« İman Tazeleme ve Bir Yaratılışçının Tasfiyesi | Ana Sayfa | Yorum Üslubu Konusunda Hatırlatma »
May 27, 2006
27 Mayıs: Bir Daha Asla!
Bugün 27 Mayıs darbesinin yıldönümü. 46 yıl önce yaşanan bu haksız, hukuksuz ve vicdansız darbeyle, Türkiye'nin seçilmiş iktidarı silah zoruyla devrilmiş, milletin iradesini temsil eden TBMM kapatılmıştı. Türkiye tarihinin en yüksek oyunu alan Başbakan Adnan Menderes'i ve diğer Demokrat Partililer'i suçsuz yere idam veya hapse mahkum edecek olan hain ve zalim süreç, bugün başlamıştı.
Kusursuz bir despotizm ve barbarlık örneği olan 27 Mayıs'ı lanetle anıyorum. Yahudilerin Soykırım için dedikleri gibi; bir daha asla!
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 27, 2006 01:13 AM
Okur Yorumları
(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)


Ah kac kere dedik bunu! "Bir daha asla" ve ilave ettik, "en azindan birkac sene icin" (sarkinin "and at least until tomorrow, I'll never fall in love again - En azindan yarine kadar, bir daha asla asik olmayacagim dedigi gibi) Kac kere "yanlis yaptik" dedik yeni "yalislarin" planlarini yaparken? Kac kere ozur diledik andiclar Bati Calisma Gruplari icin, yeni BCG'ler haril haril yeni andiclar hazirlarken? Bazilariniz hatirlamassiniz, daha 3o yil oncesine kadar 27 Mayis bayram olarak kutlanirdi yurt icinde Kibris'ta ve dis temsilciliklerimizde. 28 Subat bayram olmadi, cunki o "bin yil devam edecek". Deliye her gun bayram! Hasan Celal Guzel "darbe hazirliklari var" demis. Ben diyorumki darbe taksit taksit yapiliyor da "kademeli isitilan kurbaga sendromundaki" ruhumuz duymuyor!
Ve bazilarimiz da Yahudiler'in Holokost'tan ogrendigini ogrenir; ve bu defa soykiran olur!
Bizde bu ense oldukca daha cok "bir daha asla" deriz!
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 27, 2006 01:49 AM
27 mayıs bir trajediydi. o insanlar ölmeyi asla haketmedi.
AMA, (sizin danıştay katliamının ardından gelen AMA'nız gibi)
27 mayıs'tan başka bir ders almaya çalışmanız da doğru olur bence.
halkın dini duygularını sömürerek, dün aynı trajik şekilde sn. tayyip'in dediği gibi "ben başbakanım, ben emrederim" sözlerini sarfetme gafletine kapılmamama dersini almanızı tavsiye ederim.
27 mayıs trajedisi asla unutulmayacak. ancak, talat aydemir'in de idam edildiğinizi siz unuttunuz galiba?? onun idamını neden anmıyor nefretle kınamıyorsunuz?
umurunuzda olan insan hayatı veya özgürlükleri mi yoksa bağnazlığınız mı?
her zamanki "taraflı" bakış açınızda hiçbir değişiklik yok.
Yazan: Yilmaz Tarih: May 27, 2006 04:19 AM
Mustafa bey,
Israil ile Filistin'in uzlasmasi gerektigini soyleyen birisinden en son duymagi bekledigim derecede keskin ifadeler bunlar..
Bu kadar keskin olmak icin, aradan 46 sene gectikten sonra, ozel bir sebep mi var?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 27, 2006 08:44 AM
Yılmaz bey,
Şaka mı yapıyorsunuz? Millet iradesiyle başa gelmiş bir başbakanın idamı ile, bu iradeyi silahla gasp etmeye kalkan bir "isyancı"nın idamını nasıl eşit görebilirsiniz?
Eğer Talat Aydemir üzerinden bir benzetme yapılacaksa, 27 Mayısçılar için yapılmalı. Her ikisi de silahlı isyandır, tek fark başarı farkı.
Müzmin Bey,
İsrail-Filistin barışını savunduğum gibi Türkiye iç barışını da savunuyorum. Bunun bir gereği de, askeri darbe kültürüne karşı tavır göstermek bence.
Saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: May 27, 2006 10:14 AM
27 Mayıs’ı neden lanetliyorum?
Bireysel tarihimizi genel tarihimizden ayrı düşünemeyiz. Kendimizi zihinsel olarak kavramak tanımlamak istediğimizde geçmiş, olmazsa olmazdır. İyisiyle kötüsüyle, hatasıyla sevabıyla geçmişi anlayıp onu yerli yerine oturtabildiğimizde kişilik kuruluşumuzun en önemli aşamasını gerçekleştirdik demektir.
Bu çabada çok uzun bir tarihin izini sürerek gelebildiğim yer, 27 Mayıs’tır. 27 Mayıs’a kadar kendimi tanımladığım parametrelerde bir sorun yaşamıyorum. Şöyle veya böyle, konjonktür gereği, ya da belli bir yapı içinde gerçekleşmesi anlamında… 1908’de zorlu bir tarihtir, ama yöntem olarak hoş olmasa bile sonuçlarıyla bir tarih olayıdır o: II. Meşrutiyet. Demokrasiye önemli bir adım. Peki ya 27 Mayıs?
27 Mayıs, devlet geleneği ve tarihî bir millet olma çizgisinde anlamlandırdığımız kimliğimizle şu veya bu yönden kırpmalarla uyumlu hale getirdiğimiz “yeni zamanlar”ı, artık mızrağı çuvala sığmaz hale getirerek, çatıştırarak bilincimizde büyük bir kırılma yaratmıştır.
Bir Türk gencinin gözünde büyük gelenekteki ilk kırılma I. Dünya Savaşı değil (çünkü Kurtuluş savaşıyla onun yaraları hafifletilmiştir ), 27 Mayıs’tır. 27 Mayıs artık kendisinden önce nerdeyse bir asırdır “pembe incili kaftan”ı seve seve oynayan, “kan kusup kızılcık yedim,” “düşmez kalkmaz bir Allah” diyen, “kaybetmek kazanmak”ın ikilem değil dünya oyunu olduğunu bilen Türk insanının gözüne yeni bir perde açmıştır; daha önce haberdar olmadığı: Hiçlik…
Kaybetmek değil kaybettiğini bilmemektir esas tırajedi. Türk insanı hiçlik ve çok geç kalmış olmak duygusunu 27 Mayıs’ta tanıdı.
27 Mayıs hâlâ onu doğru okuyacak gözleri bekliyor. “Büyük Millet”, “Köklü Devlet” inancı, rasyonalizasyon (vatan, millet Sakarya edebiyatı) o tarihte oldu. “Kim kimi vurdu, ayağını denk al, haddini bil…”lerden ibaret olan dilden utanmanın gereksizliğini 27 Mayıs’tan, çok zarif bir insanın dar ağacındaki cesedi üzerinden öğrendi Türk halkı.
Çeteleri, çetecileri, 27 Mayıs’ı lanetliyorum.
Yazan: Hande E. Tarih: May 27, 2006 01:35 PM
Üç buçuk + Bir... olmasını istemiyorsak eğer, lanetlemekle yetinmeyelim.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 27, 2006 02:10 PM
Ben de 27 Mayıs'ı lanetliyorum.
Yazan: ESAT Tarih: May 27, 2006 02:57 PM
Arkadaslar,
Asagidaki ileti Kuresel Baris ve Adalet Kolaisyonu'nun Yahho Grubu'ndan geldi. Belki bazilariniz konu basligi ile alakaasiz bulabilirsiniz. Ben oyle dusunmuyorum. Niahia analizde bu "iyi" ile "kotu" nun savasidir. Bakin bir Turk cocugu Pakistan'a dempremzedelere yardim goturmeye gidiyor ve kayboluyor./ SU anda Gunatanamo veya diger iskece merkezlerinden birinde oldugu saniliyor. Bunun 27 Mayis'la nemi alakasi var? Dedimya "ser gucler" in icerdeki subeler ABD'deki patronlarina haber ucuruyorlar hergun. Hani su fisleme varya' bunar sadece icerde kullanim icin degil. O fislerin kopyeleri Kudus, New York veya Washington'a da ulasiyor. Herhalde Pakistan istihbarati toplamadi bu cocugun "dinci" oldugu bilgisini. Evet butun yollar Tophane'ye cikiyor. Onlar Bulentinecad dediginde siz Guantanamo anlayin. Onar "ordu goreve" dediginde sadece Turk ordusundan bahsetmediklerini anlayin.
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 27, 2006 03:20 PM
Arkadaslar,
Asagidaki ileti Kuresel Baris ve Adalet Kolaisyonu'nun Yahho Grubu'ndan geldi. Belki bazilariniz konu basligi ile alakaasiz bulabilirsiniz. Ben oyle dusunmuyorum. Niahia analizde bu "iyi" ile "kotu" nun savasidir. Bakin bir Turk cocugu Pakistan'a dempremzedelere yardim goturmeye gidiyor ve kayboluyor./ SU anda Gunatanamo veya diger iskece merkezlerinden birinde oldugu saniliyor. Bunun 27 Mayis'la nemi alakasi var? Dedimya "ser gucler" in icerdeki subeler ABD'deki patronlarina haber ucuruyorlar hergun. Hani su fisleme varya' bunar sadece icerde kullanim icin degil. O fislerin kopyeleri Kudus, New York veya Washington'a da ulasiyor. Herhalde Pakistan istihbarati toplamadi bu cocugun "dinci" oldugu bilgisini. Evet butun yollar Tophane'ye cikiyor. Onlar Bulentinecad dediginde siz Guantanamo anlayin. Onar "ordu goreve" dediginde sadece Turk ordusundan bahsetmediklerini anlayin.
Ozur dilerim bir onceki yorumumda bahsettigim iletiyi ilave etmeyi unutmusum:
ACİL DUYARLILIK ve DAYANIŞMA ÇAĞRISI
Pakistan'ın Lahor kentinde medresede arapça eğitim öğrenimi gören LEVENT KARAGÜLLE, ve 29 Ekim 2005 Tarihinde Pakistan'lı depremzedelere Türkiye'den yardım ve gönüllü çalışmak için giden eşi; İNTİSAR SAATÇİOĞLU, 24 ocak 2006 tarihinde gece saat: 03;30 da evleri basılarak Pakistan İstihbarat güçleri tarafından gözaltına alınmışlardır...
İNTİSAR SAATÇİOĞLU bir kaç gün sonra serbest bırakılıp Türkiye'ye sınır dışı edilirken, eşi LEVENT KARAGÜLLE' den o günden beri haber alınamıyor.!
Eşi İNTİSAR SAATÇİOĞLU' nun Türkiye Dışişleri Bakanlığı ve Pakistan Dışişleri Bakanlığına yaptığı tüm müracaatlardan şuana kadar somut bilgi alınamamıştır. Ailesi LEVENT KARAGÜLLE'nin hayatından ve akıbetinden endişe etmektedir.!
Ailesinin en son aldıkları duyumlara göre LEVENT KARAGÜLLE'nin Pakistan isthbarat güçlerince Guantanamo zindanlarına götürülmek üzere ABD İstihbarat güçlerine hiç bir gerekçe ve hukuk dayanağı bulunmadan teslim etiği yönündedir.!
Emperyalist ve Yerel-Bölgesel İşbirlikçileri Cuntacı katiller vahşet ve hukuksuzlukta sınır tanımıyorlar. LEVENT KARAGÜLLE' nin Akıbetini bir önce bilmek ve serbest bırakılması için İnsan Hakları Savunucuları-Yaşam Hakkı Savunucuları-Devrimci Demokrat Kamuoyunu ve Sinemacı dostlarımızı ACİL DUYARLILIK-DAYANIŞMA ÇAĞRISINA ses vermeye davet ediyoruz.!
Protesto ve LEVENT KARAGÜLLE' nin Akıbetini öğrenmek için Pakistan Büyükelçiliği ve T.C.Dışişleri Bakanlığına fax ve e-mail gönderelim...
Pakistan Büyükelçiliği:
Fax: +90 312 427 14 10
parepistanbul@hotmail.com
parepistanbul1@yahoo.com
T.C.Dışişleri Bakanlığı:
Faks: (0312) 292 10 00
Küresel Kapitalizm-Emperyalizm-Bölgesel İşbirlikçilerine karşı;
Küresel Devrimci Dayanışmayı Yükseltelim.!
DAYANIŞMAK ve
Ayrıntılı Bilgi için: İntisar Saatçioğlu GSM Tel No: +90 538 737 95 25
İnsanlar kaybedilirken ey çocuk
İnsanlık adına
Nasıl başlar bu yeşil ve mavi yolculuk
Hangi gemi kalkar bu ülke limanlarından
Hangi mavilikler karşılar seni
Kıyılar zincir olmuş bileklerde
Dalgalar yargısız infaz
Al kalemi eline ey çocuk
Yeşilin ve mavinin şiirini yeniden yaz
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 27, 2006 03:21 PM
27 Mayıs darbesi tarihimize kara bir leke olarak geçmiştir.Hiçbir hak, hukuk ve insaf ölçülerine dayanmayan bu darbe millet iradesinin seçtiği Başbakanın ve iki bakanının idam edilmesiyle sonuçlanmış, Üniversite gençlerinin öldürüldüğü, mezbahalarda kıyma makinesinden geçirildiği, bir kısmının da gömüldükten sonra üzerine asfalt döküldüğü gib akla hayale gelmeyen iftiralarla milli irade alaşağı edilmiştir.
Bugünü lanetle anmak, her vicdan sahibi Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının kalbinden gelen bir duygu olmalıdır.Bu kirli sayfayı unutmamalı, bundan dersler çıkartmalı ve bu kirliliğin müsebbiblerini vicdanlarımızda mahkum etmeliyiz.
27 Mayıs darbesi ile ilgili Siyaset Bilimci Prof.Mümtaz'er Türköne güzel bir yazı yazmış.Paylaşmak istedim:
http://www.zaman.com.tr/?hn=288690&bl=yorumlar&trh=20060527
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 27, 2006 04:57 PM
Az önceki yazımda unutmuşum.Ahmet Kekeç'in, 27 Mayıs trajedisi ile ilgili, Emin Çölaşan'ın 31 Mart yazıları formatına uyarak self-plagiarism yaptığı yazısının ilgili bölümünü kısa olduğu için alıntlamak istiyorum:
[...]
Ben de izninizle, bugün, Emin Çölaşan'dan aldığım ilhamla "selp-plagiarism" yapmak, eski yazılarımdan birini ters-yüz edip yayınlamak istiyorum. Konu, elbette, konvansiyon artıklarının utanmadan "devrim" adını verdikleri 27 Mayıs. Malum darbenin 46. sene-i devriyesini idrak ediyoruz da, o cihetle...
Emin Çölaşan gibi başlayalım: Evet sevgili okuyucular, bugün 27 Mayıs. Bu darbenin bir de mahkemesi vardı, "Yassıada Mahkemesi" deniyordu. Kamuoyunu aylarca "bebek davası", "köpek davası", "cımbız davası" gibi maskaralıklarla uğraştırmış tuhaf-ötesi bir mahkeme...
Diyeceksiniz ki, "Efendim, Yassıada tipik bir 'devrim mahkemesi'dir, devrimde doğaldır ki adalet aranmaz..." Elbette Yassıada bir görüşe göre devrim mahkemesidir ve devrimde adalet aranmaz ama, Yassıada'da olmayan sadece "adalet" değildi.
Nezaket de yoktu!
Sanıkların mahrem hayatı didikleniyor, işlemedikleri cürümlerin hesabı soruluyordu. Mahkeme Başkanı sanıklara "fırça" atabiliyor, "senli benli" sözcüklerle tarizde bulunabiliyordu. Sanıklar, duruşmalara, adeta "aşağılamak" için çıkarılıyordu.
Mahkemenin ilerleyen safahatında, Menderes'i savunan avukatların tutuklandığı, bir kısmının yaka paça salondan atıldığı, gazetelere savunma makamını yıpratan özel haberler sipariş edildiği vakıa.
Yassıada'da "günlük hayat" ise tam bir işkenceydi. Sanıklar azarlanıyor, aşağılanıyor, hatta dövülüyordu.
Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, kollarından kıskıvrak yakalanarak, bir teğmen tarafından dövülmüştü. Baskılara dayanamayan Konya Valisi Cemal Keleşoğlu intihar etmişti.
Teşebbüs safhasında kalan intiharlar da vardı.
DP Fatih İlçe Teşkilatı Başkanı Dr. Faruk Sorgun ölmeyi başaramamıştı mesela.
Lütfü Saylan, Dr. Zakar, Nuri Yamut ve Yümni Üresin Yassıada'nın zor koşullaranı dayanamayarak hayatlarını kaybetmişlerdi.
Millî Birlik Komitesi'nce darbenin başına getirilen Cemal Gürsel şöyle diyordu: "Bir halt ettik de profesörlerin (Yassıada Mahkemesi fikrini ortaya atan "ilerici" öğretim üyelerinin) sözüne uyduk, başımıza dert açtık. Ne yapmak lazım geldiğini ben de kestiremedim. Bu iş uzarsa kötü olur, anladığıma göre kısa kesmek de zor, bir defa başladık. Biraz daha düşünelim ve bir formül bulalım. Bu işten bıktım. Bir an önce bitirelim."
İş, bir süre sonra bitirildi.
Başbakan Adnan Menderes ve iki bakan arkadaşı (Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan) idam cezasına çarptırıldılar. Cezaları Eylül 1961'de infaz edildi.
Demokratik normale müdahale edip Başbakan Menderes ve iki arkadaşını darağacına gönderenler, sonradan bu "kanlı gün"ün anısına bir "millî bayram" ihdas ettiler: "27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı."
27 Mayıs'tan beter bir "yıkım"ın hazırlayıcısı 12 Eylül'ün tek olumlu icraatı, belki de, bu utanç gününü millî bayramlar listesinden çıkarmış olmasıdır.
Emin Çölaşan gibi bitirecek olursak, işte sevgili okuyucular 27 Mayıs'ta bunlar oldu. Bugünü unutmayalım, bugünün anlamı üzerinde iyi düşünelim ve "demokrasi düşmanı mürtecilere" fırsat vermeyelim.
Yazının tamamı için:
http://www.yenisafak.com.tr/akekec.html
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 27, 2006 05:05 PM
Yilmaz Bey'in yazisini okuyunca kesin kanaatimi verdim. Turkiye'de laik kesimin(ben bunu su an laik kesimi siar edinmis bayrak olarak kullananlari kastediyorum, yoksa onlarin seriatci dedikleri adamlar bile laiklige karsi degildir) "Mantik" ilmine ihtiyaci tasvir edilemeyecek boyutlara ulasmistir. Mesela bunlara "Anitkabirdeki agaclar bir suru alerjiye neden oluyor, bunlari yenileri ile degistirelim " deseniz, oncelikle orduyu darbeye cagirirlar, sonra doktor yerine Komutanlara, Anayasa Mahkemesi Baskanina, birkac cok "laik" sanatciya ve en son alerji ile alakasi olmayan baska bir alanda uzman profosorleri cikarip neden degismemesi gerektigini anlatirlar. Nevzat Tandogan'in dedigi gibi "bu ulkeye Komunizm gelecekse onu da biz getiririz".
Adnan Menderes'ten bahsediyorsunuz gidip Adnan Menderes'i asan grup icinde durumundan memnun olmayip daha cok guc isteyen kafatasci, maneviyat dusmani, askeri askere dusuren kisinin neden anilmadigini soruyorlar?
Turk solu ile heryerden irtibatli bir grubun Danistaya saldirisini , 3 gunluk afallamadan sonra adamin baglantilarini hice sayarak "yaw adam ben basortusu icin yaptim diyor, daha niye kasiyorsunuz olayi" deme yuzsuzlugunde olan da bunlardir.
Muslumanlari "cemaat evlerinden cikmamakla" "biat kulturu" ile suclayip asagilayanlarin bilim adina getirdikleri sozde "guzelliklerin" farkindayiz.
Basbakanin "neden ilk 500'de bir tane bile universitemiz yok" elestirisini gormezden gelirler. Bugune kadar bir tane gazetelerinin "Hurriyet,Milliyet,Cumhuriyet,Posta..." Turk Universitelerinin basarisizligini elestirdigi gorulmus mudur?
Hangi gazete Turkiye Danistay olayinin ayrintilarini merak ederken "Bisiklete binmeyen Turk kizlarini" mansete tasir??
Yazan: fatih demir Tarih: May 27, 2006 06:46 PM
Sebebi her ne olursa olsun demokrasiye doğrudan müdahale meşru görülemez.Okuduğum üniversitede bazı hocaların darbeleri savunmalarını içime sığdıramıyorum.
27 Mayıs'ı lanetliyorum.
Yazan: pandemokrasi Tarih: May 27, 2006 07:21 PM
Birilerinin derin desteği ile ülke yönetimine oturtulmuş olan bir zümre Osmanlı Hanedanı'ndan gasp ettiği saltanatı her pahasına koruma gayreti içinde, üstelik hiç de utanmadan "cumhuriyet muhafızlığı" adı altında. Bu yolda birkaç bakan idam edilmiş, ne önemi var? İhtiyaç olursa yine edilir. Kolay olmadı bu gasp ve işgal. Nice zorluklar, nice riskler yaşandı.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: May 28, 2006 03:54 AM
Yaşadığımız iç savaşta, faili meçhul cinayetlerde, her yandan fışkıran çetelerde, o çetelerin içinden her seferinde askerlerle polislerin çıkmasında, liseli gençlerin birbirlerini vurmasında, yetmiş milyonluk bir toplumun 2006 yılında en büyük sorununun “genç kızların saçı” olmasında siz “demokrasi” eksikliğinin hiçbir izini görmüyor musunuz?
Ahmet Altan Burası Bir Ülke mi?
Yazan: e-mine Tarih: May 29, 2006 02:53 PM
Nasrettin Hocanin dedigi gibi...Bu hirsizin hic mi sucu yok?...27 Mayisla ilgili ana yaziyi ve yorumlari tek tek okudum...Herkes demokrasi savunuculugu yaparak sozde demokratik sistemi gecici sureliginede olsa askiya alan askeri harekati elestiriyor...lanetliyor...Olayi olus kosullarindan ayrı tutup salt demokratik sistemi kesintiye ugramistir dusuncesi ile bakarsak bende lanetliyorum...Kimsecikler sormuyor...27 mayıs niye oldu?...Hangi kosullar milletin disiyle tirnagiyla kurdugu Cumhuriyeti askerler korumaya kalkti demiyor...Onun yerine yassi adada sunlar oldu bunlar intihar etti...bebek davasi, kopek davasi gibi nedenlerden bahsediliyor...Belkide bu konunun bu gunlere gelmesinde bana gore 27 mayisin en buyuk hatasi davalara magazinel konulardan baslanmis olmasidir...Asil konulara gelindiginde ne yazikki herseyi cok cabuk unutan milletimin ilgisini cekmez olmustur...Bunu firsat bilen toplum yonlendiricileride tarihi carpitarak surekli bebek davasi kopek davasi konulariyla kaybolan hafizayi yanıltma cabasindadir...Neyseki en azindan su mertligi gosterip bu darbenin arkasina ABD ya da benzer ulkeleri yerlestirip hic olmazsa sulandirmiyorsunuz... Siz demokrasi havarileri...O donemde mecliste bulunan tum siyasi partilerin tek tek kapatilip siranin CHP ye geldigini..darbe oncesindede CHP ninde kapatilma gorusmelerinin yapildigini hizla tek partili rejime dogru gidildigini unutuyorsunuz degil mi? Ana muhalefet partisinin meclisteki tum konusmalarinin beyaz boyayla boyanip tamamen yasalara aykiri bir sekilde sansurlenerek ciktigini boylece gazetelerde bir tek iktidar partisinin soylemlerinden bahsedildiginide unutursunuz...Daha oylamalar devam ederken sandiklarin acilip oylarin radyo kanali ile sayildigini ve secimin buyuk cogunlukla iktidar partisi tarafindan onde goturuldugunu bas bas bagirtip oyunu kullanacak olanlara nasil korku salindigini ve guce tapan bir millet hale getirildiginide unutursunuz...Sonra radyolardan uydurma bir cepheye kaydolan mezar tasi isimlerinin bangir bangir bagirtildigini, milletin kendi icinde cephelesmesinin tohumlarinin o donemde atildiginida unutursunuz.Muhalefet liderlerinin cesitli illerde ki mitingler oncesinde illerin vali yada kaymakamlari tarafindan daha il sinirinda durdurulup kimlik kontrolu yada ihbar var bahaneleri ile illere ilcelere sokulmadigini ya da aksama kadar bekletildiginide unutursunuz...İhtilal oncesinde secimin zorunlu suresinde yapilmamasi gerektigine isaret eden konusmalarla iktidar tarafindan nasil hararetli olarak tartisildiginida unutursunuz...Cumhuriyetin tum degerlerinin teker teker yikilma tohumlarinin nasil o zamanda atilarak bugunlere kartapu etkisiyle tasindiginida unutursunuz...Egemenligimizin ve ekonomik sistemimizin kisacasi su an yasadigimiz tum sorunlarin nasil iktidar partisi eli ile Amerikan Mandaciligina dogru yonlendirme faaliyetlerinin tohumlarinin da o donemde atildiginida unutursunuz. Sizler Turkiye'nin dusutugu bu durumu sadece ve sadece cok partili sisteme gecis surecine kadar ulkenin kaderine yon verme de sorumlu olmus kisilere yuklersiniz...cok partili rejime gectigimiz donemden beri ulkeyi milliyetci ve muhafazakar kanat yonlendirmedi mi? Sonuc ortada...ABD gudumunde vatandasinin kimlik sorunlari olan...surekli kendisiyle ve tum kurumlari ile catisan...Toplumsal bir vizyonu olmayan...(Ornegin Yunanlilarin Megola ideasi var...sizin neyiniz var TC nin tum deger sistemini yikmaktan baska...)İsmet Inonu cok partili rejime gecmeden once Demokrat parti kurucularindan olan Celal Bayar'a bir Cumhurbaskani olarak sunlari sormustur.1- Milletin dinini sayasete alet edecek misiniz? Laiklikle ugrasacak misiniz?2- Milletin aydinlamasina engel olacak misiniz?(koy enstitusu ve halk evleri ile ugrasacak misiniz?) Celal Bayar hayir efendim deyince tamam o zaman demistir...Onun ve devaminin sozunu tutup tutmadigini sormuyorum bile...Hersey ortada...Yaziktir ki bana gore asil sorumlu olan Celal Bayar yas haddinden pacayi kurtarirken gudumundekilere olan olmustur...Sozun ozu...Lozan andlasmasinda bir ingilizin Ismet Inonuye soyledigi bugun her soylediginizi yaptik...Sizde biliyorsunuz ki bir gun gelecek bize tekrar muhtac olacak ve o zaman burada oldugumuz kadar bonkor olmayacak Sevri bile arar olacaksiniz...Ismet Inonunde cevabi bir gun o raddeye gelirsek herseyi haketmisiz sayiliriz..O nedenle simdi siz bizim istediklerimizi verin sonra elinizden geleni ardiniza koymayin olmustur...(Diyalogun ozu boyledir kelimesi kelimesine ayni olmayabilir.)Ne yazikki o raddeye hizla ilerliyoruz ve bunun baslangicida o donemin eseridir...Sozun ozunun ozu 27 Mayis ihtilali sonrasinda kutlandigi gibi gercektende Anayasa ve Demokrasi bayramidir...Ve kurtulus savasidan sonra bindigi daldan birkez daha dusen milletimin dagilip tarih sahnesine karismadan onceki son cirpinisi ve en az kurtulus savasi kadar emperyalist guclere karsi kazanilmis bir zafer ve Son sansdi..Ne yazikki bundanda gerekli dersleri yeterince cikaramadik...Biz nasil bir toplumuz ki, venezuella ve Iran baskanina karsi ABD ye duruslarindan oturu imrenerek bakip onlara gizlide olsa destek verirken...Tum bu duruslarin baslangicini yaratmis atalarimizi genc Cumhuriyetimizi yerden yere vurup bu durusun tam tersini sergileyen adeta usaklastiran, onursuzlastiran politikacilara alkis tutup...Bizim basardigimizin binde birini bile basaramamis devlet adamlarina imrenerek bakiyoruz...Bu ne yaman bir celiskidir...Tarihte gecmisinden haberdar olmayan, kendine bu kadar guvenini kaybetmis, bu kadar ogrenilmis acizlige dusmus bir toplum var mıdır?...
Yazan: Foterli Tarih: May 29, 2006 04:01 PM
Sayın Foterli,
(Bir iki hususa ayaküstü, kahvehane diliyle cevap veriyorum. Bilimsel makale döktürmeye zamanım yok!)
“Neyseki en azindan su mertligi gosterip bu darbenin arkasina ABD ya da benzer ulkeleri yerlestirip hic olmazsa sulandirmiyorsunuz...” [F]
Ben sulandırayım bari! “Our boys” tabirini hiç mi duymadınız bayım? Yoksa duymazlıktan mı gelmeyi tercih ettiniz hep?
“Siz demokrasi havarileri...” [F]
Ne iğrenç bir kelime değil mi şu “demokrasi”?! Arada bir kesintiye uğrasa da olur. Nasılsa bizim darbecimiz Salazar ve Franko gibi geldi mi gitmez bilmezlerden değildir çok şükür. Düzeltir (Ah şu Mustafa Bey’in kibarlığı yok mu! Bu kelimenin yerine münasip kelimeyi kullanmayı ne çok isterdim!) ve kışlasına geri döner.
“O donemde mecliste bulunan tum siyasi partilerin tek tek kapatilip siranin CHP ye geldigini..darbe oncesindede CHP ninde kapatilma gorusmelerinin yapildigini hizla tek partili rejime dogru gidildigini unutuyorsunuz degil mi? Ana muhalefet partisinin meclisteki tum konusmalarinin beyaz boyayla boyanip tamamen yasalara aykiri bir sekilde sansurlenerek ciktigini boylece gazetelerde bir tek iktidar partisinin soylemlerinden bahsedildiginide unutursunuz...Daha oylamalar devam ederken sandiklarin acilip oylarin radyo kanali ile sayildigini ve secimin buyuk cogunlukla iktidar partisi tarafindan onde goturuldugunu bas bas bagirtip oyunu kullanacak olanlara nasil korku salindigini ve guce tapan bir millet hale getirildiginide unutursunuz...Sonra radyolardan uydurma bir cepheye kaydolan mezar tasi isimlerinin bangir bangir bagirtildigini, milletin kendi icinde cephelesmesinin tohumlarinin o donemde atildiginida unutursunuz.” [F]
Ben kendi adıma unutmuş değilim. Ama CHP’nin -yani bürokratik diktatoryanın siyaset meydanındaki temsilcisi ve sözcüsünün- yediği herzeleri de unutmuş değilim. Size tavsiyem biraz İdris Küçükömer, biraz Kemal Tahir okuması filan yapın. Biraz da kafanızı resmi ideologların çarpıtmacı/uydurmacı/kaydırmacı “tarih” masallarından temizleyin.
“Sozun ozunun ozu 27 Mayis ihtilali sonrasinda kutlandigi gibi gercektende Anayasa ve Demokrasi bayramidir...Ve kurtulus savasidan sonra bindigi daldan birkez daha dusen milletimin dagilip tarih sahnesine karismadan onceki son cirpinisi ve en az kurtulus savasi kadar emperyalist guclere karsi kazanilmis bir zafer ve Son sansdi..” [F]
27 Mayıs, siyasal bürokratik elitin bir “halk rövanşı”ndan duyduğu tedirginlik, korku ve telaşın zorbalığa ve meşruiyetdışılığa bürünmüş tepkiselliğidir. 12 Mart’ın babası, 12 Eylül’ün dedesi, 28 Şubat’ın büyükbabasıdır. Kıytırık demokrasimtraklığa bile tahammülü olmayan bir despotik zihniyetin kanlı, vahşi göstergesidir. Daha bir sürü şeydir de ben kısa keseyim. “Demokrasi bayramı” değil, demokrasinin kara günü olarak anılmayı hakeder ancak.
“Tarihte gecmisinden haberdar olmayan, kendine bu kadar guvenini kaybetmis, bu kadar ogrenilmis acizlige dusmus bir toplum var mıdır?...” [F]
Yurttaşını adamdan saymayan, onu güdülecek koyun yerine koyan totaliter bir resmi zihniyetin hakim olduğu siyasal-kültürel bir ortamda başka nasıl bir toplumla karşılaşmayı hayal ediyordunuz?
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 29, 2006 05:07 PM
Sayin Metin.
(Bir iki hususa ayaküstü, kahvehane diliyle cevap veriyorum. Bilimsel makale döktürmeye zamanım yok!)[M]
“Neyseki en azindan su mertligi gosterip bu darbenin arkasina ABD ya da benzer ulkeleri yerlestirip hic olmazsa sulandirmiyorsunuz...” [F]
Ben sulandırayım bari! “Our boys” tabirini hiç mi duymadınız bayım? Yoksa duymazlıktan mı gelmeyi tercih ettiniz hep? [M]
Soylediginiz gibi cevabiniz fazlasi ile kahvehane agzi ile olmus..."OUR BOYS"'u duydum...Ama tam bundan yaklasik 20 yil sonra...12 eylul darbesinde...benim yazimda elestirdigim hafizasizlik problemine guzel bir ornek sergilediginiz icin yazinizin geri kalanina cevap verme nezaketini gosteremiyecegim.
Saygilarimla,
Yazan: Foterli Tarih: May 29, 2006 05:54 PM
Sayın Foterli,
Kahvehane ağzını seçerken ilhamım sizdiniz efendim.
***
20 yıl geç duymuşsunuz... Ama duymuşsunuz, neticede. Hiç duymamaktan iyidir.
***
Hafızasızlığı bırakın da bilgisizliğe bi bakın bakalım. Ayna yakınınızdaysa...
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 29, 2006 06:37 PM
"Yazının geri kalanı" (da) hiç işinize gelmemiş olmalı...
Her nedense bu bloga yazan resmi görüşçüler hep böyle oluyorlar. Sapmaca saptırmaca dil üstünde kaydırmaca, her numara var. Yazık, oysa ki ciddi bir tartışma ortamı oluşturmak herkese belli faydalar sağlayabilirdi.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 29, 2006 06:42 PM
Ahmet Altan'ı oldum olası sevmem, sevemem. "İsyan Günlerinde Aşk" romanı ile 31 Mart vak'asını işleyiş biçimi dikkatimi çekmişti, "ha gayret bir ezber bozuluyor" demiştim.
Bugün güzel bir yazı yazmış."Bozuk saat bile günde iki kez doğruyu gösterir" diyeceğim ama haksızlık olur.Haber7 yazıyı "tüyleri ürperten soru" başlığıyla vermiş.Haksız da değil.Yazıyı en çok, bu ülkeyi onyıllardır kesintilerle yönetilemez hale getiren, bir demokrasi bilincinin yerleşmesinde baş engel olan, hala daha 27 Mayıs gibi lanetlenen,milli iradeyi alçakca alaşağı eden, bir avuç subayın eseri, komutanları Genelkurmay Başkanı Şükrü Erdelhun'un bile, teğmenler tarafından tekmelenerek sıraya konduğu, birçok generalin tutuklandığı ve emekliye sevk edildiği bir "cunta" darbesini "Anayasa ve Demokrasi bayramı" diye savunan, demokrasinin ne anlama geldiğini bilmeyenlerce okunmalı.
Bu ülkeyi kendi çiftlikleri sananlar bugün gelinen nokta ile gurur duyuyor olmalılar.İşte A.Altan'ın yazısı :
*********
Burası bir ülke mi?
İçinde bulunduğumuz durumu sonsuza kadar sürecek sanmak yanılgısına hepimiz sahibiz.
O anda durum neyse onun ilanihaye süreceğini sanıyoruz.
Bütün düşünce sistemimizi, hayattaki duruşumuzu, bu “sonsuzluk” anlayışı üzerine bina ediyoruz.
Yüz yıl önce, dünya haritasını basan matbaaların kullandıkları klişelerin arasında “Türkiye Cumhuriyeti” kalıbı bulunmuyordu.
Öyle bir ülke yoktu.
Yüz yıl sonra olacak mı peki?
Doğrusu bundan çok emin değilim.
Biz Türkiye Cumhuriyetini “dünya durdukça duracak” bir gerçeklik gibi algılıyoruz ama doğru mu algılıyoruz?
Türkiye Cumhuriyeti varlığını sürdürebilecek mi?
Yoksa “cumhuriyet, Osmanlı’nın yıkılışının son bölümüdür” diyen tez doğru mu?
2006 yılında ülkemize baktığımızda “yanlış giden” bir şeyler olduğunu görüyoruz.
Bir “ülke” görüntüsünden gittikçe uzaklaşıyoruz.
İkinci Dünya Savaşı felaketini yaşamış, yakılıp yıkılmış, tarumar olmuş Avrupa ülkeleri çoktan başlarını alıp gittiler.
Aramızdaki fark gittikçe açılıyor.
Daha on yıl önce, bizim en çok korktuğumuz “faciayı” yaşayıp parçalanmış olan Rusya kısa zamanda toparlanıp yeniden dünyanın en önemli ülkelerinden biri oldu.
Rejimleri yıkılan Doğu Bloku ülkeleri yeni rejimlerini oturtup birer birer AB’ye giriyorlar.
Biz ise dengemizi bir türlü bulamıyoruz.
Yeni bir çağın başında hala en büyük sorunumuz, “üniversiteye giden kızlar başını örtsün mü örtmesin mi” tartışması.
Bu, bize doğal gözükebilir.
Ama bir adım geri çekilip tabloya öyle bakın.
Genç kızların “saçlarını” rejim meselesi yapmanın bir ülkenin yapısı hakkında pek iyimser ipuçları vermediğini göreceksiniz.
Ülkenin her yanından “çeteler” çıkıyor.
Bu kadar çok “çetesi” olan herhangi bir ülke biliyor musunuz?
Bu çeteleri hangi yapı doğuruyor?
Ve, bence en korkuncu, liselerimizin birer cinayet mahalline dönmesi, “liseli katil” sayısının patlaması.
Böylesine korkunç bir gelişmeyi gerçekten sadece “Kurtlar Vadisi” dizisiyle açıklayabileceğinize inanıyor musunuz?
Hiç aklınıza “eğitim sisteminde bir hata mı var” sorusu gelmiyor mu?
“Din” ve “ırk” üzerinden hastalıklı bir böbürlenmeyle doldurulan çocukların, o eğitimle sahte biçimde şişirilmiş egolarının hayatın gerçekleriyle karşılaştıklarında delik deşik olmasının nasıl sonuçlar vermesini bekliyorsunuz?
Amerika’daki, İngiltere’deki, Almanya’daki yaşıtlarıyla rekabet edecek olan çocukları, bu rekabete hazırlayabiliyor muyuz?
Yoksa o ülkelerin gençlerinin bizim gençlerimizden daha iyi yetişmesini bir “doğa yasası” gibi kabul etmekten yana mıyız?
Toplumun, belki de en önemli sorunu karşısındaki sessizliği sizi bu ülkenin geleceği için ümitlendiriyor mu?
Cumhuriyeti kurarken “devleti” gerektiği biçimde oluşturamadık.
Atatürk’ü, bir devleti kuran bir lider konumunda tutmayı beceremeyip onu “kutsal bir tabu” haline getirmemiz elbette ülkemizin entelektüel derinliği konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Ama daha önemlisi, kurduğu devletin mayasına “demokrasiyi” katmayı başaramayan bir lideri kutsallaştırdığınızda “demokrasi dışı” bir yapıyı da kutsallaştırmış oluyorsunuz.
Ardarda kuşakları “demokrasi” bilincinden yoksun yetiştiriyorsunuz.
Demokrasiyi kendi “kutsalları” arasında görmeyen insanlar yetiştiren bir ülke demokrasiyi özümseyebilir mi?
Peki, siz hiç geleceği parlak “demokrasisiz” bir ülke gördünüz mü?
Gelişmiş bütün ülkelerin demokrasisi olması pek de aldırmamamız gereken bir tesadüf mü?
Yaşadığımız iç savaşta, faili meçhul cinayetlerde, her yandan fışkıran çetelerde, o çetelerin içinden her seferinde askerlerle polislerin çıkmasında, liseli gençlerin birbirlerini vurmasında, yetmiş milyonluk bir toplumun 2006 yılında en büyük sorununun “genç kızların saçı” olmasında siz “demokrasi” eksikliğinin hiçbir izini görmüyor musunuz?
Sakatlanmış bir imparatorluktan “sağlam” bir cumhuriyet yaratma mucizesini ne yazık ki gerçekleştiremedik.
Bu mucizeyi bundan sonra gerçekleştirebilir miyiz?
Televizyon programlarında bir tek özgün cümle söylemeden yalnızca ezberlenmiş cümleleri tekrarlayan, hamasetten ihtiyarlamış üniversite gençlerine, her yanından silah fışkıran liselere baktığınızda bu mucizenin işaretlerini görebiliyor musunuz?
Türkiye Cumhuriyeti iyi bir yere gidiyor gibi gözükmüyor.
Ne olacağını bilemem ama kesinlikle söyleyebileceğim tek şey, yola böyle devam etmemizin mümkün olmayacağı.
Toplum ve devlet kendini değiştirmek için gerekli iradeyi gösteremezse bizi hayat değiştirecek.
Geleceği kişisel olarak pek de umursamayacak bir yaştayım artık.
Ama gönlüm genç çocukların gelişmiş ülkelerdeki çocuklar gibi huzurlu ve zengin yaşamasını istiyor.
Ama bugünkü tabloya baktığımda, aklım gönlüme acıyor.
Ahmet Altan / Gazetem.net / 29.05.2006
************
Daha önce (27 Mayıs günü) Mümtaz'er Türköne'nin bir yazısının linklini vermiştim. 27 mayıs şakşakçılarının okuyabilmesi için tekrar veriyorum.27 mayıs nedir? Kimler tarafından ne için yapılmıştır? Ve ülkemize bedeli ne olmuş ve olmaktadır :
http://www.zaman.com.tr/?hn=288690&bl=yorumlar&trh=20060527
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 29, 2006 07:30 PM
"Neyseki en azindan su mertligi gosterip bu darbenin arkasina ABD ya da benzer ulkeleri yerlestirip hic olmazsa sulandirmiyorsunuz... "(Foterli)
bu darbede degil ama 1980'de olayi acayip sulandirdik. Zaten Bush'da daha dun sulandirmayi iyice artirip Turkiye'yi komunizmden biz kurtardik dedi. Sulu insan iste sacmaliyor arada sirada.
"Siz demokrasi havarileri...O donemde mecliste bulunan tum siyasi partilerin tek tek kapatilip siranin CHP ye geldigini..darbe oncesindede CHP ninde kapatilma gorusmelerinin yapildigini hizla tek partili rejime dogru gidildigini unutuyorsunuz degil mi? "(Foterli)
1923'ten 1946'ya kadar hic kimseye parti kurma imkani saglamayan,kurdurduklarini da sudan bahanelerle kapatan, son secimlerinde secime hile karistiran, secimlerini "acik oy, gizli tasnif" gibi muhtesem super ultra bir demokratik yontemle yapan bu partinin kapatilmasi o donem icin zannedersem cok anti-demokratik olurdu. Tek parti Demokrat oldugu icin mi tek parti donemine karsisiniz? CHP tek parti kalsa idi sesiniz cikmayacakti oyle mi?
"Egemenligimizin ve ekonomik sistemimizin kisacasi su an yasadigimiz tum sorunlarin nasil iktidar partisi eli ile Amerikan Mandaciligina dogru yonlendirme faaliyetlerinin tohumlarinin da o donemde atildiginida unutursunuz. "(Foterli)
Hem adamlar Amerikan Mandaciligi istiyorlar hem de ordu bunlara darbe yapiyor deme hakkimiz olmadigi icin bu ihtimali geciyoruz. Ama Menderes'in Rusya ile yakinlasmasi desem bilmem birseyler cagristirir mi?
Ismet Inonu, hani su ezani Turkcelestiren, hani su Cumalarini evinde kilan, hani su 2.dunya savasi sonrasi italyanlar adalari bize birakmak istediklerini ifade ettiklerinde "bizim kimsenin topraginda gozumuz yok" diyen, Ruslardan kacan Azeriler Turkiye sinirina geldiklerinde "Yurtta sulh, cihanda sulh" diyerek onbinlerce Azerinin sinirin obur tarafinda kursuna dizilmelerine goz yuman kisilik mi sizin demokrasi havariniz???
"Bu ne yaman bir celiskidir...Tarihte gecmisinden haberdar olmayan, kendine bu kadar guvenini kaybetmis, bu kadar ogrenilmis acizlige dusmus bir toplum var mıdır?..." (foterli)
Bakin tarihi gercekleri inkar eden bir suru insan var. Siz de bunlardan birisiniz. Dogal olarak evet baska toplum yoktur.
Bu arada unutmayalim Adnan Menderes Istiklal Savasi madalyali bir kahramandi. Kurtulus savsinda savasmistir. Uydurma tarih ile kendi adina iki savas kazandiran Inonu'den cok daha mert ve cesur bir insandi. Ataturk'un yaninda durmak bile istemedigi Inonu gibi bir kisiligi halen nasil savunurlar anlamiyorum? Bir insan hem Ataturk'u hem Inonu'yu nasil sever??
Yazan: fatih demir Tarih: May 29, 2006 09:01 PM
Sayın Foterli
Kimsecikler sormuyor...27 mayıs niye oldu?...Hangi kosullar milletin disiyle tirnagiyla kurdugu Cumhuriyeti askerler korumaya kalkti demiyor.
Siz neyin cumhuriyetinden söz ediyorsunuz? Saltanat el değiştirince cumhuriyet mi oluverdi? Yada "Hadi cumhuriyet ilan edelim" deyince o ülkeye cumhuriyet mi geliyor? İnkılap Tarihi kitaplarındaki bu çocuk masallarını yeterince dinlemedik mi? Niye açık açık "Biz saltanatın öylesinden değil böylesinden hoşlaşırız" denmez de "cumhuriyet, cumhuriyet" denilip durulur?
Lozan andlasmasinda bir ingilizin Ismet Inonuye soyledigi bugun her soylediginizi yaptik...Sizde biliyorsunuz ki bir gun gelecek bize tekrar muhtac olacak ve o zaman burada oldugumuz kadar bonkor olmayacak Sevri bile arar olacaksiniz...Ismet Inonunde cevabi bir gun o raddeye gelirsek herseyi haketmisiz sayiliriz..O nedenle simdi siz bizim istediklerimizi verin sonra elinizden geleni ardiniza koymayin olmustur.
İngilizler Türklerin 'her dediğini' nasıl olup da yaptılar acaba? Lozan anlaşması ile ilgili olarak resmi hikaye dışındakileri de incelemenizi önereyim. Kazım Karabekir'in İsmet İnönü ile ilgili aktardığı şu konuşmaya bakalım bir :
İsmet Paşa, Macarlar, Bulgarlar aynı saflarda İtilaf devletlerine karşı harp ettikleri ve mağlup oldukları halde, istiklallaerini muhafaza etmiş olmaları Hristiyan olduklarından, bize istiklal verilmemesi de İslam olduğumuzdan ileri geldiğini, bugün kendi kuvvetimizle yıllarca uğraşarak kurtuldukça da İslam kaldıkça müstemlekeci devletlerin ve bu arada bilhassa İngilizlerin daima aleyhimizde olacaklarını ve istiklalimizin daima tahlikede kalacağını bana anlattı. Ben de ona bu fikre iştirak etmediğimi şu mütalaalarıma dayanarak söyledim :
"Böyle bir fikrin doğuracağı hareket, milletin başına yeniden daha korkunç ve daha meş'um bir istibdat idaresi getirecektir. Daha kazanamadığımız milli neşe kaçacak, birçok emekle kurulan milli birliğimiz de bozulacaktır. Biz içerde birbirimizi boğarken, bize bu kurtuluş yolunu gösteren politikacılar "Türkler Hristiyan oldular" diye bütün İslam alemini bizden nefret ettireceklerdir. Bu suretle bizi cezalandırmak için İslam alemi ruhlarında isyan duyacaklardır. (Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası, s.164)
Siz bunları es geçtikten sonra buradaki yorumculara "unutmuşsunuz, unutmuşsunuz" deyip durmuşsunuz. Unutma filan yok, biliyorsunuz. Yalnızca bir dine mensup olanların diğerlerini sindirme siyaseti var, üstelik de dört elle sarıldıkları dine "uygarlık" adını vermiş bir şekilde. Bu din birden peydahlanmadı Türkiye'de. 19. yüzyılın sonlarından itibaren Abdullah Cevdet'te örneğini gördüğümüz bir zümre türedi/türetildi buralarda. Savaş filan derken bir yerlere yerleşen bu zihniyetin cumhuriyetle, demokrasi ile filan hiçbir işi olamaz. Ne var ki bu kavramları kullanıp durmaktan, bunlarla yaptığı edebiyat üzerinden koltuğunu kollamaktan da vazgeçmez.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: May 29, 2006 11:56 PM
Sayin S.Ozturk,
Ahmet Altani bende sevmem...Eskidende sevmezdim...Ama goruyorum ki bu gun sevmesenizde en azindan sempati duyuyorsunuz...gelin bunun nedenini sorgulayalim...Bu gun sempati duymanizda iki neden olabilir...birincisi sizin dunyaya bakis acinizda bir degisim ve gelisim oldu...Yada Ahmet Altan sizin goruslerinize yakin yazmaya basladi...eger birinci nedense sizi tebrik ederim gelisim ve degisim insan yasantisinda onemlidir...Eger bunun nedeni Ikinci yazdigimsa...Biraz bunun uzerinde dusunmeniz gerektigini dusunurum...Insanlari kolayca Sak sakcilikla itham ettiginize gore bu konuda uzman oldugunuzu dusunuyor...En azindan sizden sak sakcilara prim vermemenizi umarim...Cunku yarin ruzgar ters eser sizin goruslerinize uzak dusunceler yazar sonra yine sevmezsiniz...Bu celiskide insani huzursuz eder...
Sayin Fatih Demir,
“1923'ten 1946'ya kadar hic kimseye parti kurma imkani saglamayan,kurdurduklarini da sudan bahanelerle kapatan....”
Kohnemis bir imparatorlugun yikildigi...insanimizin kulluk doneminden birey vatandas olma surecinden bahsediyorsunuz herhalde...yani buyuk olcude kurucu meclisten...memlekette hicbirseyin olmadigi donemden...sonrasinda bile insanlarimizin demokrat kelimesine “demir kır at” dedigi donemlerden...buna ragmen 2 kez cok partili sisteme gecmeyi deneme cesareti gosteren bir yapidan bahsediyoruz...Yuzyillara dayanan Osmanli Borclarinin odendigi donemden bahsediyoruz...Ve sunu hic kendimize sormuyoruz...Isteselerdi koltugun ve iktidarin cazibesine kapilip cok partili sisteme demokrasiye hic gecmiyebilirler, Demokrasi yerine diktatorlukte ilan edebilirlerdi...Bunu yapmak isteselerdi kim durdurabilirdi onlari?...(Bunu yapmalari daha iyiydi demiyorum, sonrasi da daha hayirli olurdu da demiyorum...) Ama isteselerdi yapabilirlerdi diyorum...Sirf bu nedenden oturu bile butun onyargilarimizi birakip onlara saygi duymamiz gerekir...(Tabi eger gercekten Demokrasi istiyorsak...) Cunku o donemin diger liderleri hizli bir sekilde baltalarini bilemekle mesgulduler(Hitler, mussolini vb..)Ve sonucundada II. Dunya savasi...Buda siz hatirlamazsiniz ama 1939’dan sonraki surece denk geliyor...
“Hem adamlar Amerikan Mandaciligi istiyorlar hem de ordu bunlara darbe yapiyor deme hakkimiz olmadigi icin bu ihtimali geciyoruz. Ama Menderes'in Rusya ile yakinlasmasi desem bilmem birseyler cagristirir mi?”
Bu soylediginizi yazi mi okuyup on yargilarinizin doruga ciktigi bir anda yazilmis oldugunu dusunuyor cok ciddi bulmuyorum...Cunku bu cumlenize soylenecek tek sey...Koreye herhalde askerin DP iktidari doneminde gonderildigini hatirlar...bu savasinda ABD’nin bir cikar savasi oldugunu sizde herkes gibi teslim edersiniz...Marshall yardimininda ne zaman geldigini cok net hatirlayamadim siz hatirladiniz mi?...Tamda iktidara geldiklerinde ulkemizin kimseye bir lira borcu olmadigi ve tam bagimsizligimizi ilk kez elde ettigimiz, kimseye muhtac olmadan teknoloji ve ekonomimizin yaratilabilecegi bir firsatti...yazik ki kacirdik...Marshal yardimi ile ingilizlerden kurtulup ABD nin kucagina oturduk...
“Ismet Inonu, hani su ezani Turkcelestiren, hani su Cumalarini evinde kilan, hani su 2.dunya savasi sonrasi italyanlar adalari bize birakmak istediklerini ifade ettiklerinde "bizim kimsenin topraginda gozumuz yok" diyen, Ruslardan kacan Azeriler Turkiye sinirina geldiklerinde "Yurtta sulh, cihanda sulh" diyerek onbinlerce Azerinin sinirin obur tarafinda kursuna dizilmelerine goz yuman kisilik mi sizin demokrasi havariniz???”
Ezani turkcelestirme meselesi...Bilincli olarak bu konunun tartismasina girmeyecegim...Cunku bilimsel bir zeminde asla birlikte olamayacagiz...Cunku inanmakla bilmek arasinda cok keskin bir ayrim vardir...İnanc suphe ve denemeyi kabul etmez..akil yurutmeyi hic kabul etmez...Deneyleyemezsiniz...ya inanirsin ya inanmazsin butun mesele bu...Bu nedenle tartismayacagim...27 Mayis konusunda bu yaklasiminizi belden asagi vurmak olarak degerlendiriyorum...
Ah su 12 adalar meselesi...Ozalda bir zamanlar ben olsaydim...12 adalari alirdim diyerek 1980-1990 lardan o donemin Turkiye’sine kendi doneminin TSK gucune bakarak atip tutmustu...Sonra 1 koyup 20 alacakti...Hatirlarsiniz...
Aslinda bu soylem Ozal’danda eski...Inonu’yu hep elestirdiler...II. Dunya savasina girseydin...Osmanlinin kaybettigi topraklarin bir kismini albilirdin diye...Tipki ayni dusunceyle Enver pasanin I.Dunya savasina girdigi gibi..Konumuz olmadigindan buradaki aci ve kayiplarimiza deginmiyorum...Inonu bu konuda Evet ben belki savasa girmeyi cesaret edemiyecek kadar korkak bir adamim...ama arkada binlerce yetim ve binlerce huzunlu es ve ana birakmayacak kadarda icim rahat demistir...Bana gorede son noktayi koymustur...Ustelik Savasta yenilmis bir italya hangi gucune dayanarak bize toprak verebiliyor?..bunuda bu acidan degerlendirmenizi umarim...Azeri kardeslerimizin meselesine gelince...bu konuyu bilmiyorum...Tek soyleyebilecegim..Bazi zamanlar devletler kendi uluslarinin bekasi icin tekil olarak bir insanin onaylayamayacagi isler yapilabileceginin pesinen hepimiz tarafindan kabul edilmesidir. Buna ornek Kerkuk ve Musul’da bu gun tarihsel yakinlik duydugumuz insanlarin katledilmesi, bu gunku hukumete dunya gorusu olarak yakin oldugunuzu dusunerek buna neden sesini cikaramadigini sormak isterim...Sesini cikarmayi birak yazili ve gorsel medyada gundeme bile gelmiyor....Bahsettiginiz olayla su an yasadigimiz olay hakkinda bir fark var mi?
Sayin Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Sanirim yukardaki cevaplarimda sizde benim goruslerime karsi olusturdugunuz dusuncelerinize karsilik bir cikarim elde edersiniz...Yalniz sizin ayri bir ozelliginiz oldugunu dusunuyorum...Sizi yine sizin tabirinizle Felsefe Ogretmenisiniz...Yazinizda duygusal ve sloganvari yaklasim disinda bir Felsefeciye yakisan bir sekilde akil yurutme tespit edemedim...Ya da ben sizin gibi Felsefe Ogretmeni olamadigim icin fark edemedim...Eger varsa, lutfen akil yurutmelerinizi en azindan benim anlayabilecegim bir sekilde bir ogretmen gibi yapar misiniz?
Simdiden tesekkurler,
Saygilarimla,
Yazan: Foterli Tarih: May 30, 2006 11:44 AM
İnönü'yü iyi analiz etmenizi salık veririm Sayın Foterli. Naziler ve karşıtları arasında nasıl sarkaç gibi salınıp durduğunu öğrenmenizi dilerim. Atatürk'ün ona hangi gözle baktığını araştırmanızı dilerim. DP iktidar sürecinde kendi kuyusunu kendi kazmıştır, bu bir gerçek; ama bu, DP'nin bir askeri darbeyle devrilmesine ve yaşanan ilkelliklere sebep teşkil edemez; bunu da iyi analiz etmenizi dilerim. İttihatçı kafanın bu ülkeyi felaketten felakete sürüklediğini kavramanız gerekir. Boş ve ezbere konuşuyorsunuz. Resmi görüşün dar açısıyla hiçbir şeyi sağlıklı göremezsiniz. Önce dersinize çalışmanızı tavsiye ederim. Çalışmadan önce gözlüğünüzü değiştiriniz.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 30, 2006 02:07 PM
Sayın Foterli,
"felsefeciye yakışan", "öğretmen gibi" ...
Bu ifadelerinizi görmezden gelmeliyim. Böyle bir üslubu hatalı ve gereksiz bulduğumu peşinen belirteyim.
Yazinizda duygusal ve sloganvari yaklasim disinda bir ... akil yurutme tespit edemedim...
Günlük (sembolik olmayan) dili kullanan hiçbir akıl yürütme duygu bakımından nötr değildir. De, bu argümanın mantıksal yapısını hiç ama hiç etkilemez. Üstelik buradaki yazılarda entimem dediğimiz örtük öncüllü çıkarımlar kurmaktayız. Bu böyledir nitekim. "1. öncül: ..., 2. öncül: ..., ve sonuç: ..." da denilebilir. Hatta önermeler p ve q'lar ile sembolize edilip çok daha 'strict' görünümlü argümanlar da sergilenebilir. Ama bu sitede öyle derin felsefi konulara girmediğimize göre bunlara hiç gerek yok. Öte yandan slogan oldukça kaypak bir kavram. Bunun ile, "hiçbir dayanağı olmayan iddia" gibi bir şey kast ediyorsanız bu sizin "dayanak" ölçütünüz ile ilgili bir şey.
Şudur özet ile denilmek istenen : Tüm bu gürültünün altında yatan gerçek neden bence çok açık : Antik Yunan'lı düşünür Platon'un ifadesi ile düşünsel anlamda bir mağara içinde yaşamakta bulunan tabiatçı inanç mensupları, bir şekilde ele geçirdikleri iktidarı koruma gayreti içindeler. Bu gayet doğal tabi. Yalnız bu işi yaparken uyageldikleri bir ahlak ilkesi var ise o da "maksada giden her yol meşrudur" ilkesidir. İnsanları kandırmak gerekiyor ise kandırılacaklardır. Tabiatçı inanç için "bilim yolu" bilmem ne denecektir. Halkın isyan etmemesi için "egemenlik sizde" denecektir. Tabiatçı despotluğa yönelmiş tehditlere "irtica", bu tehditleri bertaraf etme işine "laiklik" denecektir. Tüm bu yapılgelenlerin üstelik "milliyetçilik" gereği olduğu söylenmekle kalınmayıp üstüne "cumhuriyet" etiketi de takılacaktır. Tüm bu kılıflama işleri yetmediğinde ise birileri asılıp gözdağı verilecektir. Maksad; inad ve korkunun büyüklüğü nisbetinde yapılagelen işlere meşruiyet katacaktır. Tabiatçı inanç despotluğu zorunlu kılmayabilir tabi, ama Türkiye gibi bir ülkede durum ne yazıkki böyle.
Peki diyeceksiniz ki akıl yürütme bunun neresinde. Burada ortaya çıkmış bir tablonun gerisinde yatan psiko-sosyal etkenlerden söz ediliyor. Bir şablon çiziliyor. Tarihin filan kesitindeki filan olayların ancak bu şekilde bir anlam taşıdığı iddia ediliyor. Bu işlerin böyle olduğunu ölüp gitmiş adamların beyinlerini/niyetlerini okuyarak yapma gibi bir şansımız yok. Sonuçta bu, "en iyi açıklamaya çıkarım" türü bir akıl yürütme. Bunu belgeleyen belgeler ve olaylar sözkonusu. Size örnek olsun diye Kazım Karabekir'in bir anısını aktarmıştım. Sonraki uygulamaların paşayı haklı çıkardığı bence yeterince açık. Daha neler var. Ama tabiki dedüktif bir geçerliliği olamaz. Bir kanıtlama değil buradaki iş. Siz bu olayları "yurt sevgisi" gibi bir temele dayandırma çabasındasınız. Bence -Evet, bence- "put ve koltuk sevgisi" tüm bunları çok daha iyi açıklıyor. Siz spesifik durumları öne sürüyor ve 'hatırlatıyorsunuz'. Ben ise bunları sunuş biçiminizin temel varsayımları ile ilgiliyim.
İşin özünde ahlak felsefesinin temel sorularından olan "nasıl yaşamalıyız?"a verilen uyuşmaz cevaplar yatıyor. Belli bir dinsel inancın yaşam biçimi 'uygarlık/çağdaşlık' diye dayatılmaya devam ettiği sürece "cumhuriyet, laiklik vb." söylemler bir kandırmaca olmaya devam edecek.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: May 30, 2006 03:52 PM
Düzeltme:
"Bu işlerin böyle olduğunu ölüp gitmiş adamların beyinlerini/niyetlerini okuyarak yapma gibi bir şansımız yok."
cümlesi
"Bu işlerin böyle olduğunu ölüp gitmiş adamların beyinlerini/niyetlerini okuyarak kanıtlama gibi bir şansımız yok."
olmalıdır.
Yazan: cengiz cebi Tarih: May 30, 2006 04:09 PM
Sayın Cengiz Cebi, felsefe ogretmeni
“"felsefeciye yakışan", "öğretmen gibi" ...
Bu ifadelerinizi görmezden gelmeliyim. Böyle bir üslubu hatalı ve gereksiz bulduğumu peşinen belirteyim.”
Bende size katiliyorum. Hic geregi yoktu...Ama goruyorum ki sizi kiskirtmam daha entellektuel fikirler ortaya atmaniz acisindan faydali oldu...Bu nedenle sizden ozur dilemeyecegim...
“...Bu böyledir nitekim. "1. öncül: ..., 2. öncül: ..., ve sonuç: ..." da denilebilir. Hatta önermeler p ve q'lar ile sembolize edilip çok daha 'strict' görünümlü argümanlar da sergilenebilir. Ama bu sitede öyle derin felsefi konulara...”
Bu paragrafinizi cok gereksiz buldum, bilginizi bana ispat etmenizin hic anlami yok...Bir Felsefe ogretmeninin zaten Mantik Bilgisi ilede hasir nesir olmamasi tarafimdan dusunulemez....
Simdi bir bakalim sizi dogru anlamismiyim...platonun magara diyalogundan yola cikarak...Bu gunku sizin gibi dusunenlerin tabiri ile “resmi idooljinin” (bu kavrami hic anlamiyorum...resmi gorus, resmi tarih? neyse buna sonra deginirim) soylemine gore Cumhuriyet, Laiklik, Egemenlik, Bağımsızlık vb..gibi kavramlara var olan tehdit...aslinda yok...magara diyalogunda oldugu gibi onlar gercegin yanilsamasindan ibaret...Aleni olarak ortaya cikan olaylar ise meczuplarin isi...Mevcut gerceklikte ise yok oyle tehlikeler Iran devriminde oldugu gibi uykuya devam...Bunlar demokrasinin kisitlanmasindan baska hicbir sey degildir gibi soylemler...Simdi birimizden birinin endisesi dogru...Bence dogru soruyu burada sormak gerek...hangimiz yanilsamalari izliyor hangimiz mevcut gercekligi goruyoruz...Belkide gercekten iyi niyetlisiniz...Ama sundan emin olunuzki Cumhuriyetin temel degerleri yikilip yerine inanca dayali bir sistem kurulursa...Herkes zarar gorecek....Tek sansiniz mensubu bulundugunuz (varsa) cemaatin iktidari ele gecirmis olmasinda...Digerleri genelde ayni inanci paylassa bile en dogru inanc iktidardaki inanc olacak ve digerleri dogruya davet edilmesi gerekenlerden baska kimse olmayacak...efendim bir secim yapilir yerine digeri gelir...Demokratik Sistem olmayacak ki...Ilk is secimi yok etmek ya da tek partili sisteme dondurmek olacak..Tipki DP’nin girisimleri gibi...Cunku sizin demokratliginiza cok bilinen tabiri ile takiyeci demiyecegim. Farkli bir terim kullanarak “durumsal demokrat” diyecegim. Sartlar aleyhinize ise en siki demokrat sizlersiniz. Fakat sartlari siz belirliyorsaniz demokrasi hak getire. Ornek olarak, Tayyip beyin beyanatlarina bir bakin. Kendisine ve partisine yonelik en ufak bir elestiri gelse soylemlerine dikkat edin. “Ben bunu dusunenin aklindan ve bilgisinden suphe ederim.(develuasyon elestirileri)” “ananinida algit (vatandasin acim sikayeti)” su an kayit tutmadigim bir suru soylem. Dikkat ederseniz hep saldiri. Sonra Laikligin yeniden tanimlanmasi girisimleri. Hepimizin bildigi gibi anayasanin ilk dort maddesi butun catismalarimizin kaynagi. Ne var bu dort maddede?
“I. Devletin şekli
Madde 1.- Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir.
II. Cumhuriyetin nitelikleri
Madde 2.- ....temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.
III. Devletin bütünlüğü, resmî dili, bayrağı, millî marşı ve başkenti
Madde 3.- Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür...
IV. Değiştirilemeyecek hükümler
Madde 4.- Anayasanın 1 inci maddesi..., 2 nci maddesi... ve 3 üncü maddesi hükümleri değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez.”
Ozellikle 4. maddenin son cumlesine dikkat ediniz. “...Ilk uc madde degistirilemez degistirilmesi teklif dahi edilemez. Iste bunlarda Cumhuriyetimizin temel degerleri. Kavgamiz ise sizin bunu degistirmeye calismaniz. (Durumsal Demokratliginizla) Once Kurtulus savasi ve kurulus surecine mesnetsiz delilsiz saldirilar. Yok efendim Inonu iki tane kiytirik savas kazanmis. (Siz Felsefe Ogretmenisiniz Inonu savasindan sonra Ataturkun “Siz orada sadece dusmani degil milletin makus talihinide yendiniz” cumlesinde ki tarihsel anlamida cok iyi anlarsiniz.) boylesine onemli bir savasa kiytirik savas demek dedelerinize en buyuk ihanettir. Yok efendim Inonu hiristiyan bir Turkiye ozluyormus, (Bakin benim dedem koyunun imami idi. Inonu savasi oncesinde birlige yeni katilanlarin ne is yapabilecegi teftisi oncesinde Dedeme buyukce bir cadir kurup mescid insaa etmesi isi verilmisti.) Ustelik imam hatip okullari inonu zamaninda acildi. Kendisinin nasil bir musluman oldugunu elestirmek o kisi hakkinda supheleriniz olsa bile bunu degerlendirmek kimseciklerin iradesinde degildir. Ataturk’e yahudi donmesi hatta pic yakistirmalari yapildi. Ceske tum yahudi donmeleri ya da picler boylesine buyuk eserler birakabilse.
Konumuz 27 Mayis olmasina ragmen tum savunmalariniz 12 eylul surecinde olanlari 27 Mayisla karistirmaniz en buyuk probleminiz. Ve ustelik 12 Eylul surecinide elstirel bir yaklasim getirmeniz en buyuk celiskiniz. Insan filizlenme ortami buldugu bir darbeyi nasil elestirebilir? Bu adeta yemek yedigi canaga pislemek kadar nankorluktur.
Bakalim daha baska neler soylemissiniz
“...Antik Yunan'lı düşünür Platon'un ifadesi ile düşünsel anlamda bir mağara içinde yaşamakta bulunan tabiatçı inanç mensupları, bir şekilde ele geçirdikleri iktidarı koruma gayreti içindeler...”
Bakin bu cok komik bir soylem. Yeryuzunde kurulmus ve kurulacak tum devletler mesrutiyetini, sizin tabirinizle, ister “tabiatci inanc” a dayandirsinlar, ister manevi bir temel ustune dayandirsinlar. Kurduklari kurum ve kuruluslarin yikilmamasina yonelik her turlu tedbiri alirlar. Bunuda ikitidar sahipleri iktidarin tum olanaklarindan yararlanarak gerceklestirirler. Bunun tek istisnasi bugunku Turkiye su anki iktidar sahibi kendi bindikleri dali kesmekle mesgul. Yukarda belirttigim anayasanin ilk dort maddesini kemirmekle mesguller. Bunu basarirlarsa artik yeni olusum (tabi baskalari yeni olusuma izin verirse) Turkiye Cumhuriyeti olmaz. Onun adina baska bir sey demek gerekir. Bunu yapma yetkisini nereden aliyor. “Durumsal Demokrat”ligindan. Bugun ¼ oyla gecirdigi iktidarin sonsuza dek kendisine verilmis gibi algilayan demokrasi inancindan kaynaklaniyor.
Baska neler soylemissiniz bir bakalim.
“...Bu gayet doğal tabi. Yalnız bu işi yaparken uyageldikleri bir ahlak ilkesi var ise o da "maksada giden her yol meşrudur" ilkesidir...”
Bunun tam tersini soyleyen Ataturkun sozu olmasina ragmen soyleyebiliyor olmaniz herhalde beni sinirlendirmek icin yaptiginiz bir girisim. Maksada giden her yolun mesru oldugu sozu dine dayali devlet kurma calismalarina daha yakin gibi geldi. Iran devrimi bunun en guzel ornegidir. Bu gunku Turkiye icindeki calismalara daha yakin gibi geldi. Ornegin siz ogretmenlik yaparken elestirdiginiz ve hatta goruyorum ki inanmadiginiz Cumhuriyet degerlerine uygun egitim sureci verdiginizi tahmin ediyorum. Ve ay sonundada devletimiz size belli bir rakam oduyor. Simdi siz inanmadiginiz sistem icinde kalarak kazandiginiz ekmegi yemegi nasil tanimliyorsunuz? “Bu herhalde “maksada giden her yol mesrudur” Cumlesi ile aciklanabilir. Tersi bir davranis icine bile girseniz. Yani nasil bir ogretmenlik yapacaginiz tanimlanmis olmasina ragmen bunlara aykiri kendi inanc ve degerleriniz dogrultusunda yapsaniz bile yine ortada bir kandirmaca soz konusu. Buna surekli elestirdiginiz milli bayramlara katilmak zorunda olmaniz bile bir kendi vicdaninizin kandirmacasindan baska birsey degildir. Ornegin ben Lisedeyken Ataturkun resmini isaret ederek “Simdi Cehennemde cayir cayir yaniyordur” diyen ogretmenim oldu. Bir yandanda Yaniyor dedigi kisinin kurdugu cumhuriyetin ogretmenligini yaparak colugunu cocugunu gecindiriyordu. Ozetle insanin mayasinda bir soysuzluk varsa bunu tabiatci inanca ya da manevi inanca baglamak dogru degildir. Ornegin Manevi inancinin herkesten ustun oldugunu iddia eden eski bir parti liderinin milleti fakirlikten kirilmasina ragmen yinede siyaset yapip bize yeni ufuklar acabilmesi icin disinden tirnagindan artirdigi 2 trilyonu kendi kisisel servetine katmazdi. Ya da Iski yolsuzlugu...baska bir suru yolsuzluk ornekleri gibi...Paranin dini imani olmaz lafini atalarimiz durduk yere soylememistir. Bu durum insanlik tarihi kadar eskidir.
Baskaca neler soylemissinin bakmaya devam edelim.
“Peki diyeceksiniz ki akıl yürütme bunun neresinde. Burada ortaya çıkmış bir tablonun gerisinde yatan psiko-sosyal etkenlerden söz ediliyor. Bir şablon çiziliyor. Tarihin filan kesitindeki filan olayların ancak bu şekilde bir anlam taşıdığı iddia ediliyor. Bu işlerin böyle olduğunu ölüp gitmiş adamların beyinlerini/niyetlerini okuyarak yapma gibi bir şansımız yok. Sonuçta bu, "en iyi açıklamaya çıkarım" türü bir akıl yürütme. Bunu belgeleyen belgeler ve olaylar sözkonusu. Size örnek olsun diye Kazım Karabekir'in bir anısını aktarmıştım. Sonraki uygulamaların paşayı haklı çıkardığı bence yeterince açık. Daha neler var. Ama tabiki dedüktif bir geçerliliği olamaz. Bir kanıtlama değil buradaki iş. Siz bu olayları "yurt sevgisi" gibi bir temele dayandırma çabasındasınız. Bence -Evet, bence- "put ve koltuk sevgisi" tüm bunları çok daha iyi açıklıyor. Siz spesifik durumları öne sürüyor ve 'hatırlatıyorsunuz'. Ben ise bunları sunuş biçiminizin temel varsayımları ile ilgiliyim.”
Put ve kotuk sevgisi olan bir insan. Cok partili rejime gecip iktidarini vermezdi. Bu bu kadar acik. Ya da partisni Ecevit’e teslim etmezdi. Bu gunku parti liderleri ile kiyaslandiginda ne kadar buyuk bir erdem oldugunu siz bile teslim edersiniz.
Ben tabiki spesifik durumlari hatirlatacagim. Mumkun oldugunca dusuncelerimi tabi ki somut olaylara dayandiracagim. Yani hayatim boyunca oldugu gibi butun konusmalarimi somut verilere dayandirarak dusuncelerimi olusturacagim. Aksi taktirde sizde iyi bilirsiniz ki kimseler tarafindan ciddiye alinmazsiniz. Ornegin “Our Boys” u 27 mayis surecinde olmus gibi bana savunma gelistiren degerli okura birdaha cevap bile yazmam. Cunku tarihsel hafizasinda 20 senelik ciddi fark olan bir kisi her konuda sapla samani birbirine karistirabilir.
Karsilastigim tum olaylari Sistem Dusuncesi ile cozmeye Sistem Dinamikleri ile algilamaya calisan biriyim. Benim icin olaydan ote yapi onemlidir. Yani hangi yapi bu olaylarin ortaya cikmasina yol acmistiri sorgulamaya calisirim. Dolayisi ile islamiyetin bu gunku dustugu (ekonomik ve teknoloji acisindan.) durumun ne Osmanlinin yikilmasi ile ne de Turkiye Cumhuriyetinin varligi ile iliskisi vardir. Ornegin Cumhuriyetimizin temel degerlerini yikmayi basarsaniz bile kurulacak yeni olusumla gonenc kazanmayacak aksine geri gideceksiniz. Oyle olsaydi Iran ya da Afganistan bunun oncusu olurdu. Oyleyse bunun otesindeki yapi ne olmali. Su anki arastirmalarima gore bu sorunun kaynaginin Ibni Rusd ile Gazali catismasindan kaynaklandigini dusunuyorum. Ne yazik ki bu catismayi Gazali kazanmis Gazalinin (kotuydu demiyorum ama kendisini var eden diger dusunceden yoksun kalmis sonradanda yozlasarak gunumuze kadar gelmistir.) goruslerini Islam dunyasi benimserken, Ibni Rusd un goruslerini ise yahudiler araciligi ile bati dunyasi benimsemistir. Dolayisi ile toplumsal gonencimizi temeldeki dusunsel yapilarimizi degistirerek basarabilecegimize inaniyorum. Bugunku Cumhuriytimizdeki mevcut yapinin bu donusumu basarabilecegini XI. Yuzyildaki ayrilan yolun tekrar birlestirilebilecegini dusunuyorum. Yeter ki Askari musterekte Cumhuriyetimizin temel degerlerinde bulusabilip toplumsal bir vizyon olusturabilelim.
“İşin özünde ahlak felsefesinin temel sorularından olan "nasıl yaşamalıyız?"a verilen uyuşmaz cevaplar yatıyor. Belli bir dinsel inancın yaşam biçimi 'uygarlık/çağdaşlık' diye dayatılmaya devam ettiği sürece "cumhuriyet, laiklik vb." söylemler bir kandırmaca olmaya devam edecek.”
Ben cumhuriyetimizin temel degerlerine sahip cikarak insanlarimizin nasil yasamak istiyorsa oyle yasayabilecegine inaniyorum. Cunku neredeyse insan sayisi kadar cesitlenmis islam yasam bicimlerine egemen gucun ne kadar esit mesafede durabilirse o kadar ozgurce yasanacagina inaniyorum. Su an ki durum ise en uygun islam yasam bicimi benimki dolayisi ile egemenlik benim elimde olmali ve digerlerinede asilamaliyim kavgasindan baska bir sey degil. Su an amaca giden yol mesrudur yaklasimi icinde farkli yorumlar ne kadar bir birlerinden haz etmeselerde birlikte hareket ediyorlar. Yarin onlara gore dusman (Cumhuriyet ve degerleri) ortadan kalkinca. Gercek yuzler ortaya cikip tek yol ugruna nasil yuzyillar boyunca hafizalardan silinmeyecek katliamlar yasanacak goreceksiniz. Ne yazik ki surekli dini siyasete alet ederek bilincli veya bilincisiz bu kavgalara destek verdik. Nitekim yakin gecmiste nasil kanli hesaplasmalar oldugunu bu millet cok aci yasadi. Inancina gore ortunmus inancina gore muslumanligini yasamak isyeten bir kadinin nasil gunlerce sorgulanip vahsice oldurulup bir villanin tabanina gomuldugunu hepimiz sahit olduk. Su an bunu mevcut gucten korktuklarindan aleni telaffuz edemiyorlar. Ama nasil simdi baltalarini Cumhuriyetimizin degerlerine gore biliyorlarsa paralelinde de birbirlerine karsi bilediklerinden hic kuskunuz olmasin. Ornek olarak Iraktaki dinsel catismalar. Ortak dusman dururken birbirlerini yiyorlar. Umarim yakin gecmisimizde yasadiklarimizdan herkes gerekli dersleri cikarmistir. Cunku bu bir kez oldumu bu her kez icin cok gec olacak.
Saygilarimla
Yazan: Foterli Tarih: May 31, 2006 01:07 PM
Sayın Foterli,
Üç parçalı cevabım boşlukta kaldı. Sibel Hanım'a söylediğim gibi "ben de sizi tanımayrum" o halde!..
Sayın blog ahalisi,
Resmi ideolojiyi kafamıza kakıştırıp duran ve "sosyaldemokrat" filan olduklarını iddia eden köktensağcı CHP'nin genel başkanı olacak zatın (sıfatlandırma yaparak kendimi sıkıntıya sokmama hakkımı kullanıyorum!) nevzuhur "kim olursan ol gel [...de yeni alafortonfunimi icra edeyim]" taktiğini ferasetinize ve sağduyunuza havale ediyorum. Bu minvalde, anlı ve de şanlı "sosyaldemokrat"larımızdan (!) pek sayın Zülfü hazretlerinin geçenki evlere şenlik köşeyazıktırmasına ilişkin hoş bir yazıyı (b)ilginize sunmayı borç bildim. Hani "şirin beldemiz" yurdumuzda hep bir "din sömürüsü"nden bahsedilir ya. Onunkisi de o hesap! Akşam'da Oray Eğin yazmış, ağzına sağlık. Buyrun:
***
Livaneli Ticaret gururla sunar: Atatürkçülük
Zülfü Livaneli. Başka ne denebilir ki? Kahve kutusunda, reçel kavanozunda, kozmetik ürünlerinde de dursa yadırganmayacak bir marka-isim. Ne kuvvetli bir tını, ne alışılmadık bir harf kombinasyonu ve nasıl da her yere oturan bir ad: Zülfü Livaneli Çilek Reçeli. Paul Newman'ın salata sosları kadar sempatik.
Hadi o salata soslarının gelirleri fakirlere gidiyor da, Zülfü Livaneli markasının ürünleri ne işe yarıyor? Burt'ün arıları, Dr. Weil'ın mantarlı kremleri, Martha Stewart'ın her şeysi, Orville Redenbacher'ın patlamış mısırları arasında tam olarak nerede, hangi demografiye, kime hitap ediyor bu marka...
Kim dinliyor onu, kim okuyor, kim ona oy veriyor - belli ki birileri var, bizim tanımadığımız, görüşmediğimiz, arkadaş olmayacağımız, yakın çevremizde göremeyeceğimiz birileri. Şarkıcının detonesinden, romancının beceriksizinden, sinemacının odaksızından hoşlanan birileri. Olmalı, yoksa nasıl ayakta kalır bu marka, bu imaj, bu kurumsal kimlik?
Acaba sırlar dünkü yazısının içinde gizli olabilir mi?
Diyor ki Livaneli 'Cuma günü yakın bir arkadaşımın evine hırsız girmiş. (...) Düşündüm ki bu işte şaşıracak bir şey yok. Türkiye artık bir suç cenneti. Evler soyuluyor, arabalar çalınıyor, kapkaç almış başını gidiyor, liseliler ise her gün birkaç kişiyi öldürüyor...'
Son derece basit olaylardan büyük sonuçlar çıkarabilme yeteneği, tümevarımdaki üstün becerisi mi acaba Zülfü Livaneli'ye hala vazgeçilmez kılan? Hayır, o kadar basit ve herkeste bulunacak bir erdem olamaz bu. Her ne kadar bir arkadaşının evine giren hırsızdan Türkiye'nin suç oranıyla ilgili çıkarım yapmak için insanın en az Livaneli kadar birikimli olması gerekse de gerçeği bir başka yazıda keşfettim ben.
28 Mayıs gününe dönelim. Livaneli'nin yazısı: 'Geçen hafta Berlin'de bulunmam gerekiyordu, kalmak için Adlon Otel'i seçtim. Çünkü Atatürk'ün bu tarihi oteli övdüğünü okumuş ve epey bir meraka kapılmıştım.'
Ancak Livaneli'nin birikimi ve kültür elçiliği Adlon Otel'i bu kadar güzel tarif edebilir. Avrupa tarihi açısından son derece önemli, 2. Dünya Savaşı'nda hastane olarak kullanılan, bir ara tamamen yok olan, Almanya'nın birleşmesinden sonra tekrar inşa edilen, koridorlarında Charlie Chaplin'in, Marlene Dietrich'in geçtiği Adlon... Şu anda Kempinski tarafından işletiliyor ve geceliği en ufak oda için 800 Euro civarlarından başlıyor.
GÖZ YAŞARTICI
Devlet adamlarının uğrak yeri, Berlin'in en güzel manzaralı ve en pahalı oteli... Düşünün, otel Doğu Sınırları'nda kaldığında bile o yoklukta şıklığını sürdürüyordu.
Ama hayır, Livaneli'nin oteli tercih etme sebebi bu değil: Sadece Atatürk kaldığı için Adlon'da. Livaneli keyfine düşkün bir konformist, lüksüne meraklı bir sosyal demokrat, 'Adlon'da kaldım' diye övünecek bir yeni-zengin falan değil ki: Ne yaptıysa Atatürk için yapan bir ülkü adamı. Çelik'in gözlerini yaşartacak kadar ulu bir gerekçe.
'Selanik'te, 'Acaba bu sokakta yürümüş müdür, acaba bu tarihi kahvede oturmuş mudur' diyerek genç Mustafa Kemal'in izni sürmeye çalışmış olan kulunuz' (kendi ifadesi) Berlin'e bu amaçla gitmiş: Adlon Otel'de 'veliaht yaveri olan zabitle aynı havayı solumayı umut ediyordu.'
Tam da bu, Livaneli'yi anlamamız için fırsat değil mi?
Meğerse bir ülkü adamıymış o. Bir çılgın Türk'müş. Cem Özer, Billur Kalkavan, Bedri Baykam çizgisinde bir ulusalcı aktivist'miş. İnsan bu uğurda Adlon'un fiyatı abartılmış oda ücretini ödemez mi?
Atatürk için kaldı Adlon'da! Tıpkı o şarkıları devrim için yaptığı, o filmleri Türk sineması kalkındırmak için çektiği, yazılarını da uyarmak için yazdığı gibi: 'Yıllarda bağıran bizler yine uyarmaya devam edeceğiz!' Yine kendi satırları.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 31, 2006 02:24 PM
Sayın Foterli,
Cengiz Bey'e yazdığınız yorum yayımlanmadan göndermiştim son yazımı. Şimdi şunu görüyorum:
"“Our Boys” u 27 mayis surecinde olmus gibi bana savunma gelistiren degerli okura birdaha cevap bile yazmam. Cunku tarihsel hafizasinda 20 senelik ciddi fark olan bir kisi her konuda sapla samani birbirine karistirabilir." [F]
Peki, şuna ne buyrulur:
"Pentagon'dan bir yetkili, 1 Mart Tezkeresi TBMM'den geçmeyince Ankara'dan bir bürokratı arayarak “TSK'nın bize üç darbe borcu var. Böyle mi ödenir, bu borç?” diye yakınmıştı!"
http://www.zaman.com.tr/?hn=289740&bl=yazarlar&trh=20060531
Saptan samandan haberim her zaman oldu benim. Sizi bilmem...
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 31, 2006 03:17 PM
Sayın Foterli,
Beşinci kez ardarda size yazmış oldum ve bu sanırım son olacak. Cengiz Bey'e verdiğiniz cevap, bana "neren eğri?"nin cevabını çağrıştırıyor. Onun için uzun uzadıya eleştirmek gelmiyor içimden. İçinden cimbızla tek bir ifadeyi alıyorum: "Cumhuriyetimizin temel degerleri"
ve soruyorum: Sayın Foterli, "foter"inizi elinize alıp bi düşünün; nelerdir "Cumhuriyetimizin temel degerleri" diye size yutturulan -ya da sizin bize yutturmaya çalıştığınız?
Sordum ama ister cevap verin, ister vermeyin. Nasılsa biliyorum ben neler diyeceğinizi. Sizin hafıza boşluğunuz 20 yıl da değil çünkü, onun neredeyse 10 katı kadar.
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 31, 2006 04:29 PM
Konuyla ilgili olarak...
http://ahmetcemozen.wordpress.com/
Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: May 31, 2006 04:43 PM
Sondan bir önceki yazımda bir link verecektim, unutmuşum. "Ayşegül tatilde" serisinin yeni kitabını yazdı ya Baykal, onunla ilgili güzel bir yazı. Milyonlarca saftirik kafasınındışıaçıkiçikapalı kadını cebinden milyonlarca kez çıkarabilecek bir entellektüelin yazısı:
http://www.zaman.com.tr/?hn=289742&bl=yazarlar&trh=20060531
Yazan: metin-thePoor Tarih: May 31, 2006 05:06 PM
Sayın Foterli,
"Simdi bir bakalim sizi dogru anlamismiyim...platonun magara diyalogundan yola cikarak...Bu gunku sizin gibi dusunenlerin tabiri ile “resmi idooljinin” (bu kavrami hic anlamiyorum...resmi gorus, resmi tarih? neyse buna sonra deginirim) soylemine gore Cumhuriyet, Laiklik, Egemenlik, Bağımsızlık vb..gibi kavramlara var olan tehdit...aslinda yok...magara diyalogunda oldugu gibi onlar gercegin yanilsamasindan ibaret..."
Mağara alegorisinden bu amaçla değil, tabiatçı inancın durumunu yansıtmak amacıyla söz ettim. Platon burada maddeci/tabiatçı/putperest dünya algısının bir aldanmadan ibaret olduğunu vurgulamak ister. Nitekim Sokrates'i idama götüren zihniyetin işte bu mağara içinde kalmakta inat edip "buradakilerin yanlızca bir yansıma olduğunu" söyleyen filozofa tahammül edemeyen bir zihniyet olduğunu da belirtir. "İnsan tabiatın mahlukudur" diyerek halkını aydınlatacağını ileri süren bir zümrenin tabiatçılığı bir devlet dini haline getirmiş olduğunu söylemek sanırım hiç de abartı değil.
"Ama sundan emin olunuzki Cumhuriyetin temel degerleri yikilip yerine inanca dayali bir sistem kurulursa...Herkes zarar gorecek..."
Bakınız, buradaki temel problem, düşüncenize zemin yaptığınız varsayımların benim için de temel varsayımlar olduğunu düşünmeniz. Oysa durum hiç böyle değil. Ben ortalıkta cumhuriyet diye bir şey görmüyorum ki onun değerlerini filan konuşayım. Öyle anayasaya yazmakla ne cumhuriyet olunur, ne laik olunur, ne de başka bir şey. Ben bunların gerçekleşmiş olduğuna asla inanmayan bir insan olduğum halde bana 'cumhuriyetin nimetleri'nden bahs edilmesinin hiçbir anlamı yok. Olsa olsa "inanmanız gerekir" diyebilirsiniz. Oysa inanç öyle "hadi inanayım artık" demek ile elde edilen bir şey değil. Büyük konuşmayayım yine de. Bir süre önce anlamsız bulduğum için yitirdiğim bu inancımı belki tekrar elde ederim. Burasını bilemem. Olmayan bir şeyin yıkılmasından tabiki kimse zarar filan göremez. Ancak 'cumhuriyet' adı altında bir takım oyunlar oynanıyor ise, bu oyunların bozulması olsa olsa oyuncular için zararlı olur. Üstelik "inanca dayalı bir sistem" söylemini de anlamlı bulmam. Siz şimdiki yönetimin "inançtan bağımsız" bir şey olduğunu düşünüyorsanız, bu bir inancın (sekülerizm) hiçbir dinde olmadığı kadar popüler hale gelmesindendir.
"Digerleri genelde ayni inanci paylassa bile en dogru inanc iktidardaki inanc olacak ve digerleri dogruya davet edilmesi gerekenlerden baska kimse olmayacak..."
Şu anki durumu tasvir ettiğinizi belirteyim. Dikkat ederseniz yönetim, cumhuriyeti de, laikliği de en iyi kendisinin bildiğini iddia etmekte, bunun dışındaki tanımlamaları bir tür zındıklık saymakta. Böyle sakıncalı konuşanları da herbir vesile doğruya davet etmeyi sürdürmekte.
"Cunku sizin demokratliginiza cok bilinen tabiri ile takiyeci demiyecegim. Farkli bir terim kullanarak “durumsal demokrat” diyecegim. Sartlar aleyhinize ise en siki demokrat sizlersiniz. Fakat sartlari siz belirliyorsaniz demokrasi hak getire."
Doğrusu bu, her demokrat olduğunu iddia edene yöneltilebilecek bir eleştiri. O zaman ne yapalım? İnsanlar belli bir kıvama geldikten sonra mı demokrasi verelim? Tabiki hayır. Çünkü demokrasi verilen değil alınan bir şeydir. Nitekim cumhuriyet de , laiklik de öyledir. Bunları birilerinin vermesi ancak masallarda olur. Halk okur, bilinçlenir, sonra da saltanatı kaldırıp kendi yönetimini kurar. "Hadi bakalım bugünden itibaren cumhuriyetiz, laikiz, demokratız" denilmekle bu işin olmayacağı apaçık bir şeydir.
"Ornegin siz ogretmenlik yaparken elestirdiginiz ve hatta goruyorum ki inanmadiginiz Cumhuriyet degerlerine uygun egitim sureci verdiginizi tahmin ediyorum. Ve ay sonundada devletimiz size belli bir rakam oduyor. Simdi siz inanmadiginiz sistem icinde kalarak kazandiginiz ekmegi yemegi nasil tanimliyorsunuz? “Bu herhalde “maksada giden her yol mesrudur” Cumlesi ile aciklanabilir. Tersi bir davranis icine bile girseniz. Yani nasil bir ogretmenlik yapacaginiz tanimlanmis olmasina ragmen bunlara aykiri kendi inanc ve degerleriniz dogrultusunda yapsaniz bile yine ortada bir kandirmaca soz konusu. Buna surekli elestirdiginiz milli bayramlara katilmak zorunda olmaniz bile bir kendi vicdaninizin kandirmacasindan baska birsey degildir."
Yine aynı varsayım. Bakınız, bu söyledikleriniz hep tabiatçı inancın uzantı ve türevleri. Düpedüz materyalist bir nedensellik inancı üzerinden kurduğunuz bu ifadelerin böyle bir inancı olmayanlarca hiçbir anlamı yok. Bir parça metafizik felsefe ile ilgilenmenizi önermeme izin verin. Hiç olmazsa bir Berkeley'i gözden geçirin. O zaman bu söylediklerinizin ne denli inanç yüklü olduğunu fark eder, "Tokadı yediğinizde maddenin gerçek olduğunu anlarsınız" diyen Lenin'in ne de büyük bir 'felsefeci' olduğunu görürsünüz.
"Ornegin Cumhuriyetimizin temel degerlerini yikmayi basarsaniz bile kurulacak yeni olusumla gonenc kazanmayacak aksine geri gideceksiniz. Oyle olsaydi Iran ya da Afganistan bunun oncusu olurdu."
Bir şeylerin yıkılmakta olduğu kesin. Siz bunu ısrar ile 'cumhuriyet' diye adlandırmak istiyorsanız varın öyle adlandırın. Ama benim durduğum noktadan bakıldığından sizin cumhuriyet dediğiniz şeyin bir saltanat olduğu görünüyor.
Gazali ve İbn Rüşt konusu evet bence de önemli. Bununla özel olarak ilgilenmek gerek. Şimdilik her ikisini de pek anlamadığımızı düşünüyorum. Diğer ülkelerdeki sosyal felaketlerden çok farklı dersler çıkarılabilir elbet. Yalnız bu, sizin yaptığınız şekilde olmak zorunda değil. Konuyu sürekli cumhuriyet-dinsel yönetim ekseni çerçevesinde ele almanızı doğru bulmuyorum. Sorun, yönetim zümresinin halktan kopmuş bir zihniyetle hareket etmesinden kaynaklanıyor. Bunun "halkın iyiliği" için yapılmakta olduğunu söylemek de durumu haklı çıkarmıyor.
Bizim ülkemizde bir vakit cumhuriyet ilan edildi. O gün bugün cumhuriyet kurulsun diye çaba gösterenler var. Ama bu işi bir o kadar da engelleyenler var. Cumhuriyetin gerçekleşmesi hepimizin hedefi olmalıdır.
Saygılar...
Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni
Yazan: cengiz cebi Tarih: June 1, 2006 03:01 AM
Sayın Foterli,
Gazali-İbn-i Rüşd çatışması bugünkü durumun sebebi öyle mi ? Yök eski başkanı Kemal Gürüz'de bir konuşmasında aynı şeyi belirtmişti.Neymiş Gazzali aklın karşısına kör imanı koymuş, İbn-i Rüşd ise aklın tarafındaymış falan, Gazalinin İbni Rüşdü birkez daha yenmesine izin vermeyeceğizmiş, filan...
Acaba siz bir kere Gazali ve İbn-i Rüşd'ün tehafütlerini okudunuz mu ? Gazalinin İ.Rüşd'ü eleştirdiği 3 meselenin üçü de metafizik konulardır.Birisi alemin kıdemi, birisi ruhani-cismani haşr diğeri de Allah'ın "ilm" sıfatının tümelleri ve tikelleri kapsama biçimi.. İşte bütün tartışmanın döndüğü nokta bu üçüdür.Ve Gazali bu eleştirilerinin tamamında -tekfir meselesi hariç- haklıdır. İ.Rüşd iyi bir savunma yapmıştır ama üstadi Aristo'dan da yakasını kurtaramamıştır.Gazalinin karşı çıktığı da zaten budur.Buradaki tutarsızlığı görmek için tehafütleri iyi okumanız gerekir.
Gazali hiçbir zaman aklı dışlamamış, tam aksine ilimlerde dünyevi ilimler, dini ilimler ayrımına gitmiştir.İ.Rüşd sizin ve sabık yök başkanının zannettiği gibi akılperest değildir.İ.Rüşd savunmasında aslında Gazaliyle çok farklı düşünmediklerini de söylemiştir.İ.Rüşd akıl ile vahyi "bir memeden süt emen ikiz kardeş" olarak tanımlamıştır.Hem İ.Rüşd'e göre hem de Gazaliye göre "Hakikat" tektir. İslam düğşüncesinde hiçbir zaman "çifte gerçeklik" kavramı kabul görmemiştir.
İslam düşüncesinin iki yıldızını birbirine tamamıyla karşı imiş gibi göstermek çok yanlış.Benim şahsi düşünceme göre Gazali'nin felsefeyi getirip bıraktığı eşik hala geçilememiştir.Son kozmolojik bilgilker işığında Gazali'nin "varlık" tasavvurunu incelemenizi öneririm. Bunu kabul etmeyenler muhakkak olacaktır. İslam dünyasının gerilemesinin ve Batı'nın yükselişinin çok çeşitli sebepleri vardır. Bunu salt Gazali-İ.Rüşd tartışmasına dayandımak eğer cehalet eseri değilse kesinlikle kasıttır.Bu tezi E.Renan 19.yy'ın sonunda yaptığı meşhur konferansında ilk olarak dile getirmiş ondan sonra da yabancı ve yerli! oryantalistlerce genel kabul görmüştür. Bu yerli oryantalistlerin kim olduğunu izah etmeye çalışmak abes olsa gerek..
Batının İ.Rüşd'ten çok şey aldığı doğrudur. Aydınlanmanın öncüsü olarak çok garazkarlar hariç tüm ehli insaf felsefeciler İslam felsefecilerini gösterirler.Aydınlanma sonrası ise apayrı bir tartışma konusu.
Konu ile ilgili olduğu için Mustafa İslamoğlu'nun bir yazısını alıntılayacağım:
********
YÖK'ün yasakçılığıyla ünlü başkanı "Gazzali'nin İbn Rüşt'ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz" gibisinden oldukça garip bir şeyler söylüyordu. Farabi ve İbn Sina'yı da diline dolayan aynı şahsın özel "görevi" ve kamuoyundaki imajı gözönüne alındığında, böyle ilmi konuların ağzına hiç yakışmadığı takdir edilecektir.
YÖK Başkanı Gazzali'den, aleyhinde rapor düzenlediği, işinden etmekle tehdit ettiği 657 sayılı yasaya tâbi bir öğretim görevlisinden söz eder gibi söz ediyordu. Bir an, İnönü'nün Gazzali hakkında Meclis'te yaptığı nakledilen açıklama geldi aklıma. İsmet İnönü, o günün muhalefet lideridir. TBMM'de dönemin Başbakanı Süleyman Demirel'i eleştirirken, şöyle bir laf eder: "Süleyman Demirel'i destekleyen üç sacayak var: Biri Said Nursi, biri Konya müftüsü, biri de Gazzalî'dir."
İnönü bu lafı kinaye olarak da söylemiş olabilir. Çünkü Gazzali, 30 yılı aşkın bir zamandır Türkiye'de en çok okunan isimlerden biri. Onunla YÖK Başkanı'nı birleştiren nokta Gazzali düşmanlığı. Muhaliflerinin şahsında Gazzali'yi görüyorlar besbelli...
Sahi sizce YÖK'ün başındaki zat Gazzali'yi, ya da safında taraf tuttuğu İbn Rüşd'ü okumuş mudur? Gazzali'nin İbn Rüşd'ü yenmesinden söz ederken, sakın onları rakip takımlarda top koşturan futbolcu, ya da birbirine rakip iki boksör falan sanıyor olmasın?!
Olur a! İslam semasının iki felsefe devinin (Gazzali'yi okuyanlar onu neden "felsefe devi" olarak nitelendirdiğimizi de anlarlar) arasındaki oldukça verimli ilmi tartışmayı "yenmek-yenilmek" sözcükleriyle anlıyorsanız, sizin maksadınızın başka olduğu ortaya çıkar.
Buna, tarihi şahsiyetleri istismar derler. İdeolojik bakış açısı insanın gözünü bu kadar döndürmemeli. Geçen yazımızda da değinmiştik: Gazzali'nin en büyük çabalarından biri, Allah'tan bağımsız bir alan tasavvurunun yalan ve yanlışlığını isbattır. O bu hakikati felsefe de dahil tüm bilimlere tasdik ettirmeye çalışırken, kimi zaman kendi koyduğu ölçülerin dahi dışına çıkacak kadar kendini bu meseleye kilitlemiştir.
İşte bu, sekülarizmin en çok bozulduğu şeydir. Gazzali'yi dünyevileşmenin, dolayısıyla laisizmin önündeki engellerden biri olarak görmekte haksız da sayılmazlar laikçi jakobenler. Aslında bunun için bozulacaklarsa Allah'a bozulmaları gerekir. Gazzali ne yapsın? O varlığı ve Allah'ı okumaya çalıştı, hepsi bu.
Tabii ki gerçek de bu. Yani Allah'tan bağımsız bir alan tasavvurunun bir yanılsama, bir aldanış olduğu... Bu ülkenin Allah'la olan bağını ısrarla koparmaya çalışan kafaların bu gerçeği inkar etmeleri, hakikatin özünü değiştirmiyor; her nasılsa elde ettikleri gücü bu inkarı yaygınlaştırmak ve kurumlaştırmak için hiçbir kural ve ölçü tanımadan kullanmaya kalkışmaları da...
Peki İbn Rüşd'den, YÖK'ün tepesindeki zatın ve o kafadakilerin istismarına elverişli bir şeyler çıkar mı?
Hiç ama hiç sanmıyorum. Yine bilmeden, öylesine edilmiş bir laf bu. Görüldüğü kadarıyla bu lafı eden kişi, daha Gazzali'nin (öl. 1111) İbn Rüşd'le (doğ. 1126) aynı çağda yaşamadığını bile bilmiyor.
Gazzali ne kadar İslam'ın ürünüyse, İbn Rüşd de, Farabi ve İbn Sina da o kadar İslam'ın ürünüdür. Laikçi kafa kendisi için kullanmaya elverişli isim ararken dahi, İslam ümmetinin dağarcığına başvurmaktan başka çıkış yolu olmadığını, kendisi de görüp utanıyor mu acaba? Bu gerçekten ibretlik bir durum.
Oysa ki bu kafa, ille de kendisine bizim diyarlardan kök arayacaksa, bunun yaşı üç çeyrek yüzyılı aşamaz. Ve bu kafanın bu topraklardaki geleceği de pek parlak görünmüyor. Çok değil bir çeyrek yüzyıl sonra bu kafayı müzelerde tarihe karışmış gayr-ı tabii bir "ürün" olarak ibret-i âlem için sergilenirken görürseniz, şaşırmayınız.
İbn Rüşd'den bu kafa için malzeme çıkmaz, demiştik. Mesela İbn Rüşd'ü İbn Rüşd yapan hacmi küçük fakat değeri sırf kendi literatürümüzün değil, tüm dünya ilim literatürünün baş yapıtlarından biri olacak kadar büyük olan Faslu'l-Makal'inin tam adı nedir biliyor musunuz:
Faslu'l-Makâl fî-mâ Beyne'l-Hikmeti ve'ş-Şeriati mine'l-İttisal
Bu ismi Türkçe'ye, biraz serbestçe şöyle tercüme edebiliriz: "Felsefe ile İslam Şeriatı Arasındaki Kopmaz İlişkiye Dair Sözün Kesilip Tartışmanın Bitirilmesi"
İbn Rüşd'ün başyapıtının sadece ismi bile, YÖK'ün başındaki zatın ve o kafadakilerin kanlarını beyinlerine sıçratması gerekmez mi?
Ne diyordu: "Gazali'nin İbn Rüşd'ü yenmesine bir kez daha izin vermeyeceğiz!"
Şu haydarane naraya, şu hiddet ve celadete bakınız!..
"Breh!.. breh!.." mi, yoksa "Vah...vah..."mı çekelim?
Bir numaralı eseri Şeriat'la akıl arasındaki ilişkinin koparılamazlığına dair olan İbn Rüşd'ün yanına ne kadar yakışır bu kafa? Ya da bu kafanın İbn Rüşd'ün yanında yer alıyor görünmesi ne kadar samimidir?
Bütün bunların "samimiyet"le değil "cehalet"le ilgili olması da ihtimal dahilindedir.
Ama cehaletin bu kadarı da, ancak tahsil ile mümkün olsa gerektir.
*************alıntı sonu.
Yani hülasa size İ.Rüşd'den malzeme çıkmaz.Seküler dünyanıza felsefi tatmin için siz Hume, Russell, Nietzche, Satre gibi akıldaşlarına başvurun.
Cumhuriyet konusunda da Cengiz ve Metin Bey'lerle aynı fikirde olduğumu belirteyim..
Saygılarımla..
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 1, 2006 03:51 PM
Cumhuriyet ve demokrasi
Bu ülkeye demokrasi ve cumhuriyet olgularını asker getirmiştir.Bu yüzden Türkiye de demokrasi yoktur.Asker demokrasisi vardır.Eleştiren arkadaşları anlayamıyorum sizler demokrasiyi getirmek için ne yaptınız da tutup askerlerin demokrasisine eleştiri de bulunuyorsunuz.Daha önce Büyük Osmanlı ailesinin demokrasisi varken şimdi askeri demokrasi var.Seçtiğimiz başbakanımız ihtilalden 1 hafta önce yüzbinlere konuşuyor.Alkış ve iltifat topluyor.Bir hafta sonra hapse atılıyor.Korkak bizans güruhundan ,şu Tarık Buğra nın romanında anlattığı yarhisar tekfurunu burçtan atan bizans askerinden ne farkımız vardı.
Şimdi kalkmış burda herkes felsefe kesiyor.Duruşumuz korkak duruşu.
Ahmet Altan doğru söylemiş.Sevr Anlaşması ölmedi.Kürdistan kurulacak.Dayanağı Sevr anlaşması.Sevr de bize gösterilen bölgeyi de bize bırakırlar nitekim.Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı nın devamıdır.Devam edecekmidir?
Biz oturup dişi meleklerin başörtüleriyle uğraşırsak hayır.En güçlü kurumumuz ordu.Önce onu yıpratacaklar.Ne yazık ki farkına varamıyoruz.
Birbirimize tahammülümüz yok.Hep çatışma halindeyiz.Allah tan niyaz ediyorum ki bir savaş çıksın.Yalçın küçük ün dediği gibi musul u almazsak diyarbakır gider.Bir savaş çıksın ki biz de kendimize gelelim.
Herşeyi askere bırakan bu toplum bir de kalkmış askeri eleştiriyor.Strateji üretmezsin,hırsızlık yaparsın,birbirine düşman diye bakarsın,seçilmiş başbakanının hapsine gıt bile çıkarmazsın sonra da kalkıp demokrasi dersin.
Ey milletim.Vatan elden gidecek.Şu başını örtemeye çalıştığın kadınlarının namusları bosna da olduğu gibi tehlikdedir.Aç kalacaksın.Seen petrol bulmadan petrolün olan heryeri elinden alacaklar.Uyan.
Şu kemalistim diye paranoya içinde yaşayan samimiyetsiz kan emicilerle uğraşmayın.Onların nesli tükeniyor.Onlar Osmanlı ya matbaayı sokmayan günahkar şeyhulislam ve güruhudur.Onları kaale alma.
Anadolu insanı dünyanın nersine gidersen git.Ermenisi,yahudisi,boşnakı vs. si hep ortak terbiyeyle hareket eder.Bu Osmanlı aile terbiyesidir.Bize bir zamanlar çocuk yapmayın diyen devlet görevlileri bugün Güneydoğu da her doğan çocuğa yeşil kart veriyorlar.Bütün bunlar vatana ihanetle eşit davranışlarıdr.
1 mart tezkeresine hayır diyenler şimdi neyle uğraşıyorlar?Ben söyleyim.Kuzey Irak ta ki ihalelerden paylarını alıyorlar.İhaleler 4 kat fazla fiyatla gidiyor.Çünkü onlar red cevabını vermek için böyle bir söz aldılar.
Dahası bugün ABD karşıtlığıyla beslenenler var.Bu güruh da boş laf ebesidir.Biz ABD ye karşı gelemeyiz.Bizim yapmamız gereken varolma mücadelesidir.İktidarı şahsi menfaatleri için satanları tarih yazacaktır.Ama bizler emanete hıyanet etmeden önce,evlatlarımıza esir bir vatan sunmadan önce düşünelim.
Saygılarımla
Yazan: salih Tarih: June 1, 2006 05:10 PM
işte kendi ağızlarından:
Medya Gazetesi: Bu Anayasaya ilişkin sen düşüncen nedir?
Felakedin Kakayi: Elbette Anayasayi Kürdler kendi başına yazmadılar. Diğer tarflarda vardı. Kürdler bu kadarını Anayasaya yerleştirebildiler. Bundan fazlasını yapamazlardı. Genel olarak iyi bir Anayasadır. Bazıları çok kötü bir Anayasa olduğunu söylüyorlar.. Bu kadar aşağı gösterildiği gibi de değildir. Evet Anayasa Kürdlerin tüm umutlarını yerine getirmedi. Doğrudur.. Anayasa Kürdlerin istemleri, mücadelesi ve verdiği kurbanların sevyesinde değildir. Fakat aynı zamanda 11 Mart 1970 Antlaşmasından ileridir.. Bir çok bakımdan Geçici İdare Yasasından da ileridir.. Sevres Antlaşmasından sonra, şimdiye kadar bunun gibi bir belgeyi Kürdler elde edemediler. Bu Anayasa Kürd sorunu için çıkan en önemli belgedir. Kuşkusuz Sevres Antlaşmasının sevyesinde değildir. Ama Sevres yakındır. Bundan dolayı manevi açıdan çok önemlidir. Diğer yandan, Anayasa Taslağına referandum da oy verilmese, yada hayır denilse dahi mevcut olan durumda Irak’ın 3 parça olduğunu, 3 tarih, 3 coğrafya, 3 umudun var olduğunu onaylamıştır. Yani isterse bu Anayasaya evet veya hayır oyu verilsin, onun en önemli yanı Irak bir 100 yıl içinde dahi tek parça olmiyacaktır..
http://newroz.com/modules.php?name=News&file=article&sid=1206
Yazan: salih Tarih: June 3, 2006 01:46 PM
evet hiçbir darbe , hiçbir askeri müdahele , milli iardenin önüne konulan hiçbir engel affedilemez.
ama insanlara olayları eksik anlatarak olaylarda günah keçileri yaratmak da affedilemez ,tıpkı sizin yaptığınız gibi.
27 mayıs tan a-bahsederken keşke en az o darbe kadar anti-demokratik uygulamalardan da bahsetse idiniz. İl olan Kırşehir in neden il yapıldığını , ilçe olan Adıyaman ının neden il yapıldığını , Tahkikat Komisyonundan da bahsetse idiniz , milli iradenin askerden önce Menderesin mecliste kimi millet vekillerine konuşma yasağı koyduğundan bahsetse idiniz.
bunları biliyorsunuz ama söylemiyorsunuz ?
neden ? neden ? neden ?
Yazan: beagle Tarih: June 12, 2006 03:02 PM
Mr. Beagle
Kırşehir ve Adıyaman meselelerini ben bilmiyorum.Neymiş?Şu engin demokrat yanınızdan faydalanalım anlatın da!
Yazan: salih Tarih: June 12, 2006 05:12 PM
Hay hay salih
20 Temmuz 1954 tarihli şeçimlerde Menderesin rakibi olan Osman Bölükbaşı kırşehirde Demokrat partiyi geçerek fark atmıştır. Bunun üzerine Menderes Kırşehiri il iken ilçe yamıştır. Nevşehir il, Kırşehir de Nevşehir iline bağlı bir ilçe haline getirilmiş Çiçekdağı ilçesi Yozgat'a, Kaman Ankara'ya, Hacıbektaş, Mucur ve Avanos da Nevşehir'e bağlanmıştır.
Yine benzer şekilde Malatya da birinci çıkamayan DP , kendisine çok oy veren adıyamam bölgesini vilayeti ikiye bölerek Adıyaman ı il yapmıştır.
ha burada akademik seviyede tartışma yapılmadığı için referans a da akademik dil kullanmıyorum ama inanmıyorsanız size referansları gönderebilirim.
salih kardeş oku öğren öğret
Yazan: Beagle Tarih: June 16, 2006 02:09 PM
Beagle
Öncelikle şu okuduğunuzu söylediğiniz okul sıralarından 14 yıl önce geçmiş birisiyle bu tonda konuşmanız ayıp.
Adıyaman ve Kırşehir olayları,30bin canı almış 150milyar dolarımızı harcatmış birini asmayan adaletimizin var olduğu bir ülkede başbakanımızı asmaya değmezdi.
Size önerim hayatta hep sabırlı,kimci olamayan kendisi olan okulumuzun eğitimine yakışır birisi olmanızdır.
Saygılar
Yazan: salih Tarih: June 20, 2006 09:32 AM
Salih bey, cevabınıza gelince.
Öncelikle gördüğüm kadarı Kırşehir ve Adıyaman meselelerinde SİZİ aydınlanmış görüyorum. Ama gelin görün ki asıl söylemek istediğim şeyler hakkında da hiç anlaşılamadığımı da görüyorum.
İlk yorumu okursanız görürsünüz , ben hiç bir darbe , ya da şiddet içeren müdaheleyi en baştan haklı ve doğru bulmuyorum. Özellikle de bu ülkede terörist liderinin asılmaz iken bir çok insanın ki buna gencecik insanlar da dahil asılmalarını içime bile sindiremiyorum. Ama bence Adnan Menderesin asılmasını son gece de dahi engellemek isteyenleri bir araştırsanız bence çok iyi yaparsınız.
Benim Mustafa Akyol un yazısında takıldığım noktayı belirttim sanıyorum. 27 Mayısı sadece darbe ve asılma olayına indirgemek , gerçeği eksik anlatarak çarpıtmadır. evet darbe de şiddet de kesinlikle hoş değil. Ama şeçim sonuçları ile illeri ilçe yapma, meclisde milletvekillerine konuşma , kürsü yasakları koyma , parti liderlerine seyahat yasakları koyma , tahkikat komisyonu . Bunlar da en az diğer unsurlar kadar can sıkıcı. Bu noktaları işlemeden 27 mayıstan bahsetmek bence gerçeği eksik anlatarak çarpıtmaktan ibarettir.
son olarak size ayrıca bir şey soracagım . benim yorumumda içeriğe değil de tarzıma takılmışsınız. iyi hoş da , Allah aşkına siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler okumuş birisinin hemen hemen her konuda bizzat bir uzmanmış gibi yazıp çizmesi sizde hiçbir rahatsızlık yaratmıyor mu ? Okul okumuşsunuz , söylerim size bir mühendislik hocanız bugün size demokrasi hakkında yazı yazsa , yarın evrim hakkında yazsa, birgün din hakkında yazsa , ya hocam : ' Tamam her insan istediği gibi yorum yapabilir ama bilgi sahibi olunmadan fikir sahibi olunamaz. Sizin bu kadar çok şey bilemeyeceğinize göre nasıl bu kadar fikir sahibisiniz ?' diye sormanız gerekmez mi ?
İşte benim asıl canımı sıkan unsur bu. bilmem katılır mısınız ?
Yazan: beagle Tarih: June 23, 2006 11:16 AM
katılırım.Cemil Meriç i işte bu yüzden okumuştum.
Yazan: salih Tarih: June 23, 2006 12:45 PM
abi biz ödev yapıoruz bunlar kabul edilmioki nolur daha ders içerikli şeyler yazınız hocamız biraz uyuz nolur nolur nolur biz lise ögrencilerinide düşünün ;-)
Yazan: larissa Tarih: September 28, 2006 08:07 PM