« Darwinizm'i 'İspatlanmış' Sanmanın Hafifliği | Ana Sayfa | Mehmet Y. Yılmaz'ın Kitap Yorumu »

April 09, 2006

Radikal Darwinizm

Bugünkü Radikal gazetesi, New York Times'in bir önceki yazımda alıntıladığım haberine dayanarak "Evrimde yeni kanıt" diye manşet atmış. Haberin spotunda da "Akıllı tasarımcıların 'Basit yapılardan karmaşık yapılar oluşamaz' teorisi çürüdü, bilim adamları soyu tükenen canlıların genleriyle evrimi ispatladı" diye yazmış.

Burada sözü edilen bulgunun Darwinizm'i ispatlamak ve Akıllı Tasarım'ı çürütmekten çok uzak olduğunu bir önceki yazımda açıklamıştım. Radikal'in haberinde kayda değer olan şey, kullanılan üslup. Özellikle de New York Times'ın tercümesi gibi verilen haberin, orjinalinden çok daha "radikal" bir Darwinizm sergilemesi. Spotta yer alan bu "çürütme", "ispatlama" gibi iddialı laflar orjinal haberde yer almıyor. Dahası, Radikal'in haberinde, Akıllı Tasarım savunucusu Dr. Michale Behe'nin New York Times'ta yer alan karşı yöndeki açıklamalarına da hiç yer verilmemiş. Haber, bariz bir biçimde "taraflı" aktarılmış.

Bu taraflılığın dozu da hayli yüksek. New York Times da Darwinizm yanlısı bir gazetedir; ama en azından bu konuda bir haber yaparken karşı tarafın görüşünü de aktarmaya ve ölçülü bir üslup kullanmaya dikkat ediyor. Türk medyasındaki Darwinist kanat ise, hem teori lehinde gördüğü haberleri abartıyor, hem de tek yanlı olarak aktarıyor.

Anlaşılan laiklikte olduğu gibi Darwinizm'de de bir ılımlı, bir de radikal versiyon var. Türkiye'de ise hep radikal versiyonlar prim yapıyor. Bu da büyük ölçüde bir "düzey" sorunu...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 9, 2006 12:56 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bu tartışmada herkes bir "taraf" siz de bir tarafsınız. Sitedeki başlıkların bir kısmı da AT lehine radikal.

Hatta Behe'nin makalesinin başlığı "LAMEST ATTEMPT POSSIBLE" şeklide hafif argoya kaçan bir biçimde.

O halde karşı taraf niçin eleştirilir ki :)

Yazan: Yilmaz Tarih: April 9, 2006 01:07 PM

Yılmaz bey,

Sorunuzun basit bir cevabı var: Ben bir gazete değilim. Behe de değil. Biz elbette tartışmada bir "taraf" durumundayız. Darwinistler de bir taraf.

Ama gazeteler bir konuda haber aktarırken konuyu objektif aktarmak zorundadırlar. Gazeteciler kendi fikirlerini yorum olarak yazıp savunabilirler, ama "haber" objektif olmak zorundadır. Bu Yorum-Haber ayrımı Türk medyasında ne yazık ki çok zayıf. Darwinizm konusunda da iş iyice çığırından çıkıyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 9, 2006 01:12 PM

150 yıldır Darwinzm'e karşı öne sürülmüş binlerce kanıt, kayıp halkalar, derin çelişkiler ve bilimsel karşı argümanlar asla ve asla bu teoriyi çürütmeye yetmdi, ama Behe'in deyimiyle oldukça önemsiz bir veri ile Akıllı Tasarım çürütüldü diyebiliyorlar. Buna çifte standart diyeceğim ama çifte standart yapmanın da bir adabi vardır.

Hele Radikal gazetesinin televole tadında bilimsel haber yapma tarzı evlere şenlik bir durumdur.

Mesela NYTimes haberinde yer alan aşağıdaki ifadeler Radikal'de sansüre uğranmış!:

Dr. Behe described the results as "piddling." He wondered whether the receptors with the intermediate mutations would be harmful to the survival of the organisms and said a two-component hormone-receptor pair was too simple to be considered irreducibly complex. He said such a system would require at least three pieces and perform some specific function to fit his notion of irreducibly complex.

What Dr. Thornton has shown, Dr. Behe said, falls within with incremental changes that he allows evolutionary processes can cause.

"Even if this works, and they haven't shown that it does," Dr. Behe said, "I wouldn't have a problem with that. It doesn't really show that much."

Ayrıca NYTimes Michael Behe'ye bilimsel ünvanı ile yani Dr. Behe olarak yer veriyor ama Radikal "Dr." ünvanını özellikle yazmıyor. Demek ki Radikal gazetesinde Behe'nin Biyokimya dalında Phd sahibi olmasını hazmedemeyen birileri vardır. Bu kadar hazımsızlığa pes doğrusu.

Yazan: Farshad Tarih: April 9, 2006 02:32 PM

Sayın Akyol,

Hiç şikayet etmeyin.Yakındığınız tüm hususlar fazlasıyla yazılarınızda mevcut.Her makalenizde ne olduğu belli olmayan Radikal gazetesinin adını okumaktan baygınlıklar gelmeye başlamıştı.Şimdi suçlamanın alemi yok.

Yukarıda Allah var.

Saygılar

Yazan: can Tarih: April 9, 2006 05:39 PM

Can bey,

Sanırım göremediğiniz nokta şu: Ben Darwinizm konusunda "haber" vermiyorum. Tarafım açık ve buna göre yorum yapıyorum. Bu konuda "haber" veren bir gazete, objektif olmak zorundadır.

"Akıllı Tasarım yanlıştır" diye yorum yapabilirsiniz. Ama "Akıllı Tasarım yanlış çıktı, çürüdü" diye "haber" yaparsanız, kendi görüşünüzü okurlara objektif bir gerçeklik gibi sunmuş olursunuz. Yanlış olan bu.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 9, 2006 05:45 PM

Mustafa Bey gazete değil ama kendisinin sık sık omuz omuza durduğu Zaman, Yeni Şafak, (ve ne yazık ki) Vakit gibi körlemesine evrim kuramı karşıtı gazetelerin evrimle ilgili haberlerinin üslubuna diyecek bir sözü yok mudur? Vakit hergün bilimden yana tavır takınan akademisyenleri kafir, din düşmanı ilan edip hedef göstermeye devam ediyor, buna bir itirazımız yok mudur?

Bu arada Mustafa Bey bizzat Radikal'de yazıları yayınlanmış bir evrim kuramı karşıtı olarak, mesela bize evrim konusunda bilimden yana tavır takınan bir yazının en liberal bildiğimiz ve büyük ölçüde olduğuna da inandığımız "Siyasal İslam"cı gazete Zaman'da yayınlanabilmesinin söz konusu bile olabileceğini söyleyebilir mi? Bu açıdan Radikal'e biraz haksızlık etmiş olmuyor muyuz?

Haberde kullanılan kanıt (yerine delil kullanılmalı) ve çürütülme gibi yaradılışçı terminolojisine ait sözcükler elbette yanlış ve zararlıdır. Hürriyet daha da kötüsünü yaparak evrim kuramı ispatlandi gibisinden bir manşet attıç Gazetelerimizin ciddiyetsizliği yanında yaradılışçı cephe tarafından kararlı bir şekilde yürütülen ortalık bulandırma ve kafa karıştırma faaliyetlerinin başarısı olarak da değerlendirilebilir elbette bu tarz naif yaklaşımlar.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: April 10, 2006 01:33 AM

Sayın Bölükbaşı,

Darwinizm'i savunan bilim adamlarına karşı yapılan karalamaları da hiç bir şekilde tasvip etmiyorum. Bunu daha önce de belirtmiştim.

Sözünü ettiğiniz gazetelerin neyi yayınlayıp yayınlamayacakları tabi kendi takdirleri. Ama bir taraf böyle iken, onların da öteki yönde tavır almaları çok da garip değil.

Bu arada sizin de meseleye "evrim konusunda bilimden yana tavır takınmak" gibi ilginç bir tanımlama getirmeniz dikkat çekici. Sizce "bilimden yana tavır" ne, benimki veya genel olarak AT teorisinin ki ne?

Saygılar

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 10, 2006 02:25 AM

Sayın Bölükbaşı ,


Mustafa Bey haklı .. Evrim = Bilim önkabulü artık deney-gözlem dualitesinden çıkmış bilinçaltına yerleşmiş ; gayet mantıklı itiraz ve değerlendirmenizde bile bilinçaltınızdan paragrafın ortasına sızmış..


Bu haliyle evrim = bilim değil ancak evrim = din olarak görülüyor.

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 10, 2006 07:15 AM

radikal be onun türevlerinin türkiyedeki işlevlerini gayet iyi biliyoruz. bu olay bizzat dışişleri bakanı sayın gül tarafından da doğrulandı. neydi bu ? yerli basının yabancı örgütlerin manüplasyonlarına açık olduklarını söyler bir demeç idi bu. yani nyt yazacak bizimkiler de aynen ve hatta daha "radikal" bir şekilde sunacak. ABD hükümetinin en alt tabakasındaki bir bürokratı demeç verecek bizim hükümet hakkında ve aleyhinde, bizim medya da bunu emir telakki edip sarılacak bu demece ve başlıycak düzmecelere.

başbakanın sevdiğim bir sözü var..

bu böyle biline

saygılar

Yazan: ayhan Tarih: April 10, 2006 11:52 AM


Sayın Bölükbaşı,

"Gazetelerimizin ciddiyetsizliği yanında yaradılışçı cephe tarafından kararlı bir şekilde yürütülen ortalık bulandırma ve kafa karıştırma faaliyetlerinin başarısı olarak da değerlendirilebilir elbette bu tarz naif yaklaşımlar."

AT nin kafa bulandırması ile ilgili bir örnek verebilir misiniz ? Yoksa siz de başka darwinistlerin yaptığı gibi genel ifadelerle kafa mı bulandıracaksınız !!!

Yazan: Mehmet Şen Tarih: April 10, 2006 01:23 PM

Sayın Akyol,

Bana taraflı olsa bile bir konu etrafında değer yargılarını bir kenara bırakarak yorum yapabilen veya haber verebilen kişi,kurum veya gazete gösterebilirmisiniz ? Bu nedenle Radikalin veya diğer yazılı ve görsel medyanın bu tip haberlerini pek ciddiye almamak gerekir.Ama Radikal işimize geldiği zaman iyi gelmediği zaman da kötü şeklindeki bir yaklaşımda pek tutarlı değil.

Asıl belirtmek istediğim husus ;sizin "Darwin,Gerçekten de "Bilimin Temeli "mi başlıklı yazınızda çok sevdiğim üslubunuzu ve yaklaşımınızı tekrar sergilemek.Yazınızdan bazı alıntılar:

"Bu konu ,"nasıl var olduk"sorusuna vereceğimiz yanıtla yakından ilgili.Dolayısıyla da önemli.Önemli olduğu için de tek yanlı olarak tartışılmamasına özen göstermek gerekiyor.

Sayın İnce ,evrim kuramı hakkında yazarken,sadece "Bilim ve "Gelecek" dergisini değil,böylesi alternatif dergileri de okuyabilir.

Çünkü,malum,"yanlış yolda olup olmadığınızı sorgulamazsanız,doğru yolda gittiğinizi bilemezsiniz" Ve alternatife bakmazsanız kendinizi sorgulayamazsınız."

"Sayın İnce" den çapsız.cahil vs. sıfatlarının kullanıldığı,ayni fikre sahip olunmadığı için insanların özellikle çekilmiş çirkince resimlerinin yer ettiği yazılara doğru giden bir süreç.

Ben 2004 'lerin Akyol'undan yanayım.Fikir olarak değil;incelik ,üslub ve daha az bağnazlık açısından.Konu ile ilgili olarak karşı görüşlere de yer verilmesi veya onlardan bahsedilmesi insanların bilgilenmesi ve iyi bir tartışma ortamının doğması açisından uygun olur diye düşünüyorum.Aksi takdirde durum ayni fikirde olanların biribirlerine yazmaları şekline dönüşürkü bununda kime faydası olur bilemem.

İzninizle,27 Mart 2006 tarihli The Guardian gazetesinde Madeleine Bunting adlı yazar tarafından kaleme alınan "Why the intelligent desing lobby thank God for Richard Dawkins" başlıklı makaleden bir bölümü aşağıda yazmak istiyorum.

"But while Dembski,Dawkins and Dennett are sipping the champagne for their very different reasons,there is a party pooper.Michael Ruse,a prominent Darwinian philosopher (and an agnostic) based in the US,with a string of books on the subject,is exasperated: "Dawkins and Dennett are really dangerous,both at moral and a legal level"The nub of Ruse's argument is that Darwinism does not lead ineluctably to atheism,and to claim that it does (as Dawkins does) provides the intelligent design lobby with a legal loophole" If Darwinism equals atheism then it can't be taught in US schools because of the constitutional separation of church and state.It gives the creationists a legal case.Dawkins and Dennett are handling these people a major tool.

Makale bilimin ateism ile eşdeğer tutulmasının yanlışlığını ;İngiliz bilim çevrelerinin Amerikalıların düştükleri bu tuzaktan nasıl her iki tarafın biribirlerini anlama çabasına girerek kurtulduklarını belirtiyordu.

Saygılar

Yazan: can Tarih: April 10, 2006 04:09 PM


Can bey,

Nazik eleştiriniz ve "2004'lerin Akyol'u" konusundaki olumlu yorumunuz için teşekkür ederim. Ama ben tarif ettiğiniz tarzda bir sertleşme görmüyorum yazılarımda.

Sizin ve daha pek çok eleştirel yorumcunun yazılarının bu sitede yer alması, karşı görüşler konusunda saygılı davrandığımın kanıtı olmalı.

Radikal'i bir bütün olarak değil, evrim konusundaki yayınlarındaki yanlılık açısından eleştirdim. Aynı gazetenin diğer pek çok konuda gösterdiği demokrat, liberal, çoğulcu tutumları takdir ediyorum; orada yazıyorum da zaten.

İnce'ye gelince... Kendisi yazılarımda hala "Sayın." Resmini özel seçip bulmadım, Google'da çıkan en net resmi oydu. "Cahil, çapsız" gibi lafları da o kullandı Bakan Çelik hakkında, sırf yaratılış görüşünü savunuğu için. Ben de "acaba onun durumu ne" gibisinden sordum.

AT-Darwinizm konusunda Ruse'un orta yol yaklaşımını biliyorum. Ama ikna edici gelmiyor. "Orta yol" çoğunlukla sağduyuyu temsil etse de, bazen doğru yol değildir. Materyalizm ile teizm arasında bir orta yol görmüyorum.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 10, 2006 04:45 PM

anlamakta zorlanıyorum;
ideolojik cıkarlar gozetilmeden bilim yapılamıyor mu?
yada,
ideolojik cıkarlar gozetilmeden yayıncılık yapılamıyor mu?
inanın midem bulanmaya basladı artık.

Yazan: bercenay Tarih: April 10, 2006 11:02 PM

Radikalin -genel yaklaşımı bakımından- ciddiye alınacak bir tarafı yok henüz. Zamanla seviyelenir mi bilinmez. Bu haliyle bir gazete olmanın çok gerisinde bir yerlerde. Tabi çok daha berbat durumda 'gazete'ler var bu ülkede. Ancak "biz nasıl isek gazetemiz de öyle" şeklinde bir özeleştiriyi de yapmalıyız sanırım.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: April 11, 2006 01:27 AM


Sayın Yorumcular

Buradaki tartışma bir kısır döngü halinde, sonuç olarak kimsenin kimseye nedensellik bazında kanıtlarla bilim misyonerliği yapma niyetinde olmadığına göre(ikna edip kurtuluş vaadi yok orta da), ve genelde Akıllı Tasarımcılar olarak bu sitede bilgi temelli yorum getirmemize rağmen, ideolojik bilime otomatik pilotla bağlı bazı evrimci arkadaşlar tarafından sürekli gayri bilimsel, teoloji temelli, inançsızlık yönergeli, elit statükosunu akademik dünyada korumaya yönelik ama tamamen bilimsel olmayan saldırılara maruz kalıyoruz. Bunun doğal sonucu olarak ta laf anlatamıyoruz çünkü Akıllı Tasarımcılar olarak diyaloga biz ne kadar açıksak Darwinci evrimcilerde bir o kadar kapalı. Bizim azda olsa evrimin ne olup olmadığı hakkında bilgimiz bulunuyor, ama karşı cephede durum çok vahim bizi yaratılışçılarla aynı kefeye koymanın dayanılmaz hafifliğini en militanından en aklıselimine kadar tüm Darwinciler yaşıyor. Bir çocuğun oyuncağını kaybetmesinden korkması gibi savunma pozisyonları ciddiyetten uzak, ideolojik. Artık bilimsel veri bekliyoruz sofistlik yada bilim felsefesi değil.

Duyuru; http://spaces.msn.com/attr/

Adresin de Akıllı Tasarım Türkiye Öğrenci Platformu yayına başlamıştır. Mustafa Akyol’un Türkçe linklerinde de sitenin linki bulunmaktadır. Tüm Aklı tasarımı benimseyenlerin katkılarını bekliyoruz.

Saygılarımla…

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 11, 2006 03:38 AM

Sn. Mustafa Ajlan Abudak,

Son yorumunuzu okuduktan sonra "meger bu At_Evrim" tartismasinin sozugunu bilmiyormusunm" intibasi edindim. Kabul etmeliyim, benim kafamda bir muamma veya dilemma olmadigi icin tartismanin taraflarinin temel tezlerini ogrenmenin otesinde arastirmadim mevzuyu.
Sizin son yrumunuzdaki ifade uzerine "acaba temel tezler demi anlamamisim" tereddutune kapildim.

"bizi yaratılışçılarla aynı kefeye koymanın dayanılmaz hafifliğini en militanından en aklıselimine kadar tüm Darwinciler yaşıyor" buyurmussunuz.

Itiraf etmeliyimki Bu "ayni kefeye koymanin dayanilmaz haififligini" yasayanlardan biride benim; ustelik hicte Darwinci falan olmamama ragmen.

Ben simdiye kadar AT'ciyi yaradilisciya esdeger olarak dosyalamistim kafamda. Nerde yanildim acaba? Akilli tasarim olmak zorunda diyen "yaratilis olmak zorunda" diyor sanirdim. Cehaletin cani ciksin! Hadi diyelinki benim anlayamadigim bir sebep veya terminoloji geregi bunlar ayni seyi ifade etmiyor da, "yaradiliscilarla ayni kefeye" konulmak sizi neden bu kadar celallendirdigini anlamam epeyce zor olacak. Yoksa siz "tasarim var ama yaradilis yok" ya da daha agnostik bir deyimle "tasarim var ama yaradilis bizi ilgilendirmez", yada ucuncu bir ihtimalle "tasarlayan" ve "yratan ayri" mi diyorsunuz?

Kafa karsikligimi cozmeme yardimci olursaniz Tasarimci-Yaratici olan Allah (cc) sizden razi olsun derim.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 11, 2006 12:48 PM

Bekir bey,

Mustafa Ajlan beye sorduğunuz soruya ben cevap versem iyi olacak.

AT ve yaratılışçılık aynı şey de sayılabilir, çok farklı şeyler de.... Bu "yaratılışçılık"tan ne kast edildiğine bağlı. Bu terim eğer sadece evreni ve canlıları var etmiş bir Yaratıcı'nın varlığını kabul etmeyi ifade ediyorsa, AT'nin de bu anlamda yaratılışçı olduğu söylenebilir. (Teorinin "babası" sayılabilecek Phillip E. Johnson da bunu belirtir.)

Ama "yaratılışçılık" terimi bugün daha ziyade, ABD'de 70'li yıllarda ortaya çıkan ve bilimi Tevrat'a dayandırma amacı güden, dünyanın yaşının en fazla 10 bin yıl olduğunu savunan bir akımı ifade ediyor. Bu türde "yaratılışçılar" bilimsel yönden pek ciddiye alınmıyorlar ve Darwinistler de AT ile onları özdeşleştirerek AT'yi etkisizleştirmeye çalışıyorlar. Bu açıdan Ajlan bey'in "AT ile yaratılışçılığı aynı kefeye koymayın" izahı doğru.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 11, 2006 01:09 PM

Mustafa Bey,

Aciklamaniz icin tesekkurler. Soyledigim gibi ben gercekten bu konudaki tartismada tartisanlarin ortak sozlugunundek yerlesmis terminolji yerine kelimelere kendi verdigim manalari kullanarak arguman-soru uretme hatasdin yaopmisim. Benim kafamdaki tanimlara gore ayn seydir ikiside, Fakat aciklamanizdan Sn. Abudak'in kastettigi "yaradiliscilar" kavramini ogrenmis oldum. Aslinda sorum retorik, veya elestirel gayeli degildi, gercekten terminoloji konusunda bilgilenme arzusu idi ama simdi tekrar okuyunca "maksadi asan" ifade kullandigimi farkettim. Umarim bu aciklama Sn. Abudak icin de yeterlidir.

Selamlar, saygilar

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 11, 2006 01:20 PM

Sayın Bekir Bey

Akıllı Tasarım Türkiye öğrenci Platformunu ziyaret ederseniz konu ile alkalı yazılarımı okuyabilirsiniz.

Saygılarımla..

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 11, 2006 02:16 PM

Okullarda evrim kuraminin dogru ogretilmesi gerektigini, yaradiliscilik, akilli tasarim gibi politik yaklasimlarin bilimsel olmadigini savunaan insanlari "bilimden yanan tavir takinan" olarak nitelemek bilincaltimdan gelen degil, bilincli olarak ve vurgulayarak soyledigim birsey.

Bilim ortaminda evrim kurami elestirilmez bir sey yoktur, evrime iliskin hersey ama hersey her an her dakika elestirilir ve modeller, anlayislar surekli degisir (daha dogrusu genisler ve detaylanir). Ve genelde ilk bakista akla uygun (intuitive) gelen aciklamanin aslinda dogru olmadigi farkedilir. En basta, ta yuzelliyil once evrimin mekanizmasi aciklanmaya calisirken bile akla uygun gorunen aciklamalar yetersiz kalmis ve Darwin mekanizmanin ilk bakista hic de akla uygun gorunmeyen, beklendiginden cok daha dolayli bir bicimde isledigini gozlemistir.

Simdi, yaradiliscilik adli politik akimin politik duzlemde kesin bir yenilgiye ugramasindan sonra ayni politik yaklasim bilimsel bir kilifa sokularak hortlatilmis ve adina akilli tasarim denmistir. 150 yildir tartisilan, elestirilen, degisen, degistirilen ve gelistirilen bir kurama karsi gelisen boyle bir akimin gerek motivasyonu gerek yontemiyle bilimsel degil politik oldugunu gormezden gelmek biraz ayip olur diye dusunuyorum. Yonteminin bilimsel olmadigina dair tek bir sey soyleyecegim: Akilli tasarimcilarin bugune kadar ortaya koyduklari hersey akil yurutmeye (intuition) ve soru sormaya dayalidir. Bilimde, ozellikle biyolojide, gecerli olan ve gercekten ise yarayansa somut deney ve gozlemlere dayanarak cevap vermektir. Onun icin akilli tasarimcilar, "bu mevcut modelle aciklanamiyor, demek ki olsa olsa su aciklama dogrudur" gibi akil yurutmeye yonelik felsefi yaklasimlarla kavga etmek yerine iddialarini deney ve gozlemlerle test etmeye baslamadiklari surece bu akim bilim degil bilimimsi olarak kalacaktir. Tipki ufoculuk, astroloji, medeniyet uzaydan gelmistircilik gibi.

Bir de butun bunlara evrim kuraminin ortaya ciktigindan beri politik, dinsel vb. kaygilarla en cok saldiriya ugrayan bilimsel kuram oldugu gercegini ve butun bu saldirilarin temel kaygisinin bilimin bulgularini o ya da bu sekilde statukoya uydurulmasi - yani bilimin dogasina temelden ters bir talep oldugunu ekleyin. Butun bunlarin isiginda evrim teorisi'nin ozgurce arastirilmasi ve dogru ogretilmesi gerektigini savunmak "bilimden yana tavir almak" oldugunu gormek zor degil.

AT'nin nasil akil karistirdigi sorulmus. Tek bir ornek verecegim. Mustafa Bey'in yaptigi uzre AT'ciler sik sik evrim teorisinin canliligin degisimi ve cesitlenmesinin "rastgele" ve "korlemesine" oldugunu iddia ettigini ileri suruyorlar. Oysa biliyor olmalari gerekir ki, Darwin'in evrim kuraminin yaptigi sey evrimin rastgele olmadigini, uc temel ilkeyle (kalitim, cesitlilik, secilim) nedeni sonuca baglayan bir mekanizmanin varligini gostermektir. Bu acidan kendileri durumu anlatmak icin israrla en uygunsuz kelimeleri secmektedirler. Bir de umarsizca kullanilan "kendiliginden" sozcugu var ki, butun felsefi algilayisimizi alt ust ediyor. "Kendiliginden", "irade" ya da "bilinclilik" terimleri insana ozgu, insan model alinarak anlasilan kavramlardir. Oysa dogayi anlamaya calisirken insana ozgu karakterleri referans almak yanilticidir - ve felsefede insanmerkezcilik siklikla dusulen bir yanilgidir. Ornegin, bir proteinin hedefi olan molekulu "tanimasi"nin ne kadar "kendiliginden", ne kadar "irade" sonucu oldugunu anlamaya ve aciklamaya bu kelimeler yetmez. Akilli tasarim, bu yanilgiya kasitli olarak dusmekte, canliligin degisiminin "kendiliginden" olamayacagini son derece kendinden emin bir sekilde iddia etmektedir - sanki kelimenin evrensel bir anlami, aciklayiciligi varmis gibi.

Yazan: Ali Riza Bolukbasi Tarih: April 11, 2006 06:39 PM

Sayın Bölükbaşı,

Eleştirilerinizde yanılıyorsunuz.

AT'nin "yaratılışçılık yenildi diye" ortaya çıktığını iddia etmek kolaycılığa kaçan bir diskalifiye etme yöntemi. O zaman biz de "Darwinizm, Lamarckizm yenilince mecburen ortaya çıktı, neo-Darwinizm, Darwinizm yenilince mecburen ortaya çıktı" mı diyelim? Materyalist tarafın teorisi gelişebiliyor da, diğer tarafın teorisinin gelişme hakkı yok mu?

Kaldı ki AT literatürünü incelerseniz, AT çizgisindeki ilk kitapların (Denton ve Thaxton) yaratılışçılıktan tümüyle bağımsız olduğunu, yaratılışçılıkla ilgili mahkeme kararlarından önce yayınlandığını görebilirsiniz.

AT'yi "deney ve gozlemlerle test edilmeye" çağırmanızın altında da bir yanlış anlama yatıyor. Darwinizm ile AT bu açıdan tümüyle aynı düzlemde. Bu konuda şu yazımı öneriyorum size:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/09/akll_tasarm_tes.php

Rastgele kavramını hiç de haksız yere kullanmıyorum. Darwinizm'in iki temel mekanizmasından birinin adı "random mutation" yani rastlantısal mutasyondur. "Randomness" konusunu araştırırsanız, evrim literatüründe büyük yeri olduğunu görürsünüz.

"Kendiliğinden"lik kavramı da yine hiç de bilim literatürünün dışında değildir. Hayatın kökeni konusundaki materyalist tezlerden biri "self-organization" (kendiliğinden organize olma)dır. Neden yanlış olduğunu ise Dembski'nin kitaplarından araştırabilirsiniz.

Son olarak; "bilim ortaminda evrim kurami elestirilmez bir sey yoktur" demişsiniz. Burası iyi. Peki ama getirilecek her alternatifin natüralist (doğayı kapalı bir sistem olarak kabul eden) dogmayı kabul etmesi gerekir mi? Buna cevap vermeniz iyi olur, ilerleyebilmek açısından.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 11, 2006 07:04 PM

Sn. Mustafa Ajlan Bey,

Linkini verdiginiz sitenizi ziyaret ettim. Gercekten cok aydinlatici buldum. Niyetim ilerde de sik sik ba vurmak bu konuda daha fazla bilgilenmek icin. Allah bu ve diger bircok konuda boyle faydali bilgileri insanlarin bir klik yakinina getirerek, bilsimi hayirli isler icin aracsallastiran siz, Mustafa Bey, S. Ozturk Bey gibi butun kardeslerimizden razi olsun.

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 11, 2006 07:32 PM

Mustafa Bey 15 nisan 2006 da Cumhuriyet bilim ve teknik ekinde evrim adına iki gol başlıgıyla başlayan makale de sudan karaya geçiş in kayıp halkasının bulundugu yazıyordu,fosilin adı: Tiktaalik roseae.. bu arada diger gol de moleküler evrimin ispatı olan haberdi,acaba şu verdikleri fosil hakkında A T cilerin bir yorumu,incelemesi varmı*yoksa cevapladınızmı?

(ebulfetih)

Yazan: ebulfetih Tarih: April 15, 2006 11:16 PM

Evrim kavramı gerek bilimde gerek felsefede Darwin'den çok öncelere dayanır. 19. yüzyılda ortaya atılmış teoriler de bunun "mekanizma"sını(ısrarla bu kelimeye dikkat) açıklamaya yöneliktir. Bunların içinde Lamarck'a ait olanı, ki okullarda neden Darwin'in teorisi kadar üstünde durulduğunu anlamak mümkün değil, bilimsel bir açıklamadır çünkü yanlışlanabilir ve bizzat Lamarck'ın kendi deneyleriyle yanlışlanmıştır. Bununla yaradılışçılık arasında nasıl bir ilgi olduğunu anlamayamadım. Ama aslında akıllı tasarımın yaradılışçığın devamı, hatta evrim kuramı yani bilim karşısındaki yenilgisinin ilanı olduğunu göstermek için iyi bir örnek olmuş. Çünkü akıllı tasarım yanlışlanan (yanlışlanabilen) bir teorinin yerini alan daha kapsamlı bir teori değil, aynı fikrin farklı yöntemlerle kabul ettirilmeye çalışılmasından ibarettir.

Akıllı tasarımın deney ve gözlemlerle test edilmesinin mümkün olmadığı tezime yine felsefi argümanlarla cevap veriyor ve evrim teorisinin de aynı düzlemde olduğuna dair felsefi metinler okumamı öneriyorsunuz. Benim de eleştirdiğim tavı zaten bu. Evrim teorisinin, deney ve gözlemlerle test edilmek şöyle dursun, yeni deney ve gözlemlerin yapılabilmesi için yolgösterici olarak bilim dünyasındaki yeri zaten bellidir. Science, Nature gibi doğa bilimlerinin önder dergileri olsun, ve tıp başta olmak üzere birçok uygulamalı alanda olsun onyıllardır yazılan yığınla makale deney ve gözlemlere dayalıdır ve ilhamını evrim teorisinden alır.

Yeniden söyleyeyim, evrim teorisi evrimin mekanizmasını açıklar, yani bu sürecin rastgele olmadığını, birtakım "kural"ları (bu kelimeye de dikkat) takip ettiğini söyler. Bunların içinde çeşitliliğe yol açan "etmen"lerin (buna da dikkat) (ki sadece nokta mutasyonlarından ibaret değildir, gen duplikasyonundan tersçevrimine kadar envai çeşit evrimsel olay vardır dizilim düzeyinde) rastgelelikle "model"lenebilmesi (bir dikkat daha) bunun sizin kullandığınız -ve yaradılışçıların sayesinde kitlesel olarak anlaşılan- anlamda rastgele olduğu anlamına gelmez. Hele körlemesine sözcüğünü bu bağlamda kullanabilmek için ya meseleyi anlamamış olmak ya da anlamazlıktan gelmek gerektiğini düşünüyorum.

"Natüralist olmayan açıklamaları kabul edin de öyle tartışalım" gibi bir yaklaşımı da yine yaradılışçı ortalık bulandırma taktiği olarak görüyorum. Felsefi olarak bilinemezcilik (Gödel'in imkansızlık teoremi ve Einstein'ın izafiyet teorisi uyarınca) dışında bir önkabulü olmayan bir insan olarak her türlü açıklamaya açığım. Yalnız, bunları ortaya koyan insanlar niyetlerinin kendi inançlarını doğrulamak olduğunu saklama gereği bile duymuyorlarsa, ve hatta bütün aktiviteleri, fikirleri ve fikirlerini ortaya koyuş biçimleriyle amaçlarının üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu aşikarsa, bunların bilimselliği konusunda şüpheci olmamanın aptallık olacağını düşünüyorum.

Ve buyrun size hodri meydan! Madem bilimin özgürce yapılabilmesi konusunda bu kadar duyarlısınız, bilimsel olduğuna inandığınız bir harekete bilim dünyasının şüpheyle yaklaşmasını antidemokratik buluyorsunuz. Neden öyleyse militarist bir yönetim tarafından müfredata sokulmuş olan, bilimsel olmadığını sizin de kabul ettiğiniz üzere bir politik hareketin (yaradılışçılık) bilimsel bir teori olarak çocuklarımıza öğretilmesine karşı çıkmıyorsunuz? Neden bilim insanlarının biraraya gelip evrim teorisi doğru öğretilsin diye kampanya başlatmalarına destek olmak yerine onlara köstek olmaya çalışıyorsunuz? Bilimin özgürce yapılabilmesi için bu kadar kaygılanan bir insan olarak, bilimsel bir teorinin çocuklarımıza bu kadar yanlış ve eksik öğretilmesini nasıl kabul edebiliyor ve hatta destekleyebiliyorsunuz? Hodri meydan, önce yaradılışçılık adlı bilimsel olmadığına hemfikir olduğumuz siyasi hareketi bilimin yakasından atalım, ki sizin bilim doğru yapılması ve öğretilmesi konusundaki samimiyetinizden şüphemiz olmadan sizin fikirlerinizi de tartışalım. Benim önkoşulum da bu.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: April 16, 2006 12:07 AM

Ebulfetih bey,

Sözkonusu fosil hakkında bkz:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/darwinizme_yeni_bir_ikon.php

Saygılar

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 16, 2006 01:14 AM

Sayın Böyükbaşı,

Akıllı Tasarım'ın öncülleri varsa, Darwinizm'in de var. İkisi de eski Yunan'a kadar gider. Yani "eski bir fikrin devamı" olmak açısından benzer durumdalar. Sizin dedikleriniz ise bunu değiştirmiyor, sadece Akıllı tasarım'ın öncüllerini belirtince, Akıllı Tasarım'a karşı bir argüman getirmiş olduğunuzu varsayıyorsunuz. (Öte yandan Kitab-ı Mukaddes temelli "yaratılışçılık" fikrinin AT ile ilgili olmadığını belirtmeliyim. Bkz: http://www.discovery.org/csc/topQuestions.php)

Teorilerin deney ve gözleme tabi tutulabilirliği bilim felsefesinin konusu olduğu için size elbette felsefi bir metin önerdim.

Kaldı ki sizce Darwinizm deney ve gözlemle test edilebilir mi? O zaman bana açıklayın; yeryüzündeki ilk kuşun aslından sürüngenlerden evrildiği tezini hangi gözlem ve deneyle doğrulalayacaksınız? Veya ilk balığın omurgasızlardan türediğini? Veya ilk hücrenin organik kimyasal maddelerin kimya ve fizik kanunları sonucunda sentezlenmesiyle oluştuğunu?...

Öte yandan "Evrim teorisinin bilim dünyasındaki yeri bellidir" demekle, teoriye kanıt olarak onu destekleyen "kurulu düzen"i gösterdiğinizin farkında mısınız? Oysa bilim, otoritelere atıfla değil, bilimsel verilerle ilerler. Kuhn'un "paradigma değişimi" açıklamalarından sanırım haberiniz vardır.

"Bunları ortaya koyan insanlar niyetlerinin kendi inançlarını doğrulamak olduğunu saklama gereği bile duymuyorlarsa, ve hatta bütün aktiviteleri, fikirleri ve fikirlerini ortaya koyuş biçimleriyle amaçlarının üzüm yemek değil bağcıyı dövmek olduğu aşikarsa..." demişsiniz. Richard Dawkins'in "bize tatmin bulmuş ateistler olma şansını verdiği için Darwin'e teşekkkür borçluyuz" sözünü duymuş muydunuz? Ve daha binlerce benzer ifadeyi?

Hodri meydanınıza gelince: Yaratılışın din derslerinde öğretilmesi gerektiğini, bilim derslerinde ise hem Darwinizm hem Akıllı Tasarım okutulması gerektiğini daha önce açıkladım:

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/02/tartısma_yaratilis_ve_darwin.php

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 16, 2006 01:33 AM

Evet, bilim dünyasında kurulu düzen evrimdir. Ve defalarca söylediğim gibi onyıllardır elde edilen gelişmelere önayak olan, yeni hipotezlerin ortaya atılmasını, deneylerin tasarlanmasını ve bunun sonucunda biyoloji ve tıbbın gelişmesini sağlayan da evrim teorisidir. İşte bundan dolayı, yani bilim dünyasında yeri sağlam (well-established) olduğu için okullarda okutulması ve doğru olarak okutulması gerekir. Okullardaki bilim derslerinde okutulucak materyal seçilirken bilim dünyasında yeri sağlam olan, iyi sindirilmiş teorilerin yerine henüz tutunamamış, herhangi bir evrensel kabulü olmayan fikirlerin okutulmasını elbette bekleyemeyiz.

Nitekim, bütün çığır açan bilimsel teorilerin bilim dünyasında kabul edilmesi ve sindirilmesi onyıllar almış ve yerleri sağlamlaşıncaya kadar okullarda okutulmamışlardır. Bu da kalite kontrolünün sağlıklı yapılması açısından normal ve yararlıdır. Ama bugüne kadar bu teorileri ortaya atan insanların alelacele teorimiz okullarda okutulsun diye politik ve yasal mücadele başlattıkları, "teori"lerinin popüler düzlemde yaygınlaşması için hertürlü magazin aracını kullandıkları, biliminsanlarını panellerde tartışmaya davet ettikleri görülmemiştir. Zaten bugüne kadar "okullarda okutulsun" amacıyla bilimsel teori geliştirildiği de görülmemiştir. Bunların hepsi akıllı tasarımın bilim dünyasına getirdiği devrimci yeniliklerdir, kendilerine ne kadar teşekkür etsek az.

Dawkins alıntısına gelince... Bu daha önce de gündeme getirilmiş ve cevap vermiştim. Sanırım Mustafa Bey karşı tarafın söylediklerini okumaya tenezzül etmeden kendisi habire linkler verip kendi tarafının görüşlerini okutmaya çalışmayı kendine hak görüyor. Canı sağolsun deyip yeniden açıklayayım: Verdiğiniz alıntıya göre Dawkins mevcut bilimsel sonuçlardan kendi inancına paralel felsefi çıkartımlarda bulunuyor ve bunu popüler düzleme taşıyor. Felsefi olarak fikrine katılmamakla birlikte (evrim kuramının hiçbir şekilde ateizme felsefi dayanak oluşturduğunu düşünmüyorum) kanımca yaptığında bilimselliğe zarar veren birşey yok. Kendi inancına dayanara bilime girdi vermiyor, bilimin çıktısını yorumluyor. Bilim değil, felsefe yapıyor. Akıllı tasarımcılarsa, kendi inançlarını dayanarak önkabullerde bulunuyor ve bunları bilime girdi olarak kullanıyorlar. Bilimi kendi inançlarını doğrulayacak şekilde değiştirmeye çalışıyor ve bunun bilimsel olduğunu iddia ediyorlar. Aradaki fark sanırım yeterince açık. Bir de yeniden, bizzat Darwin'in ateist olmadığını tekrarlamaya gerek yok sanırım.

Son olarak, yaradılışçılığın bilim derslerinde okutulmasına karşıysanız neden 700 akademisyeni son derece haksız bir şekilde sansürcülükle suçladığınızı ve bakanın "yaradılışa (seçtiği kelimeye dikkat) ilişkin birçok teori var" sözleriyle askeri darbe hükümetleri tarafından getirilmiş biyoloji müfredatını savunmasını neden ayakta alkışladığınızı anlayamadım.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: April 18, 2006 08:56 PM

İnsanoğlu evrenle ilgili hep nereden geldik nereye gidiyoruz sorusunu sormuştur. İnsanlık soyu devam ettikçe de bu sorular sorulmaya devam edecektir. Herkes kendi çıkarımlarına göre bir sonuca ulaşacaktır. Bugünkü yazacağım konu ise Geçenlerde bir habere konu olan olayla ilgili.

Olay çok ilginç. Haberde şöyle deniyor : 700 akademisyen MEBe başvurdular konu veya itiraz ettikleri nokta ise ilköğretim ve lise müfredatından yaratılış kavramının çıkartılması imiş. Kitaplarda yaratılış ile ilgili bölüm olduğunu bunun ise bilimsel bir bulgu veya ampirik bulgu olmadığını belirterek böyle bir istemde bulunmuşlar.

Bu akademisyenlerin bilimsel dedikleri teori malumunuz Evrim Teorisi. Bunlara göre bilimsel dayanağı olan insanın nereden geldiği sorusuna cevap verbilen tek teori. İsin ilginç yanı ABD eyaletlerinde sıkça gündeme evrim teorisinin artık geçersiz bir teori olduğu bu teorinin kaldırılması gerektiği söylenirken bizim akademisyenler yaratılış teorisini kaldırmaya çalışıyorlar. Evrim teorisi kaba tarifiyle her şeyin tesadüfen oluştuğunu savunan bir hipotez. Yani gördüğümüz düzenli evren tesadüfen oluşmuştur. diyorlar. Gerçi evrimci biyolog Cemal Gürsoy doğadaki her olayın tesadüfe bağlanması bizim inandırıcılıktan uzak olmamıza neden olmaktadır demektedir. Veya diğer bir evrimci Sir Fred Hoyle bırakın bu evreni hücrenin bile tesadüfen oluşması ihtimali ile kasırganın savurduğu parçalar ile ( boeing 756 ya parçalar ) bir boeing 756 uçağının oluşmasının arasında bir fark bulunmamaktadır der. Yani bir hücrenin bile akıl olmadan oluşma ihtimali görüldüğü üzere saçma bir iddiadan başka birsey değildir. Ama evrimcilerin kendilerinin de belirttiği gibi birçok bilim adamının darwinin teorisine dilleriyle hizmet ediyor olmasının nedeninin bir yaratıcı olmamasını bu teorinin reddetmiş olduğundan dolayıdır der. Yani doğruluğu önemli degil. Zaten yine bir evrimci olan Paul Gressenin de belirttiği gibi Tesadüf Ateizm Görüntüsü altında kendisine tapınılan bir tür ilah olmuştur der.

Bilim her geçen gün bir yaratıcının var olduğuna dair bilimsel delillerle yüz yüze gelmektedir. Aşağıda uzun yıllar ateizmi savunmuş
ama şimdilerde teizmi kabul etmiş ünlü felsefeci Antony Flew ile ilgili açıklamaya yer vereceğim :

Reading Üniversitesi'nden emekli olan felsefe profesörü Antony Flew 50 yıldır savunduğu inancından çark etti. 81
yaşındaki Flew gerekçesini ise şöyle açıkladı: "Hayatın var olması için gereken ve içinde inanılmaz bir karmaşık
düzen barındıran DNA araştırmaları, hayatın var olmasının ardında zeki bir varlığın bulunduğunu gösteriyor." 1950'de
yazdığı "Teoloji ve Aldatmaca" adlı makalesi birçok dilde 40 baskı yapan Flew'in Tanrı'ya dönüşü, şu ana kadar onun fikirlerinden etkilenen ateist çevrelerde de büyük tepki uyandırdı. Londra'daki University College'ın biyoloji
profesörlerinden Lewis Wolpert, "Sadece bir filozof bu kadar budala olabilir. Gerçek şu ki Tanrı'nın varlığını
kanıtlayacak bilimsel bir veri yok" diyerek tepkisini dile getirdi. Babası rahip olmasına rağmen 15 yaşından beri
kendini ateist olarak tanımlayan Antony Flew, "İnsanların benim önceki fikirlerimden etkilendiğini düşünecek
olursak, sebep olduğum bu büyük zararı telafi etmeye çalışacağım" diyerek özür diledi.

Dünya çapında yankı uyandıran açıklamasında Flew, yeni bilimsel keşiflerin, evrenin yaratılışının arkasında ilahi bir
varlığın bulunabileceğini gösterdiğini söylerken, Danvin'in Evrim Teorisi'nin kendisini tatmin etmediğini de belirtti.
İlk canlının cansız bir maddeden türemiş olabileceğine inanmadığını ifade etti.
23 bin kitabı var
Tanrı'nın varlığının ispatının ya da yalanlanmasının imkansız olduğuna inandığı için kendini "olumsuz ateist" olarak
tanımlayan Flew, Oxford, Aberdeen ve Keele üniversitelerinde de eğitim vermişti. Profesör, halen 23 kitabından
biri olan "Tanrı ve Felsefe" adlı çalışmasının giriş bölümünü, yeni edindiği fikirlere göre değiştirmekle uğraşıyor

Diğer bir alıntıda Amerikalı araştırmacı yazar Patrick Glynna ait

Patrick Glynn: ”Ben Bir Ateisttim!”

Önemli bir dönüşüm yaşadığınızı biliyoruz. Ateizmin bir yanılgı olduğunu ne zaman ve nasıl fark ettiniz?
Belki önce, nasıl ateist olduğumu anlatmalıyım. Ben dindar Katolik bir ailede yetiştim. Pazar günleri kilise korosuna
katılırdım. Ama gençliğimde, 60'lı yıllarda değişmeye başladım, Harvard'da geçirdiğim yıllarda o devrin tipik agnostik
modelini benimsedim. Strauss ile birlikte ise, örtülü bir ateizmi kabullendim. Bu ateizm daha çok Darwinizm'e
dayanıyordu. Darwin'den sonra ateizm, zaten pek çok Batılı entelektüel arasında sorgulanmadan kabul edilen
standart bir görüş haline gelmişti.

Ancak 80'lerde bu tablo değişmeye başladı. Aralarında benim de bulunduğum pek çok entelektüel, konuyu baştan
ele alarak ateizmi sorguladı. Öte yandan Amerikan kültürü içinde de bir değişim başlamıştı. Bugün Amerikalı elitler
arasında hâlâ son derece koyu seküler bir kanat var. Ama bunların görüşü, ideolojilerden sadece biri haline gelmiş
durumda; eskiden, meselâ 60'larda veya 70'lerde ise söz konusu görüş gerçeğin tâ kendisi olarak kabul görüyordu.
Eğer Harvard'da okuyup da pazar günleri kiliseye gidiyor olsaydınız, biraz garip birisi olarak görülürdünüz, biraz eski
moda, eskide kalmış birisi olarak. Bugün bu tablo büyük ölçüde değişmiş durumda ve Amerikan entelektüelleri
arasında da güçlü bir dindarlık görebiliyorsunuz. Polkinghorne gibi büyük fizikçiler Allah'ın varlığını savunuyor ve
bunu çok ma'kul ve ikna edici şekilde yapıyorlar.

Kitabınızda da bahsettiğiniz bu ma'kul ve iknâ edici delillerden kısaca bahsedebilir misiniz?

20. yüzyılın başlarında Big-Bang (Büyük Patlama) teorisi kabul edildi ve bu teori, âlemin bir başlangıcı, yani yaratılış
ânı olduğunu gösterdi. Bu, kâinatın sonsuz olduğunu savunan materyalist görüşe önemli bir darbe oldu. 1970'lerde
ise fizikçiler, enteresan ve düşündürücü bir hususu fark ettiler. Kâinatın bütün fizikî dengelerinin, meselâ yerçekiminin
veya atomu bir arada tutan nükleer kuvvetlerin, yaşanabilir bir âlem oluşması için en ideal değerlerde olduklarını buldular. "Antropik Prensip" (İnsan için hazırlanmış kâinat anlayışı) adı verilen bu şaşırtıcı buluş, içinde yaşadığımız kâinatın rastgele ortaya çıkmadığı, insan hayatı için özel olarak yaratıldığı fikrine büyük bir delil oluşturdu. Yıllar geçtikçe bu prensibi destekleyen yeni deliller de ortaya çıkmaya devam ediyor.

Biyolojide de, bir yaratılışın varlığını gösteren deliller var mı?

Elbette var! Bugün biyoloji dünyasına baktığınızda, yaratılış düşüncesine yaklaşan bir paradigma değişikliği görebilirsiniz. Biyolojinin 19. yüzyılda şekillenmiş paradigması, yani temel kabulleri sarsılıyor. Bu paradigmada en büyük pay Darwinizm'e ait. Bu teori, yeryüzündeki bütün hayatın şuursuz tabiat hâdiselerinin eseri olduğunu öne sürmüştü. Oysa canlılığın detayları keşfedildikçe, karşımıza mükemmel, hassas ve yoğun bir programa dayanan sistemler çıkıyor. Bu sistemlerin gâyesiz sebeplerin ve rastlantıların ürünü olduğu düşüncesi giderek kabul edilemez hâle geliyor.

Sadece Darwin değil, Freud da sarsılıyor galiba?

Kesinlikle! Freud, insan psikolojisine materyalist bir açıklama getirmeye çalışmıştı. Dahası, dinî inancın bir tür nevroz olduğunu ileri sürmüş, insanların ancak ateist olduklarında sağlıklı bir psikolojiye sahip olabileceklerini söylemişti. Ama deliller bunun tam aksini gösteriyor. Psikolojik araştırmalar, dindar insanların psikolojik yönden çok daha sağlıklı olduklarını gösteren verilerle dolu. Freud'un, dinin modernleşme ile birlikte yok olacağı şeklindeki tahmini ise, tamamen boşa çıkmış durumda.

Kitabınızda ruhun varlığına dâir ölüm ve sonrası hakkında yaşanmış tecrübelerden deliller çıkarıyorsunuz, değil mi?

Evet! Aslında benim ateizmden vazgeçmemi sağlayan sürecin, asıl bu konudaki delilleri incelemekle başladığını söyleyebilirim. 90'ların başında, uzun bir tatil döneminde, ölümün kıyısına gelen insanların tecrübeleri hakkındaki raporları inceledim. Bunların çoğu, ameliyatlar sırasında kalbleri duran, birkaç dakika gerçekten biyolojik bir ölüm yaşayan, ama sonra hayata dönen kişiler. Ölümle yüzleştikleri kısa süre hakkında anlattıklarında ise, büyük benzerlikler var. Hemen hepsi ruhlarının vücutlarından ayrıldığını, kendilerini dışarıdan gördüklerini belirtiyor. Anlattıklarının hayâl ürünü olması ise imkânsız; çünkü o sırada odada neler yaşandığına, doktorların kendilerini kurtarmak için neler yaptıklarına dâir detaylı tariflerde bulunuyorlar ve bunları gözleriyle görmüş olmaları mümkün değil. Kitapta detaylı olarak anlattığım bütün bu deliller, insanın bir ruha sahip olduğunu gösteren önemli bir veri. Bir ruha sahip olmamız ise, ateizmin temel dayanağı olan materyalist felsefeyi yalanlıyor.

21. yüzyıla nasıl bakıyorsunuz? Bu deliller insanlığın düşüncesini nereye taşıyacak?

20. yüzyılın büyük bölümüne egemen olan sekülarizm artık geçerliliğini yitirdi. Sekülarizmin objektif bir gerçeklik olduğu sanılıyordu; artık o, sadece farklı dünya görüşlerinden birisi hâline geldi ve zemini de giderek eriyor. 21. yüzyıl, 20. yüzyıldan daha dindar olacak. Ama soru şu: Hoşgörülü ve barışçı bir din anlayışı mı, yoksa çatışmacı bir din anlayışı mı yükselecek? Kuşkusuz her sağduyulu insan, birincisini diliyor.(Sızıntı-Nisan/2005)

Evet........ Bir zamanlar ateist olan bu insanlar yüzleştikleri delillerden sonra teizme dönmektedirler. Ama hala bizim 700 akadesmisyen ise
bırakın inanmayı yaratılış kelimesini bile duymak istememektedirler. Bilim adamları olmalarından dolayı daha fazla Yaratıcının var olduğuyla ilgili delillere yüzleşmektedirler ancak iman etmemekteler. Bırakın imanı inanmıyorlar. İnanmak ve iman etmek ayrı kavramlar. Bilindiği üzere
sadece Allaha inanamak insanın kurtuluşa götürmemekte Amentünün esaslarının tamamına iman etmek gerekmekte dolaysıyla da İslam dini ile şereflenmelidir.
Konumuza devam edecek olursak kanıtları gördükleri halde inanmamalarıyla ilgili , kendiside bir evrimci olan Sir fred Hoyle ( ünlü İngiliz Astronom Cambridge Üniversitesi )bu bağlamda şu itirafı yapar : Aslında yaşamın akıl sahibi bir varlık tarafından ortaya çıkarıldığı o kadar
açıktır ki insan bu açık gerçeğin neden yaygın olarak kabul edilmediğini merak etmektedir. Bunun yani kabul edilmeyisinin nedeni BİLİMSEL DEĞİL PSİKOLOJİKTİR. Aslında bizim 700 akademisyenin durumumu harika bir biçimde özetleyen bir itiraf. Ne kadar kanıt görselerde inanmamayı tercih
ediyorlar. Çünkü inandıklarında iman etmeleri de gerekecek. O zaman dinin vecibelerini yerine getirmek zorunda kalacaklar. Bu da tabir-i caiz ise işlerine gelmiyor. Bu psikolojik nedeni de böyle açıklayabiliriz. Nefslerine uyuyorlar. Cidden çok yazık. Sonsuz azabı göze almışlar.

Diğer bir yaratılış kanıtında ise evrenin Bing Bang denilen Büyük Patlama ile ortaya çıkmasıdır. Esas itibariyle materyalisleri çökerten kanıt Bing Bang ile sağlanmıştır. Çünkü materyalistler maddenin sonsuzdan beri var olduğu düşüncesini belli bir süre bilim dünyasına dayattılar. Bilim admaları da o zamanın da gözlem aletlerinin gelişmemiş olması tabikide sonsuz evren modelinine de inanmlarından dolayı
gözlemlerini bu yönde yoğunlaştırdılar ve kendilerince teorilerini kanıtladılar. Materyalisler böylece everenin yaratılmamış olduğunu iddaa ediyor v ve de eğer yaratımış olsaydı evrenin bir başlangıç anının olması gerekirdi yani yokluktan bişey olması gerekir diki bu durumda bilimin zaten kabul edmemyeceği birşey diyorlardı. Ama görüldüki evrenin bir başlangıcı var ve yoktan var edilmiş. Hatta ünlü bilim
dergilerinde down of the bing bang yani kahrolsun bing bang diyerekten ünlü bir bilim dergisi bu konuyla ilgili john madoxun yazısına yer vermistir. Madox bing bang için kahrolsun ifadesini kullanmkata felsefi olarak kabul edilemeyeceğini vurgulamakta ve önümüzdeki on yılı çıkaramaz bu teori diyerek bir de kehanette bulunmaktaydı. Ancak geçen yıllar materyalislerin aleyhine işledi ve Prof Ali Demirsoyun şu itirafı burada dikkate şayan : Ama bugün sonsuz zamanın ve sonsuz mekanın hala Allaha ait olduğunu
evrenin sonlu ve zamanlı olduğunu burunoya tersde olsa artık biliyoruz demektedir. Bing Bange devam edip bilim adamlarının bu konuyla ilgili açıklamalarına bakalım :

“Big Bang teorisi evrenin tek ve büyük bir patlama ile başladığını kabul eder. Ama bildiğimiz gibi patlamalar maddeyi dağıtır ve düzensizleştirirler. Oysa Big Bang çok gizemli bir biçimde bunun tam aksi bir etki meydana getirmiştir: Maddeyi birbiriyle birleşecek ve galaksileri oluşturacak hale getirmiştir.”
Prof. Fred Hoyle

Fred Hoyle, The Intelligent Universe, London, 1984, s. 184-185

"Biz astronomik standartlar göz önüne alındığında, çok fazla özen gösterilmiş, kollanmış ve şefkat gösterilmiş bir grup yaratıklarız... Eğer evren şu anki en hassas kesinliğinde yapılmış olmasaydı hiçbir zaman var olamazdık. Benim görüşüme göre mevcut şartlar, evrenin insanın içinde yaşaması için yaratıldığını gösteriyor".

Kanıtları inceleyen herhangi bir bilim adamı kendisini şu sonuca varmaktan alıkoyamaz: Yıldızların içinde meydana getirdikleri sonuçlar göz önüne alındığında nükleer fiziğin kanunları kasıtlı olarak tasarlanmışlardır.”
Prof. Fred Hoyle

Fred Hoyle, Religion and the Scientists, London: SCM, 1959; M. A. Corey, The Natural History of Creation, Maryland: University Press of America, 1995, s. 341

Çok küçük sayısal değişikliklere hassas olan evrenin şu andaki yapısının, çok dikkatli bir bilinç tarafından ortaya çıkarıldığına karşı çıkmak çok zordur... Doğanın en temel dengelerindeki hassas sayısal dengeler, kozmik bir tasarımın varlığını kabul etmek için oldukça güçlü bir delildir.”
Prof. Paul Davies, İngiliz astrofizikçi

Paul Davies. God and the New Physics. New York: Simon & Schuster, 1983, s. 189

Gerçeklerin akıl süzgecinden geçirilerek yorumlanışı ortaya koymaktadır ki, üstün bir Akıl, fiziğe, kimyaya ve biyolojiye müdahale etmiştir ve doğada varlığından söz etmeye değer bilinçsiz güçler yoktur. Gerçeklerin hesaplanmasıyla ortaya çıkan sayılar o kadar akıl almazdır ki, beni bu sonucu tartışmasız biçimde kabul etmeye götürmektedir.”
Prof. Fred Hoyle

Paul Davies. The Accidental Universe, Cambridge: Cambirdge University Press, 1982, s. 118 (Hoyle'dan alıntı)


Son açıklama son derece çarpıcı değil mi. Aslında ateist olan bilim adamı Hoyle gerçeklerin hesap ettiğnde ortaya akıl almaz bir sonuç çıktığını ve atesit olmasına karşın
Allahın varlığının tartışmasız biçimde kabul edilmesi gerektiğini söylüyor. Yukarda da aynı bilim adamının bir tespitini aktarmıstım. Allahın kabul edilmemesindeki nedenin bilimsel olmayıp psikolojik olduğuunu söylemkteydi. gerçekten iyi tespi etmişn burd tüm ateistlerdeki genel sorun burdadır zaten iman etme sorunu bununda psikolojik olduğu açık.

Diğer yandan dinin insan yasamı icin cok önemli bir olgu oldugu gorülmüs Froydun dediği gibi bir tür akıl hastlıgı olmaması bir yana temel zihinsel sağlığın en temel ogelrinden bir oldugu saptanmıstır Psikolgların ifadsiyle insan bedeni ve zihni Allaha gore ayarlı oldugu tespit edilmistr. Tabiki bu da maddeci anlayısı koseye sıkıstırmıs bulunmaktadır. Zaten iyi kotu kavramlarını olması insanda vicdanın bulunması güzel çirkin kavramları da maddeci anlayışa meydan okumaktadır. İnsan bir anne ve bir babadan meydana gelmektedir peki ilk olarak gelen insanın annesi ve babası olmayacaktır. Hem de bu insana din duygusu inanç duygusu ahlak duygusu verilmiştir. Yine bu insana çoğalabilmesi için cinsellik duygusu verilmiş kadın erkek olarak oluşan insan arasına sevgi bağı konulmuştur. Anneye annelik duygusu verilmiştir. Hangi doğa kanunu niçin bir anneye annelik duygusu vermeyi düşünür veya hangi doğa kanunu kadın erkek arasına cinsel bir yaklaşım koyarak çoğalmasını sağlayabilir veya hangi doğa kanunu insana niçin din duygudunu vermiştir. Görülmektedir ki doğa bütün bunlardan habersizdir. H lipsonun dediği gibi bence bu noktadan daha ileri gitmeli ve evrenin yaratılmış olduğunu kabul etmeliyiz bunun ben dahil çoğu fizikçi tarafından itici geldiğinin farkındayım ama bir teoriyi bilimsel deliller destekliyorsa onu sırf hoşumuza gitmediği için reddedemeyiz demiştir. İslam Dininin kitabı Kuranı Kerimde de İnanmayanlara meydan okunmakta Bakara suresinde mealen Kuranı Kerimden şüphe içindeyseniz onun gibi bir süre getirin Allahtan başka güvendiklerinizde çağırın denmekte ve eğer yapamazsanız o zaman cehennem ateşinden sakının buyrulmaktadır. gerçektende 1400 yıl geçmesine rağmen insanlar Kuranı Kerimin bir benzeri sure getirimemislerdir. Allahu Teala sadece indirdiği bir kitapla inanmayanlara meydan okumaktadır. Bu meydan okuma bugünde devam etmektedir. Davinci veya benzeri inkarcılar için de ha keza geçerlidir.
Prof Ali Demirsoyun su itirafıyla yazımı noktalayacağım Ama bugün sonsuz zamanın ve sonsuz mekanın hala Allaha ait olduğu evrenin sonlu ve zamanlı oldugunu Burunoya ters olsa da artık biliyoruz. Bundan sonrası inanç meseleisidir. Dileyen iman etsin dileyen inkar etsin.

Yazan: müritsoy Tarih: April 25, 2006 10:22 AM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)