« Karikatürler Üzerinden Medeniyetler Çatışması mı? | Ana Sayfa | 'İslami Kalvinizm' Tartışmasında Görülmeyen Nokta »

February 09, 2006

Kahire'de Din, Bilim ve Biyoetik Sempozyumu

Kahire sempozyumundaki oturumlardan biri
Dünya Sağlık Örgütü (WHO), Uluslararası Medikal Organizasyonlar Konseyi (CIOMS) ve İslami Medikal Bilimler Kuruluşu (IOMS) tarafından organize edilen ve Kuvyet Sağlık Bakanlığı'nın desteğiyle hazırlanan "İnsani Üreme ve Genetik Teknolojileri: Dini ve Seküler Perspektiflerin Karşılaştırılması" başlıklı uluslararası sempozyum, Mısır'ın başkenti Kahire'de gerçekleştirdi.

Dünyanın farklı ülkelerinden 40'tan fazla bilim adamının tebliğ sunduğu sempozyumda, Mustafa Akyol da Akıllı Tasarım teorisini anlatan bir konuşma yaptı. "Biyolojide 'Seküler Perspektif'i Yeniden Düşünmek: Materyalizmin Tekelinin Ötesi" başlıklı sunumun metnine İngilizce siteden ulaşabilirsiniz.

Yazan: WebMaster Tarih: February 9, 2006 07:55 PM

Okur Yorumları

(Not: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir.)

Mustafa bey,

Yazinizi bastan sona okudum; itiraz edecek fazla bir sey bulmadim ;-)

Bunun karsiliginda <g> sizden sadece asagidaki paragrafinizi orjinaline olabildigince sadik kalarak tercume etmenizi isteyebilir miyim.

Since there are no known natural mechanisms to explain the origin of biological complexity, we are justified to infer that they give the appearance of having been designed for a purpose because they were designed for a purpose. This is the basic tenet of the Intelligent Design theory and today it is pushing for a major paradigm shift in modern biology.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 9, 2006 09:12 PM

"Müzmin" bey,

Sizi kırmayayım:

"Biyolojik kompleksliği açıklayacak hiç bir bilinen doğal mekanizma olmadığına göre, onların (canlıların) tasarlanmış gibi durdukları, çünkü tasarlanmış oldukları sonucuna varmaya hakkımız var. Bu, AT teorisinin en temel argümanıdır ve günümüzde modern biyolojiyi bir paradigma değişimine zorlamaktadır.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 10, 2006 01:56 AM

Ben dilerseniz yapayım bir tercüme:

Biyolojik karmaşıklığın kökenlerini açıklayan herhangi bir doğal mekanizma bulunmadığından ötürü, bunların bir amaca yönelik olarak tasarlanmış olmaları nedeniyle, bunların sanki tasarlanmış gibi göründükleri sonucuna ulaşabiliriz. Bu, Akıllı Tasarım teorisinin temel prensibidir ve fünümüzde modern biyoljideki büyük bir paradigma değişimini zorlamaktadır.

çeviri hatasından ötürü mü kaynaklanıyor bilmiyorum ama:

"tasarlanmış olmaları nedeniyle bunların sanki tasarlanmış gibi göründükleri sonucuna ulaşabiliriz" ifadesi biraz döngüsel bir mantık gibi geldi bana.

ayrıca, daha da önemlisi sn. mustafa bey

"Biyolojik karmaşıklığın kökenlerini açıklayan herhangi bir doğal mekanizma bulunmadığından ötürü"

diyerek nihayet "yanlışlanabilir" bir premise ortaya koymuş (yanlış demiyorum, yanlışlanabilir. Bu nedenle kendisini tebrik ediyorum.

evrim teorisi zaten karmaşıklığın kökenini ve mekanizmasını açıklıyor. bunun delillerini ortaya koyuyor. bu nedenle akıllı tasarım teorisi yanlışlanmıştır.

sorun bence "akıllı tasarım-evrim" tartışmasının "bilimsel" değil, fazlaca "felsefi" bir zeminde süregitmesi.

Yazan: Yilmaz Tarih: February 10, 2006 02:58 AM

"...belli bir amaç için tasarlanmış gibi gözüküyorlar çünkü belirli bir amaç için tasarlanmışlar. AT'nin temel dogması (inancı) budur..."

Artık bunun üzerine yorum yapmaya gerek var mı?

Yazan: Anonim Tarih: February 10, 2006 09:55 AM

Sayın 'Anonim',

Büyük bir buluş yaptığınız ve AT'nın "dogmatik" olduğunu göstermiş olduğunuz kanısındasınız, sanırım. Metnin tümünü okusaydınız, ayrıca cümleyi de doğru tercüme etseydiniz, böyle düşünmezdiniz.

Buradaki yorum, Richard Dawkins'in "canlılar tasarlanmış gibi dururlar, ama aslında doğal mekanizmalarla üretilmişlerdir" iddiasına bir gönderme. Dawkins ve tüm Darwinistler bunu ileri sürüyor, ama modern biyolojinin ortaya çıkardığı kompleks sistemlerin kökenini açıklayacak doğal süreçler gösteremiyorlar. Onun için AT de diyor ki "canlıların tasarlanmış gibi durmalarının nedeni, gerçekten de tasarlanmış olmalarıdır."

Bunu daha açık anlatmak için şu örneği verebilirim: Mona Lisa tablosu tasarlanmış gibi durur, çünkü gerçekten de tasarlanmıştır. Birisi çıkıp "tasarlanmış gibi duruyor, ama aslında doğal, kör süreçlerin ürünü" derse, bu süreçleri göstermesi gerekir. Gösterirse, tasarım argümanını yanlışlamış olur.

Öte yandan Yılmaz Bey'in notu üzerine şu söyleyebilirim: Evet, AT elbette yanlışlanabilir bir teoridir. Kompleks biyolojik sistemlerin kökenini açıklayacak doğal mekanizmalar ortaya konursa, AT yanlışlanmış olur. Ama bunları ortaya koymak için, "doğal seleksiyon ve mutasyon her şeyi yaratır" gibi Darwinist bir iman ifadesini öne sürmek yetmiyor. Bunun gösterilmesi gerek. Ama ortaya böyle bir gösterme yok...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 10, 2006 11:22 AM

Sayın Akyol

Bana göre yaptığınız çeviride ufak ama önemli bir yanlış var. Bence gerçek Türkçe karşılığı şöyle:

Biyolojik kompleksliği açıklayacak bilinen hiçbir doğal mekanizma olmadığına göre, biyolojik kompleks yapıların bir amaç için tasarlanmış olduğu sonucuna varmaya hakkımız vardır, çünkü bir amaç için tasarlanmışlardır. Bu, AT teorisinin en temel inacıdır (dogmasıdır) ve günümüzde modern biyolojiyi bir paradigma kaymasına zorlamaktadır.

Yani AT'ciler kompleks yapıların doğal yollarla nasıl oluştuğunu açıklayamadıkları için veya nasıl oluştuğunun açıklanamadığını düşündükleri için doğal yollarla oluşmuş olamayacağı ve tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varıyorlar. Oldukça bilimsel, mantıksal ve rasyonel bir çıkarım olmuş. Tebrikler.

Ayrıca "tenet" için Encarta Sözlükte şu tanım var:

something accepted as important truth: an established fundamental belief, especially one relating to religion or politics

Yazan: Anonim Tarih: February 10, 2006 01:44 PM

Mustafa bey,

Charlie Chaplin'in, Charlie Chaplin'i kim daha iyi taklid ediyor yarismasinda dereceye bile giremedigi soylenir :-)

Sizin kendi metninizi tercumenizle ilgili boyle bir sey soylenebilir mi bilemem :-)

Since there are no known natural mechanisms to explain the origin of biological complexity, we are justified to infer that they give the appearance of having been designed for a purpose because they were designed for a purpose. This is the basic tenet of the Intelligent Design theory and today it is pushing for a major paradigm shift in modern biology.

Ben bunu, asagidaki sekilde tercume ediyorum --yani, Yilmaz beyin tercumesine bir hayli yakin.

Biyolojik kompleksiteyi aciklamak icin elde (bilinen) dogal bir mekanizmanin mevcut olmayisinin yanisira, bir amaca yonelik olarak tasarlanmislik goruntusu vermeleri yuzunden, bunun bir amaca yonelik tasarlanmis olduklarini cikarsamakta kendimizi hakli goruruz.

Zeki Tasarimin temel dayanagi budur ve bu cagdas biyolojide buyuk kavram degisikliklerine zorlamaktadir.

Paragraftaki ikinci cumleyi, bir hukuk metninde bile bulunmasini reva gormeyecegim turden zor anlasilan, birici cumleden ayirdim. Neyse.

Birinci cumlede soylenenleri ben soyle okuyorum: Bir hayli baktik, inceledik. Neyin nicin bu sekilde bir araya geldigini aciklayamadik. Ama, ortada bu var ve gercek. O zaman --bir [bu] amac icin-- tasarlanmis olduguna hukmektmek zorunda kaldik..

Bu da bir bakis acisi tabii ki.. Bu yontemle, gokyuzunde bulutlarin aradabir olusturduklari sekillerden insan yuzleri veya baska manali seyler cikarmanin bilimsel ve anlamli bir altyapisini olusturabiliriz galiba. Ne dersiniz? :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 10, 2006 02:43 PM

Mustafa bey,

Biyolojik kompleksligi acıklayacak hic bir bilinen dogal mekanizma yok diye bir sey yok.. Dogal secilim var.

Saka yapiyor olmalisiniz yok boyle bir sey. Eger ciddi ciddi bunlari soylediyseniz cok buyuk bir yanilgi icindesiniz. Vakit kaybetmeden bu makalenizi duzeltmenizi tavsiye ederim. Cok zor durumda kalabilirsiniz.

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 10, 2006 02:57 PM

Sayın Mustafa Akyol,

Kendi adıma konuşmam gerekirse İngilizcem yazınızı tercüme edecek kadar iyi değil.Belki de bu yazıyı okuyan bir çok kişinin de aynı şekilde... Rica etsem yazının tamamının tercümesini alabilir miyiz?

Selamlar...

Yazan: ceren Tarih: February 10, 2006 03:19 PM

Müzmin Bey,

Bulutların üzerinde tasarım vehmetmek, elbette yanlıştır. Zaten böyle bir tasarım iddiası, bulutların oluşumu sağlayan doğal süreçlerin gösterilmesi yoluyla, kolaylıkla yanlışlanabilir.

Kapadokya'daki peri bacalarını tasarım sanmak da yanlıştır.
Zaten böyle bir tasarım iddiası, bunları oluşturan doğal süreçlerin ortaya konmasıyla, kolaylıkla yanlışlanabilir.

Ama Nemrut dağının tepesindeki heykelleri doğal süreçlerin ürünü sanmak yanlıştır. Burada bir tasarım olduğu, bu heykelleri üretecek doğal süreçler olmadığının gösterilmesiyle, ortaya konmuş olur.

Soru, canlıların peri bacaları gibi mi, Nemrut dağının tepesindeki heykeller gibi mi olduğudur.

Darwin birincisini ileri sürdü. Ama bu iddiasını dayandırdığı mekanizma, yani doğal seleksiyon, aslında "indirgenemez kompleks" organları açıklayamıyor. Dolayısıyla bu organların kökeni için en tutarlı açıklama "tasarım."

"Tasarım nasıl tespit edilebilir" sorusunun cevabı için, AT'nin önde gelen teorisyenlerinden William Dembski'nin yazılarına bakabilirsiniz.


Ceren hanım,

Türkçe tercüme istediğinde haklısınız. Ancak kusura bakmayın, şu an vakit darlığı nedeniyle bunu yapma imkanım yok.

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 10, 2006 04:04 PM

Mustafa bey,

Bulutların üzerinde tasarım vehmetmek, elbette yanlıştır. Zaten böyle bir tasarım iddiası, bulutların oluşumu sağlayan doğal süreçlerin gösterilmesi yoluyla, kolaylıkla yanlışlanabilir.

Kapadokya'daki peri bacalarını tasarım sanmak da yanlıştır. Zaten böyle bir tasarım iddiası, bunları oluşturan doğal süreçlerin ortaya konmasıyla, kolaylıkla yanlışlanabilir.

Ama Nemrut dağının tepesindeki heykelleri doğal süreçlerin ürünü sanmak yanlıştır. Burada bir tasarım olduğu, bu heykelleri üretecek doğal süreçler olmadığının gösterilmesiyle, ortaya konmuş olur.

Hitchcock filmlerini aslinda cok da sevmem, ama, nedense ornek vermege sira gelince aklima cinayet sahneleri geliyor <BG> Soyle bir mizansen dusunuyorum:_

Yolda yururken, sokagi dondugumde bir de ne goreyim: Onumde bir insan yatiyor. Egilip bakiyorum, canli degil. Basinda, saclarinin arasinda saksi parcalari, toprak izleri filan var. Yan tarafta da paramparca duran saksi ve ortaliga dagilmis toprak ve cicekler.. bunlarda da kan izleri var.. Talishizlige bakin, ki, ortalikta baska in-cin yok; yani, gorgu sahidi de bulmam sozkonusu degil.

Bu kisi nasil o"ldu?..

Acaba, yukaridan birileri saksiyi basina dusurtecek sekilde mi itti (Tasarim); yoksa, ruzgar {veya oradan gecen bir kedi filan} mi dusurdu (Dogal surec)...

Manzaraya bizim de girdigimiz o 't' anindan oncesini bilmiyoruz. Fakat, bildigimiz baska seyler var:

Bir insanin, basina bir sey dusurulerek, oldurulebilmesi icin belli buyuklukte ve belli bir hizda (momentum) bir sey gerekiyor.

Bunu da basina isabet ettirmek icin iyi bir zamanlama zorunlu.

Atilan yer ile hedef arasinda da bunu engelleyecek bir seylerin olMAmasi da gerek sart..

Simdi.. Bunca seyi bir araya bir kedinin ya da ruzgarin getirmesi mumkun mudur; tabii ki degil..

Dolayisi ile bunu birilerinin taammuden yapmis olduguna hukmetmek zorundayiz.

Aferin bize. Cozduk. :-) Siz de cozduk diyorsaniz, ortada cok ufak, minnacik detay bir sorun var: kim yapti?

Bu son sorunun cevabini vereMEmekle, Evreka! yollari dar turkusunu cagirmak arasinda ben bir fark goremiyorum..

Soru, canlıların peri bacaları gibi mi, Nemrut dağının tepesindeki heykeller gibi mi olduğudur.

Canlilarin (fonksiyonel ve fiziksel acilardan) birbirlerine benzemezliklerini dikkate alirsaniz, peri bacalari cok daha akla yakin duruyor.. ;-)

"Tasarım nasıl tespit edilebilir" sorusunun cevabı için, AT'nin önde gelen teorisyenlerinden William Dembski'nin yazılarına bakabilirsiniz.

Cok fazla yazisi var.

Ancak kusura bakmayın, şu an vakit darlığı nedeniyle bunu yapma imkanım yok.

Vakit darligi, ya da vaktini nereye ayiracagi konusundaki oncelikler acisindan, size katiliyorum.

Dembski'nin hangi yazisina isaret ettiginizi soylerseniz onu okumaga calirim. Tamamini okumak mumkun, gerekli ya da sozkonusu olmasa gerek.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 10, 2006 05:32 PM

Müzmin bey,

Bu bilimsel bir mesele olduğu için, hangi açıklamanın "akla yakın" geldiğinden çok, eldeki bilimsel kanıtlara uygun olduğuna bakmak daha doğru olur.

Dembski'nin şu yazısına bakabilirsiniz:

http://www.designinference.com/documents/2002.10.logicalunderpinningsofID.pdf

Saygılar,

M.A.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 10, 2006 05:54 PM

Buradaki hiç kimse, -ki buna ben de, mustafa bey de dahil değil- evrim teorisini "bilimsel" olarak tartışacak düzeyde genetik ve biyoloji bilgisine sahip değil.

ancak ben şunu düşünüyorum: eğer ki günümüzde bilim dünyasının ezici çoğunluğu evrim teorisini bir gerçek olarak kabul etmişse, bunu "materyalist önyargı" veya "sekülarist dogmatizm" gibi komplo teorilerine bağlamak büyük bir yanılgıdır.

evrim teorisini kulaktan dolma bilgilerle çürüttüğünü sanan kişiler var. ve bu kişilere inanan daha büyük kitleler var.

kitleler bilimsel gerçeklere bakmıyorlar. olabildiğince basit, anlaşılabilir örneklerle ikna oluyorlar.

örneğin bir tartışmada bana bir kişi şöyle demişti: "bir protenin oluşma ihtimali 10 üzeri 23 'de bir iken sen hala nasıl evrim teorisini savunabiliyorsun?"

bu kişiye cevap verebilmek için önce genetik bilminin temellerini anlatmak gerekiyor.

örneğin östrojen molekülünün tüm canlılarda farklı mutasyonlar sonucu değişmiş formlarda bulunduğunu, ancak bunların yine de aynı işlevi görebildiğini, yeni işlevsel moleküllerin eskilerinden oluşabileceğini göstermeniz gerekiyor.

yani, sokaktaki adamın mantığıyla evrimi çürütmek kolay.

hele bir de bilim adamlarının sözlerini çarpıtarak kanıtlarınızı alıntılarla desteklerseniz oldu size 10 numara bilimsel bir makale!

ben evrimi çürüttüğünü söyleyen "CAFCAFLI" kitapları inceledim. çoğunun fikir akış şeması şöyle:

GİRİŞ:
-Evrim teorisinin tarihi, darwin ve lamarck'ın "çağdışı" teorileri

-evrim sahtekarlıkları (burada kağıttan düşmanlara olabildiğince vuruluyor)

GELİŞME:

-proteinlerin vs. evriminin çürütülmesi (elbette ki aşırı basite indirgenmiş modeller kullanılıyor)

-fosiller (burada alıntılar ön plana çıkıyor. 1471 gibi gerçek anlamda ara geçiş formu olan fosiller tamamen ya gözardı ediliyor veya keyfi olarak eksiksiz "insan" veya "maymun" yapılıveriyor!)

SONUÇ:

-tasarımdaki mükemmellik ön plana çıkarılıyor (tabii ki sonuç: "bunları ancak Allah yaratmış olabilir!")

-Evirm teorisinin dünyadaki tüm kötülüklerin temeli olduğu iddiası ortaya atılıyor, bu iddia yine çeşitli gudik alıntılarla destekleniyor (gerçekten komik! ama inanalar var sanırım??!)

-En sona da ayetler vs. konuluyor.

Bunlar şarlatanlıktan başka birşey değil.

zannedersiniz richard dawkins çaresizlik içinde evrimi reddetmiş!

Bütün bunlar tabii ki AT'ı çürütmüyor. sadece bakış açısındaki sakatlığı gözler önüne sermek istedim.

mustafa bey'in bahsettiği "indirgenemez karmaşıklık" örnekleri de çoktan çürütüldü. bakteri kamçısı, kan pıhtılaşması gibi behe'nin klasik örneklerinin cevapları verildi. talkorigins.org'da ilgilenenler okutabilir.

ancak bunları görmezden gelmek bir çözüm elbette. zaten inanmaya hazır kitleleri kolaylıkla ikna edebilirsiniz.

ayrıca ben AKıllı Tasarım teorisinin ne demek istediğini gerçekten kavrayamıyorum.

Mustafa bey lütfen açıklasın:

Eğer canlılar evrim geçirmediyse nasıl oldular?

merak ettiğim tek nokta bu.

Teşekkürler.

Yazan: Yilmaz Tarih: February 10, 2006 06:09 PM

önceki yazıma ek:

acaba Adem ile Havva'dan mi geldik,yoksa "tarihselcilik" bağlamında bunu da "UPDATE" edebilir miyiz?

teşekkürler.

Yazan: Yilmaz Tarih: February 10, 2006 06:20 PM

Mustafa bey,

Bu bilimsel bir mesele olduğu için, hangi açıklamanın "akla yakın" geldiğinden çok, eldeki bilimsel kanıtlara uygun olduğuna bakmak daha doğru olur.

Hmm.. pardon.. tabii ya.. Insan kendi anadilinde, Turkce, yazinca tercumede (!) cok sey kayboluyor..

Ingilizce yazsaydim ve 'akla yakin' demek yerine 'to justify' fiilini kullansaydim mesele kalmayacak ve mesele bilimsellige kavusacakti degil mi?

Pardon. Tekrar deneneyeyim:

Upon considering the dissimilarities (functional and physical) between and amongst the creatures, we are justified to infer that they give the appearance of having been through the same process as those of 'fairy chimneys'.

Dikkat ettiyseniz, 'we are justified to infer that they give the appearance of' kismi sizin Kahire'deki sunumdan birebir iktibas edilmistir.

Tek basina bu bile, o uzun cumlenin 'bilimsel' sayilmasi icin yeterli olur, eminim :-)

Ote yandan, verdiginiz linkte Dembski'nin PDF'ine baktim --kendisi bir suru yerden copy&paste yapmasina karsilik, PDF'in copy&paste'e karsi korunmus olmasini cok eglenceli buldugumu, bunu override etmek icin ekstradan 10 saniye daha harcamak zorunda kaldigimi ekleyeyim.

Son derece 'bilimsel' bir calisma... ama, size uyacagini hic sanmiyorum; cunku, bir suru yerde inference, induction, deduction, justification laflari icermesine ragmen bir sadece iki-uc yerde 'proof' ya da 'prove' lafi geciyor; onlar da negaif anlamda. 'Scientific proof' filan ise hic gecmiyor..

Bir ornek:

How can we see that specified complexity is a reliable criterion for detecting design? Alternatively, how can we see that the complexity specification criterion successfully avoids false positives —that whenever it attributes design, it does so correctly?

The justification for this claim is a straightforward inductive generalization: In every instance where specified complexity obtains and where the underlying causal story is known (i.e., where we are not just dealing with circumstantial evidence, but where, as it were, the video camera is running and any putative designer would be caught red-handed), it turns out design actually is present; therefore, design actually is present whenever the complexity specification criterion attributes design.

Ben bu adami sevdim yahu :-)

Uzun karmasik cumleler kullanarak dedigine bakin: Hikayenin tamamini biliyorsak, tasarim oldugunu goruruz turunden seyler soylemek her babayigidin harci midir.. degil tabii.. ama, diyebilen icin, dedigi anda.. sah ve mat! ;-)

Ama, o kucucuk detay soru hep baki:

-- [where is the] video camera [that was] running?
-- [who is that] putative designer [that was] caught red-handed?

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 10, 2006 07:43 PM

Bence William Dembski politikacı olmalıymış -belki de ilerde olacaktır kim bilir- çünkü çok konuşup hiçbir şey söylememek konusunda çok başarılı. Aslında nedense bu ID hareketindeki birçok kişinin ortak özelliği gibi gözüküyor. Neden acaba?

Yazan: Anonim Tarih: February 11, 2006 01:14 PM

Yılmaz Bey,


Yazdıklarınızın tamamına uzun uzun cevap vermek isterim ama inanın buna vaktim yok.Ataman Bey'de yukarıda bir yerlerde doğal seçilimi "hala" evrim girdisi olarak gösteriyordu.Şunu da belirteyim ki ben evrim teorisinin İslam'ın yaratılış kavramı ile çelişmediğini ve eğer evrim gerçekleşti ise de bunun ne İslam akaidi ile ne de herhangi bir Teistik inançla çelişmeyeceğini ve bu bağlamda Yaratıcı fikrini yanlışlayamayacağını düşünüyorum.


Şuradan başlayalım.Doğal seleksiyon'un hiçbir evrimleştirici gücü yoktur.Doğal seçilim uygun olmayanı eler ve türü dengede tutar. Dikkat, sadece dengede tutar,bu evrim değildir. Sanırım burada hemfikiriz.


Neo-darwinizmin evrimleştirici tek girdisi mutasyonlardır. Bu da sadece bir inançtır, çünkü şimdiye kadar "yararlı" hiçbir mutasyon tesbit edilememiştir.Ayrıca oluşacak micromutasyonların birbirlerinden haberdar olarak birike birike canlıların yapılarında amaca dönük oluşumları tam vaktinde ortaya çıkaracak şekilde "doğal" bir organize olma işlevleri de yoktur.Böyle bir senaryo akıl dışıdır.Ve sadece bir inançtır, hiçbir kanıtı yoktur.Zaten fosiller de böyle ufak değişiklerle aşamalı bir gelişim
göstermemektedir.


Ayrıca hem hücrenin kompleksliği ve hayatın başlangıcı, hem kambriyen patlamasında ki çeşitlilik hem de türlerin kökeni darwinist mekanizmalarla açıklanamamaktadır.Fosil kayıtlarında da darwinin öngördüğü şekilde bir evrim tüm araştırmalara rağmen doğrulanamamıştır.


Kısaca darwinist evrim hem mekanizmaları itibarı ile hem de fosil kayıtları bakımından doğrulanamamıştır.Dolayısı ile ancak salt metafizik bir inanç olarak kabul edilebilir.
Hiçbir yönden bilimsel değildir.

Bilimadamlarının büyük çoğunluğunun bu teoriyi kabul etmesine rağmen halen tüm dünyada keskin bir şekilde tartışılması da bu teorinin temellerinin bir türlü doğrulanamaması önemli rol oynamaktadır.Bunu gözardı etmemelisiniz.

Bilimsel paradigma kendine biçtiği aydınlanma sonrası tarif gereği doğada ki her türlü oluşumu "doğal" yollarla açıklamaya çalışıyor.Bu düşünce yöntemi ister istemez her türlü objeye materyalist bir gözle bakmayı gerektiriyor.


Ben yıllar önce darwinizmi araştırmaya başlarken ciddi olarak saygı duyduğum bir çok bilim adamının evrimle ilgili kitaplarını okudum.Ama bütün samimiyetimle söyleyeyim darwinizmin argümanları bana hayatı ve türlerin kökenini açıklamak için ikna edici hiçbir açıklama sunamadı.Bana göre yaptıkları tamamen felsefi bir takım çıkarımlar ve akıl yürütmelerle bir takım senaryolar üretmekten ibaret.Ve sonuç olarak hayalet bir teori oluşturuyorlar.


Zaten geçmişe dönük ve test edilemeyen bu teorinin en olası doğrulama yöntemlerinden biri olan fosil kayıtlarıda darwinistler için gerçekten kabul edemeyecekleri bir yaşam tarihi çıkarıyor.Marksizmi babasının dizinin dibinde öğrenen S.Gould'un öne sürdüğü "Kesintiye uğramış denge" adında insan aklına hakaret eden yeni bir takım çıkarımlar fosil kayıtlarındaki boşlukları açıklamaya, kayıtlardaki açmazlara cevap vermeye çalışıyor. Ama kesinlikle argümanı tutarsız hiçbir şekilde ikna edici değil aynı zamanda da tamamen felsefi bir çıkarım.


Siz madenm yaratılışçıların görüşlerini şarlatanca olarak nitelendiriyorsunuz o zaman darwinist mekanizmalar ile evrimsel bir gelişme sağlamalı,teorik olarak gelişim aşamaları saptayabilmeli ve bunu ilan etmelisiniz.Bunu yap(a)madan yaratılışçılara saldırmak aslen sizin de eleştirdiğiniz gibi kağıttan düşmanlara vurmaktır.

Canlılardaki bir takım benzerliklerden yola çıkarak bu bundan bu şundan evrimleşmiş olmalı demek yeterliş değildir.Bunun nasılı ortaya konulmadan ve teorik olarakta olsa gösterilemeden buna herkesin inanmasını beklemek saflık olur.Daha önce bu konuda tartıştığımız Da Vinci'ye söylediğimi size de söyleyeyim.Mesela bana Theropod dinazoraların ön kollarınının nasıl olupta aşama aşama Archæopteryx'in kanatlarına dönüştüğünü "teorik" olarakta olsa- bakın fosilden falan da vazgeçtim,çünkü böyle fosiller yok- gösterin.Pulların tüylere hangi aşamalarla dönüştüğünü,uçuş kaslarının nasıl oluştuğunu lades kemiğinin nasıl türediğini,kemiklerin içinin nasıl boşaldığını,sürüngen akciğerinin tek yönlü daimi nefes alış sağlayan akciğere nasıl dünüştüğünü ve rastgele mekanizmaların bu amaca dönük organları nasıl oluşturduğunu ve bu aşama aşama oluşum sırasında her aşamanın canlıya nasıl bir avantaj sağladığını anlatın.Archæopteryx'iş bilerek örnek verdim çünkü darwinistlerin nen iddialı fosili o dur.

Ayrıca indirgenemez kompleksliliklle ilgili söylediklerinize çok güldüm.Sizin cevap verildi dediğiniz makaleleri biliyorum.Unuttuğunuz şu ki bu cevap>/em>lara da hem Behe hem de Dembski tarafından birçok cevaplar verildi.Yani ortada verilen mukni bir cevap ve bitirilen tartışma yok.AT teorisyeni birçok bilim adamını bu kadar bilgisiz görmenizde ve/veya göstermek istemenizde oldukça şaşırtıcı ve üzücü.

Örnek vermek bakımından Matke'nin bakteri kamçısı ile ilgili verdiği cevabı mealen anlatayım:Matke bakteri kamçısının genlerine uygulanan bir takım mutasyonlar sonucunda kamçının yetersizde olsa halen işlev gördüğünü ve bu şekilde olmuş(!) olan bir takım mutasyonlarla kamçının bu hale gelmiş olabileceğini söylüyor.Şimdi bu cevap mıdır? Bu bence insan aklına saldırıdır.Eğer siz buna cevap diyorsanız ve tartışmanın bitirildiğine inanıyorsanız ben size hiç şey diyemem.


Açıklayıcı birşekilde anlatmak için kabaca şöyle söyleyeyim. Matke şunu demek istiyor:Bakın kaza yapan bir aracın direksiyonu yetersizde olsa halen dönüyor.Bu kazaların birikmesi ile sağlam bir direksiyon meydana gelebilir.Benim insan aklına saldırı dediğim ve salt felsefi inanç dediğim budur.Sizin atıfta bulunduğunuz ve "cevap" olarak nitelendirdiğiniz tüm makaleler bu tür saçmalıklarla doludur.


Açıklamaları kasıtlı olarak karmaşıklaştırarak veya sizin yaptığınız gibi "Sizin kafanız çalışmaz,evrim gerçekleşti ama bunu sizin kalın kafalarınıza anlatamıyoruz" demek ve sonuç olarak ortaya hiçbir kanıt sunamamak, hiçbir teorik model geliştirememek ve felsefi çıkarımlar yaparak herkesin bu ütopik hipoteze inanmasını beklemek hayalciliktir.


AT eleştirilsin.Ama bunun karşılığını çürük bir hipoteze bağlamayın.Eğer materyalistler bu canlılığa ve karmaşık mekanizmalara "doğal" bir açıklama bulamıyorlarsa bu AT'nin suçu değil.AT'ye saldırırken kendi "inancınızın" temellerine de dikkat edin.Size acil olarak 2. bir darwin lazım çünkü darwinizmin evrim mekanizmalarının yaşam tarihini açıklamadığı ortada.

Eğer "materyalizmin evrimden başka bir çaresi yok" diyorsanız o bizim veya bilimin değil materyalizmin sorunu. Daha hücrenin yapısında tıkanıp kalan ve bir cevap veremeyen bu hipoteze bu kadar bel bağlamak da hiç rasyonel değil..


Eğer evrim gerçekleşti ise ilk hücrenin oluşumundan kambriyen patlamasının kökenine canlı türlerin kökenlerinden karmaşık yapılarının oluşumuna kadar hangi "doğal" mekanizmalarla ve nasıl bir süreçle oluştuğunu bulalım,fosillerle belgeleyelim, kanıtlayalım ve inanalım.Ama eğer gerçekleşmedi ise zorla da gerçekmiş gibi göstermeye çalışmayalım.


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 11, 2006 04:20 PM

S.Öztürk:

Neo-darwinizmin evrimleştirici tek girdisi mutasyonlardır. Bu da sadece bir inançtır, çünkü şimdiye kadar "yararlı" hiçbir mutasyon tesbit edilememiştir.

Bence sizin bu düşünceniz bir inanç. Tüm mutasyonların zararlı olduğu, yararlı hiçbir mutasyon olmadığı mitine verilmiş cevap burda: http://www.talkorigins.org/indexcc/CB/CB101.html

Yararlı mutasyonlar olmakta ve gözlemlenmektedir. Yukardaki adrese bakarsanız bunları gösteren bilimsel makalelere atıflar yapıldığını görürsünüz.

S.Öztürk kabul edin ki sizinki bir inanç. Yararlı mutasyon olmadığı ve olamayacağı bir inançtır ama bilimsel olarak çürütülmüş bir inançtır.

Yazan: Anonim Tarih: February 12, 2006 03:17 AM

Sayın Anonim,


İsterdim ki yazdığım yazıdaki diğer argümanlara da bir cevap veresiniz.Çok vaktim yok ama madem sadece mutasyon konusunu yazdınız o halde bende buna cevap vereyim.

Verdiğiniz linkteki-bu talkorigins.org'da evrimin yılmaz ve gözü kapalı savunucusudur- atıfta bulunulan makalelerin ve referansların bir kısmını daha önce okumuştum.

Evrimsel literatürde çok meşhur olan "yararlı" mutasyon örnekleri bakterilerin antibiyotik direnci,mutant dört kanatlı meyva sinekleri ve son dönemlerde öne sürülen HIV virüsünün
evrimi gibi kalıplaşmış bir takım argümanlardır.

Bunlara uzun uzun cevap verilip tutarsızlıkları öne çıkarılabilir ama ben vaktim olmadığından "Amerikan Ulusal Bilimler Akademesinin Yanılgıları" adlı kitabtan alıntılar yardımı ile yanıtlamaya çalışayım:


Bakterilerin antibiyotiklere karşı zamanla bağışıklık kazandıkları bilinmektedir. Bu direncin işleyişi şudur: Antibiyotiğe maruz kalan bakterilerin büyük kısmı ölmekte, ama bazıları bu antibiyotikten etkilenmemekte ve bunlar hızla çoğalarak tüm popülasyonu oluşturur hale gelmektedirler. Böylece tüm popülasyon, antibiyotiğe dirençli hale gelmektedir.
Evrimciler ise, bakterilerin içinde bulundukları koşullara uyum sağlayarak evrimleştiklerini öne sürmektedirler. Oysa gerçek böyle değildir.


İsrailli biyofizikçi Prof. Dr. Lee Spetner, bu konuda en detaylı çalışmalara sahip kişilerden biridir. Prof. Spetner, bakteri bağışıklığının iki ayrı mekanizma ile sağlandığını ve bu iki mekanizmanın da evrime hiçbir katkı sağlamadığını anlatır. Prof. Spetner'ın sözünü ettiği iki mekanizma şöyledir;
1) Bakterilerde zaten var olan direnç genlerinin aktarılması ve

2) Mutasyon sonucunda genetik bilgi kaybına uğrayan bakterilerin antibiyotiğe dirençli hale gelmesidir.

Birinci mekanizma evrime delil değildir:

Prof. Spetner, 2001 tarihli bir makalesinde ilk mekanizmayı şöyle açıklamaktadır:

Bazı mikroorganizmalar, antibiyotiklere direnç sağlayan genlere sahiptirler. Bu bağışıklık, antibiyotik molekülünün formunu bozma veya onu hücreden dışarı atma sayesinde gerçekleşir. Bu genlere sahip olan organizmalar bunu diğer bakterilere transfer ederek onlara da bağışıklık kazandırabilirler. Bağışıklık mekanizması belirli bir antibiyotiğe yönelik olsa da, pek çok patojenik bakteri... farklı gen setleri edinmeyi ve çeşitli antibiyotiklere karşı bağışıklık kazanmayı başarmıştır.

Bu ise evrimin delili değildir ve Prof. Spetner bunu şöyle açıklar:

Antibiyotik bağışıklığının bu şekilde elde edilmesi... evrim için delil oluşturması beklenen mutasyonlar için bir prototip (örnek) oluşturmaz. Teoriyi (evrimi) sergileyen mutasyonlar, bakterinin genomuna bilgi ekleyen genetik değişiklikler değildir; bu değişiklikler aynı zamanda tüm biokozma (biyolojik dünyaya) bilgi eklemelidir. Genlerin yatay transferi, sadece, zaten bazı türlerde var olan genetik bir bilgiyi dağıtmaktadır.

Yani ortada bir evrim yoktur, çünkü yeni bir genetik bilgi ortaya çıkmamakta, sadece zaten daha önceden var olan bir genetik bilgi bakteriler arasında transfer edilmektedir

İkinci mekanizma da evrime delil değildir:

Bağışıklığın ikinci türü, yani mutasyon sonucunda ortaya çıkan bağışıklık da bir evrim örneği değildir. Prof. Spetner konuyu şöyle açıklar:

Bazen de bir mikroorganizma, tek bir nükleotidin (DNA basamağının) rastlantısal olarak yer değiştirmesi sonucunda bir antibiyotiğe karşı bağışıklık edinir... İlk kez Waksman ve Albert Schatz tarafından 1944'de rapor edilen Streptomisin (Streptomycin), bakterilerin bu yolla bağışıklık kazanabildiği bir antibiyotiktir. Ama her ne kadar geçirdiği mutasyon, streptomisinin varlığı durumunda mikro organizmaya yararlı olsa da, yine de bu, Neo-Darwinist teori tarafından ihtiyacı duyulan mutasyon türü için bir örnek oluşturmaz. Streptomisine bağışıklık sağlayan mutasyonun etkisi ribozomda ortaya çıkar ve bu mutasyon, antibiyotik molekülü ile ribozom arasındaki moleküler eşleşmeyi bozar.

Spetner, bu olayı Not By Chance isimli kitabında kilit-anahtar ilişkisinin bozulmasına benzetmektedir. Streptomisin, bir kilide birebir uyan bir anahtar gibi, bakterilerin ribozomuna yapışır ve bu rizobomu etkisiz hale getirir. Mutasyon ise ribozomun şeklini bozmakta ve bu durumda streptomisin ribozoma yapışamamaktadır. Bu, "bakteri streptomisine karşı bağışıklık kazandı" gibi yorumlansa da, aslında bakteri için bir kazanç değil kayıptır. Spetner üstteki satırlarına şöyle devam eder:


e-coli bakterisinin DNA'sı Ortaya çıkmaktadır ki, (ribozomun yapısındaki) bu bozulma, bir spesifiklik (belirli bir işe göre özelleşme) azalması, yani bir enformasyon (bilgi) kaybıdır. Asıl nokta şudur ki, (evrim) bu gibi mutasyonlar ile sağlanamaz, bu mutasyonlar ne kadar çok olursa olsun. Evrimin, spesifikliği azaltan mutasyonlarla inşa edilmesi mümkün değildir.

Konunun özeti şudur: Bakterinin ribozomuna isabet eden bir mutasyon, bu bakteriyi streptomisine karşı dirençli hale getirebilmektedir. Ama bunun nedeni, mutasyonun ribozomu "bozması"dır. Yani bakteriye bir genetik bilgi eklenmemektedir. Aksine ribozomunun yapısı bozulmaktadır, gerçekte bir anlamda bakteri "sakat" hale gelmektedir. (Nitekim bu mutasyonu geçiren bakterilerin ribozomunun normal bakterilere göre daha verimsiz olduğu belirlenmiştir.) Bu "sakatlık", ribozoma yapışacak şekilde bir tasarıma sahip olan antibiyotiği engellediği için, ortaya "antibiyotik bağışıklığı" çıkmaktadır.

Sonuçta ortada "genetik bilgiyi geliştiren" bir mutasyon örneği yoktur ve bakterilerdeki bağışıklık mekanizmaları evrim teorisine delil oluşturmaz. Prof. Spetner evrim teorisinin ihtiyacı olan mutasyonların hiçbir zaman gözlemlenmediğini şöyle açıklar:

Makroevrimin ihtiyaç duyduğu mutasyonlar hiçbir zaman gözlemlenmemiştir. Neo-Darwinist teori tarafından ihtiyaç duyulan rastlantısal mutasyonları temsil edebilecek, moleküler düzeyde incelenmiş hiçbir mutasyonun genetik bilgi eklediği görülmemiştir. Araştırdığım soru "gözlemlenmiş mutasyonlar, teorinin destek bulmak için ihtiyaç duyduğu mutasyonlar mıdır" sorusudur. Cevap "HAYIR" çıkmaktadır.

Sanırım bu kadar açıklama bakterilerin antibiyotik direncinin evrim lehine herhangibir kanıt oluşturamadığını göstermeye yetmiştir.

İkinci olarak morfolojik "yararlı" mutasyonlara örnek verilen Drosophila melanogaster (meyve sinekleri) örnekleridir.Meyve sinekleri evrimciler açısından aslında yüz karasıdır ama ne hikmetse ellerinde başka örnek olmadığından olsa gerek sürekli öne çıkarılmaktadır.

Drosophila'ya uygulanan birçok mutasyondan birinde, gerçekte iki kanatlı olan meyve sineği ikinci bir çift kanada sahip olmuştur. 1978 yılından bu yana bu 4 kanatlı meyve sineği ders kitaplarında ve diğer evrimci yayınlarda oldukça popüler olmuştur.


Meyve sineklerine uygulanan mutasyonlarda, bu sinekler fazladan iki kanat sahibi olmuşlardır. Ancak, evrimcilerin belirtmekten kaçındıkları nokta, bu ekstra kanatların uçuş kaslarından yoksun olmaları ve bu nedenle sineğin uçuşunu önemli ölçüde engellemeleridir. Dolayısıyla söz konusu mutasyonlar, bu sineği geliştirmemiş, onu özürlü yapmıştır.


Dolayısıyla bu meyve sinekleri sakattırlar, çünkü kanatlar uçmalarını ciddi şekilde engellemektedir. Bu nedenle çiftleşmek için de güçlükçekmektedirler. Doğaya bırakıldıklarında ise yaşayamamaktadırlar. Amerikalı biyolog Jonathan Wells, Icons of Evolution adlı önemli kitabında, diğer bazı klasik Darwinist propaganda malzemeleri ile birlikte 4 kanatlı meyve sineklerini de inceler ve bu örneğin gerçekte evrim teorisi için hiç bir kanıt oluşturmadığını detaylarıyla açıklar.

Gerçekte 20. yüzyıl boyunca mutasyona uğratılan meyve sinekleri evrim için bir kanıt değildirler ve bunu evrimciler de kabul ederler. Gordon Taylor şöyle demiştir:

Bu çok çarpıcı ama bu kadar da gözden kaçırılan bir gerçektir: Altmış yıldır dünyanın dört bir yanındaki genetikçiler evrimi kanıtlamak için meyve sinekleri yetiştiriyorlar. Ama hala bir türün, hatta tek bir enzimin bile ortaya çıkışını gözlemlemiş değiller.

Prof. Michael Pitman ise Adam and Evolution adlı kitabında, şu yorumu yapmıştır:

Sayısız genetikçi meyve sineklerini nesiller boyunca sayısız mutasyonlara maruz bıraktılar. Peki sonuçta insan yapımı bir evrim mi ortaya çıktı? Maalesef hayır. Genetikçilerin yarattıkları canavarlardan sadece pek azı beslendikleri şişelerin dışında yaşamlarını sürdürebildiler. Pratikte mutasyona uğratılmış olan tüm sinekler ya öldüler, ya sakat kaldılar ya da kısır oldular.

Sonuç olarak, ne meyve sinekleri, ne bakterilerin antibiyotik direnci evrimcilere bir delil oluşturmamaktadır. Dolayısıyla evrimcilerin mutasyonların evrimin sebebi olduğu iddiası bilimsel olarak hiçbir delile dayanmamaktadır.

Son olarak atıfta bulunduğunuz linkteki makalelerden birinde bahsedilen HIV virüsü evrimi konusunu ele alayım:

HIV virüsünün çok hızlı mutasyon geçirdiği doğrudur, ancak bu virüsün çok fazla mutasyon geçirmesi onu başka bir canlı yapmamaktadır, HIV virüsü yine HIV virüsü olarak kalmaktadır. Biyoloji profesörü Michael Behe, evrimcilerin HIV virüsünün mutasyona uğramasını evrim olarak nitelendirmesini şöyle eleştirmektedir:

Görüyorsunuz HIV mutasyona uğruyor ve ilaçlara dirençli hale geliyor, böylece evrim gerçekleşiyor! Başka soruya ne gerek var? Ancak bu programı (bu iddianın yer aldığı PBS televizyonundaki programı) izleyen hiç kimse, milyonlarca hastada yer alan olağanüstü sayıda virüs parçacıklarının defalarca mutasyona uğramalarına, aralarında acımasız bir rekabet olmasına ve doğal seleksiyonun etkisine rağmen hala HIV virüsüne sahip olduğumuzun, çok farklı bir virüsün oluşmadığının farkında değildi. Öyle ise bu doğal seleksiyonun sınırsız olasılıklarını değil de, sınırlarını mı göstermektedir? Ve bir virüste meydana gelen basit bir ilaç direncine bakarak, olağanüstü kompleks biyolojik özelliklerin zaman içinde oluşacağı varsayımında bulunabilir miyiz?

Tıp doktoru Carl Wieland ise "Has AIDS Evolved?" (AIDS Evrimleşti mi?) başlıklı makalesini şöyle bitirmektedir:

Bu makalenin başlığında sorulan sorunun cevabı şudur: virüsler çok fazla değişebilirler ve AIDS virüsü bulaşıcılığını değiştirmiş olabilir, ancak bu tür değişikliklerin, nitelik veya yön olarak, virüsü tamamen yeni ve daha kompleks bir organizmaya dönüştürecek değişiklikler olmadığı kesindir. Bu anlamda, AIDS evrimleşmemiştir.


Kaldı ki zaten asıl tartışılan microevrimin -ki buna evrimciler bu ismi takıyor aslen olan tür içi çeşitlenme yani varyasyondan başka birşey değildir- macroevrime yol açıp açmayacağıdır. Microorganizmaların tür içindeki bazı genetik değişikliklerinin zamanla bir türü başka bir türe dönüştürdüğü görülmemiştir.Evrimciler buna sadece "inanırlar" Böyle bir değişim şimdiye kadar gösterilememiştir.

Nitekim, "mikro evrim" adını verdikleri varyasyonların yeni canlı sınıflamaları oluşturamadığını, yani "makro evrim" sağlamadığını günümüzde evrimci otoriteler de kabul etmektedir. Evrimci biyologlar; Scott Gilbert, John Opitz ve Rudolf Raff, Developmental Biology dergisinde yayınlanan 1996 tarihli bir makalelerinde bu konuyu şöyle açıklarlar:

"Modern sentez (neo-Darwinist teori) önemli bir başarıdır. Ancak, 1970'lerden başlayarak, çok sayıda biyolog bunun açıklayıcı gücünü sorgulamaya başlamıştır. Genetik bilimi, mikro evrimi açıklamak için yeterli bir araç olabilir, ama genetik bilgi üzerindeki mikro evrimsel değişiklikler, bir sürüngeni bir memeliye çevirebilecek ya da bir balığı amfibiyene dönüştürecek türden değildir. Mikro evrim, sadece uygunların hayatta kalması kavramına yardımcı olabilir, uygunların oluşumunu açıklayamaz. Goodwin'in 1995'te belirttiği gibi, "türlerin kökeni, yani Darwin'in problemi, çözümsüz kalmaya devam etmektedir."


Kısa lafın uzunu sizin "inanç" dedğiniz Yaratılış evet bir inançtır, çünkü Yaratılış anı gözlemlenemez ama mekanizmalar gözlemlendiğinde ve bunların ortaya çıkışları doğal yöntemlerle anlaşılamadığında ortada açıkça "tasarım" olduğunu görürüz.Aynı mantıkla düşündüğümüzde evrim de bir inançtır.Çünkü o da aynen Yaratılış gibi gözlemlenemez.Doğal yöntemlerle canlılık ve türlerin çeşitliliği açıklanamadığına göre evrim düşüncesi AT ile karşılaştırıldığında benim açımdan dogmatik metafizik bir inanç olarak görülmektedir.Rasyonaliteye , Aklın hakemliğine başvurduğumda AT galip gelmektedir.Benim açımdan mesele budur.

Eğer dilerseniz hayatın başlangıcı,hücrenin oluşumu kambriyen patlaması,canlı türlerinin kökenleri,fosil kayıtları,sözde ara-formlar ve indirgenemez komplekslik konusunda da tartışabiliriz.

Yordum sizi kusura bakmayın,

Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 12, 2006 03:16 PM

S.Öztürk

Harun Yahya'nın kitabından copy/paste yapınca iş bitiyor sanıyorsunuz heralde. Prof. Lee Spetner ha? Prof olduğuna emin misiniz? Yoksa klasik bir Harun Yahya yalanı mı? Bir insan neden Dr. Lee Spetner yerine Prof. Lee Spetner yazar? Belki hiç önemli birşey değil ama neden yapar? O kişiyi daha değerli, üstün göstermek için mi düşüncelerinin kesin doğrular falan olduğunun düşünülerek iddiasının kabul edilmesini mi? Her neyse önemli değil. Harun Yahya işte. Adamın işi bu.

Information Theory and Creationism: Spetner and Biological Information

The Evolution of Improved Fitness: Correspondence with Critic Lee Spetner

Spetner'ın Not by Chance kitabındaki birçok yanlış için tukardaki yazıları okuyabilir. Ayrıca mutasyonlarla ilgili yanılgılarınızdan kurtulmanız için

Are Mutations Harmful?

The Evolution of Improved Fitness By Random Mutation Plus Selection

Examples of Beneficial Mutations and Natural Selection

Examples of Beneficial Mutations in Humans

yazılarını da öneririm.

Yani size uzun hiçbir şeyi açıklama gibi bir derdim yok. Ben yazıları veririm işinize geliyorsa okursunuz ve gerçek sandığınız şeylerin yanlışlığını görürsünüz. Lee Spetner fizikçidir, informasyon teoristidir. O kitabında birçok yanlışı var ve bunlar biyolojiyle alakalı insanlar tarafından ortaya çıkarılıyor. Kaynakları da verdim. İster okursunuz ister dogmalarınıza sığınmaya devam edersiniz. İnancınıza karşıacak değilim.

Ama şunu unutmayın: Yararlı mutasyonlar olmadığı bir mittir ve bilimsel olarak yanlıştır ve çürütülmüştür. Yararlı mutasyonlar olmadığı ve yaşam mücadelesinde canlılara fayda sağlayamayacağı sizin bir inancınızdır ama yanlışlığı kanıtlanmış bir inançtır. Spetner'ın kitabında bahsettiği mutasyonların bilgi artışına sebep olmadığı da inançtır ama yanlışlığı gösterilmiştir (yukarda verdiğim ilk linkteki yazıda buna uzunca değiniliyor).

Yazan: Anonim Tarih: February 13, 2006 10:10 PM

Sayın Anonim,


Mal bulmuş mağribi gibi Lee Spetner'in akademik ünvanına takılacağınıza söylediği argümanlara açıklayıcı cevap vermeniz gerekir.Akademik unvanın yanlış yazılması bence kasıt değil ihmaldir, çünkü aynı sayfanın başlangıcında Dr.Spetner ifadesi geçmektedir. Muğlak ifadelerle ve çevir kazı yanmasın usulu kaçamak cevaplarla dolu ama işin özünde hiçbir cevap sunmayan felsefi çıkarımlarla soslanmış makaleleri link vereceğinize birkaç paragraf "cevap" vermeyi deneyin.


Ona mit buna dogma diyerek kendi inancınızı dogmalaştırdığınızın farkında değil misiniz ?
Yanılıyor olabilirim ama uslubunuzu da daha önce bu konuda tartıştığım Da Vinci'ye benzettim.Da Vinci ile yarım kalan tartışmayı devam ettirmek isteğiniz anlaşılıyor.(Yarım kalmıştı çünkü sorduğum sorulara cevap vermeden tartışmamız bitmişti.)Gerçi son paragrafımda ki sorularıma herhangi bir atıf yok ama yazıma verdiğiniz cevap bu izlenimi veriyor.


Evrimcilerin herzaman yaptığı demagojilere sizinde başvurduğunuzu görüyorum.Madem yazıma cevap yazma nezaketinde bulundunuz alıntıladığım diğer bilimadamlarının sözlerine de mutlaka bir cevabınız vardır.İsterseniz tekrarlayalım:


HIV evrimi senaryosu ile ilgili Behe'nin görüşü:

Görüyorsunuz HIV mutasyona uğruyor ve ilaçlara dirençli hale geliyor, böylece evrim gerçekleşiyor! Başka soruya ne gerek var? Ancak bu programı (bu iddianın yer aldığı PBS televizyonundaki programı) izleyen hiç kimse, milyonlarca hastada yer alan olağanüstü sayıda virüs parçacıklarının defalarca mutasyona uğramalarına, aralarında acımasız bir rekabet olmasına ve doğal seleksiyonun etkisine rağmen hala HIV virüsüne sahip olduğumuzun, çok farklı bir virüsün oluşmadığının farkında değildi. Öyle ise bu doğal seleksiyonun sınırsız olasılıklarını değil de, sınırlarını mı göstermektedir? Ve bir virüste meydana gelen basit bir ilaç direncine bakarak, olağanüstü kompleks biyolojik özelliklerin zaman içinde oluşacağı varsayımında bulunabilir miyiz?


Tıp doktoru Carl Wieland ise "Has AIDS Evolved?" (AIDS Evrimleşti mi?) başlıklı makalesini şöyle bitirmektedir:


Bu makalenin başlığında sorulan sorunun cevabı şudur: virüsler çok fazla değişebilirler ve AIDS virüsü bulaşıcılığını değiştirmiş olabilir, ancak bu tür değişikliklerin, nitelik veya yön olarak, virüsü tamamen yeni ve daha kompleks bir organizmaya dönüştürecek değişiklikler olmadığı kesindir. Bu anlamda, AIDS evrimleşmemiştir.


Evrimci biyologlar; Scott Gilbert, John Opitz ve Rudolf Raff, Developmental Biology dergisinde yayınlanan 1996 tarihli bir makalelerinde bu konuyu şöyle açıklarlar:

"Modern sentez (neo-Darwinist teori) önemli bir başarıdır. Ancak, 1970'lerden başlayarak, çok sayıda biyolog bunun açıklayıcı gücünü sorgulamaya başlamıştır. Genetik bilimi, mikro evrimi açıklamak için yeterli bir araç olabilir, ama genetik bilgi üzerindeki mikro evrimsel değişiklikler, bir sürüngeni bir memeliye çevirebilecek ya da bir balığı amfibiyene dönüştürecek türden değildir. Mikro evrim, sadece uygunların hayatta kalması kavramına yardımcı olabilir, uygunların oluşumunu açıklayamaz. Goodwin'in 1995'te belirttiği gibi, "türlerin kökeni, yani Darwin'in problemi, çözümsüz kalmaya devam etmektedir."


Bu satırların yazarlarına da mutlaka bir cevabınız olacaktır.

Microorganizmalardaki, canlıya dolaylı yollardan bazı faydalar sağlayan mutasyonları sizler "faydalı mutasyonlar" olarak adlandırıyorsunuz.Bir an için sizin görüşünüzü kabul etsek ve "faydalı mutasyon" oluşabilir desek bile problem yine çözümsüzdür.

UBA yanılgılarından devam edeyim;

Spetner, söz konusu kitabında evrimci otoritelerin verdikleri (mutasyon frekansı ve tüm mutasyonlar içinde "faydalı mutasyon" oranı gibi) rakamları kullanarak, bir türün bir başkasına dönüşmesinin mümkün olup olmadığını çok detaylı bir biçimde hesaplamıştır. Spetner'ın yaptığı bu hesabın sonucu ise çarpıcıdır: İmkansız! Eğer, gözlem ve deneylerimizde yeri olmayan "faydalı mutasyonların" varlığını teorik olarak kabul etsek bile, bunların belli bir canlı türünde art arda ve ayrı doğrultuda birikmesi, başka mutasyonların getireceği dezavantajlar nedeniyle elenmeden kalması ve bu süreç sonucunda yepyeni bir canlı türünün çıkması, imkansızdır.


Spetner'in bu hesabına "tatmin edici" bir cevap verebilen evrimci ise olmamıştır


Sizin linkini verdiğiniz makaleler de dahil..


Zaten asıl tartışılan microevrim değil bu microevrimin macroevrime yolaçıp açmayacağıdır.
Bunun ne fosillerde,ne genetikte ne de teoride hiçbir kanıtı yoktur,evrimciler sadece bu geçişlerin olduğuna "inanırlar"


S.Gould'un "kesintiye uğramış denge" dediği türkçeye (!) "sıçramalı evrim"olarak çevrilebilecek saçmalık bu zorluğu aşmak için uydurulmuş bir hezeyandır.Başlangıçta pek kabul görmemesine rağmen canlılardaki aşılamaz boşluklar ve hırçın fosil kayıtları son zamanlarda bilimadamlarını bu teoriye sığınmaya mecbur bırakmıştır.


Birçok evrimci biyolog bunu kanıtlamak için kafalarını patlatırken sizin bunu kanıtlanmış edası ile sunmanız çok şaşırtıcı.Mitlere dogmalara sığınanın hangi taraf olduğu bu tip düşüncelerle daha iyi anlaşılıyor.

Dogma değil bilimsel gerçek diyorsanız daha önce Da Vinci'ye sorduğum şu soruyu bir zahmet link falan verip kalabalığa getirmeden cevaplayıverin:

Soru:

Theropod dinazoraların ön kollarınının nasıl olupta aşama aşama Archæopteryx(*)'in kanatlarına dönüştüğünü "teorik" olarakta olsa- bakın fosilden falan da vazgeçtim,çünkü böyle fosiller yok- gösterin.Pulların tüylere hangi aşamalarla dönüştüğünü,uçuş kaslarının nasıl oluştuğunu lades kemiğinin nasıl türediğini,kemiklerin içinin nasıl boşaldığını,sürüngen akciğerinin tek yönlü daimi nefes alış sağlayan akciğere nasıl dünüştüğünü ve rastgele mekanizmaların bu amaca dönük organları nasıl oluşturduğunu ve bu aşama aşama oluşum sırasında her aşamanın canlıya nasıl bir avantaj sağladığını anlatın.

(*)Archæopteryx'iş bilerek örnek verdim çünkü sizin en iddialı ara-geçiş fosiliniz o dur.Diğer türlerden isterseniz soruyu değiştirebilirim.


Basit bir antibiyotik direncine bakarak olağanüstü komplekslikteki organizmlaların aynı yöntemle oluştuğuna inanıp ahkam kesmek kolaydır.


Zor olan bunu akıl sınırları içinde teorik olarak gösterip açıklayarak isbat etmektir.Bu yapılmadan veya materyalist bir takım felsefi çıkarımlar yaparak, "böyle olmuş olmalı,şöyle olduğu sanılıyor" diyerek karşı tarafı dogmatik olmakla suçlamak yanlıştır.


Daha öncede söyledim ben yeminli evrim düşmanı değilim.Evrim eğer isbatlanabilirse ya da çok güçlü kanıtlarla doğruluğu gösterilebilirse bunun benim inancım bakımından hiçbir sorunu olmaz.Çünkü hiçbir materyalist teori Yaratıcı fikrini yanlışlayamaz.Ve bu devasa evren "sonuç" olması itibarı ile materyalist bir bakışla anlamlandırılamaz. Daha 1100 lü yıllarda İbn-i Tuheylf gibi İslam düşünürleri Hayy Bin Yakzan gibi felsefi romanlarla evrimci yaratılış teorisini dillendirmişlerdir..

Yaratıcı "yaratma" iradesini herhangi bir şekilde gösterebilir.Bunun evrim ya da Kün fe Yekün şeklinde olması sadece teferruattaki bir değişikliktir.

Ama bulgularımız açıkça bu hipotezin yanlış olduğunu söylüyor.Hem fosil kayıtları hem darwinist evrim mekanizmalarının yetersizliği hem de canlılardaki komplekslilik bu hipotezi çürütmüştür.En önemlisi de bu hipotez teorisyeni Darwin'in,teorisinin yanlışlanması için gösterdiği kıstasa göre de yanlışlanmıştır:


"Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır." C.Darwin


Eğer Darwin yaşasaydı da ve bugünkü bilgilere sahip olsaydı kesinlikle AT saflarında yeralırdı.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 14, 2006 03:10 PM

Ozturk bey,

"Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır." C.Darwin

Eğer Darwin yaşasaydı da ve bugünkü bilgilere sahip olsaydı kesinlikle AT saflarında yeralırdı.

Bunu tetiden <g>, ABD'de 2-3 gun once yaklasik 450 kilisede Darwin'in dogum gunu kutlamalari (mevlud?) yapildigini dikkatlerinize sunmak isterim.

:-)

NFK'dan:
Zaman, korkunç daire; ilk ve son nokta nerde?
Bazı geriden gelen, yüzbin devir ilerde!

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 14, 2006 07:25 PM

Sayin S.Ozturk,

Dunyanin dincileri yuz yillarca dunya duzdur dediler durdular. Dinsel soylemin mitoslarina inatla akilsal destek aradilar. Sonuc? Bilimin attigi her adimda iyice koseye sıkışıp oylece kalakaldilar artik giklari cikmiyor.

Darwin yasasaydi eger bilimsel makalesini yayinlamak icin sadece 20 yil beklemek zorunda kalmazdi. Dincilerin baski ve siddetinden cekinmez hemen yayinlardi. Aradaki tek fark bu olurdu. "AT saflarinda yer alirdi" soylemiminiz dunya duzdur hayaliyle yasayanlardan farksiz bence.

Saygilar,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: February 15, 2006 02:54 PM

Müzmin Bey,


Bunu tetiden , ABD'de 2-3 gun once yaklasik 450 kilisede Darwin'in dogum gunu kutlamalari (mevlud?) yapildigini dikkatlerinize sunmak isterim.


:-)


Verdiğiniz link çalışmıyor ama çok şaşırtıcı gelmedi.Bu tür şeyler kilisenin yaptığı ne ilk saçmalık ne de son..


Bu da NFK'dan;


Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 15, 2006 04:39 PM

Ozturk bey,

Verdiğiniz link çalışmıyor ama çok şaşırtıcı gelmedi.Bu tür şeyler kilisenin yaptığı ne ilk saçmalık ne de son..

Yeniden deniyorum

Eger o da olmazsa, acik link burada.

http://news.monstersandcritics.com/northamerica/article_1096932.php/Churches_celebrate_Darwin%60s_birthday

Bu da NFK'dan;

Eski çınar şimdi noel ağacı;
Dallarda iğreti yaprak utansın!

Ben ise o dortlugun hep ikinci beytini daha cok sevdim...

Eski cinar simdi Noel agaci;
Dallarda igreti yaprak utansin!
Ustada kalirsa bu öksuz yapi,
Onu surdurmeyen cirak utansin!

Not: Turkcede 'tetiden' diye bir kelime varmi bilmem; dogrusu 'teyiden' olacakti.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 15, 2006 08:42 PM

Sayın Ertuğrul,


Şöyle yazmışsınız:


Darwin yasasaydi eger bilimsel makalesini yayinlamak icin sadece 20 yil beklemek zorunda kalmazdi. Dincilerin baski ve siddetinden cekinmez hemen yayinlardi. Aradaki tek fark bu olurdu.


Hala doğal seçilimi evrim girdisi zanneden şahsınızın farkında olmasını elbette beklemiyorum ama bilin ki bugün kilise "dogmatizminin" yerini çoktan materyalizm "dogmatizmi" almış durumda.Dr.Said Gönüllü İdeolojinin Kıskacında Üniversite ve Bilim adlı makalesinde(*) şöyle yazıyor:


Onyedinci asırdan itibaren, bazı disiplinlerde önemli gelişmeler kaydedilse ve ilk bilim akademileri, botanik bahçeleri ve tabiat tarihi müzeleri teşekkül etse de, üniversite çatısı altında ekoller ve bilim câmiaları pek gelişmemişti. Bugün ise, üniversitelerde, bilim akademilerinde, hakemli ihtisas dergilerinde ve sivil toplum kuruluşlarında odaklanmış olan bilim câmiası “modern bilim”i ve sonuçlarını neredeyse insan-üstü bir oluşum, hatta bir “din” gibi benimse(t)miş durumda. Bilim, ağırlıklı olarak buralarda üretiliyor, müzakere ediliyor, geliştiriliyor ve duyuruluyor; bu konuda konuşma yetkisi de bunlara ait görülüyor. Araştırma bir yana, modern bilimin düşünme yöntemlerinden farklı düşünme teşebbüsleri bile hoş karşılanmıyor. Müessese içindekilere izin, dışarıdan konuşanlara değer verilmiyor. Cesaret gösterenlere de kodamanlar (the Establishment) haddini bildiriyor ve prestijlerini süratle sıfıra indiriyor.

Bir akademisyen, makalesinin sonuç bölümünde felsefî bir üslûbla bile bu ihtimalden(Yaratıcının varolması ihtimalinden-S.Ö.) sözedecek olsa hiçbir bilim dergisinin editörü veya hakemler buna vize vermiyor, veremiyor. Bunu kitabında konu etmek isteyen bir bilim adamı, yayınevi bulmakta güçlük çekiyor. Bu durum, bir zamanlar Kilisenin temsil, üniversitenin de tenkid ettiği “dogmatizm”in bugün bizzat üniversiteye hâkim anlayış tarafından benimsendiğini gösteriyor.

Yine aynı makalede Dr.Gönüllü İngiliz jeolog Richard Milton'un "Shattering the myths of Darwinism" isimli kitabının önsözünden şunları alıntılıyor:


“Bu kitabın ilk baskısı 1992’de neşredildiğinde şiddetli tartışmalarla karşılaştı... Bir yandan, The Times’daki bir makaleye göre: ‘...kitap, evrim dinini sarsıyordu…’ Diğer yandan, bir Darwinci olan Richard Dawkins’e göre, kitap ‘çılgın’, ‘saçma’, ‘ahmakça’ gibi sıfatları hakederken, yazarı da ‘psikiyatrik yardıma ihtiyacı olan’, ‘zararsız bir meyveli kek idi.’Kitabın tartışmalara yolaçacağını bekliyordum; zâten tartışmaya açık bilimsel araştırmaları konu ediyordu, ve biyolojinin daima hassas bir konusu olagelmiş Darwinizmle ilgiliydi. Bilimin sual soran, mütecessis birini hoş karşılayacağını ummuyordum tabii ki, fakat tartışmanın rasyonel bir seviyede yürüyeceğini ümit etmiştim; böylece insanlar söylediklerime haklı olarak daha yakından bakmak, bu veya şu hususun doğruluğu konusunda beni sorgulamak isteyeceklerdi. Korktuğum başıma geldi; karşı tezler öne sürmek yerine, katı bilimciler beni basitçe “kendi” sahalarının dışında kabul ettiler.

Oxford Üniversitesi Zooloji bölümünden Richard Dawkins, ‘kitap ciddi bir bilimsel tez olarak ele alınır’ korkusuyla, görüşlerini New Statesman dergisinde yazdı. Dawkins yazısının üçte ikisini, Darwinizmi kritik eden bir kitabı kabul etme sorumsuzluğundan dolayı Fourth Estate yayınevine saldırmaya ayırırken, kalan kısmında da yukarıda zikredilen sıfatları kullanarak beni lekelemeye çalıştı. Dawkins, Britanya’nın en seçkin üniversitelerinden birinde çalışmaktadır ve genç nesillerin eğitiminden sorumludur. Bu, sorumlu bir bilim adamının ve öğretim elemanının üslûbu değildir. Bu, inançlarına hakaret edilmiş bir fundamantalistin üslûbudur.


Dünyanın muhtemelen en saygın bilim dergisi olan Nature da kan kokusu aldı ve cinnete iştirak etti. Editör John Maddox yazdığı bir makalede beni, bilimin efsane, evrimin yalan ve tabiî seleksiyonun yalanlar dizisi olduğuna inanan biri olarak tarif etti. Nature ayrıca Sunday Times’ı, önemli sayfalarından birini kitabın tanıtımına ayırma cüretinden dolayı bir hâkim edasıyla azarladı.


Bu aşırı tepkiler, sorgulayıcı bir gazeteci ile birkaç reaksiyoner akademisyen arasındaki çekişmeden çok daha fazla birşeyi gösteriyor ve kamuoyunda önemli sorular sorulmasına yolaçıyor. Büyük meblağlarda kamu parasının harcandığı bilimsel araştırmalar hakkında konuşmak kimin tekelindedir? Sizin kim olmanız gerektiğine kim karar verir? Bilimde farklı sesler hangi forumda ve hangi mekanizmayla duyurulabilir?
Sesleri duyulamayanlar sadece bilim câmiası dışındakiler değil, bunların arasında profesyonel bilim adamları da var. Posta kutuma Darwinizmin Kitab-ı Mukaddes gibi öğretilmesinden endişe duyan biyologların gönderdiği mektuplar kadar, çalışmaları sonunda evrim biyolojisiyle ilgili tıbbî keşifler yapmış tıp adamlarının mektupları da geliyor. Bu sonuncular keşiflerini Nature gibi dergilerde yayınlatmaya çabalamışlar, fakat keşifleri ima yoluyla anti-Darwinci olduğu ve bu yüzden hayat bilimlerindeki hâkim ideolojiye aykırı düştüğü için sürekli reddedilmiş. Yayın konusunda yardımcı olmam için bana başvuruyorlar.
Yeryüzündeki en uygar ülkeler arasında olduğuna inanılan Britanya ve ABD’de bazı profesyonel bilim adamlarının kendilerini böylesine dışlanmış ve önemsiz hissetmeleri, ve durumlarını çare kabilinden popüler basın yoluyla kamuoyuna duyurmak zorunda kalmaları üzüntü verici. Aynı şekilde, entelektüel toleransları ile övünen bu ülkelerde, kendilerini akîdenin bekçisi olarak görenlerden bu tip tepkiler almadan farklı bilimsel görüşleri ifade etmenin imkânsız olduğunu bilmek de moral bozucu.”

(*)Makalenin tam metni için:

http://www.sizinti.com.tr/konu.sizinti?SIN=f7a08a5148&k=1719&1724189360

Buyrun Ataman Bey, asıl dogmatizmin ne ve hangi boyutlarda olduğunu görün..

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 16, 2006 06:59 PM

Boşa nefes tüketiyorsunuz S.Öztürk, muhatabınızın seviyesini de biliyorsunuz, mazohist misiniz nesiniz kuzum?!

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 17, 2006 10:40 AM

Sayın S.Öztürk,

İnsan aklının en değerli ürünü olan bilim, aynı zamanda insanlığın en açık, en demokratik ve en devrimci kurumudur. Bilim ve dogmatizm sözcüklerini, birbirlerine yönelik yüklemi olumlu olan bir cümle içinde kullanmak, kendi gözlerindeki koca merteği görmeyip, başkalarının gözünde çöp arayan mistiklere ve teologlara özgü olsa gerek..

Bilim yapmak için hiç kimseden el almak gerekmez. Herhangi bir ünvan bile gerekli değildir. Bilimin konuları, sonuçları, gözlem ve deneyleri herkese açıktır. Her isteyen, her bilim dalındaki bilgilere ulaşabilir, bu bilgilerin irdelenmesi, hatalarının ayıklanması, yenilerinin eklenmesi için katkıda bulunabilir. Bunun için herhangi bir ön koşul yoktur. Bilgiye katkı yapmanın, bilgiyi eleştirmenin gerekleri vardır, bunlar da açıklık ve nesnellikten başka bir şey değildir. Einstein Brown hareketini, foto elektrik olayını, özel görelilik kuramını açıkladığında herhangi bir akademik ünvana sahip değildi.

Bilimin statükocu olduğunu ileri sürmek, eğer bir artniyet değilse, aymazlık ve cahilliktir. Eğer bilim statükocu olsaydı, o zamana kadar bilinen her şeye aykırı olan özel ve genel görelilik kuramı, kuantum kuramı, büyük patlama modeli, levha tektoniği kuramı ve daha bir çok kuram kabul görmezdi.

Bir insan etkinliği olan bilim, doğal olarak hataya açık bir alandır. Bilimin gelişmesi, ancak bu hataya açıklığın biliminsanları tarafından kabul edilip, hata ayıklama mekanizmalarının geliştirilmesinden sonra mümkün olabilmiştir. Bu hata ayıklama mekanizmalarının başlıcası da deney ve gözlem sonuçlarının herkese açık olması ve tekrarlanabilmesidir. Halep oradaysa arşın buradadır; yaptığınız herhangi bir gözlem ya da deney, nesnel olmalı, başkaları tarafından tekrarlanabilmeli, sonuçlarınız, varsayımlarınız, ölçme araçlarınız denetlenebilmelidir. Olağanüstü bir iddianız varsa, olağanüstü kanıtlarınız olmalıdır. Yeni bir sonuca ulaşabilmeniz ve bunu yayınlayabilmeniz için, tutarlı bir matematiksel model geliştirmeli, bu modelin sınır koşullarını tanımlamalı, sınanması için gerekli koşulları belirlemelisiniz. Öne sürdüğünüz açıklamanın hangi koşullarda yanlışlanabileceği açık olmalıdır. Buna yanlışlanabilirlik ölçütü denir. Gözlem ve deneye dayanmayan ya da gözlem ve deney sonucu yanlışlanması mümkün olmayan savlar, bilimsel savlar değil, bilgi içeriği olmayan boş sözlerdir. Ayrıca herhangi bir konuda öne sürülen yeni bir iddia, eski bilinenlerle açıklanamamalıdır ki yeni olsun. Buna da ekonomi ilkesi denir.

Bilime ihtiraslı insanların hezeyanlarının, hurafelerin, asılsız, dayanaksız savların sızmaması için kendi içinde önlem alması, bağımsız yayın kurullarının makaleleri yayınlanmadan önce değerlendirmesi, yayınlanan makalelerin didik didik edilmesi, irdelenmesi, eleştirilmesi doğaldır. Titizlik bilimin ayrılmaz bir parçasıdır ve bu ilkeler bilimin binlerce yıllık pratiğinden süzülen deneyimlerin sonucudur.

Öte yandan, bilim tutuculukla zerre kadar ilgisi yoktur. Bilim, hatayı farkettiği anda derhal terkeder, hatasını kabul etmekten, kanıtlanmış yeni düşünceleri içselleştirmekten zerre kadar gocunmadığı gibi bunu en temel erdemi olarak görür.. Bilimin hiçbir zaman son sözü söylemek, her şeyi bildiğini, her şeyi açıkladığını, kapsamı dışında bir konu kalmadığını iddia etmek gibi bir tutumu olamaz. Bu tutum, dinlere ve mistisizme aittir.

Önyargı ve imanlarına yanlışlanabilir ve nesnel kanıtlar bulmada yetersiz kalan sözümona doktorların ve profesörlerin sızlanmalarına bakarak, bilimin dogmatikliği ve statükoculuğu iddiaları öne sürülemez. Herkes kendi işine baksın, karnından konuşmasın, kimse ciddiye almaz bile.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 21, 2006 02:27 PM

Sayın metin-thePoor,

Yazılarıma ve şahsıma yönelik yaptığınız yorumları keyifle okuyorum. Özellikle işlerine gelmediği zaman özgürlükçü ve demokrat kesilen insanları dinlemek, TV de izlemek, yazılarını okumak en büyük hobimdir.

Saygılar,

Ataman the poor lover..

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 21, 2006 02:35 PM

Sayın Ertuğrul,


Siz böyle usturuplu cümleler kur(a)mazdınız. Genellikle slogan atar, ideolojinizin amentüsünü tekerrür eder dururdunuz.Yazınızda yine bir "intihal" var gibi geldi.Malum "intihal" size yabancı bir olgu değil ama neyse önemli değil.

Yazınızı görünce sandım ki atıfta bulunduğum makalede ki argümanlara cevap ürettiniz.Ama maalesef tek kelime ile bahsetmediğiniz gibi Mustafa Bey'in yazısının asıl konusu olan Akıllı Tasarım ve darwinizm ile ilgili de bir şey yok.

Eğer Darwinizm konusunda kendinizden eminseniz Sayın Anonim'e sorduğum soruları kendinize sorulmuş kabul edip cevaplandırabilirsiniz. Böylece çizdiğiniz "bilim" tanımında darwinizmin argümanlarının nereye oturduğunu da cümlemize göstermiş olursunuz.

Hayali bir teori oluşturup "bu bundan bu şundan evrimleşti,işte hayat muammasının çözümü" deyip bunun "nasıl"ını göster(e)meden herkesin buna inanmasını beklemek ve bunu dayatmak dogmatizmin ta kendisidir.Eğer aksini iddia ediyorsanız argümanlarınızı sunun tartışalım.

Siz daha doğal seçilimi evrim girdisi sanıp hiç bulunamayan kanıtlara rağmen bu teoriye inanarak kendiniz için geçici bir tatmin sağlamış olabilirsiniz.Ama mantıklı düşünen insanlar bu teori ortaya atıldığı zaman da vardı,şimdi de var.

Ondan da öte sizin sunduğunuz bilim mantığına göre evrim teorisi "bilimsel" değildir. Çünkü "olan" her ne ise geçmişte olmuştur, deney ve gözleme kapalıdır.Bu konuda size önereceğim ama muhtemelen sevmeyeceğiniz K.Pooper'ın Bilimsel Araştırmanın Mantığı" adlı eseridir. Tümevarımcılığın matematiksel olarak yanlışlandığı bu esere mutlaka bakın derim.
Yine Popper Evrim teorisinin bilimsel olmadığını da "Açık Toplum Ve Düşmanları'nda" gayet güzel ispat eder.


Popper tüm bilimsel metodların dayandığı tümevarım için "doğrulanması imkansız,yanlışlanması mümkün ama şimdiye kadar kimse yanlışlayamadığı için doğruluğu geçici olarak kabul edilebilir" der.


Evrim hipotezi sadece bir inançtır.Daha tümevarım ilkelerine göre bile doğrulanamayan ve yanlışlanamayan hiçbir kanıta dayanmayan önyargılarla felsefi çıkarımlarla desdeklenmeya çalışılan bir teori nasıl bilimsel olabilir ? Tümevarımın çürüklüğü de gözönüne alındığında evrim hipotezinden geriye koca bir "enkazdan" başka ne kalır ?


Size bunları uzun uzun anlatacak vaktim ve sabrım yok.Biraz kitap karıştırmanızı salık veririm.Evrim hem düşünce ve teori olarak hem de modern bilimsel metodlar gözönüne alındığında metafizik bir hipotezdir.Bunu bilin ona göre tartışın.


Materyalizm,dogmatik düşünce ilişkisi için de Mustafa Bey'in aşağıdaki yazılarına "tekrar" bakabilirsiniz.Amaideolojik gözlüklerinizi çıkarararak.

http://www.mustafaakyol.org/2005/01/bilim_ve_dogmatizm.php

http://www.mustafaakyol.org/2005/08/murat_belge_ve_kopernik.php

http://www.mustafaakyol.org/2005/08/materyalizmin_sonunun_balangici.php

http://www.mustafaakyol.org/2005/10/darwinizmin_curutulmesi_tasarimi_kanitlar.php

http://www.mustafaakyol.org/2005/10/kilicbayla_yeniden_materyalizm.php

http://www.mustafaakyol.org/2005/09/akilli_tasarim_test_edilir_mi.php


AT hakkında daha ayrıntılı bilgi için:
http://www.intelligentdesignnetwork.org/


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 21, 2006 05:16 PM

Ataman Bey,
Keyfiniz daim olsun efendim. S.Öztürk'e hitaben yazdığınız son "makale"niz pek güzel olmuş, ellerinize sağlık -da maatteessüf, bir ufacık kusurcuğu var: size ait değil!
Hamiş: Çok rica ediciim, "demokrat" ve "özgürlükçü" gibi kavramları mübarek ağzınıza almayınız, çarpılırsınız sonra mirim.
Kurtlar Vadinizden ulumalar eksik olmasın netekim!

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 21, 2006 07:28 PM

Metin Bey,


Ataman Bey'in yazısının intihal koktuğunu tahmin etmiş ve bunu cevabi yazımda belirmiştim. İntihal Ataman Bey'e yabancı bir olgu değil.Kendileri daha önce de birçok kez "intihal" yapmıştı. Gerçi kendisi bunu kabul etmeyip zorlamalarla intihal kavramının tanımını değiştirtmeye çalışıyor-sanal kişilik falan gibi-ama çok şükür biz intihalin ne olduğunu ve ne manaya geldiğini "iyi" biliyoruz.

Aslında çok önemli de değil de İnsanız ya merak işte acaba Ataman Bey bu sefer kimden link vermek yada atıfta bulunmak yerine yazı "araklamış" sormadan edemedim..


Acaba yine Jean Meslier'den nam-ı diğer "sağduyunun sesi" nden mi ? :-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 22, 2006 03:37 PM

Sayın S.Öztürk,


Zanlarımızı bir kenara bırakıp, akıllı insanların yaptığı gibi kişileri değil, fikirleri konuşalım isterseniz. Benim de sizinle ilgili bir takım zanlarım varsa bile bunu burada dile getirmeyi gereksiz sayıyorum. Zanlarınızla ilgili dayanaklarınız varsa ortaya dökersiniz, yoksa susarsınız.


Daha önceki yazınızda bilime attığınız iftiralara yanıt verdim. Siz de ona yanıt vermeden, asıl içinize oturmuş olan evrim konusuna dönmüşsünüz. Pekala benim için sorun yok, dönelim..


Evrim kuramının "hayali" olduğu, "bunun bundan, şunun da şundan evrimleşti"ğini öne sürmekten ibaret olduğu sizin kuruntunuz. Evrim kuramı, sizin sandığınız gibi, canlıların soy ağacını çıkartmaktan ibaret değil, sizin söylediğinizin de tersine, "nasıl"a odaklanır, "nasıl"ı gözlemsel ve deneysel bulgularla çözüp açıklar ve ondan sonra "neyin" "neden" evrimleştiği konusunun açıklığa kavuşturuluması, yine gözlemsel ve deneysel kanıtlarıyla birlikte gelir.


Doğal seçilim evrimin tek girdisi değildir, evrimin de tek mekanizması değildir. Evrim zamanla bir popülasyonun gen havuzunun değişmesidir. Evrim kuramı da bu değişmenin neden ve sonuçlarını, doğa üstü ve bilim dışı etmenlere başvurmadan açıklar. Evrim kuramı, tür içindeki genetik çeşitlilik ve bu genetik çeşitliliğin kaynağı olan mutasyonlar, rekombinasyon ve gen akışı olgularından yola çıkarak, doğal ve cinsel seçilim ve genetik sürüklenme yoluyla türlerin gen havuzlarının zaman içinde değişmesini ve türlerin başka türlere dönüşmesini inceler. Sizin dinmerkezci kuruntularınızla sandığınız gibi dinleri yoketmek, ateizme dayanak oluşturmak gibi ideolojik amaçların değil, tüm bilimlerde olduğu gibi, doğayı ve onun bir parçası olan insanı anlama çabasının ürünüdür.


Evrim kuramı konularının deney ve gözleme kapalı olduğunu ileri sürmek de yine ya cahillik ya da art niyetin göstergesidir. Evrim gözümüzün önünde gerçekleşiyor, laboratuvarlarda deneniyor. Geçenlerde Avustralya'ya 1935 yılında biyolojik mücadele için getirilen zehirli bir kurbağa türünün geçen kısa süre içinde evrim geçirerek bacakları uzadığı, daha hızlandığı ve daha büyüdüğü açıklandı. (http://news.bbc.co.uk/1/hi/sci/tech/4716252.stm , http://www.livescience.com/animalworld/060215_cane_toad.html, http://www.milliyet.com.tr/2006/02/18/son/sondun14.asp)


Karl Popper'dan hiçbir şey anlamadığınızı itiraf etmeniz gerekiyor. Tümevarım yalnızca biyoloji ve evrim kuramına değil, bütün bilimlere özgüdür. Fizik ve kimya da içinde olmak üzere bütün bilimler, gözlemler sonucu edinilen bilgilerin tümevarım yoluyla genelleştirilmesi ve yeni deney ve gözlemlerle sınanarak yanlış olduğu anlaşılana kadar kabul edilmesi ilkesine dayanır. Bu "inanç" demekse, bilimsel olmamanın ölçütü sayılacaksa (ki tam tersine bunu Karl Popper bilim olmanın ölçütü yapar) evrim kuramı için öne sürdüğünüz tümevarımsallık, fizik ve kimya için de geçerli olduğundan, bunları da bilim saymamak gerekir! Fizikte de kimyada da biyolojide de matematik ve mantıkta olduğu gibi tümdengelim yoluyla kanıtlama yapılamaz. Doğa bilimlerinde matematikte olduğu gibi "kanıtlama" diye bir şey söz konusu değildir. N tane olgunun gözlemlenerek kurama uygun olduğunun görülmesi "tümdengelimse" bir kanıtlama değil, "tümevarımsal" bir yöntemle oluşturulmuş bir kuramın doğrulanması, daha da doğru bir deyimle, yanlışlanmamış olması demektir. Bilimsel kuramların ömrü yeni olgularla yanlışlanana kadardır ve evrim kuramı da bundan muaf değildir. Her kuramın daha iyisi daha kusursuzu -muhtemelen- vardır ve bu Newton'un kütleçekimi kuramı için doğru olduğu kadar, evrim kuramı için de geçerlidir. Evrim kuramını ortadan kaldırmak için ise, Einstein'ın Newton'un kütleçekim kuramından daha geçerli bir kuram ortaya koyarak yaptığı gibi, evrim kuramının açıkladığı olguları da içeren ama açıklamadığı durumları başarıyla açıklayan, evrim kuramından daha geçerli ve daha genel olduğu gösterilen bir kuram ortaya koymaktır. Yoksa binlerce yıllık kutsal kitap masallarının parafrez edilerek yeni bir iddia atmak değil...


Ayrıca kendinizle çelişkinizi gidermeniz gerekiyor öncelikle. Evrim kuramını ""olan" her ne ise geçmişte olmuştur, deney ve gözleme kapalıdır" gerekçesiyle, bilim dışı ilan ederken, "akıllı tasarım" sözde kuramına karşı tutumunuz nedir? Tam olarak neyi ileri sürüyorsunuz? "Her ne oldu ise geçmişte olduğu için deney ve gözleme kapalı" Evrim kuramı bilimsel değil, buna karşılık, doğası itibariyle gözlemlenemez ve deneye de zinhar kapalı, ne idüğü bilinmez "akıllı" bir zatın tasarımını öne sürmek mi bilimsel? Yoksa ikisi de mi bilimsel değil?! Ama buna kafa yoracağınızı hiç sanmıyorum. Çünkü derdiniz bilimsel bir kuram öne sürmek değil, ön yargı ve imanınıza aykırı bulduğunuz evrim kuramını her ne gerekçe ile olursa olsun mahkum etmek.


Saygılar,


Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 22, 2006 04:06 PM

Sayın metin-thePoor,

Komplekslerinizle birlikte size bir ömür boyu mutluluklar diliyorum. Sizi izliyorum. Keyifle. İşlerine gelmediği zaman demokrat ve özgürlükçü kesilmek bütün kompleksli insanların problemi. Sadece sizin değil. Demokrat ve Özgürlükçü kelimelerini üzerinize alınmak zorunda değilsiniz rahat olun.

Saygılar,

Ataman the poor lover!

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 22, 2006 04:16 PM

Dr. Firdevs Ataman Bey,
1) "Lover" olmak kim siz kim! Bırakın bu ucuz esprileri.
2) Daha önce de bir vesileyle belirtmiştim, şahsınızla bir alıp veremediğim yok; ancak, tavrınızın, üslubunuzun, ideolojik arkaplanınızın sakimliği ve sakilliği beni çileden çıkarıyor. Nasıl ki, "demokrat" ve "özgürlükçülük" gibi kavramları ağzınıza almanız lisani makamda bir fiili livata hali ise, sarfettiğiniz son cümle de, komik bile olamadığınızın resmidir. Ataman Ertuğrul deyince, Marmaris dolaylarında mukim, Bush(t)'tan bile daha donukzekalı (moron diyecektim, ayıp olur ve M.A. beni sansürler diye söyleyemiyorum) ve zırcahil bir Picasso tahkircisi zatın aklıma gelivermesine gönlüm razı değil netekim.
3) Ben şahsen bu platformda gayet medeni bir tartışmalar dizisini izlemek, ilham ve feyz almak, fikir dünyamı diri tutmak isterken, y. d. ç. g. ortalığı bulandırıp sulandırmanızın sinir bozuculuğunu vurgulamak en doğal hakkımdır -zaman zaman Mustafa Akyol sizi koruyup kollarcasına bana sansür uygulasa da.
4) Arkaik "fikir" ve zikir dünyanızla sizi başbaşa bırakmak en iyisi aslında, ama sizi unutabilmemize fırsat tanımıyorsunuz ki!

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 23, 2006 11:03 AM

Ataman Bey;


Eğer yazılarım hakkında "zan"larınız varsa bunu belirtin.Ben zannımı söyledim.Bunu da daha önceki yazılarınızla karşılaştırmaya dayanarak belirttim.Yapacağım bir araştırma ile önceki makalenizin -eğer varsa- kaynağını bulabilirim. Bu konuda sabıkası kabarık olan ben değil sizsiniz.Ama dediğim gibi çok önemli de değil.

Daha önceki yazınızda bilime attığınız iftiralara yanıt verdim. Siz de ona yanıt vermeden, asıl içinize oturmuş olan evrim konusuna dönmüşsünüz. Pekala benim için sorun yok, dönelim..


Yanıt verilecek bir husus bulsaydım inanın yanıt verirdim.Bilimin yanlışlanma üzerine kurulduğunu bildiğiniz halde farklı görüşlerin belirtilmemesi için materyalist hakemli dergileri emniyet subapı olarak gösteren "makalenizin" nesine cevap vereyim ?


Neden yazımda evrim konusuna girdiğimi de
Mustafa Bey'in yorumlarımızı yazdığımız bu makalesinin başlığına ve içeriğine bakarsanız belki anlayabilirsiniz.


Evrim kuramının "hayali" olduğu, "bunun bundan, şunun da şundan evrimleşti"ğini öne sürmekten ibaret olduğu sizin kuruntunuz. Evrim kuramı, sizin sandığınız gibi, canlıların soy ağacını çıkartmaktan ibaret değil, sizin söylediğinizin de tersine, "nasıl"a odaklanır, "nasıl"ı gözlemsel ve deneysel bulgularla çözüp açıklar ve ondan sonra "neyin" "neden" evrimleştiği konusunun açıklığa kavuşturuluması, yine gözlemsel ve deneysel kanıtlarıyla birlikte gelir.


Vay vay vay..Ne inciler döküyorsunuz. Söyledikleriniz tamamı yanlış.Eğer evrim teorisi bir türün hangi türden "nasıl" evrimleştiğini gerçekten ispatlayabilse idi bugün bu teorinin etrafında bu kadar gürültü kopuyor olmazdı.Ben düşüncelerimi daha önce de yazdım.Evrim ya da başka herhangi materyalist bir teori Yaratıcı fikrini yanlışlayamayacağı gibi evrim hipotezinde ki gibi bir senaryonun olması Yaratıcının yaratma yöntemlerinden biri olarak görülmesine engel hiçbir şey de yoktur.Yani sizin evrim ispatlanabilirse Tanrı veya Din fikri tarihe gömülür diye bir heyecana kapılmanıza gerek yok.

Ama gelgelelim evrim o kadar ütopik bir senaryo ortaya çıkarıyor ki buna evrimciler bile anlam veremiyor.


Doğal seçilim evrimin tek girdisi değildir

Doğal seçilimin evrimin "girdisi" değildir ki tek olsun ya da olmasın.Canlıların genetik yapılarını değiştirebilecek tek etki mutasyonlardır.Doğal seçilim canlıların genetik yapılarında bir değişiklik yapamaz.Varyasyonlar yolu avantajlıyı seçer ve zaten genetik bilgide varolan sınırlar içerisinde dalgalanmalara neden olur sonuçta da türü dengede tutar.Bu anlamda yapısal değişiklik sağlayamayan doğal seçilimden evrim girdisi olarak bahsetmek saçmalıktır.

Evrim hipotezinin tek girdisi rastlantısal mutasyonlardır.Canlıların yapıtaşlarında sadece mutasyonlar yolu ile değişiklik olabilir.


Evrim kuramı da bu değişmenin neden ve sonuçlarını, doğa üstü ve bilim dışı etmenlere başvurmadan açıklar. Evrim kuramı, tür içindeki genetik çeşitlilik ve bu genetik çeşitliliğin kaynağı olan mutasyonlar, rekombinasyon ve gen akışı olgularından yola çıkarak, doğal ve cinsel seçilim ve genetik sürüklenme yoluyla türlerin gen havuzlarının zaman içinde değişmesini ve türlerin başka türlere dönüşmesini inceler.


Büyüklere masallar..Bunu örneğini gösteremeden sadece telkin yolu ile anlatmak sizi tatmin edebilir.Ama macroevrimsel bir değişiklik şimdiye kadar gösterilememiştir.Ama sizin bulduğunuz yeni bir örnek varsa bilemem tabii.

Fosil kayıtları evrimciler için utanç vericidir.Hiçbir türü diğer bir türe bağlayan gerçek ara-formlar bulunamamıştır. S.Gould'un "kesintiye uğramış denge" saçmalığına sığınması da bunun en büyük göstergelerinden biridir.Lütfen Gould'un teorisini inceleyiniz.

Evrim hipotezi daha işin başlangıcında şaşırıp kalmaktadır.İlk hücrenin nasıl ve hangi yolla oluştuğu ve nasıl "hayat" bulduğu "hala" bulunamamıştır.(Sakın bana Ümit Sayın'ın teorilerini söylemeyin) Bununla da kalmaz. Biyolojinin Big Bang'i denilen Kambriyen patlamasında ortaya aniden çıkan flumlarının da -varsa- atasal formları dünyanın altının üstüne getirilmesine rağmen bulunamamıştır.


Ama sadece bu da değildir.Çok hızlı çoğalan microorganizmalarda bile yapılan yoğun mutasyonlara rağmen hala yeni bir tür elde edilememişitir. Mesela bu bakterilerden e-coli birmilyon yıldır değişmeden e-coli bakterisi olarak kalmıştır.Evrimciler açısından bu tür yaşayan fosiller birer utançtır.Bu tür canlıların sayısız örnekleri mevcuttur.


Evrim kuramı konularının deney ve gözleme kapalı olduğunu ileri sürmek de yine ya cahillik ya da art niyetin göstergesidir. Evrim gözümüzün önünde gerçekleşiyor, laboratuvarlarda deneniyor. Geçenlerde Avustralya'ya 1935 yılında biyolojik mücadele için getirilen zehirli bir kurbağa türünün geçen kısa süre içinde evrim geçirerek bacakları uzadığı, daha hızlandığı ve daha büyüdüğü açıklandı.


Siz beni güldürdünüz -her ne kadar inanmasanız da-Allah da sizi güldürsün emi..Varyasyonu evrim kanıtı olarak sunmak ancak bu konuda bilgisi olmayanları etkileyebilir.Bahsettiğiniz değişim aynı tür içinde zaten genetik yapısında var olan değişikliklerin varyasyon neticesinde ortaya çıkmasıdır.Bunun evrimle uzaktan yakından ilişkisi yoktur.Kurbağa hala bütün organları ile kurbağadır.Yeni bir türe dönüşmemiştir. Evrimin kanıtlanması için macroevrimsel bir geçişin gösterilmesi gerekir.

Size varyasyonların evrimleştirici bir argüman olmadığı yönünde evrimcilerin yaptığı yığınla itirafı alıntıyabilirim ama kalabalığına gerek yok.Söylediklerim gayet açık.Macroevrimsel geçiş kanıtlanmadan evrim isbatlanamaz.Şimdiye kadar da böyle bir geçişin yanına bile yaklaşılamamıştır.

Sahi siz bu kurbağaların varyasyonları üzerine evrim vaveylaları döktüreceğinize kurbağalarında ait olduğu amfibiyenlerin nereden geldiğini göstersenize ? Evrimcilerin üzerinde hala anlaşamadığı bir balık türünün nasıl ve hangi yöntemle ne gibi aşamalarla balıktan amfibiyene dönüştüğünü ve bu dönüşümün bolca olması gereken aşamalarının fosillerinin niçin bir türlü
bulun(a)madığını bizahmet anlatıverin.
Siz bu sitede Makroevrimsel geçişi sorduğum 4.evrimcisiniz diğerlerinden hala ses çıkmadı ama ben sizden ümitliyim..


Karl Popper ile ilgili düşüncelerimin yanlışlığı ile ilgili beni itirafa zorlamanızı şakacılığınıza veriyorum. Popper kendisi de evrim kuramına inanmasına rağmen "bilimsel bir kuram değildir" der.Kendisininde belirttiği gibi evrime sadece "inanılabilir" "Açık Toplum Düşmanları"nda evrim teorisinin bilimsel olmadığını gayet güzel isbat eder.Kusura bakmayın ama sizin Popper'i okuduğunuzu sanmıyorum.Pooper'ı ayrıca Russell ve Hume'u okumanızı öneririm.

Tümevarımın diğer tüm bilim dalları ile ilişkili olduğu doğrudur.Ne var ki tümevarımın yanlışlığı ihtimali "sizin" korkulu rüyanızdır.Çünkü bütün hayat tasavvurunuz tümevarımın doğruluğu üzerine kurulmuştur.Bizim için Kainat Hayy ve Kayyum olan Yaratıcı'nın an be an kontrolündedir.Biran kontrolünü çekse varlık yokluğa yuvarlanır. Tümevarım elbette yanlıştır, çünkü varolan herşey tek ve şeriki olmayan Allah'ın kontrolündedir.

Uzun paragrafınızdan anladığım kadarı ile tümevarımın neden yanlış olduğu konusunu anlayamamışsınız.Bu konuda kafanız karışık.Bunu size uzun uzun anlatmaya vaktim yok.Müslüman bir fizik doktorunun bu konudaki oldukça uzun bir makalesine bakabilirsiniz:

http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=260


Evrim hipotezi tümevarımın çürüklüğü anlamında bilimsel değildir ama zaten evrim hipotezinin yanlışlığı tümevarımın doğru olduğu kabul edilerek yani determinist ilkeler çerçevesinde gösterilmektedir.

AT konusunda da benim düşüncelerimi maalesef yanlış anlamışsınız.AT yaratılış anını ya da "nasıl" ını söylemiyor.AT canlılardaki kompleks yapılara bakarak ve doğal süreçlerin dizayn üretme yeteneği ile karşılaştırarak kompleks yapıların doğal süreçlerle evrimleşmiş olamayacağını isbat ediyor.

Evrim ise hiç gösteremediği süreçleri zihinlerde kurgulayarak hayali bir teori oluşturuyor.Evet olan her ne ise geçmişte olmuştur,ama AT "bugüne" bakarak ve mekanizmaların işleyişinden yola çıkarak tasarım sonucuna varıyor.Evrim ise geriye dönük hayali kurgularla zihinlerde evrim yaşatıyor.İşte bu anlamda bile evrim metafiziksel, AT ise bilimsel bir teoridir.Çünkü AT evrim gibi geriye dönük hayali çıkarımlarla "mış" gibi yapmıyor.

Bu hamur daha çok su kaldırır,şimdilik vaktim bu kadar..


Saygılar..

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 23, 2006 06:27 PM

Ozturk bey,

Evet olan her ne ise geçmişte olmuştur, ama AT "bugüne" bakarak ve mekanizmaların işleyişinden yola çıkarak tasarım sonucuna varıyor.

Benim sayfalarca itiraz yazmama gerek birakmamis, ve meseleyi gercekten pek de guzel ozetlemissiniz.

Sizin dedikleriniz kadar yalin ve anlasilir olmasa da, [yukarilarda, alintiladigim metnini bulabileceginiz] Dembski nam kefere de asagi yukari ayni seyleri soyluyor:

Dembski'nin hayalci oldugunu soylemek bana dusmez, cunku adam(cagiz) anli-sanli bir bilim adami; fakat 'ah, bir kamera olsaydi, filmin tamamini cekmis olsaydi, biz de oturmus seyretmis olsaydik, butun bunlarin indirgenemez kompleksite yani tasarim oldugunu ne de guzel ispatlardik' mealinde seyler soyledigi zaman bun duyan ona hayalci deMEmek icin bir hayli zorlaniyor.

O yuzden, sizin dediklerinizi cok daha gercekci buluyor ve "bugun"e bakmaktan ne kasdettiginizi de cok iyi anliyor oldugumu dusunuyorum ;-)

Bu hamur daha çok su kaldırır,şimdilik vaktim bu kadar..

Hamur isine hic bulasmamak daha iyi :-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 24, 2006 09:10 AM

Müzmin Bey,

Bir deneme :-)


anli-sanli bir bilim adam(lar)i; fakat 'ah, bir kamera olsaydi, filmin tamamini cekmis olsaydi, biz de oturmus seyretmis olsaydik, butun bunlarin bütün bunların birbirlerinden "evrimleşmiş" oldugunu ne de guzel ispatlardik' mealinde seyler soyledigi zaman bun duyan ona hayalci deMEmek icin bir hayli zorlaniyor.


Bence gayet güzel oldu..;-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 24, 2006 02:38 PM

Sayın S.Öztürk,


Zannın peşinden gitmemek benim değil, kutsal kitabınızın tavsiyesi Bakınız Hucurat-49/12. Benim de takdir ettiğim ayetlerden biridir, yeri gelmişken belirteyim. Ayrıca karnınızdan konuşmaya devam etmeyin; buyrun, kaynağını bulup getirin...


Hala "materyalist hakemli dergiler" diyorsunuz. O dergilerin hakemleri, yayınlamadıkları makalelerin gerekçelerini apaçık yazarlar; nerede eksik olduğunu belirtirler. Akıllı Tasarım konusunda gelip de reddedilen yazıların hepsinin gerekçesi, yanlışlanamazlık, deney ve göslemle sınanamazlıktır. Şimdi siz bu ilkeye mi karşı çıkıyorsunuz, yoksa evrim kuramının da aynı sorundan muzdarip olduğunu mu öne sürüyorsunuz. Çünkü her ikisini birden ifade etmek tutarsızlık olur. Ya AT konusundaki iddialarınızın sınanabilir olduğunu gösterirsiniz (bu durumda ilkeye karşı çıkmak anlamsız olacaktır) ya da ilkenin kendisine karşı çıkarsınız.


Hala ispat diyorsunuz. İspatın ne olduğunu bilmiyorsunuz; ispat, bilime değil, matematik ve mantık gibi tümdengelimsel disiplinlere özgüdür. Üzerine kuvvet etki etmeyen cismin sahip olduğu hızı koruyacağı, iki kütle arasındaki çekim kuvvetinin aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olduğu, enerjinin parçacıklardan paketler halinde yayınladığı..., asal sayıların sonsuz olduğu, bir dik üçgende hipotenüsün karesinin iki dik kenarın karelerinin toplamına eşit olduğu gibi ispat edilmez, edilemez. Bunlar, eldeki diğer olguları açıkladığı, deney ve gözlem yolu ile yanlışlanabilmeleri mümkün olduğu halde bunları yanlışlayan durumlarla karşılaşılmadığı için doğru kabul edilir.


Aynı şey, evrim kuramı için de geçerlidir. Evrim ispat edilemez. İspat edilmesi söz konusu değildir, tıpkı Pisa kulesinden atılan ağır ve hafif taşların aynı anda yere düşeceği öngörüsü gibi. anlamak istemediğiniz konu burası. Karl Popper'i de tersinden anlıyorsunuz. Tümevarımın yanlış olması olasılığı kimseyi korkutmuyor. Bilimsel dünya görüşü, sandığınız gibi, tümevarımın doğru olması değil, tam tersine yanlış olabileceğinin kabulü üzerine kuruludur. Tümevarım yanlış olabileceği için bilimsel gelişme mümkündür. Yoksa bilimsel kuramlar mutlak doğru kabul edilirdi. Oysa her bilimsel kuramın yanlış çıkabileceği, eksik kalabileceği, geliştirilip ilerletilebileceği zaten bilimsel dünya görüşünün öngörüsüdür. Ve bu durum, Newton Kuramı, Görelilik, Kuantum Kuramı gibi, Evrim Kuramı için de geçerlidir. Getirin, hurafeye, imana, yanlışlanamaz, sınanamaz ön kabullere dayanmayan daha iyisini, kabul etmeyen namert olsun!


Evrim Kuramı yaratıcı düşüncesini yanlışlamaz. Yaratıcı düşüncesi yanlışlanabilir bir düşünce değildir çünkü. Bu yüzden bilime ait değildir. Evrim Kuramının sorununun yaratıcıyı yanlışlamak olduğu sizin kuruntunuzdur ve bilime saldırınızın da temelidir. Kimsenin de Evrim Kuramıyla Tanrı ve Din'in tarihe gömülmesi gibi bir beklentisi yok. Dünya'nın altı günde yaratılması, göklerin yedi kat olması gibi evrime de bir kulp bulacağınızdan kimsenin kuşkusu yok. Dine zarar veren bizzat sizsiniz, kilisenin Dünya'nın evrenin merkezi olmamasına itiraz edip daha sonra prestij ve etkinliğini kaybetmesiyle sonuçlanan inadında hiç farkınız yok sizlerin Evrim Kuramı karşısındaki tutumunuzun. Yarın dini ortadan kaldıracak, kitlelerin gözünden düşürecek bir şey varsa o da sizlerin bugünkü tavrınızdır.


Önceki yazınızda "Siz daha doğal seçilimi evrim girdisi sanıp hiç bulunamayan kanıtlara rağmen bu teoriye inanarak kendiniz için geçici bir tatmin sağlamış olabilirsiniz" diyen sizdiniz. Yanıt olarak, "Doğal seçilim evrimin tek girdisi değildir, evrimin de tek mekanizması değildir" dedim, neye itiraz ediyorsunuz daha? Madem ayrıntıya girdik, canlıların genetik yapısını değiştirecek tek etki mutasyonlar değildir. Rekombinasyon ve gen akışı da girdi sağlar. Doğal ve cinsel seçilim ve genetik sürüklenme ise, genetik yapıda elemelere, dolayısıyla yapısal değişikliğe yol açar. Bunun neresi yanlış? Mutasyon, rekombinasyon ve gen akışı gen havuzundaki alelleri arttırır, doğal ve cinsel seçilim ve genetik sürüklenme ise alelleri azaltır. Bunların hepsi topluca zamanla gen havuzundaki alel frekanslarının değişimine neden olur. Evrim de zaten gen havuzundaki frekansların zamanla değişmesidir.


"macroevrimsel bir değişiklik şimdiye kadar gösterilememiştir" Makroevrimsel değişiklikten kastınız yeni bir tütün orataya çıkmasının gözlenmesi için: Bakınız, iki yıl kadar önce Drosophila mojavensis ile Drosophila arizonae nin iki tür olarak ayrılması gözlendi. Diğer örnekler de burada.


Kurbağa örneğine itiraz ediyorsunuz. Demek bütün kurbağaları aynı tür sanıyorsunuz. Tür nedir , cins nedir, aile, sınıf nedir tekrar gözden geçirmenizi öneriririm. Ayrıca, "Bahsettiğiniz değişim aynı tür içinde zaten genetik yapısında var olan değişikliklerin varyasyon neticesinde ortaya çıkmasıdır." demişsiniz. Evrimin ne olduğu hakkında tamamen yanlış bir kanıya sahip olduğunuzu bu cümleniz ortaya koymaktadır. Tekrarlıyorum, evrim, türlerin gen havuzundaki alel frekanslarının zamanla değişmesidir. Tür içinde varolan genetik varyasyonların kimilerinin zamanla elenmesi ve geride kalanların eskiden varolan varyasyonların bir kısmına sahip olması, evrimin bizatihi kendisidir. Kısa bacaklı, küçük kurbağalar elenmiş, geriye kalanlar da birbirleriyle giderek artan sıklıklarda çiftleşerek, uzun bacaklı ve daha büyük olmalarına neden olan alel genleri birarada bulundurmaya başlamışlardır. Eleme dediğimiz şey de doğal ve cinsel seçilimin ta kendisidir.


Merak edip amfibi geçiş formlarını sormuşsunuz. Sizi kıracak değilim. Buyrun: http://www.asa3.org/ASA/resources/Miller.html, http://www.holysmoke.org/tran-icr.htm..


Kambriyen patlamasında aniden dediğiniz filumlar, 40 milyon yıl içinde ortaya çıktı. Ayrıca Kambriyen öncesinde 4 filum, Kambriyen döneminde 9 filum ortaya çıkmıştır. Kambriyen'den günümüze kadar olan yaklaşık 500 milyon yıllık sürede ise, 30 filum ortaya çıkmıştır. http://home.entouch.net/dmd/cambevol.htm


Ara formların bulunamadığı ise koca bir çarpıtmadır. Defalarca yanıt verilmiş bu çarpıtma için bakınız: http://www.talkorigins.org/indexcc/CC/CC200.html, http://www.talkorigins.org/faqs/faq-transitional.html, http://www.origins.tv/darwin/transitionals.htm, http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_transitional_fossils, http://www.linkvoyager.com/cgi-bin/serve.fcgi/paleoanthropology/early_transitional_species/...


İlk hücrenin ya da ilk canlının nasıl oluştuğu Evrim Kuramının konusu değildir. Evrim, tanımı gereği, mevcut türlerin evrimini yani gen havuzlarının zamanla değişimini inceler. Canlılığın nasıl ortaya çıktığı, kimya ve biyolojinin konusudur. Abiyogenez olarak bilinir.


AT'nin kompleks yapılardan yola çıkarak bunların doğal yollardan oluşamayacağını ispat ettiği de sizin kuruntunuz. AT'nin hiçbir şeyi ispat ettiği de edeceği de yok. Öncülleri yanlış olduğu gibi, bu öncüllerden yola çıkarak yaptığı akıl yürütme mantıksal hatalar içermektedir. Hiçbir doğal sürecin (zorunlu ya da rastlantısal) bilgi ya da daha doğru deyimle enformasyon üretmediği yolundaki öncülü en başta yanlıştır. Enformasyon derken yaptığı tanım keyfidir ve bu öncülden yola çıkarak yaptığı çıkarım da dolayısıyla yanlıştır. Teknik olarak bir argumentum ad ignorantumdan başka bir şey değildir.


Saygılar,


Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 25, 2006 05:56 PM

Sayın metin-thePoor,

Merak etmeyin Mustafa bey'in beni koruyup kolladığı yok. Hatta izin verse komplekslerinizi yenmenizde size çok yardımcı olacaktım. Neyse yakında "Dönekler ve sorunları" adlı kitabım yayına girecek. Bu kitap da sorunlarınıza çare bulacağınızdan emin olabilirsiniz. Bir kaç dönek tipi daha kaldı özellikle işlerine gelmediği zaman özgürlükçü ve demokrat kesilen dönekleri kitabıma eklemeye çalışıyorum. Malumunuz üzere ülkemizde bol miktarda var bu tanıma giren "dönek" insanlardan.

Son olarak kendinizi fazla zorlamamanızı tavsiye ederim. İki , üç karakteri aynı anda canlandıramıyorsunuz. Belki kişiliğiniz gereği birden fazla karakteri bünyenizde barındırıyor olabilirsiniz ama bunları aynı anda canlandıramıyorsunuz. Sanırım anlamışsınızdır ne demek istediğimi. Bitti.

Saygılar,

Ataman the poor lover!

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 25, 2006 06:24 PM

Ozturk bey,

Bir deneme :-)

Uysa da uymasa da ;-)

Bence gayet güzel oldu..;-)

Guzellik bakan gozde[n]dir.. Ya da, daha az tercume edilmis haliyle 'yakisiyor haspaya' da diyebiliriz..

ZTciler ile Darwinistler arasindaki temel fark, bence, Darwinistler'in extrapolasyon yapmasi, ZTcilerin ise cozemedikleri (aciklayamadiklari) seyleri kut diye tasarima mal etmeleridir.

Bilmeyenler icin kisaca ozetleyeyim: Extrapolasyon bir matematik teknigidir. Elinizde bir kac data vardir, ve daha sonrasinin (ya da oncesinin) ne olacagini (bir formule ya da metoda bagli olarak) tahmin etmege 'extrapolasyon' denir. Hava durumu tahminleri agirlikli olarak bu kapsama girer. Tutarsa kocaman bir aferin; tutmazsa, bazan, felaket...

Kisacasi, Darwinistler gecmise yonelik extrapolasyon yapiyor.

ZTciler ise, daha once de yazdigim gibi, onyargili bir dedektif misali, zanlinin kesinlikle suclu olduguna inaniyor ve 'valla tam olarak nasil oldugunu anlatamam; ama, ah, ortada sucun islenisini gosteren bir film olsa ben bunu ne bicim ispatlardim. Fakat, boyle bir filmin olmayisi da bir seyi degistirmez cunku zanli sucludur' diyor.

Bu, al-birini-vur-oburune secenekleri arasinda tercih, tabii ki, sizin. Ben, nacizane, ikisine de mesafeli durmagi tercih ediyorum.

Ote yandan da, bu iki testi arasindan mutlaka birini fanatik derecede secmek karari alanlara ve/ya secenlere de iflah olmaz bir 'Mevlam neler yaratmis' hayranligiyla bakiyor ve derinden derine imreniyorum.. ;-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: February 26, 2006 02:37 AM

Muhterem Muzmin Anonim dostumuz, benim başka bir konuda yaptığım bir yorumda acemice dile getirmeye çalıştığım görüşe yakın bir çifte-eleştiriyi mükemmelen dile getirmiş. Orada ben şöyle ifade etmeye çalışmıştım düşüncemi: "Metafizik yaratılışçılığın bilimsel(ci)lik kisvesine büründürülmüş hali gibi görünen akıllı tasarım görüşü de, bilimsel olduğunu iddia ediyorsa bile bu iddiasının içini dolduramayacak kadar zaafiyet içerisinde olan evrimci görüş de, bence birer hipotetik mastürbasyondan ibaret. Bir kördövüşü, ortadaki." Evet, birbirini bu kadar kırmanın lüzumu yok, iki taraf da zaafiyet içinde debeleniyor. Ortada ciddiye alınabilecek bir antagonizma da göremiyorum.

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 27, 2006 10:09 AM

Dr. Firdevs Ataman Ertuğrul, pek sayın bayım,

1) Sizinle polemiğe girmenin gereksizlik ve vakit kaybı olduğundan hiç şüphem yok ve bu saçmalığa bir son vermek niyetindeyim -beni kızdırmayıp sadece güldürdüğünüz sürece.

2) Şunun altını bir kez daha çizeyim ki, intihal -en azından vicdanen- kınanması gereken bir kabahattir. Üslup denilen şeyin ayırdediciliğinden haberdar olmadığınız için, kör gözüm parmağına intihale devam edişiniz, size acıyan gözlerle bakmama yol açıyor. Sayın S.Öztürk'e yazdığınız bu son cevap, hakikaten bu konuda ibretlik bir örnek belge.

3) Özgürlük ve demokrasi, 21. yüzyılda yaşayan bir kemalistin veya karikatür-sosyaldemokratın ya da bir "ulusalcı"nın yahut bir kızılelmacının, hele hele bir faşistin asla ve kat'a ağzına almaması gereken ciddi kavramlardır. Gülünç oluyorsunuz ve bu kavramları kirletiyorsunuz. Tekrar belirtmiş olayım.

4) Kitabınızı bir an önce yayımlayın ve bir adet de bana gönderin. Para "virip" alamam! Param, anlamlı ve önemli şeylere harcayacak kadar kısıtlı. Gönderin ki münasip yerlerimle güleyim. İhtiyacım var "relaks" olmaya bugünlerde, malum ücretli kölelik stres yapıyor insanda...

5) "Dönek"liğe gelince... Kıymetli Muzmin Anonim'e yazdığım cevaplardan birinde birşeyleri yakaladığınızı sanıp üzerine atlamışsınız hemen! İlahi, çok yaşayın siz! Orada söylediklerimi anlayabilmeniz için adını vermem gerekmeyen meşhur bir siyasi lumpene müracaat edin bi zahmet, sizi Romanya'daki fırınlarına göndersin bir süre, bolca ekmek yemeniz gerekecek çünkü. Neofaşist Cumhuriyet gazetesinin penceresinden bakan malum bir şahsın, hangi gizli servise çalışmış olduğu gayet iyi bilinen eski bir "Gözlem"cinin ve sair zevat-ı muhteremin literatüre "kazandırdığı" bu eblehçe sıfatın, üzerine cuk oturduğu bir kişi varsa, o da sevgili Enis Batur'un dünya eleştiri tarihine altın harflerle geçecek mükemmellikteki nitelemesiyle "Rahmetli Özkök"tür mesela! Ama siz öyleleriyle uğraş(a)mazsınız elbette, müesses nizamla bir derdiniz, alıp veremediğiniz yoktur çünkü. Böyle "dert"ler size on numara bol gelir.

6) Son bir not: Siz "laik" de değilsiniz, olamazsınız da; çünkü laiklik nedir, sekülarizm nedir, bu konuda yalapşap fikir kırıntılarından, dogmatik önyargılardan başka birşey yok kafanızın içinde. Sizi "ateist" olarak da kabul etmiyorum. Siz hiçbir "ist"in kabına sığmaz taşarsınız, etraf batar.

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 27, 2006 10:45 AM

Sayın metin-thePoor(cum),

Hiç merak etmeyin bütün komplekslerinizi yenmenizde size yardımcı olacağım. Sizin gibi kompleksli insanlara yardım etmek, onların sorunlarını paylaşmak her ateis'tin, her Kemalist'in, her özgürlükçü ve demokrat insanın seve seve yapacağı bir iştir.

İşlerine gelmediği zaman özgürlükçü ve demokrat kesilen insanların ipliğini pazara çıkarmak için buradayım ve hayatımı sizin gibi kompleksli insanlara adadım.

Ayrıca Sayın S.Öztürk'e verdiğim yanıtların alıntı olduğunu gösteremezsen müfterisin! Yani bundan sonra "metin-theMüfteri" olarak anılacaksınız. Sayın S.Öztürk'e benim yazdıklarımla ilgli olarak neden yardımcı olmayı düşünmüyorsunuz? Korkmanıza gerek yok canım size S.metin-Öztürk-thePoor diye hitap etmem.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 27, 2006 04:06 PM

Dr. Firdevs Ataman Ertuğrul Bey,

Sözümü tutmama engel oldunuz ya bravo!
Kısa keseceğim bu kez:

1) Israrla ve kör bir inatla, dilinizde yeri olmaması gereken "özgürlükçü", "demokrat" gibi kavramları kullanmayı sürdürüyorsunuz. Bu konuda yapılacak birşey yok, heyhat!

2) Sanmıyorum ki Sayın S.Öztürk'ün benim yardımıma ihtiyacı olsun! Ayrıca kendisine verdiğiniz son yanıtlarınızın birer intihal olduğunu kanıtlamaya gerek yok. Okuma yazma biliyor olmak bile bunu anlamaya yeter! İpucunu vermiştim: Üslup farkı.

3) Yoksa Sayın S.Öztürk'le aynı kişi olduğumu mu ima ediyorsunuz?! Bizleri güldürüyorsunuz, kargaları da güldüreceksiniz bu gidişle.

4) Filmi başa saralım isterseniz, hani şu d/t meselesine... Anlamamıştınız o iki harfin farkını, hatırlıyor musunuz? Ben Sayın S.Öztürk'le ontolojik, metafizik, dinsel hususlarda aynı "kamp"ta değilim, ama elbette bu, onun görüşlerine duyduğum saygıya engel değil. Ama onunla bir konuda kesinlikle aynı kamptayım: Görüşlerini ifadede kalite, fikirlerde kalite, "duruş"ta kalite, diyalog çabasında kalite.

5) Ateizmin sizin "stil"inizde bir savunucuya ihtiyacı yok -teistlere hassaten rica ediyorum, ateizme karşı sizin üzerinden karşısavunuya geçmesinler lütfen, boşa zaman kaybı.

6) Kitabınızı bir an önce yayımlamanızı bekliyorum. Mesleki açıdan inceleyeceğim. Stres düzeyim yükseldiği zamanlarda da imdadıma yetişecek diye umuyorum.

7) Sizi, bu platformdaki sabrı bol insanlarla başbaşa bırakıyor, huzurunuzdan çekiliyorum Sayın Ottoman Çılgıntürk -laf aramızda bu ikisi birarada ne de güzel gidiyor!

Yazan: metin-thePoor Tarih: February 27, 2006 04:59 PM

Bugüne kadar şahsıma yapılan saldırılara karşı sesimi çıkarmadım.. Benim için şahsiyet değil, fikirler önemliydi çünkü. Ancak son zamanlarda, iftira kapmpanyası halini aldığını görüyorum.

Ne kızıl elması? Kendi kendinize neler uyduruyorsunuz? Hakkımda saçma sapan vehimler geliştirmişsiniz. sizin zannettiğiniz kesimlere angaje değilim. Bağımsız bir Kemalistim. Ayrıca bana atfetiğiniz "ulusalcılık" kafatasçı veya şöven bir milliyetçilik değil, Türk ulusunun, dünya ulusları nezdinde hakettiği yerde olmasını hedefleyen bir yurtseverliktir.

Eğer MHP ile Perinçek ve benzerlerinin kurduğu ittifakı kastediyorsanız, onların hiçbiriy
le işim olmaz.

Bana yapılan iftiraları kanıtlamayanlar müfteridir.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: February 27, 2006 05:35 PM

Sayın Ertuğrul,


Yazdığınız hoş ama maalesef boş yazı için elinize sağlık."Materyalist hakem" sözüme sinirlenmiş gibisiniz ama gerek yok.Bu taassup her yerde var.Materyalist taassupun ülkemizdeki örneğini emekli bir prof.tan okuyabilirsiniz.:


http://www.zaman.com.tr/?bl=yorumlar&alt=&trh=20060226&hn=259790


Gelelim incilerinize..


Ve bu durum, Newton Kuramı, Görelilik, Kuantum Kuramı gibi, Evrim Kuramı için de geçerlidir. Getirin, hurafeye, imana, yanlışlanamaz, sınanamaz ön kabullere dayanmayan daha iyisini, kabul etmeyen namert olsun!


İşte zurnanın zırt dediği yer burası.Siz ideolojinize göre kuram istiyorsunuz.Yani diyorsunuz ki "tamam,evrim kuramı yetersiz o halde daha iyi bir materyalist kuram getirin kabul edelim." İşte materyalist dogma budur.AT'ye olan tavrınızda bir dogmanın,bu gözü dönmüş fundamantalist materyalizm militanının tavrıdır.Size nasıl bir kuram getirilirse getirilsin materyalizmi desteklemedikçe kabul etmezsiniz.Çünkü baştan "iman" ettiğiniz materyalizm ideolojinize/dininize aykırıdır.


Evrim Kuramı yaratıcı düşüncesini yanlışlamaz

Bir konuda bari hemfikir olmak sevindirici..


Size hayret ediyorum Rekombinasyon'u genlere dıştan etki olarak görüyorsunuz ya pes doğrusu..Siz evrim hipotezini kimden öğrendiniz bilmiyorum ama bildikleriniz ya da bildiğinizi sandıklarınızın tamamının revizyona ihtiyacı var.


Mutasyon haricindeki gen havuzundaki tüm değişiklikler "içten"dir."Dış" etki değildir.Ve bu değişiklikler ekstra bilgi üretemezler.Belli bir sınır etrafında döner dururlar.Mutasyon konusunu da iyice bir araştırın derim.


Ayrıca beni tür'ün ne olduğunu bilmemekle suçlamadan önce bilimadamlarının kendi aralarında tür konusunda anlaşamadıklarına bakmalıydınız:


Hayvanların ve bitkilerin sınıflandırılmasında temel birim olarak alınan türün, diğer türlerle ayrılımı hangi sınırlarda olmalıdır sorusu, yani 'Tür Tanımı', biyolojinin en zor yanıtlanabilen sorularından biridir. Hayvan ve bitki gruplarının tümü için geçerli olabilecek bir tür tanımı vermek, bugünkü bilgilerimizle olanaksız görülmektedir. Prof.Ali Demirsoy.

Yani popüler bilim sitelerini tanımlarına fazla güvenmeyin..

Şöyle yazmışsınız:

Tür içinde varolan genetik varyasyonların kimilerinin zamanla elenmesi ve geride kalanların eskiden varolan varyasyonların bir kısmına sahip olması, evrimin bizatihi kendisidir.Kısa bacaklı, küçük kurbağalar elenmiş, geriye kalanlar da birbirleriyle giderek artan sıklıklarda çiftleşerek, uzun bacaklı ve daha büyük olmalarına neden olan alel genleri birarada bulundurmaya başlamışlardır. Eleme dediğimiz şey de doğal ve cinsel seçilimin ta kendisidir.


Ne kadar büyük bir çarpıtma.Doğal seçilimin uygun olmayanı elemesine kimsenin itirazı yok.Ama neticede kalanlar sizinde dediğiniz gibi zaten genetik varyasyonlarda eskiden de olanlardır.İyi de burada evrim nerede ? Darwinizm için uygun olmayanların elenmesi ya da zaten var olan bir takım özelliklerin bir popülasyonda daha belirgin hale gelmesi(Msl uzun bacaklı ve iri kurbağaların daha baskın hale gelmesi) yeterli değildir.Doğal seçilim uygun olmayanı eler,ama darwinizm uygun olanı "yaratmasını" istemektedir.Zaten asıl problem de budur.Darwinizm bunu, bu "organ yaratımını" göstere(e)memektedir.


Ben zaten size bunu sordum: "Doğal seleksiyonun evrimleştirici gücünü.." Siz ise zaten size sorduğum soruyu evririp çevirip bana cevap olarak veriyorsunuz, çok ilginç..


Siz türleşmeyi, alt türleri, hala evrim teorisi için isbat zannedip linklerle destekleyebilirsiniz. Ama benim sorduğun soru hala havada duruyor ?


Evrim dogmasının yanlışlığı ile ilgili
Kevin Kelly'nin Out of Control: The New Biology of Machines (Kontrol Dışı: Makinaların Yeni Biyolojisi) isimli kitabında şöyle yer verilmiştir:


Açık sözlü biyolog Lynn Margulis, son hedefi olan Darwinist evrim dogması hakkında şunları söyledi: 'Tamamen yanlış. Pasteur'den önce bulaşıcı hastalık tedavisinin yanlış olduğu gibi yanlış. Frenolojinin (bir kişinin karakter ve zekasının kafatası yapısından anlaşılacağına dair geçersizliği kanıtlanmış bir teori) yanlış olduğu gibi yanlış. Her temel ilkesi yanlış.' Margulis yeni türlerin, aşamalı, bağımsız ve tesadüfi varyasyonların kesintisiz sıralanmasının sonucunda oluştuğuna inanan asırlık Darwinizm teorisinin çağdaş kurgusunun hatalarını ortaya koymaktadır. Margulis, Darwinist teori cephesine meydan okurken yalnız değil, ancak bu kadar açık konuşan az sayıda kişi var.Kevin Kelly, Out of Control: The New Biology of Machines, Fourth Estate, London, 1995, s. 470-471


Yine Pittsburgh Üniversitesi Antropoloji Profesörü Jeffrey Schwartz, 2000 yılında yayınlanan Ani Başlangıçlar: Fosiller, Genler ve Türlerin Ortaya Çıkışı isimli kitabında, bu gerçeği şöyle vurgular:


Bununla birlikte, durum hala şöyledir: Dobzhansky'nin yeni bir meyve sineği türüne dair iddiası (ki bu da bir varyasyon örneğidir) hariç tutulursa, herhangi bir mekanizma ile yeni bir türün oluşumu hiçbir zaman gözlemlenmemiştir.

Sizin örneğini verdiğiniz meyva sineği türleşmesi ya da başka herhangi bir türleşme iddiası bir varyasyondan başka bir şey değildir.
Ve varyasyon deneyimli evrimcilerin bile artık kabul etmeye başladığı gibi evrime kanıt değildir.

Kambriyen ile ilgili kendinizden emin tavrınız beni güldürdü..Flum'un ne manaya geldiğine bakıp bu flumların ve alt katagorilerinin nasıl oluştuğunu bizahmet açıklamayı deneyin.. Mesela şunları cevaplayın: Canlı kategorileri ilk başta nasıl oluşmuştur? Monera, protista, mantarlar, bitkiler ve hayvanlar alemi yeryüzünde nasıl ortaya çıkmıştır? Türlerin daha üst kategorileri olan flumlar, sınıflar, takımlar, aileler mesela memeliler, kuşlar, eklem bacaklılar, yumuşakçalar gibi temel kategoriler ilk başta nasıl meydana gelmiştir? Ben bunun cevabını soruyorum.Bunlara cevap vermeden zaten var olan bir türün varyasyonları üzerinde ahkam kesmek ne kadar da büyük bir kolaycılık ?


Amfibi geçişi ile ilgili verdiğiniz ilk link çalışmıyor.İkinci de ise herzamanki gibi hayali çıkarımlarından ve önkabullerden başka birşey yok.Şunu anlatmaya çalışıyorum: Bana link falan verip kalabalığa getirmeden kendi kelimeleriniz ile balık-amfibi geçişini bizahmet anlatıverin. Ama "işte şu tür yüzgeçleri kemikli balıklar var ondan sonra da amfibiyenler var,işte onlar bunlardan evrişmleşti" şeklinde darwinist iman dışında teorik ve pratik kanıtlar gösterek anlatın.Daha önce yaptığınız gibi zaten benim size sorduğumu yine bana cevap olarak vermeye çalışmayın.Bir balık nasıl amfibiye dönüşür anlatın..


Evrimcilerin bahsettiği ara-formların tamamı spekülatif herhangi bir kanıta dayanmayan felsefi çıkarımlarla saptanmış hayali soyağaçlarına dayalı canlılardır.En iddialılarında bile ara geçiş olduğunu iddia ettikleri türler arasında aşılamaz boşluklar vardır.Ama bunu görmezden gelirler.Farklı gruplardan alt türleri kronolojik sıralamaya uymadan dizerler.Benzer canlıları homoloji kavramının içine sokarlar.Eğer benzelikler hayali soyağacına uymuyorsa bu kez analoji kavramını uydururlar.Yine eğer kronolojik yaş sorunu soyağacını altüst ediyorsa kladistik yöntemini(nam-ı diğer kibar sahtekarlık) yumurtlarlar.


Size daha önceki yazımda Gould'un teorisine bakmanızı önermiştim.Kulak arkası etmişsiniz.Tekrar öneriyorum.Gould gibi deneyimli evrimcilerin bile kabul ettiği araform yokluğunu sizin kabul etmemenizi sorgusuz darwinizm mü'minliğinize bağlıyorum.


İlk hücrenin ya da ilk canlının nasıl oluştuğu Evrim Kuramının konusu değildir. Evrim, tanımı gereği, mevcut türlerin evrimini yani gen havuzlarının zamanla değişimini inceler. Canlılığın nasıl ortaya çıktığı, kimya ve biyolojinin konusudur.


İşte bir çarpıtma daha..Bal gibi de evrim hipotezinin konusudur.Ama işin içinden 100 yıldır çıkılamayınca kimya ve biyoloji-sahi zaten evrimin alanı biyoloji değil mi-
nin konusu oluverir.Bunlara bizim karnımız tok.Nasıl başladığını bilemediğiniz hayatın mekanizmaları üzerinden bu bundan,bu şundan evrimleşti diyerek ahkam kesmek tek kelime ile kolaycılıktır.Eğer dürüstseniz önce hayatın nasıl "kendiliğinden" başladığını bulmalı, daha sonra bu hayatın mekanizmaları üzerinde konuşmalısınız.


AT'nin kompleks yapılardan yola çıkarak bunların doğal yollardan oluşamayacağını ispat ettiği de sizin kuruntunuz.


Siz bizim bu kuruntumuzu boşverip,doğal süreçlerin kompleks bir yapı oluşturduğunu isbatlayarak AT'yi yanlışlamaya çalışın.Matzke gibi indirgeme saçmalıkları yaparak değil tabii. Bunu yap(a)madan ona kuruntu, buna dogma diyerek tartışılamaz bir darwinizm dogmasına sığınmanız sadece din'inizin taassubunu gösterir.


Kısaca evrim hipotezine kanıtlara dayanarak değil ancak felsefi önkabullerle inanabilirsiniz.Sizin bu inancınıza da kimsenin karışmaya hakkı yok.Ama bu felsefi inancı "bilim" diye dayatmaya çalışmak çok çirkin bir yanlıştır.


Pierre Paul Grassé darwinist evrim hipotezi için şöyle der:

Hayal kurmaya karşı bir yasa yok, ama bilim buna dahil edilmemelidir


Saygılar.

Yazan: S.Öztürk Tarih: February 27, 2006 06:28 PM

Ataman Bey,
Size bir sepet uzatmıştım, "seç-beğen-al" sepeti... Sepetteki bütün elmalar sizin için değildi! Niye hepsini aldınız, size bir tek "kemalist" elma yeterdi. Son cevabınız olmamış, yeniden yazınız diyeceğim ama zamanımı çalıyorsunuz, Mustafa Akyol Bey'in de sabrını taşırmak üzere olduğumuzu hissediyorum. Ayrıca bu platformda polemiklere yer varsa da, bunların hiç değilse asgari ölçüde dengeli ve muhtevası zengin polemikler olmasında fayda mülahaza etmekteyim naçizane. Milletin vaktine ve sabrına yazık. Ayrıca ben fevkalade zaman yoksulu biriyim, öyle olmasa zaten bu sitede sizinle polemiğe tutuşacağıma sitedeki konular hakkında görüşlerimi ayrıntı düzeyinde açımlayan yazılar yazmayı yeğ tutardım.