« 'İslamofaşist' Yaygarası Nereden Çıktı? | Ana Sayfa | SkyTurk TV'de Akıllı Tasarım Tartışması »
March 20, 2006
Akılllı Tasarım Hakkında Doğrular ve Yanlışlar
[20 Mart 2006 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]
Darwinizm-Yaratılış tartışması son günlerde hızlandı. "Yaratılış" fikrinin bilimsel karşılığı olan "Akıllı Tasarım" teorisine karşı da pek çok itiraz yükseldi. Bu teorinin bir savunucusu olarak, iki ayrı kanattan gelen bu itirazları karşılamamda yarar var.
Birinci kanat, "ne gerek var Darwinizm'le uğraşmaya" diye soran bazı Müslüman yorumcular.
Bu yorumcuların bir kısmı, "evrim fikri İslam'la çelişmez, Allah evrimle de yaratmış olabilir" diyorlar. Aslında bu fikir doğru: Evet, canlıların evrim yoluyla da yaratıldığı savunulabilir ve nitekim böyle düşünen Müslüman ilahiyatçılar vardır. Ancak böylesi bir "yaratılışçı evrim" ile Darwinizm'i paralel sanmak büyük bir yanılgı olur. Darwinizm herhangi bir "evrim teorisi" değil, "doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisi"dir. Doğal seleksiyon ise kör ve amaçsız bir mekanizmadır. Bunu kabul ettiğinizde, neyi kabul etmiş olacağınızı, Darwinist teori'nin 20. yüzyıldaki en büyük isimlerinden biri olan George Gaylord Simpson'un "The Meaning of Evolution" (Evrimin Anlamı) adlı kitabındaki ünlü sözünden görebilirsiniz. "İnsan," der Simpson, "kendisini hiç de hedeflememiş olan amaçsız ve doğal bir sürecin ürünüdür."
İnanmak için kanıt
"Ne gerek var Darwinizm'le uğraşmaya" diye düşünen bazı Müslüman yorumcular da Akıllı Tasarım teorisini eleştiriyor ve "Allah'a inanmak için doğadan kanıt bulmaya ne gerek var, Allah'a zaten 'iman' edilir" diyorlar.
Böylesi bir "fideist" inanç (yani "inanıyorum, çünkü inanıyorum" düşüncesi) de mümkündür elbette... Ama İslam'da öngörülen bu değildir. Allah'a inanmak kuşkusuz bir "iman" meselesidir; ama bu imanın akılcı delilleri vardır. Kuran'da insanlar Allah'a inanmaya davet edilirken, O'nun yarattığı evren ve doğa birer "ayet" (yani kanıt) olarak gösterilir. Bu nedenledir ki, başta İmam Gazali ve Bediüzzaman Said Nursi olmak üzere İslam kelamcılarının büyük bölümü "İsbat-ı Vücud", yani Allah'ın varlığını göstermek için doğadaki düzen, ahenk ve tasarım üzerinde durmuşlardır.
İşte "Darwinizm'le, Tasarım'la ne işimiz var; biz zaten inanırız, inanmak için kanıt mı olur" diyen Müslümanlar, bu kritik meseleyi ıskalıyorlar. Dahası Allah inancının rasyonel bir gerekçesi olmadığını varsayarak, onu "irrasyonel" sayan materyalist felsefeye bilmeden koz vermiş oluyorlar.
Materyalist İtirazlar
Oysa materyalizme karşı böylesi bir teslimiyetçiliğe hiç gerek yok. Akıllı Tasarım'a yönelik materyalist itirazlara baktığımızda bu "kağıttan kule"nin zaten titremekte olduğunu görebiliriz.
Gelin birlikte görelim... Akıllı Tasarım, dini kaynaklara değil bilimsel kanıtlara, özellikle de yaşamın kompleks yapısına dayanan bir teori. Radikal gazetesinde yayımlanan "Bilim öğretilen derste (yaratılış) okutulamaz" başlıklı yazısıyla bu teoriyi eleştiren Prof. Celal Şengör ise şöyle demiş:
"Yaşamın Darwin'in, veya Mendel'in veya Hugo deVries'in sandığından karmaşık olduğu doğrudur, ancak bu, karmaşıklığın yalnızca tesadüfi evrimle açıklanamayacağı anlamına gelmez".
İyi ama, bunun salt bir iddia olarak kalmaması için, yaşamın karmaşıklığının yalnızca tesadüfi evrimle açıklanabileceğinin Prof. Şengör gibi materyalistlerce gösterilmesi lazım.
Peki bu gösteriliyor mu? Hayır!.. Sözgelimi ilk hücrenin veya hücredeki kompleks mekanizmaların rastlantısal bir evrimle nasıl açıklanabileceği sorusu tümüyle cevapsız. Bakın, Darwinizm'e hararetle inanan, Akıllı Tasarım'a da şiddetle karşı çıkan dünyaca ünlü fizikçi Paul Davies, 2002 basımı "The Origin of Life" (Yaşamın Kökeni) adlı kitabında şöyle diyor:
"Araştırmacıların çoğu yaşamın kökeninin bir sır olduğunu kamuoyu önünde açıklamak istemiyor. Sadece kapalı kapılar ardında kabul ediyorlar bu konudaki çaresizliklerini. Bu rahatsızlıklarının iki nedeni var. Birincisi, bunun köktendincilerin sahte-açıklamalarına kapı açacağını sezmeleri. İkincisi ise, bilgisizliklerinin samimi bir itirafının, bilimsel çalışmalara verilen devlet fonlarının azalmasına neden olacağından korkmaları." (s. xxiv)
Bu alıntıda sözü edilen "köktendinciler", yaşamın yaratıldığını savunanlar. "Sahte-açıklama" ise, aynı jargona göre, Akıllı Tasarım teorisi olmuş oluyor.
Peki ama niye "sahte"? Aksini gösteremediğiniz bir açıklamanın "sahte" olduğuna daha ilk baştan nasıl karar verebiliyorsunuz? Ya da "yeni bilimsel kanıtlar yakında bizi haklı çıkaracak" diye şimdiden nasıl kehanette bulunabiliyorsunuz?
Bu soruların tek bir cevabı var: Materyalizme iman... Akıllı Tasarım karşıtı bilim adamları, maddeden başka bir gücün var olmadığına, maddesel dünyanın kendi içinde kapalı bir sistem olarak işlediğine ilk baştan iman ettikleri için, bunun dışında kalan bir açıklamayı, tartışma gereği bile duymaksızın reddediyor ve hatta susturmaya çalışıyorlar.
Ama tabii bu işin bir "usturubu" var: Materyalizmi bilimin kendisi gibi göstermek... Darwinistlerin sıkça kullandığı "Akıllı Tasarım bilim dışıdır, yakında bilim yaşamın kökenini açıklayacak" gibi sözleri doğru okumak için, "bilim" kelimesinin yerine "materyalizm"i koymak lazım. Oysa bilimin materyalist olmak gibi bir zorunluluğu yok. Sadece objektif olup gerçeği araması gerekiyor.
Yanlışlanabilirlik kriteri
Akıllı Tasarım'a karşı çıkmanın bir yöntemi de, "bu teori yanlışlanabilir değildir" demek. Oysa Akıllı Tasarım ile Darwinizm "yanlışlanabilirlik" kriteri açısından tamamen aynı düzlemde. Sayın Celal Şengör "dünyada yaşamın akıllı bir tasarımcının eseri olduğu hiçbir gözlemle yanlışlanamaz" derken, savunduğu Darwinist teorinin de, ünlü bilim felsefecisi Karl Popper tarafından tam da aynı nedenle eleştirildiğini unutuyor.
Problem şurada: Yaşamın kökenini tartıştığımızda, milyonlarca yıl önce yaşanmış olayları ele alıyoruz. Yeryüzündeki ilk hücrenin, ilk balığın, ilk kuşun kökenini irdeliyoruz. Bunları gözlemlemek de, test etmek de imkansız. Tek yapılabilecek şey, eldeki kanıtlara bakarak, "tasarım" veya "doğal süreçler" açıklamalarından hangisinin daha tutarlı olduğuna karar vermek. Doğal süreçlerin canlılığı açıklaması mümkün değilse - ki değil - varılması gereken sonuç tasarım.
İslam'a uygun
Akıllı Tasarım teorisine karşı bir de Hıristiyan ve ABD kökenli olma eleştirisi var. Hatta materyalist bilim dergisi "Bilim ve Gelecek", "Amerikan Malı Safsata: Akıllı Tasarım" diye başlık da atmıştı. Sanki kendi savunduğu Darwinizm, Anadolu'nun bağrından kopup geliyor...
İşin doğrusu şu: Bugün Batı dünyasında bir ateizm-teizm (Allah'ı inkar-kabul) çatışması sürüyor ve bunun en önemli "cephe"lerinden birisi de yaşamın kökeni. (Amerikan Ateistler Birliği her yıl boşuna "Darwin Günü" düzenlemiyor.) Bu çatışmada Müslümanların Batı'nın teistleriyle (inançlı Hıristiyan ve Yahudilerle) ortak noktalar keşfetmesi hiç de garip değil. Akıllı Tasarım bunlardan biri.
Bu teorinin İslam'a son derece uygun düştüğü ise, "Islam & Science" dergisinin 2004 yaz sayısında, Malezya'daki Uluslararası İslami Düşünce ve Medeniyet Enstitüsü'nden Adi Setia'nın imzasıyla yayımlanan bir makalede detaylı şekilde anlatılmıştı. Yayın kurulunda Seyyid Hüseyin Nasır gibi büyük İslami otoritelerin bulunduğu söz konusu dergi, İslam ve bilim konusundaki en önemli uluslararası akademik yayın sayılıyor.
Kısacası Akıllı Tasarım bilime de uygun İslam'a da. Aykırı düştüğü tek şey, materyalizm.
Materyalist olmak, bu fikri savunmak ise elbette serbest. Ama bu felsefeye uygun düşen bir teoriyi (Darwinizm'i) bilime ve eğitime egemen kılarken, Allah inancına uygun düşen bir teoriyi (Akıllı Tasarım'ı) sansürlemeye kalkmak yanlış. Ülkemizde "devlet materyalizmi" değil de objektif eğitim istiyorsak, her ikisini de çocuklara öğretmeli, seçim hakkını onlara bırakmalıyız.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 20, 2006 10:13 AM
Merhaba;
Akıllı tasarımı bize anlatırmısınız Mustafa bey, Allah ın yaratmak için tasarım yapmaya ihtiyacı mı var? HAŞA!
' Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. 'Bu karmaşaya ne gerek var? Tek bir gerçek var inşaAllah,herşeye güç yetiren Rabbim yeri göğü ve arasındakileri yoktan var etmiş heran bizim içinde yaratmaya devam etmektedir. Sevgiler siz güzel insan Hakkın yoluna hizmet etmektesiniz inşaAllah, Rabbim göz ve gönül gözünüzü daimi açık tutsun.
Yazan: hülya okay Tarih: March 20, 2006 12:42 PM
Sayın Akyol,
"Darwinizm-Yaratılış tartışması son günlerde hızlandı." demişsiniz. Her zamanki gibi baş düşman olarak Darwinizm'i göstermişsiniz aynı diğer AT'ciler gibi.
Bence ilk önce Darwinizm'in tanımını yapmalısınız. Darwinizm ile ne kastediyorsunuz? Birçok kişinin Darwinizm ile evrimi kastettiğinizi düşündüğünü tahmin ediyorum. Bu konuya bir açıklık getirirseniz sevinirim.
Yani açık açık şunu diyorum. Sizin tartıştığınız konu evrimin olduğu veya olmadığı mı yoksa evrim kendiliğinden mi yoksa bir tasarımcının tasarladığı şekilde mi olduğu? Buna kesin bir dille açılık getirmenizi rica ediyorum. Daha önce de kaç kere bunu sordum ama bir türlü cevap alamadım.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 20, 2006 03:21 PM
Sayın Da Vinci,
Haddim değil Mustafa Bey'in adına cevap vermek ama yine de duramadım..
"Darwinizm-Yaratılış tartışması son günlerde hızlandı." demişsiniz. Her zamanki gibi baş düşman olarak Darwinizm'i göstermişsiniz aynı diğer AT'ciler gibi.
Tabii ki Darwinizmi gösterecek,M.Weber'in iktisad teorilerini gösterecek değil ya.. Siz konuyu nereden takip ediyorsunuz kuzum ?
Bence ilk önce Darwinizm'in tanımını yapmalısınız. Darwinizm ile ne kastediyorsunuz? Birçok kişinin Darwinizm ile evrimi kastettiğinizi düşündüğünü tahmin ediyorum. Bu konuya bir açıklık getirirseniz sevinirim.
Mustafa Bey darwinizmin tanımını yapmaktan dilinde tüy bitti,hala daha neyin tarifini istiyorsunuz ? Biraz site arşivini karıştırın.
Yani açık açık şunu diyorum. Sizin tartıştığınız konu evrimin olduğu veya olmadığı mı yoksa evrim kendiliğinden mi yoksa bir tasarımcının tasarladığı şekilde mi olduğu? Buna kesin bir dille açılık getirmenizi rica ediyorum. Daha önce de kaç kere bunu sordum ama bir türlü cevap alamadım.
Evet bu soruyu daha önce de sormuş ama cevabını almıştınız.Ya hatırlamıyorsunuz ya da birşeyler yazma isteğiyle öylesine çalakalem yazmışsınız..
Mustafa Bey'in size yine bu makalenin altında daha önce verdiği cevap:
Sayın Da Vinci
"Doğada değişim" anlamında evrimin varlığına inanıyorum. Tüm canlıların ortak bir atadan evrimleştiği tezine (common descent) ise agnostik yaklaşıyorum; olabilir, ama olmayabilir de, ikna olmak için yeteri derecede kanıt yok. Özellikle Kambriyen patlaması, bunun aleyhinde güçlü bir değil.
Saygılar.
Yazan: Öztürk Tarih: March 20, 2006 05:01 PM
Sayın Da Vinci
Bir hata olmuş;"Mustafa Bey'in size yine bu makalenin altında daha önce verdiği cevap cümlesinde bu makaleye değil,Akıllı Tasarımı anlayamama sorunu adlı başka bir makaleye ve yapılan yorumlara atıfta bulunmak istemiştim.
Syg.
Yazan: Öztürk Tarih: March 20, 2006 05:52 PM
"Yaşamın Darwin'in, veya Mendel'in veya Hugo deVries'in sandığından karmaşık olduğu doğrudur, ancak bu, karmaşıklığın yalnızca tesadüfi evrimle açıklanamayacağı anlamına gelmez."
kelime oyunu yapmak bir prof'a yakısmamıs."yanlızca" ibaresinden saplantılı bir gorus tasıdıgı belli oluyor zaten.
"Materyalizme iman..."
cok dogru bir tespit.
sayın akyol;
yazdıklarınızın tumune katılıyorum.cok guzel bir yazı olmus.elinize saglık...
Yazan: bercenay Tarih: March 20, 2006 08:27 PM
Sayın Öztürk,
"Haddim değil Mustafa Bey'in adına cevap vermek ama yine de duramadım.." demişsiniz. Keşke durmayı becerebilseydiniz.
"Doğada değişim" anlamında evrim ne demektir? Yok böyle bir evrim tanımı. Biyolojik anlamda evrim tüm canlı türlerinin diğer türlerden türediğidir. Tüm canlı türlerinin ortak bir atadan türediğidir. Yani hiçbir canlı türü bir anda yoktan ortaya çıkmamıştır, başka türlerin değişimiyle oluşmuştur. Genel anlamda evrim böyle özetlenebilir. (Bu arada Kambriyenle ilgili cevabımı defalarca verdim.)
Yazan: Da Vinci Tarih: March 20, 2006 11:23 PM
Sayın Da Vinci,
Siz kambriyenle ilgili hiçbir cevap vermediniz.
Sadece siz değil hiçbir darwinist "büyüklere masallar"dan başka bilimsel bir cevap vermedi.İşin doğrusu siz hiçbir konuda "cevap" vermiyor,sadece amentünüzü tekrar ediyorsunuz.
Kambriyende ortaya çıkan flumları çarpıtma ile eksik göstermeye çalışıyorsunuz.Zamanı da genişletmeye çalışıyorsunuz.Ama bu sizin çıkmazlarınızı kapatmıyor.Bir tane flum ortaya çıkmış bile olsa -bu arada merak edenler flum'un tanımına ve kapsam genişliğine kaynaklardan bakabilir- yine o flumun köken sorusu cevapsızdır.
"Efendim kambriyenden önce tek hücreliler ve basit çok hücreliler var,işte bu flumlar o tek hücreli ve basit çok hücreli canlılardan evrimleşti" demek cevap değil materyalist "İMAN" dır.
Biz nasıl,hangi yolla ,hangi aşamalarla ve hangi mekanizmalarla evrimleştiğini soruyoruz,teorik ve pratik(fosil) aşamalarını soruyoruz siz "işte bunlar var ya, şunlardan evrimleşti" gibi insan aklına hakaret eden cevap(!) veriyorsunuz.Daha da acısı bu cevap(!)lara kendiniz de inanıyorsunuz.
Kambriyen patlamasının darwinizm açısından çok büyük bir sorun olduğunu birçok darwinist kabul etmesine rağmen siz birtürlü kabul edemiyorsunuz.
Darwinizm sert eleştiriler getiren arteist bilimadamlarını bile "cahil"likle suçluyorsuz.
AT'yi inanca dayanmakla suçladığınızda, AT'nin değil ama darwinistlerin asıl inanca dayandığını belirtmek için daha önce sorduğum doğal mekanizmalarla oluşmuş ve "gözlemlenmiş" "bir tek" kompleks organ gösterin gibi soruları da duymamış gibi yapıyorsunuz.
Kısaca aslanlar gibi savaşıyorsunuz,takdir ediyorum ama çember daralıyor,bari canınızı kurtarın, savaştığınız felsefe kutsal, vaadlerde bulunan bir inanç sistemi değil. Hiçten gelip hiçliğe gidildiğini isbatlamaya çalışan bir hiç uğruna feda olmaya değmez.
Yazan: Öztürk Tarih: March 21, 2006 12:30 AM
Sayın Öztürk,
Sizinle olan tartışmalarımızdan öğrendiğim birşey var. Size inandığınız birşeyin aksinin doğruluğunu kabul ettirmek imkansızdır. Ben bunu tecrübelerimle öğrendim. Ben istediğim kadar bilimsel kaynak göstereyim siz inandığınız birşeyin yanlış olduğunu ve benim söylediğimin doğru olduğunu kabul etmezsiniz. Onun için ben sizi hiçbir şeye inandırmak için uğraşmam ve uğraşmayacağım. Ama Kambriyen patlamasıyla ilgili söylediklerimi diğer kişilere de hatırlatmak için son bir kere veriyorum:
Benim bunun üzerine sizin inancınızı(!!!) değiştirmek için birşey yapmam söz konusu değildir. Siz istediğinize inanmakta özgürsünüz ama ben burada bilimsel verileri ortaya koyuyorum ve gerisine karışmıyorum. Son olarak şunu söyleyeyim. Son 10 yıldaki gelişmelerle "Kambriyen patlaması" efsanesi sona ermiştir. Siz bu efsaneye inanmaya ve umut bağlamaya devam edebilirsiniz.Yazan: Da Vinci Tarih: March 21, 2006 06:25 PM
Sayın Da Vinci,
Ben size şunu sordum:
Bir tane flum ortaya çıkmış bile olsa -bu arada merak edenler flum'un tanımına ve kapsam genişliğine kaynaklardan bakabilir- yine o flumun köken sorusu cevapsızdır.
"Efendim kambriyenden önce tek hücreliler ve basit çok hücreliler var,işte bu flumlar o tek hücreli ve basit çok hücreli canlılardan evrimleşti" demek cevap değil materyalist "İMAN" dır.
Biz nasıl,hangi yolla ,hangi aşamalarla ve hangi mekanizmalarla evrimleştiğini soruyoruz,teorik ve pratik(fosil) aşamalarını soruyoruz siz "işte bunlar var ya, şunlardan evrimleşti" gibi insan aklına hakaret eden cevap(!) veriyorsunuz.Daha da acısı bu cevap(!)lara kendiniz de inanıyorsunuz.
Verdiğiniz cevapsa bu:
Kambriyen öncesi dönemde 4 filum, Kambriyen döneminde 9 filum, daha sonraki dönemlerde ise 30 civarında filum ortaya çıkmıştır.
İşte ben zaten bu ortaya çıkmayı soruyorum.Nasıl'ını soruyorum.Hadi 4'ten de vazgeçtim.Süreyi de 100 milyon yıl yaptım.Bir tane flum'un tek hücreliden itibaren aşama aşama gelişimini gösterin.
Atmasyon teorilerle yani şöyle olmuş olmalı böyle olduğu düşünülüyor vb inançlarla değil, kanıtlarla..
Son 10 yılda "kambriyen patlaması efsanesi" sizin için ortadan kalkmış ama galiba 2002 tarihli sciense dergisi farklı düşünüyor:
Fosil kayıtlarına göre yeryüzünde yaşam 3.5 milyar yıl önce küçük fotosentetik bakterilerle başladı. 3 milyar yıla yakın süre, gezegen bakteri, plankton ve mikroskobik deniz bitkilerinden daha büyük bir canlıya sahip değildi. Sonra birdenbire, 540 milyon yıl kadar önce, okyanusun karanlık derinliklerinde, çok zengin bir hayvanlar topluluğu var oldu. Uzun dikenli solucanlardan ağızları için yakalama kancaları bulunan beş gözlü yaratıklara kadar, 10 milyon yıllık bir süre için -ki bu evrimsel zaman açısından bir göz kırpması kadardır- okyanus zeminini tamamen değiştirdiler. Bunlar havyanların bilinen tüm büyük gruplarının ilk temsilcileriydiler ve hatta bazıları sonradan yok olacak daha başka gruplara dahildiler.
Richard A. Kerr, "A Trigger for the Cambrian Explosion?", Science, 298, Nov 22 2002
Bu da 1999 tarihli TİG dergisinden:
Küçük bir mekanda bulunmuş olan bu fosillerin, evrim biyolojisindeki bu büyük sorunla ilgili hararetli tartışmanın tam merkezinde yer alması oldukça garip gözükebilir. Fakat bu tartışmalara neden olan şey, Kambriyen Devrinde yaşayan hayvanların fosil kayıtlarında şaşırtıcı bir bollukta ve birdenbire belirmeleridir. Radyometrik tarihlendirmelerin daha kesin sonuçları ya da giderek artan yeni fosil bulguları ise, sadece bu biyolojik devrimin aniliğini ve alanını keskinleştirmiştir. Yeryüzünün yaşam potasındaki bu değişimin büyüklüğü bir açıklama gerektirmektedir. Şu ana kadar birçok tez ileri sürülmüş olsa da, genel fikir hiçbirinin ikna edici olmadığıdır.
Trends in Genetics, February 1999, vol. 15, no. 2
Burada bahsedilen "hiçbiri ikna edici olmayan, ileri sürülen birçok tez"in sizin bahsettiğiniz "Detoksifikasyon teorisi", "Biyomekanik hareket teorisi", "Yırtıcılık teorisi", "Biyocoğrafya teorisi" gibi tezler olduğunu herhalde söylemeye gerek yok..
Yazan: Öztürk Tarih: March 21, 2006 07:18 PM
"İşte ben zaten bu ortaya çıkmayı soruyorum.Nasıl'ını soruyorum.Hadi 4'ten de vazgeçtim.Süreyi de 100 milyon yıl yaptım.Bir tane flum'un tek hücreliden itibaren aşama aşama gelişimini gösterin."
sayın Öztürk;
size tesekkur ederim.o kadar anlatılan seyin anafikri bu iste.
Yazan: bercenay Tarih: March 21, 2006 10:28 PM
Herkese merhaba,
Sizleri ve burdaki yazılarınızı görünce soru sormanın ne kadar kolay birşey olduğunu anlıyorum. Özellikle de bilimin kesin sonuçlara ulaşamadığı ve muhtemelen de hiçbir zaman kesin sonuca ulaşamayacağı, çok geniş konularda karşı tarafın vereceği yanıtların kesinleşmiş veriler olmadığını bilerek rahatlık içinde soru sormak çok kolay oluyor (kaldı ki bunları gerçekten merak ediyorsanız internette ararsanız emin olun benim söyleyeceklerimin en az 100 katını bulabilirsiniz). Bu sebeple ben de size birkaç soru sorayım dedim. Şimdi varsayalım ki benim sovunduğum herşey yanlış. Herşeyi kafamdan uyduruyorum. Gelin sizin inançlarınızı sorgulayalım biraz.
Sizin düşüncenize göre Kambriyen patlması nedir? Allah'ın bir anda birçok canlıyı yaratması mıdır? Peki yaklaşık 3.7 milyar yıl önce bakteriyi de Allah mı yarattı yoksa kendiliğinden mi oluştu? Bakteriyi Allah yarattıysa neden yaklaşık olarak 3.1 milyar yıl bekleyip bir anda birçok canlı grubu yarattı? Peki neden tüm canlıları bir anda yaratmadı? Kambriyenden sonra yaklaşık 300 milyon yıl bekleyip dinozorları mı yarattı? Sonra kuşları, memelileri ve ilk bakteriden yaklaşık 3.7 milyar yıl sonra da insan benzeri birçok farklı türü yarattı ve çok kısa bir süre sonrasında da insanı mı yarattı? Tabi bu arada insanı yaratırken 2 numaralı kromozomunu başka bir canlı türünün iki farklı kromozomunun birleşimiyle oluşmuş gibi tasarlamayı da unutmadı.
Siz hep açıklama bekliyordunuz. Ben bunlarla ilgili biraz açıklama beklesem nasıl olur? Siz bunları cevaplayın daha sırada çok falza soru var.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 22, 2006 01:08 AM
Herkese selam ve sevgiler.
Bir süredir siteyi ziyaret etme şansım olmamıştı. Evrim ve AT teorilerinin arasındaki çekişmenin biraz kızıştığını görüyorum. Ben biyoloji konusundaki burada yazan arkadaşlar kadar bilgi sahibi olmadığım için evrim teorisinin bilimselliği veya kanıtlanmışlığı yönünde yorumlar yapmak haddim değil. Ancak, şunu düşünmekten de kendimi alamıyorum: mikro boyuttaki evrim teorisinin, canlıların ortaya çıkışına dair getirmiş olduğu bilimsel açıklamaların doğru olduğunu kabul etsek bile, bu açıklamaların “Allah’ın yok olduğu” veya “Allah’a gerek olmadığı” gibi ateistvari sonuçlara götüreceğine katılmıyorum. Her şeyden önce Allah’ın yaratma esnasında, esbablar (yani sebepler) kullandığını din ile ilgilenen her insan az çok bilir. Belirli bir tekamül veya evrim de Allah’ın yaratmasında kullandığı “sebepler perdesine” son derece iyi bir örnek olabilir. İkinci olarak, evrim teorisinin ilk canlıların oluşumuna dair getirdiği açıklamaların doğru olduğunu (yine) ikinci kez kabul edersek, bir yandan da şunu düşünmemiz gerekmez mi: . Aslında evrimin mikro boyuttaki canlıların oluşumunu açıklamasına doğruluk payı verilse bile, şimşekler, güneş ve mor ötesi ışınların meydana gelmesi ve onlarla canlı varlıkların var olması arasında var olduğu iddia edilen ilişkinin tanzimi ne ile izah edilecektir? Bu ilşkinin TANZİMİNİ yapan KİMDİR? Yani mikro evrim koşullarının oluşabilmesi için gerekli olan ortamın, bu ortamı hazırlayan ortamın… da tanzimini yapacak bir GÜCE ihtiyaç vardır. Bu GÜÇ nerden geliyor? Domino taşlarını düşünün; binlerce domino taşının istenilen görevi yapabilmesi için bu taşları harekete geçiren bir parmağa ihtiyacı vardır. Bu parmak olmazsa istedikleri kadar güzel tanzim edilmiş olsunlar hiçbir işe yaramazlar.
Bedüizzaman’ın şöyle bir sözü vardır: “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntâzam şu memleket hâkimsiz olur?”
İkinci olarak, ben buradaki evrim vs akıllı tasarım tartışmalarını hep canlılar üzerinden olduğunu gördüm. Peki ya evrendeki diğer düzen(ler) ve ince hesapların açıklmalarını nasıl yapacağız? Bakınız Caner Taslaman “Bing Bang ve Tanrı” isimli kitabında neler diyor:
TASARIMA 40 ÖRNEK
Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.
1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.
2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.
3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.
4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.
5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini ’ te 1 olarak hesaplamıştır.
6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.
7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.
8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.
9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.
10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.
11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.
12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.
13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.
14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.
15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.
16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.
17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.
18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.
19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.
20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.
21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.
22) Süpernova patlamalarının uzaklığı,yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.
23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.
24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.
25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.
26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.
27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.
28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.
29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.
30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkansız olurdu.
31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.
32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.
33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.
34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkansız olmasına sebep olabilirdi.
35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0.000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkansızlaştırırdı.
36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.
37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.
38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.
39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.
40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.
Yazan: ilhan Tarih: March 22, 2006 01:48 PM
Sayın Da Vinci,
Sizin düşüncenize göre Kambriyen patlması nedir? Allah'ın bir anda birçok canlıyı yaratması mıdır? Peki yaklaşık 3.7 milyar yıl önce bakteriyi de Allah mı yarattı yoksa kendiliğinden mi oluştu? Bakteriyi Allah yarattıysa neden yaklaşık olarak 3.1 milyar yıl bekleyip bir anda birçok canlı grubu yarattı? Peki neden tüm canlıları bir anda yaratmadı? Kambriyenden sonra yaklaşık 300 milyon yıl bekleyip dinozorları mı yarattı? Sonra kuşları, memelileri ve ilk bakteriden yaklaşık 3.7 milyar yıl sonra da insan benzeri birçok farklı türü yarattı ve çok kısa bir süre sonrasında da insanı mı yarattı? Tabi bu arada insanı yaratırken 2 numaralı kromozomunu başka bir canlı türünün iki farklı kromozomunun birleşimiyle oluşmuş gibi tasarlamayı da unutmadı.
Bunları ciddi cidi mi yazdınız yoksa yukarıda cevap veremediğiniz soruları unutturmak için mi ?Bunları yazmak için ya gerçekten zihinsel bakımından dumura uğramış olmak gerekir, ya da bizim şirazesi kaymış aydın takımı için kullandığımız "bu kadar cehalet ancak tahsille olur" cümlesinin bizatihi örneği olmak.Başka türlüsü mümkün değildir.
Hiç mi Teizm ile ilgili veya zaman-mekan ile ilgili yazı okumadınız.Zamanı ve mekanı yaratan Yaratıcı'nın "şu kadar yıl önce" "bu kadar zaman sonra" gibi varlılar için anlam/zaman ifade eden mefhumlardan münezzeh olduğunu hiç mi duymadınız.?
Maalesef siz Ateizimin felsefesini hiç bilmiyorsunuz. Sadece evrim hipotezine dayanarak ateist olmak mümkün değildir. Ateizmin çok ciddi bir felsefesi vardır.Hiçbir aklı başında ateist bir Teistle olan tartışmasında sizin sarfettiğiniz bu komik argümanları öne sürmez. Theism felsefesi ile ilgili, varoluşla ilgili, Tanrının gerekliliği ile ilgili hiç mi kitap okumadınız.? Size nacizane bir tavsiye bu konunun felsefi yönü ile ilgili bolca kitap okuyun mesela Oksford Ünv.felsefecilerinden Richard Swinburne'nin ünlü üçlemesi "The Coherence of Theism,The Existence of God,Faith and The Reason 'ı okuyun.
Ya da ne bileyim Anthony Flew'in ateizmden dönmeden önce Teist Prof H.D.Lewis ile tartıştığı bir dizi makaleyi okuyun.
Okuyun ki bir ateism - theism felsefi tartışmasında nelere dikkat edileceğini öğrenin..
Yazan: Öztürk Tarih: March 22, 2006 06:24 PM
Ilhan bey,
Saydiginiz 40 sebep/ornek ile ayni zamanda 'Allahin eli mahkumdu' anlamina da gelecek seyler soylendigini goruyorsunuz degil mi?
Yani, yazara gore 'o kadar ince bir denge ki, baskasini yapamazdi' anlamini da iceriyor...
Allahin aklini okumaga yeltenenlerin de kufre girdigini dusunmeyiz hic --nedense..
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 23, 2006 08:18 AM
Sayın Akyol,
Yazacaklarım,teori ile ilgili değil.Bazı hususlar var ki onları öğrenmek istiyorum.
a) Discovery Institute nin sitesinde "How Discovery Institute Functions" başlığı altında yer alan pek çok enteresan husustan biri olan aşağıdaki alıntı hakkında ne düşünüyorsunuz?
".....the continuing validity of American internatıonal leadership..."
b)Amerikan Hükümetinin çıkarları ile Enstitünün çıkarları arasında bir uyum var mı?
c)Irak bir kan gölüne dönmüşken,dökülen kanların çoğunluğunun da müslümanlara ait olduğu kabul görmüşken,bunun da mesulünün Amerikan hükümeti ve onun başkanı Bush olduğu dile getirilmişken (gerçi Araplar ın mezhepsel açıdan biribirlerini boğazlamalarının bu kan gölünün yaratılmasındaki rolü daha hakimken.bunu şimdilik bir tarafa bırakalım) Amerikan Başkanının AT araştırmasına olan desteğini bir müslüman olarak(ne yazıkki Türk Kimliğinden söz etmediğiniz için böyle yazmak zorunda kaldım) nasıl görüyorsunuz ?
ç) Enstitünün kurucuları (kişi veya kurum bazında) hakkında nereden bilgi alabiliriz?
d)Enstitünün mali kaynakları nedir?
e)İslam ülkelerinde ki çalışmaları hangi boyuttadır
Saygılar
Yazan: can Tarih: March 23, 2006 04:49 PM
Can bey,
Discovery bir Amerikan kuruluşu olduğuna göre, metinlerinde ABD'yi övücü bir söz olması da şaşırtıcı değil. Bizdeki kuruluşlar da Türkiye'den olumlu şekilde bahsetmezler mi, haklı olarak?
Ancak Disovery'nin dış politikayla ilgili (ve dolayısıyla "emperyalizm" vs. olarak yorumlanabilecek) bir çalışması yok.
Bush'un AT'ye "desteği," sadece yaptığı bir açıklamadan ibaret. Irak başka bir mesele, AT başka bir mesele. "Bush'un her dediği yanlıştır" diye bir kural yok. Bush'un dış politikasına karşı çıkmak, ancak kültürel bir konuda onunla parelel düşünmek mümkün. Mesela Bush "eşçcinsel evliliği"ne de karşı ve sanırım Müslümanların çoğu da öyle düşünüyor.
Discovery kurucuları internette listeli olmalı. Mali kaynakları, çoğunlukla ABD'deki dindar kesimden gelen bağışlar. İslam ülkelerinde büyük bir çalışmaları olduğunu bilmiyorum.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 23, 2006 05:01 PM
Mustafa bey,
Evet, bu eksikligi ben de cok esef verici buluyorum ;-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 23, 2006 08:04 PM
"ALLAH'IN TASARIM YAPMAYA
IHTIYACI VAR MI?"
Akilli Tasarim Teorisi (AT/T) ortaya cikti cikali
bazi Müslümanlar tarafindan yapilan bir itiraz
var: "Allah'in, yaratmak icin tasarim yapmaya
ihtiyaci yoktur. O'nun yaratmasi icin bir 'ol'
demesi yeterlidir".
Bu itiraz, kismen dogru kismen yanlistir. Yanlisi
ise $udur: Tasarim, Allah'i aciz birakacak bir
fiil degil, "yaraticilik"in geregidir. Yani bir
Yaratici'da tasarimcilik fiili yoksa, o, Yaratici
olamaz. Cünkü tasarimcilik, Yaratciligin
geregidir.
Tasarim nedir?: Tasarim, yapilacak bir $eyin
yapilmadan önce bir $ekil ve ölcüye sokulmasi,
zihinde hazirlanmasi ve nasil, hangi amacla
yapilacaginin bilinmesidir. Bu bilgi ve tasarim
yoksa, yaraticilik mümkün degildir. Bunun icin
yüce Yaratici da, yaraticiligin geregi olarak bir
"Tasarimci"dir, bir "Musavvir"dir. Allah'in
bir Musavvir (tasvir eden) yani "Tasarimci"
oldugu Son Kitap'da acikca bildirilmistir. (Bak:
Ha$r 24). Ayrica kâinattaki bütün sanatli
varliklar da bunu isbat ve tasdik eder.
Kâinattaki bütün varliklarin bir $ekli vardir.
Bir varliga $ekil verebilmek icin o Yaratici'nin
"Musavvir" yani "Tasarimci" olmasi gerekir.
Tasarimcilik olmazsa, $ekil vericilik de olamaz.
Yaratilmis her $eyin bir $ekli oldugunu nazara
aldigimizda yüce Yaratici'nin da bir "Tasarimci"
oldugunu görürüz. Tasarimcilik da Allah'in
doksandokuz güzel ismi olan (esmaül hüsna)
sindan birisidir.
Allah, "ol" demekle yaratandir. Fakat bu emri
verebilmenin de safhalari vardir. Nasil bir âlet
ve e$ya fabrikada yapilmaya ba$lamadan önce
o âlet ve e$yanin planlari yapilir, kaliplari hazirlanir. Sonra eger o eser bir takim deneyler
ve müsveddelerden sonra mükemmellige ulasmissa,
seri üretime gecilir. Ama bundan önce patronun,
seri üretim icin bir emir vermesi mümkün degil-dir.
Ayni $ekilde, kusursuz Allah da, yaratacagi bir
$eyin (meselâ bir cicegin) önce planlarini hazir-
lar, tasarimini yapar. Sonra atomlara "cicek ol"
dedigi zaman, Allah'in emrine hazir olan o atom-
lar da önce molekül olur, sonra onlar da hücre
olur ve nihayet hücreler de cicege dönüsür.
Böylece yaratilis tamamlanmis olur. Yani Allah;
"musavvir" ismini, "alîm" ve "hakîm" ismini ve
digerlerini kullanmadan yaraticiliga baslamaz.
Gerekli fiillerin sonucunu almadan ve sahip
olmadan "ol" emrini veremez. Yani Allah'tan
"ol" emrini almis olan atomlar; ne olacaklarini,
nasil ve ne kadar olacaklarini bilmek zorundadir-
lar. Bu bilgiyi verebilmek icin de Allah'in; ne
yapacagini, yapilacak $eyin nasil ne miktarda
olacagini bilmesi, hesaplamasi gerekir. Bunun
icin de yapacagi $eyi "tasarlama"si gerekir. Bu
gerek, aczin ifadesi degil, yaraticiligin lâzimidir.
Kur'ana baktigimizda görürüz ki, burada
anlatilanlar, Kur'an ayetlerince de uygunluk
arzetmektedir:
Imran 59: Allah Âdem'i (ilk insani) topraktan
yaratti, sonra ona "insan ol" dedi. O da hemen
insan oluverdi.
(Yani "ol" emriyle yaratma, bir model in$a
ettikten sonra ba$lamistir).
Mümin 64: Size $ekil verdi; sonra da
$ekillerinizi güzellestirdi.
(Bu da, Allah'in bir "tasarimci" oldugunu
gösterir. Cünkü $ekil vermek, tasarim
gerektirir. Bu ayet ayni zamanda, Yaraticiligin
basitten mükemmele dogru bir seyir takip
ettigini de bildiriyor).
Insanin yaratilisi hakkinda $u ayetlere de
bakilabilir:
Araf 11, 189; Furkan 54; Ankebut 19; Rum 20,
21, 54; Secde 7, 8, 9; Fatir 11; Yasin 77,
Saffat 11; Sad 71; Zümer 6; Mümin 64, 67;
$ura 11; Hucurat 13; Zariyat 56; Necm 32, 45,
46; Rahman 3, 4, 14; Vakia 57, 58, 59, 61, 62,
63, 64; Tegabun 2, 3; Mearic 39; Nuh 14, 17,
18; Kiyame 37, 38, 39, 40; Insan 1, 2, 3, 28;
Mürselat 20, 21, 22, 23; Nebe 8; Abese 18,
19, 20; Iftihar 7, 8; Tarik 5, 6, 7; Beled 4;
Tin 4, 5; Alâk 1, 2; Enam 98; Hac 5;.
Bu ayetler incelenince görülecektir ki; Allah
önce sudan ve topraktan, yani (camurdan)
bir insan modeli yapmis. Sonra bu modele
"insan" olmasini emredip ruh üfleyerek onu
canlandirmis ve hareket sahibi yapmis. Sonra
da bu mükemmel yapilisin plan ve programla-
rini insan cekirdegi olan spermlere yerlestirip
seri üretim yolunu acmistir. $imdi Allah bu
yolla kâinat fabrikasinin Dünya tezgahinin
"anne rahmi" makinalarina "baba" vasitasiyla
atilan "canli cekirdekler"le ve bir "ol" emriyle
insani "seri olarak" üretip durmaktadir. Allah
hergün 300 bin civarinda insan yani (bebek)
üretmektedir. Belki saniyede 3-5 insan
yaratilmaktadir. Hayvanlarin bebekleri de
hesaplanirsa, oldukca yüksek bir rakam
ortaya cikacaktir. Bu da, Allah'in bir anda
onlarca, yüzlerce, binlerce canli yaratabil-
digini göstermektedir. Yani O, zamana muhtac
olmadan i$ görmektedir.
Insanin maymunla iliskisi nedir?
Yüce Rabb'in bana ilham ettigi gercek $udur:
Allah canlilari ve diger varliklari basitten
mükemmele dogru yaratmaktadir. En mükemmel hay-
van olarak da maymunu yaratmistir. Allah maymunu
yarattiktan sonra daha mükemmel bir varlik ya-
ratmak istemis ve insani yaratmistir. Yani Allah
maymunu insanin yaratilisinda bir "müsvedde"
olarak kullanmistir. Fakat bu geciste insani
maymundan türetmemis, onu mustakilen yaratmistir.
Diger canlilarin yaratilislari da mustakilendir,
türetme ile degildir.
Cünkü varliklarin programlanis $ekli türetime
izin vermez. Cünkü meselâ bir solucan, "solu-
can" olarak programlanmistir. Bu programda,
solucandan daha mükemmel bir yaratik olan bir
balik veya kertenkelenin programi bulunmadigin-
dan, solucandan, ondan daha mükemmel bir
yaratik türetilemez. Baliktan bir ku$ türetmek
mümkün degildir. Daha basit olarak: Ekmekten
pasta türetilemeyecegi gibi, maymundan da
insan türetilemez, türeyemez. Belki tersi müm-
kündür. Yani pastadan ekmek cikarilabilir.
Veya insandan bir maymun yaratilabilir. Fakat
bunun tersi mümkün degildir. Isterseniz akilli
bir yaratici olun, isterse akilsiz bir tesadüf olsun bunu ba$aramaz. Cünkü insandaki program,
maymunda ve pastadaki karisim, ekmekte yoktur.
Yani mükemmelden basit $eyler cikarilabilir.
Fakat basitlerden mükemmel $eyler cikarilamaz.
Ama bu cikarim, bir zigotun (cinsel hücre)nin
insana dönüsmesi ile karistirilmamalidir. Cünkü
basit görünen zigot, bir insan olacak $ekilde
programlanmistir. Bunun icin zigottan insan
cikabilir. Ama baliktan bir ku$, ku$tan da bir fil cikamaz. Cünkü zigot, sonucun ba$langicidir.
Ama bir balik, sonucun ba$langici degil, bir
sonuctur. Sonuclardan, ba$ka veya daha
mükemmel sonuclar cikaramazsiniz. Yani bir
baliktan balik cikarabilirsiniz, ama bir kartal
cikaramazsiniz. Veya bir portakal agacindan
elma, karpuzdan da erik alamazsiniz ve bulamaz-
siniz. Dolayisiyla Darwin'in, "insanin maymun-
dan türedigi" iddiasi bâtildir, gecersizdir,
asli yoktur. Vardir diyen, maymunun genlerin-
den bir insan programini cikarip göstermelidir.
Ancak bundan sonra "insan maymundan
türemistir" diyebilirler.
Insanin genleriyle oynayarak insandan bir
maymun yaratabilirsiniz. Fakat maymunun
genleriyle oynayarak maymundan bir insan
yaratamazsiniz. Ancak maymunun genlerine
insan geni katarak veya kopyalayarak may-
mundan bir insan cikarilabilir. Bunun icin de
di$ müdahale gerekir. Aksi halde dogal sürec
ve tesadüfler size yardimci olamaz. I$te bu
hakikat de varliklarin türeme ile degil, musta-
kilen yaratilmasini gerektiriyor. Bu gereklik de,
akilli tasarim'i evrim teorisine galip getirecektir.
$öyle bir sual sorulabilir: "Allah her$eyi bilen
kusursuz bir Yaratici olduguna göre sanatkâr-
likta neden basitten mükemmele dogru bir
seyir takip etmistir? Dogrudan dogruya en
mükemmeli yaratsaydi olmaz miydi?
Elbette olurdu. Fakat O böyle istemis ve böyle
olmaktadir. Cünkü Allah, sanatinin ve sanat-
kârliginin inceliklerini görmek ve göstermek
istemistir. Bunun icin de insandan önce may-
munu, maymundan önce de diger canlilari
yaratmistir. Fakat O'nun amaci, en mükemmel
varlik olan insani yaratmakti. Bu bakimdan
insan, (mânevî olarak) ilk önce yaratilmis
varlik kabul edilir.
Allah insani yaratmakla, en mükemmel varligi
yaratmistir. Fakat yaraticiliktaki mükemmelligi
sona ermemistir. Cünkü Allah insani cennette
daha mükemmel bir $ekilde yeniden yaratacak-
tir. Allah'in yaraticiliktaki mükemmelligi cen-
nette tamamlanacaktir.
Not I: "Ol" emrinin safhalari, basamaklari ve
ilkeleri vardir. Bunlar yerine gelmeden "ol"
demenin bir anlami yoktur. Zihninizi acabilmek
icin $u kadarini zikredebilirim: Meselâ bir su-
bay, sokaktaki bir adama "ko$" dese, bu sözü du-
yan kimse: "Ne diyon ulan sen" der, subaya haka-
ret eder.Fakat ayni subay o emri bir ki$lada bir
askere verse, o er ko$maya ba$lar. Veya eviniz-
deki televizyonu acmak isteseniz, eger televiz-
yon emir dinleyecek halde aciksa, kumanda'nin
dügmesine basmakla onu acabilir ve programlari
degistirebilirsiniz. Eger cihaziniz kökten kapa-
liysa, kumanda'nin dügmesine basmak bir i$e yara-
maz. Televizyonun emir dinleyebilmesi icin,
onun emir alabilecek bir konumda olmasi ve
kumandaya ayarli olmasi, sonra emir verenin de
hangi programi acmak istedigini bilmesi ve dogru
dügmelere basmasi gerekir. Burada dügmelere
basmak, "ol" emrini vermektir. Demek, geli$i
güzel "ol" demekle hic birsey olmaz.I$te Allah'in
"ol" demesi de misaldeki $artlarin yerine gelmi$
olmasiyla gerceklesmektedir. Yani atomlar,
Allah'in emirlerini dinleyecek bir kabiliyettedir.
Yüce Yaratici atomlara "insan ol" dedigi zaman,
-tabi bunun icin de bütün $artlarin yani kâinat
fabrikasinin da hazir olmasi gerekmektedir-
atomlar da hemen emre uymakta ve insana
dönü$mektedir. Yoksa sadece yalin bir "ol"
demek yeterli degildir. Tabi bir de olmasi iste-
nen eserin önceden tasarlanmis olmasi da gerek-
mektedir. Meselâ seyredilmek istenen programlar
yayinda hazir degilse, sizin dügmeye basmaniz,
yani "ol" veya "gel" demeniz bir i$e yaramaz.
Demek, Allah gerekli tasarimi bilmi$ ve yapmi$
olmadan "ol" demez. O halde Allah da bir
tasarimcidir ve tasarimcilarin en mükemmelidir.
Not II: Vakit darligi ve acele yüzünden bu konuyu
lâyikiyla i$leyememis olabilirim, hatalarim ve
kusurlarim da bulunabilir. Bunun icin konunun
bilgin ve uzmani olan arkadaslardan rica ediyo-
rum: Bu bahsi daha detayli ve daha dogru
dürüst yeniden ele alirlarsa, mutlu olurum.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 24, 2006 11:29 AM
Sayın Öztürk,
Tüm hakaretleriniz için çok teşekkürler. Zaten sizden fazlasını beklemezdim. Şimdiye kadar bu sitede bana "şu nasıl oldu? bu nasıl oldu? bunu açıkla, şunu nasıl açıklar evrim?" gibi yüzlerce soru sordunuz. Hepsine bilimse literatür dahilinde cevaplar vermeye çalıştım. Yaşamın kökeni çok tartışmalı bir konu. Milyarlaca yıl önce olmuş olaylarla ilgili "kesin" yargılara varmak mmükün olmadığı için bu konularda bilim dünyasında tartışmasız kabul edilen hiçbir şey yoktur. Ama akla ve mantığa uygun, rasyonel teoriler vardır. Ama siz bunların hiçbirini kabul etmediğiniz için size bunalr hakkında birşey söyleme gereği bile duymuyorum. Merak ediyorsanı internette bu konularda istemeyeceğiniz kadar doküman bulabilirsiniz. Yani olay benim cevap vermem falan değil. Bugüne kadar yüzlerce soru sormuşsunuzdur ve hepsine cevap vermeye çalıştım. Ama yukarda sorduğum birkaç soruya cevap verme zahmetine bile girmemişsiniz. Soru sormak kolaydır. Ama bu sorulara komik duruma düşmeden akılcı, rasyonel cevaplar vermek zordur. Şimdi ben de sizden bunları bekliyorum. Sorduğum sorularda çok ciddiyim. Ben teizmin t'sini bilmiyorum sizden bana bunları açıklamanı istiyorum. Açıklamakta sorun çekeceğinizi sanmıyorum. Ama dikkat edin de açıklamaların bilimsel gerçeklerle çelişmesin. Cevaplarınızı merakla bekliyorum.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 24, 2006 02:55 PM
Sayın Da Vinci,
Alınganlık göstermenize gerek yok,sizin şahsınıza dair hiçbir husumetim yok.Ben fikirlerinizi tartışıyorum.Ayrıca ben ya da başkası sizi sınava çekmedik.Bu siteye kimse kimseyi zorla getirmedi.Zaten tüm dünyada tartışılan bir teoriyi ve argümanları tartışıyoruz.Bunu neden "yüzlerce soru sormak" olarak algılıyorsunuz ? Ben zaten sizin sorulara verdiğiniz cevapların birçoğunu zaten biliyorum.Bunları sorarken amaç tartışmada karşı tarafın tutarsızlılarını ortaya çıkarmak.Ama siz bir türlü bu tutarsızlıları kabul etmiyorsunuz.İkna edici argümanlar öne süremiyor ben ya da bir başkası ikna olmayınca da "ne söylersem söyleyeyim zaten inanmayacaksınız " diyorsunuz.Ne söylerseniz söyleyin ama ikna edici bir argüman söyleyin.Evet darwnizm konusunda ikna olmuyorum,çünkü ikna edici bir kanıt görmüyorum. Zorlamı ikna edeceksiniz ? Benim gibi düşünen başkaları da var ki tüm bu tartışmalar yapılıyor.AT gibi bir düşünce akımı ortaya çıkıyor.Darwinizm bu haliyle ve yetersiz argümanları ile ancak felsefi bir teori olabilir,materyalist önkabullerle inanılabilir ben bunu söylüyorum.Siz de benim bu söylediğimi ver(e)mediğiniz cevaplarla zımmen kabul ediyorsunuz.
Gelelim sorunuza..Aslında cevap verdim. Zannedersem iyi okuyamadınız.Ben sorularınızın anlamsızlığını vurguladım,çünkü Yaratıcı için "zaman" kavramını kullanıyorsunuz.Benzer ama farklı bir konuda anlamsızlığı -Yaratıcı'nın sıfatları ile ilgili- diğer makalenin altında Yılmaz Bey'de yaptı. Bunu hiçbir ateist bir teistle/deistle tartışmasında kullanmaz.Evrenin başlangıcı ve bugüne gelişi bir zaman dilimi içinde gerçekleşir ama zamanı Yaratan'ın ındinde bunun bir önemi yoktur,çünkü O(cc) zamandan münezzehtir.Dolayısı ile şu kadar neden "beklemiş" gibi bir zaman ifade eden "bekleme" diye bir terim kullanmak abestir."Bekleme" biz zamana tabii varlıklar için geçerlidir."Zaman"ı yaratan için bunun gibi bir terim kullanılamaz.
Ama eğer benim Yaratılış süreci konusundaki düşüncemi soruyorsanız ben de Mustafa Bey gibi düşünüyorum.Canlı varlıkların dünya üzerinde belli bir sıra ile ortaya çıktıkları gerçek.Ama bunun yöntemi oldukça tartışmalı.Bu yöntem konusunda son derece rasyonelim ama söylediğim gibi Darwinist argümanlar ikna edici değil.Yönlendirilmiş bir evrim de olabiir ama bunun için yeterli kanıt yok.Bana göre aşamalı bir Yaratılış var gibi duruyor.Ama ileride bilimsel bulgular(fosil vb) bunu değiştirir bilemem.
Bütün bu yöntemler hangisi olursa olsun -Darwinizm dahil- Theismin argümanlarına herhangi bir halel getirmez.Bunu sizin bilmeniz lazım.Bu yüzden evrim teorisine dayanarak ateist olmak mümkün değildir dedim.Ama tersi geçerli değildir.Evrim olmadan ateism mümkün değildir.Bunun tartışılması bile abestir.Sanırım bunun farkında olduğunuz için bunca gürültü kopuyor.
Bana yaşamın başlangıcı ile ilgili "rasyonel" teorilerden bahsetmişsiniz.Kabul etmediğimi söylemişiniz.Bu gibi teorilerin neden kabul edilebilecek nitelikte olmadığını yazmak için sayfalarca analiz gerekir.Bana okumamı tavsiye ettiğiniz makale ile ilgili Hollanda'dan bu siteye katılan Farshad rumuzlu arkadaşımız çok iyi bir analiz yapmış.Eğer o analizi okursanız neden kabul edilebilir bulmadığımızı belki anlayabilirsiniz.
Bu tür, hatta bundan çok daha absürd, hiçbir geçerliliği olmayan savları kanıtlanmış gerçek gibi çocuklarımızın beynine sokmak için ders kitaplarına almanın, dürüstlüğün hangi şubesine sığacağını da takdirlerinize bırakıyorum.
Theismin "t"sini bilmediğinizi söylemişsiniz. Bunun için nette birçok kaynak var.Eğer samimi iseniz mesela buradaki makalelere bakabilirsiniz.
Yazan: Öztürk Tarih: March 24, 2006 04:14 PM
HATALARIM
Yukarida gecen "Allah'in Tasarim Yapmaya
Ihtiyaci var mi?" baslikli makalemde sordugum
soruya verdigim cevapta bir hata etmi$im.
$öyleki: "Allah dogrudan dogruya en mükem-
meli yaratsaydi olmaz miydi?" diye sormus ve
"elbette olurdu" diye de cevap vermisim.
Böyle bir cevap vermek bizim hakkimiz ve
haddimiz degildir. Bu konuda karari ancak O
verebilir. Dolayisiyla "biz bilemeyiz" diye
cevaplamam daha dogru olacakti. Allah
kusurumuzu affetsin...
Yeri gelmi$ken verilmesi gereken cevabin
ikinci noktasini da yazmak istiyorum. Eger
Allah en mükemmel varlik olarak dogrudan
dogruya insani yaratsa ve varlik sahnesine
cikarsaydi, insan belki ac ve acikta kalacak,
kupkuru bir dünyadan zevk almayacak ve ölüp
gidecekti. Halbuki önce bir saray in$a edilir.
Sonra o saray dayanir dö$enir, sonra da padi-
$ah veya misafirler davet edilir. Allah da böyle
yapmistir. Dogru olani yapmistir. Insani en son
yaratarak ve yeryüzünü dayayip dö$edikten
sonra onu misafir etmekle tam isabet etmistir.
Yoksa cok sacma olacakti... Yüce Allah,
"kusursuz olan" degil mi?
Burada $u sualin cevabini da vermek gerekiyor:
"Allah'in yaraticilikta basitten mükemmele dog-
ru gitmesi O'nun icin bir acizlik ve noksanlik
midir?"
Yaraticilikta basitten mükemmele dogru gitmek,
bir acizlik ve noksanlik degil; ustaligin, sanat-
kârligin ve yaraticiligin geregidir. Eger Allah ilk önce en mükemmeli yaratsaydi,biz,mükemmelin
mükemmel oldugunu farkedip anlayamayacaktik.
Biz $imdi, mükemmelin altindaki varliklar saye-
sinde mükemmeli farkedebiliyoruz. Yoksa farke-
demeyecektik. Yüce Yaratici, yaraticiliga basit-
ten ba$layarak, basitleri mükemmele ayna yapmis-
tir. Demek Allah en mükemmeli yaratabilirdi.
Fakat pek cok sebep ve hikmetler yüzünden i$e
basitten ba$lamistir. Insandan önce maymunu
yaratmis olmasi da, bu hikmetin geregidir.
Yoksa, asla acizlik ve noksanlik degildir.
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 25, 2006 11:34 PM
Sayın Akyol
Anlıyabildiğim kadarıyla bazı Amerikalılar,toplumun dinsizlerin hakimiyeti altına girdiği,dini duyguların azaldığı,ateist eğilimlerin arttığı inancı ile suçlu aramaya başlamışlar,sonunda suçlunun; Darwinism,mevcut bilim anlayışı ve metodlarının olduğunu keşfederek;bunlarında yayılma merkezlerinin okullar olduğu kanaatine vararak,okulları başka bir deyimle devleti ele geçirerek Amerikayı teokratik bir yola sokmayı hadeflemişler ve böylece de AT serüvenini başlatmışlardır.
Şimdi bu serüveni,serüven içinde yer alan bazı kişileri inceliyerek değerlendirelim:
Phillip E. Johnson
Profösör ve yazar.Presbyterian Church (USA) de önde gelen bir zat.AT hareketinin babası.
Discovery Institute tarafından büyük bir titizlikle yürütülen The Wedge Strategy'nin mimarı.
Stratejinin amacı: Bilim felsefesi ve bilimsel metod'dan "methodologıcal naturalism"i çıkarmak,bunu da bilime doğaüstü açıklamaları yerleştirerek gerçekleştirmek.Sonuç olarak ta okulları dinsel eğitime dayalı merkezler haline getirmek.
Johnson'u eleştirenler;o'nu Amerikayı the Wedge Strategy de belirlenmiş teokratik bir yola sokmaya çalışmakla suçlamışlar ve Discovery Institute'nin de resmi ajandasında görünmese bile gizli amacının bu olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Nedir Wedge Strategy ?
"The objective 'of the Wedge Strategy'is to convince people that Darwinism is inherently atheistic,thus shifting the debate from creationism vs.evolution to the existance of God vs.the non-existance of God,from there people are intruduced to 'the truth of the Bible' and then 'the question of sin' and finally 'introduced to Jesus."
Sonuç insanları HRİSTİYANLIK GERÇEĞİ İLE KARŞI KARŞIYA GETİRMEK.
johnson;AT ve AİDS konusundaki yazıları nedeniyle çok ağır eleştiriler almış ,samimi olmamakla,kitaplarında kullandğı bilimsel kaynakları amaçları dorultusunda tahrif etmekle gerçekdışı (veya yanlış) bilimanayışını teşvik etmekle suçlanmıştır
George Weigel
Muhafazakar bir yazar.Roman Catholic Theologian.
Bir zamanlar başında bulunduğu Puebla Institute'nin CIA ile bağlantıları olduğu suçlamasıyla karşı karşıya.
William Lane Craig
Philosopher,theologian,Christian apologist.
Protestant Evangelical anlayışı içinde yer alır.
Howard Ahmanson Jr
Calvinist,sonra Christian Reconstructionism ile ilgilendi.
Bruce Chapman
Enstitünün kurucusu ve şu andaki yöneticisi.Gazeteci,diplomat ,politikacı.
Roman Catholic.
Michael J.Behe
Biyokemist.Fikirlere bilimsel çevreler tarafından şiddetle rededilmekte.Görev yaptığı Leight Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü de tamamiyle karşısında.
AT hakkındaki iddiaları yalancı(sahte)bilimcilik olarak değerlerdiriliyor.
Bir zamanlar evrim teorisinden yana tavır koymuştur.
"unlike many in the intelligent design movement,Behe seems to accept the common descent of species,including the common ancestry of humans and other apes.He also accepts the scientific consensus on the age of The Earth and the Universe"
Anlaşıldığı gibi Behe diğer AT cılardan farklı .ortak ataları kabul ediyor ,Dünya ve Kainatın yaşı konusunda bilim adamlarının getirdiği sonuçları onaylıyor.
AT 'nin okullarda okutulması yönündeki bir girişim nedeniyle mahkemede şahit olarak görevlendirilirken kendisine AT fikrinin geçerli (meşru,mantıki) bir bilim olduğunu destekleyip desteklemediği sorulduğunda Behe şunu itiraf etmek zorunda kaldı.
"There are no peer reviewied articles by anyone,advocating for intelligent design supported by pertinent experiments on calculations which povide detailed rigorous accounts of how intelligent design of any biological system occurred"
Çıkardığım sonuçları aşağıda maddeler halinde sunmak isterim:
1- AT fikrinin etrafında kümeleşen grup fanatik hristiyanlardan oluşuyor.Ayni zamanda hepsi Amerikan değerlerıne sıkısıkıya bağlı
2- Kafa yapıları karışık.AT konusunda aralarında fikirbirliği yok.Bu nedenle AT yi nasıl en azından bir bilimsel çalışma olarak nitelendirebiliriz.
3-Amaçları Hristiyan düşüncesini toplumda hakim kılmak.Allahları Hristiyan bir Allah.Müslümanlara ve diğer inanç sahiplerine düşüncelerinde yer yok.
4- Teorileri ile ilgili olarak yapılan tüm ısrarlara rağmen bilimsel dergilere makale gönderemiyorlar ve ağr tenkid alıyorlar.
5- Amerikada marjinal bir grup muamelesi görüyorlar ,ciddiye alınmıyorlar
6- Bilimsel gerçekleri tahrif etmekle suçlanıyorlar.Yalancı,sahte,bilim yapmakla suçlanıyorlar,
7- Allaha inanan binlerce Amerikalı bilim adamı karşılarında
8-Sanki dini inanç sistemlerinde yaratılış ile ilgili hususlar yokmuş gibi hareket edip kendi dinleri ile temelde tenakuza düşüyorlar
9-Hadi tekrar bir komplo teorisi kuralım.AT ciler rüyalarını gerçekleştirilerse,diğer dinlere mensup olanlara dönüp bak bir akıllı tasarımcı var,o da hristiyan bir Allah,bize doğru koşup gelin derse ,ne olur bilemem.
10- Efendim,evren herşey bir akıllı tasarımcının işi biz zaten bunu ispat etmeye çalışıyoruz,gerisi dinlerin ve fesefenin işidir demesin.AT'cilerin tek derdi teokratik bir yapıya sahip,hristiyanlığın tam anlamıyla hakim olduğu bir Amerika belki de bir Dünya.
11-Zaten dinler ,hatta çok tanrılı dinler bile adı Allah olan bir tasarımcıyı kabul etmişken AT cilere ne lüzum var.
Onların derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.
Saygılar
Yazan: can Tarih: March 27, 2006 12:39 PM
Can bey,
"Teokrasi" gibi yorumlar abartılı ve yanlış olmakla birlikte, AT hareketindeki pek çok kişinin dindar Hıristiyanlar olduğu doğrudur. Ama başka dinden insanlar da var.
Bu ise ne bir sır ne de bir skandal. AT ateizme karşı güçlü bir düşünce olduğuna göre, Hıristiyanların AT'den inançları lehine bir sonuç ummaları çok doğal. Ama AT'nin özel olarak Hıristiyanlığı destekleyecek bir sonucu yok; sadece genel olarak Teizm'i destekler. Her Teist de bundan kendine pay çıkarabilir.
Öte yandan AT'cilerin dini motivasyonları üzerinden komplo teorileri kurarken, Darwinistlerin materyalist motivasyonlarını görmemek yanlış olur. Sizin mantık örgünüzü kullanırsak Darwinistlerin de "tek derdi sekülerist bir yapıya sahip, materyalizmin tam anlamıyla hakim olduğu bir Amerika belki de bir Dünya" olan insanlar olduğu ileri sürülebilir.
Önemli olan fikirlerin ardındaki motivasyonlar değil, o fikirlerin gerçekliğe ne kadar doğru düştüğüdür.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 27, 2006 07:55 PM
Sayın Akyol,
AT ateizme karşı güçlü bir düşünce demişsiniz.Geçmişi binlerce yıl öteye giden muhteşem idealist felsefe ve onun içinde yer alan
dini inanç sistemleri ateizm'le mücadeleyi AT'cilere bırakmışlarsa iflas etmişlerdir diye bir sonuca ulaşırızki katılmak mümkün değil.
AT'nin özel olarak Hristiyanlığı destekleyecek bir sonucu yok demişsiniz;Phillip E.Johnson'un Discovery Institute'nin de resmi stratejisi olarak benimsediği The Wedge Strategy ise bunun tam aksini belirtmektedir.
Enstitünün önemli beyinlerinden William.A.Dembski de akıllı tasarımcının ne olduğunu inanalara bırakıyorum diyor ama sonunda niyetini yazılarında ve konuşmalarında açıklıyorKendisinden bir alıntı:
"the conceptual soundings of the (intelligent design) theory can in the end only be located in Christ."
Sizin mantık örgünüzü kullanarak Darwinistlerin........... diye başlıyan paragraftaki yaklaşımınıza katılmıyorum.Neden mi?
Darwinism bir kuram.Doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilir.Reddedilebilir,geliştirilebilir yerine yeni bir kuram getirilebilir.İnaçlar değil ,bilimsel araştırmalar bunu belirler.Muhteşem materyalist felsefe varlığını Darwinizme borçlu değildir.
Bugün binlerce bilim adamı (idealisti,materyalisti,inananı,inanmayanı) darwinist kuramı kabul veya red etmektedir.Ama bunu yaparken inançlarını bir kenara koymakta bilim anlayışı içinde bunu gerçekleştirmektedirler.
Dembski ile ilgili bir alıntı:
"Dembski was born in Chicago,Illinois.He was brought up as a catholic,the only child of a collage biology professor (who accepted evolution)
Evrim teorisini benimseyen bir baba ve katoloik bir ortamda yetiştirilen çocuk.Darwinist kuramı destekleyen herkişiyi ateist materyalist olarak değerlendirmeyelim.Ayrıca insanlar materyalist te olur ateist te olur.Kendi seçimleridir.
Sitenin başında Darwinizm Yargılanıyor diye bir başlık var.Çok doğru.Darwinist kuram bilim çevrelerinin önüne geldiği günden beri yargılanıyor.ÇÜnkü orada üniversiteler var,medreseler yok.Herşey yargılanıyor,herşeye şüphe ile bakılıyor.O yüzden de bu üniversitelerin bulunduğu ülkeler gelişmiş ülkeler.
Son olarak Darwinist kuramın bir nevi devamı olan ve onu destekleyen Mendel kanunları ve ayrıca genetik bilimde meydana gelen gelişmeler karşısında AT cilerin tutumu nedir ?
Saygılarımla
Yazan: can Tarih: March 28, 2006 09:02 AM
Can bey,
Dinler veya idealizm için sık sık söylenen "ne yani AT'ye ihtiyaçları mı var" sorusunu ciddiye alamıyorum. "İhtiyaçları var" diyen yok, ama aynı zamanda önemli bir destek sağlıyor entellektüel düzeyde.
ATci Hıristiyanların eminim AT'den umdukları dini sonuçlar hakkında daha pek çok alıntı bulabilirsiniz. Bu, daha önce söylediklerimi değiştirmiyor. AT belirli bir dine götürmez insanı.
"Darwinism bir kuram.Doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilir" sözünüz de pek bir şey ifade etmiyor. AT de bir kuram; Doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilir.
"Muhteşem materyalist felsefe varlığını Darwinizme borçlu değildir" sözünüze de, Richard Dawkins'ten itiraz bulabilirsiniz: "Darwin" der Dawkins, "bize entellektüel yönden tatmin bulmuş ateistler olma şansını verdi."
"Darwinist kuramın bir nevi devamı olan ve onu destekleyen Mendel kanunları" şeklindeki yorumunuz ise, konuyu biraz daha araştırmanız gerektiğini gösteriyor. Mendel kanunlarının Darwinizm ile hiç bir ilgisi yoktur. Mendel Darwin zamanında yaşamış ve onun teorisine hiç itibar etmemişti.
Saygılar
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 28, 2006 03:21 PM
Can Bey,
"Muhteşem materyalist felsefe varlığını Darwinizme borçlu değildir" demişsiniz.
İnanın sadece merak ettim.
Eğer darwinizm ayağının altından çekilirse
sizin o "muhteşem materyalist felsefe"nizin varoluş teorisi acaba hangi temele dayanır ?
Hayır, yeni bir teoriniz varsa bilelim..
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 28, 2006 04:01 PM
Sayın Akyol,
AT hareketinin etrafında kümeleşenler tezlerini bilim dünyasının önünde tartışsınlar,desteklesinler,ispat etsinler.Kendilerine yapılan davetlere cevap versinler,kaçıp durmasınlar.Behe kuramlarını destekleyecek bilimsel çalışmalar olmadığını zaten itiraf etmiş durumda.Dembski de ne işim var benim bilimsel dergilerle,ben yazdığım kitaplarla zaten halkımla bütünleşiyorum deyip kaçmakla meşgul ve eminim bu arada iyi para kazanıyor.Kısaca,benim fikrimdir,AT üzerinde onu destekliyenler arasında bile bir fikir birliği yok;en fazla kısıtlı bir fikir hareketi diyebiliriz.
Materyalist ve idealist fesefe akımlarından bahsederken bu iki büyük akımın insanın fikri gelişimindeki önemini ortaya koymak istemiştim.
Richard Dawkins önemli bir şahsiyet,eğer ayni kişiden bahsediyorsak,kendisinden beklenen cevabı
vermiş,kendisi bir ateist.Yukarıda adıgeçen iki felsefi akım nedeniyle bu şekilde görüş bildirmiş.Bir tanesi olmasaydı ne olurdu acaba?
İnsan Bertrand Russell ile rahip F.C.Copleston,S.J arasında 1948 Sonbaharında BBC'nin 3. programında yayınlanan ve Tanrının Varlığı ile ilgili taraflar arasında ki saygılı düzeyli tartışmayı hatırlıyorda darısı bizim başımıza diyor.Daha materyalist sözünü kullanır kullanmaz ateist suçlaması ile karşıkarşıya kalıyorsunuz.Acaba evinde sabah namazını kıldıktan sonra Amerikanın başlarına yıkmayı düşündüğü nükleer tesise çalışmaya giden İranlı bilim adamı tesise girdikten sonra metafizik dünyasını bir kenara bırakıp materyalist bir alemde bilimsel çalışmalarını gerçekleştirip tekrar evine namazına niyazına dönmüyormu? Neyse geçelim.
Mendel konusunda belki bizi bilgilendirirsiniz diye düşünmüştüm,onun yerine git dersini çalış komutunu alınca ,sıkıntı ile sağa sola bakarken,birdenbire aklıma Sizin AT konusunda bize kaynak gösterdiğiniz Sayın Ertuğrul Özkök 'ün yönettiği Hürriyet Gazetesinin iz bırakanlar dizisindeki Darwin ile ilgili kitapçık aklıma geldi.Bazı bölümlerini aşağıya alıyorum.Eleştirilerinizi lütfen bana değil,sayın Özkök ve ekibine yöneltin.
"Darwin'in Mirası
Darwin Türlerin Kökeni 'ni yayımladığı sırada,kalıtımsal değişmelerin bireylerde kendiliğinden ortaya çıktığını ve doğal ayıklanma izin verirse,onların döllerine de aynen
aktarıldığını varsayıyordu,ama kalıtımın ne şekilde yürüdüğü konusunda en küçük bir fikri yoktu.Darwin,kuramındaki bu boşluğu kapatmak için 1868'de "Evcilleştirilen Hayvan ve Bitkilerde Değişiklik" adlı kitabını yayımladı.Bu eserde öne sürdüğü,"pangenez kuramı " diye bilinen kalıtım kuramı ne yazık ki yanlıştı.Kalıtım yasaları ancak 1900'de,Hollandalı Biyolog Hugo de Vries tarafından ortaya kondu;De Vries bunlara "Mendel yasaları" adını verecekti,çünkü Moravyalı Rahip Gregor Mendel'in bu yasaları kendisinden çok önce keşfettiğini öğrenmişti.H.de Vries de türlerin evrimi üzerine bir kuram yayımladı:"Mutasyon kuramı,Bitkiler Aleminde Türlerin Kökeni Üzerine Deneyler ve Gözlemler"(1901-1903).Mutasyon diye adlandırılan bu kuram,yeni türlerin ortaya çıkması sürecinde esas rolü genetik değişimlere atfetmekte,doğal ayıklanmaya pek az yer vermektedir.Dolayısıyla,kalıtım yasalarının keşfi,ilk genetikçilerin Darwin'in doğal ayıklanma kuramına karşı düşmanca bir tavır almalarına da yol açtı (buna karşılık genetikçiler türlerin evrimi fikrini elbette kabul ediyorlardı.)
Amerikalı nüfus genetikçisi Theodosius Dobzhansky ,1937'de yayımladığı "Genetik ve Türlerin Kökeni" adlı eserinde,Mendel'in kalıtım yasalarının mükemmel bir şekilde doğal ayıklanma kuramıyla birleştirilebileceğini ve böylece yeni türlerin oluşum sürecinin açıklanabileceğini gösterdi.
Yüzyılımızın biyologları tarafından büyük ölçüde kabul edilen ve Darwin'in anısına "Yenidarwinci" diye adlandırılan kuramın cıkış notasında bu fikir vardır;nitekim yeni darwinciler kuramla ilgili önemli düzeltmeler yapmak gerektiğini gösterdiler
Nihayet Darwin,Türlerin Kökeni'nde örtük olarak bulunmakla birlikte,biçimsel olarak belirtmediği noktayı,yani "insanın atası maymundur" görüşünü ortaya koyacaktı:"İnsan Soyunun Türemesi ve Cinsiyet Bağlı Ayıklanma 1871".Oysa dostu T.H.Huxley,"İnsanın Doğadaki Yerine İlişkin Kanıtlar 1863" adlı eserinde,anatomik kanıtlara dayanarak,insan ile şempanzenin ortak atalardan türediklerini göstermiş bulunuyordu.
Darwin "İnsanın Türemesi",daha sonra da "İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi1872" adlı çalışmalarında,insan ruhunun pek çok yönünü doğal ayıklamayla biçimlenmiş içgüdülere bağlıyarak,insanla ilgili biyolojik yorumunu daha da ileri götürdü.Böylece "toplumsal darwincilik" denen görüşün kuramsal temellerini atmış oluyordu;buna göre insan toplumu da doğanın geri kalan kesiminde geçerli ayıklanma yasalarına tabiydi ve ticari rekabet,sömürgecilik ve bazı "ırklar" ın yok edilmesi gibi olgular,güçlü olanların zayıf olanylara karşı kazandıkları "doğal" zaferin ifadesinden başka bir şey değildi.Darwinci mirasın bu bölümü evrim kuramından elbette daha çok eleştiriye açıktır.
Günümüzde Darwincilik
1920'liyıllardan 1950-1960'lı yıllara kadar "Yeni Darwincilik" matematiksel yöntemlerden yararlanarak Darwin ile Mendel'in görüşlerinin sentezine varmaya çalıştı.Mendel yasaları 1900 yılında yeniden keşfedildiğinde,Darwin'in evrim teorisiyle çelişki içinde oldukları sanıldı.Genler-bu Mendel'in adlandırması değildir- Jacques Monod'nun sözünü ettiği "hücresel makine"nin değişmezliğini sağlar.Yenileyici bir güç olan evrim ise tersine,canlının ilk özelliği değil,genleri etkileyen mutasyonların (değişimin) sonucudur ve bu anlamda kaynağını kalıtım sürecinin "yetkinsizliklerinden" alır.Zorunluluk kalıtımın,rastlantı ise evrimin özelliğidir.
Mendel yasalarının evrim teorisinde ki bir boşluğu doldurduğu ,ancak 1920'li yıllarda anlaşılmıştır.Buda özelliklerin nasıl aktarıldığının açıklanmasıdır.Bir grubun dönüşüm sürecini açıklamak,sık sık görülen gen değişimlerini belirlemekle aynıdır.Sıklığın ve rastlantının müdahaleleri genetik bilimcilerin istatistiğe ve olasılık kavramına dayalı bir şekilde düşünmesini,dolayısıyla matematiksel modeller kullanmasını zorunlu kılar.Darwin ve Mendel'den esinlenerek yapılan sentez,"Yeni Darwincilik"in ortaya çıkışıyla sonuçlanmıştır.Fakat genotipin (bir bireyin genetik malzemesi) fenotip ile (genotip ile ortamın etkileşiminden kaynaklanan gözle görülür bireysel özellikler) nasıl bağdaştırılacağı sorusu etrafında dolaşan çok sayıda sorunun hepsine çözüm getirmez.Genetik,özelliklerin aktarılmasına ilişkin matematiksel örnekler verir,ama gerçek dünyadan uzaklaşmaya yönelir;zooloji ve paleontoloji,dönüşümlere ilişkin malzeme sağlar,fakat aktarım konusunda yeterli malzemeleri yoktur.Bu nedenle çoğu zaman rastlantı ve zorunluluk ikilemine yeniden dönülmüş duygusuna kapılırız.Zorunluluk terimi,tamamen bilimsel açıklamanın alanına girer.Oysa rastlantı terimi,vazgeçilemeyen,fakat açıklamakta zorluk çekilen bir temel ilke gibi işleme tehlikesiyle karşı karşıyadır."
Ayni kitapcıktan anlamlı bir alıntı:
.....Bununla birlikte,Anglikan Kilisesi'nin tutumu zamanla yumuşadı ve Darwin 1882'de öldüğünde yüksek rütbeli din adamlarının övgüleri arasında Westminster'de Newton'un yanına gömüldü.Ancak Katolik Kilisesi evrim fikrini ancak 1950'dePapa XII.Pius'un Humani Generis başlıklı genelgesiyle kabul etti.
Yukarıdaki yazıyı naklederken söylediği bir cümle yüzünden rahmetli İmran Öktem hakkında cenaze namazının kılınması caiz değildir denildiğini ve Ankaranın karıştığı günleri hatırladım
Liberal Düşünce Dergsinin 30-31 nci sayısında Modern Amerikan Toplumunda Din ve Siyasal Kültür başlıklı üç bilim adamı tarafından yazılmış bir makale dikkatimi çekti.Yazarlar rakkamlar vererek Amerikan toplumunun dindar bir toplum olduğunu vurgulamakta,ayrıca konum olarak dinin toplumda daha geniş bir rol oynadığını ifade etmektedirler.Amerikalıların Avrupalılara nazaran "yaratılış teorisine" daha fazla oranda inandıkları belirtilmekte ve bir araştırmadan bahsedilmektedir.George Bishop,araştırmalarında Amerikalıların %45 inin insanın bugünkü şekliyle Allah tarafından yaratıldığına inandıklarını,diğer %40'lık oranının ise insanın daha ilkel ve az gelişmiş bir canlı formundan Tanrı'nın yardımıyla bugünkü şekline tekamül ettiğine inandıklarını tespit etmiştir.
Bu %40 lık oranı hangi kategoriye sokacağız?
Saygılar
Yazan: can Tarih: March 29, 2006 10:09 AM
Sayın Can Bey sizin anlatım tarzınızda gördüğüm;en haiki Mürşit ilimdir'adlı başlık altındaki yorumunda anlatılan materyalist kalıba tam uymakta ne tesadüf.Bir kere daha tekrar ediyim Sayın Ali Ünal'ın yazısından alıntı yaparak;
Bütün boyutlarıyla modern bilimin de, modernizm ve postmodernizmin de dayandığı küllî paradigmalar vardır. Modernist, postmodernist ve bilimcilerin bunlara bağlılığı, bu paradigmalar bir antitez, teori, zan ve iddia olduğu halde ve paradoksal bir biçimde böyle oldukları için dogmatik ve din mensuplarının dine bağlılığından daha katı ve daha dogmatik bir bağlılıktır. İdeolojilerin genellikle sert ve kavgacı olmalarının sebebi de bir bakıma budur.
Bu paradigmaların temelinde, bir antitez olarak gaybı ve manevî her şeyi peşin inkâr, bunları kabulü ise dogmatik bir inanç ve bilimsel olmayan bir tutum kabûl etme yatar. Hedef, maddî açıdan azamî doyum, maddî arzu ve ihtiyaçları kamçılayıp çoğaltma; buna giden yol, daha çok üretim daha çok tüketim döngüsü, dolayısıyla üretim araç ve kaynaklarına sahip olmada mücadele, hayatı bir mücadeleden ibaret görme; mücadeleyi kazanmanın yolu da kuvvettir. Buna insanda bulunan ve mutlaka terbiyesi gereken kuvvet şehveti de eklenince, en kuvvetli olmak, hedef haline gelmektedir. "Bilgi kuvvettir" sözü, bu manada bilgiyi, bilimi kuvvetin emrine vermeyi ifade etmekte, yine "Bilme cesaretini göster," modernizmin temeli olarak, "İnkâr etme cesaretini göster" manasına gelmekte ve mümkün olan azamî gücü elde etme bilimsel araştırmaların gayesi olmaktadır.
Şimdi yanıt yok diyorsunuz .Bence çok şaşırtıcı çünkü esas suskun taraf Darwinciler Eğer siteyi takip ediyorsanız JME(journal of Moleculer Evolution) adlı bu konudaki yegane otoriter yayın organının şu ana kadar ki binlerce sayısının hiç birinde mikrobiyolojik yapıların (mesela Bacterium Flagella,Cilium) 'evrimsel oluşum patikalarının tahmini evrim süreçleri ve basamakları ile bunların hayat ağaçındaki yeri'hususunda tek kelime bile yazamadığını görürüsünüz.Lütfen bir ziyaret edin siteside mevcut.
O kadar uzağa gitmeyelim,aslında yerimiz kısıtlı ama örnek veremeden edemiyeceğim;size yazdığım kitaptan bir makale ile yanıt vermek zorunlu oldu;
Prof.Daniel C.Dennett’in ‘Aklın Türleri-bir bilinç arayışına doğru’ adlı eserinin 2.bölümünün çok aydınlatıcı olduğu kanaatindeyim. Kendisi Darwinin Tehlikeli Fikri (1995)adlı eserin anlatımı üzerinden konuya açıklık getirmeye çalışmış. Şimdi söz sırası Sayın Dennett’e;
Basit başlangıçlar: Eyleyeceliğin Doğuşu
Hiçbir kum tanesinin aklı yoktur; bir kum tanesi fazlasıyla basittir. Daha da basitini düşünürsek, hiçbir karbon atomunun yâda su molekülünün aklı yoktur. Bu konuda hiç kimsenin ciddi bir itirazı olmaz sanırım. Peki, ya daha büyük moleküller? Bir virüs, kocaman tek bir moleküldür; saydığımız parçaların ne kadar küçük olduğuna bağlı olarak, yüz binlerce hatta milyonlarca parçadan oluşan bir makro moleküldür. Bu atomik düzeydeki parçalar, bariz biçimde akılsızca etkileşerek bir takım çarpıcı etkiler üretir. Bu etkiler arasında
araştırmamızın bakış açısı bakımından en önemlisi, şaşırtıcı bir şekilde, kendi kendi kopyalamadır. Bazı makro moleküller uygun biçimde donatılmış bir ortam içinde yüzer durumda bırakılırsa, akılsızca kendilerinin tıpatıp aynı-yâda neredeyse aynı-kopyalarını oluşturup dağılma yetisine sahiptirler. DNA ve onun atası RNA bu tür moleküllerdir; yaşadığımız gezegendeki tüm yaşamların temelini oluşturduklarından, bütün akılların-en azından gezegen üstündeki tüm akılların- tarihsel bir önkoşuludurlar. Yeryüzünde basit tek bir hücreli organizmaların ortaya çıkmasından önceki yaklaşık bir milyar yıl boyunca, sürekli mutasyon (değişim) geçiren, büyüyen, hatta kendisini onaran ve bu konularda gittikçe ustalaşarak kendini tekrar tekrar kopyalayan moleküller vardı.(2)
Burada Dennett’in açıklamalarına bakıldığında çok vahim betimlemeler görmekteyiz. Yazar bazı moleküller uygun bir biçimde donatılmış bir ortam içinde yüzer durumda bırakılırsa… Demektedir. Burada gerçekleşen eylemde, eylemin içinde geçtiği ortam birilerince uygun şekilde donatılmıştır. Ayrıca RNA’nın nasıl oluşmuş olabileceğine ise değinilmemiştir. RNA ve DNA’nın bilgi dolu kütüphaneler olduğunu bildiğimize göre; acaba bu bilgiler evrimsel yolla nasıl edinilmiştir? Aklı olmayan basit moleküller bir milyar yıl boyunca amaca yönelik kopyalama ve mutasyon süreci ile mi bu bilgilere sahip olmuşlardır? Şimdi tekrar Dennett’in satırlarına dönelim;
Bu, halen mevcut robotların kapasitesinin kat kat aşan olağanüstü bir iştir. Kendi kendini kopyalayan makro moleküllerin bizim gibi akla sahip olduklarını söyleyebilir miyiz? Elbette hayır. Hatta canlı olduklarını bile söyleyemeyiz-kimyasal açıdan, bunlar sadece çok iri kristallerdir. Bu dev moleküller birer minik makinedir-makro moleküler nano teknoloji. Sonuçta bunlar doğal robotlardır. Kendi kendini kopyalayan bir robot ‘prensipte’ mümkün olduğu, bilgisayarın mucitlerinden biri olan John von Neuman tarafından matematiksel olarak kanıtlanmıştır. Neuman’ın, canlı olmayan bir kendi kendini kopyalayıcı için geliştirdiği zekice tasarım, RNA ve DNA moleküllerinin tasarım ve yapımıyla ilgili ayrıntıların pek çoğunun öncülü olmuştur.(3)
Burada kendi kendini kopyalayan robotların prensipte mümkün olduğunun kanıtlandığını anlatmakta, bu gerçeğin pratikte de geçerli olduğunu varsayarsak bunun kopyalamanın bilgi üretmesi için yeterli bir önkoşul olduğunu gösterebilir miyiz? Kesinlikle hayır, kendiside buna değinmektedir, okumaya devam edelim;
Moleküler biyoloji mikroskobundan baktığımızda, sadece oldukları yerde durup etkide bulunmak yerine, eylemlerde bulunabilecek kadar karmaşık olan ilk makro moleküllerde, eyleyiciliğin 1(faillik, eylemde bulunma özelliği) doğuşuna tanık oluruz. Onların eyleyiciliği, bizimki gibi tam anlamıyla gelişmiş bir eyleyicilik değildir. Onlar ne yaptıklarını bilemezler
Oysa biz, çoğunlukla ne yaptığımızı gayet iyi biliriz. Biz insan eyleyiciler, en iyi halimizde –ya da en kötü halimizde-lehine ve aleyhine olan gerçekleri bilinçli olarak ölçüp bitirdikten sonra, yönelmiş eylemeler gerçekleştirebiliriz. Makro moleküler eylemcilik ise farklıdır; makro moleküllerin yaptığı işlerin gerekçeleri vardır, ama makro moleküller bu gerekçelerin farkında değildirler. Bununla beraber, onların eyleyicilik türü, bizim eyleyicilik türümüzün tohumlarının yetişebileceği tek zemimdir.(4)
Şimdi de tamamen ne yaptığını bilmeyen kontrolsüz doğal süreç içersindeki makro moleküllerin yaptıkları eylemlerin gerekçelerinin farkında olmadan bu eylemleri bilinç eylemler gibi gerçekleştirebilme yeteneğinin varlığından söz edilmektedir. İşin en ilginç yönü, bu bilinçsiz eyleyicilerin bizim bilincimizi oluşturan yapıtaşlarının mimarları olarak görülmesidir. Bu kurguda ciddi alınabilecek tek şey bu moleküllerin bu gerçeklerin farkında olmadıkları ve olamayacaklarıdır. Şimdi Dennett in asıl sorununun ne olduğunu görelim;
Araştırmamızın bu düzeyinde keşfettiğimiz eyleyiciliğe benzer şeyde, bize yabancı ve ''hafif itici'' gelen bir şey var; ortada amaca yönelik telaşlı bir koşuşturmaca olmasına rağmen,’evde kimse yok’’.Mükemmel bir şekilde tasarlandıkları ve yaptıkları şeyden hiç haberdar olmadıkları anlaşılan moleküler makineler, şaşırtıcı marifetler sergiliyor.(5)
Sanırım benim bir şey eklemememe gerek yok. Evrimci bilim adamlarının, en önemli sorunu kendilerine hafif itici gelen bu süreçlere bir bilinci etkin yâda dolaylı müdahalelerini sonucu oluşumunun, onlar için asla kabul edilemeyecek kadar dinsel inanışa gönderimlerde bulunmasıdır. Oysa bilim adamının görevi inanıp inanmadığını değil, veriler ışığında gerçeği ne olup ne olmadığını insanlara aktarmak olmalıdır. Ama bu ilke, Darwinci bilim adamları arasında pek rastlanmayan bir durumdur.
Şimdi gelelim diğer bir önemli kitap olan Kör Saatçiye; Bu kitap Neo-Darwincilerin kutsal kitabı olarak ta kabul edilir. Burada sözü Sayın Richard Dawkins’e bırakmayı yeğliyorum, kendisi son derece açık anlaşılır bir şekilde olayı özetliyor;
Doğal seçilim doğanın kör saatçisidir, çünkü ileriyi görmez, sonuçları hesaplamaz, görünen bir amacı yoktur. Yine de, doğal seçilimin yaşayan sonuçlar, usta bir saatçinin tasarımlarını akla getiriyor; bizi etkileyen bir tasarım ve planlama yanılsaması bu… Elinizdeki kitabın amacı, bu paradoksu okuyucuyu tatmin edecek bir biçimde ‘çözmektir’(6)
Şimdi üstat sizin meşhur yarasaları anlatıyor hep beraber okuyalım;
Bu yarasalar minyatür casus uçaklar gibi karmaşık aletlerle dol. Beyinleri bir yankılar dünyasının şifresini anında çözebilecek yazılımla programlanmış, hassas ayarlı, minyatür, büyücü işi elektronik alet paketleridir. Suratları, çoğu kez, gerçekte ne olduklarını görene dek bizi korkutacak çirkin şekiller almıştır. Aslında yüzleri, yalnızca istenilen yönlerde ses üstü dalgalar yaymak için düzenlenmiş aletlerdir.(7)
Gene 43 sayfanın 2.paragrafının başında üstat;
Bir yarasa ses bilgisini tıpkı bizim görsel bilgimizi kullandığımız gibi, üç boyutlu uzamada nesnelerin konumunu algılamak ve bu algısını sürekli olarak güncelleştirmek için kullanır. Bu yüzden de, yarasaya gereken, nesnelerin üçboyutlu uzamda değişen konumlarını içsel olarak temsil etmeye uygun bir içsel ‘bilgisayarlardır.’Burada vurgulamak istediğim, bir hayvanın
öznel deneyimlerin alacağı biçimin, içsel bilgisayar modelinin özelliği olacağıdır. Bu model, evrim sürecinde, dışarıdan gelen fiziksel uyaranlara bağlı olmaksızın, içsel olarak temsil etmeye uygunluğu nedeniyle ‘tasarlanır’.(8)
Kitabın amacını anlatan X. Bölüm girişini de aktarayım; Bu kitabın ana konusu karmaşık ‘tasarım’ sorununun çözümü olarak evrim; Paley’in kutsal bir saatçinin varlığını kanıtladığını düşündüğü olayların gerçek açıklaması olarak evrim… Durmadan gözlerden ve yankıyla yön bulmadan söz etmemim nedeni bu…(9)
Madem bu kitap Darwincileri derinden etkilemiş daha detaylıca incelenmesinde yarar var. Bu tuhaf durumun açıklaması nedir bilemiyorum. (Bozunma ve sönümlenme ki kendisi ilk paragrafta hiçbir titiz mühendisin böyle bir ilkeyle çalışamayacağını beyan eder ve ekler aslında bozunma ve sönümlenme) Evrimleştiği dönem çok gerilerde kalmış. Ama yinede, Biyomorf ülkesi’nin (kendi yaptığı programla rasgele çizimsel çıkarımlar) gerçek hayattaki eşdeğeri içersinde, gözün öncülü organdan-?- başlayarak, ağtabakayı doğru yöne döndürmek için izlenmesi gereken patikayla ilgisi olduğuna rahatlıkla bahse girerim. Büyük olasılıkla böyle bir patika var, fakat bu varsayımsal patika ara-hayvanların vücutlarında gerçekleştiğinde elverişsiz olmuş-yalnızca geçici bir elverişsizlik bu ama yinede yeterli. Ara-hayvanların görme yeteneği mükemmel olmayan atalarınınkinden bile daha kötü olmuş. Kendilerinden sonra gelecek nesiller için daha iyi görüş hazırlıyor olmaları da önemli değil; asıl olan o anda ve orada yaşamda kalabilmek!
Görüldüğü üzere en önemli Evrimciler bile tasarımın varlığını kabul etmekte, sorun seçiminizdir. Dawkins doğal seçilime atıf etmektedir yâda buna inanmak isteyebilirsiniz. Burada Kör saatçinin varlığı kadar anlamsız olan nokta, Darwinci bilim, bilimin kendisini temsil ediyormuş şeklindeki ön kabuldür. Kitabın içinde genelde şu kelimeler çok sıklıkla geçmektedir; büyük olasılıkla, tahminimce, böyle olmalı, mutlaka vardır, bulunmuş olacaktır gibi temeli olamayan dayanaklarla bilim yapılırsa paradokslarla bezeli bir hayatla yaşar ve ileride de bilim kitabından ziyade bilim-kurgu kitabı olabilecek bir kitap yazarsınız.
Elektronik teknoloji deneyimlerimiz, bizi, bilinçsiz makinelerin girift matematiksel fikirlerini anlarmış gibi davranabileceğini düşüncesini kabul etmeye hazırlıyor. Bu düşünce canlı makinelerin çalışmasına doğrudan aktarılabilir. Bir yarasa, bir makinedir; içsel elektroniği öylesine ayarlanmıştır ki, kanat kasaları tıpkı hedef uçağı vuran bilinçsiz güdümlü mermi gibi, hedef böcekleri vurabilir. Buraya kadar deneyimlerimizden edindiğimiz sezgi doğru. Ancak teknoloji deneyimlerimiz, bizi girift bir makinenin oluşumunda bilinçli ve amaçlı bir tasarımcının aklını görmeye zorluyor. İşte, canlı makineler söz konusu olduğunda yanlış çıkan sezgimiz bu ikinci sezgimiz. Canlı makineler söz konusu olduğunda.’’tasarımcı’’ bilinçsiz doğal seçilimdir: Kör Saatçi.(10)
Dawkins aslında kitabın içinde de tam tatmin olmamış içsel endişelerini de susturmayı
denemektedir çoğu kez;
3.bölümün başında üstat söyle der; Canlıların rastlantı eseri ortaya çıkamayacak kadar olasılık dışı ve güzel ‘tasarlanmış ’olduğunu gördük. Öyleyse, nasıl var oldular? Yanıt-ki Darwin’in yanıtıdır bu şöyle: Canlılar, basit başlangıçların, rastlantı eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varlıkların, kerte kerte, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasıdır ve gelişigüzel değildir. Bu bölümün amacı da, birikimli seçilimin gelişigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir.(4)
Yukarıdaki anlatım ne kadar açık değil mi? Bir evrimci profesör rastlantı, yani random süreçlerin, evrimin içinde olamayacağını itiraf ediyor. Peki, Rastlantı olmaz ise, deneme yanılma nasıl olur? Deneme yanılma olmaz ise birikim nasıl oluşur? Burada terk edilen sav ‘rastlantı ve olasılık mıdır? Yoksa Evrimin ta kendisi midir? Hayatta kalabilme güdüsü ve basit başlangıçlar-ki o basit başlangıçlar terk edilen rastlantı eseri hayat kazanabiliyorsa profesör ne demek istemektedir?
Aslında Sayın Richard Dawkins istemeye istemeye de olsa tasarımın varlığının aşikârlığı karşısındaki çaresizliğini kelimelerin arkasına gizlenmeye çalışarak kapamaya çabalamaktadır. Kendi kişisel seçimi olan, Darwinizmin bilinen hiçbir metodu ile var olan tasarımı akli bir biçimde teoriye uygun anlatamayacağını da bilmektedir. Yapmaya çalıştığı ise sadece kitabın son paragrafında özetlemiştir;
Darwinci dünya görüşünün tüm mücadelesi bu iki koşulun sağlanması, yavaş yavaş, kerte kerte gelişen birikimli doğal seçilimin varlığımızın nihai açıklaması olması içindir. Evrim Kuramının kerteciliği inkâr eden ve doğal seçilimin oynadığı merkezi rolü inkâr eden uygulamalar varsa, bunlar belirli örneklerde doğru olabilir. Fakat gerçeğin tümü olamazlar, çünkü evrim kuramının en can alıcı noktasını, astronomik olasılık dışılıkları çözümleme ve mucizeleri açıklama gücünü veren özünü inkâr etmektedirler.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 29, 2006 02:08 PM
Evrim Teorisi'nin Kökeni Neye Dayanir?
"3.bölümün basinda üstat söyle der; Canlilarin rastlanti eseri ortaya çikamayacak kadar olasilik disi ve güzel ‘tasarlanmis ’oldugunu gördük. Öyleyse, nasil var oldular? Yanit-ki Darwin’in yanitidir- bu söyle: Canlilar, basit baslangiçlarin, rastlanti eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varliklarin, kerte kerte, adim adim dönüsümüyle ortaya çikti. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasidir ve gelisigüzel degildir. Bu bölümün amaci da, birikimli seçilimin gelisigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir".
Darwin'in bu paragraftaki cevabina göre Evrim Teorisi (ET); "tesadüf"e, "adim adim dönüsüm"e ve "hayatta kalabilme cabasi"na dayanmaktadir. Acaba bu üc temel direk
neye dayanmaktadir? Gercek gercege varabilmek icin bu sualin sorulmasi gerekmek-
tedir. Ortada bir "Etkileyici" bulunmadigina ve kabul edilmedigine göre, sualin cevabi dogal olarak: "Kendikendinelik" olmaktadir. Kendikendinelik nedir? Acaba tesadüf, evrim, dogal ayiklama ve mutasyon gibi (tabii) fiil ve hareketler ne kadar kendikendinedirler? Bunlarin gercekten kendikendinelikleri var midir?
$imdi, yeryüzündeki canlilarin temeli cansizlara dayandigindan, canlilari bir kenara
birakip, önce cansizlarin kendikendineliklerini ele alalim. Yerküre üzerindeki bütün
cansizlar, yani madde ve madenler ve elementler sürekli olarak su ve havanin etkisi
altindadirlar. Su ve hava da, günesin etkisi altinda bulunmaktadir. Bu üc etkileyici
varken, cansizlara "kendikendinelik" kalmaz. Yani cansizlar, günesten gelen enerjiyle
devamli olarak etkilenirler. Bu etkilenme onlar icin bir "emir alma"dir. Yani meselâ,
günes, dogdugu zaman madde ve madenlere dogal bir emir gönderir, "isinin" der.
Madde ve madenlerdeki atomlar da hemen bu emri alir ve dinlerler ve sonucta
isinirlar. Bu isinma, bir "etkilenme" ve "harekete gecme"dir. Sonra günes, batinca
veya ki$a gecince cansizlara "soguyun" emrini gönderir. Cansizlar da hemen sogurlar.
Demek cansizlarin kendikendinelikleri bulunmamaktadir. Cansizlar icin sordugumuz
bu suali günes icin de sorabiliriz. Ve onun da Samanyolu'nun etkisi altinda oldugunu
görürüz. Daha ileri ve yukariya ciktigimizda Samanyolu'nun da diger galaksilerin etkisi altinda oldugunu görürüz. Ve nihayet galaksilerin de Bigbang'a dayandigini
mü$ahade ederiz. Burada tabii dogal olarak Bigbang'i, yani "Büyük Patlama" denilen kâinatin varedilis anini tetikleyenin "hangi kuvvet" oldugunu merak ederiz ve etmemiz gerekir.
Merak ettigimizin cevabini da, ya akla dayanan ve onun eseri olan bilimden, ya da
akil üstü kaynak olan bir Ilâhî Kitap'tan aliriz. Yanliz, bilimin sonuclarini bekleyenler
belki ömürlerinin sonuna kadar gercek cevabi alamayacaklardir. Cünkü bilim ve aklin
kiyamete kadar gelismesi ve yanlislanip dogrulanabilmesi yardir. Hazir ve acele cevap
isteyenler de elbette bir Ilâhî Kaynak'a müracaat edeceklerdir. En son Ilâhî Kaynagin
da Kur'an oldugunu biliyorsunuz. Herkes istedigi kaynagi secmekte hürdür. Yanliz bu
hürriyet sizi hiclige, karanliga, sahipsizlige ve bunalima düsürmemelidir. $imdi secim
sizindir...
Not I: Eger "hicligin arkasinda hic vardir" derseniz, kâinat ve kâinatlilar olan hepligin
nereden ciktigini da cevaplamak ve isbatlamak zorundasiniz. $ayet "hicligin arkasinda
Ilâhî Bilinc vardir" derseniz, kolay cevap yolunu bulmus olursunuz.
Not II: Biraz irdelenince görülecektir ki, tesadüf diye birsey yoktur. Cünkü hersey bir
üst etkinin altindadir. Evrim, yani degisim ve dönüsüm ve basamak basamak ilerleme
vardir. Fakat bu da kendikendine degil, zincirleme olarak en üst etkileyiciye varir. Bu
varilan yer ise, ya Ilâhî Bilinc'tir ya da hiclik'tir. Bu da, sizin inanmak istediginiz egilime göre belirlenir. Dogal seleksiyon ve mutasyonlarin ise ayrica isbatlanmasi
gerekiyor. Yani kisaca, en üst Etkileyici olan Ilâhî Kudret'i dislayarak bilim yapmak
mümkün görünmüyor.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 30, 2006 09:01 AM
sayın Avdic;
bu guzel yazınız icin size tesekkur ederim.aynı fikirde oldugumuzu soylemek isterim.
inancın yolu farklı olsada aklın yolu birdir.
Yazan: bercenay Tarih: March 30, 2006 09:11 PM
Sayin Bercenay,
Ben de tebriginize tesekkür ederim.
Selamlar...
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 31, 2006 12:00 AM
birileri bizim maymundan ya da diğer canlılardan geldiğimizi kanıtlama uğraşında...ben insanım ve insandan gelmeyim...varsa maymun olmayı kabul eden buyursun fikrimi kabul etmesin ve cevap versin...masa ve masal kelimelerinin anlamını biliyorunuzdur herhalde...bunların anlamsal bir ilişkisi olmadığı ortadadır.ama maymunla insanın bir takım özellikleri birbirine benzediği için aynı kökten geldiğine kanaat getiriliyor...ya da iman ediliyor...kabul etmeyen herkesi de maymun olmaktan men ediyorlar...insanların kafasını karıştırmak için de ortaya sözümona bilimsel dayanaklı teoriler atıyorlar...ilk olarak bilimsel verilerin bile kesinlikle doğru olamayacağını kendileri ifade ediyorlar ama kendi yalanlarını kanıtlamada daha doğrusu süsleyip bezemede işe yarayınca hemen onları kesin doğru ilan ediyorlar...rica ederim soruyorum bu ne biçim bir düşünce biçimidir kuzum...hani olabilir de demiyorlar.öyle deseler neyse.kesin bu diyorlar...ellerinde kanıtları olsa neyse..matematiksel hesaplar olayların imkansızlığını göz önüne seriyor bunlar diyorlar ki evet belki bunlar bizim teorimizi altüstediyor ama biz ondan asla vazgeçmeyiz...bu yolda öleceğiz...peki ya sonra....kocaman bir hiçlik....tab onlara göre...diğer tarafta görecekler hiç mi değil mi...şimdi diyecekler ki benim için vah zavallı şimdi diğertraf için bir çok zevkten mahrum oluyordur...hadi var sayalım onların ki doğru...ne olur...ben şurada 50 60 yılımı harcarım...peki ya benimki doğruysa...o zaman ne mi olacak...cevap vereyim...bir gün bizim arkadaşın sınıfında bulunan bir ateist ölüm ve yokluk aklına gelmiş olacak ki arkadaşa dayanamayıp sormuş:ya sizin dininize göre bize diğer tarafta ne olacak...arkadaş bence verilmemesi gereken cevabı şak diye patlamış çocuğun yüzüne,hem de alaylı alaylı gülerek(bence yanlış bir cevap verme şekli):siz sonsuza kadar cehennemde yanacaksınız....soruyorum: ya doğruysa....
Yazan: cevap ver... Tarih: March 31, 2006 12:18 PM
Demagojinin bu kadarina "pes" demek lazim.
Sayin Akyol, yazinizin ozellikle son paragrafi evlere senlik yorumlar iceriyor. Size, milli egitim bakanligi okullarinda, islam dininden baska bir dini inanca yer vermeyen din derslerinin temel egitim ve lise seviyesinde mecburi olarak okutuldugunu, oysa felsefe derslerinin secmeli oldugunu ve pek cok okulda bu dersin acilmadigini hatirlatmak isterim. Siz kimi kandirdiginizi zannediyorsunuz?
Yazan: Sibel Fidel Tarih: April 1, 2006 02:08 AM
Sibel Hanım,burda bahsedilen İslam dini değil,AT dir ve din kültürü ve ahlak bilgisi dersi değil biyoloji dersidir.Ayrıca din kültürü kitaplarında hristiyanlık,musevilik,budizm,vs den de bahsediliyor.Elbette ki yüzde doksanbeşinden fazlası müslüman olan bir ülkede İslam'dan daha çok bahsedilecek.
Yazan: Mutlu Tarih: April 3, 2006 09:39 PM
da vinci
Ama akla ve mantığa uygun, rasyonel teoriler vardır. Ama siz bunların hiçbirini kabul etmediğiniz için size bunalr hakkında birşey söyleme gereği bile duymuyorum
1-) siz o teorileri anlamamissiniz ki neyini anlatacaksiniz?
2-) rasyonel dediniz, hayatin kökenine inmeye lüzum yok, siz rasyonel olarak sürüngenin sinek kovalrken kusa dönüsünü izah ediverin bu bile yeter bize.
bakalim dinsel argümanlar mi daha komik gelecek yoksa sizin bilimsel sürüngen---> kus tezleriniz mi?
önemli bir noka daha
din anlatilari zaten lirik ve cogu yerde alegoriktir.
masalsidir
yani kendinin ne oldugunun farkindadir.
bilimsel bir anlatim sundugunu iddia etmez..
ama sizin durumunuz biraz vahim
cünkü masalsi veya alegorik degil
rasyonel ve masalsi olmayan bir aciklama getirmeniz gerekir.
cünkü iddianiz bu yönde.
hadi bakalim bu isi kivirmaya baslayin simdi.
ne kadar becerebileceksiniz milletimiz görsün..
))))
(
Yazan: XSI Tarih: April 6, 2006 02:45 PM
sibel hanım ülkemizde din kültürünü derslerinin varlığından şikayetçi...ya lütfen biraz tek boyutlu düşünceden kurtulalım...yani şu da var ki evrim teorisi hala kanıtlanamamış(yalanlar kanıtlanamaz...)bir sözümona teori(bildiğimiz gibi teori kanıtlarla desteklenebilen hipotez demektir) olmasına rağmen okulda biyoloji olarak ve sanki kesin ve tek doğruymuş gibi okutuluyor...okulda din kültürü dersinde islamı kabul etmeyen okulu bitirebiliyor ama mesela bizim üniversitede(boğaziçi üniversitesi)genetik bölümünde bırakın okulu bitirmeyi eğer evrimi kesin doğru olarak kabul etmezseniz bir ders dahi geçemezsiniz...geçecek kapasiteye sahip olsanızda hoca geçirmez...çünkü kendisi de darwinist ve karşı görüşlere tahammülleri yok diyebilirim....kusura bakmayın ama her şey öyle duyduğunuz gibi değil...ki bizim üniversite düşüncenin en fazla özgür olduğu üniversitedir..artık diğer üniversiteleri siz düşünün..soruyorum:neden bundan hiç yakınmıyorsunuz...soruyorum:yoksa tarafsız olamıyor musunuz...soruyorum:yoksa tarafsızlık sadece sözde var olan ve birilerinin çıkarına yönelik kullandığı bir şey mi...cevap verin...
Yazan: cevap verin Tarih: April 7, 2006 08:53 AM
XSI bey,
Kolay. Bunu taa minevvelinde Hoca Nasreddin pek de guzel aciklamisti, fakat galiba siz o devre yetismediniz.
Hz Muhammed'in Allah katina Hz Isa'nin daha once kullandigi merdiveni kullanarak ciktigi yolundaki irrefutable izahatindan bahsediyorum tabii ki..
Kertenkele de, sinegin baliktan nasil sinege donustugu gozlemis ve ilgili prosesi sabir ve sebatla adim adim tekrar etmistir. Bu kadar basit.
Ilk satira 'MUZMIN' yazdiktan sonra ikinci satiran, ikna edici bulanlar 'EVET', bulmayanlar 'HAYIR' yazarak ekranda gorunen numaraya SMS gonderebilirsiniz.
Birden fazla SMS de gonderebilirsiniz.
[Ekranin altindan muthis hizli ve cok kucuk puntolarla gecen yazi:
Gelen $M$ mesajlarindan dogacak gelir program yapimcisinin hayir amacli seyahat ve eglencelerini fonlamakta kullanilacaktir.]
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 08:21 PM
birileri saçmalamaya başladı....beyfendi size bu hikayeyi kim anlattı ve dahası siz bu hikayeye inanırken maymundan insana geçiş döneminin hangi evresindeydiniz...bak ben tahmin edeyim...maymun beyninin gittikçe küçülerek insan beynine daha kolay evrimleşmek için tek hücreye indiği devrede...nasıl...iyi bir teori değil mi...en azından evrimden daha mantıklı...
umarım artık daha mantıklı ve daha saygılı olunur...birileri kelimeleri kullanarak bir şeyleri değiştirmeyi düşünüyorsa,üzgünüm ama ben kelimeleri kullanarak onlarda değişmemiş bir şey bırakmam...taa ki ataları olan maymunlara benzeyene kadar..ayrıca teorilerim de var...ilkini üstte yazdım...
müzmin bey'in mailine ithafen...
Yazan: cevap verin Tarih: April 11, 2006 02:09 PM
HOCAM SLM SİZİNLE İLK DEFA KONUSACAĞIM
BEN EVRİM TEORİSİNDE NE TAM DOGRU NEDE TAM YANLIŞ DİYORUM.ÇÜNKÜ BAZI DOĞRULARI GERÇEKTEN MANTIKLI BAZILARI İSE BİR OKADAR SAÇMA GELİYOR BANA.EVRİM BİRÇOK İNSANIN İdda ettiği gibi insan maymundan yaratılmış değildir.evrim her şeyın basamak halinde olduğunu açıklamaya çalışır.bu bu doğrudurda.çünkü bir bina yaparken bile once temeli inşa ediyosun,sonra duvarları.
Yazan: murat Tarih: April 19, 2006 11:50 AM
bulunan fosiller evrimi destekler.ve embriyo şekilleride evrimi destekliyor.insan embriyosunda solungaç yarıkları olması gibi.
Yazan: murat Tarih: April 19, 2006 11:55 AM
Murat Bey,
Doğru,önce temelden başlanıyor ama önce bina tasarlanıyor.Bu binanın ne binası olduğuna bittikten sonra karar verilmiyor.Mesela bu bina okul olacaksa ona göre tasarlanıyor.Okul binasına uygun olacak şekilde yapılıyor.Yani binayı yaptıktan sonra bu bina okul olmaya uygun o zaman okul binası olsun ya da hastane olmaya uygun,hastane olsun denilmiyor.
Yazan: mutlu Tarih: April 20, 2006 10:18 AM
murat bey bir kısım mantıksal açıklamalara giderek evrimin olabilirliğini vurgulamış...öncelikle belirtmeliyim ki bu hoş bir şey...en azından birileri gibi körü körüne bağlanmamış....ancak şu da var ki bazı hataları olduğu kanatindeyim...binaların yapımında dahi öncelikli olan temel kavramına vurgu yapmış...evet kısmen doğru fakat biz canlılarla binalar aynı yapıya sahip değiliz...fiziksel,kimyasal,biyolojik ya da fizyolojik olarak..şöyle ki,mesela bir binanın içinde bir takım fiziksel değişikliklerle o binayı değişik şekil ve kullanıma sokabilirsiniz...çünkü gerekli olan sadece fiziksel değişikliktir ve bunu engelleyen başka etken yok gibidir...ancak canlılarda fiziksel bir değişiklik yaparak onları başka bir canlıya dönüştürmek için bu fiziksel değişikliklerle beraber biyolojik vb. sorunlar ortaya çıkacaktır..mesela bir binaya bir duvar eklemek gayet basittir ama bir insana kol ya da başka bir organ eklemek büyük bir iştir...çünkü doku uyuşmazlığı vb etkenler engel teşkil edecektir.hele bu beyinse bu iş imkansızdır da diyebiliriz..kaldı ki insana bunları ekleseniz bile bu onu insanlıktan başka bir canlıya doğru götürmeyecektir...yani bir insana maymunun bacağını,kolunu,gözünü,beynini vb herşeyi basamak basamak ekleseniz ve bunların çiftleşmesiyle yeni döller oluştursanız sonuç değişmeyecek ve hayal kırıklığına uğrayacaksınız...bu diğer canlılar için de geçerlidir...ki bunu darwinistler seneledir avrupa ve amerikada labarotuvarlarda deniyorlar fakat başaramıyorlar ve başaramayacakalar da....olmayan bir şeyi oldurmak yalnızca ALLAH'a mahsustur bildiğimiz üzere...
siz insanlar bir şey bildiğinizi mi sanıyorsunuz...siz hiç bir şeyi bilemezsiniz, kainatın yaratıcısı ALLAH'ı bilmeden...
platon(eflatun)
Yazan: ne gülüyorsun...anlattığım senin hikayen... Tarih: April 21, 2006 12:48 PM
Sayin Mutlu, benim fikrime gore AT-biyoloji arasindaki iliskinin aynisi din dersi ile felsese dersi arasinda da mevcut. AT ve din dersi, insanlarin gorus ve inanislariyla ilgili, dogmatik dusunceleri iceriyor. Big-Bang'den baslamak uzere, evrenin ve yasamin bir ulvi guc tarafindan yaratildigini one surmek dogmatik bir dusuncedir, buna ya inanirsiniz veya inanmazsiniz. Ayni sekilde, din dersleri de, dogmatik bir dusunce olan Tanri kavramini isler, bu da temelde insanlarin ruh ve vicdanlarini ilgilendiren bir konudur.
Biyoloji bilimi ve felsefe ise, temelinde gelecekte ortaya konan teori ve fikirlerin, su ana kadar ortaya konmus olanlardan daha iyi olabilecegini kabul eder. Dolayisi ile, verilen cevaplardan tatmin olmaz, surekli sorgular bu anlamda progresiftir (ilericidir).
Turkiye Cumhuriyeti milli egitim sisteminin temeli, fikri hur, vicdani hur, irfani hur nesiller yetistirilmesi prensibi ile atilmistir. Bu ozgurlukler ancak cocuklarimiza progresif dusunme ve sorgulama yetisinin kazandirilmasi ile mumkundur. Ulkemizde artik gittikce hissedilen irtica hareketi, Turk milli egitim sistemini, sistematik bir sekilde progresif dusunceden uzaklastirarak, asiri dogmatik bir dusunceye yonlendirmeye calismaktadir.
Su anki haliyle bir sunni-islam propogandasindan ibaret olan din derslerinin okullarimizda zorla okutulmasi insan haklarina aykiridir. Ulkemizin
%95'inin sunni-musluman oldugu ne malum? Daha gecen gun bir alevi baba, cocugunu din dersinden muaf etmek icin mahkemeye basvurdu. Her dogan insanin nufuz cuzdanina zorla dini islamdir yaziyorsunuz diye, herkes Tanri'ya ayni sekilde inaniyor mu zannediyorsunuz?
AT, bence din derslerinin mufredatina dahil edilebilir. Ancak, AT'ye gelene kadar din dersi mufredatinda daha yuzlerce eksik var. Insan neden dine inanir? Misir'da, eski yunan'da, maya medeniyetlerindeki dinlerin felsefesi neydi? Bu dinlere ne oldu? Cok tanrili dinler ile tek tanrili dinler insanlarin hangi farkli ihtiyaclarini karsilamaktadir? Hz. Ibrahim'in dinleri arasindaki ortak ve farkli yonler nedir? Tarihte turban ilk ne zaman ortaya cikti, Hz. Ibrahim'in dinleri sirasinda mi, pagan dinler sirasinda mi? Din ile sosyoloji arasindaki iliski nedir, din insan toplumlarinin yasamini olumlu/olumsuz nasil etkiler? Su anda yasayan dinler hangileridir, bu dinlere inanan kisilerin kutladiklari gunler, gelenek ve felsefeleri nedir? Hadi bakalim, bir tane imam hatip mezunu ciksin da su konulari, hakkini vererek isleyip sunni-islam propogandasi yapmadan cocuklarimiza anlatsin bakalim.
"Cevap Verin" isimli arkadas Bogazici'nin guzel kampusune gelen baharin etkisinden olacak, kavramlari biraz karistirmaya baslamis sanirim. Genetik dersi insanlara zorla okutulmuyor, o bolumu secen ogrenciler okuyorlar. O ogrenciler isterlerse gidip ilahiyat fakultesinde'de okuyabilirler ve umarim yukaridaki paragrafta yazdigim konulari ogrenerek mezun olurlar. Ancak genetik biliminin temelinde, Darwin ve onu takip eden bilim adamlarinin olusturmus oldugu kuramlar vardir. Bu kuramlari bilmeden, bunlarin uzerine kuram insa etmek mumkun olamaz. Genetik bolumundeki hocalarin, sinavlarda "evrimi kesin ve dogru olarak kabul ediyor musunuz?" diye bir soru sorduklarini hic zannetmiyorum. Bilimde kesin ve dogru olarak kabul etmek diye birsey yoktur. Her iddia curutulebilir. Curuteceginiz iddianin ne oldugunu biliyorsaniz eger!
Yazan: Sibel Fidel Tarih: April 22, 2006 03:37 AM
Sn Sibel Hanım;
'benim fikrime gore AT-biyoloji arasindaki iliskinin aynisi din dersi ile felsese dersi arasinda da mevcut. AT ve din dersi, insanlarin gorus ve inanislariyla ilgili, dogmatik dusunceleri iceriyor. Big-Bang'den baslamak uzere, evrenin ve yasamin bir ulvi guc tarafindan yaratildigini one surmek dogmatik bir dusuncedir, buna ya inanirsiniz veya inanmazsiniz. Ayni sekilde, din dersleri de, dogmatik bir dusunce olan Tanri kavramini isler, bu da temelde insanlarin ruh ve vicdanlarini ilgilendiren bir konudur.'
AT bir dogma değildir.AT nin kısaca başlangıç noktası şöyledir:
Bu kadar kusursuz ve muhteşem sistemlerin tesadüflerle ortaya çıkması bilimsel olarak çok düşük bir rakamdır hatta sıfır denebilir.Bu sistemler acaba tasarlanmış olabilir mi?(Dikkat,benim inançlarıma gore bir Tanrı var o halde tabiatta onun izleri olmalı gibi bir yaklaşımla başlamıyor.)Bunun neresi dogmatik?
'Biyoloji bilimi ve felsefe ise, temelinde gelecekte ortaya konan teori ve fikirlerin, su ana kadar ortaya konmus olanlardan daha iyi olabilecegini kabul eder. Dolayisi ile, verilen cevaplardan tatmin olmaz, surekli sorgular bu anlamda progresiftir (ilericidir).'
AT de bilimsel bir teori.Neden bu torinin de öncekilerden daha iyi olabieceğini kabul edemiyorsunuz?Hem de çok daha mantıklı.AT yi okursanız anlarsınız sorgulayıp sorgulamadığını.
'Turkiye Cumhuriyeti milli egitim sisteminin temeli, fikri hur, vicdani hur, irfani hur nesiller yetistirilmesi prensibi ile atilmistir. Bu ozgurlukler ancak cocuklarimiza progresif dusunme ve sorgulama yetisinin kazandirilmasi ile mumkundur. Ulkemizde artik gittikce hissedilen irtica hareketi, Turk milli egitim sistemini, sistematik bir sekilde progresif dusunceden uzaklastirarak, asiri dogmatik bir dusunceye yonlendirmeye calismaktadir.'
AT ile ne alakası varsa?Türkiye Cumhuriyetinin temeli herşeyiyle hür nesil yetiştirmek amacıyla atılmıştır,doğru,ama din deyince neden bazıları hemen rahatsızlık duyup onları gericilikle suçluyor?
Aşırı dogmatik düşünce dediğiniz şey nedir?Hissedilen irtica hareketleri neler?Din konusundaki herşeye irtica diyorsanız asıl budur dogma.
'Su anki haliyle bir sunni-islam propogandasindan ibaret olan din derslerinin okullarimizda zorla okutulmasi insan haklarina aykiridir. Ulkemizin
%95'inin sunni-musluman oldugu ne malum? Daha gecen gun bir alevi baba, cocugunu din dersinden muaf etmek icin mahkemeye basvurdu. Her dogan insanin nufuz cuzdanina zorla dini islamdir yaziyorsunuz diye, herkes Tanri'ya ayni sekilde inaniyor mu zannediyorsunuz?'
%95 inden fazla müslüman olan bir yerde ‘din dersi’nde tabi ki İslam’dan daha çok bahsedilecek.Bir avuç ateist ya da dine dair hiç bir bilgisi bulunmayan sadece kulaktan