yeniden okunmalı.
bu komplo yaklaşımı mı? hiç sanmıyorum
Yazan: nuri saglam Tarih: May 19, 2006 08:24 PM
Tek ve cok tanrili dinlerde olsun, yazili ve sozlu erdem kurallarinda olsun "Insan" hata yapar ama onemli olan hatasindan ders cikarmasi, ozur dilemesi ve de bir daha bu hatayi tekrarlamamaya calismasidir.
Turkiye'de Musluman kesimin populasyonu icinde soz ettiginiz hatalari yapan kisilerin sayisinin nufus icerisindeki oraninin onemi ancak ve ancak onemsizliginin onemi olabilir. Kaldi ki bu noktada ozelestiri yapilmasi gereken konularda dindarlar degil milliyetciler baskin taraftir. Hatalarin bircogunu onlar yapmakta ama kabak Muslumanlarin basina patlamaktadir. Peygamberin saclarinin bazen uzun bazen kisa oldugunu bilmeyen, Yavuz Sultan Selim'in kupeli oldugunu duyup onu anlamayan ve bunlardan cok daha onemli olarak "Dinde zorlama Yoktur" ogretisinin farkinda olmayan insanlarin kendilerini 'Dindar'dan cok 'Milliyetci' diye tanimladiklarini universite hayatimdan biliyorum. Gazi Universitesinin bildik kantinlerine gidilip oradaki ogrencilerin hangi yemek 'ocak'larindan beslendikleri bulunabilir.
Ayrica Hristiyan Ruhban okulunun acilmasina karsi cikma konusu ise tam anlami ile esitsizliktir. Mustafa bey bilmem farkinda misiniz ama Turkiye'de ozel bir Ilahiyat Fakultesi de yoktur. Bugun cogunlugu Musluman olan bu ulkede ben Buyukada Imam Okulu acabilme sansina sahip miyim? Bende olmayan bir hakki baskasi icin istemeye calismam kraldan cok kralcilik olur ki ben bu konuda ozelstiri yapacak bir yan goremiyorum. Kaldi ki gecen gun Efes tarafinda yapilan dini ayini protesto eden kitle de "Dindar"lar degil milliyetcilerdi. Turkiye Cumhuriyeti'nin kurulumundan beri her turlu siddet ve asagilanmaya maruz kalan kesimin Musluman kitle oldugunu da lutfen gozden kacirmayalim.
son olarak Yahudi meselesi konusunda bizim ve atalarimizin yaptiklari seyler ortadadir. Israillilerin tatil icin en cok tercih ettikleri ulke de Turkiyedir. Yahudi soykirimi hakkinda piyasada dolasan "Hitler'in beni Yahudiler finanse etti" icerikli kitaplar insanlari acaba yapilmamis olabilir mi? sorusu ile mesgul etmistir. Ki insanlar soykirimin olmadigini idddia ediyorlar, soykirimin iyi birsey oldugunu degil. Mesela biz de Ermeni soykiriminin olmadigini iddia ediyoruz. Simdi Fransa'da ulkesindeki tum diger fikirlere ragmen soykirim yoktur diyen adamdan da ozelestiri istenmesi ayni derecede yersizdir.
Bekir Bey'e Sabetaycilik konusunda da tamamen katiliyorum. Bakin Masonlar da ciktilar kimsenin mason locasini bombaladigi onlari oldurdugu falan yok. Hosgorulu bir milletimiz var. Biz sadece kim ne onu bilmeyi istiyoruz. "Ben de Musluman'im, Annemin basi kapaliydi, namaz kilmam ama kalbim temiz" soylemleri ile yalanci bir paylasima girmenin hic geregi de yoktur. Musluman olmayan olmadigini soylemesi herkes icin daha iyi olacak. Bakalim Musluman olmadigini itiraf ettigi zaman " Bence inanc ve ibadet ozgurlugu kisitlanabilir" cumlesini oyle oturdugu yerden kurup, Muslumanlari ezmeye kalkistigi zaman cikan ses bu kadar az mi olacak. Hem Muslumanlari ezip , hem de "Aaaa olmaz oyle sey, Ben de Muslumanim, basortusu neymis, bu devirde o mu olurmus" tarzi mantiksiz soylemleri duyabilecekmiyiz...
Yazan: fatih demir Tarih: May 19, 2006 08:25 PM
Mustafa Bey'in yazısını yeni gördüm.Bekir Ağabey'in cevabını da tabii. Hem Mustafa Bey'e hem de Bekir Bey'e hak verdiğim noktalar var.Ben Mustafa Bey'in yazısındaki katılmadığım noktaları yazmak istiyorum.Mustafa Bey şöyle yazmış:
Mustafa Bey'in bu düşüncelerine katılmıyorum. "Neden bizden nefret ediyorlar?" sorusunu soran Bush'un "baskıcı rejimleri desteklediğimiz için" cevabını verdikten sonra bu nefreti daha da körükleyecek olan "kafasına vura vura demokratikleştirme" olarak addedilecek operasyonlara girişip, "kitle imha silahı var" yalanlarıyla bir ülkeyi işgal ederek, çocuklara varıncaya kadar öldürerek, yasadışı işkence hapishaneleri kurmasının neresi özeleştiriymiş ?
Eğer gerçekten Bush özeleştiri yapmak istiyorsa Mustafa Bey'in atıfta bulunduğu ABD' deki düşünce kuruluşlarının "neden bizden nefret ediyorlar" sorusunun cevaplarını iyi okumalı.Çifte standarlarla dolu dış politika ABD'nin yıllardır uyguladığı küresel bir projedir.Ve hala da uygulamaya devam etmektedir.Eğer Bush özeleştiri yapsaydı bunun dış politikada bir yansıması olurdu.Ben böyle bir yansıma göremiyorum.Hem "neden nefret ediyorlar" sorusunu sorduktan ve "çünkü baskıcı rejimleri destekliyoruz" cevabını aldıktan sonra varılacak akl-ı selim nokta bu desteği çekmek değil midir? Peki Bush ne yapıyor? Mısır'dan Tunus'tan, Ürdün'den, Kuveyt'ten desteğini çekti mi? Filistin seçimlerine niçin destek çıkmıyor? Hani nerede demokrasi anlayışı? İsrail'e yanlı desteğinden, para ve silah yardımlarından vazgeçti mi? Bence Bush'un özeleştiri falan yaptığı yoktur.Ve böyle bir özeleştirinin sonucu olarak "hadi madem demokratikleştireyim sizi" diyerek ülke işgal etmenin, insanları öldürmenin, işkence hapisaneleri kurmanın hiçbir mantığı yoktur.Bu özeleştiri değil olsa olsa yeni projelere kılıf uydurmaktır. Bunun özeleştiri olmadığına, 11 Eylül'den ve "özeleştiriden" sonra giriştiği işgaller neticesinde ABD'ye nefret oranının azalıp azalmadığı sonucundan da ulaşabiliriz.
Eğer Bush gerçekten özeleştiri yapmak istiyorsa "neden bizden nefret ediyorlar
?" sorusunun cevabını doğru okumalı.Onlarca yıldır tüm kaynaklarını sömürdükleri, başlarına getirdikleri farklı mezheplerdeki kukla yönetimleri alenen destekledikleri, işgal edip yağmaladıkları, birbirleriyle -el altından destekleyerek- savaştırdıkları mazlum ortadoğu halklarının gerçekten kendilerinden nefret etmesini istemiyorsa Diyojen'in İskender'e söylediği "gölge etme başka ihsan istemem" sözünün gereğini yapsın yeter.
Ortadoğu halkları; rahat bırakıldıklarında, başlarındaki baskıcı rejimler çeşitli yollarla desteklenmediklerinde kaynakları sömürülüp yağmalanmadıklarında insanlığın ortak kazanımları olan demokratikleşme aşamasına belli bir süreçle zaten geçeceklerdir. ABD'nin "dünyanın jandarması" sıfatıyla bunu işgalle, cinayetle, işkenceyle yapması kendisine olan nefreti arttırlmaktan başka bir işe yaramaz..
"Mukafazakar kesime sorular" başlığındaki tespitler "prensipte" doğru.Fakat Bekir Bey'in de söylediği gibi arada "hakim zümre" farkı var.Bu ayrımın getirdiği yansımaları göremezsek çok büyük bir yanılgıya düşeriz.Bu konuda Bekir Bey'in düşüncelerine büyük ölçüde katılıyorum.Hak ve özgürlükleri ellerinden zorla alınan insanlara kendi haklarının mücadelesini verirken "ama sen de şunu yapmıyorsun" demek çok fazla "iyi niyetlilik" olur kanaatindeyim.
"İslami kesimden bunu yapanlar var ama demek ki yeterli değil" demiş Mustafa Bey. Eğer Taife-i Laicus'u % 100 ikna etmek gibi bir hülyaya kapılırsak vay bizim halimize.Öncelikle burada şikayet edilmesi gerekenler muhafazakarlar değil taife-i laicustur. Meseleye "insan hak ve özgürlükleri" bağlamında bakıp çoğulculuğu benimsemedikten sonra sorun çözülemez.Korkuları olan insanlar her zaman olacaktır.Koyu seküler birisi "İran olacağız" diye korkar, mütedeyyin birisi koyu seküler bir eğitimden şikayet ederek "çocuğum dinsiz olacak" diye korkar.Bir muhafazakara bale kursuna gidip, Kur'an kursuna gidilememesini nasıl anlatabilirsiniz ki? Bu iki kesimi tamamıyla uzlaştırmak kolay değildir.Devlet , mekanizmaları itibarı ile düşünce özgürlüğü çerçevesinin dışına çıkmadan , insan hak ve özgürlüklerini ve demokrasi kavramını zedelemeden, o üzerinde fırtınalar kopartılan "laikliğin" gerçek tanımını uyguladığında ve karşılıklı özgürlüklerin güç kullanarak ihlalini engellediğinde çoğulcu bir toplum huzur içinde bir arada yaşayabilir.
İnanç hürriyetine şaşı bakanlar muhafazakarlar değil taife-i laicus'lardır.Bekir Bey'in de söylediği gibi İslam tarihi inanç özgürlüğü konusunda bir iftihar vesilesidir.
Bir diğer soruda Yahudi Soykırımı ile ilgili. Elbetteki tüm soykırımlar gibi, Yahudi soykırımını da lanetliyoruz.Bu müslümanların inançlarının bir gereğidir zaten.Fakat bunu söylerken gözümüze gözümüze sokulan bu soykırım sanki dünyadaki ilk ve son soykırımmış gibi bir tavır alınmasını da anlayamıyoruz.
Tüm soykırımları lanetleyelim. Bekir Bey'in de örnek verdiği Kamboçya soykırımını, Vietnamı, daha kanları kurumayan yüzbinlerce Bosna'lı müslümanın soykırıma uğramasını, Fransa'nın 1830 ile 1962 arasınmdaki Cezayir soykırımını, Çin'in Doğu Türkistan soykırımını, burnumuzun dibinde Irak'taki Felluce soykırımını, Kolomb ayak bastığında yaklaşık 8 milyon olan Arawaks yerlisinin sayısının 20 yil içerisinde 28 bine indirilme soykırımını, Norveç'lileri Tater soykırımını, İngilizler'in Aborjin soykırımını, Almanlar'ın Batı Afrika'da Namibyalılara karşı 1891 yılında giriştiği soykırımı, yine Almanlar'ın yahudilerin yanında sesleri solukları çıkmayan garibim çingenelere uyguladığı soykırımı, Jozef Stalin'in ve Mao Tze Dong 'un kendi vatandaşlarına yaptığı soykırımları, Charles Taylor'un Liberya'daki soykırımını, ABD'nin Hiroşima Nagazaki soykırımını, Michel Micombero' nun Burundi soykırımını ve daha sayamadığım pek çok soykırımı, hasılı tüm soykırımları lanetleyelim.. Bütün bunlar olmamış ve dünyadaki tek mazlum milet Yahudilermiş gibi tavır alarak zaten lanetledikleri ve müdahil olmadıkları bir soykırım için muhafazakarlara eleştiri getirmek bence anlamsızdır. Münferit tavırlar örnek gösterilerek genelleme yapılamaz.O zaman muhafazakarlarda Fethi dedenin selanikteki deftere yazdığı terbiyesiz lafları örnek göstererek tüm seküleristleri aynı kefeye koymaya kalkışırlar. Bu da çözüm arayışlarının elimizden buharlaşmasına neden olur.
Özeleştiri yapalım, kabul.Ama zaten mazlum durumda olan insanlara, bu mağduriyetleri ortada salına salına yürürken "siz de şöyle şöyle yapmıyorsunuz" demek çözüm için yeterli değildir.Çok daha derin bir özeleştiriyi taife-i laicus yapmalıdır. Bu çirkin cinayetten sonra bile hala günün duygusal tepkiselliğinden öteye gidemeyen gazeteleri açıp okuduğumuzda hangi tarafın özeleştiriye daha çok ihtiyacı olduğunu kolayca anlayabiliriz.
Bütün bu yazdıklarım, bu çirkin cinayete "kafası bozulan bir avukat tarafından işlenen münferit yada organize, tepkisel bir eylem" olarak baktığımızda anlamlanıyor.Aslında salt "kafası bozulan bir İslamcı-milliyetçi" senaryosuna ihtimal vermesemde meselenin bu yönü genel manzarada önemli olduğu için hem Mustafa Bey'in yazdıkları hemde bu başlığa yapılan yorumlar önem arzediyor.
Komplo teorilerine karşı çok soğuk olsamda bu meseleyi anlamak için biraz zihin egzersizi yapmanın faydası olacağını düşünüyorum.Bu bağlamda bu cinayetin nedeni ve amacı ile ilgili şahsi düşüncem şudur : Sanığın Cumhuriyet Gazetesini bombalama eylemine de karışması, birçok değişik eylemlerde rol almış olması ve bağlantılarını biraraya getirdiğimde şu ortaya çıkıyor: Bu eylemin amacını, Ülkeyi karıştırmak,iktidarı zor duruma sokmak, istikrara sekte vurmak, bu meclise Cumhurbaşkanlığı seçimini yaptırmamak ve tarafeynin çatışmasını sağlayarak antidemokratik müdahalelere zemin hazırlamak olarak görüyorum. Tabii böyle grifit senaryoların bir taşla onlarca kuş vurma becerisi de vardır.Mesela duygusal bir İslamcı, inancının gereğini yaptığını zannederken meşru bir iktidarın altının oyulmasına -kendisini kullananların farkına bile varmadan- vesile olabilir. Bu provokatif eylemin, kullanılan birilerinin vasıtası ile küresel anlamda ABD-İran gerginliğinde hükümeti taraf olmaya zorlamak gibi bir niyet taşıdığı da söylenebilir.Çünkü bu yöntem ABD'nin öteden beri başarıyla uyguladığı bir yöntemdir. Burada kullanılan kullanıldığının farkında bile olmayabilir.Ara-dönem yanlısı bir cuntacı, hükümeti zor duruma düşürmek için bir İslamcı milliyetçiyi kullanarak bu faşist senaryoya müdahil olurken hiçte istemeyeceği halde mesela ABD'nin küresel emellerine piyon olabilir..Bu açıdan Başbakan'ın önümüzdeki günlerde yapacağı ABD gezisi bence çok önem arzediyor.Bu gezinin sonuçlarını hep birlikte göreceğiz.
Ama eylemin nedeni ve amacı ne olursa olsun mevcut durumu ve bir özeleştirinin gereğini yadsıyamayız.. Daha yazılacak şeyler var ama Bekir Bey bu konudaki düşüncelerime tercüman olmuş. Bekir Bey'in düşüncelerinin büyük bir çoğunluğuna katılıyorum.Ve bu radikalik falan da değil, gerçekliğin teslimidir.Mustafa Bey'in de bence yanlış bir anoloji kurduğu Bush kısmı hariç tutulursa yazısına "prensipte" katılıyor ve gerginliğin ortadan kaldırılması için başta koyu laikçiler ve medya olmak üzere herkesin şapkasını önüne koyup düşünmesini arzuluyorum.
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 19, 2006 08:53 PM
Mustafa ve Bekir beylerden karşılıklı süper teşhisler. Her iki yorumu da vallahi doğru ! diye diye okudum. Nasrettin Hocanın hikayesine benzedi... İyi bir sentez gerekiyor galiba... Ellerinize sağlık...
Yazan: blue Tarih: May 19, 2006 09:19 PM
Fatih Bey,
iyi bir noktaya parmak bastınız. herhalde Kemal Gür-uz Talmud'da, Torah'da ya da 18 emirde böyle diyor deyip anadolu kızlarına küfretme cesareti sergileyemezdi. Kimya profesörü!!! Kemal'in kimyadan ne bildiğini bilmiyorum ama Talmudu çok iyi bildiğine eminim.
ben samimi ateist olan anadolu çocuklarının böyle millet düşmanlığı yapacaklarına ihtimal vermiyorum. ateisti de, marksisti de, ülkücüsü de, islamcısı da bizim anadolu insanı ise korkmayın, hepsi de vatan evladıdır, hepsi bizim kardeşimiz. ama böyle gerçekten dinci ve yobaz kriptoların ise ister sağda ister solda nerede durduğuna bakmadan gerçek amacını görüp uyanmamız lazım.
Allahaşkına biri de çıkıp şu YÖK başkanlarının (Doğramacı'nın ibranicenin anadili olduğu itirafı)Gür-UZ'un artık herkesin diline sakız olan kimliği ortada iken,şu TEZ-İÇ'in de ne olduğunu ortaya koysa....
Yazan: nuri saglam Tarih: May 19, 2006 09:25 PM
iki gundur dusundugum bir baska olay daha var. Konu ile ilgili olarak sizlerle paylasmak istedim. Danistay'in son donemde verdigi "basortusunun okul yolunda yasaklanmasi""karikatur karsisinda aldigi tavir" "anayasaya aykiri fikir belirtene kufur edebilme ozgurlugu" tarzi kararlarin kiskirtilma karsisindaki payi nedir? Ben bunu sadece son olaya da baglamak istemiyorum.
Demek istedigim Danistay yarin basortusunu sokakta da yasaklama karari alirsa ve halk buna sinirlenip danistayi basarsa yada provake olup yakmaya kalkarlarsa bunda karari alanlarin sucu ne olcudedir?
Yazan: fatih demir Tarih: May 19, 2006 09:25 PM
Sabetayizmle ilgili yazılıp çizilenler bana hiç inandırıcı gelmiyor. Soner Yalçın kitabında Sabetayist olmayan kimse bırakmamış. Oyle internet başında kitap yazılınca böyle oluyor. Ben kendi soyadımı da internette yazınca Sabetaycı aile soyadları arasında çıkıyor. Bu kadar cok sabetaycı varsa zaten bitmişiz hocam. Bak ayak üstü Tarkanı da sabetayist yaptın. Bu isler bu yüzden sakıncalı işte... Sabetay olduğunu ispat etsen başın göğe erecek mi. Adamın eşcinsel olduğunu ima eden fotoğrafları bile yayınlandı bir şey olmadı. Kişileri ne olduğundan çok yaptıklarıyla değerlendirmek lazım. Merhum Ziya Paşa'nın dediği gibi... Gerçi ona da mason diyorlar... Al bakalım...
Yazan: blue Tarih: May 19, 2006 09:35 PM
Sevgili Mustafa Bey, Metin Bey, arkadaslar,
Once Mustafa Bey'in gerek bu baslik altindaki yazisinda gerek diger guncel konularda sergiledigi demokratik, entellektuel omurgali durusuna takdirimi bir kere daha ifade edyim. Evet Metin Bey, Mustafa bey ve bendenizin defalarca tekrar ettigimiz hadis-i serif "Mumiminin ihtilafinda rahmet vardir" in yasayan ornegini goruyoruz bu sitede. Umid ederim fikir diye ortaya surdukleri birtakim baskalarinca uretilmis sloganlar, ezberlerden olusan ve karsilarindakileri birkac asagilayici klise ile yeknesak bir grupmus gibi gostermeye calisan, ve fakat bu tasviflerin destekleyen fikir ortaya koyamayan kesim fikir tartismasinin nasil yapildigi, muhalifler arasindaki cesitlilik konularinda birazcik bilgilenmislerdir. Ben onlarin sitelerinide ziyaret ederim zaman zaman. Benzeri bir tolerans, farkiliga saygi kulturunu maalesef gozleyemedim.
Fikir sahibi insanlara boyle bir platformu sundugu ve aktif olarak fikir uretip, toplumsal, siyasi hastaliklara cesurca ve etkin bir sekilde nester vurdugu icin Mustafa Bey'e tesekkur ederim. Eminimki ilerde de gecmiste oldugu gibi ondan ve hatta cok daha paralel kaygi ve reaksiyonlarim olan Metin Bey'den, Suat Bey'den veya herhangibir yorumcudan ayri dustugumuz noktalar olacaktir; bundan tabii birsey olamaz.
Mustafa Bey'e cevaben yazdigim yorumda onun "Muhafazakarlar icin ozelestiri" kismindaki sorularina cevap vermeye calistigimda bazi arkadaslarin da uzerinde durdugu "azinliklarin dini haklari", sabetaycilik gibi konularda bazi itirazlarda bulundum. Yalniz o yazinin bu kisimlarini elestirirken olcuyu kacirip sanki Musfa Bey'in yazisinin ana mesaji bunlarmis gibi bir yaklasim icine girmemeliyiz. Yazinin ana konusu bu degildir; tam tersine icerdigi temel mesaj saniyorum akl-i selim herkesin mutabik oldugu bir mesajdir. Birakin Sabetaycilik veya ruhban okulu konusundaki orneklerinde herkesin haklarina saygi vurgusun guclendirme geregi biraz farkli tesbitlerde bulunsun. Bunun uzerine odaklanip buyuk resmi goZden kacirmamaliyiz.
Benzeri bir farkli yaklasim Metin Bey ve burda yorum yapan bircoklari ile bendeniz arasinda yasandi, Vakit Gazetesi'ne "hedef gosterme" suclamasi uzerine. Vakit Gazetesi'nin haber veris tarzi, kimin ekmegine yag surdugu, provokatif olup olmaigi gibi konularda tam mutabakata varamadiysakta bu konunun tali konu oldugu, odagimizda bunun olmamasi gerektigi konusunda anlastik saniyorum.
Diliyorumki bu ilmekte de tartismanin odagina sabetaycilarin, misyonerler veya ruhban okulu oturmaz. Herseyin baglantili oldugu veya "birlesik kaplar sistemi"ni en fazla savunanlardan biri olarak bunlar konu disidir demiyorum fakat, tartismalarin ana mevzuudan uzaklasmamasi ve kucuk farkliliklarin buyutulmemesini, ortadaki buyuk mutabakatin gozardi edilmemesini diliyorum o kadar.
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 19, 2006 10:09 PM
Sevgili Bekir ve Suat beyler,
Yorumlarınıza tekrar çok teşekkür ediyorum. Bush konusunda; zaten Bush'un "hata ettik" argümanının gereğini hayata geçirdiğini söylemedim. Ama Amerikalıların "biz nerde hata yaptık" diye tartışmış olmaları önemli bir nokta. Bizde bu dahi yok, bunun yerine "gerici zihniyet" yaygarası var sadece.
Bush'tan söz ederken, "Bush bile bu konuda ABD'nin hata yaptığını kabul etti" demek istiyorum.
Bu karşılaştırma, dünyadaki en fanatik Islamofobi'nin Türkiye'de bulunduğu yönündeki kanatimle de örtüşüyor. Şöyle de ifade edilebilir bu: İslam dünyasında yetişmiş İslamofob, Batı dünyasında yetişmiş İslamofobdan "eşed"dir.
Saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 20, 2006 01:35 AM
Blue arkadaşım,
Sabetayizm'le ilgili yazılıp çizilenler inandırıcı gelmeyebilir. inanmak istemeyebilirsin. Bunda işin sulandırılması da etken tabii. Sapla samanı karıştırınca öyle olur.
Sırf isimle yola çıkıldığını mı sanıyorsun?
Sondan başlayayım. herkesten kastın afyonlu ahmet, diyarbakırlı haso, çorumlu maho, maraşlı ökkeş değil herhalde...
Örneklemden haberin yok galiba: Bu ülkede kaymak tabakayı teşkil eden, tek meziyeti belli bir çevrede ve aile içinde doğmak olan insanlar. TÜSİAD'ı oluşturan ailelere ve bir de magazin dergilerine bak istersen...
salt isim değil, ilişkiler ağı ve yapılan-edilenlerden yola çıkarak varılan sonuç bu. istanbul beykozda oturan kızcağızın adı selin diye sabetayist değil, ama Nişantaşında doğup büyümüş, kökleri Selanik'e, Kavala'ya, Ülgün'e uzanan ve Terakki okullarında eğitim görüp ülkedeki tüm kapılar kendi önüne açılan Selin için aynı şeyi söyleyemem. Ve asıl bam teli de bu: İşte bu selinler, sudenler (Musa-yani sudan gelen), aylinler neden bu isimleri koymuşlar ona bakılır.
hepinizin kafa karışıklığı buradan geliyor. birileri de aklınca bunu geyiğe sarıyor. "Bu" Adamın adı niye "Saban" diye olaya bakıyoruz. yoksa isimden yola çıkarak kimlik yapıştırmıyoruz. yani, nedensellik ilişkisi sizlerin sandığının tersi yönde. A ise B değil, B ise A yani. Bu bir.
İkincisi, ayaküstü kimseyi etiketlediğim falan yok.
anlamamışsın bir daha anlatayım: Ben demiyorum, bu ülkenin yetiştirdiği seçkin bilim adamlarından ve kendisi de büyük bir yahudi olan Prof. Avram Galanti'nin sabetayizmle ilgili kitabına aç bak.
orada bu adamların Kuzu Bayramı, Hamursuz Bayramı, TEVET bayramı vs var "imiş".bunu adam 1935 baskılı kitabında söylüyor. ben de diyorum ki, bir insan neden TEVET soyismini alır? bakıyorum bir de ne göreyim Fethi TEVET-OĞLU isimli ünlü "Türkçü" var. aaa, bir de O'nun yeğeni Tarkan var. Aa bir de, New York müzik piyasasının en güçlü adamı olan Ahmet Ertegün var. ee bunlar ilgisiz alakasız mutlu tesadüfler mi? bu mantıksız bir soru mu? bak ortada ibrani bir isim (ya da belki de onunla sesteş olan bir Türkçe bir isim!!!) ve bir de ünlü-etkin insanlar var.. BUradan illaki tarkan ve amcası sabetayist hükmü çıkmayabilir. ama olmadıkları da çıkmaz.üstelik "sezgi" de eğer bilimsel bir veri ise neden olmasın? mesele budur. ben aklıma belki de bu meselenin en zayıf örneği olan bu anekdot geldiği için verdim. yoksa 12'den vuran o kadar çok analiz var ki!
anlatabildim mi?
üstelik bir insanın inancı ya da ırkı kimsenin aşağılanmasına sebep olamaz. ben tarkan kötü mü dedim ki? beğenerek de dinliyorum ayrıca. Birçok sabatayistimiz iyi ki de var. Onların başarılarıyle ve hizmetleriyle gurur duyuyoruz.
ama Ahmet Ertegün sizin de elinizden tutsa iyi bir yere gelirdiniz...bundan emin olun.
Gelelim başka bir noktaya. Yahudi teolojisini iyi incelemiş birisi olarak Talmud ve Kabalayı okumanızı tavsiye ederim. bunları bilmeden, Soner Yalçın vs'nin yazdıklarını anlayamazsınız. eğer bu noktada en ufak bir bilginiz olsaydı böyle akıllı olduğunuz, bizim de komplo hurafelerine bulanmış örümcek kafalı biri olduğumuz imasını satır aralarına gizlediğiniz o yazıyı yazmazdınız.
Ben size bir iki ipucu vereyim de siz de çalışmaya başlayın isterseniz.
KAbala ve Talmud, harf ve sayıların gizemine dayanır. Harf ve rakamların her birinin çok özel anlamları ve kader imaları vardır. İsim seçimi bir Talmudi ibadettir. şarttır. Yahve (O benim ben-adı bilinmeyen) ‘nin adını tevrattan bulmak için Yahudilerin verdiği uğraşların tarihi bir şok tarihidir. Okuyun da şoka girin. Yahudilerin tanrısı Yahve ile Elohim (Allah) arasındaki mücadeleyi okuyun..Bu adamların Süleyman Peygamberin büyücü olduğu ve onun “büyü ilmine” sahip olmak üzere ürettikleri mistik geleneği bir inceleyin, ondan sonra gelip burada bizi uyarma vazifenizi ifa edersiniz.
Yahudilerin Adem’in mi, yoksa Havva’yı ayartan ! İblis’in mi çocukları olduklarına inandıklarını bir inceleyin. Kendi kitaplarından haa, Müslümanların yazdıklarını değil. Kısa keseyim.
Adamlar bunlara inanıyor. Hem de çok katı ve tavizsiz. Ben bunlar doğru/yanlış demiyorum. Fotoğraf çekiyorum. İşte her İbrani harf ve rakama atfedilen kutsallık ve isimlerin illaki İbrani ve talmudi referanslara dayalı olma zorunluluğu konunun can damarını teşkil etmektedir. Size şimdilerde babanız moderen bir isim diye Oral adını koyabilir; ama 1930’ların anadolusunda çocuğuna Oral Sander, Baskın Oran, Üren Arsan, Çağlar Keyder, Işık, Korel, Biren, vs. koyan bir baba da ben tahayyül edemiyorum.
Bu isimbilimin ne olduğunu anlamadan dalga geçtiğinizi sanabilirsiniz. Bu da bir tercih. Adı üstünde isimbilim, bir yöntem. Hata da edebilir. Hata payı olmadan bilim olur mu? İnsanların kimliğindeki isme bakıp ha bu sabatayist dendiğini mi sanıyorsunuz?
siz beni tanımıyorsunuz, yazılarımı okursanız nasıl birisi olduğumu görürsünüz. ben bu son olaydaki provokasyonla alçaklar ülkemi krize sokarken kalkıp burada entellektüalite parçalayamam. parçaladığım kadar parçalamışım, gören de görmüştür zaten. ama konu burada artık başka bir noktada. salak olmaya gerek yok. ben öyle irrasyonel sallamalara da bel bağlıyan biri değilim. bunu da bu siteyi takip edenler takdir ediyordur herhalde.
Adam tetiği eline veriyor, kendi adamını acımasızca katlettiriyor ve bunu cunta hevesine bahane kılmaya çalışıyor. Düşünce bunun neresinde??
…………………………........
Şimdi arkadaşlara bir sitemim var. Tabii size de sayın Akyol.
Burada hepiniz, evet hepiniz saf saf demokrasiden özeleştiriden bahsedebilirsiniz. bunu diğer linklerde ben ondefa yaptım.
Bu ilmekte ise bana atıf yapmadan, hiç yokmuşum gibi konuşan siz sevgili arkadaşlarımın da bu son yazdıklarımı dudak bükerek okuduğunu anlıyorum şimdi. kusura bakmayın ama özgür ve deruni düşünce ancak yukarıdaki ilmeklerdeki bağlam içinde yapılırdı biz de yaptık.
ama zalim, tüm paletleriyle üstünüzden geçip sizi ezerken, masum insanlarınızın beynini patlatıp "katiller" damgasını yapıştırırken özeleştiri yapamam. ve derim ki bunun laiklikle, demokrasiyle, insan haklarıyla hiç bir alakası yok ve siz hala (genel) saldırının gerçek sebebini anlamamışsınız. bu konuda radikal bir duruşu temsil ettiğini düşündüğüm arkadaşlar da itidalli arkadaşlar da aynı hataya düşüyorlar sanırım.
Arkadaşının daha kanı yerdeyken “iyi saatte olsunlar”a hadi gelin ne duruyorsunuz diye gırtlağını patlatan bir hukuk kadınının EN UFAK BİR ENTELEKTÜEL DÜŞÜNCE KAYGISI GÜTTÜĞÜNÜ mü sanıyorsunuz yoksa?
Şimdi sevgili Ahmet Özcan’ın yazdığı gibi “gavura gavur” deme zamanıdır. Ben biraz modifiye edeyim: “Gavurluk yapana gavurluk yapma” deme zamanıdır. Bunu tabii ki salt entelektüel çerçevede yapacağız, kavga gürültüyle değil.
Eğer Gürüz gibiler gerçekten "düşünme" ve akletme adına samimane örtünün dinde yeri yok, bu kızlarımız yanlış düşünüyor deselerdi inanın ben zerre kadar tepki göstermezdim. Örtünme konusundaki ayetleri klasik islam düşüncesinden çok farklı anlayan ve tarihselliği ve toplumsallığından ayırt etmeden yorumladığımdan örtünmenin müslümanlarca yanlış anlaşıldığı kanaatine sahip biri olmama rağmen örtünmenin mevcut yorumlanışına inananların inancına karışmamayı benimsemiş biriyim. eşim de açık ve son derece "laik" biri. ama birilerinin kızlarımızın özgürlük alanına, yani bireysel hayatındaki sokaktaki giyimine, evet yanlış düşünme özgürlüğü de dahil, faşistce saldırısının üstelik de anlı şanlı bir profesör tarafından sergilenişine hala ideolojik gözlük falan aranıyorsa, beyhude uğraşıyorsunuz derim. Bunlar ne ateist olduklarından, ne laik olduklarından ne de “solcu”!!!! olduklarından böyle yapıyorlar. Neden böyle yaptıkları ise bence çok ama çok açık…ve burada sergileyebileceğim onlarca örnek var. ama bu konuyu kapatacak bir daha da yazı mazı yazmayacağım.
herkese iyi uykular diliyorum.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 20, 2006 04:54 AM
Mustafa Bey,
Ben siz öyle söylüyorsunuz anlamında değil, bu özeleştiri neticesinde yapılan uygulamaların Bush tarafından hiçte özeleştiri yapılmış izlenimi vermediği anlamında söylemiştim.Bush evet lafzende olsa hatayı kabul ediyor ve bu bile önemli bir şey ama gelinen noktanın içaçıcı olmadığı konusunda da sanırım hemfikiriz.
ABD Bush'tan ibaret değil elbette. Bush böyle bir özeleştiriyi hiç yapmasa yada lafzen yapsa ama inanmasa ve/veya uygulamalarında tam tersi biz izlenim verse bile bu, ABD'deki düşünce kuruluşlarının "biz nerede hata yaptık" sorusuna verdikleri cevapla, nefretin müsebbibi konusunda bizden çokta farklı düşünmedikleri gerçeğini değiştirmiyor tabiiki.Bu zaten bağımsız bir zihnin ulaşacağı doğal bir sonuçturda bana göre.. Siyasal sistemin önceliklerinin bu sonuçları yorumlama biçimi farklı olabilir -ki oluyorda bana göre. Ama bu, akl-ı selim insanların ABD'de de var olduğunu ve soruna doğru teşhis koydukları düşüncesine katılmama engel değil.
"Bizde bu dahi yok" demişsiniz, kahredici bir acı verse de maalesef tespitiniz doğru.Bizde ki islamofobinin sebebi olarak sevgi/nefret arasındaki ince çizgi göstermek kolay, kaçamak bir cevap gibi görünebilir ve bu islamofobi, toprakları sömürgeleştirilememiş bir medeniyetin evlatlarının zihinlerinin nasıl dümura uğratılıp sömürgeleştirildiğinin de acı bir tezahürüdür aynı zamanda. Merhum Cemil Meriç "evladım siz kaybedilmiş bir nesilsiniz" derken tamda bunu kasdediyordu, heyhat..
Bizdeki islamofobi ve zihinsel sömürge konusunu da ayrı bir başlıkla işlemenizi arzu ederim.Bu, meselenin tüm boyutları ile tartışılması açısından da çok yararlı olur kannatindeyim.
Saygılarımla..
********************************
A.Kekeç karamsar ama gerçeklerle dolu bir yazı yazmış.Tüm arkadaşlarla paylaşmak istedim :
http://www.yenisafak.com.tr/akekec.html
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 20, 2006 08:58 AM
Nuri Sağlam Bey'in söylediği gibi Türkiye'de tabii ki milliyetlerini gizleyip Türkiye ve kimliğine düşmanlık yapan bir guruh vardır.Ve insanların Türk ve müslüman olduğunu söyleyerek Türk ve müslüman kimliğine saldırıda bulunmaları çok adice bir davranıştır.Bunların Türkiye'ye karşı "seferberlik" ruh hali ve kin kusma potansiyelleri beni her zaman şaşırtmıştır.
Öte yandan bize yapılan düşmanlıkları onların milliyetleriyle açıklamak bizi çıkmaz bir sokağa sokar. Buyüzden yanlışları kimin yaptığının değil yanlışın üzerinde durmamız gerekir.Bu faşist zihinleri toptan değiştirme yoluna gitmeliyiz.Biz bir zihniyete düşmanız, zihniyet sahiplerine değil. Bu durumda oyuna 1-0 yenik başladığımızın farkındayım tabii ki. Ama biz (inananlar)insana düşman olamayız. Ve buyüzden de kimseyi fişleyemeyiz. Nuri Sağlam bey, bir yazınızda -mealen- "dindarlar kendilerine yapılan haksızlıklara farklı refleksler geliştirmeyi öğrenmeliler" demiştiniz.İşte bu ,düşmanlıkları milliyetlerle açıklama da bahsettiğiniz değiştirilmesi gereken reflekslerden biri. Bu kadar haksızlığa uğrarken bir de kendimi eleştiremem demenize gelince, "olmaya" aday olanlar her daim iç muhasebesini yapar, "sahip olmaya" odaklı, en iyi haliyle yarı medeni olanlarsa, aka karaya bakmadan saldırır gider.Yazılarınızda çok SAĞLAM bir mantık ve bilgi var. Sizin gibi kamu vicdanının sesi olabilecek birinin yazıları ve düşünceleri çok önemli. Ayriyeten (kıskanarak söylüyorum)Mustafa beyin sitesi tam da bu görevi hakkıyla yerine getirmekte.
Bu kalem öyle herkese de çalışmaz haberiniz ola!
FERHAT
Yazan: FERHAT Tarih: May 20, 2006 11:06 AM
Birazcik konuyu degistirmek icin Hurriyet'in "Dunya" Kismindan iki dis haber:
Dünya
20 Mayıs 2006
Türban baskısı Fas üniversitelerinde
Muammer ELVEREN / PARİS
Fransa’nın saygın gazetesi Le Monde, Fas’ın özellikle büyük kentlerinde, İslamcıların kaba kuvvete başvurmadan, ama sert bir ikna yoluyla kadınlara türban takma baskısı yaptığını bildirdi. Baskının özellikle üniversitelere yayıldığını yazan gazete, "Bu sessiz bir devrim, neredeyse polisiye baskıya benzer bir uygulamayla İslam’ın rengi olan yeşil bir devrim" yorumunu yaptı.
Öğretmenlik yaparken İslamcı baskı nedeniyle ayrılmak zorunda kalan 40 yaşlarında bir kadın, gazeteye şunları söyledi:
"25 yıl önce görev yaptığım üniversitede öğretim üyeliğine başladığımda, tek bir öğretmen türban takıyordu. Bugün ise durum tersine döndü. Aşırı dincilerin doğrudan saldırısı yok, ama küçük tacizlerin ve baskıların birikmesiyle kendinizi bir anda dışlanmış bulursunuz. Örneğin önce kısa kollu gömleğiniz veya ruj sürmeniz konusunda uyarırlar. Bir gün ’artık pembe fularınızı takmanız gerektiğini’ söylerler. Meknes’te güzel sanatlar okulundan beş kadın öğretmen tehdit mektubu aldı. Yakında dini siyasete alet eden ’Parti de la Justice et Devlepomment’ın (Adalet ve Kalkınma Partisi) sandıktan zaferle çıkacağına da şüphe yok."
================================
Buda spor haberi:
Dünya
20 Mayıs 2006
Neo-Naziler, Kupa’da İran’ı destekleyecek
Avrupa Parlamentosu’ndan bazı milletvekilleri, İran’ın Almanya’da yapılacak 2006 Dünya Futbol Şampiyonası’ndan ihraç edilmesi için FIFA’ya başvuruda bulunurken, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad, takımına güvendiğini söyledi.
Futbol meraklısı Ahmedinecad, Dünya Kupası’nda İran milli takımının ikinci tura yükseleceğinden emin olduğunu belirtti. Ahmedinecad, "Bir idealist olarak değil, bir realist olarak konuşuyorum, takımımız ikinci tura çıkacaktır. Takımımız mücadele eder, İran futbolu oynarsa, kesinlikle tur atlarlar" dedi.
Ahmedinecad’ın maçları izlemek için Almanya’ya gitme niyetinde olmadığı açıklanırken, Alman neo-Naziler, kendileri gibi Yahudi düşmanı olan Ahmedinecad’ın takımını destekleyeceklerini açıkladılar. Alman Frankfurter Rundschau Gazetesi, "Provokatörlerin Dünya Kupası" başlığı ile verdiği haberde Yahudi düşmanı olan aşırı sağcıların aynı görüşü paylaşan Ahmedinecad ile kendilerini "dava arkadaşı" olarak gördüklerini yazdı. İran’ın 17 Haziran’da Portekiz ile oynayacağı maç nedeniyle Frankfurt’ta 300 kadar Nazi’nin destek gösterisi düzenleyeceği açıklandı. İran, D Grubu’nda Meksika, Portekiz ve Angola ile mücadele edecek.
=============================================
Simdi bir diger ilmekte Sezgin Kiroglu'nun neden Islam'a saldiran yorumunda "Israil'deki Hizbullah terorizminden" (mealen) (ben biliyorum Huizbullah'in Lubnan'da yalnizca isgalci Israil'in katillerini hedef alarak onu Lubnan'in buyuk bolumunden kovdugunu; onun icindirki Hizbullah'ta tabiiki "ABD-Israil Inc. " ve Merkez medya'nin "teroristi"dir- ama Kiroglu bu ne bilsin)) bahsettigini ve daha onemlisi "birlesik kaplar sisteminin" nasil calistigini daha fazla aciklamaya gerek varmi?
Arada sorarim orda burda: Kurtlus Savasi'nin biz kazanmistik degilmi? diye. Acaba kaybetseydik ne olurdu bugunku Turkiye'nin hali? Biraz hayal gucunuzu kullanin. Kimbilir belki Istanbul'un birakin ana caddelerini ara sokaklarinda bile bakkal ve kasaplar disinda Turkce isim bulmakta zorlanirdiniz........ Belki medyamiz, bu ulkenin insaninin dinine kulturune, butun menfaatlerine dusman mihraklarin elinde olurdu. Ve kendi ulkemizde kendi insanimiza parya muamelesi yapardi, hemde cocuklarimizi "vatana hizmet" icin gonderdigimiz "peygamber ocagi"nin korumasi altinda . Belki universitelerimizde....Listeyi herkes kendi kafasinda uzatabilir..Iyiki kazanmisiz!
Sairin dedigi gibi "bu vatan kimin"?
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. ildirim Tarih: May 20, 2006 11:29 AM
M A elbettte senin gibi diyalogcu vatan hainleri birgün hakettiği cezayı bulacaktır.
Yazan: mücahit Tarih: May 20, 2006 01:38 PM
Müco
Sen M.A. diye kimden bahsediyorsun?
Senin diyalogsuz kişiliğini aç da görelim?
Yazan: salih Tarih: May 20, 2006 02:25 PM
M A dn kasıtın kim olduğu açık. iyi iliyorsunuz ki elbette inkar edeceksiniz ama diyalogla yapılmak istenen bu coğrafyanın hristiyanlaştırılması. bu planın bir parçaı olmak hoşunuza gidiyor ya da öyle işinize geliyor olmalı. sayın Akyol bu tuzağı niçin görmekten geliyorunuz?
Yazan: mücahit Tarih: May 20, 2006 06:28 PM
Nuri bey,
Yazdıklarınızın doğru şeyler olduğuna inanıyorum. Yalnız bunlardan sadece şu derslerin çıkarılması gerektiğini düşünüyorum:
1. Bu grupların birbirine sahip çıkıp desteklemelerini örnek almalıyız. Bizler kendi içimizde dahi çekişmeden başka bir şey bilmiyoruz.
2. Bu insanlar gibi ideallerimize bağlı olmalıyız.
3. Güçlü olmalıyız.
4. Adamlar 3000 senelik talmuda bu derece yorumsuz bağlanırken kendi değerlerimizde geleneksel yorum dışına çıkmamalıyız.
5. Gavura gavur dememeliyiz. Köre kör demediğimiz gibi. Nebevi tavır bu... Yıllardır zaten bir adım ilerlemememizin sebebi de toplum olarak hep kişilikleri hedef almamız. Adam özgürlüklere aykırı bir karar veriyorsa hedef bu karar olmalı...Yoksa zaten adam sihirli sözcüğü söyleyip her türlü ithamdan kurtuluyor: Laikçi ve Atatürkçüyüm... Örnekleri biliyorsunuz...
6. Diyaloğa ve hemen her şeye karşı çıkan Müco'lar şekildeki gibi tepki edebiyatına alıştıklarından derinlikten uzaklaşırlar ve tehditlerle, klişelerle, sloganlarla beslenirler. Onlarla aynı safta olmamak lazım.
Yazan: blue Tarih: May 20, 2006 07:20 PM
Mucahit, diyalogcu vatan hainleri ile ne demek istedigini biraz acabilir misin? Eger "biz"den olmayanlarla konusan herkesi diyalogcu diye tanimliyorsan bana da vatan haini demis oluyorsun ki bu hic hos birsey degil. En hafifinden koca bir ayiptir. Diyalogcu vatan hainleri tanimlamasi ayni zamanda diyalogcu olmayan vatan hainlerinin varligini gerekli kilar. Bize biraz da bunlardan bahsedersen cok mutlu oluruz.
Bi de vatana ihanet suclamasinin sinirlari nelerdir sorusu da akla geliyor ki bu da ayri bir tartisma konusudur. Vatana ihanet'in icine sadece dis ulkelerle isbirligi kuranlar mi girer? Yoksa solcuya gore fasist, fasiste gore komunistlerin vatan haini oldugu gercegi dogru mudur? Rusya ile hicbir irtibati olmayan komunistlerin sadece iktidari ele gecirmek amaci ile yaptiklari eylemler vatana ihanet midir? Turkiyeyi sozde "dinci"lerin elinden kurtarmak icin bati ile isbirligi yapmak, amac "Turkiye'yi kurtarmak" oldugu icin vatana ihanet degil midir?
bence Mucahit bunlari dusun ve icinde demokrasi,kardeslik,baris,diyalog... gibi kelimeler olan ve 1000 kelimeyi gecmeyecek bir kompozisyon yaz. bu kelimeleri cumle icinde kullanman kelimeleri daha iyi anlamani saglayacaktir :)
bak mesela ornek : "Ben bugun Baris ve kardesi ile Demokrasi parkinda diyalogculari sopaladim."
Yazan: fatih demir Tarih: May 20, 2006 08:25 PM
Ferhat Bey,
teşekkür ederim.
Yazmayacağım dedim ama konunun açıklığa kavuşması için bir iki kelam sarf etmek durumundayım.
Bu sitede birçok ilmekte defalarca yazdım. İslam düşüncesinden günümüz ekonomi-politiğe kadar birçok hususta yazdım. Bunlar, zaten bizim normal koşullarda gerçeği görmek ve göstermek konusunda sergilememiz gereken rasyonel tavırlar. Bu hususta da çok iyi bir örnek olmaya çalıştığım ortadadır herhalde.
Düşünce özgürlüğünün tap noktada savunulmasından, tüm insanlığı kuşatıcı bir sevgi felsefesinin benimsenmesine, tarihimizin ciddi bir ÖZELEŞTİRİDEN geçirilmesinden, Kur’anın tarihsel ve toplumsal bağlamıyla hermenötik bir okumaya tabi tutulmasına, din diye inanılan ve uygulanan hurafelerden ayıklamalar yapılmasından Evrensel Aklın egemen olduğu bir toplumsal yapının kurulması çağrısına vs bir çok konuda düşüncelerimi seslendirdim. Türkiye’nin ve İslam dünyasının düşünsel dirilişinin özlemiyle yanan birisiyim. O yüzden sağduyu falan tavsiyesinde bulunulacak en son insan olduğumu sanıyorum. Tabii bu bir vehim de olabilir!
Eğer birikimime ve tecrübeme ufak da olsa bir saygı duyuluyorsa o zaman bu son yazdıklarımı da dikkatle düşünün derim. Ben tribünlere oynayıp güzel entelektüel cümleler de kurup “vay be işte sağduyunun sesi” sahnesini de çok güzel canlandırabilirdim. Kaç defa yazdık ettik değil mi eleştirel düşünce örneklerini. Şimdi bu noktada söylediklerime bu gözle bir kez daha bakınız.
“Nuri Sağlam Bey'in söylediği gibi Türkiye'de tabii ki milliyetlerini gizleyip Türkiye ve kimliğine düşmanlık yapan bir guruh vardır.Ve insanların Türk ve müslüman olduğunu söyleyerek Türk ve müslüman kimliğine saldırıda bulunmaları çok adice bir davranıştır.Bunların Türkiye'ye karşı "seferberlik" ruh hali ve kin kusma potansiyelleri beni her zaman şaşırtmıştır.
Öte yandan bize yapılan düşmanlıkları onların milliyetleriyle açıklamak bizi çıkmaz bir sokağa sokar.” demişsiniz.
Ben tam da bunu söylüyorum ama sizden farklı olarak. Hem diyeceğiz ki Türk ve Müslüman olmayan, “milliyetlerini gizleyen”, “seferberlik ruh halinde olan” hem de düşmanlıklarını milliyetleriyle açıklayamayız diyeceğiz! Peki neyle açıklayacağız?
Siz Gürüz’ün, Coşkın Kırca’nın, İlhan Selçuk’un vs eylem ve sözlerini neyle açıklıyorsunuz? Siz (veya ben) bu adamlardan daha mı akıllı, zeki ve entelektüeliz? Gerçeği biz görüyoruz onlar göremiyorlar öyle mi? Demokrasinin ve laikliğin erdemini biz anlamışız ama onlar hala antidemokratik olmakta, laikçi olmakta saf saf inat ediyorlar öyle mi? bunlar ve benzerleri, birikim ve tecrübe olarak bizi defalarca cepten çıkaracak insanlar.
Beni siyaset felsefesinden haberi olmayan biri mi sanıyorsunuz. Siyaset ve tarih felsefesindeki birikimim de hiç az değildir. Herhalde öyle gözümü de “milliyet ölçerlikle” kapamış değilim.
Esasen bu konuyu kimsenin anlamayacağını bile bile yazdım. Açıkçası anlaşılmamasını da anlıyorum. Bir önceki yazımda bunun nedenlerini anlatmıştım.
Ben de “evet, Anadolu halkı olarak nerde hata yaptık diye kendimize sormamız, muhafazakar tepkilerdeki ifrat noktalarımızı saptamamız, eleştirel özellikle de özeleştirel olmamız” vs türünden “sağduyulu” babacan edebiyatlar parçalayabilirdim. Dediğim gibi bu özeleştiriyi buradaki birçok geleneğe yakın arkadaşımın bile tepkisini çekecek ölçüde kendime ve tarihime uygulayan birisiyim. Bu, başlı başına başka bir konu.
Her konuyu kendi bağlamında değerlendirmek zorundayız. Her sorunun kendi kişiliği vardır. Önce ona cevap verir tabii ki nihayetinde başka bağlantılarını da incelersiniz. Ama önce kendi bağlamıdır özel ve önemli olan.
Soru şu: Gürüz gibiler neden bu derece tahammülsüz?
Sorunun cevabı “milliyet avcılığı” yapmayalım değildir!! Sorunun cevabı soru neyse odur. Birileri safça “pozitivist” olduğu için diyebilir. Başka birileri “ne yapsın batılı eğitim almış” diyebilir. E kardeşim, yıllarca ABD’de yaşadım pozitivist, laik insanlar tanıdım. Hiç de öyle din düşmanlığı, hele kendi halkının dini ile uğraşan insanlarla karşılaşmadım.
Bunu artık entelektüel formasyonumun son noktasında söylüyorum, cahilane değil.
Sorulması gereken sorular bellidir. Yanlış soruya her zaman yanlış cevap verirsiniz.
Bu sitede ismi bile lazım değil bazı din ve millet düşmanları niye bu kadar saçmalıyor, niye bu kadar bizlere saç baş yolduran akla ziyan laflar üretiyorlar sanıyorsunuz. Diğer bir ilmekte Sezgin Kıroğlu diye biri aklınca bize öğüt verip düşüncenin yüz karası deli saçmalarını zekamızla alay eder gibi gözümüzün içine baka baka yazmış. Şu Çılgın Kürtler’de masum ve mağdur bir adama atılan iftiralara üstelik o zatın dünya görüşüne çok uzak bir adam olmama rağmen defalarca cevap vermek durumunda kaldım. Onları bir kere daha okuyun. Orada fikir mi vardı? Adamın yaptığının ve söylediğinin tam tersini anlatan bir psikolojik savaş vardı. Bu savaşı yürütenler açıkça söylüyorum, Anadolu insanları değil, olmayanlar. Ben de bu saldırganların ipliğini pazara çıkartan bir “gösteren” olayım dedim o kadar.
“Bu yüzden yanlışları kimin yaptığının değil yanlışın üzerinde durmamız gerekir”
Yanlışların ZATEN üzerinde duruyoruz. Bin defa yazıldı çizildi ve çizilecek. Üstelik ortada masum bir yanlış da yok. Ortada bir psikolojik savaş var.
İşte daha yepisyeni diğer ilmekte Bakara Suresinin o günün koşullarında canlı savaşa ilişkin “Onlari buldugunuz yerde öldürün. Sizi cikardiklari yerden siz de onlari cikarin. Fitne cikarmak, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescidi Haram'in yaninda, onlar savasmadikca siz de onlarla savasmayin. Sizinle savasirlarsa onlari oldürün.” mealindeki ayeti aklınca Kur’anın ve Müslümanların KATİL olmasına delil getiren, ABD’nin Felluce’de, Ebu Gureyb’de, Kerkük’te işlediği cinayetleri, işkenceleri meşrulaştıran, aynısının bu ülkede olması için meşruiyet arayan bu İslam ve türk düşmanı yobazın düşüncesi!!!!! (bu düşünce mi ki!!!) gerçek amacı ve niyeti artık beni ilgilendiriyor.
“Ama biz (inananlar)insana düşman olamayız. Ve buyüzden de kimseyi fişleyemeyiz..” demişsiniz.
Elbette. Ben ötekinin ötekileştirilmesine ve her türlü ayrımcılığa karşıyım. Ama bu ayrımcılığı yapanlara da karşıyım. Söylediğim şey birilerini fişlemek değil, “anlamak”.
Gürüz’ün derdini anlamak için Gürüz’ün kimliğinden bağımsız düşünemeyiz. Evet bunu çok net söylüyorum. Bu zaten hermenötik bir gerçeklik. Kişinin kendi kişisel tarihinden, birikiminden, toplumsallığından bağımsız olarak düşünebildiğini söylemek mümkün değildir…Hala anlaşılmıyorsa bu da ayrı tabii..
Ayrıca, derin devlet geleneğinin dünyaya parmak ısırtacak ölçekte derin olduğu bu ülkedeki irrasyonel kategorilerin yabana atılacağı düşünülüyorsa, bu adamların ne kadar da başarılı olduğunu teslim etmek gerek diyorum.
“Bu kadar haksızlığa uğrarken bir de kendimi eleştiremem demenize gelince, "olmaya" aday olanlar her daim iç muhasebesini yapar, "sahip olmaya" odaklı, en iyi haliyle yarı medeni olanlarsa, aka karaya bakmadan saldırır gider.” Demişsiniz.
Ve beni yanlış anlamışsınız. Ben sahip olmaya odaklı bir adamsam bana yazıklar olsun.
Söylediğim şey “bu noktada” idi. Bunu atlarsanız gerçeğin tüm görünümü değişir.
Adamlar gelip Türkiye’nin temeline dinamit koyuyorlar. Bakın görüyorsunuz ortaya eski bir yüzbaşı ve mafyadan oluşan ve ulusalcı!! güçlerle bağlantılı bir çete çıktı. Bu ne idüğü belirli olan basın konuyu nasıl geçiştiriyor görmüyor musunuz. Hele bugünkü Emin Çölaşan’ın yazısını okuyun. Özeleştiri !!! neymiş hepimize çok güzel ders veriyor.
Ben sizlere özeleştirinin kralını önerdim defalarca. Gelin dedim tarihi kutsallık alanından çıkartalım, Kur’anı gelenekten de kopmadan ama yeni bir gözle kendi tarihselliğinden kopuk olarak yorumlamayalım, geçmiş nesillerin hatalarını ortaya koyalım, halihazırda din diye sahiplendiğimiz hurafelerin ayıklamasını yapalım, evrensel aklı hakim kılalım. Bunları diyen benim en başta…aslında demokrasi ve laiklikle evrensel akılla ayetlerin yorumunun çelişmediğini, dinin her şeyden önce toplumsal bir niteliği olduğunu, nasutiliği olduğunu söyleyen de benim.Piyasadaki birçok yerde de bu konu çok daha teknik düzeyde açıklanmış bulunuyor.
Benim burada söylediklerim hala anlaşılmıyor ise bilemem tabii.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 20, 2006 08:29 PM
Sevgili Nuri Bey,
Bir daha yazmama kararı vermeye hakkınız yok desem bana kızar mısınız?!
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 20, 2006 09:23 PM
Bekir bey,
Bugune kadar aldiginiz cevabi 'biz' olarak yazmissiniz. Bir zamir olarak bunda sorun yok, ama, musahhaslastirilmasi gerekiyor:
Evet. 'Biz'in kimler oldugunu da bilmek, bu 'biz'in icini doldurmak gerekiyor.
Bunu desince, kurucu unsurun pek de zannedildigi sekilde olmadigi, dolayisi ile, simdi sizi rahatsiz eden farkliliklarin aslinda durum degerlendirmesini belki de eksik yaptiginiz anlamina da gelebilir.
Bir daha dusunun derim. Ama, dikkat: Yeni ve daha sarsici realiteler cikabilir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 21, 2006 12:01 AM
Muzmin Bey,
Burda kesinlikle "sizi cok iyi anliyorum' diyebilirim. Bu "sahi 'biz" derken kimden bahsediyoruz" sorusu kafami en fazla kurcalayan sorulardan biridir. Ama hersey bir anda soylenmiyorki. Belki "kurtulus savasini gercekten bizmi kazanmistik" sorum baskalarinida "sahi biz kimiz" sorusuna provoke etti ise bosta kalmadi demektir.
Bize ilkokulda millet olmanin sartlari altinda "din birligi, dil birligi, ulku birligi" sayilirdi. Simdi neler sayiliyor bilmiyorum. ABd'deki yiilarimda bana ordaki laikcilerden "Ataturk'u yilin adami secmek icin oy ver" hatta "ermeni propogandasina karsi mektup yaz" vb istekleri gelince "ben gericiyim; benden neden yardim istiyorsunuzki; benim kizkardeslerimi universitelerinize sokmuyorsunuz; bu ulkede dahi benim ailem aleyhine kampanya, ispiyonculuk yapiyorsunuz; neden benim oyumu istiyorsunuz" derdim. Bu sadece bir ornek.
Gecen siyasal bilimci kardesim "Iran bizim tabii rakibimizdir" dedigindede ona "biz" kimiz, hangi Turkiye, kimin tasavvuru, kimin tahayyulu" sorusunu sormustum. Demirel, Guruz, Cevik Bir ve diger seckinlerimizin "biz" i bana japonlardan uzak. Kanimca cok onemli bir noktaya parmak bastiniz. Diger ilmekteki sabetayci, donme tartismalari, Mahir Kaynak'in ustine bastigi "dis etkenler" hepsi bir "biz" sorgulamasina girmeli.
Artik Turkiye'lilerin ortak bagi olarak ayni siyasi cografyayi paylasma disinda ne sayabilecegimi dusundum bulamadim. Isin felsefi boyutuna inersek tabiiki herbirimizin bircok kimliklerimiz var ve degisik baglamlarda "biz" lerimiz degisik.
Ozellikle Kurtulus Savasi'na referans yaparsak ben kendi adima sunu soyleywebilirim : Kurulus savasind biz savaastik ama baskasi kazandi. Bugun bana hugo Chavez Baykaldan da , Sezer dende daha yakin. Onunla ortak bir ahlaki deger paylasiyorum en azindan.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 21, 2006 01:43 AM
Sevgili Metin Bey,
size nasıl kızabilirim ki?
sizinle hasbihal benim için ne büyük bir keyf bilemezsiniz.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 21, 2006 08:54 AM
Gulay Gokturk'un "Gene Ozelestrimi Yapacaksiniz" yazisini kuvvetle tavsiye ederim. Konu basligi ile yakindan ilgili.
http://www.bugun.com.tr/bugunhaber/yazardetay.asp?id=3748
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 21, 2006 09:12 AM
Sayin Nuri Saglam Bey,
Siteye yorum yazmasamda uzun zamandir , ilk yazdiginiz yazidan beri , sizi ve sitemizin sanki birer "think - tank" kurulusu calisani gibi haril haril bilgi /strateji üreten diger yazarlarini (mesela ilk aklima gelenler Suat Bey , Müzmin Bey , Bekir Bey , Metin Bey) ilgiyle alakayla takip ediyorum.Sizin görüslerinizden inanin ben ve benim gibi bircok kisi yararlaniyor.Sizin bizi birakmaniza gönlümüz razi degil.Genc bir kardesiniz olarak bizi aydinlatmaya devam edeceginizi umut ediyorum.Sizin gibi kimselerden , bircok kitabi okuyarak elde ettigimizden daha fazla bilgi edindigimizi bilmenizi isterim.
Saygilarimla ,
Seyithan
Yazan: Sitenin Müdavimlerinden.. Tarih: May 21, 2006 12:14 PM
sadece “Dinlerarası diyalog, Kilise'nin bütün insanları Kilise'ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır... Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir. “
"Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya'yı Hıristiyanlaştıralım." (Papa II. Paul)
"Diyalogdan söz ettiğimizde, açıktır ki, bu faaliyeti, Kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil'i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilise'nin bütün faaliyetleri, üzerinde taşıdığı şeyleri yani Mesih'in sevgisini ve Mesih'in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilise'nin İncil'i yayma amaçlı misyonunun çerçevesi içinde yer alır." (Pietro Rossano -Vatikan Konsil sekreteri)
"Bütün insanlar Hz. İsa’ya döndürülmeli, bütün insanlar vaftiz olarak Kilisede birleşmeli ve onun vücudu olan Kiliseye girmelidir. Yollar, usuller, metotlar değişir; ama hedef hiç değişmez: Bütün insanları Hıristiyanlık dinine sokmaktır nihaî maksadımız". (Towards a pastoral approach to culture - Vatikan yayını)
Diyaloğun kilifina uydurulmuş misyonerlik olduğunu anlayamamak cidden büyük bir safliktir.. Böyle bir durum söz konusu olsa şu anda bizden daha çok gücü olan vatikan böyle bir işe girer mi? Uyanin ve kendinize gelin.
Yazan: mücahit Tarih: May 21, 2006 06:58 PM
Mücahit Bey,
Bu millete en büyük darbeyi hep sağ gösterenler vurmuştur. dostça uyarıyorum: "sağdan" vurmayınız!
dinlerarası diyalog ya da doğru adıyla dindarlar arası diyalog kavramına karşı çıkanları şöyle bir izledim.kimler var bakalım:
-Doğu Perinçek
-Faik Bulut
-Vural Savaş
-Gülseven Yaşer ve Haşmet Atahan
gibi en radikal din düşmanları. başka en belirgin özellikleri de ülkedeki parlamenter sistemi rafa kaldırıp faşist bir cunta isteyen güruhun en temel argümanlarından biri olması. bir de bu gürühla aynı söylemi paylaşan ve aynı safta duran "asrın bilge insanı" diye kendini çığırttıran mehdi-yi azam Haydar Baş efendi var ki bu da hiç hayret verici değil.
şimdi bu sağdan gözüküp sol çakan bu söylemin tutarsızlıklarını, saçmalıklarını uzun uzun yazmaya ne vaktim ne de lüksüm var. ama bu zeki ve kurnaz oyunu sürdürmekte ısrar ederseniz ben de iplikleri pazara çıkartacağım.
siz gerçekten bunlara inanmış inandırılmış da olabilirsiniz. bunu bilemem.
Diyalog'u zayıflar ister. Müslüman dünyayı katil terörist göstermek isteyen evangelistlerin ekmeğine yağ süren sizin gibilerin söylemi mi yoksa bunu kırmaya çalışan müslümanların diyalog kurulabilir makul insanlar olduğunu göstermeye çalışanların söylemi mi ihanettir bunu iyi düşünün. Anadolu halkının uyanışını kırmak için kendilerini uyandıranları misyoner diye yaftalamak eski ve bayatlamış bir İngiliz oyunudur. ama artık yenmiyor.
eğer gerçekten samimi iseniz düşünün. yok belli bir provokasyonun gereğini ifa ediyorsanız onu ben bilemem görevinizi yapmaya devam ediniz.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 21, 2006 08:47 PM
Mucahit Bey belki size sadece bir soru soracagim?
Afrikadaki Musluman ulkelerden Hristiyanligi secen bir ulke adi soyler misiniz? Soyleyemezsiniz. Cunku Hristiyanlarin convert ettigi insanlar Ilahi dinlere inanmayanlar. Siz once gitseydiniz size inanir, Musluman olurlardi. Allah askina kuzum siz nerede yasiyorsunuz? hic mi kitap okumuyorsunuz? Tarihten haberiniz yok mu? Ne biliyim bi dinler tarihi kitabi falan alin, diyalogdan kimlere bugune kadar zarar gelmish gorun. Dikkatinizi cekerim bu diyaloglar yuzunden Muslumanlik Amerikada ikinci din olabilmistir.
Sizin kafanizdaki black panther'ler olmasa belki Muslumanlik Amerikada ve bu baglamda dunyada daha farkli bir yerdeydi. Bazen siz gibi "Muslumanlar"in dine verdigi zarari Musluman olmayanlar vermiyor.
Filistinde de ayni seyler oluyor. Zalimin elinin altinda ezilmektense olmeyi tercih edecek olsalardi bu asamaya gelmezlerdi. ama intihar bombalari ile degil. Dusunun bin bes bin on bin kisi silahsiz bir sekilde Israil ordusunun uzerine yuruyup ulkemizi terkedin diyor. Israilliler kac bin tane silahsiz insani vurabilir. Dunya ne kadar boyle bir katliama seyirci kalabilir. Hristiyan "Avrupadan yardimlarimizi kestiler" diyerek aglayan sozde radikal Hamas'in durumu utanc vericidir. Ama utanmalari da olmadigi icin boyle insanlarin yuzlerine de soyleseniz hicbirsey hissetmezler.
Turkiyeye 70 milyon incil dagitsalar ne olur? niye bunu problem yapip dururlar. Kimi ne ile korkutmaya calisiyorlar? Yaw zaten biz kitap okumayi seven bir millet degiliz ki! Hem okusalar bile Tanri ile gures yapan ve Tanri'yi yenen Yusuf Peygamber kismina geldikleri zaman kac kisi halen bu kitabin Ilahi bir kitap oldugu dusuncesi ile okumaya devam eder? Kac Turk erkegi sex yapamadan kendini dine vakfetmeyi uygun bulur? Prof Dr Ilber Ortayli bir gun derste Kayserili birinin Hristiyan oldugunu duyunca, kendine has uslubuyla " Ayyy zevksiz...git bari Budist ol hayatina renk kat...ne o oyle Katolik olmus bir de..." demisti...
Turkiye'de dini ne kadar engellemeye calisirlarsa o kadar daha da yukseldigine herkes sahit oldu. Yani kimi neyle korkutmaya calisiyorsunuz Mucahit Bey? Kim adina yapiyorsunuz bunu?
Yazan: fatih demir Tarih: May 21, 2006 10:13 PM
Aslında bu Diyaloga karşı çıkıyor ayağı dindar gruplara savaş açan bu sözde İslamcı güruhun yaptığı çok açık.
İlhan Selçuk, Hikmet Çetinkaya gibilerle saf durup gerçek vatanperver ve iyi niyetli müslümanların ocağına incir ağacı dikmek.
Siz bu insanlara küfrettiğiniz kadar Allah ve peygamber düşmanlarına en ufak bir tepkide bulundunuz mu ha?
bakıyorum bu adamların yazdıklarına çizdiklerine, Ataman Ertuğrul gibilerin yazdıklarıyla aynı. evet birebir aynı.
boşuna Perinçek'in sakallısı demiyorum.
Dobra olan Perinçek'e saygım var ama bunlara zerre kadar yok.
Yazan: nuri saglam Tarih: May 21, 2006 10:32 PM
Bekir Bey
"Ozellikle Kurtulus Savasi'na referans yaparsak ben kendi adima sunu soyleywebilirim : Kurulus savasind biz savaastik ama baskasi kazandi. Bugun bana hugo Chavez Baykaldan da , Sezer dende daha yakin. Onunla ortak bir ahlaki deger paylasiyorum en azindan."
Kurtuluş savası mevzusu derin mevzudur :)
Bu arada Hugo chavez bana da yukarıdaki zevattan cok cok daha yakın
Duygularınıza ve düşüncelerinize katılıyor ve benim adıma da yorum yazdıgınız için teşekkür ediyorum
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: May 22, 2006 09:37 AM
Bu mücahit efendi gibileri çok gördük. Şaşırmaya ve kızmaya hiç gerek yok dostlar.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 10:42 AM
"Dinlerarası Diyalog" kavramı Şubat 1998'de Türk kamuoyunun gündeminin baş köşesine oturmuştu. Gerçi 1966'dan başlayarak Müslümanlarla yakın münasebetlere girişen Hıristiyan çevreler, başta Katolik Kilisesi olmak üzere, 1980'den itibaren Türkiye'deki özellikle ilahiyat fakülteleri eksenli olarak "Diyalog" yollarım aramıştır.
O zamanlar demek istediğimizi anlamayan ve yanlış yorumlayanlar sağda solda şunları söylüyorlardı: "Bu "Diyalog" karşıtları bizi çekemiyor, yaptığımız büyük "hizmetleri" kıskandıkları için böyle yapıyorlar, bunlara bakmayın. Hatta bunlar öyle fazla bir sayı da değildir. Marjinal bir grupturlar. Yapacak başka bir şey bulamadıkları için böyle yapıyorlar." Ülkemizde meydana gelen olaylar, 800 yıllık Endülüs Medeniyeti'nin yok olmasıyla sonuçlanan olaylarla tam bir paralellik arz ediyordu. Aynı masum görünümlü oyunlarla sonu getirildi Endülüs'ün. Diyalog ve Hoşgörü adı altında aslında yeni bir tür misyonerlik ile karşı karşıya idik. Bunun yol açacağı tehlikelerle bugün artık yüz yüzeyiz.
Süreç içerinde neler oldu: Dört yıl içinde ülkenin her yanı misyonerlerle doldu.Mantar gibi kilise evleri türemeye başladı.
Bir elde İncil, bir elde güya Hz. İsa'nın hayatım konu eden kasetler, ülkeyi pervasızca dolaşmaya başlayan bu eğitimli misyoner ajanlar, dağıttıkları İndiler içine Türkiye'yi çok farklı gösteren haritalar da koymayı ihmal etmediler.
Urfa'da yapılan sempozyumda, ki, Urfa'nın Haçlı ordusu için özel bir anlamı var, "Müslüman" bir kadın Hıristiyan bir erkekle haham, papaz ve müftü üçlüsü önünde nikahlandırıldı. Halbuki bu sadece bir mizansendi. Çünkü söz konusu çift yıllardır zaten evliydi.
Aynı günler damat Lester'in; "Şehadet getirerek hem Hıristiyan, hem de Müslüman olduğunu" Zaman Gazetesi'nde okuduk.
(Bkz., 14-17 Nisan 2000 tarihli Zaman Gazetesi)
Öncelikle şunu ifade edelim ki, İslam'da Müslüman erkeğin, Ehl-i Kitap kadınla evlenmesi caiz olmakla beraber, ister Ehl-i Kitap olsun isterse başka inancın mensubu olsun, Müslüman olmayan erkeğin, Müslüman bayanla evlenmesi asla caiz değildir.Bunun aksini söyleyen hiçbir alim yoktur. Müslüman kadın ancak kendisi gibi Müslüman erkekle evlenebilir.
İman etmedikçe müşrik kadınlarla evlenmeyin. Beğenseniz bile müşrik bir kadından imanlı bir cariye kesinlikle daha iyidir. İman etmedikçe müşrik erkekleri de (kızlarınızla) evlendirmeyin. Beğenseniz bile, müşrik bir kişiden inanmış bir köle kesinlikle daha iyidir. Onlar (müşrikler) cehenneme çağırır. Allah ise, izin ve (yardım) ile cennete ve mağfirete çağırır. Allah, düşünüp anlasınlar diye ayetlerini insanlara açıklar."
(Bakara, 2/221)
Yahudiler "Üzeyr Allah'ın oğludur", Hıristiyanlar da "İsa Allah'ın oğludur" dediler. Bu, onların ağızlarından geveledikleri cahilce sözlerdir. (Sözlerini) daha önce kafir olmuş kimselerin sözlerine benzetiyorlar, Allah onları kahretsin! Nasıl da (Haktan batıla) döndürüyorlar."
(Tevbe, 9/30).
"(Yahudiler) Allah'ı bırakıp bilginlerini (hahamlarını); (Hıristiyanlar) da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesih'i (isa'yı) Rabler edindiler... O bunların ortak (şirk) koştukları şeylerden uzaktır."
(Tevbe, 9/31).
"Geçekten, Allah Meryem'in oğlu isa'dır" diyenler kafir olmuşlardır."
Oysa daha önce de ifade ettiğim gibi, Ehl-i Kitap'ın Hz. ibrahim (as)'ı sahiplenme gayretleri Asr-ı saadetten beri devam etmekte ve özellikte de Al-i Imran suresinde bir çok ayette yüce Allah Ehl-i Kitap'ın bu iddialarını kesin bir dille yalanlamaktadır.
"İbrahim ne Yahudi, ne de Hıristiyan! Lakin O, dosdoğru bir Müslüman'dı. O müşriklerden de değildi."
(Ali İmran, 3/67).
"Ey Ehl-i Kitap! İbrahim hakkında niye çekişip duruyorsunuz? Tevrat da, İncil de (daha evvel değil) ancak O'ndan sonra indirilmiştir. (Buna da) aklınız ermiyor mu?"
(Al-i İmran, 3/65).
Bunlar söz konusu ayetlerden sadece bir kaçı. Şu hadis-i şerifi de bilmekte fayda var.
İbn-i Mesud anlatıyor: Resulüllah buyurdular ki; "Her peygamberin peygamberlerden dostları vardır. Benim dostum ceddim ve Rabbimin "Halil'i" olan ibrahim'dir", Resulüllah (as) sonra şu ayeti okudular: "İnsanlardan ibrahim'e en yakın olanı, O'na uyanlar, şu peygamber (Muhammed) ve (O'na) iman edenlerdir. Allah müminlerin dostudur."
(Al-i İmran, 68).
Bu organizasyonların daha çok İslam ülkelerinde yapılanlarının "İbrahimî dinler adı altında yapılıyor olması, mesela yakın tarihlerde Afrika'da yapılan bu tip bir toplantının; Yeryüzü Dinleri" adı altında yapılmış olması da çok düşündürücüdür.
Son zamanlarda ortaya atılan ve Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü teranesini desteklemek için ileri sürülen, İbrahimi dinler, Hıristiyanlar'la amentümüz birdir, Dinler Bahçesi, Medeniyetler İttifakı masallarının hepsi, en son ve en mükemmel din olan İslam'ı sınırlamak ve muharref dinler seviyesine indirmek gayretinden başka bir şey değildir. *Ergun Göze
Müsteşriklerin büyük kısmı İslam'ın Judeo-chretien dinlerin mükemmelleştirilmişi olduğunu teslim etmişlerdir. Eğer önceki diğer dinlerin geçerli bir tarafı olsaydı, İslam Kur'an ve Resul ile gönderilerek düzeltilmez, mükemmelleştirilmezdi.
Diyalog, dinlerarasında değil, insanlar arasında olur. Bunu ecdadımız ondört asırdır insanlığa örnek olacak şekilde yapmıştır. Mükemmel bir dinle, muharref dinler arasında ne gibi bir alışveriş olabilir.
Babamı rahmetle anarım... Oğlum, demişti, Kur'an, Hıristiyanlar'ı da, Yahudiler'i de tek otantik din kitabı olarak kurtarmıştır. Nasıl mı? Hazreti Meryem'in bakireliğine ve iffetine kefil olarak Hıristiyanlar'ı, Hazreti İsa'nın değil, ona benzetilen birisinin asıldığını bildirerek bir peygamber daha öldürmüş olmaktan Yahudiler'i kurtarmış, hem de İsa'nın şanını yüceltmiştir. Ama buna mukabil en ağır mukavemeti İslam onlardan görmüştür.
Diyalog, züğürt tesellisi
Nitekim 19 ve 20. Yüzyıl, İslam ålemi'nin Hıristiyan ålemi tarafından sömürge yapılması sürecidir. Koca bir imparatorluğun, tasfiyesi devresidir. Bugün de görülmektedir ki diyalog, yeni tip sömürgeciliğin aleti bir züğürt tesellisidir. Bundan kazançlı çıkan da İslam değil, diğer dinlerdir.
Elbette herkes inancında hürdür. Zaten biz kimin inancına karıştık ki? Ama görülüyor ki diyalog bizi inancımızda hür bırakmamanın yoludur. 14 asrı aşan bir tatbikatı olan dinimizi içeriden ve alttan başkalaştırma teşebbüsüdür. Bu akım İsevi Müslümanlar ortaya çıkarmaktadır. Halbuki Müslümanlar, Batılılar'ca da Muhammedi olarak tarif edilmemiş miydi? O zaman hani, nerede Muhammedi Hıristiyanlar? Yahut diyalogcular da kendilerini Muhammedi Hıristiyanlar diye mi tanıtacaklar. Hayır. Çünkü onlar, Kelime-i Tevhid'den Lafza-i Muhammedi'yi koparmaya bile razı olmaktadırlar. Evet Hıristiyanlar'ın hiçbirisi teslis akidesini bırakmazken, yani tevhide gelmezken bizimkiler, peygamberlerinden, dolayısıyla Kur'anlar'ından vazgeçmiş görünmekteler. İslam Dünyası'nın sefaleti ve Müslümanlar'ın zihni geriliği ve yanlışları ile dinimizin aslının ne alakası var ki paniğe kapılıyoruz. O hastalıklarımızın ilacı da dinimizde...
İslam, bütün insanlığa gönderilmiş tek ve ebedi tevhid dinidir. Kitabı Kur'an tek otantik kitaptır. Örneği Peygamberimiz ise insanlığın tacıdır. Diyalog ise İslam'ın içinde bile tefrika yaratmıştır.
Hazreti Mevlana Mesnevi'sinde diyor ki:
- Asılan Hıristiyanlar'ın cehaletine bakın ki asılmış bir Tanrı'dan medet ummaktadırlar.
Ben de molla hünkarın izinde diyorum ki, diyalogcuların haline bakın ki asılmış bir Tanrı'dan medet uman cahillerle diyaloga giriyorlar, hem de nurun tek kaynağı olan İslam'ı bırakarak, onlardan medet umuyorlar. İlim, medeniyet ve bilhassa ahlakın kaynağı olan Yüce İslam aydınlığıyla cumanız mübarek olsun.
Cinsi, cibilliyeti, hammaddesi ne ise, nasıl bir şey ise isabet ettiği tüm başları yamultuyor, yamyassı ediyor. Başına diyalog düşmüş ne kadar insan tanıdıysak, profesöründen dağdaki çobanına kadar hepsinin dengelerini yitirdiğine, ölçülerini kaybettiğine şahit olduk. Bu ‘diyalog’ tuğlasını kim icad etti ve güzelim insanlarımıza kim musallat etti ise Allah’ından bulsun inşaallah. Düştüğü zihni iğfal ediyor, düştüğü başı yamultuyor, düştüğü dalları yere indiriyor *Aziz KARACA
Bu fitnenin mucitlerini milletimiz çok iyi tanımalı
Onbeş asırdan beri İslam dünyasında kabul edilen itikadi ölçüleri, özellikle de Anadolu coğrafyasındaki ehl–i sünnet itikadını derinden yaralıyor. Bu fitnenin mucitlerini ve ülkemizdeki ana bayilerini milletimiz çok iyi tanımalı ki, açtıkları yaralar daha fazla derinleşmeden, başkalarına bulaşmadan tedbirlerini alsınlar.
Haftalık Aktüel Dergisi’nin son sayısını okurken bu konuda daha fazla yazmamız gerektiğine inandım. Bu ifsat felsefesi bu ülkenin aydınını, profesörünü bu hale getirmiş ise, bilgisi, altyapısı olmayan ve geçim derdi ile uğraşan insanımızı ne hale getirmiştir diye ürpererek düşündüm.
Okuyun da ne düşündüklerini öğrenin!
Başlarına ‘diyalog’ tuğlası düşmüş adamların, sözkonusu dergideki beyanatlarını görünce ümmet–i Muhammed’in büyük bir fitne ile karşı karşıya olduğunu düşünmemek mümkün değil. Ne hikmetse, onbeş asırlık İslam tarihi boyunca Said Nursi’nin kitaplarında rastladığımız “Müslüman İseviler” tarifine denk düşen topluluklar var mı” tarzındaki sorusuna diyalog ekibinden İhsan Atasoy söyle cevap vermiş: “Batı’da Müslüman İsevileri gördüm. Adam Hıristiyan ama Tevhid inancı var, Hz. Muhammed’i de kabul ediyor. İlle de Müslümanlığa tâbi olması gerekmez…”
Fesübhanallah… Diyalog, tuğlasından darbe yemiş ilahiyatçıların ne hale geldiğini gördünüz mü?
’İsevi’ kulpunu takmak neyin nesi
Bir adam, kelime–i tevhidi dil ile söylüyor kalbi ile de tasdik ediyorsa, Lailahe illallah Muhammedürresülüllah mesajının içeriğini kabul ve ilan ediyorsa bu adam Müslüman’dır. Böyle bir adama ‘İsevi’ kulpunu takmak neyin nesi? Yok, eğer, bir adam; ben Kelime–i Tevhidi öylesine söylüyorum ama ben eski dinimden vazgeçemem, ben Hıristiyan’ım diyorsa, böyle birine de ‘Müslüman’ kulpunu takmak kimin haddine düşmüş? Bir kere “Müslüman İseviler” tanımı ucube bir tanım ve “evvel yok idi işbu rivayet yeni çıktı” cinsinden bir anlayış.
Başına ‘diyalog’ tuğlası düşmüş adamlar anlarlar mı bilemiyorum ama biz milletimiz için birkaç ölçüyü hatırlatalım:
“Ey ehl–i kitap! Peygamberlerin arası kesildiği bir vakitte size elçimiz (Hz. Muhammed) geldi. O size hakkı–hakikati açıklıyor ki (kıyamete), “Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi” demeyesiniz. İşte size müjdeleyici ve uyarıcı gelmiştir. Allah her şeye hakkıyla kadirdir.” (Maide:19)
İhsan Atasoy’un; “Batı’da Müslüman İsevileri gördüm. Adam Hıristiyan ama tevhit inancı var, Hz. Muhammet’i de kabul ediyor…” sözlerini bir an için doğru kabul edelim. Bu adam Hz. Muhammed’i (S.A.V) kabul ediyorsa, işte Kur’an onu böyle takdim ediyor. “Müjdeleyici ve uyarıcı” Muhammed (S.A.V) bakın kendini nasıl takdim ediyor ve onları nasıl uyarıyor:
“Hz. Musa ve Hz. İsa bugün yaşalardı, Bana tâbi olmaktan başka bir yolları ve vazifeleri olmazdı.”
“Varlığım kudret elinde olan Allah’a yemin olsun ki, Musa peygamber bile sizin aranızda bulunsa da siz Beni bırakıp ona uysanız, şüphesiz sapıklardan olurdunuz.”
Hal böyleyken, bu kadar apaçık ortada iken, adam; “Hıristiyan’ım” diyor ve siz ona “Müslüman İsevi” diye kulp takıyorsunuz. Bu hakkı nereden, kimden alıyorsunuz? Gençliğin zihnini iğfal etmeye, itikadını bozmaya ne hakkınız var?
Şu profesörün sözlerine bir bakın
Aynı dergide, aynı yamuk mantığı seslendiren Prof. Dr. Davut Aydüz’ün sözleri ise tam evlere şenlik cinsinden: “Bazıları bir insan hem Hıristiyan hem de Müslüman olur mu, diyebilir. Fakat bir Hıristiyan, Müslüman olmak için gerekli olan şeyleri, yani kelime–i şahadeti söylüyor, aynı zamanda da Hıristiyan’ım diyorsa, ona, “böyle bir şey olmaz, ya kiliseye gitmeyi terk et, ya da bizim inandığımız şeylere inanma mı” diyeceğiz?”
Tut kelin perçeminden… Koskoca profesör olmuş adam bilmez mi; bir adam Hıristiyanlık iddiasını sürdürüyorsa Hıristiyan’dır. Hıristiyanlığı reddetmedikçe, terk etmedikçe Müslüman sayılmaz. Allah böyle diyor, peygamberi böyle diyor, peki siz kimsiniz, size ne oluyor beyler?
Hıristiyanlığı meşrulaştırıyorlar
İlgili sayfaları çevirirken, içimden, “tam da Müslüman bulmuş köy yolu sormuşuz” derken Prof. Dr. Sezen’in cümleleriyle karşılaştım ve rahat bir nefes aldım:
“İsevilik bir ırk, kavim adı değil. Müslümanlık da öyle. İkisi de din. Müslüman Fransız veya Hıristiyan Arap olur ama Müslüman İsevi, İsevi Müslüman olmaz. Biri ya Müslüman’dır ya İsevi. Bireysel bazda hem Hz. İsa’yı hem Hz. Muhammed’i kabul edebilirsin. Bütün dinler Allah’tandır, diyebilirsin. Ama bunu cemiyete indiremezsin. Çünkü en başta kültürler uyuşmaz. Ayrıca ilerde Hz. İsa Hıristiyanları Müslümanlığa yaklaştıracaksa, hatta Müslüman yapacaksa onun adı Müslümanlık olur. Bu tip diyalog çabaları yanlış sonuçlara çıkabilir. Bu onların işine yarıyor, Hıristiyanlığı meşrulaştırıyor. Diyalog kültürel, siyasi olabilir ama teolojik olmaz. İslam onları belli bir noktaya çağırıyor. Demek ki, o noktada değiller ki çağırıyor. Eğer onları Müslüman yapmak için takiyye ediyorsa, takiyye burada caiz değil. Müslümanlığı açık açık anlatırsın, dinde zorlama, aldatmaca yoktur. Buna diyalog demenin, taviz vermenin anlamı yok.”
Kur’an niye geldi?
Prof. Sezen, Aksiyon Dergisi’nin 8 Aralık 2003 tarihinde “insanlık onu bekliyor” başlığı ile Hz. İsa’yı kapak yapmasını da eleştiriyor: “Müslüman bir cemaatin dergisi nasıl böyle bir şey söyler: Müslümanların kaderi dâhil, her şey Hz. İsa’nın gelişine bağlı öyle mi! Haberin içinde de diyalog yanlısı ilahiyatçıların ağzından “bütün insanlık Hz. İsa’nın etrafında bütünleşmeyi ideal edinmeli” gibi cümleler var. O zaman Kur’an niye geldi? Hz. Muhammed idealizmine ne oldu? Hadi biz akademisyeniz, bu tip tartışmalardan etkilenmeyiz ama sıradan Müslüman ‘demek ki benim peygamberim yarım bırakmış işleri. Hz. İsa gelip tamamlayacak’ demez mi? Bu çok tehlikeli bir durum. Art niyetli düşünsek, o dergi Hıristiyanlığın ilanı! İsa motifleri, haç, kilise… İsevilik sadece bir din değil, aynı zamanda bir kültürdür. Ve biz bu kültürün hâkimiyetini biraz daha perçinliyoruz. Diyalog doğru kullanılmazsa misyonerlik yolunu açar…”
Siz siz olun, çoluğunuzu çocuğunuzu, evinizi barkınızı, eşinizi dostunuzu, hısım akrabanızı, bu ahir zaman fitnesinden, bu ‘diyalog’ tuğlasından uzak tutun.
DİNLERARASI DİYALOG NEDEN İHANET SAYILMALIDIR?
Baba filmini sanırım herkes bilir. Hani meşhur aktör Marlon Brando’nun başrolünü oynadığı film. Filmin bana göre en can alıcı sahnesi, içeriden sızdırılan bir bilgi nedeniyle ‘Baba’nın vurulduğu ve ölüm döşeğindeyken oğluna söyledikleriydi. Şöyle demişti oğluna: ‘Cenaze töreninden sonra karşı taraf ‘uzlaşma ve barış’ talebinde bulunacaktır. Bu talebi bizden kimin aracılığı ile iletirlerse, bilgiyi sızdıran hain o dur!’ *Nihat Asır
Baba ve oğul arasında geçen bu diyalog, doğrusu benim açımdan bir hayli ufuk açıcı olmuştu. O sözle, kestirme bir yolun oldukça anlaşılır bir haritası çizilmişti adeta. Bu metodu birçok hadisenin analizinde kullandığımı ve bir hayli müstefit olduğumu söylersem, mübalağa etmiş olmam. Filmi izlememiş olanları merakta bırakmamak için, uzlaşma teklifini eniştelerinin getirdiğini ve enişte bile olsa ihanetin bedelinin ödetildiğini söylemekte fayda var sanırım. Filmin bu bölümünü hatırda tutarak konu bağlamında şu önemli iki hususun altını çizmekte fayda var. Öncelikle, dinler arası diyalog iddialarını kimlerin dillendirdiğiyle yahut kimlerin bu söyleme itiraz ettiğiyle ilgili hiçbir şey söylemeyeceğim. Meseleyi ‘şahıslar’ üzerinde ele alıp buna göre değerlendirme yapanların feci şekilde yanıldıklarına inanıyorum zira. İkinci olarak bu iddiayı seslendirenlerin ya çok cahil veya çok kurnaz ve içten pazarlıklı olduklarını ifade etmek gerekir. Önce neden cahillik gibi bir suçlamada bulunduğumu tavzih edeyim izninizle. Bilindiği gibi birbirlerini muhatap kabul eden taraflar arasındaki iletişime diyalog denir. Dinler arası diyalog söylemi, bu gerçek ışığında, daha en başında anlamını yitirir. Zira bahse konu edilen dinler, yani Musevilik ve Hıristiyanlık, başta İslâm dinini olmak üzere birbirlerini yok sayma esasına dayanır. Bir Yahudi nezdinde Hıristiyanlık ve İslâm diye bir din yoktur. Bir Hıristiyan için de bu böyledir ve onlar açısından Müslümanlar koyu birer kâfirden başka bir şey değildirler. Hıristiyanlarla konuşurken Hz. İsa (A.S.)’nın peygamber olduğu kabulünden hareketle diyalog geliştirme gayretkeşliğinde bulunanlar, farkında olmadan muhatapları tarafından alay konusu edilmektedirler. Dedik, onlar Mesih’i Tanrı, İncil(ler)ide Mesih’in, yani Hz. İsa’nın sözleri kabul ederler. Bu nedenle de birden fazla incilin bulunmuş olması bir çelişki doğurmaz ve açıkçası kendileri açılarından oldukça da tutarlıdırlar. Bu sebepten ötürü Hıristiyanlar açısından ‘dinler arası diyalog’ söyleminin tutarlı ve anlamlı hiçbir dayanağı yoktur. Mesela; Vatikan’ın Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası yetkilsi Pietro Rossano’nun şu ifadesi bunun açık bir delili hükmündedir. “Diyalogtan söz ettiğimizde açıktır ki bu faaliyeti, kilise şartları çerçevesinde misyoner ve İncil’i öğreten bir cemaat olarak yapıyoruz. Kilisenin bütün faaliyetleri gibi diyalog da (…) Mesih’in sevgisini ve Mesih’in sözlerini nakletmeye yöneliktir. Bu sebeple diyalog, Kilisenin İncil’i yayma amaçlı misyonun bir parçasıdır.” Papa 2. John Paul de yaptığı muhtelif konuşmalarda aynı şeyi söyleyerek bu hainane planı tescillemektedir adeta: “Dinlerarası diyalog Kilisenin bütün insanları kiliseye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır.” Buradaki ifadelerden açıkça görüleceği üzere Hıristiyanlar aslında takiye yaparak bir tebliğ faaliyetinde bulunmaktadırlar. Bazı çok bilmişlerin Kur’an’daki, ‘Ortak söze gelin’ teklifini diyalog diye yutturma çabası ise açıkçası bir saptırmadan ibarettir. Çünkü Kur’an’ın bahsini ettiği ortak söz: ‘La ilahe İllallah Muhammedun Resulullah’ kelime-i tayyibesidir!.. Bütün bunlarla birlikte Hıristiyanlıkta sanıldığı gibi ‘teslis akidesi’ yoktur. Bugünkü Hıristiyanlık, muharref de olsa semavi niteliğini tamamen yitirip (İnsan-Tanrı inancı nedeniyle) putperest bir formasyon kazanmıştır ve bu tartışılamayacak kadar açık ve kesindir. Bu hususlar hakkında aksini iddia eden anlı şanlı hocalara Engin Ardıç’tan ders almalarını öneririm. En azından Hıristiyanlık nedir, onu öğrenmiş olurlar. (Engin Ardıç, Hıristiyanlığın dogmaları ve temel kabulleri hakkında oldukça bilgilendirici bir yazı yazmıştı.) Bu bağlamda internetteki bir Hıristiyan Forumunda, dini bütün bir gencin, bizdeki safdillerin kulaklarına küpe olacak şu sözleri ne kadar da doğru. “Çok açık ve net bir şekilde ifade etmek istiyorum ki aynı "Allah" a inanmıyoruz, Allah ile ilgili birşeye inanmıyoruz, kabul etmiyoruz, bunu birincil olarak bir kere anlaşılması gerekiyor. Tevrat'ta YHVH olarak yazılan, İncil'de "ego eimi" olarak geçen Yahve'ye inanıyoruz, ortak her hangi bir şey yoktur, bunu çok açık bir şekilde ifade ediyorum. Bazı hristiyan olduğunu söyleyen kiliselerin, müslümanlarla diyalog sevdasıyla, müslümanlara iyi görünmek için aynı Allah'a inanıyoruz dediklerini duyuyorsanız da bunu dikkate almayın, tabi karar sizindir, ben kandırılmış olmayasınız diye söylüyorum.” (İfadeler, imla kuralları da dâhil, olduğu gibi aktarılmıştır) Şimdi, kendisinden başka hiç kimseyi temsil etme makamında olmayan bir takım kişilerin; Müslümanlar adına ve koskoca İslâm dini adına, reel bir zemini olmayan bu tür bir diyalog girişiminde bulunma hakkı ve yetkisi yoktur/olmamalıdır. Kişisel diyaloglara girebilirler ve bu onların bileceği bir şeydir. Müslümanları muhatap dahi kabul etmeyen bir toplulukla bu tür bir ilişki, olsa olsa rejim nezdinde sakıncalı görülen bir takım faaliyetlere batı üzerinden bir meşruiyet zemini oluşturma gayreti denir ki, bu yüce dinimizi alet ederek yapıldığı için ve sonuçta Hıristiyani bir takım gelişmelere kaynaklık edeceği için ihanetin ta kendisidir!.. Bir hatırlatma da, vatanperver oldukları iddialarıyla birlikte Müslümanlara düşmanlıkları müseccel irtica paranoyaklarına: Sizler İslâm’a düşmanlık ederek, kendi çapsız kanaatlerini din sanan kifayetsizlere ihanet etme vasatı sağlıyorsunuz!.. Eğer vatanperverlik iddianızda samimi iseniz İslâm düşmanlığından vazgeçip halkla barış sağlayın. Bu barış ihanete giden bütün yolları tıkayacaktır. Son sözü Kur’an söylesin: "Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden bir topluluğa uyarsanız sizi iman etmenizden sonra kafirliğe döndürürler. Size Allah'ın ayetleri okunduğu halde ve içinizde O'nun peygamberi varken nasıl inkar edersiniz? Kim Allah'a tutunursa dosdoğru yola iletilmiş olur. Ey iman edenler! Allah'tan gereği gibi sakının ve ancak Müslümanlar olarak ölün." (Ali İmran Suresi, 100-102) Nihat Asır
Yazan: mücahit Tarih: May 22, 2006 12:00 PM
sayın Fatih Demir bey ilkbaşta karşınızdaki kişiyle konuşma uslubunuzu değiştirmenizi salık veririm. burada ciddi bir meseleden bahsedildiği açık. eğer tezinizin doğru olduğu inancındaysanız kaynaklarıyla bunu pek ala anlatabilirsiniz. kişisel sözlere gerek yok. Diyalog ile yapılmak istenen Hristyanlığın , Museviliğin ve İsalamiyetin üçününde hak din olduğu aldatmacasıdır. İlkbaşta şunu bilmek gerekiyor"Allah katında tek hak din İslamdır. Bizim diyalogcular dini yayıyoruz bu sayede diyerek İslamiyetten taviz verdikleri açıktır. DİYALOG İLE OLUŞTURULMAK İSTENEN MANTIK SADECE TEVHİD İNANCININ YETECEĞİ DİN SEÇİMİ İSE KİŞİNİN KENDİ İSTEĞİNE BAĞLI OLDUĞU İSTEYEN HZ MUSANIN YOLUNDAN İSTEYEN HZ İSANIN YOLUNDAN İSTEYEN DE HZ MUHAMMEDİN YOLUNDA GİDEBİLİR ÜÇÜDE DOĞRU YOLA GİTMEKTEDİR MANTIĞI OLUŞTURDUĞUNUZDA İLERDE TORUNLARIMIZ YAHU ÜÇÜDE DOĞRU YOL İSE İSLAMİYETİN EMİR VE YASAKLARI BANA ZOR GELMEKTE BEN İSEVİLİĞİ SEÇEYİM NEDE OLSA HAFTADAN HAFTAYA BİR PAPAZA GÖRÜNÜR GELİRİM DİYECEK BU SAYEDE BU COĞRAFYA HRİSTYANLAŞTILICAKTIR.
Yazan: mücahit Tarih: May 22, 2006 12:15 PM
Sayın Mücahit,
Dininizin gücünü hafife alıyorsunuz. Paranoyaya, telaşa mahal yok. Burası Anadolu, güngörmüş bir yer, nice medeniyetin, nice kültürün harman olduğu, muhteşem bir yer. İslamın en olgun sosyolojik halini bulduğu yer. Bırakın diyalogmuş miyalogmuş, misyonerlikmiş misyonerlikmiş bunları, dert etmeyin. Değmez. Evanjelist Busht bile istediği gibi at oynatamıyor, korktuklarınız ne halt edebilir ki?!
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 12:40 PM
Müco
Sus
Yazan: salih Tarih: May 22, 2006 01:17 PM
Arkadaşlar
Site dışında bile birbirinizi tanıyor olsanız bile birbirinize
Müco şeklinde hitap etmeyiniz
Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: May 22, 2006 02:10 PM
Ozgur Bey,
Sizinde "benim adima "yazdiginiz birkac yorumunuzu gordum. Odestik. Metin Bey'e yaptigim uyariyi sizede tekrarlamak durumundayim "duygu ve dusncelerimi intihal etmeyin"! :)
Mucahit Bey, "dialog" mevzuunu tartisan arkadaslar,
Sarkinin dedigi gibi "slow down you are going too fast"!
Eksik bilgilerle ne diyalogculari ne diyalogu benimsemeyenleri yargilayalim. Once bir tartisma usulu uzerinde anlasmaya calisalim bence.
1. Diyalog konusunda Hayreddin Karaman Hoca'nin dusuncelerine katildigimi bir yerlerde soylemistim.(yeni Safak ve Zaman gazeteleinde bulunabilir bu konudaki yaklasimi) Ben bu konuda ortadayim diyebilirim. Dialogcularin niyetlerinden suphe etmiyorum: muslumanin husn-u zanni, husn-u muamelesi'ni hatirlatirim.
2. Bu konunun adeta mezhep ayriligi gibi bir diyalogcu-antidiyalogcu kamplasmaina sebebiyet vermesi cok uzucu. Dilyalog musluman icin bir cok yollardan biridir; bir aractir, amac degildir. Hal boyle olunca ne koru korune "kotudur" diyelim, nede "illede diyalog" diye cikis gayemizi unutup fanatik diyalogcu olalim. Bunun yerine diyalog yapan kardeslerimizin zaman zaman durup "kar zarar" muhakemesi yapmalari ve buna gore "tamammi devammi" karari vermelerini diliyorum.
3. Mucahit Bey, sizin diyalogcu Hiristyan ve Yahudi mihraklarin niyetlerinden yola cikarak "bizim icin iyi olsa onlar istermiydi" diyorsunuz mealen. Kusura bakmayin ama bu kendine guvenmeyen, "onlar" karsisinda asagilik duygusu iceren bir perspektif. Rahmetli Turgut Ozal'dan kisa bir anekdot: Merhum, bir sohbette Bati'ya acilmaya karsi cikanlari soyle eletirmisti : "Onlarla is yaparsam beni utuyor diyorlar. Utulme be kardesim".
Bende size diyorumki: Gavurlarin bizden ahlaki veya entellektuel ustunlukleri ne? Birakin onlar beni hiristiyan yapmaya ugrassinlar; belki ben onun hidayete ermesine vesile olurum. Bunu ezberden konusmuyorum; Hiristiyan misyonerlerle coook diyaloglarim oldu; ve baskalarinin diyloglarini izledim. Benim gordugum bu "bagnaz anti-diyalogcular" in buyuk cogunlugunun Yahudi veya Hiristiyanlar'la hicbir temasi olmayan ikinci ucuncu el, cogunlukla dini degil politik on yargilar ve kaygilarla hareket edenler. Gidin sizde yapin diyalogu' korkmayin birsey olmaz. Ne sizden daha zeki, ne daha birikimli olduklarini goreceksiniz.
Mustafa Bey ve digerleine daha baslangictaki hakaretamiz cikislariniz, aklima "I know so little but I am so sure" ( O kadar az biliyorumki fakat o kadar eminimki) sozunu getiriyor. Bu derece fanatizm,ancak bilgi yoklugu ortaminda olabilir.
Kurtarin bu paranoyadan kendinizi. Ne gavurlar bizim ustun irkimizin genetik kodlarini calip kopyeleyebilirler nede onlarla konusunca hiristiyan olunur. Insanlar konusa konusa, hayvanlar koklasa koklasa. Fayda gelmezse de zarar da gelmez.
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 22, 2006 03:27 PM
Bekir bey,
Kendiniz bir güzel itiraf etmişsiniz ben gericiyim diye. Tebrikler!..Evet, gerçekten de siz ve sizin gibi düşünenler, Arap kültürünü din zanneden, müslümanlıkla Arap'laşmayı birbirine karıştıran gerçek bir gericisiniz. "Hele hele kurtuluş savaşında biz savaştık ama başkaları kazandı" diyebilecek saflık ta bir gericisiniz. Hem bu sözleri sarfedip sonra da Hugo Chavez ile ortak bir ahlaki değeri paylaşıyorum diyecek kadar su katılmamış bir gericisiniz. Hugo Chavez'in ülkesine sakın gitmeyin çarpılırsınız. Başkentin merkezi yerinde ATATÜRK anıtı var çünkü. Çarpılırsınız çünkü Chavez'in ülkesinde bile sizde olmayan ATATÜRK saygısı ve sevgisi var.
"Bize ilkokulda millet olmanin sartlari altinda "din birligi, dil birligi, ulku birligi" sayilirdi. Simdi neler sayiliyor bilmiyorum. ABd'deki yiilarimda bana ordaki laikcilerden "Ataturk'u yilin adami secmek icin oy ver" hatta "ermeni propogandasina karsi mektup yaz" vb istekleri gelince "ben gericiyim; benden neden yardim istiyorsunuzki; benim kizkardeslerimi universitelerinize sokmuyorsunuz; bu ulkede dahi benim ailem aleyhine kampanya, ispiyonculuk yapiyorsunuz; neden benim oyumu istiyorsunuz" derdim. Bu sadece bir ornek."
Saygılar,
Ataman Ertuğrul
Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: May 22, 2006 04:56 PM
Ataman Bey,
Size bir söz sanatları kitabı armağan etmek istiyorum. Şu İlhan abiden yıllar yılı ona kaptırdığım beş liraları bi tahsil edeyim, ondan sonra size öyle bir kitap hediye edeceğim, söz.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 22, 2006 05:53 PM
ben mi anlatamıyorum anlamak isteyenler mi var diyalog ile hedeflenen mantik sadece tevhid inancinin yeteceği din seçimi ise kişinin kendi isteğine bağli olduğu isteyen hz musanin yolundan isteyen hz isanin yolundan isteyen de hz muhammedin yolunda gidebilir üçüde doğru yola gitmektedir mantiği oluşturduğunuzda ilerde torunlarimiz yahu üçüde doğru yol ise islamiyetin emir ve yasaklari bana zor gelmekte ben iseviliği seçeyim nede olsa haftadan haftaya bir papaza görünür gelirim diyecek bu sayede bu coğrafya hristyanlaştilicaktir. burada ki amacı ne olur biraz anlamaya çalışın. bizim dinimize inancımız tam zaten onlar şu anda müslüman bir genci iseviliğe döndüremeyeceklerini biliyorlar çünkü biz biliyoruz ki isevilik tahrif edilmiş bir din durumunda ve hükmü yok. ancak üçüde doğruya götürür denirse olay değişecektir. Birde bana hiçde hoş olmayan ithamlar yapanlar var pek ciddiye almiyorum herkes seviyesine binayen konuşacaktir hoşgörmek gerek. Bir uyari yaptiği içinde özgür beye şükranlarimi sunarim. Eğer diyaloğu savunuyorsanizda niye savunduğunuzu yazin bizde öğrenelim demagojiye gerek yok. Zaten amaç doğruyu bulmak değil mi?
Yazan: mücahit Tarih: May 22, 2006 07:33 PM
Şu makaleyi de dikkatinize sunarım:
http://yenimesaj.com.tr/index.php?sayfa=yazarlar&haberno=7990&tarih=2005-04-23
Yazan: mücahit Tarih: May 22, 2006 07:43 PM
AŞAĞIDAKİ HABERDE MÜSLÜMANKEN HRİSTYAN OLUNABİLECEĞİNİ GÖSTERİYOR DİYALOG BİLE YAPILMADAN : 3 köy birden din değiştirdi
Gürcistan'ın Acaristan Özerk Cumhuriyeti Maçahel bölgesinde, 3 Müslüman köyünün halkı topluca Hıristiyan oldu. Din değiştirme törenine Gürcistan Başbakanı Zurab Jvanıya da kaltıldı. Köylülerin gerekçesi farklıydı.
Maçahel deresinde gerçekleştirilen dini törene katılan Gürcistan Başbakanı Zurab Jvanıya, bölge halkının atalarının Müslüman olduğunu, ancak genç nesilin Hıristiyanlık dinini benimsediğini söyledi. Jvanıya, halkın kendi iradesiyle din değiştirmeye karar verdiğini ifade etti.
Hıristiyanlığı kabul eden bölge sakinleri de, açıklamalarında, atalarının Müslüman olduğunu, din değiştirmelerinde Hıristiyan çoğunluğa sahip bir ülkede yaşamalarının etkili olduğunu söylediler.
Maçahel deresinde yapılan dini törende, kilisede görevli papazların din değiştirenleri yarı çıplak vaziyette kutsal saydıkları dere suyuna 3 kez batırdıkları görüldü. KAYNAK : http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=11452
Yazan: mücahit Tarih: May 22, 2006 08:03 PM