« Tarihselcilik Meselesi Üzerine | Ana Sayfa | 'Ermeni Soykırımı' Neden Soykırım Değildi? »
February 03, 2006
Kapitalizm Gerçekten İslam'a Uymaz mı?
[3 Şubat 2006 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Son aylarda gündeme gelen, önceki hafta da Ali Kırca'nın "Siyaset Meydanı"nda tartışılan bir soru var: Kapitalizm İslam ile bağdaşır mı?
Aslında pek yeni olmayan bu tartışmanın Türk kamuoyunun dikkatini çekmesinde, kısa adı ESI olan "European Stability Initiative" isimli Avrupalı düşünce kuruluşunun Kayseri'deki "İslami Kapitalizm" hakkında geçtiğimiz eylül ayında yayınladığı bir raporun etkisi var. ESI, Kayseri'de müthiş bir ekonomik başarı gösteren sanayici ve işadamlarının çoğunun dindar olduğuna işaret etmiş ve bundan hareketle ünlü sosyolog Max Weber'e atıfta bulunmuştu. Weber, bilindiği gibi, "Protestan Ahlakı ve Kapitalizm'in Ruhu" adlı eserinde, Avrupa'da kapitalizmin gelişmesinde Kalvinist Protestanların çalışkan ve tutumlu ahlakının önemli bir rol oynadığını anlatır.
İşin içine Weber, Kalvinizm gibi Batılı kavramlar girince, bir de bazı yorumcular "bu, İslam'ın elini dünya işlerinden çektirme projesidir" gibi komplo kokan laflar edince, bazı Müslümanlar tepki gösterdiler. "Siyaset Meydanı"nda söz alan ilahiyatçılar da bu tepkiyi paylaştılar, hatta "kapitalizm İslam'a aykırıdır" diye kestirip attılar.
Oysa durum hiç de öyle olmayabilir. Bunu görmek içinse, bazı klişeleri sorgulamak gerek.
Kapitalizm nedir?
İlk sorgulanması gereken, "kapitalizm" denince ne anladığmız.
Bu kavram Türkiye'de çoğu insanın aklına, işçilerini aç karnına çalıştırırken ellerini ovuştura ovuştura para sayan zalim ve sahtekar patron imajları getirir. Yılmaz Güney filmlerinden "Olacak O Kadar Televizyonu"na dek sürekli boy gösteren bir temadır bu. Gözünü para hırsı bürümüş, ilkesiz ve namussuz adamlardır kapitalistler...
Oysa bu karikatür, kapitalizmin doğru bir tarifi değildir. Kapitalizm, özetle, devletin yerine bireyin girişimci olduğu ekonomik sistemdir. Sermaye birikimi oluşturan bu girişimciler, şirketler ve fabrikalar açıp istihdam yaratır ve elbette ki "patron" olmuş olurlar. Ama "zalim patron" olmaları gerekmez; aksine çalıştırdıkları insanlara haklarını veren dürüst insanlar da olabilirler. Hatta kazançlarının bir kısmını idealist bir biçimde toplum yararına da harcayabilirler.
Zaten kapitalizmin teorik savunucuları da, böyle bir "kapitalist ahlak" öngörmüşlerdir. Ünlü İngiliz iktisatçı Adam Smith'in çok anılan "Milletlerin Zenginliği" kitabından başka "Ahlaki Duyguların Teorisi" adlı bir kitabı da vardır ve orada kapitalist ekonomiyi ve bireysel özgürlüğü etik bir zemine oturtur. Günümüzde Amerika'nın önde gelen Katolik ilahiyatçılarından biri olan Michael Novak da, "Demokratik Kapitalizm'in Ruhu" adlı eserinde aynı mesajı verir: Novak'a göre kapitalizm zenginlik üretmekte en başarılı yöntemdir ve ilahi dinlerin öğrettiği hayırseverlik ilkesiyle desteklendiğinde, bir toplum için en sağlıklı sosyo-ekonomik sistemi oluşturur.
Kur'an ve Kapitalizm
Denebilir ki, "kapitalizm Hıristiyanlıkla uyuşmuş olabilir, ama İslam'a uymaz."
Oysa tam aksine, İslam'ın kapitalizme Hıristiyanlık'tan daha bile açık olduğunu savunmak mümkündür. İncil'de fakirlik övülmesine rağmen, Kur'an'da "mülk" olumlu bir kavramdır. İslam peygamberi Hz. Muhammed, hayatının büyük bölümünde ticaretle ilgilenmiştir ve hatta "rızkın onda dokuzu ticarettedir" dediği rivayet edilir. Zaten İslam dünyasının Ortaçağ'daki görkemli yükselişinde de, dünya ticaret yollarının merkezinde yer alması ve Müslüman tüccarların bu konumu çok iyi değerlendirmesinin rolü büyüktür.
Ama elbette kapitalizm ticaretten ibaret değildir ve asıl belirleyici karakteri "sermaye birikimi" ve "ekonomik eşitliksizlik"tir. Kapitalizme karşı çıkan Müslüman teolog ve entellektüeller de bu noktaya işaret ediyor ve Kur'an'da sosyal adalete yapılan vurgunun kapitalizmle çeliştiğini düşünüyorlar.
Oysa böyle bir çelişki yoktur, çünkü Kur'an'ın sosyal adalet kavramı, toplum içindeki zenginlerin, kendi istek ve rızalarıyla fakirlere yardım etmeleri üzerine kuruludur. Özel mülkiyet ve veraset pek çok ayette güvence altına alındığına göre, kimsenin malına zorla el konamaz. Zekat ve sadakalar da, zorla alınan değil, gönüllü olarak verilen bağışlardır. Bir başka deyişle Kur'an; fakirlerin "devrim" yapmasından veya malların "kollektivizasyonundan" değil, kapital sahiplerinin ahlaklı ve merhametli davranmasından söz etmektedir.
İşte bu nedenledir ki, İslam asıl sosyalizmle bağdaşmaz: Sosyalizmde özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve "sınıfsız toplum" hedeflenir. Eğer toplum "sınıfsız" ise kim kime zekat verecek, hayırseverliğin ne anlamı kalacaktır ki?...
Zaten sosyalizm felsefi açıdan da İslam'a uymaz. Sosyalizm, seküler bir araç olan "devlet"in eliyle "yeryüzünde cennet" yaratmayı hedefler; oysa İslam'a göre cennet burada değildir ve dünya eksikliklerle dolu bir "sınav ortamı"dır. Sosyalizmin hemen her zaman felsefi materyalizmle el ele gelişmiş olması, bir tesadüf değildir...
'Gavur İcadı' mı?
Tüm bunları aslında çok daha uzun makaleler ve hatta kitaplarla ele almak gerekiyor. Zaten bu konuda geniş bir literatür var. Bunlar, özetin özeti.
Ancak şu kadarını söylemek lazım: "Kapitalizm İslam'a aykırıdır" diyerek kestirip atan Müslümanlar, dikkat etmeliler: İslam dünyasını, Batı'nın ilerlemesini sağlamış, başarı getirdiği aşikar olan bir sosyo-ekonomik sistemden mahrum bırakma yolunda olmasınlar... Matbaaya, televizyona veya internete "gavur icadı" demek ne ise, kapitalizmi lanetlemek de o olabilir.
Belki de Müslümanların modern dünyanın başarılı araç ve sistemleriyle kavga etmek yerine, onları kendi ahlaki ilke ve amaçlarına göre nasıl değerlendirebileceklerini düşünmeleri gerekiyor. İlim Çin'de bile olsa alınacak ise, ekonomi neden Batı'dan alınamasın?
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 3, 2006 03:02 PM


Mustafa bey,
Yeni neslin boyle guzel yazilar yazmasi insana ayri bir huzur veriyor :-)
Islam'in BES SARTindan birisi olan zekat icin bu kadar yumusak ifadeler kullandiginiz zaman ılımlı islamin ilimli islam oldugu konusunda insan ister istemez supheye dusuyor..
Sadaka icin ayni seyi soyleyemeyiz ve ayni nefeste telaffuzlarinin da dogru oldugu kanaatinde degilim.
Fakat, isterseniz zekat konusuna bir daha ve biraz daha bakin.
Zekat bir servet vergisidir. Yani, her sene, o gune kadar terakum etmis olan butun servetin % 2.5 oranindaki kisminin fakirlere dagitilmasi farzdir.
Eger siz, farzlarin bir gonulluluk esasina dayandigini dusunuyorsaniz, size kismen katilirim: Evet, kisi gonullu olarak musluman olur ya da olmaz, ama, olduktan sonra farzlarin gonulluluk esasina dayandigini dusunuyorsaniz beni sasirtirsiniz. Halen sasirtmis durumdasiniz aslinda, dolayisiyla yazdigim son cumle gecerli olmayabilir.
Halbuki, modern kapitalizm can ve kan bahasina servet vergisini kaldirtmis ve gelir vergisine razi olmustur.
Masraflar ciktiktan sonra geriye kalan uzerinden vergi odemek ile, servet uzerinden vergi odemek arasindaki aritmetigi sizin kolayca yapabileceginizi dusunuyorum.
Bu aritmetigi yaparsaniz, islamin modern kapitalizmle ne derece uyusacagini da gorebilirsiniz.
Ondan sonra da, nihayet bizde de peydahlanmis olduguna hop oturup hop kalkarak hamd-u senalar etigimiz Kayserili Calvinist nurtoplarimizin gercek anlamiyla ne kadar zekat dagittiklarini filan konusuruz.. :-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 4, 2006 07:32 PM
Müslümanların kapitalizm ile uyum içinde olup olmamaları onu benimseyip benimsememeleri kapitalizmin ve hatta soszyalizmin umurunda bile değil.Felsefi,doktrinel ve pratiksel anlamda iktisadi gerçeklerz ortaya konulduğu,islami iktisat diye de birşe sözkonusu olmadığı ve olamıyacağı da bir gerçek olduğu için müslümanlar kapitalizm ile gayet içiçe bir ilişki içerisirde hayatlarını devam ettirmekte,arasırada kahrolsun kapitalizm,komünizm,,faşizm diyerek kendilerini ve vicdanlarını tatmin etmekte servetlerine servet katmakla meşgul olmaktadırlar
Yazan: bekir Tarih: February 4, 2006 08:31 PM
Müzmin Bey,
Elbette ki farzların tümüyle gönüllük esasına dayandığını düşünüyorum. "Dinde zorlama yoktur" (Bakara Suresi, 256). İslami gelenekte yer alan ve "namaz kılmayana had cezası" gibi uygulamaların yanlış olduğu kanısındayım.
Saygılar,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 5, 2006 12:35 AM
Mustafa Bey,
Toplumda zekat veya sadaka verecek hiç kimse olmasa çok daha iyi değil mi? Yani size göre, toplumda bir kısım fakir insanlar olsun ki, diğer insanlar onlara yardım ederek, sevap kazansın, hayırsever olsun! Sosyal adalet adına, sınıflı bir toplumu hayal ettiğinize inanamıyorum. Allah katında hepimiz eşit değil miyiz?
Saygılar
Esin
Yazan: Esin Bakırcıoğlu Tarih: February 5, 2006 01:33 AM
Esin hanım,
Elbette toplumda kimse fakir olmasa, çok iyi olurdu. Kastım "ille de birileri fakir olmalı" demek değil. Ama tarihin başından beridir birileri fakir, birileri varlıklı. İslam, bu gerçeği kabul ederek, zenginlere hayırsever olmalarını emrediyor.
Öte yandan "Allah katında hepimiz eşit değil miyiz?" diyorsunuz, evet öyle. Ama dünya katında hepimiz eşit değiliz ve bu, yaratılışımızın bir sonucu: Kimi insanlar daha zeki, daha güçlü, daha güzel, daha yetenekli vs. Bunların daha başarılı olması da yüksek ihtimal. Ama önemli olan, başarılı ve varlıklı olanların, muhtaç durumda olanlara karşı yardımsever ve fedekar olmaları. Sağlıklı bir toplum böyle olur ve zaten İslam'ın sosyal sistemi de böyle işler.
Tüm insanları eşit kılma iddiasında olan sosyalizm ise, bu fıtrata aykırı iddiasını zaten hiç bir zaman hayata geçirememiş, dahası bir de korkunç sosyal ve siyasi felaketler üretmiştir.
Saygılarımla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 5, 2006 02:11 AM
Mustafa bey,
Zekatin diger farzlardan temel bir farki var: Kul hakkidir; yani, zengin kullarin mali uzerinde fakir kullarin hakki; zenginlerin fakirlere olan borcu..
Islamda zorlama olmadigi yolundaki ayetin burada kullanilmasi bence biraz fazla... zorlama.. gibi duruyor..
Namazin ise kulun Allaha borcu oldugu soyleniyor.
Ve, benim bildigim islam ilahiyatinda kulun kula borcunu Allah affetmiyor. Dolayisi ile, zekatta bir gonullulugun sozkonusu olmasini ben mumkun gormuyorum --meger ki kisi musluman olsun.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 5, 2006 06:42 AM
Müzmin bey,
Devletin vergi toplaması ayrı, insanların gönüllü olarak zekat vermesi ayrıdır diye düşünüyorum. Her devlet, ister laik isterse Islam devleti olsun, vergi kanunu çıkarıp para toplayabilir, bununla da herkese yönelik hizmetler gerçekleştirir. Ama zekattan kasıt, mal varlığının bir kısmını gönüllü olarak bağışlamaktır.
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 5, 2006 11:02 AM
Mustafa Bey,
Öncelikle, zekatı "mal varlığının bir kısmını gönüllü olarak bağışlamak" şeklinde tanımlamakla hataya düşülebilir. Zekat gönüllü bir ibadet değil, üstelik işin içine diğer insanlarla ilişkiler de girdiği için Müzmin Anonim'in ifade ettiği gibi kul hakkı ile de ilgili mecburi bir ibadettir. "Namazımı kılmam Allah affeder" mantığı burada geçerli değildir.
Öte yandan Müzmin Anonim,
Şu ifadenin biraz açılması gerekir:
"Masraflar ciktiktan sonra geriye kalan uzerinden vergi odemek ile, servet uzerinden vergi odemek arasindaki aritmetigi sizin kolayca yapabileceginizi dusunuyorum.
Bu aritmetigi yaparsaniz, islamin modern kapitalizmle ne derece uyusacagini da gorebilirsiniz."
Buradan sanki zekatla vergi arasında vergi lehine büyük bir uçurum var gibi görünüyor. Halbuki zekat ödenecek matrah hesaplanırken de tüm borçlar, kulanım için tutulan araç gereçler servetten düşülür. Mesela bir sınai kuruluşun bilançosundaki duran varlıklar zekattan muaftır. Üzerinden bir yıl geçmiş dönen varlıklar ve net kar toplamından yüzde 2.5 oranında vergi ödenir. Tarımsal üretimde de tüm masraflar düşülür kalan mahsul için sulama durumuna göre yüzde 5-10 arası zekat ödenir.
Kar üzerinden yüzde 25-50 arası vergiye kıyasla servet üzerinden yüzde 2.5 zekat arasında ciddi bir fark olup olmadığını şu an itibariyle kesin olara söyleyemem ama vergi ve zekat ödeyen, hesabını düzgün tutan biri bilgi verebilir.
****
İslam ve kapitalizm meselesine gelince, Mustafa beyin isabetle belirttiği gibi burada kapitalizme ne mana yüklediğiniz önemlidir. İslam dini ekonomik açıdan bireysel girişimciliği övmesi, özel mülkiyeti koruması, zaman zaman fiyat yükselmeleri sebebiyle piyasaya müdahale tekliflerinin bizzat uluslararası bir tüccar olan Hz. Muhammet tarafından reddedilmesi, Kuranda faiz hariç ticari mübadelelerin serbest bırakılması hatta çok yerde teşvik edilmesi vs. sebeplerle kapitalizmdeki ilkelerle büyük ölçüde uyuşur.
Yine islamda bugünkü sosyalist anlayışta olduğu gibi devlet eliyle üretime müdahale, sosyal adaleti sağlama amaçlı devlet politikalarının uygulanmaması, devletin toplamak zorunda olmadığı zekat dışında yardımlaşmanın gönüllü şekilde serbest bırakılması da İslamdan sosyalizme giden yol arayanları zor duruma düşürür. İslamın sosyal alandaki tavsiye ve emirleri daha ziyade Kapitalizmdeki gönüllü dayanışmayı andırır.
İslamın özünde serbest piyasa ekonomisi, özel mülkiyet, ticaret ve girişim özgürlüğünü benimsemesi, daha sonra vakıf gibi çok kritik özel dayanışma kurumlarının tesis edilmesi ilgili kurumların temeli olması itibariyle kapitalizmle de aynıdır. İslamda yardım yapmak, zekat vermek gibi zorunlu veya gönüllü ibadetler ancak "para olursa" yapılabilir. Paranın olması da girişimcilik, çalışma ve ticarete bağlıdır. Devletçilikle, ancak besleme bir kaç sanayici ile yolsuz bir avuç bürokrat zengin olur, onların da fukaraya bir hayrı olmaz.
Hassas bazı insanların "olamaz, İslam nasıl kapitalizm ile uyuşturulabilir" gibi endişeler taşıması yersizdir. Kapitalizmin birçok kurumu gayet makuldür, zaten bunlar yeni şeyler de değildir, sadece sonradan adlandırılmıştır o kadar. Neticede bu konuda hayatında ticaret ve sanayi görmemiş bir kaç ilahıyatçı devlet memuru profesörün ahkam kesmesi de boştur. Gidip aynı zamanda bir tüccar olan İmam Ebu Hanife'nin fetvalarını incelesinler.
Dünyaya riske dayalı iş ortaklığı (venture capital) gibi birçok kurumda öncülük yapmış, Endonezya'dan Hollandaya kadar ticaret ve sanayiyle uğraşmış bir medeniyetin Weber'den, Calvin'den, Luther'den alacağı bir şey yoktur. Adam Smith'i filan da boşverin, 1300-1400 arası yaşayan İbn Haldun bile basit bir örnek olarak yeter.
Selamlarımla.
Fethi Sipahi Tan
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 5, 2006 01:54 PM
Zekatin gelir degil servet vergisi oldugunu, ve zekatin matrahinin servet ne olursa olsun 40'ta 1 oldugunu (yani, % 2.5) tekrarlamak ihtiyaci duyuyorum.
Bir de, yani ayrica, zekat verilecek yegane vergi de degil tabii ki.
Zekat bir anapara, sermaye vergisidir. Eski usulle, kuyumcu hesabi ile yola cikacak olursak, elinizde 1 kilo altin varsa, ilk sene bunun 25g karsiligini zekat olarak verirsiniz. Elinizde 975g kalir. Ikinci sene 24.375g odersiniz, elinizde 950.625g kalir. Boyle giderseniz 28.07 sene sonra elinizde zekat dagitacak varlik kalmaz. [ x = log(2)/log(1.025) ]
Bu hesap, elinizde 1 Kg altin oldugunu, ve baska geliriniz ve masrafiniz olmadigini farzediyor. Geliriniz varsa, masraflari dusseniz dahi azalma hizi cok degismez.
Buna karsilik, 1 Kg altinin yillik getirisi reel olarak %10'u gecmez. Vergi istisnalari, muafiyetleri vs yuzunden (iyi bir muhasebecisi olan icin) odenecek vergiler de %10-15 mertebesindedir.
Yani, geliriniz 100g altin, odeceginiz vergi ise en cok 10-15g altindir. O sene geliriniz olmamis ise odeyeceginiz bir vergi yoktur.
Zekat icin boyle bir sey sozkonusu degildir; servetiniz varsa odemek zorundasiniz. Tekrar ediyorum: Zekat matrahi gelir ile alakali olmadigi gibi, borc alip zekat dagitmak zorunda kalindigi da gorulmemis sey degildir.
Bunu kim neye dayanarak soyluyor?
Kimin bilancosunda olursa olsun, hisse senedi karsiligi kadari benim ise, benim servetim olarak degerlendirilir. Bunun zekatini vermek de bana aittir. Baska turlu oldugunu soyleyenin onu neye dayandirdigini bilmek isterim.
Bu da, servet'in uzun tarifidir.
Burada sanki tarimsal uretim yapilan arazinin zekati yokmus gibi bir hava yaratiliyor.
Halbuki, arazi de servetin bir parcasidir ve zekat hesaplamasina dahil edilmek zorundadir.
Elinizdeki arazi elinizden cikincaya kadar %2.5 zekatini odersiniz.
Islamdaki vakif muessesesinin kapitalizm ile herhangi bir sekilde uyustugunu duymak kulaga cok hos gelse de, realitede oyle olup olmadigina iyi bakmak lazim.
Vakif, esasen, maliyet kaygisi olmaksizin birikmis servetlerin diger ozel mulkiyetler, mutesebbisler aleyhine rekabet etmesi ise --ki, oyledir-- kapitalizm ve dahi liberalizm tanrisina hizmet etmezler.
Bir de, tabii, yukarida bahsedilen zekat filan gibi zorunluluklari asmak (etrafindan dolanmak, delmek) icin kurulmus (tarihte cok ornegi olan) evladiyelik vakiflari vardir ki, bu basli basina ve ayri bir konudur.
Para ile servet arasinda onemli bir fark oldugunu anlatmak zorunda kalacagimi hic dusunmemistim.
Eger bu seviyeden yola cikacaksam, meseleyi hitama erdirmek icin nefesim yetmez. Dolayisi ile, devaminda bir fizibilite goremiyorum.
Uretim araclarinin da vergilendirilmesi, semayenin, servetin vergilendirilmesinin bu dediginize ne derece hizmet ettigini cidden merak ediyorum.
Sermayeden alinan vergi sonrasi giderek kuculecek olan sermayenin kime ne faydasi oldugu uzerinde eminim soylenecek guzel sozler de vardir...
Sonucta is ticarete yapmaga kalir. Uc kagit ekonomisi misali, herkesin herkese hesapta bir seyler sattigi ama kimsenin uretimle mesgul olmak istemedigi bir ekonomi..
Ticaret yollari uzerinde iseniz, tabii ki bu iyi bir nasihat --transfer kaymagindan pay alirsiniz. Ama, ya ticaret yollari sizin haricinize duserse? Bkz. Son 3-500 sene..
Bu durum, Islam dunyasinda nicin uretimin kaduk kaldigi hakkinda ilginc ipuclari veriyor olabilir mi?
Bu tur latif reklam sloganlarinin arada kaynayip gitmesine razi olmadigim icin ozellikle buraya bu cumleyi aldim.
Bilindigi gibi, ticaret vb hizmetler sektoru en fazla istihdamin en uzun tutarlikta saglanabildigi yerdir. Hic bir sey uretmez ama, nasil becerirsiniz bilinmez, habire alip satarsiniz ve bu devr-i daim makinasi kusursuzca sonsuza kadar isler.. Tipki Noel Baba'nin, serbest piyasa ekonomisinin filan gercek oldugu gibi..
Devletcilik mi.. aman, sakin ha! Gunahtir.
Yerine, gucu yetenin yettigini becerdigi, daha yetenekli duzenlerin oldugu bir Liberalizm en iyi cozumdur.
Bu efsanenin en guzel ornegini Irlanda uzerinde denedik; sagidaki pasaj oradan alinmadir.
In deciding their course of action during the Famine, British government officials and administrators rigidly adhered to the popular theory of the day, known as laissez-faire (meaning let it be), which advocated a hands-off policy in the belief that all problems would eventually be solved on their own through 'natural means.'
Great efforts were thus made to sidestep social problems and avoid any interference with private enterprise or the rights of property owners. Throughout the entire Famine period, the British government would never provide massive food aid to Ireland under the assumption that English landowners and private businesses would have been unfairly harmed by resulting food price fluctuations.
In adhering to laissez-faire, the British government also did not interfere with the English-controlled export business in Irish-grown grains. Throughout the Famine years, large quantities of native-grown wheat, barley, oats and oatmeal sailed out of places such as Limerick and Waterford for England, even though local Irish were dying of starvation. Irish farmers, desperate for cash, routinely sold the grain to the British in order to pay the rent on their farms and thus avoid eviction.
Bu tur basarili deneyler sonucunda, kapitalizmin dogdugu ve liberalizmle palazlandigi yerde (UK) hala daha sizin onerdiginiz sekilde devam ediyorlar. Ne issizlik yardimi, ne merkezi ve herkese saglik sigortasi ve dahi ne de emeklilik..
Hepsi ozel sektorun o insafli ellerine birakilmis, degil mi?
Biraz yavas.
Adim adim bakalim.
"Riske dayali is ortakligi" ile ilgili ele gelir bir ornek biliyor musunuz?
Gelecek senenin mahsulu uzerine, arsayi da ipotek ederek, kredi vermek bu bapta ise, ben bunu pek matah bir sey gormuyorum. Maden aramak, ya da o bolgede o gune kadar yetismeyen bir urunun finasesini yapmak filan gibi ornekleri var mi?
Endonezya'dan Hollanda'ya ticaret?.. Elhak dogrudur. Ticaret yollari uzerinde otururken mecburen bunu yapmislar. Ama, Hollanda'ya kadar ne yogunlukta gitmisler belli degil. Olsun.
Sanayi? Bu ilginc.. Zenaat sahiplerinin urettiklerini alip satmaktan oteye bir iliskileri varsa bilmek isterim... Islam dunyasinda, tarihte, ben bir kisinin cok sayida atelye turu isletmeye sahip olup islettigi bir ornek benim aklima gelmiyor. Varsa, bilmek isterim.
Son olarak da, yakin zamanda sihirli bir isim haline donusen Ibn-i Haldun'un bu baglamda hangi sadre sifa oldugunu da merak etmemek elde degil.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 5, 2006 07:24 PM
Merhaba,
Zekat ile ilgili bir iki konuya değineyim, bir defa zekat 80-100 gr üzerindeki servet için geçerlidir. İşletmelerde üretim amaçlı kulanılan tüm donanım, araç, gereç, arazi, bina zekattan tanım gereği muaftır. En basit kaynak olarak Diyanet işlerine, yakınınızdaki bir müftülüğe sorabilirsiniz.
Zekatın sizin de verdiğiniz örnekte olduğu gibi işletilmeyen malı belli bir süre sonra tüketeceği ya da azaltacağı da doğrudur, bu sebeple servetin elde tutulup biriktirilmesi yerine işletilmesi hadislerde önerilmiştir. Artık bu ticaretle mi olur, üretimle mi olur, İslamda esas olan servetin çalıştırılmasıdır. Çalışmaktan hoşlanmayanlar hariç, herkes oturup parasının sıfırlanmasını seyretmeyecektir.
"Para" ve "servet" konusunda kelimeler üzerinde takılmakta serbestsiniz.
"Liberalizmde gücü yetenin gücü yettiğini ..." türü (ve sizin örneğinizde yersiz şekilde kabalaşan) laflar en az devletçilik vs. kadar slogandan ibarettir, orada aktarılan ingilizce paragraflara mukabil paragraf bulmak da hiç zor değildir. Serbest ticaret taraftarları ve karşıtlarını destekleyecek ciltlerle malzeme var. Ucuzculuğa gerek yok.
İktisat tarihinde Araplarda İslam öncesinde de mevcut olan mudaraba ortaklığının islamiyetle kurumlaşması, 11-12. asırlarda Avrupa'da özellikle Hoıllanda'da geliştirilerek korporosyana dönüşmesi vs. bilinen gerçeklerdir. Bu konularda ve (vakıflarla ilgili olarak)islamcılıkla alakası olmayan Prof. Murat Çizakça ve Prof. Timur Kuran gibi iktisat tarihçilerinin eserlerinde bolca detay var.
Burada tartışma konusu olan yazı İslam ile kapitalizm arasında uyum olup olmadığıyla ilgileniyor. Ben de bunun olmasının bir problem teşkil etmeyeceğini, nitekim birçok kurumun da benzeştiğini söylüyorum. Bazılarının hoşuna gitmese de İslami bir günlük hayatın ortalama görüntüsü sol, sosyalizm gibi "merhametli" sistemlere değil, maalesef kapitalizm gibi "vahşi" bir sistemi akla getirir. Bu meselede İbn Haldun'un 14. asırda serbest piyasa ekonomisinin işleyişine ilişkin gözlemlerine atıfta bulunmak gayet normaldir. Hangi sadre şifa olduğunu piyasada bir iki çevirisi olan Mukaddime'nin ilk cildine bakarak düşünebilirsiniz.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 5, 2006 11:41 PM
Isletme sermayesi kesinlikle muaf degildir. Bunun aritmetigini de bana yaptirtmasaniz cok makbule gecer.
Evet, kar edince iyi. Fakat, zarar ettiginiz sene sermayenizi bir de zekat vererek eksiltirisiniz. Bu yuzden, risk averse davranilir. Han-hamam, ve icar/kira vb gibi nispeten saglam olan yatirimlar secilir.
Kelimeler araciligiyla iletisim kuruyoruz.
Reklamlara da.
11-12.ci asirdan beri neredeyse bin yil gecti. Hollanda'da neye donustugu akademik bir ilginclik tasiyor tabi; ama, ben esasen onca zaman icinde buralarda neye donustugunu bilmek isterdim. Hic. Hep ayni kaldi; hatta daha da geri gitti.
Cunku, mudaraba/murabaha/musaraka.. hepsi kervan (ya da deniz) ticareti gibi sonucta hamulesi kisa zamanda satilip elden cikacak (likit sayilabilen) alisveris icin cevazi verilmis enstrumanlar.
Uzun vadeli ortakliklarin altyapisini kurmak bir yana, negatif bir tesvik oldugu bile soylenebilir.
Ozellikle sinai yatirimlar hic bir zaman dikkate alinmamistir. Bir sinai isletme ne kadar zaman sermayeden yer, ne kadar zamanda ayaga kalkar filan hic dikkate alinmaz. Hele bir de urun gelistiryorsaniz yandiniz.
Ama, Allahin emri: Sene sonunda isletme sermayenizden zekat vereceksiniz...
Halbuki, yeni kurulan bir isletme ilk bir kac sene bir suru sekilde kan kaybeder. Bunun uzerine bir de zekat dediniz mi, aslinda sinai faaliyetleri ortulu olarak yasakliyorsunuzdur.
Dolayisi ile, endustriyel cagda Islam ile kapitalizmin uyusmasi mumkun degildi; post-endustriyel donemde ne olacagini hep beraber gorecegiz.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 6, 2006 03:49 AM
Merhaba,
"...ben esasen onca zaman icinde buralarda neye donustugunu bilmek isterdim. Hic. Hep ayni kaldi; hatta daha da geri gitti."
Dogrudur, ben de aksini iddia etmiyorum. Sadece İslamdaki temel prensiplerden kaynaklanan bir gerileme olmadığını düşünüyorum. 11-12. yüzyıldan sonra sanayileşmenin olmaması ile mudaraba vs. kurumların kişilerden bağımsız örgütlere dönüşmemesinin etkisi olduğu söylenir. Hollanda'yı anmamın sebebi insan ömrüyle sınırlı olmayan ilk ortaklıkların, mudaraba temelli olmakla birlikte, buralarda gelişmesiyle ilgilidir.
Yeni kurulan ya da yenilik yapan isletmelerde zekatla ilgili konu önemli olmakla birlikte bu konuda ciddi arastirmalar olmadikca "sınai faaliyetlerin örtülü olarak yasaklanmasi" konusunda net bir sey soylemenin kolay olacagini tahmin etmiyorum.
Dediğiniz gibi ne olacğını zaman gösterecek.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 6, 2006 10:26 AM
'Temel prensipler'.. bu konuda temel prensiplerin ne oldugu uzerinde mutabik kalinabilecegine emin degilim. Ama, bazi ipuclari bulabiliriz.
Alimler, askerler, tuccarlar hakkinda hadisler (ve belki de ayetler) vardir da, zurrah ve zanaatkarlar hakkinda boyle bir seyin varligindan benim pek haberim yok.
Islamin ortaya ciktigi cgrafya itibariyle bunun olmamasini normal karsilamakla beraber, daha sonrasi icin belirleyici olabilecegini dikkate almak lazim. [Acaba, o devirde savasan askerlerin kiliclarini filan kimler yapiyordu?]
Ayrica, $irket ismi de pek makbul olmasa gerek. '$irk'den dogrudan dogruya turemis bir isim.. kulaga hic hos gelmemis olabilir.,,
Islamda mulkiyetin nasil anlasildigina iyice bakmak lazim. Incelemis degilim, ama, toprak mulkiyetinin kalici anlasilmadigini dusunuyorum. Yani, herkes bir tur kiraci galiba.
Bu durumda uzun vadeli uretim tesebbuslerine cesaret eden pek cik(a)maz; cunku boyle bir seye tesebbus edenlerin bazi imtiyazlar (guvenceler) isteyecegi asikar. Islami bir yapida bu tur imtiyazlari verecek bir mercinin mevcut dahi oldugunu sanmiyorum.
Su anda sinai isletmelerin zekat baglantisi konusunda 3-4 gorus var. Hepsi de kurulu, faal ve statik isletmeleri dikkate aliyor.
Iclerinden (benim okudugum, bildigim kadariyla) numunelik olsun bir tanesi bile bir takvim senesinden oteye muhlet veremiyor. Isletme sermayesi ile ilgili bir istisna, ya da limit de getiremiyorlar.
Bunlar olmadigi muddetce, rekabetci bir isletme yaratmak mumkun olmaz --benim kisisel terubem bu istikamettedir-- ve dolayisi ile Istihsal Vergisi misali kendi bindigi dali keser, agaci kurutur.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 6, 2006 06:15 PM
Sayın Müzmin Anonim ve Sayın Ertuğrul sizlerin bu konudaki derdine ilaç bu linkteki yazıda.(02/02/2006 tarihli zaman gazetesi M.Şükrü Hanioğlunun Yorum kısmındaki yazısı.)
http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&trh=20060206s&hn=252508
saygılarımla.
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 6, 2006 06:34 PM
Sayin Muzmin Anonim,
Şirket kelimesi zaten Arapça ortaklık anlamına geliyor. Dediğiniz gibi şirk de Allah'a ortak koşma anlamına gelmekle birlikte ticari olarak kullanılan bir kavram. Endişe yaratacağını zannetmiyorum.
İktisat tarihçilerinin konuyu işlem maliyetleri açısından ele aldığı bir görüşün özetine göre; İslam öncesi ve sonrası Arapların devralıp geliştirdiği, kulandığı bir takım ticari kurumlar işlemleri kolaylaştırdığı için Ortaçağ boyunca Müslüman tüccarlar eliyle kıpırtı içindeki Batıya transfer edilmiş, orada ticaretle ilgili hukuki sistemin oluşmasına yardımcı olmuştur.
Ne hikmetse özellikle Osmanlı Devletinin askeri ve siyasi bir güç olarak zirveye tırmandığı dönemlerde müslümanlarca bu iş ihmal edilmiş, Batıda daha da geliştirilen bu hukuk sistemi çok daha sonra yeniden ve işlemleri kolaylaştırması sebebiyle tersine Batı dünyasından İslam dünyasına bir hukuk sistemi kaymasıyla dönmeye başlamış ama bu dönüş pek de kolay kabul görmemiştir. "Ne hikmetse" meselesi için aslında çok açıklama var, muhtemelen bugünlerde gündemde olan kapitalizm-İslam ilişkisini inceleyenler bunları az çok işitmişlerdir.
İslamda mülkiyetle ilgili yapılmış bazı çalışmalar hatırlıyorum, mesela Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi dergisinin yakın zamanlı bir sayısında konuyla ilgili güncel yaklaşımları da dikkate alan bir makale görmüştüm. Muhtemelen bir doktora teziyle bağlantılıdır.
İslami bir yapının uzun vadeli yatırımlara güvence vermeyeceği konusunda ben kötümser değilim. En azından güvence verecek "kural ve kurumların" oluşturulmasına engel değil, destek olacak yorumlar mümkündür. (Yorumu kim yapacak sorusu ayrıca ele alınabilir). Bugün artık istikrarlı yönetimler, sözleşmeleri güvence altına alan, mülkiyeti koruyan, müsadereyi engeleyen yaklaşımlar dünya genelinde iyi kötü benimseniyor.
Zekat ile ilgili olarak detaylı bir inceleme okumadım, aslında bu işin cevabını Mızraklı İlmihal ya da fetva kitapları yerine gerçek dünyada aramak lazım. Müsait bir zamanda zekatını hesaplayıp veren bir tüccar ve sanayici olan babama bir sorayım muhtemelen aydınlatıcı bir cevap alabilirim, şu zamana kadar neden aklıma gelmedi hayret. (Tabii neticede zekat İslami bir ibadet, ve malı temizleme, Allah'a inanan açısından malı çoğaltma gibi fonksiyonları da söz konusu ama herhalde şu an için bunu dikkate almıyoruz.)
İslamda topluluğun hayrına olacak rekabetçi yeni işletmelerin kurulması, yenilik, araştırma gibi faaliyetlerde zekat veya başka konularda mutlaka bir çıkar yol (eğer gerekiyorsa) bulunacağını tahmin ediyorum. Tabii laik Türkiye açısından burada yazdıklarımızın herhangi bir anlamı yok, yine de fikir alışverişidir, bir zararı da yok.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 6, 2006 08:21 PM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Ertugrul isimli sahis her kim ise sizin zihninizi belki gereginden fazla mesgul ediyor olabilir mi? Bu ilmek altinda bu isimde birisine ben rastlamadim da..
Ote yandan, bir derde derman olmak istiyorsaniz once Allah rizasi icin 'clicakble' link yazmagi ogrenebilirmisiniz.
Lutfen, samimi olarak rica ediyorum; cunku oteki turlusu her okuyan icin eziyet oluyor. Bunun nasil yapilacagini sablon halinde kisaca asagiya yaziyorum:
Bu sablonu kullanirsaniz hayat hepimiz icin kolay olacak.
Bu arada, verdiginiz linki kullanip ilgili yaziyi da bulamadim.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 6, 2006 10:28 PM
Sayin Mustafa Ajlan Abudak,
Bende bulamiyorum bahsettiginiz ilaci. Bir zahmet "copy paste" yapip buraya asarsaniz sevinirim. Kapitalizm Gerçekten İslam'a Uymaz mı? Konusunda henuz hicbir yorumda bulunmadim ama ilaci merak ettim dogrusu. Sayin Ertugrul'dan beni kastettiginizi dusunerek uzerime alindim.
Tesekkurler,
Ataman Ertugrul
Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 7, 2006 11:51 AM
Bu html kodlarına gıcık oluyorum.Mustafa Ajlan Bey'in bahsettiği linkte o yazı var.Müzmin Bey'in verdiği tarife göre deneyelim bakalım:
burayi tiklayiniz..
hilmi
Yazan: hilmi Tarih: February 7, 2006 02:57 PM
Fethi Sipahi bey,
Evet. Cunku gercek dunya cok degisti. Asr-i Saadet'te zekattan baska ne gibi vergilerin oldugunu filan da bilmek lazim. Cunku, o vergilerden baska butun vergiler ya haram, ya da zekattan istisna edilmek zorunda..
Durup dururken babanizla iliskinizin bozulmasini kesinlikle istemem. Para ve iman.. malum :-)
Mali cogaltmaktan kasdiniz tabana yaymasi ise, bu noktada --zannedersem sizin icin kufur ile es anlama gelen-- o kotu kelimeyi, sosyalizm, akliniza getirebilir ki.. bu tur bir nahos kelimeleri sarfederek agzimizin tadini bozmamiz dogru olmayabilir.. ;-)
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 8, 2006 01:29 AM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Bahsettiginiz yaziyi nihayet buldum ve okudum.
Samimi fikrim: O yazida, sadre sifayi bir yana koyun, ise yarar hic bir sey bulamadim.
Zekatla ilgili tek kelime yok. Kabul, konu bu degildi ama, siz onerdiginiz icin aradim; yoktu.
Kayseri'deki gelismenin Calvinizm ile ilgisinin olmadigini, Weber'in nasil ve ne derece derinden yanlis oldugunu falan filan..
Yazan kisi, bir suru isim filan da vererek iyi bir malumatfurusluk ornegi vermis --ne olmadigini cok iyi aciklamis. Bravo.
Peki, yazi ne dedi simdi?
Sozkonusu olgunun ne oldugunu kim anlatacak; onu da mi otekilerden bekliyoruz?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 8, 2006 01:47 AM
Merhaba Müzmin Anonim,
"Malı çoğaltma" ile burada kastedilen kişinin kendi malının çoğalması ama elbette zaten zekatın sizin belirtiğiniz şekilde sosyal bir etkisi de beklenen şey.
Beni az çok tanıyan biri olarak, hernekadar bir sürçü lisana kırılmış olsanız da, Sosyalizm veya başka bir şeye, kuru lafa kafaya takmadığımı bildiğinizi düşünüyorum. Fukaralığa bir nebze çözüm olacaksa komünizme dahi razıyım, bunu samimiyetle söylüyorum. Çok zaman makul gelse bile liberalizm ile ilgili tartışmalarda her zaman temkinli olmaya çalışırım. Kitaba, dergiye değil etrafımda yaşananlara bakmayı tercih ederim.
Zekata gelince, babama henüz soramadım, coğrafi olarak mesafemiz biraz uzak, ilk görüşmemizde soracağım, merak etmeyin kendisi hem anlayışlı hem de meraklı ve araştırmacı biridir.
Şaka bir yana bu konular ve son derece yerinde sorular aklı başında ilahiyatçı, iktisatçı ve iş adamlarınca ele alınsa iyi olur. En kötüsünden, hiç olmazsa bir iki tez yazılır, akademisyenlere iş çıkar.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 8, 2006 01:30 PM
Sayın müzmin Anonim
Bu yazıda sanırım İktisadi bağlamda İslam'ın herhangibi bir kalıba koymaktan öte ,her çağın gereksinimlerine cevap verebilecek ekonomik yapı ile ters düşmeyecek denli akli kaidelerinin olduğuna dair genel bir şema çizilmekte.Kendi fikrime görede,ticaret olarak kapitalizme benzer girişimcilik ve üretim,sosyalizm ile örtüşecek tarzda Zekat yoluyla meta paylaşımı ,kültürel bağların kuvvetlendirilmesi ve dayanışma.Özetle İslam'ın herhangibi bir 'izm' ile açıklanması imkansızdır,gereksizdir.Yazar Ötekileşmişlerin ,ötekilerin gözünden (bir zamanlar)kendi insanlarını değerlendirmeye ve adlandırmaya olan meraklarını eleştirmiş.(Yeşil sermaye demek paranın ahlakı olduğunu mu gösteriyor yoksa ötekilerin parası mı demek bizim medyada ki dolarda yeşil)Kayseri yada herhangibi bir islam şehrininde pek ala modern dünya iktisadi yaşamında başarılı olabileceğini hemde bunu kendi öz değerlerinden ödün vermeden gerçekleştirebildiğine değinmiş.Aslında bu iktisadi kazanımın küresel bazda muhafazakar topluluklardan kaynaklanması Tehvid dininin ve Fıtrat Ahlakının düzgün yaşamla birleştiğinde iktisadi,kültürel ve sosyal bağlamda başarıyı getirdiğini kanıtladığı düşüncesindeyim.Bunu için de illa Tehvid dininin olması zaruri değil elbette ama belli bir etik ve ahlak anlayışı gerekir ki bu Japonya'da vardır, ilginç olan Tehvid dininin genel ahlak prensiplerine çoğu zaman Japon iş ahlakı ters düşmez.(Sionistler malesef bu Tehvid anlayışından ateist iktisadi yapılanmaya geçerekte başarı sağlamışlardır,ama genede Yahudi ticaret anlayışı olan mali disiplinden ayrılmayarak ve acımasız faiz politikaları ile yani emek bazlı değil)İnsanlar genelde belli bir disiplin ve etik cercevesinde yaşadıkları müddetçe başarı kaçınılmazdır.(Bu Kayseri ve Tokyo için aynı,sizin için seküler dünya olabilir) Avrupada da seküler ahlakın ve didiplinin kaynağı, insanların kendi içindeki fıtrat kadar Calvin,Luther,Adam Smith ve Yahudi geleneğinin birleştirilmesinden kaynaklanan bir masonik sentez kapitaliznin getirdiği üretim ve sömürüdür.(Anvers ve Londra 1500 lerde sonra bu oluşumun ticari merkezi olmuştur.İster meta ister insan ve hala da öyledir.Kültürel merkez olan İskoçya ise bu ticari birikimin dışında bırakılmıştır.)Sizin zekatla ilgili rahatsızlıklarınız sizi ilgilendirdiği için gerek bile görmedim cevaplamaya,her şeye materyalist somut cevaplar bulmaya çalışmak belki hiç bir şeye cevap bulamamaktır.Samimi çabalarınız eğer aradığınız gerçeği bulmaksa yada öle bir çabanız varsa,o zaten sizi bulur yok inanmadığınızı, herne olursa olsun karalamaya çabalamaksa o zaten sizdedir.
Saygılarımla
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 8, 2006 02:28 PM
Mustafa Bey,
"Dünya katı"ndan kastınız ne? "Allah katında" demek, Allah huzurunda demek. Dünya katında başka birilerinin mi huzurundayız? Kelime oyunu yapıyorsunuz izlenimi uyandırdı bende cevabınız. Ayrıca sosyalist rejimler şöyle felaketlere sebep oldu demişsiniz. Burda siyasi rejimleri tartışmıyoruz ki! İslamın kapitalizme mi yoksa sosyalizme mi yakın olduğunu tartışıyoruz değil mi? Konu başlığınız buydu.
Yazan: esin bakırcıoğlu Tarih: February 8, 2006 06:15 PM
Sayın Bakırcıoğlu,
Sanırım kullandığım ifadeler biraz yanlış anlaşılmaya açıktı. Kastım, elbette ki her insanın Allah katında, yani O'nun nazarında eşit olduğu. "Dünyada" derken ise, insanların birbirleri arasındaki ilişkileri kast ediyorum. Bir devlet başkanı ile sıradan bir insan dünyada eşit değil, birisinin yetkisi, gücü, imkanları daha fazla, ama elbette bu vasıfların Allah katında bir önemi olmaz. Allah katında önemli olan inanç ve ahlaklarıdır.
Demek istediğim ise şu: Kuran'da yeryüzündeki tüm insanları birbiriyle eşit hale getirmek (yani yetki, güç, varlık vs. farklılıklarını yok etmek) yönünde bir emir yok. (Sosyalizm bunu hedefler.) Şu ayet sanırım konuyu açıklıyor:
4/32- "Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan onun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah her şeyi bilendir."
Şöyle bir yorum yapılabilir: İslami olan tavır, "başkalarında olan malı alıp bana dağıtın" gibi "sosyalist" bir istekte bulunmak değil, başkalarının daha varlıklı ve güçlü olabileeğini kabul etmek, kendisi için en iyi olanı da Allah'tan istemek ve bu yolda çaba göstermektir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 8, 2006 06:32 PM
Mustafa Bey,
Söz ettiğiniz ayet (4/32) zengin ve fakirden değil, kadın ve erkeğin mal paylaşımından bahsediyor sanırım. Çünkü hemen bir sonraki ayette miras paylaşımından bahsediliyor.
Tüm açıklamalarınız için teşekkür ederim, ancak ben yine de islamın sosyalizme daha yakın olduğu görüşündeyim. Zekat uygulamasını da (zengin insanların, ihtiyaç içinde olanlara, malından pay vermesini) buna paralel bir uygulama olarak görüyorum. Zengin ve fakirin herhangi bir durumda eşit muamele görmesi gerektiği de dinimiz gereğidir diye düşünüyorum. Ama kapitalizmde öyle mi? Zengin ve fakirin eşit muamele görmesi mümkün mü?
Ayrıca bir önceki cevabınıza karşılık bir şey daha eklemek istiyorum. Bir siyasi rejimin uygulanabiliyor olması, başarılı olduğunu göstermez. Kapitalist bir ülkede açlıktan ölenler, sokakta yatanlar, soğuktan ölenler varsa, zengin ve fakir arasındaki gelir dağılımı paydası sürekli olarak fakir olanlar aleyhine değişiyorsa; mutluluk, huzur, refah sadece belli bir kesim için geçerliyse, bu rejime başarılı diyemeyiz. Bunlar da bir anlamda bireysel felaketlerdir. Tabii ki kimimiz güçlü, kimimiz zayıf, akıllı, güzel, çirkin olarak yaratıldık. Ama Allah huzurunda bunların hiçbir önemi yoktur sizinde dediğiniz gibi. Kapitalizm doğaya uyum sağlamadır. Yani "büyük balık küçük balığı yer". Bu doğanın kanunudur. İslam'ın değil. Dolayısıyla İslam sosyalizme yakındır.
Saygılarımla
Esin
Yazan: esin bakırcıoğlu Tarih: February 8, 2006 07:08 PM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Bu 'sani'yi destekleyecek pek bir sey de bulamadim. Cunku, yazar --bence-- neyin olmadigini yazmaktan, kendi onermesini yazamamis.
Tabii, bunun bir baska sebebi yayinlanirken kirpilmis olmasi da olabilir.
5 sartin arasinda 'Zengin olun' yazmiyor; zekat verin yaziyor. Bu da,
meta paylasimi, Kapitalizm'den maada Sosyalizmin Islama yakin olmasi anlamina gelmiyor mu?
Katiliyorum. Benim gayem de o degil.
Fakat, illa benzetilecekse, neresinin benzemedigini, ya da daha cok baska neye benzedigini vurgulamak istedim.
Evet. Ama, bunun bizim konumuzla ilgisi var mi?
Kabul. Ama, bunu Islami bir modelle yaptiklarini iddia etmek de gerekmez.
Fakat, eger islami model uygulaniyor oldugu iddia ediliyorsa, zekat konusundaki titizliklerine de bakmak lazimdir diyorum.
Sart degil. Bunu zaten asagida siz de soyluyorsunuz.
Uzun vadeli olabilmek icin ne gibi ahlak normlarinin gerektigini bulmak o kadar da zor olmasa gerek.
Bu da bir yontem. Ve, kendi icinde bir hayli tutarli bir (ticari) ahlak anlayislari vardir.
Cevresel sartlar da izin verince tabii.
Sekuler olmasi sart degil. Basarinin mazereti yok ki...
Olabilir. Fakat, basarili olmuslar. Bu da basari icin belli ve tek bir metodizma olmasinin gereksizligini gosteriyor.
Benzer bir gelismeyi buguku Cin icin de soyleyebiliriz.
Cografi olarak da uzun sure surdurulemez bir yerdir Iskocya. Yani, uretim icin altyapi/sartlar elverdigi muddetce olabilir ama, ticaret sozkonusu oldugunda hinterlandi yoktur ve transfer maliyetleri merkezi Avrupya kiyasla cok daha yuksektir. Devre disi kalmasi biraz da bu yuzden mukadder.
Zekatla ilgili bir rahtasizligim oldugunu herhalde bir yerlerden okumus olmalisiniz. Ben boyle bir sey yazmadigima gore, sizin suurlatinizin zenginligine mi vermeliyiz.
Evet, belki.
Belki de degildir.
E, bravo!.. bu kadar olgun, self-referential ve bilgece edebiliyorsunuz.. Ilerde, en kiymetli mabedlerimize nigahban olacak kadar.
Yalnis, keske, konu ile alakali bir seyler soyleseniz.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 8, 2006 07:08 PM
Sayın Müzmin Anonim html kodları ve linkleri üzerine ders vermiş teşekkürü bir borç biliyorum.Ben Pc de opera web tarayıcısı kullanmaktayım(sizin tarayıcı tercihinizden kaynaklanıyor olabilir sorun)ve verdiğim şekilde linki boş tab'a kopyalayıp yapıştırdığımda ve enter tuşuna bastığımda yazıyı karşımda bulmaktayım.Bunu opera nın son sürümünü kullanan tüm diğer bilgisayarlarda da başarabildiğime göre sorun sizin bahsettiğinzi kadar büyük değil.Bilgilerinize arz ederim.
Saygılarımla
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 8, 2006 07:38 PM
Sayın Bakırcıoğlu,
Ayette konu sadece kadın ve erkek ayrımı ile sınırlı değil, bu örnek olarak verilmiş.
Asıl mesele ise, insanları hayırseverliğe davet eden İslam ile, devletin ekonomiye el koyup hayırseverlik imkanını ortadan kaldırmasına dayalı bir sistem olan sosyalizm arasında bağlantı görmeniz. Kuran'da veraset var; sosyalist bir sistemde bu nasıl olacak? Devlete ait malın veraseti olur mu?
Buna, 20. yüzyıl boyunca pek çok Arap/İslam ülkesinde sosyalizmin denendiğini ve hep kötü sonuçlar verdiğini de eklemeliyiz. Tüm dünyada kötü sonuçlar vermiş, felaketler üretmiştir sosyalizm. Fakir-zengin ayrımını ortadan kaldırmaz, tüm toplumu fakirleştirir, "politbüro" üyeleri ve diğer elitler ise devlet imkanlarından alabildiğine yararlanırlar.
Selamlar
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 9, 2006 01:44 AM
Mustafa bey,
Hangi sosyalizm'den bahsediyorsunuz? Sanirim once sosyalizm'in tanimini iyi yapmaniz gerekecek. Avrupa da yillardir cogunlukla sosyalistler iktidarda hatirlatirim.
Tum dunyada kotu sonuclar vermis diyorsunuz. Ornek verin lutfen? Veremezsiniz. Vereceginiz orneklerde diktatorlukle yonetilen ulkeler olacagi icin hicbir onemi yoktur.
Lutfen once sosyalizm'in tanimini dogru yapalim.
Tesekkurler.
Ataman Ertugrul
Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 9, 2006 03:34 PM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Siz ona ders diyorsaniz..
Borc yaratacak bir sey degil. Bunlar bilinmeyen seyler de degil.
Bu kelimeyi cok nadir kullanirim, ama, artik zorundayim: A-fe-rin..
Butun dunyada kullanilan gezginlerin (Internet browsers) icinde toplam % 1.53 paya sahip olan (ve daha dune kadar reklamlar yuzunden kullanilamaz olan) bir seye bakip ne de guzel genelleyebiliyorsunuz..
Aferin yetmez, bir de bravo demek ihtiyacini duyuyorum. Umarim gercek hayatta da boyle yapip kurallara (standardlara) uymayan azinliklarin cogunluga tahakkumunu bu derece suret-i haktan sergilemiyorsunuz..
Sorun tabii ki buyuk degil. Ama, yazdiklarinizi ciddiye aldim.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 9, 2006 04:31 PM
Sayın Müzmin Anonim,
Bu tartışmaya Mustafa beyin yazısından çok,yapılan yorumlardaki rahatsızlıklarımdan dolayı girdim.Sizin İslam Dini ile ilgili şuuraltı problemleriniz varsa eğer şifa olmak gibi ne bir kaygım ne de bir amacım var.İslami terminoloji vakıf olmadan zaten başkaları gibide haddim değil eleştirmek yada önerilerde bulunmak.Siz bir şey anlamasanızda olur alaka kuramasanızda.Sevinirim.
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 9, 2006 04:45 PM
"Zekat bir servet vergisidir." diyen yanılıyor. Zekat, bir arıtımdır; malın arındırılmasıdır. Mal, her türlü birikim, arındırılmak zorundadır.
...
"Elbette ki farzların tümüyle gönüllük esasına dayandığını düşünüyorum. "Dinde zorlama yoktur" (Bakara Suresi, 256). (sanırım 'gönüllülük' olacak) Burada, ayetle düşünce arasında büyük ayrım var. Ayet, bu düşünceyle uyuşmuyor. Ayrıca, düşüncede de eksik bir husus var: kimin/kimlerin gönüllülüğünden bahsedilmektedir? Farzlarla yükümlü olanların mı? Farzlarla hiç karşılaşmayanların mı?
Düzensiz ve özensiz düşünceler.
...
"İslami gelenekte yer alan ve "namaz kılmayana had cezası" gibi uygulamalar"dan söz edilmekte. Zinâ suçu işleyene, hırsızlık yapana, katillere 'hadd' (ceza) uygulanmıştır.
Fıkıhta namaz kılmayana ceza uygulandığına dair bir hükme rastlanmaz.
'İslâmî gelenek' de özensiz, yerine oturmamış bir kavrayış biçimini yansıtıyor. Fıkıh veya şeriat hükümlerinin uygulanışı ile geleneksel uygulamalar örtüşmeyebilir. 'İslâmî gelenek' diye bir kavrayış biçimi yoktur; olamaz. Çünkü İslâm, özü itibariyle geleneksel düşünceye karşıdır.
...
"Toplumda zekat veya sadaka verecek hiç kimse olmasa çok daha iyi değil mi?"
İslâm öncesi toplumlarda görülen kapitalizm (ilk çağ kapitalizmi) zengin ve fakir ayrımını, köle ve efendi ayrımını ortaya şiddetle koyuyor. Oysa, İslâm'la birlikte bu ayrım ortadan kalkmaktadır. Zekat va sadaka bu ayrımın ortadan kalkmasında önemli bir işleve sahiptir. Ayrıca fakir, kendisini bir Müslüman, bir Mümin olarak fakir görmüyor; o, artık aşkın bir konuma eriştiği için Allah'a şükrediyor. Zenginse, malını dağıtarak, Allah yolunda harcayarak, bu zenginliğin geçici olduğunu, asıl zenginliğin iman zenginliği olduğuna inanıyor.
Modern kapitalizmde de aynı ilkçağ kapitalizminde olduğu gibi zengin ve fakir ayrımı, köle ve efendi ayrımı geçerlidir.
Nerede İslâm yürürlükteyse, orada kapitalizmin boyunduruğu kırılmıştır.
...
"zenginlerin fakirlere olan borcu" diye bir şey yok; zenginlerin Allah'a olan borcu var!
Kapitalizm, Allah'a olan bu borcu zenginin sırtınan kaldırıyor, fakirin sırtına yüklüyor, faiz olarak, kredi olarak.
...
"bizzat uluslararası bir tüccar olan Hz. Muhammet" diyen birisi, ne yazık ki Hz. Muhammed (s.a.v.)'i tanımadan tanımlıyor.
...
Zekatı, devlete (İslâm devletine) verilen vergi diye de tanımlayan otoriteler var. Burada devlet olgusu karşımıza çıkmaktadır.
...
İslâmî ilke şudur:
"104/2-3: Vay haline o kişinin ki, serveti biriktirir ve onu bir kalkan sayar; zanneder ki serveti onu sonsuza dek yaşatacak!"
"Malınız ve servetiniz sizi Allah'tan alıkoymasın." (Hadis)
Kapitalizmin bu ilkelerle işi yok.
...
Her zaman olduğu gibi, bu platformda İslâm başlığı altında bahsedilen her konuda problem ve çelişki yer almakta, hatalar birbirini izlemektedir. Bunun nedeni, farklı bir yaşamın içinde, farklı düşünüşle İslâm'ı kavramaya çalışmaktır. Bu imkânsız bir şey; tıpkı kapitalizmle İslâm'ın uyuşabilirliğini düşünmek gibi.
Uyuşmak, dinamizmini yitirmek demektir.
Yazan: Ömer AKSAY Tarih: February 10, 2006 12:18 AM
Hayatiyetini devam ettirmek icin gerekli olan seyler haricindeki hersey uzerinden hesaplanan bir verginin ne oldugunu yazilsaydi cok daha bilgilendirici olurdu.
Yanilmak biz insanlara mahsus, dogrusunu aciklamaksizin sadece "yaniliyor" denildiginde gerekcelerinin de verilmesi beklenir --tabii ki bu diyen kerameti kedninden menkul bir fetva makami degilse..
Nasil kazanilirsa kazanilsin, herhangi bir malvarliginda pollution orani %2.5'tur... Buyurulmak istenen mana bu mudur?
Suret-i haktanmiscasina kestirip atmak kolay; ama, kendi gonlumuzde yatan her aslanin gercek olmasi da sart degil maalesef, nitekim, Diyanet'in yorumu biraz farkli.
Biraz [daha dikkatli] okunursa; zenginlerin mallari uzerinde fakirlerin hakki oldugu, bu hak karsiliginda zenginlerin fakirlere borcu oldugu, bu borcun odenmesi ile de Allah rizasinin saglanacagi soyleniyor.
Bir hak karsiliginda bir gorev, bir alacak dogar.
Burada bu hakkin karsiliginda alacakli olan fakirler ise, bunun 'zenginlerin fakirlere olan borcu' olarak yorumlanmasindaki yanlisligin --kestirip atmak kolayciligina kacilmaksizin-- aciklanmasinda fayda mulahaza edilmektedir.
Evet... fakat ne mutlu ki, aradabir de olsa, hatadan munezzeh ve aciklama yerine hukum serdeden bir fetva makami ile serefyab oluyoruz.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 10, 2006 02:02 PM
Sayın Ömer Aksay,
"Hz. Muhammed'in uluslararası bir tüccar olması" lafını eden benim de, tanımadığımı nereden çıkardınız? En basit örnek, Hz. Muhammed'in Hz. Hatice ile evliliginin ardindan Suriye'ye mal gonderip getirmesi, bu işlerden çok kar elde edilmesi hatta bizzat bu evliligin ticaret vesilesiyle olması ne manaya gelir?
Yok, peygamberlik geldikten sonra ticareti bıraktı diyorsanız, bu tamamen farklı bir konu. Kendisi buna zaman bulamamış olsa bile yakın çevresi devam etmiştir, insanlar teşvik edilmiştir. Kaldı ki Peygamber efendimizin yerel ya da uluslararası bir ticaret erbabı olmasında ne gibi bir problem olabilir?
Bir söz söylemişseniz kısaca açıklayın da hatamızı görelim. Derde derman olmayan bildik lafları sıralamak yerine açıklama yaparsanız daha çok müstefid oluruz. "Uyuşmak dinamizmi yitirmektir" sözü de pek Demirelvari kaçmış.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 10, 2006 07:00 PM
Sayın Muzmin Anonim
Internet explorerı çok kişinin kullanması ve sizin için en iyi olması yada geçerli olmasına yettiğine göre,teknoloji ile çoğunluğun tercihine saygıyı buluşturan yüce high-tech bilim insanı olarak web dünyasında namınız yürür sizi kimse tutamaz.İsterseniz teknolojide de karşılıklı atışırız ama bu konuda size pek şans tanımıyorum.Bilgisayar ve yazılım dünyasının yamalı bohcası olmuş,hackerlar tarafından delik deşik edilmiş,Microsoft'un yüz karası,güvenlik açığı şampiyonu ,hatalar kralı tarayıcı sizin tercihiniz olmalı,ben en az tercih edileni kullandığıma göre siz en çok tercih edileni kullanıyorsunuzdur Bravo.Yıldızlı pekiyi..Size tavsiyem önyargıları bırakın ücretsiz ve reklamsız olan son sürüm Opera'yı zahmet olucak indirin kullanın sonra karar verin,hiç değilse bu sefer fikirden önce zikir olsun.Html kodlarını sizin istediğiniz gibi göndermeme inadım google efendisi olmuş ve link beyenmeyen zatı aliniz için lüzumsuz görmemdir.
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 10, 2006 11:24 PM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Bana sans tanimiyorsaniz gercekten uzulurum; yataklara duserim. O yuzden bunu yapmayiniz; reca (sic) ederim ;-)
Ote yandan, yine maalesef ayni sey olmus: Yine, kendi suurlatiniz ile fazlasiyla hasir nesir oldugunuzdan olacak ki, benim yazdiklarimi ya okumadan, ya da anlamadan yaziyorsunuz.
Bir onceki yazima bir daha bakarsaniz, orada benim M$ IE kullandigima dair tek kelime olMAdigini goreceksiniz.
Bu uzun tiradin bosa gitmesine de uzuldum tabii ki; ama, M$ IE benim tercihlerim arasinda mevcut degil.
Okumadan, anlamadan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oldugunu sanmak, ve millete boyle bol keseden not dagitmak..
Ucretsiz olmasi cok da onemli degil. Nitekim, daha onceki surumlerini bedeli karsiliginda satin aldigim icin bu sorun zaten yok. Mesele, kendi paramla beni kisitlayip kisitlamadigidir. Opera bu noktada cokuyor.
Reklamsizlik meselesine gelince: Bu, Firefox ile rekabet icin yapildi. Yani, oyle cok da filantropik ya da matah bir sey degil artik.
Demek ki neymis? fikirden önce zikir.. <vay be! bu cocuk farkli> okumadan, anlamadan yazmaga ne deniyordu?
Size bir surprizim daha var: Sizin icin yeni olabilir, ama, Opera'yi daha ilk ciktigi gunden itibaren kullanirim, sadece Opera'yi degil, Gecko bazli gezginleri de, KHTML bazli gezginleri de, baskalarini da. Bunlar, uretilen HTML kodlarinin test edilmesi icin gerekli.
Su anda burada kurulu olan da Opera v9.00.8212'dir; sizdeki daha guncel ise zamanda seyahat edebiliyorsunuz anlamina gelir --gerci, yazdiklarina bakildiginda, bunu da iddia edebileceginizi dusunmek mumkun.
Ama, Opera benim gunluk kullanimda tercih edecegim bir gezgin degil; a) cok yavas, b) genisletilebilir degil.
Simdi size asil surpriz: Firefox.
Tabii ki, Firefox'ta da, <a> 'tag'indan bihaber olan acemi kullanicilarin yazdiklarini otomatik olarak tiklanabilir linke cevirecek 'extension'lar mevcut. Ama, bu, standarda uydugundan degil, sadece acemilerin yarattigi sorunu cozmek icin var.
Aklin onune gecmis bir inat.. Ogrenmege tikali bir tecessus..
Kendi yeldegirmenlerinizle kendiniz mucadele etmelisiniz; bunu da benden beklemeyin.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 12, 2006 05:14 PM
Sayın Matrix in efendisi Müzmin Anonim
Maşallah barekallah bu ne ciddi yazı sizi bir makine olarak(ezberlenmiş programlanmış)azcık incitmişim sanırım.Halbuki ben en az kullanılanını kullandığıma göre siz internet explorer kullanıyorsunuzdur demiştim demokratik kişiliğinize binayen.Okumadan değil de karaktere atıf yaparak tahmin çokta yabancı değildir size hani.Firefoxdaki extensionları bilecek kadar işin ehli olmanız pek güzel operanın yavaşlığı demeniz ise çok üzücü bu kadar şeyi bilen bir insanın eklentiler konusundada ve hız konusundada opeya yı beğenmemesi çok tarafgar.Birde operayı ilk baştan beri kullanıyorum diyorsunuz sonrada hız mevzuğunu açıyorsunuz .Firefox zun her nevi fine tune programı ile(www.firetune.com +google web accelarator vesaire) karşılaşmak ise olağan modifiye neden gerekli acaba sizin tarayıcınıza eksik yakışmıyor doğrusu.Ayrıca GNU linux kodlayıcılar tarafından firefoxun güvenlik açıklarının sanılandan da çok olduğunun ortaya çıkarılması(çoğuda o sizin meşhur extension larınızla ilgili) belkide Operaya sarılmamıza sebeb olmuştur hani denize düşen yılana sarılır misali.Ayrıca firefoxda eklenti indirmekten gına gelmiş biri olarak belki operayı tercih etmişimdir.Java ve eklenti sorunundan illahlah etmiş biri olarak herkese öneririm operayı günlük kullanımda, birde operanın resmi sürümü olarak 9 zu yok(8.5 var) siz icad etmemişseniz ,olur ya açık kaynak koduna geçmiştir v9.00.8212 in veritabanını siz derlemişsinizdir buna şaşırmam hakikaten.Opera 9 adındaki resm olmayan sürümü(bende de var) kim yaptı merak ettim siz biliyorsunuzdur paylaşın lütfen.(developer siz misiniz yoksa?)Htlm kodları ile ilgilenmememin sebebi gene herşeyi bilmeme gayretimdendir Bu arada ,sizin bilme gayretinize de hayranım bir kere daha maşallah. Değirmenler sabırla buğdayı un yapar onuda ekmek yapar insanlar... bizim için bu yeter. Cyperın dediği gibi Cehalet mutluluktur.Sizden bişey beklediğimiz de yok kendinizi kurtarında demiyoruz mutlu kalın sağlıklı yaşayın bötü börtü böcek kuşlar değirmenler heidi ve kopya koyunlar…(hayal gümüm çok ya kullanıyım sizin içinde)ama yinede bilmediklerimizi öğretip bilginizi bizle paylaştığınızdan ötürüde müteşekkirim.
Saygılarımla...
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 13, 2006 02:06 AM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Cok cocuksu olmus..
Incitmediniz, merak etmeyin. Fakat, incitmek marifet degil.
Mesele de incinmislik degil: Size cevap yazmak bana zul oluyor artik.
Belki bir bildigi daha vardir... hic akliniza gelmedi mi bu?
Ben soyle bir sey kullaniyorum [8GB RAM, 2 x 6TB RAID6 (RAID5 degil) Disk] ve Opera hala daha yavas.
Kendi makinaniza yerel bir DNS sunucusu kurun. Hiz konusunda ek fayda icin de FasterFox kullanin.
Link?
Akliniza sarilsaydiniz, denize hic dusmeyebilirdiniz.
Asagidaki extensionlari kullanmanizi oneriyorum, baslangic olarak fazlasiyla yeterli olacagina eminim.
Firefox v1.5.0.1 icin
-- Adblock
-- DownThemAll
-- Fasterfox
-- FlashGot
-- Image Zoom
-- NoScript
-- Nuke Anything Enhanced
-- Paste and Go
-- Redirect Remover
-- RefreshBlocke
-- Remove It Permanently
-- Tab Mix Plus
-- TargetAlert
Bunlarin verdigi fonksiyonalite baska hic bir gezginde mevcut degil.
Sizin sasirmayacaginiz seylerle benimkiler cok farkli.. Madem tiklanabilir linke ihtiyaciniz yok, asagidaki linke gidin ve kendinize nurtopu gibi bir Opera v9.00.8212 edinin.
http://labs.opera.com/downloads/
Beni asil uzen de bu.. Mutlulugunuza halel getirdigimi dusunuyorum bazan.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 13, 2006 03:52 PM
Yanilmak biz insanlara mahsus, dogrusunu aciklamaksizin sadece "yaniliyor" denildiginde gerekcelerinin de verilmesi beklenir --tabii ki bu diyen kerameti kedninden menkul bir fetva makami degilse..
Bakın, burada söz edilen konuları ben açmıyorum. Bu konularda yazılmamış, açıklanmamış bir yön kesinlikle yok. Bin yıllık birikimdir bunun kanıtı. (Haçlılar ve Moğollar tümünü yok edemedi, çok şükür!) İlgilenenler okuyor, inceliyor, araştırıyor. Hafızası (belleği) silinenler
-ancak-yeniden keşfetmek, yeniden tanışmak durumuyla karşılaşırlar. Fetva makamı mı? Bunlar hangi sözün fetva olup olmadığını ayırt edebilir ki? Benim kızdığım, isyan ettiğim nokta da tam burada: neden belirli erişelebilir dev birikime sırt çevirip ve/veya görmezlikten gelip ve/veya boşverip de yeniden; daha yeterli donanıma sahip olduğunu sandığımız bugünkü, modern, çok yönlü (mükemmel!) aklımızla; evet yeniden, tanımlamalar, açıklamalar, tefsirler, yorumlar peşinde koşarak zaman kaybediyoruz? Oysa, kaybettiğimiz zaman çok kıymetli.
İslâmî esaslardan birisi olan Zekat'ı bir 'servet vergisi' olarak tanımlayan, bu tanımla Zekat’a salt ekonomik bir işlevsellikle bakmaktadır. İslâmî kavramlar, hayata/zamana yönelik bir işlevi yerine getirebilir; bu, o kavramın farklı boyutlara sahip olmasını ortadan kaldırmaz. Bu söylem, basite indirgeyici bir yaklaşım taşır; birçok eksiği olan, yüzeysel bakışı yansıtır.
Bütün sorumluluğuyla, açıklarken gösterilmesi gereken titizliğiyle ‘gerekçeler’ oldukça fazla zaman alabiliyor. Bulunduğumuz platformda, benim gösterdiğim düşünsel/yazınsal titizliğin karşı(t)lığı ne kadar titiz? Bu da ayrı bir konu.
İşte gerekçeler:
Zekât, İslâm Hukuku’nda malın, paranın (dolayısıyla nefsin) bencillik kirinden temizlenmesi, arındırılması, pak kılınması şeklinde algılanır. Muhammed Esed kavramı “arındırıcı malî yükümlülük” olarak çevirmiştir.
Zekât teriminin vahiy kronolojisinde ilk defa geçtiği 73:20 örneği gibi diğer örneklerde ise ‘vergi’ kastedilmemekte, karşılıksız harcama ve yardım, Allah’a verilen borçtan söz edilmektedir.
Zekât’ın vergi olarak verilebilmesi için Allah uğrunda/yolunda, Dinin korunması ve tebliği ve toplumun refahı için harcanması gerekmektedir. Bu gereklilik yoksa vergi olarak verilemez.
Zekât, böylece salt bireyi değil toplumu da arındıran bir işleve sahip olmaktadır.
Her yanılgı için bu denli gerekçeler yazacaksam vay halime!
"Hz. Muhammed'in uluslararası bir tüccar olması" lafını eden benim de, tanımadığımı nereden çıkardınız? En basit örnek, Hz. Muhammed'in Hz. Hatice ile evliliginin ardindan Suriye'ye mal gonderip getirmesi, bu işlerden çok kar elde edilmesi hatta bizzat bu evliligin ticaret vesilesiyle olması ne manaya gelir? Bir söz söylemişseniz kısaca açıklayın da hatamızı görelim. Derde derman olmayan bildik lafları sıralamak yerine açıklama yaparsanız daha çok müstefid oluruz.
Elimdeki dört siyer kitabında, Hz. Muhammed (s.a.v.)’den ‘bir tüccar’ diye bahsedilmemiştir. Muhammed Hamidullah, Muhammed Hüseyin Heykel, Muhammed Gazalî ve Martin Lings’de rastlamadığım gibi, Hz. Muhammed (s.a.v.)’le ilgili başka kaynaklarda da karşılaşmadım. Zekât’la ilgili olarak belirttiğim gibi, burada da Peygamber’in nitelenişinde bir yüzeysellik, bir sığlık yapılmaktadır. Ne Hz. Hatice, kendisiyle bir tüccar olduğu için evlenmiş, ne de Hz. Muhammed (s.a.v.) Hz. Hatice’yle aynı nedenle evlenmiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in toplumda rastlanmayan güvenilirliği bu evliliğin ve malların teslim edilişinin sebebidir. Bir malın teslim edildiği kişi, çok zeki ve çok güvenilir, dürüst bir insansa ve malını teslim edene birkaç katı fazlasıyla veriyorsa o kişi için “tüccar” demek yanıltıcıdır.
Bütün peygamberlerin çobanlık yaptığını biliyor olmamız, onları “çoban” olarak isimlendirmemizi gerektirmez. Malı, hayvanı, parayı emanet edebileceğiniz güvenilir bir kişi arıyorsanız, karşınıza da bir peygamber çıkmışsa herhalde ona emanet edersiniz. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in malını götürüp getirdiği kişi, kendisine ilk inanan insan, ilk eş ve tüccarlığın ötesinde vasıflara sahip olan Hz. Hatice’dir. Amaç da, yol da, iş de çok farklı boyutlardadır. Çok kâr elde etmek için ticaret yapılmamıştır, fakat çok kâr elde edilmiştir.
Salt ticarî amaçla yola çıkılmamıştır, bu yolla birçok kişiyle görüşmeler yapılmıştır. İş ticarî gibi görünse de sosyal bir ivme sağlanmıştır.
Müstefîd olduğunuzu umarım.
Yazan: Ömer AKSAY Tarih: February 13, 2006 10:51 PM
Soru soranlar da ilgilenenlerdendir.
Herkesin fikih, kelam, hadis uzmani olmasini bekliyorsaniz, herkes de kendilerinin uzmanlik alaninda allame-i chan olmanizi beklemek hakkina kavusur. Oyle yapmamak gerekir, isbolumune kiyasla pek de verimli olmaz.
Bilginin zekati, ogretmektir --fetva vermek degil.
Bazan da bazi seyler kendi agirligi altinda cokerler.. Osmanli'nin ilmiyye sinifinin basina gelen gibi.. sonunda done done bina okusalar da bir turist kadar Arapca bilmeyen bir suru 'bilim adami'miz oldu --o devirde de simdi de.
Kimin neyi orjinal kaynaklardan arastirdigi, kiminse baska birilerinin daha once yazdiklarinin suyunun suyuna bilmemkacinci serhi yazdiklarini cikarmak icin ya bir omur harcamak, ya da topyekun yok saymak zorunlulugu var.
Ikincisini ben secemem, o kadar vaktim kalamadi. Bunu birilerinin coktan yapmis olmasi gerekiyor(du).
Gerekce verilmeden 'he' ya da 'yoh' diyenin bir tur fetva verdigini bilecek kadar aklimiz yerinde saniyordum.
Kirk tane sebebi var. Bir ikisini yukarida yazdim. Digerleri de daha az onemli degil. Referanslar, paradigmalar falan filan hersey degismis, yerindem oynamis ya da kaymis..
Bugunun koordinatlarina dunun mefhumlari uymuyor, anlasilir bir sekilde uymuyor, eldeki secenek de ya koordinatlardan vazgecmek, ya da eski mefhumlardan..
Eskiyi zaten kismen unutmusuz; hangisinden vazgecmek ihtimali daha kuvvetli artik?
Dolayisi ile, eger muspet bir katkininiz olsun istiyorsaniz, bugunku haritada dunku mefhumlarinin hangi bolgelere denk geldigini anlatmalisiniz; haritayi kaldirin atin demek luksunuz olmadigi icin.
Kaybedilen gitti. Gidenler de gitti. Ya simdi yeniden kuracagiz, ya da bosverecegiz. Hangisini tercih edersiniz?
Evet. Aksini hic bir zaman soylemedim. Servet vergisi de iktisadi bir unsurdur. Mal ve para hareketlerini inceleyen dala bu isim verildigini zannediyordum da ondan...
Islami kavramlari tek basina o kadar kutsamak yerine, pratik hayatta bunlarin nasil uygulanabilecegini anlatmakta cok daha fazla fayda var. Yoksa, prof bilmemkimin ne dedigi, ya da hangi utopistin ne hayali kurdugu ile bir sey aciklanamiyor, maalesef. Zekat, bir servet vergisidir; ama, bu servet vergisinin hangi amaclarla kullanilacagi konusunda Islamin baska tavsiyeleri olabilir. Verginin niteligini degistirmez bu.
Herkesin her zaman ve her konuda titiz olmasi iyi bir seydir, keske hep olsa(k), ama, realist olmayabiliyor. Nacizane, ben, en azindan benim yaptigim hatalari baskalari yapinca hosgormege calisirim: Malum, ilk tasi atmak meselesi..
Ama, hem cok iyi biliyorum, hem titiz olmak arzusundayim, hem de vaktim yok, dolayisi ile, kestirip atisim makul karsilansin denildiginde, muhataplarin bunu dogrulamak imkanini haiz olup olmadigina da bakmak lazim.
Kisisel olarak ilk ikisini kabul etsem de, sonuncuyu hic bir zaman kabul edemedim. Baskalari daha genis ya da aldirmaz olabilir.
Gulun adi!...
Ortadaki faaliyetin adini ne koyarsaniz koyun, fiilen yapilan nedir?
Once ona bakmak lazim.
Yoksa, butun vergiler bir cesit arindirmadir, ya da oyle iddia etmek mumkundur.
Daha titiz olmaniz lazim: Allaha borc verilmez :-)
Bugune kadar, herhangi bir ictihad ya da fetva var midir ki, asagi yukari soyle bir seyler diyor olsun: 'Bu (ozel ya da tuzel) kisinin zekatinin xyz [ = yukarida sayilan gerekceler] amaciyla kullanilma[yaca/di]gi goruldugunden, zekat vermesi/alinmasi gereksizdir'..
Ben boyle garip bir istisna maddesi ne duydum, ne de gordum. Bu cok yeni olsa gerek.
Bu, bana, biraz da 'hanci pirisi, hanci pirisi!' birisini hatirlatti simdi.. :-)
Ticaret ile ugrasana tacir ya da tuccar denir.
Ondan sonrasini istediginiz kadar alt kategorilere bolebilirsiniz: Cahil tuccar, bilgili tuccar, basiretli tuccar, basiretsiz tuccar, hirsiz tuccar, mutemed tuccar.. ilah..
Ama, ticaret ile ugrasana tacir ya da tuccar denir.
Bu isi yapmak kotu degil de bu sifat midir rahatsiz eden?..
Evet. O zaman o mutemed bir coban olur; hirsiz cobanin aksine.
Peygamberlik baska butun sifatari yok kilmaz. Peygamberler baba da olur evlat da.. hayirsiz evlat, zalim babalar var diye peygamberleri baba/evlat sifatlarindan korumak anlamli degildir.
Ticaret kisvesi altinda bir seyler yapilmis gibi duruyor. Bu kadar ugrasmaga ne gerek var: Ticaret yapmistir ve bunun da ayip bir tarafi yoktur.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 14, 2006 04:42 AM
Muhterem Ömer Aksay,
Peygamberlerin çeşitli meslekleri icra etmiş olmaları onlar için küçültücü bir şey değildir. Bir insanın "tüccar" sıfatıyla anılması, muhtelif siyer yazarları zikretmese de ayıp değildir. Hz. Davud'un elinin emeğiyle kazandığını yemesi övgüye mazhar olmuştur. Hz. Musa geçinmek için Şuayb aleyhisselamın koyunlarını gütmüştür. Ancak mantığınızdaki şu noktayı bir kere daha düşünmek lazım.
Hz. Muhammet kimdir sorusuna elbette "7. Asırda yaşamış güvenilir bir ticaret erbabı" şeklinde cevap verilmeyecektir. "Çok kâr elde etmek için ticaret yapılmamıştır" diyorsunuz, olabilir, benim o konuda yeterli bilgim yok, "çok kar" ne demektir bana göre mechul ama neticede Hz. Muhammet'i tanımlarken "o bir devlet adamı, aile reisi, komutan idi" diyebiliyorsak "tüccar idi" dememizde hiçbir mahzur olmasa gerektir kanaatindeyim.
Aslında siz de ticaretle ilgili güzel bir tanım yapmış sonunu yanlış getirmişsiniz,
"Bir malın teslim edildiği kişi, çok zeki ve çok güvenilir, dürüst bir insansa ve malını teslim edene birkaç katı fazlasıyla veriyorsa o kişi için “tüccar” demek yanıltıcıdır.
Bence aksine bu özelliklere sahip kişi ancak iyi tüccar olabilir. Zeki olmayan, güvenilmez, hilekar, malını aldığı adamı zarara uğratan kişinin iş dünyası ve ortaklıkalarda başarı şansı düşüktür, muhtemelen hiç yoktur.
Bir de bilgi yanlışı olmasın, Hz. Muhammet Hz. Hatice ile evlendiğinde henüz peygamber değildi, o zaman ve daha öncesinde kendisine güvenenler peygamber olduğu için güvenmiyordu.
Netice itibariyle, Hz. Muhammet uluslararası bir tüccardı sözüyle hiçbir menfi mana kastedilmediği gibi aksine aile reisliği, devlet adamlığı, komutanlığı gibi, Hz. Muhammet gerçek dünyayı çok iyi bilen bir peygamberdi demek istedim.
Selamlar.
Yazan: F. Sipahi Tan Tarih: February 14, 2006 07:16 AM
Sayın Müzmin Anonim
Size zul vermek istemeyiz elbette cehaletimizi mazur görün.Sizin belirtiniz deneysel 9 sürümü bende zaten var link için yinede teşekkür ederim.İkincisi Gnu linux firefox problems si google yazarsanız gelen 1.450.000 binden fazla link merağınızı yeterince giderebilri zannedersem.Sizin bahsettiğiniz ek tüm firefox özelliklerini Operanın bir özelliğine değişmem oda 'cahce' yani offline görüntüleme ve surf desteği.Ayrıca benim makinem sizin canavar tabir edilebilecek makinenizden çok tevazu sahibi amd 64 bit 3.2 1gb dual drr ati çipset 160 gb sata )bir makine hele hele ki internet bağlantım wireless sadece 11.0 Mbps ve sinyal gücü düşük buna rağmen Opera nın 8.5 lik sürümünden aldığım keyif inanılmaz ayrıca grafik arayüzleride çok iyi.(amatör grafiker olarak beni tatmin ediyor ayrıca Dallas üniversitesi bilgisayar mühendisliği data mining bölümü üzerine ihtisas yapan abimde opreyayı redhat linux için deneyecek oda kullanmamış daha önce operayı size görüşlerini iletirim).Değirmenler hususunda şöyle haklısınız.Bu ülkede maalesef Cervantesin belirtiğinden bile çok materyalist değirmenler var,bunlarla mücadele elbette çok haklı olarak belirtiğiniz gibi Don kişotluk gerektiriyor.Don kişot gözüpek,alık,hayalperest,sabit fikirli ama tam bir dava adamıdır.(sanırım beni böyle nitelersiniz)esası itibariyle böyle olmaktan gocunmadığımı biliyorsunuz hata yaparak öğrenmek insanın en temel erdemlerinden biri.Sizle tartışdığımız çoğu konuda benim alaylı(yani kendi kendini yetiştirmeye gayretinde) yaklaşımlarıma mektepli uslup ölçüsünde cevap vermenizde takdire şayan fakat doğruya giden tek yol varsa bizim sizinle aynı yolu paylaşmadığımızda muhakkak.Kimin yanılıp yanılmadığını şu anın sorusu değil zaten.Don kişotlar bize gerekli olduğu kadar dışarıda da varlar; yani statükoyu değiştirmeye ve gerçeği bulmaya çabalayanlar yenilerden malumunuz Akıllı tasarımda (Michael Behe) Biyoloji bilimi içersinde,Astronomide eskilerden Edwin Hubble, fizikte Albert Einstein.Bu insanlar kendilerinden önce var olan ortodoks bilimi ve anlayışı yıkmış kişiler yani don kişotlar denilebilir.Çünkü yaptıkları iş Don kişotun cesaret ettiğinden bile azametli ve ağır.Koskoca materyalizm dogmasına karşı mücadele.Nacizane bize düşen payda kıt akıl ve imkanlarla inançımıza binayen öğrendiklerimizi bizle aynı içeriği paylaşanlara aktarmak elden geldiğince doğru olarak.Benide bu satıhın bir uzantısı olarak görmeniz sevinidirici aslında vermek istediğiniz mana elbette farklıdır ama herşeyin diğer ucundada gerçek mana ile karşılaşmak bir o kadar da olasıdır.Cypher'in konuşmasını ajan Smith'e yapmasında bir mesaj gizliydi eğer Ajanın son bölümdeki rolünü hatırlarsanız anlayabileceğinizi umuyorum.Akıl ona sahip olmak ile bitseydi Doors grubunun solisti Jim Morrison Eistein'ı geçerdi sanırım.Mühim olan bahşedilen aklı kullanabilme kapasitesindedir.Sizin dediğiniz gibi az karar olan aklımla haddimi aşarak çok şeyi öğrenmek istemek suç olmasa gerek.Hiç değilse az olanı kullanmaya çabalıyorum çok olanı heba etmiyorum.Samimi olarak öğrendiklerimden ders aldım ve müteşekkirim.
Saygılarımla
Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: February 14, 2006 04:14 PM
Sayın F.Sipahi Tan,
Efendimiz (sav) ile ilgili Sayın Aksay ile aslında aynı şeyleri söylüyorsunuz.Belki kelimeler farklı ama öz de değişen bir şey yok.
Peygamber efendimizle ilgili kaynaklarda 3 veya 4 ticari seyahatten bahsediliyor.En uzağı da Şam ve Busra.Sizin dediğiniz gibi Peygamberimiz Hz.Hatice ile evlendiğinde Peygamberlik görevi verilmemişti.Ömer Bey'in belirtmek istediği nokta Peygamberimizin ticaret yönünün aslen kendi tüccarlığından değil de Hz.Hatice'nin kervanlarına yaptığı refakatten kaynaklanması olabilir.Ki zaten bu ticari seyahatler Peygamberimizin Hz.Hatice ile evliliğine de vesile olmuştur.
Hz.Muhammed uluslararası tüccardı biraz abartılı bir tabir olsa da dediğiniz gibi hiçbir menfi anlam taşımaz.Ama maalesef bazı garazkar yerli(!) ve yabancı oryantalistler Peygamberimizin yaptığı üç-dört kısa mesafe seyahate dayanarak onun ümmiliğine ve dolayısı ile peygamberliğine dil uzattıkları için Ömer Bey bu noktaya dikkat çekmek istemiş olabilir.
Ama her halükarda belirttiğiniz tanımlamanın hiçbir menfi anlamaı yoktur.
Saygılar.
Yazan: S.Öztürk Tarih: February 14, 2006 05:21 PM
Müzmin Anonim,
Bu, bana, biraz da 'hanci pirisi, hanci pirisi!' birisini hatirlatti simdi.. :-)
Kafama gelen koca taşı aldım kabul ettim. Ciddi bir laf etmiş olsam gam yemeyeceğim, bakalım taşlar daha ne kadar devam edecek.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 14, 2006 08:04 PM
Mustafa Ajlan Abudak bey,
Boyle sozler edince beni hem zora sokuyorsunuz, hem de zivanadan cikariyorsunuz. Zora dusuyorum, cunku, bunun ne kadari tevazudur belli degil; zivandan cikiyorum, cunku benbu tur bir seyin soylenmesini mazeret olarak kabul edemiyorum.
Kisi kendi cehaletini kabullenmemeli bence --farkinda olmali, ama, kabullenmemeli. Kabullenince mucadele bitmis demektir.
Bu tip linkler pek bir anlam icermiyor, cunku Firefox'u kurmakta problem yasayanlar da, Internet baglantisi kopanlar da hep 'Firefox problems' basligi altinda bulunabilirler.
Ben (sizin bir onceki yazinizda bahsettiginiz uzere) spesifik guvenlik problemleri ile ilgileniyorum.
Aksi halde, vaktiyle Londra buyukelciligimizde gorev yapmis ve vazife askiyla yanip tutusan garibimin durumuna dusebiliriz:
Yilbasini TC'de gecirmek icin ayrilan Buyukleci ona kendisi izindeyken Turkiye ile ilgili Ingiliz basininda cikan haberleri toplayip dosyalamasini emreder. Garibim de kit Ingilizcesini vazife askiyla kapatmaga calisir. Izin donusu Buyukleciye koliler dolusu dosya sunar. Buyukelci da afallar tabii. Ta ki, dosyalara bakincaya dek. Nerdeyse tamami yilbasi kutlamalari icin reklamlarla doludur. Herbirinin icinde de 'hindi' kelimesi geciyordur :-)
Neyse.
Halen bilinen guvelik aciklarinin listesi buradadir. Bunlara ilave ve henuz bilinmeyen bir bug bulduysaniz ya siz oraya (Bugzilla'ya) yazin, ya da ben; ve birilerine bir faydamiz olsun..
Opera'yi kullanmayis sebeplerimden biri de budur: Firefox'ta ne tur guvenlik problemleri oldugunu cok kisa zamanda ogrenirsiniz, kapali kaynak projelerde ise ancak bir cuval incir berbat olduktan sonra.
Sizin tercihleriniz farkli olabilir. Bir itirazim yok ve hic olmadi.
:-)
CacheIt!
Hadi gecmis olsun, o derdinizi de cozduk galiba..
Bu arada, ben size sadece ilk bir duzinelik kismini yazmistim, benim makinada yaklasik 45 extension var. Hava durumundan tutun, dunyanin neresinde saat simdi kac filan gibi baska bir suru seyi daha zahmetsiz ve bedelsiz gosteriyorlar. :-)
Ne canavari.. iki haftada bir kendi elcagizimla cokerttigim seye canavar mi denirmis :-)
Hic de fena degilmis. Laptop kullanimina tekrar meyeledecek olsam ben de boyle bir sey alirdim. Samimiyim.
Selamimi soyleyin. RedHat'i bosversin; Debian (ya da Debian bazli bir sey) kursun. Ubuntu (ya da Kubuntu) hic fena degil.
Sizi Don Kisot olarak nitelendirmem. Daha cok genc olmalisiniz, ve kendinize Don Kisot'umsu bir guzergah cizmenizi yadirgarim.
Mecazi anlamda bile, Don Kisot, cozulmesi gereken problemlere saldirmiyordu ki. O, sadece, kendi hayalindeki dusmanlara saldiriyordu.
Realizmden uzak dusmus mucadeleleri idealize etmenin anlamli oldugunu dusunmuyorum.
Alayli olmak kotu bir sey degil ki.. Mektepli olmak da marifet degil. Mektepli olmak firsati verilmis olanlarin alayli olmakta israr etmelerini anlayisla karsilamak da isabetli olmaz bence.
Ayrica, dogruya giden tek yol oldugu kanaatinde olmadigim gibi, sizinle ayristigimiz noktalarin neler oldugunu da gorebilmis degilim.
Isterseniz Cervantes'i yeniden okuyun. Sizin tarif ettiginiz Don Kisot ile Don Quixote arasinda cok fark var. Don Quixote statukoyu degistirmege filan ugrasmiyordu.
Rosinante (atinin ismi) ve Sancho Panza (seyisi, yamagi) ile birlikte Devri gecmis hayalleri ve olmayan dusmanlarla bir omur harcadi; sevdiklerinden (ki Dulcinea de Tobosa da Don Quixote'un hayal urunudur) uzak kaldi.
Sahi, kim, ne fayda gordu Don Quixote'den?
Bunlarin hic biri Don Quixote olmak uzere yola cikmadi, benzer tavirlar da sergilemedi.
Ortodoks bilimin her gun yikilmasi lazim, kabul, ama, Don Quixote'luk ile degil. Gozu yildizlarda dahi olsa, ayaklari yere basmali insanin.
Ve, yeldegirmeni de budur: Materyalizm materyal (fiziki, elle tutulur) bir sey degil ki.
Bir bakima gecti de. Morrison oldugunde 27 yasindaydi, Einstein ise 75.. Morrison cok daha hizli gitti :-)
Mustafa Ajlan Abudak bey, gelin sizinle bir konuda mutabik olalim: Ben sizin daha az bildiginizi iddia ediyor degilim. Bazi konulari sizden belki daha iyi biliyor olabilirim; bunun, hepsi ve hersey icin gecerli olmadiginin idrakindeyim.
Sizin yaklasiminizda beni rahatsiz eden tek sey, sizin yazdiklariniza (size degil, yazdiklariniza) karsilik benim yazdiklarimi kisisel bir mesele gibi algilamis oldugunuz intibai veren cevaplariniz..
Sizinle benim kisisel bir sorunum yok, ve olamaz. Fiilen de fiziken de, mantken de bu mumkun degil. Muzmin Anonim isminde bir insan mevcut degil ki sizinle bir gun karsilstiginda --en kotu ihtimalle-- bir seyleri yuzunuze vuracak olsun.
Istifade ettiklerinizi alin, etmedikleriniz icin de sitem ya da sikayet etmeyin. Benim yontemim ve nacizane + samimi onerim budur.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 14, 2006 11:38 PM
Fethi Sipahi bey,
Yanlis anlasilmis. Size degildi o dedigim.
Omer beye idi --"Her yanılgı için bu denli gerekçeler yazacaksam vay halime!" deyisine idi cunku yanilgilari gidermek gayretine ragmen (bence) yanilgilar iceren seyler yazmisti.
Ote yandan, soyleyeceklerimi dogrudan dogruya soyleyecek kadar durust oldugumu dusunurum. Baska birisine yazilmis bir yazinin arasinda kaybetmek icin ugrasabilecegimi bana yakistirmaniza alinmam gerekir aslinda.
Ama, alinmadim. Sadece sunu soylemek isterim --kisa bir darb-i mesel ile:
Iki gezgin genc Budist rahip yolda giderken yeni yagmis yagmurlar yuzunden bir hayli azgin akan bir cayin basinda caresizce bekleyen guzel bir kizla karsilasirlar.
Zor bir durumdur.
Cunku, bu Budist rahiplerin antlari arasinda hem (birbirleri ile olsun) konusmamak (diline sahip olma?) hem de karsi cins ile temasta bulunmamak vardir...
Ama, rahiplerden birisi kiza yardim teklif eder ve kizi kucagina alip karsiya gecirir.
Yollarina devam ederler.
Aradan bir hayli zaman gectikten sonra oteki rahip 'ama, kardesim, o kiza elinin dahi degmemesi gerekmiyor muydu; sen, ustelik, onu kucagina da aldin' der..
Buna, digeri 'ben o kizi orada biraktim, fakat, sen hala daha tasiyorsun' cevabini verir.. ve, tekrar sessiz suskun yollarina devam ederler..
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 14, 2006 11:50 PM
Muzmin Anonim Bey,
Durustlugunuzden suphe etmiyorum, dobralığınızı da bilir ve saygı duyarım. Israrım da biraz bu yüzdendir. Bu sebeple o cümledeki tırnak içinden sonraki "birisi" sözünü üstüme alınmamı mazur görün.
Belki de haddinden fazla kelime oyunuyla karşılaşmaktan, cümlelerde mana içinde mana aramaktan dolayı tetikteyim. Sanal ortamda pişmenin getirdiği bir hassasiyet olabilir.
Selamlar.
Yazan: Fethi Sipahi Tan Tarih: February 15, 2006 08:30 PM
KAPİTALİZM İSLAMLA BAĞDAŞ(A)MAZ!
Kapitalizm gibi ne akla ne de kalbe uyan bir ideolojinin ve bu ideolojinin kendisinden daha kötü bir uygulama şeklinin İslam’la bağdaşması mümkün değildir. İslam aklın ve ruhun, duygunun ve düşüncenin mükemmel kombinasyonuyken kapitalizm, faizin ve adaletsizliğin, hırsın ve eşitsizliğin çarpık entegresidir.
Kapitalizm ve İslam Paradoksu
Kapitalizm “Sen çalış ben yiyeyim” der, İslam’da “Kendi tokken komşusu aç uyuyan bizden değildir” hadisi esastır.
Kapitalizmde faiz esastır, İslam’da zekat.
Kapitalizm bencilliktir, İslam fedakarlık.
Kapitalizm gösteriştir, İslam sadelik.
Kapitalizm’de “hırs” vardır, İslam’da “huzur”
Temel değerleri bu kadar çatışan iki felsefe nasıl bağdaşabilir?
Kapitalizm nedir?
"Bu kavram Türkiye'de çoğu insanın aklına, işçilerini aç karnına çalıştırırken ellerini ovuştura ovuştura para sayan zalim ve sahtekar patron imajları getirir. Yılmaz Güney filmlerinden "Olacak O Kadar Televizyonu"na dek sürekli boy gösteren bir temadır bu. Gözünü para hırsı bürümüş, ilkesiz ve namussuz adamlardır kapitalistler..."
“Olacak O Kadar Televizyonu” ve Yılmaz Güney Filmleri, özendirmeyi amaçlayan, böylece tüketimi arttırmaya çalışan, toplumsal gerçekleri göz ardı edip reklamlardan arta kalan zamanlarda izlenen bol kahkaha efektli kapitalist ülkelerin değil halkın sesine kulak veren, sorunları çözemese de anlamaya ve anladığını göstermeye çalışan, mesaj veren, ciddi ya da komik farklı bakış açılarıyla çarpıklıkları ortaya koyan Türkiye’nin ürünleridir.
Günümüz patronlarının çoğu belki işçileri açken odasında ellerini ovuşturarak para saymaz, ama personeli çocuğuna önlük alamadığı için intihar ederken, kendi çocuklarını pahalı özel okullara gönderir. Çalışanı ayda bir kez et yiyebiliyorsa, o her gün yer. Çalışanı televizyonuna uzaktan kumanda almak için semt pazarlarında sefil olurken, o dev ekran plazma televizyonunda yeni çıkan Hollywood filmlerini seyreder. Daha kötüsü, bundan vicdan azabı duymaz, övünür. En vahimi ise o çalışanı da maddi zenginliğinden ötürü ona saygı duyar ve hürmet eder. Kapitalizmin en korkunç yanı bu felsefeyi çalışana da çalıştırana da empoze etmesidir.
"Kapitalizm, özetle, devletin yerine bireyin girişimci olduğu ekonomik sistemdir. Sermaye birikimi oluşturan bu girişimciler, şirketler ve fabrikalar açıp istihdam yaratır ve elbette ki "patron" olmuş olurlar. Ama "zalim patron" olmaları gerekmez; aksine çalıştırdıkları insanlara haklarını veren dürüst insanlar da olabilirler. Hatta kazançlarının bir kısmını idealist bir biçimde toplum yararına da harcayabilirler."
Kapitalizmin en doğan ve vahşi versiyonuyla uygulandığı ABD’de kaç patron, kaç kurum böyledir acaba? Keşke bu kadar ‘iyi niyetli ve masum’ olarak uygulanabilseydi de biz de eleştirmek zorunda kalmasaydık. Kazançlarının bir kısmını idealist biçimde toplum yararına kullanmasını belirleyen bir sistem, kurum ya da hukuki temel olmadan, bu ‘patron’ların vicdanına kalmış kapitalizmin özünde yer almayan bir fedakarlık, iyi niyet beklentisi ne kadar akılcıdır?
"Zaten kapitalizmin teorik savunucuları da, böyle bir "kapitalist ahlak" öngörmüşlerdir. Ünlü İngiliz iktisatçı Adam Smith'in çok anılan "Milletlerin Zenginliği" kitabından başka "Ahlaki Duyguların Teorisi" adlı bir kitabı da vardır ve orada kapitalist ekonomiyi ve bireysel özgürlüğü etik bir zemine oturtur."
Tam da belirtildiği gibi bu yaklaşım ‘teorik’tir, uygulamada yetersiz kalır. Ayrıca, bireyselliği bu kadar ön plana çıkaran kapitalist, neden Adam Smith’in görüşlerine sadık kalsın?
"Günümüzde Amerika'nın önde gelen Katolik ilahiyatçılarından biri olan Michael Novak da, "Demokratik Kapitalizm'in Ruhu" adlı eserinde aynı mesajı verir: Novak'a göre kapitalizm zenginlik üretmekte en başarılı yöntemdir ve ilahi dinlerin öğrettiği hayırseverlik ilkesiyle desteklendiğinde, bir toplum için en sağlıklı sosyo-ekonomik sistemi oluşturur."
Kapitalizm başlı başına bir ideolijidir ve hiçbir dini temel dayanmaz. Kapitalizmi hayıseverlik ilkesiyle desteklemek demek, yeni bir ideoloji ortaya koymak demektir. Pekiyi bu yeni ideolojinin temeli hangi dinin esaslarına dayanacaktır? Diyelim ki yeni bir ideoloji oluşturmadan hayırseverlik ilkesiyle desteklendi, varsayıma göre bu, bir toplum için en sağlıklı sosyo- ekonomik sistemi oluşturur! Böyle bir toplum var mıdır? Günden güneahlaki çöküşe sürüklenen, aile kavramının yol olmaya yüz tuttuğu ABD midir bu örnek? Bu hayırseverlik ilkesine sıkı sıkıya bağlı olduğundan mıdır parlamentosunun hatta ‘Beyaz Saray’ının önünün evsizlerle dolu oluşu? Yoksa sadece güçlü olan hayatta kalmalıdır, herkes başarısızlığının cezasını çekmelidir ilkesiyle hareket etmesi midir?
"Denebilir ki, "kapitalizm Hıristiyanlıkla uyuşmuş olabilir, ama İslam'a uymaz."
Oysa tam aksine, İslam'ın kapitalizme Hıristiyanlık'tan daha bile açık olduğunu savunmak mümkündür. İncil'de fakirlik övülmesine rağmen, Kur'an'da "mülk" olumlu bir kavramdır."
İncil’de fakirlik övülüyor da niçin beyaz Hıristiyan Amerikalılar orta- üst sınıfın çoğunluğunu oluşturuyorlar? ABD’de aslolan ‘para’dır! Kapitalizm, içine aldığı bireylerin tümüne birincil değer olarak maddiyatı ve materyalizmi aşılar. İnsanlara gereken basit sade bir diş macunuyken, onlarca farklı firma tarafından farklı renklerde, tatlarda, çekici ambalajlar içinde, milyon dolarlık reklamlarla ‘teknoloji harikası’ diş macunları sürer piyasaya ve insanları, ihtiyacının bu olduğuna inandırır. İşte buna inanan ‘hayırsever’ vatandaş da 50 sente alacağı diş macununa 4 dolar öder ve ‘bireysel bir seçim’ yapmış olur. Sonra da hayır yapacak parası kalmaz, çünkü onun oburluğunun kurbanı olup ihtiyacından fazlasını yediğinden dolayı aldığı fazla kiloları vermek için tedavilere, daha çekici görünmek için parfümlere, pahalı giysilere hatta estetik ameliyatlara ve her zaman daha konforlu bir eve ve ailenin her ferdine ait olmak üzere yeni bir arabaya ihtiyacı vardır.
"İslam peygamberi Hz. Muhammed, hayatının büyük bölümünde ticaretle ilgilenmiştir ve hatta "rızkın onda dokuzu ticarettedir" dediği rivayet edilir. Zaten İslam dünyasının Ortaçağ'daki görkemli yükselişinde de, dünya ticaret yollarının merkezinde yer alması ve Müslüman tüccarların bu konumu çok iyi değerlendirmesinin rolü büyüktür."
Hz. Muhammed (S.A.V.)’in ticaret anlayışı bugün uygulanabilseydi, kapitalizm gibi bir ideolojiyi kendimize adapte etmeye uğraşmazdık. Onun sadece ticaret anlayışını değil, tüm değerlerini içselleştirerek daha adil ve hoşgörülü bir toplumda yaşamak için kapitalizme değil daha iyi bir eğitim sistemine ihtiyacımız var.
"İşte bu nedenledir ki, İslam asıl sosyalizmle bağdaşmaz: Sosyalizmde özel mülkiyet yerine devlet mülkiyeti vardır ve "sınıfsız toplum" hedeflenir. Eğer toplum "sınıfsız" ise kim kime zekat verecek, hayırseverliğin ne anlamı kalacaktır ki?... "
Keşke sınıfsız bir toplum olsaydı da, hayırseverliğe gerek kalmasaydı. İslam, aslına uygun anlaşıldığında görülecektir ki ne sosyalizme ne de kapitalizme benzer. Önemli olan İslam’ın hangi ideolojiye daha yakın olduğunu bulmaya çalışmak mıdır, yoksa İslam’ı anlamak mı?
"Zaten sosyalizm felsefi açıdan da İslam'a uymaz. Sosyalizm, seküler bir araç olan "devlet"in eliyle "yeryüzünde cennet" yaratmayı hedefler; oysa İslam'a göre cennet burada değildir ve dünya eksikliklerle dolu bir "sınav ortamı"dır. Sosyalizmin hemen her zaman felsefi materyalizmle el ele gelişmiş olması, bir tesadüf değildir..."
Sosyalizm, yeryüzünde cennet değil, yeryüzünde adaleti sağlamaya çalışır. Yeryüzünde cenneti sağlamaya çalışan, hedonizmi temel alarak insanın fizyolojik, duygusal ve düşünsel tüm ihtiyaçlarını ‘hemen şimdi’ ilkesiyle maddiyatla tatmin eden, yapay dalga havuzları, yapay kar pistleri, sanal alemler, hayali kahramanlar üreten kapitalizmdir.
"Ancak şu kadarını söylemek lazım: "Kapitalizm İslam'a aykırıdır" diyerek kestirip atan Müslümanlar, dikkat etmeliler: İslam dünyasını, Batı'nın ilerlemesini sağlamış, başarı getirdiği aşikar olan bir sosyo-ekonomik sistemden mahrum bırakma yolunda olmasınlar... Matbaaya, televizyona veya internete "gavur icadı" demek ne ise, kapitalizmi lanetlemek de o olabilir."
Başarı getirdiği aşikar olan sosyo- ekonomik sisteme değil, bu sistemin beraberinde getirdiği olumsuz yan ürünlere karşıyım. (Matbaa bir ‘gavur’ değil, Türk icadıdır.) Marifet, kapitalizmin ürettiklerinin yanında götürdüklerini de görebilmek ve bize gereken kısmını alabilmek. Bu da ancak kendi değerlerimizi modernleşmek uğruna bir kenara itmeyip, gerekenden gerektiği kadar alarak, manevi değerlerimizi koruyarak, eğitime önem vererek hatta eğitim sistemimizi ezbercilikten çok eleştirel ve düşünsel bir yönde değiştirerek mümkün olabilir.
Yazan: CellmaFiSh Tarih: March 5, 2006 08:27 PM
BU platform Sayın Mustafa Akyol ve dostlarının özgür bir tartışma alanı kendisini kutluyorum. Bende kendilerine bir katkı sunmak arzusu ile bazı beğendiğim tartışmaya açık yazı ve kitapları sizlerle paylaşıyorum.
Size İslam Ekonomisi isimli kitabı öneriyorum.
Yazar Kazım YArdımcı
İşte kitabın tamamını okuyabileceğiniz adres.
http://www.varliktanveriler.com/new/kitap/islamekonomisi/
Ayrıca yine size bir yazı öneriyorum. Yazarı Kâzım YArdımcı.
İslamiyet Kapitalizm ve Sosyalizm konusuna oldukça açıklık getirilmiş ve Adıyaman GAzetelerinde yayınlanmış bir yazı. Yazı İngilizceye de çevrilmiş ve Hristiyan merkezleri bu yazıyı üst kurullarında incelemeye aldıklarını beyan etmişlerdir.3 Bölümden oluşan bir yazı.
Varlıktan Veriler 68-2 HAZRETİ İSA MESİH’E ATFEDİLEN SÖZLERLE İLGİLİ ÜÇ VERİ(2)
2-SEZAR'IN HAKKI SEZAR'A TANRININ HAKKI TANRI’YA.
HZ. MESİH e atfedilen bu söz, çok önemlidir. Bu sözü olduğu gibi kabul edersek bir Hak adamının bir batıl zalim karşısında geri adım atması anlamına gelir ki, bu ne Hz. İsa gibi bir Hak adamına yakışır ne de doğrudur. Zira Sezar ve Sezarlar Roma kralları zalim, faşist krallardır. Ayrıca müşriktirler. Çok tanrılı dinlerin mensupları tek ilahı inkâr edenlerdir. Hatta Roma Kralları kendilerini Tanrı ilan etmişlerdir. Hazreti Mesih bu sözü ne zaman, kimlere ve hangi koşullarda hangi ortamda söylemiştir ve sözün doğrusu bu mudur?
Bilindiği gibi bu günkü İsrail Kudüs, Lübnan ve Suriye toprakları Hazreti Mesih’in zamanında Roma krallığı Sezarların işgali ve zulmü altındaydı. Hz. İsa Mesih beni İsrail-i uyandırmak ve kısmen yozlaştırılmış Musa dinini düzeltmek için gönderilmiştir. Zaten kendisi de Ben-i İsrail’ den olan Meryem Ana’nın oğlu idi ve yeni bir din getirdiğini söylemiyordu. Kendisi sinagoglara giderdi. Mescid-i Aksa’da Yahudilerle beraber ibadet ederdi. Rukü ederdi. (eğilirdi) Allah’a secde eder, ayakta dua ederdi. Yani selat, namaz kılardı. Yahudiler gibi oruç tutardı. Sebt (Cumartesi) gününü kutlardı. Yani İbrahim’in ve Musa’nın ve Davud’un tek İlahını İlah edinenlerdendi. Sinagoglara karşı ayrı bir ibadethane (Kilise gibi) açmamıştı. Yahudilerle bir savaşı yoktu. O sadece Hz. Musa’nın gerçek dinine ve Tevrat’a uymalarını önermekteydi. Tevrat’ı Tanrının kitabı bilmekteydi. Bu durumda Yahudilerle teoride ve özde bir çelişkisi yok idi. O sadece bir kısım hahamlar tarafından yozlaştırılan uygulamaları düzeltmek istiyordu ve o zaman azıtan bir kısım Yahudileri Tevrat’a uymaya kimseye zulüm etmemeye taşkınlıklardan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Onları dünya sevgisinden tekrar Musa ve arkadaşları gibi Tanrı Sevgisine yöneltmek istiyordu. Onlara ruhani ve manevi (mistik) yaşamın daha güzel ve doğru olduğunu öğretmek ve yaşatmak ilahi bir zevke ermelerini istiyordu. Çünkü kendisi bütün ilahiler( nebi ve veliler ) gibi bir ve eşsiz olan Rabb’ı Tanrı’yı çok seviyordu. Allah’la diyalog içindeydi.
Yahudilerin Musa’nın doğru yoluna uymaları için bu kadar çaba gösteren bu büyük insan koca Peygamber’e peki o zaman Yahudilerin çoğu nasıl bakıyordu; o zaman Hazreti Yahya ve Hazreti Zekeriya ailesinden Haham olanların dışındaki hemen hemen diğer hahamların çoğu Hazreti İsa’yı reddediyorlardı , O’na inanmıyorlardı ve hatta O’nu yok etmek için türlü tuzaklar hazırlıyorlardı. O’nu her zaman zalim Roma yöneticilerine şikâyet ediyorlardı. O’na hakaretler ediyorlardı, O’nu yalanlıyorlardı. Yahudilerin Hz. İsa’ya inanmaması için türlü iftiralar ediyorlardı. Yahudi halkı İsa’ya karşı kışkırtıyorlardı.
Şöyle diyorlardı: Bu Nasara’ lı babası iyice bilinmeyen İsa bir meczup belki de Tanrı divanesi zavallı kimsesiz biri. Bu çevresindeki havariler (ki bunların çoğu haham derecesinde okumuş insanlar) bu meczubu kullanıyorlar, bununla Beni İsrail’i bölmek istiyorlar. Bu haham bozuntusu havariler, kendi çıkarları için yeni bir mezhep kurmak istiyorlar diyorlardı.
ALLAH’IN KİTABI İNCİL için ise, ‘’ Bunların çoğu zaten Tevrat’ta var. Bu havariler okuma yazma bildikleri için bunların çoğunu terimleri değiştirerek Tevrat’tan çaldılar. Diğerleri de hep havari uydurmasıdır’’ diyorlardı.
Yani KOCA İSA o bir kısım Yahudi hahamlarına göre “ Bir meczup, yarı mecnun, saf bir İsrail çocuğu. Orta da İsa diye bir şey yok hep ne yaptıysa yaptılar bu çıkarcı, bölücü Havariler yaptı. İncil Allah’ın kitabı değildir. Tevrat ve Davud’un Zeburları defterlerinde yazılı olandan başka Yahova’nın( Tanrı’nın) bir mesajı yoktur, olamaz.”
“Kitab-ı mukaddes sadece ve sadece Tevrat(Toradır)” diyorlardı. İşte Hazreti İsa Aleyhisselam o zaman şaşkın bir durumda olan böyle bir kavmin içinde kendini buldu. Her tarafı tuzaklarla çevriliydi.Bir kısım hahamların ve onların etki alanında olan Yahudilerin her türlü hakaretine acı sözlerine maruz kalıyordu. Hatta çoğu zaman doğru dürüst yemek bile bulamıyordu, zaten çocukluğu çoğu zaman annesi ile dağ eteklerinde ot yemekle geçerdi. Meryem annemiz bazen bazı faydalı bitkileri tanır, toplar ve sevgili ve kutsal oğlu ile yerlerdi.Onlara Dünyayı cehennem etmişlerdi. Doğru dürüst bir barınakları bile yoktu. Sevenlerinin ve Zekeriya Peygamber’in ailesi tarafından korunurlardı. Zira Zekeriya Peygamber’in hanımı Hazreti Meryem’in teyzesi idi. Yahya da teyzesinin oğlu idi. Ama Allah, Hazreti Muhammed ve Kur’an’ı Kerim
” Meryem’in bakire olduğunu ve O’nun bütün dünya kadınlarından faziletli, iffetli ve üstün olduğunu ve O’nun örnek alınmasını önermektedir.”
“Hazreti İsa’nın ise kendisinden evvel gelen Peygamberlerin büyüklerinden olduğunu O’nun Tek İlah’a inanan mucize sahibi Pak ve Kutsal büyük bir Peygamber olduğunu,( Tıpkı İbrahim, İsmail, İshak , Yakup, Yusuf, Musa, Harun Davut gibi) ve İncil’in Allah’ın Tevrat gibi , Kur’an gibi tek Allah’ın Kitabı ve Kelamı olduğunu İncil’in de K’ur’an ve Tevrat gibi nur olduğunu ALLAH VE BÜYÜK RESULU SON PEYGAMBER HAZRETİ MUHAMMED ALEYHİSSELAM VE KUR’ANI KERİM APAÇIK BEYAN ETMEKTEDİR.”
Havarilerin ise, ''Hazreti İsa’nın tek İlahına inanan aziz velileri olduğunu vurgular. Havarilerin temiz, inançlı insanlar olduğunu ve onların Allah’ın ve İsa’nın Ensarı, yardımcıları olduğunu kesinlikle beyan eder.''
Kur’an, Müslümanlara da havariler gibi, Allah’ın ve Resul’u Hazreti Muhammed’in Ensarı yardımcıları olmalarını emreder.
”KUNU ENSARRULLAH ALLAH’IN YARDIMCILARI OLUN’’ Kendisini o zaman işte böyle Hazreti Musa’nın(A.S.) yolundan kısmen uzaklaşan, dünyaya dalmış ve Romalı Zalimlerin işgali altındaki şaşkın bir toplum içinde bulan o büyük insan, Allah’ın Peygamber’i İsa Mesih Hazretleri; O zaman kendine kurulan tuzakların en büyüğü ile karşılaştı, o tuzak şuydu:
Bazı Yahudi hahamları ve burjuva çocuğu olan Yahudi gençler, Hazreti İsa’ya yanaşarak kendisini desteklediklerini söyledikten sonra şu soruyu sordular:
“Tamam sen Allah’ın gönderdiği Hak Peygamberisin, iyisin, güzelsin, şefkatlisin, merhametlisin ama bu yurdumuzu işgal eden, bize hakaret eden bize zulüm eden bizden ağır vergiler toplayan bizi aşağılayan bu müşrik, insanlara haksızlık eden Romalılara Sezara, Sezarlara ne diyorsun? Sen Hak hukuk adamısın. Zulmü, zalimi kabul etmemen, Yahudilerin onlara direnmelerini de önermen gerekmez mi?
Musa’nın firavuna direndiği gibi Kenan İlindeki zorba kavimle savaşıp o zorbaları Kutsal Topraklardan kovduğu gibi” İşte İsa’yı ortadan kaldırmak için bir kısım Yahudilerin kurduğu en büyük tuzak bu idi İsa Mesih’e.
Hazreti İsa, bunun bir tuzak olduğunu derhal anladı ve teyakkuza geçti. Onlarda küfür, inkâr hissetti. Hazreti İsa’nın onlarda küfür hissettiğini Kur’an’ı Kerimde beyan etmektedir.
Bu durumda Hazreti İsa, ne yapacaktı? Ne yapabilirdi? Bir kere Yahudilerin büyük çoğunluğu hahamların etkisindeydi ve kendisine inanmamaktaydılar. Kendi Peygamberliğini kabul eden, küçük çapta bir Yahudi cemaati bile oluşmamıştı. Kendisine inanan az bir Yahudi kardeşlerimiz bile imanlarını gizli tutuyorlardı. Hem büyük çoğunluk olan Haham ve Onların etkisindeki Yahudilerden, bilhassa Yahudilerin burjuva sınıfından güçlülerden ki, bunlar Romalılar ile işbirliği içinde idiler. Hem de zalim Romalı kumandanlardan ve zalim acımasız Romalı askerlerden, Romalı polislerden korkuyorlardı.
İşte bu şartlarda Cenab-ı Mesih efendimiz etrafında gizlice toplanan bir avuç Yahudi genci ile cebberut ve faşist Sezar’a karşı gelemezdi. Karşı gelmek kendisinin dışında Yahudilerin sonu olurdu. Ben-i İsrail’i çoluk-çocuk, kadın, ihtiyar demez katledip yok ederlerdi. Sezarların müşrik tanrı tanımaz Romalıların büyük gücü var idi. Yahudiler her ne kadar kısmen bozulmuş iseler de, Tanrı Tekliğine o zaman için tek inanan kavim olan, Ben-i İsrail’in katledilip yok olmasını isteyemezdi. Onun için Romalılara direnmesini isteyen o tuzak kuruculara şöyle dedi:
Yazının Devamına www.varliktanveriler.com dan ulaşabilirsiniz.
sevgi ve selamlar
Yazan: İrem kılıc Tarih: June 20, 2006 03:54 PM
mustafa bey sizinde protestan calvinistler gibi düşündüğünüzü bunu islama yansıttığınızı görüyorum eşitlik denen bişeyin olmadığını savunuyorsunuz ama allah katında eşitsizlik sadece takvada bozulur.dünya hayatında bazıları zengin bazıları fakir olacak diye bişey yok bu kapitalizmin insanlara empozesidir. bu bağlamda hemen sosyalist benzetmesini yapıştıracaksınız çünkü düşünceleriniz kapitalist olanlar islamı benimseyenler yani sizin düşünceniz bide sosyalist olanlar islamdan uzak olanlar olarak sınırlı durumda çözüm nedir o zaman tartışmayı hangi zeminde yapıcaz diyeceksiniz bu durumda tartışmamızı mevcut sistemin bize yakın olanında değil yeni teknolojilere değişen dünya düzenine uygun yeni bir sistemde yapıcaz çünkü 20 yıl öncesi iletişim olanakları , ticaret hacmi , değişim araçları insanların tüketim alışkanlıkları vs . çok değişti bu nedenle sistemdede bi değişiklik şart küreselleşme ile tek yanlı bi gelişim var. bunuda ne islamla bağdaştırabiliriz nede başka bi şeyle bu değişimide kapitalist düzene küreselleşmeyle bağdaştırmayın sakın başa döneriz.
Yazan: ELCİN GONEL Tarih: July 11, 2006 07:16 PM
ADIYAMANDA BUGÜN İSMLİ MAHALLİ GAZETESDE KENDİSİ İLE YAPILAN BİR ROPORTAJ ÜZERİNE YAZAR KAZIM YARDIMCI'NIN YAZMIŞ OLDUĞU BİR YAZI.
www.varliktanveriler.com 84 nolu veri
NİÇİN MÜSLÜMAN SOSYALİSTİM DİYORUM?
Bir dindar kapitalizmden (sermayeden, liberalizmden yana olur ama sosyalizmden-toplumcu ekonomiden, emekten, emekçilerden, sömürülenlerden yana olamaz) diye bir kural mı var. Yoksa yasaklayıcı bir kural ve yasa mı var. Ülkemizde emekten, emekçiden yana yasal partilerimiz vardır. Sosyal demokratlarda emekten, emekçilerden yanadır. Onlarda müslümandır.
Bir dindar, bir dinsiz de sermayeden, burjuvaziden, bireyci ekonomiden yana olabileceği gibi yine bir dinsiz de, bir dindar da sosyalizmden, toplumcu ekonomiden, emekten, emekçi yoksul halktan yana olabilir.
Sosyalizmi, Marks ve dinsizler icat etmiş değildir. Ondan çok önceleri de sosyalist düşünce insanlık tarihinde mevcuttur. Aşağıdaki İslam Ekonomisi ile ilgili yazımızı okuyan, kültürlü sağcı ve solcu kardeşlerimiz ne demek istediğimizi anlar ve değerlendirirler.
Niçin Müslüman Sosyalistim( Toplumcu ekonomiden, sömürülen emekçi halkımızdan yanayım) sözünü düşünür, inceler ve değerlendirirler sanırım. Kapitalist ve sosyalist olmak için dindar veya dinsiz olmak şart değildir(Hele sosyalizm, toplumcu ekonomiden, emekten yana olmak hiç değildir.)
Hele bizim Peygamberimiz ve Allah kesin olarak toplumcu ekonomiden, ezilmişlerden ve sömürülenlerden yanadır. Eflatundan bu yana insanlık tarihinde Sosyalizm( Toplumculuk, cemaatçilik) gerçeği vardır.
(1) -“Ve enleyse li’l insani illa mâsea-İnsana emeğinden başka bir şey yoktur!” (Necm-39)
(2) Key la yekûnu duleten beyne eğniyai minkum( Taki bu mal zenginleriniz arasında devlet olmasın)(Sure-i Haşr 7)
(3) Komşusu aç iken Tok yatan bizden değildir(Hadis-i Şerif)
Bu iki ayet ve Hadisi Şerifin, Kapitalizme mi, Sosyalizmemi, toplumcu ekonomiye mi yakın olduğunu belirttiğini okuyucuların insafına ve vicdanına arz ediyorum.
Yoksa bazılarınca koskoca Hz. Muhammed’in hak dini, türban, imam hatip ve haftada bir kere Cuma namazına mı gitmektir?
Allah’ın dinini sadece bu üç şeye mi indirgemektirler ve Müslümanları bu üç şeye mi odaklamaktadırlar. Kutsal kitabımız Kur’an-ı Kerim sadece bu üç şeyden mi bahsetmektedir? El insaf doğrusu! Allah’ın dinine bundan daha büyük hakaret olur mu? Hz. Muhammed’in(S.A.V) dini bu kadar basitmi dir, üç şeyden mi ibarettir? Buyursunlar cevap versinler.
KANAATKÂR OLMAK
İnsan, kanaatkâr olmalıdır. Ancak, cimrilik akla gelmemelidir. Kanaat zenginliktir. Kanaatkâr,mutludur. Haris(aç gözlü)insan,daima mutsuzdur. Çünkü rakamın sonu yoktur! Boşuna çırpınmaktadır. Kimse bu dünyayı sırtına almamıştır. Tanrı’nın verdiğine şükretmeli,azı-çoğu birdir.
Dünyada emek ve alın teri karşılığı olan bir yemek ve yaşamdan daha tatlı bir hayat olamaz!..
“Damım iyi olmaktansa , demim iyi olsun!”sözünün çok yüksek anlamı ve ince bir zevki vardır...
Ancak,Ona-buna kanaatli ol!deyip de; iş gücünden yoksun,fakir-fukaraya yardım etme!.Karını ve çoluk-çocuğunu etsiz,gıdasız bırak,Onların beslenmelerini sağlama! şeklinde ustaca yapılan cimri ve haris-i dünya olan kötü insanların telkinlerine uymamalıdır!..
Kanaat,elindeki ile yetinmek demektir.Mutlaka zengin olayım diye,her türlü gayri meşru yoldan para kazanmaya temayül etmemektir.Kanaatin gerçek anlamı şu sözde gizlidir:”Ayağını yorganına göre uzat!..”
Tanrı,kanaatkârı sever.Çünkü kanaatkâr, bir nevi hakkına rıza gösteren,demektir.Herkes hakkına razı olsa;toplumda “Sosyal Adalet” gerçekleşir ve toplum huzur içinde olur.Bütün huzursuzluklar,Hakka rıza kuralına uymamaktan doğar!
Haraseti(açgözlülüğü) ve dünyayı elde etmeyi tahrik ve telkin edenler, çalışmayı önerenler değildir.Bunlar,çalışmayı ”zengin olun!”anlamında kullanmakta,radyoda,gazetede,tiyatroda hatta Peygamberin minberinde bir nevi demagoji yapmaktadırlar.Tanrı ve Peygamberi(a.s.v.),Mealen ”Çalışın,emeğiniz ile yaşayın,kimseye yük olmayın!”buyurmaktadır.”Yoksa,zengin olun,mal cem edin(sürekli toplayın),krallar gibi işret ve sefahat yapıp eğlenin!”dememektedir!..
Biz Âdem’in torunları, bu dünyaya zevk-ü safa ve eğlenmek için gönderilmedik!Kendimizi ve Rabbimizi bilmek ve oluşumumuzu yapıp ;tekrar aslımız olan Rabbımıza kavuşmak için gönderildik!..
Çünkü herkes zengin olamaz. Ama herkes çalışırsa;emeğinin karşılığını tam alabilirse,normal bir hayat yaşayabilir. Rabbını tezekkür(anmak)ve tefekkür(düşünmek) edip,O’na ibadet etme zamanı bulabilir.
Şu halde ; İslamiyet,”çalışın!”emri ile “zengin olun!”dememektedir!.Ayrıca Tanrı , fahirlenenleri(övünenleri)sevmediğini açıkça Kur’an’da bildirmiştir.
Tanrı, çalışıp, insanın emeği ile yaşamasını, kimsenin kimseyi sömürmemesini, hırsızlığı(dolaylı-dolaysız hırsızlığı), faizi(tefeciliği), gasp ve haracı, ucuz alıp-pahalı satmayı,ölçüyü-tartıyı yanlış kullanmayı şiddetle menetmiş; adaleti , taksimatı emretmiştir!(*)
“İnnellahe yuhibbü’l muksitin-Tanrı,taksimatçıları sever!”(Hucurat-9,Mümtehine-8,Maide-42).
-“İnnellahe ye’mürü bi’l adli ve’l ihsan-Tanrı’nın emri;adaletli olmak ve ihsanda bulunmaktır”(Nahl-90).
Yani iş gücünden mahrum olanlara “yardım” etmektir.
Ayrıca toplumumuzda , adâlet kelimesi de yanlış anlaşılmıştır. Adâlet denilince ; çoğunun aklına ”mahkemeler ve cezalar” gelmektedir. Halbuki Adalet, Tanrı Sıfatıdır.Tanrı’nın büyük bir adıda “Ya Âdil” dir. Tanrı ise, herkesin Tanrı’sıdır.Şu halde Adâlet kelimesinde “toplumculuk” vardır.Adâlet, toplum içindir ve devletin temelidir. Yani Adâlet, bizatihi (kendiliğinden) Sosyal’dir. Sosyal kelimesi, adâlet kelimesinin içindendir. Adâlet Hak’tır ve hakkı ayakta tutandır. Tanrı Kur’an’da ;
-“Ya Muhammed! Kâfirler, Peygamberleri ve taksimat isteyenleri haksız yere katlettiler!” (Âl-i İmran-21)
Yine buyurur,
-“Ya Muhammed! Tâ ki bu mal, yalnız zenginler arasında dolaşan bir devlet olmasın!” (haşr-7).
Bu Âyetteki yüksek Sosyal Adâlet görüşü, 1400 sene evvel Hz. Muhammed (s.a.v.) tarafından insanlık Âlemine açıklandığı zaman; Marks, Engels, Lenin,Mao,Troçki v.b. materyalist ve aile mefhumuna (kutsal değerlere) inanmayan ayrıca kişinin vazgeçilmez düşünce, ifade, haberleşme ve kişinin işini kendi seçme özgürlüğünü tanımayan sahtekâr ve demogog sosyalistler neredeydiler?.. Bize göre Marks, bazı gerçekleri vurgulayarak bilimsel sosyalizm adı altında bilimsel demogoji yapmıştır.
Engels ve Lenin de bunu istismar ederek; milyonlarca insana dünyayı cehennem eden bir dikta rejimi kurmuşlardır.
Kişi özgürlüğünün olmadığı yerde ne Sosyal Âdalet, ne toplumculuk, ne Din ne de İman bulunur.Çünkü dikta rejiminde herkes,can korkusu içinde ve yalancı olur!..Bir toplum tümden yalancı olunca;o toplum da ahlâk ve fazilet düşünülemez.Halbuki gerçek sosyalizmden-toplumculuktan maksat; toplumun ahlâklı ve faziletli olmasıdır. Dikta rejimi, toplumu yalancı eder.Yalancılık en büyük ahlâksızlıktır.Çünkü herkes korktuğundan, o rejimi beğenmese de beğenir gözükürler.Ayrıca dalkavuklar, baştaki diktatörleri metheder (överler).Toplumu da buna mecbur ederler.
Yukardaki Âyet çok açıktır. “Tâ ki Ya Muhammed! Bu mal yalnız zenginler arasında dolaşan devlet olmasın!” buyurmaktadır. Demek ki Tanrı, “malın, yani kapitalin tek elde belirli bir sınıfın elinde toplanıp, devlet ve saltanat haline dönüşülmesine karşıdır.” İslâm’da zengin vardır ancak ‘devlet’ olacak kadar değil.
O karıncasından bile vazgeçmeyen Ulu Tanrı; malın, yani Milli Hasıla’nın bütün kullarına emekleri ve liyakatları karşılığında taksim edilmesini istemekle,onun yaygınlaştırılmasını önermektedir.Yani her kulunun maldan (Ki buna bu gün burjuva, ‘pasta’ adını koymuştur)faydalanmasını istemektedir. Demek ki Tanrı, apaçık toplumcudur. Zaten başka türlü olmaz. Herkesi kendi yaratmıştır,her fert kendi kuludur ve Tanrı apaçık emekten yana olduğunu; Necm Sûresinnin 39.Âyetinde hiçbir yoruma meydan vermeden,tüm açıklığıyla açıklamıştır:
-“Ve enleyse li’l insani illa mâsea-İnsana emeğinden başka bir şey yoktur!” (Necm-39)
Öyleyse kural şudur: “Eğer bir kişinin yaşantısı,emeğinden aşağı ise; O kişi sömürülmektedir! Yok eğer yaşantısı emeğinin çok üstünde ise;bu kişi de sömürmektedir!” Bu durumu önemle belirtelim,(sömürü neticesi olmayan ve Hak ölçülerine dayanan miras müstesna)...
Bütün Peygamberler olduğu gibi, bizim Sevgili Peygamberimiz Muhammed Mustafa (s.a.v.):Tanrı’nın biricik sevgilisinin hak dâvasına karşı gelenler de, Mekke’nin kapitalistleri, burjuvası ekâbiri olmuştur. Peygamberin(s.a.v.)amansız ve sürekli savaşı bunlarla olmuş; yılmadan bu Hak düşmanları, zalimlerle savaşmış ve ancak onları yıktıktan sonra, İslâm Dinini yerine oturtabilip, evrenselleştirilebilmiştir.
Kur’an, Hadis ve Peygamberin Dört Büyük Halifesi’nin zamanı bunun şahididir. Bu gerçeği kabul etmeyen kim olursa olsun; İslâmı yanlış gösterme çabası içindedir. Ve Tanrı’nın mübarek Dinini, kapitalizmle-liberalizme,faşizme Âlet etmek istemektedir.Bunlar; çıkarcı, menfaatperest, ruhban ruhlu insanlardır. Kralcı ve padişahçılardır.
Ayrıca İslâm Dininde, Ruhbanlık yoktur! Din hizmeti, fisebilillah (Allah için) ve ücretsiz olacaktır! (**)
Peygamber (s.a.v.) Hulefa-i Râşidin (Dört Halife), Eimme-i Müctehidin (İctihatcı Zâtlar);Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli Hazretleri ve tüm tasavvuf bilginleri, Din hizmetlerini ücretsiz yapmışlardır.
-“Köl lâ es’elüküm aleyhi ecren ille’l meveddete fi’l kurba- Ya Muhammed! Din hizmetinden dolayı ücret isteme. Sadece akrabalarımı (Muhammed ailesini) sevin de!” (ŞûRA-23) Büyük şairimiz Ziya Paşa
“Lânet olsun o paraya ki tahsiline ânın
Ya Din ola Âlet, ya namus!..” Demiştir.
Şair, Kaymakam Eşref Bey:
“Önce va’zedip halka /Sonra Âdem den alırlar pare!
Büyük kürsüde vâiz/Sanki bir simsare dönmüştür!..”
Yine bu konuda büyük Tasavvufçu Niyazi Mısri:
“Diyorlar ki halka, olun terk-i dünya!
Kendileri oluyor lâkin, mâlik-i dünya!..''
Demişlerdir... Ayrıca önemli bir konu da ; Tanrı Kur’an da,
-“İnne ardallah- Muhakkak toprak Tanrı’nın dır.” (Âraf-73,128) buyurmuş ve bu nedenle İslâm devleti toprağın mülkiyetini kişilere bırakmamış, “Arazi-i Emiriye” adı altında mülkiyeti devlete ait olmak üzere “Aşr (öşür)” (***)) karşılığında çiftçilikle iştiğal eden (uğraşan) ailelere- nüfusları oranında-tasarrufuna (kullanımlarına) bırakmıştır.Hanefi Hazretlerinin iki büyük talebesi Muhammed ve Yusuf, toprağın “beytülmal’a”. Yani devlete ait olduğunu ictihad etmişlerdir...(Bkz. Kitâb- ül haraç).
Aşr (öşür) olarak verilen toprağın tahıl kısmından gelirinin % 10’u devlete aittir.Humus:Sulu arazi gelirinin; bağ, bahçe, narenciye,pamuk, tütün, çay, afyon (haşhaş) vb. ürünlerin gelirinin % 20 ‘si devlete ait demektir.
İslâm’ın toprak görüşü çok mükemmeldir!
Her ne kadar mülkiyetini devlet elinde tutmakta ise de; kullanılmasını kişiye verdiğinden, gelirinin önemli bir payı (%80-90) kişiye ait olduğundan; kişi gelirinin fazla olması için çaba gösterecek ve kişisel katkıda bulunulacaktır.Bu da Milli Hasıla’nın artmasını sağlayacaktır.
Halbuki koyu devletçi ülkelerde devlet, hem toprağın mülkiyetini elinde tutmakta; hem de kendisi işletmektedir. Yani o ülkelerde köylü ücretle çalışmaktadır.Toprağın geliri kendisine ait olmadığından, kişi ürününün artışına kişisel katkıda bulunamayacağı gibi;kaytarma (işten kaçma) da yapabilir.
Bir başka gerçekte şu:Toprak,genel üretim aracıdır.Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) zamanında topraktan başka üretim aracı bulunmadığı bir gerçektir.Yani o zaman bugünkü gibi toplumun genel ekonomik hayatına etki yapan fabrikalar yoktu.O zaman tarımın dışında, ticaret ve el sanatları vardı.Bunlar o zamanlar için bölgeseldi.
İslâmiyet, o zaman için tek genel üretim aracı olan ve toplumun genel ekonomik yaşantısını etkileyen toprağı, kişiye vermediğine göre demek ki İslâm'ın ekonomik görüşü, “genel” ve “bölgesel” olmak üzere iki kategoride toplanmaktadır.
Yani toplumun tamamını etkileyen milletin ve devletin bekâsına (devamlılığına) tesir eden genel üretim araçlarını, ferde bırakmadığı apaçık ortadadır.
İslâmiyet, istifçiliği (yüksek fiyata satmak istif için mal yığıp bekletmek) de şiddetle men eder.(1) Bu da İslâm’ın, toplumun genel ekonomik yaşantısına etki edecek her hususu, devletin kendi kontrol ve tasarrufu altında bulundurduğunun diğer bir delilidir.
Peygamberimizin (a.s.v.) zamanında, bugünkü gibi toplumun genel yaşantısına etki edecek derecede ithalat ve ihracat yoktu. İslâmiyet’te toplumun genel ekonomik yaşantısına etki edecek her konuya, devletin kontrol ve tasarrufu altında bulundurduğu kesin bir gerçek olduğundan; bugünkü genel üretim araçlarını, dış devletlerle yapılan ithalat ve ihracatı hiçbir suretle, birkaç kişinin tekeline terk etmez.
İslâm’da toprak devletin olduğundan, muhakkak ki yer altı servetleri, petrol ve madenler de devletin olacaktır. Sahiller, limanlar, ormanlar, göller ve nehirler yine devletin ve milletin bekâsı ile ilgilidir. Kişilere bırakılamaz.
İslâm’ın temel ekonomik felsefesi yukarıda sözü edilen:
“Ya Muhammed! Ta ki bu mal, yalnız zenginler arasında dolaşan devlet olmasın!” (Haşr-7)
Âyeti ile saptanmıştır.
“İnne ardallah –Toprak (genel üretim aracı olduğundan) muhakkak Allah’ındır- Tanrı adına devletindir!” (Araf – 73)
Âyeti ve (Kitab ül Harac)
“Ve enleyse li’l insani illa mâsea – İnsana emeğinden başka bir şey yoktur”. (Necm – 39)
Ayetleri de ayrıca bunun böyle olduğunu teyid eder.
Peygamberimiz (a.s.v.), “Komşusu aç iken tok yatan, Müslüman değildir”(2)
“İşçinin alınteri kurumadan, ücretini ödeyiniz.”(3)
Allahu Taala buyurur:
“Kâfirler bile birbirlerine yardım etmektedir. Ey Mü’minler! Siz birbirlerinize yardım etmezseniz; sizin için çok tehlikelidir!”
(Enfal-73)
Kur’an-ı Kerim’de;
“İnneme’l Mü’minune ihvetün – İnançlı kişiler, birbirlerinin kardeşidir.”(Hucurat – 10) Buyurulmuştur.
Kardeşlik laf ile olmaz!Kardeş, kardeşe maddi-mânevi yardım edendir. Bu suretle kardeşliğini ispatlayandır.
İslâm’da miras haktır. Ancak murisin terekesi, yani bıraktığı serveti emeğe ve Hak ölçülere dayanacaktır. Emeğe ve Hak ölçülere dayanmayan bir miras varsa; sömürüdür. Sömürü neticesi yığılan para ve mal ise batıldır. Bâtılın intikali de bâtıldır.
Tanrı,-“Hırsızın elini kesin” buyurmaktadır. Halkı, türlü yollardan sömüren de hırsızdır. Şu halde, halkı sömürenin çaldığı mal, elinden alınacağı gibi, ayrıca elini de kesmek lazım gelir.(Hırsızlığın yolunu kesmek).
İslamiyet, miras konusunda çok bağlayıcı hükümler de koymuştur. İslâm, sufehanın ya da sefahatçının(zevk ve eğlenceye düşkünlük) malına el kor! İslâm’a göre sefahat,milli hasılayı(ulusal geliri) boşuna ve boş yerlerde tüketmektir.Her türlü işret,içki, eğlenme; çok pahalıya tertip edilen balolar, kokteyller, kirli gecelerdeki insanlık dışı davranışlar,her türlü lüks yaşantı, köşk ve villalarda yaşamalar,çirkin seksi eğlenceler ve bolluk-refah içinde yaşama... Hepsi sefahattir.
İslâm Dini, kişinin nafakasından (Geçinmek için gerekli olan şeylerin tümü) fazla; yeme, içme, giyinme, yani mübrem ihtiyaçlarının dışında yapılan her türlü harcamayı sefahat ve israf kabul etmiştir.(4)
İslamiyet; emeği, devleti ve toplumu en kesin bir açıklıkla savunmuştur. Buna rağmen materyalist diktacı sosyalistlerin Dinimizi kabul etmemelerinin nedeni: sadece Tanrı’ya ve ahlâk’a inanmamalarındandır. Kapitalist ve liberallerin de İslâm ekonomisini kabul etmemelerinin nedeni; İslâm'ın yukarıda açıkladığımız sefahat ve lüks içinde yaşamayı red ettiğinden ileri gelmektedir.Çünkü burjuva (zenginler) sefahat ve lüks hayat yaşamayı ister ya da bu yaşantıya alışmıştır.Bu nedenle ; aslında İslâmi sistemin en büyük aleyhtarları , genelde liberal burjuva kesimidir.Yalnız; münafıklık edip İslâm görünürler.(İyilerini tenzih ederiz).
Tanrı, Kur’an’da, Mekke’nin kapitalist alçak burjuvası hakkında:
-Ya Muhammed! Onlar, aslında seni inkâr etmezler. Senin neyini inkâr edecekler?..(Yani Senin Peygamber olduğunu bilirler!)Ancak onlar, alışmış oldukları çirkap hayattan çıkmak istemedikleri için Seni yalanlar (Yani Sana karşı direnirler!) (Bakara 146, Nahl-107)
Buyurmaktadır.
Tanrı’ya ve özgürlüğüne inanan demokratik sosyalistlerin ise; bu Muhammedi ekonomik görüşe karşı geleceklerini zannetmek bile istemem!..
Evlenmede dahi mihirin (5) dışında, herhangi bir israfat (savurganlık) yapılmamasını emreder. Başlık, aşırı düğün masrafları gibi... Bunlar İslâm’da yoktur!
İslâm Dininde zekât, devletin olmayıp; fukaranın hakkıdır ve mecburidir.Bunu bizzat devlet tahsil edip (toplayıp) fakirlere dağıtır.
Hz. Ömer, Peygamber (a.s.v.) zamanında Zekât Tahsildarı idi.Hatta daha hurmalar yaş iken, onlara muhammen bedel (tahmini pay) attığı gerçeğini hiç kimse inkâr edemez!..(6)
Yukarıda sözü edilen üretim araçlarının gelirinin %10’u ve %20’si devletin, %80’i emekçilerin, işletenlerin hakkıdır. Netice olarak genel üretim araçlarının mülkiyetinin kıyas yoluyla; İslâm’da devlete ait olduğu ancak tasarruf ve gelirinin aşere-öşür (10’da 1’i, yani %10’u) ve humus’un (5’de 1’i, yani %20’si) fabrika ve tarım işçilerinden alınmak suretiyle kullanımlarının emekçilere, işçilere ve çiftçilere bırakılabileceği apaçık meydandadır. Bir ülkenin tüm yeraltı ve yerüstü Milli Gelirinin ve fabrikalarının gelirinin % 20’sinin “devleti ihya edeceği” şüpheden varestedir.
İslâm’ın hem ekonomik görüşünün teorisi, hem de pratiği Kur’an, Hadis, Dört Büyük Peygamber Halifesi Devri ile Hanefi büyüklerinden Muhammed, Yusuf’un ve Mâlik’in vb. ictihatları ile apaçık saptanmıştır. (Bkz. Kitab ül Haraç, İmam Muhammed).
Genel üretim araçlarının mülkiyetinin devletin elinde; gelir ve kullanımının emekçilerin, işletenlerin, çiftçilerin elinde olduğunu bir düşünelim... Emekçiler, üretim araçlarının “geliri kendilerine”ait olduğundan; hem “kişisel katkıda” bulunacaklar (yani kişisel çaba ve kabiliyetlerini kullanacaklar), hem de “çok çalışıp” , “çok kazanmak” isteyeceklerdir.
Bu durum hem emekçilerin, çiftçilerin “insanca”yaşamalarını, mutluluğa kavuşmalarını sağlayacak, hem de devlet, genel üretim araçlarının; yer altı ve yerüstü servetlerinin toprak ve fabrikaların gelirlerinin %20 ve %10’unu almak suretiyle (tarım ve tahıl kesiminin %10’u, Fabrikaların gelirinin %20’si) büyük bir “devlet gücüne” kavuşacaktır.
Bu suretle; içeride,”sosyal hizmetleri o ülkenin en ücra (uzakta, sapa) köşelerine kadar” götürebilme olanağını elde edecektir.
Dışarıda, “düşmana karşı büyük vurucu ve caydırıcı güce sahip” güçlü bir devlet kurabilecektir (Barış isteyen, savaşa hazır olacaktır).
Bütün kutsal değerlere ve kişinin vazgeçilmez düşünce, ifade özgürlüğüne saygılı olacak; kişi hür düşünüp, hür çalışabilecektir.
Hz. Muhammed’in (a.s.v.) Evrim Öğretisi :
Yüce Allah bildirmiştir:
“Külle yevmin hüve fi şa’n – Tanrı her an bir inkılâptadır” (Rahman-29)
Yüce Peygamberimiz (a.s.v.), “İki günü bir olan kişi ziyandadır” buyurmuşlardır. (7)
Öyleyse İslâm, skolâstik (tutucu) değil, her an ilerici, doğanın ve evrenin her an evrim yapıp tekâmülüne (olgunlaştığına) inanmaktadır. Bu durumda, İslâm, tekâmülün sonsuzluğunu kabul eder.Bu daimi ve sonsuz tekâmülün, olgunlaşmanın ilk habercisi de Hz. Muhammed Mustafa (a.s.v.) Efendimiz olmuştur.
İslâm’ın evrimci olduğu yukarıda sözü edilen Tanrı ve O’nun büyük Peygamberinin (a.s.v) kutsal sözleri ile 1400 yıl önce açıkça saptanmıştır.
Tanrı,
“Ve küli’l hakkü min Rabbiküm feme’n şâe fe’l yü’min ve men şâe fe’l yekfür – De ki ya Muhammed! Gerçek size Rabbınızdan gelmiştir (Kur’an-ı Kerim). İsteyen iman etsin, isteyen kâfir olsun!.. (Kehf-29)
Ve yine,
“Lâ ikrâhe fi’ddin – Dinde zorlama yoktur!” (Bakara-256)
Bir başka Âyette,
“Leküm diniküm veliyedin – Sizin Dininiz size, Benim Dinim Bana” (Kâfirun-6)
İşte fikir ve vicdan özgürlüğü budur.
(*) Bk. Kur’an-ı Kerim: Âraf-85, En’am-152, Hud-84-85, Şuara-182, Rahman-8-9. Âyetler.
(**)”İslâmiyette rahiplik (ruhbanlık) yoktur”.Bkz.Dipnot 168.
(***)Öşür:Zirai gelirlerin onda biri.
(1) Yüce Peygamberimiz (a.s.v.) buyurur:”Bir kimse yiyecek maddesini 40 gün saklayıp, onu sadaka olarak verse; yine de ihtikarının (karaborsa) günahına kefaret olmaz.” (Hz. Ali (k.v.)’den Deylemi; Enes r.a.’den Hatib)
(2)Suyuti, Camiussağir, C.2, S.385,Çev. A.Aydın, İst.-1977
Enes b. Malik r.a.’den, Bezzar ve Taberani.
(3) İbn-i Ömer r.a.’den, Selâmet Yolları, C.3, S.172.
Ayrıca İbn Mâce, Beyhaki ve Taberani.
(4)İslâmiyet, sefaheti şiddetle men ve reddedip, sufehanın malına
el koymayı önermiştir. Çünkü İslamiyet ; Milli gelirin, kişilerin kendi nefisleri için boşuna ve boş yerlerde tüketilmesini asla kabul etmez!İsraf haramdır (Dinin haram ettiği her şey ise israftır).
(5)Mihir: Boşanma olduğunda, kadına tanınan müddet sırasında, onun geçimini sağlayacak para.
(6)Bkz. İslâm tarihinde ilgili konu.
(7) Mevlâna, Mesnevi, C.6, S.432.
Not: Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler www.varliktanveriler.com sitemizde ‘’Sezarın Hakkı Sezara, Tanrının Hakkı Tanrıya (Hz.İsa’ya Atfedilen Sözler)’’isimli 68-1-2-3 nolu verileri okuyabilirler.
KAZIM YARDIMCI/ADIYAMAN
info@varliktanveriler.com
www.varliktanveriler.com
Yazan: İrem kılıc Tarih: August 7, 2006 01:00 PM
Gelin uydurma hadisleri,tasavvufu,falanca düşünürün sözlerini bir tarafa bırakalım ve dini yalnızca Allah'a özgüleyelim sevgili arkadaşlar.Bunun yolu da sadece ve sadece Kuran'a ,yani Allah'ın sözlerine yönelmekten geçiyor:
-Allah da onlara hem dünya nimetini verdi hem de ahiretin güzel sevabını verdi; öyle ya Allah güzel iş yapanları sever. (Ali İmran suresi 148. ayet)
- Bizi,doğru yola yönelt.nimet verdiklerinin yoluna ilet.(fatiha 5-6)
-Onlardan kimileri de "rabbimiz,bize dünyada da,ahirette de en hayırlısını,en güzelini ver,bizi ateşin azabından koru"der.işte bunlar kazandıkları şeylerden paylarını alırlar.(bakara) (Bu ayette de hem dünyada hem de ahirette güzellikleri isteyenlerin doğru yolda olduğu belirtiliyor)
-şeytan sizi kötülüğe çağırır,fakirlikle korkutur ve cimriliği emreder.Allah ise bolluk vericidir.Allah'ın ihsanı boldur,her şeyi O bilir.dilediğine Allah zenginlik ve bolluk verir.şüphesiz ki böyleleri büyük bir hayra ermiştir.aklı erenler bundan ibret alırlar(bakara)
-De ki "Allah'ın kulları için verdiği süslenecek şeylerle rızık olarak verdiklerinin temiz olanlarını kim yasak edebilir?"yine de ki "bunlar dünyadaki inançlı kişilerindir.ahirette ise yalnız onlarındır".ayetlerimizi anlayanlara bu şekilde açıklamaktayız.(araf süresi 32.ayet) (Bu ayette dünyadaki güzelliklerin aslında müminler için hazırlandığı söyleniyor.Ama bilindiği üzere bu dünyadaki nimetlerden inkarcılar da yararlanabiliyor.Ahirette ise yalnızca müminlerin yararlanacağı söyleniyor.)
-Ey inananlar!Allah'a ortak koşanlar pis insanlardır.bu yıldan sonra onları mescid-i haram'a yaklaştırmayın,yoksulluktan çekinirseniz bilin ki Allah,yakında sizi bol nimetleriyle zengin edecektir.Allah bilendir,hüküm ve hikmet sahibidir.(tövbe suresi 28. ayet)
-O Allah ki, yeryüzünde ne varsa hepsini sizin için yaratmıştır.(bakara 29)
-Ey insanlar!yeryüzünde bulunan rızıklardan helal ve hoş olarak yiyin(bakara 167)
-Allah seni öksüz bulup barındırmadı mı?yine seni şaşırmış bulup da doğru yola iletmedi mi?seni yoksul bulup zengin etmedi miduha suresi 6-7-8. Ayetler)(Burada dikkat edilirse önce istenmeyen,kötü durum,sonra da istenen güzel durumlar belirtiliyor.Öksüzlükten barınmışlığa terfi,şaşırmışlıktan doğru yola giriş ve en son olarak da fakirlikten zenginliğe yükselmek.)
-süleyman dua etti"ya Rabbim,beni bağışla.bana bundan sonra kimsenin erişemiyeceği saltanat ver.şüphesiz bütün muradları ihsan eden sensin."(sad süresi 35. ayet)(Ayrıca Süleyman peygamberin mal sevgisini Allah'ı anmak için istediği ve kimsenin erişemiyeceği bir saltanatın kendisine verildiği söyleniyor başka ayetlerde.)
"Allah,hiçbir şeye gücü yetmeyen,başkasının malı olmuş bir köle ile ,katımızdan kendisine verdiğimiz güzel rızıktan gizli ve açık olarak harcayan bir kimseyi örnek verir.bunlar hiç bir olurlar mı ? Nahl 75)
Evet burda da kimseye faydası dokunmayan fakir ve özgür olmayan bir kimseyle etrafına hayır işleyen ve zekat veren zengin ve özgür bir kimse kıyaslanıyor ve zenginlik üstün tutuluyor.
Bakara Suresi 265. Ayet: Allah'ın hoşnutluğunu aramak ve kendilerini veya bir kısmını Allah yolunda pay sahibi kılmak için mallarını harcayanların durumu ise bir tepenin üstünde bulunan, üzerine kuvvetli bir sağnağın yağıp meyvelerini iki kat artırdığı bir bahçenin durumuna benzer. Bir sağnak yağmazsa, ona mutlaka bir çisinti düşer. Allah, yaptıklarınızı gözetliyor.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 7, 2006 04:49 PM
Bu hafta ibrahim tatlısesin şovunda İbrahim Tatlıses konuklarına ve milyonlarca izleyicisine şöyle sesleniyordu:
''bırakın türbeleri-onlardan medet ummayı ne dilerseniz Allah'tan dileyin''
TABİİKİ ALLAH'TAN DİLEYECEĞİZ, ANCAK ALLAHIN SEVGİLİ DOSTLARINI- PEYGAMBERLERİNİ ALLAHA YAKIN BİLECEĞİZ VE SAYGI İLE HÜRMET EDECEĞİZ.BİZE HİMMET ETMELERİNİ DİLEYECEĞİZ.
İŞTE BİR REFORMİST DAHA. İBRAHİM TATLISES TE DİNİ FETVALAR VERMEYE BAŞLADI...
saygılar.
Yazan: Emrecan Aslaner Tarih: August 8, 2006 02:21 PM
Sevgili emrecan;peygamberlerin dışında kimin Allah'ın sevgili kulu olduğunu biz değil bir tek Allah bilebilir.Ayrıca ölmüş gitmiş insanları ortak koşmak şirkten başka birşey olmayacağı için bunun saygıyla da bir alakası olamaz.
Gerçekten peygambere saygı,ayetlere uymakla mümkündür.
Ben bir reformist değil tersine antireformistim.İslam'ın -Kuran'ın yalın katıksız halini savunuyorum.Reformist olanlar ise işte böyle çeşitli eklemeler ve hurafeler içinde olup dini farklılaştıranlardır.Değiştirenlerdir.
Hadisleri-tasavvufu,türbeleri,insanları ortak edinenler ultra reformistlerdir.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 8, 2006 02:53 PM
Sayın Emre Bey, aslında buradaki konu İslam KApitalizmle Bağdaşırmı ancak konular iç içe gelişiyor. Nerden nereye geliyoruz. İşte aşağıda sizinle bir yazıyı paylaşmak istiyorum.
Herşey iç içe, Esas sevgimiz varlığımızın kaynağı olan HAkkı arayışımız bizi konudan konuya dolaştırıyor. Kişisel çatışmalara girmek istemem. HAkkı konuşanlara bu yakışmaz diye düşünüyorum. Hakkı konuşmak ne güzel değilmi?
SİZE YİNE SAYIN KAZIM YARDIMCI'DAN BİR YAZI SUNUYORUM.
www.varliktanveriler.com dan alıntı.
“Ondan başka (İlâh diye) yalvardıkları şeyler, şefaat (gücüne ve yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilgi sahibi, Hakkı-Allah’ı görenler, şehid olanlar bunun dışındadır”. (Zuhruf: 86)
Hakka şehid olanlar, Hakkı-Allah’ı görenler ki, Onlar bilginlerdir. Hakkı, Rabbı bilenler, bunlar “Men Araf”ı bilenlerdir. Kendilerini- İnsanı bilmiş, Rablarını bilmişlerdir, Şehidler, zahiri bilim adamları değillerdir.
Allah’ı görenler (Hakka şehid), Batıni-Ledünni İlmi bilenlerdir. İşte bunlar, şefaat sahibidirler.
Putlar, Allah’tan öte, yalancı, uydurma ilahlar şefaat edemezler. Çünkü Kur’an’da geçen “min dunihi” ibareleri ile putlar, âliheler, uydurma ilahlar, yontma putlar, heykeller kastedilir. bunu bütün ulema (bilginler) kabul etmişlerdir.
“Min dunihi”, “Allah’tan öte”sinden kasıt, oyma putlardır. Oyma putlar için Allah, “Onlar size ne fayda verir, ne zarar”. Yani onlar canlı değildir. Onlardan kokmak, onlara tapmak, onları dost edinmek, onlardan şefaat ve yardım beklemek aptallıktır, cahilliktir, gafilliktir.
Zaten çok tanrılık, cehaletin ürünüdür. “Gökte de İlâh, yerde de İlâh O’dur (Allah)” İlâh birdir. 0 da Allah’tır. Gerçek İlâh, Allah’tır. Allah’tan başka ilâh yoktur. İlâh, AIlah’tır!.. (Zuhruf: 84)
Hazret-i Muhammed’in ve Ataları İbrahim ve İshak’ın, İsmail’in İlâhı’dır. Onların İlâhı olan Allah, Vâhid’dir - Bir’dir. Ve bizim de İlâhımızdır. “Biz bu putları mâbud ediniyoruz ki (yani ibadet ediyoruz ki) Allah’a yakın olalım... (Zümer: 3) Âyetini açtığımız zaman; burada müşriklerin putları mabud edindiklerini ve putlara ibadet ettiklerini, ifade ettiklerini görüyoruz. Halbuki hiçbir Müslüman, Enbiya’yı, Evliya’yı yani mürşidlerini mabud edindiklerini ne beyan ederler, ne onları Mâbud yani İlâh edinirler, ne de onlara ibadet ederler, ne de taparlar. Onlara saygı ve sevgileri; Allah’ın “Âlim”, “Ârif” ve “Kutsal Ruhunu” taşıdıkları içindir. Ve Onları “Mukarrebun” ,yani Allah’a yakın olan mukaddes Nebileri ve Velileri bilirler.
Müslümanların, tüm Tarikat-ı Muhammediye’ye Sâlik olan
dervişlerin Nebi ve Velilere saygısı, sevgisi, secdesi yani onları büyük bilip önlerinde saygı ile eğilmeleri; Onların beşeri (cesetlerine) yönlerine değil, Onların “Allah’a Ârif”, “Allah’a Âlim, Allah’a yakın olan Mukaddes Ruh’larınadır. Ruh ise Allah’ın Mukaddes Ruhu ve Kelimesi’dir. Emir ve Kelime ise Allah’tan öte ikinci bir vücud (nesnel varlık) olmayıp, Allahü Taâla’nın Mukaddes Emir ve Kelam Sıfatı’dır.
Ruh; Allah’ın cüzü, parçası değildir. Ruh; nesnel varlık değildir. Ruh, Allah’ın emridir. Allahu Taâla ise, “Kafirlerin Kur’an’a secde etmediğini” (İnşikak: 21) beyan etmektedir.
Yine Allahü Taala, “İblis’in de Âdem’e secde etmediğini” (Bakara: 34) beyan etmektedir. Âdem’den maksat; Âdem’in külli Esma’yı bilen (Bakara: 32) Âlim ve Ârif, Allah’ın emri olan Mukaddes Ruhunadır.
Ruh, Allah’ın emir ve kelimesi olduğu için aynen Kur’an gibidir.
Yani mahluk değildir. Hak’tan ayrı ikinci bir varlık da değildir. Tıpkı Kur’an-ı Kerim’in de Allah’ın emri ve kelimesi olarak mahluk olmadığı gibi. Kur’an Allah da değildir. Allah’ın sıfatıdır, Ruh’da Allah’ın sıfatıdır.
Allah’ın Sıfatına secde, Allah’ın Zâtınadır. Bir insan güneşin
ışıklarına yönelse, güneşten başka ikinci bir varlığa yönelmiş sayılmaz. Güneşin ışıksız görünemeyeceği ve bilinemeyeceği gibi, Allah’ın Zâtı da; Sıfatları olmadan bilinmez ve görülmez. Güneşin ışıklarına saygı, sevgi ve hayranlık, güneşin zatınadır.
Allah’ın sıfatlarına saygı,sevgi ve hayranlık da, Allahü Taâla’nın Zât-ı Pâki’nedir. Burada vasıta; herhangi bir çiğ ve cahil insan değil, Allah’ın Kutsal Ruhunu taşıyan Âlim ve Ârif İnsan-ı Kâmil’dir. Herkesin bedeni olduğu gibi, Peygamberlerin ve Velilerin bedeni de Âdem’in bedenidir. Âdem’in bedeni ise topraktır.
Cesetlere ve bedene secde şirktir. Cesetlere, rabıta da şirktir. Secde ve rabıta-bağlanmak, Allah’ın Kudsi Ruhunadır. Zira hiç kimsenin Ruhu, kendi Ruhu değildir. Ruh, Allah’ındır. “İnsana Ruhumdan üfürdüm”, “Ruh, Allah’ın emrinden” Âyetleri bunun delilidir.
Ayrıca yukarıdaki Âyette geçen, müşriklerin uydurduğu yalancı ilahlar, oyma putlar ve heykellerinin Allahü Taâla’nın Zâtı ve Sıfatı ile hiçbir ilişkisi yok ki, yalancı oyma putlara tapmakla insanlar Nur-u pâk olan Allah’ü Teâla’ya yaklaşmış olsunlar. Ama Kuran ile sabittir ki; Nebiler, Resuller ve Veliler zaten mukarrebun-Allah’a yakın’dırlar. Allah’ın sevdiği dostlarıdır. Allah’ın Enbiya ve Evliya ile ilişkisi vardır. Allah, Onları tanımakta ve yüceltmektedir.
“Vessabikunes Sabikun ülaike’l mukarrebun-Sabikler, Sabikler onlar mukarrebunlardır- Allah’a (en) yakınlardır”. (Vakıa: 11)
Allah’a en mukarrebun olanlar ise Allah’ın Nebileri ve Velileridir. Allah’ın yakınlarına yakın olan ise zaten bu suretle Allah’a yaklaşmış olur ve Ashab-ı Yemin olurlar. Salih mü’minler olurlar.
Nebilerin ve Velilerin Allah’la alakarının olmadığını, onların Kudsi Ruh taşımadıklarını, Onların muttaki olmadıklarını, onların Âlim olmadıklarını, onlara sevgi ve saygının Allah için olmadığını hiçbir müslüman iddia edemez ve bu hususda ellerinde hiçbir nas yoktur. Yani İslâmi bir delil gösteremezler.
Ama müşriklerin mâbud edindikleri o oyma put ve heykelden ibaret olan “sanem”lerinin -yalancı ilahların (uyduruk ilahlar), Allahü Teâla’nın Zâtı ile hiçbir alaka ve münasebetleri yoktur. Çünkü gerçek İlâh olan; Hz. Muhammed’in, Hz. İbrahim’in ve Müslümanların İlâhı olan Allah’tan başka ilah yoktur. Allah’ımız, Vahid’dir.
Onun için Müslümanların, Enbiya-Evliya ve İnsan-ı Kâmile olan sevgi, saygı, biat...tek kelime ile secdeleri yukarıda sözü edilen Âyette geçen müşriklerin durumuna benzetilemez. Ayrıca secde, ibadet anlamına değildir! Secdenin anlamı, Allah’ın yücelttiği Nebileri ve Velileri büyüklemektir. Allah ise en büyüktür. Allahu Ekber-Allah en Büyüktür.
“Refıüdderecat-Derecelerin en yücesi” (Mü’min-14) Âyeti de bunun delilidir. Allah, yüce dereceler olduğunu buyurmuş ve kendisinin, derecelerin “en üstünü” olduğunu bildirmiştir.
Ayrıca melei âla-yüksek meclisten, illiyyin ve illiyyundan sözetmektedir ki “illiyyin ve illiyyun” âliler yani üstünler; üstün-mukaddes varılıklar bulunduğunu beyan etmektedir. Allahü Teâla ise hem âlâ, hem âli, hem de “müteâl”dir. Yani alâlardan âlâdır.
Tetkik edilirse (araştırılırsa); bu İblis’in yoluna sapmış Âdem’e secde etmeyen, insana sevgisi olmayan ve daima Allah’ın Zâtını tenzih ile Enbiya ve Evliya’yı, yani Allah’a yakın olan mukarrebunları ve dolayısıyla insanı küçültenlerin zaten İslâm ilmi literatüründeki zatçılar yani mutezile oldukları, Allah’ın Sıfatlarını inkar edici oldukları apaçık ortadadır. Aslında bunlar Âdem’i, Enbiya’yı, Evliya’yı yani İnsan-ı Kâmil’i küçültmeye çalışanlar, Allah’ın mukaddes Sıfatlarını inkar edenlerdir. Allah’ın Sıfatını inkar, Zât-ı pâkini inkardır.
Hiçbir Maturidi ve Eş’ari, Allahın Sıfatlarını inkar etmez. Ehl-i Sünnet, Allah’ın Kelam Sıfatına inanır. Âdem’e üfürülen ruh ise Allah’ın Mukaddes Emri yani kelimesidir. Ehl-i Sünnet, Allah’ın Emir ve Kelam sıfatını inkar etmez. Allah’ın emir ve kelimesi, Allah’ın kelamıdır. Kelam ise Allah’ın “Kelam” Sıfatı’dır.
Eş’ari ve Maturidi, Allah’ın hem Zâtına hem Sıfatına inanır. Ve Velâyet-i Muhammedi’nin kıyamete kadar devam edeceğini beyan eder. Kerameti Evliya’yı ve Himmeti Evliya’yı kabul eder. Allah’ın çok çok zikredilmesinin farz olduğunu, Resulüllah’ın cemalini daima hatırda tutup, sevilmesini kabul eder. Hilye-i Resulullah vardır. Hilye-i Resulullah’ı düşünmek “rabıta”dır. (89) ve Resulullah’ın Velâyetinin Ehl-i Beytinde, mukarreb ashabında ve ümmetinde devam edeceğini bildirir. Ve Velâyet-i Muhammediye ise Allah’ın Velâyeti’dir.
Hz. Ali, Resulullah’ın Velâyeti’nin tamamını hamildir (taşır). Hz. Ebubekir ise Velâyet-i Muhammediye’den büyük pay almıştır. Tasavvuf ve Tarikat tarihi bunun şahididir.
Resulüllah’dan açılan bu iki mukaddes Velayet kapısı Hz. Ali ve Hz. Ebubekir’in en yüksek pirlikleri, diğer Evliyalarda ve pirlerde devam eder.
Bu yazdıklarımız ehli tasavvufun memduhları (övülenleri) ve Ehl-i sünnetin Gazali gibi gerçek bilginleri tarafından kabul edilmiş, beyan edilmiş ve müslümanlara önerilmiştir. (90)
Bunun dışındaki sözler; Enbiya, Evliya’yı özetle, Âdem’i, yani Ârif ve Âlim olan Mürşid-i Kâmil’leri tahfif edici (küçültücü), Allah’ı överek onları inkara çalışmaları; ayrıca bu konudaki beyanları (açıklamaları) hiçbir zaman Ehl-i Sünnet Âlimlerinin Maturidi, Eş’ari ve Selef-i Salihin’in yolunda olanların sözleri olamaz.
Güya tenzihçi ve tevhidçi geçinen bu Zâtçı’lar; en büyük olan Allah’ı savunur görünüp; Allah’ın yücelttiği büyük zatları (Nebileri ve Velileri) küçültmeye çalışanlardır. En büyüğe sarılıp, büyükleri inkar edenlerdi. Güneşi savunup, Ayı ve Yıldız’ı inkara kalkanlardır. (91)
Hz. Ali ve Hz. Ebubekir, Hz. Resulullah’ın iki büyük İlâhi Muhammedi ve Ruhani-Mânevi kapısıdırlar. Fizik ötesine bu iki yoldan geçilir. Bunları kapatmaya çalışanlar, üfürükleriyle Allah’ın Nurunu söndürmeye çalışanlardır!.. Bu yollar, Ruhanidir. Ruhaniliği kim yok edebilir?..
Allah, nurunu tamamlar.
Allah, bu Mukaddes Nurun tamamlanmasına yardım edenlerden, bu kapıları devam ettirenlerden razı olsun.
“Onlar Allah’dan, Allah da Onlardan razı” (Mâide :119)
“Veselâmün alel mürselin - Gönderilenlere selam olsun (Saffat: 181)
“Hamd, övgü Allah’ındır.” (Fatiha: 1) (Saffat: 182)
89) Hilye: Resulullah’ın (A.S.V.) Vechini ve Vücudunu anlatan, Hz. Ali’nin bildirdiğl tasvirdir.
90) Bkz. Alevi-Bekri bütün Tarikat pirlerinln söyledikleri, yazdıklarının yanı sıra Gazali’nin eserleri ve 1001 Hadis, Şemseddin Yeşil.
91) Ama bir gerçek vardır: Az ışığı sevmeyen, çok ışığı hiç sevmez. Nebiyi ve Veliyi tanımayan da Rabbı hiç tanımaz. Şeytanın durumuna düşer.
KAZİM YARDIMCI
www.varliktanveriler.com
info@varliktanveriler.com
Yazan: Emrecan Aslaner Tarih: August 9, 2006 12:24 PM
Sevgili Emrecan;
Konuyu başka noktaya getiren hatta kişisel bir ifade kulllanan sensin.Benim verdiğim ayetler tamamiyle konuyla ilgili idi.
Neyse şimdi verdiğin yazıya dönecek olursak;hayır sevgili dostum orada da çok tanrılı bir öğretinin islami bir maske takılarak insanlara yutturulmaya çalışılması söz konusu.
Hinduizmde,hristiyanlıkta ,kabalada ve diğer tüm ruhçu öğretinin bulaştığı inançlarda olduğu gibi tasavvufta da aynı şekilde kutsal insanlar türetme,tanrıya ortak olan ruhbanlar,evliyalar ve sözde ermişler çıkarma çabası insanların zaten tarihi karakterestiği.
Bir kimsenin cennete mi yoksa cehenneme mi gittiğini birtek Allah bilir.Veya sevgili kul mu değil mi...Bu yüzden terk edelim bu ortaklar edinmeyi ve putperest öğretilerin islam'a sızmaya çalışan versiyonlarını.Biz yalnızca Allah'ı Rab edinelim ve O'na yönelelim.Bırakın o veli zannettiğiniz kişiler eğer imtihanı başarıyla geçtilerse cennette zevkü sefea içerisinde,yok şeytanın oyuncağı olmuşlarsa cehennemde ızdırap ve feryat içinde yaşamaya devam etsinler.Buna karar verebilecek bir tek Allah'tır.
Aralarında gerçekten cennete gitmeye hak kazananlar varsa emin olun onların putlaştırılması en çok onları üzecektir.Saygı adı altındaki çaktırmadan şirke yönelme hinduizmde de aynı diğer dinlerde de.....
Biz müslüman olalım ve dini yalnızca Allah'a özgüleyelim.Pagan inançlardan gelme gelenekleri-öğretileri-hurafeleri söküp atalım.Sadece müslüman olanlardan olduk diyelim ve uydurduğumuz mezhepleri,hadisleri,öğretileri karanlık sayfalarda bırakalım.
Tabii ki bu da yalnızca Kuran'la mümkün.
Selam ve sevgiler.
Yazan: Emre_1974tr Tarih: August 9, 2006 01:40 PM
kardeşim İSLAMA EN UYGUN sistem
kurana bağlı islami sosyalizimdir
çünki paylaşım vardır
hristiyanların lanet kapitalizmi
nice yiğit insanları 3 paralık zalim kitapsız
her yanıyla ben olmuş vatan devlet ölmüş desen
canımmalım sağ olsun diyen ayılara
kul köle yapıyor.
nice yiğitleri maskara yapıyor
nice namuslu kadınları fahişe yapıyor
yani orman yasası BELGESEL
ALLAH BELASINI VERSİN BÖYLE SİSTEMİN
SİSTEMİN ADI. KRALKİTAPSIZ.
Yazan: kadir Tarih: October 22, 2006 01:50 PM
zekat hakkında benim fikrim,herkes adam gibi işni yapıp vergisini tam ödese vermeye bile gerek kalmaz diye düşünüyorum.ama adalet nerde varki .haksızlığın olduğu heryerde birileri ezilmek zorunda kalır bi anlamda bu haksızlıkların allahın emriyle giderilmesidir zekat.
Yazan: sibel Tarih: December 30, 2006 12:47 AM