« Fuhuş Yapan Ünlüler ve Namusun Cinsiyeti | Ana Sayfa | Darwinizm'in Yeni İkonu: Akıllı Tasarım'a 'Darbe' mi? »

April 07, 2006

Mehmet Metiner: Bkz. Akyol'un Kitabı

Türkiye'nin önde gelen Kürt ve Müslüman aydınlarından biri olan Mehmet Metiner, Bugün gazetesindeki "Kürt Sorunu ve PKK" başlıklı yazısında şu yorumda bulunmuş:

Sorun, "Kürtler de yok, Kürt sorunu da yok" biçimindeki bir inkârcı formülasyon çerçevesinde sadece bir "asayiş sorunu"na indirgendiği içindir ki ülkemizde etnik Kürt milliyetçiliği neşv-ü nema buldu ve sonuçta PKK olarak karşımıza isyancı bir örgüt olarak çıktı. (Bu konuda yapılan çok önemli analizler için bkz. Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, Doğan Kitap, 2006)

Öte yandan Yunan gazetesi Ta Nea da, İstanbul temsilcisi Evangelos Areteos'un Mustafa Akyol ile yaptığı röportaji "Ne Ektiysek Onu Biçiyoruz" başlığıyla yayınladı. Röportajın Grekçe metnini buradan indirebilirsiniz.

Yazan: WebMaster Tarih: April 7, 2006 11:25 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Değerli blog sakinleri,

Metiner’in yazısındaki inkarcı “asayiş sorunu” sunumunun eleştirisine, insanlıktan nasibini almamış faşist kafaların dışında herkesin katılacağını düşünürüm.

Mustafa Bey’in kitabını halâ bulup okuyamamış olmanın ayıbı ve ızdırabı bir yana, Kürt sorunu diye adlandırılan soruna ilişkin savunduğum tezin bazı hükümlerini aşağıda sizlerle paylaşmak istiyorum. Bütün söyleyeceklerim bunlardan ibaret değil şerhini düşmeyi ihmal etmeden:

1) “Kürt sorunu”, “terör sorunu”, “PKK sorunu”, “Güneydoğu sorunu”, örtüşen değil, kesişen kümelerdir. Bu ifadelerin hiçbiri bir diğerinin yerine konulamaz, hiçbiri bir diğerini kamufle edecek şekilde zikredilemez.

2) Her konuda olduğu gibi Kürt sorununu da tek başına değil, bileşik kaplar prensibinden hareketle, birbirine bağlı birçok sorunla bütünleşik olarak ele almak gerekir: Demokrasi sorunuyla, “siyasallaşamamış siyaset” sorunuyla, “kırmızı çizgiler” sorunuyla, ulus-devlet sorunuyla, küreselleşme süreci sorunuyla, AB sorunuyla, tarihini öğrenme/hatırlama sorunuyla, tarihle yüzleşme/barışma sorunuyla, ötekileştirme sorunuyla, kapitalistleşme-endüstrileşme-şehirleşme sorunuyla, dizginlerinden boşanmış lumpenproletarya sorunuyla, nüfus sorunuyla, üretim sorunuyla, bölüşüm sorunuyla, eğitim sorunuyla, kitle iletişimi sorunuyla, kişi başına ulusal gelir sorunuyla, türban sorunuyla, kadın sorunuyla, laiklik sorunuyla, kimlik sorunuyla, sekülarizasyon sorunuyla, gelişmişlik parametreleri sorunuyla, derin devlet sorunuyla, PKK sorunuyla, hukuk sorunuyla, savaş baronları sorunuyla, uyuşturucu ticareti sorunuyla, mafya sorunuyla, Türk sorunuyla, Ermeni sorunuyla, Kıbrıs sorunuyla, ABD’nin himmetiyle gittikçe gürbüzleşip serpilen Kuzey Irak Kürt devletinin cazibesi sorunuyla, muhtemel ABD-İran savaşı dolayısıyla ABD’nin altımızı oyma çabaları sorunuyla, habire “iç/dış düşman” üreten paranoya sorunuyla, resmi söylem sorunuyla, devekuşu politikası sorunuyla, stereotip sorunuyla, “sıradan faşizm” sorunuyla, kapıkulu-aydın sorunuyla, akla gelebilecek/gelmesi gereken daha pek çok irili ufaklı sorunla...

3) Toplumda ırkçı hezeyan ve paranoyaya dayalı reaksiyoner tutumları azdırıcı her söylem, içerdiği “vatanseverlik” iddiasının aksine parçalanmanın değirmenine su taşır. “Türk milliyetçiliği” bu açıdan Kürt milliyetçiliğini besleyen bir olgudur.

4) PKK’nın Kürtlerin de “sorun”u olduğunu dillendirmek ve Kürt entelijensiyasını bunu dile getirmeye teşvik etmek, onlar açısından da çözümü paralize eden bir rehin alınmışlık pozisyonunun deşifrasyonu demektir.

5) Birinci maddede saydığım sorunların tümünü de mutlak bir “asayiş sorunu” olarak gören resmi tavır bütünüyle terkedilmedikçe daha çok acılar çekileceği kesindir.

6) Çözümün ilk ve en temel adımı, çok genel ve kapsayıcı bir ifadeyle, bir liberalizasyon-demokratizasyon atılımı ve kararlılığında yatmaktadır. Kelimenin her iki anlamıyla da zor zoru doğurur ve besler.

7) Bununiçin devlete, kurumlara, topluma, etnik cemaatlere, ve tek tek bireylere görev düşer. Bizim zihinlerimizi zihinsel terörden kurtarmamız gerekirken, devletin de şiddet dilinden başka bir dilin de olduğunu, tarihin bir masalsı kurgu, sosyolojinin toplum mühendisliği hikayeleri antolojisi, toplumun güdülecek sürü, insanların kutsal devletin aciz kulları, demokrasinin en ziyade iğfale mazhar mefhum, kendisinin de her türlü eleştiriden münezzeh, ezelden ebede “kendinde-var” ve “kendisiiçin-var” bir fenomen olmadığını artık kabul etmesi gerekir. Devlet her sorunda olduğu gibi bunda da “mış gibi” yapma, oyalama, tehdit, tahkir, inkar, vs politikalarını terketmedikçe bataktan çıkmamızın hayal olduğu, görebilenler için gün gibi açıktır.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 7, 2006 12:52 PM

Mustafa bey,

Katı laiklik anlayışıyla Kürt sorununun ne alakası var? Nasıl bir bağlantı kurduğunuzu anlayamadım. Açıklarsanız sevinirim.

Yoksa fırsattan bizde istifade edelim mantığı mı?

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: April 7, 2006 06:16 PM

Değerli arkadaşlar ;

Zaman'da yayınlanan Prof.Atilla Yayla'nın Kürt problemine demokrasi ayarı başlıklı makalesini okumanızı öneririm.

Katılmadığım , muhtemelen bazı arkadaşlarında katılmayacağı noktalar olsa da bazı yerinde tesbitler de var.

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 7, 2006 06:42 PM

Kitapta geçmeyen ama kıymeti harbiyesinin bu sorunun tesbitinde önem arzettiğini düşündüğüm bir konuyu aktarmak isterim.
Şu an kürt entelijiyansasının önemli bir kavşağı vardır.O da kürt toplumunun ve bunlarla içiçe yaşayan insanların yıllardır kürt sorunu başlığına girmemiş konulara vurgu yapıp bir kesişen ideoloji yaratma hevesidir.
Maddelerle gidecek olursak:
1.Çeşitli internet siteleri vasıtasıyla ittihad ve terakkiye,ermeni soykırımına atıfta bulunularak ermeni soykırımda hamidiye alaylarının etkisel varlığı yok gösterilmeye çalışılmaktadır.Bu dönemde kürtlerin de mazlumiyeti iddiaları vardır.Halbuki eğer böyle bir durum olsa kürtler Türklerle birlikte kurtuluş savaşında var olmazlardı.
2.En vurucu nokta.Beyaz Türkler ve efendiler..Kürt aydınları son dönemde bu sabetaycılık ,beyaz Türkler kuramlarını ki bu kuramları pek çok Türk aydını da asılmış popüler tutuyor,kullanarak kendilerine zor kullanıp isyanlarını bastıran Atatürk ve orduya karşı cephe oluşturma çabasındadırlar.
Şimdi bu çabaların sonucu nereye götürür.Bu çabalar şapka devriminden sonra sürgün ve idam yemiş pek çok doğu anadolu insanını kürt kuramlarına taraftar teşkil eder.Bu aydınlanmamış ve beyaz Türkler karşıtları sonunda buralarda Anadolu nun yarısını kaplayan geçici bir devlet kurulmasının öncüsü olurlar.
Çünkü hedef seçilen bölgelerde 20 yıl önce kürt varlığı parmakla sayılırken şimdi Türk varlığı parmakla sayılmaya başlanmıştır.Örnek benim doğduğum bölgelerdir.
Bu öncü kürt devleti kurulur ama bu insanlar göçebe toplumdur.Medeniyeti bilmezler.İşletmeyi bilmezler.Sonuçta bu topraklara iki millet daha dönüş yapar.Ermeniler ve yahudiler.İyi çoğalan bir iş gücü,zengin yeraltı kaynakları ve vadedilen topraklar.
Çık çıkabilirsen işin içinden.
Beyaz Türkler de haksız ama birkere yapmışlar.Abdulhamit in üniversite kurmayı düşündüğü yerlere 15 yıl sonra asker göndermek zorunda kalmışlar.
Ne yapacağız.hükümet,ordu,devlet ne yapmalı..
Şu kalıplaşmış siyasi çözüm,ekonomik çözüm başka.
kürt kardeşlerimiz artık özgür olmak istiyor mı?
Biz hükümetlere inancı kaybolmuş,demokrasinin sonuçlarının faydasız olduğunu düşünen bir milletiz artık.Çünkü 300 yıldır bu topraklarda adalet yok.Sadakat yok.Rüşvet var.dedikodu var.
Bence memleketin tümünde adaleti sağlayalım.Biliyorum ve istiyorum ki ,Osmanlı dan son ayrılan halk ermenilerdi çünkü kürtler ve Türkler Osmanlı nın gerçek tebasıydı hep öyle kalacaklar.AMA ÖNCE ADALET.HERKESE ALLAH IN verdiği en temel hak.

Yazan: salih Tarih: April 7, 2006 07:00 PM

S.Öztürk dostum,

"Yine benden önce söylenmiş" sendromum tuttu! Hay Allah!

Yayla'nın yazısını okur okumaz, işte dedim, artık çözüm işinin alfabesi haline gelmiş olan bildik liberal çerçeveyi gayet derli toplu bir şekilde paketleyip önümüze koyan bir makale...

Liberaller bu ülkede en kolay düşünsel hedeftir; kimse onları sevmez, birbirinin kanlısı olanlar liberaller karşısında yekvücut oluverirler alimallah. Sevgili profesörümün kulakları epey çınlayacaktır, hiç şüphesi olmasın! Ne diyor Gündüz Aktan gibiler: "Burası Türkiye, var mı öyle!" Yahut: "Hayırlı traşlar!" İmza: Ali Desideroergenekon.

Ben, Yayla ile tatlı tatlı takışan hocam Etyen Mahçupyan'ın yazılarını da öneririm. Birkaç kemalistten duydum; rastladıkları an kahverengi yumurta (pardon, al/kızıl elma) yağmuruna tutacaklarmış, hatta etini çiğ çiğ yiyeceklermiş. Zaten hatırladığım kadarıyla kendisine Mine Hanım'ın hususi kini var.(:Kırıkkanat -bakın gördünüz mü başıma geleni; ben de adını anmak zorunda kaldım, ele verdim talkını!)

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 7, 2006 08:59 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)