« Kürt Sorunu'nda İkinci Baskı | Ana Sayfa | Demokrasi Manifestosu'na Destek »

April 22, 2006

Akıllı Tasarım'a Dayanamama Sorunu

Bir okurun (Sayın Ali Rıza Bölükbaşı) "Akıllı tasarımcılar kendi inançlarına dayanarak önkabullerde bulunuyor ve bunları bilime girdi olarak kullanıyorlar" şeklindeki iddiası üzerine başlayan tartışma ilerledi. Bu girdinin ne olduğu konusundaki ısrarlı sorularıma Sayın Bölükbaşı şöyle bir cevap verdi: "Başka türlü açıklanamadığı öne sürülen bir doğa olayını açıklamak için insan bilincine benzer bir bilincin yegane açıklama olduğu varsayılıyor. Girdi budur, totolojiktir." Bir başka yerde de Sayın Bölükbaşı, Akıllı Tasarım teorisini (AT) "insan merkezli" olduğu için bilim dışı bulduğunu söyledi.

Bu itirazı, Sayın Bölükbaşı'nın şahsıyla bir problemim olduğu için değil, temsil ettiği materyalist akıl yürütme biçiminin iyi bir örneği olduğu için önemli buluyorum. Bu akıl yürütme biçiminin neden feci halde yanlış olduğunu ise izah edeyim.

Önce itirazın tam olarak ne anlama geldiğini ifade edelim. Sayın Bölükbaşı'na göre, AT, kökeni doğal etkenlerle açıklanamayan doğal olguların kaynağı olarak bir bilincin varlığını kabul ediyor ve burada yanılıyor. Örneğin DNA'daki bilginin doğal etkenlerle açıklanamadığını, bir bilincin ürünü olması gerektiğini ileri sürüyor. Bölükbaşı'na göre bu metodolojik olarak yanlış, çünkü "insan merkezli" bir bakış açısı.

Bu itiraza karşı önce "insan merkezli olmayan bir bakış açısı"nın nasıl olacağını, insanlar tarafından yapılan bilimin başka nasıl bir bakış açısı geliştirebileceğini sormak gerek. Sitemizin yorumcularından Sayın S. Öztürk bu noktaya gayet isabetli bir şekilde işaret etti ve Darwinizm'in de insan aklının bir ürünü olduğunu vurguladı. (Hatta şunu da ekleyeyim; Darwinizm tam anlamıyla "insan merkezli bir bakışın doğaya yansıtılması", hatta 19. yüzyıl İngilteresi'nin sosyo-politik durumunun doğaya yansıtılmasıdır. Darwin teorisini geliştirirken İngiliz ekonomist Malthus'un toplumlardaki popülasyon artışı ve besin yetersizliği konusundaki görüşlerinden etkilenmiş, "yaşam mücadelesi" kavramını bu esinle olgunlaştırmıştır.)


Arkeoloji ve SETI

Belirtilmesi gereken ikinci ve daha da önemli olan nokta ise, "kökeni doğal etkenlerle açıklanamayan doğal olguların kaynağı olarak bir bilincin varlığını kabul etme"nin zaten bilimde geçerliliği kabul edilmiş bir analiz yöntemi oluşudur. Arkeoloji dediğimiz bilim dalı, tam da buna dayanır. Toprağı kazıp da bir çömlek bulan arkeolog, bu tasarlanmış cismi, tasarlanmamış diğer doğal maddelerden (taşlardan, topraktan, kumdan) ayırır. Arkeologlar bazen bir ucu özel olarak sivriltilmiş bir taş bulduklarında bile, bunun bir "alet" olduğuna, yani doğal yollarla şekilenmiş değil, "tasarlanmış" bir cisim sayılması gerektiğine karar verirler.

Bir diğer "tasarım tespiti" örneği SETI (Search for Extra-Terrestrial Intelligence) adlı projedir. Başrolünü Jodie Foster'ın oynadığı "Contact" filmine de konu olan SETI'nin işi, dış uzayı sürekli olarak tarayarak, akıllı varlıklardan gelebilecek sinyaller aramaktır. (Contact filminde SETI ekibi, dış uzaydan gelen ve asal sayıları bir dizi halinde kodlayan bir sinyal bulmuş ve bunun "uzaylılar"dan geldiği sonucuna varmıştı. Gerçek hayatta ise SETI henüz bir şey bulamamıştır.)

Akıllı Tasarım teorisinin biyolojik yapıları incelerken kullandığı "tasarım tespiti" yaklaşımı da, arkeoloji veya SETI'de kullanılan yöntemden farklı değildir.

Peki acaba neden Sayın Bölükbaşı ve diğer tüm materyalistler, arkeoloji bilimine veya SETI programına karşı çıkmıyor, bu alanlarda çalışan bilim adamlarını "insan merkezli" bir yaklaşım kullandıkları için eleştirmiyor, dahası onları "bağnaz, gerici" diye suçlamıyor, aleyhlerine bildiriler yayınlamıyorlar?

Cevap açık: Arkeoloji veya SETI, "tasarım tespiti" yaptığında "tasarımcı" olarak insanlara veya başka biyolojik varlıklara (hipotetik "uzaylılara") işaret etmiş oluyor. Ama Akıllı Tasarım teorisi, yaşamı ve dahası evreni tasarlayan bir "Tasarımcı"ya işaret ediyor ve bu da İlahi dinlerin öğrettiği Tanrı veya Allah inancına uygun düşüyor.

Yani aslında "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin metodolojisinde bir problem olması değil. Öyle bir problem yok. "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin vardığı sonucun, ilahi dinler tarafından anlatılagelen bir inanca uygun düşmesi. Dolayısıyla bu dinlere karşı duyulan nefret, Akıllı Tasarım'a yönelik nefrete dönüşüyor. "Teofobi" — din ve Allah kavramlarına karşı duyulan korku/nefret duygusu — kendisini "AT-fobi" olarak dışa vuruyor.


Hakemli Dergi Meselesi

Hazır "Akıllı Tasarıma dayanamama" meselesine girmişken, bununla yakından ilgili olan, Sayın Bölükbaşı'nın da dile getirdiği bir diğer argümana da değinelim; "Akıllı Tasarım görüşünü destekleyen bilimsel makaleler, hakemli (peer-reviewed) bilimsel dergilerde yayınlanmıyor" itirazına...

Öncelikle bu itirazın tam doğru olmadığını belirteyim. AT'yi savunan kimi kitap ve makaleler dünyanın en önde gelen üniversitelerinin yayınevleri veya çeşitli hakemli bilimsel dergiler tarafından basılmıştır. (Bunların bir listesine bakabilirsiniz.) Ancak AT'yi savunan makalelerin hakemli bilim dergilerinde çok az yer aldığı doğrudur.

Bunun ilginç bir istisnası Discovery Institute'tan Dr. Stephen C. Meyer'in Proceedings of the Biological Society of Washington adlı itibarlı bilim dergisinde Ağustos 2004'te yayınlanan "The Origin of Biological Information and The Higher Taxonomic Categories" adlı makalesi oldu. Dr. Meyer, makalede, DNA'nın ve Kambriyen devirde aniden ortaya çıkan temel vücut planlarının kökeninin ancak tasarımla açıklanabileceğini savunuyordu.

Söz konusu hakemli dergi makaleyi yayınladı, fakat hemen ardından büyük bir gürültü koptu. Derginin bağlı olduğu Smithsonian Müzesi makaleyi kınayan bir açıklama yaparken, derginin editörü olan Richard Sternberg makaleyi neden yayınladığına ve "dinci" olup olmadığına dair sorgulandı. En sonunda da işinden oldu. İtibarlı The Wall Street Journal gazetesinde yayınlanan bir makalede belirtildiği gibi, tüm bu tepki süreci, "Bir Yoldan Çıkmışın Damgalanması" idi.

İşin en enteresan yönü ise, Dr. Stephen C. Meyer'in AT yanlısı makalesinin bir hakemli dergide yayınlanması üzerine, Darwinist tarafın argüman değiştirmesiydi. Daha önceden "AT bilimsel değildir, çünkü hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamaktadır" diye ileri sürülen itiraz değişti ve bu kez "AT hakemli bilimsel dergilerde yayınlanmamalıdır, çünkü bilimsel değildir" diye formüle edildi. Frenkçe'de "circular argument" denen çarpık akıl yürütme yönteminin asıl Darwinist tarafça kullanıldığı, bir kez daha ortaya çıktı.

Türkiye'de de AT'ye karşı çıkanlar bol bol "circular argument" kullanıyor, ona dahi akıl yetiremeyenler ise 80 yıllık ezberleri olan "dinciler geliyor" fobisini körüklüyorlar. Kendilerinin de gayet koyu bir şekilde taraf tuttuklarını, örneğin materyalist felsefeye körü körüne inandıklarını ise gizlemeye çalışıyorlar.

Aslında bu felsefeye inanmalarında bir sorun yok — "dinleri onlara". Sorun, bu inançlarını bilime "girdi" olarak dahil edip, bilimi materyalizmin sınırlarına hapsetmek istemeleri. AT ise bilime hiç bir girdi sokmuyor. AT'nin sloganı açık: "Bilimi objektif kılalım ve kanıtlar bizi nereye götürüyorsa, oraya gidelim."

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: April 22, 2006 05:11 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Akıllı tasarıma katlanamama başlığı çok güzel bir şekilde Darwincilerin haliyet-i ruhiyesini özetliyor.Sürekli Akıllı Tasarıma, bilimsel veriler bulgular veyahut açıklamalar yerine bilim felsefesi ve materyalist ideoloji üzerinden din takıntılı sosyal yorumlarla gidiliyor.Bu şartlı korunma refleksi, harici ve dahili olarak aynı söylem üzere şekillenmekte.Bizdekilerin farkı Batı'dakinden çok daha katı ve güdümlü din düşmanlığı.Anlaşılamayan nokta ısrarla ilişkilendirilmek istenen Akıllı Tasarım ve Din ilişkisinin(din açısından alakalı ama Akıllı Tasarım açısından önemsiz) kendilerini sekülerliğe adamış insanlarca yapılması.Bir bilim adamının savunduğu teoride, neler ürettildiğine yada ne gibi bilimsel katkılar yapıldığına bakılması gerekirken,bilim adamının kişisel terchi olan ve sadece onu ilgilendiren din seçimi(seçmeyebilirde)Akıllı Tasarıma muhalefet için acizce kullanılıyor.Bu durumun nedeni sanırım, bitip tükenmek bilmeyen ısrar ve demagoji ile ortaya çıkan tasarım bulgularının önüne perde misali bir medya hipnozu germek ve bunlada Darwinin teorisinin ömrünü uzatmak.Acaba böylelikle insanların, bulguların ışığında teorileri sorgulaması önlenmek mi isteniyor yada çok daha kötüsü kavramsal krallıkları içersinde kurdukları materyalist elit bir dünya yada ülke hakimiyetinin devamı mı isteniyor?Her iki durumunda vahamiyeti çok açık ama ilki için ne yaparlarsa yapsınlar engel olamayacaklar,Türkiye'mizde Akıllı Tasarım teorsini destekleyenler gün geçtikçe artıyor,her yeni bulgu teoriyi biraz daha güçlü kılıyor.Görünen o ki hiç değilse ülkemizde bilginin insanlara akmasını önleyen materlalist ideoloji bir baraj olarak ömrünü tamamlıyor.Bu dayanamamalarda onun müjdecisi olan doğum sancıları...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 22, 2006 06:22 PM


Ipse Dixit !!

Stanislaw Spilhaus, gençliğinden beri kendini bilime adamıştı. Bu konudaki merakı lisedeki bir fizik hocasından kaynaklanıyordu. Bir derste,

-"Ipse dixit", yani "o böyle dedi," dedi. Hakim güçler bu cümleyle asırlarca bilimin gelişmesini engellediler. Kimdi bu "o". Çoğunuz onu felsefeden tanırsınız: Aristo.

"Onun teorisine göre Güneş ve yıldızlar Dünyanın çevresinde dönüyordu. Aristo maddenin küçük parçacıklardan meydana geldiğini, yani atomu, inkar ediyordu. Aristo konuya dini açıdan yaklaşarak evrenin üstün bir güç tarafından yoktan var edildiğini savunuyordu.

"Teorileri İncil'e tamamen uyduğu için Hıristiyan dünyası bunlara sahip çıktı. Böylece Aristo'yu inkar, dini inkar manasına gelmeye başladı. Her yeni fikre ipse dixit diye karşı çıkılıyordu. Karşı çıkanlar ise yargılanıyordu. Örneğin Galileo.

"Bütün bunları size, ipse dixit sözünden, yani önyargılı fikirlerden uzak durmanız için anlattım. Galileo'nun dediği gibi doğruyu bulmanın tek yolu, "denemek tekrar denemektir.""

İşte Stan'ın kariyeri bu sözle şekillendi. Henüz 25 yaşındayken Einstein teorisini yıkan bir teoriyle şimşekleri üstüne çekti. Hocaları tarafından alaya alındı. Ama üç yıl sonra bir grup Japon bilim adamı aynı sonucu bulunca gözler Stanislaw'a çevrildi. Fakat bu sefer Stan teorinin yanlış olduğunu açıkladı ve ikinci kez meslektaşlarının tepkisini çekti. Altı ay sonra Japon ekibi de aynı sonuca ulaşınca Stan'ın dehası anlaşıldı ve Stan hızla yükselmeye başladı. 32 yaşında evlendi ve endüstri alanındaki buluşlarıyla zengin oldu. Yeni bir mikroskop üzerinde çalışıyordu. O güne kadar yapılmışların en iyisi. Bunun nedeni ise yıllarca kendinden önceki bilim adamlarının verilerine dayanarak atomun üzerine çalışmış olması ama atomu hiç görmemiş olmasıydı. Bir anlamda o da, ipse dixitin tuzağına düşmüştü. Çalışmasının en yoğun olduğu an karısı ona birinin onu görmek için geldiğini söyledi. Stan oturma odasına geçtiğinde oldukça şaşırdı, çünkü odada onu bekleyen adam onun lisedeki fizik hocasıydı.

-"...öldü sanıyordun. Bunu söylemekten çekinme, Stan. Bazen benim gibi bir ihtiyarın da köşesinden çıkmasını gerektiren durumlar oluyor."

Eski hocası Stan'a bazı önemli şeyleri görmesi gerektiğini söyledi ve üç saatini istedi. Dışarıda onları bir limuzin bekliyordu.
-"Güzel araba değil mi? Ne yazık ki benim değil. Nasıl derler, firmanın arabası."
-"Ne firması?"
-"Ipse Dixit. Sana sonra açıklarım."

Arabaya bindiler ve yola çıktılar. Camlar Stan'ın ilgisini çekti. Dışarıyı göremiyordu. Bir süre sonra bir yeraltı garajında durdular. Stan geldikleri araba ve çevresindeki arabaların plakalarının olmadığını fark etti.

-"Neredeyiz biz?"
-"Ipse Dixit'in merkezinde"
-"Hiç duymadım."
-"Oysa uzun zamandır var. Kurucularından biri de Galileo Galilei"

Stanislaw iyice şaşırmıştı. Alenen kaçırılmış, delilerin içine düşmüştü. Binada ilerledikten sonra bir toplantı salonuna girdiler. İçerde bir grup insan onları bekliyordu. Stan gözlerine inanamıyordu. Aralarında devrin en ünlü bilim adamları vardı. Kimi fizik, kimi biyoloji alanında Nobel kazanmış insanlardı.

-"Ailemize hoş geldiniz."
-"Pseudonükleer teoriniz için tebrikler."
-"Bundan daha iyisini uyduramazdım. Dahice!"
-"Satacak çok hayal gücünüz var."

Stan bu konuşmalara kızmıştı.
-"Hayal mi? Ne demek istiyorsunuz siz? Ben bir şey uydurmuyorum. Ben ..."
-"Ha! ha! ha! Hatırladınız mı çocuklar, ben de ilk geldiğimde böyle konuşmuştum."

Bu sırada Stan'ın hocası odaya girdi.
"Aristo hakkındaki derslerimi hatırlıyor musun, Stan?"
-"Evet,beni çok etkilenmişti."
-"Aristo iki büyük hata yapmıştı..."
-"Tabi yapmıştı. Hem de ikiden fazla."
-"Hayır, sadece iki tane. O Dünyanın küre şeklinde olduğundan emindi. Hatta çevresini bile hesaplamıştı. Ayrıca Güneş ve yıldızların bizden çok uzaklarda olduğunu söylüyordu. Yanlış! Dünya düzdür ve yıldızlar da bizden ancak bir kaç yüz kilometre uzaktadır."
-"Ne? Ne? Pekala, pek eğlenceli bir şaka, ama artık gitmeliyim. Mikroskobum beni bekliyor."
-"Dur! Dialar, lütfen."

Oda birden karardı ve ekranda bir fotoğraf belirdi. Boşlukta dalgalanan ve içinde tanıdık kıtalar bulunan bir tekerlekti bu. Etrafında da Aristo'nun Okyanus Nehri adını verdiği suları tutan dağlar vardı.

-"Dünyanın uzaydan çekilen nadir fotoğraflarından biri. 1957'de Sputnik çekmişti. Fakat sadece Ipse Dixit'in bazı merkezlerinde var. Ne yazık ki Dünyanın altında kalan alanı araştırmak için yapılan tüm çalışmalar bir güç alanı ile engellendi."

-"Bu da Güneş. 980 km uzakta 120 km genişliğinde Okyanus Nehri'ne paralel dairesel bir yörünge izliyor ve bu da gece-gündüzü meydana getiriyor."

Fizik hocası Stan'a bazı kağıtlar uzattı.
-"Şunlara bir göz at. Bu hesapların Güneş'i sistemimizin ortasında kabul eden alışılagelmiş inançtan daha sağlam olduğunu göreceksin."

Stan kağıtlara göz attı. Hesaplar şaşırtıcı bir biçimde doğruydu.
-"Yani, size göre Galileo, Newton, Einstein ve diğerleri yanılmış. Dünya etrafında tur atan pilotlar yalan söylüyorlar ve uzaydan Dünyanın resmini çeken uydular birer hayal ürünü."

-"Pilotlar yalan söylemiyor. Dünyamızın etrafındaki güç alanı göz aldanmasına neden oluyor. Uydulara gelince hepsi birer hile. Ama biz bundan memnunuz. Sen hiç bir uyduyu uzay boşluğunda uçarken gördün mü? Peki ya hiç bir atom bombasını patlarken gördün mü? Kısacası bir çok insan görmedikleri şeylere inanıyor.

-"Sen de ikinci el bilgiler aldığını inkar edemezsin. Galileo ve Einstein'a gelince, onlar bizdendi. Newton ise bizim fikirlerimizi reddetti, çünkü elinde yanıldığını kanıtlayacak delili yoktu.

-"Evet, Stan, haklı olduğumuzu gösteren delili bulduğun zaman bize zorluk çıkarabilirsin. Newton bunu yapacak düzeyde değildi."

-"Beni o düzeyde mi görüyorsunuz? Peki nasıl?"

-"Mikroskobun, Stan. Maddenin bir bütün olduğunu gördüğünde bunu bütün dünyaya duyurman her şeyin sonu olabilir."

Stan uzun uzun düşündü ve
-"Anladığım kadarıyla sizler gerçeğin bekçilerisiniz ve onu saklamakla kalmıyor herkesin tam tersi şeyler söylemesine çalışıyorsunuz. Peki neden?"

-"İyi düşün Stan. Aristo'dan Ortaçağa insanlığı düşün. Bilim, sanat gelişmedi. İnsanlar kilisenin baskısını kabul etti. Hepsi ipse dixit yüzünden. İnsanlar yaratılan hakkında yeterli bilgiye sahip olduklarını sanıyorlardı. Bir amaçları kalmamıştı.

-"Şey, ben .."

-"Galileo bunu fark etti ve tamamen uydurma bir teoriyle ortaya çıktı. O hatasını değil, şüpheyi yaymaya çalıştı. Bu şüphe de insanlara ilerleme gücü verdi. Ipse Dixit adını verdiği grup asırlarca görevine devam etti. Yanlış ama mantığa uygun teoriler uydurarak insanları araştırmaya yöneltti. Bu yüzden sana hayal gücünün geniş olduğunu söyledik. Eğer insanlık fizik kurallarının olmadığını, ama ilahi bir yargının olduğunu anlarsa her şey biter.

Stan ne söyleyeceğini bilmiyordu.

-"Şimdi iki seçeneğin var Stan. İlki, keşfini açıklayacaksın ve biz de senin deli olduğunu kanıtlamak için elimizden geleni yapacağız. İkincisi, bize katılıp yeni buluşlar yapacaksın. Vicdanın sana doğru yolu gösterecek."

Bunlar profesörün son sözleriydi. Stan'ı şaşkın ve ümitsiz bir halde evine bıraktılar. Stan sadece düşünüyordu. Doğruydu, hiç bir atomu görmemişti, ama Afrika'yı görmediği halde var olduğunu biliyordu. Yoksa yok muydu?

Stan son hızla çalışmaya koyuldu. Günde 20 saat çalışıyordu. Sadece kendinden geçmemek için kısa molalar veriyordu. Bir an önce çekirdeğin etrafında dönen elektronları görüp bu kabusu bitirmek istiyordu. Bir ay sonra makine bitmiş ve sıra denemeye gelmişti.

Stanislaw mikroskobu 1000 kez büyütecek şekilde ayarladı. Ve maddenin dokusunu gördü. Gücü 100 bin kez artırdı ve molekülleri gördü. 108 e getirdi ve bütün maddeyi gördü. Ter içinde kalmıştı. Büyütmeyi iki misline çıkardı. Madde yine bütündü. Tekrar tekrar gücü yükseltti, 1011 e getirdi. Artık atomik parçacıkları görmesi gerekiyordu ama madde yine bütün olarak duruyordu. Bir kere, bir kez daha, ama madde hala aynı ve devamlıydı.

Teorisi, evrenin varlığını açıklayan teorisi, bir bilim-kurgudan ibaretti. Stan çıldırmıştı. Eline geçirdiği ilk şeyle makineyi parçalamaya başladı. Karısı gürültüyü duymuş ve içeri girmişti.

-"Stan neler olu..."

Sözlerini tamamlayamadan kanlar içinde yere yığıldı. Stan karısını öldürmüştü. Ona iki seçeneği olduğu söylenmişti, ama bir üçüncüsü daha vardı: Yatak odasına doğru koştu ve tabancasını çekmeceden çıkardı. Bu üçüncü yol ebedi bir karanlığa doğru gidiyordu. Bu yolda, ne formüller, ne de teoriler vardı. Tetiği çekti...

Bir saniye süren karanlıktan sonra kendisini St. Peter'in karşısında buldu. Bir sürü anahtar ve kocaman bir defter tutuyordu. Defteri karıştırmaya başladı.

-"S.. Sp.. Spillhouse, Stanislaw. Bir cinayet ve bir intihar. Üzgünüm Bay Spilhaus, buraya alınamazsınız."

-"Fakat ..."

St. Peter'in garip el hareketiyle kendini boşlukta buldu. Düşüyordu. Gittikçe aşağı ve daha aşağı. Küçük yıldızların arasından ve göktaşı boyutlarında bir güneşin yanından geçti. Düz dünyanın alt tarafına doğru yöneldi. Orada onu büyük ve derin bir çukur bekliyordu. Zavallı Stan! Onu orada mızraklı şeytanlar ve alevler bekliyordu.

(not: Avni Cetinkurt sitesinden alintidir)

Yazan: XSI Tarih: April 22, 2006 08:33 PM

Doğru, bir katlanamama sorunu var. Mesela siz, bilimsel bulguların güvenemediğiniz inançlarınızı sarsmasından o kadar korkuyorsunuz ki, bilime, bilimsel gerçeklere katlanamıyorsunuz.

Ve bilime olan saldırınıza karşı çıkan insanları hiç çekinmeden dinden ve Allah'tan nefret etmekle itham edebiliyorsunuz. Hem de bununla itham ettiğiniz kişi ateist falan olmadığını net olarak açıklamışken. Bu tavır bana pek tanıdık geliyor nedense.

Sözlerimi cımbızla çekip, keyfinize göre yorumlayıp, nedeninini açıklamadığınız iddialarla bezeyip yayınlıyor, ben onları yayınladıysanız şunları da yayınlayın diyerek, sözlerimi tamamlayan görüşleri net olarak size bildirdiğimde görmezden geliyorsunuz.

Ve sonra, utanmadan, benim buna itirazım olduğunu bildiğiniz halde aynı davranışı tekrarlıyorsunuz. Evet, felsefi, matematiksel, ve bilimsel dayanaksızlığını bunun gibi ucuz hilelerle örtbas etmeye çalışan insanlara gerçekten katlanamıyorum.

Hala "insan zekasıyla bilgi yorumlamak" ve "bilgi yorumlamak için insan zekasını model olarak kullanmak" arasındaki farkı anlayamadığınızı böbürlene böbürlene tekrarlıyorsunuz. Ve karşınızdakine söz hakkı tanımaya, onun ısrarla sorduğu soruları cevaplamaya korkuyorsunuz.

Ne diyeyim, sizi Allah'a havale ediyorum. Yarın bu muhteşem teorinizin Amerikan okullarında okutulamayacağı da kesin karara bağlanır, Discovery Institute tarihe karışır. Ama üzülmeyin, eloğlunun çöpe attığı malzemeler bizim okullarımızda çocuklarımızı cahilleştirmek için kullanılmaya devam eder, siz de bunu savunuculuğunu yapmaya devam edersiniz.

Bu, bu siteye yazdığım son yazıdır. Bilime saygı duyan, bilimin doğru yapılmasına ve yorumlanmasına taraftar olan ve hiçbir yeni bilgiyi inancına tehdit olarak görmeyecek ölçüde inancında samimi olan bütün insanlardan, temelsiz iddialarınızın ciddiye alındığı görünümünü verme çabanıza katkıda bulunduğum için özür dilerim.

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

SAYIN BÖLÜKBAŞI, BAŞTAN BERİDİR "BİR CÜMLEMİ ALIP YORUMLUYORSUNUZ" DİYE İTİRAZ EDİYORSUNUZ. AMA HER CÜMLENİZ ORTADA. YAZDIĞINIZ HER CÜMLE SİTEDE AYNEN YER ALIYOR, ÜSTTE BENİM HAKKIMDA KULLANDIĞINIZ ÇİRKİN İFADELER DAHİL.

BEN YAZINIZI YORUMLARKEN ELBETTE BELİRLİ BİR KISMINI ALINTILIYORUM. ARGÜMANLARINIZDA EN KRİTİK YANILGI OLARAK GÖRDÜĞÜM NOKTAYI ELE ALDIM VE İNCELEDİM. AKSİ MÜMKÜN MÜ? SİZİN YAZINIZI ELEŞTİRİRKEN HER SEFERİNDE BAŞTAN SONA SAYFALAR BOYU ALINTI YAPMAK ZORUNDA MIYIM?

BEN SİZE ATEİST VEYA DİN DÜŞMANI DA DEMEDİM. AT KARŞITLARINDA YAYGIN BİR TUTUMDUR BU, BUNU SÖYLEDİM, AMA SİZE ÖZEL BİR TANIMLAMA YAPMADIM.

AKILLI TASARIM BİLGİ YORUMLAMAK İÇİN İNSAN ZEKASINI MODEL ALIR TABİİ, ÇÜNKÜ BİLDİĞİMİZ EN KOMPLEKS ZEKA ODUR. "DOĞADA ZEKA ALAMETİ VAR MIDIR" SORUSUNUN CEVABINI ARARKEN, İNSAN ZEKASININ ÜRÜNLERİNİ DE KIYAS KAYNAĞI OLARAK KULLANMAKTA HİÇ BİR YÖNTEM SORUNU YOKTUR. SETI TAM DA BUNU YAPIYOR MESELA...

YÖNTEM SORUNU SİZİN VE DİĞER AT KARŞITLARININ BİLİMİ MATERYALİST FELSEFENİN KABULLERİNE GÖRE SINIRLAMAK İSTEMENİZDE. "İNSAN ZEKASI MODEL OLARAK KULLANILAMAZ" ŞEKLİNDEKİ ISRARINIZ DA BUNU GÖSTERİYOR? KULLANILAMAYACAĞINI NEREDEN BİLİYORSUNUZ?

SİTEDE YAZIP YAZMAMAK SİZE KALMIŞ. HER HALİKARDA, KATKILARINIZA TEŞEKKÜR EDERİM -- HAKARETLERİNİZE RAĞMEN.

SAYGILAR

M.A.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: April 22, 2006 08:40 PM

Yani aslında "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin metodolojisinde bir problem olması değil. Öyle bir problem yok. "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin vardığı sonucun, ilahi dinler tarafından anlatılagelen bir inanca uygun düşmesi.

Bunu kimilerinin evrim teorisinden duydukları rahatsızlığa benzetebiliriz. Evrim teorisini yalnızca inancına ters gördüğü için "bilimdışı" diye niteleyen zihniyet ile (Özel)Tasarım teorisini yine inancına aykırı bulduğu için "bilimdışı" olarak niteleyen zihniyet aynı yanlışta birleşiyorlar. Bu yanlışın temelinde evet tek kelime ile bilgisizlik var. Her iki teori de eş düzeyde bilimseldirler. Belli bir inanca uygun olup olmamalarının bilimsellikleriyle hiçbir ilgisi yok. Tanrı'nın yerine Doğa'yı geçirmeye çalışan, sonra da "doğanın ötesinde bir yerlerde tanrı diye bir şey de olabilir" diyerek 'dinsizlik suçlaması'nı kemal-i hiddet ile reddeden arkadaşlarımızın hiddet etmelerine gerek yok. Laplace'ın Napolyon'a verdiği cevaptan da onun dinsiz/ateist vb. olduğunu çıkaramayız nitekim. Kimse dinsiz değildir zaten tanrı dışında. Ama doğanın ötesinde bir yerlerde bir tanrının -her nasılsa- var olduğunu/olabileceğini söylemenin ciddiye alınabilecek bir tarafı görünmüyor. Böyle bir tanrı olsa ne, olmasa ne? Hem de gerçek anlamıyla Tanrı'nın 'var' olduğunu iddia etmek, olmadığını iddia etmek kadar basit bir yaklaşım. Varlık kümesinin üyesi durumuna indirgenmiş bir tanrı olsa olsa tabiatla yatıp kalkan insanın kendisi için ürettiği bir şeydir.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: April 23, 2006 12:58 AM

Mesela siz, bilimsel bulguların güvenemediğiniz inançlarınızı sarsmasından o kadar korkuyorsunuz ki, bilime, bilimsel gerçeklere katlanamıyorsunuz.

Bu tür yorumlari okuyunca materyalizmin insan zihnini nasil körelttigine tekrar tekrar sahit oluyorum. Bilimsel bulgu dediginiz sey hakikat degildir, bilimsel bulgudur. Bilim gözlemin ve deneyin yorumundan ibaretse hakikatin ne oldugu konusunda bisey söyleyemez.


Aksine sn Bölükbaşı'nın diğer evrim savunuculari gibi felsefi endiseleri var. Kati surette evrimin aksinin olamayacagini düsünüyor, bu korkunun ve kabullenmenin nedeni tamamen inancsal/duygusaldir.


Evet, felsefi, matematiksel, ve bilimsel dayanaksızlığını bunun gibi ucuz hilelerle örtbas etmeye çalışan insanlara gerçekten katlanamıyorum


Sanki felsefi, matematiksel ve bilimsel dayanaksizlik dediginiz seyler evrim teorisinde yok!! İnanciniz geregi tek tarafli baktiginiz icin bunlari görmezden geliyorsunuz tabi.


Mustafa bey israrla metodolojik denklikten bahsediyor, siz bunu es gecip cevap verilmiyor diyerek hedef sasirtiyorsunuz. Evrim savunucularinin tipik davranislarina örmektir bu, gözden kacmiyor..

Bakin siz ve sizin gibileri kategorise etmek ne kadar kolay.


Yazan: XSI Tarih: April 23, 2006 01:02 AM

XSI bey,

Ipse Dixit !!

Uzun zamandir bu kadar surukleyici bir yazi okumamistim.

Lokman Hekimin uzun ugraslardan sonra buldugu olumsuzlugun sirlarini iceren notlarinin gecmekte oldugu koprunun uzerindeyken cikan bir ruzgar sonucunda darmadagin olmasi kadar surukleyici ve hayal kirikligiyla biten bir anlati..

Son bir-iki paragrafi pek yerine oturtamadim, ama, olsun. Anlasilan insanligin fetretine yol acmamak icin bile intihar pek kabul edilmiyor yukarida :-) illa yasayacagiz yani...

Guzel bir yaziydi. Dan Brown'un bundan haberi var mi acaba ;-)

Bu arada, Cetinkurt'un sitesi hangisidir. Ben bir tane buldum, ama, emin degilim. Geyik Satosu dogru adres midir?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 23, 2006 01:22 AM

XSI bey,

Bakin siz ve sizin gibileri kategorise etmek ne kadar kolay.

Bugunun cumlesi bu oldu benim icin :-)

Siz Cinliye benziyorsunuz; ve butun Cinliler birbirine benzer...

Iyi ki ben Cinli degilim :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 23, 2006 01:33 AM

Cengiz Bey,

Güzel yazıyorsunuz, hoş yazıyorsunuz, ama seyrek yazıyorsunuz. Bakın bu yazınız ne kadar kışkırtıcı ve güzel. Bizi daha çok nasiplendirin lütfen!

İmza:
Blogun kadrolu övgücüsü! Nam-ı diger Metin

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 23, 2006 01:42 AM

Mustafa Ajlan Abudak bey,

Akıllı tasarıma katlanamama başlığı çok güzel bir şekilde Darwincilerin haliyet-i ruhiyesini özetliyor.

Kelime 'katlanaMAma' degil, 'dayanaMAma' idi ama olsun.

Sürekli Akıllı Tasarıma, bilimsel veriler bulgular veyahut açıklamalar yerine bilim felsefesi ve materyalist ideoloji üzerinden din takıntılı sosyal yorumlarla gidiliyor.

Hmmm.. sosyal yorumlarla giden sadece Darwinciler degil galiba..

Bu şartlı korunma refleksi, harici ve dahili olarak aynı söylem üzere şekillenmekte.

Bu cumlede de hic bir sekilde sartli korunma refleksi yok tabii ki.

Bizdekilerin farkı Batı'dakinden çok daha katı ve güdümlü din düşmanlığı.

'Siz'dekiler... ve 'oteki'ler..

Anlaşılamayan nokta ısrarla ilişkilendirilmek istenen Akıllı Tasarım ve Din ilişkisinin (din açısından alakalı ama Akıllı Tasarım açısından önemsiz) kendilerini sekülerliğe adamış insanlarca yapılması.

Evet, bu cok ters bir sey.. Zenginlerin fakirlerin dertlerini dert etmesi de, fakirlerin de zenginlerin dertlerini dert etmesi de abestir. Ortahalliler ise hic birisi ile ilgilenmemelidir..

Herkes kendi kuyusundan bakmalidir gokyuzune..

Bir bilim adamının savunduğu teoride, neler ürettildiğine yada ne gibi bilimsel katkılar yapıldığına bakılması gerekirken, bilim adamının kişisel terchi olan ve sadece onu ilgilendiren din seçimi (seçmeyebilirde) Akıllı Tasarıma muhalefet için acizce kullanılıyor.

Haklisiniz. Darwin'in teorisinin Ateizme hizmet ettigini soyleyip Darwinizmi afaroz etmek gercekten cok yanlis..

Yoksa... yoksa, siz baska bir sey mi demek istiyordunuz?

Hay Allah.. Pardon.

Bu durumun nedeni sanırım, bitip tükenmek bilmeyen ısrar ve demagoji ile ortaya çıkan tasarım bulgularının önüne perde misali bir medya hipnozu germek ve bunlada Darwinin teorisinin ömrünü uzatmak.

Set a thief to catch a thief..

Acaba böylelikle insanların, bulguların ışığında teorileri sorgulaması önlenmek mi isteniyor yada çok daha kötüsü kavramsal krallıkları içersinde kurdukları materyalist elit bir dünya yada ülke hakimiyetinin devamı mı isteniyor?

Sosyal yorumlarla gidilmesini elestirerek baslayan bir yazi icin fevkalade hizli bir viraj bu... Savrulmamak icin trabzanlara mi tutunsak acaba..

Her iki durumunda vahamiyeti çok açık ama ilki için ne yaparlarsa yapsınlar engel olamayacaklar, Türkiye'mizde Akıllı Tasarım teorsini destekleyenler gün geçtikçe artıyor, her yeni bulgu teoriyi biraz daha güçlü kılıyor. Görünen o ki hiç değilse ülkemizde bilginin insanlara akmasını önleyen materlalist ideoloji bir baraj olarak ömrünü tamamlıyor.

Evet, hamd vu senalar..

Cok sukur...

Inancini bilimin destegiyle ispatlamak gayretinde olanlarin sayisi artiyor...

Bunun neyin mujdecisi oldugunu da bilimin kendisi oldugu soyleyecek insallah..

Bu dayanamamalarda onun müjdecisi olan doğum sancıları...

Hah.. soyledi iste... himetinden sual olunmaz...

Dogum sancilariymis..

Neyse ki sadece buymus..

Allah bir avazda kurtarir insallah :-)

[Henuz dogmamis bir toeriyi/hipotezi ne de guzel anlatmissiniz; elinize saglik :-) ]

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 23, 2006 01:49 AM

Cengiz bey,

Bugun tatil olmasaydi Muftulugu arayip 'Allah dinsizdir' diyenin dinden cikmis olup olmayacagini soracaktim, sizin yaziniz uzerine :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 23, 2006 01:53 AM

"Yani aslında "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin metodolojisinde bir problem olması değil. Öyle bir problem yok. "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin vardığı sonucun, ilahi dinler tarafından anlatılagelen bir inanca uygun düşmesi. Dolayısıyla bu dinlere karşı duyulan nefret, Akıllı Tasarım'a yönelik nefrete dönüşüyor. "Teofobi" — din ve Allah kavramlarına karşı duyulan korku/nefret duygusu — kendisini "AT-fobi" olarak dışa vuruyor. "

cok dogru bir tespit.

"Aslında bu felsefeye inanmalarında bir sorun yok — "dinleri onlara". Sorun, bu inançlarını bilime "girdi" olarak dahil edip, bilimi materyalizmin sınırlarına hapsetmek istemeleri. AT ise bilime hiç bir girdi sokmuyor. AT'nin sloganı açık: "Bilimi objektif kılalım ve kanıtlar bizi nereye götürüyorsa, oraya gidelim.""

materyaliz'min ve belirsizligin sınırlarına hapsetmek istiyorlar.ama olmuyor iste.ben eskiden bilim'i boyle bilmezdim.guluyorum yahu ben bu hallere.hayır birde dusunuyorsun.bunlar bilim adamı.boyle bir bagnazlık olabilir mi?

anlayamadıgım diger bir nokta;sonuc tanrı'ya cıkıyorsa bunda bilimin nasıl bir cekincesi olabilir?
insan'nın kendisi nasılsa,baskasını da oyle sanırmıs.
işin diger bir ilginç yanı;ideolojilerin bilimde soz sahibi oldugunu gordum,hukukta ve adalette de soz sahibi oldugunu gordum,belki daha baska seylerde de soz sahibidir.
yani bakıldıgında bizler kasıtlı olarak yanlıs yolları tercih edebiliyoruz.aslında cogu zaman amac dogruyu bulmak ve gercege ulasma cabası olmuyor.
ama oyle veya boyle insanlık gelisecek,ama bu gelisim yanlısları tercih etmekle olmuyor.o zaman gercege mahkum oluyor insanoglu.iste o gercekte cok kisilerin canını yakıyor.

insan merkezli bilim meselesi;
bizler varolan tasarımı algılıyoruz,ancak bazıları olmayan evrim uyduruyor.

bu arada dunya'nın kendi ekseni etrafında nasıl dondugunu soyleyene benden bir aksam yemegi,deniz manzaralı.

Yazan: bercenay Tarih: April 23, 2006 02:30 AM

müzmin bey,

Evet adres dogrudur, sanirim yazan kisi yabanci, tercümesi ise (sonradan Avni Çetinkurt'a ait oldugunu ögrendigim) sitede adi gecen bir vatandas tarafindan yapilmis.

Yazinin icerigi konu ile dogrudan ilintili aslinda, bilimde (ve benzer tüm disiplinlerde) Main Current denen baskiciligi ve dedigim dedikciligi güzel özetlemis. Eger kesfiniz ana orthodox akimin begenmeyecegi türden birseyse, kesfiniz safsata olarak nitelendiliyor, akabinde apoletleriniz (akademik kariyeriniz) sökülüyor.

Bu durus sadece bilimde degil, dinlerde de mevcuttur.

Siz Cinliye benziyorsunuz; ve butun Cinliler birbirine benzer...

sn Bölükbaşı caresiz kalinca sitedekileri bilindik sebeplerle kategorize etme ihtiyaci hissetti.

Bende ayni sekilde kendisininde kolayca kategorize edilebilecegini anlatmaya calistim..

Yazan: XSI Tarih: April 23, 2006 02:40 AM

Sayın XSI,

bu durumda herhalde "ipse dixit"'deki "o" zamiri Darwin oluyor. Geçmiş bilim dünyası belli bir zamana kadar "ipse dixit" diyerek hep Aristo'yu anarken şimdikiler Darwin'i aynı makama çıkarmışlar.

Yazan: nuri saglam Tarih: April 23, 2006 11:20 AM

Metin Bey,

Bu sitede herkes güzel şeyler yazıyor. Uyum sağlayabiliyorsam ne mutlu. Şimdilik elimden bu kadarı geliyor. Teşekkürler.

Muzmin Bey,

İlginç yazılarınızı tekrar görmek güzel. "Allah dinsizdir" ifadesi ilk anda bir tahkir gibi görünse de aslında bir tenzih. İlk andaki olumsuz çağrışımın nedeni ise tabiatçılığın uzun yıllardır yanlış bir şekilde "dinsizlik" olarak anılması. Bu son derece çarpık bakış bu insanların kendilerini eski çağların tabiatçılarından üstün saymalarına da yol açmış. Oysa özde hiçbir fark yok. İnsanın tanrı olmaya özenmesi gibi, tanrısal vasıflara sahip olduğunu iddia etmesi de anlaşılabilir bir şey. Hepimiz bu eğilimi içimizde bir yerlerde fark edebiliriz.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: April 23, 2006 05:04 PM

Biryerde okumuşdum.Harun Yahya size kızıyormuş büyük bir ihtimalle akıllı tasarımın evrimi inkar etmemesinden dolayı yada akıllı tasarım anlatılırken Allah’a vurgu yapılmamasından kızıyor.Açık konuşmak gerekirse,Harun Yahya'yı akıllı tasarımcılardan çok daha dürüst buluyorum.O insan en azından sizin gibi bilimi inançlarına alet etmiyor.Bilimi direk olarak reddediyor.Ama sizler bilimi inançlarınız uğruna saptırdınız. Hala daha saptırmaya devam ediyorsunuz.Ama Amerikan mahkemeleri sizlerin bu oyununa gelmedi. Akıllı tasarımın bir uydurmaca olduğunu gördü ve derslerde okutulmasına izin vermedi.Eğer bunun bilimsel olduğu mahkemede ispatlanabilseydi, derslerde okutulmasına izin verilecekdi.Aynı durum bizdede olacak bilim dışında bir teorinin bilim olarak yutturulmasına asla izin verilmeyecek. Tıpkı Amerika'da olduğu gibi.

Neden bizdede izin verilmeyecek biliyormusunuz çünkü Akıllı tasarım'ın olma ihtimali sıfırdır da ondan.Bunu ben değil sizler söylüyorsunuz.
Bakteri kamçısının çalışması için yüzlerce proteinin bir araya gelip bir mekanizma oluşturmasından ve bu mekanizmadaki en ufak bir aksaklığın mekanizmanın çalışmamasına sebep olacağından bahsediyorsunuz.
Sonrada olasılık hesabı yapıp yüzlerce amino asidin bir araya gelip bir protein zinciri oluşturması olasılığı sıfırdır diyorsunuz.
Bu olasılığın olma ihtimali,işin içine bir tasarımcı girince nasıl oluyorda sıfırdan %100'e çıkıyor?Bunu inanç dışında açıklayamıyorsunuz. Yani kendi kendinizi ele vermiş oluyorsunuz. Bilimin sıfır olarak kabul ettiği bir olasılığı karşımıza %100 doğru ve bilimsel diye çıkarıyorsunuz...
Bu böyle oldu çünkü biz buna inanıyoruz demekten öteye gidemiyorsunuz.Bunun öncesinde bu proteinlerin bir araya gelme ihtimalinin 10 üzeri 50 de bir olduğundan bahsediyordunuz. Bununda sıfır anlamına geldiğini söylüyordunuz

Halbuki evrim teorisi, böyle bir uydurmacayla yola çıkmaz. Canlıların bugünkü durumlarına gelmelerinin milyonlarca yılda aşama aşama meydana geldiğini savunur... Bu durumda hangisinin doğru olma ihtimali yüksek? Laboratuarda ispatlanmış mutasyonlarla meydana gelen evriminmi yoksa sizin dediğiniz gibi 10 üzeri 50de bir olma ihtimali olan bir anda ortaya çıkışınmı?
Evrim teorisi kesinlikle bir yaratıcının olmadığını iddia etmez... Zaten bir yaratıcı olmadığını kabul etmeyen ateistde yokdur.
Ne olursa olsun bu yaratıcının varlığını herkes kabul eder.. Kimisi buna bir güç der kimisi doğa der...Kimisi Tanrı der kimisi Allah der. Sonuçda varlığı kabul edilen ama herkesin başkabir isim taktığı bir güc elbette vardır.Zeka özürlü olmayan herkes bu gerçeği biraz düşününce görür.
Ancak evrimciler, bugüne gelinme sürecinde bu gücün evreni yaratmak ve doğa kurallarını koymak dışında hiçbir müdahelesi olmadığını ve sürecin bu yaratıcının oluşturduğu fizik kanunlarıyla tesadüflerle(Ama sizin dediğiniz gibi olma ihtimali 10 üzeri 50 de bir olan ihtimallerle değil) oluştuğunu iddia eder.

Bunun dışında indirgenemez olduğunu idda ettiğiniz yapıların,indirgenmesiylede işlevlerini sürdürdükleri laboratuar ortamında kanıtlandı.
Matzke 2003’de, Ussery 2004’de ve Musgrave 2004’de kamçının indirgenebilir olduğunu göstermişlerdir.
Neden bunu insanlara söylemiyorsunuz?Çünkü akıllı tasarım balonunun bu yolla patlayacağını biliyorsunuz.
Evrimcilerin merak ettiği bir diğer konuda, İlk insanın Adem ve Havva olması durumunda, bunların soyu nasıl devam ettiği sorusudur. Adem ve Havva’nın çocuklarımı birbirleriyle çiftleşti yoksa anne erkek çocukla, baba kız çocukla çiftleşerek mi soy devam etti? Bunun cevabınıda verin bakalım.

Ne dini bilimle nede bilimi dinle açıklayamazsınız.İkisininde görevleri farklıdır. Sizler bilimi dinle yada inançla açıklamaya kalktığınızda ,akıllı tasarım gibi uydurmaca iddalar yalanlandıkca ve bağımsız mahkemeler tarafından sakıncalı bulunmaya devam ettikce, mensubu olduğunuz dinde yara alacakdır. İnsanların dinlerine duyduğu saygı ve bağlılık da azalacakdır.Bunun vebali de sizin boynunuza olur Mustafa Bey.

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

ÜSTTEKİ YORUMUN SAHİBİ SAYIN KIROĞLU'NUN MANTIK ÖRGÜSÜNDE CİDDİ BİR SORUN VAR. SÖZÜNÜ ETTİĞİ PROTEİN OLUŞUMUNA DAİR İSTATİSTİKSEL HESAPLAR, PROTEİNLERİN RASTLANTISAL OLARAK MEYDANA GELMESİYLE İLGİLİ. RASTLANTISAL OLARAK MEYDANA GELMESİ MÜMKÜN OLMAYAN BİR ŞEY, DOĞAL OLARAK, ANCAK TASARLANMIŞ OLABİLİR. BUNU ANLAMAK BU KADAR DA ZOR OLMAMALI...

Yazan: Sezgin Kıroğlu Tarih: April 23, 2006 06:53 PM

Sayın Kıroğlu

Matzke 2003’de, Ussery 2004’de ve Musgrave 2004’de kamçının indirgenebilir olduğunu göstermişlerdir.

Şu cümleniz bile tutarsızlığın açık bir manifestosu.Bir kere kanıtlanmışsa peki neden ikişer kez daha kanıtlanma ihiyaçı görülmüş,çift dikiş atalım sağlam mı olsun denmiş :)

Ussery'in çalışmlarına cevabı sitemizde verdik zahmet olmazsa bakarsınız.Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 24, 2006 01:28 AM

Sayın Kıroğlu,

Bu yazınız içerdiği hakaretlerden dolayı yorumlanmaya değer mi diye tereddüt ettim. Siteye bir göz gezdirdiyseniz üslubunuzun buraya pek de uygun olmadığını fark etmişsinizdir. Yine de bir iki şey yazılabilir tabi.

1.Yazınız mantık yanlışlarıyla dolu. Nereden nereye atladığınız belirsiz. İlgisiz öncüllerden ilgisiz sonuçları bir çırpıda çıkarıvermişsiniz.
2.Evrim teorisini bile anlamamışken tasarım teorisine el atmışsınız. Onu ise hiç anlamamış olduğunuz halde "uydurmaca" bilmem ne diyerek kendinizce 'eleştirmişsiniz'.
3."Ha doğa, ha tanrı" türünden bir yaklaşımla lise felsefe kitaplarında bile işlenen din felsefesi konularını es geçmişsiniz.
4.Konuyla hiçbir ilgisi olmayan bir konu da üstelik "Bunun cevabını da verin bakalım" üslubuyla hesap sormaya kalkmışsınız.
5.Bir zamanlar evrim teorisinin okutulmasını yasaklayan amerikan mahkemelerini şimdi tasarım teorisini engelledikleri için "bağımsız" ilan etmişsiniz.
...

Kısacası evrim teorisince desteklendiğini sandığınız tabiatçı inancınızı 'bir güzel' savunmaya çalışmışsınız. Yanlışlarınızın neler olduğunu arşivdeki bir çok eski sayfada görebilirsiniz.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: April 24, 2006 02:56 AM

Sayın Kıroğlu


Bakteri kamçısının çalışması için yüzlerce proteinin bir araya gelip bir mekanizma oluşturmasından ve bu mekanizmadaki en ufak bir aksaklığın mekanizmanın çalışmamasına sebep olacağından bahsediyorsunuz.


Bu salt bahsetme değil, gözlemlenebilen bilimsel gerçektir.Varsa karşı iddia bunu anlatmak müddeiye düşer


Sonrada olasılık hesabı yapıp yüzlerce amino asidin bir araya gelip bir protein zinciri oluşturması olasılığı sıfırdır diyorsunuz.Bu olasılığın olma ihtimali,işin içine bir tasarımcı girince nasıl oluyorda sıfırdan %100'e çıkıyor?Bunu inanç dışında açıklayamıyorsunuz. Yani kendi kendinizi ele vermiş oluyorsunuz. Bilimin sıfır olarak kabul ettiği bir olasılığı karşımıza %100 doğru ve bilimsel diye çıkarıyorsunuz...


:-) :-)

Proteinlerin oluşumuna dair istatiksel hesaplar onların RASTGELE olarak meydana gelmesi ile ilgilidir.RASTGELE meydana gelme ihtimali 10 üzeri 50 olan bir olayın ancak bir tasarım eseri olabileceği her sağlıklı insanın ulaşacağı neticedir.


Bu olasılığın olma ihtimali,işin içine bir tasarımcı girince nasıl oluyorda sıfırdan %100'e çıkıyor?Bunu inanç dışında açıklayamıyorsunuz. Yani kendi kendinizi ele vermiş oluyorsunuz. Bilimin sıfır olarak kabul ettiği bir olasılığı karşımıza %100 doğru ve bilimsel diye çıkarıyorsunuz...


Böyle üstün zekalı ve birikime sahip arkadaşları görünce insan geleceğe daha bir umutla bakıyor :-)

Lütfen daha sık yazın.Sizin fikirlerinizden ve olağanüstü mantık(*) açılımlarınızdan istifade etmeye şiddetle ihtiyacımız var..


(*)Mustafa Bey sizin için "mantık örgüsünde hata var" demiş ama galiba nazik olmaya çalışmış.Ehh normal ev sahibi.Kurduğunuz cümlelere bakılırsa hata falan yok, çünkü hatalı olabilecekte olsa bir "mantık örgüsü" yok.

Yazan: S.Öztürk Tarih: April 24, 2006 07:39 AM

Sayın Kıroğlu,

AT'nin bilimsel olmadığından ve AT'yi savunanların dürüst olmadığından bahsediyorsunuz. Peki dünyanın en önde gelen matematik profesörlerinden (S. Hawkings'in çalışma arkadaşı) Roger Penrose'un canlıların ve evrenin rastgele, tesadüfler ile oluşmasının mümkün OLAMAYACAĞINI açıklayan ve bir Akıllı Tasarımcıya ihtiyaç olduğunu destekleyen şu matematik isbatını bilimsel buluyor musunuz?

“Penrose, evrendeki baryon (proton, nötron) sayısı olan 1080’ i, buna karşılık gelen foton sayısı ve karadelikleri de hesaba katarak, evrenin başlangıç entropisinin bilinçli bir şekilde düzenlendiğini ortaya koymaktadır. Penrose’un bulduğu sayı inanılmazdır. Penrose bu sayıyı şöyle açıklar: “Yaratan’ın ne kadar isabetle hedefini belirlediği görülüyor, yani doğruluk oranı şöyledir: ’de 1.” (Bu işlemi yapmak için önce 10123’ ü hesaplamak, sonra 123 sıfırlı bu sayıyı 10’un üzerine yazmak gerekir. Daha sonra 10’u bu sayı kadar kendisiyle çarpmak gerekir. Bu sayının yazılması bile mümkün değildir.)

Bu sayı gerçekten de inanılmazdır. Eğer bu sayı 10’un üzeri 10123 olarak değil de, klasik şekilde yazsaydık (üstsüz bir sayı olarak), sadece bu sayıyı yazmaya bile bütün insanların ömrü çok kısa gelirdi. Eğer evrendeki tüm proton, nötron, hatta fotonları kullansaydık ve her bir proton, nötron ve fotonun üzerine bir trilyon sayı yazsaydık, bu sayıyı yine yazamayacaktık. Bundan gerçekten de Yaratıcı’nın, her şeyi nasıl bilinçli bir şekilde yarattığı çok açık görülmektedir. Evrende var olan sıradan bir düzen değil, olağanüstü bir düzendir.”

Peki dünyaca ünlü bu matematik profesörünün formülünü bilimsel bulmadığınızı varsayalım. Peki, evrenin ve canlı yaşamının tesadüflerle oluşmasının mümkün olamayacağını açıklayan şu maddeleri bilimsel buluyor musunuz? Eğer bilimsel bulmuyorsanız bunlara karşı olan anti-tezlerinizi görmek isterim:

1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.

2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.

3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.

4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.

5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini ’ te 1 olarak hesaplamıştır.

6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.

7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.

9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.

10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.

11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.

12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.

13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.

14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.

15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.

16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.

17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.

18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.

19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.

20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.

21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.

22) Süpernova patlamalarının uzaklığı,yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.

23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.

24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.

25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.

26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.

27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.

28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.

29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.

30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkansız olurdu.

31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.

32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.

33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.

34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkansız olmasına sebep olabilirdi.

35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0.000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkansızlaştırırdı.

36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.

37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.

38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.

39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.

40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.

Hadi bunları da bilimsel bulmadınız diyelim peki bir proteinin tesadüfen oluşma ihtimalinin mümkün olmadığını vurgulayan şu açıklamaları bilimsel buluyor musunuz?

"Örnek olarak vücudumuzdaki proteinlerin en fazla bilinenlerinden biri olan hemoglobini ele alalım. Bilindiği gibi hemoglobin kan hücrelerinde oksijen taşıma vazifesini görür. Bir insanda 60 octillion (60.000.000.000.000.000.000) civarında hemoglobin proteini bulunur. Hemoglobin 574 tane amino asidin arka arkaya gelmesi sonucunda oluşur. İnsan vücudunda 20 tane farklı amino asit kullanılır. Bu amino asitlerin herbiri tam doğru yerde olmalıdır. Örneğin orak hücre kansızlığı denen öldürücü hastalık, hemoglobin proteininin sadece tek bir amino asidinin doğru yerde olmamasından kaynaklanmaktadır. Bir hemoglobin proteinin sırf amino asitlerinin belli bir dizilimde olmasının olasılığını şöyle gösterebiliriz:

Bir amino asidin doğru yerde olma olasılığı:

İki amino asidin doğru dizilme olasılığı:
Üç amino asidin doğru dizilme olasılığı:

574 amino asidin (hemoglobin) doğru dizilme olasılığı:


TÜM ATOMLAR VE TÜM UZAY-ZAMANI TESADÜFEN BİR PROTEİN OLUŞTURABİLİR Mİ

Bu olasılığın matematik açısından imkansız olduğunu şöyle düşünerek anlayabiliriz. Evrende baryon vardır. Evrendeki baryonları, fotonları, elektronları toplarsak ’dan düşük bir sayı elde ederiz. Evrenin tahmin edilen yaşı 15 milyar yıldır.
Evren: 15 milyar yıl x 365 gün x 24 saat x 60 dakika x 60 saniye = 473.040.000.000.000.000 saniye yaşındadır. Bu sayıyı da olarak alabiliriz. Bu iki sayıyı çarparsak eder.

Bu bulduğumuz sayısı neyi ifade etmektedir? Bu sayı, evrendeki her proton, nötron, elektron ve fotonun her biri birer amino asit olsaydı ve her biri evrenin her saniyesi bir protein yapmaya kalksalardı, toplam olarak yapılacak denemenin sayısıdır.( ’nin ’in bir trilyon katı olduğunu düşünün.)

Yüzbinlerce canlı türünün tek biri olan insanın, bir çok yapıtaşından tek biri olan proteinin, bir çok farklı tipinden tek biri olan hemoglobinin, tesadüfen oluşmasının imkansızlığı görülmektedir. Oysa amino asitlerin oluşma olasılığını, bir proteindeki amino asitlerin sol-elli olmasının olasılığını, proteinin üç boyutlu katlanmasının olasılığını göz ardı edip hiç hesaba katmadık. Bir proteinin, D.N.A.’da kodlanışının olasılığını hesaplasaydık amino asit diziliminin olasılığından elde ettiğimizden de inanılmaz bir sonuçla karşı karşıya gelirdik. Evrenin tüm parçacıklarının, evrenin tüm zamanında oluşturmaya güç yetiremeyeceği bir molekülün (hemoglobinin), bilinçli bir tasarım olmasaydı var olamayacağı açıktır.

Ateistler, canlıların tasarım ürünü gibi gözüktüklerini, fakat, uzun bir zaman sürecinde, birleşen tesadüflerle, bilinçli bir tasarım olmadan da tüm canlıların oluşabileceklerini söylemişlerdir. Oysa olasılık hesapları, evrenin tüm ömrünün ve tüm parçacıklarının tek bir proteini bile ortaya tesadüfen çıkarmasına imkan olmadığını ortaya koymuştur. Dünyanın içindeki tesadüfi evrim, doğal seleksiyon gibi süreçler ile bu hiçbir şekilde açıklanamaz. Doğal seleksiyon ve sırf canlıların üreme hücrelerindeki tesadüfi mutasyonlarla olayı açıklayanlar; evren kümesi yerine canlıların üreme hücrelerini, evrenin yaşı yerine canlıların yaşını koymuş oluyorlar. Daha evvel olasılık hesaplarıyla, tüm evrendeki tüm sürede, bir tek proteinin oluşmasının mümkün olmadığını gösterdiğim için, canlıların üreme hücreleri ile sınırlı bir küme için bu olasılığı tekrar hesaplamaya gerek duymuyorum.

Bütün canlılar proteinlerden yaratıldığı, en basit bakteriler bile bin kadar proteine sahip oldukları için, bu olasılık hesabı, tüm canlıların bilinçli bir tasarımla ve üstün bir güçle yaratıldıklarını göstermektedir. Kısacası evrende tesadüf mümkün değildir, en basit moleküller bile çok ince bir şekilde tasarımlanmışlardır. Evrende tesadüfe tesadüf edilmez." (BingBang ve Tanrı kitabından)


Yazan: ilhan Tarih: April 24, 2006 02:24 PM

Darwinizm'min temel felsefesi canlılarda "basit"ten "kompleks"e doğru çeşitli faktörlerin "mutasyon, doğal seleksiyon v.s.)etkisiyle bir evrilme olduğudur. şu halde ilk canlı en "basit" canlı olmalıdır. Ancak canlılık gösteren en küçük varlıklarda bile, canlığının devamını için gerekli olan sistemler beraber ve aynı anda bulunmaktadır (dolaşım,boşaltım sistemleri v.s.). Bu sistemlerin herhangi birinin bulunmaması canlılığı imkansız kılmaktadır. Sonuçta canlılığın bir tasarım olabileceği, evrimle ortaya çıkmasının mümkün olmadığı ortaya çıkmaktadır.

Yazan: ilhan Tarih: April 24, 2006 02:46 PM

Sayın Müzmin Anonim
Çok haklı olarak değindiğiniz sosyal eleştiri itirazınızı kabul ediyorum ama buna zorunlu kaldık diyelim Akıllı Tasarımcılar olarak yani bir çeşit ''Coactus volui'' ama siz çarpıklaştırabildiğiniz kadar çarpıtın en maharetli yanınız ışıldasın.şimdi sizin 7 maddelik soru silselenizde bazı noktaları es geçmişim gibi söylemişsiniz size yazdıklarıma eklediklerimle daha detaylıca anlatmaya çabaladım,üzülmeyin istedim :)

3. Verilmiş bir sistemin ne kadar "indirgenemez karmaşık" olduğunu sayısal olarak ifade etme sansımız var mıdır? Farklı sistemlerin indirgenemez karmaşıklıklarını karşılaştırmak acısından. İndirgenemezlik ve karmaşıklık için ayrı ayrı ölçüler var mıdır?


El-cevap;3.Sayısal ifade edilebilir ama bu genelde organel olarak indirgenemezlikte mümkündür, Örneğin Flagellum’dan bir tane bile organel çıkarsanız sonuç mutlak ölümdür, işin içine protein ve asitleri görevleri girdiğinde miktar sizinde bildiğiniz gibi sayı ile sayılamaz sadece ölçülebilir. Buda çok teknik bir analiz ile mümkündür.Halbuki Karmaşıklık ve kompleklik ayrı ayrı değerlendirrildiğinde mahrur Darwinci evrim için imkansız ikiye katlanır.İndirgenemezlik yapısal gelişim içersinde farazi mekanizmalar olan doğal seçilim ile eklenmiş olsaydı parçanın çıkarılımda organizma hayata kalmama riski taşımazdı sadece bir önceki evrimsel atasına indirgenmiş olurdu.Komplekslik ise birbirine yaşamsal olarak girift olarak bağlı,işleyen bağımsız çok sayıdaki alt mekanizmanın aynı anda bir bütünü oluşturacak şekilde var olabilmesidir.Yani, komplekslik birinin eksikliği diğerlerinin mutlak işlevsizliği yada ölümü ile sonuçlanacak denli optimize olmuş organel yada proteinlerce varlığı mümkün olan tek bir üst sistemler bütünü olmasıdır.Her ikisi içinde faklı ölçüler vardır Dembskinin makalesini okuyun yada yakında Türkçesi sitede yer alıcak az sabır edin.
4. İndirgenemez karmaşıklığının derecesi verilmiş bir sistemin doğrudan ya da dolaylı evrimle oluşma olasılığını yaklaşık olarak hesaplayabileceğimiz bir model mevcut mudur? Yani evrim nerede bitmekte, tasarım nerede başlamaktadır?

El-cevap;4.Evet vardır yapılmıştır. Bu yapıların bahsettiğiniz süreçlerle yani rasgele veyahut yönlendirilmemiş şekilde oluşmasının olanaksızlığı irdelenmiştir. Bu modelleme canlı bazında değil de sayılar bazında gerçekleştirilmiştir. Neden olarak ta herkeste laboratuar imkânı olmadığı ve kullanılan terminolojiyi anlamayacağı düşünülerek yapıldığını sanıyorum, yani herkesin az çok anlayabileceği şekilde basit matematik bilgisi üzerinden. (Bu konuda Sayın Roger Penrose sizi yeterince tatmin edecek açıklamaları matematiksel sağlamaları ile yapmıştır) Flagella’nın organel adedinin yarısından az olan 2‘ den 102 ye kadar ki asal sayılarla yapılan bu analiz yeterince açıktır.Evrimin başlangıcı sorusunu her kim biliyorsa size zaten cavap verme gereği duyacağını sanmıyorum ama Akıllı Tasarım için söyleyebileceğim bir başlangıç varsa buda RNA'dır. Varın siz daha mı az karmaşık değil karar verin, çok yakında sitemizde Türkçesi olacak aşağıdaki makaleyi inceleyin İngilizce bildiğiniz için şimdilik linkle yetinebilirsiniz sanırım;
http://www.arn.org/ftissues/ft9810/articles/dembski.html


5. Dembski, neden olasılık hesabini yaparken bütün aminoasitlerin bir anda rasgele yan yana geldiğini varsaymaktadır? Bunun evrim teorisiyle ilgisi nedir? Hesaplanması gereken olasılık neden bunun evrim surecinde oluşmuş olması olasılığı değildir? Dembski'nin hesabi, Behe'nin dolaylı evrimin muhtemel olmadığı iddiasını doğru mu kılar? Aradaki alaka nedir?

El cevap;5.Biliyorsunuz ki kontrolsüz ortamda sol elli yada sağ elli amino asitler birbiri ile birleşme eğilimindedirler.Halbuki amino asitlerin protein oluşturması için gerekli dizge tıpkı binary digite benzemektedir sağ ve sol amino asitler belli düzenlerde birleşerek belli görevler için optimize olurlar.Sayın Dembski’nin bu konuyu bildiğinizi düşünerek anlattığını var sayın.Elbette SETI kriteri tasarım çıkarımını bırakın makro evrendeki imkansızlığını mikro evrende yani biyolojide uygulandığında ihtimaller Roger Penrose'un dediği gibi siz için evrendeki atomların saysısından bile daha büyük bir ihtimali rakamla sizi yüzleştirir.Öyleyse size yeni evren arayışınızda başarılar dileriz.
(Science and evidence for design in the Universe. Stephen C. Meyer’in Evidence for Design in Science and Biology adlı makalesinden alıntı yapılmıstır. Ignatus Boks vol.9 1999 Wethersfield Institute)

6. İndirgenemez karmaşık sistemlerin doğal secilime dayalı evrimle oluşamayacak olması neden onların tasarlanmış olduğunu gösterir? Başka olasılıklar yok mudur, varsa neden geçerli değildir?

El-cevap;6.Doğal seçilimi en az bizim kadar iyi bilmektesiniz bu hayali mekanizmada Harry Potter 'ın sihirli değneği(birikimli mutasyon)birden seçilmiş özellikleri ile optimize canlılar üretmiştir. İndirgenemez karmaşıklıkta ise yapılar kerte kerte kademelendirilmiş bir tasarım içerir, özellikle optimize edilmiş görevleri vardır. Bir silikon yapının bilinçsiz süreçlerle sadece kendini kopyalayarak RNA ve DNA ‘daki bilgiyi oluşturabileceğine inanabiliyorsanız Harry Potter’a da inanıyor olmalısınız.Başka ihtimaller nerde 5. maddede belittik.Hiperboller,paralel evrenler,sicim evrenler artık orası sizin hayal gücünüze kalmış,zorlanmazsınız.

Bakın Suat Öztürk Bey de hadi bizde biraz soru soralım demiş bloğunda nede iyi etmiş sizde bunları cevaplandırırsınız zahmet olmayacaksa;

''Mesela bir Darwinist' e çocuklara birer önkabul ifadesi olan homoloji ve anoloji kavramlarının neden öğretildiğini, kladıstik gibi akıllara sakat yöntemin niçin fosil yorumlamada kullanıldığını, ilkel dünya atmosferine uymayan kurgulama Miller deneyinin neden hala ders kitaplarında hayatın başlangıcı olarak anlatıldığını, sahtekârlığı defalarca kanıtlanan Heackel’in sahte embriyo çizimlerinin niçin hala dergi sayfalarını süslediğini, Kettlewell’in o meşhur biberli kelebeklerinin aslında ağaç gövdelerine konmadığını, ölü kelebeklerin ağaç gövdelerine iğnelendiğinin niçin gizlendiğini ve bu sahtekârlık ortaya çıkmasına rağmen Londra Doğa Tarihi Müzesinde bu sahte doğal seçilim kanıtının neden hala sergilendiğini, ağaçtan çok çalıya benzeyen Darwin'in hayat ağacının kökten kaldırılması gerektiği halde niçin bilim kitaplarında yer aldığını, mutant dört kanatlı meyve sineklerinin ilave iki kanadının aslında uçuş kaslarından yoksun olduğu yani “sakat” olduğu bilinmesine rağmen niçin mutasyonların bilgi üretimine örnek verilerek çocuklara dikte edildiğini, Darwinin ispinozlarının çeşitlenmesinin aslında varyasyon olduğu halde neden doğal seçilimin evrimleştirici gücü olarak lanse edildiğini ve tam bir uçucu olan Archaeopteryx konusunda daha ünlü evrimci kuş bilimci A.Feducca’yı ikna edememişken niçin 100 yıldır Archaeopteryx ‘in dino-kuş kayıp halkası olarak tanıtıldığını sorduğunuzda alacağınız cevap derin bir sessizliktir. Ve bütün bunlara rağmen ısrarla felsefi girdi/önkabul kullanmadıklarını "bilimsel" olduklarını iddia ederler. ''

Sosyal içerikli yorumlar için tekrar özür dileriz,bizim üzerimize bilimsel gelinemediğinden sürekli sosyal içerikle saldırıldığında bizde napalım bu sofistlik işine istemeden bulaştık sizden de çok şey öğreniyoruz.Teşekkürü bir borç biliyorum.Saygılarımla..


Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 24, 2006 05:49 PM

Selamlar,
Bölükbası yine sacmalamış
güvenemediğimiz inanc mevzusu olayında :)))
Acayip güzel bir örnek. Materyalistlerin cok fazla ciddiye alınmamasına dair daha güzel bir örnek olamaz. Bu arada lütfen bilim milim demesine cevap vermeye ugrasmayın. Görmüyor musunuz bilim hikaye bu materyalistler materyalizmi bilim diye felsefe ile laf ebeliği ile yutturmaya calısıyorlar.Ya da daha vahim bir durum sözkonusu bilimin hiç bir şekilde materyalizme veri sağlamadıgını farkedemiyor ki. Bu ikincisi sözkonusu gibi :) Akıllı tasarımı ile evrim teorisine cevap verilemez yazmıştım. Çünkü ortada bilim diye yutturulmaya calısılan bir sürü masal ve Bilimsel bulgulara dayanan Akıllı tasarım var.Ben cok komik ve basit bir kaç örnek dısında evrimcilerin tasarıma karsı sundukları bir delil göremedim.Bir tanesine örnek vereyim Mustafa akyol cnn türkte kısa bir programa katılmıştı.Programa katılan evrimci sahıs hazırlanmıştı hazırlanmasına ama sadece bakteri kamcısına cevap verebildi. Oysaki doğada cevap Veremeyecekleri milyarlarca indirgenemez komplekslik örneği var.Göz den kulaktan bahsetmiyorum. Bunları zaten acıklamaya pek çalışmazlar. Yagdı yagmur caktı şimsek oldu gözden baska yorum dahi yapamıyorlar. Varsa arastır getir de okuyalım bölükbası.Hem bilimsel delil sunmus olursun indirgenemez kompleksliğe karşı.Bence getirmelisin. evrimin masal oldugunu bir de senin agzından dinleyelim bunu sana da söyletelim. Ama sen söylerken dahi farkedemezsin üzgünüm. Zaten teori o kadar zayıf ki bir küçücük delil olarak yorumlayabilecekleri bir şey oldu mu yeri göğiü inletiyorlar. Kesin delili bulduk diye masallar anlatıyorlar. Oysaki henüz cevap verebildikleri hiç bir şey yok. Cevap vermeyi umuyorlar.Zamanın onlara yardım etmesini dilemekten baska careleri yok.Sadece aynen bölükbası örneğindeki gibi hikayeler. Laf salataları. Her seyden önce sanırım bölükbası hala evrimin sadece ama sadece bir teori oldugunu kanıtlanmak şöyle dursun tek bir fosil tek bir ara form tek bir delil özellikle tek bir laboratuvar çalısması özellikle mutasyonlara dair olmadığını bilmiyor galiba :))Tüm evrimciler gibi ortada Kuru gürültüden baska bir şey yok. Yok eger kanıtlandıgına inanıyorsa gercekten ortada tek bir delil yokken o zaman ciddiye almayalım gitsin kendine söylesin bu hikayeleri kapalı bir odada tekrarlasın evrim doğrudur desin bu sitede yaptığı gibi hatta tüm evrimcilerin yaptıgı gibi.Cok fazla tekrarlamak iyidir.Tekrarla hatta biz de sana yardımcı olalım sen evrim de biz de evet ya evrim iyidir diyelim bir koro şeklinde. Hep beraber kanıtlamıs oluruz evrimi.Arkadaslar bu mizah değil bu evrimi kanıtlama adına yapılan herşey tamamen bundan ibaret. Evrimciler iki türlüdür. Bir kısmı ispatlandıgını sanar. Bir kısmı ise ne oldugunu iyi bilir ama materyalist oldugu için dusunmez herşeyi evrime delil görmeye cabalar.Sahi sen hangi kısımdansın
İki,nci kısımsa zaten seni ciddiye almaya gerek yok. Sen iman etmişsim. Senin dinin sana deriz. Yok birinci kısımsa Git biraz calış oku öğren gel o zaman konusalım. Böyle ortaya yok sizin inancınız zayıf yok Tasarım insan ürünü falan diyerek komik olma. Bilim diyorsan bilimden bahset.Hiç bir şey bilmeyen birisi senin yorumlarını okusa evrimin gercek oldugunu sanır.
Esas inancına guvenemeyenlerin kim oldugunu sormaya gerek yok. Gunlerdir bilim lafı ediyor ama henüz felsefik yorumlardan baska bir şey ile karsılaşmadık tüm diğer materyalistlerde olduğu gibi
Sayın bölükbası bırak bu felsefik laf salatalarını ancak kendini kandırırsın bize bilimsel örnek ver bakalım :)Bİraz farklı ol lütfen . Siz materyalistler niye tek bir kalıptan cıkmıs gibi konusuyorsunuz?
Şimdi bu değerli arkadasımız böyle bizim inacımızn zayıf oldugunu :))))))) ( kendi inancı yok ya bizim inancımızn zayıf veya yanlış inaclar olması gerektiğine inanıyor ) söylerek evrimi ispatlamış oldu değil mi.Harika bir kanıt sundu. Okuyalim ve de gülelim.
Sana teşekkür ediyoruz bölükbası sen ve benzerleriniz olmasa hakikaten akıl nimetine sükredemeyebilirdik.
Böyle zayıf argumanlar sunarak materyalizmi savunamazsın biraz daha fazla calısman lazım.
Yeni felsefik masallar bekliyorum bu arada.
Şu materyalistler var ya hakikaten komik adamlar. Akledemezler.Arkadaşlar bunlara tasarımdan canlılıktan bahsetmeyin.Bir şeyin tasarlandıgını anlamak için akıl gerekir herşeyden önce.
Selamlar,

Yazan: Özgür Aytekin Tarih: April 24, 2006 06:44 PM

Mustafa Ajlan Abudak bey,

Yazinizin geri kalan kismina daha genis bir zamanda deginmek istiyorum, ama, son paragrafini o kadar dahi olsun bekletmegi dogru bulmadim.

Sosyal içerikli yorumlar için tekrar özür dileriz, bizim üzerimize bilimsel gelinemediğinden sürekli sosyal içerikle saldırıldığında bizde napalım bu sofistlik işine istemeden bulaştık sizden de çok şey öğreniyoruz.

Burasini okuyunca, epey dusundum.. icim ciz etti de diyebilirim..

Ulkemin gencecik evlatlarini, onlarin iradelerini yoksayarak boylesine etkisine alan, onlari boyle birer kader kurbanlari haline donusturen, kiskacinda yoguran bu acimasiz akimlardan nasil koruyabilir diye uzun uzun [birkac saniye] tefekkur ettim..

Bu tur sosyal vakalar yeni degil, maalesef; biz bunu daha once degisik 'guise'ler halinde (tebdil-i kiyaferlerle) gorduk.

Ailelerin sahip cikmasinin tabii ki bir etkisi olabiliyor, ama gec kalinmis olmaktan kaynaklanan acilen basvurulan tedbirler de kesin sonuc vermeyebiliyor; polisiye tedbirler filan ise hic ise yaramiyor.

Bir parka giydigi icin, elinde bir gazete tasidigi icin, belli bir sekilde biyik biraktigi icin, etek boyunu farkli sectigi icin; ya da, ne bileyim, 'acaba nedir?' dedigi icin --kisacasi, merak ya da gencligin atesiyle verdigi masum tepkiler yuzunden-- aralarina katilidiktan sonra bulastigini gec farkeden gencler aklima geldi.. Hepsini sefkatle yad ediyorum.

Nur icinde yatsinlar; omurlerinin baharinda kaybettik onlari --her ne kadar bir kismi hala daha ortalikta, aramizda, dolaniyorsa da..

Ama, sizi kaybetmek istemem.

Sizi degil sadece, hic tanimadigim baska herhangi bir tek ferdi (bireyi) dahi kaybetmek istemem.

Bu ulkenin buna, vaktinden erken gida zincirine katilmis genclere degil, aklini basina devsirip ulkenin gelecegine anlamli katkilarda bulanacak insanlara ihtiyaci var..

Bu biraz aci gelecek belki, ama, soylemek zorundayim: Uzerinize gelenler de, sizin savundugunuzu sandiklariniz da agirlikli olarak sanaldir; kendinizi bu sanal dunyaya (geri donulemez, gayr-i kabil-i rucu) bulasmis saymayiniz lutfen...

Benden bir seyler ogrendiginizi soylemissiniz.. tesekkur ederim, iltifat ettiginiz belli; ama, benim pedagojik formasyonum olmadigi icin ogretmek konusunda hic bir iddiam olmadini [daha onceleri de soylemistim, dolayisiyla, simdi mecburen tekrar] eklemek isterim.

Nitekim, acikca goruldugu uzere, eger bir seyler ogretmis isem, son derece yanlis seyler ogretmisim.

Kendime kizmak durumundayim. Cunku, daha cin olmak safhasi var, adam carpmak safhasi var.. var oglu var.. ondan cok sonralari ise belki sofistlik..

Ve, bu tip seyler, malesef, goruldugu uzere, mektupla egitim yoluyla olmuyor. En azindan benim tedrisatim buna uygun degil.

Teşekkürü bir borç biliyorum.

Borc bilmeniz cok makbule gecti. Bu da bir seydir. Alacagim olsun.

:-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 24, 2006 08:16 PM

Sayın Yorumcular bir önceki yorumunda bahsettiğimiz makalenin(Bilim ve Tasarım) ilk bölümü ve yukarıdaki yorumun daha detaylı ve link içeren düzenlenmiş halini sitemizde bulabilirsiniz.Saygılarımla

Yazan: Mustafa Ajlan abudak Tarih: April 24, 2006 10:59 PM

walla gozlerim yasardı,epey bilinclenmisiz yaw.bu derece engin bakıs acısına sahip yorumları okumaktan gurur duydum.bu ulkeden bir seyler cıkacak,hissediyorum bunu.
yanlız arkadaslar,yorumlarınızı biraz daha kısa yazarak ta anlatmak istediklerinizi anlatabilirsiniz diye dusunuyorum.

Yazan: bercenay Tarih: April 25, 2006 12:15 AM

Tasarımın insan zihninin ürünü oldugunu söyleyenlere bir hatırlatma ve bir uyarı. Darwinin teoriyi nasıl ortaya attıgını anımsayalım. Ortada hiç bir delil yokken fizik benzerliklere dayanarak ve benzeri varyasyonlara bakarak Evrim olmalıdır diyerek teoriyi ortaya atmıştır. Bölükbası ve benzerlerine hatırlatıyorum. İlk önce evrim kabul edildi ve ispatlanmaya calışıldı. İşte bilim malesef evrime hizmet ettirilmeye calısıldı. Ama teori o kadar zayıf ki tüm bu yorumlar zorlamalar laf salataları Sahtekarlıklar ve benzeri tüm gözboyamalara rağmen teori ispat edilemedi. Şimdi evrimciler bu konuda su kadar adam şu kadar bilmem kim bunu savunuyor diye felsefik bir savunmaya gecerler aynen bölükbası örneğinde oldugu gibi bilimsel (!) dergilerde tasarım yayınlanmıyor diye. Bu şuna benziyor. Çok büyük bir kalabalık çok yüksek sesle dünya düzdür diyor.Gecende bir dergide maymunların gen haritasının cıkarıldıgı yazıyordu:) oysaki henüz bu sekilde tamamlanmış bir çalışma yok. Peki neye dayanarak bu yorumlar yapılıyor? Dünya düzdür düz.Zaten önkabul ile başlanan bir çalışma bu. Benziyoruz ya genetik olarak da benzemeliyiz ya. Bu arada bölükbası ve benzerlerine soruyorum bilim adına lütfen cevap verir misiniz ? Maymunların renkli görmesine dair bir sorum var kafamı çok kurcalıyor. Bleki bana yardımcı olur beni inanma mükellefiyetinden kurtarırsınız. Maymunlar doğadaki besinleri secebilmek için renkli görmeyi geliştirmişler okudugumuz bilimsel kaynaklara göre .FAKAT BAZI KISIMLARI NEDENSE EKSİK BIRAKMIŞLAR BENİ AYDINLATIR MISINIZ ? yukarıdaki teze göre renkli görmeleri gerekiyormus anladıgım kadarıyla.Sonrada bilim devreye girmiş bunları renkli görür hale getirmiş sanırım. Ya da maymunlar bunun kendileri için özellikle gercekleştirmiş. Ya da bilim tekrar devreye girmiş genetik olarak bu gereklilik paralelinde bir mutasyon gercekleştirmiş.Gerekliliği bilmiş yani. Kuş kanatlarında oldugu gibi. bir kere olmuş zaten neden defalarca olmasın bence makul bu .
Ya da doğal seleksiyon ile renkli görmeyenler elenmiş renkli görenler kalmış sadece :))renkli gören yoktu ki demeyin bu doğal seleksiyon mutasyonları cagırmış yardımcı olarak yanına.Hem tüm bilim bunu savunmuyor mu? farklı bir şey mi var savunulan. Tüm bilim adamları özellikle bölükbası bu kesin gerceği söylemiyor mu bize ne oluyor ki buna inanmayalım:) Yeni bir organ teşekkül ettirmiş. bence akla ve mantığa bilime en yakın olanı bu son yazdıgım ben öyle oldugunu düşünüyorum. yukarıda sorularımı cevapladıgınızda kutup ayılarıyla alakalı bir kaç sorum daha olacak. İndirgenemzlik komplekslik diye bir şey tutturmuşlar bilimi reddediyorlar zürafanın boynundaki atardamar kapakcıkları doğal seleksiyon sonucu olusmamışmış. Canım olur mu mu öyle şey Canlı yasayamazdı onlar olmadan ! o sebepten olmuş işte. Olmayanlar da ölmüş :)ortada öyle bir canlı fosili yok ama fosil bırakmamışlardır. kaybolmuşlardır. Bulurlar bir ara.Arada kapacıklar gelişinceye kadar ki geciş formları cok nazlılar. Bugün yarın bulur dergilerde koca koca puntolarla yazarız.
Bilime evet Bilim diye yutturulmaya calışılan materyalizme hayır,
Saygılarımla,

Yazan: Ozgur Aytekin Tarih: April 25, 2006 10:43 AM

Sayın Müzmin Anonim

1o yıldır giderek büyüyen bir bilimsel teoriyi 'sanal' olarak niteleyerek kategorize ettiğinizde yapılanla, sizin cin tayfası olarak aynı şekilde ilan edilmenizde aynı şeydir.(indirgemeye çabalamak)Bu şekilde davranarak, bu teoriyi ne bilimsel nede 'sosyal' olarak geçersiz kılabilirsiniz. Fikrimce Alice in wonderland de yaşayanlardan ayrılmanın tek yolu Akıllı Tasarım gibi teorilerin her alanda artması ile mümkün olabilir. Biliyorum kırmızı hapı kabul etmek zordur ama kaçınılmazdır. Benim sofistliğinizi takdir etmem ise gerçektir.Ama unutmayın bugün dünyada insanlar dürüst Sokrates hatırlar ve yad eder,kimse Atinalı sofistleri yüceltmez yada yermez.Bizim Türkiye’mizi sizden az sevdiğimizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz Akıllı Tasarımın taşeronluğunu yapmak gibi bir niyetle çıkmadık ortaya, kimseden de kapımızın önünde duran dolar dolu bir Bond çanta almadık, hatta Sayın Harun Yahya Bey taraftarlarınca kâfire yakın ilan edildik putperestlerle bir tutulduk. Cebinde beş kuruş parası olmayan, geleceğinden sizin gibi bir orta sınıf rahatlığı ile bahsedemeyen bir öğrenci kardeşiniz olarak, inandığım gerçekleri Türkiye’deki kardeşlerimizle paylaşmak istemek bunu tüm halis niyetimizle yapmanın neresi' kader kurbanına dönüşmek' anlamamaktayım. Beni kim tanır, kim bilir? Bu site yorumcularından başka yâda çevremdeki insanlardan başka! Pedagoji derseniz, okuduğum üniversitede Cambridge ve Oxford pedagojisi kitapları ile geçen bir eğitimim oldu ve bende sizin hiç değilse Akıllı Tasarım ile ilgili herhangi bir şekilde bilgilendirilebileceğinizi sanmıyorum. Einstein’ın dediği ön yargıları parçalamak hakikaten atomu parçalamaktan zor. Şimdi belki neden Cervantes'in analojisini kullandığımı anlarsınız. Bu analoji ile ilgili tek fark ülkemizde medya ve akademik materyalist değirmenlerin, bilim üretmeyen ve rant merkezli odaklar olmaları ve statülerini koruma çabaları. Birde amacımız onun gibi kahraman olmak falan da değil, şahsen kendim bir kişiyi bile kazansam bu konuda verdiğim emeğin karşılığını fersah fersah almış olurum.&8 kuşağındansanız kendi kaderinizi benimkini yorumlamak için kullanmayın. Benim '' masum tepkiler nedeniyle bulaştığımı söylediğiniz Akıllı Tasarıma ben ideolojik olarak da sandığınız gibi kayıtsız şartsız bağlı değilim. Darwinci evrim eğer savunduğu mekanizmaların oluşturabildiği bir moleküler makine kanıtlanabilirse, ilk kabul edenlerden biri olmaktan hiç gocunmam hatta yanılmış olduğumuzu söylemekten gurur duyarım. Benim bildiğim pedagoji nin ilk kuralı; İnsan hata yaparak öğrenir! Bende Akıllı tasarımla karşılaşmadan evvel sürüsü ile evrimci yayın, kitap makale okudum ve AT ile tanışınca da yanıldığımı gördüm eğer gene yanılmışsam ne mutlu ki bana bulduğumu zannedip olduğum yere saplanıp kalmamışım ve bir takım tutar gibi bir teoriye ideolojik aşkla bağlanmamışım. Benim bilimden anladığımda zaten budur...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 25, 2006 12:15 PM

Açıkça söyleyeyim, ipse dixit'ten şikayet ederken "sizin kendi adamınız dergisinde bastı" argümanını kullanmaktan çekinmeyen, olasılık hesaplarının hataları olduğunu söyleyen evrimciler olduğundan bahsetmeden (http://www.talkorigins.org/faqs/abioprob/abioprob.html), bazı evrimcilerin kullandığı döngüselliği (circular reasoning) -haklı olarak- afişe ederken, mesela şu örnekteki aynı sorunu görmezden geldiğiniz sürece çabalarınızın yeterliğine veya iyi niyetliliğine inanmak pek mümkün değil.

"39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik."

Kendi yazınızdaki yanılgılardan da bahseden hiç olmamış. Mesela bu yukarda bahsettiğim hataların hepsinden siz de şikayet ediyorsunuz. (acaba neden...bu alanlarda çalışan bilim adamlarını... için eleştirmiyor...) Zaman sıkıntısı yüzünden daha fazla yazamayacağım ama en azından şu bitiriş cümlesinin ne kadar sıkıntılı olduğuna değinebilirim:
"AT ise bilime hiç bir girdi sokmuyor. AT'nin sloganı açık: "Bilimi objektif kılalım ve kanıtlar bizi nereye götürüyorsa, oraya gidelim.""

AT'nin bilime soltuğu yegane girdi akıllı ve doğaüstü (aslında muhtemelen böyle olduğu söylenen) bir tasarımcıdır, ve bu da kesinlikle hiç bir anlamıyla nesnel bir şey değildir. Her şey nesnel olmak zorunda olmadığı gibi, nesnel olmayan bir şeyi de nesnelmiş gibi göstermek hiç de güzel bir şey değildir.

Yazan: Cem Tarih: July 5, 2006 01:44 PM

kelimeye aklım taklıyor.

akıllı tasarım.

şimdi bilim nicel ve nitel tanımlarla birlikte vardır.

ne sözü geçen "akıl" , ne de "tasarım" ölçülebilen bir değer ifade etmiyor.

o halde bilim için bu kelimenin yanyana gelmesi boş laftır.

bu iki sözcük şairane birinin duyguları gibi duruyor.

akıl'a kendi varlığının farkında olmak dersek, akletmek, anlamak, sorulamak, muhakeme etmek dersek, peki bütün bunların ölçülebilen ifadesi ne ?

IQ veya, şimdiler de ifade edilen EQ mu ?
tabi bu değerler zeka ile ilgili .,

aklı şimdilik sadece beyne bağlanan elektrotlardan bir nöron aktivitesi olarak tanımlıyoruz.

beynin dış kabuğu olan korteks'te, beyin ön lobu bölgesindeki aktivitelerin gözlenmesi yoluyla, o anda denek olarak akletme eyleminde bulunan kişiler gözleniyor., zekayı da testlerle ölçüyorlar( bu testler güvenlir değil ).

Bilim sorgular ve sorar ? sözü geeçen bu aklın zeka ile ilşkisi ne ? Sözü geçen aklın beyin önlobu nerede ??

Tanrının IQ sunun ne olduğunu hakemli bilim dergilerine kabul ettirmezsiniz bence.

akıllı tasarım , hiç de dinlerin varlığını ispat etmiyor bence. hatta bunun fena halde materyalist bir yorumu olabilir( yani burnunuzdan gelir .)

belki de birileri, uzay uçuşlarının birinde aranılan tasarımcıyı uzayda bulduk diye sansayonel bir haberle döncektir.

Bi eksiğimiz güneşin oğlunu tekrar mısıra getirmek kalmıştı zaten.

bırakın, bilim dinle veya dinsizlikle hiç ilgilenmeden kendi kendine ilerlesin.

yani son diyeceğim şu; ölçülemeyn birşey hakkında büyük spekülasyonlar yapınca, bilim size şunu der; kullandığınız terimler hakkında defalarca düşünmek zorundasınız.


Yazan: knz Tarih: July 9, 2006 09:16 PM

Mustafa Bey,

Kendi açınızdan güzel ve güçlü bir yazı yazmışsınız. "Akıllı Tasarım"a karşı bir önyargı olduğunu söylüyorsunuz.

Fakat gözardı ettiğiniz şey şu ki, bu önyargıların "gayet haklı" nedenleri var!

"Akıllı Tasarım"cılar bu savunmayı DİNSEL nedenlerle yapıyor! Yani "dinlerini doğrulamak amacıyla" bilimi kullanma derdindeler. Böyle olunca Akıllı Tasarıma karşı nasıl bir önyargı oluşmasın? Elbette bilim, kendini dogmalardan, siyasetten, güdümlülükten korumak zorundadır. Örneğin Akyol/Matzke tartışmasını okudum. Daha lafa başlarken "I am a MUSLIM" diye girmişsiniz! Yapacağınız güya bir "bilim" tartışması ama "kimsiniz" denilince "ben MUSLIM'im" diye cevap veriyorsunuz... E böyle davranırken ne bekliyorsunuz? Yani: "Bilimi objektif kılalım ve kanıtlar bizi nereye götürüyorsa, oraya gidelim" lafınız tamamen ciddiyetten uzak, havada duruyor!

Siz "Tanrıyı bilime sokma" derdindesiniz, doğayı açıklamak filan hiç umrunuzda değil. Böyle bir artniyetle işe kalkıştığınız için de bilim dünyasından elbette (ve ne mutlu ki) uzak tutulmaya çalışılacaksınız.

Yazan: Keskin Tarih: February 6, 2007 09:56 PM

Ayrıca bana bir tane insan evladı gösterin ki "Akıllı Tasarım" savunmasını yapma nedeni, "dinsel inancına destek bulmak" olmasın!... Tek bir örnek. Bir ateist gösterin "Akıllı Tasarım vardır, Evrim saçmadır" diyen.

Yoktur.

Neden?

Çünkü AT denilen şey, tamamen ideolojik ve bilim-dışı bir harekettir.

Lafa bak "akıllı tasarım". Neden sadece "tasarım" değil? Bir de "akılsız tasarım"ı mı oluyor bunun??... Daha isminden belli ne kadar magazin ve bilim-dışı olduğu.

Yazan: Keskin Tarih: February 6, 2007 10:12 PM

Keskin:"Siz "Tanrıyı bilime sokma" derdindesiniz, doğayı açıklamak filan hiç umrunuzda değil. Böyle bir artniyetle işe kalkıştığınız için de bilim dünyasından elbette (ve ne mutlu ki) uzak tutulmaya çalışılacaksınız."

Hiç bukadar akla yatkın olmayan, saçma bir yorum görmedim. Peki madolyonun diğer yuzunden bakarsak ne olacak? Siz hayatınızda hiç "bilim felsefesi" okudunuz mu sayın keskin? 19. yy'da ortaya çıkan pozitivist ve materyalist (bilim) akımları ve bunların iç yüzünde yatan felsefe hakkında bir şey okudunuz mu hiç?

Esas "dogmatik" olan ve "Allah'ın yok olduğu" gibi saçma bir doneye kulluk eden edenler siz ve sizin gibiler. Siz Darwinizm'in geçtiği aşamaları ve bu aşamalar boyunca toplanan onlarca sahte fosil ve veriler (yapışkan kullanarak maymun ve insan kafatasını birleştirme)ile ateist imanlı kişilerin nasıl "Hah işte gördünüz mü bak, işte Allah'a ihtiyaç yoktur" dediklerini hiç mi okumadınız? Sonra da durum anlaşışıldağında nasıl da ortada bir şey yokmuş gibi olayların yine ateist medya tarafından örtbas edildiğini hiç mi okumadınız? Pozitivist bilim felsefesinin tek amacı insanları Allah'ın olmadığına inandırmakdır.

Yazan: ilhanb Tarih: February 7, 2007 06:32 PM

Ayrıca bana bir tane insan evladı gösterin ki "Akıllı Tasarım" savunmasını yapma nedeni, "dinsel inancına destek bulmak" olmasın!... Tek bir örnek. Bir ateist gösterin "Akıllı Tasarım vardır, Evrim saçmadır" diyen.

Yoktur.

Neden?
Çünkü AT denilen şey, tamamen ideolojik ve bilim-dışı bir harekettir.

Size bir tane değil bin tane gösteririm. Akıllı Tasarımı savunanlar arasında Agnostik'ler ve Deist'lerin sayısı oldukça fazladır. Tabi size göre Agnostism dinsel bir inanış ise ona bir şey diyemem. Yalnız dikkat edin mantık yürütme tarzının oldukça tuhaftır. Şimdi sizin mantık yürütme tarzınızı kullanarak olaya birde tersinden bakalım: Sizce neden Akıllı Tasarım Teorisine şiddetle karşı çıkanların çoğunluğu Ateistlerden oluşuyor?

Çünkü Akıllı Tasarım Teorisi onların Ateizme olan dogmatik inançlarını derinden sarsan bir darbedir. Bu yüzdendir ki Darwinist Evrim Teorisini bilimsel bir gerçekmiş gibi sunmak için her türlü yola başvururlar. Bu yolların çoğunun bilimsellikten uzak olması ve ampirik bulgulara dayanmaması da dikkat çekicidir. Çünkü sonuçta korumaya çalıştıkları şey bilim değil Ateizme olan dogmatik inançlarıdır.

Eğer size göre Akıllı Tasarım dini inançlara dayanıyorsa (-ki tamamen yalnıştır) o zaman bizde rahatlıkla Darwnizmin bilimsel bir kılıfa sokulmuş Ateizm olduğunu söyleyebiliriz.

Akıllı Tasarım teorisinin Darwinizm'e yaptığı itirazlar tamamen bilimseldir. Bu itirazları yapanların inançlı kişiler olması bu gerçeği değiştirmez. Akıllı tasarımı savunan Agnostik'lerin bunu dini inançları yüzünden yaptıklarını söyleyemeyiz herhalde.

demişsimiz ki:
"Bir ateist gösterin "Akıllı Tasarım vardır, Evrim saçmadır" diyen."

Ne güzel söylemişsiniz. Bir Ateistin, Darwinist Evrim Teorisini körü körüne savunmaktan ve inanmaktan başka çaresi var mi ki? Varsa söyleyin!

Yazan: Farshad Tarih: February 8, 2007 12:43 AM

Merhaba;

Bakın, şöyle demişsiniz Mustafa Bey:

'Yani aslında "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin metodolojisinde bir problem olması değil. Öyle bir problem yok. "Akıllı Tasarıma dayanamama"nın nedeni, teorinin vardığı sonucun, ilahi dinler tarafından anlatılagelen bir inanca uygun düşmesi. Dolayısıyla bu dinlere karşı duyulan nefret, Akıllı Tasarım'a yönelik nefrete dönüşüyor. "Teofobi" — din ve Allah kavramlarına karşı duyulan korku/nefret duygusu — kendisini "AT-fobi" olarak dışa vuruyor.'

Buradan da anlaşılacağı gibi akıllı tasarımcıların nihai amaçları ilahi dinlere "bilimsel bir dayanak" sağlamak. Oysa ki, bu mantık yanlış. Çünkü akıllı tasarım, benim bildiğim kadarıyla, evrimi illa da reddetmiyor. Ama ilahi dinler evrimi reddediyor. O halde nasıl oluyor da akıllı tasarımcılar tasarımcının "Allah" olduğunu ısrarla savunabiliyor? O ilahi/doğaüstü varlık neden İslam'ın ya da Hristiyanların tanrısı olsun ki? Burada sizce bir taraf tutma eğilimi yok mu? Akıllı tasarım tezi sadece teizme değil, deizme ve panteizme de destek sağlar. Neden tek taraflı düşünüyorsunuz? Anlıyorum ki sizler hala "ayrı yaratılış teorisini" savunuyorsunuz. Bence bu teorinin savunulacak bir yanı kalmadı. Benden söylemesi.

Selamlar

Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 11:50 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)