« 'Darwin'in Zaferi' mi? | Ana Sayfa | Teknik Bir Sorun ve Özür »
December 23, 2005
Marmara Üniversitesi'nde Akıllı Tasarım Konferansı
Mustafa Akyol, inşallah, önümüzdeki Çarşamba günü Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi konferans salonunda, Akıllı Tasarım teorisini anlatan bir konferans verecek. Teoriyi ve temel kanıtlarını özetleyen bir saatlik bir konuşmanın ardından, izleyicilerin sorularını cevaplayacak. Üniversite öğretim üyeleri ve öğrencilerinin yanısıra dışardan gelecek herkese açık olan konferansa siz de izleyici olarak katılabilirsiniz.
Yer: Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Mahir İz Sokak, no: 2, Bağlarbaşı-İstanbul (Capitol Alışveriş Merkezi'nin Yanı, Fakülte Camii'nin altındaki konferans salonu)
Zaman: 28 Aralık 2005, Çarşamba, 15.30
Yazan: WebMaster Tarih: December 23, 2005 11:28 PM


Marmara Üniversitesindeki konferansınıza katıldım ve çok memnun kaldım. Ancak bu kadar güzel bilgiler içeren bir konferansa çok az kişinin katılmış olması beni üzdü. Ben başka bir üniversitede okuduğum için konferanstan geç haberim oldu yoksa diğer arkadaşlarımı da haber verirdim. Mustafa Bey ayrıca siteniz de çok güzel. Allah sizde razı olsun.. dualarımız sizinle inşallah
Yazan: Erva Tarih: December 29, 2005 07:36 PM
Sayın Öztürk'ün isteğine aynen katılıyorum.Özel olarak Sayın Mustafa Bey' e de bu dileğimi ayrıca iletmiştim.
İnşallah bu ve benzeri programların ,sonrasında izleme ya da dinleme imkanı sağlanabilir.
Selam ve saygılarımla...........
Yazan: ceren Tarih: December 29, 2005 11:14 PM
En iyi cozum, buna benzer konferansların Istanbul'da bir kac kez daha ve Istanbul disindaki illerde de yapilmasi olur...
Yazan: damla Tarih: December 30, 2005 08:26 AM
Üniversitede İstatistik Fizik okumuş bir fizikçi olarak bu tartışmalar bana çok komik geliyor:
İstatistik Fizik'te çok kullanılan bir örnek olarak bir odanın içindeki gaz moleküllerinin tamamının odanın bir yarısında toplanmış olması ihtimalini hesaplıyorduk. Ortaya imkansızdan başka bir sonuç çıkmıyordu.
Hesap kısaca şöyledir: Bir molekülün odanın mesela sağ yarısında bulunması ihtimali 1/2'dir. İki molekülün sağ yarımda bulunması ihtimali ise 1/2 * 1/2 olacaktır. N molekülün sağ yarımda bulunması ihtimali ise 1/2^N dir. Burada N sadece 1 mol (yani 6x10^23) bile olsa sonuç imkansızdan başka bir şey olmaz. Kısaca denebilir ki moleküllerin odanın bir yarısında toplanması, dışarıdan bir etki olmadığı sürece, imkansızdır. Evet sadece imkansız.
Dış etki sözüne dikkatinizi çekmek isterim. Eğer sonuç, moleküllerin odanın bir yarısında toplanmasının çok daha ötesinde, insan aklını aciz bırakacak derecede mükemmel varlıkların oluşması ise, dış etki "Akıllı Tasarım"cıların bahsettiği gibi çok akıllı bir "şey" olmalıdır.
Gerisi bilim adına akılsızlık yapmaktan başka birşey değildir. Bu "aklı" kabul etmeyince çaresiz kalır, cansız varlıklara, kör tesadüflere akıl yüklemek zorunda kalırsınız.
Yazan: fizikci Tarih: December 30, 2005 07:02 PM
Marmara Üniversitesindeki konferansa bende katıldım,ve gerçekten de başarılı buldum Mustafa Akyol u,ancak dikkatimi çeken bir nokta vardı,o da ilahiyatçılarımızın hitabette olsun,konuyu iyi dinleyip kavrama da olsun,soru cevap kısımlarındaki konuşmalarındaki,sorularındaki performansları olsun,hiç de iç açıcı degildi...en azından benim görüşüm bu şekilde..
(Blawknox)
Yazan: blawknox Tarih: January 3, 2006 10:11 AM
Mesa-i sini böylesine hayirli saatlere tüketen arkadasimiz, Mustafa Akyol'a cok tesekkür ve tebrik ediyorum.
PatriarchFAz'in görüslerine (kismen) katilamiyorum dogrusu, katilamiyorum cünkü bir konu hakkinda birseyler anlatiyor olmak, isterseniz 10 alan'da Prof. olasiniz, kesinlikle dogruyu söylüyorsunuz anlamina gelmez, biri digerine gerekce sayilamaz. Yani birakin ögrenci olmayi, en yüksek Lisans sahibi olmak, yillarca o alanda tahsil yapmis olmak, mutlaka dogrusunu biliyor, söylüyor anlamina gelmedigi gibi buna gerekce bile olamaz.
Ikincisi, konu ne olursa olsun, insan da ön yargilar var oldugu sürece, en keskin beyin dahi "tarafli" gözlemleme yapacaktir.
Böylesine bir akim'i(intelligent design) topyekün bilimdisi olarak ilan etmek, Ate'lere özgü bir davranismidir, belli basli bir ideoloji yikilacak kaygisimidir nedir, bilemiyorum.
Varsa nasibi, Ateist'in bilim'den edinecegi pay, bu Dünya'dan ibarettir.
Selam
Yazan: Sinan Tarih: January 6, 2006 11:12 AM
"Ancak tüm bu süreçlerde mutasyonla yeni genetik bilgi üretilmediğine dikkatinizi çekmek isterim."
yukarda M.Akyol böyle bir cümle sarfetmiş kul gribinin mutasyonu ile ilgili olarak
yeni bilgi ne demek? mutasyyon ile gen segmentinde bir harf bile değişse ortaya çıkan yeni bilgidir. sadece varolan bilginin değişmesi değil mutasyon olarak yeni bir harfin ortaya çıkması yada varolan bir harfin silinmeside mümkündür ve bunların hepsi bilgi üretmedir
Harf diye kastedilen şey nükleotittir
Yazan: dehri Tarih: January 15, 2006 02:08 PM
bir biyolog olarak öncelikle şunu söylemek istiyorum.bu konularda yorum yapmak için illede biyoloji okumak gerekmiyor.nice meslektaşlarımı tanıyorum ki sadece önyargılarının ürünü olarak darvin teorisini yada akıllı tasarım teorisini kabul ediyorlar.bu konularda okumak ,sistemdeki mükemmeliyeti görmek ,yaradıcının hernereye bakarsak bakalım kusursuz yaradışını görmek eğitimle doktora yapmakla yada akademik başka kariyer yapmakla mümkün değil.peygamberimize inen ilk emrin, eline yazılı bir belge verilmeksizin ona 'oku' denmesinin ,onunda neyi okuyayım demesi üzerine sistemi okuması gerektiği; ve hatta ilk olarak orada ona sperm - yumurta birleşmesi olayındaki harika mekanizmanın örneğinin verilmesi bizlere ders olmalıdır.peygamberimiz biyoloji eğitimi almadığı halde ona ve diğer insanlara ilk inen emir ,yüzümüzü nereye çevirirsek çevirelim yaradanı göreceğimizi fark etmemizdir.(ikra'dan bu anlaşılmalıdır) birbaşka gözlemim mustafa beyin ceviz kabuğu programında karşısına türkiyeden hiçbir biyoloğun (özellikle biyoloji eğitimi veren üniversitelerdeki sayın profesörlerin) çıkamayışı bu teorinin hem sahipsiz kaldığını hemde biyoloji eğitimi alan değil veren kişilerin bile sırf akademik kariyerlerini korumak pahasına darvin teorisini savunduklarını gösterir.ömer kardeşim çevrene bak mükemmeliyet karşısında tesadüf kelimesi çok komik kalıyor bunu farket.biyoloji eğitimi alırken edindiğin görüşler hazmedilmesi gereken zamanla değişime uğramaya müsait görüşlerdir.önyargılarımızdan siyasi kimliğimizden sıyrılarak ve çevresel etkilerden kurtularak objektif düşünerek doğru yolu bulacağımızı düşünüyorum.doğadaki herşeyde algılama gücümüzün zayıflığından kaynaklanan (kesitsel algılama araçlarımızdan )görememe durumu mevcut olabilir.belkide gözlerimiz UV'yi kızıl ötesini yada daha yüksek dalga boylarını görse idi hiç tartışmazdık.maddenin izafiliği ortada tek birşey bırakıyor YARADANI....
Yazan: öz-den Tarih: January 24, 2006 04:13 PM
Bedeninizden geçip ruhunuza hayat verin 40 gün.
Ne var ne yok alemde görürsünüz.
Şüpheniz de kalmaz,
Yazan: yok ol Tarih: February 24, 2006 08:07 AM
ben canlilarin, uzayda bizim goremedigimiz ancak var oldugu bilinen 5. boyutun otesindeki tencere-kapaklarin yarattigi manyetik etkilesimden dolayi var oldugunu dusunuyorum. nitekim evrendeki her turlu duzenin bu manyetik etkilesimden olustugunu dusunuyorum. bunun aslinda dusundugunuz kadar sacma sapan bir teori olmadigini gostermek icin de 500 tane tencere-kapak ureticisinden imza topladim, ayrica imza atanlarin icinde iki tane de metalurji muhendisi var.
bu cigir acan yeni teorimin "intelligent desing" ve evrim teorisi ile birlikte okullarda okutulmasini talep ediyorum.
eger siz okutulmamasi gerektigini dusunuyorsaniz lutfen teorimin neden intelligent design'dan daha yetersiz kaldigini aciklar misiniz?
degerli dusunceleriniz icin simdiden tesekkur ederim.
Yazan: Arslan Tarih: February 24, 2006 10:16 PM
Flagellum icin verdiginiz ornegin yanlis ve yetersiz oldugu butun biologlar tarafindan kabul edilmistir. Bunun en guzel ornegi otomobil ile verilebilir. mesela eskiden mekanik olan otomobiller cok basit mekanik sistemler ile calisiyordu, ancak bugun bir surusunun bilgisayar cipi var. bugun otomobilin bilgisayar cipi olmadan calismasi mumkun degil, ancak bu otomobilin "daha basit" bir sistemden evrimlesmedigini gostermez.
bu konuda sizi biraz daha bilgilendireyim:
http://www.actionbioscience.org/evolution/nhmag.html
------------------------------------
The Flaw in the Mousetrap
Intelligent design fails the biochemistry test.
By Kenneth R. Miller
Michael J. Behe fails to provide biochemical evidence for intelligent design.
To understand why the scientific community has been unimpressed by attempts to resurrect the so-called argument from design, one need look no further than Michael J. Behe's own essay. He argues that complex biochemical systems could not possibly have been produced by evolution because they possess a quality he calls irreducible complexity. Just like mousetraps, these systems cannot function unless each of their parts is in place. Since "natural selection can only choose among systems that are already working," there is no way that Darwinian mechanisms could have fashioned the complex systems found in living cells. And if such systems could not have evolved, they must have been designed. That is the totality of the biochemical "evidence" for intelligent design.
Parts of a supposedly irreducibly complex machine may have different, but still useful, functions.
Ironically, Behe's own example, the mousetrap, shows what's wrong with this idea. Take away two parts (the catch and the metal bar), and you may not have a mousetrap but you do have a three-part machine that makes a fully functional tie clip or paper clip. Take away the spring, and you have a two-part key chain. The catch of some mousetraps could be used as a fishhook, and the wooden base as a paperweight; useful applications of other parts include everything from toothpicks to nutcrackers and clipboard holders. The point, which science has long understood, is that bits and pieces of supposedly irreducibly complex machines may have different -- but still useful -- functions.
Evolution produces complex biochemical machines.
Behe's contention that each and every piece of a machine, mechanical or biochemical, must be assembled in its final form before anything useful can emerge is just plain wrong. Evolution produces complex biochemical machines by copying, modifying, and combining proteins previously used for other functions. Looking for examples? The systems in Behe's essay will do just fine.
Natural selection favors an organism's parts for different functions.
He writes that in the absence of "almost any" of its parts, the bacterial flagellum "does not work." But guess what? A small group of proteins from the flagellum does work without the rest of the machine -- it's used by many bacteria as a device for injecting poisons into other cells. Although the function performed by this small part when working alone is different, it nonetheless can be favored by natural selection.
The blood clotting system is an example of evolution.
The key proteins that clot blood fit this pattern, too. They're actually modified versions of proteins used in the digestive system. The elegant work of Russell Doolittle has shown how evolution duplicated, retargeted, and modified these proteins to produce the vertebrate blood-clotting system.
Working researchers see evolution in subcellular systems.
And Behe may throw up his hands and say that he cannot imagine how the components that move proteins between subcellular compartments could have evolved, but scientists actually working on such systems completely disagree. In a 1998 article in the journal Cell, a group led by James Rothman, of the Sloan-Kettering Institute, described the remarkable simplicity and uniformity of these mechanisms. They also noted that these mechanisms "suggest in a natural way how the many and diverse compartments in eukaryotic cells could have evolved in the first place." Working researchers, it seems, see something very different from what Behe sees in these systems -- they see evolution.
Behe's points are philosophical, not scientific.
If Behe wishes to suggest that the intricacies of nature, life, and the universe reveal a world of meaning and purpose consistent with a divine intelligence, his point is philosophical, not scientific. It is a philosophical point of view, incidentally, that I share. However, to support that view, one should not find it necessary to pretend that we know less than we really do about the evolution of living systems. In the final analysis, the biochemical hypothesis of intelligent design fails not because the scientific community is closed to it but rather for the most basic of reasons -- because it is overwhelmingly contradicted by the scientific evidence.
Yazan: Arslan Tarih: February 24, 2006 10:26 PM
Darwın'ın zamanında tek bir bir hücrenin bile muhteşem olduğu bilinemiyor,hücre içi su dolu bir şeye benzetiliyordu.ancak elektron mikroskopunun ortaya çıkışıyla tek bir hücrenin bile mükemmel bir yapıda olduğu anlaşıldı.şimdi ise ateistler gerekli kaynak buldukları için değil ALLAH'ı redetmek için evrimi tekrar gündeme taşıyorlar.
isteyenler harunyahya.org sitesinden aldığım yazıları anafikir.com'da okuyabilirler.
saygılar...
Yazan: melih Tarih: March 14, 2006 03:35 PM
evrimci biyologların olasılık dersinide almalrını arzu ediyorum.sayılarla saka yapılmaz ufak bir oynama adamı çarpar.kişi inandığı gibi yaşayamayınca yaşadğı gibi inanrmış.fen bil son sınf öğrnc
Yazan: katre Tarih: March 17, 2006 03:30 PM
Şu durumda akıllı tasarım varsa, tasarımcının neden sadece bir tane olduğu düşünülüyor, birden fazla olamaz mı? Benim bu düşüncem de akıllı tasarım kadar bilimseldir sanırım...
Yazan: deniz Tarih: March 27, 2006 02:37 PM
Bilirken susmak bilmezken konuşmak kadar çirkindir...
İş Değil Karanlıkta Aydınlığı Görebilmek Bana Aydınlıktaki Karanlıkları Görebilcek Gözler Gerek Şeyh Müslüm İNCEDAL
Yazan: Şeyh Müslüm İNCEDAL Tarih: April 12, 2006 08:55 AM
akıllı tasarım teorisi evrim teorisine karşı bir teori olarak çıkmış gibi görünüyor. ancak bunun bilimsel olmadığını söylemek pek doğru olmaz kanısındayım. evrim teorisinin de teori olduğunu unutmayalım. ben bu teorinin kanıtlandığı bir örnek istiyorum. akıllı tasarım teorisinin bakteri kamçısı gibi...
Yazan: harun Tarih: April 12, 2006 06:47 PM
bence matematikde imkansız nedir istatistikle matematik arasıdaki farklar nelerdir? sorularının cevabını daha iyi bilmek herkes için faydalı olur. o konuda çok yetkin değilim ama saydığınız isimlere şunu hatırlatacak kadar yetkinim. bütün bakteriler kamçı sahibi değildir ve kamçısı olmadan daha basit şekillerde yaşayabilen bir bakteri varsa bu o organın indirgene bileceğini gösterir. ayrıca darwinst değilim onunda birçok eksiğini sayabilirim. ancak burdaki eleştirilerin hiç biri darwin teorisinde asıl tartışılması gerekenler arasında değildir kanımca. ne yaradılış teorisinin nede darwin teorisinin deneylerle kanıtlanabilir yanı yoktur. buda onları pozitivist bilim alanında tartışılabilir olmaktan çıkarır.
Yazan: selin Tarih: April 12, 2006 11:57 PM
Sayın Mustafa Bey
Başta bu yazımın bilimsellikten tamamen uzak,hamasi bir yazı olacağını belirteyim.
Bu yazılanlar,tartışılanlar... hepsinin kökeni çok eskiye dayanır.Bunlar hepsi baştan beri var olan hatta bir anlamda varolma nedenimiz olan imtihanın bir parçasıdır:İman-küfür kavgası(terim anlamıyla kullanılmıştır).
Ezeli ve Ebedi Olanın ilmi sonsuzdur.Bizim bütün yapmaya çalıştığımız(bilim dediğimiz) bu ilmi müşahede edip anlamaya çalışmaktan ibaret.Zaten bu konudaki temel araç olan 'aklı' bile O vermiş bize.Hiç bir iradesi olmadan yaşama gelen canlı varlıkta-çok açıkça ve basit haliyle- küstahlık yapıp aklı verene sözüm ona akılcılık yapıp karşı geliyor.
Bana göre bilim ulaştığı bu düzeyde yavaş yavaş varolma amacına hizmet etmeye başlamıştır.Zamanla daha iyiye gideceğine eminim.Buna rağmen inanmayan gene inanmaz,kısmet işidir bu.Mesela siz yukarıda bir sürü link vermişsiniz okumaları için sayın yazarların.Büyük ihtimalle bakmamışlardır bile bırakın okumayı analiz etmeyi.İşine gelen gerçek gerçektir zira.İnanan biri olarak biliyorum ki mucizeleri görenler bile 'bu sihirdir' demişlerdir.
Özetle ak-kara hepsinin belli olacağı bir güne az kaldı
YAZIMI OKUDIKTAN SONRA ŞU GERİCİYE BAK BU NE BASİTLİK BU KADARINA PES DİYECEKLERE NOT:
Bilmenizi isterim ki,en az sizin kadar 'analitik' ve 'akademik' yazardım ama sizin samimi olamdığınızı 150 200 yıllık insan oğlunun yaşadığı tecrübeden rahatça çıkarabiliyorum.Bilimin işinize geldiği kadarını kullandığınızı düşünüyorum.Bu sebeplerden ötürü de bir anlamda 'gerek görmüyorum'
Yazan: beyazit Tarih: April 13, 2006 01:38 AM
Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....
*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.
*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...
-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda çevresel faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...
Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...
Yazan: dharma bum Tarih: April 21, 2006 08:24 PM
Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....
*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.
*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...
-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda "çevresel" faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...
Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...
Yazan: dharma bum Tarih: April 22, 2006 02:47 PM
""hidrojen siyanit(HCN), asetilen(C2H2) ve suyu birlikte bir test tüpüne koyup üzerinde yoğunlaştırıp tepkimeye girmeleri için tetikleyici ve yüzey sağlarsanız içlerinde aminoasitler ve ADENİN!!! adlı bir DNA bazı da bulunan bir sürü organik bileşik elde edersiniz""
ben lise öğrencisiyim meb biyoloji olimpiyat sınavlarına hazırlanmak için günlerce milli kütüphaneden evrim biyolojisiyle ilgili araştırma yaptım, az buçuk bilgim oldu ve yukardaki yazıyla karşılaştım.
Yazının başlarında dünyanın ilk zamanlarından atmosfer ve toprak bileşenlerini yazmış(tabi burada hepimiz! bilimsel olaylardan haberdarız dünyanın çok eski zamanlardaki bileşenlerini özellikle kutuplardan, toprak derinliklerinden, eski kayalardan, volkanlardan vb. anlaşılabildiğini biliyoruz)
Hatırladığım kadarıyla C,H,N gibi elementler çok bol özellikle metan bileşiği.(oksijen az miktarda var çünkü çoğu oksitlenme ile kayalara demirlere veya okyanus diplerine geçmiş, oksijen daha sonra klorofil benzeri yapıları oluşturabilen bakterilerden sağlanır)
Yukardaki deney teoride değildir, bu deney bilimadamları tarafından defalarca yapılmıştır alın size basit yapılardan karmaşık yapıların oluşturulması yönünde büyük bir adım.
Ayrıca bilimsellik inanç istemez siz izafiyet e inanmıyorum diyerek kendinizi ondan soyutlayamazsınız zamanında ona da imkansız diyenler olmuştur, hatta galileo nun ölüm nedenini bilenler de burayı daha iyi anlayacaktır.
Ortada bir fizik sorusu olsa acaba bu soruya kaç kişi yanıt verip yorum yapabilecekti, ama doğru ya fizik bilgisi eksiklerimiz var yorum yapamayız peki nasıl oluyor da evrim hakkında yorum yapabiliyoruz
"""Akıllı tasarım bir teori değildir bir gerçektir. Bunun için ne uzun uzun bio kimya incelemelerine gerek var ne de bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalara."""
Sayın Farshad Mohajeri "Biyoloji bilimseldir" önermesine katılıyorsanız eğer "Bilim gerçeklerle açıklanır, kimsenin inancı bilime etki etmez" önermesine de katılıyor olmanız gerekir bir yanlışım varsa bilmek isterim ve şunu da söylemek istiyorum: biyolojik bir şeyi açıklamak , ispatlamak ya da çürütmek için muazzam biyoloji, kimya bilgisine sahip olmanız gerekir. Yoksa sokaktaki adam neden gökdelen inşa etmesin ne eksiği var???? Çok merak ediyorum
Ben kendimi yorum yapabilecek kadar evrim bilgisine sahip olmadığımı düşünüyor, evrimle ilgili şöyle gerçektir böyle değildir diye bir yorum yapmadığıma dikkat çekmek istiyorum ve iyi günler diliyorum.
Yazan: baran Tarih: April 24, 2006 07:37 PM
bir şey daha var yukardaki başlıkla ilgili "Darwin yargılanıyor" yargıçların hangi meslekten olduğunu yukarda okuduk.
Darwin suç mu işlemiştir, bilim suç mudur, bunu kim söylüyor, "bilim suçsa gerçekler suçtur" önermesi doğru mudur, doğruysa başa döndük herhalde insan doğduğunda suç işlemiştir mantığı geri mi dönmüştür, dini böyle işlere alet etmek gerçekleri dinle saptırmaya "çalışmak" ne kadar doğrudur, belki sizin kadar dindar değilim ama din insan düşünebildiği ölçüde yararlıdır yoksa bu şekilde kendisine çıkar çevresi yaratmak amacıyla değişik tarikatlarla ya da bireysel olarak insanları dinsiz olarak adlandırarak bilimsel olduğunu sandığı düşüncelerle bilimi çürüttüğünü iddialarıyla insanları aldatarak dindar olunuyorsa ben dinsiz olmaya razıyım.
Yazan: baran Tarih: April 24, 2006 08:09 PM
IntelligentDesign teorisini ilk duyduğumda benim de çok ilgimi çekmiş ve "İşte Evrim saçmalığına son verecek yaklaşım.." demiştim. Ama neticede ColaTurca içmek CocaCola'ya darbe indirmek midir? Bence evrim teorisine inanmayan insanların dabılyu buş'un desteklediği bir teoriye ihtiyaçları yok. Olayı da çetrefilleştirmeye gerenk yok arkadaşlar. Allah yaratmıştır bizleri. İsterse yoktan yaratır, isterse maymundan çevirir insana. Mesele insan olmanın hakkını verebilmektir. Sen maymun bile olamadıktan sonra öyle ya da böyle ne farkeder ki?
Selam ile...
Yazan: demirbim Tarih: May 3, 2006 09:57 AM
Akıllı tasarım teorisi ilk insanla başlar ve bilebildiğimiz her dinin temel taşıdır. Yani bu teori zaten vardı. Genetik bilimler ve mutasyon teorileri mükemmeliyetçidirler. Yani mükemmel olmayan zaten oluşmaz oluşsada yaşam şansı yoktur. Kısa süre var olup kaybolan yaşam biçimleri akıllı tasarım teorilerini çürütürler. Burada akıllı tasarımın hata yapabildiği akla gelirki bu dinsel toplum dayanaklarını sarsacağından tehlikelidir. Özetle devrim teorisine karşı şu ana kadar geliştirilen dini savunma biçimleri bu ihtiyacı karşılıyabilmişken bu konunun tamamen dini temellere taşınmak istenmesi toplum dengeleri açısından zararlı olacaktır.
Yazan: ercan bardakcı Tarih: May 3, 2006 10:34 AM
-İNDİRGENEMEZ KOMPLEKSLİK YANILGISI-
İndirgenemez komplekslik kavramı, Akıllı Tasarım (AT) hareketini savunanların en fazla başvurdukları ve belki de AT’nin bilimsel bir teori olduğunu savunmak için kullandıkları yegâne argüman olarak karşımıza çıkıyor. Aslında indirgenemez komplekslik, AT’nin ispatlanması için kullanılamaz yani doğru olması AT’nin doğruluğunu göstermez ama bu yazımda bu konuyu bir kenara bırakıp indirgenemez kompleksliğin bilimsel konumunu inceleyeceğim.
İndirgenemez komplekslik kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:
By irreducibly complex I mean a single system composed of several well-matched, interacting parts that contribute to the basic function, wherein the removal of any one of the parts causes the system to effectively cease functioning. (s. 39)
An irreducibly complex system cannot be produced directly (that is, by continuously improving the initial function, which continues to work by the same mechanism) by slight, successive modifications of a precursor system, because any precursor to an irreducibly complex system that is missing a part is by definition nonfunctional. (s. 39)
Burda Michael Behe, aşağı yukarı şöyle diyor:
İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum.
İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direk olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.
İşte Michael Behe indirgenemez kompleks sistemi böyle tanımlıyor ve canlılarda bu özellikleri gösteren biyokimyasal yapılar olduğunu iddia ediyor. Bu yapılara örnekler veriyor ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Örnek olarak bakteri kamçısı (bacterial flagellum), kan pıhtılaşma sistemi (blood clotting system) ve bağışılık sistemi (immune system) gibi birkaç sistem veriyor ve bunların kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olduklarını ve bu sebeple de evrimleşmiş olamayacaklarını iddia ediyor.
Şimdi ilk olarak Michael Behe’nin yaptığı indirgenemez komplekslik tanımını ve daha sonra da bu tanım gereği evrimleşmiş olamayacağını düşündüğü sistemleri inceleyelim.
Behe yaşamın tasarlanmış olması gerektiği sonucuna şu mantıksal düzen içinde ulaşıyor. Tanım gereği, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçası eksik öncüsünün işlevsiz olması gerekiyor. Böylece doğal seçilimde işlevsiz bir yapının seçilmiş olamayacağı ve böylece indirgenemez kompleks yapının bir bütün olarak tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varlıyor. Ama gerçekte durum böyle değil. İlk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan oluşması gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da oluşuyor olabilir. İkinci olarak öncü sistem farklı bir görevi yapıyor olabilir, yani öncü sistemin tanımdaki gibi işlevsiz olması şartı yoktur. Öncü sistem farklı bir fonksiyonu gerçekleştiriyor olabilir. Görüldüğü gibi Behe’nin kurmuş olduğu mantıksal düzende belirgin bir sorun var. Behe’nin indirgenemez komplekslik tanımına uygun yapılar olabilir ama bu onların evrimleşmiş olamayacağı anlamına gelmez.
Peki Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü, dolayısıyla da evrimleşmiş olamayacağını ileri sürdüğü ve “biyokimyasal makineler” olarak adlandırdığı yapılar gerçekten evrimleşmiş olamaz mı? Bu yapılar gerçekten de bir bütün halinde mi ortaya çıkmış olmak zorunda? İşte bu noktada, Behe’nin vermiş olduğu örnekler incelendiğinde, bilim adamları bu yapıların evrimleşmiş olabilecekleri sonucuna varıyor. İlk olarak bakteri kamçısını ele alalım.
Bakteri kamçısı
Flagellum yani kamçı organı prokaryot ve ökaryot hücrelerde bulunabiliyor. Bakteriler kamçılarını sıvı ortamlarda hareket etmek için kullanıyorlar. Bakteri kamçısının işlevini ve yapısını Mustafa Akyol şöyle açıklıyor (1):
Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.
[…] Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).
Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır.
[…] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.
Aslında bakteri kamçısının indirgenemez kompleks olup olmadığıyla veya evrimleşmiş olup olamayacağıyla çok ilgisi yok ama yine de belirtmek lazım. Burda adı bahsi geçen bakteri kamçısını oluşturan farklı protein sayısı olan 240 doğru değil. Bakteri kamçılarının çok daha az proteinle oluştukları yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Örneğin E. coli türü bakterinin kamçısının yapısında 18-20 farklı protein bulunmaktadır (2). Ayrıca farklı bakteri türlerinde farklı (E. coli’ninkinden daha az) sayıda proteinden oluşan kamçı türleri vardır. Ökaryot hücrelerdeki kamçı ise “cilium” olarak adlandırılmaktadır. Yapı olarak bakteri kamçısından oldukça farklı yapıdadır. Örneğin bir hayvan sperm hücresindeki cilium 250 civarında proteinden oluşmaktadır (2). Aslında sayılarda yapılan bu yanlışlığın çok da önemi yok. Asıl önemli olan nokta bakteri kamçısının herhangi bir parçası çıkarıldığında işlevsiz olacağı ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağı gibi hatalı bir sonuca varılmış olmasıdır.
Yapılan homoloji çalışmaları bakteri kamçısı ile “tip III salgılama sistemi” (type III secretory system) (TTSS)’nin birçok parçasının birbiriyle ilişkiliği olduğunu hatta bazı bakterilerde tamamen aynı olduğunu göstermektedir (3). TTSS bakterilerin başka hücrelerin içine protein aktarmak için kullandığı bir yapıdır. Hatta bazı ölümcül bakteriler ürettikleri protein toksinleri bu yöntemle kurbanlarının hücrelerine bu yolla aktarırlar (4). TTSS’nin protein yapısı üzerinde yapılan araştırmalarda bakteri kamçısının bazal (temel) bölümünün TTSS ile direk homolog olduğunu göstermektedir (4). Yani indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bakteri kamçısının ufak bir bölümünün oldukça işlevsel olduğu görülmektedir. Behe ise tek bir parçanın bile çıkarılmasının geri kalan kısmı işlevsiz kılacağını ve doğal seçilim mekanizması tarafından seçilemeyeceğini söylüyordu. Ama görüldüğü gibi indirgenemez kompleks kavramına yapılan itirazdaki gibi öncü bir sistemin asıl sistem ile aynı görevde olması zorunluluğ yoktur. Farklı görevi yapan bir sistem gen eşleşmesi, mutasyon ve doğal seçilim sayesinde başka bir işlev gören bir yapıya dönüşerek sağladığı avantaj sayesinde de korunarak gelecek nesillere aktarılabilir.
Peki bakteri kamçısının TTSS’den nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili neler biliniyor? Bu konuda en geniş bilgiye Nick Matzke’nin makalesinden (4) ulaşmak mümkün. Matzke makalesinde bakteri kamçısının ve TTSS’nin yapısıyla ilgili bilgi veriyor, bakteri kamçısının evrimiyle ilgili önceki modeller hakkında bilgi veriyor ve daha sonra kendi modelini anlatıyor. Bu modellerin kesin doğru olduğunu iddia etmek mümkün değildir ama zaten bu modellerin amacı da bu yapıların nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili mantıklı, olası varsayımlar ortaya koymaktır çünkü Behe indirgenemez kompleks olduğunu söylediği yapılar için bu tip olası modellerin oluşturulmasının mümkün olmadığını söylemektedir.
Bakteri kamçısını bir kenara koyarsak yılan balığı sperm hücresinin kamçısında (ökaryot bir hücrede olduğu için cilium) üç önemli bölüm eksiktir. Yani Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği ve bu yapının vazgeçilmez parçaları olarak belirttiği bazı parçalar bu yılan balığı sperm hücresi kamçısında bulunmamaktadır ve buna rağmen normal olarak görevini görmektedir (6). Bu da Behe’nin belirttiği yapının kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olmadığını göstermektedir.
Kan Pıhtılaşma Sistemi
Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği bir başka sistem de omurgalılardaki kan pıhtılaşma sistemidir. Omurgalıların kan pıhtılaşma sistemi “kaskat” olarak adlandırılan bir yapıdadır. Yani bir nevi domino taşlarından kurulmuş bir sistemdir ve son hamlede kan pıhtılaşması gerçekleşir. Sistemde görevli proteinler, kofaktörler (enzimlerin çalışmasını sağlayan maddeler) ve proteazlar (proteinleri peptit bağlarını kopararak parçalayan enzimler) görev almaktadır. Kan pıhtılaşması iki farklı yolla gerçekleşebilir: İntrensek ve ekstrensek yol. Bu iki yol Jeremy M. Berg’un Biochemistry kitabında aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.
Bu şekilde pembe ile gösterilenler maddelerin aktif olmayan, sarı ile gösterilenler ise aktif halledir, mavi ile gösterilenler ise kofaktörlerdir. Ayrıca tüm Roma Rakamıyla gösterilenler rakamın önüne “faktör” koyularak okunur. Örnek vermek gerekirse faktör VIIIa bir kofaktördür ve aktif haldeki faktör IX (yani faktör IXa)’un yardımcı olarak inaktif haldeki faktör X’u aktive hali olan faktör Xa‘ya dönüşmesini sağlar. Şekilden bakarak aynı mantıkla her adımda neler olduğunu anlayabilirsiniz.
Şekilden görülebileceği gibi intrensek ve ekstrensek yollar bir noktada birleşir. İki yolla da faktör X aktive edilir ve faktör Xa ile faktör Va, protrombini trombine dönüştürür. Trombin ise kan plazmasında çözünebilir bir protein olan fibrinojeni parçalayarak fibrine dönüşmesini sağlar ve daha sonra faktör XIIIa‘nın da devreye girmesiyle fibrin pıhtıları oluşarak gerekli yerlerin tıkanması sağlanır. Burda temel yapıyı kısaca anlatmak istedim, daha ayrıntılı bilgi için buraya, buraya ve buraya bakabilirsiniz.
İşte Michael Behe bu sistemin indirgenemez kompleks olduğunu ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağını iddia ediyor. Yani Michael Behe’nin tanımına göre bu sistemin bir parçasının bile olmaması sistemin çökmesine, çalışmamasına sebep olacaktır. Ama intrensek yolda karşımıza çıkan faktör XII veya diğer adıyla Hageman faktörü yunuslarda ve balinalarda yoktur (5) ama kan pıhtılaşma sistemleri çalışmaktadır. Yani kan pıhtılaşma sisteminin indirgenemez kompleks olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Ama bunu Michael Behe de görüyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bir forumda Kenneth Miller ile Michael Behe karşılıklı tartışırken (tartışma metnine buradan ulaşabilirsiniz) Miller yunuslardaki bu olayı dile getiriyor ve Behe kan pıhtılaşma sisteminde gereksiz parçalar olduğunu kabul ediyor. Behe bu sebeple bütün pıhtılaşma sistemi yerine bu sistem içindeki sadece 4 parçayı (fibrinojen, protrombin, Stuart faktörü, and proakselerin) seçerek bunların indirgenemez kompleks bir sistemin parçaları olduğunu söylüyor. Ama ortada sadece bu parçalardan oluşan bir sistem yok gerçekte ve evrim sürecinde sadece bu parçalardan oluşan bir sistemin oluşması şart değildir. Kaldı ki Behe’nin kitabında söylediği gibi kan pıhtılaşma sisteminin moleküler evrimiyle ilgili hiçbir şey bilinmiyor falan değildir. Literatürde bu konuyla ilgili birçok makale ve çalışma vardır. PubMed‘de arama yaparak bu konu ile ilgili yazılmış makalelerin listesini görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da bu konuyla ilgili önemli birçok referansa ve linke ulaşabilirsiniz. Yani Michael Behe ya bilimsel literatürü pek iyi takip etmiyor ya okuyucularının takip etmediğini düşünerek bol keseden atıyor ya da hiçbir açıklamayı nedense tatmin edici bulmuyor.
Bağışıklık Sistemi
Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu kitabının 6. bölümünü bağışıklık sisteminin parçası olan ve indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği 3 sisteme ayırıyor. Bu 3 sistemin neden indirgenemez kompleks olmadığı Matt Inlay tarafından Evolving Immunity başlıklı yazısında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu 3 sistemden biri olan tamamlayıcı sistemin (Complement System) neden indirgenemez kompleks olmadığı Mike Coon’un Is the Complement System Irreducibly Complex? başlıklı yazısında incelenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiği konusunda da birçok bilimsel makale mevcuttur. Mesela daha önce linkini vermiş olduğum PubMed‘de arama yaparak bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili ne kadar çok makale olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da konu ilgili faydalı kaynaklara ulaşabilirsiniz. Ama nedense bunların hiçbiri Michael Behe için yeterli olmuyor. Amerika’da Dover’daki Akıllı Tasarım davasının kararında Yargıç Jones, Behe’ye bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili 58 peer-reviewed (hakemli dergilerde) makale, 9 kitap ve birkaç ders kitabı bölümü gösterildiğini ama Behe’nin bunların hiçbirini yeterli görmediğini söylüyor. Hem de bu kitapların ve makalelerin çok büyük bir kısmını okumamış olmasına rağmen kendi istediği şekilde bir evrim sürecinin bu kitap ve makalelerde anlatılmadığını düşündüğünü söylüyor. Ayrıca yine bu davada verdiği ifadesinde bir yerde bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiğiyle ilgili araştırma yapmadığını çünkü bunun verimli bir çalışma olmayacağını (yani sonuca ulaşamayacağını) düşündüğünü söylüyor. Yani Behe bunun olamayacağına kendini öyle inandırmış ki konuyla ilgili ne tüm bilimsel görüşleri ve bakış açılarını inceleme gereği duyuyor ne de nasıl evrimleşmiş olabileceğini ve kökenini kendi araştırıyor. Aslında bu sadece bağışıklık sistemi ile ilgili de değil. Yukarda anlattığım diğer yapılar için de aynı şey geçerli.
Sonuç
Tüm bunlar bize Michael Behe’nin en başında önemli bir hata yaptığını göstermektedir. Michael Behe bir biyokimyacıdır ve özellikle de protein sistemleriyle uğraşmaktadır. Proteinlerden oluşan kompleks yapıların evrimi konusunda yanlış bir düşüncesi var. Behe şöyle düşünüyor: Elimizde 100 proteinden oluşan kompleks bir sistem varsa bu sistemin evrimleşmiş olması için daha önce 99 proteinden oluşan ve aynı görevi yapan bir yapı olmalıdır. 99 proteinlik yapı ise ancak 98 proteinlik ve aynı görevi yapan bir yapıdan evrimleşmiş olmalı. İşte Behe biyokimyasal yapıların evriminin böyle olması gerektiğini düşünüyor. Ama bunun böyle olması gerekmediği çok açık. Proteinlerden oluşan yapıların evrimi DNA yapısındaki değişikliklerle olur ve DNA yapısında oluşacak değişikliğin tek bir protein eklenmesine veya yapı içindeki sadece bir proteinin değişmesine sebep olmak zorunda olmadığı çok açıktır. Ayrıca öncü bir sistemin aynı görevi yapıyor olma gibi bir zorunluluğu da mevcut değildir. Ama Behe böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu tip adım adım kademeli bir evrim sürecinin bilim adamları tarafından açıklanamadığını söylüyor. Yani yukarda anlattığım gibi Behe’nin kendisine sunulan ve bu yapıların olası evrim modellerini anlatan makale ve kitapları bu sebeple kabul etmiyor ve yeterli görmüyor. Sanırım bu sebeple Behe hiçbir zaman bu açıdan kendini tatmin eden bir evrim modeliyle karşılaşmayacak çünkü beklediği şey zaten mümkün olmayan birşey.
En son olarak da Michael Behe’nin veya başka birinin şimdiye kadar, herhangi bir yapının indirgenemez kompleks olduğunu ve evrimleşmiş olamayacağını savunduğu ve hakemli dergilerde yayınlanmış hiçbir makale olmadığını belirtmek istiyorum. Sanırım Behe artık, konuyu fazla bilmeyen ve araştırma yapma imkanı olmayan insanları etkilemek için kitap yazmak yerine bilimsel olduğunu iddia ettiği argümanlarını hakemli dergilerdeki makaleleriyle bilim adamlarına sunmalı.
Akıllı Tasarım hareketi önceki yazılarımda da belirttiğim gibi argümanlarını bilgisizlikten almaktadır. Bilimde bazı boşluklar yaratıp bunların sebebini akıllı bir tasarımcıya atfetmek bilimin araştırma, gözlem ve deney gibi kademelerini ortadan kaldırmak ve yüzyıllar öncesinin gücünü bilgisizlikten alan düşüncelerini kabullenmekten başka birşey değildir. Baksanıza Behe bağışıklı sistemiyle ilgili araştırmalarda sonuca ulaşılamayacağını düşündüğü için araştırmadığını söylüyor. Bu nasıl bir bilimsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı böyle önyargılarla hareket etmemelidir. Behe işin başından kendi kriterlerine göre evrimleşmiş olmayacağına karar veriyor ve bu sebeple o yapıları araştırmıyor hatta yapılan tüm araştırmaları inceleme gereği bile duymuyor.
Bir de Akıllı Tasarımcılar teorilerinin bilimsel olduğu iddiasıyla okullarda öğrencilere öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar. Hakkında hakemli saygın bilim dergilerinin hiçbirinde bir tane destekleyici makale yazılmamış bir teorinin (aslında ortada teorisi falan yok ama…) okullarda öğretilmesi çok yanlış olur.
Referanslar:
1. Mustafa Akyol, Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi, 2004
2. N. J. Matzke, Evolution in (Brownian) space: a model for the origin of the bacterial flagellum, 2003
3. Ian Musgrave, Evolution of the Bacterial Flagella, 2000
4. Kenneth R. Miller, The Flagellum Unspun: The Collapse of “Irreducible Complexity”, 2004
5. Robinson, A. Jean, Kropatkin, Mona, and Aggeler, Paul M. 1969. Hageman Factor (Factor XII) Deficiency in Marine Mammals. Science 166:1420-1422.
6. Kenneth R. Miller, Answering the Biochemical Argument from Design, 2003
Yazan: Gerçeğin Peşinde Tarih: May 6, 2006 03:33 PM
Sayın "Geçeğin Peşinde"
Ne o "Da Vinci" kendisi gelemedi de artık sizi mi gönderiyor ? Da Vinci'nin sitesinde ocak ayında yazılmış bir yazıyı kopyalayarak AT'nin İK argümanına "gerçek" bir cevap verdiğinizi mi zannediyorsunuz ? Hem de kimliğinizi gizleme ihtiyacı duyarak..
Behe, referans aldığınız Matzke'nin , Musgrave'in, Milller'in tüm itirazlarına cevap verdi.Araştırma ve kopyalama yeteneğiniz olduğuna göre Behe'nin cevaplarına artık aynı yeteneğinizi kullanarak AT ile ilgili sitelerden ulaşabilirsiniz.
Bu arada Da Vinci'yi görürseniz selamımı söyleyin..:-)
Yazan: S.Öztürk Tarih: May 6, 2006 05:21 PM
Akıllı tasarımın bilimle ilgisi olmadığı nasıl düşünülebilir? neye dayanarak söyleniyor bunlar..
bir teorinin bilimle ilgisi olması için " ilk yaşam sıcak bir gölde başlamış olabilir" gibi fantezilerle desteklenmesi mi gereklidir?
Yazan: cagri Tarih: May 9, 2006 04:20 PM
Biyolog arkadaşların "bilmediğiniz konuda konuşmayın" üslubundaki yaklaşımları ancak bildiklerini anlayabileceğimiz şekilde bize aktarmalarıyla anlamlı olur. Tez karşısında bir antitez sunabilmelisiniz ki yaklaşımınız doğru olsun. Mustafa bey bakteri kamçısı konusunda çok açıklayıcı bir örnek verdi. Bakteri kamçısının kompleks yapısını evrim teorisi ne şekilde açıklıyor bilmek isterim. Bu konuyu bilen siz evrimci arkadaşlar bir açıklama getiremiyorsanız bilimsel bir yaklaşım sergileyin ve bir antitez keşfedilinceye kadar bari yorum yapmayın.
Şu bir gerçek ki evrim teorisi konusunda şimdiye kadar yapılan bilimsel sahtekarlıklar teoriye olan güveni çok sarstı. Evrimci ateistlerin de bu teoriyi ateizme malzeme yapması teoriyi bilimsellikten uzaklaştırdı. Biyoloji, zooloji, antropoloji vs. tüm bilimlerin evrim teorisi üzerine oturtulmuş olması bu teorinin çok güçlü olmasından değil, şimdiye kadar karşısında geliştirilen başka bir teori olmamasındandı. Evrim teorisine 100 yıldır güç kazandıran bu oldu. Akıllı Tasarım bu anlamda tüm bilim literatürünü çöpe gönderebilecek mi hep beraber göreceğiz...
Yazan: blue Tarih: May 13, 2006 09:45 AM
evrim konusu hiç bir zaman çözüme kavuşamaz. her zaman tarafında veya aksinde görüş bildirenlerin haklılık derecesi eşit olur. çünkü ispat, mümkün değil. evrimciler doğayı, sonsuz uzay içerisindeki dünya'yı, "piyangodan çıkmış şanslı zarlar" olarak görür; evet kompleksite çoktur, ama bu zaten kazanan numaralardır.
evrime karşı görüştekiler ise, uzayı da içine katarak nizamı ve doğal kompleksiteyi kaynak gösterir. sonsuz uzay içerisinde dünyada hayat vardır, bu sıradışı bir şeydir ve bu bir "güç" tarafından yapılmışitır.
bu konu hep havada kalacak. ve tarafında/karşısında seçimini, kişinin kendi vicdanı yapacak.
ben şahsen evrime inanmıyorum.
Yazan: tahsin Tarih: May 15, 2006 09:27 PM
akilli bir tasarim, buyrun izleyin:
http://www.steelcitysfinest.com/HondaAccordAd.htm
insan denen mahluk, reklamin sonunda gordugunuz arabadan cok, cok, cok daha karmasik bir mekanizma...
Degil mi?
Yazan: FK Tarih: May 15, 2006 09:56 PM
Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....
*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.
*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.
Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...
-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda "çevresel" faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...
Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...
Yazan: DA DA Tarih: May 16, 2006 12:30 PM
DA DA,
Peki, bu dediklerinizi soyleyemiyor olalim, sunlari bir izah ediverin o halde:
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?
Ureyecek mekanizma, uremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerektigini nereden biliyor?
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gerektigini nereden biliyor?
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerektigini, herhangi bir uyum biciminin baska bir uyum biciminden daha avantajli oldugunu nereden biliyor?
...
...
Yazan: FK Tarih: May 16, 2006 04:42 PM
Özellikle amerika'da akıllı tasarım fikrinin bilim dünyasında olmasa da politika ve yönetim mercilerinde güçlenmesinin nedenini amerika da bulunan şu anki yönetime bağlıyorum Bush'un dindar olduğunu biliyoruz...
Ancak tabi tartışmalı konu akıllı tasarım konusunu kabul eden ya da benimseyenlerin teist mi deist mi oldukları... Deistlerin ezelden beri akıllı tasarımı savunduklarını biliyoruz. "Amerikalıların" ve bazı bilim adamlarının savundukları görüş İslamiyetin geniş manzumelerle tanımladığı Allah olgusuna (cennet-cehennem, sınav-ödül, mükafat-ceza, kadına yaklaşım) mı götürüyor bizi yoksa deizm tanımı içerisindeki tanrı olgusuna mı?
Akıllı tasarım konusunda hem fikir olan teistler (tüm teistler) ve deistler bu defa akıllı tasarım olarak tanımlanan olgunun tanımı ve misyonu üzerinde tartışmaya girişeceklerdir. Burada kimin tanrısının tasarımsal ürünüdür dünya sorusu kafaları kurcalayacak sanırım...
Amerikadaki okullarda evrim teorisi içerikli eğitimlerin kaldırılması önerisi amerikanın başındaki şimdiki yönetimden geldiğini biliyoruz ancak bilim adamlarının ve "bilim kurumlarının" böyle bir istemi olduğuna dair kanıtımız yok!...
Avrupa da ise akıllı tasarımı destekleyen herhangi bir yayın çarpmıyor gözümüze; Siyaset mi belirliyor acaba bilimin yönünü?
Saygılar,
Yazan: Bahadır Yalçın Atalay Tarih: May 19, 2006 05:30 PM
Bakın Mustafa bey,fikirleriniz bilginiz güzel ama her şeyi tek yanlı algılamanız yanlış,okadar çok fikir atılabilirki ortaya size bunları anlatacak kadar zaman yok.Fakat bir konu varki buna cevap bulmak henüz çok zor.Oda tanrı varmı yokmu bu bir çizgidir,bir tarafında var diyenler diğer tarafında yok diyenler.Hiç bir sonuca varamaz,ben de var olduğunu sananladanım ama dinler için bunu söyleyemem,illa bu bilimsel olayları bir dine dayamakta gerekmez,ben fizikçiyim,şimdi her konuya giremeyeceğim ama hücrelerin çok zeki canlılar olduğuna ve zorlama karşısında birleşip kolonileşebildiklerine inanıyor ve bu dünyanın ürünü olmadıklarını zannediyorum,ototurof ve heterotrof beslenme olayı örneği gibi.Basit bir örnek kanser olan birinin düşünceyle kanseri yenmesiveya üzüntü bir çok hastalığı getirmesi gibi bu işi enerji+ hücreler yapıyor,bu ortaya koyduğum düşüncelerden sadece biri saygılar.
Yazan: serhat Tarih: May 22, 2006 11:58 PM