« Anafikir'in Yorumu | Ana Sayfa | Murat Çiftkaya: Akyol'un Kitabı Okunmaya DeÄŸer »
May 15, 2006
'Çıplak Kamusal Alan' Laikliğe Aykırı
[15 Mayıs 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Türkiye'de laikliğin tehlikede olduğundan endişe edenler, bu endişenin haklılığına kanıt olarak en çok dindarlığın kamusal alana adım atma çabalarını gösterirler. Başörtülülerin resmi alanlarda gözükmesi, dindarlığı ile dikkat çeken insanların devlet kurumlarında çalışması ve hatta başbakanın bir konuşmasına "besmele" ile başlaması gibi örnekler, "kamusal alanın elden gitmeye başladığının" delili olarak yorumlanır.
Bunu bir kez böyle formüle ederseniz, her sabah uyandığınızda laikliğe yönelik yeni bir "tehdit" görmeniz kaçınılmazdır. Mutlaka bir yerlerde bir dindar, dindarlığını gizlemeksizin, kamusal alana ayak basacaktır. Zaten öyle de oluyor ve Türkiye yıllardır bu "tehdit algısı" ile alarma geçirilip duruyor.
Peki ama dinin ve dindarlığın kamusal alanda ifade bulmasınının laikliğe aykırı olduğunu nereden biliyoruz?
Bunu tartışmak gerek. Tartışırken de Atatürk'ün gösterdiği hedefe itibar edip "muasır medeniyet"e bakmak, din ve kamusal alan ilişkisi hakkında orada geliştirilen fikirlerden ilham almakta yarar var.
Çıplak Kamusal Alan Nedir?
Bu konuda ABD'deki en sözü dinlenir entellektüellerden biri, bu ülkenin en prestijli fikir dergileri arasında sayılan First Things'in başyazarı Richard John Neuhaus'dur. Neuhaus'un 1984 basımı "The Naked Public Square: Religion and Democracy in America" (Çıplak Kamusal Alan: Amerika'da Din ve Demokrasi) adlı kitabı ise, kamusal alan tartışmalarında bir klasik olarak kabul edilir.
Neuhaus'un "çıplak kamusal alan"dan kastı, "her türlü dini kavram ve inançtan arındırılmış kamusal alan"dır. Türkiye'deki resmi laiklik algısına tam olarak karşılık gelir bu.
Ama Neuhaus'a göre "çıplak kamusal alan" laikliğin gereği değil, aksine ihlalidir!...
Nedeni şudur: Laiklik, devletin tüm inançlar karşısında eşit mesafede durmasını gerektirir. Buradaki inanç kavramı ise, Hıristiyanlık, İslam veya Yahudilik gibi "teist" (ilahi) dinlerin yanısıra, ateizm, agnostisizm, deizm gibi seküler felsefeleri ve seküler yaşam biçimlerini de içerir. Bunların her biri felsefi birer pozisyondur. Laik bir devletin ise, tüm bu pozisyonlara eşit mesafede durması gerekir. Bunların herhangi birini ne empoze etmeli, ne de ifadesine engel olmalıdır.
"Çıplak kamusal alan" ise, ilahi dinleri dışlarken seküler felsefeleri kucaklar. Bu alana dindar, dindarlığı ile giremez, yani burada "kendisi gibi" olamaz; ama dindar olmayanlar "kendileri gibi" olabilirler. Ortada eşitsizlik ve haksızlık ve dolayısıyla laiklik ilkesinin ihlali vardır.
Demokrasinin Sonu ve Yapay Din
Neuhaus'a göre çıplak kamusal alan sadece laikliğin ihlali değil aynı zamanda "demokrasinin sonu"dur. Çünkü toplumdaki geniş kesimler tarafından kabul gören dini inançların kamusal alanda ifade edilememesi, veya bir fikrin sırf dini inançlara uygun düştüğü için dışlanması, dindar kesimlerin iradesinin safdışı edilmesi anlamına gelmektedir.
Neuhaus'a göre ABD'deki kamusal alan tam olarak "çıplak" değildir, ama onu o hale getirmek isteyen elitler vardır.
Peki ama ABD gibi demokratik bir seçim sisteminin eksiksiz işlediği bir ülkede nasıl olur da "demokrasinin sonu" gelebilir? Neuhaus'a göre bunun yolu "siyaset alanının yargı tarafından gasp edilmesi"dir. Seküler bir dünya görüşüne sahip kimi yargı mensupları, bazen toplumun seçilmiş temsilcileri olan siyasetçilerin vermeleri gereken kararları kendi dünya görüşlerine göre verir, böylece toplumun iradesini hiçe saymış olurlar. Neuhaus ABD'de kürtajla ilgili Yüksek Mahkeme kararlarını buna örnek olarak verir. Türkiye'de bulunsaydı, herhalde çok daha radikal "gasp" örnekleri sayabilirdi.
Neuhaus'un ilginç bir tespiti daha vardır: Ona göre aslında "çıplak kamusal alan" aslında "çıplak" değildir. Gerçekte bu bir "ilüzyondur", çünkü:
"Dini değerler ve bunları taşıyan kurumlar dışlandığında, kaçınılmaz bir gereksinim olan kamusal ahlaki değer yargıları oluşturma işi, elitler tarafından üstlenilir. Ve bu elitler, kaynakları ve ilkeleri toplum tarafından demokratik biçimde kabul edilmemiş bir normatik ahlak inşa etme işine girişirler." (The Naked Public Square, s. 84)
Bunun sonucu ise kamusal alandan dışlanmış olan geleneksel dinin yerini bir "yapay din"in almasıdır. "Çıplak kamusal alan en fazla geçici bir olgu olabilir" der Neuhaus, "dinden doğan boşluk bir süre sonra 'yapay din' tarafından doldurulmaya başlar." (s. 80)
Bu teşhisi okuyunca üstümüze alınmamak ve en radikal ifadesini Kemalettin Kamu'nun ünlü "Kabe Arab'ın olsun, bize Çankaya yeter" dizesinde bulmuş bir yerli "yapay din"i hatırlamamak mümkün değil. Atatürk'ün "ben mânevî miras olarak hiçbir dogma bırakmıyorum, benim mânevî mirasım ilim ve akıldır" sözüne rağmen, onun konjonktürel politikalarından kutsal ilkeler türeten "Kemalizm"in, bir "politik din" olduğunu çeşitli Batılı yorumcular da belirtir zaten.
Çözüm Sivil Kamusal Alan
Peki ama "çıplak kamusal alan" laikliğe ve demokrasiye aykırıysa, alternatifi nedir?
Neuhaus iki alternatiften söz eder. Bunlardan biri, kötü bir alternatiftir. Adı "kutsal kamusal alan"dır ve kamusal alanın belirli bir inancın egemenliği altına alınmasını ifade eder. (İran'da veya Suudi Arabistan'da olduğu gibi.) Çıplak kamusal alanın savunucuları da zaten topluma hep bu kötü alternatifi gösterip, onu sıtmaya razı etmektedirler.
Oysa çıplak kamusal alanın bir de iyi alternatifi vardır: "Sivil kamusal alan". Yani hiç bir inancın ve dünya görüşünün dışlanmadığı, hepsinin ifade ve temsil imkanı bulduğu, çoğulcu demokratik sistem. Bu alanda dindarlar dindar gibi, sekülerler de seküler gibi davranabilecek, kimse değerlerinden ve yaşam biçiminden vazgeçmeye zorlanmayacaktır. Gerçek laikliğin gereği de budur.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 15, 2006 05:34 PM


Sizi epey bir zamandır takip ediyorum.objektifliğinize ve sağduyunuza hayran olmamak elde değil.Bu konuda da sizden bir kitap bekliyoruz.
Yazan: ömer faruk Tarih: May 15, 2006 07:21 PM
Gene bravo Mustafa Bey!
Neuhaus'un okumadigim kitabini hakkindaki degerlendirmenizi okuyunca insan "Yaw Neuhaus Turk'mu" demeden edemiyor. Sizinde alintilar ve Turkiye'ye uygunlugu uzerine fikirlerinizde ifade ettiginiz gibi bizdeki "elit" "kamusal alani" kendi ciftligi zannediyor. . Henuz Bilisim Teknolojisi, Tv, ve Bati'ya gidip gelenin olmadigi yillarda Bati'yi Hurriyet'ten, ogrenirdik. Hurriyet bize Bati'da kamusal alanin adeta "ciplaklar kampi" oldugunu soylerdi; oradaki insanlar, sadece hedonsttiler ve butun mesgaleleri cinsellikti. Onlarin algilamalarina gore "muasir medeniyet" olabilmek icin sekilde onlara benzemek gerekli ve yeterli kosuldu. Marilyn Monroe'yu tanimak yeterdi, bilgisayarin mucidi John Atanasov'u bilmesekte olurdu.
Gecen Hurriyet'in laikci lumpenlerinden Bekir Coskun "basortusunun dili var" baslikli kose yazisi yazdiginda "peki mini etek dilsizmi" diye sormustum. Neuhaus ve Mustafa Bey'de ayni cevabi vermisler: Hicbir giyim kusam veya hayat tarzi diolsiz degildir her biri dini veya sekuler bir felsefeyi yansitir. ABD'de bizdekine gore minimal olsada bazi sekuler unsurlar sadece dini veya geleneksel ahlaki felsefeleri yansitan hayat tarzlarini "kamusal alan"in disina itmeye calisiyorlar; kurtaj, yaratilis-AT'nin okutulmasi, homosekasuellik vb konulardaki tutumlari ile. Bizde ise sadece Islam'a ait olani sinirlarin her gun suni olarak genislettikleri kamusal alan disinda tutmaya calisiyorlar. Peki Islami olani disarda bitraktiginizda kamusal alan neyle dolduruluyor? Gercekten notral bir giyim veya yasam tarzi varmidir? "turbanli" yada basortulu'yu anormal gorenler lutfen su "normal" tanimlarini bir sorgulasinlar. Size normalinizi kim ogretti; nasil normal oldu?
Kamusal alanin notralligi, ancak orasinin butun, dinler, felsefelere acik olmasi ile saglanir. Alan notral olur; kisi degil. Kamusal alan devlet'in banasinin tapulu arazisi olmadigi gibi devlettte bir avuc seckin'in tapulu mali degildir. Devlet temelde halkin toplu yasami icin yarattigi bir organizasyonun adidir o kadar. Devletterkiler isci, halk isveren yani patrondur. Silahli kuvvetler halkin, ucret karsiligi tuttugu, eline silahini verdigi korumalardir. Siz korumaniz tufegini size cevrse ne yaparsiniz?
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 15, 2006 08:23 PM
Hicret sonrası Medinedeki ilk toplumsal yapıyı tarif etmişsiniz sanki
Yazan: Erhan KIRMIZI Tarih: May 15, 2006 09:01 PM
"Büyük balık küçük balığı yutar" "hayat bir çatışmadır" "güçlü olan haklıdır" düşünceleriyle yaşam felsefesini oluşturan dünyanın elimizden dini almaya çalışması çarpıcıdır aslında.Dini değerler olmadığında neye dayanarak hak idda edebiliriz ki.Dinsizlik felsefesine göre hiçbirleye.Dinsizliği savunanlar isanları keyfi olarak yönetme isteğiyle böyle bir saplantı içine girmiş olabilirler.Alıntıda belirtildiği gibi dini değerler ve kurumları dışlandığında kamusal ahlaki değerleri belirlemek belli bir kesime kalacak .bu da despotizme ,zorbalığa giden yoldur.Çok isabetli ve üstünde tekrar tekrar yazıması gereken bir konu.Dini bir toplum tamamiyle tatmin edici olamasa da dinsiz bir toplumun imkansızlığı ve despotisme açıklığı tartışılmaz bir gerçektir.Bence bu konu tekrar tekrar yazmaya değer bir konudur.FERHAT.
Yazan: FERHAT Tarih: May 15, 2006 09:53 PM
Sevgili Bekir Bey,
Yazınızın son paragrafı, kamusal alan kavramı vesilesiyle genel ve teorik bir bakışla devlet olgusunun eleştirel konumlamasına geçiş yapmak için çok müsait. Blog o kadar şişti ki nereye yazdığımı unuttum; buralarda bir yerde daha tam bu noktaya gelmiştik. Devlet ezelden ebede bir zorunluluk değildir. Teknik bir araçtır dediğiniz gibi. Ama elbette öyle olmadı tarih boyunca. Sahneye çıktığı andan itibaren hangi toplumsal formasyonda olursa olsun, egemen sınıfın baskı ve tahakküm aracı işlevini gördü. Her düzenin muhalifleri de muhalifliklerini bu aracı ele geçirerek kendi ideolojileri ve politikaları doğrultusunda kullanmaya matuf tuttular. Aynı zihniyet tezahürü İslamı yaşam rehberi edinmiş entelijensiyada da görüldü, görülüyor. Bu vahim bir sapmadır, düzeltilmesi gerekir. Yoksa arada fark kalmaz. Türkiye’de böyle absürdlükler, aslında dindar entelijensiyaya düşünce jimnastiği için iyi bir zemin sağlıyor.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 16, 2006 11:45 AM
Dini değerler ve bunları taşıyan kurumlar dışlandığında, kaçınılmaz bir gereksinim olan kamusal ahlaki değer yargıları oluşturma işi, elitler tarafından üstlenilir. Ve bu elitler, kaynakları ve ilkeleri toplum tarafından demokratik biçimde kabul edilmemiş bir normatik ahlak inşa etme işine girişirler." (The Naked Public Square, s. 84)
Bu ifadeye bayıldım. Elinize sağlık.
Bu arada yazıda Kutsal Kamusal alana örnek olarak Suudi Arabistan ve İran gösterilmiş. Ama Sivil Kamusal Alan örneği yok. Bir yorumda buna örnek olarak Medine toplumu verilmiş. Ben de biraz hafızamı sorladım ve bu alanda örnek olarak ne günümüzde ne de tarihte Osmanlı, Endülüs vb. İslam uygarlıkları dışında örnek bulamadım. Zihnim çok mu yanlı işliyor acaba? Sizin bu konuda verebileceğiniz bir örnek var mı?
Yazan: Taner Ayaz Tarih: May 16, 2006 01:56 PM
Ben tum bu tartismalarin, yanlis benzetmelerin, farkli algilamalarin ozunde her turlu dindarliga degil sadece ve sadece Muslumanliga, Muslumanlik basligi altinda ise Musluman cemaat ,grup ve partilere olan dusmanligi goruyorum. Turkiye'de mevcut duzenin laiklik adi altinda karsi oldugu sey din dusmanligi degil ,Musluman Grup dusmanligidir. Muslumanliga karsi bir dusmanligi dile getirmelerinin imkansizligi onlari farkli sekillerde hareket etmeye itmistir. Dikkatinizi cektiyse herhangi bir Musluman'in bir yere uye olmayip "birileri" ile ayni seyleri soylemedigi surece basina birsey gelmemistir. Ordudan atilanlar, memurluk gorevinden uzaklastirilanlar hep bir cemaate veya partiye uyedir. Hatta olay oyle bir noktaya gelmistir ki "Parti" kendini siyasi bir duzen icerisinde aklayinca, bu sefer de o parti uyesi insanin ayni zamanda baska bir cemiyetin uyesi oldugu bilmem hangi ulke ile dirsek temasi icinde oldugu soylenerek kisiler karalanmaya ve gozden dusurulmeye calisilmistir. Boylelikle kamusal alanin koruyucusunun devletin bekasi icin ; bu tur gurup ve kuruluslara karsi oldugunu dile getirmislerdir. Aslinda kendilerinin de Musluman oldugunu her firsatta dile getirdikten sonra, "bu cemiyet, cemaat , parti yada gurup uyelerinin amaclarinin baska oldugunu, bizleri karanliklarin icine cekmeye calistiklarini , bunlarin Muslumanlikla alakasinin sapikliktan baska birsey olmadigini soylemislerdir".
Simdi konuyu dagitmadan tekrar donecek olursak hicbir gurupla dirsek temasi olmayan onlarca basortulu kizin okula gitmesinde son yirmi yila kadar bir artis olmamasi ve bu kizlarin birbirleri ile bir bagintilarinin olmamasi resmi ideolojiyi rahatsiz etmemisti.
Cankaya kosku resepsiyonunu da bu baglamda ele alabiliriz. bugune kadar her mecliste milletvekillerinden bazilarinin baslari basortulu idi. Ama bunlarin sayisi meclisin cogunlugunu olusturmuyordu ve bu yuzden davetiyeler hep esli gonderiliyordu. Cumhurbaskaninin essiz davetiye yolunu secmesinin de altinda bu psikoloji yatmaktadir.
Amerikada ise kamusal alanda dinin etkisinden kasit duvardaki birkac ibareden, milli marsin icinde "God" adinin kullanilmasindan ve birkac yil ara ile dile getirilen Darvinizm'in ve yaratilisin kitaplarda nasil yer almasi gerektigi tartismalarindan oteye gitmemektedir. Kaldi ki Amerikadaki tartisma dindar bir insanin kamusal alana girisini yasaklamayla ilgili degildir.Bu baglamda Turkiye-Amerika kamusal alan benzetmelerini dogru bulmuyorum. Iki ulkedeki mantalite farklidir. Insanlarin kavramlari degerlendiris tarzi farklidir. bu manada laiklik taniminin yapilmasi da hakli bir tartisma konusudur.
Sonuc olarak sivil kamusal alana gecilmesi Turkiyede anayasayi yerlebir edecek bir reform paketi ve bu pakete karsi "gorevini" yerine getirmeye calismayip bir seferlik olsun "bekle ve gor" politikasi izleyebilecek bir kurum olmadigi surece imkansizdir. Kim bilir belki Avrupa Birligine girebilirsek gerceklesebilir.
Yazan: fatih demir Tarih: May 17, 2006 03:08 AM
Selamlar,
radikal yazarının son pragrafındaki öneriyi gerçekçi buluyor musunuz ?
Almanya'da bir zamanlar bu denenmiÅŸti.
Türkiye'de birçok kişi, dini özgürlükler konusunda Almanya'yı örnek verirdi. Fakat ne oldu ? Cemalletin Kaplan'ın oğlu Metin Kaplan ortaya çıktı.Cami savaşlarında cinayetler işlendi.
Bu dedidiğiniz sivil kamusal alan,yani dediğinizin özü, insan tabiatı göz önüne alındığında şuna sebep oluyor;
daha fazla dini gösteriş, daha fazla masonik örgütlenme ve daha fazla kamudan pay kapma savaşı.,
Yukarda çıplak olarak adlandırılan kamusal alanın ateistler için tarafsız olduğu iddiası var.
Yoo,.. Onlar da kendilerine bir simge bulabililer ve simge hızla dünyada yayılablir.
Bütün dinlerin hızla içeriğini kaybetip, simge gösterişine dönüştüğü bir dünyada ne bekliyoruz ki ? Ateist simgeler, veya uzay dini gibi garip simgeler de hızla yayılabilir.
sen arkadaşım! ister misin ,mesela bir kamusal okulda ateist simgeli bir öğretmenin çocuğuna ders vermsini ????
burada çoğunluk psikolojisi ile atıp tutuyorsunuz ? Ama çoğunlukta olmadığınız yerleri hiç düşünmüyorsunuz ?
italyada okullarda asılı olan haç'ların kaldırılmasını isteyen müslüman birliği idi.
ben çoçuğumu duvarında haç olan bir okulda okutmak istemeyebilirim.
sizler orda başka, burada başka davranacaksınız.
neden ? çünkü burada çoğunluğuz diye.
Bu gidişle burada da müslüman çoğunluk olmak git gide zorlaşacak ?
Çünkü sivil kamusal alan görüşü bir adım sonra şunu getrecek : herkes kendi okulan gitsin,. Herkes kendi mahkemesine gitsin.
sonuç kaçınılmaz olacak. O Zaman da Metin Kaplanlar birbirini öldürsün. ,
Olmadı bunlar deyin.
Almanya'da yaşanmadı deyin.
yani bu yazar, nasıl böyle desteksiz bir yazı yazar ?
radikal yazarı ?
tamam herzaman bir başka çözüm vardır.
ama yukardaki çözüm, o çözüm değildir.
Varsa daha iyi bir görüşü olan bilmek isterim.
Yazan: knz Tarih: June 23, 2006 08:31 AM
Sayin Knz Hanim,
Enerji dolu mesajinizda birbirinden farkli konulara girmis ve ayni hizla da çikmissiniz.
Arzu ederseniz derin bir derin nefes alin ve arzu ettiginiz konuda tartisalim. Amacimiz fikir sahibi olmadan önce bilgi ve yeni bakis açilari edinmek olsun.
Yeni mesajlarinizi bekliyorum.
Saygilarimla
Yazan: Tunç Tarih: June 26, 2006 05:07 PM
Ben yaşamın içinde yazarım sayın Tunç.
Yaşamdan kopuk hiç bir çözüm işe yaramayacaktır.
Başka deneyimlerden ders çıkarmak ve problem çözmektir.
DEMOKRASİ hep bana, hep bana yalnız bana demek değildir.
italyadayken müslüman olarak sınıflarda asılı haç resmine karşı çıkıp, ama öte yandan türbanı kişisel bir hak olarak savunurken ,
"ben nekadar tutarlıyım ? " diye soracaksınız.
Bir tartışmda tutarlı olmaktan başka çaremiz yoktur.
atasözleri yaşamın içinden gelir.
sana yapılmasını istemediğin birşeyi sen başkasına yapacak mısın ?
islamiyeti terk etmiş ve uzay dinlisi olarak karşına çıkmış bir insanla aynı kamusal alanda yer alacak mısın ?
insanlar boş yere hiçi boş hoşgörü laflerı ederler.
kendileri başkalarına karşı hoşgörülü değillerdir.
onun için kamusal alan bir uzlaşma alanı olarak
ortaya çıktı.
ben de istediğimi yapamıyorum, sen de her istediğini yapamazsın.
şimdi bir takım insanlar diyor ki ; herkes benim çizgime gelsin.
hayır bu uzlaşma, makul ve ortalama olandır.
bu kamusal alan çıplak değil ama makul ve uzlaşılabilir olandır.
bana durup duurken, bu yaz sıcağında erkekler bunu asla yapmazken, sırf kadın olduğum için kulak kapatmak saçma gelir. kulak benim duyu organımdır.
O halde ben senin yerine gelemem.
sen erkek olarak kafana kippa takmayı saçma bulursun., sen bağnaz dindar yahudinin yerine gelemezsin.
bir hintli ve uzun turuncu elbiseli dazlak bir rahibi, ne gereği varsa ilaki bunu gözüme sokarak dolaşmasını saçma bulurum.
Bir eşcinselin kimlik hakkını kamuda paylaşmak istemeyebilirim.,
o zaman hepimiz uzlaşacağız.
makul olanda anlaşacağız.
ben bulunduğum yerden bir adım atacağım, sen de atacaksın., sonra evimizde gittiğimizde neyaparsak yapacağız.
baÅŸka yolu yok.
varsa bilen söylesin.
yaşamdan kopuk, sirk payloçosu gibi çözümlerle
gazatenin hayali sayfalarını doldururlar böyle ama bir işe de yaramaz.
Gerçi sadece biz de değil, öbür sayfada yazışıyorsunuz aynı şeyi, wasigton posta aynı HAYATTAN KOPUK bir yazı yazılmış.,
Yazan: knz Tarih: July 1, 2006 01:23 PM
Islam anayasasinda, karsi dinlere engin bir hosgoru vardir.istedikleri gibi dinlerini yasarlar,kimse karisamaz.Hatta bunlarin kendi mahkemeleri vardir,kendi seriatlarina gore hukmederler.dinlerini serbestce yasarlar, askerlik bile yapmazlar.askerlik yapmamak bir yana islam devleti bir guzel onlari himayesi altina almistir, yani can guvenliklerini teminat altina almistir, kimse dokunamaz,saldiramaz onlara,aksi takdirde onlara borclu duruma duserler, bir cok avantajlari vardir hulasa hic bir seriatta yani anayasada gorulemeyecek sekilde.sizin anliyacaginiz rahat,huzurlu ve guvenli bir sekilde gul gibi gecinir giderler.tabi bunun yanisira devlete vergi vermeleri gerekiyor,obur turlusu dusunulemez canim, yoksa kraliyet ailesi olurlardi.siz osmanli imparatorlugunu 700 yildan fazla bir suredir nerdeyse tum dunyayi nasil gul gibi idare etti zannediyorsunuz.kiliclami? asla.o kadar buyuk yuzolcume kilicli asker mi dayanirdi zannediyorsun.ordu ,bastirmak icin harekete gecmeye kalksa bir yerdeki isyani ya da devrimi,en azindan aylar surerdi canim.bi dusun o kadar kalabalik isyanlari .ya nasil halletti peki, iste bu islam dininin bir tek kendine has olan hosgoru yapisiyla.bu tartismalar hep, herkesimdeki cahillikten kaynaklaniyor maalesef.basa gore tras hikayesi.kendi dusen aglamaz.kalk hemen simdi oku bakalim birseyler Yaradan`in en seckin insanlar icin tamamlayip en seckin yorumcusuyla sana gonderdigi son dinden bir kac sayfa.dusmanimiz kindir bizim.opuldunuz.
Yazan: emir carcar Tarih: July 24, 2006 08:54 AM
Çıplaklıkla ateizmin veya sekülerizmin ne alakası var? Büyük İskender büyük bir pagandı ve askerlerine her zaman çırılçıplak seslenirdi. Yunanlılar Pagandı ve olimpiyatları çırılçıplak yapardı. Birçok dinde Tanrılara çıplak ibadet edilir. Bugün dünyada birçok kültürde insanlar çıplak gezerler.
Yazan: Pagan Tarih: July 28, 2006 09:11 PM
Sayın Pagan,
Karışacak değilim elbet ama yazıyı okumadan da yorum yapılmaz ki?.. :-))
Mustafa Bey'in yazısında bahsettiği "çıplaklık" kamusal alan ile ilintili bir kavram olarak kullanılmıştır ve "çıplak kamusal alan" "her türlü dini kavram ve inançtan arındırılmış kamusal alan" anlamına gelir..
Akşam akşam güldürdünüz beni.. :-))
Yazan: Suat Öztürk Tarih: July 28, 2006 11:04 PM
Bende ilk basta gülmüstüm ama sonradan biraz üzüldüm ))
Yazan: Clausewitz Tarih: July 29, 2006 01:44 AM
Açıkçası ben de ikinize güldüm çünkü siz yazının sadece ilk 6 paragrafını okumuşsunuz. Eğer 3 paragraf daha okumak zahmetinde bulunsaydınız hem burada çıplağın ne anlamda kullanıldığını, hem de benim ne demek istediğimi anlardınız.
Yazan: Pagan Tarih: July 31, 2006 07:51 PM
Ne güzel; karşılıklı gülüşüp duruyoruz.. :-))
Bu siteyi seviyorum!..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 2, 2006 01:02 PM
Sayın Akyol'un astığı yazıdan bir alıntıyla başlamak istiyorum.
Alıntı:
Buradaki inanç kavramı ise, Hıristiyanlık, İslam veya Yahudilik gibi "teist" (ilahi) dinlerin yanısıra, ateizm, agnostisizm, deizm gibi seküler felsefeleri ve seküler yaşam biçimlerini de içerir. Bunların her biri felsefi birer pozisyondur
Alıntı son.
Daha uzun olan yazının esası bu temel tümcedir. Fakat bu tümce salt bir varsayımdır, üstelik yanlış bir varsayımdır. Ateizm'i inanç kavramına katmak büyük bir keyfiyettir fakat gerçekle ilgisi yoktur. Ateizm dinlere bir alternatif değildir, alternatif bir din şekli hiç değildir. Aynı mantıkla teizm'i inançsızlık kavramına katabilriz ve teizm'in bir inançsızlık şekli olduğunu iddia edebiliriz.
Böyle bir iddia elbette yanlış olur, ateizmin inanç kavramına katılması kadar yanlıştır.
Alıntı yaptığım yazının analizini yaptıktan sonra yazarın, ateizmin salt bir anti tutum olduğundan yola çıktığını anlamak zor olmadı.
Ateizm, din'in karşıtı değildir, din'in olmadığı bir düşüncedir.
Din'in karşıtı yoktur. Din'li olmanın karşıtı vardır o da dinsizliktir. Fakat bu yine de Din'in karşıtı olmaz.
Karşıtı olmayan birşeyin anti'si olmaz.
Dolaysıyla kamusal alan tartışması çarptırılmış bir konuyla ilişkili başlatılmış.
Neuhaus, Laik Devlet her din'e eşit mesafede durması gerekendir ve kamusal alanın bu ilkeyi ihlal ettiğini söylerken yine yanlış varsayımını esas alıyor ve ateizmi din kavramına katıyor. Sonucun önkoşulu yanlış olunca, sonucun kendisi de elbette yanlış olur.
Laik Devlet bağlantsıyala Kamusal Alan, din ve din etkisi olmadan yaşama olanağı tanıyan yer demektir ve bu, demokrasinin ta kendisidir. Demokrasinin ihlali değildir. Hiç bir din'in ve ateizmin etkisi olmadığı kamusal alan, demokrasi'nin temel taşlarından biridir.
Dini hükümlere göre giyinen kişi, işin tabitaı dolaysıyla ibadet eden kişidir. Bu formülü Türkiye'ye aktaracak olursak, tesettür bir ibadettir.
İbadet'in mümkün olmadığı bir (kamusal)alan, laik devlette yaşayan bir dinsizin hakkıdır. Eğer ben dinsiz isem, ateist isem, yaşadığım ülkede ibadet yapılmayan bir yerin bana tahsis edilmesi benim hakkımdır. Çocuklarımı ibadet yapılmayan okula göndermek benim hakkımdır. Laik devletin her yeri ibadethane olamaz, olmamalı. Bu bir demokrasi gereğidir, asla ihlali değildir.
Yukarıda bahsettiğim gibi, ateizmi kurnazca din kategorisine koymakla, kamusal alanda ateizm 'dini'ne' yer var fakat başka dinlere yer yokmuş gibi ima, sadece demagojiden ibarettir.
Kamusal alanın demokrasi ihlali olduğu aynı demogojinin bir devamıdır. Oysa kamusal alan azınlıkları koruyan bir anlam taşır. Demokrasi ihlal edilmiyor, bilakis gereği yerine getiriliyor.
Sevgiler
Yazan: Darvinist Tarih: September 3, 2006 02:09 PM
Neuhaus'un cikis noktasina diyecek bir sey yok: Devlet farkli dinsel inanclar ve 'iyi hayat' perspektifleri arasinda tercih yapmama iddasiyla kamusal alani dinsel sembollerden arindirirken, ote yandan, ateist ve dindar olmayanlari kayirir duruma dusebilir. Ancak bu 'sivil kamusal alan' konusunda bazi itirazlarim var:
1. Demokrasi hic kimsenin dislanmadigi ideal bir siyasal sistemi temsil etmez. Demokrasiye icrek bazi akil yurutme ve siyaset yapma bicimleri vardir ve bunlara uymayanlar dislanir. Sorun dislamanin kendisi degil bu dislamanin mesru olup olmadigidir. Eger "hiç bir inancın ve dünya görüşünün dışlanmadığı, hepsinin ifade ve temsil imkanı bulduğu, çoğulcu demokratik sistem"den bahsederken farkli siyasal soylemlerde kamusal olarak makul ve kabul edilebilir olma kosulunu aramazsaniz demokrasiyi mumkun kilan siyasal degerleri (ifade ozgurlugu, siyasal esitlik, cinsiyet esitligi vb.) hangi ilkeye referansla koruya bilirsiniz?
2. Prensipte kamusal alanin 'sivillesmesi' gerektigine inanmakla birlikte 'sivil kamusal alan' soylemini altinda premodern ve Aydinlanma karsiti cokkulturluluk ideolojisinin yattigini dusunuyorum. Medine, Endulus ve Osmanli orneklerinde devlete ve diger bireylere karsi 'hak' sahibi 'vatandas' yoktur, 'kul' vardir. Ayrica bu orneklerde Muslumanlar ve gayri-muslimler arasinda siyasal esitlik yoktur. Ancak cokkulturluluk ideolojisiyle uyumlu olarak Tully (1995) modern oncesi anayasalarin her gruba yonelik cok parcali yapisinin kulturel cesitliligi modern anayasalardan daha iyi korudugunu soyleyebilmektedir. Bu durumda vatandaslardan kamusal alanda belli davranis bicimleri beklemeye son vermek ve hukuku kulturel temelde ayristirmak (de-formalize etmek)birbirinden kopuk kamusal alanlar ve 'paralel toplumlar' sonucunu dogurur.
3. 'vatandas' ve 'musluman' kimlikleri arasinda kacinilmaz bir tansyon yoktur. Ancak uyumu yukarida belirttigim mesru siyaset yapmak isteyen herkesin uymasi gereken 'kamusal gecerlilik' prensibi saglar. Aksi halde, kendini oncelikle vatandas tanimlayanlar genel haklari one cikarirken kendini oncelikle musluman olarak tanimlayanlar kendi tekil kulturel amaclarini one koyar. Ne var ki, bu catismayi herkesin uzerinde uzlasabilecegi bir ilke sayesinde onlerken vatandaslara yonelik asiri taleplerden kacinmak gereklidir (bence okullarda basortusu yasagi asiri bir taleptir). Bu durumda bile kamusal alan 'ciplak' olamaz, ancak ve ancak 'ince' ya da 'yumusak' olabilir.
Yazan: memo Tarih: October 19, 2006 06:36 PM
bir tashih ifadesidir.....
mahut şiir Behçet Kemal'in değil, Kemalettin Kami Kamu'nundur.
Yazan: yelkovan Tarih: November 13, 2006 02:09 PM
Mustafa beye yazılarından dolayı teşekür ederim yukarıdaki yazısına biraz yorum yapmak istiyorum dini inancı oalanların kamusal alana giremediğini ama dini inancı olmayıptayani ateis olan kişilerin veya farklı inanışlara açık olduğu ifadesini anladım yanlış anlamamışsam oysaki kimseyi dini inancından dolayı kimsenin kamusal alana girmeyeceğine dair kısıtlaması olmadığı için yaptığı tariflerde somuttur önce islam dinini yaşayış giyim kuşam görünüm şeklini cemaat lerin elinden alnmsı ve diyanet kurumunun dine hizmet eder hale getirilmesinden sonra kamusal alanı tartışmak lazım bütün bunlarıgörmemezlikten gelipte inanan insana veya sözde dini yaşayış biçimi sayarak kendine özgü giyim tarzlarıyla kamusal alanları işgal etmenin daha büyük sorunları beraberinde getirecektir
Yazan: murat Tarih: December 12, 2006 03:00 PM
Türkiye'de kamusal alan sanıldığı kadar belirgin cemaat ya da dinsel başka gruplaşmalardan uzak değil.
Siyasal iktidarların ideolojileri ve bunun partizanlık versiyonunun kamusal alana yansıtılabildiği ölçülerde kamusal alanın laikliği değişkenleşebiliyor. Tam da sayın Akyol'un aktardığı "kaçınılmaz bir gereksinim olan kamusal ahlaki değer yargıları oluşturma işinin elitler tarafından üstlenilmesi" kuramına uygun olarak.
Görüntüde kamusal alanın "laik" olduğu, diğer bir ifadeyle dinsizler için birebir olduğu düşünülebilir.
Ama biraz daha derinlemesine tahlil edilirse durum farklı. Kamusal alanın laikliğini, sadece kamu görevlilerinin belirgin bir kıyafet tarzını benimsemelerine izin verilmemesi ile açıklamak yeterli olmaz.
Dahası, bürokraside belirgin bir gruba mensup olmak her zaman görevlendirmelerde belirleyici olabiliyor. Buradaki grup kavramının içini hemşehrilik, aşiret ve tarikat kavramları ile dolduralım. İşte size kimi durumlarda Türk bürokrasisine egemen olan temel değerlendirme kriteri.
Laik kamusal alan mı?
Nerede?
Yazan: Kubilay ANT Tarih: December 28, 2006 08:46 AM