« 700 Darwinist Akademisyene Çağrı—ve Meydan Okuma | Ana Sayfa | İtalya'da Avrupa ve İslam Sempozyumu »

February 24, 2006

Tartışma: Yaratılış ve Darwin

[24 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]

Radikal'in "Ders kitaplarında yaradılış hikâyesi" başlıklı haberinden öğrendiğimize göre 700 kadar Türk akademisyen "Yaradılış'ın okullardaki fen ve biyoloji kitaplarından çıkarılması" için harekete geçmiş. Milli Eğitim Bakanlığı'na "Yaradılış yaklaşımını müfredattan çıkarması" için dilekçe verecek, kabul görmezlerse dava açacaklarmış.

Bu, oldukça ilginç ve yoruma değer bir haber.

İlginç olan ilk nokta, söz konusu bilim adamlarımızın, hoşlanmadıkları bir fikri bilim yoluyla yenmek yerine, hukuk ve siyaset yoluyla sansürlemeye çalışmaları. Bunu ülkemizi "Ortaçağ yanlısı karanlık düşüncelere" karşı korumak için yaptıklarını söylemişler, ama ne ilginç ki başvurdukları yöntem tam da o çağa ait. Hatırlarsanız, Galileo'nun kozmoloji teorisi Ortaçağ'ın egemen dini anlayışına aykırı düştüğü için sansürlenmişti. Görünen o ki, şimdi bunun tam aksi yönünde bir sansür isteğiyle karşı karşıyayız.


Yaratılış, inanç mıdır?

Söz konusu akademisyenlerin girişimde yanlış olan sadece sansürcü zihniyet değil. Kavramlar da yanlış yorumlanmış durumda.

Örneğin "yaradılış". Bu kavramın bilimden dışlanmasını savunanlar, "bu bir dini bir inançtır, bilim ise inançlara değil verilere dayanır" diyorlar. Kısmen haklılar da: Bilim gerçekten inançlara değil verilere dayanmalıdır. Ama atladıkları bir nokta var; "yaradılış" dini kitaplarda yazılı bir "inanç" olmanın yanında, bilimsel verilere dayalı bir "teori"ye karşılık geliyor da olabilir.

Yaratılış, evrenin ve içindeki canlıların bir Yaratıcı tarafından var edildiği fikridir. Bu fikir Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet gibi tek tanrılı dinlerin kutsal kitaplarında yazılıdır ve bu haliyle kuşkusuz bir inançtır. Ama bir Yaratıcı'nın varlığı fikrine, hiç bir dini kaynağa dayanmaksızın, sadece evren ve canlılar hakkında akıl yürütülerek de varılabilir. Bu akıl yürütmenin en önemli unsuru ise "tasarım tespiti"dir.

Bunu bir örnekle açıklayalım. Nemrud Dağı'nın tepesindeki heykelleri hepimiz biliyoruz. Bu heykellerin kökeninin "tasarım" olduğunu, yani bilinçli bir varlık tarafından yapıldıklarını ise hepimiz kabul ederiz. Heykellerin yapımı sırasında orada olmadığımız, nasıl ortaya çıktıklarını gözlemlemediğimiz halde varırız bu sonuca. Bizi "tasarım"a ikna eden ise, doğal süreçlerin (sözgelimi rüzgar, yağmur, yerçekimi veya güneş ışınlarının) heykel üretemeyeceklerini bilmemizdir. Ve dikkat edilirse bu "tasarım tespiti" için herhangi bir "inanç" gerekmemekte, sadece verilerden çıkarım yapmak yetmektedir.


Doğadaki Tasarım

Peki ama heykeller için geçerli olan "tasarım" açıklaması canlılar için de geçerli midir?

Charles Darwin'e dek biyologların ezici çoğunluğu bu soruya "evet" cevabını veriyordu. Darwin ise, yeryüzündeki canlılığı üreten, doğal (dolayısıyla kör ve amaçsız) bir mekanizma keşfettiğini ileri sürdü: Doğal seleksiyon. 1940'larda buna bir de rastlantısal mutasyonlar eklendi.

Ancak Darwinizm'in formüle edilmesinden bu yana çok zaman geçti. Modern bilim, canlılığın detaylarının, Darwin ve takipçilerinin tahmin ettiğinden çok daha kompleks bir organizasyona sahip olduğunu ve çok yüksek düzeyde "bilgi" içerdiğini ortaya koydu. Acaba Darwinizm'in kör, rastlantısal mekanizmaları, bu kompleks organizasyon ve bilginin kökenini açıklamak için yeterli miydi?

İşte, bugün ABD'de Darwinizm hakkında süregiden bilimsel tartışmanın özünü bu soru oluşturuyor. 90'lı yıllarda geliştirilen ve halen yüzlerce bilim adamı tarafından desteklenen Akıllı Tasarım (Intelligent Design) teorisi, soruya "hayır" cevabını veriyor ve canlılığın kökeninde bir "aklın" rol oynadığını savunuyor. Akıllı Tasarım teorisi "evrim" kavramıyla da çelişmiyor; sadece evrimin kör mekanizmalarla işlediğini savunan Darwinizm'le çatışıyor.

Akıllı Tasarım'ı "bilimi dine dayandırmak"la suçlayanlar ise yanılıyorlar. Teorinin ilahi dinlerin yaratılış inancına uygun düştüğüne kuşku yok; ama teorinin dayanağı, bu dinlerin kaynakları değil, bilimsel veriler. Kaldı ki öte yandan Darwinizm de bir başka inanca uygun düşüyor: Bir Yaratıcı'nın varlığını reddeden, maddeyi tek gerçek varlık sayan materyalist felsefeye.


Yanlış Anlamalar

Darwinizm uğruna bir araya gelen 700 akademisyenimiz, görünen o ki, bu incelikleri göz ardı etmişler. ABD'deki gelişmeleri sağlıklı bir biçimde takip etme fırsatı bulamadıkları da anlaşılıyor. Örneğin oradaki "gerici iktidar"ın "birçok eyalette evrim kuramını müfredattan çıkardığını" ileri sürmüşler. Oysa evrim kuramı hiç bir eyalette müfredattan çıkarılmadı. Böyle bir talep de yok. Benim de bilirkişi olarak eğitim bakanlığına görüş sunduğum Kansas eyaletinde, evrim teorisi müfredattan çıkarılmadı; sadece Darwinizm'le çelişen bilimsel bulgular da müfredata eklendi. Akıllı Tasarım hareketinin öncülüğünü yapan Discovery Institute ve Intelligent Design Network isimli kuruluşlar bunu savunuyor zaten: Hedef, Darwinizm'i "tek doğru açıklama" gibi sunan dogmatik yaklaşımın yerine, teorinin çıkmazlarını ve teoriye getirilen eleştirileri de anlatan objektif bir eğitim verilmesi.

Bu objektifliği Türkiye'de de yakalamalıyız. "Yaradılış" inancını din derslerinde tutmalı, biyoloji derslerinde ise hem Darwinizm'i hem de onun alternatifi olan Akıllı Tasarım'ı öğretmeliyiz. Bu sayede öğrenciler, bu iki alternatif teori üzerinde tartışma imkanı bulur, ezbere değil eleştirel düşünmüş olurlar.

Kamuoyunu aydınlatmaya gelince... Onun yolu da yine sansür değil, bilimsel tartışma olmalı. Ben kendi payıma bu tartışmaya katkı sağlamaya, söz konusu 700 akademisyenimizin hepsiyle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım. Madem ortada "Ortaçağ karanlığı" var, buyursunlar, aydınlatsınlar.


MUSTAFA AKYOL
Yazar, Intelligent Design Network Yönetim Kurulu Üyesi

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 24, 2006 10:24 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sayın Akyol; "söz konusu 700 akademisyenimizin hepsiyle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım" diyor.


Pek adil görünmüyor değil mi? 1'e karşı 700 kişi. Böyle bir teklifte bulunmak kişinin kendisine-bilgisine-savunduğuna güvenini gösterir. Zira sözkonusu olan teklif bir yemek daveti değildir, bilimsel tartışma davetidir. Bu 700 çok değerli akademisyenimizden kaçı bu teklife icabet edecek bakalım.


Bir metnin altına imza atmak kolaydır, önemli olan sorumluluk almaktır ve imzanızı attığınız metne sahip çıkmanızdır. Birisi çıkıp "hepinizle istediğiniz şekilde bilimsel tartışmaya hazırım" diyorsa, siz ona "bu gün olmaz ama 30 yıl sonra" diyemesiniz ya da "ben seni muhatap almıyorum, senin söylediklerini kabul etmiyorum, benim dediğim doğrudur" da diyemezsiniz. Atmışsanız imazanızı ve savunduğunuz şeye de güveniyorsanız bu teklifi kabul eder sonuçlarına da katlanırsınız.


Biz de bu tartışmayı ilgi ile takip eder, sonuçlarını görmüş oluruz.

Yazan: Arife Tarih: February 24, 2006 11:36 AM

Mustafa Beyin bir önceki yazısından sonra bu konuyla ilgili olarak Evrim-Yaratılış tartışması alevlendi başlıklı bir yazı yazdım. Okumanızı öneririm.

Saygılar

Yazan: Da Vinci Tarih: February 24, 2006 06:23 PM

İnsanlığın ortaya çıkışını evrim teorisiyle açıklayan bilime maymun lafından alınıp yanıt vermek başlı başına ilginçtir. Özetle, "Sen kime maymun diyorsun!" gibi bir şey…
700 bilim insanının deklarasyonuna kendilerince entellik yaparak laf yetiştirenler de var. Kutsal kitap referansları vazgeçilmezdir, çünkü bunlar tartışılmazdır. Ama bir de kutsal alıntıların ardından "evrim tezini din haline getirmek" yolunda bir suçlama gelebiliyor. Maymun olmakla insanın bir tarihsel gelişimin ürünü olması arasındaki farkın algılanmamasına mı yanarsın, dincilerin bilimsel kuşkuculuk dersi vermeye kalkmasına mı!
Kimileri de evrim tezinin İslama yönelik Hıristiyan saldırısı olduğunu iddia ederler. Bu adamlar sadece İslamın değil Hıristiyanlık dahil bütün dinsel düşüncelerin bir "Yaradılış"ı varsaydığını bilmezler mi? Bilirler ama provokatörlük iliklerine işlediğinden bilmezden gelirler.
Evrim İslam ülkesine saldırı diye yutturulabilirse o zaman aydınlar da "emperyalist-gavur" komplosunun ajanları olacak, vatan haini olarak bile lanse edilebileceklerdir! Oysa mekanizma tam tersi yönde çalışır. Başta ABD olmak üzere emperyalist ülkelerdeki egemen eğilim de bilimin kovulup dinsel taassubun yaygınlaştırılması, somut olarak evrim teorisinin yerine yaradılış tezlerinin geçirilmesi yönündedir. Bush Tanrı'nın emirlerini yerine getirdiğini iddia etmekte, Berlusconi kendini İsa'ya benzetmektedir. Bush İstanbul'a gelince dini bütün belediye ve hükümet kenti insansızlaştırır. Ötekisi Başbakanın yakın dostudur. "Maymun mu dedin"ciler eğitimlerini Amerikan kolejlerinde almak için yarışmakta, Rusya'daki okulları CIA merkezi gibi çalıştığı için kapatılan Nurcu lider ABD'de ikamet etmektedir.
Bütün bunlar çelişkili değil çok uyumludur. Bütün sömürü düzenleri, bütün baskıcı iktidarlar, sömürüyü örtmek için, baskıyı ilahi takdir olarak dayatmak için yobazlaşma eğilimi gösterirler.
Bilim ise aydınlatır, örtüleri kaldırır; sonuç olarak, kadere boyun eğmeye değil mücadeleye davet eder.
Sömürücünün hangi dinden olduğu bu fonksiyon açısından talidir. Ama dürüst bilim insanının sömürüye ve karanlığa karşı durması kuraldır.
Üniversite Konseyleri Derneği'nin çıkışına karşı küfürlere, hakaretlere başvurulmasında şaşacak herhangi bir şey yok. Bu, gericilerin her daim aydınları sindirmek için denedikleri yöntem.
Ama bu sefer baltayı taşa vurdular. "Geleceğimizi ortaçağ karanlığına terk etmeyeceğiz" sözünü iki küfür, üç yalan, birkaç tehditle susturabileceklerini sananlar çok yanılıyor.

Yazan: bilim insanı Tarih: February 24, 2006 08:39 PM

Sayın Da Vinci;

Yazınızı okudum.Diyorsunuz ki;
"yanlışlanması ya da doğrulanması mümkün olmayan,test edilemeyen görüşlerin bilimde yeri yoktur".Sizden bir ricam olacak,bilimsel bir teori olduğuna göre 'evrim teorisi'nin yanlışladığı ya da doğruladığı,test ettiği bazı görüşler var demek ki.Mümkünse bu görüşlerden birkaç örnek sunmanızı rica ediyorum.Art niyetli olduğumu düşünmeyin sakın,öğrenmek için soruyorum.Yani eğer vakit ayırır da ilgilenirseniz hayırlı bir iş yapmış olacaksınız.Şimdiden teşekkürlerimi sunuyorum.

Saygılarımla,
B.E.

Yazan: B.E. Tarih: February 24, 2006 10:10 PM

sayın Akyol'a sonuna kadar katılıyorum.
bilim ideolojik saplantılara alet olmamalı.
bilim insanları objektif,her iki gozu artı akıl gozu acık insanlar olmalı.

Yazan: bercenay Tarih: February 25, 2006 12:57 AM

"bilim insanı" rumuzlu yorumcuya atfen...

Ağırlıklı "ben bilirimci" bir geniş zaman kullanılmış, pek çoğu dayanaksız ve "yaparlar,ederler.." gibi genellemelerden oluşarak sonuca gitmeye çalışan yazınızdaki tutarsızlıklardan ve pek çok yanlış bilgiden sadece bir tanesini sunacağım...

"Rusya'daki okulları CIA merkezi gibi çalıştığı için kapatılan Nurcu lider.." ifadesi kullanılmış.. Bu koskocaman bir YALAN.. (en azından kaynağı itibariyle)
Bazı art niyetli kimselerin yaymaya çalıştığı bu yalan üzerine, Moskova Büyükelçiliği’nden dahi bu iftirayı yalanlayan bir açılama yapılmıştır..

Ayrıntı için…
http://www.zaman.com.tr/?hn=259121&bl=yazarlar&trh=20060224

Yazan: Hasan Basri Kartal Tarih: February 26, 2006 12:55 AM

peki sayın akyol,
diyelimki tasarım diye birşeyler var.

Bilim bu tasarımcıyıda araştırma konusu yapabilirmi ?

onu oluşturan parametreleri ve kaynağı bilmek bilimin hakkı değilmidir ?

Yazan: bilimsel dusunce Tarih: February 26, 2006 01:42 AM

Türkiye'deki evrimcilerin tezgahına dair güzel bir yazı...


http://www.zaman.com.tr/?hn=259790&bl=yorumlar&trh=20060226

Yazan: yuksell Tarih: February 26, 2006 11:09 AM

Sayın B.E.

Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsanız, bu soruyu burda değil benim blogumda sormalısınız. Kendi yazımla ilgili bir soruya burda cevap vermemi beklemiyorsunuz heralde. Eğer öğrenme konusunda samimiyseniz yazımın altına yorumunuzu eklersiniz.

Saygılar

Yazan: Da Vinci Tarih: February 26, 2006 02:13 PM

Koskoca bir evren ve gerçekte, rasyonel anlamda, olup biteni anlamlandırabilmek ve dünyaya kendini kabullendirebilmek için beş duyusu ve akıl yürütme yeteneğinden başka hiçbir şeyi olmayan insan… Kendinden öncekilerin sonundan akıl yürüterek ulaştığı bir veriye göre de “sonlu” bir yaratık. Yani yapıp-ettikleri ne kadarıyla direkt kendine fayda sağlayacak belirsiz… Ama o bir anlamda sonunu düşünmeden yaşamı yüklenme cesaretini göstererek evreni anlamanın (ve onu kullanmanın) peşine düşer...

Bu yüzden bilim insanı cesaretin ve korkusuzluğun temsilcisidir. O geçmişin bağlarına, günün imajlarına, geleceğin vaatlerine kulak asmadan, hiçbir "kolaycılığa kaçmadan" düşünür ve tartışır.

Bilim insanı için farklı bir teori ancak başka bir veridir; tartışılır, artılar eksiler ortaya konur… Birden fazla varsayım olması bir kazançtır. Bilimsel tutum tam da bu yüzden – ve sadece bu yüzden- dindar tutumdan daha üstündür.

Okul kitaplarında Darwin Teorisi yanında “Akıllı Tasarım” teorisinin de yer almasını istemeyenler bilimsel tutumun üstünlüğüne gölge düşürmektedir. Analiz bilimin en önemli araçlarındandır. Bilimsel kafaya sahip insanlar yetiştirmek için farklı bulgular, teoriler okul kitaplarında yer almalı…

Akıl yürütmek, yorumlamak, deneyip yanılmak, tartışmak (atışmak değil!) bilim insanının, görmezden gelmekse kötücül insanın işidir.


Bir teori gerçeği tam açıklayamazsa bile diğer teorilerin eksiklerini ortaya çıkarıyorsa bu da bir kazançtır.

Yazan: Hande E. Tarih: February 26, 2006 08:04 PM

Sayın Da Vinci,
Size sorulacak sorunun kendi blogunuzda sorulmasını isteme hakkınız tabii ki var. Konu bütünlüğü açısından, bu istek mantıklı da bulunabilir ama bu isteğinizi belirttikten sonra, bir seferliğine bile olsa, soruya burada ya da kendi blogunuzda cevap vermemiş olmanız, cevap vermek için şartlar öne sürmeniz pek mantıklı gelmedi bana. Üstüne bir de gayet nazikçe sorulmuş bir sorunun samimiyetinden şüphe etmeniz de şaşırtıcı. Niyet okuyuculuğu yapmak yerine soruya cevap vermeniz daha iyi olmaz mıydı? Belki siz de gerçekten cevap vermek istemiyorsunuz. Gercekten cevap vermek isteseydiniz, ya burada isteğinizi belirttikten sonra cevabı yazardınız ya da soruyu blogunuza kendiniz alıp, cevabını blogunuza yazıp, baglantı adresini de buraya ekleyebilirdiniz. Cevap vermek isteyen için çare bulmak zor değil. Önemli olan insanların doğruları -şartlara bağlı olmaksızın- öğrenmesi değil mi?

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: February 27, 2006 09:13 AM

Esra Hanım,

Sizinle hem fikirim. Ben de sorulan sorulara cevap verme/vermeme konusunda Sayın Da Vinci'yi samimi bulduğumu söyleyemem (daha önce “Gelişim Platformu'nda Akıllı Tasarım Konferansı” başlığı altında Sayın Da Vinci’ye yönelttiğim sorularıma artık kendisinden cevap beklemiyorum, sonuçta sessizlikte bir cevaptır.)

Sayın Da Vinci tam da kendisinden beklendiği şekilde davranmış. Bunun da konuyu takip eden kişilere yansıması kendisi için maalesef olumlu olmayacaktır. Kendisine sorulan bir soruya pazarlıkla cevap şartı koşması hiç de hoş değil.

Sayın Da Vinci Sayın B.E.’ye “Eğer öğrenme konusunda samimiyseniz yazımın altına yorumunuzu eklersiniz.” diyorsunuz. Eğer siz de kendi yazdıklarınız konusunda samimi iseniz size sorunun sorulduğu yerde cevabınızı verirsiniz. İşi yokuşa sürmeden verebilecek bir cevabınız varsa buyrunuz istediğiniz şekilde cevabınızı veriniz.

Yazan: Arife Tarih: February 27, 2006 02:28 PM

Yukarıdaki tüm yazılar çok bilgilendirici özellikle anti-tasarımcılarınki pek eğlendirici.Benimde hatırlatığım bir Türk Atasözü var;Korkunun ecele faydası yoktur diye:)Bu saygıdeğer 700 bilim insanı üretilen bilimede böyle sahip çıksalar ülkemiz için daha sevindirici ve yararlı olur sanırım.(lütfen üniversitelerimizde bilim üretiliyor mu diye sorgulamayın ödenekler yetersiz,kadrolar dar iken ne bekliyorsdunuz tübitak çevirileride olmasa işimiz çok zor)Doğal olarak herkesin inancını yada inançsızlığını savunma hakkı var değil mi? İnsan hakları sözleşmelerinde en temel maddelerinden ve herkesin bildiği bir hakdır.Bilim insanlarımıza kolay gelsin diyor,Mustafa Beyin yalnız olmadığını ve akademisyenlerden de birçok gönüllü bilim insanının dilekçe verecek olan akademisyenlere karşı Mustafa Beyin yanında olacağını umud ediyorum.İşe bir yerden 'kesin' olarak başlamak lazımdı,1996 da AT nin resmi hareketinin başlamasından beri (Darwin's Black Box Michael Behe free press pub. ve www.arn.org)nihayet AT hareketinin önü tüm dünyada olduğu gibi her türlü statükocu yerleşkelerin engel ,karalama,ve yok saymasına rağmen Türkiye'mde de açılmıştır.Bu yüzden 700 bilim insanına olayı medyaya taşıdıkları ve MEB dilekçe verecek olmalarından dolayı kutluyorum ayrıca teşekkür ediyorum.Böylelikle Medyada istediğimizden de çok yer alıcağız ve insanların tartışmasından ve kendilerine enjekte edilen değilde(bu sosyal olarak belkide kalıplaşmış batıl inançlardır ama bilimsel olarakta evrimsel paradigmadır.) var olanı bulma yolundaki sorgulamasından korkanlara karşı insanları çift yönlü(Yartılış vs Evrim) bilgilendirerek belkide Gerçeğin kişisel olarak keşfine de katkıda bulunabileceğiz AT hareketi ve onu destekleyenler olarak.

Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 27, 2006 04:21 PM

Sayın Da Vinci;


Elbette soruma burda cevap vermenizi bekliyorum!Azarlayıcı tutumunuz ve samimiyetimden şüphe edişiniz tedirginliğinizi gizleyemiyor deyip geçeceğim zira diğer katılımcılardan gerekli cevapları almışsınız.Burada cevaplamak istememenizi anlayabilmiş de değilim,buna "kendi yazımla ilgili bir soru" demekten başka geçerli sayılabilecek bir neden de göstermiyorsunuz.Ayrıca gözden kaçırmış olduğunuz bir nokta var ki;sormuş olduğum soru sizin yazınızla ilgili değil genel bir soru.Bu nedenle sorumun sizin blogunuzda yanıtlanması konusundaki ricanızda ısrarcı olmayacağınızı umut ediyor ve beni bilgilendireceğiniz günü merakla bekliyorum...


Saygılarımla,
B.E.


Yazan: B.E. Tarih: February 27, 2006 04:30 PM

Sayin Akyol,

Asagidaki sözlerim size degil, sizin yazinizi
elestiren tartismaci arkadaslara olacaktir.

Eger, "dürüst bilim insaninin sömürüye ve karanliga karsi durmasi kural" ise, bir bilimci
ya "akilli tasarim"i da dinlemeli, ya da dâvâsini
isbatlamalidir. Eger "evrim teorisi"nin isbati
varsa, hani delilleri nerede? Delil olmadigina
göre "akilli tasarim" kabul edilmeli degil mi?
Delilsiz dâvâlari korumak ve ya$atmak
mi aydin'liktir? Bu da apacik "karanligi
kutsamak" ve "bilimsel sömürgecilik"
olmaz mi, olmuyor mu?

Bir kisim ilim adamlari evrim teorisinin yikilisina niye üzülüyorlar? Eger üzülmeyi
gerektirecek bir delilleri varsa, ortaya
cikarsinlar. Biz de bu teoriyi yikilmaktan
koruyalim... Zaten delili olan bir dâvâyi kimse yikamaz. Geleceklerini "ortacag karanligina
terketmek" istemeyenler, dâvâlarinin delillerini göstersinler.

Yanliz göstereceginiz delil, birileri tarafindan öne sürülmüs ve bir baskalari tarafindan da cürütülmüs olmasin. Bu delil öyle bir delil olsun
ki, evrim teorisini, "teori" olmaktan kurtarsin
ve "pozitif bilim" haline getirsin. Ama bu delil bize kisa zamanda gösterilsin. Cünkü milyonlarca
yil bekleyecek vaktimiz yok. Insanin ve
insanligin ömrü de cok kisa.

Kendikendine veya tesadüfen bir olu$um varsa,
isbati nerede? Bir zigot (döllenmis yumarta) önce
kana, sonra et parcasina, sonra cesitli organlara, et ve kemige dönüsebiliyor.
(Tabi bu da icine yerlestirilmis bir program ve disaridan aldigi enerjiyle ve akilli insanin yardimi ve Ilâhî Kudret'in büyük destegiyle oluyor). Bu cesit evrim inkâr edilemez.
Fakat bunlarin kendikendine veya tesadüfen olustugu da kabul edilemez. Bunun bir delili
de yoktur. Cansizlarin kendikendine ve tesadüfen
canlilara dönüstügü ise, hic kabul edilemez.

Zigotun evrimi yani insana dönüsümü kabul edilebilir. Cünkü gözümüz önünde cereyan ediyor.
Delillerini görebiliyoruz. Fakat bir maymunun
insana dönüsümü kabul edilemez. Cünkü delil ve
isbati yok. Bir elektirikli süpürge bir bilgisayara dönüsemez ki, maymun insana
dönüssün? Eger dönüsmüsse, hani delili nerde? Eger bunlarin gercek bir delili olsaydi, bugün
evrim teorisi bir "teori" olarak degil, isbatlanmis "bilim" olarak kabul görürdü.

Bir bebek bile -canli oldugu halde- anne-babasinin yardimi olmadan hayatini sürdüremiyor.
Bu böyleyken akilsiz, acimasiz, bilgisiz, cahil,
kör, sagir hem de aciz ve cansiz varliklara,
her seye gücü yeten bir Kudret Sahibi'nden yardim
aldirmadan hârikalar yüklemek, onun
"hayat olusturmak" gibi mucizeler gösterdigini iddia etmek, akildan istifa etmekten baska
birsey degildir.

Allah'in mucizeleri arasinda bile "maymunu insana
dönüstürmek" diye bir sey yoktur. Insani maymuna
dönüstürmek vardir. Ama maymunu insana
dönüstürmek hic duyulmamistir. Duyulamazdi da.
Cünkü bir undan (diger karisimlariyla beraber) pasta yapmak dururken, pastayi ekmekten yapmaya
calismak akilsizca bir i$tir. Bunun icin yüce Yaratici insani maymundan degil, maymunu da
insani da mustakil olarak su ve topragin ve bazi elementlerin karisimsal özünden yaratmistir.
Allah'in bile yapmadigi bir seyi ceyrek akilli
maymundan beklemek ve insanin maymundan türedigini iddia etmek elbette kabul edilebilir
bir sey degildir. Hele böyle muazzam ve hârika
i$leri tesadüflere ve kendikendilige dayandirmak,
artik cehâletten öte bir sey olamaz. Böyle bir cehâletin pesinden gidenleri ise, "zavalli
bedbahtlar" olarak görmekten baska care yoktur!

Insanlik 150 yil boyunca "evrim yalani"ni dinledi
durdu. En sonunda "akilli tasarim" geldi, onu
beyninden ve kalbinden vurdu. Umariz bu muhtesem
vurus, insanligin "evrim cehâleti"nden kurtulusu olur.

Hem madem birbucuk asirdir evrim teorisi isbatlanamadi, öyleyse simdi de "akilli tasarim"i
dinleyelim. Delili olmayan bir teoriyi dayatip
yeni bir teoriye kulak tikamak, ortacag
karanligina dönmekten baska birsey degildir.

Bazi ulusal gücler, bazi dinlerin zayifligindan veya bâtil yönlerinden yararlanarak bazi
uluslari sömürmüs olabilir. Fakat ateizm ve
materyalizme dayanan Darwinistler ise dinsizlikle
hayatin tesekkürünü yapmayarak ve kâinatin
Sahibi'ni tanimayarak bütün kâinati sömürdüler
ve hâlâ sömürmektedirler. Artik bu korkunc
ve insafsiz sömürü son bulmalidir. Umariz,
"akilli tasarim" bu sonu getiren muhtesem bir
darbe olur.

Kisaca ve özetle; kâinatta denge ve düzen varsa,
yaradilis da vardir. Yaradilis varsa, tesadüf yoktur. Tesadüf yoksa, "evrim teorisi" bâtildir.
Bâtil ise, yikilmaya mahkûmdur! Bir "cehâlet teorisi"nin yikilisini hep birlikte
alkislayalim!...

Ve diyelim: DARWINIZM'IN BILIMSEL
SÖMÜRGECILIGI YOK OLSUN VE SON BULSUN!

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: February 27, 2006 07:05 PM

Sayın; B.E., Esra ve Arife,

Ben Mustafa Beyin bu yazısıyla aynı konuyu işleyen bir yazı yazdığımı belirttim. Burda bu konuyla ilgili yorum yapmadım. Yani neden burda sizin sorularınızı yanıtlayayım. Eğer buraya bir yorum yazmış olsaydım ve siz de o yorumla ilgili soru sorsaydınız elbette cevaplardım. Ama sizin de gördüğünüz gibi olay öyle değil. B.E.'ye teklifim hala geçerli. Eğer sorunun cevabını almak istiyorsan yapman gereken tek şey yazımın altına sorunu içeren bir yazı bırakmaktır. Sorduğun sorunun cevabı çok basit aslında ama nedense cevabı burada almak istemek gibi ilginç bir ısrarda bulunuyorsun. Karar senin tabi. "Benim için önemli olan cevap değil senin cevabı burada yazman" diyosan o senin bileceğin birşeydir.

Bu arada Arife hanım, benden cevap beklidiğiniz sorular hakkında hiçbir fikrim yok. Hangi sorulardan bahsettiğinizi bilmiyorum. Aylar önce farkedilmeden kaybolup giden sorulardır büyük ihtimalle.

Ama emin olun cevap veremeyeceğim hiçbir soru yok.

Yazan: Da Vinci Tarih: March 1, 2006 02:11 PM

Sayın Da Vinci;


Hala beni bilgilendirmenizi bekliyorum.Sorumu yönelteli kaç gün geçti henüz bir cevap alamadım.Burada yanıtlamak sizi bu kadar rahatsız ediyorsa tamam,kendi blogunuzda yanıtlayın o zaman...

Yazan: B.E. Tarih: March 1, 2006 03:22 PM

Da Vinci dedi ki:

"Ama emin olun cevap veremeyeceğim hiçbir soru yok. "

Bu mu "bilimsel duruş" ve "entellektüel alçakgönüllülük"?

Çoğu ateist dinlerin bu kapsayıcılığından şikayetçi iken, kendilerinin bu duruşu kolayca sergilemesi düştükleri apayrı paradoksun ince izlerini taşıyor. (Ama tabii ki buna da incelikli cevapları vardır, herşeye olduğu gibi..!)

Yazan: A.E. Tarih: March 1, 2006 04:15 PM

Sayın Da Vinci,

Önce küçük bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. Fikir sahibi olmadığınızı söylediğiniz konu hakkında hafızanızı tazelemek bakımından faydalı olacaktır.

“Gelişim Platformu'nda Akıllı Tasarım Konferansı” başlığı altında bu konferansı izleyen ve konferansa dair düşüncelerini dile getiren yorumculara istinaden şu yorumu yapmıştınız “Yukarıdaki yorumları okuyunca insanları bilgi sahibi olmadıkları konu hakkında kandırmanın ne kadarda kolay olduğunu gördüm.” Ben de sizin bu yorumunuza binaen üç ayrı soru sormuştum.

1- Siz bu konferansa katıldınız mı, katıldıysanız görüşleriniz nelerdir?

2- Yukarıda yorumda bulunanların konu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını nereden anladınız?

3- Acaba yüzyıldan fazla bir süredir Darwinistler kimleri kolayca etkilemişlerdir?

Bir kez daha sorularımı yineliyorum.
Ve şundan emin olunuz ki ben sorduğum sorularımda ciddi ve samimiyim. Aynı ciddiyeti sizden de beklemekteyim.

Bu arada, ”Ben Mustafa Beyin bu yazısıyla aynı konuyu işleyen bir yazı yazdığımı belirttim. Burda bu konuyla ilgili yorum yapmadım. Yani neden burda sizin sorularınızı yanıtlayayım.“ diyorsunuz, ilginç bir yaklaşım.
Önce konuyla ilgili yazdığınız yazınızı bizlere duyuruyor ve okunmasını öneriyorsunuz, ardından da yazınıza ve konuya ilişkin bu sitede size soru soruluyor. Bu sitede yazınızı duyuruyorsunuz da neden sorulan sorunun cevabını vermiyorsunuz. Ayrıca, Esra Hanım size çok da akıllıca tavsiyelerde bulunmuş, nasıl ki yazınızı burada bizlere önerdiniz, sitenizde verdiğiniz cevabınızı da önerebilirdiniz. Art niyet yoksa bunu bu kadar uzatmaya ne gerek var.

Yazan: Arife Tarih: March 1, 2006 05:55 PM

arkadaslar;Da Vinci'yi tanırım.ateistforum'da da boyleydi.bu insanların yaptıkları en iyi sey polemik yaratmaktır.

Da Vinci arkadasım;reklamı bir kenara bırak.varsa bir fikrin meselenin özünü kısaca yaz,bizde anlayalım.yoksa da durup dururken buraya yazı yazanların bos yere sinir katsayılarını yukseltme.

Yazan: bercenay Tarih: March 1, 2006 09:13 PM

Sayın Da Vinci,
Açıkcası benim için soruya nerede cevap verdiğinizin önemi yok. İster burada ister kendi sitenizde cevap verebilirsiniz. Ben sadece hiç cevap vermeyişinize, bunun için şart koşmanıza şaşırdım. Sorular, savunduğunuz fikri anlatma fırsatı doğuruyor size. Ne diye bu fırsatı kaçırasınız ki?

Bu şaşkınlıkla beraber “Eğer gerçekten öğrenmek istiyorsanız” , “Eğer öğrenme konusunda samimiyseniz” ifadelerinizin altında yatan şüphecilik beni rahatsız etti. Sayın B.E. sorduğuna göre öğrenmek istiyor. Bunun başka bir anlamı olabilir mi? Olabilir, diyorsanız, bu anlamı öğrenmek isterim açıkcası. Sorunun arkasında bir tuzak olabilir diyeceğim ama nasıl bir tuzak olacak? Siz zaten “emin olun cevap veremeyeceğim hiçbir soru yok.” demişsiniz.

Herneyse. Ben, bana manasız ve rahatsız edici gelen bu şüphecilik sebebi ile, size “Neden niyet okuyorsunuz, şüphecilik yapıyorsunuz, onun yerine kendi sitenizde ya da burada soruya cevap verseniz daha iyi olmaz mı?” dedim. Yoksa illa burada cevap verin de demedim. Bu yüzden “Neden burda sizin sorularınızı yanıtlayayım?” sorunuzu en azından kendi adıma yersiz buluyorum. İlla burada yanıtlamak zorunda değilsiniz. Ama fikrinizi savunmak istiyorsanız, -kendi seçeceğiniz yerde- yanıtlasanız daha mantıklı olur. Kafalardaki soru işaretlerini yok etmek, fikri her şartta savunmak adına. Vurgulamak istediğim buydu. Yine de siz bilirsiniz. Cevaplamama hakkınız da var tabii ki. Ama bu hakkı şüphecilik yapmadan, başka bahaneler öne sürmeden kullanmanız daha şık olur kanısındayım. Ama dediğim gibi, yine de siz bilirsiniz.

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: March 1, 2006 11:41 PM

Herkese merhaba,

Sonunda B.E. sorusunu sitemde sormaya karar verdi. Ben de büyük bir zevkle cevabını verdim. O da yetmedi ahmet isimli biri birçok soru sordu ve o da gerekli cevapları aldı. İsteyen girip bakabilir.

Yukardaki mesajlarda hakkımda yapılmış yerli yersiz hiçbir yoruma cevap vermeyeceğim. Burada kişisel bir tartışmaya girecek halim yok. Benimle kişisel sorunu olan mail atıp istediğini söyleyebilir.

Sayın Arife,

Aylardır cevabını beklediğiniz sorular bunlar mıydı :)) Ben de bir an için ciddi ciddi birşeyler sordunuz da cevaplamadım diye düşünmeye başlamıştım. Benim AT ile ilgili görüşlerimi sitemdeki yazılarımda bulabilirsiniz. Özellikle AT ile ilgili olarak Akıllı Tasarım: Bilim mi din mi? ve Şu meşhur 'indirgenemez komplekslik' başlıklı yazılarımı önerebilirim.

Yazan: Da Vinci Tarih: March 2, 2006 11:08 AM

Sayın Da Vinci,

Size söyleyecek bir sözüm yok, sorularımı ciddiye almamanız sizin sorununuz. Sergilediğiniz bu tutum sizin zihniyetinizi yeterince ortaya koymuştur. Ayrıca cevap diye verdiğiniz yazılarınız da bir şey ifade etmiyor. Daha fazla uzatmayı lüzumlu görmüyorum. Bu tavrınızla, sadece kendinize değil savunduğunuz konuya da zarar verdiğinizi umarım bir gün anlarsınız.

Yazan: Arife Tarih: March 2, 2006 03:22 PM

"Aylardır cevabını beklediğiniz sorular bunlar mıydı :)) Ben de bir an için ciddi ciddi birşeyler sordunuz da cevaplamadım diye düşünmeye başlamıştım."

Sayın Da Vinci,
Üslubunuz beni gerçekten çok şaşırtıyor. Yukarıdaki ifadenizdeki alaycılık, hatta belki de küçümseme ile ne kazandığınız ne kaybettiğiniz üzerine hiç düşündünüz mü? Arife Hanım'ın sorularını ciddi ciddi sormadığını nereden biliyorsunuz? Kimsenin sizinle kişisel bir sorunu olduğunu düşünmüyorum, olacağını sanmıyorum ama sizin, karşıt fikirdeki insanların niyetleri, bilgileri, anlayışları hakkında önyargılı olduğunuzu, bu yargılara göre tepkiler verdiğinizi hissediyorum. Bunu da doğru bulmuyorum. Tepki vermem bu sebepten. Tavrınız sonrasında verilen tepkileri de insanların sizinle kişisel olarak sorunu var gibi algılıyorsunuz. Halbuki tavırlarınız ve üslubunuzla süreci siz başlatıyorsunuz, başlattınız. Aslında, "Sizinle farklı fikirde olup da soru soranlarla ilgili özel bir sorununuz mu var?" diye size sormak belki daha doğru olur. İğneyi kendimize çuvaldızı başkasına batırmamız, önce kendi üslubumuzda sorun var mı acaba diye düşünmemiz daha iyi olur düşüncesindeyim.

Bu arada, Arife Hanım'ı yazılarınızı okumaya davet etmişsiniz. AT ile ilgili fikirleriniz için bu davet tamam da, sorduğu soruların cevaplarını (konferans katılıp katılmadığınızı,yorumda bulunanların konu hakkında bilgi sahibi olmadıklarını nereden anladığınızı) yazılarınızdan nasıl anlayacak? Sorulara vereceğiniz cevaplarla o konferans ile ilgili beyan ettiğiniz düşüncenize*, fikir sahibi olarak mı yoksa önceden edinilmiş hislerinizle/yargılarınızla mı sahip olduğunuz anlaşılacaktı. Bunu anlamayı beklerken alaycılıkla karşılaştık. İlginç oldu. Gerçi alaycılığın konuyu geçiştirmeye yarayacağını, yargılar önceden edinilmiş ise, bunu, ortaya çıkaracağını düşününce, ortada ilginç birşey de kalmıyor. Yazdığınız yazılar ilgilenenlerce okunacaktır muhakkak ama Arife Hanım'ın sorduğu soruların cevapları bu süreçten edinilen izlenimlerle oluşacaktır mecburen. Bilginize.

(* Beyan ettiğiniz düşünce: “Yukarıdaki yorumları okuyunca insanları bilgi sahibi olmadıkları konu hakkında kandırmanın ne kadarda kolay olduğunu gördüm.”)

Saygılar,

Yazan: Esra Tarih: March 2, 2006 03:42 PM

Sayın Akyol,

Yazınızda alenen yanlış olduğunu düşündüğüm birçok nokta var. Bunları düzeltmek istiyorum.


- Türkiye’de sansürlenen yaradılışçılık değil, evrim kuramıdır. Okullarda evrim yanlış ve eksik öğretilmekte, yaradılışçılık alternatif bir bilimsel kurammış gibi gösterilmektedir. Bu durumun dünyadaki bilimsel gündemle örtüşmediği pekala ortadadır. Bu nedenle bu bilim insanlarının girişimi sansürlemeye değil, aksine sansürü kaldırmaya yöneliktir.

- Nemrut dağındaki heykellerle dünya üzerindeki canlılık arasında kurduğunuz analoji sağlıksız. Çünkü Nemrut konusundaki çıkarımınızı yaparken gözlemlerinize dayalı bir referans noktanız var, insanların ürettikleri şeylerin neye benzediğine dair sayısız veri var elinizde. Çıkarımınızı bu referansa göre yapıyorsunuz, akıllı tasarımdaki gibi totolojik varsayımlara gore değil.

- Doğal seçilim, kör veya keyfine göre hareket eden değil, işlevsel ve nedeni sonuca bağlayan bir mekanizmadır. Evrim salt rastlantısal değil, birçok belirleyici faktörün yeraldığı birikime dayalı bir süreçtir. Evrim kuramı türlerin oluşumunu ve değişimini bireysel değil, istatistiksel olarak modeller.

- Evrim kuramının materyalist felsefeye uygun olduğu sizin kişisel görüşünüz. Öncelikle, evrim kuramı yaratıcı hakkında hiçbirşey söylemez, ilgilenmez bununla, tıpkı diğer bilimsel kuramlar gibi. Evrim süreci pekala kendiliğinden (ne demekse) olabileceği gibi, herhangi bir etmenin kontrolünde de olabilir. Bilimin ve dolayısıyla evrim kuramının ilgilendiği içteki mekanizmadır, dıştaki etkenler değil. Darwin de bizzat agnostiktir ayrıca, ateist değil. Kanımca, materyalist olan İslam ve Hıristiyanlık'ın ortodoks yorumlardır, dinsel inanç ve sembolleri güncel hayata, somuta, yani maddeye indirgeme çabası içinde oldukları için kaçınılmaz olarak bilimden rahatsız olurlar, bilimin onlarla derdi olmadığı halde. İslam'ın bu coğrafyaya damgasını vurmuş idealist yorumları evrim kuramından çok önceleri doğayla barışlarını ilan etmiş, insanın doğanın bir parçası olduğu yaklaşımını inançlarının merkezine oturtmuşlardır zaten. Şahsım adına da şunu söyleyeyim: biyoloji ve dolayısıyla kaçınılmaz olarak evrimle profesyonel olarak ilgilenip öğrenmeye başladığımdan bari materyalizmden soğuyorum, ruhani yanım güçleniyor.

- Bilim pragmatiktir; geçerli olan kanıtlanabilirlik, gerçeklik gibi şeyler değil geçerlilik, açıklayabilirlik, işe yararlıktır. Evrim teorisi, son yıllarda özellikle moleküler biyoloji alanında başdöndürücü bir hızla edinilen yeni bilgileri uygunlukla modelleyip yeni soruların sorulmasına, yeni deneylerin hazırlanmasına elverdiği için bugün birçok disiplinde kullanılan yegane rehber model haline gelmiştir. Bu dogmatik bir durum değil, pragmatik yaklaşımların kaçınılmaz bir sonucudur; evrim, doğaya ilişkin birçok gözlemi modelleme yeteneğiyle bugün bilimlerin kraliçesi olmayı haketmiştir.

- Darwinizm kavramı bilimde sıklıkla kullanılan bir kavram değildir. Evrim teorisi, ima ettiğinizin aksine bir grup tarafından savunulan salt iki-üç iddiadan ibaret küçük bir teori değil, başta biyoloji olmak üzere birçok bilim alanının kesişiği başlı başına bir bilim dalı halindedir. Bir bilim insanı kendine Darwinist demez, evrim karşıtı hiç demez.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: March 2, 2006 05:18 PM

Sayın B.E.,



Yanlışlanma ve test edilebilme hususundaki sorunuza haddim olmayarak elimden geldiğince yanıt vermeye çalışacağım. Açık olmak için sizin bilginizi en az varsayıyorum, tekrarlamalar için kusura bakmayın.



Benim alanım moleküler biyoloji. İşimiz çoklukla proteinler, yani hücrenin yapıtaşları, hemen her türlü aktiviteyi yürüten birimler. Her protein birsürü aminoasidin yanyana gelmesinden oluşuyor ve bir canlının hücresinde yer alan bütün proteinler hepimizin bildiği DNA dediğimiz birim tarafından genetik olarak kodlanıyor. Toplam 20 farklı aminoasit çeşidi var. Moleküler biyolojideki en önemli sorunlardan biri bir proteinin fonksiyonunu, yani hücrede ne iş gördüğünü tespit etmek. İşte bu problemi çözeblimek için kullanılan yöntemlerin birçoğu evrim kuramı uyarınca geliştirilmiş modellere dayanıyor, ve çalışıyor, yani işe yarıyor.



Örneğin, diyelim ki ekmek mayasındaki bütün proteinlerin ne işe yaradığını biliyoruz (gerçekten en iyi çalışılmış canlıdır ekmek mayası). Şimdi elimizde insan proteinleri var, onlara anlam kazandırmaya çalışıyoruz. Evrimsel modeller bize şunu söylüyor: İnsandaki proteinlerle mayadaki proteinlerden aminoasit dizilimi olarak birbirine benzer olanları işlevsel olarak da birbirlerine benzemeye yatkındırlar. Bu defalarca test edilmiş ve doğru olduğu görülmüş bir iddia. Bu gözlem baz alınarak, ortolog protein kavramı ortaya atılmış. Ortolog proteinler, farklı canlılarda olup aynı kökene sahip proteinler olarak tanımlanıyor. Yani ortak atadaki bir protein, türler ayrıldıktan sonra farklı türlerde başkalaşıyor ama yine de bu proteinler arasındaki benzerlik büyük ölçüde korunuyor: hem yapısal, hem işlevsel olarak.Bugün, elimizde birçok canlıya ait genom bilgisi olduğu için, birçok canlıya ait birsürü varlığı bilinen, ama işlevi bilinmeyen protein var. İşte son on yılda bu yeni keşfedilen proteinlere anlam yüklemek için otomatik araçlar geliştirildi. En popüler olanının adı BLAST. Bu yöntem, proteinlerin evrimleşmesi için basit bir modeli baz alıyor: Evrim sürecinde bazı aminoasitlerin bazı amioasitlere dönüşmesi, diğer bazı aminoasitlerin diğer bazılarına dönüşmesinden daha muhtemeldir. Böylelikle, iyi çalışılmış birkaç canlının proteinleri rehber alınarak her iki aminoasit çifti arasındaki evrimsel mesafe hesaplanıyor. Sonuçta, daha sonra bunlar kullanılarak herhangi iki protein arasındaki evrimsel benzerlik hesaplanabiliyor. Ve evet, bu yöntemle birbirine benzediği tespit edilen proteinler, genelde işlevsel olarak da birbirlerine benziyorlar. Bugün bu yöntemler, başta tıp olmak üzere birçok önemli araştırma alanında gündelik olarak kullanılıyor.
Yukarıda anlattığım şey, evrim kuramının test edilebilirliği üzerine somut ve güçlü bir örnektir. Evrim kuramı, birtakım modeller geliştirmek için kullanılmakta, bu modeller ışığında yapılan tahminler büyük oranda başarılı olmaktadır. Bu, yani başarıyla tahmin edebilme, bilimsel bir kuramın geçerli olmasının en önemli koşuldur. Bilimsel kuramlar somut gerçekler değildir, doğayı iyi anlamımızı sağlamaya çalışan modellerdir, kanıtlarla değil, delillerle değerlendirilirler. Onun için mutlak değildirler, elbette gelip geçicidirler, yeterki onlardan daha detaylı, daha iyi açıklayan bir model bulunsun. Burada yanlış anlaşılan şu: Bir bilimsel kuramın mutlak olmaması tamamıyla yanlış olabileceği anlamına gelmez, görece yüzeysel olabileceği anlamına gelir. Örneğin, Newton mekaniği kuantum boyutunda neler olup bittiğini açıklamaya getmez ama kendi düzeyinde hala doğrudur. Bu açıdan, evrim kuramı da hergün daha detaylı açıklamaklarla daha iyi şekillense de, bugüne kadar ortaya koyduğu açıklamalar doğayı anlamak açısından büyük ölçüde geçerlidir.



Teşekkürler.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: March 2, 2006 06:20 PM

Sayın Ali Rıza Bey

Yazınızda AT taraftarlarının bildiği tekrarlar var,biz halihazırda genom bilgisi üzerinden indirgenemez kompleksliğe girmiyoruz oraya gelmeden evvel daha protein bazında çöken bir teoriyi savunuyorsunuz.Zaten Micahel Behe evrimsel süreç ile ilgili bir sıkıntısı olmadığını bunu rastlantısal kör bilinçsiz olasılık bazlı yapıyla oluşamıyacak denli mükemmelllik arz ettiğini işin başınan beri haykırıyor.İlk önce AT yi tanıyarak eleştirelim sonra dinsel dogma yamasını vuralım ne olur.Önce fikir sahibi olmayalım.ABCD doğrusal linear evrim sürecinde lütfen bana 'Bacterium Flagella' nın 222-223-224 hadi bilemedik 230 parçadan oluşan yapılı bir halinin olup olamayacağından basedin(ki faklı türde flagella var) yada pragmatik olarak kanıtlayın,Laf ile söz ile insan sofistlerin uğraşına büründürüyor bilimi bana evrimci bir babayiğit varsa yukarıdaki sorumu cevaplamasını isterim yada indirgenemez kompleks yapılar var mıdır yok mudur bi onu bilelim.Ondan sonra diğer meseleler üzerine kafa yoralım,tartışalım.Dogma olan bilim değilse tabi...

Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 3, 2006 01:46 AM

Bakteri kamçısı sorulmuş, onu yanıtlayayım.

Öncelikle şunu açık edeyim: Behe'nin indirgenemez karmaşıklık kavramı, kendisi tarafından bile, çok açık bir gerçek göz ardı edilerek ortaya konmakta. O da şu: Bahsedilen yapının evrim sürecinde birikimle oluşmuş olduğu sonucuna varmamız için alt parçaların aynı bağlamda işlevsel olması gerekmez, bir parçanın herhangi bir bağlamda işlevsel (daha doğrusu belli koşullarda avantajlı, ki o koşullar bugün varolmayabilir) olması yeterlidir. Aynı şey Behe'nin meşhur mekanik örneği için de geçerli: Fare kapanın parçaları pekala farklı işler için, bağımsız olarak ya da birlikte kullanılabilirler. Bu konuda anlaşamadıysak moleküler biyoloji ve evrim teorisini tam olarak anlamamış olmanız muhtemel, eleştirmeden önce anlamak gerektiğini hatırlatmak isterim.

Kamçı, bakterilerde hareketi sağlayan organ. İşlevini bilmem kaç tane (tek bir bakteri ve tek bir kamçı olmadığı için tam sayı vermek yersiz) proteinin elbirliğiyle çalışmasıyla görüyor. Şimdi parçalara gelelim:
- Kamçı ile Type III secretory apparatus denilen bir protein kompleksi arasında yakın akrabalık var. Birçok bakteride, kamçıda görev alan proteinlerin 10 ila daha fazlasının homoloğu (aminoasit dizilimi olarak benzeri) bu kompleksi oluşturuyorlar [Hueck, Microbiol. Mol. Biol. Rev., 1998] . Bu kompleks, bakterinin enfekte ettiği ortama toksik madde aktarmasında görev alıyor, yani hareketten tamamıyla bağımsız bir görevde. Kısası, bu proteinler kamçının varlığından bağımsız olarak bakterinin hayatta kalmasında olumlu bir görev alıyorlar ve bu nedenle evrimde korunmuşlar.
- Flagellumdaki proteinlerin bir bölümü iyon kanalı olarak görev yaparlar ve iyon kanalları bütün bakteriyel hücre zarlarında bulunur.
- Flagelar bazın bir parçası bakterilerin tümünde bulunan hücreye bağıl protein ayıklama sisteminde rol alıyor.
- Flagellumda hareketi sağlayan döngüsel bir motor iyon hareketini döngüsel harekete çeviren bir protein makinesi. Yazık ki, bunun benzeri bir kompleks de benzer bir mekanizmayla iyon hareketinden ATP sentezlemekte kullanılıyor.

Yani, bakteri kamçısını evrim sürecinde avantajlı işlevler gören parçalara ayırabilmek mümkün. Ne yazık ki, bakterilerin evrimsel tarihleri çok eski olduğu için kamçı oldukça yerleşmiş bir sistem. Bunun için bu mekanizmanın alt dallara ayrılarak evrimini detaylı bir şekilde filojenik olarak (evrimsel ağaçla) modellemek oldukça zor. İşte bundan dolayı, tasarımcılar heyecanla kamçıya sarılmış durumdalar. Oysa kamçı Behe'nin özgün çalışmalarında çok küçük bir örnek olarak bulunuyor. Kendisinin daha detaylı üzerinde durduğu örnekler içinse oldukça detaylı ve yeterli evrimsel modeller mevcut. Örneğin, bağışıklık sistemi [http://www.talkdesign.org/faqs/Evolving_Immunity.html] ve omurgalı canlılarda kanın pıhtılaşması [http://www.millerandlevine.com/km/evol/DI/clot/Clotting.html] için oldukça detaylı modeller geliştirilmiş.

Şimdi, müsaadenizle soru sorma sırası bende. Madem bu akıllı tasarım "teorisi" bu kadar bilimsel, neden cevap vermek yerine soru sormak üstüne kurulu? "Hadi açıkla bakalım kamçıyı, yoksa inanmam sana" tavrı bilimsel açıdan ne kadar sağlıklı? Yoksa amaç üzüm yemek değil bağcıyı dövmek mi? Mesela, benim akıllı tasarım konusundaki bilgim konusunda "önceden fikir sahibi olup" işinize gelen önkoşullar koyacağınıza, "Al arkadaş, ben de proteinlerin benzerliğini akıllı tasarımdan yolla çıkarak böyle modelliyorum, buna dayanarak da senin verdiğin örneğe alternatif söyle bir yöntem geliştirdim, iyi de çalışıyor" demeyi deneseniz derdinizin gerçekten bilim olduğuna inanırdım. Önceden de söylediğim üzre evrim teorisi bunun için istatistiki modeller kullanır, siz olasılığı "rastlantısal, kör, bilinçsiz" diye aşağılayarak bir kenara attığınız için umarım böyle modellere yer vermeden, çok daha belirleyici matematiksel modellerle kesin tahminlerde bulunacak yöntemler geliştirebilirsiniz. Yalnız, izninizle bir daha açıklayayım: Oradaki olasılık, rastlantısal, kör, bilinçsiz değil, çok daha detaylı bir düzlemde meydana gelen çok etmenli birçok parametreyi daha yüksek bir düzeyde tek bir parametreyle "modelleyen" koşullu bir olasılıktır, istatistiksel bir kavramdır, yazı-tura atışı değildir yani (deterministik süreçler de olasılıkla modellenebilir).

Sayın Akyol elbette pervasızca meydan okur akademisyenlere, ve eminin hangisiyle tartışsa kazanır, çünkü kendisi cevap vermiyor, soru soruyor, açıklamaya çalışmıyor, açıklanamayacağını göstermeye çalışıyor. Soru sorarak her insana kem-küm dedirttirir, her insana açık verdirtirsiniz, hele bu insan açık vermenin son derece doğal olduğu bir kültürden, yani akademik kültürden geliyorsa. Elbette, yukarıda yazdıklarımda da yanlış, eksik, yüzeysel şeyler olabilir, o durumda hatamı memnuniyetle kabullenir, düzeltmek, daha iyi açıklamak için çaba gösteririm.

Yazan: Ali Rıza Bölükbaşı Tarih: March 3, 2006 07:27 AM

Sayın Bölükbaşı Teoriye nerden baktığınız yada kendinizi nasıl inandırdığınız sizin kişisel çıkarımınız.

Bilim felsefesinde olasılık teoremindeki en büyük gelişme bu kriterin ayrışması ve
sağlam temeller üzerine oturtulması olmuştur. Michael Behe’nin indirgenemez karmaşıklık kriteri biyokimyasal sistemlerin kendilerine has bir karmaşıklığa ve özelleşmeye sahip
olduğunu göstermek üzere bilinçli tasarımı tanımlamak üzere oluşturulmuştur. (Behe’nin
kitabı Darwin’in Kara Kutusu Free Pres 1996)

Bu kriter neye benzemektedir? Her ne kadar detaylı bir açıklama ve doğrulama
gerçekten de teknik bir olaysa da,temel fikir doğrudan ve kolaylıkla
gösterilebilir. Radyo astronotlarının Contact filminde dünya dışı zekâyı nasıl fark ettiklerini
düşünün. Bu Carl Sagan’ın romanına dayanan bilim-kurgu filminin SETI araştırma programı
(Search for Extra-Terrestrial Intellegience yani dünya dışı zekâ arama programı) için
eğlenceli propagandanın bir parçasıydı. Filmde set araştırmacıları dünya dışı zekâ
bulurlar.(gerçek araştırmacılar şuana kadar başarılı olamadılar)

Contact filmindeki SETI araştırmacıları bu sinyali dünya dışı bir zeka için şüphe
götürmez bir zeka olarak gördüler. Peki, bu sinyalde şüphe götürmeden tasarımı belli eden
neydi? Her zaman bizler tasarım çıkarımını yapmak için iki kriterin oluşturulmasını
sağlamak zorundayız. Komplekslik ve özelleşme. Komplekslik sorgulanan nesnenin şans
eseri ile oluşamayacak kadar basit olmayan bir yapıya sahip olduğunu, özelleşme ise bu
nesnenin zekanın belirtisi olan belli bir tür taslağa sahip olduğunu ifade eder.
Karmaşıklığın tasarım çıkarımında niçin vazgeçilmez olduğunu görmek için su bit
dizilimini ele alalım:
110111011111


Bunlar filmde bulunan 1126 bitlik radyo dizinimin ilk 10 atımımıdır. 2,3, ve 5 asal sayılarını sırasıyla temsil eder. Simdi
SETI araştırmacıları şüphe götürmeden böyle bir 12 atımlık bir dizinim ile karsılaşırsa “New
York Times” in bilim editörünü arayarak bir basın toplantısı düzenlerler ve dünya dışı zekanın
dünyaya keşfedildiğini dünyaya duyururlar. Ama hiçbir manşet söyle olmayacaktır.
“Yaratıklar ilk 3 asal sayıda uzman”-W.Dembski Design inference.


şimdi gelelim Protein meselesine ve akrabalıklara;en popüler argümanlarından olan insan şempanze
genetik kodlarının birbirlerine %98,4 oranında benzemesine ve 1,63 oranında
farklı olmasına dayanmaktadır. En son yapılan eslemede insan DNA sının 3.1 milyar çiftleşmesinde şempanzenin ise 3,2 milyar çift-esleme yaptığı görülür brüt fark ise yaklaşık
olarak 1,44 dür. Genetik kodların deşifresinde gen haritalarında farklı 68,000 gen
esleşmesi olduğu kanıtlanmıştır. Buna ek olarak protein kodlayan bölgelerde, insanla
şempanze arasında 231 ortak gen bulunmuş, bunlardan 47’si oldukça farklı amino asid
dizilimleriyle RNA kopyalamalarında oldukça farklı bir kodlama yaptığı kanıtlanmıştır.
Özet olarak ortaya çıkan sonuç insanla şempanzenin proteinlerinin %20,4 oranında
farklı olduğunu gösterir.Buda insanla şempanze arasındaki gerçek net farkın %98,4
yerine %95 oranında olduğudur.Her ne olursa olsun yukarıdakine benzer bir
mutasyonun 68,000 adet ve isleyen mekanizmaları olumsuz etkilemeyecek şekilde
tekrarı,islemesi ve birikmesi gerekmektedir.Bunun anlamı aynı zaman dilimi içersin de
Darwincilere göre Hominid denilen evrimsel ataların 4-3,5 milyon yılda ortak atadan
evirilmesi (Australopithecus anamensis ve Australopithecus afarensis’e başlayan) sırasında aynı
doğal habitat da insan şempanzeden 5,5 kat daha hızlı mutasyon geçirmiştir yada
evirilmiştir.Bu matematiksel olarak imkansızla eşdeğerdedir tıpkı Mutasyon
mekanizmasının son derece işlevli(bizi insan yapan) 68,000 isleyen değişiklik yapması
gibi.


Doğrusal evrimin yumuşak karnı;Bunun anlamı, değişim oldukça uzun bir zaman ekseninde oluşmaktadır. Burada tekrar sonrada
yazarlarından not düşerek ortaya koydukları gibi Behe’nin katkısını görmekteyiz.”Her ne
kadar sıralı doğrusal evrim mekanizması karmaşık yapılar oluşturabilmekteyse de, bu süreç
indirgenemez kompleks yapılar oluşturamaz”
Böylece, indirgenemez komplekslik, kesin evrimsel yolların bunu gerçekleştirmesinin
olanaksızlığını görebilmemizde bizle yardımcı olmaktadır. Bu sıralı doğrusal evrimin en
belirgin, ikna edici rast gele mutasyon ve doğal seçilim örneklerinin içersinde de çok
belirgindir. Darwin ispinozların geleneksel örnekleri(ve onların gagaları),zürafanın boynu, fil
hortumu, kararan güve kanatları gibi sıralı doğrusal Darwinci Evrimin tüm örneklerinde
görülebilmektedir. Bu yüzden burada anlatılmak istenen, bu tip bir evirilmenin kanıtının
indirgenemez karmaşık yapıları “Kör Saatçi Mekanizmasının” evrilttigi yada evriltebilecegine
kanıt gösterilemeyeceğidir.-Mike Gene ARN forum


şimdide meşhur bilimsel kaynaklara geçelim kaynaklara geçelim;Buna verilebilecek güzel bir cevap Moleküler Evrim Gazetesindedir. JME(Journal of
Molecular Evolution).Bu Gazetenin temel amacı, Darwinci evrimin moleküler düzeyde nasıl
oluştuğunu araştırmaktır.Gazetenin yüksek bir bilim standardı ve bu alanda çok saygın bir
yeri vardır. JME’nin bu yazı yazıldığında(1997)yayınladığı son 11 makalede, DNA ve protein
diziliminin analizleriyle alakalıdır. Makalenin hiçbirinde biyo moleküler yapıların
27
karmaşıklığın gelişimindeki ara formların detaylı modellerine rastlanmamıştır. (doğal
olarak).Son on yıl içersinde JME 886 kez yayımlandı. Bunlardan 95’i hayatın oluşumu için
zorunlu olduğu düşünülen moleküllerin kimyasal sentezleriyle, 44’ü dizilim analizlerini
geliştirmek için ortaya konan matematiksel modellerle,20’si var olan yapıların evrimsel
gönderimleriyle, 719’u polinükloitid dizinlerin yada protein analizleri ile ilgiliydi. Maalesef
kompleks biyo moleküler yapıların gelişiminde ara formların detaylı analizleri için hiçbir
makale yayımlanmadı.-M.Behe Darwin's Black Box


Kanımca AT ile ilgili daha çok okuyun en az bizim Evrim hakkındaki kısıtlı biyolojik ve paleoantropolojik bilgilerimize binayen sizinde AT için analojilerden daha çok söyleyecek sözünüz olsun.Size tavsiyem AT Evrimci kaynaklar yerine bizzat Teorisyenlerin kendilerinin yazdığı kitaplardan öğrenin.www.arn.org bunun için oldukça yeterli bir kaynaktır.Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 3, 2006 01:23 PM


Moleküler karşılaştırmaların evrim teorisi lehinde değil, aleyhinde sonuçlar verdiği, 1999 yılında Science dergisinde yayınlanan "Is It Time to Uproot the Tree of Life?" (Hayat Ağacı'nı Yerinden Sökmenin Zamanı mı Geldi?) başlıklı bir makalede de kabul edilmiştir.


Elizabeth Pennisi imzalı makalede, Darwinist biyologların "evrim ağacını" aydınlatmak için yürüttükleri genetik analiz ve karşılaştırmaların tam aksi yönde sonuç verdiği belirtilmiş, "yeni verilerin evrimsel tabloyu kararttığı" ifade edilmiştir:


Bir yıl önce, bir düzineden fazla mikro organizmanın yeni dizinlenmiş genomlarını inceleyen biyologlar, bu bilgilerin yaşamın erken zamanlarının tarihi hakkındaki kabul edilmiş çizgileri destekleyeceğini ummuşlardı. Ama gördükleri şey onları şaşkına düşürdü. O an mevcut olan genomların karşılaştırılması, yaşamın büyük gruplarının nasıl ortaya çıktığına dair tabloyu aydınlatmadığı gibi, onu daha da karışık hale getirdi. Ve şimdi, elde bulunan 8 yeni mikrobial dizilimle birlikte, durum daha da kafa karıştırıcı bir hal aldı...

Çoğu evrimci biyolog, yaşamın başlangıcını üç temel alemde bulabileceklerini düşünüyorlardı... Tam DNA dizilimleri, başka türlü genlerin karşılaştırılmasının yolunu açtığında, araştırmacılar basitçe bu ağaca daha fazla detay ekleyeceklerini umuyorlardı. Ama "hiçbir şey gerçekten bu kadar daha uzak olamazdı" diyor Claire Fraser, Rockville Maryland'deki The Institute for Genomic Research'ün başkanı. Aksine, (genetik) karşılaştırmalar, hem rRNA ağacıyla hem de birbirleriyle çelişki içinde bulunan pek çok farklı hayat ağacı versiyonu ortaya çıkardı.


Canlılık moleküler düzeyde incelendikçe, evrim teorisinin homoloji varsayımları birer birer çökmektedir. Amerikalı moleküler biyolog Jonathan Wells, 2000 yılındaki durumu şöyle özetler: "Farklı moleküller üzerine kurulu olan ağaçlardaki uyumsuzluklar ve moleküler analizler sonucunda ortaya çıkan garip sonuçlar, moleküler filogeniyi bir krize sürüklemiş durumdadır."


Ayrıca arzu edenler Amerikan UBA'nin iddialarına reddiye olarak oluşturulan siteden moleküler evrim iddiaları ile ilgili cevaplara ulaşabilirler. Mutlaka bakmanızı öneririm,çok ilginç karşılaştırmalar var.


http://www.ulusalbilimlerakademisininyanilgilari.com/molekulerbiyoloji_evrimekanit_yanilgisi.php


Yazan: postman Tarih: March 3, 2006 02:15 PM

Ali Riza bey,

"Al arkadaş, ben de proteinlerin benzerliğini akıllı tasarımdan yolla çıkarak böyle modelliyorum, buna dayanarak da senin verdiğin örneğe alternatif söyle bir yöntem geliştirdim, iyi de çalışıyor" demeyi deneseniz derdinizin gerçekten bilim olduğuna inanırdım.

Akrobatla yatan amuda kalkar derler.. bu forumda, ben de niyet okumagi, en azindan denemegi ogrendim :-)

Evrim-ZT konusu bir bilimsel ayrisamadan maada, daha cok sosyolojik bir ayrisma intibai veriyor bana. Baska bir deyisle, cook uzun zamandir Evricilerin dedikleri dinleniyordu, simdi ZT'ciler bir cesit isyan baslatmaga calisiyor.

Bu tartismanin temelinde, sizin de degindiginiz uzere, bilmemneyin bilmemneye indirgenebilir ya da indirgenemez kamcisi meselesi olsa olsa sadece bir bahane olabilir. Ustu ortulu bir baska mucadelenin pesrevi, elenseleri ve pecesi oldugunu varsayiyorum..

Hz Adem'in kendi elyazisi ile, 'Ya Adem! Butun bunlari tek tek tasarlamis degilim; ben duzeni kurdum, geriye kalan ise, birbirine baka baka, gelisecek. Ya Adem, simdi bunu gizle. Bakalim kullarim ne zaman farkina varacak?' diye bir Vahiy bulacak olsak bile kaale alincagini sanmiyorum.

Cunku, mesele o degil. Ne oldugu ise henuz cok belli degil.

Bir ipucu olarak, buraya aradabir 'Allah senden razi olsun. Bizim dertlerimizi dile getirdin' yazanlari dikkate almagi oneriyorum. Elifi mertek bilmekten oteye gectikleri supheli olan bu bakir Anadolumun masum evlatlarinin acaba hangi dertlerini, meramini Mustafa bey ya da diger benzerleri dile getiriyor? Ipucu burada zorunda...

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 3, 2006 05:40 PM

Sayın Müzmin Anonim

Kafanız allak bullak olmuş gene AT nin ne olduğunu bir AT taraftarı olarak birde sosyolojik açıdan anlatayım aciz aklımız yettiğince yazmakta olduğum AT yi anlatan el kitabından bir alıntı yapmak gerekti sizin için;

AT hedefi kesinlikle dinsel inanışın bilimsel kanıtı olma çabası değildir, hiçbir zamanda olmayacaktır. Zaten din her şeyin bilinemeyeceğini açıkça ortaya koyar ve her şey bilinebilirse imanın en temel özelliklerinden biri olan Gaybe imanın olamayacağını söyler ki inanç bu özelliği olmadan inanç olamaz. İnanç formüllere dayanmaz, inanç kişisel deneyimlerin, laboratuardaki deneylerinden farklı olarak çıkarımlar üzerinden sosyal ve kültürel olarak doğruyu arar(evrensel), yalnızca doğru sanılanı yâda daha doğru olanı değil(bilimsel pragmatik bilgi). Einstein’ın Openheimer ile atom bombasına giden yolu açması, onların sosyal olarak ahlak çöküntüsünden değil onları kullananların markyevelist davranışları sebebiyledir. Dinsel ahlak ve bilimsel ahlak insan için daima iyiyi ister ama insan her zaman kendi için bunu istemeyebilmektedir. Tarihin başından bu yana bilim dinden beslenmiştir. Dini inancın olmadığı yerde gerçeği algılama çabası tarımla sınırlı kalırdı ve biz hala tarım kültüründe yaşıyor olurduk. Ama bilim adamının görevi sadece gerçeği aramaktır gerçek olmasını arzuladığını değil. Bu dini inanışı olan veya olmayan bilim adamları içinde aynı derecede önemlidir.

“Tasarımın olduğu yerde elbette bir Tasarımcı yada Tasarımcılar olmalıdır. Fakat bu noktada
bilinçli tasarım teorisyenlerinin bilimsel görevi sona erer. Onlar yasayan canlıların moleküler
seviyedeki bilimsel gerçeğini aramış, imkanlar ve teknoloji el verdiğince ona yaklaşmış yada
bulmuş, ve sonuçları ortaya koymuşlardır. Burada Tasarımcı yada Tasarımcıların ne, kim yada
nerede oldukları tamamen kişisel bir sorgulamadır.” Sorgulama gerçeği aramak adına
yapıldığında Carl Sagan’ın dediği gibi:

“Gerçek orada ortadadır.”

Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2006 12:47 AM

Mustafa Ajlan Bey,


Kitap çalışmanızda başarılar dilerim, çıktığı zaman bizi de haberdar ederseniz memnun olurum.


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 4, 2006 01:34 PM

Mustafa Ajlan Abudak bey,

Kafanız allak bullak olmuş gene AT nin ne olduğunu bir AT taraftarı olarak birde sosyolojik açıdan anlatayım aciz aklımız yettiğince yazmakta olduğum AT yi anlatan el kitabından bir alıntı yapmak gerekti sizin için;

Bir kitap yaziyor olmaniz iyi tabii. ZT konusunda herkesin yeteri kadar uzman oldugunu gormek de sevindirici.

Yalniz, nacizane tavsiyem, kitabinizi web sayfalari halinde ya da PDF vb dosya halinde yayinlamanizdir; kagida yazik olmasin.

Sorgulama gerçeği aramak adına yapıldığında Carl Sagan’ın dediği gibi:

“Gerçek orada ortadadır.”

Fiyakali bir bitis, ama, arada istifade edilecek bir sey goremedim.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 4, 2006 03:04 PM

Genetik konulu uluslararası bir bilimsel proje yarışmasında sunum sırası kendine gelen Temel, jüriye, "Karpuz genleriyle hamam böceği genlerini birleştirdim!" deyince, kısa bir şaşkınlığın ardından gelen gülüşmeler nihayet buldukta, "Bu çalışma neye yarar?" sorusuyla karşılaşmış. Cevap ne olsun: "Yaramaz mı, karpuzu kesiyorsun, çekirdekleri kaçışıyor!"

Mustafa Ajlan Bey, gençsiniz, heyecanlısınız maşallah,imla ve düşünce savrukluğunuzu da düzeltirseniz iyi şeyler olacak inşallah. (Cevap beklemiyorum, zinhar! Bana bir Ataman Bey yetti!)

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 4, 2006 03:31 PM

Sayın Müzmin Anonim Greenpeace düşünceleri çok güzel zaten pdf hali hazır.Otu bötü böceği çok düşünen bir insan olmanızda çok sevindirici.Sizin faydalanmanız için bişey yapamamak ise keder verici gerçekten sizin gibi ubermensch bir insanı ikna edememek beni üzüntülere gark etmekte.Haşa bir uzman olarak değil bir alakadar olarak bilimle ilgilenme cüretini gösterdim yüksek şahsınızdan af dilerim.Aslında bilimin sizin tekelinizde olduğunu unuttum telif haklarını çiğnemiş olabilirim bunun içinde ayrıca özür dilerim.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2006 07:17 PM

Sayın Metin -the Poor eleştirilerinizde çok haklısınız özelliklede imlada Göçmen kökenli olduğum için Türkçe imlada zorluklar yaşıyorum.düşünce savrukluğunun kaynağıda çok alakasızmış gibi görünene ama benim alaka kurduğum alanlar Arkeoloji-palentropoloji-molekülerbioloji ve uygulamalı linguistik gibi konuları bağlamaya çalışmamndaki bilgi eksiklikleri aslında ifadede bir zorluk var zihnimde şekillendirdiklerimi bunun içinde özür dilerim.Elimden geldiğince okuyorum tabi önyargılarımdan sıyrılmaya çabalayarak ama Bildiğiniz üzere insan nasibi kadar aklımız yettiğince çabalıyoruz bizim başkalarını eleştirerek bişey üretmek gayretimiz yok bazı yorumcular gibi.Sizin eleştirileriniz için teşekkür ediyorum elimden geldiğince kitabı çıkarmadan önce imla ve düşünce üzerinde zaman harcayaycağım ama bazı ccevirilerde ingilizcenin yapısına binayen Türkçede düşük ve savruk olabiliyor.Sağolun.Saygılarımla...

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 4, 2006 07:29 PM

"Tarihin başından bu yana bilim dinden beslenmiştir. Dini inancın olmadığı yerde gerçeği algılama çabası tarımla sınırlı kalırdı ve biz hala tarım kültüründe yaşıyor olurduk."
bu goruse katılmıyorum.dini inanıslar her zaman bilime sekte vurmustur.

"Ama bilim adamının görevi gerçeği aramaktır gerçek olmasını arzuladığını değil."
buna ise tumuyle katılıyorum.sadece'yi cıkardıktan sonra.

"Fiyakali bir bitis, ama, arada istifade edilecek bir sey goremedim."
gormek istemeyenden daha kör birisini bulamazsınız.ve bana kar tanelerindeki sanatı acıklayamazsınız.

bu arada bilim kimsenin tekelinde degildir.sanıyorum buradaki tum yorumcu arkadaslar bunun farkındadır.

Yazan: bercenay Tarih: March 4, 2006 09:18 PM

Mustafa Ajlan Bey, nazik cevabınız beni çok zor durumda bıraktı. "Beni bir kişi anladı, o da yanlış anladı" fıkrasındaki gibi oldu.

Tekrar deneyeyim: Gençliğiniz ve heyecanınız -daha doğrusu, salt bunlar temelinde yükselen mübalağalı özgüveniniz-, savunmaya çalıştığınız fikirleri savunma biçim ve tarzınızı olumsuz yönde etkilediği gibi, fikirlerinizi/tezlerinizi geliştirme, dönüştürme, içeriden eleştirebilme imkanlarını teğet geçmenize de sebep oluyor. Netice acıklı hep tabii.

Bunu dostça bir uyarı, aksini de ağabeyce bir tavsiye olarak kabul edin lütfen.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 5, 2006 01:29 AM

Sayın Bercenay

Sümerlerde yazının ortaya çıkış nedeni tapınak ekonomisinde kataloglama ve tanrılara hesap vermek gibi dinsel sebeblerdir.Ziguratların mimari yapısı tamamen Orion sistemindeki yıldızların konumuna göre yada tanrıların evi kabul edilen yıldızların göksel planına göre inşa edilmiştir.Mısırlıların pramidleride tamamen dinsel yapılardır yani dini gerekçeler bilim ve buluş arayışını tetiklemiştir.Mısırda sulama kanalları bile medcezire denk gelen ayinlere göre yapılandırılmıştır.( Osirisin Mısırı döllemesi)Hititlerdeki analları bile vakanüvist tarihçiliğin başlangıcı kabul edersek dinin sosyal ve akli bilimleri ne kadar etkilediği görülebilir sanırım.Hamurabi kanunları bile dinsel sümer metinlerinin sami kültürel yorumlarından meydana gelen kanunlardır.Geometrinin ilerlemesi tapınak vergisi için alınan miktarın Nil'deki medcezire rağmen daima sabit bir oranda kalabilmesi için geliştirilmiştir.Sümerler 3 bilinmeyenli denklemlere kadar ilerlemeleri ise işte tamamen bu hesap verme mantığının onları buna zorunlu kılmasındandır.Ziguratların mimarisi tıpkı Maya tapınaklarında olduğu gibi güneş yılının temsilen dört yönde 91 basamaktır ve en tepede ise tanrının yada tanrıların evi bulunur.Yani bugünkü Yazımızı,Astronomiyi,Hukuk ilmini, geometriyi,mimarideki gelişimi bu hesap verme mantığına borçluyuz. Size Samuel Noah Kramerin Sümerin ve tabi insanlık tarihinin ilklerinin anlatıldığı Tarih Sümer de başlar adlı kitabı öneriyorum yerimiz kısıtlı ve konumuzda tam olarak tartıştığımız şeyler değil ama kitabın içinde sizi tatmin edebileceğini sandığım detaylı açıklamalar var.
Bilimin başlangıçı hatta şu hali bile pragmatik nedenlere dayanır.Pragmatik nedenlerin oluşturulması için ise maddi neden tektir insan kültürünün başında oda tarım.İnsanların kendilerini inançlarını ve yaşam tarzlarını beyan etmek için karınları yeterince doyup iktisadi artıklarını(kapital)biriktirebilmesi ile başlamadı mı sanat ?Yani karnımız doymasaydı ve artmasaydı sanat olur muydu yada bilim?Sanırım, bizde hala Tarım kültüründe daha iyi nasıl verim alırımın peşinde koşturur dururduk bizi biz yapan inancın bizi tetiklemesiyle kendimizi ve dünyayı keşfetme ve daha iyi anlama çabamız olmuştur; keşfetme sanatla ilişkilendirilebilirse daha iyi anlamada bilimin yoludur.Her ikiside inancların kucağında ortaya çıkmıştır ve hiçbir uygarlık yoktur ki çok tanrılı ister tek tanrılı dini olmadan medeniyet olsun tarihte iz bıraksın, o yüzden anemistlerin ve şamanların evrensel dünya kültürüne ne gibi katkılarda bulunduklarını bir düşünün ve biz öle kalsakdık moğallarla hala komşu olarak yaşardık bu güzek topraklar yerine...Tekel konusu ise nükte idi,elbette bilim kimsenin tekelinde değildir ne bizim ne dini inanışların ne materyalist felsefenin nede bilim insanlarının!Ama ortaya çıkışı insanın inanışlarından ilham alarak olmuştur şimdi belkide ortaya çıktığı inancın daha sağlam dünyevi temeller üzerinde durmasına dolaylı yoldan vesile olmaktadır.Bilim elbette daha iyi ve geçerli kesin bilgiye yakın olanı arayacaktır asla Evrenin,tam nihayi bir formülünü elde edemeyecektir çünkü her alanda bilim sınırlara toslamıştır.Kuantumda öteye gitmek fizikçiler için hayal edilebilir mi asla bence şimdiki hal bilim insanlarınında Einteinın sorduğu bir soruyu ümidsizce aramaktır.Acaba Tanrının Evreni yaratıkrne başka bir alternatifi var mıydı?Bu güzel uğraşta kendilerine başarılar diliyorum,çünkü bilim bir araçtır.Onu amaç haline getirenlerin sonu paradokslar,boşluklar şüpheler ve ikilemlerle yaşamak zorunluluğudur ama belkide şu kısa alıntı materyalist bilim insanlarının içerisinde oldukları haliyeti ruhhiyeyi en iyi şekilde aktarmaktadır;Fen doğanın merakla neden öyle oluğunu incelerken birçok olguya matematikle ifade edilecek yanıtlar buldu; bu yanıtların tümünü tek bir temel sebeple henüz birbirine bağlayamadı; ama bağlayabildikleri, varılabileceğine kuvvetli umut. Varılırsa buna ‘Tanrı’ denebilir. Ama artık temel sorun ortak: Bu tek temel sebep neden öyle?/Tanrı neden var, nasıl var oldu? Temel sebep bulunduğunda eğer kendi varlığını da açılayabilecekse belki buna Tanrı denebilir. Tanrı’nın nasıl var olabileceğine ilişkin, ‘inanç’ dışında bir dayanak ve nesnel kanıt göremiyorum. Bunu aşağıdaki sözler çok iyi ifade ediyor:

‘Benin fene ilgim sadece âleme ilişkin bir şeyler bulmaktır… Bunları araştırmaya girişirken ne yapmaya, uğraştığımızı, yalnızca daha çok şey bulmaktan öte önceden kararlaştırmamalıyız… Hâsılı evrenin bütünüyle olan ilişkilerimiz üzerine kurulan özel öykülere inanamıyorum, çünkü bunlar bana fazla basit, fazla ilişkilenmiş, fazla yerel, fazla taşralı görünüyor… Kuşku ve belirsizlikle yaşabilirim. Bana öyle geliyor ki bilmeden yaşamak, yanlış olabilecek yanıtlardan çok ilginç.’

Richard Feynman (Nobel-Fizik,1964),The Pleasure of Finding Things Out Ömür Akyüz'ün BİLİM ve DARWİN’ İN TANRISI adlı makalesinden, 26 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı.


Saygılarımla.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 5, 2006 04:35 PM

sayın Abudak;

"dini gerekçeler bilim ve buluş arayışını tetiklemiştir."
hesap verme mantıgının zorunlu kılması ve bilimin inanc icin kullanılan bir arac olması konusunda kısmende olsa beni ikna ettiniz,cevabınız icin tesekkurler.
ancak benim bilime yaklasımım ve ilgim inancım yuzunden olmamıstır.ben inancı olan biriyim.ama bu inancımı sorgulama cesaretini gosterdim.
bugun benim icin bilimi tetikleyen sey;
sorgulamak,gozlemlemek,arastırmak,nedenler,nasıllar,gercegi aramak.ve ben bunları inancım icin yapmıyorum.kafamdaki soru isaretlerini yoketmek icin yapıyorum.
bugun benim bilim'den anladıgım sey;meraktır ve insanlıga faydalı olmak icin kullanılan bir aractır.bugun icin bilimin inanc icin bir arac oldugunu soylemek biraz sacma geliyor bana.

"bizi biz yapan inancın bizi tetiklemesiyle kendimizi ve dünyayı keşfetme ve daha iyi anlama çabamız olmuştur."
bizi tetikleyen inanc degildir.bizi tetikleyen korku ve zayıflık yuzunden ortaya cıkan inanc olgusunun insanlar uzerinde olusturdugu hesap verme baskısıdır,
sizin soylediklerinizden anladıgım kadarıyla.
bugun beni tetikleyen sey ise merakımdır.
kendimi tanıma cabam ve dunya'yı kesfetme cabam inancım yuzunden olmamıstır.
inancımı sorgulama yuzunden olmustur.

bilim;gecmiste ve hala gunumuzde bazı cevrelerce inanc icin bir arac olarak kullanılabilir.
ama asıl amac inancın getirdigi baskılar degil.insanlıga getirilecek fayda olmalı.
ortak bir noktada bulusacak olursak;
tarihte inanc faktorunun bilimin ortaya cıkısında ve gelisiminde fayda sagladıgı gorulmustur.
Ancak gunumuzde degil.
insanlık bilimde sıcramaya dini dusunce baskısından sıyrıldıktan sonra yapabilmistir,ne yazıkki...

Yazan: bercenay Tarih: March 5, 2006 07:56 PM

Berencay bey/hanim,

"Fiyakali bir bitis, ama, arada istifade edilecek bir sey goremedim." gormek istemeyenden daha kör birisini bulamazsınız.

Birinci onermeniz bir genelleme, ve uzerinde yorum yapilmasina degemeyecek kadar dogru veya yanlis.. Dogru, cunku gormek istemek lazim; yanlis cunku, luzumundan fazla gormek istemek insani serplara halusinasyonlar surukler..

Bahsedilen metinde ben ikincisine dusecek kadar kendimi zorlamadigimi itiraf ederim. Siz daha fazla gayret gostermis olabilirsiniz.

ve bana kar tanelerindeki sanatı acıklayamazsınız.
Kar tanesindeki 'sanat'in ZT ile uzaktan yakindan bir alakasi olmadigini biliyorsunuz degil mi? Bilmiyorsaniz, ben sizin burada olusunudaki 'sanat'a hayranligimi ifade etmek isterim. Kabul buyurun lutfen.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 09:55 AM

Mustafa Ajlan Abudak bey,

Sümerlerde yazının ortaya çıkış nedeni tapınak ekonomisinde kataloglama ve tanrılara hesap vermek gibi dinsel sebeblerdir.Ziguratların mimari yapısı tamamen Orion sistemindeki yıldızların konumuna göre yada tanrıların evi kabul edilen yıldızların göksel planına göre inşa edilmiştir. Mısırlıların pramidleride tamamen dinsel yapılardır yani dini gerekçeler bilim ve buluş arayışını tetiklemiştir. Mısırda sulama kanalları bile medcezire denk gelen ayinlere göre yapılandırılmıştır. (Osirisin Mısırı döllemesi)Hititlerdeki analları bile vakanüvist tarihçiliğin başlangıcı kabul edersek dinin sosyal ve akli bilimleri ne kadar etkilediği görülebilir sanırım. Hamurabi kanunları bile dinsel sümer metinlerinin sami kültürel yorumlarından meydana gelen kanunlardır.Geometrinin ilerlemesi tapınak vergisi için alınan miktarın Nil'deki medcezire rağmen daima sabit bir oranda kalabilmesi için geliştirilmiştir. Sümerler 3 bilinmeyenli denklemlere kadar ilerlemeleri ise işte tamamen bu hesap verme mantığının onları buna zorunlu kılmasındandır. Ziguratların mimarisi tıpkı Maya tapınaklarında olduğu gibi güneş yılının temsilen dört yönde 91 basamaktır ve en tepede ise tanrının yada tanrıların evi bulunur.Yani bugünkü Yazımızı, Astronomiyi, Hukuk ilmini, geometriyi, mimarideki gelişimi bu hesap verme mantığına borçluyuz.

Din kelimesinin 'duyun' (borc) ile cok yakin akrabaligi oldugunu da dikkate alirsak, yazdiklarinizi aydinlatici buldugumu soylemem lazim.

Yalniz, yazida cok sarih olmadigi icin, biraz acmak istiyorum: 'tanrilara hesap vermek' yerine, 'tanrilara adina ahaliden hesap sormak, borc tahsil etmek' demek belki daha dogru olurdu.

Baska bir deyisle, dunyevi bir mueessesenin faaliyetlerini daha verimli yapabilmesi icin kullandigi araclari cesitlendirmesi ve/ya gelistirmesinden bahsediyoruz.

‘Benin fene ilgim sadece âleme ilişkin bir şeyler bulmaktır… Bunları araştırmaya girişirken ne yapmaya, uğraştığımızı, yalnızca daha çok şey bulmaktan öte önceden kararlaştırmamalıyız… Hâsılı evrenin bütünüyle olan ilişkilerimiz üzerine kurulan özel öykülere inanamıyorum, çünkü bunlar bana fazla basit, fazla ilişkilenmiş, fazla yerel, fazla taşralı görünüyor… Kuşku ve belirsizlikle yaşabilirim. Bana öyle geliyor ki bilmeden yaşamak, yanlış olabilecek yanıtlardan çok [daha] ilginç.’

Katiliyorum.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 10:07 AM

Duzeltme: "Berencay bey/hanim," degil, "Bercenay bey/hanim," olacakti. Sehven olan bu hata icin, ozur dilerim.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 6, 2006 10:10 AM

Sayın Bercenay

Öncellikle merak duygusunu keşfetmek için bakmaya benzetiyorum ama görmek için yeterli bulmuyorum. Maalesef sizi bir çeşit paradoksun içinde görmekteyim. Bilimsel değerler dizisini betimlerken sürekli Batı referansı kullanıyorsunuz. Aydınlanma elbette Avrupa’da dediğiniz şekilde gerçekleşmiştir ama bilim evrenseldir Avrupa’nın coğrafi ve farzi sınırlarına hapsederseniz materyalizm ile iç içe geçen bir bilim anlayışınız oluşuverir bununda sahip olduğunu söylediğiniz inançla ilintilendirmek oldukça güçtür.Sizi asla suçluyor yâda yeriyor değilim aksine bazı inananlar içinde gördüğüm ikileme benzer bir durum sizinki.Söyleminiz bana Oryantalist mantığı hatırlattı ve bir kez daha gördüm ki oryantalizm hedefine ulaşmış; bizi bize yabancı kılmada azımsanmayacak denli yol kat etmişler.Dinin bilimin önünde engel teşkil ettiği savı elbette dini temsil ettiğini düşünen insanlarla alakalıdır Katolik klisesi Nasrada oluşan dini değil Roma hukukuyla harmanladığı ve pragmatize ettiği yorumuyla sizin bahsettiğiniz engelleri bilime dayatmıştır,salt Tehvid dininin kendi özünde böyle bir şeye rastlamanız mümkün değildir.Müzmin Anonimin borç hukukuyla dini ilişkilendirmesi bazı açılardan kabul edilebilir ama onun kastettiğinin Mümin sorumluluğu olan Rabba karşı ibadeti gerektiren şükür borçları olmadığı açık , bahsettiği ve bazı durumlardada haklı olduğu Endüljans gibi uygulamalardır.Bu da elbette dinin emri değildir,bizde olan hiç değilse içimizde bazı dini gruplaşmaların loncalaşması sorunudur, maalesef bu olgu her dinsel inanç içinde insan tarafından oluşturulmuştur; özellikle Hıristiyanlıkta Protestanlıkla ve Yahudilerde de Farisilerle.Şimdi inandığım dinin peygamberi hadisinde mealen ;'bilim müminin yitik malıdır,onu nerede bulursa almalıdır.'diyorsa sizinle bilime dinin engel olduğu noktasında katılmama olanak yok.İnsana engel olan daima diğer bir insandır eğer çok gerçekçi yaklaşırsak İnsan insanın kurdudur.Geçmişe söyle dönüp baktığımzda bu dine inanan insanlar, Endülüs denilen uygarlığı, karanlık,skolâstik Avrupa’nın içinde medeniyet meşalesi gibi oluşturmayı bilmişse dine ne gibi bir engel manası verilebilir ki?.Avrupa’nın ilk üniversitesi sayılan Bologna Üniversitesini kuranlar Endülüs medreselerinde eğitim görmüş İtalyan aristokratlardır.Avrupa antik kaynakların büyük bir kısmını Endülüs sayesinde öğrenmiştir.Endülüs sadece çevirilerini yapmakla kalmamış antik bilgiyi İslam’ın oluşturduğu hoşgörülü bilgi ortamında geliştirerek Rönesans’ı meydana getiren aydınlanmış tabakayı oluşturarak insanlık tarihindeki yerini layıkıyla yerine getirmiştir.Bunu yaparken Yahudi ve Hıristiyan inanç sahipleri ile gerçekleştirmesi ise eğer evrensellikse derdimiz bilimde evrenselliğin ta kendisidir.Daha detaylı bilgiyi' http://www.endulus.net/bibl.html'elde edebilirsiniz dünya kültürüne büyük katkılar yapmış âlimlerin geniş bir listesi bulunmakta.Bizlerin Endülüs mirası devam ettiremememizin bir çok sebebi vardır;kanımca bunlardan en önemlisi bitip tükenmek bilmeyen barbar Haçlı seferleri(ki birçok buluş ve bilim bu yolla Avrupa’ya taşındı ve tüm bunlar yine din adına yapıldı Müzmin Anonim bu insanları kastediyor olsa gerek) sebebiyle Müctehidten çok mücahit yetiştirmek zorunda kalmamızdır.Eğitimli insanlarımızı güruhlara karşı kaybettik sonuçta gerileme kaçınılmaz oldu sadece batıdan gelen değil 1258 deki Moğol yıkımı da bizi çok etkilemiştir yani meyveli ağaç çok taşlanmıştır aynı barbarlığı Amerikan kuvvetlerinin de yapması Bağdat’a girdiklerinde toplumsal bellekleri silmeye binaen müzeleri ve kütüphaneleri yağmalısı tarihin bir cilvesi olsa gerek.İşin özü âlim kanını şehidin kanından üstün tutan bir zihniyet asla bilimin önünde engel olamazdı.Bugünkü bilimin geldiği nokta ZT diye alay edilen AT’nin doğrulanması filan değildir.Tasarımın varlığı açıktır sadece bir taraf bunu bir etken etmene yani Yaratıcıya bağlarken diğer taraf bilmemeye ve öğrenmemeye hatta bu tasarımı rastlantılara hayali mekanizmalarla bilinmezliğe dayamaktadır hepsi bu.Ve ne yazık ki ikisi de inanç temellidir ve aşırı uçlarda dolaşmaktadır. Yaratılışcılık inançı referans alır iken diğeri inançsızlığı temel alır. Ortada duran ise apaçık tasarımdır. Bilimin bunu ortaya koyması demek birilerinin galibiyet golü atması demek değildir. AT'nin esas hedefi öncelikle olarak tasarım gerçeği sorgulamaktır. DNA’nın üzerinde Rab tarafından yapılmıştır; ibaresi bulmak filan değildir. Bulunanların yorumuda bir kez daha söylemekte yara görüyorum kişilerin kendi yorumlarıdır eğer kişiler dini inançla ilintilendirmek isterlerse bunu yapmakta yada yapmamakta AT'ye göre hürdürler. Bu kişisel yorumlar, AT’nin ortaya çıkardığı bilimsel değere bilgi bazında ne bir şey ekler ne bir şey eksiltir. AT’ yi oluşturan, kuran ve geliştirenlerin İmam Gazalinin bahsettiği orta yolda giden Tehvid dininin tek Rabbine inanan 3 büyük dinden müminler olması sanırım evrimci ve materyalistlerin AT ye karşı güttükleri politikanın mihengi. Burdan yola çıkarak AT’ yi eleştiren ve yerenlerin bir de kendilerini bilim otoritesi gibi kimsenin layık olmadığı bir konumda görmeleri hakikaten çok ilginç. Eleştirilerin çok cüzi bir kısmı bilimsel itiraz ve açıklamalara sahip, önceki arşiv yazılarından okuyarak bunu herkes açıkça görebilir. Burada biz AT’ yi savunurken dini savunuyor asla değiliz zaten böyle bir şeye de ihtiyaç yok bakmakla görmek farklı olduğu gibi bilmekle anlamakta farklıdır ve salt tabiat bilgisiyle inşa edilen dinsel olmayan inanç ise inançsızlığı doğurmaktadır. (Darwinizm de bu tür bir inançtır)Bizim naçizane gayretimiz sadece inancımızın bilimsel bulgularla örtüşmesinin keyfi ve bunu öğrenmenin lezzetidir buda inananlar dışındaki insanları bağlayıcı bir şey değildir. Dindar olmayan ama aklında Tasarımcının varlığına inanan ve buna isim koymak istemeyen insanlarda AT taraftarı olabilir. Herkes seçiminde hürdür, insanı insan yapa seçim hakkıdır, yoksa burada bir önceki yazımda da belirttiğim inancın formülasyonu gibi bir rüya aklımızdan geçmişte değildir. Yorumumu Sayın Müzmin anonimin etimolojisine cevap olarak bir başka kelime kökeni ile sonlandırayım. İngilizcede ve çoğu Avrupa dilinde özellikle Latin kaynaklı olanlarda ışık veren, aydınlatan nesnelere; candle , candella denir yani bizim bildiğimiz Kandil işte Endülüslü inanan ilim sahipler, Avrupalıları bu derece etkilemiş ve tarihin seyrini değiştirmiştir; hem de dinden aldıkları teşvikle icra ettikleri bilimle.

Saygılarımla....

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: March 7, 2006 01:09 PM

"Söyleminiz bana Oryantalist mantığı hatırlattı" [MAA]

Tartışmanın seyri hoşuma gitmeye başladı... Hariçten gazel okuyan biri sıfatıyla ben bu tartışmadan ilham alarak belki de başka bir tartışmayı ateşleyecek birşey söylesem ve oryantalizm eleştirisinde bıçağın sırtı bir konum vardır; oksidentalizm tuzağı ...desem?

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 9, 2006 11:05 AM


Metin Bey, Oksidentalizm tuzağı deyince değerli bir yazar Yusuf Kaplan'ın geçenlerdeki yazısı aklıma geldi,paylaşmak istedim.


Geçiniz oksidentalizmi, kendiniz/e geliniz

Ayşe Hür'ün Radikal'deki oksidentalizm eleştirisi yazısında dile getirdiği görüşleri tartışmaya devam ediyoruz.

Oryantalizm, Batılıların bir öteki (hayâlet) icat ederek, önce kendi kimliklerini tahkîm etmeleri, sonra da dünya üzerinde, özellikle de İslâm dünyası üzerinde bir tahakküm üretmeleri çabasıydı.

Müslümanların böylesi bir şeyi yapmalarını beklemek imkânsız; tarihsel tecrübe de Müslümanların böyle bir şeyi yapmadıklarını, bu kadar primitifleşmediklerini gösteriyor zaten. Eğer öyle olmuş olsaydı, oryantalizmi ve en örtük, en ayartıcı, baştan çıkarıcı, hiperreel ve şiddet yüklü formu olan medyatik oryantalizm gibi hastalıkları Müslümanlar icat ederlerdi.

Oksidentalizm, tıpkı oryantalizm gibi Batı'da icat edilmiş bir kavram. Bazı yazarlar tıpkı oryantalizm gibi bir oksidentalizm geliştirilmesini öneriyorlar. Ayşe Hür, "İslâmî sol" diye bilinen, Arap dünyasındaki "kültürel miras" hareketinin öncü düşünürlerinden Hasan Hanefî'den yola çıkarak İslâm dünyasında sanki bir oksidentalizm "hareket"i varmış gibi bir imada bulunuyor. Oysa böyle bir şey yok.

Hasan Hanefî, Muhammed Cabirî gibi "İslâmî sol"un temsilcilerinin ürettikleri "kültürel miras" hareketi, alkışlanası yanlarına rağmen, esas itibariyle problemli bir hareket. Bu hareketin problemi, oksidentalizm önerirken aslında oryantalizm yapmasıdır.

Bu kaçınılmaz bir şeydir; çünkü biz ne kadar oksidentalizm önerisi veya oksidentalizm eleştirisi yapmaya çalışırsak çalışalım, tarihe özne olarak müdahale edebilecek kadar çağı da, kendimizi de tanıyamadığımız, kendimiz olamadığımız ve bizzat kendimiz(e) gelemediğimiz, sadece Batılıların yaptıkları ama aslâ fark edemediğimiz bir tarihte oraya buraya sürüklendiğimiz, yani ne orada ne burada sadece iki arada bir derede arafta olduğumuz için, hep "oryantalizm oynarız".

Nitekim, oksidentalizm öneren Hanefi de oryantalizm yapıyor; ama yine de düzeyli bir oryantalizm bu. Oksidentalizm eleştirisi yapan Ayşe Hür de oryantalizm yapıyor; ancak -özür dilerim ama- sığ bir oryantalizm çıkarıyor ortaya.

Hanefi'nin, oksidentalizm önerirken yaptığı oryantalizm, bize aydınlanma aklı'nı eksene alarak ve oradan kalkarak bütün bir İslâm düşüncesini silbaştan yeniden kurmayı öneriyor. Ki bu, Batılıları özneleştiren, bizi ise nesneleştiren bir şeydir. Batı, üreten; bizse Batı'nın ürettiği şeyi bütün bir İslâm düşünce geleneğine giydirerek burada yeniden-üreten, dolayısıyla tüketen konumuna geçmiş oluyoruz. Sonuçta, ortaya çıkacak çaba, İslâm düşünce geleneğini, yeni yataklar, yeni hayat kaynakları açacak şekilde yeniden üretmekle, yenilemekle, hayatiyet kazandırmakla sonuçlanacak bir çaba değil; aksine, büsbütün Batılı gözlüklerle (aydınlanmacı akıl üzerinden) tersyüz etmekle sonuçlanacak "boşuna" bir çabadır.

Ayşe Hür'ün oksidentalizm eleştirisi ise çok daha yüzeysel bir oryantalizm biçimi sunuyor: Müslümanların söylediklerinden çok, Batı'da İslâm'ı terörle özdeşleştirme kaygısıyla "icat edilen söylemler" dolayımında müslümanların söylemeleri ve eylemeleri istenen şeyler üzerinden tipik neo-liberal ve postmodern relativizmi yeniden-üretiyor. Müslümanlar, Müslüman olmak yetmiyormuş gibi, ille de Radikal İslâmcı olacak; Müslümanları bin Ladin, M. Atta gibi neye hizmet ettikleri, kimler tarafından ne tür projelerde aparat olarak kullanıldıkları artık kesinlemiş tipler temsil edecek! Yok böyle bir şey!

Bir de Seyyid Kutup'la ilgili olarak söyledikleri tastamam ABD'nin "terör icatçısı teorisyenleri"nin veya -Baudrillard'ın kışkırtmasıyla- "teröristyenler"inin söylediklerinin tekrarından başka bir şey değil. Seyyid Kutup'u Müslüman Kardeşlerin kurucusu yapması da işin cabası.

Ayşe Hür'ün öne sürdüğü gibi Batıyı eleştirmenin ille de Batı düşmanlığı olarak algılanması gerekmiyor ki! İkincisi de, bazı Müslüman yazarların Batı eleştirilerinin Batılıların Doğu eleştirilerinden ve tasvirlerinden daha acımasız olduğunu söyleyebilmek, tarih boyunca da, bugün de düşmanlığı ve saldırganlığı üretenlerin, bugün Batı-dışındaki dünyaya ama özellikle de İslâm dünyasına kan kusturanların Batılılar olduğu gerçeğini göz ardı etmek acımasızlığına düşmek anlamına gelir. Ne kadar aksini söylersek söyleyelim, bu mantık bunu gerektirir.

Gündem değişmezse, bu tartışmayı sürdüreceğim.

Alıntı:http://www.yenisafak.com/ykaplan.html


Metin Bey haklı oksidentalizm tuzağına dikkat..

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 9, 2006 03:41 PM

arkadaslar;kusura bakmayın ama benim ne bu oryantalizm ne oksidentalizm nede baska bir -izm ile alakam yok.ve sunuda belirtmek isterim bu -izm'lerin kimseye fayda sagladıgınıda gormedim.hatta yerli yersiz bu -izm'leri niye cıkartırlar onuda anlayamıyorum.birde su yazılarınızı kısa tutunuz lutfen.okumakta zorlanıyorum.kısaca meselenin ozunu yazmak herkes icin daha iyi olacaktır.

sayın abudak;
kısaca tekrar ozetleyeyim.gercegi aramada hicbirseyden etkilenmedim.sadece sorguladım ve nedenleri aradım.dinimide sorguladım,allah'ıda sorguladım,bilim'ide sorguladım.ve sonuc olarak nereye vardım biliyormusunuz.
tum bu evreni yaratan bir yaratıcı'nın varlıgına.canlı canlız neye bakarsanız bakın bu boyledir.ve su an guluyorum;evrim teorisi deyipte hayat kendiliginden olusmustur diyenlere.akıl varsa,mantık varsa,gozunu acıp gorebiliyorsan akıllı tasarım bilimsel bir gercekliktir.

Yazan: bercenay Tarih: March 9, 2006 04:33 PM

Metin bey,

Ortaya bir kelime atip milleti kasindirtmak hos bir sey, ama kelimenin anlamini ben yerli yerine oturtabilmis degilim; umarim yardimci olursunuz.

'Occidentalism' den ne kastediyorsunuz?

-- 'Mustagriplik' mi, yani burada (TC'de) yasayip, kendini batiya ait hisseden, buralardaki herseyi hakir ya da ilkel gormek, oyle deger(siz)lendirmelerde bulunmak mi? Yani, Baticiligi mi?

-- Orientalism'in aksi; yani, artik bizlerin onlari birer deney hayvani (toplumu, toplulugu) misali gorup, zayif taraflarini bulmak pesinde incelememiz mi? Ya da, Batiyi batiriciligi mi?

-- Islam dunyasini 'cirkin manzara'larla [dikkat, burada dokundurma vardir] ozdeslestirmisliklerinin bir benzerini onlara tatbik etmemiz mi? Baska bir deyisle, Batiyi batici bulmagi mi?

Hangisidir?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 9, 2006 05:20 PM

Müzmin Bey,


Islam dunyasini 'cirkin manzara'larla [dikkat, burada dokundurma vardir]


Eh yani Müzmin Bey[ağbi]Sonunda kadrolu şamaroğlanın oldum ya artık ölsem de gam yemem :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 10, 2006 03:22 PM

Saygıdeğer Muzmin Anonim dostumuz,

Her ne kadar bu platformda arz-ı endam eyliyorsam da, kendimi buranın "yerli"si gibi görmüyorum. Vaktim oldukça tartışmaları izliyor, dayanamayıp "kaşındığım" noktalarda hariçten gazel okuyuveriyorum! (Bu arada, sevgili Ataman Bey nerededir, yoksa benim münasebetsizliğim yüzümden burayı protesto edip çekildi mi, merak ediyorum doğrusu.)

Mustafa Bey faydalı bir iş yaptı bu blogu açmakla. Amma, burada "takıl"ırken ara sıra "meleklerin cinsiyeti"ni hatırlamıyor da değilim açıkçası, o da ayrı mesele!

Gelelim oksidentalizme...

Sizin üç tarif önerinizi de tıksam içine, ağırlığı çok mu olur, taşıyamaz mı acaba, düşünüyorum şimdi... Ama öncelikle, Yusuf Kaplan'ın, S. Öztürk Bey'in zikrettiği ve bir diğer yazısındaki şu ifadelere fenerimi tutuyorum:

"(...)Oryantalizm, Batılıların bir öteki (hayâlet) icat ederek, önce kendi kimliklerini tahkîm etmeleri, sonra da dünya üzerinde, özellikle de İslâm dünyası üzerinde bir tahakküm üretmeleri çabasıydı.(...)"

"(...)Oksidentalizm, imkânsız bir şeydir. İmkânsızdır; çünkü böyle bir söylemi üretebilmek için, Özne olmak gerekir. Burada elbette ki, Kartezyen anlamda bir Özne'den sözediyorum: Kendisini hayatın merkezine, tanrısal konuma yerleştiren bir aktör'den.(...)[03.03.06, Yeni Şafak]

Ayşe Hür'ün Radikal'deki yazısını okumuştum. Bu bağlamda, Sayın Kaplan'ın eleştirilerini önemli addettiğim gibi, Hüseyin Hatemi'nin "Zulmün Zevali" yazısının sonlarına da şöyle geçerken bir göz atmak fena olmaz diye de düşünüyorum. [www.yenisafak.com.tr/arsiv/2006/subat/26/yazarlar.html]

Dağınık ve dandik bir cevap oldu, kusuruma bakmayın lütfen. (Kafaca ve zihnen yorgunum bugünlerde, şu malum mesleğim yüzünden! Bu arada, aklıma gelmişken, Yalçın Küçük'ün bir lafını hatırladım, geç de olsa size nakletmeme izin verin: "İnsan doğdu, büyüdü, gelişti, aydın oldu, solcu oldu, reklamcı oldu!")

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 10, 2006 09:20 PM

Atlamışım: Ayşe Hür'ün yazısını da önemli buluyor ve Kaplan'ın Hür'ü hedefleyen eleştirisinin pek de isabetli olmadığını düşünüyorum.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 10, 2006 09:58 PM

Metin bey,

Ayse Hur'un yazisini okumus degildim --Allah rizasi icin, bu tur seylere atifta bulunalar ilgili linki de verseler ne guzel olurdu.

Google'i aradigimda ilk karsima cikan Ayse Hur'e ait Çıplak yürüyüş yazisi oldu. Okudum. Icerik olarak OK, fakat baktigi yer olarak bana --nasil diyeyim-- abes geldi. Lady Godiva hikayesinin gectigi muhitte ben de bulundum, ama, hikaye ya da efsane ile ozdeslestirecek bir sey bulmadim. Bize ait, tesbihen dahi bize ait, bir yonu yoktu. Cem Karaca'nin sonunda vardigi yerde dedigi gibi 'bana beni anlat, usta!' noktasindan cook uzakta. Buralarda olmayanlari varmis gibi bakiyor. Afaki, hamasi ve sathi buldum.

Gecelim.

Bahsi gecen yaziyi da Tarih ve Demokrasi Forumu'nda buldum. Okudum.

Yukarida, 'gecelim' dedigim yazidan daha fazla bir kiymet-i harbiyesi oldugunu soyleyemeyecegim. Cunku, Ayse hanimin referanslarini abes buluyorum. Muhammet Atta'dan yola cikan, El Kaide'yi ciddiye alan birisini ciddiye alamiyorum. Tom and Jerry'den ya da Homer Simpson'dan yola cikanlari belki daha ciddiye alabilirim, ama, bu kadar suni ve fiktif seyleri ciddiye alanlari ciddiye alamiyorum. Bu bir.

Ikincisi, 'isleri bittiginde, oteki yanagini da cevir oradan da opsunler' demekten de daha sufli bir edilgenligin vivik vicik sirittigi, 'elinizden baska bir sey gelmiyorsa bugz ediniz'i bile bize cok goren bir ruhen teslimiyet okudum. Bunu ciddiye aliyorum ve kiymet-i harbiyesi olmadigini dusunmesem umitsizlige kapilmak isten bile degil.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 02:00 AM

Ozturk bey,

Islam dunyasini 'cirkin manzara'larla [dikkat, burada dokundurma vardir]
Eh yani Müzmin Bey[ağbi]Sonunda kadrolu şamaroğlanın oldum ya artık ölsem de gam yemem :-)

Yanlis kisi uzerine alinmis. Dokundurmanin muhatabi Kurban Bayramı'nda Kurban Kesmek Gerekli midir? yazisi ile Mustafa bey idi.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 02:04 AM

arkadaslar;kusura bakmayın ama benim ne bu oryantalizm ne oksidentalizm nede baska bir -izm ile alakam yok.

Ama var. Sizinkinin adi da iliskisizm

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 02:10 AM

Metin Bey,


İnsan doğdu, büyüdü, gelişti, aydın oldu, solcu oldu...


İzin verirseniz silsileyi devam ettirelim: İnsan doğdu,büyüdü,gelişti,aydın oldu,solcu oldu,baktı olmadı "dönek" oldu sonunda eğer ömrü yetttiyse Teslim (İslam) oldu.. ;-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 11, 2006 12:36 PM

Metin bey,

İnsan doğdu, büyüdü, gelişti, aydın oldu, solcu oldu, reklamcı oldu!

Bu lafta o kadar kirik cizgi var ki, bunu yillar once GirGir'da (tek kanal olan TRT'de yayinlanmis ve mecburen seyrettirilmis olan, Boronowski'nin) gordugum Insanin Yucelisi (Ascent of Man) belgeselini ti'ye alan karikature bile benzetemiyorum.

Evrim teorisinde soylarin intihari kurami da var midir yoksa?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 02:06 PM

Müzmin Bey,


Kusura bakmayın, en son bahsettiğiniz makalede ikimiz tartıştığımız için üzerime alındım.

arzederim :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 11, 2006 03:25 PM

Ozturk bey,

en son bahsettiğiniz makalede ikimiz tartıştığımız için üzerime alındım.

Ama, siz, silsile-i meratib-i tufa'da bu forumda ikinci sirayi aliyorsunuz. Birinci varken size soylemem haksizlik olmaz miydi :-)

arzederim :-)

Daha once dedim; arzetmeyiniz [yoksa] rica ederim. ;-)

[[
Alakasiz konu: Bu arada, bugun, sizin o enteresan isimli zat-i muhterem (Ducane Cundioglu) ismi kadar enteresan bir yazi yazmis: Niçin olmasın, elbette Tanrı dahî âşık olur..

Eh, boyle bir basligi da gordum ya, artik gozlerim acik gitmeyecegim... 'Insan bu, putunu kendi yapar kendi tapar' diyerek bazilarini tenkid edenleri bu yazidan aldigim hareketle kiniyorum.

Allah ki masugunu yapip ona sevdalanabiliyor, biz insanlar artik bu tur hatalardan hem munezzeh hem de ilahi bir ornek sahibi sayilmaz miyiz?
]]

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 11, 2006 06:53 PM

Müzmin bey,


Alakasız konu üzerine yazdığınız yazınızı görünce "eyvah,şimdi yandım" dedim..:-)

Dücane Bey bu makalede tamamen tasavvufla ilgili bir konuyu işlemiş.Bu konuda bilgili değilim ama Tasavvufla bir miktar ilgilendim.Bazı tasaavufi eserler ve şerhler okudum.Tasavvufun son mertebesi aşktır.Yine tasavvufta "isteme"nin son mertebesi de "aşk"tır.

Sözü Dücane Cündioğlu'na bırakayım:

"Sûfiyâ esmâ'da kalma gel, müsemma dersin al/Bil müsemmadır heman talim-i esma'dan garaz" tavsiyesi gereğince mühim olan 'ad' (lâfız) değil, 'adlandırılan' (mânâ) olduğu için, Cenab-ı Hakk'ın hem âşık, hem mâşuk, hem de aşk olduğu söylenip bu söz, kısaca, "âşık oldu kendi kendi özüne/mâşuk oldu kendisi kendisine" şeklinde tefsir de edilmiştir.


Makalenin özü Cenab-ı Hak hem Aşk hem Aşık hem de Maşuktur.Şeyh-i Ekber İbn-i Arabi'nin görüşüde böyledir.De beni niye bu çetrefilli konuya dahil ettiniz anlayamadım.Tek suçum size Dücane Cündioğlunu okumanızı tavsiye etmek mi ? :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 12, 2006 05:53 PM

Ozturk bey,

Makalenin özü Cenab-ı Hak hem Aşk hem Aşık hem de Maşuktur.

Nergiz cicegine ismini vererek hatirasini aramizda yasattigimiz Narcissus'un (narsisism'in atifta bulundugu grek ilahi) zimni sifatinin Tasavvuf yoluyla Islama girdigini gormek cok ilgimi cekti.

Bence, 'baytar efendi' (Ducane bey), istilah-i fenniyeyi bir yana birakip, Allah'a boyle bir seyin nasil yakistirildigi hakkinda tefekkur etmeliydi.

Şeyh-i Ekber İbn-i Arabi'nin görüşüde böyledir.

Seyhimin kanaati eminim mubarektir, ama, muridlerinden biri oldugumu soyleyemem :-) cunku, eserine/yarattigina ya da kendine hayran bir Allah Allahi luzumundan fazla musahhaslastiriyor bence...

De beni niye bu çetrefilli konuya dahil ettiniz anlayamadım.Tek suçum size Dücane Cündioğlunu okumanızı tavsiye etmek mi ? :-)

Referens senedi kefiline kirdirilir... :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 13, 2006 06:07 AM

S.Öztürk Bey,

Üç gündür hayat gailesi ağır bastı, uzak kaldım buralardan, şimdi de şöyle bir uğrayıp geçmek durumundayım ama dayanamadım bana seslendiğiniz notu görünce, feryat etmem lazım! "Sen de mi Brütüs?!" demem lazım!

Yanlış hatırlamıyorsam Ataman Bey'in yakıştırmasıydı bu "dönek" lafı ve ben kat'iyen üzerime alınmıyorum. Türkiye'de bir tek dönek vardır "dönek" elbisesi gövdesine ve ruhuna layıkıyla oturan: Ertuğrul Özkök. Ben dönek değilim arkadaşlar, ne siyasal düzlemde ne ontolojik düzlemde; lütfen, rica ederim, dönek olsam söylerim, sizi üzmem. Yaratıcının varlığına ve nuruna erişmek için önce ondan bir nezbe uzaklaşmak, uzaktan onun bizim yetersiz dilimizdeki sıfatların güdük kalacağı görkemini seyretmek, önce onu yadsımak, böyle bir kendini terbiye sürecinden sonra onu selamlamak ve yüceltmek çok iyi oluyor, insanı arındırıyor, ona yaklaştırıyor. Müslüman bir topluma, aileye doğup bedavadan, hiçbir çaba ve emek harcamaksızın, kuru kuruya Allah'ı sevdiğini söylemek benim nazarımda birşey ifade etmiyor, hazıra konmaktan öte. Benim ateizmim, Yaratıcı'ya ulaşma yolunda odun taşımaktı. Çilemi çektim, kavuştum. Yeniden doğsam, aynı süreci yaşardım. Dinleri nazar-ı itibara almıyorum. Dinler, Yaratıcı'ya bir personifikasyon yüklüyor; bu bir çeşit hakarettir. Ben deizmimden memnunum.

Siyasal düzlemdeki serencamım ise kısaca şöyledir: Başından beri araştıran, kuşku duyan, sürü psikolojisiyle hareket etmekten imtina eden bir BİREY... Sömürüye, adaletsizliğe, despotizme, vs isyanın neticesinde marksizme yöneliş, herşeyin kara kaplı kitapta yazıldığı gibi yürümediğini görünce yavaş yavaş uzaklaşma; amma, insanın insan oluşundan dolayı savunulması zorunlu ideallerden değil! Çalakalem yazdım, kusura bakmayınız. Sevgiler.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 10:13 AM

Saygıdeğer Muzmin Anonim dostumuz, ne diye Yalçın Küçük'ün sözünü aktarıp başıma iş açtım durup dururken, bilemiyorum doğrusu! Daha önceki hoş sohbetimize bir eklenti olsun dediydim sadece...

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 11:03 AM

Ufak bir düzeltme: "nezbe" değil "nebze" olacak.
Bir de not: Ayşe Hür'ün yazısına önem atfederken, yazının içeriğini değil, böyle bir yazının yazılmış olmasını (yazının oksidentalizmi gündeme getirmiş olmasını) kastetmiş idim...


MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:

Daha evvel yazdığım bir İngilizce makalede Oksidentalizm konusundaki yorumlara bakmak isteyen okurlar, aşağıdaki linke tıklayabilirler:

http://www.thewhitepath.com/archives/2005/05/bolshevism_in_islamic_dress.php

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 11:50 AM

Çetleşir gibi yazınca iş çetrefilleşiyor, hata üstüne hata yapabiliyorsunuz. Ben de önemli bir hata yapmışım. Düzeltmem gerekiyor:

“(...) herşeyin kara kaplı kitapta yazıldığı gibi yürümediğini GÖRÜNCE (...)”
Bu doğru değil, doğrusu şu: “(...) SEZİNCE (...)”

Reel sosyalizm yıkılmadan çok önce, bendeniz reel sosyalizmi kökünden eleştirenler kervanındaydım. Dolayısıyla, ne pişmanlık ve vicdan azabı duymamı gerektirecek bir “günaha iştirak”ım oldu, ne de bir günah çıkartma operasyonum...

İşte “olay”ın bu yönüyle de baktığımda, döneklikle alakam olmadığına dair esaslı bir karine elde edebiliyorum.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 12:29 PM

Sevgili Muzmin Anonim dostumuz,

Evet, aynen dediğiniz gibi; evrim teorisi, soyların intiharı bulgusuyla zenginleşti!!! Evrimin son halkası (reklamcı) ile döngü tamamlandı, en başa döndük!!! Karada ölüm yok artık, çünkü kara ortada yok!!!

...da, bütün bir insanlığın gidişatıyla kapitalizm illetinin kaderini aynı kefeye koymazsak eğer, yukarıdaki masum latife, latife olarak kalır. Yoksa vay halimize.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 02:08 PM

Bis: “reel sosyalizmi kökünden eleştirenler kervanındaydım” değil, “reel sosyalizmi kökünden eleştiren sosyalistler kervanındaydım” olacak. Düzeltirim.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 02:20 PM

Mustafa bey,

Daha evvel yazdığım bir İngilizce makalede Oksidentalizm konusundaki yorumlara bakmak isteyen okurlar, aşağıdaki linke tıklayabilirler

OK; let's not beat around the bush anymore. Let's address the proverbial bush (pro-Bush?) himself ;-)

Yazinizi okudum. Bir cok guzel tesbiti var. 'petri dish' (petri tepsisi/tabagi) analojiniz de guzel. Katildigim yerleri geciyor, katilmadigim yerleri asagiya yorumlar halinde aliyorum.

Oncelikle, daha once de bahsettiginiz 'cizgi'niz bazi seyleri degerlendirirken aberasyonlara yol aciyor --kanaatimce.

Birincisi, siyasi konulari itikadla karistiriyorsunuz. Ve, siyasi duruslarda Islam cografyasina hep itidal ve pasiflik telkin ederken, bunlarin derununda yatan sebep sonuc iliskisini gozardi ediyorsunuz.

Tasvir ettiginiz gelismelerin yol actigi tepkinin ismini Oksidentalizm koymak ozgurlugunuz var tabii ki, ama, bunun bir tur 'bugz etmek' oldugunu, ve bugz edilecek meselenin ulastigi seviye ile orantili olup olmadigini dikkate almaksizin soylemeniz durdugunuz yeri sorgulatiyor.

Marksizm fanusta dogmadi. O, sadece, var olan bir durumun formalize edilmis bir teorisidir. Bu cografyadaki 'psikoloji' de, sizin bizi sandiginizi dusundugum sekilde, bir 'figment of imagination' degil. Sebep ve sonuc iliskisini mutlaka degerlendirmeniz lazim.

Karsi argumanlarinizi, ya da meselenin siyasi oldugunu sulandirici delil iddialarinizi da tutarli bulmuyorum.

Yani, Bati'da (ya da ABD'de) mutedeyyin hiristiyanlarin da yasadigini soyleyisinizi esasla alakasiz buluyorum.

Sizin oksidentalizm dediginiz seyin muhatabi orada mutedeyyinlerin var olup olmadigi degil; var olsalar dahi bir seyi degistirmeyen ve burada hissedilen kumulatif etkinin dogurdugu tepkidir.

Ikincisi, anti-semitizm meselesini sanki teorik olarak dahi Islamla ilintili gibiymis gibi gormeniz yanlistir..

Islam bir irk dini degil, 'semit' ise bir irktir.

Musevi ile Yahudi arasindaki farki gozardi edip, Kuran'da soylenenleri Yahudi irkina (Musevilik degil de bugun bildigimiz anlamada 'Yahudi' irkina) atfen soylenmis gibi dusunuyorsunuz sanki.

Alakasi yoktur; ve semitizm/antisemitizm degildir mesele; siyonizm/antisiyonizm olarak tesbiti bence daha dogrudur ve bu da siyasi bir durus anlamina gelir. Sizin buradaki durusunuzda ikisini birbirine karistirdiginizi dusunuyorum.

Sonuc olarak: Islam cografyasina --mesele sanki itikadla iliskiliymis gibi-- daha derin itikad ve itidal telkinleri yaparken, disariya da apolgetisizmle ('artik deveye degil, arabaya biniyoruz' misali) bir seyler aciklamak yolunu secmis olmanizin yegane faydasi, disaridaki muhataplarinizin onyargilarini pekistirmekten oteye pek bir faydasini goremiyorum.

Icerdeki tavriniz da, biraz sertce bir ifade olacak belki ama, dinin, dindar birisi tarafindan bir tur afyon olarak kullanimina iyi bir ornek verilebilir.

Sizin oksidentalizm dediginiz seyin giderilmesi icin bes vakit namazi, mesela, yedi vakite cikarmak da onerilebilir tabii ki; ama, bu sadece canli tavgu kaynar suda pismege alistirmak gayreti olur. Sureci daha acisiz kilmaz; sonucta oksidentalizm de canli canli pismege cebren razi edilen tavugun pismesi ile cozulur.

Bunun da bir oneri olabilecegini kabul ediyorum, tabii ki teorik olarak, ama bunu onerirken din motifleri kullanmak bana biraz --nasil soyleyeyim-- suurlu bir ikiyuzluluk secimi degilse bile tavugun realitesini (ve canli oldugunu) gozardi etmek luksunu asiri zorlamak safdilligi gibi gorunuyor.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: March 13, 2006 03:50 PM

Metin Bey,


Yanlış hatırlamıyorsam Ataman Bey'in yakıştırmasıydı bu "dönek" lafı ve ben kat'iyen üzerime alınmıyorum.


Rica ederim,sizi kasdederek söylemedim,üzüldüm şimdi özür dilerim,öylesine bir sözdü..


Müslüman bir topluma, aileye doğup bedavadan, hiçbir çaba ve emek harcamaksızın, kuru kuruya Allah'ı sevdiğini söylemek benim nazarımda birşey ifade etmiyor, hazıra konmaktan öte.


Belki okumuşsunuzdur,muhtelif makalelerin altında Müzmin Bey ile bu konuları bayağı konuştuk,ben çok zorlu bir süreçten geçtim,her şeyi sorguladım,araştırdım,benim imanım bedavadan anadan babadan hazıra konulan müslümanlık değil.. Belki ateizm noktasına gelmedim hiç ama merhum Cemil Meriç'in Ya inanacaksın ya intihar edeceksin,başka yolu yok dediği noktaya yani sınıra birçok kereler geldim.

Aklın varoluş muammasına cevap vermekte aciz kaldığını ve bir müddet sonra ruhu sürekli taciz eden bir işkence aletine döndüğünü bizatihi üzerimde yaşadım..Yani ima ettiğiniz gibi ben bu İman'a bedavadan sahip olmadım.


Dinler, Yaratıcı'ya bir personifikasyon yüklüyor; bu bir çeşit hakarettir. Ben deizmimden memnunum.


Sizin görüşünüz,katılamam ama saygı duyarım.Arayış zamanımda hem İslam'ı hem diğer dinleri inceledim.İslam'ın teolojik üstünlüğünü gördüm.Deizm zaten kaçınılmaz olarak varılan nokta ama asıl neden bu varoluş ? sorusunun cevabını veremiyor/veremez.Ama bu cevapta mutlaka bir yerlerde olmalı,çünkü Yaratıcı abesle iştigal etmez..


Marksizme saygı duyarım,yine Cemil Meriç Marksizm için "İnsan eğer hidayete ermemişse,İslam olmamışsa marksist olmalıdır;çünkü insani değerler bunu gerektirir,Tanrısız insanın ulaşabileceği en yüksek değerdir marksizm" der.Başka söze ne hacet ?


Tekrar özür dilerim, saygılar efendim..

Yazan: S.Öztürk Tarih: March 13, 2006 05:08 PM

Sevgili S.Öztürk Bey,

Ben de, "bedavacılık" ile sizi kastetmemiştim. Karşılıklı olarak gereksiz alınganlık göstermişiz.

Bu son cevabınızla ilgili olarak, zaman bulabilirsem birşeyler yazmanın, biraz o doğrultuda lafı derinleştirmenin hoş olacağını düşünüyorum.

Saygılar.

Yazan: metin-thePoor Tarih: March 13, 2006 07:56 PM

MUSTAFA AKYOL bende yaratılışı bilimsel buluyorum.yazılarımı www.anafikir.com'da kampriyen patlamasında okuyabilirler.
"Tesadüf dışında hiçbir şey bilimsel değildir" mantığı bir mantık aczidir. Mantık açmazıdır. Uzayda yeni yeni değişik medeniyetlerle karşılaşılsa hepsinde Darwinizm ve tesadüf mantığı mı kullanılacak? "Tesadüf her yerde medeniyetler kurmuştur" mu denilecek? Bu perişan mantığın bilimsellik olarak sunulması bu yüzyılın utancı ve yüz karasıdır.

Yazan: melih Tarih: March 14, 2006 02:22 PM

Evrimciler teorilerine o kadar inanmışlardır ki teoriyi savunma biçimleri bile evrimin kurallarına benzer.Gelişen bilime göre kendi fikirlerini yontup ya da fikirlerine yeni birşeyler ekleyerek ortama uyum sağlarlar.Baktılar birtek fosil bile yok sıçramalı evrim dediler sonra o da tutmadı neo-darwinizm dediler.Kullanılan ya da kullanılmayan organlar meselesi gibi kullanılan ya da kullanılmayan fikirler.Doğal seçilime gelince hani güçlü olan hayatta kalır;güçsüz elenip gider ya AT'yi de kendi fikirlerinden güçsüz sandıkları için yok etmeye çalışıyorlar.Teorinizin kurallarına bu kadar uymayın sonra teoriniz evrimleşir de AT'ye falan dönebilir.

Yazan: @dem Tarih: June 29, 2006 04:44 PM

ben kendi capimda bir muslumanim. yukarida yer
alan bircok yorumlarda maalesef gerek ateist gerekse teist arkadaslarin bilimsel bir konuyu seviyeli ve ahlakli bir sekilde tartismak yerine gaddarca ve egoistce birbirlerini yipratmaya calistiklarini sezdigimi soylemeliyim. sayin mustafa akyol keske bu tip yorumlari hic kabul etmeseydiniz..... evrimci ya da tasarimci olmaktan cok daha onemli olan insan olmak degil midir? ancak bunu basardiktan sonra bu tip konulari tartismaya baslasak, sanirim hepimiz icin cok daha hayirli olabilir.....

Yazan: davut Tarih: July 1, 2006 02:59 AM

evrim teorisini güçlü hayatta kalır , güçsüz gider diye düşürürken kendi kavramlarınızla yorumlamayın.

hayatta kalmak bizim bildiğimiz anlamda kaba güç değildir.

Bir radyoaktif savaşta büütn insanlar ölebilir ama hamaböcekleri hayatta kalır.

atom bombasına sahip olmak güç değildir, evrimsel anlamda bişey ifade etmez.
zırnık bişey ifade etmez.

neticede insan bir türdür.
kendi türü içinde bu kadar yıkıcı savaşlara girmekde pek hayra alamet değildir.

evrime baktığında insanların pek de güçlü olmadıkları ortaya çıkıyor.

kendi türlerini her an riske atıyorlar.
hiçbirşeye güvenmesinler.

milyonlarca yıl seçile seçile geldik.
aniden güme gidebiliriz.
yaşamla oyun olmaz.

evrim yaşamı ciddiye almayı öğretsin bize.
bir maymun zekaysıyla nükler silahlarla oynayan
varlıklara dönüştük.

güçlü olmak statik birşey değildir.
heran her koşul değişebilir.
dedim ya, öyle bir koşul olur ki hamam böcekleri
radyosyona karşı adabtasyon yeteneği ile tek başlarına hayatta kalır.

siz bırakın tasarımı falan da yeryüzünde yaşamı ciddiye alın., dalgaya geçmeye gelmez.
bakın çernobilden sonra kanser vakalarına ne oluyor ? Milyon yıldır adabte olduğunuz mavi gezegeni koruyun, aklınız varsa.,

hayali tartışma bunlar.
ne o uzayda tasarımcı mı aramaya çıkacaksınız.

Yazan: knz Tarih: July 15, 2006 02:23 AM

devam ediyorum yazmaya.

knz-2

şimdi yukarda bir arkadaş yazmışki,
AT, tasarımcı fikrini ortya koyar ve gerisine karışmaz mış ?

kardeş ağzından çıkanı kulağın duyar mı ?

bilimde hiç bir kelimeyi edebi anlamda kullanamzsın. Sayısal karşılıklarını arrasın ?
ne kadar akıl * neya göre akıl ?
Akıl ve zeka ilişkisi ?

Beynine elektrotları bağlıyorlar,
ister maynun veya papğan ol veya insan.
mesela mustafa bey olsun, birşeyi muhakeme ederken, yanin de bu tür faaliyet varken
nöronların aktivitesine bakıyorlar.

bakıyorlar ve beyin ön lobunda nöronlar harekete geçiyor.

şimdi kardeş, burası bilim sınıfıysa her soruyu sorarsın.

bu tasarımcı varlık, elektronlardan mı meydana geldi ? nöronlar da aktif hale geçen elektonlar, elektrik sinyellleri biliyorsunuz.

Bir maymun da tasarım yapar.
mesela bir kavunu delmek için kamış batırdı diyelim. Bu da onun yaptığı tasarımdır.
insan beynin maymun beynine göre kapasite fazlası ölçülebilen bir kıyastır.

Tasarım bir kere kardeşler,
GÖZLEM OLMADAN OLMAZ.

Gözlem seninkinden önce var olandır.
tekerlek tasarladığını düşün.
eğer daha önce yapılmış bir tekerlekten hiç haberin yoksa, neyi gözlersin ?

ilk insanlar neyi gözledi ?
yuvarlanan bir taş daha kolay hareket ediyordu.
şekli düngün küresel bir taş daha kolay hareket ediyordu.

tasarım daha önce gördüğü bişeyle akıl yolu ile ilişki kurmaktır.

1-taşın yuvarlanırken kolay hareket ettiğini gördü.

2-eşyelarını taşımak için zorlanıyoru.

3- AKIL şu oluyor. 1 ve 2 arasında kurulan ilişkiye akıl denir. zeka ise bunu pratiğe dökme becerisidir.

akıl ilşki kurmaktır.

siz hayatınızda hiç tasarım yapmadığınız belli.
eğer tekerlek tasarlayacaksanız, hiç bir tasarımcı tekerleği yeniden icat etmez.

Mevcut prototip üzerinden çalışır.
Eğer o tekerleğe yeni bir işlev katmanın bir gerekliliği kalmadıysa, artık tekerlek üzerine çalışan kimselere zanatkar derler.

Eğer bahsettiğiniz tasarımcı allah ise; allah neyi gözledi , tasarım yapmadan önce ?

yuvarlanan taşı gören insan akledip ve tekerliği tasarlamaıştı.

tabi allahın beyin önlobuyla ilgili sorularda sorarız. Hatta allahın tasarımını bile yaparız.

bellek kapasitesi ne olablirdi şeklinde sorular sorarız.

tabi siz hindu olsanız hiç bozulmazdınız.
çünkü onlar zaten tanrıyı yeryüzüne enkarne etmişler. Beyin ön lobunu sorsak bozulmazlar.
Üstelik onlar biraz daha romantik takılıyorlar.

krisna ,
hani şu, hare hare krisna
flüt çalarmış..
bunu duyan brahma'ya ilham gelmiş
işte bu alem , her şey bramaya krisnanın flüt çalmasından dolayı gelen ilham mış..

Ne yalan söyleyim, onların hikayesi daha romantik.,

sonu zanatkarlığa gidecek olan bir tasarımcıyı bilim sınıfına niye sokmaya çalışıyorsunuz ?

didiklensin diye mi ?

vallahi akıllıca değil.

Yazan: knz Tarih: July 15, 2006 02:08 PM

knz- 3 devam ediyorum., bu yazdıklarım diğer iki yazıyla ilintilidir.

"Herhangi bir amaç gütmese bile, evrim olağanüstü sanatsal tasarımlar üretebiliyor. Dahası dağal ayıklamadaki yaratıcılık başarıya ulaşan üründen kazanılan ünle yetinmediğinden kendi içinde sğreklilik kazanıyor. ""
demiş ; NEWSCİENTİST- Türkçesi Rita Urgan.

Örneğin gekon, hani hiçbir zaman toz veya kir tutmayan ayaklara sahip olan bir hayvan vardı ya.
bizim kavramlarımıza göre tasarım mı dır.
sanatsal mıdır ? evet. yine bizim