« SkyTurk TV'de Akıllı Tasarım Tartışması | Ana Sayfa | Nasr'dan Hikmet »

March 22, 2006

KİTAP: Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek

Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek"Bu kitabı mutlaka okumalısız... Bu konuda çok kitap okudum; hiçbirinde Mustafa Akyol'un kitabı kadar komple, sağlıklı bir dökümle karşılaşmadım."Mehmet Ali Birand

"Akyol’un kitabında katılmadığınız yargılar olsa bile, karşıt yargıyı da oluşturacak zengin malzemeyi bulabilirsiniz... Kitaplığınıza alın."Doğan Hızlan

"Çok önemli analizler içeriyor."Mehmet Metiner

"Akıcı bir üslûp ve bilgi dolu bir eser."Nazlı Ilıcak

"Mustafa Akyol objektif, önyargısız... Kutluyorum."Oral Çalışlar

"Sorunun genel bir fotoğrafını çekiyor... öneriyorum."Mehmet Y. Yılmaz

ÖRNEK BÖLÜM: Kitabın 5. bölümünün tamamını buradan indirip okuyabilirsiniz.*

ONLINE SİPARİŞ: Kitabı, internet satış sitesi Ideefixe'den hemen satın alabilirsiniz.


KİTAPTAN KONU BAŞLIKLARI:

• Kürtler Osmanlı İmparatorluğu'na kendi rızalarıyla nasıl ve neden katıldılar?

• Sultan II. Abdülhamid neden "Kürtlerin babası" olarak ünlendi?

• "Araplar" Osmanlı'yı gerçekten arkadan vurdu mu?

• Kürtler, I. Dünya Savaşı'nda ve Milli Mücadele'de işgalcilere karşı Türklerle omuz omuza nasıl savaştı?

• Atatürk Kurtuluş Savaşı'nda Kürtlerin kalbini nasıl kazandı? Kürt liderler, neden Sevr Anlaşması'nı protesto etti?

• Hilafet'in kaldırılması Kürt sorununu nasıl etkiledi?

• Musul gerçekten niçin kaybedildi? Şeyh Said isyanında "İngiliz parmağı" var mıydı?

• Tek Parti dönemi Kürtleri neden küstürdü? 30'lu yılların Türk ırkçılığı, Kürt milliyetçiliğini nasıl kışkırttı?

• "Vatandaş Türkçe konuş" kampanyası, Kürtleri Türkçe öğrenmekten nasıl alıkoydu?

• Türk ırkçılığı bugün neden Türkiye için bir tehdit? Türkçüler nasıl bölücülük yapıyor?

• Kürtçülüğün esasları nedir? Ve neden çarpıktır? Bu bağnaz ideoloji, Kürtçüleri nasıl kör ediyor? İsmail Beşikçi, Kemal Burkay ve "federasyoncular" nerede yanılıyor?

• Kürdistan gerçekten bir "sömürge" mi? Güneydoğu kasten "geri bırakıldı" mı?

• Neden bazı Kürt milliyetçileri "İslam'dan kurtulalım, Zerdüşt dinini diriltelim" diyor?

• Katı laiklik anlayışı, Türkiye'nin Kürt sorununun çözümüne nasıl sekte vuruyor?

• Türkiye bölünebilir mi? Federasyon kurulabilir mi? Neden terörist PKK bile bu formülleri artık savunmuyor? Üniter devlet ve bireysel özgürlüklerden başka bir çözüm yolu var mı?

• "Türklük" yerine "Türkiyelilik" mümkün mü?

• Etnik sorunlar dünyada nasıl çözülüyor? Bunlardan nasıl dersler çıkarabiliriz?

• Irak Kürtleri Türkiye'yi nasıl etkileyecek? Kuzey Irak bizim için bir tehlike mi, yoksa imkan mı?

Bunların ve daha pek çok sorunun cevabı, Mustafa Akyol'un kaleminden, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek'te. Türkiye'nin en önemli sosyal ve siyasi problemini her açıdan masaya yatıran bu kitap, sadece dev bir akademik araştırma değil, aynı zamanda Türkçülüğe ve Kürtçülüğe karşı güçlü bir meydan okuma...

* Bu dosyayı okumak için gereken Acrobat Reader programı bilgisayarınızda yok ise buradan ücretsiz olarak indirebilirsiniz.

Yazan: WebMaster Tarih: March 22, 2006 11:17 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Kitabınızı en kısa zamanda okumak isterim. Herbiri başlıbaşına derin tartışmalar -ve çoğu zaman da jonglörlük*- gerektiren bu sorulara bakalım nasıl cevaplar vermişsiniz, bakalım bu netameli meselede suya sabuna ne kadar dokunup fincancı katırlarını ne kadar ürkütmüşsünüz, merak ediyorum doğrusu...

*(jongleur): “1. Çeşitli eşyayı birbiri peşi sıra havaya atıp gene sırayla yakalayan ve bu marifetini aralık vermeden birçok kere tekrarlayabilen sahne sanatçısı. 2. Mecazi anlamda. Fikirler ve kelimelerle ustaca oynayabilen yetenekli kimse.”

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 23, 2006 09:32 AM

"Mustafa Akyol, Türkiye'nin yükselen kalemi" diyordum.Demeye devam ediyorum, o da beni haksız çıkarmamaya...

Daha bunlar başlangıç.

Yazan: Ayvaz Özel Tarih: March 23, 2006 02:47 PM

KÜRT sorununu yeniden defalarca düşündüm. Çözüm çok basit. "K" ve "T" harflerinin yerini değiştirdim. TÜRK.

Yeniden bir şey düşünmeye gerek yok. Çünkü aklın yolu birdir. Mutluluğun formulü çok açık. NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE !

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 23, 2006 04:08 PM

Ataman Bey, keşke herşey bu kadar basit olsaydı, hayat bayram olsaydı, halamın...

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 23, 2006 04:36 PM

Kitapta, Ataman beyin önerdiği despot ve otoriter zihniyetin, yani "Kürtleri Türkleştirelim, olsun bitsin" mantığının, ne büyük acılara, felaketlere, çatışmalara neden olduğu da anlatılıyor...

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 23, 2006 05:18 PM

nicin kurtlere istediklerini vermek istemiyoruz? turkiye'nin butunlugu ve turk'lugun eksilmesi soz konusumu? bunlari tartismanin zamani coktan gecmedimi? ben Amerika'da yasayan bir Turk olarak turkiye'nin 'racial' degil fakat 'ethnic' kolleksiyon oldugunu iddia ediyorum. siz ne dusunuyorsunuz.

Yazan: metin Tarih: March 23, 2006 05:53 PM

Daha bugün haberlerde gördüm.2 tane Kürt kanalı açılmış yeni ancak türkçe altyazı zorunluluğu getirmişler.Allah aşkına bunlara ne gerek var? Bu bürokratik eziyetin sahipleri, böylesine gereksiz bir kanun yaratırken neler düşünüyor?

Kanal sahibi diyor ki ; "Bir saatlik program yapmak, bizim bir günümüzü alıyor."

Yani çektirilen eziyet ufak tefek türden birşey de değil.Önemli olan, o bölgenin insanlarına herhangi bir Türk vatandaşının sahip olduğu haklardan farklı haklara sahip olmadığını "hissettirebilmek".Olayın özü "hissettirebilmek".Geçmişe göre epey yol katettiğimiz bir gerçek, ancak ufak tefek de olsa garip uygulamalarımızla bu hissiyatı olumsuza çevirmekteyiz.Yanlış olan bu.Kolay olan ise hissiyatları olumluya çevirmek.Bizim neden zor yolu ısrarla denediğimizi anlamak ise bir dert...

Yazan: Ayvaz Özel Tarih: March 23, 2006 06:32 PM

Herşey güzelde Mustafa bey, kitabın yayınlandığı kitapevi yani doğan yayıncılık ve siz pek uygun görmedim açıkcası. Başka yayınevi bulamadınız mı? sorusunu sormak istiyorum açıkcası.

Yazan: Enes Reyhan Tarih: March 23, 2006 10:32 PM

Enes bey,

Yorumunuzda "keşke daha muhafazakar, dindar bir yayınevinden çıksa idi" gibi bir serzeniş seziyorum. Eğer öyle size, şöyle düşünmeye ne dersiniz: Bu fikirlerin, muhafazakar olmayan bir yayınevinden çıkıp, muhafazakar olmayan kitlelere de ulaşması iyi değil mi?

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 24, 2006 12:18 AM

Kitabinizin muhafazakar olmayan bir yayinevinden cikmasiyla muhafakazar olmayan kitlelere ulasmasi arasinda ne gibi bir ilgi var? O yayinevinin cikarttigi kitaplarin alicilarinin muhafakazar olmadigina dair istatistiki veriler mi var elinizde? Bu iliskiyi neye istinaden kurdunuz?

Yazan: FK Tarih: March 24, 2006 05:02 AM

blog cemaatinin bazilarinin biraz (af edersiniz) cahilligindenmi ileri geliyor bilmiyorum ama ben konunun Kurt sorunu oldugunu saniyordum, megerki kitabin yayinevi tartismasi icin bu kitap yazilmis herhalde. yazik!

Yazan: metin Tarih: March 24, 2006 09:35 AM

Sayın Enes Reyhan,
İşte bu düşünce çok pahalıya maloluyor Türkiye'ye.
Biraz üzerinde düşünün isterseniz.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 24, 2006 09:46 AM

Mustafa bey,

Nerden çıkartıyorsunuz despot ve otoriter zihniyetin temsilcisi olduğumu? Sizin Atatürk milliyetçiliği'nden ve onun ders niteliğindeki "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!" özdeyişinden anladığınız bu mudur? Tebrikler! Allah zihin açıklığı versin.

Bırakın Lazı, Kürdü, Çerkezi bu topraklar üzerinde yaşayan herkes bu ülkenin gerçek sahipleridir. Asıl sorun doğu ve güney doğu anadoludaki toprak ağalığı, şeyhlik ve aşiret düzenindedir.

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı eksik kalan devrimlerinden biridir aşiret ve ağalık düzenini ortadan kaldırmak. Doguda ve güneydoğuda bu aşiret ve şeyhlik düzeni yıkılmadıkça adına ister Kürt sorunu deyin ne derseniz deyin bu sorun bitmez. Daha dün beşikteki bebelerini bile öldüren katillerin posterlerini taşıyorlar bugün. Neden taşıyorlar? Çünkü ağaları ve şeyhleri öyle istediği için.

Son 55 yıldır sağ partiler iktidardalar neden kaldırmadılar aşiret ve şeyhlik düzenini? Çünkü aşiretlerden, şeyhlerden oy karşılığı siyasi menfaat sağladıkları için. Çünkü ağaları, şeyhleri satın aldın mı bütün oylar senin iktidar garanti demektir. Sağ partiler 55 yıldır bunu yaptılar ve yapmayada devam ediyorlar. Aşiretin tarikatın mensuplarıda şeyhleri ve ağaları kimi gösterirse ona oy atmak zorundalar çünkü.

Böyle ağalık, aşiret ve şeyhlik düzeni hüküm sürdükçe insanlar ağalarının ve şeyhlerinin isteğiyle vatanlarını bile başkalarına satarlar. Irak örneğinde görüldüğü gibi. Daha dün Saddam'ın dizinin dibinden ayrılmayan bazı Kürt aşiret liderlerinin ülkelerini İşgalci güçlere nasıl sattıklarını herkes gördü.

Türkiye Kürtleri önce şeyhlik ve aşiret düzenine başkaldırsınlar. Ruhlarını ve kişiliklerini ağalarına ve şeyhlerine satmasınlar. Ülkemizi bölmeye parçalamaya çalışan soysuz soytarıların oyununa gelmesinler. Türk, Laz, Kürt, Çerkez veya başka bir ırkın mensubu olmak önemli değildir. Önemli olan ADAM olmaktır. Vatanını satmaya kalkan ağasının şeyhinin peşinden gitmemektir!

Umarım kitabınızda doğudaki ağlık, şeyhlik, aşiret konusunu işlemişsinizdir. Tahminimce işlememişsinizdir. Çünkü işinize gelmez.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 24, 2006 11:29 AM

Mustafa bey,

PDF numneyi okudum ve en azindan bu kisminin oldukca iyi arastirilmis oldugunu dusundugumu soylemeliyim.

Kitabin kendisini de, gercek bir kitapcida sayfalarini karistirip inceledikten sonra, alip okuyacagim. Bir iki kitapcida aradim, henuz gelmemisti; ama cok surmez, gelir zannedersem.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 24, 2006 11:33 AM

Müzmin bey,

Müspet yorumunuz için teşekkür ederim. Kitap en geç 1-2 gün içinde tüm kitapçılara dağıtılmış olacak sanırım. Geneli hakkındaki yorumlarınızı da beklerim. Ilginize tekrar teşekkür.

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 24, 2006 12:17 PM

FK Bey,

Mustafa bey adina yorum yapmak istemem ama ben sahsen (örnegin) NESİL yayinlari gibi bir cok dindar yayinevlerinin kitaplarina, muhafazakar olmayan insanlarin tercih ettigi DNR, Megavizyon, Mephisto, Kabalci vb kitapcilarda rastlayamiyorum. Bu tür kitaplari ya internetten siparis veriyorum veya özel olarak bu tür kitaplara yogunlanmis olan NT gibi magazlardan tedarik ediyorum. Bu nedenle, Eger Mustafa Bey'in kitabı daha muhafazakar bir yayinevinden ciksaydi, gercekten de muhafazakar olmayan insanlara ulasamayabilirdi.

Yazan: ilhan Tarih: March 24, 2006 05:06 PM

Ataman Bey: ". . . Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı eksik kalan devrimlerinden . . ."

O gunden bu gune kendi kendimizi ilerletmekten, yonetmek ve yonlendirmekten bile aciziz gibi bir mana cikmis ortaya.

Acaba 'Mustafa Kemal' hic dunyaya gelmeseydi, biz hala Osmanli Imparatorlugu olarakmi kalacaktik ve kurtulus savasi veya devrimler gibi hicbir hadise ortaya cikmayacakmiydi?

Herseyi (iyiyi ve kotuyu) 'Ataturk' e baglamak acaba isimize mi geliyor yoksa hakikaten oylemi?

???

Yazan: metin Tarih: March 24, 2006 05:07 PM

Ben tam olarak muhafazakar bir yaklaşım ileri sürmemiştim, sadece doğan kitapevinden çıkan yazarların haketmedikleri yere reklam sayesinde geldiğini söylemek istemiştim. ortada kitapları ve formatı ile kaliteli, yapıkredi yayınları, iş bankası yayınları gibi güzel yayınevleri var. bence kitap ve yazar kadar kitapın çıktığı yayınevide önemlidir o yüzden mustafa bey'i kendisine yakışır bir yayınevi ile görmek daha güzel olurdu.

Yazan: Enes Reyhan Tarih: March 24, 2006 11:44 PM

Ataman bey,

Nerden çıkartıyorsunuz despot ve otoriter zihniyetin temsilcisi olduğumu? Sizin Atatürk milliyetçiliği'nden ve onun ders niteliğindeki "NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE!" özdeyişinden anladığınız bu mudur? Tebrikler! Allah zihin açıklığı versin.

Temsilcisi oldugunuz yolundaki kanaatlere katilirim. Sozkonusu zihniyetin gununde, devrinde, belli pragmatik sebeplerle yansimasinin despotik oldugunu da kabul etmek lazim.

Yansimasi oyleydi fakat niyetleri halisane olabilir, ve buyuk resim acisindan buyuk bir ihtimalle de oyle idi.

Fakat, cok kisa zamanda buyuk resim kucuk insanlarca, kucuk hedeflere yonlenmis bence.

Ve, sonucta, bugun, tipki o gunlerde bir onceki rejime yonelik yapildigina benzer, bir suclamalar korosu mevcut. Bugunku koronun o gunku korodan temel farki, bugunkunun tepeden gelen emirle yapilmiyor olusudur. Aradaki farka dikkat edeceginizden kuskum yok.

Bırakın Lazı, Kürdü, Çerkezi bu topraklar üzerinde yaşayan herkes bu ülkenin gerçek sahipleridir. Asıl sorun doğu ve güney doğu anadoludaki toprak ağalığı, şeyhlik ve aşiret düzenindedir.

Dogrudur. Fakat, bu problemi hem orada yasayan bireylere ragmen yapamazsiniz --yani, derdinizi anlatabilmis olmaniz gerekirdi--, hem de bu amaclari zikrettikten sonra oradaki mutegallibe ile isbirligi yapmamak gerekirdi. En azindan uzun vadeli yapmamak gerekirdi.

Mustafa Kemal ATATÜRK'ün ömrü vefa etmediği için tamamlayamadığı eksik kalan devrimlerinden biridir aşiret ve ağalık düzenini ortadan kaldırmak.

Bunun MKA ile dogrudan alakasi cok az. Bu degerlendirme yeni devletin kurulusunun temel gayeleri ile alakali ve yeni devletin butun gayelerini MKA icad etmis degil.

Doguda ve güneydoğuda bu aşiret ve şeyhlik düzeni yıkılmadıkça adına ister Kürt sorunu deyin ne derseniz deyin bu sorun bitmez. Daha dün beşikteki bebelerini bile öldüren katillerin posterlerini taşıyorlar bugün. Neden taşıyorlar? Çünkü ağaları ve şeyhleri öyle istediği için.

Alternatifi, daha iyi olan alternatifi biz goturmeliyiz. Onlari, orada yasayan bireyleri itham ederek, dislamaktan baska anlamli bir sonuc alamayiz. Bu da bence arzu edilir bir sonuc degil.

Son 55 yıldır sağ partiler iktidardalar neden kaldırmadılar aşiret ve şeyhlik düzenini? Çünkü aşiretlerden, şeyhlerden oy karşılığı siyasi menfaat sağladıkları için. Çünkü ağaları, şeyhleri satın aldın mı bütün oylar senin iktidar garanti demektir. Sağ partiler 55 yıldır bunu yaptılar ve yapmayada devam ediyorlar. Aşiretin tarikatın mensuplarıda şeyhleri ve ağaları kimi gösterirse ona oy atmak zorundalar çünkü.

Son 55 sene ile bitmiyor bu. Ondan oncesinde de benzer yapilanmalar var.

Böyle ağalık, aşiret ve şeyhlik düzeni hüküm sürdükçe insanlar ağalarının ve şeyhlerinin isteğiyle vatanlarını bile başkalarına satarlar. Irak örneğinde görüldüğü gibi. Daha dün Saddam'ın dizinin dibinden ayrılmayan bazı Kürt aşiret liderlerinin ülkelerini İşgalci güçlere nasıl sattıklarını herkes gördü.

Ne yani; pragmatism bizde olursa iyi, baskalarinda olursa kotu mu?

Türkiye Kürtleri önce şeyhlik ve aşiret düzenine başkaldırsınlar. Ruhlarını ve kişiliklerini ağalarına ve şeyhlerine satmasınlar. Ülkemizi bölmeye parçalamaya çalışan soysuz soytarıların oyununa gelmesinler.

Bu isler maalesef boyle talimatlarla olmuyor :-)

Türk, Laz, Kürt, Çerkez veya başka bir ırkın mensubu olmak önemli değildir. Önemli olan ADAM olmaktır. Vatanını satmaya kalkan ağasının şeyhinin peşinden gitmemektir!

Dogudaki baldiri ciplak elifi mertek bile bilemeyen gariban mecburen tek adam saydigi birinin (Aganin) pesinden giderse kotu, Batidaki murekkep yalamis zurefa bunu yaparsa iyi.. cunku bu Kemalizm oluyor, oyle mi?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 25, 2006 08:05 AM

Selamlar-

Bence kürtlere gerektiğinden fazla önem veriliyor. Kürt kültürü denilen şeyin ne olduğunu görüyoruz. Namus cinayetleri, gasp, hırsızlık, tecavuz, kanunusuzluk, ensest ilişkiler vs... Bu mu, korunması gereken kültür? Eğer korunacaksa arap kültürü korunsun, laz kültürü, çerkez kültürü vs. ama kürt kültürü değil. Kürtlerin diğer etnik gruplardan tek farkı sayılarının fazla olması, kültürel olarak dünyanın en "zavallı" kültürürüdür. o yüzden bence kitap kürt sorunu değil, "kürt tehlikesi" hakkında olmalıdır.

MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

ÜSTTEKİ GİBİ FAŞİST/IRKÇI FİKİRLERİN NEDEN YANLIŞ OLDUĞUNU DA YİNE "KÜRT SORUNUNU YENİDEN DÜŞÜNMEK" ADLI KİTAPTA OKUYABİLİRSİNİZ....

Yazan: lazkopat Tarih: March 25, 2006 11:07 AM

Sayın "Lazkopat",

İsmiyle müsemma olmanın misali hatta timsali olmak için mi müstearınız "psikopat"tan bozma? Siz en iyisi gidin başka yerlerde zırvalayın, burası ciddi bir tartışma ortamıdır; seviyesizliğin bu kadarını kaldırmaz. Bugünün Türkiyesinde mebzul miktarda sizin gibi faşist var, konuşacak çok ülküdaş bulursunuz.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 25, 2006 12:20 PM

Sayın Lazkopat,
Bana göre ibretlik bir yorum yapmışsınız. Bu ülkenin meselesine bu zihniyetle yaklaştığınız sürece acılar dinmeyecek, umarım farkındasınızdır. Benim ülkemin bir kürt sorunu var, ama bu sorun sizin yaklaşım tarzınızla asla çözülmez, çözülemez.

“Kürt kültürü denilen şeyin ne olduğunu görüyoruz. Namus cinayetleri, gasp, hırsızlık, tecavuz, kanunusuzluk, ensest ilişkiler vs...” diyorsunuz, ne yazık, ne acı… Bahsettiğiniz bu olumsuzluklar sadece Kürtler de, Kürt kültüründe mi mevcut, tüm sorunlar bundan dolayı mı??... Hiçbir Laz, Çerkez veya Türkmen yada diğerleri hırsızlık yapmaz mı, adam öldürmez mi, töre cinayeti işlemez mi, mafyaya karışmaz mı? Diğer taraftan bu dünyaya Kürt, Laz, Çerkez vs. olarak gelmek bizim seçimimiz değil ki, siz (kullandığınız isimden dolayı Laz olduğunuzu düşünerek) Laz olmayı kendiniz mi seçtiniz? Ya Kürt bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelseydiniz o zaman konuya bakış açınız nasıl olurdu, ne hissederdiniz??.. Neyse, uzatmak istemiyorum, yorumunuza çok üzüldüğümü belirtmek isterim, bakışınızın bir gün değişmesini dilemekteyim.

Umarım; Sayın Akyol’un çok emek vererek ve ciddi araştırmalarda bulunarak hazırladığı bu kitabı, bizlere yeni bir bakış açısı dahası çözüm önerileri getiriyordur.

Bu arada, Mustafa Akyol’un Referans Gazetesinde yayınlanmış üç güzel yazısını tavsiye ederim. (Son yazısı siteye eklenmiş ancak önceki ikisi yok.) Konuyla ilgili, (bana göre) doğru tespitler içerdiği için ilgilenenlere tavsiye ederim.
Yazıları aşağıdaki linklerden okuyabilirsiniz.

href=http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=37887&YZR_KOD=128>
href=http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=37982 href=http://www.referansgazetesi.com/haber.aspx?HBR_KOD=38106

Yazan: Arife Tarih: March 25, 2006 12:48 PM

selamlar-

Söylediğiniz yazıların hemen hemen hepsini okudum. hiç merak etmeyin. bana kalırsa, inanmak istediğiniz şeylere inanıyorsunuz. algılarda seçicisiniz. kürtler hakkında fazlasıyla iyimsersiniz. eğer fikirlerimi kategorik olarak reddederseniz siz bilirsiniz. sadece kendinizi kandırırsınız. eminim ki, hayatınızda zengin muhitler dışında yaşayan hiç bir kürtle bağınız olmamıştır. o yüzden kürtlere sempatiyle bakabilirsiniz ama sadece kendinizi kandırmış olursunuz.

bugün, liselerde çıkan olaylar baya gündemde. gidin bakın. o olaylara karışanların yüzde 90 ı kürttür, insan ailesinde ne görüyorsa onu yapar. sizin o çok saygı duyduğunuz "kürt kültürü" bütün o olayların nedenidir. eğer siz bu kültürü korunması gereken bir şey olarak görüyorsanız, birisi önünüzü kesip para istediğinde, ya da bıçak çektiğinde, tecavüze yeltendiğinde buna da "saygı" dıyacaksınız. nerde güvenlik güçleri, bu ülkede can güvenliği kalmadı diye bağırmayacaksınız. yoksa kendinizle çakışırsınız.

ayrıca, lazları falan kürtlerle hiç bir şekilde aynı cümlede kullanmayın. lazlar bu ülke için her şeyi yapmış, kültür düzeyi, aile ortamı, soyal yaşamı vs. ortada olan bir millettir. kürtler ise tam zıt kutupdur. 2000 yıldır bu topraklarda yaşayan ama taş üstüne taş koymamış bir millettir. o yüzden, kürtlerle lazları aynı cümlede kullanmanızı bile lazlara hakaret olarak addederim.


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

"LAZKOPAT" BEY'İN BU YORUMLARINA, IRKÇILIĞIN İNSANI NE KADAR YANLIŞ NOKTALARA GÖTÜREBİLECEĞİNİN GÖZÜKMESİ İÇİN YER VERDİM. "SUÇ İŞLEYENLERİN YÜZDE 90'I KÜRTTÜR" GİBİ, HİÇ BİR VERİYE DAYANMAYAN, TAMAMEN HAYAL VE ÖNYARGI ÜRÜNÜ İDDİALARLA TÜRKİYE SADECE VE SADECE İÇ ÇATIŞMAYA GİDER. LAZLAR'A SAYGIM VAR, FAKAT BURADAKİ "LAZ MİLLİYETÇİLİĞİNİ" ŞİDDETLE KINIYORUM.

Yazan: lazkopat Tarih: March 25, 2006 01:24 PM

Sayın "Lazkopat",

Bir kere sizin Laz olduğunuzu hiç sanmıyorum, siz olsa olsa Temel fıkralarına konu olabilecek bir Karadenizli olmalısınız -ama onlar da böyle düzeysiz ve sevimsiz laflar edebilecek insanlar değildir.

İkincisi, siz bu ırkçı önyargıyla ancak kendiniz gibi düşünenleri küçültürsünüz. Size biraz kendinizi eğitmenizi tavsiye ederim.

(Size özel not: Ben Kürt değil, İç Anadolulu bir "Türk"üm, çok yakından tanıdığım bir de "Karadeniz uşağı" var: hayat arkadaşım! Ayrıca, çok değerli "hakiki Laz, Hemşinli, Gürcü" arkadaşlarım da vardır.)

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 25, 2006 02:40 PM

Tam da lafın üstüne denk geldi: Bugünkü Zaman gazetesinde (25 Mart 06) Şahin Alpay'a gelen bir okur mektubu var. Mektubun sahibi RİZELİ! Sayın Lazkopat, zaman.com.tr adresine girip okuyunuz; seviyesi yüksek bir Karadenizli görünüz.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 25, 2006 03:28 PM

Sayın Lazkopat,

Üzüntümü devam ettiriyorsunuz, çok yazık. Biraz empati kurmaya çalışmanızı tavsiye ederim.

"kürtlerle lazları aynı cümlede kullanmanızı bile lazlara hakaret olarak addederim."
:(

"eminim ki, hayatınızda zengin muhitler dışında yaşayan hiç bir kürtle bağınız olmamıştır." bundan o kadar emin olmayın. Pazarda çalışan Kürt kökenli arkadaşım da var, hukukçu olan, öğretmenlik yapan da..Benim tanıdığım insanlar bu ülkeyi ve insanlarını çok sevmekte, hatta uğruna şehit dahi olmaktadırlar. Rahmetli Binbaşı arkadaşımın cenazesinde annesi Kürtçe ağıtlar okumuştu, hemde askeri erkanın önünde. İnanın acının etnik kökeni yok.

Hali vakti yerinde Laz'ları da tanıyorum. Neyseki benim tanıdığım hiçbir Laz sizin gibi düşünmüyor.

Etnik kökeni ne olursa olsun insana saygım sonsuzdur. Siz bu iki kelimenin yanyana gelmesine bile tahammül edemiyorsunuz ama anyı apartman içinde gayet güzel yaşayabiliyor, gayet güzel komşuluk yapabiliyorlar.
Demek ki kurtaracak hala birşeyler var diye düşünüyorum...

Yazan: Arife Tarih: March 25, 2006 03:32 PM

Acaba 'Mustafa Kemal' hic dunyaya gelmeseydi, biz hala Osmanli Imparatorlugu olarakmi kalacaktik ve kurtulus savasi veya devrimler gibi hicbir hadise ortaya cikmayacakmiydi?


Sayın metin,


Saltanatın yerinde kalıp kalmayacağı konusunda bir fikir yürütemem ama kalsaydı eğer Lihtenştayn (okunduğu gibi) gibi bir ülke kalırdı diye düşünüyorum. Herkes sular seller gibi İtalyanca, Fransızca, Yunanca konuşuyor olurdu. Kurtuluş savaşı olmazdı. Bir müddet sonra yani son kullanma tarihimiz geçtikten sonra bizi kendi halimize bırakırlardı.


Şimdi Cezayir vb. ülkeler gibi bağımsızlığımızın 30 küsuruncu yılını kutluyor olurduk.
Neyse bunları düşünmek çok anlamsız artık. Fikri hür vicdanı hür nesiller yetiştirilmesine engel olan, çağdaş insan aklını kendine rehber edinmeyen örümcek kafalı yobaz siyasetçiler yüzünden ülkemizin düşürüldüğü durum ortada. Buna Atatürkçü geçinen sağcısı, solcusu, milliyetçisi, dincisi, dinsizi ve imansızı bütün örümcek kafalı yobazlar dahildir.


Herkesin ellerine sağlık. Ülkeyi ne hale getirdiler. Artık ceplerini ve midelerini doldurdular şimdi elbirliğiyle bu güzelim ülkeyi parçalamaya çalışıyorlar. Maşallah bu konuda herkes çok yetenekli ve istekli. Hadi bakalım kolay gelsin.


Saygılar,


Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 25, 2006 03:46 PM

Sayın Müzmin Anonim,


Son paragrafınız hariç diğer yorularınıza katılabilirim. Ama hele hele son paragrafınızdaki yorumunuz çok tutarsız, çok desteksiz, çok mesnetsiz ve çok haksız bir yorum olmuş. Yanıt aşağıda ilk günkü gibi tap taze duruyor. Saygılarımla, Ataman Ertuğrul.


Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar..


Mustafa Kemal ATATÜRK

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 25, 2006 04:21 PM

Ataman Bey,

Kader karşınıza bir Metin daha çıkardı! Beni onunla karıştırmayınız, çünkü sizi bir daha üzmek istemediğim için çok gerekli olmadıkça yorumlarınıza karşı-yorum getirmemeye karar verdim. Gerekli olduğunda da hatırlamak istemediğim eski polemiğimiz gibi olmayacak -size ve kendime söz verdim biliyorsunuz.

(Yalnız içimde kötü bir his var; burayı ırkçı-faşist saçmalarıyla kirletilmeye müsait bir Terra Nova olarak algılayan yeni bir arkadaş zuhur eyledi. Kendine "Lazkopat" adını takmış olması da hayra alamet değil. Onunla kapışacağız gibime geliyor.)

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 25, 2006 04:34 PM

Bu bölümdeki yorumlara binaen, Sayın Akyol'un kitabından bir alıntı ile kendi yorumumun son noktasını koymak isterim:

Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, 5. Bölüm başlangıcı, Ziya Gökalp'in Belirlemeleri başlığı altında;
"Kürtler'i sevmeyen bir Türk varsa Türk değildir, Türkler'i sevmeyen bir Kürt varsa Kürt değildir." (Ziya Gökalp, Haziran 1922).

Yazan: Arife Tarih: March 25, 2006 04:57 PM

Sayın lazkopat,

Son yıllarda kapkaç terörü estirenlerin çoğunlukla doğu ve güneydoğu kökenli yurttaşlarımız olduğu doğrudur ama bu o bölgede yaşayan yurttaşlarımızın hepsinin kapkaççı olduğu anlamına gelmez. Nasıl ki ülkemizde Taliban benzeri aşırı yobaz dinciler genellikle Karadeniz bölgesinden çıkıyor. Örnek eski Rize belediye başkanı. Şimdi en aşırı yobaz dinci insanlar hep Karadeniz bölgesinden çıkıyor diye bütün Lazlar aşırı yobaz dincidir diyebilir miyiz? Diyemeyiz.

Dolayısıyla verdiğiniz örneklerle duduğunuz tepkiyi bir ırk'a maletmeniz çok yanlıştır. Doğu ve güneydoğu anadoludaki şeyhlik, aşiret ve toprak ağalığı düzeni yıkılmadıkça o bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimiz her türlü çıkar guruplarının kirli oyunlarına alet olmaya devam edeceklerdir.

Kaldıki ırkçılık bizim tabiatımıza aykırıdır. Tarih yazmamış.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 25, 2006 04:57 PM

"Etnik kökeni ne olursa olsun insana saygım sonsuzdur. Siz bu iki kelimenin yanyana gelmesine bile tahammül edemiyorsunuz ama anyı apartman içinde gayet güzel yaşayabiliyor, gayet güzel komşuluk yapabiliyorlar. "

sizin bahsettiğiniz kişiler kürtler değil, asimile olmuş kürtler. eğer gerçek manada kürtlerle tanışmak istiyorsanız, güneydoğuya veya diğer PKK kamplarına git. ondan sonra konuş.

son olarak, eminim senin tanıdığın lazlar da tanıdığın kürtler gibi senin kafadandır. bir de benim lazlığımı tartmışsın. eğer gerçek manada, lazların kürtler hakkında ne düşündüğünü bilmek istiyorsan, git trabzona ve rizeye sokaktan bir kişi çevir ve sor. ondan sonra gel, konuş...

Yazan: lazkopat Tarih: March 25, 2006 05:05 PM

"Dolayısıyla verdiğiniz örneklerle duduğunuz tepkiyi bir ırk'a maletmeniz çok yanlıştır. Doğu ve güneydoğu anadoludaki şeyhlik, aşiret ve toprak ağalığı düzeni yıkılmadıkça o bölgede yaşayan Kürt kardeşlerimiz her türlü çıkar guruplarının kirli oyunlarına alet olmaya devam edeceklerdir"

aşiret düzeni yıkılsa ne olacak yıkılmasa ne olacak. her şeyi aşirete bağlamak yanlış. kaldı ki, aşiret düzeninden kurtulmuş olan kürtlerin ne yaptığıda görüldü. PKK aşiret bağlantılımıydı? HAYIR! Tam tersi laik, seküler, ve hatta konunits bir oluşum. buna rağmen kürtler arasında aldığı destek ortada. bölgede aşiret olsa da durum aynı, olmasa da.

Yazan: lazkopat Tarih: March 25, 2006 05:23 PM

Sayın sıfatını haketmeyen Lazkopat,

Karşınızdakine "sen" diye hitap etme cüretini nereden alıyorsunuz? Elcevap: Gerikalmış faşist kafa yapınızdan! Terbiyenizi takının.

İsabet etmişsiniz, Trabzon'u hatırlatmışsınız. O güzelim Trabzon sizin gibilerinin linç girişimleriyle ve papaz cinayetleriyle hatırlanıyor artık. Elinizde olsa burayı da tararsınız siz.

Laz değilsiniz, Lazlığı kirletmeyin. Türk değilsiniz, Türk bu derece küçülmez. İnsan olduğunuz konusunda şüphelerim var.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 25, 2006 05:23 PM

Sayın Lazkopat,

Burada samimiyetle düşüncelerimi dile getiriyorum. Sizin Lazlığınızı tartıyor değilim. Düşünceleriniz ise gerçekten üzüntü verici. Eğer bir gün yolum Karadeniz'e düşerse emin olun bahsettiğiniz şekilde araştırma yaparım, gerçekten anlamak için bunu yaparım. Varsa yanlış bir düşüncem ona göre değişiklik de yaparım. Bundan çekiniyor da değilim. Eninde sonunda hepimiz beşeriz...

Şu noktada sizinle aramızda ciddi anlamda düşünce farkı var. Ben son noktamı yukarıda koydum. Görünen o ki sizinle fikren konuşmak imkansız, neticesi olmayan boş konuşmalar ise ancak zaman kaybı. Bu konuyu fazla uzatarak siteyi takip edenlere ve de Sayın Akyol'a saygısızlık yapmak istemem. Sizi aklı selim düşünmeye davet etmekten başka da bir temennim yok. Allah yolunuzu açık etsin.

Yazan: Arife Tarih: March 25, 2006 05:38 PM

Metin bey,

Metin'leri karıştırmadım merak etmeyin.:-)) Lütfen güzel ve hatta esprili yorumlarınızı benden esirgemeyiniz. Bana ilk gönderdiğiniz yazıyı kahkahalarla gülerek okumuştum. Fakat sonraki yazılarınızda çok gereksiz karşılıklı polemikler yaratmıştınız. Neyse gerçekten benim için önemli değil bunlar böyle bilmenizi isterim.

Evet lazkopat diye ırkçı-faşist görüntü sergileyen bir arkadaş katılmış. Kendine lazkopat dediğine göre sanki lazlardan çok büyük bir iyilik görmüş gibime geliyor.Irkçı-Faşizm'e de, Emperyalizm'e de, işlerine gelmediği zaman demokrat ve özgürlükçü kesilen siyasal islamcılara da aynı derecede karşıyım. Lazkopat arkadaşın yazdıklarına katılmak mümkün değil. Irkçılık dünyanın en kötü düşüncesi. İnsan onurunu ayaklar altına alan bir düşünce. Malesef daha uzun bir süre bu düşünceyle mücadele etmek zorunda alacak insanlık.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 25, 2006 05:41 PM

Ataman Bey,

Nereden zannettiniz Saltanat'in kalmasini istermisim gibi dusundugumu. Ben sizin gibi M.K. gelmeseydi Saltanat kalacakti, cumhuriyet'in kurulmasi seneler gecikecekti, veya Saltanat kalmasi gerekliydi vs. diye bir iddia etmedim ki . . .

Yani M.K. Ataturk olmasaydi baska biri cikmazmiydi ortaya diye bir iddia ileri surdum. Ve herseyi Ataturk'le cozmemizin zamani gecmedimi demek istemistim.

Yazan: metin Tarih: March 25, 2006 06:11 PM

Aslinda epeydir kafa yordugum konulardan biri olan Kurt Meselesi (pardon Guneydogu sorunu :)) uzerine ahkam kesmeden once Mustafa Bey'in kitabini okumayi dusunuyordum. Ama burdaki bazi mesajlara goz atinca, "I can resist anything but temptaion" sozunde tanimlanan tabiatima teslim oldum.

Once gecen Cengiz Candar'in baskasindan naklettigi bir fikra. Epey bir zamandir Irak'in Kurt yogunluklu bolgesinde bircoklari cocuklarina Kurdistan ismini verirlermis. Kurdistan isimli bir hanim sinir kapisindan Turkiye'ye gecis yaparken gumruk memuru adini sormus. Kadinin cevabi: Kuzey Irak.
Turkiye'nin diger pek cok meselelere oldugu gibi bu konuyada yuzeysel, sosyal gerceklikleri inkar eden, semboller, tabular ve toplum muhendisligi ile karakterize edilebileck yaklasimini karikaturize ettigi icin hosuma gitti fikra.

Birde kendi tecrubemden edindigim bir tesbit: 1977 yili yazi idi saniyorum. ITU'den ik dindar arkadasimla Batman-Raman civarinda staj yapiyorduk. O zaman Siirt'e bagli bir ilce olan Batman'in nufusu 40 bin idi ve 36 tane cami vardi Batman'da. Namaz saatlerinde herkes camilere akin ederdi. Bizim Turk oldugumuzu bilen, Batman halki bize olaganusti misafirperverlik gosterdi "musluman kardes" oldugumuz icin. Her 2-3 gunde bir birinin evinde yemek-sohbete giderdik. "apocular" diye birlerinden bahjsedilirdi ama cok kucuk bir grup olarak. Oylarinin %90'i MSP ye giderdi. bIz ayrilirken bir kafile toplanmisti ugurlamak icin, ellerinde paketlerle sekerler, borekler baklavalar. Benzeri durum Adiyanman, Mardin, Urfa ve diger bircok bolg icinde gecerli idi. YAni Islam cimento idi. O Batman'in simdi Irkci partilerin, OKK'nin kalelerinden olduguna inanasim gelmiyor.

Benim gozumde Kurt Sorunu, dincilik sorunu, egitim sorunu, terorizm sorunu, modernite sorunu vb sorunlar yoktur. Rejim sorunu vardir. Mevcut, toplumun degerlerin yabanci, bireye saygisi olmayan, toplumu gudulecek suru, yada istedigi seklle sokulacak camur olarak goren hakim zihniyet sorun vardir. Kurt sorunu, laiklik sorunu, universiteler sorunu bu sorunun degisik safhalardaki yanismalaridir. Kurt milliyetciligi, ve terorizm "tepki" dir. Bir eski basbakan "Eskiden derslere besmele ile baslardik.. Simdi siz gittiniz 'Turkum, dogruyum, caliskanim..' dedirtiyorsunuz cocuklara. Siz bunu yaparsaniz Kurt cocyga da 'oylelim? O zaman bende "kurdum, daha da dogruyum, dahada caliskanim." deme hakkini vermis olursunuz" dedigi icin hakkinda dava acvildi ve zinde guclerden firca yedi!

Bu zihniyet bir savci Semdinli iddianamesi ile buzulun gorunen ucuna dokundugu icin kendisinin ilahlara kurban edilmesi ile yetinmeyip "samar gibi" muhtira veren zihniyettir.

Bir gozlem daha: Psikopatlar Laz, Turk, Kurt her etnik gruptan olabiliyor. Bunun birornegini gecen PKK yanlisi bir itede gordum. Antalya'da sapigin birinin bir magazanin virinndeki cansiz modele cinsel tacizde bulundugunu okumustum. Bunu PKK yanlisi yayin "Turkkler Cansiz MAnkenle sevisiyor Manseti" ile vermisti (sanki DNA testi yaptirmis ve adamin oz be oz Turk kanindan oldugunu tesbit etmis gibi). O gazetede yazan, kendisini oldukca makul buldugum ve bir uredir yazistigim kose yazarina durumu sordugumda "Bunda ne varki, burun gazeteler yazdi" dedi. Bundan benim ciklardigim ders su" Bu mesele uzerinde diskur ve dialogu , Lazkopat, Kurtopat, Turkopat, devletopat, militaropatlara birakamayiz (tamam, dedimya ben muhendisim diye :)).

Bu cercevede Mustafa Akyol'un kitabinin olumlu bir adim oldugun dusunuyor, sagduyu sahibi diger dusunurlerin seslerinin psikopatlarin gurultusu arasinda kaybolmamasini diliyorum.

Kitabi okuduktan sonra donmek umidi ile.
Selamlar, saygilar

Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 26, 2006 01:09 AM

Sayın "Lazkopat,"

Sizi üslubunuz dolayısıyla uyarıyorum. Burada yazmaya devam etmek istiyorsanız;

1) Diğer yorumculara karşı karşı terbiyenizi takınmanız
2) Kürtlere veya bir başka etnik gruba saygısız davranmamanız

şarttır.

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 26, 2006 01:10 AM

Ataman bey,

Son paragrafınız hariç diğer yorularınıza katılabilirim. Ama hele hele son paragrafınızdaki yorumunuz çok tutarsız, çok desteksiz, çok mesnetsiz ve çok haksız bir yorum olmuş. Yanıt aşağıda ilk günkü gibi tap taze duruyor.
Benim, Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra, beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse, manevi mirasçılarım olurlar..

Hatirlatma amaciyla; benim yazdigim buydu:

Dogudaki baldiri ciplak elifi mertek bile bilemeyen gariban mecburen tek adam saydigi birinin (Aganin) pesinden giderse kotu, Batidaki murekkep yalamis zurefa bunu yaparsa iyi.. cunku bu Kemalizm oluyor, oyle mi?

Dogunun tarihini ya da sosyal yapisini en iyi ben bilirim iddiam yok; ama, hic de ilgim ya da bilgim olmadigini soylersem gercegi aksettirmemis olurum. Ayni seyler uc asagi bes yukari yakin tarihimiz icin de gecerli.

Bahsi gecen cografyada Osmali ile Idri-i Bitlisi araciligi ile yerel feodaller (ki, belki de tarihlerindeki tek ve en kapsamli birlikteliktir) Osmanli'nin genel bir nizam ve harice (ve dahile) karsi savunma saglamasi mukabilinde, Osmanli'nin Dogu sinirlarini muhafaza etmek akti yapilmistir.

Bu akit, o devirde, her iki taraf icin de son derece akilci gerekceler ile yapilmis ve her iki taraf da buna iyiniyetle sadik kalmaga calismistir.

Bu aktin yan etkilerinden birisi de, o cografyada yasayan herkesin (Kurt, Turk ya da baska herkes) kapali bir havzaya kendisini hapsetmis olmasi da vardir. Bu talihsiz sonuc, baska sonuclari da dogurmustur; bunlarin basinda da, yari-ozerk bir aidiyetle bagli olduklari devletin --eldeki imkanlar cercevesinde-- getirecegi yeniliklerdir (egitim vs).

Bu olamamistir. Taraflarin bu sonuca varilmasinda --bilhassa baslangic itibariyle-- bir art niyetinin oldugunu dusunmek icin bir sebep yok.

Fakat, evet, degisik kisveler altindaki feodaller (agalar, seyhler vs) oradaki reayanin dimagen kolelestirmesini sagladilar; islerine, kolaylarina geldi.

Bunun sorumlusu, lokal elitleri olsa da, bunun bedelini sokaktaki ya da dagdaki adama veya kadina fatura edemezsiniz.

Elitlerini yeniden yonlendirmek gerekiyor; daha dogrusu elitlerine nasil daha faydali olabileceklerine dair acilimlar lazim. Bunu da iyi kotu ve hep beraber yapiyoruz --Turkiye icindeki kisimlarin daha iyi bir durumda oldugu ortada; ama, tabii ki yeterli degil.

Gelelim, sizce tutarsiz, mesnetsiz, desteksiz ve haksiz olan benim Kemalizm irtibatli yorumuma:

Once sunun bir adini koyalim; Kemalizm agirlikli olarak pragmatizmdir. Yani, 'zaman sana uymuyorsa sen zamana uy' turunden bir realizm --lutfen bana devrimler filan gibi seylerin benim bu dedigimin aksini gosterdigini de soylemeyin, cunku, iyice bakarsaniz devrimlerle filan da yapilmaga calisilan tipik bir pragmatizmle 'zaman sana uymuyorsa sen zamana uy'dur.

Peki, Kemalizm o idi ise, bugunku Kemalizm --daha dogrusu bugunku Kemalistlerimizin durusu nedir? Cevap basit ama hic de hos degil:

80-90 sene oncesinin pragmatizminin bugun de sahiplenilmesi, dondurulmus haliyle muhafaza gayreti.. Zaman degisti, pragma degisti, fakat... bir asir oncesinin pragmatizminde hala daha israr var..

Hal boyle olunca, evet, tekrar yazabilirim:

Dogudaki baldiri ciplak elifi mertek bile bilemeyen gariban mecburen tek adam saydigi birinin (Aganin) pesinden giderse kotu, Batidaki murekkep yalamis zurefa bunu yaparsa iyi.. cunku bu Kemalizm oluyor, oyle mi?

MKA'nin neyi basarmaga calistigini iyi okumak gerek. O kadarini bile yap[a]madan MKA'nin manevi mirasina konmak isteyenler var tabii ki. Fakat, yurumez. Ustelik, redd-i miras ile yola cikanlarin miraslarinin da kalicigina yonelik endiseler giderek azalir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 26, 2006 02:55 AM

Umuma:

Nezaket geregi kusura bakmayin diye soze baslamam gerekiyor, ama, bu, kusurun bende oldugundan degil; sadece nezaketen..

Bilmemneyizmi tartisirken eldegmedik detaylar siralayabilen bunca munevver arasindan eline klavyeyi alan her Allahin kulu (Kemalistimiz de, anti-irkcimiz da, etiketi kendinden menkul baskalari da) 'Laz' irkinin butun Karadeniz ahalisine tesmil edilebilir oldugunu farzediyor..

Guya bizim mekteplilerimiz olacaksiniz...

Boylesine bir 'galat-i meshur'u bir gercek gibi tekrar etmenin tek faydasi, bir-iki nesil sonra Karadenizde de, Doguda oldugu gibi (Kirmanci, Zaza, Zorani gibi birbiriyle eser miktarda alakali olanlari) ikrah zoruyla olusmus bir bloga donusturup kendimize dusman yaratmak olabilir.

Umulan fayda bu mudur?..

Istirham edeyim; sunu aklinizin bir tarafina yazin: Karadenizde kendine Laz diyen ve/veya Lazca konusan nufus (butun Turkiye'de) toplam 200-300 bin kisiyi gecmez. [Birkacini tanirim] Laz irki apayri bir irktir.

'Lazkopat' musteariyle yazan kisiye acil sifalar dilemenin cok daha isabetli oldugunu dusunuyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 26, 2006 03:30 AM

Lazkopat Bey,

Sizce güneydoğuda yaşayan, çoluk cocuk, kadınlarda dahil olmak üzere tüm KÜRT topluluğu imha mı edilmelidir? Elinizde böyle bir güç olsa yapacaksınız gibi geliyor bana. Sizce, bugüne kadar oradaki halkı eğitimsiz, işsiz ve aç bırakan gelmiş geçmiş TC hükümetlerinin hiç mi payı yoktur bu işte. Siz askerliğinizi Güneydoğuda mı yaptınız? Çünkü eğer yapmış olsaydınız oradaki halkın nasıl sefil ve içsel acısı halde bırakıldığını görür ve böyle konuşmazdınız? Oradaki halk kime güveneceğini şaşırmış ve çaresiz durumda!

Yazan: ilhan Tarih: March 26, 2006 02:15 PM

Yeni kitap dolayısıyla sizi tebrik ederim,
Yazılarınızı bu siteden düzenli takip eden biri olarak bir kitabı almak için yazarının Mustafa Akyol olmasını yeterli buluyorum. İlk fırsatta okuyacağım.

Bu ilk kitabınız mı? Değilse diğer kitaplarınız hakkında bilgi verir misiniz?

Yazan: VolkanS Tarih: March 26, 2006 07:16 PM

Sayın İlhan Bey,

Ben askerlik yapmadım ama güneydoğuya defalarca gittim hatta eminim burada kürtler hakkında olumlu şeyler söyleyen kişilerden daha fazla gitmişimdir. Hayır, elimde güç olsa hatta Amerikan başkanı kadar bile güç olsa kürtleri yok etmem. Kürtleri sevmiyorum ama nefret de etmiyorum!

Bence, güneydoğuda bir plebisit yapılmalı ayrılmak isteyen beldeler ayrılmalı ve Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan kürtler de bu bağımsız Kurdistan'a gönderilmeli.

Bölgenin geri kalmışlığı hakkında şunu söyliyeyim, eğer çocuklarını okula göndermezlerse, kendilerine iş ve aş geirecek partilere oy vermezlerse,kanunlara uymazlarsa, teröre neden olurlarsa hiç bir ülke kalkınamaz. Kaldı ki, güneydoğuya yatırım yapılmadığına da inanmıyorum. Gidin güneydoğuya bir tane asfaltsız yol bulamazsınız bir de gidin Trabzon'a nerdeyse tüm köy yolları toz toprak. Kaldı ki, Türkiye bütün yıllık kazancını arttırsa hepsini güneydoğuya yatırsa ordan bir kişi çıkıp devlete veya türklere şükran duymaz. Emre Aköz'ün Sabahta çıkan yazısını aktarıyorum. Umarım fikriniz değiştirir:

"Çelişkili devlet politikaları

Bundan yedi yıl önce, 1999'da Hakkâri'ye gitmiştik. Dönüşte Van valisini de ziyaret ettik. Vali bey uzun uzun bölgedeki doğum oranının fazla olduğunu, bu nedenle doğum kontrolüne çok önem verdiklerini anlatmıştı.
Ona göre doğum oranı yüksekti, çünkü halk bilinçsizdi; ne yaptığını bilmiyordu. Ben de geziden dönüşte , 'Aşiretin Nüfusu, Aşiretin Nüfuzu' başlıklı bir yazıyla bu 'bilinçsizlik' yaklaşımının, asıl gerçeği örttüğünü belirtmiştim. Fazla çocuk sahibi olmanın ardında, 'bilinçsizlik' değil, tersine toplumsal çevreye uyum çabası vardı.
Neydi 'toplumsal çevrenin' özellikleri? Bir kere çocuk yetiştirmek (ve dolayısıyla çalıştıracak emek sahibi olmak) ucuzdu. Diyelim ki büyük kentte bir çocuğun maliyeti 100 ise, doğunun kırsalında 5'ti! İkincisi, aşiret sistemiyle ilgiliydi. Bir aşiretin gücünü belirleyen en önemli faktör nüfustu. Kafa sayısı ne kadar fazlaysa, aşiretin çeşitli odaklarla (siyasetçiler, diğer aşiretler vs.) pazarlık gücü o kadar fazla oluyordu. Yani aşiretin nüfuzunun ardında, aşiretin nüfusu vardı. Aileler bu tip bir ortamda çok çocuk yapmak zorundaydı.
Velhasıl doğunun halkı pek kulak asmıyordu ama devlet doğum kontrolü için ısrarla çeşitli politikalar uyguluyordu.
Nevruz nedeniyle gittiğimiz Şemdinli'de ise tam tersi bir politikayla karşılaştım. Şemdinli Devlet Hastanesi'nden aldığımız bilgiler, yeni uygulamaların nüfus artışını desteklediğini gösteriyordu.
Neydi bunlar? Çok sayıda insana, ince eleyip sık dokumadan 'Yeşil Kart' dağıtılmıştı. Hasta sayısı (diş dahil) bazı günler 300'ü aşıyordu ve bunlardan ücret ödeyenler ikiyi, üçü geçmiyordu. Kalanına teşhis ve tedavi bedavaydı! Hastanede doğum yapmaları için kadınlar teşvik ediliyor; bunun için, az da olsa para veriliyordu. Ayrıca doğum öncesi ve sonrası kontroller (aşı vs.) için de para ödeniyordu.
Bu proje Dünya Bankası gibi uluslararası kuruluşlarla birlikte yürütülüyordu. Yani paranın önemli bir bölümü 'dışarıdan' geliyordu.
Sonuçta, tahmin edeceğiniz gibi Şemdinli'deki doğumlarda ciddi bir artış meydana gelmişti.
Çelişkiye bakar mısınız? Sen devlet olarak yıllarca doğum kontrolü için küfeyle para ve emek harca... Sonra kalk, bunun tam tersi bir politika izlemeye başla.
İşin 'hüzün veren' bir yanı da ne biliyor musunuz? Bu yardımı alan bazı aileler minnettar kalırken, bazıları, " Ne olmuş yani, TC vermiyor ki para zaten dışarıdan geliyor " diyor.
"

Yazan: lazkopat Tarih: March 26, 2006 09:48 PM

Lazkopat bey,

Öncelikle uzun ve detaylı cevabınız için teşekkür ederim. Son yazdığınız mesajda üslubunuzu biraz yumuşatmışsınız. Emin olun, ilk mesajınızdaki tarzınız ve içeriğiniz bu şekilde olsaydı, burada bu kadar tepki almazdınız. Diğer mesajlarınız resmen dolaylı olarak şu mesajı yansıtıyordu: “ Kürt etnik grubuna ait her birey potansiyel bir PKK militanıdır ve yok edilmelidir” Bu nedenle burada bu kadar çok kişiden tepki aldınız.

Benimde altını çizerek söylemek istediğim şey şu: Askerlik görevi nedeniyle Mardin ve Hakkari yörelerinin merkez ve merkez dışındaki yerleşim birimlerine ve köylerini gezme şansım oldu. Orada 20 çocuklu, Türkçe’yi konuşamayan, son derece ilkel, rezalet şartlarda yaşayan insan topluluklarına şahit oldum. O bölgelerde görev yapmak isteyen; doktor, öğretmen vb kişilerin bulunmasının çok zor olduğunu hepimiz biliyoruz. Siz şuna şahit oldunuz mu orada hiç: insanlar dağıtılan prezervatifleri “hap” zannedip, o şekilde kullanmaya çalışıyorlar. İş malzeme temin etmekle olmaz, insanlara o malzemeyi kullanmanın niçin gerekli olduğunu aşılamak lazım. Bu da çok öncelerden başlar. Yani, sözün kısası orada var olan sağlık ve eğitim gibi hizmetleri Türkiye’nin hiçbir yeri ile kıyaslanamayacak kadar kötü. Normal öğretmenlerin güvenlik sebebiyle görev yapmak istemediği bir okulda yanlış zihniyetteki bir öğretmenin görev yapması sonucunda oradaki minicik beyinler yanlış yönlendirilirse siz oradaki gelecek nesillerden ne beklersiniz? Oradaki 5 yaşındaki çocuğu sahipsiz, eğitimsiz, Türklük bilinçsiz bırakırsanız tabii ki eline PKK bayrağı alıp sallar ve bu zihniyetle de büyüyünce bir PKK militanı olur.

Siz, Trabzon’da yol vb hizmetlerin olmamasına rağmen insanların PKK gibi bir örgütün taraftarı olmadığını söylüyorsunuz. Tabii ki olmazlar. Güneydoğu’da yaşayan insanlar PKK’nın hemen yanıbaşında yaşıyorlar, yıllardır hükümetlerden ne doğru dürüst eğitim, ne sağlık hizmeti almışlar. Sadece vaad vaad ve vaad.Türkçe’yi bile bilmiyorlar. Bir yandan da bölücü örgütün tehditleri ve vaadleri altında kalmışlar.

İkinci olarak, sizde biliyorsunuz ki PKK oradaki insanlara el bebek gül bebek davranmıyor. Bunu biliyorsunuzdur herhalde. PKK’ya gönüllü katılımcılar olduğu gibi, bir çok kişi zorla kaçırılıyor. Yani PKK’dan korkan, nefret eden ama çaresiz kalan bir çok kişi var. Dünyanın en büyük ikinci ordusuna sahip olan bir ülkede böyle bir durumun olması, (tekrar ediyorum) bu gününe kadar ki TC hükümetlerinin (kasti veya bilinçsizce izlenen)yanlış Güneydoğu politikalarını gösterir.

Yazan: ilhan Tarih: March 27, 2006 12:13 AM

Heil Lazkopat!

Züccaciye dükkanına giren fil gibisiniz diyeceğim, olmayacak. Çünkü ideolojinizin yol açtığı kafa sığlığının zorunlu sonucu olarak, iletişim, dil, metafor, konuşma sanatları gibi şeyler size yabancı olgular. Dolayısıyla anlamazsınız. Fil olamazsınız, olsa olsa kurtsunuzdur desem o da yanlış. Çünkü benim bildiğim doğadaki hiçbir kurt faşist değildir.

İnternette bir sürü kitsch (Bkz: sözlük) forum ortamı var. Oralarda takılın, zehrinizi oralarda dökün. Faşist deyince de üzerine alınması gereken yalnız siz değilsiniz; aynaya bakarsanız hart hart göbeğini kaşıyıp PKK mekaka diye zırvalayan ve şu anda bir yerlerde tıkılı olan birinin suratıyla karşılaşacaksınız, sizin adınız da belki onunki gibi Abdullah’tır kimbilir...

Bir daha sizinle ilgili tek kelime etmeyeceğim; zırvalarınızı “önem verilip eleştirilmesi gereken düşünceler” sanmanız gibi bir yanetkiye yol açsın istemiyorum.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 27, 2006 10:06 AM

Muzmin Anonim Bey,

Umuma seslenmişsiniz ancak bendeniz kendimi temize çıkarayım diyorum:
Gözünüzden kaçmış olacak. Laz-Karadenizli ayrımını en başta vurguladım.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 27, 2006 10:07 AM

Sayın İlhan Bey,

Yazdıklarımın biraz prokatif olduğunu biliyorum. Eğer sizi incittiysem özür dilerim. Amacım kimzeyi incitmek değildi ben sadece fikirlerimi söylüyorum.

Yazınızda şöyle demişsiniz: "Oradaki 5 yaşındaki çocuğu sahipsiz, eğitimsiz, Türklük bilinçsiz bırakırsanız tabii ki eline PKK bayrağı alıp sallar ve bu zihniyetle de büyüyünce bir PKK militanı olur."

Bu açıklamanız ilk bakışta mantıklı görünüyor. Ama, olaylara biraz dikkatli bakınca bence yanlış bir düşünce. Peki diyelim ki, güneydoğuda yaşayanlar çok kötü yaşam sürdükleri için bir manada PKK'ya itiliyorlar. Bu önermenin ben kısmen doğru olsa da esasında yanlış olduğunu düşünüyorum. Geçenlerde bir terörist Van'da kendini patlattı 3 kişiyi de öldürdü. Bu kişi, sonrada ortaya çıktı ki, öyle yoksunluk içinde yaşayan öğretimden falan uzak bir kişi değil, tam tersi örgüte katılmadan önce Yıldız Universitesinde öğrenciymiş. Keza, PKK üst kadrolarının önemli bir kısmı üniversite mezunu ya da universite okumuş ama sonrada ayrılmış kişiler, APO dahil. Hadi onu geçtim, bugün İstanbul'da, İzmir'de, Mersin'de bu bölgeleri Kurdistan'ın bir parçası saymalarına yetecek kadar kürt var. Bu kişiler de mi, güneydoğudaki gibi sefalet içinde yaşıyor: HAYIR! Ama, her fırsatta toplanıp Türkiyeye ve Türklere hakaret etmekten geri durmuyorlar.

Ayrıca, bölege halkının (Mardin, Siirt, Urfa, Erzurum ve bir kaç ili bunun dışında tutuyorum) gelişmek, iş-güç sahibi olmak, kalkınmak gibi bir gündemlerinin olduğunu sanmıyorum. Öyle olsaydı, DEHAP veya benzeri partilere oy vermezlerdi. Zira, DEHAP'ın hiç bir zaman benim takip ettiğim kadarıyla ekonomik vaadi olmadı, sadece kürtlük üzerinden politika yaptı ve hep öyle oy aldı.

"İkinci olarak, sizde biliyorsunuz ki PKK oradaki insanlara el bebek gül bebek davranmıyor. Bunu biliyorsunuzdur herhalde. PKK’ya gönüllü katılımcılar olduğu gibi, bir çok kişi zorla kaçırılıyor."

Bu bana pek inandırıcı gelmiyor. Hiç kimse zorla yasadışı bir örgüte katılmaz. Kaldı ki, güneydoüudaki insanların dağda olsun şehirde olsun PKK'ya olan sempatisini anlmak için biraz gözlemci olmak yeterli.

" Dünyanın en büyük ikinci ordusuna sahip olan bir ülkede böyle bir durumun olması, (tekrar ediyorum) bu gününe kadar ki TC hükümetlerinin (kasti veya bilinçsizce izlenen)yanlış Güneydoğu politikalarını gösterir."

Hiç bir ülke 100% doğru politikalar uygulayamaz. Kaldı ki, Türkiyeyi yönetenleri biliyoruz. Bu oran Türkiye'de 50% olsa Türkiye şimdi çok daha farklı olurdu. Ama, ben bölgenin geri olmasının tamamen hükümetin suçu olduğunu sanmıyorum. Kalkınma birazda kültür ve sosyal yapı meselesidir. Bu yapı ve kafayla, 1000 yıl geçse orada çok değerli bir maden falan çıkmaz ise (uranmyum veya petrol falan) güneydoğu ne kalkınır ne de başka bir şey olur.

SAYGILAR

Yazan: lazkopat Tarih: March 27, 2006 10:12 AM

Sayın Müzmin Anonim,

"'Laz' irkinin butun Karadeniz ahalisine tesmil edilebilir oldugunu farzediyor.." İkazınız için teşekkür ederim. Son derece haklısınız.
Kendi adıma yaptığım hatadan dolayı herkesten af dilerim.

Yazan: Arife Tarih: March 27, 2006 10:41 AM

Bekir Bey,

“Turkiye'nin diger pek cok meselelere oldugu gibi bu konuya da yuzeysel, sosyal gerceklikleri inkar eden, semboller, tabular ve toplum muhendisligi ile karakterize edilebileck yaklasimi” [BY]

“Benim gozumde Kurt Sorunu, dincilik sorunu, egitim sorunu, terorizm sorunu, modernite sorunu vb sorunlar yoktur. Rejim sorunu vardir. Mevcut, toplumun degerlerine yabanci, bireye saygisi olmayan, toplumu gudulecek suru, ya da istedigi seklle sokulacak camur olarak goren hakim zihniyet sorunu vardir. Kurt sorunu, laiklik sorunu, universiteler sorunu bu sorunun degisik safhalardaki yansımalaridir. Kurt milliyetciligi, ve terorizm ‘tepki’ dir.” [BY]

“Bu mesele uzerinde diskur ve dialogu , Lazkopat, Kurtopat, Turkopat, devletopat, militaropatlara birakamayiz” [BY]

Yukarıdaki sözleri benden önce yazdınız ya alacağınız olsun!!!

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 27, 2006 11:09 AM

Sn. Metin-the-poor,


Bu konuda paralel dusduncelerimiz olduguna sevindim. Valla dogrusunu soylemek gerekirse siz ve Muzmin Anonim'le zit dusmek hic isime gelmez :) Nakettiginiz cumlelerimi sizden once kullanmaya gelince, ne diyeyim "insomniyak olmann avantajlarida varmis" yada "solucan erken kalkan kusun olurmus" (tercume) tan baska..:)
Sizde pek cok yorumlarinizda benim dusuncelerimi benden epeyce daha zengin, ve cogunluklada istihzali uslubunzla iafade etmistiniz benden once. Odesmis sayilmaliyiz..:)

Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 27, 2006 01:35 PM

Metin (Kemal) bey,

Isim ilavesi konusunda haddimi asmis olabilecegim icin bastan ozur dilerim; 110-120 yil once bir benzer vaka icin uydurulan^H^H^H^H^H^H^H^H^H ogretilen bir gelenekten mulhemdir :-)

Umuma seslenmişsiniz ancak bendeniz kendimi temize çıkarayım diyorum: Gözünüzden kaçmış olacak. Laz-Karadenizli ayrımını en başta vurguladım.

Efendim, estagfurullah. Benim bir iki dikili agacim varsa da, bunlardan hic biri daragaci cinsinden degil..

Fakat, atifta bulundugunuz yaziniz eger bu ise, evet, burada bir ayrim sezer gibi oluyorum; ama, ayisiginda yurur gibi sanki: Geliyor mu gidiyor mu, pek cikaramadim ;-)

Bir kere sizin Laz olduğunuzu hiç sanmıyorum, siz olsa olsa Temel fıkralarına konu olabilecek bir Karadenizli olmalısınız -ama onlar da böyle düzeysiz ve sevimsiz laflar edebilecek insanlar değildir.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 27, 2006 10:54 PM

Sevgili Bekir Bey & Sevgili Muzmin Anonim Bey,

Benim de herkes gibi, hitap ederken isminin başına değer ifade eden birtakım sıfatlar getirmeyi elzem gördüğüm dostlarım var. Son zamanlarda bunların arasına Mustafa Bey’in bloguyla karşılaşmam neticesinde sizler de girmiş oldunuz ki, bu beni hakikaten çok mutlu kılıyor. Çok sevip saygı duyduğum hocam İlber Ortaylı geçenlerde bir basın söyleşisinde boş insanların kendisini çok sıktığını söylüyordu; ben de naçizane öyleyim; ruhumu, beynimi, gönlümü zenginleştirecek, aynı frekansta olduğum insanlarla karşılaşmak milli piyangodan büyük ikramiye çıkmışa döndürüyor beni!

Bu vesileyle şunu da belirtmiş olayım: Bu blogda aslında çok daha fazla diyaloğa girmek istiyorum, fakat ikide bir deklare ettiğim vakitsizlikten öte, görebildiğim ilk yorumundan itibaren Muzmin Anonim dostumuz -tek bir kere su yüzüne çıkan fikir ayrılığımız haricinde (Çiller’in lafı!)-hemen her zaman benim düşündüğüm şeyleri -benden çok daha sofistike, berrak ve yetkin bir ifade ile-benden önce söylediği için bana sarfedecek laf kalmıyor! Bekir Bey, bana Muzmin Anonim Bey yetiyordu zaten, şimdi bir de siz eklendiniz; işim iyice zorlaştı! Tabii her konuda olmasa bile birçok hususta S.Öztürk Bey’in de lafı ağzımdan aldığını belirtmezsem haksızlık etmiş olurum. Ve Nuri Sağlam Bey’i de unutmayalım derim.

Bu kadar “güzelleme”den sonra, bir de buradaki herkese teşekkür ederek şükran görevimi ifa etmiş olmanın huzuruyla sahneden çekileyim. Helalleşmekte fayda var; ne olur ne olmaz; henüz genç sayılırız ama olsun! Ne de olsa, bu ülkede ve İstanbul’da yaşamanın stresi, istiap haddini aşmış kamyona benzetti bendenizi... (Kamyon dedim de, aklıma şu zavallı şoför geldi!..)

Muzmin Anonim Bey, Lazkopat’a o kadar sinirlenmiş olduğum halde, Laz-Karadeniz ayrımını en başından vurgulamayı ihmal etmemiştim. Tamam, Karadenizlilere dokundurdum, onu da kabul ediyorum, ama... Neyse, boşverelim!!!

Saygılar, hürmetler.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 28, 2006 09:18 AM

...Bu arada, isim espriniz adresini bulmuştur! Sabah sabah gülümsedim, teşekkür ederim.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 28, 2006 10:50 AM

Metin Bey,


Tabii her konuda olmasa bile birçok hususta S.Öztürk Bey’in de lafı ağzımdan aldığını belirtmezsem haksızlık etmiş olurum.


Bu ilmekte ettiğim bir sözüm olmasa da beni de sizinle pek çok konuda paralel düşünenler arasına katma nezaketiniz için teşekkür ederim.Bu arada helallik istemişsiniz,içlerinde ben de varsam ve de hakkım da varsa seve seve helali hoş olsun..

Bu yazının altına yazılan yorumları okuyunca -özellikle lazkopatın yorumlarını- cevabi bir yorum yazmak inanın içimden gelmedi.Bazı arkadaşlar birçok şey için çoktan içlerinde bir hükme varmışlar,onlara ne söyleseniz boştur.Bu gibi kişilere hele bir bir yorum sitesinde cevabi birşeyler yazmak adeta kördöğüşüne davetiye çıkartmak demek..

Etnik miliyetçiliği anlayamadım hiçbir zaman.. Hangi teorik temellere oturduğunu da çözemedim. Kendilerini şu ya da bu şekilde bir etnik kimlik ile sıkı sıkıya gönül bağı olduğunu hissedenler ve karşılarına yine etnik bir öteki yerleştirerek yine aslında kendilerini tanımlayanlar, bunu neye dayanarak yapıyorlar bilemiyorum.Hele bunu yapanlar arasında kendilerini muhafazakar olarak tanımlayıp, İslam öğretisine dayananlar yok mu işte asıl buna katlanamıyorum.."İslam'ın hangi nassında etnik ayrım var" diye sorsanız cevap bile veremeyecek durumda olanlar, maalesef meydanlara çıkıp son derece kutsal ve latif olan ilahi söylemleri slogan yapmayı beceriyorlar.

Oldukça uzun insanlık tarihinde çok kısa sayılabilecek bir zaman olan birkaç bin yıl geriye gittiğimizde hangimizin etnik kökeninin izi sürülüebilir ki ? Dahası bunun ne önemi var ? Kimse doğacağı ana-babayı seçme şansına sahip değil..

Hepimiz yice Yaratıcı'nın kullarıyız.Bunu tam olarak bir anlayabilsek..

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 28, 2006 01:52 PM

Sevgili S. Öztürk Bey,

“Bu arada helallik istemişsiniz,içlerinde ben de varsam ve de hakkım da varsa seve seve helali hoş olsun..” [SÖ]

İnsanın “insan” gibi insanların sırf mevcudiyetini biliyor olması bile ferahlatıcı, gelecekten ümitlendirici, güzel birşeydir. Dolayısıyla, elbette size de borçluyum, sağolunuz.

“Bazı arkadaşlar birçok şey için çoktan içlerinde bir hükme varmışlar,onlara ne söyleseniz boştur. Bu gibi kişilere hele bir bir yorum sitesinde cevabi birşeyler yazmak adeta kördöğüşüne davetiye çıkartmak demek..” [SÖ]

Çok haklısınız. Böyleleriyle tek kelime konuşul(a)maz. Kendine yakıştırdığı müsteardan bile meşrebi ve tabiatı kolayca anlaşılabilen o bahsettiğiniz şahıs sanırım Kürt kelimesini duyunca kırmızı görmüş boğaya dönenlerden biri. Kırmızı rengi arayıp bulmak için de internette tarama yapmış olacak ki bu bloga düşmüş. Bazıları eskiden de komünist kelimesini duyunca salya akıtırlardı. Yaşınızın müsait olmadığını biliyorum, o yüzden sormayacağım F.Tüysüz’ü hatırlar mısınız diye... Bu aşağılık mahluk, “Canımız sıkılmıştı, sokağa çıkıp birkaç komünist öldürelim dedik.” diye savunmuştu kendisini... (Binlerce örnekten biridir.) (12 Eylül öncesine ilişkin bu anektodu eksik bırakmayayım da terazi dengelensin: Bizde sosyalist sosyalisti katletmiştir -meleklerin cinsiyeti hakkındaki tartışmada tek bir harfte çıkan fikir ayrılığından ötürü!)

“Etnik miliyetçiliği anlayamadım hiçbir zaman.. Hangi teorik temellere oturduğunu da çözemedim.” [SÖ]

Çok basit: Irkçı-faşist zihniyetin fikir yahut teori boyutu filan yoktur. Olmayan şeyin nesini anlayacaksınız?

“Kendilerini şu ya da bu şekilde bir etnik kimlik ile sıkı sıkıya gönül bağı olduğunu hissedenler ve karşılarına yine etnik bir öteki yerleştirerek yine aslında kendilerini tanımlayanlar, bunu neye dayanarak yapıyorlar bilemiyorum.” [SÖ]

Ötekileştirmenin en vahşi/vandal ekolü etnomilliyetçi faşist zihniyetinkidir.

“Hele bunu yapanlar arasında kendilerini muhafazakar olarak tanımlayıp, İslam öğretisine dayananlar yok mu işte asıl buna katlanamıyorum.." [SÖ]

Bunlardan biri, ellerine bulaşmış kanla siyaset arenasında boy göstermeye devam ediyor.

“Hepimiz yice Yaratıcı'nın kullarıyız.Bunu tam olarak bir anlayabilsek..” [SÖ]

Umudum yok dostum...

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 28, 2006 04:31 PM

merhaba öncelikele büyle kronolojik bir sorun üzerine kitap yazdığınız için sizi tebrik ederim.kitabınızı okumadım ama en yakın zamanda alacağım.bilindiği gibi kürtler tarihleri boyunca 29 defa isyan etmişlerdir.kimileri bu isyanları dış güçler tarafından kışkırtıldığı iddaa etmektedir. bence bunlar asılsızdır bütün bunları dış güçlere bağlamak hayalperestlikten başka bir şey değildir.80 yılık cumhuriyet tarihi boyunca kürtler hep imha inkar ve asimile politikalarıyla sindirmeye çalışılmiştır.şidetin şidet doğurduğu artık günümüzde bilinen bir gerçektir.tarihtede bunun örnekleri mevcutur.bir dil yasaklanabilirmi.bizler bütün dilerin ve kültürlerin özgürce bir arada yaşamasından yanayız. insanlar dini ırkı mileti ne olursa olsun ne aşağlanmalı nede yüceltilmelidir.ve ortadoğuda kürtlerinde içinde bulunduğu coğrafyada mutlaka ama mutlaka barış ve demokrasi kazanacaktır faşizm ve despotizim kaybedecektir

Yazan: mahmut Tarih: March 28, 2006 08:37 PM

Mustafa bey'e kürt\türk sorunu içerikli bir kitap çıkarttığı için çok müteşekkir olduğumu dile getirmek istedim.Ben bir kürt evladıyım ama Türkiyenin doğusunda değil batısında doğup büyüdüğüm.türklüğü savunanlara hitaben demek isterim ki hiç kimse aslında kürtlüğü felan savunmak istemiyor ama buna zorlanılıyor özelliklede batı tarafında.nasıl mı?benim kürt olduğumu dile getirmeyi daha doğrusu ne milletten olduğumu söyleme gereği duymadığım bir mecliste,benim kürt olduğumu bilmeyen sınıfımızın erkek mensupları ve psikoloji hocamız 'kürtleri Türkiye'den atmak lazım,onların soyunu kurutmak lazım...v.b' gibilerinden laflar ediyorlardı.aslında böyle düşünenlerin seviyesiz olduklarını düşündüğümden cevap verme gereği duymam böyle insanlara ama dayanamadım.inanın insan aslında tanımadığını,bilmediğini sevmezmiş.vel-hasıl kelam bende hocam biraz haksızlık etmiyormusunuz benim size ne zararım var dedim.şaşkın bir ifadeyle yüzüme bakakaldılar ne dediğimi idrak etmeye çalışıyorlar tabi bende kürt olduğumu bu arada dile getirdim.işin garip tarafı benim hiç kürde benzemediğimi söylediler tabi bu benim için onlar hakkındaki düşüncelerimin(seviyesiz)çok da olumluymuş meğerse kanaatine vamama vesile oldu.(derse yetişmem lazım devamını daha sonra yazacağım inşaALLAH)

Yazan: FATMA Tarih: March 29, 2006 12:07 PM

yeniden merhaba...olayın devamını anlatmak istiyorum,hocam ve arkadaşlarım bu sefer lafı değiştirmeye çalıştı.şu an o arkadaşlarım öğretmen olacaklar bilmem ne olacaklar ve insanlarımıza ne öğretebileceklerini düşünün.ister istemez insanları bazı şeyleri savunmaya sevk eden böyle şahısların var oluşu.ama ELHAMDULİLLAH ki ben müslümanım ve benim inancımda böyle bir ayrımcılık yasak ve ben böyle yok kürtler şöyle yok böyle(tabi her kötülüğü kürtler yapar)diyenlerin kendi densizlikleri olduğunu düşünüyorum.arkadaşın ingilizcesi mükemmel kpds den 85 almış neymiş kürtmüş üniversiteye uzmanlık için alınamazmış.batıda bir işe girerken nerelisin diye soruyorlar tabi doğulu isen baştan kaybettin sonrada derlerki bütün kürtler hırsız arsız pardon pardon öyle değilde bütün hırsızlar kürttür bütün bıçakçılar kürttür diyorlar peki onları böyle düşünmeye sevk eden kim?bir kişiye kırk kez deli dersen o kişi deli değilsede deli olurmuş ya sanırım bu da öyle birşey.ben doğuda bir üniversiteyi kazanınca nasıl gideceksin oraya korkmayacakmısın kürtlerden dediler ve bende kürt olduğumu hatırlatınca söylediklerinden utandılar.işte öyle bir şey kürt olmak...

Yazan: fatma Tarih: March 29, 2006 01:30 PM

merhabalar,

Öncelikle Mustafa Akyol Bey'i yeni kitabından ötürü kutluyorum. Bu konularda onlarca kitap okumuş biri olarak bu kitabı da sabırsızlıkla okumayı beklediğimi ifade etmek istiyorum...Ben Kürt sorununa tarihi bir perspektiften bakılması gerektiğini düşünüyorum. Fransız İhtilalinin tüm dünyaya yaydığı milliyetçilik akımlarının etkisinde önce Osmanlının hristiyan unsurları (Yunanlılar 1829'da bağımsız oldular, Sırplar 1806'da ilk isyanlarını başlattılar, bunları Bulgarlar ve diğer Balkanlı milletler ve doğuda Ermeniler izler) daha sonra ise Osmanlıdan ümidini kesen müslüman milletler girdiler (Araplar, Arnavutlar ve son olarak Kürtler)...Bazı tarihçiler Osmanlının batıda ve doğuda 2 prensi olduğunu ifade ederler: batıda Aranavutlar, doğuda ise Kürtler...çünkü Osmanlı bu iki unsurun içişlerine mümkün olduğunca karışmaz, onları serbest bırakmıştı...

Ancak 20. yy'ın başında devletin sahibi Osmanlılar İttihat Terakki partisiyle birlikte Türk milliyetçiliğine kayması onların kadim kardeşleri Kürtleri kendi başlarına yeni çözümler bulma arayışına itti. Kürt Teavün Cemiyeti, Bedirhan Paşa'nın oğulları Celadet Bedirhan ve Kamuran Bedirhan'ın ilk Kürtçü yayınları bu yeni arayışların birer sonucu idi.

Kısaca geçiyorum...Kürtler din kardeşleri Türkleri hiç yalnız bırakmadılar...Tarihi dönemeçlerde, kritik savaşalarda onalara destek verdiler...1071 Malazgirt Savaşında Alparslanın ordusunun üçte biri Kürtlerden oluşuyordu,1514 Çaldıran Savaşında Osmanlıya destek vererek Anadolunun şiileşmesini önlediler...ve en son Kurtuluş Savaşında Atatürk'ün liderliğine güvenerek bin yıl boyunca kader birliği ettiği Türk kardeşlerini desteklediler...

Peki ne oldu da iki kadim unsurun arası bu denli bozuldu...bunun sebebi cumhuriyetin üzerine inşa edildiği temel nitelikler maalesef...çoğu yönden yararlı görülebilecek bu sitemin "tek dil, tek millet" felsefesi, uzun yıllar kendi içişlerinde özgürce yaşayan Kürtlerin işine gelmedi...1925 Şeyh Said isyanından, 1930 Ağrı İsyanı'na 1938 Dersim İsyanı ve bugün PKK isyanı devam edip durdu...

bunun çaresi asla imha yada inkar etmek etmek değil...bunun çaresi medeni ülkelerdeki misaller gibi, birlikte, ancak birbirini olduğu kabul etmekten geçer...yani sen Türksün ben Kürdüm...seni sevmem için sen Kürt olmak, ya da Kürt gibi olmak zorunda değilsin...sen beni özgün sesi sazı kültürü ve düşüncesi olan bir Kürt olarak kabul edeceksin...bundan sonra biz kardeş olabileceğiz...

hakaretle, horlamayla, küçük görmeyle, yoketmekten bahsetmeyle sen beni ikna edemeyeceğin gibi ancak kendine düşman edersin...

Allah bilir Osmanlı döneminde de ayrılıkçı fikirler güden Yunanlı, Sırp, Bulgar, aranavut veya Araplara bugün Kürtlere bazı ırkçıların söylediği sözler söyleniyordu...Ancak ne oldu..şimdi her biri bağımsız, hiç birinin Türkiye ile bir alakaları kalmamış...onca savaşlar onların Osmanlının kontrolünde kalmalarını sağlayamamış...demekki o yöntem işe yaramıyor...

o zaman farklı yöntem denemek gerekiyor...uzklaştırıcı değil benimseyici olmak gerekiyor...

hepinize sevgi ve sauygılarımı sunuyorum...

Yazan: Spring wind Tarih: March 29, 2006 06:03 PM

Fatma Hanim,

Kurt degilim ama duygularinizi iyi anliyorum. Sizin yasadiginiz bu tatsiz durumun benzerlerini ABD'deki 25 yilim icerisnde ben de defalarca yasadim; sadece hikayenizdeki Kurt kelimesinin yerine Musluman , Turkiye yerine ABD koyarsaniz benim hikyalerimi andirir.

Yukuarda bu konudaki mesajimi okursaniz bu konuya genel yaklasimimi anlarsiniz. Orada kullandigim fazlada edebi olmayan "“Bu mesele uzerinde diskur ve dialogu , Lazkopat, Kurtopat, Turkopat, devletopat, militaropatlara birakamayiz” ifadem Metin-the Poor'un hosuna gitmis; o zaman burdada tekrar etmis olayim.

Malesef ozellikle mevcut duzenin savunuculari arasinda Lazkopat, Kurtopat ve sizin tarif ettiginiz Turkopat'lar var. Yukardada bahsettigim gibi bir Kurt Irkcisi gazete Antalya'da bir sapigin bir cansiz mankeni cinsel tatmin malzemesi yapmasi olayini "Turkler Cansiz Mankenle Sevisiyor" basligi ile verdigini ve bunu dikkatine sundugum, "oldukca makul" bir kose yazarinin bana "bunda ne var, butun gazetweler yazdi" cevanini verdiginden bahsetmistim. Sizin orneginiz, bu ornek, Lazkaopat ornegi gibi su-i misaller cogaltilabilir. Ama bu orneklerin Turkiye genelini temsil ettigini iddia etmek en buyuk haksizlik olur; bu gun dahi!

"Sizlerden Arab'in aceme, acemin Arab'a ustunlugu yoktur; ustunluk ancak takva iledir" ahlaki ile ahlaklanmis Islam medeniyetleri bu konuda Bati'nin cok ilerisindedir.

Gene yukarda musahhas bir ornekle bir zamanlar Guneydogu Anadolo'da Islam'in nasil harc gorevini yaptigindan bahsetmistim. Malesef "Kurdum" demeyi suc sayan zihniyet "Muslumanim" demeyide suc sayiyor. "kurd" tabusu bir miktar kirildi son yillarda, dilerim Islam konusunda da benzeri olur.

Unutmayalimki gerek temel ecvrensel ahlaku kurallaini benimseyenler, gerek Muslumanlar, gerek demokratlar kisacasi adalet ve baris isteyen insanlar savunduklari davalarda kendi etnik aidiyetlerinin ustune cikmak zorundalar.

Zaten bir kimsenin ait oldugunu sandigi (kimse emin olamaz, ve bir zamani referans noktasi almak zorundasiniz) etnik orijin uzeerinden ustunluk iddia etmesi kanimca kisisel aczin ifadesidir. Kendine ait sunacak fazla seyi olmayan insanlar ancak bir cesit kendi kontrolleri disindaki, aidiyetten kendilerine birseyler cikarip kimliklerini tanimlamaya calisirlar. Dini aidiyet buna dahil degildir, cunki burda bir ahlaki degerler butunu secimi soz konusudur, insanin iradesi ile.

Ben Mustafa Akyol'un kitabini okumaya bugunlerde baslayacagim; size ve herkesede tavsiye ederim. Basliklardan anladigim kadari ile dogru sorular soruluyor ve dogru perspektiften yalasiliyor konuya.

Musluman Kardesiniz
Bekir L. Yildirim

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: March 29, 2006 07:02 PM

benim alamadim sey turkler her sey diebiliyor irgcilik olmiyor kurtler kurtluk ten basedince vatan bolunecek kim irkcilik yapiyor ne mutlu turkum diyenmi turkun turkten baska dostu yok diyen bir devlet irkcidir

Yazan: zulfikar Tarih: March 29, 2006 07:06 PM

Merhaba,

Son olaylardan sonra hala sorunun bir kültürel hak sorunu olduğunu mu düşünüyorsunuz merak ediyorum?

Yazan: Sinan Tarih: March 29, 2006 10:54 PM

Bu ülkede Kürt asilli insanlar Basbakan,Bakan,Cumhurbaskani olabiliyorsa, bu ülkede Kürt sorunu var denemez. Meclisimizin hatiri sayilir bir kesimi Kürt kökenli Vekillerle doluysa, bu ülkede Kürt sorunu var denilemez. Benim tek anlayamadigim, dogudaki insanlarin neden rahat ve barisci bir sekilde yasamak icin caba harcamak yerine, ellerine tas, sopa, silah alip haklarini aramaya ciktiklari?

Resimlere ve görüntülere bakinca, ön safhada sadece ccocuklarin, yani ne yaptiklarini niye yaptiklarini bilmeyen insanlarin olduklari dikkati cekmiyormu?
Bu ülkede yok Kürt sorunu. Bu ülkedeki sorun, ortaligi karistirmak isteyen Kürtler ve kafasini kuma gömen Türklerdir.

Burda Atatürkcülügü tartisanlara (elestirenlere) ise diyecegim, anlamadiginiz seyi tartismayin. Cumhuriyetin yasi ilerledikce, onun degeri,onun icin veriler özverilerin büyüklügü kabolluyor sizlerin gözlerinde.

Eger saglam bir Politikamiz olsa, ülkemizdeki insanlarin hepsinin karni doysa, o zaman kimse kimsenin lafina aldanip sokaga savasmaya cikmayacak.O zaman herkes kimin ne oldugunu cok iyi anliyacak. Anlamayanlara o zaman diyebilirsinizki, buyrun, Kuzay Irak sizi bekliyor.

Yazan: Sadik Hamurcu Tarih: March 29, 2006 11:02 PM

Cumhuriyet tarihimizde doğuda ve güneydoğuda yaşanmış Kürt isyanlarını günümüzdeki PKK terörüyle bir tutan arkadaşlarımız büyük bir yanılgı içersindeler.

Geçmişte Kürt bölgelerinde yaşanmış isyanlar Laik Cumhuriyete karşı "din elden gidiyor, islam elden gidiyor" diye yapılmış ayaklanmalardır. Bu kalkışmanın önderleride tarikat lideri dinsel kişiliklerdir. Kesinlikle ayrılıkçı Kürt hareketi değildir. Bugünkü PKK terörü ise ayrılıkçı bölücü Kürt hareketidir.

Dikkatlerinize sunulur!

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: March 30, 2006 04:05 AM

Sayın Ertuğrul,

Doğu ve Güneydoğuda geçtiğimiz yüzyıl içerisinde meydana gelen isyanların dinsel karakterli olduğu yönündeki düşüncenizi maalesef paylaşmıyorum...sadece 4 isyan örneği vereyim, ki bu isyanlar en büyük Kürt isyanlarıdır, bunların temel çıkış sebebi dinsel olmaktan öte etnik özelliklerdir...

1-Şeyh Said İsyanı: Her ne kadar hilafetin kaldırılmasına yönelik olduğunun belirtilmesi ve Şeyh Said'in dini ünvanı gözönünde tutularak din eksenli olduğu söylense de, ki bu bir ölçüde doğrudur, ancak isyanın altyapısı ve tabanı Türk Ordusunda yüzbaşı iken ayrılıp, Kürt milliyetçiliğini temel alan bir programı olan Hoybun Örgütünü kuran Cibranlı Halit'in çalışmalarıyla oluşturulmuştur. Şeyh Said de bu kişiyle Erzurumda bir görüşme yapmıştır. Ancak isyan başlamadan Cibranlı Halit tutuklanmıştır.

2-Koçgiri İsyanı: Din ile uzaktan yakından bir ilgisi olmayıp tamamen alevi Kürtlerinin ön aldığı etnik karakterli bir isyandır.ilk etnik Kürt isyanı olarak kabul eden tarihçiler vardır.

3-Ağrı İsyanı: Din ile kesinlikle alakası yoktur. Tamamen sürgünlere karşı tepkiden doğmuş, Kürtçü özellikleri ağır basan uzun süre devam eden bir isyandır. Bu isyan nedeniyle Türkiye İran Pakistan arasında Sadabat Paktı imzalanmıştır. Nedeni İsyan sırasında İran'a kaçan Kürtlerin İran tarafınca teslim edilmelerini sağlamaktır.

4- Dersim İsyanları: Yine alevi Kürtler tarafından çıkarılmış bir isyandır. Bu isyanda da kimse "din elden gidiyor" dememiştir.

ayrıca şu enteresan bir gerçektir ki, bir Kürt ne zaman milliyetçi olur biliyor musunuz...Güneydoğuda köyünde iken değil, ne zamanki çalışmak veya okumak üzere Batı illerine gider, arkadaşlarının ve çevresinin bilerek/isteyerek veya bilmeyerek/istemeyerek incitmelerine/hakaretlerine maruz kalır, işte o zaman kimliğini sorgulamaya başlar, kimliğini farketmeye başlar ve ona sarılır...

Bu durum ABD ve özellikle Almanya'ya giden Türklerin daha milliyetçi olup MHP ve benzeri partilere daha yakın olmaya başlamalarıyla aynıdır...Bu açıdan, Bekir Bey ile Fatma Hanımın ızdırapları esas itibariyle aynıdır.

Saygılarımla,

Yazan: Spring wind Tarih: March 30, 2006 08:42 AM

Bence sorun ancak yapılacak bir halk oylamasıyla çözulur. Halk oylaması yapılsın isteyen gitsin kursun kurdistanını. Biz vergilerimizle bize hiç minnet duymayacak olan insanları subvanse etmek zorundamıyız? Sırf param Diyarbakıra gidecek diye, mibuse bile binmıyorum artık. :)

Yazan: sinan Tarih: March 30, 2006 12:00 PM

sayın mustafa kardesim,akıllı bir zat oldugun belli.arastırma yönünde güzel belliki okul dönemini iyi degerlendirmissin lakin hayatı ve bu ülkeyi,bu milleti daha iyi tanıyamamıssın.kıtabının baslıkları,verdiğin mesajların sinyallerini olusturuyor.niyet belli olunca sonuc onun ifadesi olur.kitabının tek bir gayesi var bana göre; cumhuriyet ve ulus-devlet değerlerini cemaatin abdli reisi talimatları dogrultusunda yıpratmak..

cumhuriyetin yıkılması,türk devletinin kurucu hakım kımlık olarak türklüğün tasfiyesi yolundaki bir ab-d + vatikan ortaklıgına dayalı polıtıkalara hizmete soyunmussun.yazık... Bir gün mutlaka dogruyu anlayacak vede gelisen playlar senınde gözünüacacaktır,emınım.................................................

ÖNÜMÜZ TUFANMIŞ, NE GAM . NUHUN GEMİSİDİR; VATAN..!!!!

Yazan: yiğit efe Tarih: March 30, 2006 01:07 PM

Ben Istanbul, Ankara ve Antalya da özel ve is icabi bir cok seneler yasadim. Ve onlarca seneler icerisinde gördügüm kadari ile, bir cok cete, kap kac ve harac gibi yasadisi olaylarda dogu kökenli insanlarin daha agirlikli yer aldigiydi. Rakamsal olarak bunlari sunmak imkansiz, cünki böyle bir istatiksel yada bilimsel bir arastirma oldugunu zannetmiyorum. Yapmakda ayip olur.
Kendi kendime düsünmedim de degil, acaba bu bir önyargimi diye! Fakat yasadigim ve gördügüm bir cok seyde bunun önyargidan uzak oldugunu tastikledi.
Ama bunu genellmek de benim yapacagim en büyük hata olur.
Türkiye Türklerinmidir, bence degil. Ama burasi baris icinde yasamayi bilenlerin olmali.
Bilmiyenlerede gereken ceza verilmeli. Her iki senede bir af cikarmadan..

Yazan: Sadik Hamurcu Tarih: March 30, 2006 09:11 PM

kürt sorununa tepeden bir bakış yapmadan evvel aşağıdaki yazıyı okumanızı tavsiye ediyorum. ekşi sözlükten alıntı. yazının orjinal adresi;


http://84.44.114.44/show.asp?t=k%FCrt+feodalizmi





kürt feodalizmi bu ülkenin en büyük sosyal sorunlarından birisidir. ne yazık ki, ülkenin toplum bilimci akademisyenleri bu konuya pek ilgi göstermemiştir. bu konunun sahipsizliğinin bir diğer ispatı da, bu başlığının sözlük açıldıktan tam 6 sene sonra dolmasıdır. üstelik de sözlükteki onca sosyoloğa rağmen bir mühendis tarafından. neyse amacımız tereciye tere satmak değil o da biline. sözlüğün ersatz yuppie akademisyenleri (bu başlığın dolu olması ise ayrı bir trajedi, bir çeşit özeleştiri herhalde) konuyla ilgilenmiş olsalardı ben de haddimi bilecektim elbette.

feodalizm hakkında bilgi için (bkz: feodal toplum) , (bkz: feodalizm)
kürt feodalizmine girmeden evvel kürtleri tanımak gerek. (bkz: kürtler/@galatyphoon)

yine de kısaca bahsetmek gerekirse, kürtler tahmini olarak m.s. 6-10.yy arası kuzey ve orta iran’dan anadolunun güneydoğusuna göç ettiği düşünülen hint-aryan kökenli bir ırktır. kürtler büyük oranda hayvancılıkla uğraşırlar. bu yüzden yüksek düzlüklerde ve dağlarda yaşarlar. dağ olgusu o kadar güçlüdür ki, kürt mitolojisine dahi girmiştir. kürtlerin dağlık bölgelerde yaşamaları, onları merkezi yönetimin etki alanından bir nebze olsun çıkarmış ve yerel feodal güçlerin etkin olmasına sebep vermiştir.

coğrafik sebepler dışında feodalizmin etkin olmasının en az onun kadar etkili başka sebepleri de vardır. hint aryan ırklarının sosyokültürel olarak feodalizme yatkın olmaları, tarihte stratejik sebepler ile bölgede hiçbir devletin tam olarak hakimiyet kuramaması diğer etkenlerdir.

son maddeyi açmak gerekir. kürt aşiretleri osmanlı ve safeviler (iran’da kurulu alevi/şii türk hanedanlığı) arasındaki anadolya hakim olma mücadelesini çok iyi değerlendirmiş böylece osmanlı hanedanının bölgede merekezi yönetmi etkin hale getirmesini engellemiştir. (merkezi yönetim ile feodalizm tezat şeylerdir. çoğu zaman birinin olduğu yerde diğeri olamaz yada güçlü olamaz.) kürtler tam olarak anadolu ile safeviler arasında sınır gibiydiler. osmanlı, safevilerin anadoluda mukim alevi türkmenler üzerinde etkili olması engellemek için sünni kürt aşiretleri ile ittifak yapmış, onları safeviler ile alevi anadolu türkmenleri arasında doğal bir tampon olarak kullanmıştır. bunun karşılığında osmanlı aşiret liderlerinin bölgedeki hegomanyasına karışmamış böylece aşiret düzeni bölgede iyice semirmiştir. bu üç adet oyucunun olduğu oyuna çok iyi dikkat etmek gerekir. bu basit bir tarihsel vaka değildir. sırayla gidersek;

osmanlı – aşiretler – safeviler
osmanlı veya türkiye – aşiretler – emperyalist güçler
türkiye – aşiretler – pkk

görüldüğü üzere aşiretler ne yapıp ne edip bu oyunda merkezi hükümet ile teke tek kalmamayı başarmış böylece dengeyi sağlamıştır. merkezi hükümetler bu oyuna ister istemez gelmiş, aşiret düzeni bir türlü yıkılamamıştır. bu konu için (bkz: kürt sorunu/@galatyphoon)

konuya geri dönersek, feodal güçler yöre halkı üzerindeki hegomanyalarını kaybetmemek için faydalı olası her stratejiyi kullanmıştır. töre baskısı yada dini baskı bunların arasındadır.

kürt feodal sistemi o kadar etkin olmuştur ki, töre denilen sosyal olgu dahi feodalizmi desteklemek üzere inşa edilmiştir. kürt toplumu için töre herşey demektir. gündelik yaşamdan, evliliğe, ticaretten, bir babanın çocuğunu toplum içinde nasıl sevmesi gerektiğine kadar her alanda yazılı olmayan feodal kurallar işler. bölgede herşey feodal sisteme uygun işler, en ufak uyumsuzluğa tahammül gösterilmez. söz gelimi hayvancılık için çok önemli olan otlakların nasıl paylaşılacağı tamamen aşiret düzeni içinde belirlenir. hiçbir istisanaya müsade yoktur, mesela vaktinde hakkari yüksekova’da nehil ırmağın etrafındaki bataklıkların kurutulup otlak olarak bazı köylülere verilmesi gündemdeydi. aşiret liderleri ne yapıp ne edip bunu engellediler. çünkü bu bölgedeki iktidar yapısını değiştirecekti.

töre namına ne kadar kural varsa hepsinin feodal yapıyı güçlendirdiğini kolayca görebiliriz. misal kürtlerde amca kızı yada baba tarafı kuzenleri ile yapılan evlilikler bütün evliliklerin % 40’ı kadardır. amca kızı yada kuzen olmasa dahi evliliklerin nerdeyse tamamı aşiret içinden olur. kürt olmayan (misal bir türk) biri ile yapılan evliliklerin oranı o kadar düşüktür ki, bu tür bir evlilik çevrede sansasyon yaratır (kasabalarda bu evliliklerin oranı bir miktar daha yüksektir). bunun sayesindedir ki, belirli bir bölgede mülkiyet aşiret içinde kalır, yabancılaşma ve asimilasyon engellenmiş olur. böylece feodal yapı dağılmaz.

kürt feodal düzeninde hiyerarşiyi tanımlarsak (sömürü piramidi);

aşiret ağası
melalar, şıhlar (dini liderler)
kabile reisi (aşiretin bir alt birimi kabiledir)
hane reisi
hanenin yetişkin/evli erkekleri (malxo)
evin en kıdemli kadını (kebani)
küçük erkek çocuklar
evlenmemiş kızlar (çocuk yada genç)
evin gelinleri
bebekler

genel kanı bu düzenin tek sömürücülerinin aşiret reisleri olduğu yönünde olsa da, bu çok büyük bir yanılgıdır. zannımca hane reisi ve daha üstte bulunan birimler, bu düzende verdiklerinden çok daha fazlasını alıyorlar. yani bir erkek doğduktan sonra hane reisi oluncaya kadar sömürülen, hane reisi olduktan sonra da sömüren statüsüne geçiyor. bu yüzden genç kürt erkekleri olabildiğince çabuk hane reisi olmak, hane reisi olanlarda evli oğullarının, evlerini ayrımasını olabildiğince uzatmak gayesindedirler. (klasik bir kürt hanesinde, anne-baba, evli erkek çocuklar, eşleri ve bunların çocukları, evlenmememiş kızlar ve diğer çocuklar hep beraber otururlar. çoğu zaman amca tarafı da bu haneye katılabilir)

kürt feodal sisteminde en tepede aşiret liderleri varsa an aşağıda kürt kadınları (bebeklerden sonra) vardır. bu bahsedilmesi gereken bir konudur. kürt kadınlarının kendilerine yönelik bu baskıdan kurtulmak için, en kabul gören yeteneğini yani doğurganlığını bir silah olarak kullanır. aslında bu da dolaylı olarak feodalizme hizmet eder. gerçekten de feodalist düzende bir çok kere üremek/çoğalmak desteklenir. eve yeni gelin gelmiş ve evde en düşük sosyal statüde (çocuklardan bile düşük) olan gelin statüsünü yükseltmek ve kebani yani en yüksek statülü kadın olmak için çok çocuk özellikle de erkek çocuk sahibi olmak zorundadır. çok çocuk sahibi olmak feodal düzende;

- hane reisi için daha çok hizmetkar yada bir nevi işçi anlamına gelir. tıpkı aşiret ağasının haneleri sömürmesi gibi hane reisi de kendisinin altındaki bireyleri sömürür. onları kendi malı gibi görür. erkek yada kız fark etmez. erkek çocuk olsanız dahi babanız için çalışmak zorundasınızdır. bu anlayış her türlü sosyal yaptırım ile desteklenir. mesela bir kürt atasözü “kureki ku ji bo bavê xwe dixebite, ji bo nefsa xwe dixebita” der ki, “babası için çalışan oğul, kendisi için çalışıyordur”. bu sebeple baba olabildiğince evlenen oğlunun evini ayrımasına izin vermez. bir adamın erkek çocuğu ne kadar çabuk yetişkin* çocuğu olursa o kadar işlerden kaytarır. kendisini köy kahvesine daha fazla atabilir, daha fazla aylaklık yapabilir.

- hane reisi ve aşiret için çok nüfus güç demektir. ne kadar çok nüfusunuz varsa olası bir çıkar çatışmasında o kadar çok arkanız var demektir. tamamen fiziksel şiddete dayalı olan bir sistemde arkası olmamak acınası, zavallı bir halde sömürülmek demektir.

- aşiret düzeninin sömürücüleri, nüfus fazla oldukça merkezi hükümetin bölgede daha fazla zorlanacağını iyi bilirler. çok çocuk demek, eğitimsizlik yani cahillik demektir. cahillik ise düzenin devamı demektir.

- en temelde evin gelini için çocuk bir nevi rütbe demektir. hiyerarşinin en altında bulunan kadın için baskıdan biraz olsun kurtularak, saygı duyulmanın tek yolu olabildiğince çocuk yapmaktır. esasında bu da bir çeşit sömürüdür. bu sebeple bebeğin yeri piramitte annesinin altıdır. gerçekten de, yeni doğan çocuk 2-3 yaşına gelinceye kadar aileden sayılmaz, kendisine isim dahi verilmez.

- söz konusu piramitte her zaman için aşağı doğru indikçe nüfus artar. yani bir aşirette, sadece bir tek aşiret reisi varken, bir kaç tane kabile reisi ve şıh, yüzlerce hane reisi, daha aşağı unsurlardan ise, aşağı doğru gittikçe artmak ana kural olmak üzere binlerce vardır. bu kural unutulmaması gereken bir kuraldır, her zaman için sömürülenler, sömürenlerden sayıca daha fazla olmalıdır. bu yüzdendir ki, çok çocuk yapmak sömürülen sayısının artması için gerekli şarttır.

bütün bu sebepler birleşince, bölgede % 3,5’lara varan inanılmaz düzeyde bir nüfus artışı ortaya çıkıyor. bırakın bu kadar fakir bir bölgeyi, bu oran bir çok petrol zengini ülke olan ortadoğu bölgesinde dahi bir rekordur. sürdürülmesi imkansızdır.

(bkz: #7760066)

bir süre sonra ülke bütçesinde çok büyük gedikler açılacak. daha da önemlisi çok büyük sosyal sorunlar çıkacaktır. bu da kürt feodalizminin zararlarının artık bölgesel nitelikten çıkıp ulusal bir sorun olduğunun kanıtıdır.

feodalizmin batıya ihracı, üzerinde durulması gereken çok önemli bir konudur. 1980 sonrası feodal kürtlerin batıya göçleri hızlandı. giderek daha fazla bireyselleşen ülkenin batısına feodal bir ailenin göçmesi tam anlamıya züccaciye dükkanına giren fil misali gibidir. doğuda aşiretlerin çıkar çatışmaları söz konusu olduğunda en azından bir aşiret aşirete karşı mücadele eder. fakat batıya göçmüş bir aşiret karşısında aşiretleri değil savunmasız ve şiddetin değil hukuğun üstünlüğüne inanmış bireyleri bulur. eğer türkiye’de hukuğun bu gibi durumlarda zayıf kaldığını düşünürseniz, aşiret ile yüzyüze kalmış bireyin haklarından vazgeçmesi ve bir nevi serf durumuna düşmesi kaçınılmaz sondur. gerçekten de bu süreç bir çok bölgede yaşanmıştır. mesela güney bölgelerdeki turistik kasabalarda orta ve küçük çaplı turistik işletmelerin (küçük oteller, restoranlar, plajlar vs vs) çoğu baskı ve tehdit ile bu aşiretlerin eline geçmiştir. hatta yerel halk işten tamamen çekilmiş, tıpkı güneydoğu anadoluda olduğu gibi aşiretler artık kendi aralarında çatışır olmuştur.

http://www.hurriyetim.com.tr/...~2@nvid~610390,00.asp

güneydoğuda kaçakçılık ve uyuşturucu ticaretinin kürt feodal sistemini besleyen bir damar haline geleli 25 seneden fazla oluyor. batıya göç eden aşiretler ise mafyalaşarak sadece üretimi yada kaçakçılığı değil sokakları da ele geçirmek için çabalamaktadırlar. bu çaba sadece türkiye’de değil avrupa’da da görülmektedir. ayrıca kapkaç, hırsızlık, değnekçilik gibi adi suçlarda aşiretler olmasa bile yine bölgedeki feodal sistemin sonucu olarak ortaya çıkan sokak çocukları sorunu ile ilintilidir. güneydoğuda bir çok aile çocuklarını bu tür çetelere para karşılığı vermekte yada çeteler çocukları kaçırıp kapkaça ve hırsızlığa zorlamaktadır.

http://www.sabah.com.tr/2004/12/08/gnd101.html
http://www.tempodergisi.com.tr/...lum_politika/06149/
http://www.aksiyon.com.tr/...=14434&yorum_id=1820
http://www.hurriyetim.com.tr/...~1@nvid~552793,00.asp

bütün bu olaylar her geçen gün şiddetlenerek devam etmektedir. batı insanının bu insanlara tepkisi ırkçılık olarak olmakta bu ise aşiret bireylerinin aşiretten çözülmesini engellemekte feodal düzenin şehirlerde de devam etmesine neden olmaktadır. bu da biz ve siz kavramını her iki taraf için de güçlendirmekte ve batıya göç eden kürtlerin bile asimile olmasını engellemektedir. hatta bu ayrım o kadar şiddetlidir ki, çoğu zaman büyük şehirlerde kürt milliyetçiliği güneydoğuya göre daha güçlüdür.

son olarak kürt milliyetçiliği yada pkk ile kürt feodalizmi arasındaki ilişkiyi incelersek, kürt feodalizminin hem kürt milliyetçiliğini beslediği ve desteklediğini hem de bu vakte kadar bölgede bağımsız bir kürt devletinin kurulmasının önünde en büyük engel olduğunu görüyoruz. bunda şaşılacak bir şey yoktur. yazının başında bahsedilen 3 kutuplu oyunda ne ankara ne de pkk tam anlamıyla başarılı olacaktır. bu oyunda nash dengesi şu anki düzenin devamı üzerine kurulmuştur. oyunun şartları değişmediği sürece yeni bir denge kurulmasını beklemek oyun teorisine aykırıdır. bu düzen sadece aşiretlerin yararınadır. ayrıca giderek daha fazla ülkenin batısında çıkar elde eden aşiretler için türkiyeden kopmak çıkarlarına terstir (bu durum değişebilir). öte yandan pkk’nın yada kürt milliyetçilerinin mücadeleyi kaybetmesi yada yok olmaları da işlerine gelmez çünkü böyle bir durumda merkezi hükümet ile pazarlık kozunu kaybetmiş olacakları için merkezi yönetim feodal düzeni yıkarak onları yok edecektir. ayrıca kürt feodalizmi hizipçilik üzerine kurulmuştur. bölgedeki aşiretlerin her birinin çıkarları çatışır. bu sebeple ne hepsi kürt milliyetçisi olur ne de devlet yanlısı olurlar. bu feodal sistem gereğidir. hatta bazı aşiretler zaman zaman kürt milliyetçisi (barzanici) rolüne bürünmüş, başka zaman da sıkı şekilde devlet tarafına geçmiştir. bunda şaşılacak bir şey yoktur, aşiretler söz konusuysa kaypak bir zemine alışmak gerekir.

türkiye yöneticileri ne yazık ki, bu oyuna gelmişlerdir. bölgedeki korucu uygulaması buna örnektir. halbuki bizim politikamız feodal sistemin olabildiğince çabuk yıkılması, bölge insanının medenileşerek ulus devlet içinde hızlı bir asimilasyonu üzerine olmalıydı. fakat ne yazık ki türk eğitim sistemi feodal çarklar sebebiyle bölgeye girememiş, bölge türkiye’ye bağlı olmasına rağmen çoğu yerde türkçe bilen insan sayısı 15-20 %’yi geçmemiştir. neredeyse 1000 senedir (bunun 500 senesi türk yönetimi altında) beraber yaşadığımız insanlara türkçe öğretememişsek çuvaldızı (hatta mümkünse daha kalın bir şeyi) kendimize batırmamız gerekir. aşirete karşı aşiret politikası artık iflas etmiştir. bu politikanın terk edilmesi gerekmektedir.

tespitler bitti şimdi çözüm için yapılabilecekler

(bkz: kürt sorunu/@galatyphoon)

konu ile ilgili bazı kaynaklar;

kürtlerde aşiret ve akrabalık ilişkileri – lale yalçın
dünden bugüne kürtler – a. m. menteşaşvili
aşiret raporu


Yazan: Murat Tarih: March 31, 2006 03:14 AM

Mardin'de 25 çocuklu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelerek ne aş, ne doğru dürüst eğitim (hem aileden hem de devletten) ne de işe sahip olan bir birey olarak yetişsek ve bir taraftan da TV'de televolevari programlarda İstanbul vb şehirledeki cafcaflı hayatlara şahit olsak bizlerinde bir kapkaç çetesinin eline düşmeyeceğimizi veya terörist olmayacağımızı kimse garanti edemezdi. Bu nedenle, suç olaylarını belirli yörelerinin insanlarına atfedip de günah keçisi arayacağımıza,onları bu tür olaylara teşvik eden sosyo-ekonomik şartları belirleyip gereken düzeltmeleri yapmalıyız. Yoksa bu ülkede hiç bir şey düzelmez.Herkes hariçten gazel okumaya devam eder.

Yazan: ilhan Tarih: March 31, 2006 07:26 AM

SLM-

Almanya ne kadar almanlarınsa, Türkiye de o kadar Türklerindir. Faşizan bir algı yaratmak istemem ama PKK'ya mazaret bulmak yerine olayları olduğu gibi görmek bence en akıllısı. Gerçek şu ki, kürtlerin önemli bir kısmı Türklerin de giderek artan bir kısmı artık birbirleriyle yaşamak istemiyor. Neden bu zoraki evliliği sürdürüyoruz. Katolikler bile artık başanabiliyor. Biz niye, kendi vergilerimizle, kazandıklarımızla bize hiç minnet duymayan, tek kuruş vergi vermeyen, her şeyi devletten bekleyip sonra da devlete küfredenlerle aynı ülkede yaşamak zorundayız?

Yazan: sinana Tarih: March 31, 2006 10:17 AM

Sevgili Ilhan arkadasim,
Ben Yozgatliyim, ve sana sorarim, sen hic Yozgata geldinmi?
Dogudan eksigi var, fazlasi yok. Ama orda kimse fakirlikden dolayi, yada devletten az ilgi gördügünden dolayi daga cikmadi. Hepsi okullara gitmeye calisti. hatirlatirim, Atatürk tarafindan yasaklanan illerden birisidiydi Yozgat.
sagilarimla

Yazan: Sadik Hamurcu Tarih: March 31, 2006 11:21 AM

Son olaylar bağlamında Prof. İhsan Dağı'nın bugün Zaman'da yayımlanan makalesini okumakta fayda var. Türk ve Kürt faşistlerinin karşılıklı birbirini besleyip azdıran provokatif yaklaşımlarıyla hiçbir yere varılamaz; daha doğrusu, cehennemî bir kargaşa ve çöküş ortamına varılır.
http://www.zaman.com.tr/?hn=271416&bl=yorumlar&trh=20060331

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 31, 2006 12:13 PM

Değerli Sadık Bey,

Şöyle demişsiniz:

“Ben Yozgatliyim, ve sana sorarim, sen hic Yozgata geldinmi?
Dogudan eksigi var, fazlasi yok. Ama orda kimse fakirlikden dolayi, yada devletten az ilgi gördügünden dolayi daga cikmadi.”

Size şunu sorayım:

Evet Kürt halkı dağa çıkıyor ve terörist oluyor:

1)Tüm kürt toplumunun tüm bireylerini aynı (suçlu) potansiyelde mi göruyorsunuz. Evet hepsini aynı kefeye koymuyorsanız bunu özellikle belirtmeniz gerekirki. Genelleme yapamayız.

2) Güneydoğu Anadoluda’ki eğitim, öğretim, dil, iş vb sorunlarının diğer yörelerden çok daha ağır olduğuna katılıyor musunuz? Biraz yukarıda Güneydoğudaki askerlik anılarımdan bazı aktarımlar var, bu aktarımları okuduktan sonra ne düşünüyorsunuz?

3) Size göre bu Kürt sorununun kökü nasıl kazınır? Yani, sizin çözümünüz nedir?

Çok teşekkür ederim.

Saygılar,

Yazan: ilhan Tarih: March 31, 2006 04:38 PM

selamlar,

Kürt sorununu sırf ekonomik kaynaklı görmenin eksik kalacağını düşünüyorum...sadece ekonomik nedenlerden kaynaklansaydı, Yozgatlı arkadaşımızın dediği gibi Yozgatlıların da, Kırşehirlilerin de, çorumluların da tüm geri kalmış illerin de bir şekilde tepki vermesini beklemek gerekirdi...

Kürt sorununda ekonomik nedenler bence sadece "kolaylaştırıcı, hızlandırıcı" etkiler yaratıyor...yani, aşağıda belirteceğim ana nedenlerden doğan sorundan olumsuz etkilenen insanların tepki göstermelerini hızlandırıyor belki de kolaylaştırıyor...

Kürt sorunu özde siyasidir, kanatimce...şöyle ki, kim ne derse desin, (Türkçü tarihçiler Kürtleri Türk, Farslar Kürtleri kendilerinin amcaoğulları olarak görme eğilimindedirler)Ortadoğu da kendilerini Türk, Farsi ya da Arap olarak görmeyen, hissetmeyen, onlar arasında yaşasa da kolay asimile olmayan, az çok özgün bir dili olan, kendi has kültürü varolan ancak uluslaşma sürecini henüz tamamlamamış bir topluluk/halk var...

Dikkat ediniz, Kürtler yaşadıkları 4 ülkede de sorun çıkarıyorlar...bu onların "sorunlu" ya da "sorun çıkarıcı" bir halk olduklarını göstermez...Bu onların bulundukları ülkelerin hakim milletlerinden ayrı olduklarını gösterir...Kürtler Ortadoğuda 4. en büyük nüfusa sahip millet olarak 4 parçada da "altta" yaşamayı içlerine sindiremiyorlar, isyan ediyorlar...

Dünya haritasına bakınız...İsrail 6 milyon, Azerbaycan 6 milyon, Ermenistan 1.8 milyon, Bulgaristan 10 milyon, Türkmenistan 10 milyon Kırgızistan 5 milyon, 1 milyonun altında nüfusu bulunan onlarca devlet var...Kürtlerin nüfusu en az 30 milyon...ama hala varlıkları sorgulanıyor, dillerini kullanmaları, kültürlerini yaşatmaları kısıtlanıyor...hatırlayın, daha 20 sene önce kimyasal bombalarla öldürülüyorlardı Saddam tarafından...

ayrıca bugün Kürtleri kapkaççı olmakla suçlayanlar "Şarkın sevgili sultanı" Kudüs fatihi selahattin Eyyubi'nin, Bediüzzaman Saidi Nursi'nin, Mevlana Halidi'nin, beriye gelelim, "Türkçülüğün Esaslarını" yazarak bugün Kürtlere küfreden Türkçülerin ideologunun, Cumhuriyetin ilk Milli Eğitim Bakanı Vasıf Çınar'ın (ilk isyanı çıkaran Bedirhan Paşa'nın torunudur, tıpkı tarihçi Cemal Kutay gibi)ve daha bir çok tanınmış şahsın Kürtlerden çıktığını unutmamalılar...

saygılar,

Yazan: Spring wind Tarih: March 31, 2006 09:13 PM

Türk sorununu sadece "ekonomik" kaynaklı olarak görmek tabii ki eksik bir bakış açısıdır. Daha önceki mesajlarımda da belirttiğim gibi "ekonomik" etkenler bu sorunun etkisini arttıran nedenlerden sadece birisidir. Bu sorunun kökeninde içinde bulunduğu coğrafya'ya özgü bir çok nedenler sayılabilir.

Benim vurgulamak istediğim esas nokta; Kürt sorunun "temel sebeplerini" ortaya dökmekten ziyade; bu sorunu "Kapkaççıların çoğu Kürt (hatta "doğulu" diye yazılmıştı) kökenlidir" gibi ırkçıvari söylemler ile daha da körükleyip yanlışın üzerine yanlış ile gitmektir.

Saygılar,

Yazan: ilhan Tarih: March 31, 2006 09:59 PM

DÜZELTME:

Bir önceki mesajımın başında yer alması gereken "Kürt sorunu" ibaresi yerine yanlışlıkla ""Türk sorunu" yazmışım. Bilgilerinize...

Saygılar,

Yazan: ilhan Tarih: March 31, 2006 10:41 PM

Merhaba Ilhan Bey,
Ben bu ülkede Türk Kürt ayrimi yapilmasina karsiyim. Eger ilk makalelerimi okusaydiniz, genelleme yapmakdan kacindigimi anlardiniz.
Ama ben ayrim yapmazken, bazilari benim dükkanimi acmama yasak koyarsa, benim ögretmenlerimi, PTT görevlilerimi vurursa, o zamanda DUR BAKALIM deme hakkina sahibim.
Benim lafim, terörist olmayi herhangibi bir nedene baglayanlaradir. Insan vurmanin hic bir mantikli nedeni olmaz. Kimse bana ilgi yada deger verilmiyor nedenine siginip baskasina zarar veremez.
Benim savundugum, bu isleri yapanlara gerekli cezanin verilmesidir.
Devlet olarak, yada toplum olarak cok hatalar yapildigini biliyorum. Ama Kürtlerinde cok büyük bir bölümünü olusturdugu bu toplumda her sucu devlete atmak da yalnis olur.
Benden cözüm istemissiniz! Benim cözümüm yok. Ama karsi tarafa bakilirsa cözüm toprak ayirmak. Belkide en iyisi bu. Alsinlar ülkenin yarisini, sonra bakalim ABD ne kadar onlarin nazini cekecek.

Ve tekrar yenilemek istiyorum, Türkiye Türkler degil,baris icinde yasamayi bilenlerin olsun.

Hepinize saygilarimla

Yazan: Sadik Hamurcu Tarih: April 1, 2006 03:14 AM

Sadık Bey,

Son mesajınızda yazdıklarınız ile ana hatları ile bende hem fikirim. Tabii ki T.C vatandaşları olarak bu ülkeyi bölmeye ve zarar vermeye çalışanlara karşı elimizden gelen mücadeleyi vereceğiz ama bu mücadele sadece "onlar bizi bölmeye çalışıyor bizde onların kafasını ezelim" mantığı ile olupta, sosyal, ekonomik, eğitimsel, dilsel gibi bu sorunu yaratan diğer etkenler konusunda hiç bir önlem alınmazsa boşa kürek çekmekten başka bir çaba harcamış olmalıyız ve olduğumuz yerde sayarız.

Biraz empati yapalım; Iğdır’ın bir köyünde, 18 kardeşli bir ailenin çocuğu olarak, bir mağarada büyüdüğünüzü farzedin (olabilirdi değil mi Allah bizi orada yaşayan bir KÜRT çocuğu olarak da dünyaya getirebilirdi.) Ebeveynleriniz ne Türkçe ne de sizin isminizi biliyorlar. Eğer biraz şansınız varsa; 50-60 km ötedeki ilkokula gidiyor ve burada 4-5 sınıf aynı anda ve aynı mekanda ders görüyorsunuz. Bir yandan PKK teröristleri köyünüzdeki evlere baskınlarda ve empozelerde bulunuyor, sizi devlete karşı provoke ediyor Devlet deseniz o da size üvey evlat gibi davranıyor; sanki bulunduğunuz yöre T.C. sınırları içinde değil. Sonra, 9-10 yaşlarındayken birileri elinize PKK bayrağını veriyor ve “bunu sallayacaksın, hakkını söke söke alacaksın, bak bu devlet senin için ne yaptı ki” diyor. Böyle bir zihniyet ve bakış açısı ile büyüyen bir çocuğun istikbali veya akıbeti ne olur sizce? Çıkan olaylarda 3-5 kendini bilmez provokatörün yanızıra büyük ölçüde çoluk çocuk olduğunu görmüyor musunuz? Ne yapacağız, tüm kürt toplumunu ipe dizip sllandıracak mıyız size göre? Aynı “kurtlar vadisi” zihniyeti ile büyüyen bir çocuk gibi; geçenlerde kendini Polat Alemdar olarak gören bir çocuğun okulda neler yaptığını ve iki ailenin yok oluşunu hep birlikte izledik. Aynı duruma bir Kürt çocuğunun düşmesi ve beyninin yıkanması o kadar muhal mi gözüküyor? Olaylara her zaman tek taraflı mı bakmak zorundayız?

T.C hükümetlerinin, neredeyse yarım asıra yaklaşan PKK terör tarihinde böyle bir kritik bölgeyi (Güneydoğu’yu) bu kadar (göz göre) geri bırakmaya ve kendi kaderine mahkum etme hakkının olup olmadığını da sorguluyor muyuz hiç?. Ekonominin de ötesinde İnsanlar ne dillerini ne dinlerini ne de milli bilinç (Türklük) duygusunu biliyorlar. “Andımız” ı veya” İstiklal Marşı” nı ne derecede biliyorlardır dersiniz? Siz önce böylesine hassas ve çok sorunlu bir bölgeye gerekli önemi ve hizmeti verirsiniz, ondan sonra “evet biz devlet olarak üzerimize düşen görevi yaptık, gönlümüz rahat, artık sıra sizde bak sakın ha! nankörlük edenin başını ezerim” deme hakkını kendinizde görürsünüz. T.C hükümeti milletvekili ve bakanlarının oğulları, Güneydoğu şöyle dursun, evlerinin karşısındaki orduevinde kuşsütünün eksik olduğu “askerlik” görevlerini icra ederken, kusura bakmayın ama herkes güler ağlanacak halimize.

Ciddi bir hastalığı tedavi etmeye çalışırken, o hastalığa sebep olan (temelinde yatan) faktörleri mi ortadan kaldırmaya çalışmalıyız yoksa temele fazla inmeden yüzeysel tedavilerle geçici çözümlere mi başvurmalıyız. “Kapkaççılar, tinerciler Doğudan çıkıyor, onlar tuh kakadır” gibi bir zihniyete mi bürünmeliyiz? Yoksa, “tamam bu insanlar bunu yapıyor ama niye yapıyor?” diye araştırıp kökten çözümler mi aramalıyız?. Eğer böyle düşünmezsek, sonuçta, karşımıza çıkan her KÜRT vatandaşını terör ve suç ile bağdaştırır ve “kör, bağnaz etnik milliyetçi” halini alırız. Ve esas, fiştekleyici, provokatör olan bölücülerin ekmeklerine bal, kaymak süreriz.


Saygılar,

Dip not:

Türkiye’nin Sorunlarına Çözüm Konferansı’nın 2 yıl süren çalışmaları sonucunda 81 il içinde gelişmişlik sırasına göre iller:

... 69. Bayburt, 70. Van, 71. Batman, 72. Siirt, 73. Mardin, 74. Şırnak, 75. Adıyaman, 76. Bitlis, 77. Muş, 78. Bingöl, 79. Iğdır, 80. Ağrı, 81. Hakkari.

Araştırmaya göre okuma yazma oranının en az olduğu iller Güneydoğu illeri, okuma yazma oranının en düşük olduğu il ise Şırnak

Yazan: ilhan Tarih: April 1, 2006 06:43 PM

Arkadaslar,

Yukarda yazdigim bir yorumda benim Kurt Meselesi'ni Turkiye'deki mevcut hasta sistemin semptomparin biri olarak gordugumu, ya da bunun bir "tepki" oldugunu dusundugum ifade etmistim. "etki" nin hangi zihniyet oldugu konusunda fazla detaya girmemistim. Bu "etki" yi ureten "yeni bir millet insasi" nin mimarlarinin psikolojisini yansitan guzel bir yazi cikti dun ve bugunki ZAman'da Ibrahim Kalin'in kaleminden. Fazla yer isgal etmemek icin iki parcalik yazinin sadece bu gunku kismini koyuyorum. Konuyu temelden kavramak isteyenlere ilk kisminida okumalarini tavsiye ederim.

Selamlar, saygilar

Bekir L. Yildirim
--------------------------
DR. İBRAHİM KALIN
01.04.2006 CUMARTESİ

[Yorum - Dr. İbrahim Kalın]
Cumhuriyet'in derin korkuları- 2

Din ile milletin birbirinden kopartılması, dinin yerine Avrupa medeniyetinin, milletin yerine etno-seküler Türklüğün konması için yeni tanımların yapılması, yeni kurumların açılması kaçınılmazdı. 1912 yılında kurulan Türk Ocakları, amacını Balkan Harbi’nin o zorlu günlerinde söyle tanımlamıştı: “… akvam-ı İslamiye’nin bir rukn-u mühimmi olan Türklerin milli terbiye ve ilmi, içtimai, iktisadi seviyelerinin terakki ve anlaşıyla ırk ve dilinin kemaline çalışmak…” (F. Üstel, Türk Ocakları 1912-1931 (İletişim Yayınları, 1997), s. 100).


Fazla değil, 10 yıl sonra Türk Ocakları öyle bir noktaya gelecektir ki başkan Hamdullah Suphi (Tanrıöver) Türk Ocağı’nı ‘Batıcı ve terakkiperver’ bir kuruluş olarak tanımlayacak ve ona “Batı’nın Doğu’daki temsilcisi” sıfatını yakıştıracaktır. Aynı Hamdullah Suphi, Birinci Millet Meclisi’nde Evrak ve Tahrirat Müdürü olarak çalışan Necmettin Sahir (Silan) Bey’in 1921-1923 yılları arasında yaptığı “ilk Meclis anketi”nin tek sorusu olan “Kazanılacak olan milli istiklal mücahedemizin feyizdar ve semeredar olması neye mütevakkıftır?” sorusuna şu cevabı verecektir: “Garp medeniyetinin beşeri bir medeniyet olduğunu idrak etmek İslam milletlerini mumya gibi içinden olmuş bir kalıp halinde tutan ve her şeye sumulü olan muhafazakarlığı terk etmeli. Memleketi asar-ı atika müzesi gibi canı çıkmış, köhne müessesatın, düşüncelerin mahfazası olmaktan kurtarmalı. Maarif namına yeniden baş gösteren irticaın ne korkunç bir hortlak olduğunu çok vakit geçmeden takdir etmeli… Ruhumuza vaizden, edebiyattan, ağlar bir musikiden, mezarlık üstüne bakan köy, kasaba ve mekteplerden gelen mevt ve fena felsefesi yerine aşk-ı hayat ikame eden yeni bir felsefe sokmaya çalışmalı.” (İlk Meclis Anketi (TBMM Yayınları, 2004), s. 45).

Peki millet korkusu? Dinin bir ‘araz’ olarak gördüğü etnisiteler mutlak ve kurucu bir değer haline geldiğinde, öteki etnisitelerle çatışması kaçınılmaz hale gelir. Etno-seküler milliyetçiliğin tanımladığı Türklük, sadece İslam’dan kopartılmış değildir. O aynı zamanda ‘ağa ve şeyhlerin hükümranlığı altında terakki edememiş’, geri ve ilkel etnisitelere de karşıdır. Bu yüzden Cumhuriyet mühendisleri Anadolu sathında “Türk”ten başka bir şey görmek istemiyorlardı.

Kurtuluş Savaşı sırasında garp cephesi komutanı olan İnönü bir grup subaya yaptığı konuşmada söyle diyordu: “… İçinde bulunduğunuz vaziyeti bilesiniz … Padişah düşmanınızdır. Yedi düvel düşmanınızdır … kimse işitmesin, millet düşmanınızdır.” (aktaran İdris Küçükömer, Düzenin Yabancılaşması, (Alan Yayıncılık, 1989) s. 96). Bu düşman tasavvuru, genç Türkiye devleti kurulduktan sonra da devam edecektir. Demek ki Cumhuriyet milletin kendisinden korkuyor. Neden? Çünkü millet demek, bir tarafta din öte tarafta etnisite ötesi bir kimlik demek. Millet demek, Cumhuriyet elitinin artık terk etmek istediği tarih demek. Oysa 1919’da kurulan ve ilk Meclis’in çekirdeğini oluşturan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-yı Hukuk Cemiyeti, şu ilkeden hareket ediyordu: “… bilcümle anasır-ı İslamiye yekdiğerine karşı hürmet-i mütekabile hiss-i fedakarı ile meşhun ve vaziyet-i ırkıye ve içtimaiye ve şeraiti muhitiyelerine riayetkar öz kardeştirler.” (Mete Tunçay, Türkiye Cumhuriyetinde Tek-Parti Yönetiminin Kurulması 1923-1931 (Cem Yayınevi 1989), s. 341).

İlk Meclis’in gizli oturumlarının birinde konuşan Gazi Mustafa Kemal ise şöyle diyecektir: “Suret-i umumiyede prensip şudur ki hudud-u milli olarak çizdiğimiz daire dahilinde yaşayan anasır-ı muhtelife-i İslamiye yekdiğerine karşı ırkı, muhiti, ahlakı, bütün hukukuna riayetkar öz kardeşlerdir. Binaenaleyh onların arzuları hilafına bir şey yapmayı biz de arzu etmeyiz. Bizce kat’i olarak muayyen bir şey varsa o da hudud-u milli dahilinde Kürt, Türk, Laz, Çerkez vesair bütün bu İslam unsurlar müşterekü’l-menfaadir.” (TBMM Gizli Celse Zabıtları (İş Bankası Yayınları, 1985), cilt I, s. 73; aktaran Mesut Yeğen, Devlet Söyleminde Kürt Sorunu (İletişim Yayınları, 2003; 2’nci baskı), s. 114-5).

Kısa sürede anasır-ı İslam olmaktan kurtarılan ve muasır medeniyetin bir âzâsı olarak ilan edilen bu Türk milleti nasıl bir millettir? Buradaki “Türk” hiç de zannedildiği gibi Kürt’ün ya da Arap’ın üstünde yahut Batı’ya meydan okuyan bir Türk değildir. Tarih ve mekan algısı daralmış, kendini muhayyel bir geçmişe ve yabancı bir geleceğe ait hisseden bir Türk milleti. Tanımı hâlâ yapılamamış, sabıkalı bir muasır medeniyete dahil olabilmek için ne olduğunu bin yıllık bir tecrübeyle ortaya koymuş İslam medeniyeti havzasını terk etmesi öngörülen bir Türk milleti. Bugün bu Türklerin Leila’da vatan kurtaranlarına ‘beyaz Türk’, varoşlarda ömür tüketenlerine ‘Televole Türkü’ diyoruz!

Korkuyu doğru tanımlamak

Türkiye 20’nci yüzyılın neredeyse tamamını bu iki derin korkunun yol açtığı psikozla geçirdi. Kültürel geri kalmışlık sendromunu, tarihin dışına düşme korkusuyla birleştiren siyasi elitler ve aydınlar, tevarüs ettikleri din ve millet korkusunu daha da derinleştirdiler. Bugün eski korkularına yenilerini ekleyen Türkiye, iç ve dış düşmanların tehdit algılamaları karşısında her gün biraz daha geriliyor ve “çılgınlaşıyor”. Son yıllarda tekrar nükseden komploculuk salgını, Türkiye’nin uluslararası sistem tarafından yok edileceği korkusundan besleniyor. Bu korkuya cevap veren sesler, “Çılgın Türkler”i daha da bir çileden çıkartıyor. Onları herkesin ve her şeyin karşılarında ve düşman olduğu bir paranoyaya sürüklüyor. Oysa korkuyu yenmenin ilk şartı, onu doğru tanımlamak.

Amerikan Başkanı Roosevelt, 1930’ların zor günlerinde “Korkmamız gereken tek şey korkunun kendisidir.” demişti. Fakat korku temel bir güdü olduğuna göre, ondan kurtulmaya değil, onu “idare” (manage) etmeye ve yönetmeye çalışmamız gerekiyor. ‘Korku yönetimi’ dediğimiz şey, önce neden korkmamız gerektiğini tespit etmemizi, sonra bu korku karşısında ne yapacağımızı belirlememizi ifade ediyor. Neden korkacağız? Türkiye’nin derin din ve millet kimliklerinden mi? Yoksa bunlardan duyduğumuz korkunun bizde açtığı yaralardan mı?

Türkiye bugün hükümetiyle, aydınıyla, ordusuyla, medyasıyla, işadamıyla, akademisyeniyle bu sorulara doğru cevaplar bulmak zorunda. Türkiye’nin yeni siyasi dili, bu cevaplar üzerinde yükselecek. Kendi insanından, dilinden, dininden, milliyetinden, tarihinden, coğrafyasından korkan bir Türkiye karşısında, Avrupa Birliği’nden, Amerikan mandasından ya da Rus yayılmacılığından korkan bir Türkiye, daha sorunlu, daha kırılgan, daha güçsüz bir Türkiye’dir. Bu yüzden Türkiye olarak din ve millet korkularını masaya yatırmamız, bunların ne kadarının gerçek ve rasyonel, ne kadarının sanal ve hatalı olduğunu tespit etmemiz gerekiyor.

Kendinden korkmayan bir Türkiye, sahih korkularını yeniden keşfedecek. Ve belki de şöyle diyecek: Biz eskiden bir dostu incitmekten korkardık. “Yerin kulağı var” denildiğinde “vicdanımızın kulağı var” manasında bir şeyler anlardık. Komşumuzun “horozuna hişt!” deyince, onu incitmiş olmaktan korkardık. “Onlara öf! bile demeyeceksin” buyruğunu duyunca, anne-babayı incitmiş olmaktan korkardık. Biz eskiden Allah’tan korkardık. Din ve millet korkusunu yenmek için, neden niçin korktuğumuza selim bir akıl ve hür bir vicdan ile yeniden karar vermemiz gerekiyor.


HOLY CROSS ÜNİVERSİTESİ / SETA VAKFI GENEL KOORDİNATÖRÜ


Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: April 1, 2006 07:30 PM

[Bekir Bey, çok yaşayın, gene benden önce davranmışsınız!]

Bu siteye yeni giren heyecanlı arkadaşlara tavsiye ettiğiniz makalenin yazarı olan İbrahim Kalın'ın ismini daha önce duymamıştım; benim için önemli bir kazanç oldu Zaman'da onunla karşılaşmak... "Cumhuriyetin Derin Korkuları"nı da, "Türkiye’nin İnce Gücü"nü de mutlaka okumak lazım.

Yazan: metin-thePoor Tarih: April 1, 2006 09:11 PM

Bekir bey,

Yeni rejimin her tarafta Turkler gormek istedigini soyluyor. Dogrudur.

Ama, ne anlama geldigi, tarifin ne olduguna bagli olarak degisir: Ben Turkum ama, hem o devirde hem de ondan sonraki tanim beni tariflemiyor.

Yeni rejim, bir Turk olarak benden de olabildigince uzak, bana da yabancilasmis bir seydir. Ben, bu ulkenin kurulusuna kan verenlerden oldugumu biliyorum da, kurucu unsur imtiyazlarini kullananlarin benden oldugu kanaatinde degilim...

Etrak-i bi-idrak, Aziz Nesin'in topragi bol olsun, evet, bu ulkenin yuzde 70'lerini, hatta cok daha fazlasini, olusturuyor..

'Kalkin, ey ehl-i vatan, dediler, kalktik; yerimize baskalari oturdu'nun ne anlama geldigini bugun bu ulkenin siyasi, ekonomik ve kultur hayatina yon verenlerin aidiyetlerine baktikca daha bir anlamli buluyorum.

Misak-i Milli hudutlarinin haricindekilerin devlet baskani olmamasi gerektigi yolundaki itirazlari hatirlamak lazim. Ama, baska caremiz yoktu anlasilan. Ya savastigimiz dusmana teslim olacaktik, ya da onlarin kabul edecegi alternatiflere.. Ikincisini sectik; ve morfoza ugramagi kabul etmek de bunun zimni bir mutemmim cuzi idi..

Boylece, "Turk' isim ve sifati da en hafif tabiri ile musadere edildi (nezaket icabi gasp demedim). Ibrahim Kalin da kalkgidelim edilmis bu sifa