« 'İslamofaşist' Yaygarası Nereden Çıktı? | Ana Sayfa | SkyTurk TV'de Akıllı Tasarım Tartışması »
March 20, 2006
Akılllı Tasarım Hakkında Doğrular ve Yanlışlar
[20 Mart 2006 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]
Darwinizm-Yaratılış tartışması son günlerde hızlandı. "Yaratılış" fikrinin bilimsel karşılığı olan "Akıllı Tasarım" teorisine karşı da pek çok itiraz yükseldi. Bu teorinin bir savunucusu olarak, iki ayrı kanattan gelen bu itirazları karşılamamda yarar var.
Birinci kanat, "ne gerek var Darwinizm'le uğraşmaya" diye soran bazı Müslüman yorumcular.
Bu yorumcuların bir kısmı, "evrim fikri İslam'la çelişmez, Allah evrimle de yaratmış olabilir" diyorlar. Aslında bu fikir doğru: Evet, canlıların evrim yoluyla da yaratıldığı savunulabilir ve nitekim böyle düşünen Müslüman ilahiyatçılar vardır. Ancak böylesi bir "yaratılışçı evrim" ile Darwinizm'i paralel sanmak büyük bir yanılgı olur. Darwinizm herhangi bir "evrim teorisi" değil, "doğal seleksiyon yoluyla evrim teorisi"dir. Doğal seleksiyon ise kör ve amaçsız bir mekanizmadır. Bunu kabul ettiğinizde, neyi kabul etmiş olacağınızı, Darwinist teori'nin 20. yüzyıldaki en büyük isimlerinden biri olan George Gaylord Simpson'un "The Meaning of Evolution" (Evrimin Anlamı) adlı kitabındaki ünlü sözünden görebilirsiniz. "İnsan," der Simpson, "kendisini hiç de hedeflememiş olan amaçsız ve doğal bir sürecin ürünüdür."
İnanmak için kanıt
"Ne gerek var Darwinizm'le uğraşmaya" diye düşünen bazı Müslüman yorumcular da Akıllı Tasarım teorisini eleştiriyor ve "Allah'a inanmak için doğadan kanıt bulmaya ne gerek var, Allah'a zaten 'iman' edilir" diyorlar.
Böylesi bir "fideist" inanç (yani "inanıyorum, çünkü inanıyorum" düşüncesi) de mümkündür elbette... Ama İslam'da öngörülen bu değildir. Allah'a inanmak kuşkusuz bir "iman" meselesidir; ama bu imanın akılcı delilleri vardır. Kuran'da insanlar Allah'a inanmaya davet edilirken, O'nun yarattığı evren ve doğa birer "ayet" (yani kanıt) olarak gösterilir. Bu nedenledir ki, başta İmam Gazali ve Bediüzzaman Said Nursi olmak üzere İslam kelamcılarının büyük bölümü "İsbat-ı Vücud", yani Allah'ın varlığını göstermek için doğadaki düzen, ahenk ve tasarım üzerinde durmuşlardır.
İşte "Darwinizm'le, Tasarım'la ne işimiz var; biz zaten inanırız, inanmak için kanıt mı olur" diyen Müslümanlar, bu kritik meseleyi ıskalıyorlar. Dahası Allah inancının rasyonel bir gerekçesi olmadığını varsayarak, onu "irrasyonel" sayan materyalist felsefeye bilmeden koz vermiş oluyorlar.
Materyalist İtirazlar
Oysa materyalizme karşı böylesi bir teslimiyetçiliğe hiç gerek yok. Akıllı Tasarım'a yönelik materyalist itirazlara baktığımızda bu "kağıttan kule"nin zaten titremekte olduğunu görebiliriz.
Gelin birlikte görelim... Akıllı Tasarım, dini kaynaklara değil bilimsel kanıtlara, özellikle de yaşamın kompleks yapısına dayanan bir teori. Radikal gazetesinde yayımlanan "Bilim öğretilen derste (yaratılış) okutulamaz" başlıklı yazısıyla bu teoriyi eleştiren Prof. Celal Şengör ise şöyle demiş:
"Yaşamın Darwin'in, veya Mendel'in veya Hugo deVries'in sandığından karmaşık olduğu doğrudur, ancak bu, karmaşıklığın yalnızca tesadüfi evrimle açıklanamayacağı anlamına gelmez".
İyi ama, bunun salt bir iddia olarak kalmaması için, yaşamın karmaşıklığının yalnızca tesadüfi evrimle açıklanabileceğinin Prof. Şengör gibi materyalistlerce gösterilmesi lazım.
Peki bu gösteriliyor mu? Hayır!.. Sözgelimi ilk hücrenin veya hücredeki kompleks mekanizmaların rastlantısal bir evrimle nasıl açıklanabileceği sorusu tümüyle cevapsız. Bakın, Darwinizm'e hararetle inanan, Akıllı Tasarım'a da şiddetle karşı çıkan dünyaca ünlü fizikçi Paul Davies, 2002 basımı "The Origin of Life" (Yaşamın Kökeni) adlı kitabında şöyle diyor:
"Araştırmacıların çoğu yaşamın kökeninin bir sır olduğunu kamuoyu önünde açıklamak istemiyor. Sadece kapalı kapılar ardında kabul ediyorlar bu konudaki çaresizliklerini. Bu rahatsızlıklarının iki nedeni var. Birincisi, bunun köktendincilerin sahte-açıklamalarına kapı açacağını sezmeleri. İkincisi ise, bilgisizliklerinin samimi bir itirafının, bilimsel çalışmalara verilen devlet fonlarının azalmasına neden olacağından korkmaları." (s. xxiv)
Bu alıntıda sözü edilen "köktendinciler", yaşamın yaratıldığını savunanlar. "Sahte-açıklama" ise, aynı jargona göre, Akıllı Tasarım teorisi olmuş oluyor.
Peki ama niye "sahte"? Aksini gösteremediğiniz bir açıklamanın "sahte" olduğuna daha ilk baştan nasıl karar verebiliyorsunuz? Ya da "yeni bilimsel kanıtlar yakında bizi haklı çıkaracak" diye şimdiden nasıl kehanette bulunabiliyorsunuz?
Bu soruların tek bir cevabı var: Materyalizme iman... Akıllı Tasarım karşıtı bilim adamları, maddeden başka bir gücün var olmadığına, maddesel dünyanın kendi içinde kapalı bir sistem olarak işlediğine ilk baştan iman ettikleri için, bunun dışında kalan bir açıklamayı, tartışma gereği bile duymaksızın reddediyor ve hatta susturmaya çalışıyorlar.
Ama tabii bu işin bir "usturubu" var: Materyalizmi bilimin kendisi gibi göstermek... Darwinistlerin sıkça kullandığı "Akıllı Tasarım bilim dışıdır, yakında bilim yaşamın kökenini açıklayacak" gibi sözleri doğru okumak için, "bilim" kelimesinin yerine "materyalizm"i koymak lazım. Oysa bilimin materyalist olmak gibi bir zorunluluğu yok. Sadece objektif olup gerçeği araması gerekiyor.
Yanlışlanabilirlik kriteri
Akıllı Tasarım'a karşı çıkmanın bir yöntemi de, "bu teori yanlışlanabilir değildir" demek. Oysa Akıllı Tasarım ile Darwinizm "yanlışlanabilirlik" kriteri açısından tamamen aynı düzlemde. Sayın Celal Şengör "dünyada yaşamın akıllı bir tasarımcının eseri olduğu hiçbir gözlemle yanlışlanamaz" derken, savunduğu Darwinist teorinin de, ünlü bilim felsefecisi Karl Popper tarafından tam da aynı nedenle eleştirildiğini unutuyor.
Problem şurada: Yaşamın kökenini tartıştığımızda, milyonlarca yıl önce yaşanmış olayları ele alıyoruz. Yeryüzündeki ilk hücrenin, ilk balığın, ilk kuşun kökenini irdeliyoruz. Bunları gözlemlemek de, test etmek de imkansız. Tek yapılabilecek şey, eldeki kanıtlara bakarak, "tasarım" veya "doğal süreçler" açıklamalarından hangisinin daha tutarlı olduğuna karar vermek. Doğal süreçlerin canlılığı açıklaması mümkün değilse - ki değil - varılması gereken sonuç tasarım.
İslam'a uygun
Akıllı Tasarım teorisine karşı bir de Hıristiyan ve ABD kökenli olma eleştirisi var. Hatta materyalist bilim dergisi "Bilim ve Gelecek", "Amerikan Malı Safsata: Akıllı Tasarım" diye başlık da atmıştı. Sanki kendi savunduğu Darwinizm, Anadolu'nun bağrından kopup geliyor...
İşin doğrusu şu: Bugün Batı dünyasında bir ateizm-teizm (Allah'ı inkar-kabul) çatışması sürüyor ve bunun en önemli "cephe"lerinden birisi de yaşamın kökeni. (Amerikan Ateistler Birliği her yıl boşuna "Darwin Günü" düzenlemiyor.) Bu çatışmada Müslümanların Batı'nın teistleriyle (inançlı Hıristiyan ve Yahudilerle) ortak noktalar keşfetmesi hiç de garip değil. Akıllı Tasarım bunlardan biri.
Bu teorinin İslam'a son derece uygun düştüğü ise, "Islam & Science" dergisinin 2004 yaz sayısında, Malezya'daki Uluslararası İslami Düşünce ve Medeniyet Enstitüsü'nden Adi Setia'nın imzasıyla yayımlanan bir makalede detaylı şekilde anlatılmıştı. Yayın kurulunda Seyyid Hüseyin Nasır gibi büyük İslami otoritelerin bulunduğu söz konusu dergi, İslam ve bilim konusundaki en önemli uluslararası akademik yayın sayılıyor.
Kısacası Akıllı Tasarım bilime de uygun İslam'a da. Aykırı düştüğü tek şey, materyalizm.
Materyalist olmak, bu fikri savunmak ise elbette serbest. Ama bu felsefeye uygun düşen bir teoriyi (Darwinizm'i) bilime ve eğitime egemen kılarken, Allah inancına uygun düşen bir teoriyi (Akıllı Tasarım'ı) sansürlemeye kalkmak yanlış. Ülkemizde "devlet materyalizmi" değil de objektif eğitim istiyorsak, her ikisini de çocuklara öğretmeli, seçim hakkını onlara bırakmalıyız.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 20, 2006 10:13 AM




Merhaba;
Akıllı tasarımı bize anlatırmısınız Mustafa bey, Allah ın yaratmak için tasarım yapmaya ihtiyacı mı var? HAŞA!
' Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. 'Bu karmaşaya ne gerek var? Tek bir gerçek var inşaAllah,herşeye güç yetiren Rabbim yeri göğü ve arasındakileri yoktan var etmiş heran bizim içinde yaratmaya devam etmektedir. Sevgiler siz güzel insan Hakkın yoluna hizmet etmektesiniz inşaAllah, Rabbim göz ve gönül gözünüzü daimi açık tutsun.
Yazan: hülya okay Tarih: March 20, 2006 12:42 PM
Sayın Akyol,
"Darwinizm-Yaratılış tartışması son günlerde hızlandı." demişsiniz. Her zamanki gibi baş düşman olarak Darwinizm'i göstermişsiniz aynı diğer AT'ciler gibi.
Bence ilk önce Darwinizm'in tanımını yapmalısınız. Darwinizm ile ne kastediyorsunuz? Birçok kişinin Darwinizm ile evrimi kastettiğinizi düşündüğünü tahmin ediyorum. Bu konuya bir açıklık getirirseniz sevinirim.
Yani açık açık şunu diyorum. Sizin tartıştığınız konu evrimin olduğu veya olmadığı mı yoksa evrim kendiliğinden mi yoksa bir tasarımcının tasarladığı şekilde mi olduğu? Buna kesin bir dille açılık getirmenizi rica ediyorum. Daha önce de kaç kere bunu sordum ama bir türlü cevap alamadım.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 20, 2006 03:21 PM
Sayın Da Vinci,
Haddim değil Mustafa Bey'in adına cevap vermek ama yine de duramadım..
"Darwinizm-Yaratılış tartışması son günlerde hızlandı." demişsiniz. Her zamanki gibi baş düşman olarak Darwinizm'i göstermişsiniz aynı diğer AT'ciler gibi.
Tabii ki Darwinizmi gösterecek,M.Weber'in iktisad teorilerini gösterecek değil ya.. Siz konuyu nereden takip ediyorsunuz kuzum ?
Bence ilk önce Darwinizm'in tanımını yapmalısınız. Darwinizm ile ne kastediyorsunuz? Birçok kişinin Darwinizm ile evrimi kastettiğinizi düşündüğünü tahmin ediyorum. Bu konuya bir açıklık getirirseniz sevinirim.
Mustafa Bey darwinizmin tanımını yapmaktan dilinde tüy bitti,hala daha neyin tarifini istiyorsunuz ? Biraz site arşivini karıştırın.
Yani açık açık şunu diyorum. Sizin tartıştığınız konu evrimin olduğu veya olmadığı mı yoksa evrim kendiliğinden mi yoksa bir tasarımcının tasarladığı şekilde mi olduğu? Buna kesin bir dille açılık getirmenizi rica ediyorum. Daha önce de kaç kere bunu sordum ama bir türlü cevap alamadım.
Evet bu soruyu daha önce de sormuş ama cevabını almıştınız.Ya hatırlamıyorsunuz ya da birşeyler yazma isteğiyle öylesine çalakalem yazmışsınız..
Mustafa Bey'in size yine bu makalenin altında daha önce verdiği cevap:
Sayın Da Vinci
"Doğada değişim" anlamında evrimin varlığına inanıyorum. Tüm canlıların ortak bir atadan evrimleştiği tezine (common descent) ise agnostik yaklaşıyorum; olabilir, ama olmayabilir de, ikna olmak için yeteri derecede kanıt yok. Özellikle Kambriyen patlaması, bunun aleyhinde güçlü bir değil.
Saygılar.
Yazan: Öztürk Tarih: March 20, 2006 05:01 PM
Sayın Da Vinci
Bir hata olmuş;"Mustafa Bey'in size yine bu makalenin altında daha önce verdiği cevap cümlesinde bu makaleye değil,Akıllı Tasarımı anlayamama sorunu adlı başka bir makaleye ve yapılan yorumlara atıfta bulunmak istemiştim.
Syg.
Yazan: Öztürk Tarih: March 20, 2006 05:52 PM
"Yaşamın Darwin'in, veya Mendel'in veya Hugo deVries'in sandığından karmaşık olduğu doğrudur, ancak bu, karmaşıklığın yalnızca tesadüfi evrimle açıklanamayacağı anlamına gelmez."
kelime oyunu yapmak bir prof'a yakısmamıs."yanlızca" ibaresinden saplantılı bir gorus tasıdıgı belli oluyor zaten.
"Materyalizme iman..."
cok dogru bir tespit.
sayın akyol;
yazdıklarınızın tumune katılıyorum.cok guzel bir yazı olmus.elinize saglık...
Yazan: bercenay Tarih: March 20, 2006 08:27 PM
Sayın Öztürk,
"Haddim değil Mustafa Bey'in adına cevap vermek ama yine de duramadım.." demişsiniz. Keşke durmayı becerebilseydiniz.
"Doğada değişim" anlamında evrim ne demektir? Yok böyle bir evrim tanımı. Biyolojik anlamda evrim tüm canlı türlerinin diğer türlerden türediğidir. Tüm canlı türlerinin ortak bir atadan türediğidir. Yani hiçbir canlı türü bir anda yoktan ortaya çıkmamıştır, başka türlerin değişimiyle oluşmuştur. Genel anlamda evrim böyle özetlenebilir. (Bu arada Kambriyenle ilgili cevabımı defalarca verdim.)
Yazan: Da Vinci Tarih: March 20, 2006 11:23 PM
Sayın Da Vinci,
Siz kambriyenle ilgili hiçbir cevap vermediniz.
Sadece siz değil hiçbir darwinist "büyüklere masallar"dan başka bilimsel bir cevap vermedi.İşin doğrusu siz hiçbir konuda "cevap" vermiyor,sadece amentünüzü tekrar ediyorsunuz.
Kambriyende ortaya çıkan flumları çarpıtma ile eksik göstermeye çalışıyorsunuz.Zamanı da genişletmeye çalışıyorsunuz.Ama bu sizin çıkmazlarınızı kapatmıyor.Bir tane flum ortaya çıkmış bile olsa -bu arada merak edenler flum'un tanımına ve kapsam genişliğine kaynaklardan bakabilir- yine o flumun köken sorusu cevapsızdır.
"Efendim kambriyenden önce tek hücreliler ve basit çok hücreliler var,işte bu flumlar o tek hücreli ve basit çok hücreli canlılardan evrimleşti" demek cevap değil materyalist "İMAN" dır.
Biz nasıl,hangi yolla ,hangi aşamalarla ve hangi mekanizmalarla evrimleştiğini soruyoruz,teorik ve pratik(fosil) aşamalarını soruyoruz siz "işte bunlar var ya, şunlardan evrimleşti" gibi insan aklına hakaret eden cevap(!) veriyorsunuz.Daha da acısı bu cevap(!)lara kendiniz de inanıyorsunuz.
Kambriyen patlamasının darwinizm açısından çok büyük bir sorun olduğunu birçok darwinist kabul etmesine rağmen siz birtürlü kabul edemiyorsunuz.
Darwinizm sert eleştiriler getiren arteist bilimadamlarını bile "cahil"likle suçluyorsuz.
AT'yi inanca dayanmakla suçladığınızda, AT'nin değil ama darwinistlerin asıl inanca dayandığını belirtmek için daha önce sorduğum doğal mekanizmalarla oluşmuş ve "gözlemlenmiş" "bir tek" kompleks organ gösterin gibi soruları da duymamış gibi yapıyorsunuz.
Kısaca aslanlar gibi savaşıyorsunuz,takdir ediyorum ama çember daralıyor,bari canınızı kurtarın, savaştığınız felsefe kutsal, vaadlerde bulunan bir inanç sistemi değil. Hiçten gelip hiçliğe gidildiğini isbatlamaya çalışan bir hiç uğruna feda olmaya değmez.
Yazan: Öztürk Tarih: March 21, 2006 12:30 AM
Sayın Öztürk,
Sizinle olan tartışmalarımızdan öğrendiğim birşey var. Size inandığınız birşeyin aksinin doğruluğunu kabul ettirmek imkansızdır. Ben bunu tecrübelerimle öğrendim. Ben istediğim kadar bilimsel kaynak göstereyim siz inandığınız birşeyin yanlış olduğunu ve benim söylediğimin doğru olduğunu kabul etmezsiniz. Onun için ben sizi hiçbir şeye inandırmak için uğraşmam ve uğraşmayacağım. Ama Kambriyen patlamasıyla ilgili söylediklerimi diğer kişilere de hatırlatmak için son bir kere veriyorum:
Benim bunun üzerine sizin inancınızı(!!!) değiştirmek için birşey yapmam söz konusu değildir. Siz istediğinize inanmakta özgürsünüz ama ben burada bilimsel verileri ortaya koyuyorum ve gerisine karışmıyorum. Son olarak şunu söyleyeyim. Son 10 yıldaki gelişmelerle "Kambriyen patlaması" efsanesi sona ermiştir. Siz bu efsaneye inanmaya ve umut bağlamaya devam edebilirsiniz.Yazan: Da Vinci Tarih: March 21, 2006 06:25 PM
Sayın Da Vinci,
Ben size şunu sordum:
Bir tane flum ortaya çıkmış bile olsa -bu arada merak edenler flum'un tanımına ve kapsam genişliğine kaynaklardan bakabilir- yine o flumun köken sorusu cevapsızdır.
"Efendim kambriyenden önce tek hücreliler ve basit çok hücreliler var,işte bu flumlar o tek hücreli ve basit çok hücreli canlılardan evrimleşti" demek cevap değil materyalist "İMAN" dır.
Biz nasıl,hangi yolla ,hangi aşamalarla ve hangi mekanizmalarla evrimleştiğini soruyoruz,teorik ve pratik(fosil) aşamalarını soruyoruz siz "işte bunlar var ya, şunlardan evrimleşti" gibi insan aklına hakaret eden cevap(!) veriyorsunuz.Daha da acısı bu cevap(!)lara kendiniz de inanıyorsunuz.
Verdiğiniz cevapsa bu:
Kambriyen öncesi dönemde 4 filum, Kambriyen döneminde 9 filum, daha sonraki dönemlerde ise 30 civarında filum ortaya çıkmıştır.
İşte ben zaten bu ortaya çıkmayı soruyorum.Nasıl'ını soruyorum.Hadi 4'ten de vazgeçtim.Süreyi de 100 milyon yıl yaptım.Bir tane flum'un tek hücreliden itibaren aşama aşama gelişimini gösterin.
Atmasyon teorilerle yani şöyle olmuş olmalı böyle olduğu düşünülüyor vb inançlarla değil, kanıtlarla..
Son 10 yılda "kambriyen patlaması efsanesi" sizin için ortadan kalkmış ama galiba 2002 tarihli sciense dergisi farklı düşünüyor:
Fosil kayıtlarına göre yeryüzünde yaşam 3.5 milyar yıl önce küçük fotosentetik bakterilerle başladı. 3 milyar yıla yakın süre, gezegen bakteri, plankton ve mikroskobik deniz bitkilerinden daha büyük bir canlıya sahip değildi. Sonra birdenbire, 540 milyon yıl kadar önce, okyanusun karanlık derinliklerinde, çok zengin bir hayvanlar topluluğu var oldu. Uzun dikenli solucanlardan ağızları için yakalama kancaları bulunan beş gözlü yaratıklara kadar, 10 milyon yıllık bir süre için -ki bu evrimsel zaman açısından bir göz kırpması kadardır- okyanus zeminini tamamen değiştirdiler. Bunlar havyanların bilinen tüm büyük gruplarının ilk temsilcileriydiler ve hatta bazıları sonradan yok olacak daha başka gruplara dahildiler.
Richard A. Kerr, "A Trigger for the Cambrian Explosion?", Science, 298, Nov 22 2002
Bu da 1999 tarihli TİG dergisinden:
Küçük bir mekanda bulunmuş olan bu fosillerin, evrim biyolojisindeki bu büyük sorunla ilgili hararetli tartışmanın tam merkezinde yer alması oldukça garip gözükebilir. Fakat bu tartışmalara neden olan şey, Kambriyen Devrinde yaşayan hayvanların fosil kayıtlarında şaşırtıcı bir bollukta ve birdenbire belirmeleridir. Radyometrik tarihlendirmelerin daha kesin sonuçları ya da giderek artan yeni fosil bulguları ise, sadece bu biyolojik devrimin aniliğini ve alanını keskinleştirmiştir. Yeryüzünün yaşam potasındaki bu değişimin büyüklüğü bir açıklama gerektirmektedir. Şu ana kadar birçok tez ileri sürülmüş olsa da, genel fikir hiçbirinin ikna edici olmadığıdır.
Trends in Genetics, February 1999, vol. 15, no. 2
Burada bahsedilen "hiçbiri ikna edici olmayan, ileri sürülen birçok tez"in sizin bahsettiğiniz "Detoksifikasyon teorisi", "Biyomekanik hareket teorisi", "Yırtıcılık teorisi", "Biyocoğrafya teorisi" gibi tezler olduğunu herhalde söylemeye gerek yok..
Yazan: Öztürk Tarih: March 21, 2006 07:18 PM
"İşte ben zaten bu ortaya çıkmayı soruyorum.Nasıl'ını soruyorum.Hadi 4'ten de vazgeçtim.Süreyi de 100 milyon yıl yaptım.Bir tane flum'un tek hücreliden itibaren aşama aşama gelişimini gösterin."
sayın Öztürk;
size tesekkur ederim.o kadar anlatılan seyin anafikri bu iste.
Yazan: bercenay Tarih: March 21, 2006 10:28 PM
Herkese merhaba,
Sizleri ve burdaki yazılarınızı görünce soru sormanın ne kadar kolay birşey olduğunu anlıyorum. Özellikle de bilimin kesin sonuçlara ulaşamadığı ve muhtemelen de hiçbir zaman kesin sonuca ulaşamayacağı, çok geniş konularda karşı tarafın vereceği yanıtların kesinleşmiş veriler olmadığını bilerek rahatlık içinde soru sormak çok kolay oluyor (kaldı ki bunları gerçekten merak ediyorsanız internette ararsanız emin olun benim söyleyeceklerimin en az 100 katını bulabilirsiniz). Bu sebeple ben de size birkaç soru sorayım dedim. Şimdi varsayalım ki benim sovunduğum herşey yanlış. Herşeyi kafamdan uyduruyorum. Gelin sizin inançlarınızı sorgulayalım biraz.
Sizin düşüncenize göre Kambriyen patlması nedir? Allah'ın bir anda birçok canlıyı yaratması mıdır? Peki yaklaşık 3.7 milyar yıl önce bakteriyi de Allah mı yarattı yoksa kendiliğinden mi oluştu? Bakteriyi Allah yarattıysa neden yaklaşık olarak 3.1 milyar yıl bekleyip bir anda birçok canlı grubu yarattı? Peki neden tüm canlıları bir anda yaratmadı? Kambriyenden sonra yaklaşık 300 milyon yıl bekleyip dinozorları mı yarattı? Sonra kuşları, memelileri ve ilk bakteriden yaklaşık 3.7 milyar yıl sonra da insan benzeri birçok farklı türü yarattı ve çok kısa bir süre sonrasında da insanı mı yarattı? Tabi bu arada insanı yaratırken 2 numaralı kromozomunu başka bir canlı türünün iki farklı kromozomunun birleşimiyle oluşmuş gibi tasarlamayı da unutmadı.
Siz hep açıklama bekliyordunuz. Ben bunlarla ilgili biraz açıklama beklesem nasıl olur? Siz bunları cevaplayın daha sırada çok falza soru var.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 22, 2006 01:08 AM
Herkese selam ve sevgiler.
Bir süredir siteyi ziyaret etme şansım olmamıştı. Evrim ve AT teorilerinin arasındaki çekişmenin biraz kızıştığını görüyorum. Ben biyoloji konusundaki burada yazan arkadaşlar kadar bilgi sahibi olmadığım için evrim teorisinin bilimselliği veya kanıtlanmışlığı yönünde yorumlar yapmak haddim değil. Ancak, şunu düşünmekten de kendimi alamıyorum: mikro boyuttaki evrim teorisinin, canlıların ortaya çıkışına dair getirmiş olduğu bilimsel açıklamaların doğru olduğunu kabul etsek bile, bu açıklamaların “Allah’ın yok olduğu” veya “Allah’a gerek olmadığı” gibi ateistvari sonuçlara götüreceğine katılmıyorum. Her şeyden önce Allah’ın yaratma esnasında, esbablar (yani sebepler) kullandığını din ile ilgilenen her insan az çok bilir. Belirli bir tekamül veya evrim de Allah’ın yaratmasında kullandığı “sebepler perdesine” son derece iyi bir örnek olabilir. İkinci olarak, evrim teorisinin ilk canlıların oluşumuna dair getirdiği açıklamaların doğru olduğunu (yine) ikinci kez kabul edersek, bir yandan da şunu düşünmemiz gerekmez mi: . Aslında evrimin mikro boyuttaki canlıların oluşumunu açıklamasına doğruluk payı verilse bile, şimşekler, güneş ve mor ötesi ışınların meydana gelmesi ve onlarla canlı varlıkların var olması arasında var olduğu iddia edilen ilişkinin tanzimi ne ile izah edilecektir? Bu ilşkinin TANZİMİNİ yapan KİMDİR? Yani mikro evrim koşullarının oluşabilmesi için gerekli olan ortamın, bu ortamı hazırlayan ortamın… da tanzimini yapacak bir GÜCE ihtiyaç vardır. Bu GÜÇ nerden geliyor? Domino taşlarını düşünün; binlerce domino taşının istenilen görevi yapabilmesi için bu taşları harekete geçiren bir parmağa ihtiyacı vardır. Bu parmak olmazsa istedikleri kadar güzel tanzim edilmiş olsunlar hiçbir işe yaramazlar.
Bedüizzaman’ın şöyle bir sözü vardır: “Bir köy muhtarsız olmaz. Bir iğne ustasız olmaz, sahibsiz olamaz. Bir harf kâtibsiz olamaz, biliyorsun. Nasıl oluyor ki, nihayet derecede muntâzam şu memleket hâkimsiz olur?”
İkinci olarak, ben buradaki evrim vs akıllı tasarım tartışmalarını hep canlılar üzerinden olduğunu gördüm. Peki ya evrendeki diğer düzen(ler) ve ince hesapların açıklmalarını nasıl yapacağız? Bakınız Caner Taslaman “Bing Bang ve Tanrı” isimli kitabında neler diyor:
TASARIMA 40 ÖRNEK
Evrendeki tasarıma dair birçok veri o kadar yenidir ki geniş kitlelerin bunlardan haberi yoktur. Bu verilerin adedi ise inanılmaz boyuttadır. Bu verilerin sadece 40 tanesini örnek olarak vereceğim. Hiç şüphesiz biyoloji bu konuda en çok örneğin verilebileceği alandır. Ancak bu örnekleri ve bu konunun biyoloji ile ilgili boyutunu bundan sonraki çalışmama bırakarak, listede biyoloji ile ilgili örnek vermiyorum. Listede vereceğim örnekler Dünya’mızdaki canlılığın oluşabilmesi için olmazsa olmaz şartlardır.
1) Evreni meydana getiren patlama biraz daha şiddetli olsaydı, evrendeki tüm madde dağılırdı; eğer patlama biraz daha yavaş olsaydı, bütün madde hemen kapanacaktı. Her iki durumda da ne galaksiler, ne yıldızlar, ne dünyamız, ne de canlılar oluşurdu. Patlamanın galaksileri, yıldızları, Dünya’mızı ve canlıları oluşturacak şekilde olmasının olasılığı havaya atılan bir kurşun kalemin sivri ucu üstünde durması kadar bile değildir.
2) Big Bang’in patlama anında eğer daha fazla madde olsaydı evren hemen kapanacaktı. Eğer patlama anında madde daha az olsaydı patlama galaksileri oluşturmadan maddeyi dağıtabilirdi. Görülüyor ki Big Bang, hem şiddeti, hem madde oranı, hem de bunların birbirine göre düzenlenmesiyle bilinçli bir tasarımın ürünüdür.
3) Big Bang’in başlangıcının çok yüksek sıcaklıkta olması sayesinde atom-altı dünyadaki oluşumlar gerçekleşmiştir. Böylece de galaksilerden canlılara kadar olan süreç mümkün olmuştur.
4) Evrenin başlangıçtaki homojen yapısı da galaksilerin oluşmasının bir şartıdır. Başlangıç homojenliğindeki ufak bir azalma galaksilerin oluşmasına izin vermeyecek ve tüm maddenin karadeliklere dönüşmesi sonucunu doğuracaktı. O zaman da biz var olamayacaktık.
5) Evrende entropi sürekli artmaktadır. Bu ise evrendeki başlangıç anında çok düşük entropili bir başlangıcın olması gerektiği anlamını taşır. Bu olasılığın gerçekleşmesi imkansızdır. Roger Penrose düşük entropili bu başlangıcın gerçekleşme ihtimalini ’ te 1 olarak hesaplamıştır.
6) Big Bang’den sonra açığa çıkan protonlar ve anti-protonlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için proton sayısının, anti-protonlardan çok olması gerekiyordu ve öyle olmuştur.
7) Aynı şekilde nötronlar ve anti-nötronlar birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için nötron sayısı, anti-nötronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.
8) Elektronlar ve pozitronlar da birbirini yok eder. Canlılığın oluşabilmesi için elektron sayısı, pozitronlardan çok olmalıydı ve öyle olmuştur.
9) Kuarklar ve karşı kuarklar da birbirini yok eder. Oysa yaşamın varlığı kuarkların daha fazla olmasına bağlıdır ve kuarklar karşı kuarklardan daha çok olmuşlardır.
10) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kendi anti-maddelerinden daha fazla olmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre belirlenmiş oranlarda yaratılmış olmaları da gerekmektedir. Bu da canlılığın bir şartıdır.
11) Evrende canlılığın oluşabilmesi için proton, nötron ve elektronların kütleleri de mevcut şekilde olmalıdır. Bu parçacıkların mevcut kütleleri farklı olsaydı yaşam için gerekli atomlar oluşamayacaktı.
12) Protonlar ve elektronlar çok farklı kütlelerine karşın elektrik yükleriyle birbirlerini dengelerler. Eğer bu denge sağlanmasaydı da canlılık için gerekli atomlar oluşamayacaktı. Elektronun elektrik yükü biraz farklı olsaydı yıldızlar oluşamazdı.
13) Eğer evrendeki nötrino miktarı daha az olsaydı galaksiler oluşamayacaktı. Eğer nötrino miktarı daha fazla olsaydı galaksiler çok yoğun olacaktı. Her iki durum da canlılığın oluşmasını engellerdi.
14) Güçlü nükleer kuvvet çekirdekteki proton ve nötronları bir arada tutar. Bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, hidrojen dışında hiçbir atom, dolayısıyla canlılık oluşamazdı.
15) Zayıf nükleer kuvvet biraz daha güçlü olsaydı, Big Bang’te çok fazla hidrojen helyuma dönüşürdü. Eğer bu kuvvet biraz daha zayıf olsaydı, yıldızlardaki ağır elementlerin oluşumu olumsuz etkilenecekti ve canlılık oluşamayacaktı.
16) Elektromanyetik kuvvet daha şiddetli olsaydı kimyasal bağların oluşumunda sorun çıkardı. Eğer daha zayıf olsaydı kimyasal bağların oluşumu sorunlu olurdu ve canlılık için mutlak gerekli olan karbon ve oksijen atomları yetersiz kalırdı.
17) Çekim gücü daha kuvvetli olsaydı, tüm yıldızlar bu kuvvetin gücüne direnemeden karadeliklere dönüşürdü. Eğer daha zayıf olsaydı, ağır elementleri oluşturacak yıldızlar oluşamayacaktı. Her iki durumda da canlılık oluşamazdı.
18) Zayıf nükleer kuvvet, güçlü nükleer kuvvet, elektromanyetik kuvvet ve yerçekimi kuvveti belli kritik değerler gözetilerek yaratılmaları gerektiği gibi, birbirlerine göre uygun oranlarda da yaratılmaları gerekmektedir. Bu hem galaksilerin ve yıldızların, hem de tüm canlıların var olabilmesi için gerekli çok hassas bir dengedir.
19) Canlılığın oluşabilmesi için yıldızlar arası mesafe belli bir büyüklükte olmalıdır. Eğer yıldızlar birbirlerine daha yakın olsaydı çekim gücünün fazlalığı gezegenlerin yörüngelerini bozacaktı. Eğer yıldızlar birbirlerine daha uzak olsaydı süpernovalar tarafından evrene saçılan ağır atomlar çok geniş bir alana yayılacaktı ve yaşam için gerekli atomlar yeterli düzeyde olamayacaktı.
20) Hayat için gerekli atomlardan en önemli ikisi karbon ve oksijendir. Bu atomlardan karbonun oksijen atomunun enerji seviyesine olan oranı daha yüksek olsaydı canlılık için gerekli oksijen yetersiz olurdu. Eğer mevcut oran daha düşük olsaydı canlılık için gerekli karbon yetersiz olurdu.
21) Hayat için büyük önemi olan karbon ve oksijen atomları birbirlerinin enerji seviyelerine bağlı oldukları gibi, helyum atomunun enerji seviyesine de bağlıdırlar. Helyumun enerji seviyesi yüksek olsaydı yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olurdu, eğer helyumun enerji seviyesi düşük olsaydı yine yaşam için gerekli karbon ve oksijen miktarı yetersiz olacaktı.
22) Süpernova patlamalarının uzaklığı,yakınlığı ve sıklık derecesi de canlılık için çok önemlidir. Örneğin bu patlamalar çok yakın olsaydı oluşacak radyasyon canlılığı yok edebilirdi. Eğer bu patlamalar çok uzak olsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar yeterli seviyede olmayacaktı.
23) Dünya’mızda canlılığın oluşabilmesi için galaksimizin belli oranda maddeye sahip olması gerekmektedir. Eğer madde oranı fazla olsaydı Güneş’in yörüngesi değişirdi. Eğer daha az madde olsaydı, Güneş’imiz gibi yeterli zaman yaşayacak bir yıldızın var olması mümkün olmayacaktı. Ayrıca galaksimizin büyüklüğü, şekli ve başka galaksilere uzaklığı da canlılığın oluşması için çok önemlidir.
24) Jüpiter gezegeninin büyüklüğü ve mesafesi de Dünya’mızdaki canlılığı mümkün kılan koşullardan biridir. Eğer Jüpiter şu andaki yerinde ve büyüklüğünde olmasaydı, Dünya’mız meteor yağmurlarına karşı bu kadar güvenli olmazdı. Ayrıca mevcut yörüngemiz de değişirdi. Bu iki durum da canlılık için ayarlanmış çok özel koşulları bozardı.
25) Dünya’mız, Güneş’e daha uzak olsaydı, yaşama olanak tanımayan bir soğuk ve buzullarla karşı karşıya kalırdık. Eğer Güneş’e daha yakın olsaydık yeryüzündeki su buharlaşır ve yaşam mümkün olmazdı.
26) Dünya’mızın çekimi daha fazla olsaydı, amonyak ve metan oranının artması gibi durumlar yeryüzünün canlılığa elverişli bir ortam olmasını engellerdi. Eğer Dünya’mızın çekimi daha az olsaydı atmosfer çok su kaybeder ve canlılık için elverişli ortam kalmazdı.
27) Dünya’mızın çevresindeki manyetik alan da çok özel olarak ayarlanmıştır. Eğer bu manyetik alan daha güçlü olsaydı, Güneş’ten gelen canlılık için yararlı ışınları da engelleyebilirdi. Eğer bu manyetik alan daha zayıf olsaydı, Güneş’ten gelen zararlı ışınlar yaşamın oluşmasına olanak tanımazdı.
28) Yeryüzünden yansıtılan ışık ile yeryüzüne çarpan ışık da belli bir oranda olmalıdır. Eğer bu oran daha büyük olsaydı yeryüzü buzullarla kaplanırdı. Eğer bu oran daha küçük olsaydı sera etkisiyle aşırı ısınan yeryüzü yaşama elverişli olmazdı.
29) Yaşam için yer kabuğunun kalınlığı da önemlidir. Yer kabuğu daha kalın olsaydı, atmosferden yer kabuğuna oksijen transferiyle oksijen dengesi bozulurdu. Yer kabuğu daha ince olsaydı yer kabuğunun her yerinden sürekli volkanlar fışkırırdı. Bu ise hem iklimi değiştirir, hem de canlılığı yok ederdi.
30) Atmosferdeki oksijen miktarı da yaşam için kritik bir değerde yaratılmıştır. Bu değer eğer yüksek olsaydı, yeryüzünde sürekli yangınlar çıkardı. Bu değer eğer alçak olsaydı solunum yapmak imkansız olurdu.
31) Atmosferdeki karbondioksit oranı da yaşamı mümkün kılacak bir değerde yaratılmıştır. Karbondioksit daha fazla olsaydı sera etkisi oluşacaktı. Eğer daha az olsaydı bitkilerin fotosentez yapması mümkün olmayacaktı.
32) Dünya’mızdaki ozon miktarı da çok kritik bir değerde yaratılmıştır. Eğer bu değer daha yüksek olsaydı yüzey sıcaklığı çok düşerdi. Eğer bu değer daha düşük olsaydı hem yüzey sıcaklığı çok yükselirdi, hem de yaşamı yok edecek şekilde ultraviyole artardı.
33) Yaşam için atmosfer basıncının da belli bir değerde olması gerekmektedir. Eğer atmosfer basıncı daha düşük olsaydı, buharlaşan su miktarı artacak ve bu sera etkisi oluşturacaktı, atmosferdeki su buharı azalacak ve dünya çölleşecekti.
34) Atmosferdeki havanın solunabilmesi için havanın belli bir basınçta, akışkanlıkta ve yoğunlukta olması lazımdır. Atmosferin yoğunluğunda ve akışkanlığındaki ufak bir değişiklik nefes almamızın imkansız olmasına sebep olabilirdi.
35) Canlılık için olmazsa olmaz şart olan karbon atomunun, yıldızların içindeki oluşumu çok kritik değerler altında meydana gelmektedir. Bunun için iki helyum atomu birleşip 0.000000000000001 saniye gibi kısa bir süre berilyum atomuna dönüşürler ve üçüncü bir helyumun eklenmesiyle karbon atomu oluşur. Bahsedilen atomların enerji seviyelerindeki ufak bir farklılık karbon atomunun ve canlılığın ortaya çıkışını imkansızlaştırırdı.
36) Tüm canlılar karbon atomunun diğer elementlerle bileşikler yapması sayesinde var olmuşlardır. Karbon, yaşam için gerekli olan bileşikleri ancak dar bir sıcaklık aralığında gerçekleştirebilir. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’nın sıcaklığıyla tam uyumludur. Oysa evrende yıldızların içindeki milyarlarca derece sıcaktan mutlak sıfır olan -273 dereceye kadar geniş bir aralık mevcuttur.
37) Karbon atomunun oluşturduğu kovalent bağlar gibi zayıf bağlar da ancak belli bir sıcaklık aralığında gerçekleşebilirler. Bu sıcaklık aralığı ise Dünya’da var olan sıcaklık aralığı ile tam uyumludur. Zayıf bağlar gerçekleşmese hiçbir canlı var olamazdı.
38) Yaşam için bütün şartları yerine getiren Dünya’mızın, yaratılma zamanı da yaşama tam uygun olarak seçilmiştir. Dünya eğer daha önce yaratılsaydı canlılık için gerekli ağır atomlar (karbon, oksijen gibi) yeterli miktarda bulunmayacaktı. Eğer Dünya’mızın yaratılışı daha sonraya kalsaydı, Güneş sistemimizi oluşturacak yoğunlukta ham madde kalmamış olacaktı.
39) Canlılığın mümkün olabilmesinin şartlarından biri de suyun belirli bir yüzey gerilimine sahip olmasıdır. Bitkilerin suyu topraktan emmeleri ve en üst noktalarına kadar iletebilmeleri bu gerilimin tasarlanmış olması sayesindedir. Bu gerilim daha farklı olsaydı ne bitkilerden, ne de diğer canlılardan söz edebilirdik.
40) Suyun reaksiyon kabiliyeti de canlılığın diğer şartlarından biridir. Su ne bazı asitler gibi parçalayıcı özellikler gösterir, ne de argon gibi hiçbir reaksiyona girmeden durur. Suyun akışkanlık değeri, suyun katı halinin sıvı halinden daha hafif olması da yeryüzündeki canlılığa büyük katkıda bulunur.
Yazan: ilhan Tarih: March 22, 2006 01:48 PM
Sayın Da Vinci,
Sizin düşüncenize göre Kambriyen patlması nedir? Allah'ın bir anda birçok canlıyı yaratması mıdır? Peki yaklaşık 3.7 milyar yıl önce bakteriyi de Allah mı yarattı yoksa kendiliğinden mi oluştu? Bakteriyi Allah yarattıysa neden yaklaşık olarak 3.1 milyar yıl bekleyip bir anda birçok canlı grubu yarattı? Peki neden tüm canlıları bir anda yaratmadı? Kambriyenden sonra yaklaşık 300 milyon yıl bekleyip dinozorları mı yarattı? Sonra kuşları, memelileri ve ilk bakteriden yaklaşık 3.7 milyar yıl sonra da insan benzeri birçok farklı türü yarattı ve çok kısa bir süre sonrasında da insanı mı yarattı? Tabi bu arada insanı yaratırken 2 numaralı kromozomunu başka bir canlı türünün iki farklı kromozomunun birleşimiyle oluşmuş gibi tasarlamayı da unutmadı.
Bunları ciddi cidi mi yazdınız yoksa yukarıda cevap veremediğiniz soruları unutturmak için mi ?Bunları yazmak için ya gerçekten zihinsel bakımından dumura uğramış olmak gerekir, ya da bizim şirazesi kaymış aydın takımı için kullandığımız "bu kadar cehalet ancak tahsille olur" cümlesinin bizatihi örneği olmak.Başka türlüsü mümkün değildir.
Hiç mi Teizm ile ilgili veya zaman-mekan ile ilgili yazı okumadınız.Zamanı ve mekanı yaratan Yaratıcı'nın "şu kadar yıl önce" "bu kadar zaman sonra" gibi varlılar için anlam/zaman ifade eden mefhumlardan münezzeh olduğunu hiç mi duymadınız.?
Maalesef siz Ateizimin felsefesini hiç bilmiyorsunuz. Sadece evrim hipotezine dayanarak ateist olmak mümkün değildir. Ateizmin çok ciddi bir felsefesi vardır.Hiçbir aklı başında ateist bir Teistle olan tartışmasında sizin sarfettiğiniz bu komik argümanları öne sürmez. Theism felsefesi ile ilgili, varoluşla ilgili, Tanrının gerekliliği ile ilgili hiç mi kitap okumadınız.? Size nacizane bir tavsiye bu konunun felsefi yönü ile ilgili bolca kitap okuyun mesela Oksford Ünv.felsefecilerinden Richard Swinburne'nin ünlü üçlemesi "The Coherence of Theism,The Existence of God,Faith and The Reason 'ı okuyun.
Ya da ne bileyim Anthony Flew'in ateizmden dönmeden önce Teist Prof H.D.Lewis ile tartıştığı bir dizi makaleyi okuyun.
Okuyun ki bir ateism - theism felsefi tartışmasında nelere dikkat edileceğini öğrenin..
Yazan: Öztürk Tarih: March 22, 2006 06:24 PM
Ilhan bey,
Saydiginiz 40 sebep/ornek ile ayni zamanda 'Allahin eli mahkumdu' anlamina da gelecek seyler soylendigini goruyorsunuz degil mi?
Yani, yazara gore 'o kadar ince bir denge ki, baskasini yapamazdi' anlamini da iceriyor...
Allahin aklini okumaga yeltenenlerin de kufre girdigini dusunmeyiz hic --nedense..
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 23, 2006 08:18 AM
Sayın Akyol,
Yazacaklarım,teori ile ilgili değil.Bazı hususlar var ki onları öğrenmek istiyorum.
a) Discovery Institute nin sitesinde "How Discovery Institute Functions" başlığı altında yer alan pek çok enteresan husustan biri olan aşağıdaki alıntı hakkında ne düşünüyorsunuz?
".....the continuing validity of American internatıonal leadership..."
b)Amerikan Hükümetinin çıkarları ile Enstitünün çıkarları arasında bir uyum var mı?
c)Irak bir kan gölüne dönmüşken,dökülen kanların çoğunluğunun da müslümanlara ait olduğu kabul görmüşken,bunun da mesulünün Amerikan hükümeti ve onun başkanı Bush olduğu dile getirilmişken (gerçi Araplar ın mezhepsel açıdan biribirlerini boğazlamalarının bu kan gölünün yaratılmasındaki rolü daha hakimken.bunu şimdilik bir tarafa bırakalım) Amerikan Başkanının AT araştırmasına olan desteğini bir müslüman olarak(ne yazıkki Türk Kimliğinden söz etmediğiniz için böyle yazmak zorunda kaldım) nasıl görüyorsunuz ?
ç) Enstitünün kurucuları (kişi veya kurum bazında) hakkında nereden bilgi alabiliriz?
d)Enstitünün mali kaynakları nedir?
e)İslam ülkelerinde ki çalışmaları hangi boyuttadır
Saygılar
Yazan: can Tarih: March 23, 2006 04:49 PM
Can bey,
Discovery bir Amerikan kuruluşu olduğuna göre, metinlerinde ABD'yi övücü bir söz olması da şaşırtıcı değil. Bizdeki kuruluşlar da Türkiye'den olumlu şekilde bahsetmezler mi, haklı olarak?
Ancak Disovery'nin dış politikayla ilgili (ve dolayısıyla "emperyalizm" vs. olarak yorumlanabilecek) bir çalışması yok.
Bush'un AT'ye "desteği," sadece yaptığı bir açıklamadan ibaret. Irak başka bir mesele, AT başka bir mesele. "Bush'un her dediği yanlıştır" diye bir kural yok. Bush'un dış politikasına karşı çıkmak, ancak kültürel bir konuda onunla parelel düşünmek mümkün. Mesela Bush "eşçcinsel evliliği"ne de karşı ve sanırım Müslümanların çoğu da öyle düşünüyor.
Discovery kurucuları internette listeli olmalı. Mali kaynakları, çoğunlukla ABD'deki dindar kesimden gelen bağışlar. İslam ülkelerinde büyük bir çalışmaları olduğunu bilmiyorum.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 23, 2006 05:01 PM
Mustafa bey,
Evet, bu eksikligi ben de cok esef verici buluyorum ;-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 23, 2006 08:04 PM
"ALLAH'IN TASARIM YAPMAYA
IHTIYACI VAR MI?"
Akilli Tasarim Teorisi (AT/T) ortaya cikti cikali
bazi Müslümanlar tarafindan yapilan bir itiraz
var: "Allah'in, yaratmak icin tasarim yapmaya
ihtiyaci yoktur. O'nun yaratmasi icin bir 'ol'
demesi yeterlidir".
Bu itiraz, kismen dogru kismen yanlistir. Yanlisi
ise $udur: Tasarim, Allah'i aciz birakacak bir
fiil degil, "yaraticilik"in geregidir. Yani bir
Yaratici'da tasarimcilik fiili yoksa, o, Yaratici
olamaz. Cünkü tasarimcilik, Yaratciligin
geregidir.
Tasarim nedir?: Tasarim, yapilacak bir $eyin
yapilmadan önce bir $ekil ve ölcüye sokulmasi,
zihinde hazirlanmasi ve nasil, hangi amacla
yapilacaginin bilinmesidir. Bu bilgi ve tasarim
yoksa, yaraticilik mümkün degildir. Bunun icin
yüce Yaratici da, yaraticiligin geregi olarak bir
"Tasarimci"dir, bir "Musavvir"dir. Allah'in
bir Musavvir (tasvir eden) yani "Tasarimci"
oldugu Son Kitap'da acikca bildirilmistir. (Bak:
Ha$r 24). Ayrica kâinattaki bütün sanatli
varliklar da bunu isbat ve tasdik eder.
Kâinattaki bütün varliklarin bir $ekli vardir.
Bir varliga $ekil verebilmek icin o Yaratici'nin
"Musavvir" yani "Tasarimci" olmasi gerekir.
Tasarimcilik olmazsa, $ekil vericilik de olamaz.
Yaratilmis her $eyin bir $ekli oldugunu nazara
aldigimizda yüce Yaratici'nin da bir "Tasarimci"
oldugunu görürüz. Tasarimcilik da Allah'in
doksandokuz güzel ismi olan (esmaül hüsna)
sindan birisidir.
Allah, "ol" demekle yaratandir. Fakat bu emri
verebilmenin de safhalari vardir. Nasil bir âlet
ve e$ya fabrikada yapilmaya ba$lamadan önce
o âlet ve e$yanin planlari yapilir, kaliplari hazirlanir. Sonra eger o eser bir takim deneyler
ve müsveddelerden sonra mükemmellige ulasmissa,
seri üretime gecilir. Ama bundan önce patronun,
seri üretim icin bir emir vermesi mümkün degil-dir.
Ayni $ekilde, kusursuz Allah da, yaratacagi bir
$eyin (meselâ bir cicegin) önce planlarini hazir-
lar, tasarimini yapar. Sonra atomlara "cicek ol"
dedigi zaman, Allah'in emrine hazir olan o atom-
lar da önce molekül olur, sonra onlar da hücre
olur ve nihayet hücreler de cicege dönüsür.
Böylece yaratilis tamamlanmis olur. Yani Allah;
"musavvir" ismini, "alîm" ve "hakîm" ismini ve
digerlerini kullanmadan yaraticiliga baslamaz.
Gerekli fiillerin sonucunu almadan ve sahip
olmadan "ol" emrini veremez. Yani Allah'tan
"ol" emrini almis olan atomlar; ne olacaklarini,
nasil ve ne kadar olacaklarini bilmek zorundadir-
lar. Bu bilgiyi verebilmek icin de Allah'in; ne
yapacagini, yapilacak $eyin nasil ne miktarda
olacagini bilmesi, hesaplamasi gerekir. Bunun
icin de yapacagi $eyi "tasarlama"si gerekir. Bu
gerek, aczin ifadesi degil, yaraticiligin lâzimidir.
Kur'ana baktigimizda görürüz ki, burada
anlatilanlar, Kur'an ayetlerince de uygunluk
arzetmektedir:
Imran 59: Allah Âdem'i (ilk insani) topraktan
yaratti, sonra ona "insan ol" dedi. O da hemen
insan oluverdi.
(Yani "ol" emriyle yaratma, bir model in$a
ettikten sonra ba$lamistir).
Mümin 64: Size $ekil verdi; sonra da
$ekillerinizi güzellestirdi.
(Bu da, Allah'in bir "tasarimci" oldugunu
gösterir. Cünkü $ekil vermek, tasarim
gerektirir. Bu ayet ayni zamanda, Yaraticiligin
basitten mükemmele dogru bir seyir takip
ettigini de bildiriyor).
Insanin yaratilisi hakkinda $u ayetlere de
bakilabilir:
Araf 11, 189; Furkan 54; Ankebut 19; Rum 20,
21, 54; Secde 7, 8, 9; Fatir 11; Yasin 77,
Saffat 11; Sad 71; Zümer 6; Mümin 64, 67;
$ura 11; Hucurat 13; Zariyat 56; Necm 32, 45,
46; Rahman 3, 4, 14; Vakia 57, 58, 59, 61, 62,
63, 64; Tegabun 2, 3; Mearic 39; Nuh 14, 17,
18; Kiyame 37, 38, 39, 40; Insan 1, 2, 3, 28;
Mürselat 20, 21, 22, 23; Nebe 8; Abese 18,
19, 20; Iftihar 7, 8; Tarik 5, 6, 7; Beled 4;
Tin 4, 5; Alâk 1, 2; Enam 98; Hac 5;.
Bu ayetler incelenince görülecektir ki; Allah
önce sudan ve topraktan, yani (camurdan)
bir insan modeli yapmis. Sonra bu modele
"insan" olmasini emredip ruh üfleyerek onu
canlandirmis ve hareket sahibi yapmis. Sonra
da bu mükemmel yapilisin plan ve programla-
rini insan cekirdegi olan spermlere yerlestirip
seri üretim yolunu acmistir. $imdi Allah bu
yolla kâinat fabrikasinin Dünya tezgahinin
"anne rahmi" makinalarina "baba" vasitasiyla
atilan "canli cekirdekler"le ve bir "ol" emriyle
insani "seri olarak" üretip durmaktadir. Allah
hergün 300 bin civarinda insan yani (bebek)
üretmektedir. Belki saniyede 3-5 insan
yaratilmaktadir. Hayvanlarin bebekleri de
hesaplanirsa, oldukca yüksek bir rakam
ortaya cikacaktir. Bu da, Allah'in bir anda
onlarca, yüzlerce, binlerce canli yaratabil-
digini göstermektedir. Yani O, zamana muhtac
olmadan i$ görmektedir.
Insanin maymunla iliskisi nedir?
Yüce Rabb'in bana ilham ettigi gercek $udur:
Allah canlilari ve diger varliklari basitten
mükemmele dogru yaratmaktadir. En mükemmel hay-
van olarak da maymunu yaratmistir. Allah maymunu
yarattiktan sonra daha mükemmel bir varlik ya-
ratmak istemis ve insani yaratmistir. Yani Allah
maymunu insanin yaratilisinda bir "müsvedde"
olarak kullanmistir. Fakat bu geciste insani
maymundan türetmemis, onu mustakilen yaratmistir.
Diger canlilarin yaratilislari da mustakilendir,
türetme ile degildir.
Cünkü varliklarin programlanis $ekli türetime
izin vermez. Cünkü meselâ bir solucan, "solu-
can" olarak programlanmistir. Bu programda,
solucandan daha mükemmel bir yaratik olan bir
balik veya kertenkelenin programi bulunmadigin-
dan, solucandan, ondan daha mükemmel bir
yaratik türetilemez. Baliktan bir ku$ türetmek
mümkün degildir. Daha basit olarak: Ekmekten
pasta türetilemeyecegi gibi, maymundan da
insan türetilemez, türeyemez. Belki tersi müm-
kündür. Yani pastadan ekmek cikarilabilir.
Veya insandan bir maymun yaratilabilir. Fakat
bunun tersi mümkün degildir. Isterseniz akilli
bir yaratici olun, isterse akilsiz bir tesadüf olsun bunu ba$aramaz. Cünkü insandaki program,
maymunda ve pastadaki karisim, ekmekte yoktur.
Yani mükemmelden basit $eyler cikarilabilir.
Fakat basitlerden mükemmel $eyler cikarilamaz.
Ama bu cikarim, bir zigotun (cinsel hücre)nin
insana dönüsmesi ile karistirilmamalidir. Cünkü
basit görünen zigot, bir insan olacak $ekilde
programlanmistir. Bunun icin zigottan insan
cikabilir. Ama baliktan bir ku$, ku$tan da bir fil cikamaz. Cünkü zigot, sonucun ba$langicidir.
Ama bir balik, sonucun ba$langici degil, bir
sonuctur. Sonuclardan, ba$ka veya daha
mükemmel sonuclar cikaramazsiniz. Yani bir
baliktan balik cikarabilirsiniz, ama bir kartal
cikaramazsiniz. Veya bir portakal agacindan
elma, karpuzdan da erik alamazsiniz ve bulamaz-
siniz. Dolayisiyla Darwin'in, "insanin maymun-
dan türedigi" iddiasi bâtildir, gecersizdir,
asli yoktur. Vardir diyen, maymunun genlerin-
den bir insan programini cikarip göstermelidir.
Ancak bundan sonra "insan maymundan
türemistir" diyebilirler.
Insanin genleriyle oynayarak insandan bir
maymun yaratabilirsiniz. Fakat maymunun
genleriyle oynayarak maymundan bir insan
yaratamazsiniz. Ancak maymunun genlerine
insan geni katarak veya kopyalayarak may-
mundan bir insan cikarilabilir. Bunun icin de
di$ müdahale gerekir. Aksi halde dogal sürec
ve tesadüfler size yardimci olamaz. I$te bu
hakikat de varliklarin türeme ile degil, musta-
kilen yaratilmasini gerektiriyor. Bu gereklik de,
akilli tasarim'i evrim teorisine galip getirecektir.
$öyle bir sual sorulabilir: "Allah her$eyi bilen
kusursuz bir Yaratici olduguna göre sanatkâr-
likta neden basitten mükemmele dogru bir
seyir takip etmistir? Dogrudan dogruya en
mükemmeli yaratsaydi olmaz miydi?
Elbette olurdu. Fakat O böyle istemis ve böyle
olmaktadir. Cünkü Allah, sanatinin ve sanat-
kârliginin inceliklerini görmek ve göstermek
istemistir. Bunun icin de insandan önce may-
munu, maymundan önce de diger canlilari
yaratmistir. Fakat O'nun amaci, en mükemmel
varlik olan insani yaratmakti. Bu bakimdan
insan, (mânevî olarak) ilk önce yaratilmis
varlik kabul edilir.
Allah insani yaratmakla, en mükemmel varligi
yaratmistir. Fakat yaraticiliktaki mükemmelligi
sona ermemistir. Cünkü Allah insani cennette
daha mükemmel bir $ekilde yeniden yaratacak-
tir. Allah'in yaraticiliktaki mükemmelligi cen-
nette tamamlanacaktir.
Not I: "Ol" emrinin safhalari, basamaklari ve
ilkeleri vardir. Bunlar yerine gelmeden "ol"
demenin bir anlami yoktur. Zihninizi acabilmek
icin $u kadarini zikredebilirim: Meselâ bir su-
bay, sokaktaki bir adama "ko$" dese, bu sözü du-
yan kimse: "Ne diyon ulan sen" der, subaya haka-
ret eder.Fakat ayni subay o emri bir ki$lada bir
askere verse, o er ko$maya ba$lar. Veya eviniz-
deki televizyonu acmak isteseniz, eger televiz-
yon emir dinleyecek halde aciksa, kumanda'nin
dügmesine basmakla onu acabilir ve programlari
degistirebilirsiniz. Eger cihaziniz kökten kapa-
liysa, kumanda'nin dügmesine basmak bir i$e yara-
maz. Televizyonun emir dinleyebilmesi icin,
onun emir alabilecek bir konumda olmasi ve
kumandaya ayarli olmasi, sonra emir verenin de
hangi programi acmak istedigini bilmesi ve dogru
dügmelere basmasi gerekir. Burada dügmelere
basmak, "ol" emrini vermektir. Demek, geli$i
güzel "ol" demekle hic birsey olmaz.I$te Allah'in
"ol" demesi de misaldeki $artlarin yerine gelmi$
olmasiyla gerceklesmektedir. Yani atomlar,
Allah'in emirlerini dinleyecek bir kabiliyettedir.
Yüce Yaratici atomlara "insan ol" dedigi zaman,
-tabi bunun icin de bütün $artlarin yani kâinat
fabrikasinin da hazir olmasi gerekmektedir-
atomlar da hemen emre uymakta ve insana
dönü$mektedir. Yoksa sadece yalin bir "ol"
demek yeterli degildir. Tabi bir de olmasi iste-
nen eserin önceden tasarlanmis olmasi da gerek-
mektedir. Meselâ seyredilmek istenen programlar
yayinda hazir degilse, sizin dügmeye basmaniz,
yani "ol" veya "gel" demeniz bir i$e yaramaz.
Demek, Allah gerekli tasarimi bilmi$ ve yapmi$
olmadan "ol" demez. O halde Allah da bir
tasarimcidir ve tasarimcilarin en mükemmelidir.
Not II: Vakit darligi ve acele yüzünden bu konuyu
lâyikiyla i$leyememis olabilirim, hatalarim ve
kusurlarim da bulunabilir. Bunun icin konunun
bilgin ve uzmani olan arkadaslardan rica ediyo-
rum: Bu bahsi daha detayli ve daha dogru
dürüst yeniden ele alirlarsa, mutlu olurum.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 24, 2006 11:29 AM
Sayın Öztürk,
Tüm hakaretleriniz için çok teşekkürler. Zaten sizden fazlasını beklemezdim. Şimdiye kadar bu sitede bana "şu nasıl oldu? bu nasıl oldu? bunu açıkla, şunu nasıl açıklar evrim?" gibi yüzlerce soru sordunuz. Hepsine bilimse literatür dahilinde cevaplar vermeye çalıştım. Yaşamın kökeni çok tartışmalı bir konu. Milyarlaca yıl önce olmuş olaylarla ilgili "kesin" yargılara varmak mmükün olmadığı için bu konularda bilim dünyasında tartışmasız kabul edilen hiçbir şey yoktur. Ama akla ve mantığa uygun, rasyonel teoriler vardır. Ama siz bunların hiçbirini kabul etmediğiniz için size bunalr hakkında birşey söyleme gereği bile duymuyorum. Merak ediyorsanı internette bu konularda istemeyeceğiniz kadar doküman bulabilirsiniz. Yani olay benim cevap vermem falan değil. Bugüne kadar yüzlerce soru sormuşsunuzdur ve hepsine cevap vermeye çalıştım. Ama yukarda sorduğum birkaç soruya cevap verme zahmetine bile girmemişsiniz. Soru sormak kolaydır. Ama bu sorulara komik duruma düşmeden akılcı, rasyonel cevaplar vermek zordur. Şimdi ben de sizden bunları bekliyorum. Sorduğum sorularda çok ciddiyim. Ben teizmin t'sini bilmiyorum sizden bana bunları açıklamanı istiyorum. Açıklamakta sorun çekeceğinizi sanmıyorum. Ama dikkat edin de açıklamaların bilimsel gerçeklerle çelişmesin. Cevaplarınızı merakla bekliyorum.
Yazan: Da Vinci Tarih: March 24, 2006 02:55 PM
Sayın Da Vinci,
Alınganlık göstermenize gerek yok,sizin şahsınıza dair hiçbir husumetim yok.Ben fikirlerinizi tartışıyorum.Ayrıca ben ya da başkası sizi sınava çekmedik.Bu siteye kimse kimseyi zorla getirmedi.Zaten tüm dünyada tartışılan bir teoriyi ve argümanları tartışıyoruz.Bunu neden "yüzlerce soru sormak" olarak algılıyorsunuz ? Ben zaten sizin sorulara verdiğiniz cevapların birçoğunu zaten biliyorum.Bunları sorarken amaç tartışmada karşı tarafın tutarsızlılarını ortaya çıkarmak.Ama siz bir türlü bu tutarsızlıları kabul etmiyorsunuz.İkna edici argümanlar öne süremiyor ben ya da bir başkası ikna olmayınca da "ne söylersem söyleyeyim zaten inanmayacaksınız " diyorsunuz.Ne söylerseniz söyleyin ama ikna edici bir argüman söyleyin.Evet darwnizm konusunda ikna olmuyorum,çünkü ikna edici bir kanıt görmüyorum. Zorlamı ikna edeceksiniz ? Benim gibi düşünen başkaları da var ki tüm bu tartışmalar yapılıyor.AT gibi bir düşünce akımı ortaya çıkıyor.Darwinizm bu haliyle ve yetersiz argümanları ile ancak felsefi bir teori olabilir,materyalist önkabullerle inanılabilir ben bunu söylüyorum.Siz de benim bu söylediğimi ver(e)mediğiniz cevaplarla zımmen kabul ediyorsunuz.
Gelelim sorunuza..Aslında cevap verdim. Zannedersem iyi okuyamadınız.Ben sorularınızın anlamsızlığını vurguladım,çünkü Yaratıcı için "zaman" kavramını kullanıyorsunuz.Benzer ama farklı bir konuda anlamsızlığı -Yaratıcı'nın sıfatları ile ilgili- diğer makalenin altında Yılmaz Bey'de yaptı. Bunu hiçbir ateist bir teistle/deistle tartışmasında kullanmaz.Evrenin başlangıcı ve bugüne gelişi bir zaman dilimi içinde gerçekleşir ama zamanı Yaratan'ın ındinde bunun bir önemi yoktur,çünkü O(cc) zamandan münezzehtir.Dolayısı ile şu kadar neden "beklemiş" gibi bir zaman ifade eden "bekleme" diye bir terim kullanmak abestir."Bekleme" biz zamana tabii varlıklar için geçerlidir."Zaman"ı yaratan için bunun gibi bir terim kullanılamaz.
Ama eğer benim Yaratılış süreci konusundaki düşüncemi soruyorsanız ben de Mustafa Bey gibi düşünüyorum.Canlı varlıkların dünya üzerinde belli bir sıra ile ortaya çıktıkları gerçek.Ama bunun yöntemi oldukça tartışmalı.Bu yöntem konusunda son derece rasyonelim ama söylediğim gibi Darwinist argümanlar ikna edici değil.Yönlendirilmiş bir evrim de olabiir ama bunun için yeterli kanıt yok.Bana göre aşamalı bir Yaratılış var gibi duruyor.Ama ileride bilimsel bulgular(fosil vb) bunu değiştirir bilemem.
Bütün bu yöntemler hangisi olursa olsun -Darwinizm dahil- Theismin argümanlarına herhangi bir halel getirmez.Bunu sizin bilmeniz lazım.Bu yüzden evrim teorisine dayanarak ateist olmak mümkün değildir dedim.Ama tersi geçerli değildir.Evrim olmadan ateism mümkün değildir.Bunun tartışılması bile abestir.Sanırım bunun farkında olduğunuz için bunca gürültü kopuyor.
Bana yaşamın başlangıcı ile ilgili "rasyonel" teorilerden bahsetmişsiniz.Kabul etmediğimi söylemişiniz.Bu gibi teorilerin neden kabul edilebilecek nitelikte olmadığını yazmak için sayfalarca analiz gerekir.Bana okumamı tavsiye ettiğiniz makale ile ilgili Hollanda'dan bu siteye katılan Farshad rumuzlu arkadaşımız çok iyi bir analiz yapmış.Eğer o analizi okursanız neden kabul edilebilir bulmadığımızı belki anlayabilirsiniz.
Bu tür, hatta bundan çok daha absürd, hiçbir geçerliliği olmayan savları kanıtlanmış gerçek gibi çocuklarımızın beynine sokmak için ders kitaplarına almanın, dürüstlüğün hangi şubesine sığacağını da takdirlerinize bırakıyorum.
Theismin "t"sini bilmediğinizi söylemişsiniz. Bunun için nette birçok kaynak var.Eğer samimi iseniz mesela buradaki makalelere bakabilirsiniz.
Yazan: Öztürk Tarih: March 24, 2006 04:14 PM
HATALARIM
Yukarida gecen "Allah'in Tasarim Yapmaya
Ihtiyaci var mi?" baslikli makalemde sordugum
soruya verdigim cevapta bir hata etmi$im.
$öyleki: "Allah dogrudan dogruya en mükem-
meli yaratsaydi olmaz miydi?" diye sormus ve
"elbette olurdu" diye de cevap vermisim.
Böyle bir cevap vermek bizim hakkimiz ve
haddimiz degildir. Bu konuda karari ancak O
verebilir. Dolayisiyla "biz bilemeyiz" diye
cevaplamam daha dogru olacakti. Allah
kusurumuzu affetsin...
Yeri gelmi$ken verilmesi gereken cevabin
ikinci noktasini da yazmak istiyorum. Eger
Allah en mükemmel varlik olarak dogrudan
dogruya insani yaratsa ve varlik sahnesine
cikarsaydi, insan belki ac ve acikta kalacak,
kupkuru bir dünyadan zevk almayacak ve ölüp
gidecekti. Halbuki önce bir saray in$a edilir.
Sonra o saray dayanir dö$enir, sonra da padi-
$ah veya misafirler davet edilir. Allah da böyle
yapmistir. Dogru olani yapmistir. Insani en son
yaratarak ve yeryüzünü dayayip dö$edikten
sonra onu misafir etmekle tam isabet etmistir.
Yoksa cok sacma olacakti... Yüce Allah,
"kusursuz olan" degil mi?
Burada $u sualin cevabini da vermek gerekiyor:
"Allah'in yaraticilikta basitten mükemmele dog-
ru gitmesi O'nun icin bir acizlik ve noksanlik
midir?"
Yaraticilikta basitten mükemmele dogru gitmek,
bir acizlik ve noksanlik degil; ustaligin, sanat-
kârligin ve yaraticiligin geregidir. Eger Allah ilk önce en mükemmeli yaratsaydi,biz,mükemmelin
mükemmel oldugunu farkedip anlayamayacaktik.
Biz $imdi, mükemmelin altindaki varliklar saye-
sinde mükemmeli farkedebiliyoruz. Yoksa farke-
demeyecektik. Yüce Yaratici, yaraticiliga basit-
ten ba$layarak, basitleri mükemmele ayna yapmis-
tir. Demek Allah en mükemmeli yaratabilirdi.
Fakat pek cok sebep ve hikmetler yüzünden i$e
basitten ba$lamistir. Insandan önce maymunu
yaratmis olmasi da, bu hikmetin geregidir.
Yoksa, asla acizlik ve noksanlik degildir.
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 25, 2006 11:34 PM
Sayın Akyol
Anlıyabildiğim kadarıyla bazı Amerikalılar,toplumun dinsizlerin hakimiyeti altına girdiği,dini duyguların azaldığı,ateist eğilimlerin arttığı inancı ile suçlu aramaya başlamışlar,sonunda suçlunun; Darwinism,mevcut bilim anlayışı ve metodlarının olduğunu keşfederek;bunlarında yayılma merkezlerinin okullar olduğu kanaatine vararak,okulları başka bir deyimle devleti ele geçirerek Amerikayı teokratik bir yola sokmayı hadeflemişler ve böylece de AT serüvenini başlatmışlardır.
Şimdi bu serüveni,serüven içinde yer alan bazı kişileri inceliyerek değerlendirelim:
Phillip E. Johnson
Profösör ve yazar.Presbyterian Church (USA) de önde gelen bir zat.AT hareketinin babası.
Discovery Institute tarafından büyük bir titizlikle yürütülen The Wedge Strategy'nin mimarı.
Stratejinin amacı: Bilim felsefesi ve bilimsel metod'dan "methodologıcal naturalism"i çıkarmak,bunu da bilime doğaüstü açıklamaları yerleştirerek gerçekleştirmek.Sonuç olarak ta okulları dinsel eğitime dayalı merkezler haline getirmek.
Johnson'u eleştirenler;o'nu Amerikayı the Wedge Strategy de belirlenmiş teokratik bir yola sokmaya çalışmakla suçlamışlar ve Discovery Institute'nin de resmi ajandasında görünmese bile gizli amacının bu olduğunu ileri sürmüşlerdir.
Nedir Wedge Strategy ?
"The objective 'of the Wedge Strategy'is to convince people that Darwinism is inherently atheistic,thus shifting the debate from creationism vs.evolution to the existance of God vs.the non-existance of God,from there people are intruduced to 'the truth of the Bible' and then 'the question of sin' and finally 'introduced to Jesus."
Sonuç insanları HRİSTİYANLIK GERÇEĞİ İLE KARŞI KARŞIYA GETİRMEK.
johnson;AT ve AİDS konusundaki yazıları nedeniyle çok ağır eleştiriler almış ,samimi olmamakla,kitaplarında kullandğı bilimsel kaynakları amaçları dorultusunda tahrif etmekle gerçekdışı (veya yanlış) bilimanayışını teşvik etmekle suçlanmıştır
George Weigel
Muhafazakar bir yazar.Roman Catholic Theologian.
Bir zamanlar başında bulunduğu Puebla Institute'nin CIA ile bağlantıları olduğu suçlamasıyla karşı karşıya.
William Lane Craig
Philosopher,theologian,Christian apologist.
Protestant Evangelical anlayışı içinde yer alır.
Howard Ahmanson Jr
Calvinist,sonra Christian Reconstructionism ile ilgilendi.
Bruce Chapman
Enstitünün kurucusu ve şu andaki yöneticisi.Gazeteci,diplomat ,politikacı.
Roman Catholic.
Michael J.Behe
Biyokemist.Fikirlere bilimsel çevreler tarafından şiddetle rededilmekte.Görev yaptığı Leight Üniversitesi Biyolojik Bilimler Bölümü de tamamiyle karşısında.
AT hakkındaki iddiaları yalancı(sahte)bilimcilik olarak değerlerdiriliyor.
Bir zamanlar evrim teorisinden yana tavır koymuştur.
"unlike many in the intelligent design movement,Behe seems to accept the common descent of species,including the common ancestry of humans and other apes.He also accepts the scientific consensus on the age of The Earth and the Universe"
Anlaşıldığı gibi Behe diğer AT cılardan farklı .ortak ataları kabul ediyor ,Dünya ve Kainatın yaşı konusunda bilim adamlarının getirdiği sonuçları onaylıyor.
AT 'nin okullarda okutulması yönündeki bir girişim nedeniyle mahkemede şahit olarak görevlendirilirken kendisine AT fikrinin geçerli (meşru,mantıki) bir bilim olduğunu destekleyip desteklemediği sorulduğunda Behe şunu itiraf etmek zorunda kaldı.
"There are no peer reviewied articles by anyone,advocating for intelligent design supported by pertinent experiments on calculations which povide detailed rigorous accounts of how intelligent design of any biological system occurred"
Çıkardığım sonuçları aşağıda maddeler halinde sunmak isterim:
1- AT fikrinin etrafında kümeleşen grup fanatik hristiyanlardan oluşuyor.Ayni zamanda hepsi Amerikan değerlerıne sıkısıkıya bağlı
2- Kafa yapıları karışık.AT konusunda aralarında fikirbirliği yok.Bu nedenle AT yi nasıl en azından bir bilimsel çalışma olarak nitelendirebiliriz.
3-Amaçları Hristiyan düşüncesini toplumda hakim kılmak.Allahları Hristiyan bir Allah.Müslümanlara ve diğer inanç sahiplerine düşüncelerinde yer yok.
4- Teorileri ile ilgili olarak yapılan tüm ısrarlara rağmen bilimsel dergilere makale gönderemiyorlar ve ağr tenkid alıyorlar.
5- Amerikada marjinal bir grup muamelesi görüyorlar ,ciddiye alınmıyorlar
6- Bilimsel gerçekleri tahrif etmekle suçlanıyorlar.Yalancı,sahte,bilim yapmakla suçlanıyorlar,
7- Allaha inanan binlerce Amerikalı bilim adamı karşılarında
8-Sanki dini inanç sistemlerinde yaratılış ile ilgili hususlar yokmuş gibi hareket edip kendi dinleri ile temelde tenakuza düşüyorlar
9-Hadi tekrar bir komplo teorisi kuralım.AT ciler rüyalarını gerçekleştirilerse,diğer dinlere mensup olanlara dönüp bak bir akıllı tasarımcı var,o da hristiyan bir Allah,bize doğru koşup gelin derse ,ne olur bilemem.
10- Efendim,evren herşey bir akıllı tasarımcının işi biz zaten bunu ispat etmeye çalışıyoruz,gerisi dinlerin ve fesefenin işidir demesin.AT'cilerin tek derdi teokratik bir yapıya sahip,hristiyanlığın tam anlamıyla hakim olduğu bir Amerika belki de bir Dünya.
11-Zaten dinler ,hatta çok tanrılı dinler bile adı Allah olan bir tasarımcıyı kabul etmişken AT cilere ne lüzum var.
Onların derdi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek.
Saygılar
Yazan: can Tarih: March 27, 2006 12:39 PM
Can bey,
"Teokrasi" gibi yorumlar abartılı ve yanlış olmakla birlikte, AT hareketindeki pek çok kişinin dindar Hıristiyanlar olduğu doğrudur. Ama başka dinden insanlar da var.
Bu ise ne bir sır ne de bir skandal. AT ateizme karşı güçlü bir düşünce olduğuna göre, Hıristiyanların AT'den inançları lehine bir sonuç ummaları çok doğal. Ama AT'nin özel olarak Hıristiyanlığı destekleyecek bir sonucu yok; sadece genel olarak Teizm'i destekler. Her Teist de bundan kendine pay çıkarabilir.
Öte yandan AT'cilerin dini motivasyonları üzerinden komplo teorileri kurarken, Darwinistlerin materyalist motivasyonlarını görmemek yanlış olur. Sizin mantık örgünüzü kullanırsak Darwinistlerin de "tek derdi sekülerist bir yapıya sahip, materyalizmin tam anlamıyla hakim olduğu bir Amerika belki de bir Dünya" olan insanlar olduğu ileri sürülebilir.
Önemli olan fikirlerin ardındaki motivasyonlar değil, o fikirlerin gerçekliğe ne kadar doğru düştüğüdür.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 27, 2006 07:55 PM
Sayın Akyol,
AT ateizme karşı güçlü bir düşünce demişsiniz.Geçmişi binlerce yıl öteye giden muhteşem idealist felsefe ve onun içinde yer alan
dini inanç sistemleri ateizm'le mücadeleyi AT'cilere bırakmışlarsa iflas etmişlerdir diye bir sonuca ulaşırızki katılmak mümkün değil.
AT'nin özel olarak Hristiyanlığı destekleyecek bir sonucu yok demişsiniz;Phillip E.Johnson'un Discovery Institute'nin de resmi stratejisi olarak benimsediği The Wedge Strategy ise bunun tam aksini belirtmektedir.
Enstitünün önemli beyinlerinden William.A.Dembski de akıllı tasarımcının ne olduğunu inanalara bırakıyorum diyor ama sonunda niyetini yazılarında ve konuşmalarında açıklıyorKendisinden bir alıntı:
"the conceptual soundings of the (intelligent design) theory can in the end only be located in Christ."
Sizin mantık örgünüzü kullanarak Darwinistlerin........... diye başlıyan paragraftaki yaklaşımınıza katılmıyorum.Neden mi?
Darwinism bir kuram.Doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilir.Reddedilebilir,geliştirilebilir yerine yeni bir kuram getirilebilir.İnaçlar değil ,bilimsel araştırmalar bunu belirler.Muhteşem materyalist felsefe varlığını Darwinizme borçlu değildir.
Bugün binlerce bilim adamı (idealisti,materyalisti,inananı,inanmayanı) darwinist kuramı kabul veya red etmektedir.Ama bunu yaparken inançlarını bir kenara koymakta bilim anlayışı içinde bunu gerçekleştirmektedirler.
Dembski ile ilgili bir alıntı:
"Dembski was born in Chicago,Illinois.He was brought up as a catholic,the only child of a collage biology professor (who accepted evolution)
Evrim teorisini benimseyen bir baba ve katoloik bir ortamda yetiştirilen çocuk.Darwinist kuramı destekleyen herkişiyi ateist materyalist olarak değerlendirmeyelim.Ayrıca insanlar materyalist te olur ateist te olur.Kendi seçimleridir.
Sitenin başında Darwinizm Yargılanıyor diye bir başlık var.Çok doğru.Darwinist kuram bilim çevrelerinin önüne geldiği günden beri yargılanıyor.ÇÜnkü orada üniversiteler var,medreseler yok.Herşey yargılanıyor,herşeye şüphe ile bakılıyor.O yüzden de bu üniversitelerin bulunduğu ülkeler gelişmiş ülkeler.
Son olarak Darwinist kuramın bir nevi devamı olan ve onu destekleyen Mendel kanunları ve ayrıca genetik bilimde meydana gelen gelişmeler karşısında AT cilerin tutumu nedir ?
Saygılarımla
Yazan: can Tarih: March 28, 2006 09:02 AM
Can bey,
Dinler veya idealizm için sık sık söylenen "ne yani AT'ye ihtiyaçları mı var" sorusunu ciddiye alamıyorum. "İhtiyaçları var" diyen yok, ama aynı zamanda önemli bir destek sağlıyor entellektüel düzeyde.
ATci Hıristiyanların eminim AT'den umdukları dini sonuçlar hakkında daha pek çok alıntı bulabilirsiniz. Bu, daha önce söylediklerimi değiştirmiyor. AT belirli bir dine götürmez insanı.
"Darwinism bir kuram.Doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilir" sözünüz de pek bir şey ifade etmiyor. AT de bir kuram; Doğruluğu veya yanlışlığı test edilebilir.
"Muhteşem materyalist felsefe varlığını Darwinizme borçlu değildir" sözünüze de, Richard Dawkins'ten itiraz bulabilirsiniz: "Darwin" der Dawkins, "bize entellektüel yönden tatmin bulmuş ateistler olma şansını verdi."
"Darwinist kuramın bir nevi devamı olan ve onu destekleyen Mendel kanunları" şeklindeki yorumunuz ise, konuyu biraz daha araştırmanız gerektiğini gösteriyor. Mendel kanunlarının Darwinizm ile hiç bir ilgisi yoktur. Mendel Darwin zamanında yaşamış ve onun teorisine hiç itibar etmemişti.
Saygılar
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: March 28, 2006 03:21 PM
Can Bey,
"Muhteşem materyalist felsefe varlığını Darwinizme borçlu değildir" demişsiniz.
İnanın sadece merak ettim.
Eğer darwinizm ayağının altından çekilirse
sizin o "muhteşem materyalist felsefe"nizin varoluş teorisi acaba hangi temele dayanır ?
Hayır, yeni bir teoriniz varsa bilelim..
Yazan: S.Öztürk Tarih: March 28, 2006 04:01 PM
Sayın Akyol,
AT hareketinin etrafında kümeleşenler tezlerini bilim dünyasının önünde tartışsınlar,desteklesinler,ispat etsinler.Kendilerine yapılan davetlere cevap versinler,kaçıp durmasınlar.Behe kuramlarını destekleyecek bilimsel çalışmalar olmadığını zaten itiraf etmiş durumda.Dembski de ne işim var benim bilimsel dergilerle,ben yazdığım kitaplarla zaten halkımla bütünleşiyorum deyip kaçmakla meşgul ve eminim bu arada iyi para kazanıyor.Kısaca,benim fikrimdir,AT üzerinde onu destekliyenler arasında bile bir fikir birliği yok;en fazla kısıtlı bir fikir hareketi diyebiliriz.
Materyalist ve idealist fesefe akımlarından bahsederken bu iki büyük akımın insanın fikri gelişimindeki önemini ortaya koymak istemiştim.
Richard Dawkins önemli bir şahsiyet,eğer ayni kişiden bahsediyorsak,kendisinden beklenen cevabı
vermiş,kendisi bir ateist.Yukarıda adıgeçen iki felsefi akım nedeniyle bu şekilde görüş bildirmiş.Bir tanesi olmasaydı ne olurdu acaba?
İnsan Bertrand Russell ile rahip F.C.Copleston,S.J arasında 1948 Sonbaharında BBC'nin 3. programında yayınlanan ve Tanrının Varlığı ile ilgili taraflar arasında ki saygılı düzeyli tartışmayı hatırlıyorda darısı bizim başımıza diyor.Daha materyalist sözünü kullanır kullanmaz ateist suçlaması ile karşıkarşıya kalıyorsunuz.Acaba evinde sabah namazını kıldıktan sonra Amerikanın başlarına yıkmayı düşündüğü nükleer tesise çalışmaya giden İranlı bilim adamı tesise girdikten sonra metafizik dünyasını bir kenara bırakıp materyalist bir alemde bilimsel çalışmalarını gerçekleştirip tekrar evine namazına niyazına dönmüyormu? Neyse geçelim.
Mendel konusunda belki bizi bilgilendirirsiniz diye düşünmüştüm,onun yerine git dersini çalış komutunu alınca ,sıkıntı ile sağa sola bakarken,birdenbire aklıma Sizin AT konusunda bize kaynak gösterdiğiniz Sayın Ertuğrul Özkök 'ün yönettiği Hürriyet Gazetesinin iz bırakanlar dizisindeki Darwin ile ilgili kitapçık aklıma geldi.Bazı bölümlerini aşağıya alıyorum.Eleştirilerinizi lütfen bana değil,sayın Özkök ve ekibine yöneltin.
"Darwin'in Mirası
Darwin Türlerin Kökeni 'ni yayımladığı sırada,kalıtımsal değişmelerin bireylerde kendiliğinden ortaya çıktığını ve doğal ayıklanma izin verirse,onların döllerine de aynen
aktarıldığını varsayıyordu,ama kalıtımın ne şekilde yürüdüğü konusunda en küçük bir fikri yoktu.Darwin,kuramındaki bu boşluğu kapatmak için 1868'de "Evcilleştirilen Hayvan ve Bitkilerde Değişiklik" adlı kitabını yayımladı.Bu eserde öne sürdüğü,"pangenez kuramı " diye bilinen kalıtım kuramı ne yazık ki yanlıştı.Kalıtım yasaları ancak 1900'de,Hollandalı Biyolog Hugo de Vries tarafından ortaya kondu;De Vries bunlara "Mendel yasaları" adını verecekti,çünkü Moravyalı Rahip Gregor Mendel'in bu yasaları kendisinden çok önce keşfettiğini öğrenmişti.H.de Vries de türlerin evrimi üzerine bir kuram yayımladı:"Mutasyon kuramı,Bitkiler Aleminde Türlerin Kökeni Üzerine Deneyler ve Gözlemler"(1901-1903).Mutasyon diye adlandırılan bu kuram,yeni türlerin ortaya çıkması sürecinde esas rolü genetik değişimlere atfetmekte,doğal ayıklanmaya pek az yer vermektedir.Dolayısıyla,kalıtım yasalarının keşfi,ilk genetikçilerin Darwin'in doğal ayıklanma kuramına karşı düşmanca bir tavır almalarına da yol açtı (buna karşılık genetikçiler türlerin evrimi fikrini elbette kabul ediyorlardı.)
Amerikalı nüfus genetikçisi Theodosius Dobzhansky ,1937'de yayımladığı "Genetik ve Türlerin Kökeni" adlı eserinde,Mendel'in kalıtım yasalarının mükemmel bir şekilde doğal ayıklanma kuramıyla birleştirilebileceğini ve böylece yeni türlerin oluşum sürecinin açıklanabileceğini gösterdi.
Yüzyılımızın biyologları tarafından büyük ölçüde kabul edilen ve Darwin'in anısına "Yenidarwinci" diye adlandırılan kuramın cıkış notasında bu fikir vardır;nitekim yeni darwinciler kuramla ilgili önemli düzeltmeler yapmak gerektiğini gösterdiler
Nihayet Darwin,Türlerin Kökeni'nde örtük olarak bulunmakla birlikte,biçimsel olarak belirtmediği noktayı,yani "insanın atası maymundur" görüşünü ortaya koyacaktı:"İnsan Soyunun Türemesi ve Cinsiyet Bağlı Ayıklanma 1871".Oysa dostu T.H.Huxley,"İnsanın Doğadaki Yerine İlişkin Kanıtlar 1863" adlı eserinde,anatomik kanıtlara dayanarak,insan ile şempanzenin ortak atalardan türediklerini göstermiş bulunuyordu.
Darwin "İnsanın Türemesi",daha sonra da "İnsanda ve Hayvanlarda Duyguların İfadesi1872" adlı çalışmalarında,insan ruhunun pek çok yönünü doğal ayıklamayla biçimlenmiş içgüdülere bağlıyarak,insanla ilgili biyolojik yorumunu daha da ileri götürdü.Böylece "toplumsal darwincilik" denen görüşün kuramsal temellerini atmış oluyordu;buna göre insan toplumu da doğanın geri kalan kesiminde geçerli ayıklanma yasalarına tabiydi ve ticari rekabet,sömürgecilik ve bazı "ırklar" ın yok edilmesi gibi olgular,güçlü olanların zayıf olanylara karşı kazandıkları "doğal" zaferin ifadesinden başka bir şey değildi.Darwinci mirasın bu bölümü evrim kuramından elbette daha çok eleştiriye açıktır.
Günümüzde Darwincilik
1920'liyıllardan 1950-1960'lı yıllara kadar "Yeni Darwincilik" matematiksel yöntemlerden yararlanarak Darwin ile Mendel'in görüşlerinin sentezine varmaya çalıştı.Mendel yasaları 1900 yılında yeniden keşfedildiğinde,Darwin'in evrim teorisiyle çelişki içinde oldukları sanıldı.Genler-bu Mendel'in adlandırması değildir- Jacques Monod'nun sözünü ettiği "hücresel makine"nin değişmezliğini sağlar.Yenileyici bir güç olan evrim ise tersine,canlının ilk özelliği değil,genleri etkileyen mutasyonların (değişimin) sonucudur ve bu anlamda kaynağını kalıtım sürecinin "yetkinsizliklerinden" alır.Zorunluluk kalıtımın,rastlantı ise evrimin özelliğidir.
Mendel yasalarının evrim teorisinde ki bir boşluğu doldurduğu ,ancak 1920'li yıllarda anlaşılmıştır.Buda özelliklerin nasıl aktarıldığının açıklanmasıdır.Bir grubun dönüşüm sürecini açıklamak,sık sık görülen gen değişimlerini belirlemekle aynıdır.Sıklığın ve rastlantının müdahaleleri genetik bilimcilerin istatistiğe ve olasılık kavramına dayalı bir şekilde düşünmesini,dolayısıyla matematiksel modeller kullanmasını zorunlu kılar.Darwin ve Mendel'den esinlenerek yapılan sentez,"Yeni Darwincilik"in ortaya çıkışıyla sonuçlanmıştır.Fakat genotipin (bir bireyin genetik malzemesi) fenotip ile (genotip ile ortamın etkileşiminden kaynaklanan gözle görülür bireysel özellikler) nasıl bağdaştırılacağı sorusu etrafında dolaşan çok sayıda sorunun hepsine çözüm getirmez.Genetik,özelliklerin aktarılmasına ilişkin matematiksel örnekler verir,ama gerçek dünyadan uzaklaşmaya yönelir;zooloji ve paleontoloji,dönüşümlere ilişkin malzeme sağlar,fakat aktarım konusunda yeterli malzemeleri yoktur.Bu nedenle çoğu zaman rastlantı ve zorunluluk ikilemine yeniden dönülmüş duygusuna kapılırız.Zorunluluk terimi,tamamen bilimsel açıklamanın alanına girer.Oysa rastlantı terimi,vazgeçilemeyen,fakat açıklamakta zorluk çekilen bir temel ilke gibi işleme tehlikesiyle karşı karşıyadır."
Ayni kitapcıktan anlamlı bir alıntı:
.....Bununla birlikte,Anglikan Kilisesi'nin tutumu zamanla yumuşadı ve Darwin 1882'de öldüğünde yüksek rütbeli din adamlarının övgüleri arasında Westminster'de Newton'un yanına gömüldü.Ancak Katolik Kilisesi evrim fikrini ancak 1950'dePapa XII.Pius'un Humani Generis başlıklı genelgesiyle kabul etti.
Yukarıdaki yazıyı naklederken söylediği bir cümle yüzünden rahmetli İmran Öktem hakkında cenaze namazının kılınması caiz değildir denildiğini ve Ankaranın karıştığı günleri hatırladım
Liberal Düşünce Dergsinin 30-31 nci sayısında Modern Amerikan Toplumunda Din ve Siyasal Kültür başlıklı üç bilim adamı tarafından yazılmış bir makale dikkatimi çekti.Yazarlar rakkamlar vererek Amerikan toplumunun dindar bir toplum olduğunu vurgulamakta,ayrıca konum olarak dinin toplumda daha geniş bir rol oynadığını ifade etmektedirler.Amerikalıların Avrupalılara nazaran "yaratılış teorisine" daha fazla oranda inandıkları belirtilmekte ve bir araştırmadan bahsedilmektedir.George Bishop,araştırmalarında Amerikalıların %45 inin insanın bugünkü şekliyle Allah tarafından yaratıldığına inandıklarını,diğer %40'lık oranının ise insanın daha ilkel ve az gelişmiş bir canlı formundan Tanrı'nın yardımıyla bugünkü şekline tekamül ettiğine inandıklarını tespit etmiştir.
Bu %40 lık oranı hangi kategoriye sokacağız?
Saygılar
Yazan: can Tarih: March 29, 2006 10:09 AM
Sayın Can Bey sizin anlatım tarzınızda gördüğüm;en haiki Mürşit ilimdir'adlı başlık altındaki yorumunda anlatılan materyalist kalıba tam uymakta ne tesadüf.Bir kere daha tekrar ediyim Sayın Ali Ünal'ın yazısından alıntı yaparak;
Bütün boyutlarıyla modern bilimin de, modernizm ve postmodernizmin de dayandığı küllî paradigmalar vardır. Modernist, postmodernist ve bilimcilerin bunlara bağlılığı, bu paradigmalar bir antitez, teori, zan ve iddia olduğu halde ve paradoksal bir biçimde böyle oldukları için dogmatik ve din mensuplarının dine bağlılığından daha katı ve daha dogmatik bir bağlılıktır. İdeolojilerin genellikle sert ve kavgacı olmalarının sebebi de bir bakıma budur.
Bu paradigmaların temelinde, bir antitez olarak gaybı ve manevî her şeyi peşin inkâr, bunları kabulü ise dogmatik bir inanç ve bilimsel olmayan bir tutum kabûl etme yatar. Hedef, maddî açıdan azamî doyum, maddî arzu ve ihtiyaçları kamçılayıp çoğaltma; buna giden yol, daha çok üretim daha çok tüketim döngüsü, dolayısıyla üretim araç ve kaynaklarına sahip olmada mücadele, hayatı bir mücadeleden ibaret görme; mücadeleyi kazanmanın yolu da kuvvettir. Buna insanda bulunan ve mutlaka terbiyesi gereken kuvvet şehveti de eklenince, en kuvvetli olmak, hedef haline gelmektedir. "Bilgi kuvvettir" sözü, bu manada bilgiyi, bilimi kuvvetin emrine vermeyi ifade etmekte, yine "Bilme cesaretini göster," modernizmin temeli olarak, "İnkâr etme cesaretini göster" manasına gelmekte ve mümkün olan azamî gücü elde etme bilimsel araştırmaların gayesi olmaktadır.
Şimdi yanıt yok diyorsunuz .Bence çok şaşırtıcı çünkü esas suskun taraf Darwinciler Eğer siteyi takip ediyorsanız JME(journal of Moleculer Evolution) adlı bu konudaki yegane otoriter yayın organının şu ana kadar ki binlerce sayısının hiç birinde mikrobiyolojik yapıların (mesela Bacterium Flagella,Cilium) 'evrimsel oluşum patikalarının tahmini evrim süreçleri ve basamakları ile bunların hayat ağaçındaki yeri'hususunda tek kelime bile yazamadığını görürüsünüz.Lütfen bir ziyaret edin siteside mevcut.
O kadar uzağa gitmeyelim,aslında yerimiz kısıtlı ama örnek veremeden edemiyeceğim;size yazdığım kitaptan bir makale ile yanıt vermek zorunlu oldu;
Prof.Daniel C.Dennett’in ‘Aklın Türleri-bir bilinç arayışına doğru’ adlı eserinin 2.bölümünün çok aydınlatıcı olduğu kanaatindeyim. Kendisi Darwinin Tehlikeli Fikri (1995)adlı eserin anlatımı üzerinden konuya açıklık getirmeye çalışmış. Şimdi söz sırası Sayın Dennett’e;
Basit başlangıçlar: Eyleyeceliğin Doğuşu
Hiçbir kum tanesinin aklı yoktur; bir kum tanesi fazlasıyla basittir. Daha da basitini düşünürsek, hiçbir karbon atomunun yâda su molekülünün aklı yoktur. Bu konuda hiç kimsenin ciddi bir itirazı olmaz sanırım. Peki, ya daha büyük moleküller? Bir virüs, kocaman tek bir moleküldür; saydığımız parçaların ne kadar küçük olduğuna bağlı olarak, yüz binlerce hatta milyonlarca parçadan oluşan bir makro moleküldür. Bu atomik düzeydeki parçalar, bariz biçimde akılsızca etkileşerek bir takım çarpıcı etkiler üretir. Bu etkiler arasında
araştırmamızın bakış açısı bakımından en önemlisi, şaşırtıcı bir şekilde, kendi kendi kopyalamadır. Bazı makro moleküller uygun biçimde donatılmış bir ortam içinde yüzer durumda bırakılırsa, akılsızca kendilerinin tıpatıp aynı-yâda neredeyse aynı-kopyalarını oluşturup dağılma yetisine sahiptirler. DNA ve onun atası RNA bu tür moleküllerdir; yaşadığımız gezegendeki tüm yaşamların temelini oluşturduklarından, bütün akılların-en azından gezegen üstündeki tüm akılların- tarihsel bir önkoşuludurlar. Yeryüzünde basit tek bir hücreli organizmaların ortaya çıkmasından önceki yaklaşık bir milyar yıl boyunca, sürekli mutasyon (değişim) geçiren, büyüyen, hatta kendisini onaran ve bu konularda gittikçe ustalaşarak kendini tekrar tekrar kopyalayan moleküller vardı.(2)
Burada Dennett’in açıklamalarına bakıldığında çok vahim betimlemeler görmekteyiz. Yazar bazı moleküller uygun bir biçimde donatılmış bir ortam içinde yüzer durumda bırakılırsa… Demektedir. Burada gerçekleşen eylemde, eylemin içinde geçtiği ortam birilerince uygun şekilde donatılmıştır. Ayrıca RNA’nın nasıl oluşmuş olabileceğine ise değinilmemiştir. RNA ve DNA’nın bilgi dolu kütüphaneler olduğunu bildiğimize göre; acaba bu bilgiler evrimsel yolla nasıl edinilmiştir? Aklı olmayan basit moleküller bir milyar yıl boyunca amaca yönelik kopyalama ve mutasyon süreci ile mi bu bilgilere sahip olmuşlardır? Şimdi tekrar Dennett’in satırlarına dönelim;
Bu, halen mevcut robotların kapasitesinin kat kat aşan olağanüstü bir iştir. Kendi kendini kopyalayan makro moleküllerin bizim gibi akla sahip olduklarını söyleyebilir miyiz? Elbette hayır. Hatta canlı olduklarını bile söyleyemeyiz-kimyasal açıdan, bunlar sadece çok iri kristallerdir. Bu dev moleküller birer minik makinedir-makro moleküler nano teknoloji. Sonuçta bunlar doğal robotlardır. Kendi kendini kopyalayan bir robot ‘prensipte’ mümkün olduğu, bilgisayarın mucitlerinden biri olan John von Neuman tarafından matematiksel olarak kanıtlanmıştır. Neuman’ın, canlı olmayan bir kendi kendini kopyalayıcı için geliştirdiği zekice tasarım, RNA ve DNA moleküllerinin tasarım ve yapımıyla ilgili ayrıntıların pek çoğunun öncülü olmuştur.(3)
Burada kendi kendini kopyalayan robotların prensipte mümkün olduğunun kanıtlandığını anlatmakta, bu gerçeğin pratikte de geçerli olduğunu varsayarsak bunun kopyalamanın bilgi üretmesi için yeterli bir önkoşul olduğunu gösterebilir miyiz? Kesinlikle hayır, kendiside buna değinmektedir, okumaya devam edelim;
Moleküler biyoloji mikroskobundan baktığımızda, sadece oldukları yerde durup etkide bulunmak yerine, eylemlerde bulunabilecek kadar karmaşık olan ilk makro moleküllerde, eyleyiciliğin 1(faillik, eylemde bulunma özelliği) doğuşuna tanık oluruz. Onların eyleyiciliği, bizimki gibi tam anlamıyla gelişmiş bir eyleyicilik değildir. Onlar ne yaptıklarını bilemezler
Oysa biz, çoğunlukla ne yaptığımızı gayet iyi biliriz. Biz insan eyleyiciler, en iyi halimizde –ya da en kötü halimizde-lehine ve aleyhine olan gerçekleri bilinçli olarak ölçüp bitirdikten sonra, yönelmiş eylemeler gerçekleştirebiliriz. Makro moleküler eylemcilik ise farklıdır; makro moleküllerin yaptığı işlerin gerekçeleri vardır, ama makro moleküller bu gerekçelerin farkında değildirler. Bununla beraber, onların eyleyicilik türü, bizim eyleyicilik türümüzün tohumlarının yetişebileceği tek zemimdir.(4)
Şimdi de tamamen ne yaptığını bilmeyen kontrolsüz doğal süreç içersindeki makro moleküllerin yaptıkları eylemlerin gerekçelerinin farkında olmadan bu eylemleri bilinç eylemler gibi gerçekleştirebilme yeteneğinin varlığından söz edilmektedir. İşin en ilginç yönü, bu bilinçsiz eyleyicilerin bizim bilincimizi oluşturan yapıtaşlarının mimarları olarak görülmesidir. Bu kurguda ciddi alınabilecek tek şey bu moleküllerin bu gerçeklerin farkında olmadıkları ve olamayacaklarıdır. Şimdi Dennett in asıl sorununun ne olduğunu görelim;
Araştırmamızın bu düzeyinde keşfettiğimiz eyleyiciliğe benzer şeyde, bize yabancı ve ''hafif itici'' gelen bir şey var; ortada amaca yönelik telaşlı bir koşuşturmaca olmasına rağmen,’evde kimse yok’’.Mükemmel bir şekilde tasarlandıkları ve yaptıkları şeyden hiç haberdar olmadıkları anlaşılan moleküler makineler, şaşırtıcı marifetler sergiliyor.(5)
Sanırım benim bir şey eklemememe gerek yok. Evrimci bilim adamlarının, en önemli sorunu kendilerine hafif itici gelen bu süreçlere bir bilinci etkin yâda dolaylı müdahalelerini sonucu oluşumunun, onlar için asla kabul edilemeyecek kadar dinsel inanışa gönderimlerde bulunmasıdır. Oysa bilim adamının görevi inanıp inanmadığını değil, veriler ışığında gerçeği ne olup ne olmadığını insanlara aktarmak olmalıdır. Ama bu ilke, Darwinci bilim adamları arasında pek rastlanmayan bir durumdur.
Şimdi gelelim diğer bir önemli kitap olan Kör Saatçiye; Bu kitap Neo-Darwincilerin kutsal kitabı olarak ta kabul edilir. Burada sözü Sayın Richard Dawkins’e bırakmayı yeğliyorum, kendisi son derece açık anlaşılır bir şekilde olayı özetliyor;
Doğal seçilim doğanın kör saatçisidir, çünkü ileriyi görmez, sonuçları hesaplamaz, görünen bir amacı yoktur. Yine de, doğal seçilimin yaşayan sonuçlar, usta bir saatçinin tasarımlarını akla getiriyor; bizi etkileyen bir tasarım ve planlama yanılsaması bu… Elinizdeki kitabın amacı, bu paradoksu okuyucuyu tatmin edecek bir biçimde ‘çözmektir’(6)
Şimdi üstat sizin meşhur yarasaları anlatıyor hep beraber okuyalım;
Bu yarasalar minyatür casus uçaklar gibi karmaşık aletlerle dol. Beyinleri bir yankılar dünyasının şifresini anında çözebilecek yazılımla programlanmış, hassas ayarlı, minyatür, büyücü işi elektronik alet paketleridir. Suratları, çoğu kez, gerçekte ne olduklarını görene dek bizi korkutacak çirkin şekiller almıştır. Aslında yüzleri, yalnızca istenilen yönlerde ses üstü dalgalar yaymak için düzenlenmiş aletlerdir.(7)
Gene 43 sayfanın 2.paragrafının başında üstat;
Bir yarasa ses bilgisini tıpkı bizim görsel bilgimizi kullandığımız gibi, üç boyutlu uzamada nesnelerin konumunu algılamak ve bu algısını sürekli olarak güncelleştirmek için kullanır. Bu yüzden de, yarasaya gereken, nesnelerin üçboyutlu uzamda değişen konumlarını içsel olarak temsil etmeye uygun bir içsel ‘bilgisayarlardır.’Burada vurgulamak istediğim, bir hayvanın
öznel deneyimlerin alacağı biçimin, içsel bilgisayar modelinin özelliği olacağıdır. Bu model, evrim sürecinde, dışarıdan gelen fiziksel uyaranlara bağlı olmaksızın, içsel olarak temsil etmeye uygunluğu nedeniyle ‘tasarlanır’.(8)
Kitabın amacını anlatan X. Bölüm girişini de aktarayım; Bu kitabın ana konusu karmaşık ‘tasarım’ sorununun çözümü olarak evrim; Paley’in kutsal bir saatçinin varlığını kanıtladığını düşündüğü olayların gerçek açıklaması olarak evrim… Durmadan gözlerden ve yankıyla yön bulmadan söz etmemim nedeni bu…(9)
Madem bu kitap Darwincileri derinden etkilemiş daha detaylıca incelenmesinde yarar var. Bu tuhaf durumun açıklaması nedir bilemiyorum. (Bozunma ve sönümlenme ki kendisi ilk paragrafta hiçbir titiz mühendisin böyle bir ilkeyle çalışamayacağını beyan eder ve ekler aslında bozunma ve sönümlenme) Evrimleştiği dönem çok gerilerde kalmış. Ama yinede, Biyomorf ülkesi’nin (kendi yaptığı programla rasgele çizimsel çıkarımlar) gerçek hayattaki eşdeğeri içersinde, gözün öncülü organdan-?- başlayarak, ağtabakayı doğru yöne döndürmek için izlenmesi gereken patikayla ilgisi olduğuna rahatlıkla bahse girerim. Büyük olasılıkla böyle bir patika var, fakat bu varsayımsal patika ara-hayvanların vücutlarında gerçekleştiğinde elverişsiz olmuş-yalnızca geçici bir elverişsizlik bu ama yinede yeterli. Ara-hayvanların görme yeteneği mükemmel olmayan atalarınınkinden bile daha kötü olmuş. Kendilerinden sonra gelecek nesiller için daha iyi görüş hazırlıyor olmaları da önemli değil; asıl olan o anda ve orada yaşamda kalabilmek!
Görüldüğü üzere en önemli Evrimciler bile tasarımın varlığını kabul etmekte, sorun seçiminizdir. Dawkins doğal seçilime atıf etmektedir yâda buna inanmak isteyebilirsiniz. Burada Kör saatçinin varlığı kadar anlamsız olan nokta, Darwinci bilim, bilimin kendisini temsil ediyormuş şeklindeki ön kabuldür. Kitabın içinde genelde şu kelimeler çok sıklıkla geçmektedir; büyük olasılıkla, tahminimce, böyle olmalı, mutlaka vardır, bulunmuş olacaktır gibi temeli olamayan dayanaklarla bilim yapılırsa paradokslarla bezeli bir hayatla yaşar ve ileride de bilim kitabından ziyade bilim-kurgu kitabı olabilecek bir kitap yazarsınız.
Elektronik teknoloji deneyimlerimiz, bizi, bilinçsiz makinelerin girift matematiksel fikirlerini anlarmış gibi davranabileceğini düşüncesini kabul etmeye hazırlıyor. Bu düşünce canlı makinelerin çalışmasına doğrudan aktarılabilir. Bir yarasa, bir makinedir; içsel elektroniği öylesine ayarlanmıştır ki, kanat kasaları tıpkı hedef uçağı vuran bilinçsiz güdümlü mermi gibi, hedef böcekleri vurabilir. Buraya kadar deneyimlerimizden edindiğimiz sezgi doğru. Ancak teknoloji deneyimlerimiz, bizi girift bir makinenin oluşumunda bilinçli ve amaçlı bir tasarımcının aklını görmeye zorluyor. İşte, canlı makineler söz konusu olduğunda yanlış çıkan sezgimiz bu ikinci sezgimiz. Canlı makineler söz konusu olduğunda.’’tasarımcı’’ bilinçsiz doğal seçilimdir: Kör Saatçi.(10)
Dawkins aslında kitabın içinde de tam tatmin olmamış içsel endişelerini de susturmayı
denemektedir çoğu kez;
3.bölümün başında üstat söyle der; Canlıların rastlantı eseri ortaya çıkamayacak kadar olasılık dışı ve güzel ‘tasarlanmış ’olduğunu gördük. Öyleyse, nasıl var oldular? Yanıt-ki Darwin’in yanıtıdır bu şöyle: Canlılar, basit başlangıçların, rastlantı eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varlıkların, kerte kerte, adım adım dönüşümüyle ortaya çıktı. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasıdır ve gelişigüzel değildir. Bu bölümün amacı da, birikimli seçilimin gelişigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir.(4)
Yukarıdaki anlatım ne kadar açık değil mi? Bir evrimci profesör rastlantı, yani random süreçlerin, evrimin içinde olamayacağını itiraf ediyor. Peki, Rastlantı olmaz ise, deneme yanılma nasıl olur? Deneme yanılma olmaz ise birikim nasıl oluşur? Burada terk edilen sav ‘rastlantı ve olasılık mıdır? Yoksa Evrimin ta kendisi midir? Hayatta kalabilme güdüsü ve basit başlangıçlar-ki o basit başlangıçlar terk edilen rastlantı eseri hayat kazanabiliyorsa profesör ne demek istemektedir?
Aslında Sayın Richard Dawkins istemeye istemeye de olsa tasarımın varlığının aşikârlığı karşısındaki çaresizliğini kelimelerin arkasına gizlenmeye çalışarak kapamaya çabalamaktadır. Kendi kişisel seçimi olan, Darwinizmin bilinen hiçbir metodu ile var olan tasarımı akli bir biçimde teoriye uygun anlatamayacağını da bilmektedir. Yapmaya çalıştığı ise sadece kitabın son paragrafında özetlemiştir;
Darwinci dünya görüşünün tüm mücadelesi bu iki koşulun sağlanması, yavaş yavaş, kerte kerte gelişen birikimli doğal seçilimin varlığımızın nihai açıklaması olması içindir. Evrim Kuramının kerteciliği inkâr eden ve doğal seçilimin oynadığı merkezi rolü inkâr eden uygulamalar varsa, bunlar belirli örneklerde doğru olabilir. Fakat gerçeğin tümü olamazlar, çünkü evrim kuramının en can alıcı noktasını, astronomik olasılık dışılıkları çözümleme ve mucizeleri açıklama gücünü veren özünü inkâr etmektedirler.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 29, 2006 02:08 PM
Evrim Teorisi'nin Kökeni Neye Dayanir?
"3.bölümün basinda üstat söyle der; Canlilarin rastlanti eseri ortaya çikamayacak kadar olasilik disi ve güzel ‘tasarlanmis ’oldugunu gördük. Öyleyse, nasil var oldular? Yanit-ki Darwin’in yanitidir- bu söyle: Canlilar, basit baslangiçlarin, rastlanti eseri hayat kazanabilecek kadar basit ilkel varliklarin, kerte kerte, adim adim dönüsümüyle ortaya çikti. Bu birikimli süreci yönlendiren etken hayatta kalabilme çabasidir ve gelisigüzel degildir. Bu bölümün amaci da, birikimli seçilimin gelisigüzel olmayan, temel bir süreç olarak gücünü gösterebilmektir".
Darwin'in bu paragraftaki cevabina göre Evrim Teorisi (ET); "tesadüf"e, "adim adim dönüsüm"e ve "hayatta kalabilme cabasi"na dayanmaktadir. Acaba bu üc temel direk
neye dayanmaktadir? Gercek gercege varabilmek icin bu sualin sorulmasi gerekmek-
tedir. Ortada bir "Etkileyici" bulunmadigina ve kabul edilmedigine göre, sualin cevabi dogal olarak: "Kendikendinelik" olmaktadir. Kendikendinelik nedir? Acaba tesadüf, evrim, dogal ayiklama ve mutasyon gibi (tabii) fiil ve hareketler ne kadar kendikendinedirler? Bunlarin gercekten kendikendinelikleri var midir?
$imdi, yeryüzündeki canlilarin temeli cansizlara dayandigindan, canlilari bir kenara
birakip, önce cansizlarin kendikendineliklerini ele alalim. Yerküre üzerindeki bütün
cansizlar, yani madde ve madenler ve elementler sürekli olarak su ve havanin etkisi
altindadirlar. Su ve hava da, günesin etkisi altinda bulunmaktadir. Bu üc etkileyici
varken, cansizlara "kendikendinelik" kalmaz. Yani cansizlar, günesten gelen enerjiyle
devamli olarak etkilenirler. Bu etkilenme onlar icin bir "emir alma"dir. Yani meselâ,
günes, dogdugu zaman madde ve madenlere dogal bir emir gönderir, "isinin" der.
Madde ve madenlerdeki atomlar da hemen bu emri alir ve dinlerler ve sonucta
isinirlar. Bu isinma, bir "etkilenme" ve "harekete gecme"dir. Sonra günes, batinca
veya ki$a gecince cansizlara "soguyun" emrini gönderir. Cansizlar da hemen sogurlar.
Demek cansizlarin kendikendinelikleri bulunmamaktadir. Cansizlar icin sordugumuz
bu suali günes icin de sorabiliriz. Ve onun da Samanyolu'nun etkisi altinda oldugunu
görürüz. Daha ileri ve yukariya ciktigimizda Samanyolu'nun da diger galaksilerin etkisi altinda oldugunu görürüz. Ve nihayet galaksilerin de Bigbang'a dayandigini
mü$ahade ederiz. Burada tabii dogal olarak Bigbang'i, yani "Büyük Patlama" denilen kâinatin varedilis anini tetikleyenin "hangi kuvvet" oldugunu merak ederiz ve etmemiz gerekir.
Merak ettigimizin cevabini da, ya akla dayanan ve onun eseri olan bilimden, ya da
akil üstü kaynak olan bir Ilâhî Kitap'tan aliriz. Yanliz, bilimin sonuclarini bekleyenler
belki ömürlerinin sonuna kadar gercek cevabi alamayacaklardir. Cünkü bilim ve aklin
kiyamete kadar gelismesi ve yanlislanip dogrulanabilmesi yardir. Hazir ve acele cevap
isteyenler de elbette bir Ilâhî Kaynak'a müracaat edeceklerdir. En son Ilâhî Kaynagin
da Kur'an oldugunu biliyorsunuz. Herkes istedigi kaynagi secmekte hürdür. Yanliz bu
hürriyet sizi hiclige, karanliga, sahipsizlige ve bunalima düsürmemelidir. $imdi secim
sizindir...
Not I: Eger "hicligin arkasinda hic vardir" derseniz, kâinat ve kâinatlilar olan hepligin
nereden ciktigini da cevaplamak ve isbatlamak zorundasiniz. $ayet "hicligin arkasinda
Ilâhî Bilinc vardir" derseniz, kolay cevap yolunu bulmus olursunuz.
Not II: Biraz irdelenince görülecektir ki, tesadüf diye birsey yoktur. Cünkü hersey bir
üst etkinin altindadir. Evrim, yani degisim ve dönüsüm ve basamak basamak ilerleme
vardir. Fakat bu da kendikendine degil, zincirleme olarak en üst etkileyiciye varir. Bu
varilan yer ise, ya Ilâhî Bilinc'tir ya da hiclik'tir. Bu da, sizin inanmak istediginiz egilime göre belirlenir. Dogal seleksiyon ve mutasyonlarin ise ayrica isbatlanmasi
gerekiyor. Yani kisaca, en üst Etkileyici olan Ilâhî Kudret'i dislayarak bilim yapmak
mümkün görünmüyor.
Hüseyin Avdic
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 30, 2006 09:01 AM
sayın Avdic;
bu guzel yazınız icin size tesekkur ederim.aynı fikirde oldugumuzu soylemek isterim.
inancın yolu farklı olsada aklın yolu birdir.
Yazan: bercenay Tarih: March 30, 2006 09:11 PM
Sayin Bercenay,
Ben de tebriginize tesekkür ederim.
Selamlar...
Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: March 31, 2006 12:00 AM
birileri bizim maymundan ya da diğer canlılardan geldiğimizi kanıtlama uğraşında...ben insanım ve insandan gelmeyim...varsa maymun olmayı kabul eden buyursun fikrimi kabul etmesin ve cevap versin...masa ve masal kelimelerinin anlamını biliyorunuzdur herhalde...bunların anlamsal bir ilişkisi olmadığı ortadadır.ama maymunla insanın bir takım özellikleri birbirine benzediği için aynı kökten geldiğine kanaat getiriliyor...ya da iman ediliyor...kabul etmeyen herkesi de maymun olmaktan men ediyorlar...insanların kafasını karıştırmak için de ortaya sözümona bilimsel dayanaklı teoriler atıyorlar...ilk olarak bilimsel verilerin bile kesinlikle doğru olamayacağını kendileri ifade ediyorlar ama kendi yalanlarını kanıtlamada daha doğrusu süsleyip bezemede işe yarayınca hemen onları kesin doğru ilan ediyorlar...rica ederim soruyorum bu ne biçim bir düşünce biçimidir kuzum...hani olabilir de demiyorlar.öyle deseler neyse.kesin bu diyorlar...ellerinde kanıtları olsa neyse..matematiksel hesaplar olayların imkansızlığını göz önüne seriyor bunlar diyorlar ki evet belki bunlar bizim teorimizi altüstediyor ama biz ondan asla vazgeçmeyiz...bu yolda öleceğiz...peki ya sonra....kocaman bir hiçlik....tab onlara göre...diğer tarafta görecekler hiç mi değil mi...şimdi diyecekler ki benim için vah zavallı şimdi diğertraf için bir çok zevkten mahrum oluyordur...hadi var sayalım onların ki doğru...ne olur...ben şurada 50 60 yılımı harcarım...peki ya benimki doğruysa...o zaman ne mi olacak...cevap vereyim...bir gün bizim arkadaşın sınıfında bulunan bir ateist ölüm ve yokluk aklına gelmiş olacak ki arkadaşa dayanamayıp sormuş:ya sizin dininize göre bize diğer tarafta ne olacak...arkadaş bence verilmemesi gereken cevabı şak diye patlamış çocuğun yüzüne,hem de alaylı alaylı gülerek(bence yanlış bir cevap verme şekli):siz sonsuza kadar cehennemde yanacaksınız....soruyorum: ya doğruysa....
Yazan: cevap ver... Tarih: March 31, 2006 12:18 PM
Demagojinin bu kadarina "pes" demek lazim.
Sayin Akyol, yazinizin ozellikle son paragrafi evlere senlik yorumlar iceriyor. Size, milli egitim bakanligi okullarinda, islam dininden baska bir dini inanca yer vermeyen din derslerinin temel egitim ve lise seviyesinde mecburi olarak okutuldugunu, oysa felsefe derslerinin secmeli oldugunu ve pek cok okulda bu dersin acilmadigini hatirlatmak isterim. Siz kimi kandirdiginizi zannediyorsunuz?
Yazan: Sibel Fidel Tarih: April 1, 2006 02:08 AM
Sibel Hanım,burda bahsedilen İslam dini değil,AT dir ve din kültürü ve ahlak bilgisi dersi değil biyoloji dersidir.Ayrıca din kültürü kitaplarında hristiyanlık,musevilik,budizm,vs den de bahsediliyor.Elbette ki yüzde doksanbeşinden fazlası müslüman olan bir ülkede İslam'dan daha çok bahsedilecek.
Yazan: Mutlu Tarih: April 3, 2006 09:39 PM
da vinci
Ama akla ve mantığa uygun, rasyonel teoriler vardır. Ama siz bunların hiçbirini kabul etmediğiniz için size bunalr hakkında birşey söyleme gereği bile duymuyorum
1-) siz o teorileri anlamamissiniz ki neyini anlatacaksiniz?
2-) rasyonel dediniz, hayatin kökenine inmeye lüzum yok, siz rasyonel olarak sürüngenin sinek kovalrken kusa dönüsünü izah ediverin bu bile yeter bize.
bakalim dinsel argümanlar mi daha komik gelecek yoksa sizin bilimsel sürüngen---> kus tezleriniz mi?
önemli bir noka daha
din anlatilari zaten lirik ve cogu yerde alegoriktir.
masalsidir
yani kendinin ne oldugunun farkindadir.
bilimsel bir anlatim sundugunu iddia etmez..
ama sizin durumunuz biraz vahim
cünkü masalsi veya alegorik degil
rasyonel ve masalsi olmayan bir aciklama getirmeniz gerekir.
cünkü iddianiz bu yönde.
hadi bakalim bu isi kivirmaya baslayin simdi.
ne kadar becerebileceksiniz milletimiz görsün..
))))
(
Yazan: XSI Tarih: April 6, 2006 02:45 PM
sibel hanım ülkemizde din kültürünü derslerinin varlığından şikayetçi...ya lütfen biraz tek boyutlu düşünceden kurtulalım...yani şu da var ki evrim teorisi hala kanıtlanamamış(yalanlar kanıtlanamaz...)bir sözümona teori(bildiğimiz gibi teori kanıtlarla desteklenebilen hipotez demektir) olmasına rağmen okulda biyoloji olarak ve sanki kesin ve tek doğruymuş gibi okutuluyor...okulda din kültürü dersinde islamı kabul etmeyen okulu bitirebiliyor ama mesela bizim üniversitede(boğaziçi üniversitesi)genetik bölümünde bırakın okulu bitirmeyi eğer evrimi kesin doğru olarak kabul etmezseniz bir ders dahi geçemezsiniz...geçecek kapasiteye sahip olsanızda hoca geçirmez...çünkü kendisi de darwinist ve karşı görüşlere tahammülleri yok diyebilirim....kusura bakmayın ama her şey öyle duyduğunuz gibi değil...ki bizim üniversite düşüncenin en fazla özgür olduğu üniversitedir..artık diğer üniversiteleri siz düşünün..soruyorum:neden bundan hiç yakınmıyorsunuz...soruyorum:yoksa tarafsız olamıyor musunuz...soruyorum:yoksa tarafsızlık sadece sözde var olan ve birilerinin çıkarına yönelik kullandığı bir şey mi...cevap verin...
Yazan: cevap verin Tarih: April 7, 2006 08:53 AM
XSI bey,
Kolay. Bunu taa minevvelinde Hoca Nasreddin pek de guzel aciklamisti, fakat galiba siz o devre yetismediniz.
Hz Muhammed'in Allah katina Hz Isa'nin daha once kullandigi merdiveni kullanarak ciktigi yolundaki irrefutable izahatindan bahsediyorum tabii ki..
Kertenkele de, sinegin baliktan nasil sinege donustugu gozlemis ve ilgili prosesi sabir ve sebatla adim adim tekrar etmistir. Bu kadar basit.
Ilk satira 'MUZMIN' yazdiktan sonra ikinci satiran, ikna edici bulanlar 'EVET', bulmayanlar 'HAYIR' yazarak ekranda gorunen numaraya SMS gonderebilirsiniz.
Birden fazla SMS de gonderebilirsiniz.
[Ekranin altindan muthis hizli ve cok kucuk puntolarla gecen yazi:
Gelen $M$ mesajlarindan dogacak gelir program yapimcisinin hayir amacli seyahat ve eglencelerini fonlamakta kullanilacaktir.]
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: April 8, 2006 08:21 PM
birileri saçmalamaya başladı....beyfendi size bu hikayeyi kim anlattı ve dahası siz bu hikayeye inanırken maymundan insana geçiş döneminin hangi evresindeydiniz...bak ben tahmin edeyim...maymun beyninin gittikçe küçülerek insan beynine daha kolay evrimleşmek için tek hücreye indiği devrede...nasıl...iyi bir teori değil mi...en azından evrimden daha mantıklı...
umarım artık daha mantıklı ve daha saygılı olunur...birileri kelimeleri kullanarak bir şeyleri değiştirmeyi düşünüyorsa,üzgünüm ama ben kelimeleri kullanarak onlarda değişmemiş bir şey bırakmam...taa ki ataları olan maymunlara benzeyene kadar..ayrıca teorilerim de var...ilkini üstte yazdım...
müzmin bey'in mailine ithafen...
Yazan: cevap verin Tarih: April 11, 2006 02:09 PM
HOCAM SLM SİZİNLE İLK DEFA KONUSACAĞIM
BEN EVRİM TEORİSİNDE NE TAM DOGRU NEDE TAM YANLIŞ DİYORUM.ÇÜNKÜ BAZI DOĞRULARI GERÇEKTEN MANTIKLI BAZILARI İSE BİR OKADAR SAÇMA GELİYOR BANA.EVRİM BİRÇOK İNSANIN İdda ettiği gibi insan maymundan yaratılmış değildir.evrim her şeyın basamak halinde olduğunu açıklamaya çalışır.bu bu doğrudurda.çünkü bir bina yaparken bile once temeli inşa ediyosun,sonra duvarları.
Yazan: murat Tarih: April 19, 2006 11:50 AM
bulunan fosiller evrimi destekler.ve embriyo şekilleride evrimi destekliyor.insan embriyosunda solungaç yarıkları olması gibi.
Yazan: murat Tarih: April 19, 2006 11:55 AM
Murat Bey,
Doğru,önce temelden başlanıyor ama önce bina tasarlanıyor.Bu binanın ne binası olduğuna bittikten sonra karar verilmiyor.Mesela bu bina okul olacaksa ona göre tasarlanıyor.Okul binasına uygun olacak şekilde yapılıyor.Yani binayı yaptıktan sonra bu bina okul olmaya uygun o zaman okul binası olsun ya da hastane olmaya uygun,hastane olsun denilmiyor.
Yazan: mutlu Tarih: April 20, 2006 10:18 AM
murat bey bir kısım mantıksal açıklamalara giderek evrimin olabilirliğini vurgulamış...öncelikle belirtmeliyim ki bu hoş bir şey...en azından birileri gibi körü körüne bağlanmamış....ancak şu da var ki bazı hataları olduğu kanatindeyim...binaların yapımında dahi öncelikli olan temel kavramına vurgu yapmış...evet kısmen doğru fakat biz canlılarla binalar aynı yapıya sahip değiliz...fiziksel,kimyasal,biyolojik ya da fizyolojik olarak..şöyle ki,mesela bir binanın içinde bir takım fiziksel değişikliklerle o binayı değişik şekil ve kullanıma sokabilirsiniz...çünkü gerekli olan sadece fiziksel değişikliktir ve bunu engelleyen başka etken yok gibidir...ancak canlılarda fiziksel bir değişiklik yaparak onları başka bir canlıya dönüştürmek için bu fiziksel değişikliklerle beraber biyolojik vb. sorunlar ortaya çıkacaktır..mesela bir binaya bir duvar eklemek gayet basittir ama bir insana kol ya da başka bir organ eklemek büyük bir iştir...çünkü doku uyuşmazlığı vb etkenler engel teşkil edecektir.hele bu beyinse bu iş imkansızdır da diyebiliriz..kaldı ki insana bunları ekleseniz bile bu onu insanlıktan başka bir canlıya doğru götürmeyecektir...yani bir insana maymunun bacağını,kolunu,gözünü,beynini vb herşeyi basamak basamak ekleseniz ve bunların çiftleşmesiyle yeni döller oluştursanız sonuç değişmeyecek ve hayal kırıklığına uğrayacaksınız...bu diğer canlılar için de geçerlidir...ki bunu darwinistler seneledir avrupa ve amerikada labarotuvarlarda deniyorlar fakat başaramıyorlar ve başaramayacakalar da....olmayan bir şeyi oldurmak yalnızca ALLAH'a mahsustur bildiğimiz üzere...
siz insanlar bir şey bildiğinizi mi sanıyorsunuz...siz hiç bir şeyi bilemezsiniz, kainatın yaratıcısı ALLAH'ı bilmeden...
platon(eflatun)
Yazan: ne gülüyorsun...anlattığım senin hikayen... Tarih: April 21, 2006 12:48 PM
Sayin Mutlu, benim fikrime gore AT-biyoloji arasindaki iliskinin aynisi din dersi ile felsese dersi arasinda da mevcut. AT ve din dersi, insanlarin gorus ve inanislariyla ilgili, dogmatik dusunceleri iceriyor. Big-Bang'den baslamak uzere, evrenin ve yasamin bir ulvi guc tarafindan yaratildigini one surmek dogmatik bir dusuncedir, buna ya inanirsiniz veya inanmazsiniz. Ayni sekilde, din dersleri de, dogmatik bir dusunce olan Tanri kavramini isler, bu da temelde insanlarin ruh ve vicdanlarini ilgilendiren bir konudur.
Biyoloji bilimi ve felsefe ise, temelinde gelecekte ortaya konan teori ve fikirlerin, su ana kadar ortaya konmus olanlardan daha iyi olabilecegini kabul eder. Dolayisi ile, verilen cevaplardan tatmin olmaz, surekli sorgular bu anlamda progresiftir (ilericidir).
Turkiye Cumhuriyeti milli egitim sisteminin temeli, fikri hur, vicdani hur, irfani hur nesiller yetistirilmesi prensibi ile atilmistir. Bu ozgurlukler ancak cocuklarimiza progresif dusunme ve sorgulama yetisinin kazandirilmasi ile mumkundur. Ulkemizde artik gittikce hissedilen irtica hareketi, Turk milli egitim sistemini, sistematik bir sekilde progresif dusunceden uzaklastirarak, asiri dogmatik bir dusunceye yonlendirmeye calismaktadir.
Su anki haliyle bir sunni-islam propogandasindan ibaret olan din derslerinin okullarimizda zorla okutulmasi insan haklarina aykiridir. Ulkemizin
%95'inin sunni-musluman oldugu ne malum? Daha gecen gun bir alevi baba, cocugunu din dersinden muaf etmek icin mahkemeye basvurdu. Her dogan insanin nufuz cuzdanina zorla dini islamdir yaziyorsunuz diye, herkes Tanri'ya ayni sekilde inaniyor mu zannediyorsunuz?
AT, bence din derslerinin mufredatina dahil edilebilir. Ancak, AT'ye gelene kadar din dersi mufredatinda daha yuzlerce eksik var. Insan neden dine inanir? Misir'da, eski yunan'da, maya medeniyetlerindeki dinlerin felsefesi neydi? Bu dinlere ne oldu? Cok tanrili dinler ile tek tanrili dinler insanlarin hangi farkli ihtiyaclarini karsilamaktadir? Hz. Ibrahim'in dinleri arasindaki ortak ve farkli yonler nedir? Tarihte turban ilk ne zaman ortaya cikti, Hz. Ibrahim'in dinleri sirasinda mi, pagan dinler sirasinda mi? Din ile sosyoloji arasindaki iliski nedir, din insan toplumlarinin yasamini olumlu/olumsuz nasil etkiler? Su anda yasayan dinler hangileridir, bu dinlere inanan kisilerin kutladiklari gunler, gelenek ve felsefeleri nedir? Hadi bakalim, bir tane imam hatip mezunu ciksin da su konulari, hakkini vererek isleyip sunni-islam propogandasi yapmadan cocuklarimiza anlatsin bakalim.
"Cevap Verin" isimli arkadas Bogazici'nin guzel kampusune gelen baharin etkisinden olacak, kavramlari biraz karistirmaya baslamis sanirim. Genetik dersi insanlara zorla okutulmuyor, o bolumu secen ogrenciler okuyorlar. O ogrenciler isterlerse gidip ilahiyat fakultesinde'de okuyabilirler ve umarim yukaridaki paragrafta yazdigim konulari ogrenerek mezun olurlar. Ancak genetik biliminin temelinde, Darwin ve onu takip eden bilim adamlarinin olusturmus oldugu kuramlar vardir. Bu kuramlari bilmeden, bunlarin uzerine kuram insa etmek mumkun olamaz. Genetik bolumundeki hocalarin, sinavlarda "evrimi kesin ve dogru olarak kabul ediyor musunuz?" diye bir soru sorduklarini hic zannetmiyorum. Bilimde kesin ve dogru olarak kabul etmek diye birsey yoktur. Her iddia curutulebilir. Curuteceginiz iddianin ne oldugunu biliyorsaniz eger!
Yazan: Sibel Fidel Tarih: April 22, 2006 03:37 AM
Sn Sibel Hanım;
'benim fikrime gore AT-biyoloji arasindaki iliskinin aynisi din dersi ile felsese dersi arasinda da mevcut. AT ve din dersi, insanlarin gorus ve inanislariyla ilgili, dogmatik dusunceleri iceriyor. Big-Bang'den baslamak uzere, evrenin ve yasamin bir ulvi guc tarafindan yaratildigini one surmek dogmatik bir dusuncedir, buna ya inanirsiniz veya inanmazsiniz. Ayni sekilde, din dersleri de, dogmatik bir dusunce olan Tanri kavramini isler, bu da temelde insanlarin ruh ve vicdanlarini ilgilendiren bir konudur.'
AT bir dogma değildir.AT nin kısaca başlangıç noktası şöyledir:
Bu kadar kusursuz ve muhteşem sistemlerin tesadüflerle ortaya çıkması bilimsel olarak çok düşük bir rakamdır hatta sıfır denebilir.Bu sistemler acaba tasarlanmış olabilir mi?(Dikkat,benim inançlarıma gore bir Tanrı var o halde tabiatta onun izleri olmalı gibi bir yaklaşımla başlamıyor.)Bunun neresi dogmatik?
'Biyoloji bilimi ve felsefe ise, temelinde gelecekte ortaya konan teori ve fikirlerin, su ana kadar ortaya konmus olanlardan daha iyi olabilecegini kabul eder. Dolayisi ile, verilen cevaplardan tatmin olmaz, surekli sorgular bu anlamda progresiftir (ilericidir).'
AT de bilimsel bir teori.Neden bu torinin de öncekilerden daha iyi olabieceğini kabul edemiyorsunuz?Hem de çok daha mantıklı.AT yi okursanız anlarsınız sorgulayıp sorgulamadığını.
'Turkiye Cumhuriyeti milli egitim sisteminin temeli, fikri hur, vicdani hur, irfani hur nesiller yetistirilmesi prensibi ile atilmistir. Bu ozgurlukler ancak cocuklarimiza progresif dusunme ve sorgulama yetisinin kazandirilmasi ile mumkundur. Ulkemizde artik gittikce hissedilen irtica hareketi, Turk milli egitim sistemini, sistematik bir sekilde progresif dusunceden uzaklastirarak, asiri dogmatik bir dusunceye yonlendirmeye calismaktadir.'
AT ile ne alakası varsa?Türkiye Cumhuriyetinin temeli herşeyiyle hür nesil yetiştirmek amacıyla atılmıştır,doğru,ama din deyince neden bazıları hemen rahatsızlık duyup onları gericilikle suçluyor?
Aşırı dogmatik düşünce dediğiniz şey nedir?Hissedilen irtica hareketleri neler?Din konusundaki herşeye irtica diyorsanız asıl budur dogma.
'Su anki haliyle bir sunni-islam propogandasindan ibaret olan din derslerinin okullarimizda zorla okutulmasi insan haklarina aykiridir. Ulkemizin
%95'inin sunni-musluman oldugu ne malum? Daha gecen gun bir alevi baba, cocugunu din dersinden muaf etmek icin mahkemeye basvurdu. Her dogan insanin nufuz cuzdanina zorla dini islamdir yaziyorsunuz diye, herkes Tanri'ya ayni sekilde inaniyor mu zannediyorsunuz?'
%95 inden fazla müslüman olan bir yerde ‘din dersi’nde tabi ki İslam’dan daha çok bahsedilecek.Bir avuç ateist ya da dine dair hiç bir bilgisi bulunmayan sadece kulaktan dolma bilgilerle din hakkında yorum yapanlar için bu kadar insanın kendi dinini öğrenmesine engel mi olunacak?Ayrıca din demek irtica demek değil;dindar demek de irticacı demek değildir..Bir de her doğan insanın nüfus cüzdanına zorla İslam yazan kimmiş?Çok merak ettim.İsteyen daha doğrusu istemeyen bunu değiştirir.Neden görmemeye çalışıyorsunuz müslümanların bu kadar çoğunlukta olduğunu.
'AT, bence din derslerinin mufredatina dahil edilebilir. Ancak, AT'ye gelene kadar din dersi mufredatinda daha yuzlerce eksik var. Insan neden dine inanir? Misir'da, eski yunan'da, maya medeniyetlerindeki dinlerin felsefesi neydi? Bu dinlere ne oldu? Cok tanrili dinler ile tek tanrili dinler insanlarin hangi farkli ihtiyaclarini karsilamaktadir? Hz. Ibrahim'in dinleri arasindaki ortak ve farkli yonler nedir? Tarihte turban ilk ne zaman ortaya cikti, Hz. Ibrahim'in dinleri sirasinda mi, pagan dinler sirasinda mi? Din ile sosyoloji arasindaki iliski nedir, din insan toplumlarinin yasamini olumlu/olumsuz nasil etkiler? Su anda yasayan dinler hangileridir, bu dinlere inanan kisilerin kutladiklari gunler, gelenek ve felsefeleri nedir? Hadi bakalim, bir tane imam hatip mezunu ciksin da su konulari, hakkini vererek isleyip sunni-islam propogandasi yapmadan cocuklarimiza anlatsin bakalim.'
AT’yi biraz arştırırsanız din dersine mi biyoloji dersine mi konulacağını anlarsınız.(Farzedelim ki koydunuz din derslerine.Hangi din adına koyacaksınız?İslam adına mı?Hıristiyanlık adına mı?Musevilik adına mı?Ya da bir başka din adına mı?)
Mısır’daki,Eski Yunan’daki bilmem neredeki dinlerden bize ne?Bunun kime ne yararı olacak?Bu tıpkı tarih dersinde yunan tarihinden, bilmem ne tarihinden bize niçin bahsedilmiyor demek gibi bir şey.Din insanların yaşamını nasıl etkiler?Bu dinden dine göre değişir.İslam’a göre soruyorsanız bu din kültürü kitaplarında da mevcut.Peki ben sorsam dinsizlik hayatı nasıl etkiler?Allah’a inanmayan;bütün yaptıklarından bir gün hesaba çekileceğine inanmayan birinin hayatında neler vardır ya da neler yoktur?
AT den başladık imam hatipliden çıktık.:-)
Yazan: Mutlu Tarih: April 28, 2006 10:02 PM
Sayın Sibel hanım
Burada işimiz fikir alışverişi yapmak,çamur atmak değil.Hem atacaksanız destekli olsun sayın Müzmin Anonim bakın elinden geldiğince çabalıyor sağ olsun.Akıllı Tasarım konusundan hop zıplamışız eski medeniyetler ve din algısı üzerine aman o konuyu açmayalım rica ederim. Size Muazzez ilmiye Çığ'nın Sümerlerle ilgili görüşlerinden başlar Hititler ve Eski Ahite kadar uzanan uzuuun açıklamalar yaparım. Özetle; o açıklamalar size, çok tanrılı dinlerden tek tanrılı Dine indirgenme olmadığını aksine Tek Tanrı'nın sıfatlarının tanrılaştırılması sonucu Hitit ülkesinde olduğu gibi tanrılar bolluğunun insanlar tarafından oluşturulduğu ayrıntısı ile izah edebilir. Tesadüfe(tesadüfsüzde bilimsel olun muyor diye yazdım)bakın ki Üç ilahi dinin başlangıcı olan Tehvid dini Museviliğinde tam bu noktada M.ö 3000-2500 insanlar arasında yeniden yeşerdiğinden gem vurabilirim.Ama konumuz Akıllı Tasarım hem şimdi dogmaya saplananlara ne anlatsak bir öyle değil mi?
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: April 30, 2006 08:40 PM
Bu hic camur atmak degil. Oyle mi?
Cok ucuz. Olgunluk da durustluk de bu degil.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 1, 2006 08:36 AM
'Cevap Verin' bey/hanim,
Degil mi... Ama, ben mani olmayayim. Devam edin. Lutfen.
Bilmem, cok uzun zaman olmus olsa gerek hatirlamiyorum.
Ya siz? Siz hatirlayabiliyorsunuz galiba.
Edin bakalim.
Walla.. 'Tahmin'le baslayip 'teori'yle biten bir cumlede alternatif begenmek cok zor. Yok, yok. Kolay: Hic birisi.
Boyle bir mantik orgusune sahip oldugunuza gore, cogumuzun hatirlayamadigi su evre size cok yakin olsa gerek...
Eee.. anlatin, lutfen, daha daha.. ne var ne yok..
Evet. Buna katiliyorum. Bundan boyle bunu akilda tutabilecek misiniz?
E, bravo.. Siz bayagi medeni usuller de biliyor mussunuz..
Evet.. azizim, kelimeler sizin elinizde bir baska konusuyor. Gercekten.
Ne mutlu. Teorileriniz de var demek.
Okuduk. Tahmin\teorileriniz fevkalade ilginc. Bizi ilerde bunlardan mahrum birakmayacaksinizdir umarim.
Merakla bekleyecegim. Kayip halkayi bulmus kadar sevindim sizinle tanistigima.. Cok sukur, ya Rabbim..
O sizin alcak gonullulugunuz... Ithafa hic gerek yoktu, cevap da verebilirdiniz :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 1, 2006 08:53 AM
Sibel Hanim,
Bazi tartismalarda, evrimci bazi arkadaslar, kendilerini ateist olmakla, Islam dusmani olmakla, yerli oryantalist vb olmakla, AT'a karsitliklarinin dogmatik omasi ile, suclayanlari haksiz genelleme yapmakla, on yargili olmakla, kolay kategorizasyonla, siyah-beyazcilikla vb suclarlar.
Saniyorum yazdiklariniz evrimcilere bu suclamalari yoneltenlerin eline verilmis mukemmel bir koz. Bence akilli bit evrimci konuyla uzaktan yakindan alakali butun ezberlerinin, kinlerinin, onyargilarinin hepsini birden ortaya dokmez bu sekilde. Bakin ne yapiyorsunuz:
1. Kendinizi "bilimin yaninda" karsinizdaki dogma'nin yaninda vehm ediyorsunuz.
2. Bir taraftan bu dogma "din dersinde okutulusun" diyorsunuz sonra vaz gecip "sunni islam" a saldiriyorsunuz.
3. "Sunni Islam propogandasi" na saldirirken aslinda Cumhriyet'e, onun kurucularina, muhafizlarina sadirdiginizin farkinda dahi degilsiniz. Diyanet'i kim kurdu? Tevhid-i tedrisat kanununu kim cikardi? Okullara din derslerini kim koydu? Yani bu "zorlamayi" yapan kim? Bu nefret ettiginiz Sunni Islam'in inananlari aslinda bu "propoganda" dan sizden cok daha fazla sikayetciler. Cunki diyanet, tevhid-i tedrisat, din dersleri, Imam Hatipler'in hepsinin bu rejim tatafindan SUNNI ISLAM PROPOGANDASI ICIN DEGIL TAM TERSINE ONU REJIM IDEOLOJISI DOGRULTUSUNDA SEKILLENDIRIP, BUDAYARAK KUSA CEVIRIP, KONTROL ALTINA TUTMAK ICIN KURUKDUGU IDRAKINDEDIRLER. Bunlar sizin kurumlariniz, kendinize saldirdiginizin farkinda degilmisiniz?
Sahi siz bu argumanlarinizi hangi temel degerler sistemine gore yapiyorsunuz? "demokratik ve laik" vede tabii "cagdas" iseniz o zaman:
A) Din derslerinin, Sunni veya Aleevi, hicbir devlet olkulunda okutulmamasi (veya secmeli olmasi) gerektigini savunacaksiniz. Eminim bu kulaginiza muzik kadar hos gelmistir. Ama oyle bedeva yok: B'ye bakin.
B) BUTUN DEMOKRATIK VE LAIK ULKELERDE OLDUGU GIBI DINI DEVLETIN KONTROLUNDEN CIKARACAKSINIZ. OZEL KURULUSLAR (YAHUDI , ERMENI, RUM, ALEVI MUSLUMAN, SUNNI MUSLUMAN..), SAHISLARIN EGITIM KURUMLARI ACMALARINA VE DINLERINI ISTEDIKLERI GIBI OGRETMELERINE MUSADE EDECEKSINIZ.
AT'yi "din"e, dini de "dinler tarihi" ne hapsedip, sonra agzinizdan baklayi cikarip "tamam bende diger laikciler gibi Islam'in kendisinden nefret ediyorum" diyorsunuz. Bununla kendi dava'niza hicte yardimci olmuyorsunuz.
Bu zirvalari ortaya attiktan sonrada bizlere bilim fesefesi dersleri vermeye kalkip, nesnellik curutulebilirlikten bahsettiginizde dahada komik oluyorsunuz. Diger argumanlariniza, Mutlu, ve Mustafa Ajlan Abudak cok guzel cevaplar vermisler. Aynen.
Yunus'un deyimi ile" Bu nice okumaktir" Sibel Hanim?
Selamlar, saygilar
Bekir L. Yildirim
Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: May 1, 2006 01:49 PM
Her ne kadar, bazilarini anlamakta gucluk cekmis olsam bile yorumlar icin tesekkurler.
Goruslerime yonetilen birkac elestiriye cevap vermeye calisacagim. Bekir Bey, bence, yasal bir cerceveye oturtulup gerekli ogretim prensipleri tanimlandigi takdirde B sikkinda one surdugunuz okullarin acilmasinda hicbir sakinca yok. Ancak, bu okullarin masraflarinin bizim vergilerimizden kesilmemesi sarti ile. Imam hatipleri kapatalim, din derslerini tamamen secmeli hale getirelim, devlet kasasindan imam beslemeyi durduralim. Halkimiz daha az vergi odesin, kimisi arta kalan parasi ile cocugunu dindar ogretim yapan ozel okula gondersin, kimisi camisine, kimisi cemevine destek olsun, bence hicbir sakincasi yok. Su anda koylerde gorev yapan cogu imam, ezani bile banttan okutturuyor, sonra gidiyor koyde emlakcilik yapiyor. Eskiden ickisinde aleminde olup da, is guvencesi, stabil gelir vb. nedenlerle imam olmus kac kisi var bu memlekette ve bu kisilerin parasini neden biz odemek zorundayiz?
Mustafa Abudak Bey, ben fikirlerimi ortaya koyuyorum, moderatorumuz Mustafa Akyol Bey de uygun buluyor sayfasinda yayinliyor. Bu fikirler hosunuza gitmedi diye neden ismi camur atmak oluyor, onu anlayabilmis degilim, bence haksizlik ediyorsunuz.
Sayin Mutlu, Eski Yunan'daki, Misir'daki bilmem neredeki dinlerden bize ne diyerek, olaylara biraz tek yonlu yaklasmis olmuyor musunuz? Yani din olgusu sadece gunumuzdeki dinleri kapsadigi takdirde mi bizim ilgimizi hak ediyor? Ama bir dusunun bakalim, Maya'lar din icin birbirlerini kurban ediyorlardi, Misir'daki firavunlar olumden sonraki hayat icin akla hayale gelmez piramitler insa ediyorlardi, butun o tanrilara Zeus'lara, Anubis'lere ne oldu? Yeryuzunde Hz. Ibrahim'in din ve peygamberlerinden cok daha uzun yillar hukum suren o tanrilar, muslumanlik tek dogru ve ilahi din oldugu icin mi kendilerini mitolojinin sayfalarina gomduler? Yoksa, bundan ikibin yil sonraki insanlar da bizim hikayelerimizi, ornegin turban ugruna verdigimiz kavgalari birbirlerine masal gibi anlatacaklar mi? Kisacasi, bir dusunun bakalim, insanligin yaratilisindan beri, din ve Tanri olgusu hic olmedi, ama dinler hep sekil degistirdi? O zaman dinde sekilcilige inanmak biraz sacma degil mi?
Fikirlerim hosunuza gitmedi diye, bosuna bir avuc ateist, cehennemde cayir cayir yanacaksiniz edebiyatina baslamayin, hata etmis olursunuz. Insanlarin ruhani dunyasini, inanislarini, vicdanini yargilamak size de, bana da dusmez.
AT, bir dogmadir. Olasiliklar sifira yaklasti, o zaman olsa olsa akilli bir tasarimci var bu isin arkasinda oyle mi? Hmm, peki kim bu akilli tasarimci? Uzaylilar mi, evrenin ve evrendeki ruhlarin ortaya koydugu bir enerji mi, Athena mi, Kibele mi, Rab mi? Onu da bilimsel olarak bir aciklayiverirseniz cok memnun olacagim.
Saygilarimla,
Sibel Fidel
Yazan: Sibel Fidel Tarih: May 6, 2006 05:19 AM
öncelikle sibel haıma cevap vereyim...sibel hanım öğrencilerin genetik bölümüne kendi isteklri doğrultusunda gittiklerini ve bu yüzden evrimi okumalarının zorunda olduğunu çünkü biyolojinin temelinin evrime dayandığını ifade etmiş..ilk olarak şunu sorayım...evrim kanıtlanmış mı???hayır...aksine çürütülmüş içi boş bir tabu...yok darwin ve peşi sıra gelen ünlü bilimadamları evrimi onaylıyorlarmış...mikrobu bulan pasteur ''bir mikrobun varlığı bana allah'ın varlığının kanıtı için yeter de artar bile.''diyor...hani evrime evet diyen...çaprazlama kurallarını bulan mendel hiç de darwin gibi düşünmüyor...1940'lı yılların ünlü evrimcisi kant miller neden evrimden vazgeçti..yaşayan en büyük fizikçi stephen hawking neden evrimden vazgeçti...henüz 4-5 sene oldu...albert einstein ''kainatı ve içindeki bu muhteşem düzeni gördükten sonra allah'a inanmmamak aptallıktır''diyor...pek de evrimci bir ifadeye benzemiyor..yaşamış en büyük bilimadamı olan ısaac newton ''güneşten gezegenlerden ve kuyruklu yıldızlardn oluşan bu çok hassas sistem,sadece akıl ve güç sahibi bir Varlık'ın amacından ve hakimiyetinden kaynaklanabilir...o, bunların hepsini yönetmektedir ve bu egemenliği dolayısıyladır kio'na ''üstün kuvvet sahibi'' rab denir''diyor..yine einstein''tanrı zar atmaz ''diyor..ben size daha binlerce sayarım..bunların darwinle aynı düzlemde olduğunu neye dayanarak iddia ediyorsunuz...şimdi siz diyecksiniz ki bu bilimadamlarının genetikle alakası yok...ama şu var ki evrimi kanıtlamak istiyorsanız bunu her alanda yapmalısınız...peki hangi mantıkla bu iddia üniversitede okutuluyor...soruyorum size...hem de kesin doğru gibi...yok boğaziçinde hocalar böyle yapmazmış...kusura bakmayın ama evrimi bir olumsuz laf ettirmezler...belki yüzünüze fazla bir şey demezler ama notlarda karşılığını fazlasıyla alırsınız...buna inanıp inanmamakta serbestsiniz.istersniz bir boğziçine giden tanıdığınıza sorun..tarafsızsa size anlatır...buradaki arkadaşların yüzde doksanı bunu ifade ediyor...diğerleri ise allah'a inanmadığı ya da evrime inandığı için pek oralı olmuyolar...bunlara da inanmayabilirsiniz fakat gerçek değişmiyor...burada dimdik ayakta duruyor..hocalar sizinle bunu tartışmıyorlar çünkü eğer biligili iseniz onları mat ediyorsunuz..ya sizi susturuyor ya da konuyu değişiyor...bir daha girmek istemiyor...çünkü savunamayacığını biliyor..mesela gözü kesinlikle açıklıyamıyorlar...gözü sorunca yüzlerinde bir korku ifadesi beliriyor...bigbangi kabul etmiyorlr çünkü bilimsel olarak bigbang sıfır hacim sonsuz yoğunluktan meydana gelen bir patlama....sıfır hacim demek yok demek...yoktan var olma demek...yaratılma demek...halbuki bigbang bilimsel bir doğru...kabul etmeyen yok olsa gerek...varsa açıklama getirsin sonra konuşsun..evrimin kanıtlanmış bir şeyi yok ama okutuyorlar...istersniz bilimsel çıklamara girmeyeyim...yoksa aciz durumda kalırsınız...çünkü newton da einstein da pasteur da pascal da mendel de hawking de sokrates de descartes de platon(eflatun) da aristo da kant da ibni sina da ve daha niceleri aynı şeyleri söylüyor..darwin bunların yanında bir hiç sanırım...zaten kendisi de teorisini çok tutarlı olmadığını ve kısa bir zaman sonra teorisinin açık verecğini ve özellikle göü açıklayamadığını belirtiyor..dotuna yazdığı bir mektupta...sanırım birileri darwinden daha çok darwinci oluyor...
Yazan: cevap... Tarih: May 19, 2006 03:46 PM
Radikal'den bir haber :
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=187857
AFP - WASHINGTON - 2003'te Endonezya'da kalıntıları bulunan Hobbit benzeri türün, yeni bir insansı olabileceği umudu suya düştü. Flores Adaları'nda bulunan 18 bin yıllık kemikler, tüm dünyadan bilim adamlarının ilgisini çekmiş ve 'homo floresiensis' olarak adlandırılmıştı.
Avustralya ve Endonezya'dan uzmanlar bunun 'homo erectus'tan evrimleşen bilinmeyen bir insan türü olduğunu söylemişti. Kafatası ve vücudu normalden çok ufak olan kalıntının, bu yeni türe ait olup olmadığı sorgulanıyordu.
Mikrosefali hastalığı varmış
Araştırmalar, kalıntıların sadece vücudun küçülmesine yol açan genetik rahatsızlığı olan bir 'homo sapiens'e ait olduğunu gösterdi. Primatolog Robert Martin önderliğindeki bir grup bilim adamının dünkü Science dergisinde yayımlanan makalesinde, 'Flores insanı'nın yeni bir tür değil, mikrosefali hastalığından mustarip bir 'homo sapiens' olduğu belirtildi.
Martin, daha önce yapılan araştırmalarda bu ihtimal üzerinde hiç durulmamasının büyük bir eksiklik olduğunu belirtti.
***************************
Haydi bakalım evrimciler, bu da olmadı, kazmaya devam.. :-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 20, 2006 09:06 AM
daha önce de yazdım ama kimse cevap vermedi yoksa veremedi mi
sizin evrimi sorgulamanız evrimi bilen ( bakın inanan ya da kabul eden değil , bilen ) birisi olarak beni çok memnun ediyor. bilimin içersindeki ehrşey sorgulanmalı , ortak atamı ? nerde , ne zaman , nasıl , kanıt hani , ... ? gerekirse bu konudaki bin soruya bile cevap verilebilmeli ki bilim bunu gerektirir.
aynısını akıllı tasarımı savunan sizler de yapmalısınız eğer bunun bilimsel olduğunu iddia ediyorsanız.
cevap istiyorum
akıllı tasarımın ilk örenği nedir ?
bilmiyorsanız bildiğiniz ilk örnek nedir ?
insan bedeninde akıllı tasarım örnekleri verin ?
ilk ne zaman ortaya çıktı ? nerede ?
akıllı tasarımların üzerine başka akıllı tasarımlar eklendi mi ? eklendi ise öncekiler daha az mı akıllı idi ? bunu kim tasarlıyor ?
tasarımcıyı biliyorsak bunu neden yapıyor ? bu nerede ? neden bütün tasarımlar suya , karbona bu kadar bağımlı ? susuz hayatı mümkün kılan tasarımı bizi daha güçlü yapmaz mıydı ?
daha bende soru çok isterseniz ?
şimdi akıllı tasarımı savunuyorsanız en kısa ya da verebileğiniz her cevabı bekliyorum .
ister foruma koyun ister bana direkt özelden cevapverim mail adresime. her ikisine de razıyım. ama yeterki cevap verim
sizde evrim hakkında bana soru sorun
sorularla birbirimizin üzerine varalım
ilk osruları sordum
verebileceğiniz bütün cevapları bekliyorum.
cevap bulmanız çok vakit alacak derseniz bana savunmanıza uygun mantıklı bir yorum yapmanız bile yeterli olucaktır
akıllı tasarım mı ??
ne, nerde , ne zaman , nasıl , neden ??
Yazan: Beagle Tarih: June 12, 2006 12:05 PM
Mr Beagle
Bugün kü 4. yorumunuzu da okudum.
Soru sormak yerine bize şu sığ karbonlu sularınızdan hayat verecek cevapları da verseniz aydınlansak.
Yazan: salil Tarih: June 12, 2006 05:21 PM
Merhaba Beagle ,
Tabii ki size yanıt vermek isteyen biri olabilirim.
İletinizde ; "sizin evrimi sorgulamanız evrimi bilen ( bakın inanan ya da kabul eden değil , bilen ) birisi olarak beni çok memnun ediyor. bilimin içersindeki ehrşey sorgulanmalı , ortak atamı ? nerde , ne zaman , nasıl , kanıt hani , ... ? gerekirse bu konudaki bin soruya bile cevap verilebilmeli ki bilim bunu gerektirir." demişsiniz.
Evrimi bilen biri olarak size bir iki soru sormak istedim.
1.Apoptatik hücreler evrim geçirmişler midir?
Evrim süreçlerinin başındaki ve sonundaki fonksiyonları neydi ne olmuştur? Bundan sonraki evrim süreci sonunda fomksiyonel olarak ne olacaklardır?
2. Bildiğiniz gibi vücudumuzda hücre rejenerasyonu gerçekleşmektedir ama kalp ve beyin gibi organlarımızda bu rejenerasyon söz konusu değildir. Bu , bir sistemin işleyiş tasarımından ileri gelmektedir, diye düşünüyorum.
Tasarımdan değil de evrimsel tesadüf oluşumları kabul etmek durumunda kalırsak diğer rejenere hücreler gibi beyin ve kalp hücrelerinin de rejenere hücre olmaları olasılık dahilinde olmaları gerekir.
Şimdi hücre rejenerasyonunun beyin ve kalp organlarında olmamalarının nedeni nedir ? Bu neden evrim geçirmiş midir ? Evrim geçirmiş ise sürecin başlangıcında beyin ve kalp organları hücre rejenerasyonu geçiriyorlar mıydı ? Hangi gereklilik ortaya çıkmıştır ki bu organlarda hücre rejenerasyonu günümüzde kalkmış bulunmaktadır?
Yanıtlaybileceğinizi düşünüyorum...
Yazan: irfan Tarih: June 12, 2006 05:42 PM
ilk önce inanan değil , bilen sözüme takılmışsınız sanırım . onu açayım : bilen derken demek istediğim inanç ile bilgi arasındaki farkı vurgulamaktı. yani konuşacaksak bilgi konuşalım inanç değil. tabiki de biyoloji , microbiyoloji ya da benzer disiplinler okumayan hiç kimse bu konuları tam bilemez. sorularınıza cevap vermem için işimi gücümü bir kenara bırakmam gerekecek çünkü ben de evrimin bütün açılımlarını bilmiyorum , çünkü bir biyolog değilim. ama size şunu diyalogu anlatmak isterim. Yaradılışı savunan bir arkadaş ilk hücrenin oluşumunu bana izah dediğinde verdiğim cevap net oldu: bilmiyorum ama protein sentezine kadar size açıklayabilirim. bir zamanlar şimşeği de rüzgarı da bilmiyorduk . ama bugün biliyoruz. elbetteki evrimin hala açamadığı taraflar var. en basitinden ortak ata fosili hala bir kanıt olarak bulunamadı. Ya da Ali Demirsoy un Sitokrom C açıklmasını hatırlşayın. ama bizi evrimin varlığını gözümüz önüne koyan gerçekler de var : Arceotepyrix (sakın o kuş demeyin , derseniz sorum hangi kuşun kuyruğunda pmurga var olucaktır.), ya da bu sene bulunan sudan karaya geçiş araformu. körelmiş organlar , Lucy fosilinden günümüze insanın seyri. eğer yine dediğim gibi , bunları biz inandırıcı bulmuyoruz derseniz vaktim elverdiğince size akademik seviyeye yakın bir cevap yazmaya hazırlanırım. evet diyorum evrimin hala açılmadık , doldurulmadık boşlukları var . ama kanıtları da var. fakat karşı tarafta siz hayır bir herşeyi biliyoruz . İnancımız bilgimizle örütşüyor diyorsunuz. doğa üstü bir güç yaşamımızı yarattı diyrosunuz ? e siz herşeyi biliyorsanız kusura bakmayın sizden önce soru sormak hakkı ben de ? ilk canlı mı ? ne , nerde , ne zaman , nasıl , neden ?
Yazan: beagle Tarih: June 16, 2006 02:31 PM
' bilen ' sözüne bayağı bir takılmışsınız . burada vurgulamak istediğim inanç ile bilgi arasındaki farktı.
sorularınıza gelince elbetteki biyoloji alanında bir uzman olmadıkça sizinle birebir evrim tartışmasına giremem. Ama bu durum konu hakkında hiçbir fikrim olmamasını gerektirmez. öncelikle şunu belirteyim , evrimin hala açmazları var. açıklanamayan noktaları veya eksik fosil kanıtları var. en başta ortak ata gibi. ama bunlar evrimi yok kılmıyor. sadece bugün için bir açıklama getiremiyoruz . Ali Demirsoy un Sitokrom C açıklaması gibi. ama bir cevap arıyoruz. nasıl ki bir zamanlar şimşekleri rüzgarı bilmiyorduk , bugün için bu konuları da bilmiyoruz. ama evrim hakkında bildiklerimiz da var. araform fosilleri , ki en önemlilerinden birisi bu yıl bulundu sudan karaya geçişte , körelmiş organlar ve hatta bugün halen ortaya çıkan yeni türler ,hatta labaratuvarlarda yaratılan yeni türler. sonuç olarak evrimin açıklanamayan noktaları var ama evrimin kanıtı olan bir çok unsur da var.
şimdi soru sorma sırasının kimde olduğuna gelince ; biraz önce dediğim gibi evrimin açıklanamayan noktaları var ama bunlar evrimi yok kılmıyor. nasıl ki evrenin her noktasını bilmiyor ve araştırmaya öğrenmeye çalışıyoruz . ama onun hakkında bilmediklerimiz evreni yok kılmıyor çünkü onu görüyoruz , önümüzde. ama tam karşı tarafta siz diyorsunuz ki biz İNANIYORUZ ve BİLİYORUZ. Doğa doğa üstü bir güçün müdaheleleri ile yaşam buldu , insan dahil. inanmak kısmını geçiyorum ve size soruyorum. Bu konuyu madem bu kadar emin bir şekilde BİLİYORSUNUZ , o halde kusura kalmayım ama ilk soru sırası bende ve de sizden istediğim sorular sizin evrime karşı sorduğunuz sorulardan o kadar basit ki ?
İlk organizma mı ? ne nerede nezaman nasıl neden ?
İlk insan mı ? nerede ne zaman nasıl neden ?
ilk DNA mı ? nerede ne zaman nasıl neden ?
bir tanesini cevaplasanız bana karşı bir ilki gerçekleştirmiş olacaksınız .
Yazan: beagle Tarih: June 23, 2006 11:00 AM
Sayın Beagle
Keşke sorularınızı çevrenize sormadan, düşünçe ve inançlarınız hakkında kendinize sormuş olsaydınız!
Sorup yanıt almışsınızdır , diyerek sormuştum o soruları.
Sorularınızın yanıtları sizde olmadığı halde bir fikir sahibi oluyorsunuz ve yanıt verilemeyeceğinden sanki eminmişsiniz gibi benzer sorularınızı , ne , neden , nasıl , nerede gibi tamlamalar ile yineleyip AT kuramını mat ettiğinizi düşünürcesine soruyorsunuz..
Öncelikle belirteyim ki ben biyolog , jeolog , antropolog filan değilim işletmeciyim. Yaptığım ise sadece ve sadece akıl yürütmedir. Kazı yaptığımı ve birşeyler bulduğumu iddia filan da etmiyorum. Yanlış anlaşılmaya!
Matematikte sorulan problemin yanıtı için zıt 2 seçenek verilip , birinin doğru olduğu ifade edilirse ; bu problemi çözmek içim 2 yöntem çıkar ortaya. Ya doğru yanıtı bulmak için bildiğiniz yöntemi uygularsınız veya bunu yapma olanağına sahip değilseniz şıklardan diğerinin yanlışlığını
ortaya çıkarırsınız.
Şimdi soru şu ; evren nasıl var oldu? Yanıtlar ;
1. Evreni Yaratıcı var etti , 2. Evren tesadüfen var olmuştur..
Evrenin Yaratıcı tarafından var edildiğini şimdilik kanıtlama olanağım yok. Ama evrenin tesadüfen oluştuğunu da , yaptığım gözlemler neticesinde kabul etmem mümkün değil. Niye kabul etmiyorum , dediğimde de aklıma gelenler şunlar...
Mademki evren dahil herşey tesadüfen oluştu , o halde herşeyin tesadüfen oluşmasına ben niye ters yönde müdahale eden oluyorum. Yazdığın yazıyı yazarken aklını kullanıyorsun ama bunu söyleyip yazarken harflerin , kelimelerin tesadüfen senin yazmak istediğin sırada dizelemeyeceğini bildiğinden aklını kullanmak zorunda kalıyorsun. Halbuki bırakman lazım aklını bir tarafa değil mi? Nasılsa o harfleri ve kelimeleri sen olması gereken sırada dizmesen de onlar tesadüfen dizileceklerdir. Yoksa bu tesadüfün gerçekleşeceğine inanmıyor musun? İnanmıyor musun diye sordum farkındaysan , bilmiyor musun diye sormadım! Çünkü herşeyi tesadüfi oluşumlarla açıklamayı sürdüren bilim , neden tesadüfi oluşumları deneylemiyor ? Bunu deneylemek demek 1 milyon defa zar atıp her defasında tesadüfen 6 gelmesi demektir. Şİmdi burada durup şu değerlemeyi yapmak lazım . Her defasında 6 gelecekse diğer sayıların ne gereği var ? 6 dan başka sayının gelmesi tesadüfen mümkün değilse diğer sayılar niçin var oldular? Başka sayıya gerek kalmadığı gibi , birden başka varlığa da gerek kalmazdı , eğer herşey tesadüfen olmuş olsaydı. Hele hele akla hiç mi hiç gerek duymazdık. Madem ki herşey tesadüfen gerçekleşiyor , bu takdirde aklın işlevi ne olacaktır veya olmalıdır?
Sana bir öneride bulunuyorum. Bu yazıma akıl kullanarak yanıt verme ! Nasılsa herşey tesadüfen oluyor diyorsun , bırakalım tesadüfen bu satırları Çin'de yaşamakta olan Chun Cha Chin okuyup yanıt versin. Verir mi dersin , senin inancına göre vermesi lazım?
Nasılsa , sen de benim gibi bu siteyi tesadüfen bulmamış mıydın? Chun Cha Chin'de bulabilir , demek ki!
Espri bir tarafa , anlamak durumunda kaldığınız bir olguyu , yapabildiğiniz kadar en detayda algılamaya çalışır ve bunu başarırsanız , hiçbir şeyin tesadüfen olamayacağını anlarsınız..
Derine inmeden yüzeylerde takılı kalırsanız , herşeyi gördüğünüze , herşeyin gördüğünüzden ibaret olduğuna inanırsınız..
Bu durum her iki taraf için de geçerlidir. Kimi herşeyin madde olduğunu , kimi de Yaratıcı tarafından özellikle seçilmiş olduğunu iddia eder. Halbuki sel , lav, deprem , tsunami gibi doğal afetler kimsenin yaşına , başına , cinsiyetine , dinine bakmaz.. Böyle bir afette çoçuğunu , ailesini kaybeden ve herşeyin maddeden ibaret olduğuna iddia eden materyalist baba , gözyaşları ve duyguları ile başbaşa kaldığında anlar neyin madde , neyin madde olmadığını!
Aynı şekilde Yaratıcı'nın özel ihtimamına mazhar olan bir kul olsaydı insan , hele hele müslümanlığı kabul edip böyle yaşadığı için takdire şayan olsaydı , ne ülkemiz ne de diğer müslüman ülkeler , birilerinin arpa tarlasına dönüşmezdi.
Doğal afetler neden müslüman ülkelerde daha çok can ve mal kaybına yol açıyor , dersiniz?
Sadece müslüman olmak ve ibadet etmek yeterli olabilseydi , bu insanlar burada da cennette yaşıyorlarmış gibi yaşıyor olurlardı.
Ne acıdır ki ; bilimi gerçekleştirip teknolojiyi kullanan ve herşeyin tesadüfen oluştuğunu iddia edip ama tam tersini yapıp yaşamın her basamığında aklını kullanan emperyalist batı ülkeleri ve bunların karşısında , bunların arpalığına dönüşmüş dini bütün müslüman ülkeler. Niye müslüman ülkeler ? Hiçbir şeyi tesadüfiyete bırakmayan ama yaşamında tam tersini yaparak herşeyi tesadüfiyete bırakarak aklını kullanma gereğini düşünemeyen müslümanlık anlayışına sahip toplumlar.
Toplumsal güç dua ederek , hamdolsun diyerek elde edilmiş olsaydı , zaten güç elde etmenin anlamı kalmazdı.
Yaratıcı , hala akletmiyor musunuz , diye sorarak aklın kullanılmasını , bilim yapılarak bilgi üretilmesini istiyor.. Yaratıcı'ya inanmak ve ibadet etmek , verdiği aklı kullanarak bilimle bilgi üremektir.
Herşey aklın , bilim yaparak bilgi üretmesi için yaratılmıştır. Yaratıcı , aklın bu işlevi için sahip olduğu bütün gücü kullanarak her olasılığı hesaplayıp değerlendirmiştir.
Bu nedenlerle ve bir başka ifade ile enerji olarak algılanıp tanımlanan bilginin sakınımı kanunu vardır. Bilgi bu nedenlerle değerlidir ve yok edilemez. Kalıtım sistemleri de bilginin transferi için vardır.
Gerçek bilgi ile donatılmış bir aklın , her ihtimali , her olasılığı değerlendirme isteği , özelliği Yaratıcı'nın bu özelliğinden kaynaklanır.
Tabii ki birileri çıkar ; " hadi yaaa , bu dediklerinin hepsi tesadüfen oluyor." diyebilir.
Deseler de , demeseler de ne farkeder ki?
Gelecek yüzyıllarda , bilim gerekli mesafeleri katedip " the smallest piece of knowledge" ye ulaştığında , evrende var olan bütün bilginin , " the smallest piece of knowledge" e olduğunu görecektir.
Merak etmemek elde değil , o zamanlarda yaşayan bir Efegil daha çıkarak ; " bilimle Yaratıcı'yı kanıtlayamazsınız... " diyecek midir?
Yazan: irfan Tarih: June 24, 2006 06:14 PM
sayın irfan ( bana sayın demişsin o nedenle diyorum ),
biraz da kırgın bir şekilde emin olmanızı istyorum , bu sorularını kendime çok ama çok sordum , en azından sizden en az bir kere fazla sorduğum kesin ki hiç kimse tanrı inancı olmadan yetişmiyor ülkemizde, en azından benim kendime birşeyler sorup da başka bir cevap bulduğum kesin ki bugün inançsızım.
öncelikle bu sitenin sahibinden bile tutarlı yazı yazdığınız için elinize sağlık , fakat bu teşekürrümü söyledikleriniz karşısında geri adım attığım için söylediklerimi sakın düşünmeyin.
öncelikle ikimiz de verdiğimiz cevaplar ile görmüş olmalıyız ki , bu noktada asıl kabahat başlangıcı yapan ben de ama mecburuz , konu dışına çıkmış görünüyoruz. evet bunu ben başlattım , başlatmasam belki siz başlatacaksınız.
evrim ile ilgili sorularınızın cevabı var . daha önce dediğim gibi olmayan cevaplar da pekala çıkabilir.
asıl öz kısma dönecek olursak. bakın sanırım siz de hem fikirsiniz , örneğin sizin de dediğiniz gibi :
Evrenin Yaratıcı tarafından var edildiğini şimdilik kanıtlama olanağım yok.
bu sözünüz harika bir söz. kesinlikle de bana puan kazandıran bir söz de değil , ya da size puan kaybettiren. çünkü aslında tam da benim demeye çalıştığım , hatta sizin takıldığınız BİLEN ile İNANANA geliyor.
siz yani o sözünüz ile evrenin tanrı tarafında yartıldığını bilimsel olarak bilmiyorum . ama inanıyorum diyorsunuz. işte ikimiz bu noktada çok yakınız. ben de bilimsel olarak bu evren nasıl yaratıldığını bilmiyorum. ama inanmıyorum da bir tanrı tarafından yaratıldığına. herhalde bu şekilde daha anlaşılır oldum .siz bilmiyor ve inajıyorsunuz. ben ise sadece bilmiyorum.işte ben bu noktada , benzer şekilde sizden öğrenmek istediğim şey tanrının doğaya olan müdahelelerinin bilimsel kanıtları. ben şimdiye kadar kanıt göremedim o nedenle biliyorum. ve sizden istediğim basit birşey siz biliyorsanız, varsa bir kanıtınız benimle paylasın ve tanrının müdahelesi sorusu cevaplansın. ama sizin cevabınız benim bilimsel kanıtım yok tıpkı evren sorusu gibi inanıyorum olacak ise ok. yakın konumlardayız o halde diyebilirim.
yine buradan hareketle benzer şekillerde şu soruya geldik ikimiz de , bir şeyin imkansız olması ( ki ben burada sizin ifadenizdeki gibi evrim düşük olasılıklarını kabul ettiğim anlaşılmasın , sadece mesela diyelim ), belli bir olayın bilimsel olarak imkansız olması , diğer olaya kanıt oluşturmaz. yani siz diyelim ki evrimin imkansızlığını kanıtladınız , bu durum yaratılışa kanıt oluşturmaz. yaratılışın kendi kanıtı neyse odur. nasıl ki evrimciler fosil felan ortaya koyarak kendi kanıtlarını oluşturuyorlar , yaratılış da bilimin içerisine girmek istiyorsa bunu ancak yaratılışı kesinleştiren kanıtlar ile yapabilir. evrimi imkansızlığı sadece evrimi yok kılar, yaratılışa dayanak oluşturmaz. sakın iki olasılıktan birisi imkansız ise diğeri mecbur hakikat olur gibi ucuz cevaplara vermez de ne demeye çalıştığımı görürseniz ayrıca sevinirim. lütfen anlattığım şeyleri size bir reaksiyon olarak değil bilgi paylaşımı şeklinde çevirin. çünkü ben yaratılış yok demiyorum, sadece bilimsel olarak yok , inanç olarak var.
neyse
ayrıca
tesadüf konusuna çok takılmışsınız. aslında açmaya üşeniyorum ama önce şunu bilmenizi isterim bu konuda herşeyi yazmak gibi imkanım yok çünkü çook uzun sürer ve de şimdi vereceğim kısa cevap kesinlikle eksik kalacak. ama belki biraz yaklaşımım hakkında fikir sahibi olursunuz. sakın ha buradan söylediklerimle sizin evrim olasılığı hakkında verdiğiniz rakamları ya da ifadeleri kabul ettiğim kesinlikle düşünülmesin.
öncelikle size basit bir soru sorayım dün gece hollanda-portekiz maçından önce size birisi size sorsa ki : bu maçta sadece 1 gol olucak onu da portekizin şu oyuncusu şu ayağı ile atacak. maçta şu dakikalarda 4 kırmızı kart çıkacak. şu dakikalarda şu oyuncular sarı kartları şu dakikalarda görecekler , dese ...
sizin bu tür bir şey için vereceğiniz olasılık kaç olurdu . milyonda bir herhalde. ama oldu değil mi ? hani imkansızdı.
ya da başka şekilde duvardaki küçücük bir noktayı vurmak imkansız görünebilir gözleri kapalı bir atışı ile. ama binlerce saçma fırlatan bir tüfek( fişekli tüfekler gibi) ile sıkarsanız , birden vurulması imkansız olan şey tam tersi vurulmaması imkansıza dönüşebilir değil mi ? asıl demek istediğim kullandığınız tesadüf sözcüğü çok havada kalıyor çünkü bu kadar basit bu kadar içi boş ya da tezdüze değildir. kaldı ki kimse birşeyleri tesadüf ile açıklamaya çalışmıyor. geçtiğimiz yıllarda dalaman çayında nil kaplumbağası bulundu. nilden buraya bir kaplumbağanın gelmesi imkansız. kimse buna tesadüf demiyor. ama cevap da veremiyor. ne yapılıyor ? en mantıklı şekilde bir cevap için araştırılıyor. tıpkı Ali Demirsoy un sitokrom C için söyledikleri gibi bugün için bir cevap yok , kimse tesadüfen oluştu da demiyor. nasıl oluştuğu araştırılıyor.
şimdi tartışmaya devam diyorsanız sevinirim. ama kabul edersiniz ki her ikimiz de mecburiyetten konuyu birhayli açtık.
ama benim uyarım evrimden tekrar başlarsanız buraya tekrar döneriz. ama seçenek siz de olsun. siz nereden devam edelim derseniz ben oradan devam etmeye hazırım.
son olarak da , ikimiz de katılırız ki bu konularda öyle bir sayfalık yazılara asla bilimsel yazı denilemez , yani öyle mustafa akyolun başlığı gibi politika bilim üzerine bir sayfa yazı ile hiç birşey anlatılamaz, sadece eksik bilgi ile çarpıtılabilinir. ancak şu an bizim yaptığımız gibi fikir paylaşılabilir, ya da tartışılabilir.
Sayın irfan , cevaınızı bekliyorum, isterseniz size msn imi de verebilirim. istediğiniz noktadan tartışmaya devam edebiliriz.
Yazan: beagle Tarih: June 26, 2006 02:01 PM
Sayın Beagle ,
Yanlış hatırlamıyorsam bu sitede bir başka konu başlığı altındaki yazımda şunları yazmış olmalıyım ( copy/paste için aradım ama bulamadım , kelimeler farklı olursa da anlam değişmeyecektir.) ; " benim kabul ettiğim Yaratıcı , içinde yaşamakta olduğumuz evreni başlatan BigBang olayından önceki mevcut tüm BİLGİ'dir."
Siz , benim bu şekilde tanımladığım bir Yaratıcı'yı kabul edersiniz veya etmezsiniz, bu tercihiniz açıkcası ne benim , ne de Yaratıcı'nın umurundadır. Dünyanın nüfusu 6,5 milyar , en iyi ihtimalle yarısı inanır , yarısı da inanmaz. Çok önemli olsaydı herkesin inanması mümkün olabilirdi.
Siz diyebilirsinizki ; " hayır , BigBang öncesi sadece hiçlik vardı , bilgi filan yoktu.." Bu ifade de sizin yorumunuzdur , diğerinin benim yorumum olduğu gibi.
Ben o kabulümden yola çıkıyorum. Yaşadığım kadarı ile gözlemlerimde; bilgi olmaksızın hiçbir şey yapılmıyor veya gerçekleşmiyor. Yapılan , gerçekleşen herşey ile ilgili mevcut bilgi , gerek hafıza özelliklerinde , gerekse kalıtım sistemlerinde saklanıp korunuyor. Canlı veya cansız herşey , kendisindeki bilgiyi , kendisinden üreyen yeni nesillere kalıtım sistemleri ile aktarıyor. Bilginin korunması ve yeni nesillere aktarılması , evrende var olan en küçük parçacıktan en büyüğüne kadar gerçekleştiriliyor. Herşeyin varolma sürecinde tabii ki bilgi alışverişi , alışverişte bulunanlarda değişimlere , değişimler de giderek başkalaşıma neden olabiliyor. Zaten bu değişimler ve başkalaşımlar olmazsa veya olmadığı takdirde ,herşey araşında bilgi alışverişinden bahsetmek olanaksız olurdu. Ancak her türlü değişim ve başkalaşıma rağmen benimn gözlemlerimden tespit edebildiğim 7 özellik var ki , bu özellikler kesinlikle değişmiyor. Bu özellikler nedir dediğimde ; evrende var olan hiçbirşeyi herhangi bir ayırıma tabi tutmadan bu özelliklere sahip olarak görüyorum. Dolayısıyla canlı, cansız / somut,soyut / objekf , subjektif / aklınıza gelen her türlü ayırım olmaksızın , var olan herşey ;
1. İletişim ve etkileşim halindedir.
2. Beslenirler
3. Değişim ve başkalaşım geçirirler.
4. Üreme veya çoğalma gösterirler
5. Birlikte ve beraber olmak isterler
6. Cazibeye sahiptirler
7. Güvenlik sağlarlar.
Evrende var olan hiçbir şeyi bu özelliklerden veya birinden ayrı gösteremezsiniz. herşey bu özelliklerin 7 sine de sahip olmak zorundadır.
Siz veya bir başka yorumcu ; " hayır , x maddesi , z bitkisi , y böceği , İtalya'nın ticaret hukuku , japonca ve türkçe , herhangi bir marka sigara , etrafında fır dolandığımız güneşimiz veya bir başka yıldız veya gezegen , herhangi bir galaksideki kara delik , Almanya'nın borçlar hukunu , hürriyet gazetesi , xy Ticaret ve sanayi A.Ş.'ti , (daha ne sayabilirseniz) Hristiyanlık veya Müslümanlık veya Materyalizm , veya bunlardan herhangi biri bu 7 özzellikden birine , ikisine sahip değildir , olmaz " diyebilirsiniz..
Buyurun bir veya bir kaç örnek gösterin , irdeleyelim.. Tabiiki zorunlu olarak beslenme yetersizliği , nesil koruma gibi zorunluluklardan bazı (X)'ler yanlız yaşamayı tercih etmiş olabilirler ki onların bu özelliğini koruyamaz durumda kalmaları , varlıklarının sonunu hazırlamaktadır. Yaşamın veya ömrün sonu da 7 özellikten herhangi birinin korunamaz hale gelmesinden dolayı gerçekleşir.
Şimdi, bir yorumcu arkadaş çıkıp ; " bigbang öncesi bilgi , milgi hiçbirşey yoktu , sadece hiçlik vardır , bu özellikler de neyin nesi ?Hepsi herşeyde olsa ne olur , tesadüfen rastgelmişlerdir..." diyebilir. Diyebilir de , bu derken kendisinde de bilgi milgi olmadığını , olamayacağını , tabiri caizse itiraf etmiş olur.
Evrensel sürecin başlangıçında BİLGİ yoksa ,daha sonraki süreçte bilgi nasıl ve neden ortaya çıkar , çıkabilir?
Hep matematikten örnek veriyorum , kusuruma bakmayın.Mantıksal olarak doğru kabul edilebilirlilikte , hipotez veya postulatın yeterliliği ve gerekliliği önemlidir.
Evrensel sürecin devamında bilgi var mıdır , gerekli midir??
Yanıt 1.Evet , evrensel süreçte bilgi vardır ve gereklidir.
Yanıt 2. Hayır , evrensel süreçte bilgi yoktur ve gereksizdir.
Hangisi doğru ve mantıklıdır ? Yanıt 2 ise , bilgi düzeyinde tartışılacak hiçbir yoktur , demektir.
Ama , yanıt 1' dir dediğinizde , bu kabul , evreni algılamadaki bakış açınızı 180 derece döndürür. Var dediğiniz ve gerekli gördüğünüz bilgi , ister istemez sizi evrenin başlangıcına kadar götürür. İşte o noktada yetersiz kalan algılama ve genel kabulü olurlayacak bilimsel kanıtlama henüz devreye giremediğinden , henüz dna'lardaki gen dizilimlerinin kriptosu , barkodu okunamadığından , deşifre edilememiş bulunduğundan , Yaratıcı bilimsel olarak kanıtlanamaz diyenler olabilecektir , şüphesiz!! (Bu defa Efegil demiyeceğim :) )
Şimdi durup kendimize ve çevremize bir daha bakalım... Konuşup anlaşıyoruz dediğimiz bir dile , lisana sahibiz. Görünürde duyulabilir ses dalgası üretiyoruz ama , bu ses dalgasının üretilmesinde ve duyulup değerlendirilmesinde de elektriksel ve kimyasal semboller kullanılıyor.
Peki bu sembolleri , biz kendimiz mi bulup kullanıyoruz? Tabii ki hayır !
Kim kullanıyor , karşılıklı ve anlamlı olarak kullanan bendeki yapı nedir? Beni ben yapan , yapımdaki 7/8 elementin atomaltı parçacıklarının alt parçacıkları. The smallest piece of knowledge!!!! Her türlü bilgi onda , onda ama o parçacık bu bilgiyi nerden , nasıl ve ve ne zaman edindi ? ( Beagle , soru tarzım sana benzedi :) )
Hani dersek , zamanın bir kesitinde , tesadüfen oldu , filan ; daha temelde iken yıkıntıya uğrar , anlamsızlaşırsınız..
Temelin harcını , baştan koymamız lazım. Yani bizim bulduklarımızın haricinde her bilgiyi evrenin başlangıcına koymamız , var kabul etmemiz gerekir. Gerekir ki benim de YARATICI'M dediğim işte bu başlangıç bilgisidir.
Saygılar, (yine istemeden de olsa çok uzatttım.)
Yazan: irfan Tarih: June 26, 2006 10:54 PM
ben copy/paste yapıyorum
siz herhalde en özünde şunu belitiyorsunuz:
Kim kullanıyor , karşılıklı ve anlamlı olarak kullanan bendeki yapı nedir? Beni ben yapan , yapımdaki 7/8 elementin atomaltı parçacıklarının alt parçacıkları. The smallest piece of knowledge!!!! Her türlü bilgi onda , onda ama o parçacık bu bilgiyi nerden , nasıl ve ve ne zaman edindi ? ( Beagle , soru tarzım sana benzedi :) )
ve de bu soruya en temelde şuradan geliyorsunuz :
Evrensel sürecin devamında bilgi var mıdır , gerekli midir??
Yanıt 1.Evet , evrensel süreçte bilgi vardır ve gereklidir.
Yanıt 2. Hayır , evrensel süreçte bilgi yoktur ve gereksizdir
benim yerime bir cevap vermiş gibi konuşmuşsunuz .
önce kısaca cevap vereyim.
ama cevaptan önce belki seni yanlış anlamış da bu cevopları bu doğrultuda vermiş olabilirim. eğer cevaplarımda eksiklik ya da yanlışlık bulursanız söylersiniz ona göre cevap veririm.
şimdiiii
bilgi vardır , en azından şimdilik . ama herşeyde var mıdır ? bence hayır. en basit örnekle evrende kendi halinde gezinen ve güneşe çarpıp yokolan bir küçük toz parçasında ne tür bir bilgi var dersen , bir amacı yok , var olan tek bilgisi - ki bilgiden kastettiğin bu ise - içinde atom yapıları moleküller olabilir. ama bunu bilgi değerlendirmez isen
bir bilgisi ve amacı yoktur. olan nesenler var mıdır ? elbette vardır . ayrıca o saydığın 7 özelliğe de diyeceklerim var onları kabul etmiş sayma beni.
ha diyelim ki atonları molekülleri bilgi sayıyorsun ( aslında şu bilgi konusunu önce halletsek daha iyi olucaktı galiba ama siz yine hoppada yeni bir kelimeye takılmışsınız ) . eğer atonların bilgi olmasından kastettiğin bilgi daha öne var mıydı hep olucak mıydı diyorsan cevabım net
bugün olduğunu biliyorum. big-bang öncesinde var mıydı ?
BİLMİYORUM çünkü biliyorum dedirtebilecek kanıtım yok.
ileride de hep olucak mı ? bilmiyorum.
ama bugün var ve biliyorum çünkü en basitinden gözümle görüyorum.
bugün insanoğlu sadece big-bang e kadar gidebiliyorsa benim de big-bang öncesi için bırakın bilgiyi , hiçbirşeyin varlığı hakkında en ufak birşey bilemem , sadece inanabilirim. yani bence öncesinde bilgi var mı yok mu ? ama var diyorsanız bunu kanıtlara dayandırmadan söylemeniz sadece inanç olabilir.
siz bilgi var diyorsanız o bilgilerden birkaçını benimle paylaşın insanoğlu da aydınlansın benimle birlikte.
bilgi devam edecek mi ? onu da bilmiyorum çünkü geleceği bilmiyorum. siz biliyorsanız söyleyin onu da öğrenelim.
ha diyebilirsiniz ki big-bang den bu yana var , öncesi ve sonrası için de olmak zorunda. burada matematik hikayesi anlatırdım ama uzun sürer kısaca , bir trende üç beş bilim adamı seyahat ederken birisi trenden bir siyah inek görür ve derki :
bu ülkede siyah inekler var.
diğeri düzletir:
yanlışsın , bu ülkede en az birtane siyah inek var diyebilirsin der
en son matematikçi:
ikiniz de yanlışsınız , bu ülkede en az birtane , en az yarısı siyah bir inek var diyebilirsiniz der.
herhalde anlaşılabilir oldum.
dolayısı ile o en net iki sorunuza farklı bir cevap veriyorum ve de bence siz de burada hemfikirsiniz.
bilgi big-bang den önce var mıydı ?
bilmiyorum.
ayrıca bilgi gerekli midir ? ona diyecek çok şeyim var ama nerden başlasam. biz sadece şu bilginin varlığını halletsek şimdilik yeter herhalde.
ayrıca gene belki ben yanlış anlamışımdır diyorum ama belirtme gereği duyuyorum
ben ne hiçliğe inanıyorum , ne de başka birşeye haberiniz olsun. çünkü hiçlik de en azından bugünün atomlarının big-bang öncesi olmadığını nereden biliyorlar diye sorarım o zaman.
not: bu tatrtışma bence gayet keyif verici oluyor.
Yazan: beagle Tarih: June 27, 2006 04:44 PM
Sayın Beagle ,
Tartıştığımızı düşünmüyorum. Ben size birşeylerden bahsederek bir şeyler anlatmaya çalıştım.
Ama siz , görüyorum ki , düşünsel yapınız için hiçbir şeyi mihenk olarak kabul etmiyorsunuz.
Bu durumda benim çabam , anadan doğma sağır olan birisine 7 notanın tınılarından bahsetmek gibi bir şey oluyor.
Bu durum , bana KurAn'da geçen bir ayetin konusunu hatırlattı..
Peygamberimiz , İslamiyeti tebliğ edip , insanları ikna etme çabasını sürdürürken ,kendisine inanmayanları , alay edenleri gördükçe haliyle içten içe üzülürmüş. İnanmayıp , alay etme ne kelime , daha önceki bir çok Peygamber , inanmayanlarca öldürülmüş bulunurken! Peygamberimizin üzüntüsü üzerine Allah Teala Enam Suresinde demiş ki ; " 33. Ey Muhammed! Biz çok iyi biliyoruz ki söyledikleri elbette seni incitiyor. Onlar gerçekte seni yalanlamıyorlar; fakat o zalimler Allah'ın âyetlerini inadına inkâr ediyorlar.34. Andolsun ki, senden önce de bir çok Peygamberler yalanlanmıştı da onlar yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine karşı sabretmişler ve nihayet kendilerine yardımımız yetişmişti. Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek bir güç de yoktur. Andolsun peygamberler ile ilgili haberlerin bir kısmı sana gelmiş bulunuyor. 35. Eğer onların yüz çevirmeleri sana ağır geldiyse; bir delik açıp yerin dibine inerek, yahut bir merdiven kurup göğe çıkarak onlara bir mucize getirmeye gücün yetiyorsa durma, yap! Eğer Allah dileseydi elbette onları hidayet üzere toplardı. O halde sakın cahillerden olma. 36. (Davete), ancak (bütün kalpleriyle) kulak verenler uyar. (Kalben) ölüleri ise (yalnızca) Allah diriltir. Sonra da hepsi ona döndürülürler. "
Dediğim gibi , sizi inandırmak gibi bir misyonun sahibi değilim. Böyle bir çabayı da sürdürmek istemem. Ben düşüncelerimi , gerekçelerimi yazdım.
Anne sevgisini , hiçbir şeyi okumaksızın hissedip , yaşamaktasınızdır.
Allah' a olan inanç ve sevgi de böyledir. Arapça bilmenize hatta KurAn okumanıza bile gerek yoktur , bunları hissedebilmeniz için. Dilerse O , kendisini size hissettirir.
Yazan: irfan Tarih: June 27, 2006 07:13 PM
üzüldüm bu yorumunuza çünkü sizi galiba sinirlendirdim ve de yanlış anlaşıldım. siz ne birşey öğretmek ne de herhangi bir fikrinizi yerinden oynatmak gibi bir arzum var , neden olsunki zaten ?
kaldı ki kimsenin inancına neden karışayım, daha önce de dediğim gibi inanç tartışılmaz. ayrı düştüğümüz nokta şu an açık sanırım. siz ortada bilgi yok iken bilgi varmış gibi konuşuyorsunuz. benim savunduğum ise ortada bilgi yok . (varsa nerede diye soruyorum .) ortada olan tek şey İNANÇ . işte o da sizde var. bende yok . birügn olur mu ? bilemem.
amaaa som mısralarınızdan anladığım kadarı ile anne sevgisinden yola çıkarak eğer demek istediğiniz Tanrı sevgisi ve İNANCI için bilgiye gerek yok diyorsanız keşke bunu en başta söyleseydiniz de hiç bu tartışmalara girmese idik , çünkü benim de en baştan beridir anlatmaya açlıştığım şey bu , ortada bilgi yok iken hiçbirşeyi bilimsel gerçek olarak kabul edemeyiz. eğer bilgi yok ise insan yüzyıllarıdr yaptığı gibi kendi mantığınca bir cevap vererek İNANABİLİR.
ha belki de ikimizin arasındaki yegane fark bu,
ben sadece BİLMEK istiyorum. ayrıca henüz beni İNANMAMI hissettirecek herhangi bir olay ile de karşılaşmadım . ama belli olmaz belki karşılarırım ileride . ama bu olsa bile bu beni sadece inandırabilir. BİLMEK mi ? o başka birşeydir.
Yazan: beagle Tarih: June 28, 2006 12:19 PM
diyorsunuz ki :
Tartıştığımızı düşünmüyorum. Ben size birşeylerden bahsederek bir şeyler anlatmaya çalıştım.
Ama siz , görüyorum ki , düşünsel yapınız için hiçbir şeyi mihenk olarak kabul etmiyorsunuz.
eğer böyle düşünüyorsanız gerçekten sizi ilk başlarda tartışmaya değer vermekle ben yanıldığımı anlıyorum.
ikinci olarak yine diyorsunuz ki :
Dediğim gibi , sizi inandırmak gibi bir misyonun sahibi değilim. Böyle bir çabayı da sürdürmek istemem. Ben düşüncelerimi , gerekçelerimi yazdım.
ee ben sizden farklı ne yaptım ki ?
üçüncü olarak da diyorsunuz ki :
Allah' a olan inanç ve sevgi de böyledir. Arapça bilmenize hatta KurAn okumanıza bile gerek yoktur , bunları hissedebilmeniz için. Dilerse O , kendisini size hissettirir.
e keşke bunu ilk başta yazsa idiniz de , ikimiz de bu kadar yorulmasa idik. yani özünde diyorsunuz ki , Tanrı yı asla kanıtlayamam, ben sadece hissettiğimi biliyorum ve bilimsel olarak bilemem. ( ki kanıtlanmamış birşeyin doğaya müdahelesi elbetteki kanıtlandıktan sonra bilimin çerçevesine girebilir değil mi ?). E bende aynı şeyi dedim ilk zamanda. ortada bilgi yok sadece inanç var.
ha ama siz diyorsunuz ki benim birşeye inanmam için kanıt gerekmez. doğru . ben de aynı fikirdeyim.
aramızdaki tek farkımız ikimiz de bilgi arıyoruz ama sadece birimiz inanıyoruz.
ee şimdi sonuç olarak tanrının bilgi değil sadece inanç olabileceğini ikimiz de kabul ediyorsak bu durumda en baştaki evrim tartışmamız da herhalde şu vakitten sonra akıllı tasarım gibi bilgiye değil inanca dayanan bir olgunun asla ve asla bilimin çerçevesine giremeyecegini hiçbir teze hipoteze alternatif olamayacagını tartışmaya gerek kalmıyor sanırsam. ne diyorsunuz ?
ha peki inanç içi boş birşey midir ? belki vereceğim cevaplar sizi de şaşırtacak ama inanç hiç de içi boş birşey değildir. bilim tarihine bakarsak inançlar ile ilk bilim filizlenmeleri olmuştur. ama modern anlamda bilime giderken ilk filizlenmeler Tanrı yı bilimin dışında bırakmakla olmuştur. ee peki Tanrı gereksiz mi ? tabiki asla gereksiz değil. çünkü insanın limitinin üzerinde sorular vardır .
evren ilk ne zaman oluştu ? nasıl ?
sınırı var mı ?
bu sorular bugün için cevapsızlar belki de hiç bir zaman cevap da bulamayacaklar . iste bu tür insanın limitinin üzerindeki sorulara elbette insan mantığı ile cevap bulabilir . bir yaratıcıya çıkabilir. insanlık bunu her zaman yaptı . ama bulunan bu inanç cevabı temel materyal bilgiye, bilimsel bilgiye dayanmadığı sürece asle onu bilimsel bir gerçeklik olarak kabul edemeyiz. peki buna bir bilimsel bir dayanak hiç mi kurulamaz? elbette olabilir. kimse tanrının kanıtı da olamaz demiyor ki zaten. sadece bugün için göremiyoruz. daha önce de dediğim gibi birşeyin imkansızlığı başka birşeye kanıt oluşturamaz. ama bakarsınız bir gün Nuh'un gemisi bulunur toprak altında , o zaman Nuh Tufanını sorgularız bilimsel çerçevede.
fakaaat bugün sizin de belirttiğiniz gibi henüz Tnarının bilimsel olarak bir kanıtı yok iken , onun müdahelelerinden bahseden akıllı tasarım ya da yaratılış gibi olguları bilimsel bir önerme olarak kabul etmemiz bilimsel olamaz.
herhalde finalde hemfikiriz. olmadığınız yer varsa durmayın devam edelim .
Yazan: beagle Tarih: July 5, 2006 10:00 AM
bence mustafa akyol çok doğru bir noktaya parmak bastı.
Yazan: saadet Tarih: September 12, 2006 03:42 PM
ya ben teknoloji ve tasarım hakkında çalışma yapmış bilim adamlarını arıyom ya off siz bunları koymuşsunuz ya bi kerede biz çocukların istedini araştırmaya ihtiyacı olduğu konular koyun
Yazan: arzu Tarih: September 23, 2006 11:14 AM
soyle dusunuyorum acaba yazılarınıza teorılerden baska yanı baska derken teknolojı ve tasarım metınlerıde koyabılırsınız oyle degıl mı? ayrıca teknolojı cocukların ders amaclı nasıl kullana bılıcegını ogutlersenız sevınırım ıstanbul ılkogretım okulundan selın tuncer saygılarımla.
Yazan: selin Tarih: September 25, 2006 04:51 PM
teknoloji ve tasarım dersini kim ne zaman buldu?
Yazan: furkan Tarih: November 20, 2006 05:05 PM
1-) E.Coli yasayan en basit organizmalardan biridir. DNA molekulu 4.000.000 nukleotid uzunlugundadir. Bu DNA’nin rastgele olusma ihtimali 1/10 ussu 2.300.000’dir.
Kainattaki atomlarin sayisi bir hesaba gore 10 ussu 66’dir. Evrenin yasi da yaklasik 5x10ussu17 saniyedir. Evrenin yasini ve atomlarin sayisini carparsak elde edecegimiz sayi 5x10 ussu83dur. Bu sayi butun atomlar E.Coli DNA’si olusturmak icin saniyede bir kere bir deneme yapsaydi olacak denemelerin sayisidir. Denemelerin sayisi ve olusturmaya calistigimiz ihtimal birbiriyle karsilastirilmayacak kadar orantisiz. Bu ihtimalin tesadufen gerceklestigine inanmak ancak iman ile olur. Bilimsel mantik ve bakis acisi ile degil.
Tek hucreli bir canlinin olabilmesi icin bir suru is yapan ozelligin biraraya gelmesi gerekir. Bu ozelliklerin herbirinin olma ihtimali cok kucuktur(Bunu anlatma icin cok kucuktur lafi biraz basit kaldi. Ornek olmasi icin E.Colinin DNA’sinin olma ihtimalini, hucrede kullanilan proteinlerin olusabilme ihtimalini dusunun.) . Herbirinin olusma ihtimali bu cok cok kucuk sayilarin carpimi kadar kucuk(yani imkansiz) olacaktir. Bir de zaten zar zor olusmus(!) bu arkadaslar islerini guclerini birakip gelin hep beraber bir tek hucreli olusturalim mi diyecekler?
Ama Atesitler bu olmasi imkansiz olasiligi aciklamanin yolunu bulmuslardir: (Farkinda olmadan?) olmasi nerdeyse kesin olan bir ihtimali kullanmak. Kurduklari mantik soyle:
Yazi tura atarak pespese 100 kere tura gelme ihtimali nedir? 1/2ussu100. Bu olasiligin olma ihtimali nerdeyse yoktur. Fakat 100 kere yazi tura atsaniz bir dizi elde edeceksinizdir. Mesela T T Y T Y Y Y T…..Y. Aslinda bu elde ettiginiz dizinin olma ihtimali de 1/2ussu100 idi. Ama olmustur. Aynen oyle de bir protein veya DNA olusmustur. Canliligin yapisini olusturan diger ozellikler de tesadufen olusmus (Tesadufen bir araya gelip ya da tesadufen bir arada olusup) ve bir is gormeye baslamislardir.
Mantiksizlik nerde?
Yazi tura ornegindeki denemede olusan dizi(T T Y T Y Y Y T…..Y) aslinda bu deneme de olusabilecek herhangi bir dizidir. Bir deneme de illaki herhangi bir dizi elde edilecektir. Bir deneme de herhangi bir dizi elde etmenin ihtimali 1’dir. Ama belli bir dizi elde etme ihtimali; ornegin butun yazi tura sonuclarinin Tura olma ihtimali; 1/2ussu100’dur. Bize herhangi bir dizi degil isimize yaracak bir dizi gereklidir. Isimize yarayan haric herhangi bir dizinin ihtimali = 1 – 1/2ussu100’dur. Bize lazim olanin ihtimali 1/2ussu100. Burda (farkinda olmadan?) olma ihtimali kesin olan(ihtimali 1 olan) bir havuzdan(sample space) herhangi bir sonuc secilip kullanilmaktadir.
2-) Evrendeki canlilar disindaki diger duzen ve ince hesaplari izah etmek icin verilen 40 tane tasarim ornegi icin Muzmin Anonim “Bu orneklerle Allah’in eli mahkumdu/baskasini yapamazdi anlami cikmiyor mu?” gibi bir itirazda bulunmustu. Bunu su sekilde cevaplandirabiliriz:
Bu 40 turlu izahi yaparken Allah’in su anda koydugu kurallar(ornegin cekim kuvveti) cercevesinde bu yorumu yapiyoruz. Halbuki Allah baska kanunlar koyup baska turlu evrenler yaratabilirdi. Belki de yaratmistir!?? Evrenin bu sekilde olmasinin cok hassas dengeler uzerinde kuruldugunu anlatan bu 40 izahi okumak lazim. Kolayca elimizde buldugumuz protonlar, notronlar, elektronlar, atom kisacasi madde ve maddeyi olusturan temel yapitaslarinin bu sekilde olmasini Allah’dan baskasina baglamak beyhude bir ugras olarak gorunuyor.
3-) Deniz kenarindaki kumlarin belli bir duzen olusturmasi duzenin rastlantisal olabilecegini gostermez:
Herseyden once ortada guzel calisan bir mekanizma var. Ve hatta mekanizmanin guzelliginden once bu mekanizmayi olusturan parcalarin(atomlar, molekuller,su, kum; kisacasi madde) yukarda izah edildigi uzere herbiri birer mucize.. Bu evrende neden isleyen bir takim kanunlar var? Bu kanunlar nerden geliyor? Albert Einstein’in dedigi gibi “Kainatla ilgili anlasilmasi en zor olan sey, her seyin anlasilabilir olmasidir.”
Allah’in var oldugunu anlamak icin verilen ornekler genelde kum ornegindeki cinsten bir duzen degil, organizayon icerdigi bariz belli olan nesnelerdir. Sahildeki kumdan yapilan bir kale, bakteri, insan v.s. Normal sartlar altinda hic bir insanin bir televizyonun, robotun veya video kameranin tesadufen olustuguna inanacagini zannetmiyorum. Halbuki bunlarin olusumu da evrimsel bir surec ile izah edilebilir. Ama kimse itibar etmez. Ama bu saydigimiz cihazlardan cok daha komplike olan canlilarin tesadufen olustuguna inanmak son 100-150 yilin modasi durumunda. Insanin zaten kendi yarattigi puta tapma konusunda olaganustu bir yetenegi var. Benzer sekilde baska bir ornekte su olabilir:
Bir yere yeterli miktar tugla, kum, cimento v.s. koysak, bunlardan zaman icinde bir ev, saray, villa olusabilecegini dusunur muyuz? Halbuki ruzgari, yagmuru da dahil ederek bunun olabilecegine dair guzel bir senaryo uydurabiliriz. Ama birakin bilim dunyasindaki insanlari siradan bir insani bile inandiramayiz. Baska da yorum yapmiyorum.
4-) Allah’in olmadigini birisi su sekilde izah ediyordu:
“Zaman sayisal degerler alan bir niceliktir. Sayilar sonsuzdan baslayip sonsuza kadar gittigine gore zaman’in bir baslangici yoktur. Oyleyse Allah’da yoktur.”
Ifadeler birebir ayni olmasa da kisaca ifade ettigi anlam buydu. Ve arkadas boylece buyuk bir meseleyi cozmus oldugunu zannediyordu kendince. Bu bana Pasteur’un “az ilim insani Allah’dan uzaklastirir. Cok ilim insani O’na yaklastirir” sozunu hatirlatti. Zamanin bir baslangici olmayabilecegini ya da sonsuz olabilecegini izah etmenin nisbeten daha profesyonelce yontemleri vardir Ama bu arkadas yukardaki yontemi secmis.
Zaman sayisal degerler alir. Fakat Sonsuz sayilar icinde sonlu bir kumeyi kullanir. Yani sayisal bir nitelik olmasi onun bir baslangici olmadigini gostermez. Baska sayisal deger alan nicelikler de vardir ve bunlarin aldigi degerler de sonludur.
Rolativite kuramlarina gore zamanin akis hizi hiza ve cekim kuvvetine bagli olarak degismektedir. Zaman da maddeye bagli bir ozelliktir. Zaman da Allah tarafindan yaratilmistir. Zamani yaratan Allah zaman’dan munezzehtir. Bu yuzden Allah Evreni yaratmadan once ne yapiyordu gibi sorular Allah icin anlamsizdir.
5-) Bir ateist ile su konuda cok rahat hemfikir olabilirim: Allah’in varligi da yoklugu da isbatlanamaz. Allah’in yoklugu da isbatlanamadigi icin onun yokluguna da ancak iman edilir. Yani bir ateist de iman sahibidir! Bir insan Allah’in varligina inanmak istemiyorsa mucize gosterseniz bile bir insani inandiramayabilirsiniz. Peygamberlerin cok sik yasadigi bir durum bu. Kendileri zamaninda cok iyi bir sihirbaz/buyucu olmakla suclanmislardi. Simdi de mucize diye bir sey olmadigini izah etmenin baska yollarini buldu inanmak istemeyen ateistlerimiz:
Blind watchmaker isimli kitapta Richard Dawkins okuyucularina, bir heykelin onlara el salladigini gorseler bile, mucize gordukleri sonucuna varmamalari icin uyarida bulunmaktadir. Belki de heykelin kolundaki butun atomlar ayni anda ayni yone yonelmislerdir…
Hatta bu insanlar oldukten sonra Allah’i gorseler bile inanmayabilirler(ki bildigim kadariyla Islam inancina gore Allah sadece cennete girenler tarafindan gorulebilecektir). Kendilerinin ruya gorduklerini sanabilirler. Belki de Allah’in cehennemi yaratmasinin sebeblerinden birisi de budur:
Yani “Yaniyorum. O halde varim(uyanigim)” demeleri icin.
Yazan: ulug Tarih: December 13, 2006 10:18 PM
Bu siteyi bir kac ay oncesinde ogrendim. Ve o kadar cok konu ve yorum var ki okumak icin bir hayli zaman gerekiyor. Is/Aile hayatiyla birlikte bu zamani bulmak da cok zor oluyor. Biraz gec olsa da Beagle rumuzlu arkadasin yorumlarindan biraz alinti yapip bu yorumlari degerlendirmek istiyorum:
“tesadüf konusuna çok takılmışsınız. aslında açmaya üşeniyorum ama önce şunu bilmenizi isterim bu konuda herşeyi yazmak gibi imkanım yok çünkü çook uzun sürer ve de şimdi vereceğim kısa cevap kesinlikle eksik kalacak. ama belki biraz yaklaşımım hakkında fikir sahibi olursunuz.”
????? (Yorumsuz?)
“sakın ha buradan söylediklerimle sizin evrim olasılığı hakkında verdiğiniz rakamları ya da ifadeleri kabul ettiğim kesinlikle düşünülmesin.”
Evrim olasiligi hesaplarinda/rakamlarda/ifadelerde yanlislik var diyorsaniz, tutarli olmak adina, yanlis oldugunu dusundugunuz bir seyin(olasiligin) olabilecegini isbatlamak yerine oncelikle onun niye yanlis oldugunu soylemeniz daha uygun olurdu. Cunku yanlis oldugunu dusundugunuz seyin olabilirligini izah etmeniz ile onun dogru veya yanlis olmasi ayni anlama gelmiyor. O olasiligin olabilecegini isbatlamaya calismakla o olasiligin dogrulugunu Kabul ediyorsunuz demektir. Olabilecegini isbatlamakla yanlis oldugunu gostermis olmazsiniz. Varsa(!) yanlislik nerede? Ya da bu olasilik hesaplari yapilirken evrimcilerin/ateistlerin itirazlari goz onunde bulundurulmuyor mu diyorsunuz? Asagidaki alintida bu itirazlar goz onunde bulundurularak ihtimalin 10ussu3.000.000’dan 10ussu2.300.000’e indirildigini gorebilirsiniz.
“Mark Ludwig in his book "Computer Viruses, Artificial Life and Evolution" states:
E. Coli is one of the simplest living organisms. As of today the only thing simpler is a virus and they need the inside of a cell to live. E. Coli has a DNA molecule which is about 4,000,000 nucleotides long. Each of these four million sites is occupied by one of four different nucleotides. So, the probability of creating it at random from the right bases is 1 in 44,000,000 = 1 in 103,000,000. Putting every atom in the universe to work synthesizing molecules wouldn't even put a dent in this number. Evolutionists suggest with the redundancy of the genetic code we could shrink this number down to 102,300,000. …”
Kisaca, siz bu hesaplari yapan insanlarin bu isi bilmedigini mi iddaa ediyorsunuz? Ve de yanlis hesaplanmis bir seyin olabilecegini nicin izah etmeye kalkiyorsunuz? Yoksa yanlisligi konusunda supheniz mi var?
”öncelikle size basit bir soru sorayım dün gece hollanda-portekiz maçından önce size birisi size sorsa ki : bu maçta sadece 1 gol olucak onu da portekizin şu oyuncusu şu ayağı ile atacak. maçta şu dakikalarda 4 kırmızı kart çıkacak. şu dakikalarda şu oyuncular sarı kartları şu dakikalarda görecekler , dese ...
sizin bu tür bir şey için vereceğiniz olasılık kaç olurdu . milyonda bir herhalde. ama oldu değil mi ? hani imkansızdı. “
Burdaki gibi verilen ve verilebilecek her ornekte “Herhangi bir sonucun olma ihtimali 1’dir” gercegi kullanilmaktadir. Herhangi bir mac sonucunu ornek olarak verebilirsiniz ve hani imkansizdi diyebilirsiniz. Olmasi imkansizi oldurmak icin olmasi kesin olani kullanmak. Son derece sakincali bir durum!
”ya da başka şekilde duvardaki küçücük bir noktayı vurmak imkansız görünebilir gözleri kapalı bir atışı ile. ama binlerce saçma fırlatan bir tüfek( fişekli tüfekler gibi) ile sıkarsanız , birden vurulması imkansız olan şey tam tersi vurulmaması imkansıza dönüşebilir değil mi ?”. Bizim kor tesaduf dedigimiz seyin olabilecegini isbat etmek icin yaptiginiz hatalar sunlardir (yani sizin verdiginiz ornekler kor tesaduf ornegi degil):
1-) Oncelikle bir amac belirliyorsunuz. Ortada bir amac var.(Futbol maci ornegi icin de ayni sey soylenebilir)
2-) Bilincli birisi(kor dahi olsa) dogru tarafa hedef aliyor ve bir amaci gerceklestirmek icin tufegin tetigine basiyor.(Futbol maci ornegi icin de ayni sey soylenebilir)
3-) Olmasi son derece mumkun bir seyin (bizim olmasi imkansiz dedigimiz seylerle karsilastirinca) olmasi icin denemelerin sayisini o isin olmasini nerdeyse kesinlestirecek kadar cogaltiyorsunuz. Halbuki bizim olmasi imkansiz dedigimiz seylerin olmasi icin yapilacak denemelerin sayisi o kadar fazla ki evrendeki butun atomlarin her biri evren yaratildigindan beri her saniye bir deneme yapsa bu olasiligin gerceklestirmenin yanina bile yaklasamiyor. Burda dikkat edin denemeler sirayla tek tek yapilmiyor. Her saniyede ayni anda butun atomlarin sayisinca deneme yapiliyor. Daha once dedigimiz gibi imkansiz duzeyindeki bir olasiligin gerceklestigine inanmak ancak iman ile olur. Siz de inaniyorsunuz, biz de. Ortak cok noktamiz var yani!
“asıl demek istediğim kullandığınız tesadüf sözcüğü çok havada kalıyor çünkü bu kadar basit bu kadar içi boş ya da tezdüze değildir. kaldı ki kimse birşeyleri tesadüf ile açıklamaya çalışmıyor. geçtiğimiz yıllarda dalaman çayında nil kaplumbağası bulundu. nilden buraya bir kaplumbağanın gelmesi imkansız. kimse buna tesadüf demiyor. ama cevap da veremiyor. ne yapılıyor ? en mantıklı şekilde bir cevap için araştırılıyor. tıpkı Ali Demirsoy un sitokrom C için söyledikleri gibi bugün için bir cevap yok , kimse tesadüfen oluştu da demiyor. nasıl oluştuğu araştırılıyor.
şimdi tartışmaya devam diyorsanız sevinirim. ama kabul edersiniz ki her ikimiz de mecburiyetten konuyu birhayli açtık.”
Aksine aslinda bir seyler sadece ve sadece ici bos tesaduflerle aciklanmaya calisiliyor. Amac yok, bilinc yok. Sadece kor tesaduf var. Kum, cimento v.s.’den ruzgar, yagmur v.s.’yi arac olarak kullanarak olusturucaginiz hikaye ile kendi kendine sarayin insa edilmesi ne kadar bilimsel bir teori ise butun canliligin varligini izah etmek icin yapilan corba v.s. tarifleri de o kadar bilimseldir. Elbette ki isteyen istedigine inanir. Karisamayiz.
Ben de sapanca golunde pirana baligi bulunmasi ile ilgili bir haber seyretmistim. Bu balik nasil buraya geldi? Sorusuna verilebilecek/verilen en makul cevap sudur: “Birisi saka/korkutma v.s. amacli gole birakmis olmali”. Ama hic bir evrimcinin bu olayi evrimi isbatlayan bir olay olarak degerlendirdigini duymadim. Sahsen neden boyle degerlendirmediklerini de anlamadim! Pekala bu piranalar sazan baliklarinin evrimlesmesi neticesinde orda bulunuyor olabilirlerdi. Neden bu haber verilirken bu olasilik hic irdelenmedi? Neden konunun uzmani(!) bilim adamlari bu olasiligi irdelemedi? Biraz bilimsel laf salatasinin arkasindan da nasil olduysa oldu, bilim bir gun aciklar nasil olsa,onemli olan olmus olmasi diye beyanatlar verilebilirdi. Bence evrimciler adina onemli bir firsat kacirilmis oldu. Ama kacan firsatlara dovunmenin bir anlami yok. Baska daha guzel firsatlar var. Insanlari ikna etmek icin cesit cesit yontemler ve firsatlar var. Ornegin:
“Evrim safsatasinin nicin ortaya atildigini, Londra’daki unlu Ingiliz Tabiat Tarihi Muzesinden fosilbilimci(paleontology) ve eski bir evrimci olan Dr. Collin Patterson bir hatirasinda belirtmektedir:
Bir sabah kalktigimda sunu dusundum: 20 senedir evrim uzerinde calisiyorum; fakat bu teoriyle ilgili bir hakikat ifade eden hicbir sey bilmiyorum. Ya ben de bir problem var veya bu teoride.Benim hicbir problemim yok…Bir gun evrimciler arasinda saygin bir yeri olan Chicago universitesi’nde duzenlenen evrim morfolojisi seminerinde ‘Evrim hakkinda herhangi bir sey bileniniz var mi?Herhangi bir sey? Gercekten dogru oldugunu dusundugunuz herhangi bir sey?’ diye sordugumda uzunca bir muddet cevap alamadim. Nihayet biri kalkip ‘Ben bir sey biliyorum: Bu teori okullarda okutulmali.’ Dedi.”
Yazan: ulug Tarih: December 13, 2006 10:22 PM
Ulug ,
size elinizi daha rahatlatacak ve de harun yahya takımının çok sevdiği bir başka argüman sunayım. Ali Demirsoy ' Evrim ve Kalıtım ' kitabında der ki :
Sitokrom C proteini molekülünün doğada kendiliğinden oluşması bir maymunun daktilo başına oturup insanlık tarihini yazması kadar düşük bir olasılıktır. ( Bu tür durumlarda kimi insanlar yüce bir yaratıcının doğaya müdahele ettiğini varsayarlar , ama bu bilimin konusu olamaz. Sitokrom C molekülünün nasıl oluştuğu bilimsel gözlemlerle açıklanana kadar araştırılmaya devam edilecektir.) Bakın piranha olayını bile ne güzel saptırmışsınız. Bilim der ki araştırın , evrim oldu demez çünkü evrim yıllar gerektirir, öyle prianha bir anda oluşmaz. Bir anda oluşmayı başkaları savunur. Bilim araştırır , başkaları araştırmaz çünkü hazır cevapları vardır.
Herhalde şimdi vereceğim Ali Demirsoy örneği size daha güçlü bir evrim karşıtı argüman olucaktır. Elinizi biraz rahatlattım herhalde. Ama bakın nerdeyse hiç bir şey yazmamışım ya da okumamışsınız gibi beni tekrar aynı şeyleri yazmaya mecbur bırakıyorsunuz , umarım en sonunda yine cevapsız kalmam.
Bilginin bir tavrı vardır , her olay ve olgu bilgi ile açıklanır , ve eğer bir bilginiz var ise onun hakkında sorulan her ama her soruya cevap verebilmelisiniz ve de vermelisiniz. Siz neden elinizi bu kadar yordunuz ki , bakın Türkiye de biyoloji hocası bile ne diyor yukarıda. Ama sizin kaçırdığınız daha büyük bir nokta var : Bilgi ile inanç arasındaki fark.
Geriye dönecek , yani daha da küçülecek olursak inanın ellerinizi boşa yormuşsunuz , çünkü bugün evrimin açıklanamayan noktaları zaten var. Bunu inkar eden yok ki. Ama evrimin işaretleri de var , hem de oldukça fazla. Eksikler , açıklanamayan noktalar ? Tabiki de var.
Ama bakın milyonlarda bir olabilir denilen birçok molekül labaratuvar ortamında nasıl kendiliğinden oluşabilmiştir değil mi ?
Yine bir başka örnek ( Bakın bu örnekleri size konuya bakışınızı genişletmek amacı ile soruyorum bilgiden ziyade ) Seneler önce bir tatlı su midyesi bir mucize idi . Çünkü bu midyenin üreyebilmesi için yumurtaları balıkların solungaçlarında bir süre yaşamalı idi . Bu nasıl olabilir ? Sabit bir midye hareketli bir balığın solungaçlarına , üstelik bir akarsu ortamında nasıl yerleştirebilir ? Nasıl mümkün olabilir böyle şey ?
Ama hiç de mucize çıkmadı , aslında o kadar sevimli bir çözüm görüldü ki ? Ne zaman ? Tıpkı Ali Demirsoy un işaret ettiği gibi : Araştırılınca. Midye çok küçük bir uzvunu kabuğunun dışına uzatıyor bir kurtçukmuş gibi , bunu bir yem zanneden balık hamle yapıyor ve o anda da midye yumurtlarını balığın solungacına fırlatıyor. Gördüğünüz gibi imkansız görünen bir olay , nasıl basitçe açıklanabiliyor.
Yine başka bir örnek , Thornton araştırması gibi . Öncelikle şunu size aktarayım. Karmaşık nedir ? Basitlerin kalabalığıdır. Behe yi bilirsiniz , indirgenemez komlekslik. Bakın Thorton indirgenebilineceğini kanıtladı. Peki tümü ile mi tabiki hayır . Ama artık bugün biliyoruz ki basit bir molekül komplex bir moleküle dönüşebilir , ve Thorton deneyinden sonra kimse basit bir molekülün komplex olabilmesine imkansız diyemez . Bu bir son değil , sadece bir başlangıç , Behe nin önermesi tümüyle halen çürütülmüş değil , ama şu kesin bugün birkaç adım geri atıldı. Peki eğer bilimadamları hiç araştırma yapmasalardı , fosil aramasalardı evrimin bugün bu kadar argümanı olmayacaktı . Yaradılış çok daha güçlü olucaktı , ki bir zamanlar öyleydi , araformları görmemiş Darwin in bizzat kendisi yakınmaktadır dayanak eksikliğinden. Peki ne oldu , bilimadamları araştırdı , karşıt bilimadamları da öyle. Ve kimin geri adım attığını bugün Behe gibi görebiliyoruz. Evrim belki hiçbir zaman tümüyle açıklanamayacaktır , ama şunu unutmayın yaradılışın ortada tek bir bilimsel dayanağı yok çünkü olmaz , olamaz , çünkü inançtır. Ayrıca olmak zorunda da değildir.
Bilmem belki biraz daha geniş bakarsınız. Ayrıca tesadüf için verdiğim örnekler tesadüfü anlatmak için değil , konuya bu kadar kısır bakılayamacağını göstermek içindi , bunu belirtmiştim ama görmediniz herhalde. Ayrıca saptamalarınıza itirazlarım gayetin de mecvut , siz yeter ki isteyin .
EE evrimin hep eksiklerini anlatıp eilinizi rahatlattım , o halde ekleyeyim beni evrime iten nedir ? Ki kendim bir sosyal bilim eğitimi almışımdır. Hox genidir . Tiktaaliktir. Maymunlar ile aramızdaki benzerliklerdir , aynı şekilde fareler ile , bir bakteri de bile olan ortak genlerimizdir. Hatta sadece ökoryot hücrenin oluşması için geçen ilkel tek hücreli 2 milyar yıldır. Ya da çok hücreli yaşamın sadece 600 milyon yıllık tarihidir. Yani canlının ilk ortaya çıkışından bugüne kadar ki süreyi bir gün yaparsak ökaryot hücre için günün yarısından fazlası sadece prokaryot ile geçmiştir, çok hücreliler ise sadece son 4 saatte ortaya çıkmıştır İnsan soyu son birkaç saniyede ortaya çıkıyor.
Hepsinden önemlisi , kendi gözlerim var , gözlemlerim var. İşlevsiz organları görüyorum , yeni çıkan türleri ve de her gün yok olan yeni türleri.
Yaradılış konusuna gelecek olursak ;
Ayrıca Tanrı konusunda siz biraz amaçlı sekilde inanç ile ateizm i tek olasılık haline getirerek yanlış yapıyorsunuz , başka olaılıklar da pek ala mevcut.
Eğer siz biliyorsanız benimle lütfen paylaşın , kim bu yaratıcı ? Belki siz bana bu konuda ilk cevap veren olursunuz.
Bir iki işaret eden nokta gördüm ama yine de emin olmak için soruyorum.
Yazan: beagle Tarih: December 15, 2006 05:48 AM
Yazım herhalde ulaşmadı , tekrar gönderiyoum.
Ulug ,
size elinizi daha rahatlatacak ve de harun yahya takımının çok sevdiği bir başka argüman sunayım. Ali Demirsoy ' Evrim ve Kalıtım ' kitabında der ki :
Sitokrom C proteini molekülünün doğada kendiliğinden oluşması bir maymunun daktilo başına oturup insanlık tarihini yazması kadar düşük bir olasılıktır. Bu tür durumlarda kimi insanlar yüce bir yaratıcının doğaya müdahele ettiğini varsayarlar , ama bu bilimin konusu olamaz. Sitokrom C molekülünün nasıl oluştuğu bilimsel gözlemlerle açıklanana kadar araştırılmaya devam edilecektir. Bakın piranha olayını bile ne güzel saptırmışsınız. Bilim der ki araştırın , evrim oldu demez çünkü evrim yıllar gerektirir, öyle prianha bir anda oluşmaz. Bir anda oluşmayı başkaları savunur. Bilim araştırır , başkaları araştırmaz çünkü hazır cevapları vardır.
Herhalde şimdi vereceğim Ali Demirsoy örneği size daha güçlü bir evrim karşıtı argüman olucaktır. Elinizi biraz rahatlattım herhalde. Ama bakın nerdeyse hiç bir şey yazmamışım ya da okumamışsınız gibi beni tekrar aynı şeyleri yazmaya mecbur bırakıyorsunuz , umarım en sonunda yine cevapsız kalmam.
Bilginin bir tavrı vardır , her olay ve olgu bilgi ile açıklanır , ve eğer bir bilginiz var ise onun hakkında sorulan her ama her soruya cevap verebilmelisiniz ve de vermelisiniz. Siz neden elinizi bu kadar yordunuz ki , bakın Türkiye de biyoloji hocası bile ne diyor yukarıda. Ama sizin kaçırdığınız daha büyük bir nokta var : Bilgi ile inanç arasındaki fark.
Geriye dönecek , yani daha da küçülecek olursak inanın ellerinizi boşa yormuşsunuz , çünkü bugün evrimin açıklanamayan noktaları zaten var. Bunu inkar eden yok ki. Ama evrimin işaretleri de var , hem de oldukça fazla. Eksikler , açıklanamayan noktalar ? Tabiki de var.
Ama bakın milyonlarda bir olabilir denilen birçok molekül labaratuvar ortamında nasıl kendiliğinden oluşabilmiştir değil mi ?
Yine bir başka örnek ( Bakın bu örnekleri size konuya bakışınızı genişletmek amacı ile soruyorum bilgiden ziyade ) Seneler önce bir tatlı su midyesi bir mucize idi . Çünkü bu midyenin üreyebilmesi için yumurtaları balıkların solungaçlarında bir süre yaşamalı idi . Bu nasıl olabilir ? Sabit bir midye hareketli bir balığın solungaçlarına , üstelik bir akarsu ortamında yumurtalarını nasıl yerleştirebilir ? Nasıl mümkün olabilir böyle şey ?
Ama hiç de mucize çıkmadı , aslında o kadar sevimli bir çözüm görüldü ki ? Ne zaman ? Tıpkı Ali Demirsoy un işaret ettiği gibi : Araştırılınca. Midye çok küçük bir uzvunu kabuğunun dışına uzatıyor bir kurtçukmuş gibi , bunu bir yem zanneden balık hamle yapıyor ve o anda da midye yumurtlarını balığın solungacına fırlatıyor. Gördüğünüz gibi imkansız görünen bir olay , nasıl basitçe açıklanabiliyor.
Yine başka bir örnek , Thornton araştırması gibi . Öncelikle şunu size aktarayım. Karmaşık nedir ? Basitlerin kalabalığıdır. Behe yi bilirsiniz , indirgenemez komlekslik. Bakın Thorton indirgenebilineceğini kanıtladı. Peki tümü ile mi tabiki hayır . Ama artık bugün biliyoruz ki basit bir molekül komplex bir moleküle dönüşebilir , ve Thorton deneyinden sonra kimse basit bir molekülün komplex olabilmesine imkansız diyemez . Bu bir son değil , sadece bir başlangıç , Behe nin önermesi tümüyle halen çürütülmüş değil , ama şu kesin bugün birkaç adım geri atıldı. Peki eğer bilimadamları hiç araştırma yapmasalardı , fosil aramasalardı evrimin bugün bu kadar argümanı olmayacaktı . Yaradılış çok daha güçlü olucaktı , ki bir zamanlar öyleydi , araformları görmemiş Darwin in bizzat kendisi yakınmaktadır dayanak eksikliğinden. Peki ne oldu , bilimadamları araştırdı , karşıt bilimadamları da öyle. Ve kimin geri adım attığını bugün Behe gibi görebiliyoruz. Evrim belki hiçbir zaman tümüyle açıklanamayacaktır , ama şunu unutmayın yaradılışın ortada tek bir bilimsel dayanağı yok çünkü olmaz , olamaz , çünkü inançtır. Ayrıca olmak zorunda da değildir.
Bilmem belki biraz daha geniş bakarsınız. Ayrıca tesadüf için verdiğim örnekler tesadüfü anlatmak için değil , konuya bu kadar kısır bakılayamacağını göstermek içindi , bunu belirtmiştim ama görmediniz herhalde. Ayrıca saptamalarınıza itirazlarım gayetin de mecvut , siz yeter ki isteyin .
EE evrimin hep eksiklerini anlatıp elinizi rahatlattım , o halde ekleyeyim beni evrime iten nedir ? Ki kendim bir sosyal bilim eğitimi almışımdır. Hox genidir . Tiktaaliktir. Maymunlar ile aramızdaki benzerliklerdir , aynı şekilde fareler ile , bir bakteri de bile olan ortak genlerimizdir. Hatta sadece ökoryot hücrenin oluşması için geçen ilkel tek hücreli 2 milyar yıldır. Ya da çok hücreli yaşamın sadece 600 milyon yıllık tarihidir. Yani canlının ilk ortaya çıkışından bugüne kadar ki süreyi bir gün yaparsak ökaryot hücre için günün yarısından fazlası sadece prokaryot ile geçmiştir, çok hücreliler ise sadece son 4 saatte ortaya çıkmıştır İnsan soyu son birkaç saniyede ortaya çıkıyor.
Hepsinden önemlisi , kendi gözlerim var , gözlemlerim var. İşlevsiz organları görüyorum , yeni çıkan türleri ve de her gün yok olan yeni türleri.
Yaradılış konusuna gelecek olursak ;
Ayrıca Tanrı konusunda siz biraz amaçlı sekilde inanç ile ateizm i tek olasılık haline getirerek yanlış yapıyorsunuz , başka olasılıklar da pek ala mevcut.
Eğer siz biliyorsanız benimle lütfen paylaşın , kim bu yaratıcı ? Belki siz bana bu konuda ilk cevap veren olursunuz.
Bir iki işaret eden nokta gördüm ama yine de emin olmak için soruyorum.
Yazan: beagle Tarih: December 15, 2006 05:00 PM
Beagle,
”size elinizi daha rahatlatacak ve de harun yahya takımının çok sevdiği bir başka argüman sunayım. Ali Demirsoy ' Evrim ve Kalıtım ' kitabında der ki :
Sitokrom C proteini molekülünün doğada kendiliğinden oluşması bir maymunun daktilo başına oturup insanlık tarihini yazması kadar düşük bir olasılıktır. Bu tür durumlarda kimi insanlar yüce bir yaratıcının doğaya müdahele ettiğini varsayarlar , ama bu bilimin konusu olamaz. Sitokrom C molekülünün nasıl oluştuğu bilimsel gözlemlerle açıklanana kadar araştırılmaya devam edilecektir.”
Bu sekilde itiraflara alisigiz! Ben de cok rahat bu ve bunun gibi bir suru ornek bulabilirdim. Keske ellerinizi yormasaydiniz.
“Bakın piranha olayını bile ne güzel saptırmışsınız. Bilim der ki araştırın , evrim oldu demez çünkü evrim yıllar gerektirir, öyle prianha bir anda oluşmaz. Bir anda oluşmayı başkaları savunur. Bilim araştırır , başkaları araştırmaz çünkü hazır cevapları vardır.
Pirana olayini sizin bilimsel yontemlerle(!) izah etmeniz konusunda size(ya da evrim uzmanlarina) bir zaman siniri veya baska herhangi bir sinir koymadim. Hikayenizi istediginiz gibi olusturabilird(s)iniz! Bu kadar canli cesidini ustalikla(!) izah ediveren sizlerin zaten ikiside balik olan iki tur arasi donusumu kolayca yapabileceginiz konusunda hic suphem yoktu. Hayallerimi yiktiniz:) Bilim’in akli yoktur (Bu cumleyi bilimi yucelten her turlu positivist ifadeye gicik oldugum icin yaziyorum. Cok rahat tolere edebilirdim). Bilim size arastirin filan demez. Insani arastirmaya sevkeden kendi merak duygusudur. Bilimde insanin kullandigi bir aractir… Emin olun bir gozun nasil calistigini arastirmak acisindan gozun Allah tarafindan yaratildigini soylemekle onun tesadufen olustugunu soylemek arasinda bir fark yok. Hatta ilki daha ustundur. Biz meselelere bir hikmet, bir tasarım, bir eser (ya da ne derseniz deyin) gozuyle bakıyoruz. Yani incelenecek bir seyler oldugunu bilerek ise basliyoruz... Allah’a inananlar bilim yapamazlar seklindeki asilsiz onyarginizi size iade ediyorum…
”Herhalde şimdi vereceğim Ali Demirsoy örneği size daha güçlü bir evrim karşıtı argüman olucaktır. Elinizi biraz rahatlattım herhalde. “
Hakikaten cok rahatlattiniz! Sagolun, eksik olmayin!
“Ama bakın nerdeyse hiç bir şey yazmamışım ya da okumamışsınız gibi beni tekrar aynı şeyleri yazmaya mecbur bırakıyorsunuz,”
Ayni seyleri ben de sizin icin dusunuyorum. Farkinda misiniz bilmem ama siz de bana ayni seyleri yazdirip duruyorsunuz.
“umarım en sonunda yine cevapsız kalmam.”
Sizde bu zeka ve bilgi varken size cevap verebilmek ne mumkun! Nasil egonuzu tatmin ettim mi?
”Bilginin bir tavrı vardır , her olay ve olgu bilgi ile açıklanır , ve eğer bir bilginiz var ise onun hakkında sorulan her ama her soruya cevap verebilmelisiniz ve de vermelisiniz. Siz neden elinizi bu kadar yordunuz ki , bakın Türkiye de biyoloji hocası bile ne diyor yukarıda.”
Bilginin tavri ile bilimin akli arasindaki iliskiyi de anlatırsanız belki konuyu daha iyi anlariz:) Bilgiden kasit benim Allah’a olan imanimsa ben Allah’a inandigimi soyledim. O’nu bir ateiste kesinlikle kabul edebilecegi manada bir bilgi ile izah edebilecegimi soylemedim. Daha once de soyledigim gibi birisi inanmak istemiyorsa bazen ona bir seyleri somut olarak gostermek bile bir sey ifade etmeyebilir. Elimi yordum. Cunku Bilginin yanlis kullanildigini ve yorumlandigini gordum.
“Ama sizin kaçırdığınız daha büyük bir nokta var : Bilgi ile inanç arasındaki fark.”
Hadi ya! Aynaya bakma zamaniniz gelmis!
”Geriye dönecek , yani daha da küçülecek olursak inanın ellerinizi boşa yormuşsunuz ,”
Uzulmeyin ben ellerimi sizin icin yormadim. Keske o kadar kuculmeseydiniz!
“çünkü bugün evrimin açıklanamayan noktaları zaten var. Bunu inkar eden yok ki. Ama evrimin işaretleri de var , hem de oldukça fazla. Eksikler , açıklanamayan noktalar ? Tabiki de var.”
Bunu itiraf ettiniz ya! Helal olsun size! Bakin yine elimi rahatlattiniz:)
”Ama bakın milyonlarda bir olabilir denilen birçok molekül labaratuvar ortamında nasıl kendiliğinden oluşabilmiştir değil mi ?”
Eger kastettiginiz Miller deneyi ise bunu siz kucuk cocuklara anlatin. Belki onlari ikna edebilirsiniz… Laboratuvar ortaminda mudahale ile olusturulan molekullere kendiliginden olustu dememelisiniz. Eliniz yanar (bakin size elinizi rahatlatacak malzeme verdim! Tepe tepe kullanin.). Bence siz biyokimyasal molekullerin, bir DNA’nin veya daha genis manasiyla bir hucrenin ne kadar kompleks oldugunu idrak edemiyorsunuz, boyle hemen tesadufen olusturabildiginize gore. Sunu da hatirlatmak istiyorum: benim bahsettigim sifir olasiliklari milyonda bir diyerek yukseltmeyin :)
”Yine bir başka örnek ( Bakın bu örnekleri size konuya bakışınızı genişletmek amacı ile soruyorum bilgiden ziyade ) Seneler önce bir tatlı su midyesi bir mucize idi. Çünkü bu midyenin üreyebilmesi için yumurtaları balıkların solungaçlarında bir süre yaşamalı idi . Bu nasıl olabilir ? Sabit bir midye hareketli bir balığın solungaçlarına , üstelik bir akarsu ortamında yumurtalarını nasıl yerleştirebilir ? Nasıl mümkün olabilir böyle şey ?
Ama hiç de mucize çıkmadı , aslında o kadar sevimli bir çözüm görüldü ki ? Ne zaman ? Tıpkı Ali Demirsoy un işaret ettiği gibi : Araştırılınca. Midye çok küçük bir uzvunu kabuğunun dışına uzatıyor bir kurtçukmuş gibi , bunu bir yem zanneden balık hamle yapıyor ve o anda da midye yumurtlarını balığın solungacına fırlatıyor. Gördüğünüz gibi imkansız görünen bir olay , nasıl basitçe açıklanabiliyor.”
Valla harikasiniz. Bir seyin nasil olustugunu aciklayinca o olay mucize olmaktan cikiveriyor sizin icin (Iste aramizdaki en buyuk fark burda). Tipki gozun calisma mekanizmasini(ne kadar kompleks olursa olsun) izah edince gozun mucize olmaktan cikmasi gibi, ya da insanin dogumuna kadar gecen sureci izah edince mucizelikten cikmasi gibi yani!!!!
”Yine başka bir örnek , Thornton araştırması gibi . Öncelikle şunu size aktarayım. Karmaşık nedir ? Basitlerin kalabalığıdır.”
Ben sizin basit dediklerinize karmasik diyorum. Yanlis yoldasiniz yani.
“Behe yi bilirsiniz , indirgenemez komlekslik. Bakın Thorton indirgenebilineceğini kanıtladı. Peki tümü ile mi tabiki hayır . Ama artık bugün biliyoruz ki basit bir molekül komplex bir moleküle dönüşebilir , ve Thorton deneyinden sonra kimse basit bir molekülün komplex olabilmesine imkansız diyemez . Bu bir son değil , sadece bir başlangıç , Behe nin önermesi tümüyle halen çürütülmüş değil , ama şu kesin bugün birkaç adım geri atıldı. Peki eğer bilimadamları hiç araştırma yapmasalardı , fosil aramasalardı evrimin bugün bu kadar argümanı olmayacaktı . Yaradılış çok daha güçlü olucaktı , ki bir zamanlar öyleydi , araformları görmemiş Darwin in bizzat kendisi yakınmaktadır dayanak eksikliğinden. Peki ne oldu , bilimadamları araştırdı , karşıt bilimadamları da öyle. Ve kimin geri adım attığını bugün Behe gibi görebiliyoruz. Evrim belki hiçbir zaman tümüyle açıklanamayacaktır , ama şunu unutmayın yaradılışın ortada tek bir bilimsel dayanağı yok çünkü olmaz , olamaz , çünkü inançtır. Ayrıca olmak zorunda da değildir.”
Benim yazilarimi okuduysaniz yaradilisin bir inanc oldugunu hemen kabul ettigimi farkedebilirsiniz. Bilimsel bir yontem ile isbat edilemez. Bilim, mantik ve matematik bilimini kullanarak varligina dair delillere ulasabiliriz. Fakat bu herkesin mutlaka kabul edebilecegi bir delil olmaz. Bilirsiniz Amerikan mahkemelerinde deliller sunulur. Bazi juri uyeleri onu kabul eder bazilari etmez…Hatirlarsaniz kum, cimento, yagmur, ruzgar v.s ile bir sarayin kendiliginden olusabilecegini izah edebiliriz demistim. Ama ben bu izahi kabul etmem (Siz kabul edebilirsiniz. sizin tercihiniz). Cunku benim icin ortada bir eser varsa bu eseri yapan bir usta da vardir. Benim butun gozlemlerim bu yonde. Matematiksel olarak da tesadufi olusumu mumkun gormuyorum. Kisacasi canlilarin kendiliginden olusabilecegini kabul etmiyorum. Ben en ufak bir canliyi bile tesadufen olusamayacak kadar cok kompleks goruyorum…
”Bilmem belki biraz daha geniş bakarsınız. Ayrıca tesadüf için verdiğim örnekler tesadüfü anlatmak için değil , konuya bu kadar kısır bakılayamacağını göstermek içindi , bunu belirtmiştim ama görmediniz herhalde. Ayrıca saptamalarınıza itirazlarım gayetin de mecvut , siz yeter ki isteyin.”
Evet birilerinin hakkaten genis bakmasi gerekiyor. Bir seyin olma ihtimali neyse odur. Degisik izah yontemleriyle veya orneklerle(yani illüzyonist hareketlerle) bu ihtimal artırılamaz. Verdiginiz ornekler kor tesaduf itirazindan kurtulmak icin gayet iyi(!) denemelerdi. Ama olmadı sayin Beagle! Saptamalarima tabi ki itiraz edebilirsiniz. Kim tutar sizi?
”EE evrimin hep eksiklerini anlatıp elinizi rahatlattım , o halde ekleyeyim beni evrime iten nedir ? Ki kendim bir sosyal bilim eğitimi almışımdır. Hox genidir . Tiktaaliktir. Maymunlar ile aramızdaki benzerliklerdir , aynı şekilde fareler ile , bir bakteri de bile olan ortak genlerimizdir. Hatta sadece ökoryot hücrenin oluşması için geçen ilkel tek hücreli 2 milyar yıldır. Ya da çok hücreli yaşamın sadece 600 milyon yıllık tarihidir. Yani canlının ilk ortaya çıkışından bugüne kadar ki süreyi bir gün yaparsak ökaryot hücre için günün yarısından fazlası sadece prokaryot ile geçmiştir, çok hücreliler ise sadece son 4 saatte ortaya çıkmıştır İnsan soyu son birkaç saniyede ortaya çıkıyor.
Hepsinden önemlisi , kendi gözlerim var , gözlemlerim var. İşlevsiz organları görüyorum , yeni çıkan türleri ve de her gün yok olan yeni türleri.”
Ne yani simdi ben de once sizin yazdiklarinizin yanlis oldugunu yazip sonra da kendimin niye evrimi kabul etmedigimi mi aciklayacagim? Evrimin derinliklerinde(!) kaybolmaya ne niyetim ne de vaktim var. Ben hala evrimin ilk tek hucreli canlinin nasil olustugunu makul bir sekilde izah etmesini bekliyorum. Ayrica bu izahini isbat etmek zorunda. Isbat etmiyorsa(edemiyorsa) bu izahi kabul etmem icin bir sebeb de yok? Tipki bir ateistin veya agnostigin benim Allah’in varligini isbatlayamadigim icin onun varligini kabul etmemesi gibi yani. Ben kendimi herseyi madde ile aciklayacagim diye sinirlamadigim icin Allah’in varligini kolayca kabul ediyorum. Sırf her seyi madde ile izah edecegim diye bu ana kadar ogrendigim dogrularimi(eser-usta, olasilik v.s.) bir kenara koyamam:)
”Yaradılış konusuna gelecek olursak ;
Ayrıca Tanrı konusunda siz biraz amaçlı sekilde inanç ile ateizm i tek olasılık haline getirerek yanlış yapıyorsunuz , başka olasılıklar da pek ala mevcut.”
Allah’in varligi da yoklugu da isbatlanamadigi icin O’nun yoklugu(!) da ancak iman yolu ile kabul edilebilir. Yani ateizm de bir inanctir. Ben onceki yazilarimda kor tesaduf ve ateizme itiraz ettigim icin diger olasiliklari (Agnostizm, deism v.s) irdelemedim. Siz kendiniz icin istediginizi secebilirsiniz tabi ki:
Ateism, Agnostism, deism, teism v.s. ne kadar cok alternatif var secmek icin. Aman secim yaparken dikkat edin de tasadufen(!) teizm’i filan secmeyin. Yoksa bir suru dogmaniz olur! Sonra Bilim neyim yapamazsiniz… Neyseki Teizm’e gelene kadar daha cok alternatif var. Biri olmazsa oburu, o olmazsa oburu. Allah'a sukur! Illa ki dogmalari kabul etmek gerekmiyor:)
”Eğer siz biliyorsanız benimle lütfen paylaşın , kim bu yaratıcı ? Belki siz bana bu konuda ilk cevap veren olursunuz.”
Bilgi ve inanc muhabbeti yukarda yeterince geciyor. Biliyorsaniz lafini direk es geciyorum. “Kim bu yaratici?” sorusuna benim kendi cevabim: Benim cok sevdigim bir dost!!! Gordunuz mu? istediginiz cevabi veremedim. Artik sansinizi baska birisiyle denersiniz! Umidinizi kaybetmeyin!
”Bir iki işaret eden nokta gördüm ama yine de emin olmak için soruyorum.”
Ne kadar gizemlisiniz! Bizimle paylasmak ister misiniz bu bir iki isaret eden noktayi?
Yazan: ulug Tarih: December 16, 2006 02:58 PM
Ulug ,
Öncelikle beni yanılttığınız için üzgün olduğumu belirtmek istiyorum çünkü ben ilk başta ciddi anlamda dişli bir tartışmaya gireceğimi sanmış ve sevinmiştim , şimdi ise sadece gülebiliyorum.
Cevabıma gelecek olursak ;
1 -Ali Demirsoy örneğini vererek elinizi rahatlatmaktan bahsetmemi itiraf mı anladınız ? Kusura bakmayın ama inanılmazsınız , itiraf daha önceden söylenmemiş birşeyi bir baskı karşısında söylemek demektir , benim yaptığım bir itiraf değildir .
TÜRKÇE ÖĞRENİN.
Piranha örneği ile ilgili değerlendirmemde yine bilerek istediğiniz yerden tutmuşsunuz bakıyorum da ; sizin bir zaman sınırı vermenize gerek yok , evrimin zaten zaman sınırları bellidir , gözlemler ve bilgiler çerçevesinde mantık zaten bu sınırı verir. Bilimin aklı yoktur demek ? Siz bana aklı olan birşey söyleyin de sizin akıldan anladığınız ne imiş önce bir onu öğrenelim bence . Bilimin aklı vardır çünkü bilim akıl ve mantık üzerine kuruludur , öyle de olmak zorundadır. Demek bilimin yüceltilmesi siz de rahatsızlık yaratıyor ha ? Ben de bu yüce değerden gerektiği gibi faydalanamamak sadece utanç yaratıyor oysa çünkü bu yüce kavramı sindiremeyen bir toplum olarak halimiz ortada.
2 - Size göre bilim araştırın demez ha ? Bilim tamamen araştırma üzerine kurulur. Bilimin bir tavrı vardır ve bu özüdür . Bilim bilgi arayışıdır , ve bilgi ancak araştırarak bulunur. Araştırmadan bilim olamaz. Bilim elbette insanların kullandığı bir araçtır ve bugün sizinle aramızdaki mesafeye rağmen önermelerinize internet sayesinde cevap vermemi bile bizzat bilime borçluyuz , ya siz kime borçlusunuz ? İnternet kimin insanlığa hediyesi sizce ? Yoksa transistörler araştırmadan mı bulundu ? Meseleler bir hikmet demek ? E maşallah . Verdiğiniz örnekten gideyim , mesela göz bir hikmet değildir , çünkü sizin göz dediğiniz ilk göz değildir. Çünkü FOSİLLER sağolsun bugün biliyoruz ki gözümüz bir süreç sonucudur : Antik midyelerin ve bacterilerin ışığa duyarlı hücreli Byerich gibi yarı kabuklularda ışığın yönünü bulabilecek hale ilerlemiştir. Odacıklı nautilus ta ise artık bir gözbebeği ve loş bir görüntü vardır artık. Mureks e gelince artık ve bir mercek ve retina sayesinde net görüntü vardır. Bugünki göz ise zaten biliyorsunuzdur . Buna imkan var çünkü bilimadamları bizim için araştırdı sağolsunlar . Ayrıca kim Allah a inananlar bilim yapamazlar dedi ? Dediklerimden bunu anlamışsanız bir daha okuyun yazdıklarımı ve hala aynı yerde iseniz gidin ve TÜRKÇE ÖĞRENİN. Bilim kimsenin tekelinde değildir , isteyen istediği gibi bilgi arayabilir , araştırabilir , bilim ile uğraşabilir.
Bilim konusunda yaptığınız önermeler karşısında sizi davet edebilceğim tek nokta : İNSAF.
3 - Cevapsız kalmaktan rahatsız olmamdan anladığınız şey ego tatmini ise , yine aynı TÜRKÇE hatırlatmasını yapmak zorundayım.
4 - Bakın inanç ile bilgi ayrıdır , çünkü tavırları farklıdır. İnanç bir dayanağa muhtaç değildir. İnanç her soruya cevap vermek zorunda değildir. O nedenle zaten inançtır . Bilgi ise dayanağa muhtaçtır. Her soruya cevap verebildiği sürece vardır. Bu sayede onu biliriz ve bilgi olarak kabul ederiz. Sizin verdiğiniz örnek ile ‘ Allah’ üzerinden gidecek olursak zaten sizin inanç olarak Allah ı kanıtlamaya ihtiyacınız yok , bunu sizden kimse isteyemez. Ama eğer ben Allah ı biliyorum derseniz ben size bunun delillerini ve hakkında yüzlerce soru sorarım ve bunlara veremediğiniz her cevap sizin bilgi diye ortaya koyduğunuz olguyu küçültmek zorunda kalır.
5 - Başka bir nokta da küçülmekten yine ne kadar komik şeyler anlamışsınız , ben içerik olarak küçülmekten bahsetmiştim , bakıyorum başka türlü anlayıp canınız sıkılmış biraz . Dördüncü defa TÜRKÇE davetini yapıyorum.
6 – Evrimin açıklanamayan noktalarını söylediğimde yine tirafda bulunduğumu söylemişsiniz . Beşinci kez TÜRKÇE davetini yapıyorum.
7 – Evet labaratuvarda - sadece Miller değil ya neyse - deney ortamına müdahele yapılmıştır , tabiki de yapılacaktır . Yoksa siz doğayı müdahelelerden arınmış mı zannediyorsunuz ? Ayrıca bu konular çocuklara değil ODTÜ de öğrencilere anlatılıyor , diğer üniversitelerde bir bakın bakalım. Bir elektrik akımı normal bir müdaheledir , zaten doğa da mevcuttur.
Birçok molekülün ne kadar kompleks olduğunu biliyorum , bilimadamları da biliyor ve bunun nasıl oalbileceğini araştırıyorlar ve birçok noktada da aydınlatıyorlar. Thornton sizce ne yaptı ? Ortada eğer sıfır olasılık var diyorsanız nasıl bugün bu moleküller var ? İşte bilim de bunu öğrenmek için araştırıyor .
Eğer söylediklerimde takılacak ‘milyonda bir ’ gibi ifadelere kalmışsanız işiniz zor haberiniz olsun. İşte bu moleküllerin nasıl oluştuğunu anlamak için araştırmalar yapılıyor o en büyük insanlar ( Umarım bana bu insanları sorarsınız da ben de zevkle anlatırım) çalışıyorlar , bilgi üretmeye çabalıyorlar. Bakın yukarıda küçük bir göz hikayesi anlattım size . Nasıl bir zamanlar şimşekleri bilmiyorduk , ama bugün biliyoruz . İşte bugün herşeyin hikmet olmadığından şüphelenen ve araştırma yapan insanlara borçluyuz bu bilgileri. Aynı şimşekler gibi bugün bu komplekslik araştırılıyor en büyük insanlarca , sizin hiç merakınız olmasın. Bilim yayınlarını takip edin , görmenize yetecektir.
8 - Evet deniz midyesi mucize çıkmadı , kim öğrendiği bunun mucize olmadığını Ulug bey ? Bilimadamları . Bir teşekkür edersiniz artık. Ne zaman öğrendiler ? Araştırınca. Peki araştırmasalar ne olucaktı ? Midye hala bir mucize olarak kalacaktı.
Hem haberiniz olsun bilim henüz bir mucize kaydetmemiştir. Varsa bildiğiniz kaydedilmiş bir mucize lütfen bunu bizimle ve de bütün insanlıkla paylaşır mısınız ? Umarım siz en baştan açıklanayan şeyleri mucize zannederek baştan gol yemezsiniz. Çünkü öyle olsaydı geçmişten bugüne mucize sayıları bir hayli azalmış olmak zorundaydı emin olun . Tıpki bir zamanlar açıklanamayan şimşekler gibi.
9 – Bakın siz kompleksliğin basitlerin kalabalıklığı olduğunu önce bir matematikçiye sorun , ya da varsa bu sitede bir matematikçi o bize daha rahat açıklar. Basitler biraraya gelerek karmaşıklaşır. En yalın haliyle anlatacak olursam : x – sadece basit bir + y ekleyelim – olur x+y --- basitçe bir de 2 ye bölelim – x+y/2 – yine bir basit ekleme ile karesini alalım --- bakın nasıl karmaşıklaştı. Oysa ortada biriken sadece basitler. Bu yeter mi ? Yetmez ise lütfen benden önce bir biyoloğa ya matematikçiye bunu sorun , çünkü ben onlardan öğrendim. Belki siz de bunu başarabilirsiniz. Eğer onların verdikleri cevaplar farklı birşey olursa hiç çekinmeyin benimle paylaşın.
9 – Eğer ‘Yaradılış inançtır’ diye net bir şekilde önerme yapıyorsanız , tartışmamız burada BİTMİŞTİR. Çünkü inanç sorgulanmaz. Siz neye inanırsanız inanın , karşısında ne söylersem söyleyim , siz ‘ Ama ben öyle inanıyorum ’ dediğiniz anda bitmiştir. Buradan umarım inanç akla ya da bilgiye aykırı olmak zorundaymış gibi bir anlam çıkartıp bana yeni bir TÜRKÇE daveti yaptırmazsınız. Sadece inancın bu tür bir mecburiyeti yoktur . Tabiki de uygun da olabilir , olmayadabilir.
Kimse burada harhangi birşeyi kabul etmedi , hele ben asla bir bina kendiliğinden oluşur demedim , bu tür birşeyi de iddia etmedim. Sizi bu durumda neye davet edeceğimi şaşırıyorum. Evet bir bina usta ister , usta ile yapılır. Bunu herkes bilir çünkü bunu herkes GÖRMÜŞTÜR. Bir heykeli heykeltıraşın yaptığını da herkes bilir , çünkü heykel yapılırken o da GÖRÜLMÜŞTÜR. Dolayısı ile herkes TECRÜBELERİ sayesinde binanın nasıl yapıldığını bilir. Ama insanlar bugün durduk yerde çamurdan çıkan bir insan görmedikleri için bunu BİLEMEZLER. Çünkü GÖZLEMLENEMEMİŞ şeyler bilinmez , sadece inanılabilir.Eğer siz doğanın oluşumda ustaları biliyorsanız size ilk sorum nereden gözlemlediniz olur . Evet , nereden gözlemlediniz , ya da başka gözlemleyen var mı ?.
Yine aynı tesadüf yakıştırması , ve yine bir çırpıda.
10 – Birseyin olma ihtimali ne ise odur . Doğru . Peki olan şeylere nasıl imkansız diyebiliriz ? Demekki hesabımız yanlış deriz önce , değil mi ? Ve araştırırız acaba nasıl olmuş diye ? Söyler misiniz bana olmuş olan bir şeye nasıl imkansız diyebiliyorsunuz ?
Bu sefer de kör tesadüf yakıştırması , neyse diyebiliyorum sadece.
Benim evrim için verdiğim dayanakların yanlış olmadığını yazın diyen yok sizden , Kendimce dayanaklarımı yazdım . Size evrimi kanıtlamakla neden vakit kaybedeyim ki ? Evrim konusunda yeni gelişmeleri öğrenmek benim çok daha sevdiğim birşey. Asıl sizi kim tutar , istediğinize İNANABİLİRSİNİZ ? Ama her istediğinizi BİLEMEZSİNİZ: O nedenle ben daha çok bilmek için daha çok araştırmaya çalışıyorum.
Ayrıca ilk canlı evriminin nasıl oluştuğunu merak ediyorsanız okuyun , benim merakımı gideren yayınları okuyun belki sizin de gider ... Ama İNANCI herşeyin , bilginin önüne koyarsanız size tavsiyem hiç yerinizden kıpardamayın , çünkü anlamsız kalır.
Evet , her bilgi kendini ispat etmek zorundadır. İnançtan farklıdır çünkü bilgi. İspatlanamamış olgular yok mu ? Var . Tıpkı bir zamanlar ki şimşekler gibi . Ama bugün için ispat edilememesi hiçbirşeyin asla ispat edileyemeceğini göstermez. Sudan karaya araformun ispatı için fosil gerekiyordu , bakın ne oldu ?
Ayrıca aradan bir anda sıyrılmışsınız , hani sadece inanmak veya ateizm var dı ? Maşallah ilk günden bir de agnostisizm çıktı ? Ama şunu bilin ki , bu bile yetmez. Çünkü en baştan yanılmaya halen devam ediyorsunuz . Olasılıklar yüzlerce.
12 – Bakın ne güzel söylüyorsunuz , Allah a sadece iman edilebilinir , ya da TÜRKÇE konuşalım , sadece İNANILABİLİNİR. Ateizmin inanç konusunda girmek istemiyorum – sakın kaçtığımı düşünmeyin , kaçmadığımı görmek için sormanız yetecektir. – çünkü konu dağılmasın istiyorum . Ayrıca bakın olasılıkları siz benden önce artırmaya başlamışsınız , bir de deizm çıktı şimdi. Benden hızlısınız valla. Yani geçen yorumumuzda sormasak iki olasılığa sıkıştırıp yanıltacaktınız bizi az kalsın. Şimdi de teizm çıktı. Yeni alternatif .Siz kendinizi yanlış çıkartmakta benden daha hevesli gibisiniz.
14 - Seçimim için tavsiyenize teşekkürler de emin olun ben seçimimi çoktan yaptım. Adem ve Havva ile büyüyen hepimiz aynı yolda kalmayabiliyoruz , değil mi ?
15 –İşte benim sevimli sorum:
Eğer siz biliyorsanız benimle lütfen paylaşın , kim bu yaratıcı ? Belki siz bana bu konuda ilk cevap veren olursunuz.
İşte herkesin yaratılıştan bahsettiği , tasarımcıdan bahsettiği tartışmalarda Evrim Teorisi hakkında en ufak noktasından , en geniş halkasına kadar binlerce soru soran , araştıran , önermeler yapan bir çok insana sorduğum bu kadar sade soru yine her zaman olduğu gibi , bu sefer de Ulug tarafından cevapsız kaldı. Ama ben şaşırmadım . Sizin sorduğum sorulara cevap vermemeniz , benim sizin sorularınızı cevapsız bırakacağım anlamına gelmiyor , emin olabilirsiniz.
Yazan: beagle Tarih: December 17, 2006 11:42 PM
Sizi hayal kirikligina ugrattigim icin uzuldum! Ama benim ugradigim hayal kirikligini tahmin bile edemezsiniz! Anlama kapasiteniz beni gercekten derinden etkiledi:) En cok etkilendigim kisimlarsa;
Ali hocanin ve sizin evrim hakkinda yaptiginiz itiraflari(!) gercekten itiraf olarak anladigimi sandiginiz, pozitivizme karsi oldugumu belirttigim ifadelerimi bilime karsi olarak yorumladiginiz ve de kim bu yaratici seklindeki hic samimi bulmadigim sorunuza verdigim cevabi bir itiraf olarak algilayip bak ulug da cevap veremedi dediginiz kisimlardi.
Ben size aynaya bakin derken duz aynayi kastetmistim. Sizse gidip dev aynasina bakmissiniz. Gulmenize sebeb olay sey dev aynasinda gordugunuz kendi komik goruntunuz, benim yazdiklarim degil.
Firsat bulursam bu konuda bir yorum daha yazmayi dusunuyorum. Bir kac gun sonra olabilir.
Yazan: ulug Tarih: December 19, 2006 08:33 AM
Sayin Beagle,
"Evet labaratuvarda - sadece Miller değil ya neyse deney ortamına müdahele yapılmıştır , tabiki de yapılacaktır . Yoksa siz doğayı müdahelelerden arınmış mı zannediyorsunuz ? Ayrıca bu konular çocuklara değil ODTÜ de öğrencilere anlatılıyor , diğer üniversitelerde bir bakın bakalım. Bir elektrik akımı normal bir müdaheledir , zaten doğa da mevcuttur.
Birçok molekülün ne kadar kompleks olduğunu biliyorum , bilimadamları da biliyor ve bunun nasıl oalbileceğini araştırıyorlar ve birçok noktada da aydınlatıyorlar. Thornton sizce ne yaptı ? Ortada eğer sıfır olasılık var diyorsanız nasıl bugün bu moleküller var ? İşte bilim de bunu öğrenmek için araştırıyor .
Eğer söylediklerimde takılacak ‘milyonda bir ’ gibi ifadelere kalmışsanız işiniz zor haberiniz olsun. İşte bu moleküllerin nasıl oluştuğunu anlamak için araştırmalar yapılıyor o en büyük insanlar ( Umarım bana bu insanları sorarsınız da ben de zevkle anlatırım) çalışıyorlar , bilgi üretmeye çabalıyorlar. Bakın yukarıda küçük bir göz hikayesi anlattım size . Nasıl bir zamanlar şimşekleri bilmiyorduk , ama bugün biliyoruz . İşte bugün herşeyin hikmet olmadığından şüphelenen ve araştırma yapan insanlara borçluyuz bu bilgileri. Aynı şimşekler gibi bugün bu komplekslik araştırılıyor en büyük insanlarca , sizin hiç merakınız olmasın. Bilim yayınlarını takip edin , görmenize yetecektir."
Sifir olasilik konusunu hala anlamadiniz. Son bir kez daha anlatacagim. Diyorsunuz ki lab ortaminda basit molekullerden kompleks molekuller olustu. Bunun nasil yapildigini anlamaya calisalim: diyelim ki elimizde 100 tane aminoasid var ve bunlardan bir protein elde etmeye calisiyoruz. Bunu nasil yapariz. 100 tane aminoasidi ayni ortamda bir araya getiririz. Bunlarin proteini olusturmasi icin gerekli sartlari da olustururuz. Burda soyle problemler var: 1- Dogada bu aminoasidler bir araya gelebilir mi
2-Dogada proteinin olusmasi icin gerekli sartlar olusturulabilir mi
Bu sorularin cevabini sonraya birakalim(Protein icin bilmiyorum. arastirmadim. ama aminoasidler icin artik herkes tarafindan biliniyor. Bu konuda bize bir fikir verir sanirim). Simdi labda protein olusturma deneyimizi yapalim. Sonuc ne olacak. Herhangi bir aminoasid diziliminden olusan bir protein ortaya cikacak. Ben ne demistim. hatirlayin. herhangi bir sonucun alinma ihtimali 1'dir. Ama bizim isimize yarayacak olan proteinin olusma ihtimali nerdeyse sifirdir. Bir canli da kac tane protein var. En basitinde bile 100lerce. DNA'dan bahsetmiyorum bile. O cok daha kompleks. Peki bu 100lerce kere olmasi gereken sifir olasiligin hepsinin birden olmus olma ihtimali nedir.
Labda istedigimiz proteini elde etmenin yolu da pekala mumkun olabilir. Mesela dogru aminoasidleri teker teker (pre)proteine ekleriz. Burdaki acik insan mudahalesine dikkatinizi cekiyorum. Burda olasilik yoktur. Burda kesinlik vardir. Simdi proteini birakalim. Aminoaside yani miller deneyine gecelim. Bizzat deneyi yapan kisi tarafindan gercegi yansitmadigi itiraf edilen bir deneydir. Bu deneyde ongorulen dunya kosullari gercekle uygun degildir. Elektrik disinda baska mudahaleler yapilmaktadir. Mesela aminoasid olusur olusmaz aminoasid ortamdan uzaklastirilmaktadir. Cunku ortamda aminoasid tekrar bozulmaktadir. Seklinde bir suru problem var. Aminoasidin olusmus olabilecegini kabul etsek bile(dikkat sadece varsayim.) asil problemler bundan sonra basliyor, anlattigim gibi. Milyonda bir ile benim sifira yakin dedigim olasiliklar arasinda inanilmaz fark var. Bence cok onemli bir konu.
Miller deneyi icin sarfettigim -cocuklara anlatin belki inanirlar- seklindeki ifadeden anlasilmasi gereken bu deneyin asilsiz oldugudur. Yoksa Odtu v.s. okullarda okutulmadigi degil.
Eser-usta iliskisinde oldugu gibi(aciklmalariniz hic tatmin edici degil. Aslinda bu aciklamalara da itiraz etmek istiyorum. Belki sonra) boylesine imkansiz olasiliklarin gerceklesmesi demek olan canliligin varligini Allah'a dayandirmak hic de sacma bir fikir olmasa gerek. Ne dersiniz. Cevabinizi insaf olculerinde vermenizi beklerim.
Firsatim olursa diger konulara da deginmeye devam edebilirim. Ozellikle basit-kompleks iliskisi ile ilgili kendi bransimdan bir ornek vermek istiyorum. Ama inanin islerim cok yogun...
Yazan: ulug Tarih: December 19, 2006 12:58 PM
Sayın Ulug ,
Size önce Miller deneyini anlatmak gerek anladığım kadarı ile her şeyden önce , çünkü bir hayli fazla bilgi eksikliği var. Aslında bunları bir sosyal bilimler öğrencisinden öğrenmeniz bilmem yüzünüzü biraz kızartır mı ?
Neyse , Miller deneyini Urey ile yapmıştır 1953 de. Deney ortamında sizin dediğiniz gibi aminoasitler değil , su,metan, amonyak ve hidrojen vardır. ÖĞRENİN. Ve bir hafta sonra deney ortamında organik moleküller olan aminoasitler oluşmuştur. Ne kadar başlarda yanıldığınızı herhalde artık anlamışsınızdır. Neyse bilmemek değil ögrenmemek ayıp , tabii bunları sosyal bilimler öğrencisinden öğrenmek herhalde biraz daha ayıp ama neyse.
Ve Miller-Urey in bu deneyi başka bir çok deneye de önayak olmuştur. 1961 de bu sefer Oro aminoasitler ile kalınan yerden devam ederek adenin bazlı nükleotitleri oluşturmuştur ve de deneye devam edildiğinde prebiyotik canlıların oluşabileceği kanıtlanmıştır. Sonradan Fox sizin bahsettiniz aminoasitler ile protein sentezine ulaşmıştır. Yani sonuçta başlangıçta olan moleküller gözünüzün önünde.
Ayrıca daha sonradan kanıtlanmıştır ki Miller deneylerinde oldukça cimri davranmıştır ilkel dünya atmosferi bileşenler konusunda. Çünkü daha sonra öğrenilmiştir ki ilkel dünya atmosferinde daha fazla çeşit bileşenler vardır. Buna rağmen aminoasitler yine de elde edilebilinmiştir.
Yani Ulug bey ne imiş ? Aminoasitler ile protein elde etmedi Miller-Urey .Basit moleküller ile müdaheleler yapılarak aminoasit elde edildi. Daha fazlasını yazdım yukarıda zaten. Üstelik kaldı ki sonuç olarak ortada en önemli olguyu atlıyorsunuz : Oluşamaz denilen moleküller cansız ortamda gayetin oluşmuştur. Bu deneyin ortamı ve başlangıç maddeler konusundaki eleştiriler bile yaratılışçıların imkansızlık savunması için bir geri adım atmadır en baştan , çünkü şu kabullenilmiştir ki cansız ortamda bu moleküller oluşabilmiştir .
Ayrıca üniversitelerde , en azından ODTÜ de , Hacettepe de asılsız deneyler okutulmuyor , emin olun. Ama yok siz asılsız oldukları konusunda bu kadar eminseniz size ODTÜ Biyoloji bölümünü tarif edebilirim , siz de gider hocalara bu deneylerin neden asılsız olduğunu anlatırsınız. Ayrıca hocalar kabul ettiği için bu deneyler ya da bilgiler gerçek değil , bunlar gerçek olduğu için hocalarca kabul ediliyorlar unutmayın.
Peki protein size yetmeyebilir canlı diyebilmeniz için ki protein sentezi bir canlılıktır . Neyse , asıl en az yüzden fazla gen gerektiren canlıların oluşması sorusuna vereceğim cevap , sizce prebiyotikten ökaryot kadar geçen süre 2 milyar yıl neler oldu ? Yoksa jeton geç mi düştü biraz ?( Son sorumu istediğiniz gibi algılayabilirsiniz , bilerek adressiz bırakıyorum.)
Bakın hala usta-eser konusunda imkansız diyorsunuz , ben boşuna mı konuşuyorum , ortada imkansız yok. İmkansız olsa bugün bu canlılar nasıl olacaktı ? Eğer cevabınız doğa üstü bir müdahele ise bunu açık açık , en net haliyle belirtin . Ayrıca beni insafa davet ediyorsunuz ama hala anlamıyorsunuz , kimse dindeki Allah ın yaratmasını veya yaradılışı saçma bulmuyor. Saçma olamazlar , saçma oldukları iddia edilemez , çünkü onlar inançtır. Eğer bir bilgi oldukları öne sürülürse o zaman saçma ilan edilebilirler . Siz açık açık canlılığı Allah yarattığı bir bilimsel bilgidir diyorsanız o zaman saçma olabilir. Ama siz öyle demiyorsunuz , sadece inandığınızı söylüyorsunuz. Yanılıyorsam açık konuşun.
İlk kısa olan yorumuza gelince ;
İtiraf diye yazdığınız bir şeyin kelime anlamı neyse ben onu anlarım. Yazacağınız her kelimeden anlamı ne ise onu anlarım , haberiniz olsun.
Bilim konusuna gelince ; positivism ile hiçbir şeyi karıştıran yok , ‘Bilim size arastirin filan demez. Insani arastirmaya sevkeden kendi merak duygusudur. Bilimde insanin kullandigi bir aractir’ ifadesi size ait değil mi ? Buradan ne anladımsa onu yazdım.
Gülmem konusunda ise beni güldürmektense , bana cevap veremeyeceğim sorular sorarak , beni mahçup düşürseniz emin olun gülmekten daha memnun olacağım . Bu da tamamen sizin elinizde.
Son olarak fırsatım olursa diğer konulara değinmeye devem edebileceğinizi (!) söylüyorsunuz , lütfen zamanınız yok ise ortaya arkasında durma fırsatınızın ( zaman sebebiyle ) olmayacağı önermeler yapmayın. Yoksa ben her an önermelerinizin dayanaktan yoksun olduğu hissine kapılabilirim.
Bu yazımdaki önermelerime cevap vermeden önce 17 aralıktaki yazımdaki tarafınızdan cevap verilmemiş aşağıdaki konulara cevap vermediğiniz sürece yeni önermelerinize cevap vermeyeceğim bundan da ayrıca haberiniz olsun.
- Bilimin aklı vardır dedim sizden farklı olarak , araştırır dedim. Bunlara itirazınız veya bu konularda ben nerede yanılıyorum.
- Piranha örneğinde evrimin asla sizin dediğiniz gibi bir önerme yapmacağına itirazınız var mı ?
- Göz konusunda önermemde yanlış var mı ?
- Allah inananlar ile inanmayanların bilim yapma konusunda birbirilerinden hiçbir farkı yoktur önermeme katılıyor musunuz
- Ego tatmini yakıştırmanız konusunda hala ısrarlı mısınız ?
- İnanç ile bilginin arasındaki fark ile uğraşmaya devam edecek miyiz ?
- Artık deniz midyesinin bir mucize olmadığını bildiğimiz için bilim adamlarına borçlu değil miyiz ? Tıpkı bir zamanların mucizesi şimşekler gibi bu midyenin de sırrı bilim sayesinde öğrenildi , değil mi ?
- Siz herhangi bir mucize biliyor musunuz ? Bunu benimle ve bütün insanlıkla paylaşır mısınız ? Yine aynı hatırlatmayı yapayım , cevapsız sorular bir bilinmezdir , mucize değil .
- Karmaşığın tanımına itirazınız hala var mı ?
- İnanmak ve ateism e indirgenmiş iki olasılıkta yanıldınız mı ? Çünkü kendiniz bunu haksız çıkarmışsınız sonradan .
- En son yazımda 15 de yazdığım sevimli sorumun , en sade sorumun cevabını bana ilk veren yaradılış savunucu siz olacak mısınız ? Olacaksanız cevabınız ?
Öyle daldan dala atlamayalım değil mi ?
Yazan: Beagle Tarih: December 19, 2006 06:10 PM
Beagle'ın gözün evrimi ile igili yazdıklarını okuyunca dehşete düştüm.
Canlılardaki farklı göz yapılarına ve bakarak bu bundan evrimleşti bu da şundan demek ne kadar da basit? Bunun "nasıl"ının gösterilmediği müddetçe hiçbir kıymeti harbiyesi olmayan bir önkabul olduğunu anlamak bu kadar zor mu?
Zamanım olmadığı için bu konuda daha önce evrim konusunda bu sitede birlikte aynı saflarda tartışmalara girdiğimiz ve tartışma argümanlarımızı arşivlediğim "farshad" rumuzlu bir arkadaşımızın konu ile alakalı yorumunu alıntılıyorum:
---
"İşin komik tarafı kompleks organların evrimi için Darwinist'lerin sözde açıklamaları bilim kurgu sayılmayacak kadar sığ, inanılmaz kötü ve bilimsel gerçeklerden uzaktır. Bilim kurgu'nun bile belli ölçülerde gerçek bilimden esinlenmesi gerekiyor ki inandırıcı olabilsin. Göz gibi bir oragının rasgele mutasyon ve doğal seçim ile ortaya çıktığını kabul etmek resmen bilim ile dalga geçmektir.
Göz sadece ışığa duyarlı bir kaç hücre, bir lens ve karmaşık bir sinir sisteminden oluşmuyor. Gözü fonksiyonel yapan beyindeki o inanılmaz resim işleme (image processing) yeteneğidir.
Bu yetenğin 1/10.000'ini bile henüz yapay zeka ile elde edebilmiş değiliz. Tüm bilgisayarlı yapay görme teknikleri, objeleri görme ve ayırt etme teknikleri feci bir ilkellik düzeyinden ileriye gidebilmiş değildir.
Kaldı ki ışığın retina'ya düşmesi ve orada oluşan görüntünün görülebilmesi apayrı şeylerdir.
Bir kamera gözlerle aynı parçalardan oluşuyor, acaba bilgisayara bağlı bir kamera baktığını görebiliyor mu? Bu iş bu kadar basit mi? Gözdeki o hassas zoom/focus, diyafram ayarı ve pan/tilt düzenini eş zamanlı kontrol etmek için çok karmaşık bir sisteme ihtiyaç duyuluyor ve bunların hepsi doğanın rasgele deneme/yanılma çabalarının sonucunda ortaya çıktığını inanmamızı istiyorsunuz. Maalesef bazıları bu safsatalara inanacak kadar saf olabiliyor.
Bu iddialar hakkında teknik düzeyde o kadar çok itiraz edilebilecek ve yazılacak şey var ki insan neden bu tür saçmalıkların bilimsel çevrelerde alay konusu olacağına bilimsel gerçek olarak kabul edildiğini merak edebilir.
Darwinizm'e göre evrim aşama aşama gerçekleşir ve bu aşamalar çok ufak adımlarldan oluşmak zorundadır. Aşama aşama ortaya çıkan bir gözün, doğal seçim açısından nasıl oluyor ki tüm bu aşamalarda avantajlı olabiliyor? Doğal seçim açısından bir özelliğin seçilebilmesi için o özelliğin reprodüksiyon'a gözle görülür olumlu bir etki göstermesi lazım ki o tür çoğalabilsin. Gözün sözde evriminde oluşan tüm bu aşamalar nasıl oluyor ki doğa tarafından avantajlı olarak seçilebiliyor?
Tasarımcılar ve mühendsiler bu gerçeğe vakif ki her tasarım belli aşamalardan oluşuyor. Bu aşamalar tam olarak tamamlanmadan tasarımın yeni bir fonksiyonellik düzeyine erişmesi mümkün değildir. Hatta çoğu ara aşama geçici olarak fonksiyonelliği olumsuz yönde etkileyebilir.
(Kaldı ki bu aşamaların doğada gerçekleştiği veya gerçekleşebildiği konusunda tek bir kanıt ve ampirik veri ortada yoktur)
Darwinistler bu sorunları herzaman ki gibi neden olmasın, bir şekilde mutlaka olmuştur, siz anlamazsınız diye acayip bilimsel yöntemlerle açıklıyorlar aslında!! haklarını yemeyelim!
Bu avantaj sağlamayan ara aşamalar sorunu yani intermediate steps problem başka bir deyişle evrimdeki ara adımlar'ın nasıl oluyor ki bir seleksiyon avantajı sağlayabiliyor sorusuna henüz bir cevap bulunabilmiş değildir.
Ancak darwinistler bu senaryolara körü körüne bir bağlılık sergiliyorlar çünkü onlar net olarak şunu biliyorlar: Ya bu senaryolara inanacaklar yada bir tasarımcının varlığını kabul edecekler. Tasarımcıyı kabul edeceğimize hertürlü absürd düşünceyi bağrımıza basarız mantığı ile hareket ediyorlar.
Benzer senaryolar kuşların evrimi için yazılmış ki bunlar kargaları bile güldürücek cinstendir.
Aslında bu konularda yazılacak çok şey var ama bunlarla ilgili zaten zamanında kitaplar yazılmış, çoğu biyolog ciddi itirazlarda bulunmuş ve bulunuyorlardır. Çoğu aklı selim bilim adamı çıkıp yüksek sesle Kral Çıplak demiştir ama maalesef darwinistler deve kuşu misalı kafalarını kuma gömmeyi tercih ediyorlar." (Farshad)
-----------------------
Burdan sonra kendim devam edeyim. Bu tür karşılaştırmalar şuna benziyor. Bunu daha önce çeşitli başlıklar altına yzdım.
Moleküler biyoloji indirgemeci yaklaşıyor ama evrime dair birşey açıklayamıyor Moleküler anlamda her canlı kategorisinin özgünlüğü ve aralarında bir geçişin olmadığı görülmüştür. Buna rağmen evrim yine tartışmaya açıl(a)madı ve "acaba" den(e)medi ( Neden? sebep naturalizm)
Sayın Beagle'nın yaptığını örnekleyelim.
En baştan evrimin gerçekleştiği kabul ediliyor. Ve ona göre moleküler ya da fosil karşılaştırmalar yapılıyor. Çeşitli ağaçlar oluşturuluyor olmuyor bozuluyor tekrar yapılıyor. Daha sonra bu benzerlikler ve ayrılıklar yine evrim lehine kanıt gibi gösteriliyor. Yani benziyorsa birbirinden türemiş gösteriliyor, benzemiyorsa ağacın başka bir yerine monte ediliyor. Daha sonra da bu karşılaştırmalara bakılarak "moleküler karşılaştırmalardan evrime yeni kanıt" spotlarıyla bilimsel buluşlar peydahlanıyor. Ya da anatomik benzerliklerden evrime kanıt şeklinde sunuluyor.
Yani baştan evrimin önkabulle gerçekleştiği varsayılarak oluşturulan modeller yine bu evrime kanıt olarak gösteriliyor. Bu nasıl bir mantık?
Buradaki açık bir komedi var.
Bu, evrimin nasıl bir naturalist dogma olduğuna güzel bir örnek. Sadece moleküler karşılaştırmalar da değil, aynı şey canlılardaki anatomik benzerliklerle birtakım açıklamaların yapılmaya çalışılmasında da mevcut. Bu konuda iyi bir örnek var. Aynı örneği birçok kez bu site de çeşitli başlıklara da yazmıştım. Meseleyi uzun uzun anlatmaktansa bu örneği vermek daha açıklayıcı
Aşağıdaki dioalog J.Wells'in kitabında (Icons of Evolution) anlattığı hayali bir zeki öğrenci-öğretmen diyaloğu. Burada Wells evrimsel açıdan temel anlamı olan homoloji kavramının ne derece önkabullerle bezeli olduğunu gösteriyor:
-Öğretmen : Bugünkü dersimize hızlı bir tkrar ile başlayalım.Dün size homolojiden bahsettim.Ders kitabınızda gösterilen omurga eklemleri gibi homolog özellikler , canlıların ortak atadan geldiği savına en iyi kanıtı sağlamaktadır.
-Öğrenci :Bundan dün sözettiğinizi biliyorum , ama benim kafam karışık.Özelliklerin homolog olup olmadığını nasıl biliyoruz ?
-Öğretmen : Şayet omurga eklemlerine bakarsan , onların farklı işlevleri yerine getirmek üzere adaptasyon geçirmelerine rağmen , kemik yapılarının yapısal açıdan benzer olduğunu görebilirsin
-Öğrenci : Fakat ahtapot gözü yapısal açıdan insan gözüne benzese bile bu iksinin homolog olmadığını dün bize söylemiştiniz
-Öğretmen : Evet bu doğru .Ahtopot gözü ile insan gözü homolog değildir , çünkü onların ortak ataları böyle bir göze sahip değildi.
-Öğrenci : O zaman benzerlik olsun ya da olmasın ortak atadan gelmediği sürece, özellikler homolog değildir
-Öğretmen : Evet şimdi önemli noktayı yakaladın.
-Öğrenci : (şaşkın gözlerle) Aslında hala kafam karışık.Homolog özelliklerin ortak atayla ilgili en iyi kanıtı sunduğunu söylüyordunuz.Ancak özelliklerin homolog olup olmadığını söylemeden önce,onların ortak bir atadan gelip gelmediğini bilmek zorundayız
-Öğretmen : Bu doğru.
-Öğrenci : (ellerini kaşıyarak) Bir şeyi kaçırıyor olmalıyım.Bana öyle geliyor olmalı ki siz, "özelliklerin ortak bir atadan geldiğini biliyoruz, çünkü onlar ortak bir atadan geliyor" diyorsunuz.Bu kısır döngü bir düşünme biçimi değil mi ?
İşte moleküler evrim konusunda da anotomik karşılaştırmalarda da yapılan budur. Ama mesela detaya inildiğinde ve incelemeye herhangi bir önkabulle başlanmadığında görülen M.Denton'un şu tespitidir: "Moleküler seviyede balıktan amfibiyene, amfibiyenden sürüngene ve sürüngenden memelilere evrimsel geçişin hiçbir izi yoktur. " (Shattering The Myths of Darwinism)
Zaten spesifik olarak da milyonlarca tür arasından sadece bir tanesinin bile başlangıcından bugüne kadar hem teorik ve hem de fosil bakımından darwinist aşamalara uygun soy ağacı ortaya çıkarılamamıştır. Mevcut soyağaçlarının hepsi sadece yetersiz teorik varsayımlara dayalı, fosil bakımından tutarsız, çok eksik, kronolojik sıraya uyumsuz ve a priori kabullere göre şekillendirilmektedir.
Darwinist evrim ancak biyokimyasal düzeyde ve yaşamın fosil tarihine bakılarak doğrulanabilir. Fakat bu ikisinde de darwinizm müthiş bir biçimde çuvallamıştır.
Yine bu sitedeki tartışmalar sırasında Farshad, Darwinizm'in nasıl kırılgan bir yapıya sahip olduğunu göstermek için William Dembski'nin yazdığı birmakaleden çok güzel bir örnek vermişti. Dembski zekice kurguladığı bir senaryo ile darwinist önkabule dikkat çekiyor:
http://www.arn.org/docs/dembski/wd_isidtestable.htm
"Farzedin ki ben süper-dahi bir moleküler biyologom ve laburatuvarımda doğada hiç var olmayan oldukça karmaşık süper bir nano-makine tasarladım. Sonra normal bir bakteriyi aldım ve genetic modifikasyönler ile bu nano-makineyi onun DNA'sına yerleştirdim. Eğer doğa da var olmayan bu yeni bakteri türünü gizlice doğaya salıverirsek ve bu bakteri çoğıldıktan sonra Darwinist biyologlar tarafından keşfedilirse, acaba bu biyologlar ne diyecekler? Tabiki bu nano-makinenin tasarlandığını söylemek yerine bunun doğal seleksyön ürünü olduğunu söyleyeceklerdir.Halbuki gerçekte bu bakterideki nano-makine aslında benim tarafından tasarlanmıştır, doğal yöntemlerle değil. İşte bu noktada Darwinist mantık yürütme tarzının ne kadar kırılgan ve yanılmaya açık olduğunu görebiliriz." (Farshad'ın çevirisinden)
Ayrıca yine Beagle'nin bahsettiği Joe Thornton'un indirgenemez kompleksliği indirgediğine ilişkin çalışmaya M. Behe daha o zaman cevap vermişti:
http://www.idthefuture.com/2006/04/the_lamest_attempt_yet_to_answ.html
Bir kısmını alıntılayayım:
" The study by Bridgham et al (2006) published in the April 7 issue of Science is the lamest attempt yet — and perhaps the lamest attempt that’s even possible — to deflect the problem that irreducible complexity poses for Darwinism.
The bottom line of the study is this: the authors started with a protein which already had the ability to strongly interact with three kinds of steroid hormones (aldosterone, cortisol, and “DOC” [11-deoxycorticosterone]). After introducing several simple mutations the protein interacted much more weakly with all of those steroids. In other words, a pre-existing ability was decreased.
That’s it! The fact that this extremely modest and substantially irrelevant study is ballyhooed with press releases, a commentary in Science by Christoph Adami, and forthcoming stories in the mainstream media, demonstrates the great anxiety some folks feel about intelligent design."
Zamanım olmadığı için bunun mealini de Farshadın o an yaptığı çevirisinden alayım:
"7 Nisanda Science'te yayınlanan Bridgham'in çalışması bugüne kadar IC'nin (Irreducilble Complexity) Darwinizm için yarattığı sorunu hafifletmek için yapılmış en zayıf ve aksak çalışma olarak kabul edilebilir. Belki de buna tüm zamanların en aksak girişimi diyebiliriz.
Bu çalışmanın temeli şunlardır:
Yazarlar 3 çeşit steroid hormonu (aldosterone, cortisol, and “DOC” [11-deoxycorticosterone]) ile kuvvetli bir şekilde etkileşim yeteneğine zaten sahip olan bir protein ile işe başlıyorlar. Daha sonra bir dizi basit mutasyonlar ile bu protein söz konusu steroid'ler ile daha zayıf bir şekilde etkileşim gösteriyor. Başka bir deyişle mevcut bir yeteneği zayıflatılmış oluyor.
Hepsi bu kadar. Böyle sıradan ve oldukça alakasız bir çalışmanın basında böyle yaygaralar koparmasının sebebi, Akıllı Tasarım'ın nasıl bazı kesimlerde rahatsızlık yarattığının net bir göstergesidir..."
Mevcut yeteneğin zayıflaması evrime yani gelişime nasıl kanıt olabilir? darwinizme gereken bunun tam tersidir, yani yeni bir işlevsellik ve gelişimdir. Bu da ne labaratuvarda ne de dopğada şu ana kadar gözlemlenememiştir.
Bu konu çok uzun. Sadece Beagle'nın gözün evrimini basitçe anlatırken ki düştüğü yanılgı dikkatimi çekti, göstermek istedim.
Yazan: Gelenek Tarih: December 19, 2006 11:30 PM
Şunu unutmuşum.
Beagle "Ayrıca ilk canlı evriminin nasıl oluştuğunu merak ediyorsanız okuyun , benim merakımı gideren yayınları okuyun belki sizin de gider ..." demiş.
Bu konuda o kadar çok şey okudum ki bırakın merakımın gitmesini bu konunun tamamen bir karanlık içinde kaldığını farkettim.
Sante Fe enstitüsü çalışmaları da dahil bilim dünyası şu anda hayatın başlangına dair hiçbir tutarlı teori öne sürememektedir. Bu konuda D.Overman'ın Türkçeye de çevrilen Düzen adlı kitabına bakılabilir.(Gelenek yayınları) Bu kitapta yaşamın başlangıcı ile ilgili ortaya atılmış tüm materyalist teoriler inceleniyor. Ve hepsinin nasıl bir çıkmaz sokakta bittiğini çok açık bir şekilde anlatılıyor.
Madem yazdım, bir kaç bilimadamının hücre ve yaşamın başlangıcı hakkındaki görüşlerini de aktarayım..
Moleküler biyolog Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis adlı kitabında hücrenin bu kompleks yapısından şöyle söz eder:
"Hayatın moleküler biyoloji tarafından ortaya çıkarılan gerçekliğini kavrayabilmek için, bir hücreyi yaklaşık bir milyon kez büyütmemiz gerekir, ta ki çapı 20 km'ye varsın. Bu durumda hücre, New York ya da Londra gibi büyük bir şehri kaplayacak boyutta dev bir uzay gemisine benzeyecektir. Bu durumda karşımızda benzersiz derecede kompleks bir sistem ve kusursuz bir tasarım olduğunu görürüz. Hücrenin yakınına gelir de onu incelersek, üzerindeki milyonlarca küçük kapıyla karşılaşırız. Aynen bir uzay gemisinde olabilecek otomatik kapılar gibi, bu kapılar sürekli olarak açılıp-kapanarak hücrenin içine ya da dışına yapılan madde akışını kontrol ederler. Eğer bu kapıların herhangi birinden içeri girersek, olağanüstü bir teknoloji ve şaşkınlığa düşürecek bir komplekslikle karşılaşırız. Her türlü insan yapımı ürünün çok üstünde olan bu teknoloji, bizim yaratıcı zekamızı fazlasıyla aşar. Bu sistem, "tesadüf" kavramının her anlamda tam bir antitezini oluşturmaktadır"
Evrimci bir bilim adamı olan W. H. Thorpe:
" Canlı hücrelerinin en basitinin sahip olduğu mekanizma bile, insanoğlunun şimdiye kadar yaptığı, hatta hayal ettiği bütün makinelerden çok daha komplekstir." demektedir.
Chandra Wickramasinghe, hayatın tesadüflerle doğduğuna on yıllar boyunca inandırılmış bir bilim adamı olarak düşüncelerini şöyle anlatıyor:
"Bir bilim adamı olarak aldığım eğitim boyunca, bilimin herhangi bir bilinçli yaratılış kavramı ile uyuşamayacağına dair çok güçlü bir beyin yıkamaya tabi tutuldum. Bu kavrama karşı şiddetle tavır alınması gerekiyordu... Ama şu anda, Yaratıcı'ya inanmayı gerektiren açıklama karşısında, öne sürülebilecek hiçbir akılcı argüman bulamıyorum... Biz hep açık bir zihinle düşünmeye alıştık ve şimdi yaşama getirilebilecek tek mantıklı cevabın yaratılış olduğu sonucuna varıyoruz, tesadüfi karmaşalar değil."
Michael J. Behe, Darwin's Black Box (Darwin'in Kara Kutusu) adlı meşhur kitabında canlılıktaki kompleksliğin keşfedilmesinden şöyle söz ediyor:
"1950'lerin ortalarından beri biyokimya bilimi, moleküler düzeyde yaşamın çalışmalarını açıklığa kavuşturmaktadır. Darwin, 19. yüzyıldaki gelişim derecesiyle bilim; görme, bağışıklık sistemi veya hareket mekanizmaları gibi sistemlerin işleyişlerini dahi tahmin edemiyordu. Modern biyokimya ise bu ve benzeri fonksiyonları gerçekleştiren moleküllerin tanımlanmasına yol açtı. Önceleri, yaşamın temellerinin basit bir esasa dayalı olduğu düşünülmekteydi. Oysa bu beklenti artık tamamen yok olmuştur. Görme, hareket mekanizmaları ve diğer biyolojik fonksiyonların, televizyon kameraları ve otomobillerden daha az karmaşık olmadığı kanıtlanmıştır. Bilim, yaşamın kimyasının nasıl şekillendiğini anlayabilmek için oldukça büyük atılımlar yapmıştır. Fakat biyolojik sistemlerin moleküler seviyedeki hassas düzeni ve kompleksliği, bunların kökenlerinin açıklanması konusunda bilimi felce uğratmıştır... Pek çok bilim adamı kendilerine fazlaca güvenerek, açıklamaların çoktan ellerinde olduğunu öne sürmüştür. Veya çok yakında bu açıklamalara ulaşacaklarını söylemişler fakat profesyonel bilim literatüründe iddialarına bir destek bulamamışlardır. Daha önemlisi, sistemlerin kendi yapıları incelendiğinde, yaşam mekanizmalarının Darwinist bir yaklaşımla asla açıklanamayacağı ortadadır."
Peki hücrenin içinde bu denli kompleks olan ne vardır? Behe, sorunun cevabını şöyle özetler:
"1950'lerden kısa bir süre sonra bilim, yaşayan organizmaları meydana getiren moleküllerin bir kısmının özelliklerini ve şekillerini belirleyebilecek bir noktaya geldi. Yavaş yavaş, uzun çalışmalar sonucu pek çok biyolojik molekülün yapısı keşfedildi ve bunların çalışma yöntemleri sayısız deney ile kanıtlandı. Toplanan sonuçlar ise yaşamın makineler üzerine kurulu olduğunu göstermektedir. Bu makineler, moleküllerden oluşmuştur! Moleküler makineler yüklerini hücre içindeki bir yerden diğerine, yine diğer moleküller tarafından meydana getirilen "anayollar" ile taşırlar. Bu arada diğerleri hücreyi bir şekilde sabit tutabilmek için kablo, ip ve makara göreviyle hareket ederler. Makineler hücreye ait şalterleri açıp kaparlar, bazen hücreyi öldürürler veya aksine gelişmesini sağlarlar. Güneş enerjisiyle çalışan makineler fotonların enerjisini ele geçirir ve bunları kimyasal maddeler içinde saklarlar. Elektrikli makineler, akımın sinirlerden geçmesini sağlar. Üretim yapan makineler kendileri gibi başka moleküler makineleri inşa ederler, ve kendilerini de. Hücre, makineler kullanarak yüzer, makinelerle kendisini kopyalar, makinelerle beslenir. Kısacası, oldukça kompleks olan moleküler makineler her türlü hücresel işlemi kontrol ederler. Yaşamın detaylarının ince ayarı yapılmıştır ve sonuçta yaşamın makineleri oldukça komplekstir. [..]
Son kırk yıl içinde modern biyokimya hücrenin sırlarının önemli bir bölümünü ortaya çıkardı. Bunun için harcanan emek ise gerçekten çok büyüktü. On binlerce insan, bu sırları bulmak için yaşamlarını laboratuarlardaki uzun çalışmalara adadılar...
Hücreyi araştırmak için gerçekleştirilen tüm bu çabalar, çok açık bir biçimde, bağıra bağıra, tek bir sonucu veriyordu:
"Dizayn!" Bu sonuç o denli belirgindi ki, bilimin tarihindeki en önemli buluşlardan biri olarak görülmeliydi... Bu zafer on binlerce insanın "Eureka (buldum)" çığlıklarıyla bu büyük buluşu kutlamalarına yol açmalıydı...
Ama hiçbir kutlama yaşanmadı, hiçbir sevinç ifade edilmedi. Aksine hücrede keşfedilen büyük karmaşıklığın karşısında, utangaç bir sessizlik hakim oldu. Konu halka açık bir ortamda gündeme getirildiğinde, çoğu bilim adamı bundan rahatsız oluyorlar. Kişisel diyaloglarda ise biraz daha rahatlar, çoğu keşfettikleri açık gerçeği kabul ediyor, ama sonra yere bakıp başlarını sallıyorlar ve hiçbir şey olmamış gibi davranmaya devam ediyorlar.
Peki neden? Neden bilim dünyası, keşfettiği büyük gerçeğe sahip çıkmıyor? Neden ortaya çıkan açık dizayn entelektüel eldivenlerle kenarından tutuluyor? Çünkü bilinçli bir dizaynı kabul etmek, ister istemez Allah'ın varlığını kabul etmeyi çağrıştırıyor onlara.."
Bir garip şey de şu. Darwinistler çoğu zaman kraldan fazla kralcı oluyorlar. Bugün okul kitaplarında hala, geçersizliği çoktan açığa çıkartılmış Miller deneylerinin aminoasit oluşturduğu dillendirilir durur.(kaldı ki aminoaisit sadece bir proteinin yapıtaşıdır. Bir protein birçok aminoasitten oluşur. Bir hücre ise ortalama 2000 proteinden meydana gelmekte.Organize olmaları ve görev dağılımları da cabası.) John Horgan da The End of Science adlı kitabında, sonradan geçersizliği ortaya çıkmış ünlü Miller Deneyi'nin sahibi Stanley Miller'ın, son dönemlerde ortaya sürülen hayatın kökeni hakkındaki teorileri son derece anlamsız bulduğunu ve küçük gördüğünü şöyle anlatıyor:
""İlk deneyinden yaklaşık 40 yıl sonra Miller bana, hayatın kökeni bilmecesini çözmenin kendisinin ya da başka herhangi birinin düşündüğünden çok daha zorlaştığını söyledi... Miller, "anlamsız" veya "kağıt üstü kimyası" adını verdiği, hayatın kökeni ile ilgili yeni tezlerden hiç etkilenmemişe benziyor. Bazı hipotezleri o kadar küçük gören bir tavır takındı ki, onlarla ilgili görüşlerini sorduğumda, kafasını salladı, iç geçirdi ve kıs kıs güldü, adeta insanlığın ahmaklığının farkına varmışcasına... Stuart Kauffman'ın otokataliz teorisi de bu kategoriye girmekte. Miller, "Bir bilgisayarda denklemler hesaplamak bir deney teşkil etmez" diye burun kıvırdı. Miller, bilim adamlarının nerede ve ne zaman hayatın başladığını hiçbir zaman kesin bir biçimde bilemeyeceklerini de onayladı."
Bazı şeyleri görebilmek için örtüyü kaldırmak ve naturalist editörler kontrolünde hazırlanan popüler bilim degilerinin satır aralarında gezinmek gerek..
Saygılar.
Suat Ö.
Yazan: Gelenek Tarih: December 19, 2006 11:51 PM
1-) Itiraf sadece baski karsisinda mi yapilir?
2-) “Ayrıca kim Allah a inananlar bilim yapamazlar dedi ? Dediklerimden bunu anlamışsanız bir daha okuyun yazdıklarımı ve hala aynı yerde iseniz gidin ve TÜRKÇE ÖĞRENİN.”
Bu suclamaniza kendi sozlerinizi tekrar yazarak cevap veriyorum. Kim ne anliyorsa onu anlasin artik.
“Bakın piranha olayını bile ne güzel saptırmışsınız. Bilim der ki araştırın , evrim oldu demez çünkü evrim yıllar gerektirir, öyle prianha bir anda oluşmaz. Bir anda oluşmayı başkaları savunur. Bilim araştırır , başkaları araştırmaz çünkü hazır cevapları vardır.”
3-) Ortada bir eser varsa onun ustasi da vardir. Bir heykel varsa heykeltiras, bir resim varsa ressam, bir kitap varsa yazar, bir bina varsa onu yapan bir usta vardir. Ama ortada bir canli mesela bir bakteri varsa onu yapan bir usta yoktur. Niye? Cunku, bu eseri(bakteri) birisinin yaptigini goren kimse yok. Simdi alternatif argumani bir daha inceleyelim:
Ilk canli nasil olustu? Soyle soyle…
Bunu kim gordu? Hic kimse! Fakat biz bu eseri parcalarina ayirip aciklayabiliyoruz. Boylece gormesek de boyle olduguna inaniyoruz.
Iyi ama bir binayi da parcalarina ayirabiliyoruz. Ayrica parcalarin bahsedilen butunu olusturma ihtimali matematiksel olarak imkansiz? Inaniyoruz dedik ya! Amma uzattin! Hem bizim miller ve de thorton deneylerimiz var! (Her ne kadar bu deneylerin ne anlama geldigini, matematiksel imkansizligi aciklamadigini(ve aciklamasinin mumkun olmadigini) ne kadar anlatsak da bos…)
Butun eserlerin bir ustasi oldugunu gozlemlerimiz neticesinde biliyoruz. Aynen oyle de butun canlilarin ve kainatin da bir ustasi olmali- Bu cumle, dogrudan gozlemleme sansimiz olmayan bir olay hakkinda dogru karar vermek icin yapilan son derece guclu bir arguman(benzetme). Trilyonlarca imkansiz olasiligin olacagina inanip da son derece mantikli bir argumani reddetmek karsisinda benim soyleyecegim tek bir sey var: INSAF. Halbuki ilk hucrelilerin nasil olustugunu da gormediniz! Ama onun kendi yazdiginiz masaldaki gibi oldugundan eminsiniz!
Once bir masal yazip sonra bunun dogru oldugunu empoze etmeye calismak bilimsel bir metod degildir. Kanitiniz varsa bunu soylersiniz. Herkes de sesini keser. Gecmis de olmus? Kim gormus? Nasil ispatlayalim? gibi yapilabilecek itiirazlara big bang guzel cevap veriyor: Big bang 15 milyar yil once olmus. Onu da kimse gormemis. Ama gecmisten gunumuze gelen kanitlari var. Bu kanitlardan teori olusturulmus. Bilim iste budur. Gozlem, deney yapmak ve bunlarin sonuclarini mantik, matematik, v.s. ile degerlendirmektir. Masal, hikaye v.s. yazip da bu masali hic bir delile dayandirmadan kesin olarak dogru oldugunu soyleyip bilimin, aklin, mantigin temellerini altust ederek onu insanlara empoze etmek bilim yapmak degildir. Masal yazmak baskalarinin isidir. Bilimin konusu degil.
4-) “Ayrıca aradan bir anda sıyrılmışsınız , hani sadece inanmak veya ateizm var dı ? Maşallah ilk günden bir de agnostisizm çıktı ? Ama şunu bilin ki , bu bile yetmez. Çünkü en baştan yanılmaya halen devam ediyorsunuz . Olasılıklar yüzlerce.
... Ayrıca bakın olasılıkları siz benden önce artırmaya başlamışsınız , bir de deizm çıktı şimdi. Benden hızlısınız valla. Yani geçen yorumumuzda sormasak iki olasılığa sıkıştırıp yanıltacaktınız bizi az kalsın. Şimdi de teizm çıktı. Yeni alternatif .Siz kendinizi yanlış çıkartmakta benden daha hevesli gibisiniz.”
Helal olsun size ben yazilarimda hic bu bahsedilen felsefeleri kapsamayi gerektirecek bir detaya inmemistim. Cunku hic bir gereklilik hissetmedim. Hatta yazilarimi yazarken bahsedilen terimler ve icerikleri aklima bile gelmemisti. Ta ki siz baska olasiliklar da var diyene kadar. Benim yazdiklarima bakin ve bir de olayi getirdiginiz noktaya. Gercekten helal olsun size. Hepimizi aydinlattigin icin sana bir tesekkur borcluyuz. Bu olasiliklardan bahsetmekten niye cekineyim ki? Bunlardan bahsetmek benim yazdiklarimi yanlislamaz/curutmez…
Lutfen carpitma yapmayin! Butun suclamalarinizi size iade ediyorum.
5-) “Karmasik(komplekslik) basitlerin toplamidir(kalabalikligidir)” cumlesine karsin benim kurdugum cumle:
“Hayir, karmasik basitlerin toplami degildir.” Seklinde degildi.
Peki neydi? “Ben sizin basit dediginize karmasik diyorum.”
Peki siz ne yaptiniz? Bana karmasigin basitlerin toplami oldugunu izah etmeye calistiniz. Simdi, “Ben sizin basit dediginize karmasik diyorum.” ile “Hayir! Karmasik basitlerin toplami degildir.” cumlelerinin ayni anlama gelmedigini size ifade etmek icin sizi neye davet etmeliyim acaba? INSAFA mi, TURKCE ogrenmeye mi?
Benim kurdugum cumle ile kastedilen sey, indirgenemez komplekslik orneklerindeki sistemi olusturan alt sistemlerin(parcalarin) de benim bakis acima gore karmasik olduguydu. Hatta daha genis manasiyla soylersek bir atomun veya onu olusturan parcalarin bile (proton, elektron v.s). basit olmadigini dusunuyorum(Bakiniz 40 tasarim ornegi).
Biransimla ilgili verecegim ornek bir sistemin basit parcalardan olusmasinin onun tesadufen olustugu anlamina gelmedigi ile ilgiliydi. Su anda gereksiz goruyorum. Zaten bir bina ornegi de ayni gorevi gorebilir.
6-) “İşte benim sevimli sorum:
Eğer siz biliyorsanız benimle lütfen paylaşın , kim bu yaratıcı ? Belki siz bana bu konuda ilk cevap veren olursunuz.”
Bu soruya oncelikle cevap verildi(Sadece kendimden bahsetmiyorum. Baskalari da verdi). Ama tabi ki siz anlamadiniz!
“Sizin sorduğum sorulara cevap vermemeniz , benim sizin sorularınızı cevapsız bırakacağım anlamına gelmiyor , emin olabilirsiniz.”
Size soru sormak mi? Guldurmeyin beni!
Size ilk canliyi sordum git surdan ogren dediniz. Tesaduf ornekleriniz, usta-eser aciklamalariniz harikaydi. Pozitivizm ile bilim arasindaki farki bilip bilmediginiz konusunda da pek emin olamadim… Kisaca siz de bir sey bulamadim ki size soru sorma ihtiyaci duyayim...
Yazan: ulug Tarih: December 20, 2006 04:55 AM
Sayin Beagle,
Son yorumunuzla Anlama kapasiteniz konusunda beni yine yaniltmadiniz! Uzuleyim mi guleyim mi bilmiyorum. Bu sefer ki cok iyi anladiginiz(!) konu: Miller deneyinin amacinin ne oldugu? Benim yazdiklarima bir daha bakin isterseniz. Bir kere de hayatta anlamaya calisin. Acik bulmaya degil! Ben sizin icin ilgili kisimlari alinti yapayim:
"...Simdi proteini birakalim. Aminoaside yani miller deneyine gecelim... Mesela aminoasid olusur olusmaz aminoasid ortamdan uzaklastirilmaktadir. Cunku ortamda aminoasid tekrar bozulmaktadir..."
Miller deneyi ile ilgili diger soylediklerinizi biraz da alternatif literaturlerden takip edin.
"Öyle daldan dala atlamayalım değil mi ?"
O kadar cok daldan dala atliyorsunuz ki size yetismek icin gecenin bu saatinde yazmak zorunda kaliyorum. Iyi ki sacma sapan ornekler verdiginizi yazdim. Olayi getirdiginiz noktaya bakin. Basit bir itiraf bu kadar zor mu Allahim?
-Bilimin aklı vardır dedim sizden farklı olarak , araştırır dedim. Bunlara itirazınız veya bu konularda ben nerede yanılıyorum.
Bilim de akli kullanmak, arastima yapmak vardir. Ama asil akil sahibi olan insandir. Ve arastirmayi yapan da insandir. Ben sizin ifade ettiginiz seyleri anladim. Tolere edebilrdim dedim. Ama pozitivizmden hoslanmadigimi vurgulamak istedim. Keske siz de beni anlasaydiniz!
- Piranha örneğinde evrimin asla sizin dediğiniz gibi bir önerme yapmacağına itirazınız var mı ?
Bence benim bu ornek ile ilgili yazdiklarimi bir daha okuyun. Ornek aslinda sadece bir espri idi. Bir seyleri vurgulamak icin.
- Göz konusunda önermemde yanlış var mı ?
Evet var Ama bunu size anlatmam mumkun degil. Daha kolay seyleri bile anlatamadim ya da siz anlamadiniz.
- Allah inananlar ile inanmayanların bilim yapma konusunda birbirilerinden hiçbir farkı yoktur önermeme katılıyor musunuz
Sizce ben katiliyor muyum?
- Ego tatmini yakıştırmanız konusunda hala ısrarlı mısınız ?
Siz ilk defa yazi yazdiginiz birisine karsi kullandiginiz uslupda bir problem goruyor musunuz(ya da gormuyor musunuz?)?
- İnanç ile bilginin arasındaki fark ile uğraşmaya devam edecek miyiz ?
Benim hic problemim yoktu. Benim bunlarin farkini bilmedigimi soyleyerek siz kendiniz gundeme getirdiniz. Devam edip etmeyeceginize siz karar verin.
- Artık deniz midyesinin bir mucize olmadığını bildiğimiz için bilim adamlarına borçlu değil miyiz ? Tıpkı bir zamanların mucizesi şimşekler gibi bu midyenin de sırrı bilim sayesinde öğrenildi , değil mi ?
Sorulariniza bir serh koyarak evet diyorum. Serhim sudur: benim mucize anlayisim ile sizin ki cok farkli.
- Siz herhangi bir mucize biliyor musunuz ? Bunu benimle ve bütün insanlıkla paylaşır mısınız ? Yine aynı hatırlatmayı yapayım , cevapsız sorular bir bilinmezdir , mucize değil .
Yukarda cevabini verdim. Evet ben bir cok mucize biliyorum. Ama size gore bunlarin hic biri mucize olamaz. Dawkins'in sozlerini alintilamistim. Tekrar bakabilirsiniz.
- Karmaşığın tanımına itirazınız hala var mı ?
Baska bir yazi da cevap verdim.
- İnanmak ve ateism e indirgenmiş iki olasılıkta yanıldınız mı ? Çünkü kendiniz bunu haksız çıkarmışsınız sonradan .
Baska yazi da cevap verdim.
- En son yazımda 15 de yazdığım sevimli sorumun , en sade sorumun cevabını bana ilk veren yaradılış savunucu siz olacak mısınız ? Olacaksanız cevabınız ?
Dunyaya Ego, kor tesaduf, materyalist, pozitivist bir perde ile bakarsaniz, bu sorunuzun cevabini hic bir zaman bulamayacaksiniz. Allah'i bulmak icin Bilim, akil ve hikmet gozlugunu takmalisiniz...
Saglicakla kalin.
Yazan: ulug Tarih: December 20, 2006 05:37 AM
Gelenek ,
Süreç anlatmam sizi dehşete düşürmüş ise , aynı dehşeti ikinci kez yaşamak National Geographic okumanızla mümkün olabilir. Sürecin tamamını ve bütün formlarını zaten yazmadım ki anlayasınız , nasıl olduğunu en temel haliyle mevcut şartlar içerisinde canlılar belirli adaptasyonlar kazanırlar ve bu değişimler kalıtsallaşınca evrim olur. Bütün nasıllar zaten bilinmiyor , ama araform niteliğinde göz örnekleri ve ilkel gözler bize evrim konusunda işaret veriyor . Birçok noktada süreç gözümüzün önünde gelişiyor. İnsan şu an 28 dişli , bakın bakalım 30 yıl önce kitaplarda kaç dişli yazıyordu ?
Frashad dan yaptığınız alıntılara gelince ,
Bakın bugün uzaya gönderilecek araçlar daha işlevli hale getirilmeye çalışılırken genelde böcekler taklit edilmeye çalışılır , sebebi ise bilimadamlarının dediği gibi önlerinde 4 milyar yıllık bir tecrübenin olmasıdır. Müsade edelim şuracıktaki birkaç milyon yılda aradaki fark hemen kapanmasın. Peki insanoğlu hiç geçmemiştir doğayı. Bilim sayesinde elbette geçmiştir. En basitinden size earth.google.com daki görüntüleri uzaydan aktarabilecek bir canlı gözü biliyor musunuz ? Ben bilmiyorum . Ya da dünyadaki hangi canlının gözü Hubble ın gördüklerini görebilir. Tutarlı ve insaflı olun lütfen.
Kimse hiç bir şeyi rastgele veya tesadüf ile açıklamıyor.
Ben size söyleyim ilk göz gayetin ilkel ve sadece ışığa duyarlı idi , probiyotik aşamada bugünki gibi bir göz bulunursa evrim o zaman çökecektir , bulun biz de kabul edelim.
Yapay zeka örneğinize diyeceğim şey , bugün normal gösden çok daha kuvvetli gözler icat edildi , ee sonuçta ne oldu sizin fikirlerinize , yapay zeka bir gün insanınkinden üstün bir şekilde geliştirilse fikirleriniz ne olucak ? Göz gibi bir hiç mi olucak ? Demek teleskoplar , mercekler ilkel ha ? Maşallah.
Önemli olan görüp görmeme değil benim anlatmak istediğim hususda . Gelişme , bu yaratıklar ilk başta zaten görmüyordu , sadece ışığa tepki veriyorlardı.
Karmaşıklık konusunda zaten yazacağımı yazdığımı düşünüyorum , dahası da var tabii de şimdilik bu seviye bile ne anlatmaya çalıştığımı gösteriyor.
Bu komplekslik iddiasına zaten cevap verildi.
Gelişmeler illaki avantajlı değil , illaki şartlar gereği ne ise o olmalıdır Darwinizme göre önce bunu bilin , şartlar gereği de göz gerekli işlevleri aşama aşama almıştır zaten , yazdığım gibi.
Doğada aşamalar zaten gözleniyor , hem fosil kayıtlarda , hem de gözlerimiz önünde.
Kimse bir şekilde olmuştur demiyor , aşamalar gayetin gözlemlenebiliyor . Bakın geçen hafta insanoğlunun sütteki laktik asite olan bağışıklığı evrimsel olarak ortaya kondu. Üstelik her olay kimya gibi değildir , otur izle öğren gibi. Milyarlarca yıllık bir olayın nasıl olduğu açıklanabilir .
Evet , Darwinizm ve bilim tasarıncının varlığını bilimsel olarak kabul etmiyor.
Ne imil kuşun evrimi ile ilgili önermeler lütfen belirtin , biz de gülelim.
Hangi kitaplarmış bahsettiğiniz onları da bir belirtse idiniz.
Farshad kısmı kapandı herhalde.
İndirgenmeci yaklaşımda Thorton ne diyor sizce ? Ya da geirye doğru gidildikçe fosil kayıtlar neden indirgenerek ilkelleşiyor ?
Geriye doğru gidildikçe bütün canlıların atalarının birbirine benzemesinden yola çıkılarak evrim saptamasını yapmak sizce saçma mı ? Genetik benzerlik hiçbirşey ifade etmiyor mu size göre ?
Arkadaşım , evrim zaten bir önkabul , sen başka bir bilimsel bir önkabul koysana ortaya o halde , bakın Lamarck vardı ama artık yok çünkü deneyler çürüttü.
Bence asıl komedi kendi fikriniz doğrultusunda tek bir kanıt ya da olgu koymadan sadece karşı argüman üretmeniz.
Bilim dogma değildir. Tartışmasına bile girmeye gerek var mı bilmiyorum .
Öğretmenin yerine cevap vermem gerekirse ;
Canlılar ortak atadan gelir , fakat bir ağacın dalları gibi farklı türlere ayrışırlar , hatta kimleri yine aynı şekilde kalmaya devam edebilir . İki farklı dalda olan homolog organlar ileride aynı işleve sahip benzerlik de taşıyabilir , farklı olabilir. Göz konusunda balık ile insan – ahtapotu da katabiliriz – homolog örneği taşır . Ama daha önce söylediğim hox geninde ise farklılık oluşmuştur örneğin.
Yani gelenek , cevapları da benim yerime vermişsiniz ya , neyse.
Moleküler seviyede , fosil olarak da kanıtlar mevcuttur.
Ben size söyleyim en basitinden bizim soyağamız belli.
Darwinist önkabul vardır dediğim gibi , çünkü kanıt ve işaretleri vardır. Araformlar gibi.
Hayır , darwinistler öyle nano bir yapıyı görürlerse bunun doğada oluştuğunu kabul edecekler , çünkü sizi ya da o labaratuvarın herhangi bir kanıtını göremediler. Diyelim ki nano yapının nasıl olaşabileceğini kanıtlayamadılar mı ? Bu kanıtlanana kadar da bir araştırma konusu olmaya devam edilecek. Bakın hala ortak ata bulunamadı.
Evet , Behe cevap verdi , mustafa akyol da yazdı. Thornton da söyledi , behe nin önermesi tümden çürütülmedi diye ama bugün artık Thorton dediği kompleks yapının asla indirgenemeyeceğini kimse iddia edemez. Bu net bir zafer değil sadece bir goldür. Peki size şunu sorsam , ileride Thornton un deneyleri devam eder veya gelişir de mesela bakteri kamçısı labaratuvarda gerçekten kendiliğinden evriltilebilirse , siz o zaman da Darwinizm yanlıştır diyecek misiniz ? Bakın bahsedilen 40 yapının birkaç tanesi açıklandı.
İkinci yorumunuza gelince , okudukarınızdan birkaçını benimle paylaşır mısınız ? Ben kendi adıma Cumhuriyet Bilim ve Teknik , ODTÜ deki seminerler , National Geographic ve Nature takip ediyorum. Karşı argüman olarak da , yani yaradılışçıları harun yahya ( bu kişiye mustafa akyolun yaklaşımı çok merak ediyorum ) ve behe savunucularını. Sizin okuduklarınız nelerdir ?
Denton için söyleceklerim ilk canlı organizmaların bugünkü organizmalara kıyasla son derece ilkel olduğunu kabul etmeyen var mı ? Herhalde yok ? Varsa söyleyin. Bu kadar ilkel olmasına rağmen kompleks yapısı var ve hala deneylerde kendiliğinde organizma çıkmadı , ama protein , aminoasit çıktı. Bunun sebebi belki de bu hadisenin milyonlarca yıl gerektirmesidir. Ama sonuç olarak bu bir bilinmez ya da açıklanamayan bir durum da olsa bu yaradılışa bir kanıt değil , evrime bir araştırma konusu oluşturur.
Evrim tesadüf değil , şartlar sonucu oluşmuştur.
Karmaşıklık konusunda daha önceki söylediklerimi tekrarlıyorum. Basitlerin kalabalığıdır.
Üstelik ister evrim karşıtı , ister değil , kim ne söylerse söylesin , ya da bugün bir evrimci çıkıp da evrim yok desin . Yaptığı saptamanın tutarlılığını ortaya koyduğu olgular belirtecektir.
Evet haklısınız , aminoasit sadece proteinin yapı taşıdır , protein sentezine giden yolu anlatmıştım oysa ki.
Son olarak gelenek ,
Örtüyü zaten sizden önce yaradılış karşıtı olan bizler en az bir kez sizden fazla kaldırdığımız kesin ki bugün adem ve havva ile büyüyen hepimizden en az biz bir kez olsun farklı düşünmeye başlamışız.O nedenle bizim örtüyü en az bir kez fazla kaldırdığımız kesin.
Ve sizden herhalde en sonunda sevimli sorumun cevabını alacağım hissine kapılmıştım çünkü çok fazla argüman ile işe girişmişsiniz ama siz de herkes gibi sorumu cevapsız bıraktınız , sorumu size bir kez daha hatırlatıyorum .
Kim bu yaratıcı ?
Yazan: Beagle Tarih: December 20, 2006 04:38 PM
Sayın ulug ;
Evet , itiraf sadece baskı karşısında yapılır , insanın kendisine yaptığı baskı da buna dahildir.
2 – Başkaları diye bahsettiğimden Allah a inanları anladı iseniz yine Türkçe daveti yapıyorum. Bahsettiğim herşeyin hikmet olduğunu söyleyenlerdir.
3-) İlk canlının oluşumunu kimse görmedi , evrimin süreçlerini de kimse görmedi ama ben de New York u görmedim . New York yok mu ? Var . Neden çünkü kanıtları var , evriminde de var . O nedenle bilimadamları mağaralarda , çöllerde kazılar yapıyorlar. Peki size yaradılışın kanıtını sorsam ? Ya da işaret ettiğiniz ustanın ? Kim olduğunu soruyorum onu bile cevaplamıyorsunuz ?
Ve tekrar aynı hatırlatmayı yapma ihtiyacı duyuyorum : Birşeyin imkansılığı ya da bilinmezliği hiçbirşeye kanıt yaratmaz. Yani evrim ile ilgili bir bilinmezlik sadece araştırma konusu olur veya bir karşı kanıt olabilir, yaradılışa kanıt değil. Evrimin eksikliği veya yanlışı evrimin kendisini çürütebilir , yaradılışa kanıt oluşturmaz .. Yaradılış kanıtını kendi oluşturmak zorundadır. Ve malesef sizinde dediğiniz gibi bilimsel olarak daha yaratıcı bile kanıtlanamadı.
Benim yazdığım size göre ‘masal’ ın yanlış olduğunu söylemek asıl metod – aslı yöntemdir - olamaz. Olması gereken nerelerde yanıldığımı ve doğrularınızı söylemektir.
Kanıtım var ve söyledim . Size kanıtınızı sordum ve hala bekliyorum. .Geçmiş de olanları arkeoloji , evrim nasıl kanıtlıyorsa sizden de aynısınız bekliyoruz.
Mesela yaratıcıyı kanıtlşayabilrsiniz. Durduk yerde çamurdan oluşmuş insanı deney ile tekrarlayabilirsiniz . Bilmem orası sizin işiniz artık. Evrimciler mağaralarda çöllerde kazı yaparken siz ister boş durun , ister durmayın. Bakın bir behe var araştırma yapan , ve belki şaşıracaksınız ama bence iyi ki var , çünkü onun sayesinde evrimi daha çok sorguluyoruz , ve her sorgulama bizi daha çok deneye itiyor , ve daha çok kanıta ulaşmamızı sağlıyor.
Aynı big-bang gibi evrimin de kanıtları var geçmişten bugüne , hatta evrim hala devam ettiği için bugün de görülebiliyor. Ben bile oturduğum yerden insan diş sayısının azalmasını takip edebiliyorum.
Size daha önce dediğim gibi , gerekli detayları düşünerek yazın o halde. Olasılık konusunda soru sormasa idim acaba kendiniz açacak mıydınız konuyu ? Üstelik bunlardan bahsetmek sadece o ifadenizi yanıştmış olur sizin de yaptığınız gibi.
Yani karmaşıklık konusunda verdiğim örnekten gidecek olursak ‘x ’ de karışık , ‘x+2/2’ nin karesi de karışık öylemi ? Yine bir maşallah ?
Benim yaptığım kısa tanımın neresi yanlış ? Belirtin , çünkü belirttiyseniz de ben göremiyorum .
İndirgenemez komplekslik için ben de Behe gibi söyleyeceğimi söyledim : 40 basit yapıya hala ulaşılmadı , ama basit bir molekül şimdilik belirli bir noktada kompleks seviyeye ulaştı.
“İşte benim sevimli sorum:
Eğer siz biliyorsanız benimle lütfen paylaşın , kim bu yaratıcı ? Belki siz bana bu konuda ilk cevap veren olursunuz.”
Cevabınız net istiyorum dedim , ama yine beni aralardan seçme yapmakla uğraştırmak istiyorsunuz.
Yani bu kadar bir sorunun bir kelime bir cevabı olabilir tahminimce . Neden inatla yazmıyorsunuz , bu kadar sayfalarca yazı yazmanıza rağmen ?
İkinci yorumunuza gelince :
Siz öncelikle Miller deneyi hakkında yanılgınızı kabul ediyor musunuz ? Yani aminoasitlerden protein elde edilmediğini Miller tarafından .
Bana bahsettiğiniz daldan dala atlama tamamen benim size cevap vermemden dolayı , siz bir yazınızın içerisinde daldan dala atlarsanız , sayenizde ben de cevap verirken aynı duruma düşeyim. Haksız mıyım ? Yoksa sizi cevapsız mı bırakayım , onu mu istiyorsunuz. Üstelik benim daldan dala atlamaktan kastım şimdilik yeni bir konu eklemeyelim , çünkü bir hayli konu var diyedir.
‘Bilim de akli kullanmak, arastima yapmak vardir.’ Diyorsunuz , o halde ‘Bilim size arastirin filan demez. Insani arastirmaya sevkeden kendi merak duygusudur. Bilimde insanin kullandigi bir aractir’ bu sözünü de diyen siz çelişmiyor musunuz ?
Bize lütfen ‘Bilim size arastirin filan demez. Insani arastirmaya sevkeden kendi merak duygusudur. Bilimde insanin kullandigi bir aractir’ sözü ile ne demeye çalıştığınızı anlatır mısınız ? Pozitivizm ile hiç birşeyi karıştırmadığımı daha önce belirtmiştim ama görmediniz herhelde ?
Tekrar belirtiyorum , siz ne yazarsanız ben onu anlarım.
Bundan sonra espri yapacağınız zaman da önceden belirtin , sizi ciddiye almakta hata yapamamış olayım sizin de işaret ettiğiniz gibi !
- Göz konusunda önermemde yanlış var mı ?
Siz ne göz konusunda , ne de başka bir konuda birşeyler yazmazsanız anlayacak brişey olmaz ki. Sevimli sorum bile hala cevapsız.
Size soruyorum:
- Allah inananlar ile inanmayanların bilim yapma konusunda birbirilerinden hiçbir farkı yoktur önermeme katılıyor musunuz ?
Diye , sizden gelen cevaba tam anlamı ile bir cevapsızlık. Sizin katılıp katılmadığınızı bilsem sorar mıyım zaten ? O nedenle sorumu aynen tekrarlıyorum.
Üslubum ile uğraşmayalım , sorularım ile uğraşalım , çünkü konumuz evrim.
Eğer herşeyi hikmet olarak görürseniz ve de yaradılışı bir bilim alanı gibi ortaya evrime alternatif olarak koyarsanız ben de pekala bilgi ile inancı karıştırdığınızı düşünürüm.
Mucize konusunda , o halde ne imiş benden farklı olan mucize anlayışınız onu öğrenelim . Bu anlayışınızın daha önceden de farklı olduğunu biliyor muydunuz ? Bildiğiniz halde neden önce açıklama gereği duymadan o haliyle yazdınız ve beni baştan yanlış anlamaya ittiniz ?
En azından o sizin anladığınız mucizelerden birini söylese idiniz ?
Müsade edin , kimse hiçbirşeye kör tesadüf , ya da kendilinden gözü ile bakmıyor. Benim dünyaya bakışım deney ve gözlem sonucu gelişen bilgilerdir. Bunlara perde diyorsanız bilim de perdeci dükkanı olur sonra. Ama bu perdeci dükkanı iyi ki var ki bugün internet varda bunları konuşabiliyoruz. Size bir tek bilgi soruyorum ve herkes gibi cevapsız kalıyorum sevimli sorum karşısında.
Yazan: Beagle Tarih: December 20, 2006 04:39 PM
Sayın Beagle,
"Süreç anlatmam sizi dehşete düşürmüş ise , aynı dehşeti ikinci kez yaşamak National Geographic okumanızla mümkün olabilir. Sürecin tamamını ve bütün formlarını zaten yazmadım ki anlayasınız , nasıl olduğunu en temel haliyle mevcut şartlar içerisinde canlılar belirli adaptasyonlar kazanırlar ve bu değişimler kalıtsallaşınca evrim olur. Bütün nasıllar zaten bilinmiyor , ama araform niteliğinde göz örnekleri ve ilkel gözler bize evrim konusunda işaret veriyor . Birçok noktada süreç gözümüzün önünde gelişiyor. İnsan şu an 28 dişli , bakın bakalım 30 yıl önce kitaplarda kaç dişli yazıyordu ?"
Ben yıllardır evrim konusu ile ilgileniyorum. Evrim savunucularının ne taklalar attıklarını, kanıtları nasıl çarpıttıklarını çok iyi bilirim. Gözün evrimi hikayesi de tamemen öyledir. Bunların tamamı önkabüldür. Beslenme alışkanlıklarının değişikliğinden kaynaklanan çene bozukluklarını evrime örnek göstermek ise çok ilginç. Tekrar söyleyeyim evrim gelişme demektir. Yeni bir özellik, bir işlev, bir protein, bir sentez. Yok böyle bir örnek.. Körelmiş organ safsatası vardı, yıllarca dillendirildi. Şimdi hemen hepsinden vazgeçildi çünkü her organın aslında önemli işlevleri vardı. En son junk DNA kavramı vardı o da geçtiğimiz bir kaç yılda yanlışlandı.
Ara form niteliğinde göz falan yoktur. İlkel göz de yoktur. Her canlının yapısına uygun anotomiye sahip göz vardır. Araform yakıştırması darwinistlerin kuruntusundan ibarettir.
"Bakın bugün uzaya gönderilecek araçlar daha işlevli hale getirilmeye çalışılırken genelde böcekler taklit edilmeye çalışılır , sebebi ise bilimadamlarının dediği gibi önlerinde 4 milyar yıllık bir tecrübenin olmasıdır. Müsade edelim şuracıktaki birkaç milyon yılda aradaki fark hemen kapanmasın. Peki insanoğlu hiç geçmemiştir doğayı. Bilim sayesinde elbette geçmiştir. En basitinden size earth.google.com daki görüntüleri uzaydan aktarabilecek bir canlı gözü biliyor musunuz ? Ben bilmiyorum . Ya da dünyadaki hangi canlının gözü Hubble ın gördüklerini görebilir. Tutarlı ve insaflı olun lütfen."
Tek bir soru. Google.eart ne gördüğünü biliyor mu? Ya da Hubble? Gören kim? Biz mi o programlar/aletler mi? Bu program ya da tekleskoplar bir bilince sahip mi? Ya da optik kameralar? Kim insaflı olmalı?
"Kimse hiç bir şeyi rastgele veya tesadüf ile açıklamıyor."
Allah Allah. İlginç Peki neyle açıklıyor? Yönlendirilmiş evrim mi? Tesadüf ne demektir? Veya sizce evrim bir yasa mıdır? Yoksa bunu mu savunuyorsunuz? Sakın neo-darwinistler bunu duymasın anında sizi yaratılışçı yaparlar.(Mesela R.Dawkins sakın duymasın.)
Kusura bakmayın büyük harflerle yazacağım: EĞER BİR SÜRECE BİLİNÇLİ BİR MÜDAHALE YOKSA O SÜREÇ NEDENSELLİĞİN GEREKLERİYLE, KENDİLİĞİNDEN, KÖRLEMESİNE VE TESADÜFEN İŞLER.
Yoksa yönlendirilmiş bir evrimi mi savunuyorsunuz? Yaşamın ortaya çıkışı ve türeyişi bir amaç için mi olmuştur diyorsunuz? Böyle diyorsanız siz de bir yaratılışçısınız. Eğer bir şeyde amaç yoksa, bir süreç, bir proses olarak tasarlanmamışsa o süreç nasıl gerçekleşiyordur? Bir yasa mı vardır? Bugün neo-darwinistler evrimi yasa olarak da kabul etmezler. Ve bunun içinde peydahladıkları hayat ağaçlarındaki düzensiz evrim kademelerini örnek gösterirler. Yani rastgeleliğini ve bir amaç güdülerek gerçekleşmediğini göstermek için. Bu tesadüf, körlemesine ve kendiliğinden değil de nedir? Valla ilginç insan bu darwinistler vessealm Tasarımı kabul etmiyorsunuz, peki bunun karşıtı nedir?
Bakın tekrar yazıyorum: Eğer ortada "bilinçli bir düzenleme" yoksa "tesadüfi birtakım süreçler" vardır. Darwinizme göre evrim doğal koşullar altında, bir amaç güdülmeksizin, yani körlemesine, bir müdahale olmaksızın yani kendiliğinden ve doğal süreçlerin yönlendirilmemiş tesadüfi etkileşimleri ile yani tesadüfen gerçekleşir. (Bunları quantumdan bağımsız ve tamamen nedensellik ilkesi çerçevesine yazdım, quantuma girince işiniz zaten zorlaşıp adeta arap saçına dönüyor.)
"Ben size söyleyim ilk göz gayetin ilkel ve sadece ışığa duyarlı idi , probiyotik aşamada bugünki gibi bir göz bulunursa evrim o zaman çökecektir , bulun biz de kabul edelim."
Kıasik bir darwinist çarpıtma daha. Bunun daha absürdü şöyledir: "Bulun kambriyenden insan fosili evrim yanlışlansın". Yahu siz Yaratıcının keyfinin kahyası mısınız? Nasıl isterse hangi süreçlerle yaratırsa yaratır. Neden "evrim olmuştur" önkabullü ile başlanıyor? Böyle diyeceğinize madem bir sav attınız ortaya onu doğrulayın, nasıl evrimleştiğini açıklayın/gösterin.
Jeolojik katmanlardaki ortaya çıkış sıralaması için kullanılan basitten karmaşıklığa doğru tanımlaması da tam doğru değildir. İsmini hatırlayamadığım biyoloji prof.u bize çok basit gelen bir bakteri ile amip arasındaki karmaşıklık farkının insanla amip arasındaki farktan daha az olmadığını söylemişti. Öte yandan jeolojik katmanlarda ki ortaya çıkma sıralamasının evrime otomatikman kanıt olması olgusunu da bir türlü anlayamıyorum.. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz ? Bu pekala Yaratıcının dünya atmosferine ve ekosisteme uygun şekilde canlıları belirli bir sıralama ile yarattığını da gösterebilir..
Eğer önyargılarınızdan sıyrılırda bakarsanız bu tip bir akıl yürütmenin bilimsel olamayacağını da kavrarsınız. Yanılgınızı göstermek için bir örnek daha vereyim. ( anafikir.com . admini Selim Yörük'en) :
"Misal ben oyuncaklarımla öyle güzel bir "soy ağacı" düzenledim ki;
• Uzaktan kumandalı kırmızı arabanın, sakızdan çıkan küçük kırmızı maket arabanın zaman içinde bilmediğim çeşitli etkenlerle farklılaşmasından oluştuğunu,
• Yeşil kumaş parçasının da, belli bir bilinç olmadan, rastgele meydana gelmiş, çeşitli kimyasal tepkimelerin ardından, uyurken ayağa kaldırdığınızda ağlayan, yeşil kıyafetli bir bebeğe dönüştüğünü iddia edebilirim.
Ve bana "Bunu nasıl ispatlarsın?" dediklerinde, benzerlikleri sıralarım;
• Ikisi de kırmızı, ikisi de plastikten yapılmış, ikisinin de tekerlekleri var. Ikisi de oyuncak...
• Ikisi de yeşil, ikisi de pamuktan yapılmış, ikisi de yumuşak...
Benim Oyuncak Teorimi bilimsel yollarla yanlışlayabilir misiniz? Belki de doğa sizin bilmediğiniz öyle etkiler yaptı ki küçük kırmızı maket araba uzun yıllar sonra büyüdü ve uzaktan kumandalı bir araba oldu. Kim buna "Hayır olmadı! Ben doğanın yapabileceği tüm etkileri biliyorum. Onu o şekilde uzaktan kumandalı bir araca çevirebilecek bir etki olamaz. Olmadı" diyebilir.
Kısacası, eğer benim Oyuncak Teorim doğru ise, bilimsel ise severek kabul ediyorum ki Evrim Teorisi de doğrudur, bilimseldir."
---------------alıntı sonu.
Bu tip bir akıl yürütmenin sakıncalarını ve bilimsel olarak anlamsızlığını sanırım anlatabildim.
"Yapay zeka örneğinize diyeceğim şey , bugün normal gösden çok daha kuvvetli gözler icat edildi , ee sonuçta ne oldu sizin fikirlerinize, yapay zeka bir gün insanınkinden üstün bir şekilde geliştirilse fikirleriniz ne olucak ? Göz gibi bir hiç mi olucak ? Demek teleskoplar , mercekler ilkel ha ? Maşallah."
Tekrar soruyorum. Bu karmaşık aletlerin bir bilinci var mı? Ne gördüklerini kendi varlıklarını biliyorlar mı? Nasıl olur da bu mekanik aletleri bunları "tasarlayan" kişilerin organları ile kıyaslarsınız? Buradaki absürditeyi farketmiyor musunuz? Tüm bu aletlerin karmaşıklığı en basit hücrenin kopmleksliği karşısında ilkel kalıyor bunu bilmiyor musunuz? Bu kadar basit madem ve gözden "daha kuvvetli" mekanik aletler yapılmış niçin sadece basit!! bir hücre bile sentezliyemiyorsunuz? Asıl size maaşallah. Bildiğiniz bir şey varsa Sante Fe enstitüsüne haber verin de adamlar karın ağrısı çekip durmasınlar.
"Karmaşıklık konusunda zaten yazacağımı yazdığımı düşünüyorum , dahası da var tabii de şimdilik bu seviye bile ne anlatmaya çalıştığımı gösteriyor."
Karmaşıklık konusunda yazdıklarınız lise düzeyini bile geçemiyor. Bu konuda W. A.Dembski'nin "The Desing İnference" adlı kitabını okumanızı öneririm.
"Bu komplekslik iddiasına zaten cevap verildi."
Nerede?
Benim yukarıda cevapladığım önkabullerle bezeli şeylerden bahsediyorsanız onlar cevap değil. Ama sizin inancınız olabilir, bilimsel olarak birşey ifade etmiyor.
"Gelişmeler illaki avantajlı değil , illaki şartlar gereği ne ise o olmalıdır Darwinizme göre önce bunu bilin , şartlar gereği de göz gerekli işlevleri aşama aşama almıştır zaten , yazdığım gibi."
:-))
Darwinizme göre birinci kural: Doğal seleksiyon avantajlı olanı seçer. İkinci kural. avantajlı olmayan elenir.
Yukarıda açıkladım. Farklı anotomik yapıları yanyana getirip "bu bundan bu da şundan evrimleşti" derseniz ancak alay konusu olur, size söyleyeyim. Süreci göstereceksiniz. Bu var mı, yok..
"Doğada aşamalar zaten gözleniyor , hem fosil kayıtlarda , hem de gözlerimiz önünde."
:-))
Bu site giderek eğlenceli olmaya başladı. Nerede imiş bu fosiller?
Fosil kayıtlarının darwinizm ile çeliştiği açık sözlü birçok darwinist tarafından da kabul edilmektedir.Bu konuda geniş bir AT literatürü var.İnceleyebilirsiniz.Özellikle kambriyen bulguları ve tür-üstü kategorilerin kökenleri tam bir sırdır. Flumların kökeni de darwinizm açısından tam bir açmazdır.
Daha öncede söylediğim gibi milyonlarca tür arasından sadece bir tanesinin bile başlangıcından bugüne kadar teorik ve fosil bakımından darwinist aşamalara uygun soy ağacı ortaya çıkarılamamıştır. Mevcut soyağaçlarının hepsi sadece teorik varsayımlara dayalı, fosil bakımından tutarsız , çok eksik, kronolojik sıraya uyumsuz ve a priori kabullere göre şekillendirilmektedir.
Bazı koyu darwinistler bu fosillerin durağanlığı ve ani ortaya çıkışlar konusunda yeni tezler ileri sürdüler.Gould'un "kesintiye uğramış denge" (punctuated equilibrium) dediği bu teoriye göre değişimler çok ani ve büyük olmuştur. Ve ardında çok az fosil kaydı bırakmıştır. Daha türler arası en basit geçişleri bile gösteremeyen darwinizmin bu türevi , fosil boşluklarına karşın ve farklı gurupların ortaya çıkışına ilişkin bu hipotezi öne sürmüş , hiçbir kanıta dayanmayan bu teori alay konusu olmuş ve Gould'un P.Johanson gibi darwinizm eleştirmenleri tarafından "darwinizmin gorbaçovu" olarak adlandırılmasına yolaçmıştır. Tıpkı Gorbaçov'un SSCB'yi kurtarmaya çalışırken batırması gibi Gould'da darwinizmi kurtarmaya çalışırken darwinistlerin köşe bucak kaçırdıkları fosil boşluklarının açığa çıkmasına neden olmuş ve bir anlamda darwinizme büyük zarar vermiştir.
Bazı darwinistlerde fosil kayıtlarının yetersiz olduğunu ileride bu ara-formların bulunacağını söylemişlerdir.Ancak paleantologların ezici çoğunluğu fosil kayıtlarının son derece zengin olduğunda ve türler arası boşlukların gerçek olduğunda ittifak halindedir.(Yukarıda bahsettiğim Gould'da bunlardan birisidir.)
Fosil kayıtlarındaki boşluklar işçin bazı bilimadamlarından alıntılar yapalım. Bakalım sizin gibi mi düşünüyorlar?:
Derek W. Ager (Ünlü İngiliz paleontolog):
"Sorunumuz şudur: Fosil kayıtlarını detaylı olarak incelediğimizde, türler ya da sınıflar seviyesinde olsun, sürekli olarak aynı gerçekle karşılarız; kademeli evrimle gelişen değil, aniden yeryüzünde oluşan gruplar görürüz."
W. R. Thompson:
"Fosil kayıtlarında, teorinin gerektirdiği ara formlar ciddi şekilde eksiktir... Modern Darwinist paleontologlar tıpkı Darwin ve ondan öncekiler gibi bu gerçeği hasır altı etmeye mecbur kalmışlardır."
Mark Czarnecki (Evrimci paleontolog):
"Teoriyi (evrimi) ispatlamanın önündeki büyük bir engel, her zaman için fosil kayıtları olmuştur... Bu kayıtlar hiçbir zaman için Darwin'in varsaydığı ara formların izlerini ortaya koymamıştır. Türler aniden oluşurlar ve yine aniden yok olurlar. Ve bu beklenmedik durum, türlerin Tanrı tarafından yaratıldığını savunan argümana destek sağlamıştır."
Carlton E. Brett:
"Yeryüzünde hayat zaman içinde, yavaş yavaş ve kademe kademe mi gelişti? Fosil kayıtlarının bu soruya cevabı; "Hayır"dır."
Dr. David Raup (Chicago Doğa Tarihi Müzesi, Jeoloji Bölümü Başkanı):
"Çoğu insan fosillerin, Darwin'in hayatın tarihi hakkındaki görüşlerine kanıt olduğunu zanneder. Oysaki bu kesinlikle yanlış bir düşüncedir."
Edmund Ambrose:
"Şunu kabul etmeliyiz ki, fosil kayıtlarında yaratılışa inananların görüşlerine ters düşecek hiçbir şey yok."
Gareth Nelson (Amerikan Doğa Tarihi Müzesi):
"Bir fosil türünün veya fosil grubunun bile, diğerine ata olmuş olduğunun gösterilebileceğine inanmak hatadır. Ata-torun ilişkisinin var olduğu, ancak aksini belirten kanıtların yok olduğu varsayılabilir… Karşılaştırmalı biyolojinin tarihi, ataları araştırmanın bizi büyük hatalara mahkum ettiğini, bu sebeple asıl hedefine dayanarak bu araştırmanın boş bir çalışma olduğunu öğretti. İleri sürülen "ata"lar hakkında artan bilgi, onlara genellikle herhangi bir şeyin direkt atası olmak için çok uzmanlaşmış olduklarını gösterir."
Dr. Colin Patterson (Paleontolog):
Evolution isimli kitabında ara-geçiş formlarından niçin söz etmediğini soran Luther D. Sunderland'a yazdığı mektubunda şöyle diyor:
"Kitabımda evrimsel geçiş formları ile ilgili illüstrasyonların eksik olduğu görüşünüze tamamıyla katılıyorum. Eğer herhangi bir canlı veya fosil bilseydim, tabii ki bunu kitabıma ilave ederdim. Siz ara-geçiş formlarını görselleştirmem için bana bir ressam (sanatçı) öneriyorsunuz, ama bu bilgileri nereden bulsun? Dürüst olmak gerekirse ben bu bilgileri sağlayamam ve eğer artistik birtakım çizimler yapsam, o zaman okuyucuları yanıltmış olmaz mıyım? Gould (Stephen Jay) ve American Museum elemanları hiçbir ara-geçiş formunun bulunmadığını söyledikleri zaman onlara karşı koyan kimse olmadı. Ben bir paleontolog olarak, fosil kayıtlarının atalarını tanımlama ile ilgili felsefi problemlerle sarılmış durumdayım. Hangi bir türün başka hangi tür canlıdan geldiğini gösteren bir fosil fotoğrafı göstermemi istemişsiniz - böyle bir fosil kaydı mevcut değil."
David B. Kitts (Oklahoma Üniversitesi, Bilim Tarihi Profesörü):
"Paleontoloji, evrimi gösterecek delilleri sunacağına dair vaadlerine rağmen evrimcilere hiç de hoş olmayan zorluklar çıkardı. Bunlardan en çok dile düşeni fosil kayıtlarındaki boşluklardır. Evrim, türler arası geçiş formalarını gerektirir, ama paleontoloji bunu evrimcilere sunamadı."
John Adler ve John Carey:
"Türler arası formları ne kadar fazla sayıda bilim adamı ararsa, o kadar fazla hayal kırıklığına uğruyor."
Mark Ridley (Zoolog, Oxford Üniversitesi):
"Gerçek bir evrimci hiçbir zaman, yaratılışa karşı evrim teorisine dayanak olarak fosil kayıtlarını kullanmamaktadır."
Steven M. Stanley:
"Bilinen fosil kayıtları, evrimin büyük bir morfolojik ara geçişi başaran tek bir örneğini dahi belgeleyemedi. Bundan dolayı fosil kayıtları kademeli evrimin geçerli olabileceğine dair hiçbir kanıt öne süremez."
Hoimar Von Ditfurth:
"Geri dönüp baktığımızda, neredeyse ıstırapla aranan o geçiş biçimlerini bir türlü bulamamış olmamıza şaşırmamamız gerektiğini anlıyoruz. Çünkü büyük olasılıkla böyle bir ara aşama hiç var olmadı."
Yeterli mi?
Bir de son olarak bulunan ve üstünde bir sürü fırtına kopartılan Tiktaalik roseae ile ilgili Mustafa bey'in yazısının linki vereyim:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/darwinizme_yeni_bir_ikon.php
"Kimse bir şekilde olmuştur demiyor , aşamalar gayetin gözlemlenebiliyor . Bakın geçen hafta insanoğlunun sütteki laktik asite olan bağışıklığı evrimsel olarak ortaya kondu. Üstelik her olay kimya gibi değildir , otur izle öğren gibi. Milyarlarca yıllık bir olayın nasıl olduğu açıklanabilir ."
İşte ben sayfalarca şerhlerimi koydum, buyrun açıklayın.
"Ne imiş kuşun evrimi ile ilgili önermeler lütfen belirtin , biz de gülelim."
Bilmiyor musunuz? Çok ilginç..
Mesela dinoların ön kollarının kanata dönüşmesi. Bunlarla ilgili birkaç tane teori vardır. Hepsi de birbirinden saçmadır. Ben okurken gülüyorum. Mesela yüksek ağaçlardaki böcekleri yemeye çalışırken kanatlanan dinolar, daldan dala zıplarken kanatlanan dinolar gibi. Peki kanıt? Ne gerek var canım. Evrim gerçek ya..
Fosil kayıtlarında tüyler, kanatlar birden bire ortaya çıkar.Uçmak için içi boş kanatlar tek yönlü daimi nefes alışı sağlayan kuş akciğeri vs vs vs birçok anotomik keskin farklılık. Nasıl oluştuklarına dair hiçbir kanıt, hiçbir bilgi yoktur. Bu kuşlara has değil, balıklardan amfibiyenden, amfibiyenlerden sürüngenlere, sürüngenlerden memlilere, memelilerin kendi içindeki sınıflandırmalarına kadar tür üstü tüm kategorilerde aynı boşluklar geçerli.
Bir kere zaten evrimciler kuşların kökeni hakkında kendi aralarında bile anlaşamıyorlar. Ünlü kuş bilimci A.Feducca bu konuda evrimcilerle ciddi görüş ayrılığı içinde.
Ayrıntı için bkn:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/10/ayse_ozek_karasu_ve_cehalet.php
Ayrıca bizim soy ağacımız da ortada yoktur. Teorik olarak insan-şempaze benzerliğinden gösterilerek bir ağaç oluşturulmaya çalışılır ama ortak olduğu iddia edilen hominidlere ve öncesine dair hiçbir kanıt yoktur.
Darwinizmin ders kitaplarına kadar girten ve kanıt diye sunulan tüm argümanları hep böyle saçmalıklardır.
Bu konuda sıkıştırmaya da gelmez onları, hemen dogmatik ilan edilirsiniz. Darwinizm tüm bu açılardan bilimsel bir teori değildir.
Mesela bir Darwinist' e çocuklara birer önkabul ifadesi olan homoloji ve anoloji kavramlarının neden öğretildiğini , kladıstik gibi akıllara sakat yöntemin niçin fosil yorumlamada kullanıldığını, ilkel dünya atmosferine uymayan kurgulama Miller deneyinin neden hala ders kitaplarında hayatın başlangıcı olarak anlatıldığını, sahtekarlığı defalarca kanıtlanan Heackel'in sahte embriyo çizimlerinin niçin hala dergi sayfalarını süslediğini, Kettlewell'in o meşhur biberli kelebeklerinin aslında ağaç gövdelerine konmadığını, ölü kelebeklerin ağaç gövdelerine iğnelendiğinin niçin gizlendiğini ve bu sahtekarlık ortaya çıkmasına rağmen Londra Doğa Tarihi Müzesinde bu sahte doğal seçilim kanıtının neden hala sergilendiğini, ağaçtan çok çalıya benzeyen Darwin'in hayat ağacının kökten kaldırılması gerektiği halde niçin bilim kitaplarında yeraldığını, mutant dört kanatlı meyve sineklerinin ilave iki kanatının aslında uçuş kaslarından yoksun olduğu yani "sakat" olduğu bilinmesine rağmen niçin mutasyonların bilgi üretimine örnek verilerek çocuklara dikte edildiğini, Darwinin ispinozlarının çeşitlenmesinin aslında varyasyon olduğu halde neden doğal seçilimin evrimleştirici gücü olarak lanse edildiğini ve tam bir uçucu olan Archaeopteryx konusunda daha ünlü evrimci kuşbilimci A.Feducca'yı ikna edememişken niçin 100 yıldır Archaeopteryx 'in dino-kuş kayıp halkası olarak tanıtıldığını sorduğumuzda alacağınız cevap derin bir sessizlik yada "gak guk" ise ve bütün bunlara rağmen ısrarla felsefi girdi/önkabul kullanmadıklarını ve "bilimsel" olduklarını iddia ediyorlarsa kusura bakmayın ama ortada ciddi bir mantıksal bir problem olduğunu söylemek hakkımız.
"İndirgenmeci yaklaşımda Thorton ne diyor sizce ? Ya da geirye doğru gidildikçe fosil kayıtlar neden indirgenerek ilkelleşiyor ?"
Bunu yukarıda söyledim. Behe, Thorton'a daha o günlerde cevap vermişti. Thorton'un yaptığı deney evrime/gelişime değil işlev kaybına örnektir.
"Geriye doğru gidildikçe bütün canlıların atalarının birbirine benzemesinden yola çıkılarak evrim saptamasını yapmak sizce saçma mı ? Genetik benzerlik hiçbirşey ifade etmiyor mu size göre ?"
Bakın ben evrime karşı değilim. Olmuş olabilir. Fakat common descent(ortak ata) için yeterli kanıt yok diyorum. Benim bu konuda görüşlerim şöyle.
Evrim teorisinin dinle (İslam'la) çelişmiyor. Birçok İslam düşünrü daha M1000'li yıllarda evrim benzeri teorileri kitaplarına nalmışlar. ( Bkn. "İslam'da Evrimci Yaratılış Teorisi" http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=58118&sa=0&session=&LogID= )
İyi de bu yeterli mi? Bir teorinin kabul görmesi ya da reddedilmesi için ne gerekiyor? Kanıt mı, inanç mı? Ben evrim teorisini ayrıntılı olarak incelemiş birisi olarak bu teorinin türlerin kökenini açıklamaktan çok uzak olduğunu düşünüyorum. Ve bunu eldeki mevcut kanıtlara dayanarak söylüyorum.Yani bir önkabulüm olmadan. Hal bu iken din ile çelişmiyor diye niçin yeterli kanıtla desteklenmeyen, hatta tam aksine teori aleyhine birçok kanıt bulunan darwinizme iltimas geçiyorum? Kanıtlara niçin bakmıyoruz da naturalist felsefeye sığınıyoruz. Buyrun önkabulsüz birşekilde kanıtları inceleyelim. Ve bizi nereye götürüyorsa oraya gidelim. Biz bunu rahatlıkla söylüyoruz. Gerçekte olan neyse onu bulmaya çalışalım; evrimse evrim, AT ise AT. Sorun yok.
Ben nesnel olarak kanıtları izlerim önkabulleri değil.
Yukarıda da yazdım jeolojik katmanlarda ki ortaya çıkma sıralamasının evrime otomatikman kanıt olması olgusunu da bir türlü anlayamıyorum.. Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz ? Bu pekala Yaratıcının dünya atmosferine ve ekosisteme uygun şekilde canlıları belirli bir sıralama ile yarattığını da gösterebilir..
"Arkadaşım , evrim zaten bir önkabul , sen başka bir bilimsel bir önkabul koysana ortaya o halde, bakın Lamarck vardı ama artık yok çünkü deneyler çürüttü."
Lamarckı kalıtım yasaları çürüttü. Ama temel faraziyesi hala geçerli. İlk darwinist darwin değildi. Bilimde önkabul olmaz. Size ODTÜ'de bunları mı öğretiyorlar?
"Bence asıl komedi kendi fikriniz doğrultusunda tek bir kanıt ya da olgu koymadan sadece karşı argüman üretmeniz."
:-))
"Bilim dogma değildir. Tartışmasına bile girmeye gerek var mı bilmiyorum ."
Bakın bu ilginç. Çünkü ben de aynı şeyi söylüyorum. Ama siz daha baştan "Arkadaşım , evrim zaten bir önkabul" diyorsunuz. :-))) Önkabul domatizmin temel sacayağıdır.
Neden evrim baştan önkabul oluyor?
Başka bir alternatifi daha en baştan kapsam dışında bıraktığınız için de naturalist gözlüklerin dışına çıkmayı reddediyorsunuz. Bu, hem bilim felsefesi açısından ne hem de normal mantıkî kurallar bakımından geçersizdir. Naturalizmin a priori doğru kabul edilmesi bir kavramsal çerçevedir, fakat bu yanlıştır. Çünkü ne naturalizm ne de başka bir teori kesin olarak ispatlanamaz. (Gödel'in tanamamlanamazlık teoremini de hatırlatırım) Bu meydanda iken evrimden başka bir açıklamanın olamayacağını daha en baştan nasıl kabul edersiniz? Bu çok açık bir çelişkidir. Bunun neresi bilimsellik? Eğer aksini düşünüyorsanız naturalizmin doğruluğunun ispatını rica edeceğim sizden..
Bir teori ortaya atıp, bu teoriye göre kurulan çatıların yine aynı teoriyi doğruladığını hangi mantık üstadı yumurtlamış? Bu bir kısır döngüdür, totolojidir, hiçbir bilimsel değeri yoktur. Bunu nasıl farkedemiyorsunuz? Bunu farketmenize engel olan naturalizm değil de nedir?
Ünlü bilim felsefecisi Karl Popper kendisi de evrim teorisine "inanmasına" rağmen bu teoriyi bahsettiğim nedenlerden ve totolojik varsayımlarından dolayı bilimsel olarak kabul etmez ve "darwinizm metafizik bir teoridir " der.
Ekstern olacak ama bir örnekle anlatmaya çalışayım. Mesela bir bilimadamı kuşların dinazorlardan değil de bir başka sürüngen grubundan örneğin, timsahlardan türediğini öne süren bir teori ortaya atsa ve bu teoriyi baz alarak karşılaştırmalar yapsa ve sonra dese ki "ben bu teoriyi baz alarak sistemin evrimine dair hipotezler üretiyorum ve kanıtlıyorum" dese ona neremizle güleriz? Şimdi bu bilimsel midir? İşte sizin söylediğiniz aynı şeye geliyor.
Evrimin gerçekleştiği baştan kabul ediliyor. Ve ondan sonra bir takım kuramsal çatılar oluşturuluyor. Uyuşma gösterenler akraba yapılıyor uymayanlar başka bir yerlere monte ediliyor. Homoloji kavramı da aynı. (Bkn: Öğretmen -öğrenci diyalogu) Sonra da bu akıl yürütmeler birden geriye döndürülüp, baz alınarak üretildikleri teoriyi yani evrimi desteklemek için kullanılıyor.( Bkn.tekrar: Öğretmen -öğrenci diyalogu) Buradaki mantıksal sorunu görmemeniz gerçekten şaşırtıcı. Bunu herhangi bir üçüncü dünya ülkesinde lisede başlangıç seviyesinde mantık okuyan bir öğrenci bile farkedebilir. Bu açıdan bilimsel anlamda bu teori bir önkabulden başka bir anlam ifade etmiyor. Bu teorinin bilginin şekillendirilmesinde kullanılabilir olması da birşey ifade etmiyor; çünkü dayandığı temel itibarı ile bir önkabulle anlam kazandığı için daha baştan bilimsel olma sıfatını kaybediyor.
"Darwinist önkabul vardır dediğim gibi , çünkü kanıt ve işaretleri vardır."
:-))) Yahu burada kopacağım artık ben.
Bir teori ortaya atılıyor ve bu teoriye a priori şekillendirilen kanıtlar bir süre sonra bir bakıyoruz aynı teoriyi doğrulatmak için kullanılıyor. :-)) Kusura bakmayın ama bu saçmalıktan başka birşey değil. Biraz mantık dersi almanızı öneriyorum nacizane.
"Hayır , darwinistler öyle nano bir yapıyı görürlerse bunun doğada oluştuğunu kabul edecekler , çünkü sizi ya da o labaratuvarın herhangi bir kanıtını göremediler. Diyelim ki nano yapının nasıl olaşabileceğini kanıtlayamadılar mı ? Bu kanıtlanana kadar da bir araştırma konusu olmaya devam edilecek. Bakın hala ortak ata bulunamadı."
İşte bunu söylüyorum. Önkabuller nasıl da yanıltıyor görüyor musunuz? Ne kadar ararlarsa arasınlar tasarımı baştan kabul etmedikleri için hep yanlış savlar üretecekler. İyi de bu nasıl gerçeği arama çabası?
Araştırmaya devam edilmesin diyen kimse yok. Ama delik deşik edilmiş, her yerinden mumlar yanan, hiçbir kanıt- evet tekrar ediyorum evrimsel mekanizmaların kompleks organlar oluşturabildiğine dair hiçbir kanıt- bulunamamışken, doğada da ara form denecek bir kaç spekülasyon -ki onların da tamamının da ara form olmadığı gösterilmiştir- fosil dışında hiçbir kanıt yokken darwinizmin kanıtlanmış gerçek gibi sunulmasına karşıyım.
" ileride Thornton un deneyleri devam eder veya gelişir de mesela bakteri kamçısı labaratuvarda gerçekten kendiliğinden evriltilebilirse , siz o zaman da Darwinizm yanlıştır diyecek misiniz ? Bakın bahsedilen 40 yapının birkaç tanesi açıklandı."
Ben bu sitede defalarca söyledim. Darwinizm ya da başka herhangi bir materyalist teori benim inancıma sekte vuramaz.
Darwinizm ispatlanabilirse bunu kabul etmekten hiç yüksünmem. Fakat başta hayatın başlangıcı olmak üzere canlılığa dair bilgilerimiz artttıkça darwinizm bırakın doğrulanmayı tüm cephelerden kaybediyor.
"İkinci yorumunuza gelince , okudukarınızdan birkaçını benimle paylaşır mısınız ? Ben kendi adıma Cumhuriyet Bilim ve Teknik , ODTÜ deki seminerler , National Geographic ve Nature takip ediyorum. Karşı argüman olarak da , yani yaradılışçıları harun yahya ( bu kişiye mustafa akyolun yaklaşımı çok merak ediyorum ) ve behe savunucularını. Sizin okuduklarınız nelerdir?"
CBT'yi ve National Geographic'i geçelim. CBT kasıtlı çeviri hataları yapıyor.(Dilerseniz gösterebilirim) National Geographic ise popüler bilimcilik yapıyor. Birkaç yıl önce dino-kuş ara fosili diye kapak yaptığı fosilin bir dino iskleti ile bir başka kuş iskeletinden birleştirildiği ortaya çıktı. Bu koınuda bazı bilimadan yayın önesi uyarı aldığı halde bu sahte fosili yayınlamayı tercih etti. Ayrıca başka birçok kötü şöhreti için " National Geographic'i Doğru Okumak" ( AGORA KİTAPLIĞI ) adlı kitaba bakabilirsiniz.
Her ne kadar Nature ve Earth iyidir desem de yine de bu dergilerin editörleri maalesef tamamen ideolojik bir şekilde naturalizm savunması yapıyorlar. Başka düşüncelere, şüpheli yaklaşımlara nefes bile aldırmıyorlar. Yazıyı uzattığımın farkındayım ama size ilginç bir örnek vereyim.
Siz de iyi bilirsiniz, evrim kuramı hakkında temel şüpheleri olan bilimadamları üniversitelerde barındırılmıyor. Buna dair imalar bile hakemli degilerde yayınlanmıyor. Bunu uzun uzun anlatmak yerine İngiliz jeolog Richard Milton Shattering the myths of Darwinism (Darwinizm Efsanesinin Sonu) isimli kitabının önsözünden şunları alıntılayayım:
"Bu kitabın ilk baskısı 1992'de neşredildiğinde şiddetli tartışmalarla karşılaştı... Bir yandan, The Times'daki bir makaleye göre: '...kitap, evrim dinini sarsıyordu…' Diğer yandan, bir Darwinci olan Richard Dawkins'e göre, kitap 'çılgın', 'saçma', 'ahmakça' gibi sıfatları hakederken, yazarı da 'psikiyatrik yardıma ihtiyacı olan', 'zararsız bir meyveli kek idi.'
Kitabın tartışmalara yolaçacağını bekliyordum; zâten tartışmaya açık bilimsel araştırmaları konu ediyordu, ve biyolojinin daima hassas bir konusu olagelmiş Darwinizmle ilgiliydi. Bilimin sual soran, mütecessis birini hoş karşılayacağını ummuyordum tabii ki, fakat tartışmanın rasyonel bir seviyede yürüyeceğini ümit etmiştim; böylece insanlar söylediklerime haklı olarak daha yakından bakmak, bu veya şu hususun doğruluğu konusunda beni sorgulamak isteyeceklerdi. Korktuğum başıma geldi; karşı tezler öne sürmek yerine, katı bilimciler beni basitçe "kendi" sahalarının dışında kabul ettiler.
Oxford Üniversitesi Zooloji bölümünden Richard Dawkins, 'kitap ciddi bir bilimsel tez olarak ele alınır' korkusuyla, görüşlerini New Statesman dergisinde yazdı. Dawkins yazısının üçte ikisini, Darwinizmi kritik eden bir kitabı kabul etme sorumsuzluğundan dolayı Fourth Estate yayınevine saldırmaya ayırırken, kalan kısmında da yukarıda zikredilen sıfatları kullanarak beni lekelemeye çalıştı. Dawkins, Britanya'nın en seçkin üniversitelerinden birinde çalışmaktadır ve genç nesillerin eğitiminden sorumludur. Bu, sorumlu bir bilim adamının ve öğretim elemanının üslûbu değildir. Bu, inançlarına hakaret edilmiş bir fundamantalistin üslûbudur.
Dünyanın muhtemelen en saygın bilim dergisi olan Nature da kan kokusu aldı ve cinnete iştirak etti. Editör John Maddox yazdığı bir makalede beni, bilimin efsane, evrimin yalan ve tabiî seleksiyonun yalanlar dizisi olduğuna inanan biri olarak tarif etti. Nature ayrıca Sunday Times'ı, önemli sayfalarından birini kitabın tanıtımına ayırma cüretinden dolayı bir hâkim edasıyla azarladı.
Bu aşırı tepkiler, sorgulayıcı bir gazeteci ile birkaç reaksiyoner akademisyen arasındaki çekişmeden çok daha fazla birşeyi gösteriyor ve kamuoyunda önemli sorular sorulmasına yolaçıyor. Büyük meblağlarda kamu parasının harcandığı bilimsel araştırmalar hakkında konuşmak kimin tekelindedir? Sizin kim olmanız gerektiğine kim karar verir? Bilimde farklı sesler hangi forumda ve hangi mekanizmayla duyurulabilir?
Sesleri duyulamayanlar sadece bilim câmiası dışındakiler değil, bunların arasında profesyonel bilim adamları da var. Posta kutuma Darwinizmin Kitab-ı Mukaddes gibi öğretilmesinden endişe duyan biyologların gönderdiği mektuplar kadar, çalışmaları sonunda evrim biyolojisiyle ilgili tıbbî keşifler yapmış tıp adamlarının mektupları da geliyor. Bu sonuncular keşiflerini Nature gibi dergilerde yayınlatmaya çabalamışlar, fakat keşifleri ima yoluyla anti-Darwinci olduğu ve bu yüzden hayat bilimlerindeki hâkim ideolojiye aykırı düştüğü için sürekli reddedilmiş. Yayın konusunda yardımcı olmam için bana başvuruyorlar.
Yeryüzündeki en uygar ülkeler arasında olduğuna inanılan Britanya ve ABD'de bazı profesyonel bilim adamlarının kendilerini böylesine dışlanmış ve önemsiz hissetmeleri, ve durumlarını çare kabilinden popüler basın yoluyla kamuoyuna duyurmak zorunda kalmaları üzüntü verici. Aynı şekilde, entelektüel toleransları ile övünen bu ülkelerde, kendilerini akîdenin bekçisi olarak görenlerden bu tip tepkiler almadan farklı bilimsel görüşleri ifade etmenin imkânsız olduğunu bilmek de moral bozucu." (Milton, 1996)."
----------------alıntı sonu.
Şimdi siz buna bilimsellik mi diyorsunuz? Darwinizm çoktan bir din haline gelmiştir. Çünkü materyalizm darwinizme mecburdur.
Benim okumalarım çok çeşitilidir. Çapraz okumalar yapatrım. Bu konuda birçok kitap okudum. Bu sitenin linkler bölümünde konu hakkında dökümanlar içeren bir çok sitenin adresi var. Ayrıca dikkatli ve önyargısız bir göz evrim teorisinin saçmalıklarını darwinistlerin kitaplarından görebilir.
"Denton için söyleceklerim ilk canlı organizmaların bugünkü organizmalara kıyasla son derece ilkel olduğunu kabul etmeyen var mı ? Herhalde yok ? Varsa söyleyin. Bu kadar ilkel olmasına rağmen kompleks yapısı var ve hala deneylerde kendiliğinde organizma çıkmadı , ama protein , aminoasit çıktı. Bunun sebebi belki de bu hadisenin milyonlarca yıl gerektirmesidir. Ama sonuç olarak bu bir bilinmez ya da açıklanamayan bir durum da olsa bu yaradılışa bir kanıt değil , evrime bir araştırma konusu oluşturur."
Bu konuda da yanılıyorsunuz. Bir kere hiçbir canlı ilkel değildir. Her canlı enerjisini sağlayabilen ve çoğalabilen mekanizmalara sahiptir. Bunu ilkel olarak adlandırmak ancak bizim cehaletimiz ve önyargımızdır. Her bakterinin ekosistemde bir işe yararlılığı vardır.
Ayrıca "ama protein , aminoasit çıktı." demişsiniz. Protein falan sentezlenemedi, lütfen atmasyon yapmayalım. "Aminoasit çıktı" dediğiniz de Miller deneyidir ama bunun geçersizliği çoktan belli olmuştur. Bu konuda "Evrimcilerin yanılgıları"ndan alıntı yapayım:
"1- Miller, deneyinde, "soğuk tuzak" (cold trap) isimli bir mekanizma kullanarak amino asitleri oluştukları anda ortamdan izole etmişti. Çünkü aksi takdirde, amino asitleri oluşturan ortamın koşulları, bu molekülleri oluşmalarından hemen sonra imha edecekti .
Halbuki ilkel dünya koşullarında elbette bu çeşit bilinçli düzenekler yoktu. Ve bunlar olmadan herhangi bir çeşit amino asit elde edilse bile, bu moleküller aynı ortamda hemen parçalanacaklardı. Kimyager Richard Bliss'in belirttiği gibi, "bu soğuk tuzak olmasa, kimyasal ürünler elektrik kaynağı tarafından tahrip edilmiş olacaktı"
Nitekim Miller, soğuk tuzak yerleştirmeden yaptığı daha önceki deneylerde tek bir amino asit bile elde edememişti.
2- Miller'ın deneyinde canlandırmaya çalıştığı ilkel atmosfer ortamı gerçekçi değildi. 1980'li yıllarda bilim adamları ilkel atmosferde, metan ve amonyak yerine azot ve karbondioksit bulunması gerektiği görüşünde birleştiler.
Peki Miller neden bu gazlar konusunda ısrar etmişti? Cevap basitti: Amonyak olmadan, bir amino asidin sentezlenmesi imkansızdı. Kevin Mc Kean, Discover dergisinde yayınladığı makalede bu durumu şöyle anlatıyor:
Miller ve Urey dünyanın eski atmosferini metan ve amonyak karıştırarak kopya ettiler… Oysa son çalışmalarda o zamanlar dünyanın çok sıcak olduğu ve ergimiş nikel ile demirin karışımından meydana geldiği anlaşılmıştır. Böylece o dönemdeki kimyasal atmosferin daha çok azot, karbondioksit ve su buharından oluşması gerekir. Oysa bunlar organik moleküllerin oluşması için amonyak ve metan kadar uygun değildirler.
Nitekim Amerikalı bilim adamları J. P. Ferris ve C. T. Chen, karbondioksit, hidrojen, azot ve su buharından oluşan bir karışımla Miller'ın deneyini tekrarladılar ve bir tek molekül amino asit bile elde edemediler.
3- Miller'ın deneyini geçersiz kılan bir diğer önemli nokta da, amino asitlerin oluştuğu öne sürülen dönemde, atmosferde amino asitlerin tümünü parçalayacak yoğunlukta oksijen bulunmasıydı. Miller'ın göz ardı ettiği bu gerçek, yaşları 3.5 milyar yıl olarak hesaplanan taşlardaki okside olmuş demir ve uranyum birikintileriyle anlaşıldı.
Oksijen miktarının, bu dönemde evrimci teorisyenlerin iddia ettiklerinin çok üstünde olduğunu gösteren başka bulgular da ortaya çıktı. Araştırmalar, o dönemde dünya yüzeyine evrimcilerin tahmin ettiklerinden 10 bin kat daha fazla ultraviyole ışını ulaştığını gösterdi. Bu yoğun ultraviyolenin atmosferdeki su buharı ve karbondioksidi ayrıştırarak oksijen açığa çıkarması ise kaçınılmazdı.
Miller'ın deneyinde oluşturduğu pay ortam, gerçekte ilkel dünya şartları ile hiçbir benzerlik göstermiyordu.
Bu durum, oksijen dikkate alınmadan yapılmış olan Miller Deneyi'ni tamamen geçersiz kılıyordu. Eğer deneyde oksijen kullanılsaydı, metan, karbondioksit ve suya, amonyak ise azot ve suya dönüşecekti. Diğer taraftan, oksijenin bulunmadığı bir ortamda -henüz ozon tabakası var olmadığından- ultraviyole ışınına doğrudan maruz kalacak olan amino asitlerin hemen parçalanacakları da açıktı. Sonuçta ilkel dünyada oksijenin var olması da, olmaması da amino asitler için yok edici bir ortam demekti.
4- Miller Deneyi'nin sonucunda, canlıların yapı ve fonksiyonlarını bozucu özelliklere sahip organik asitlerden de çok miktarda oluşmuştu. Amino asitlerin, izole edilmeyip de bu kimyasal maddelerle aynı ortamda bırakılmaları halinde ise, bunlarla kimyasal reaksiyona girip parçalanmaları ve farklı bileşiklere dönüşmeleri kaçınılmazdı.
Ayrıca deney sonucunda ortaya bol miktarda sağ-elli amino asit çıkmıştı. Yalnızca bu amino asitlerin varlığı bile evrim teorisini kendi mantığı içinde çürütmeye yeterliydi. Çünkü sağ-elli amino asitler, canlı yapısında kullanılamayan amino asitlerdi. Sonuç olarak Miller'ın deneyindeki amino asitlerin oluştuğu ortam, canlılık için elverişli değil, aksine ortaya çıkacak işe yarar molekülleri parçalayıcı, yakıcı bir asit karışımı niteliğindeydi.
---------alıntı sonu.
Bu sağ-elli sol-elli protein meselesi de evrim için büyük açmaz. Canlılarda bulunan bir protein molekülünün meydana gelmesi için yalnızca uygun amino asitlerin uygun sırada dizilmeleri yeterli değildir. Bunun yanı sıra, proteinlerin yapısında bulunan 20 çeşit amino asitten her birinin de yalnızca "sol-elli" olması gereklidir. Kimyasal olarak aynı amino asidin hem sağ-elli hem de sol-elli olmak üzere iki farklı türü vardır.
Bir de "Bunun sebebi belki de bu hadisenin milyonlarca yıl gerektirmesidir." demeniz çok anlamsız çünkü evrimsel mekanizmalar prebiyotik aşamada geçerisizdir. Dolay seleksiyon ve mutasyon ancak üreyebilen bir canlı ortada olduğu zaman ona etkide bulunabilir. Bir leke halindeki aminoasite DS/mutasyon ne yapabilir? Lütfen tutarlı olalım.
"Evrim tesadüf değil , şartlar sonucu oluşmuştur."
Bunu yukarıda en başlarda cevapladım.
"Karmaşıklık konusunda daha önceki söylediklerimi tekrarlıyorum. Basitlerin kalabalığıdır."
Bunu da cevapladım. tekrar edeyim, karmaşıklık konusunda yazdıklarınız lise düzeyini bile geçemiyor. Bu konuda W. A.Dembski'nin "The Desing İnference" adlı kitabını okumanızı öneririm.
"Üstelik ister evrim karşıtı , ister değil , kim ne söylerse söylesin , ya da bugün bir evrimci çıkıp da evrim yok desin . Yaptığı saptamanın tutarlılığını ortaya koyduğu olgular belirtecektir."
Elbette. Tıpkı benim ve/veya antidarwinistlerin yaptığı gibi.
"Evet haklısınız , aminoasit sadece proteinin yapı taşıdır , protein sentezine giden yolu anlatmıştım oysa ki."
Yukarıda buna da değindim. Anlatmadınız sadece hayal gücünüzü kullandınız, aradaki muazzam boşluğun üstüne yattınız. Ama gerçekler öyle değil.
"Örtüyü zaten sizden önce yaradılış karşıtı olan bizler en az bir kez sizden fazla kaldırdığımız kesin ki bugün adem ve havva ile büyüyen hepimizden en az biz bir kez olsun farklı düşünmeye başlamışız.O nedenle bizim örtüyü en az bir kez fazla kaldırdığımız kesin."
Devamını dileriz. Çünkü naturalizm çöküyor, dikkat edin de altında kalmayın.
Ve sizden herhalde en sonunda sevimli sorumun cevabını alacağım hissine kapılmıştım çünkü çok fazla argüman ile işe girişmişsiniz ama siz de herkes gibi sorumu cevapsız bıraktınız , sorumu size bir kez daha hatırlatıyorum .
Kim bu yaratıcı ?
Hiçbir sorunuz cevapsız bırakılmadı Ulug da gayet güzel cevaplar vermiş, ama anlama kabiliyeti farklı bir şey.
Böyle soruları severim. Bir d[t]eist belki afallayabilir ama bir müslüman bu konuda çok rahattır.
Bu yaratıcı Allah'tır. O (cc) kainata serpiştirdiği varlığına ilşkin delillerle "Zâhir"dir, ama Zatını gizlediği için de "Bâtın"dır.
Bunun sebebi de İslam'a göre belldir; "İmtihan".
"Hakikat görene, köre ne?" diye boşuna söylenmemiş..
Biraz uzun oldu kusura bakmayın, saygılar.
Suat Ö.
Yazan: GeleneK Tarih: December 20, 2006 09:16 PM
Sayın Beagle,
"3-) İlk canlının oluşumunu kimse görmedi , evrimin süreçlerini de kimse görmedi ama ben de New York u görmedim . New York yok mu ? Var . Neden çünkü kanıtları var , evriminde de var ."
:-)))
Vallahi alem insansınız yahu. Gece gece beni güldürdünüz.
New York'u siz görmediniz ama ben gördüm. Başka pek çok kişi de gördü. Dahası orada yaşayan milyonlar var.
Peki aramızda 3.5 milyar yaşında olan ve ilk aşamaları ve bütün evrimsel süreçleri bizatihi gören var mı da New York'un ayan beyan varlığı ile evrimin 3.5 milyar yıl öncesine ilişkin kanıtlarını(?) kıyaslamaya çalışıyorsunuz?
Yahu bu nasıl bir mantık?
Eğer ben sizin hocanız olsaydım benim dersimden okulunuzu değiştirmeden geçemezdiniz.
Şimdi ben yukarıda onca şeyi böyle bir mantık örgüsüne sahip ve üstelik ODTÜ mezunu olduğunu iddia eden birisine mi yazdım?
Tevekkeli değil, ODTÜ'de ders vermesi gereken hocaların "Ordu Göreve" pankartları altında yürüyüş yapması.
Hayır vaktim olsa maden gibi yazılarınız alıntılar alıntılar saçmalıkları ortaya çıkartır habşre yazarım ama vakit de yok..
İnsan bu vakit fukaralığına rağmen onca yazıyı boşuna yazmış hissine kapılınca üzülüyor.
Suat Ö.
Yazan: Gelenek Tarih: December 21, 2006 01:45 AM
Anlatmaya calistigim mevzularin kisa bir ozeti niteligindeki asagidaki yorum ile bu konuyu kapatiyorum:
Bir seyin dogru olup olmadigini bilimsel olarak nasil dogrulayabiliriz? Bunun icin kullanabilecegimiz bilimsel metodlar nelerdir?
1-) Gozlem ve deney
2-) Akil ve mantik
3-) Matematik
4-) Mevcut bilimsel gercekler
Simdi ilk tek hucreli bir canlinin kendi kendine olusup olusamayacagini(tesadufen, dogal sureclerle) anlamaya calisalim:
1-) Gozlem ve deney
3-4 milyar yil once olmus bir olayi gozlemlemek pek mumkun olmasa gerek. Dikkat edin sadece tek hucreli canlidan bahsediyorum. Evrimin diger asamalari ile ilgili bulgularin gecerliligi konusuna ben girmeyecegimi soyledim. Bu konuda Gelenek (Suat bey) gayet guzel cevaplar verdi.
Deneylerin bu konuda bir delil olamayacagini izah etmistim. Deneylerle aminoasidlerden bir protein elde edilse bile bunun bir sey ifade etmedigini bir kere daha kisaca anlatmak istiyorum. Cunku labda elde edilen protein ya herhangi bir aminoasid dizisi olabilir ki bu durumda herhangi bir sonucun olma ihtimali (yani 1 olan ihtimal) gerceklesiyor. Ama bizim isimize yarayan ihtimal imkansiz olasiliga sahip. Bunu su sekilde ifade edersek belki daha iyi anlasilir. Elimizde bir firca ile beyaz bir duvara boya atsak karsimiza muhakkak bir sekil cikacaktir. Peki karsi duvara ayni seklin cikma ihtimali nedir? Simdi bizim ihtiyacimiz olan sey bu ikinci denemede ayni seklin elde edilmesi. Yani bize canlilarda kullanilan protein molekullerinin, DNA’nin elde edilmesi gerekli…En basit canli icin yuzlerce belki de binlerce imkansiz olayin gerceklesmesi gerekli. Sadece bir bakteri DNA’sinin olusma ihtimalini daha once vermistim. Bu ihtimalin gerceklesmesi icin ne evrenin yasinin ne de evrendeki atomlarin sayisinin yeterli olmadigini izah etmistim. Kaldi ki gercek sartlarda boyle denemelerin yapilip yapilamayacagi ciddi bir problem. Sadece bir aminoasidin olusmasi uzerine kurulu olan Miller deneyine yapilan cok ama cok kritik itirazlari hatirlayalim. Herhangi bir aminoasid dizilimine sahip olan lab deneyi sonucunun ne anlama geldigini izah etmeye calistim.
Simdi de labda istenilen protein molekulunun kontrollu ve gayet bilincli bir sekilde elde edilecegi bir deneyin ne anlama geldigini anlamaya calisalim. Burda bir olasilik yoktur. Bilincli bir tasarim ve yapici vardir(insan).
Ozetle labda elde edilen bir protein molekulu imkansiz dedigimiz bir olasiligin gerceklestigini goztermez. Bunu idda etmek suna benziyor:
Ruzgar, yagmur, yildirim v.s. ile bir binanin(apartman, villa, saray v.s) kendiliginden olusma ihtimali nedir? Bu sorunun cevabina sanirim herkes(!) imkansiz der. Ama Ortada bir suru apartman, villa v.s. var. Hani imkansizdi?
2-) Akil ve mantik
Eser-usta iliskisi ile ilgili yaptigim izahlari hatirlayin…Akil ve mantik neyi soyluyor?
3-) Matematik
Yeterince olasilik lafi ettik. Daha fazla bir sey yazamayacagim.
4-) Mevcut bilimsel gercekler
Termodinamik v.s. konusuna hic girmedik. Simdi de yeni bir konuya sapmak istemiyorum...
Yukarda ozetledigim sekilde kendiliginden olusum, tesadufen olusum mumkun degil. Peki bunlar yanlissa (mumkun degilse) baska hangi alternatif kaliyor geriye?
Bir yaratici. Ve bir musluman oldugum icin benim yaraticim belli (Suat beyin cevabi cok guzeldi): (Kuranda kendini bize anlatan) Allah(cc).
Not: Sayin Beagle’in en son yorumda bana yonelttigi sorulara onceki yazilarimda zaten cevap veriyorum. Birileri anlamadi diye tekrar ayni seyleri yazmak istemiyorum. Bu yorumu da cok tekrar icermesine ragmen konuyu toparlamak icin yazdim.
Yazan: ulug Tarih: December 22, 2006 06:39 AM
Gelenek ,
Size göre belirli işaretler ve veriler doğrultusunda öne sürülen fikirler önkabul ise siz bu önkabulü haksız çıkaracak veriler koyun ortaya , biz de size göre olan bu önkabulü ortadan kaldıralım. Demek yeme alışkanlıkları değişmesi sonucunda oluşan değişikler çene bozukluğu ha , peki bu çene bozuklukları neden ihtiyaçlar doğrultusunda gelişiyor sizce ? Kullanılmayan dişlerin işlevselsizleşmesi demek daha makul iken , siz sırf evrim yok önkabulünüzden dolayı buna çene bozukluğu diyorsunuz. Bakın , bugün sayısı az da olsa 32 dişi olan insanlar var , ama genel artık 28 diştir , son zamanlar da 26 diş sayısı da küçük çocuklarda artmaktadır ve bunun sebebi yeme alışkanlıklarındaki değişikliğin birtakım dişleri artık işlevsiz kalması ile ilgilidir. Üstelik insandaki değişim sadece diş ile ilgili değildir , son yüzyılda boy ciddi anlamda uzamıştır , ve uzamaya da devam etmektedir. Ee size göre boy uzaması da herhalde bir omurga bozukluğu olsa gerek !
Körelmiş organ safsatası , o halde beni ve bütün dünyayı aydınlatın o halde , - aslında örnek yüzlerce ama neyse , ben şimdilik herkesin fikir verebileceği konular vereyim – balinadaki arka ayak kemiği neye yarıyor ? Gidin Ankara MTA müzesindeki balina heykeline bakın iki arka ayak kemiğini görün. Hatta size daha güzel , sevimli bir şey sorayım : Neden insanlar doğduklarında kuvvetli bir şekilde ellerini her değdiği şeye kapatır ? Körelmiş içgüdülerimiz bile vardır bizim.
Ben size ilkel göz örneği veriyorum , araform niteliğinde göz örneği veriyorum ve siz en son olarak böyle birşey yok diyorsanız , size vereceğim cevap denize kırmızı diyen bir insanla tartışılmaz olacaktır. Yok diyene kadar o gözlerin neden ilkel göz olmadıklarını açıklamıyorsunuz .
Etkili gelişmiş göz yok dediniz , ben de size örnek verdim uydu ve teleskopları . Bahsettiğiniz nedir hala anlamış değilim , teleskopun bilince sahip olması gerekmiyor , onu gören nesnenin tanımlayabilme bilincine ihtiyacı vardır , yani tıpkı gözün bilinçli olmayıp beynin o bilince sahip olmaması gibi. Üstelik sizin ilk önermenizde siz görmekten mi bahsettiniz , yoksa bilinç sahibi nesnelerin görmesinden mi ? Keşke belirtse idiniz de ben de ona göre cevap verse idim . Neyse şimdi vermiş oldum herhalde.
Evrim tesadüf ile değil , şartlar neyi gerektiğiyorsa o olgunun oluşması ile açıklanır.
Bacon un dediği gibi ‘ That is only ‘is’’, bu açıklama doğal olguları tanımlamak için yapılmıştır. Yani bir taş bir yerde ise , mesela toprağın üzerinde ise bu tesadüf ya da başka bir şey değildir. Taş bir kayadan kopmuştur , yuvarlanmış ve orada kalmıştır , bu kadardır. Eğer gerekli ortam varsa , burada moleküller ortam gereği uygun şekilde yeni moleküller oluşturmuşsa bu tesadüf değildir , şartların gereği gerçekleşmiştir.
Üstelik kim duyarsa duysun , doğada her zaman şartların gereği ne ise o gerçekleşir , bu bırakın evrimin orta çıkışını , bu çok daha önceden modern bilimin doğuşunda kabul edilmiş bir ilkedir. Şartların gereğinin gerçekleştiğini iddia etmek yaratılışçı olmak ise ne diyebilirim ki , siz benim yerime zaten cevabı vermiş görünüyorsunuz!
Bakın siz de diğer tartıştığım insanlar gibi birden ortaya iki olasılık çıkarmışsınız ; Ya bilinçli müdahele ya tesadüf . Hayır şartların gereği ne ise o .
Yaşam da ortaya çıkmıştır , çünkü uygun ortam vardı ve çıktı. Bu kadar. Yine Bacon dan : Ağacın büyümesinde fazladan bir amaç olamaz. Su vardır , güneş vardır , o da büyür . Bu kadardır.
Üstelik evrim ile Tanrıya inanmama bambaşka konulardır. Çünkü birisi bilim birisi ise inançtır. Bir insan Tanrıya inanarak pekala evrimi de kabul edebilir. Burada çelişen hiçbir şey göremiyorum.
En güzel örnek bu duruma Wheaton Collage tartışmalarıdır. Bu tartışma sonucunda bir çok koyu hrıstiyan Amerikalı çelişkiyi ortak atadan doğan diğer maymunsulardan farklı olarak iki maymunsuya Tanrı fazladan ruh eklemiştir diyerek cevap bulmaya çalıştışar. Ben buna yine katılmıyorum ama sonuçta inanç örtüşsün ya da örtüşmesin , bir insan aynı anda ikisine de her şekilde sahip olabilir.
Kimse yaratıcının keyfine bir şey sormuyor , sadece bilimsel kanıtını soruyor, ben de dahil. Eğer geçmiş dönemlere doğru gidildikçe daha çok ilkele giden yapılar bulunuyorsa ve buradan yola çıkılarak ilkelden gelişmişe doğru bir süreç açıklanıyor , birileri de hayır göz ilk hali gibi moderndir diye bir argüman sorarsa müsade edin bu insanlara ‘ O halde geçmişten bize müthiş bir ilk göz örneği çıkar da kabule edelim ‘ diye sormamınızın nesi tutarsız olabiliyor ?
‘Jeolojik katmanlardaki ortaya çıkış sıralaması için kullanılan basitten karmaşıklığa doğru tanımlaması da tam doğru değildir.’ Diyorsunuz ama ODTÜ Jeoloji mühendisliğinde ve İTÜ de bu farklı öğretiliyor. Bu noktada müsade ederseniz ben size değil de , ya da o ismini hatırlayamadığınız biyoloji hocasına da değil de , jeologlara inanayım. Üstelik daha da önemlisi gözlerime inanayım. Geçmişe doğru gidildikçe organizmaların ilkelleştiğini fosil kayıtların bizzat kendisi bana bir hayli gösteriyor. Bakınız , MTA Müzesi , ODTÜ Jeoloji Müzesi. Üstelik umarın birgün de New York Doğa Tarihi Müzesi.
Benim bildiğim ve kabul ettiğim bilimsel bilgiye bir çırpıda önyargı demeniz benim bu sitede alışık olduğum yeni bir yakıştırma , şark kurnazı bile olmuştum , bir kentin halkını katil diye isimlendirmişim , şaşırmadım yani yaptığınıza.
Soyağacı konusunda demek hayvanlar alemi , omurgalılar , memeliler hepsi birer oyuncak size göre , bravo .
Sizin verdiğiniz araba ve kumaş örneklerine cevap zaten vermiştim. Yine vereyim , yeterli zaman ve koşullarda ilkel hücre bugün bu hale geldi. Uygun koşullar sonucu oluşan tepkiler ile bugün ki bir çok molekül bilinçe ihtiyaç duyulmaksızın oluştu. Üstelik bilinç ile açıklayacağınıza herşeyi önce şu bilinçli yaratıcıyı açıklasanız nasıl olur ?
Üstelik siz örneklerinizi süresiz vermişsiniz , bana biraz süre verin . Mesela bu araba ne kadar zamanda ne koşullarda uzaktan kumandalı oldu ? Ya da kumaş ? Buyrun , örneğiniz biraz fazla içerikten yoksun ?
Eğer sizin arabanız uzun yıllar sonra uzaktan kumandalı olmuşsa ve bugün ben uzaktan kumandalı araba yapan ustalar görüyorsam derim ki , ustalar tekniklerini ilerletmiş , çünkü ustaları görüyorum. Benzer şekilde ilk otomobil bugün bir çok farklı araca dönüşmüşse de sınıflandırma yaparım , kamyon , motosiklet gibi . Çünkü onların da ilk ustalarını biliyorum. Ama doğada durduk yerde ustaların olamayacağı bir zamanda mesela , 50 bin yıllık bir araba bulursam bunu araştırım , nasıl olabilir diye ? Cevap bulamazsam da bir bilinmez olarak kalır, araştırılmaya devam edilir . Bir zamanlar ki şimşekler gibi . Ama bir müddet sonunda ben birgün deney yaptım ve gördim ki doğada bulunan çamurdan , demir , vs. , her neyse bir müddet sonra labaratuvarda motora – bakın araba da değil sadece motor – dönüşürse derim ki , hım demekki uygun koşullarda kendiliğinden motor oluşabilirmiş. Bir müddet sonra da 40 bin yıllık daha gelişmiş bir araba bulursam , üstüne de 60 bin yıllık daha ilkel bir araba bulursam da derim ki doğada bir dönüşüm var . Şimdi ben bu tür bulgu ve verilere ulaşırsam ne demeliyim sizce ?
Göz ve bilinç konusuna daha önce değindiğimi düşünüyorum. Açmamı istediğiniz yerler varsa lütfen sorun.
Karmaşıklık konusunda seviyeye değil de dediklerimin yanlış mı yoksa doğru mu olduğunu söylese idiniz keşke.
Karmaşıklık tanımıma cevap verdim . x den başlayan gibi. Cevaplarıma direkt cevap değil demeyi bırakıp da yanlışlarımı ya da eksiklerimi belirtseniz nasıl olur ?
Evet doğal seleksiyon avantajlı olanı gerektirir , çünkü şartlar avantajlı olanı gerektirir. Burada çelişen bir şey göremiyorum.
Araform fosiller doğa tarihi müzelerinde var . Üstelik fazlası da var ama şimdilik gerek yok.
Siz bana bir örnek verin AT literatüründeki onun üzerinden nasıl Darwinizm ile çaliştiğini bulalım. O örnek üzerinde gidelim . Seçimi de siz yapın benim yerime. Olur mu ? Bekliyorum.
Bugün yaşayan her canlının soyağacı vardır. Her canlının . Bana sorun bir tane yeter .
Değişimin çok ani ya da büyük olması değildir önemli olan , olabilmesi mümkün mü , olmuş mu ? Önemli olan bunlardır.
Fosil kayıtlar fakirdi diyen mi var burada ? Sadece geçmişe doğru daha ilkeldi diyenler var ve daha az çeşitte . Araformlar ise her yerde. Mesela Tiktaalik.
Ayrıca evrimin açmazları olduğunu kaç defa belirteceğim , en basitinden hala ortak ata fosili bulunamadı. Üstelik Ali Demirsoy örneği bunların hepsinden daha çok şey anlatıyor bence . Üstelik lütfen kim yaratılışa aykırı birşey bulabilir ki zaten, kendisi bir inanç çünkü. Siz istediğiniz kadar aykırı kanıt bulun , ben inanıyorum dediğiniz anda defter kapanır.
Milyarca yılı kısaca açıklamak gerekirse , ilk önce molelükler , 3,5 – 4 milyar yıl kadar önce ilk tek hücreliler prokaryotlar , daha sonra fotosentez yapabilen canlılar , 2 milyar kadar önce ilk ökaryotlar diye devam ediyor . Buraya kadar yeter mi ? Yetmez ise söyle uzatayım ? Ya da buraya kadar herhangi bir itiraz var mı ?
Bahsettiğiniz daldan dala sıçrayarak kuşa dönüşme henüz bir varsayım ama bence o kadar komik değil , özellikle bugün beslenme alışkanlığı ile diş sayısının azalması gibi. Üstelik siz çok komiksiniz çünkü fosil kayıtlarında tüylerin birdenbire ortaya çıktığını bir tek harun yahya yazıyor , yoksa siz argümanlarınızı harun yahya dan mı topluyorsunuz , acaba mustafa akyol da harun yahya dan faydalanıyor mudur acaba ? Onu okurken ben de çok gülüyorum. Nasıl oluştuklarına dair kanıt da bir hayli var oysa , siz göremediniz demek ki.Tüyler benzer genlerin kontrolünde gelişirler. Yale den kuşbilimci Richard Prum açıklıyor : Tüyler ve pullar aynı değillerdir tabiki de ama aynı köktendendirler. Bir pulun tüye dönüşmesi ise plakçıklara verilen komutun değişmesi ile ortaya çıkmıştır. Bu aşamalar kuşlar embriyon aşamada iken tüyler plakçıklardan gelişirler . Burada yine sürüngenlein plakçıklarında olduğu gibi aynı genler ön ve arka sınırları belirler. Bu dönüşümler ise ilk olarak 150 milyon yıl önmce görülmeye başlamıştır. İlk tüyler üstelik o halleri ile kalmamış daha sonra barblara , havlara dönüşmüştür. Üstelik herşey bir yana bir pul ile tüyü yanyana alıp incelediğinizde ben bir çok benzer noktayı kendi gözlerimle bile görebiliyorum.
Araformlar bize boşlukları doldurmamızı sağlıyor gelenek.
Üstelik görüş ayrılıklarının olması size olgunun kabulü ama nasıl geliştiği konusunda farklı düşüldüğü anlamına gelmiyor mu ?
Araformlar daha önce dediğim gibi mevcuttur , ve hominidler öncesi de bilinmektedir.Örneğin Sahelanthropus tchadensis , siz isteyin ben size daha on tane ilkel hominid sayayım. Ee şimdi cevabınız ?
Evet Thornton a Behe cevap verdi , okudum zaten ve ona göre yazdım . Siz yazdıklarımı okumuyorsunuz galiba.
Üstelik kamçı konusunda , ya da indirgenemez komplekslik – tek cevap veren Thorton değildir , Birmingham Üniversitesinden Mark Pallen kamçı yapısındaki proteinlerin , başka bakterilerdeki proteinlere kıyaslamıştır. Escherichia coli flagellumunu proteinleri dışarı fışkırtan bir tür pompa ile yapar , ve bu pompa düzeneği başka birçok bakteri de protein bazında özdeştir . Ama bunu pompa için değil , şırınga olarak kullanırlar , genelde bunlar hastalık bakterileridir. Yani aynı protein kamçı veya şırınga şeklinde işlev sahibi olabiliyor. Bu da Behe nin bahsettiği tek amacı olabilecek indirgenemez komplekslik ile çelişiyor. Keşke Behe önermesini biraz daha etraflıca araştırarak yapsa idi. Ayrıca bir çok bakteride çok daha farklı amaçlı flagellalar tanımlanmıştır. Üstelik mevcut şartlar gereği aynı protein mevcut gelişmiş amacı dışında da kullanılabilmektedir , mesela kimi kamçı yapıları , sonradan birçok mikropda işlevsiz , çalışmayan kamçılar olarak görülmüştür. Bu bir körelmiş organ kanıtıdır. Yani evrime göre şartlar gereği ne ise , o gerçekleşir.
Ortak Ata konusunda kanıtın eksik olduğunu ben be belirtiyorum , ama bunun eksik olması evrimi imkansız kılmaz , araştırma konusu devam ediyor bu konuda. Dediğim gibi çöllerde mağaralarda boş yere kazılar yapılmıyor. Üstelik gelenek , evrim karşıtı değilim diyorsunuz ben burada bir sorun görmüyorum , gördüğüm sorun olması gerektiği şekilde evrimi sorgularken neden ve kanıt görmek isterken yaradılışı bir bilimsel seçenek olarak nasıl alternatif yapabiliyorsunuz ? Hadi yaptınız , diğer bilimsel olgular gibi madem yaradılışı neden sorgulamıyorsunuz ?
Evrim din ile çelişmiyor , çünkü çelişemez . Çünkü tavırları farklı . Din bir vicdan meselesidir ve inançtır. Bilim öyle değildir. Din bilime uygun da olabilir , olmayadabilir. Bu her ikisini de ne küçültür ne de büyütür. Daha önce de başka bir yorumumda dediğim gibi İslamda bilimsel doğruların olması ya da olmaması İslamı ne küçültür , ne büyültür. Bu tür bir arayış asıl İslam a zarar verir , çünkü müsade edelim Tanrının mesajın güçlülüğü bilimsel kanıtlara muhtaç kalmasın ya da muhtaçmış gibi sunulmasın. Bu konularda herhalde benden farklı düşünmüyorsunuzdur , düşünüyorsanız belirtiniz .
Jeolojik kanıtlar eğer evrimin bahsettiği şartlar ile uygunluk taşıyorsa , ve de jeolojik kaynaklarda bahsedilen süreçler görülüyorsa pek ala uygunluk taşır. Bunun anlaşılmayacak neresi var ?
İlk Darwinist zaten Darwin değildir , Darwin sadece sistemi ilk kuran ve isimlendirendir.
Bakın ben evrim önkabuldür derken bahsettiğim olgu siz önkabul yakıştırmasını yaparken ben ikimizin aklındaki önkabul düşüncesinin uyuşmadığını düşündüm sizin yazdıklarınızdan ve de bunu anlayabilmek için size bir önkabul belirtin demiştim , evrimi önkabul olarak gördüğüm yok yani , sadece sizi anlamaya çalışıyordum çünkü isimlendirmeler konusunda bir sorun varsa tartışma en baştan yanlış seyreder . Sizi anlamaya çalışmam sizde sadece bir açık arama güdüsü yaratmışsa , açık söyleyim buna da şaşırmadım.
Ayrıca başka bir önerme eğer kanıttan yoksun ise tabiki en baştan red edilir. Okuyun Türlerin Kökeni ni Darwin in önermesi için ne kadar veri koyduğunu göreceksiniz. Ama siz daha yaratıcının kim olduğunun bile cevabını vermez ( ya da veremez mi desem ) iken müsade edin de kanıtı ya da daha ismi bile olmayan bir olguyu bilimsel alternatif yapmayalım değil mi ?
Ekstern – şuna uç ya sıradışı desek – örneğinize gelince yapılan önermeye gülünmez , önerme sorgulanır ve kanıt istenir , eğer kanıt veya destekleyen bir olgu varsa siz hala gülemeye devam eder misiniz ? Farkında değilsiniz Darwin hipotezden fazlasını yaptı. Ayrıca evrimin gerçekleştiği baştan kabul edilmedi , Darwin ve diğer bilimadamları ile başladı , Darwin de bunları rüyasında görmedi gezilerinde gördü. Size göre yerçekimi de bir önkabul mu olucak ?
Teori ile önkabul arasındaki fark nettir , önkabul varsayım seviyesindedir. Ama toeri varsayımdan öte desteklere de sahiptir. Üstelik homolog örnek konusunda yanlış olduğum nokta nedir , öğretmenin yerine öğrenciye bu cevabı verdiğimi düşünün ve siz de öğrenci yerine hala yanıldığımı gösterecek bir soru sorun isterseniz. Bekliyorum.
Gelenek hala ögremedin ama teoriden önce bilgiler elde edildi , sonra teori ortaya çıktı , yani size göre Darwin daha gezisine ve gözlemlerine sahip olmadan önce mi evrim konusunu önermişti ?
Ben her yerinden mumlar yanan bir olgu olduğunu düşünmüyorum evrimin. En güçlü karşı argümanı Behe sundu , ve şimdiden birkaç adım geri atılmış durumda.
Hiç bir bilimsel olgu hiçkimsenin inancına sekte vuramaz , bunun konu ile ne alakası var. Tabiki evrimin kesinliği ile İslam zarar görmeyecektir. Dünyanın 7 günde oluşmadığının öğrenilmesi hrıstiyanlığa hiçbir zarar vermedi , veremez de çünkü o inanç bir dayanağa ihtiyaç olmadığı gibi , karşı bir dayanakda onu küçültemez.
Bakın CBT yanılgı yapamaz demiyorum , ama sizden çeviri yanlışlarını göstermenizi istiyorum , kendimde ingilizce bilen bir insan olarak herhalde çeviri yanlışını farkedebilirim . Evet diliyorum göstermenizi – size inanmadığımdan değil , kendim görmek ve bilmek istiyorum. Üstelik lütfen popüler magazine , yani dergi olması onların söylediklerini yanlış yapmaz. Eğer gerekli bilimsel yöntem ve içerik ile yapıldığı sürece popüler olması onu bilim dışı yapmaz. Ve ben bilimsel disiplin dışına çıktıklarını görmüyorum. Ee bakın NG nin yaptığı bir yanlışı , üstelik düzeltilmiş görünüyor , tüme örneğe yaymanız yanlış oluyor siz de takdir edersiniz. Buradan yola çıkıp da ne dedilerse yanlış mı diyeceğiz ? Tabiki hayır her bir önermeyi kendi koşulları içerisinde inceleyeceğiz. Siyasi belgeselleri çok yanlışlar içeriyor NG nin ona bakarsanız. Bir yanlışı genele yaymayı sadece harun yahya yapar zannediyordum.
Bakın ayrıca beni baştan yanlış anlamışsınız , ben bu dergileri takip ettiğim yayınları belirtmek için yazmıştım , bunlar söylediği için evrim var demeye değil. Ve de sizin takip ettiğiniz yayınları merak etmiştim. Ayrıca bilimin yanlışları ile doğrularını ayırt etmek çok kolaydır , yeterki disiplini ile incelemesini bilin. Ben evrimi kabul eden bir insan olarak her önüme gelen konuyu ilk anda doğruymuş gibi algılamam , özellikle yapılan en büyük yanlış bulunan herhangi bir fosili ilk anda ortak ata diye adlandırmaktır , çünkü bir fosilin tam olarak isimlendirilmesi oldukça zor bir işlemdir ve zaman gerektirir.
Ayrıca anti-darwinist bir anlayışın bilimdışı kalıp kalmaması tamamen tavır ile ilgilidir ve ben bu seviyede Behe yi gayetin bilim içerisine sokuyorum , bakteri kamçısı oldukça iyi bir gözlem ürünü. Ama hiç bir gözlem , deney yapmayan – mustafa akyol gibiler mesela – ben bunları bilim içerisine sokmuyorum. Datalardan üzerinden sadece düşünce edinilir , bilimsel bulgu gözlem ve deneye dayanır , Behe gibi.
Zaten mustafa akyol övülmekten çok hoşlansa gerek Milli Eğitim Bakanı hüseyin çelik kendisininden bahsettiğinde geciktirmeden sitesinde belirtmişti bu durumu ama aynı bakan dün tam anlamı ile saçmaladı Meclis genel kurulunda. Darwin ile ilgili olarak kendisini eleştiren CHP lilere siz Darwin in Türkler ile neler söylediğini biliyor musunuz diye çıkıştı. Darwin in Türkler hakkında ne düşündüğü ile evrim kuramının ne alakası olabilir ki. Yani Darwin Türkleri övse idi , evrim doğrulanmış mı olucaktı ? İyi ki size hemen cevap vermemişim de bunu da aktarma fırsatı bulabildim.
Bakın en eski canlıda bile belirli seviyede bilgi vardır tabiki , ama öncesi vardır çünkü canlı sabahtan akşama oluştu diyen yok , önce moleküllerin oluştuğu gibi.
Bakın Miller in deneyindeki eksikleri bir kenara bırakırsanız , ki ben hiç öyle düşünmüyorum, sonuçta cansız ortamda aminoasit ve devam eden deneylerde protein sentezlendi mi ?Evet protein sentezlendi , bunu atmıyorum , Miller tarafından değil sonradan devam eden deneyler ile.
Soğuk tuzak olayı ile ilgili olarak siz deneyin amacını galiba unutuyorsunuz , deneyin amacı basit ilkel dünya atmosferinde organik moleküllerin oluşup oluşamayacağı idi. Müsade edin oluşacak bir aminoasitin gözlemi için müdahelede bulunulsun. Siz bile bu sözlerinizle aminoasitin kendiliğinden oluşabildiğini belirtmiş oluyorsunuz , farkında mısınız ? Üstelik siz soğuk truzağın doğal ortamda bulunayacağını nereden biliyorsunuz ? Ya da mümkün olmadığını ? Deney ortamı ise tabiki belirli kontroller altında olmak zorunda deneyin amacı doğrultusunda.
Evet , sonuçta aminoasit oluşumu konusu tümden kapanmış olmasa bile bu yine bir bilinmez olarak kalacaktı , yaradılışa bir kanıt değil.
Miller deneyinin cansız ortamda organik molekül oluşturduğunu belirtmiş oluyorsunuz tekrar , ayrıca ilkel dünya atmosferinde amonyak vardı , sadece karbondioksit ve oksijen kadar yoğun değildi. Ayrıca mevcut atmosferde amonyak ve birçok molekülün oluşması mümkündü, bulunduğu da bugün biliniyor.
Siz çok fazla oksijenden bahsediyorsunuz fakat J. Copley tam tersi o dönem atmosferinde % 0.1 oranında oksijen varlığından bahsetmektedir. Üstelik sizin yerküre ve atmosferi birbirine karıştırdığınızı hatırlatmak durumundayım.
Ultraviole konusunda ise , farkında mısınız bilmem ama son araştırmalarda UV ye direkt maruz kalma durumlarında bile azot bazlı moleküllerin , DNA gibi , moleküler yapısını bozmadan koruyabildiği görülmüştür.
Bu durumlarda hala ilkel dünya atmosferi ile alakası yok diyecek misiniz ?
Üstelik hepsi bir yana , sonuçta cansız ortamda ilkel organic moleküller , aminoasitler üretilebilinmiştir , değil mi ? Yani pek bir mucize değilmiş ?
Sağ elli aminoaist konusunda ise , Miller ın bizzat kendisi deney sonucunda elde edilen sağ elli (D amino asit) ve sol elli (L amino asit) amino asitlerin sayılarının eşit olduğunu belirtmiştir.
Son olarak gelenek , Miller deneyi konusunda atladığım , cevap vermediğim , açmamı istediğiniz bir nokta var mı ?
Ayrıca ne imiş naturalizm mi çöktüren ? Merak ettim ? Bugün teknoloji natüralist – materyalist bilim ile gelişmekte ve ben çöken bir taraf göremiyorum .Yoksa bilim doğaüstü bir olguyu kullanmaya başladı da biz mi görmüyoruz ? Ama bu sorumu cevaplamazsanız sevinirim , çünkü bu konu da açılırsa çok uzar . Ama siz istiyorsanız cevaplamakta tabiki özgürsünüz , kaçan yok yani. Sadece uyarmak istedim.
İkinci yorumunuza gelince ;
Görmek konusunu da yazmıştım ama siz görmediniz herhalde , kanıtlar ile olayı algılayabiliriz. Bu cevabım da umarım sizi güldürür , ama inanın ben yazdıklarım okunmamış gibi cevap verilince pek gülemiyorum. Ben bunlara cevap vermiştim oysaki – jeoloji , evrim , tarih , arkeoloji konularında olduğu gibi elbette 3,5 milyar yıl öncesi tabiki görülemez , ama onun hakkında pekala bilgi sahibi olabiliriz kanıtlar sayesinde.
ODTÜ lü olma konusunda ise biz bunları zaten hocalarımızın yüzlerine söylüyoruz , hatta bunları bize onlar öğretiyorlar . Bir de biz sizin ne okuğunuz hakkında bilgi sahibi olsak nasıl olur gelenek ? Doğaüstü bir olguyu nasıl bir insan bilimin konusu yapmaya çalışıyormuş öğrensek ? Ama sizin aksinize ben bu durumlara gülmüyorum , sadece üzülüyorum.
Ayrıca ODTÜ lü birisinin yanlışının bana mal edilmesi de pek hoş olmuş , bu da en son yakıştırılmam olsa gerek .
Lütfen size göre ‘saçmalıklarımı’ yazacak vaktiniz yoksa hiç cevap vermeyin . Söyleyin nerelerde saçmalıyormuşum ?
Son olarak sevimli sorumun bir müslümanca cevabını sormadım , size cevabını sordum . Gelenek siz kimseniz size sordum , müslüman ve sizin cevabınızı duymak istiyorum , çünkü müslüman ya da değil , ya da her ne ise , şu an karşımda yaradılış argümanını ortaya koyan sizsiniz ve sizin cevabınızı istiyorum. Ve diğer konularda gülemediğimi söylemiştim ama sizin bu soruyu inatla cevaplamaktan kaçmanız beni gerçekten çok güldürüyor.
Yani inanın anlamıyorum ! O kadar sayfa yazıyorsunuz ama kısacık bir cevabı inatla vermiyorsunuz :
Sorum size gelenek , başkalarının cevabını değil , sizin cevabınızı istiyorum. En net haliyle .
Yaratıcı kim ?
Yazan: Beagle Tarih: December 24, 2006 09:51 PM
Ulug ,
Konuyu bir diktatör gibi kapatıyorsunuz , ama size cevap verme imkanını bana vermiyorsanız bunu ilk başta yorum yapmayarak da yapabilirdiniz. Ya da ismime cevap vermeyerek.
Eğer konuyu kapatmıyorsanız önermelerinize cevap vereceğim .
Yazan: Beagle Tarih: December 24, 2006 09:53 PM
Sayın Beagle,
Yazdıklarınızın tamamına yukarıda cevap verdim. Aynı şeyleri tekrar yazmayacağım.
Epey sinirlenmişe benziyorsunuz. Bu kadar sinirlenmeye gerek yok. Bir teori öne sürüyorsanız onu eleştirilmesine razı olacaksınız. Hele ki darwinizm gibi kanıtsız bir teorinin. Çok kısa bir kaç noktaya değinip konuyu kapatayım.
Tekrar söylüyorum, Bana ilkel göz örneği falan vermdiniz, ara formda vermediniz. her canlının ihtiyacına uygun olan organları kendi ön yargılarınıza göre ilkel addetme cehaleti örneği verdiniz. Yine tekrar ediyorum Tiktaailik fosili de dahil hiçbir araform yoktur.Bunun linkini yukarıda verdim. Bilim adamlarından araform yokluğuna dair yığınla alıntı yaptım. Farklı türleri ardarda dizerek evrim var denmez. Biyokimyasal düzeyde bunun gösterilmesi ve fosiller olarak belirlenmesi gerekir. Bu yapılamamıştır. Bu süreçler gösterimelidir. (Sizin New York örneği gibi değil tabi :- ) Körelmiş organ safsatası ile ilgili Balinaların sizin körelmiş arka ayak zannettiğiniz omurga bağlantısı olmayan kemiklerin çiftleşmede kullandığı ortaya çıkmıştır. Biraz araştırma lütfen.
Bana tüm türlerin soy ağacı var diyorsunuz. Bunu şaka olarak kabul ediyor ve size bırakın soy ağacını kambriyen patlamasındaki 50'ye yakın flumun nereden ortaya çıktığını göstermenizi ve bilim tarihine geçip nobel almanızı öneriyorum. Bu yazdıklarınzı okuyunca boşuna vakit harcayıp onca cevap yazdığı daha iyi anladım.
Kusura bakmayın ama araform yok diyen birisine "Değişimin çok ani ya da büyük olması değildir önemli olan , olabilmesi mümkün mü , olmuş mu ?" gibi cevaplar veren birisi ile tartışacak kadar vakti bol biri değilim. İşte ben bunu soruyorum. Bu değişim olduysa nasıl oldu? Bunu gösterin, delil gösterin diyorum. Siz aynı şeyi bana döndürüp yöneltiyorsunuz. Enteresan.
O yüzden bu mantıksal saçmalıklarla dolu yazınıza cevabımı kez kısa keseceğim.
Diş konusuna cevap verdim. Aynı şeyleri tekrar yazmışsınız. Evrim için gelişme ve bilgi üretimi olmalı. Bir kompleks organ teniş bir işlev.. Bu yok.
Boy uzamasını evrime kanıt zannedetmeniz ise tam bir komedi. Lütfen şaka olduğunu söyleyin.. Bunlar evrime kanıt değildir. Bunu evrimciler bile söylerler.Nereden duyuyorsunuz bunları bilmiyorum. Varyasyonlar neticesinde belli sınırlar dahilinde türler bir yatay çizgide ileri-geri seyir izlerler. Varyasyonlar yoluyla ne doğada ne de laboratuvarda hiçbir yeni tür oluşmamıştır. Meyve sineklerinde bu denenmiştir. Kıl sayılarına göre belli bir yöne doğru çiftleşmeler yapılmış ama belli zamanan sonra kısırlaşma başlamıştır. Ve bir tür falan üretilememiştir. Soy tükenmiştir. Yine biraz araştırma diyorum.
Pul-tüy arası boşluğu dolduma çabanıza ise kahkalarla güldüm. Demek aynı genlerle sentezleniyor öyle mi? Maaşallah kraldan fazla kralcısınız. Bakın sizin cenahtan birkaç alıntı yapayım:
Connecticut Üniversitesi'nde fizyoloji ve nörobiyoloji profesörü olan A. H. Brush, aşağıdaki ifadeleriyle sürüngen pulları ile kuş tüyleri arasındaki tasarım farklılığını şöyle ifade etmektedir:
"Tüyler ve pullar... Genetik yapılarından gelişimlerine, morfolojilerinden doku organizasyonlarına kadar herşeyde birbirlerinden farklıdırlar... Kuş tüylerinin protein yapısı ise diğer omurgalıların hiçbirinde görülmeyen, tümüyle özgün bir yapıdır... Tüyler fosil kayıtlarında da sadece kuşlara has bir özellik olarak bir anda belirirler."
Alan Brush:
"Kuş tüyleri morfolojik (biçimsel) düzeyde sürüngen pullarıyla homolog (benzer) olarak düşünülmektedir. Ancak kuş tüyleri gelişim, morfoloji, gen yapısı ve dizilimi, lif oluşumu ve yapısı açısından farklıdır."
Dr. Carl Wieland'ın Washington Üniversitesi Tıp Fakültesi'nden Dr. David Menton ile yaptığı röportajdan, sürüngen pullarının kuş tüylerine evrimleşmesinin imkansızlığı ile ilgili kısım şöyle:
Dr. Carl Wieland: ... "Evrimciler uzun süredir kuş tüylerinin sürüngen pullarından evrimleştiğini, bu yüzden ikisinin de esas itibariyle aynı yapıya sahip olduklarını -çok benzer- olduklarını iddia etmektedirler."
Dr. David Menton: "Evet onları kıyaslamak konusuyla ilgileniyorum. Evcil bir boğa yılanına sahip, bir laboratuvar teknisyenim vardı; bu yüzden deri değiştiren yılandaki pullardan bir kısmını inceleme imkanım oldu. En ufak bir parçanın bile tüylere benzerliği yoktu elbette.Tek benzerlik her ikisinin de saç, tırnaklar ve derimiz gibi keratin proteininden meydana gelmiş olmalarıdır. Gelişimleri de oldukça farklıdır. En temel farklılık, tüylerin bir folikülden ortaya çıkmasıdır. Bir folikül derinden gelişerek derinin dışına çıkan- epidermisin (dış deri) boru şeklindeki, aşağıya doğru sarkan uzantısıdır. Ve özelleşmiş canlı derinin bu borusu, çok derindeki bir büyüme matrisinin içerisinde tüy üretir. Sürüngen pulunun kesin olarak foliküllerle ilişkisi yoktur. Pulların tümü bir yaprak gibi dökülebilir, çünkü pullar hiçbir şey değildir. Fakat epidermisin içinde bağlanırlar, tüyler ise kendi foliküllerinden ortaya çıkarlar... eğer evrimciler gerçekten de bir delil göstermeyi istemiş olsalardı, tüylerin saçlardan evrimleştiğini ya da tam tersini iddia etmeleri gerekirdi. Tabii bu, memeliler ve kuşların bağımsız olarak sürüngenlerden evrimleştikleri inancına uymayacaktı."
"Kuşların ve uçuşun Kökeni" adlı kitap'tan:
"Tüyler, pullardan sadece yapıları gereği farklı değildir. İzledikleri gelişim yolları da birbirlerinden tamamen farklıdır. Tüyler keratinositlerin (içinde keratin oluşan hücrelerin) artması ve farklılaşması ile büyürler. Epidermis (dış deri) tabakasındaki bu keratin üreten hücreler öldüklerinde arkalarında bir keratin yığını bırakırlar. Keratinler katı yapılar oluşturan güçlü, ama aynı zamanda esnek protein lifleridir. Tüyler beta-keratinlerden meydana gelir. Büyüyen tüyün dışındaki kılıf daha yumuşak olan alfa-keratininden oluşur. Tüyler papillae adı verilen ve deri altında bulunan oyuklar oluştururlar ve hemen hemen tüm vücudu sararlar. Her oyuk, tüy gelişmesini sağlayacak şekilde bol miktarda kan ile takviye edilir. Güçlü ancak hafif bir yapı olan tüyler, pullardan ve -ince, kalın, tüylü veya tüysüz- tüm deri çeşitlerinden farklıdır.
(1) Tüy büyümesi dermisteki hücrelerin yoğunlaşması üzerine epidermisin kalınlaşmasıyla -bir plak (placode) ile- başlar.
(2) Daha sonra bu plak, tüy tohumu denilen uzatılmış bir tüp oluşturur.
(3) Tüy tohumu etrafında halka şeklinde çoğalan hücreler, tüyü meydana getiren folikülü (kesecik) oluştururlar. Folikülün dibindeki bu halka içinde, keratinositlerin sürekli üretimi, yaşlı hücreleri yukarı ve dışarı doğru iter. Bunun sonucunda boru şeklinde bütün bir tüy oluşur.
(4) En dış epidermal tabaka büyüyen tüyü koruyan geçici bir yapı olarak tüy kılıfını oluşturur. Bu arada iç epidermal katman, sonradan tüyün kancaları haline gelecek olan bir dizi bölüme ayrılır.
(5) Bir pennacious tüyde sap çıkıntısı oluşana kadar, kancalar halka etrafında sarmal şekilde büyürler. Bu kancalar sapın sırt kısmında birleşirler.
(6) Büyüme sürdükçe, tüyler kılıflarından çıkarlar. Daha sonra tüy düz şeklini almak için kıvrımlarını açar. Tüy asıl boyutuna geldiğinde, folikül halkası tüyün kökünde borumsu, basit bir sap oluşturur."
ABD'nin ünlü bilim kuruluşu Smithsonian Enstitüsü Kuşlar Bölümü Başkanı Storrs L. Olson, kuşların evrimi hikayesi için "çağımızın en büyük aldatmacalarından biri" ifadesini kullanmaktadır.
Sadece bu kadar da değidir. Yeni Zelanda Otega Üniversitesi'nden moleküler biyolog Michael Denton, kuşların bu özel yapısından şöyle bahsetmektedir:
"Kuşlarda ana bronş, akciğer dokusunu oluşturan tüplere ayrılır. Parabronşi diye adlandırılan bu tüpler sonunda tekrar birleşerek, havanın akciğerler boyunca tek bir yönde devamlı akımını sağlayacak sistemi meydana getirirler... Kuşlardaki akciğerlerin yapısı ve genel solunum sisteminin çalışması tümüyle kendine özgüdür. Kuşlardaki bu "avien" sistemi başka hiçbir omurgalı akciğerinde bulunmaz. Üstelik bu sistem, sinek kuşları, devekuşları ve atmacalar gibi çok çeşitli kuşlarda bile tüm temel detaylar açısından aynıdır. Bu sistem bütün kuş türlerinde aynıdır."
Tek yönlü hava kanalı sadece kuş akciğerinde bulunan, özgün bir tasarımdır. Böyle kompleks bir yapının aşamalarla ortaya çıkması mümkün değildir. Çünkü canlının hayatta kalması için söz konusu tek yönlü hava kanalı sistemi ve akciğerler kusursuz bir şekilde ve her an var olmalıdır. Aksi takdirde akciğeri çalışmayan bir canlının birkaç dakikadan fazla yaşaması mümkün olmayacaktır.
Michael Denton kuş akciğerinin kökenine evrimci bir açıklama getirmenin imkansızlığını ise şöyle belirtir:
"Böyle tamamen değişik bir solunum sisteminin, azar azar küçük değişikliklerle standart omurgalı tasarımından evrimleşmiş olduğu iddiası, düşünülmeden ortaya atılmış bir tezdir. Solunum faaliyetinin ... hiç aksamadan korunması, organizmanın hayatını sürdürmesi için gereklidir. En küçük bir eksik fonksiyon, ölüme sebep olacaktır. Kuş akciğeri de, içinde dallanmış olan parabronşlar ve bu parabronşlara hava temin edilmesini sağlayan hava kesesi sistemi en üst düzeyde gelişmiş olana kadar ve beraber, iç içe geçmiş, mükemmel bir şekilde işlevini yapana kadar, bir solunum organı olarak görev yapamaz."
Oregon Eyalet Üniversitesi'nde solunum fizyolojisi uzmanı olan John Ruben:
"Theropodların, bir timsahta bulabileceğiniz akciğer, karaciğer ve bağırsakların yerleşim düzeninin aynısına sahip olduklarına dair ilk delilin yumuşak dokularda olduğunu fark ettim.
120 milyon yıllık küçük etçil bir dinozor olan Sinosauropteryx'in iç organlarını inceleyen bilim adamları, theropodların kuşlarla değil timsahlarla olan benzerliğini ortaya çıkardılar.
Therepodlar iki ana boşluğa sahiptiler: Akciğer, karaciğer ve kalbi içine alan göğüs boşluğu ile bağırsak ve diğer organları kapsayan karın boşluğu. Bunlar, timsahlarda olduğu gibi, birbirlerinden diyafram ile tam olarak ayrılmışlardır. Kuşlarda ise böyle bir ayrım yoktur. Yaşayan timsahlarda bu ayrımın işlevi, boşluklar arasında hava sızdırmaz bir kapak görevi görmektir. Diyafram kasları büzüldüklerinde, karaciğeri geriye çekerler ve havanın körük tipi akciğerleri doldurmasını sağlayarak göğüs boşluğunda ters yönde basınç oluştururlar. Kuşların boşluklar arasında böyle bir ayrıma ihtiyaçları yoktur; çünkü keseciklerin genişleyip büzülmesiyle, vücutlarından çekilen hava tek yönde, milyonlarca küçük hava koridorundan geçerek hareket etmektedir.
Bu, therepodların, günümüze ait, yüksek performanslı avien tipi akciğerlere sahip olamayacaklarının ve değiştirilmez, körük benzeri akciğerleri koruduklarının oldukça sağlam bir delilidir."
Yine Ruben, bir röportajında ise kuşlardaki akciğer sisteminin dinozorlardan evrimleşemeyeceğini şöyle belirtmektedir:
"Havanın devamlı ciğerlere çekildiği kuşun tamamen farklı solunum sisteminin, theropod dinozorlarda gördüğümüz hepatik-piston sisteminden gelişmiş olamayacağı çok açıktır."
Yani P.Grasse'nin dediği gibi hayal kurmayı yasaklayan bir kanun yok ama kuş evrimi gibi masalları bize bilim diye anlatmayın lütfen sayın Beagle..
Pullarla kanatlarda keratin var diye bunlar bunlardan oldu demek saçmalıktan başka bir şey değil. Yukarıdaki gibi pek çok özgün indergenemez kompleks yapılar ortada iken bunların nasıl olup da türediğine dair hiçbirşey söylemeyip "iki binanın tuğlalaraını örnek vererek bu 5 katlı işte bu 3 katlıdan oldu, çünkü ikisi de tuğladan" demek ancak masaldır.
Ben Türlerin kökenini de okudum R.Dawkinsin "Kör saatçi"sini de E.Mayr'ı da. "Dinazorların Sessiz Gecesi"ni de okudum, Cemal Yıldırım'în Evrim Kuram'ı ve Bağnazlık"ını da. Bana kitap tavsiyesi yapmayın. Kütüphanemin önemli bir bölümü bu tür kitaplarla dolu..
Benim sunduğum argümanlara cevap verin. "Eeee efenim boşluklar var araştırıyoruz" derseniz ben de "ee doldurum boşlukları öyle gelin karşıma" derim. Ne var bunda? Kanıtsız sallayıp duruyorsunuz, Darwinizm bir inançtır. Popper'in dediği gibi. Bilim falan değildir.
Naturalizmin doğrulanmasından bahsettim. Daha sizin Gödel'in tamamlanamzlık teoreminden haberiniz yok. Naturalizm de dahil hiçbir felsefe kesin olarak ispatlanamaz. Nihayetinde hepsi birer inançtır. Gödel'in teoremine bir göz atın.
Sizin bu temel felsefe kurallarını bilmenizi beklemiyorum çünkü yukarıdaki New York örneğini verebilmeniz mantık örgünüzün çarpıklığının unun ispatı.
Miller deneyi konusunda saçmalamaya devam ediyorsunuz. Sağ elli ve sol elli aminoasitlerin sayıların eşit olması değil önemli olan bu zaten eşit, önemli olan protein oluşturacak 20 çeşit amino asitten her birinin de yalnızca "sol-elli" olması gerektiğidir. Bunu nasıl kendiliğinden bir araya getireceksiniz sağ ellileri ayıklayarak? Atmasyonda sınır yok tabi. Bir de "Söyleyin nerelerde saçmalıyormuşum?" diyorsunuz. "Yazınızın tamamında" diyeyim gerisini siz anlayın.
CBT'deki kasıtlı çeviri hataları örneklerini şu anvaktim olmadığı için değinemedim. Bir arar bloguma konu edeceğim. Buradan duyururum.
Yaratıcı konusunda cevabımı yukarıda verdim. Bu kimsenin değil benim cevabım. Cevabımı beğenmiyorsanız inanın hiç umrumda eğil. Böyle kahvahane muhabbetine gelemem. Aynı şeyi tekrar tekrar yazmak istemiyorum.
"Ben görmeden inanmam" diyenlerin yolu açık olsun. Hiçbir delil olmadan evrime inanmayı bilim zannedenler olasılıkk hesaplarından yaşamın kompleksliğine felsefi delillerden "bilinç" denen gizeme, quantumdan, evrendeki şaşırmaz düzene, atomaltından bigbangdan maddenin ve zamanın hiçlikten çıkmasına kadar yığınla delile bilimsel değil muamelesi yapıyorlar. Çok güzel. Şapkadan tavşan çıkmaz. İstediğiniz kadar uğraşın. Gördüğünüz sadece bir illüzyon. Size artık gülmüyorum, acıyorum.
Teizm'in rasyonel kanıtları vardır. Bu aksinin imkansızlığı üzerinden bir ispattır. İnanmak isteyene yığınla delil var. İnanıp inanmamak serbest. Ki zaten burada bulunmamızın amacı o. İnadi şekilde küfr sizinki gibi oluyor. Gözlerinizi kapatıyor imkansıza inanıyorsunuz. Ünlü ate R.Dawkins, DNA'nın rastgele oluşma olasılığını "bir ineğin bir zıplayışta aya varması ihtimali kadar" olarak niteler. İşte siz buna inanıyorsunuz. Hem de aynı ineğin milyarlarca kez bir zıplayışta aya zıpladığına inanıyorsunuz.. Buyrun inanın. İneğinize ve size mutluluklar. Tutan yok. Kimsenin inancına karışan da yok. Ama böyle masalları bilim diye dayatmayın. Söylediğimiz bu.
Hadi elim değimişken size bir de teizmin mantıksal çıkarımlarından da bahsedeyim. (Bu kıyağımı unutmayın)
Epey önce bir başka yorumcu "Bilinçli tasarım teorisinden dini doğrulamaya yarayacak bir şey de çıkmaz. Evrimin yönlendirmesini başka bir yıldızdan gelmiş başka bir uygarlık da yapmış olabilir, "iyi, bu uygarlık nereden geldi?" sorusu "ne bilelim, bilmiyoruz, tanrı nereden geldi?" ile geçiştirilebilir." demişti.
Bunu ancak materyalistler ve agnostikler geçiştirebilirler. Çünkü theism açısından bu argüman çoktan kendilerine iade edilmiştir.
Evrenin "kendi kendinin varlığını izah edici" olarak görmek tuhaf birşeydir çünkü evren kendi varlığını izah edemez. Fakat "Allah" esas alındığında "Allah"nın mevcudiyetini izah etmeye gerek olmayacaktır, çünkü "Allah" kendi kendini izah eder niteliktedir.
Eskiden beri sorulan "pekii Allah'ı kim yarattı?" gibi sorular "Allah" kavramının anlaşılamaması ya da yanlış anlaşılması neticesinde ortaya çıkar."Daire niye yuvarlıktır ?" , "kare niye dört köşedir" sorusu neden saçmaysa kendi kendini izah eden bir varlığın mevcudiyeti içinde bir izahat istemek o kadar saçmadır. Materyalistlerin mesele ile yüzleşmek yerine meseleyi ötelemeye çalışmasının ardındaki sebep bu felsefi çıkmazdır.Bir diğer öteleme yöntemi de "varoluşu" sonsuz bir sebepler zincirine bağlama çabasıdır.
Kozmolojik Theism argümanını Stoeger şöyle ortaya koymaktadır:
" Bir şeyin mevcudiyeti, bu şey ister maddenin en küçük birimi ya da mevcut yasalar olsun, kendi kendine var olan, ya da kendi kendine var olan bir sebebe yaslananan bir sebebi -kendi mevcudiyetini izah etmek için başka bir sebebe ihtiyaç duymayan,nedensel zincirin ilk halkası- gerekli kılar.Kendi mevcudiyetlerini izah edemeyen ve kendi mevcudiyetini izah eden bir varlığa ya da sebebe bağlı olmayan, geriye doğru uzayıp giden ucu açık bir varlıklar zinciri tahayyül etmek imkansızdır. Ya da başka türlü söyleyecek olursak, bir varlığın dayanağı olan sebepleri, daha temel olan ve söz konusu varlığın mevcudiyetini tek başlarına izah edemedikleri için kendileri de başka varlıklara, sebeplere ve süreçlere bağlı olan varlıklarda ve süreçlerde aradığımızda, bu arayış kendi kendini izah eden ve kendi kendinin sebebi olan bir varlık ya da süreçte son bulmadığı sürece bir sonuca ulaşamayız ki arayışı sona erdirecek varlığın mevcudiyeti zaruridir.Doğası gereği olmaması gibi bir şey sözkonusu değildir."
Yani bu "evren" mevcut olduğuna göre Yaratıcı'nın varlığı zaruridir. Olmaması gibi bir şey sözkonusu değildir. Sonsuz bir sebepler dizisinin toplamı bu sebeplerin herhangi birisinin mevcudiyetini izah etmek için yeterli değildir. Allah'ın varlığı ile ilgili ünlü üçlemesinde Richard Swinburne evrenin sonsuzdan beri varolmuş olduğu kabul edilse bile yine kendi varlığını izah edemeyeceğini söyleyerek şöyle der:
"Eğer evren sonsuz yaştaysa...eğer geçmiş safhalara sebep olarak gösterilecek tek şey bir önceki safhalarsa, geçmiş safhaların bir bütün olarak toplamının hiçbir sebebi ve hiçbir izahatı olmayacaktır. [..] Ancak evrenin her safhası (ilk safhasının herhangi bir izahatı olmayacağı sonlu evren algılayışında karşılaşılacak durumun aksine) bir izahata sahip olsa dahi, bu sonsuz serinin bir bütün olarak izahatı olmayacaktır, çünkü bu seriyi meydana getiren öğeler için serinin dışında yatan bir izahat olmayacaktır.Bu durumda evrenin mevcudiyeti hiçbir izahatı olmayan, hiçbir anlam içermeyen bir gerçek olacaktır.Bir kere varolduktan sonra neden varolmaya devam ettiğine dair bir izahat olacaktır ancak evrenin henüz varolmadığı bir zamanın "hiçliği" için bir izahat yapılamayacaktır."
Kendi kendini izah edemeyen bir şeyse mutlaka bir izah ediciye muhtaçtır. Kaldı ki evrenin sonsuz zamanlı değil bir başlangıcı olduğunu biliyoruz.Bu anlamda haydi haydi izahata ihtiyacı var.Prof.T.D.Sullivan da sonsuz sebepler zincirinin zorunlu bir varlıkta son bulmasının gerekmeyeceği ya da bu sebepler serisinin toplamının hiçbir sebebe ihtiyaç duymayacağı yolundaki görüşün mantıksızlığını şöyle vurgular :
" En azından bir şeyin herhangi bir sebebi olduğunu varsayalım.(aynı determinizmde gözlemlediğimiz gibi. S.Ö) Ben sadece bu bilgiye sahip olmamızın bile, herşeyin sebepsiz varolabileceğini söylemenin ne kadar saçma olduğunu görmemize yeteceği meselesi üzerinde duracağım.Yani şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır.:"elbete bazı şeyler aslında bir sebebe dayanır ama herşey, bir sebebe dayanan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olamadan varolabildi."
Evren kendi kendinin izahı olamaz. Materyalistlerin yaptığı gibi "şimşekler mimşekler" diyerek ötelemesi de olmaz. Çünkü zihnimiz bu sonuca (temel nedene) mecburen ulaşır. Bu materyalizmin felsefi olarak çürütülmesidir. Evren kendi dışında bir varlığa muhtaçtır ki o da kendi kendini izah eden varlık Allah'tır. O'nun varlığı, varoluşun temellendirilmesi için zorunludur.
Yani kısa lafın uzunu Yaratıcı felsefi olarak bile kaçacak, kıpırdayacak hiçbir alan bırakmamıştır.Teleolojiye bile gerek kalmadan sadece varoluştan hareketle Yaratıcı'nın zorunluluğuna ulaşıyoruz.(Agnostik olmasına rağmen Darwin de bu fikirdedir) Bazıları da bu sonuca mecburen ulaştığı için "insan zihnini" temel almayı redderler. Bambaşka prosesler hayal ederler. Temel almadıkları insan zihniyle düşündükleri halde bu hayallerin kurulabilmesinin mantıksızlığı gösterildiğinde ise sus-pus olurlar. İnadi şekilde inanmayanlar da aslında "tabiat" tanrısına tapıyorlar. Çünkü zihnin zorunlu olarak ulaştığı aşkın Tanrı'yı kabul etmeme düşüncesi mutlak inkar değildir. Mutlak inkar doğası gereği mümkün değildir. Onlar Yaratıcı'ya vermeye kıyamadıkları "yaratma" özelliklerini madde, zaman, tesadüf, doğa gibi bir takım modern putçuklara dağıttığı için bariz ve modern bir şirk ehlidirler. Çünkü her halükarda ortada bir "yaratma" eylemi vardır, sadece "özneler" farklıdır.
Tüm bunlar determinizme göre.. İş quantuma geldiğinde ise Yaratıcı'nın sadece varlığı değil Kayyumiyeti de ayan beyan ortaya çıkmaktadır...
Bir ilave yapayım, determinizm de halen reel olarak ispatlananmıştır ve bu konu felsefecileri en çok uğraştıran problemlerden biridir. Bir yoruma göre bebep-sonuç ilişkisi sadece bir bitişikliktir. ( Bkn: http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=260 )
Yani evrim mevrim hikaye, evrimin çürütülmesine bile gerek olmadan Yaratıcı'nın rasyonel ispatı yapılmıştır. Evrim gerçekte olabilir. Kanıtlanabilirse kabul ederiz Merak etmeyin yüksünmeyiz. Ama materyalistlerin başka çaresi yok diye bir masallar dizine teistlerin inanmasını beklemeyin.
Teizim için daha ayrıntılı dökümanlara buradan bakabilirsiniz:
http://www.origins.org/menus/theism.html
Dedim ya yukarıda "hakikat görene köre ne?" diye..
Ben vaktimi vermek için karşımda daha nitelikli tartışmacılar isterim. Bu sitede bunu bolca yaptık. Çeşitli başlıkların altına bakabilirsiniz. İki başlığın linkini vereyim belki fikir verir:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/03/akilli_tasarimi_anlayamama.php
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/akilli_tasarim_neye_dayanir.php
Siz de bu niteliği göremiyorum. Temel kavramları bile karıştırıyırsunuz. Bilim felsefesinin "f"sinden haberiniz yok. Ne teismi ne materyalizmi ne ateizmi bilmiyorsunuz. Ki ona rağmen yine de size uzun yazdım.
Ama yine aynı saçmalıkları yazacak olursanız üşenmem. Onu da söyleyeyim. Bu kez daha tafsilatlı cümle cümle alıntılar cevaplar veririm. Bunu da sizin için değil tartışmayı izleyen üçüncü kişileri bilgilendirmek ve bir darwinistin çırpınışını göstermek için yaparım.
Son yazınızdaki tüm cevaplar daha yukarıdaki yazılarımda da mevcut. Cevaplanmış şeyleri tekrar tekrar yazmak elinizi kuvvetlendirmez, çaresizliğinizi faş eder. Münazara takımında tribünlere oynamıyoruz, heyecana gerek yok.
Kısa dedim yine uzattım.. Kusura bakmayın,
Saygılar.
Suat Ö. / Gelenek.
Yazan: Suat Ö. Tarih: December 25, 2006 01:39 AM
Sayın Beagle Yaratıcı kim diye sormuş belli ki cevap almak için değil kafasındaki cevabı sofistlere özgu bıçımde bizlere yamamak için sormuş?Tuzak bir soru.Kendisinin Evrimin belkide hiç bir zaman genel bir fizik teoremi gibi açıklanamayacağı hususunnda hemfikiriz.Fakat Darwinci evrimcilerin gerçekten Akıllı Tasarım üzerindeki sığ bilgisi hatta Darwinci evrimin bilgilerinin bile eksikliği onlarla ortak bir zeminde diyalogu önlüyor.Akıllı Tasarım, evrimin kendisine bir itiraz değil.Darwinciler bunu kafaya sokun bir kere.Darwin mekanizmalarının küçük adaptasyonlar dışında hiç bir olumlu gücü olamayacağını ,canlılığın mikro ve makro boyuttaki çeşitliliğinin ve Genom içersindeki bilgilerin bu mekanizmalarca oluşturulamayacağını savunuyor o kadar.(Sitemde son makalemde olasılıkları özetledim)Çünkü Darwin olumlu erki tamamen materyalizme kapı açan 2 doğal eyleme verirken,Akıllı Tasarım bu güçleri dışında evrimi kontrol eden yada evrimin tüm patikalırını kontrol ede gelmiş,derleyen,düzenleyen,neyin nerde nasıl olması gerektiğine karar veren bir üst süreçin varlığına ışık tutmaya çalışmakta.Genomdaki bilgi 5 milyar yılda rastlantısal şekilde deney yanıla deney yanıla oluşamayacak kadar karmaşık ve detaylı oldugu aşikar.Bunu DNA'yı azcık inceleyen her aklı dogmadan azat insan kavraya bilir.Silikon süreçlerde kum tanelerinden canlılığın oluşmasını beklemek yapay zekanın insan hislerini anlamasını beklemekten bile daha imkansız bir olgusal buhran.Erk güçün kimliği bilimin sorunu değildir.siz ne isterseniz öyle adlandırabilirsiniz, ad koymak sosyal bır olgudur kişisel bir seçime götürür sizi çünkü bilimin sahasının dışındadır, kimliğin ismini vermek yada adlandırmak.Bir bilim adamı bir kanun bulur ,o kanun onun adı ile anılır.Bu o kanunu daha geçerli mi kılar yoksa onu daha mı evrensel yapar?Bilim ancak süreçlere açıklama getirmelidir.Bilimin bizi nereye götüreceğine kavramsal olarak ancak insan kendi karar verebilir.Bilginin nasıl kullanılacağı yada değerlendirileceği,kişinin seçimlerinin konusu içindedir,bilimin değil.Kendi seçimlerini ise yegane bilimsel açıklama olduğunu dayatmak yada ima etmek Cizvitlerin ve kardinallerin işidir,bilimi inceleyenlerin değil...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: December 25, 2006 03:32 PM
Sayın Beagle, anladığım kadarıyla "akıllı tasarım"ın bilimsel olmadığını söylerken temel olarak iki argümana dayanıyorsun:
1. Bir heykelin tasarlanmış olduğu yargısına heykelin kendisine bakarak değil, daha önce heykel tasarlayan heykeltıraşları gördüğümüzden dolayı varırız. Fakat daha önce canlı tasarlayan bir varlık görmediğimiz için bir canlının tasarlanmış olduğunu söyleyemeyiz.
2. Canlıya bir dış etki olduğunu bilmek için bu "dış etki"yi oluşturanın kimliğini bilmemiz gerekiyor, bilemiyorsak bir "dış etki" olduğunu söyleyemeyiz.
Gelelim ilk yargıya. Big bang teorisinin ilk kanıtı evrenin genişlemesinin keşfi olmuştur bildiğimiz gibi. Bilim adamları "Evren her saniye genişliyor, bu genişlemeyi geriye götürürsek bütün evrenin bir başlangıç noktası vardır." gibi bir yargıya varmışlardır. Lastiği iki yandan çekersek genişler ve bu genişlemenin başladığı bir nokta vardır bunu biliriz. Bilim adamları da tamamen bu "insan merkezli mantık"ı kullanmışlardır, başka türlü olması da düşünülemez zaten. Şimdi 1. yargıda özetlediğim sizin düşünme yönteminizi kullanırsak "Genişleyen lastiğin bir başlangıç noktası olduğunu biliriz, çünkü birçok kez genişleyen lastikler gördük, fakat evrenin genişlemesi bir başlangıç noktası olduğunu işaret etmez, çünkü evrenin genişlemesinin başladığı noktayı hiç görmedim." de diyebiliriz. (?) Diyebilir miyiz sizce?
2. yargıda da big bang örneğini kullanacağım. Bugün big bang teorisi güçlü bir teori ve bu teoriyle evrenin bir başlangıcı olduğu biliniyor. Fakat "big bang'i başlatan"ın ne olduğunu bilimsel yöntemlerle bilmiyoruz, bilemeyiz de zaten; bu soruya akıllı tasarımda olduğu gibi felsefe, din gibi alanlar cevap verebilir ya da cevap verilmeyebilir de. "Big bang'i başlatan"ın kim olduğunu bilmiyoruz diye teorinin yanlış olduğuna mı kanaat getireceğiz?
Yazan: Ahmet A. Tarih: December 25, 2006 06:42 PM
Suat Ö , ya da gelenek ,
Sinirlenmiş olmak da herhalde son yakıştırılmam , sinirlendiğim felan yok ne demeye çalıştığım gayetin ortada , sizin de ne anladığınız tabii.
Verdiğim örnekler araform değilse sizce neye göre araform belirlenmeli , biokimyasal düzeyde de gayetin başka kaynaklardan önermeler yaptım. Evet bakın ne güzel bir cevap veriyorsunuz , size göre yanlışlarımı ortaya koyuyorsunuz neden araform olamayacaklarına. Peki Suat geriye doğru gidildikçe belirli formların belirli şekillere girdiğini görüyorsak müsade edin de arada bir bağ kurabilelim değil mi ? Farklı tür dediğiniz mesela homo erektus ve homo sapiens gibi mi suat bey ? Bunlar farklı türler mi? Bunu mu diyorsunuz ?Ayrıca yapılmış bir şeye hala yapılmadı diyorsunuz ya o da ayrı . Körelmiş organ ile ilgili örnek verdim , balinada arka ayağın çiftleşme esnasında kullanılması konusunda sizden bilgi istiyorum çünkü merak ettim , omurgaya bitişik olmayan bir ayak nasıl kullanılıyormuş diye. Burada inanmadığımdan değil öğrenmek için , ayrıca bana piton yılanındaki körelmiş ayaklarının işlevini de ayrıca belirtir misiniz ?
Soyağacı soruma direkt olarak kambriyen patlamasını veriyorsunuz ama bu konu zaten bir tartışma konusunve üzerine araştırma yapılıyor. Bir çok şube bu dönemde hiçbir zaman olmadığı kadar hızlı çıkıyor ama aniden değil Suat , 25 milyon yıl gibi bir sürede , bu sürenin daha uzun olduğu konusunda da tartışmalar var.. Fakat aynı zamanda bu durumu hazırlayan etmenler pekala mevcuttu , o zamanlarki ılıman ve uçsuz bucaksız olan okyanus gibi. Yani yaşam bu dönemde daha önce olmadığı kadar uygun koşullar altında idi. Üstelik yine aynı ilkel yapıları görebiliyoruz ilk çenesiz balıklar gibi mesela. Ya da ilkel yapılı ilk kabuklular gibi. Üstelik bakın bilimsel bir bilinmezi yine kanıtmış gibi sunuyorsunuz. Flum için – belki ben bilmiyordum ama - emin olun bir zamanlar kambriyen dönemi bile bilinmiyordu. Üstelik kambriyen dönemi ayrıca tartışmalıdır , çünkü kimi yapıların kambriyenden önce oluştuğu da bilinmektedir. Ayrıca kambriyen döneminde birçok da yok oluş , yani soy tükenmesi olmuştur , bunlara diyeceğiniz ? Benim diyeceğim yeni şartlar gereği elendiler olacaktır.
Flum konusunda siz bana bir tanesini belirtin , ben de soyağacını açıklamaya çalışayım.
Değişimin nasıl olduğunu zaten açıklamayan yokmuş gibi neden soru soruyorsunuz ? Evrim sizce neyi öneriyor ?
Siz ben hiçbirşey yazmamışım gibi cevap verirseniz bana da aynı şeyleri tekrar hatırlatmak kalır . Bakın hala evrimi gelişme kalıbına sıkıştıryorsunuz , ne dedim daha önce : Şartların gereği gerçekleşir . Diş konusunda da olan budur. Boyun uzamasını evrim kanıtı yapan yok , size değişimi anlatan var burada . Bizim bahsettiğimiz nokta işte bu , değişim var ve devam ediyor , üstelik gözlerimiz önünde. Nasıl ki beynimiz büyüdü , aynı şekilde , tabii siz austropedicus a maymun demiyorsanız !
Halbuki labaratuvarlarda her gün yeni türler üretiliyor , mesela biyolojik silahlar , GDO lar gibi suat bey , bakın ben araştırın da demiyorum çünkü bunları bildiğinize eminim.
Tüyler konusunda ortak yapıların olduğu , muhakkak , ki örnek de verdiğim gibi , ya da gözlerimiz ile de görebildiğimiz gibi. Aynı zamanda açıklık kazanmamış noktalar da pekala mevcut. Üstelik birçok tüylenmiş dinozora da yok mu diyorsunuz ? Ya da onlar kuş mu ?
Ve yine dediğim gibi , bu bilimadamları da söyledikleri bilinmezlerse bunlar zaten mevcut daha önce de belirttiğim gibi , ha yok bunlar bu bilinmezi yaradılış olarak açıklıyorlarsa buna fazladan diyeceklerim var tabii. Hangisi ile açıklıyorlar suat bey ? Bilinmez ise araştırmaya devam , her ne ise bilene kadar ? Ya da araştırmayı hazır bir cevap ile bitirmek mi ?
Peki Türlerin kökeni okuduğunuz halde nasıl Darwin i hazır bir cevaba dayanak yarattığını önerebiliyorsunuz ?
Evet boşluklar zaten var , bunu kaç defa tekrarlayacağım. Ortada bir zincir var , ve bu zincirin birçok halkası kayıp , ama ortada halkalar da var yani parçaları eksik zincir , bildiğimiz birşey var o da bir zincirin varlığı.
Arkadaşım eğer sen felsefeye girersen zaten hiçbir şey kanıtlanamaz , ne materyal ne de herhangi bri varlık , konumuz oysaki bilimdi değil mi ? Ve bilim doğa yok diyerek mi hareket edecek , tabiki hayır , fosiller batıldır , bütün nesneler sadece batıldır mı diyecekler ? Eğer işin bu kısmını ele alacak olursak , hay hay istediğiniz yerden devam edebiliriz .
Sağ ellilerin ayıklanması konusunda kaynak istiyorum , bekliyorum. Üstelik uzayda bile bulunan bir molekülün dünyada oluşması ya da oluşabilmesi sizi nasıl bu kadar şaşırtabiliyor anlamış değilim .
Yani bana o kadar ithamda bulunuyorsunuz cevap vermiyorum diye – ki her zaman cevapsız bıraktığım ya da anlaşılmayan bir yer varsa belirtin diyorum – siz çıkmış sevimli soruma cevap verdiğinizi söylüyorsunuz. Ben sizin cevabınızı istiyorum . Bir müslümanın değil. Ben nereden bileceğim siz müslüman mısınız değil misiniz ?
Bakın isteyen istediği gibi inanır , ya da inanmaz . Bunu hiçbir kalıba sokamazsınız , ortada delil yok diyorsunuz hala , ben de sayıyorum ve siz bunlara ayrı tür diye iddia ediyorsunuz buna da cevabı verdim.
Evet şapkadan tavşan çıkmaz , biz de soruyoruz evren nasıl oluştu diye . Belki bu soru hiçbir zaman cevaplanmayacak ama siz de şunu biliyorsunuz ki bilgi olarak bunu siz de bilmiyorsunuz . Biliyorsanız paylaşın lütfen . Müsade edin ortada hazır cevapları bırakıp bilinmezin üzerine cesaret ile gidenlere kendi adıma itimat edeyim.
Bu arada büyük bir önerme de bulunmuşsunuz arada , inanmak isteyene kanıt çok demişsiniz , burada inanmamak için çırpınan yok , bilmek için kanıt arayan var , biliyorsanız bir kanıt paylaşın lütfen , sadece bildiğinizi yazmayın.
Oysaki ben bir bahsettiğiniz – kıyak diye – arkadaştan daha farklı düşünüyordum.
Ayrıca yine ben kendi adıma hiçbir şeyi bir hiçlik olarak tanımlayamıyorum. Sadece bilmiyorum , bilen varsa da sesleniyorum. Daha önce de yaptığım gibi.
Evrenin bir izah ediciye ihtiyacı yoktur. Evren vardır , görüyoruz ve bence bu onun varlığına yeterli , asıl bana kalsa sorulacak soru evrenin bize ihtiyacı var mı olmalı bana kalırsa. Herhalde yoktur şuradaki sayılı varlığımızı düşünürsek üstelik . Varlığın izah edilme konusuna gelince , aslında sorunun izah değil , oluşum kaynağını sorguladığımızı hatırlatmak gereği duyuyorum.
Yaratıcı neden zorunlu imiş ? burayı açar mısınız ?
Bakın Darwin in inancı ile bilgilerini ayırt edin , çünkü ben kendi adıma ikisini her şekilde aynı kefeye koymuyorum. Daha önce de belirttiğim gibi bu onların uyuşmayacağı anlamına gelmiyor. Aynı zamanda uyuşacağı anlamına da gelmiyor .
Bakın hala inanma ve tapma ile yakıştırma yapıyorsunuz ve ben bilgi istiyorum siz asıl bunu kaçırıyorsunuz. O nedenle tabiata tapan yok ya da var. Konu bu değil , konu tabiatı bildiğimiz. Ve ben sizden bilgi istiyorum.
Üstelik eğer materyalizm tartışmasına girecek ya da tartışmayı felsefe boyutuna çekecek olursak emin olun her felsefi konu gibi ikimiz de hem haklı hem haksız çıkarız . Daha iyi ile kötüyü bile tanımlayamaz iken üstelik…
Hayır bir de o kadar yazıp yazıp birden yaratıcının rasyonel ispatına vardınız. Üstelik bir de bana bilim ya da felsefe de bilgisiz yakıştırmasını yapmışsınız ama size küçük bir hikaye anlatayım , daha önce de anlatmıştım. Kısaca :
Birkaç değişik disiplinlerden biliamdamları aynı vagonda syahat etmektedirler bir trende. Birden birisi bir siyah inke görür ve der ki :
Bu ülkede siyah inekler var.
Diğeri uyarır :
Hayır bu önerme yanlış olur , bu ülkede en az bir tane siyah inek var diyebilirsiniz der.
Matematikçi ise en son noktayı koyar:
Hayır , bu da yanlış olur , bu ülkede en az bir tane , en yarısı siyah inek vardır diyebilirsiniz der.
Herhalde sizin rasyonel ispat söyleminizin ne kadar havada kaldığını anlatmaya yeterlidir.
Yine örneğin , dünyadaki buzul çatlakları ve görüntülerine bakarak , gayetin rasyonel bir bağ kurarak Europa da buzulun altında su var diyebiliriz. Bu önerme yapılıyor ama henüz bilinmiyor . Rasyonel – ya da mantıklı diyelim – bu bir önerme olabilir , ispat değil. Tutarlı olun lütfen. Bu ancak buzulun altına sondaj yapılığında görülecektir , bir araç gönderiliyor zaten . Denemeler için de Vostok gölü düşünülmüştü . Ama benim asıl , ve dünyanın tabii , buzulun altında tahmin edilen su kütlesinde canlı varlığı ortaya çıkacak mı ? Göreceğiz , kim sayesinde , bilimadamları.
Yani ineğin arkası görülene kadar siyah olup olmadığı konusunda bilgi sahibi olamayız , aynı şekilde evren hakkında da. Rasyonel ispat diye birşey çıkartmanızz karşılık diyeceğim tekşey yaratıcıyı biliyor musunuz , bilmiyor musunuz?
Niteliksiz tartışmacı oldum şimdi de , en son yakıştırılmam , ama şaşırmıyorum buna.
Suat Ö. / Gelenek.
Mustafa Ajlan ,
Ortada yaratılış argümanı sunan birisine yaratıcıyı sormak neden tuzak oluyor ? Müsade edin bu kadar basit birşey sorabilelim.
Ahmet A. ,
1nolu önermem aynen geçerli , ikinci ise sanırım yanlış anlaşıldı , oluşturanın kimliğini değil , varlığının bilgisini vurgulamaya çalışmıştım.
Bakın heykel ve heykeller hakkındaki kurulan bağlam ile lastik ve evreni bir tutmak yanlış olur . Çünkü ikisinin arasında bağ sorunu vardır. Mesela diyelim ki evren genişliyor diye genişleyen herhangi bir olgu ile direkt bir tutamazsınız çünkü kurduğunuzun bağın da kanıtı gerekir. İkisi de genişliyor diye direkt olarak bir bağlangıcı mutlak olmak zorunda derseniz , farkında olmadan lastiğin genişleme sınırı olduğu için elbet bir gün bir son bulmak zorundadır de demek zorunda kalırsınız. Sizin koyduğunuz bilgi değil ,mantık zemine bağlı kalmaya çalıştığınız bir tahmindir . Evrenin başlangıcı olduğu bir olgu , ama bu bing-bang mi yoksa öncesi var mı ? İşte konu bu , bilginiz var ise buyrun paylaşalım.
Evrenin başlangıcını tabiki görmedik ama modeller oluşturularak yapılan bir deney bize ipucu , belki kanıt sunabilir , bu tamamen deney ortamının evren ile arasında kurulacak bağa bağlı.. Göreceğiz hep birlikte belki bir gün , ya da hiç göremeyeceğiz.
Bakın , ikinci kısımda tamamen sizinle aynı noktadayız . Bilmemek yanlış demek tabiki değildir. Sadece bilmiyoruz , cevap arıyoruz. Ama bu arada bilmediğimiz bir şeyi ispatlanmış bir bilgi gibi de değerlendiremeyiz. İşte benim de vurgulamaya çalıştığım bu. Yani bilinmez , birşeye kanıt oluşturmaz. Bir yanlış da doğurmaz , sadece araştırma konusu olabilir. Sizce de bilmediğimiz bir konuda bilgi imiş gibi , inancı bilgi ile karıştırmak asıl yanlış olmuyor mu ? Yani bir insan limitinin üzerindeki bir soruya – mesela evrenin başlangıcı gibi – bir bilgi ile cevap bulamadığı zaman inanabilir. İnanmaya da bilir. Ama inanç ile bilgi arasında farkı hatırlamaktır önemli olan. Dünyanın ineklerin boynuzları arasında olduğuna inanmakta hiçbir yanlış olmaz , olamaz. Yanlış ineklerin arasında olduğunu biliyorum demekle olur. O zaman da insana sorarlar nerede bu inekler diye değil mi ? Ama inanç olarak onu değerlendirirseniz , emin olun hiç kimse aksini öneremez. Var ama o inekleri bir tek ben görüyorum der , ve defter o anda kapanır mesela. Yani en öz haliyle konuşmam gerekirse , inanç ile bilgi arasında fark gözetilmelidir.
Yazan: Beagle Tarih: December 27, 2006 03:09 PM
Ne gerek var ki böyle mühim sanılan saçmalıkları konuşmaya değmez bile asıl mühim olan allahın bizi bu dünyaya gönderme gayesidir sana gözü veren kulağı veren yani bütün cihazatlarımızı mükemmel ve kusursuz bir şekilde yerleştiren bir Kadir-i Alim i bu şekilde tartışmak ne kadar doğru bilemiyorum sadece boşa vakit kaybı diyorum. Herşeyi tabiata verenlerede seslenmek istiyorum acaba bu kainatı bu kadar intizamlı nizamlı bir Kudret-i Ezeli yi inkar etmek ne kadar doğru elinizi vicdanınıza koyun ve sizde gayet iyi bildiğiniz ve sırf bir hırs uğruna kabul etmediğiniz Cenab-ı Hakkı kabul edin. Ama şundan eminim ki hepiniz bir gün bu kadar gaddarca inkar ettiğinz bu dini kabullenmek zorunda kalacaksınız.
Yazan: NİHAT Tarih: January 30, 2007 03:22 PM
AKILLI TASARIM iLE iLGiLi BiRKAC BASLIK
1968 senesine kadar ABD nin bir eyaleti olan Arkansas taki okullar ve universitelerde "Evrim Teorisi"ni ogretmek yasakti.
Bununla ilgili olarak yerel mahkemelerin kararlari ve itirazlar ABD Yuksek Mahkemesine ulasti. Davanin ismi "Epperson v. Arkansas" olarak tarihe gecti.
ABD Yuksek Mahkemesi 1968 deki karari ile bu yasagi kaldirdi. Gerekcesi ise ABD Anayasasinin 1. (resmi din yasagi) ve 14. (esitlik prensibi) maddelerine aykiri olmasiydi.
BU KARAR HALA YASAL GECERLiLiGiNi KORUYOR.
***
Epperson v. Arkansas kararini icine sindiremeyen kimseler bu karari delme cabasi ile "Akilli Tasarim" teorisini okullarda okutmaya basladilar. Pennsylvania eyaletinin Dover ilcesindeki 11 ogrenci velisinin itirazi uzerine baslayan hukuk savasi bu kez Yuksek Mahkemeye varmadan bir Federal Mahkeme tarafindan kararA baglandi. Karar (Tammy Kitzmiller, et al. v. Dover Area School District, et al) yine Anayasanin 1. maddesine aykiri bulundu ve Akilli Tasarim Teorisinin okullarda okutulmasi durduruldu.
***
Su ana kadar ABD devlet okullarinda (Public Schools) bu konuda sadece Evrim teorisi okutulmakta. Buna karsin "Yaradilis Teorisi" ve onculugunu Discovery Institute'in yaptigi "Akilli Tasarim Teorisi"nin okutulmasina musade edilmemektedir.
***
Konuyu tartisan epeyce internet sitesi var. Daha fazla bilgi ve kaynaklar: http://tr.wikipedia.org/wiki/Ak%C4%B1ll%C4%B1_tasar%C4%B1m
***
Sonuc; Evrim Teorisi veya Yaradilis Teorisi (veya Akilli Tasarim) o kimsenin inancina kalmis birsey.
Guzel birsey varsa konunun tartisiliyor olmasi.
Yazan: Haydar Tarih: January 30, 2007 10:00 PM
Bence akıllı tasarım yanlışlanabilir fakat canlıların tesadüfen olduğu iddiası yanlışlanamaz.şöyle ki:
Eğer tüm zerrelerde bu kainatı bu düzeni oluşturacak bilgi şuur zeka varsa akıllı tasarımcı yoktur diyebilirsiniz.
Yazan: adem baba Tarih: February 20, 2007 09:38 PM