« Avrupa'nın İslam Endişesine 'Türk İslamı' Çare Olabilir | Ana Sayfa | BBC'nin Akyol ile Yaptığı Röportaj »

December 19, 2005

İngilizce Makale: Halife Olsa Ne Yapardı?

Sultan II. AbdülhamidMustafa Akyol''un Sultan II. Abdülhamid ile ilgili yeni bir makalesi, "Washington'ın en etkili siyasi dergisi" olarak tanımlanan The Weekly Standard'da yayınlandı. Abdülhamid'in Halife sıfatıyla önemli bir modernleşme ve kalkınma projesi yürüttüğünü vurgulayan makalede, 20. yüzyılın başında Filipinler'deki Müslümanlar ile çatışmaya giren ABD'nin Halife'den nasıl yardım istediği, onun bu isteği kabul ederek Amerikalılarla savaşmamaları için Filipinli Müslümanlara bir mektup gönderdiği ve bu sayede barış sağlandığı anlatılıyor. Hilafet'in kaldırılmasının İslam dünyasında kaos yaratarak çeşitli radikal akımların gelişmesine yol açtığını anlatan yazıda, bu dünyanın bugün de Osmanlı tecrübesine ihtiyaç duyduğu vurgulanıyor.

The Weekly Standard sitesinde "A Sultan with Swat: Remembering Abdul Hamid II, a pro-American caliph" başlığıyla yayınlanan yazının tam metnine, Akyol'un İngilizce sitesi TheWhitePath'den ulaşabilirsiniz.

Yazan: WebMaster Tarih: December 19, 2005 11:35 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Sultan Abdülhamit yakın tarihimizin hala daha anlaşılamamış (birçok konuda olduğu gibi ) ideolojik tartışmalara kurban edilmiş bir şahsiyettir. Yazınızda da belirttiğiniz gibi Türkiye’de modern anlamda bir çok kurum Sultan II. Abdülhamit zamanında kurulmuştur. Kendi konumla ilgili olduğu için belirtmeden geçemeyeceğim. Dönemin birçok ünlü yabancı hekimini (-ki aralarında L. Pasteur’ da vardı) İstanbul’a Tıbbiye’de ders vermeye klinik ve laboratuvar kurmaya çağırdığını biliyoruz.

Yazınızın başlığına ufak bir itirazım var. Aşağıda vereceğim örnekler bence Pro-American sıfatının tartışılabileceğinin göstergesi.

 Erzurum’da Amerikan konsolosluğu açılmasına dair Amerikan sefaretinin başvurusu bölgede Amerikan hükümetinin Erzurum’da tebaası olmaması gerekçe gösterilerek Sultan Abdülhamit tarafından reddedilmiştir. Belgedeki ifadeyle ‘ Amerikan sefaretinin böyle gereksiz bir konuda ısrarcı olması uygun görülmediğinden....’ (20 Aralık 1897-Başbakanlık Osmanlı Arşivi , İrade Hususi, 79, 25, B 1315 )
 Amerikan hükümetinin Ermeni olayları sonrasında tazminat talebi reddedilmiştir. Belgedeki ifadeyle ‘Amerikan sefirinin aynı konudaki talebi de öncekiler gibi değerlendirilmeli ve her ne ad adı altında olursa olsun tazminat talebinin yerine getirilmesi olaylarda sorumluluğun kabülü anlamına geleceğinden hiçbir şekilde tazminat ödenmesinin söz konusu olmadığı sefire hatırlatılmalıdır.’( 25 Kasım 1898 Belge No: Başbakanlık Osmanlı Arşivi , İrade Hususi, 1,10, B 1316)
 Amerikan Hükümetinin İstanbul’daki sefareti büyükelçiliğe dönüşmek istemesi reddedilmiştir. Nedeni ilginçtir. Belgedeki ifadeyle ‘ Bunun için öncelikle Washington’daki Osmanlı sefareti’nin büyükelçiliğe dönüştürülmesi ve devletin oraya bir büyükelçi ataması gerekmektedir. Amerikan sefirinin bu talebine rağmen şu ana kadar Zat-ı Şahanelerince talebin reddi veya kabulü hakkında hiçbir emir verilmiş değildir. Fakat Zat-ı Şahaneleri , Amerikalıların İstanbul’da büyükelçilik açmak suretiyle ülkelerini büyük Avrupa devletleri konumuna yükseltmek amacında oldukları kanaatindedir. Büyükelçilik açılırsa Osmanlı Devleti’ne müdahale fırsatı arayan yeni bir büyük güce imkan tanınmış olacaktır.’ ( 21 Mart 1897 Belge No: Başbakanlık Osmanlı Arşivi , İrade Hususi 43, 17 L 1314)


Yukarıdaki belgelere yeni belgelerde eklenebilir. Görüldüğü üzere dönemin halifesi yeri geldiğinde de hayır diyebilen bir kişiydi. Bunun için sözü Filipinler’de dahil olmak üzere tüm dünyadaki müslümanlar nezdinde geçerliydi. Günümüzde herhangi bir gücün etkisi altında olmayan , bağımsız , tüm dünya müslümanlarının sözünü dinleyebileceği bir kişi ya da kurumun olması ise ne yazık ki çok zor görünüyor.

Yazan: Gelibolu1915 Tarih: January 5, 2006 06:15 AM

Yazılanları baştan sona okumaya çalıştım.

Öncelikle şunu belirtmeliyim ki; Tartışma adabı bakımından diğer benzer uygulamalarla kıyaslanamayacak derecede iyi.

Tartışanların genel sistematik hatalarına gelince;

İman ve bilim-akıl farklı alanlardır.

Mü'minlerin ateistleri imana dayalı kanıtlarla, ateistlerin de mü'minleri bilimsel-akli kanıtlarla etkilemesi ve doğru yola getirmesi mümkün değildir.

Kişi öncelikle iman konusundaki ana kabullerini gözden geçirmelidir.

Allah Nedir?
Nasıl Olduk?
Kutsal Kitapları Kim, Niçin Yazdı?
Sorular çoğaltılabilir.

Temel ayrım iman kavramında gizli olmakla birlikte, çok sayıda farklı yorum da bulunduğu bilinmektedir.

Bu yüzden din adına konuştuğunu düşünen kişilerin, belirtilen yorum farklılıklarını hesaba katmaksızın sadece kendi kabullerini kesin doğrularmış gibi sunması, ateistlerin de hakkında yeterli anlama, algılama ve araştırma yeteneğinden yoksun olarak ortaya attıkları hakaret ve aşağılama içeren sözler, beyhude çabalar olmaktan öteye gidemeyecektir.

Yazan: Geçerken Uğrayan Biri Tarih: January 19, 2006 01:51 PM

Sayın Geçerken uğrayan Biri

Bu yazınızın II.Abdülhamid Han ile ilgili yazıyla doğrudan birilgisini kuramamakla birlikte,rahatsızlıklarınızın bir kısmına katılmaktayım fakat bununla beraber haksızlık yaptığınız kanaatindeyim de.Öncelikle genelde ateistlerin inananlara tavrı aşağılama yönündedir.Aşağılama mevzusunda son yıllarda biz inananlarda da malesef söylenilen tarzda bir eğilimi var.Bu da zannedersem onca yılın aşağılanmışlığının,hor görülmüşlüğünü,ilkel sayılmışlığının getirdiği bir refleks.Bunu körükleyen olgununda materyalist ve ateistlerin bilim ve teknoloji ilerledikce inançın gelenekten ibaret olduğunun kesin kanıtının çıkacağına olan inanışlarının derin darbelere maruz kalması.Zaman ilerledikçe ters orantılı olarak Tasarımın ve Aklın doğaya egemen olduğunun işaretlerinin birer birer ortaya çıkması(kuantumdan moleküler biyolojiye değin)ateistlerin en büyüklerini bile derinden sarsmıştır.(Antony Flew örneğinde olduğu gibi)Geçenlerde NTV televizyonunda seyrettiğim ünlü mimar Lou Khan ile ilgili belgeselde mimarın bir sözü beni gerçekten çok etkiledi.Mimar sanat eserini tanımlarken ,gerçek sanat eserinin,Onu yapanın insan olduğunu kavratacak denli tasarıma sahip olması olduğunu ve sanatın doğanın yapamadığını yapmak olduğunu belirtmiş.Tabi bu bir yorum ama kanımca oldukça rasyonel bir anlatımı var.Söylenmek istenen ,çevrenizdeki Mucizeleri neye bağlamak istediğiniz sizin seçiminizdir.İşte sırf bu seçim yüzünden insansınız ve değerlisiniz.Ama ateistlerin yaptığı seçime katılmamak demek bir takım tutar gibi bunu savunmak değildir.Biz inananlar olarak bu secimimizi bahşedilen akılla bir Yaratana bağlıyoruz.Bu bağlılık sanıldığının aksine bizi bu alemde mahkum değil sistematik madde bağlamından azad eden bir bağlılık.Bunu rasyonel temelleri olan herşeyle de savunmak en doğal hakkımız.Hele ki bu olgular inancın bilimle uyumundan doğan bir bütünlük oluşturuyorsa.Umut ediyorum ki sizde bağlı olduğunuz duruşa böyle bağlısınızdır ve sizi mutlu kılıyordur.Benim itirazım ateistlerin duruşlarının bilimsel kaygıdan çok,tahamülsüzlükten kaynaklandığıdır.Elbette inananlar içinde de ateistlerden nefret eden ve tahammül gösteremeyenler olacaktır.Bu tür durumlar karşılıklı malesef.Ama Muhafazakarlığın bilinçli bir şekilde geri kalmışlıkla ilintirendiren bir medyanın varlığında sanırım inananların sizi yakınışlarını yapması daha olağan.Sizinde belirtiğiniz üzere inanç ve din üzerine söylenenler genel olarak kişisel çıkarım ve uygulamalardır, ama asla bütünden bağımsız ve aykırı olmazlar,olamazlar.Çünkü kendini inanan olarak niteleyebilmek için sizinde az çok bildiğiniz belli akideler ve çerceveler vardır,ve çoğuda sistematik içeriklidir.Sizin sorularınız da inanan biri için cevapları oldukça açık ve çok evvelce bulunmuş sorulardır.Esas olarak inanların soruları,hiç değilse kendi kişisel deneyimim için söylemek gerekirse 'daha iyi mümin nasıl olabilirim?'e yöneliktir.Son olarak ateistleri anlamama konusunda çok haklısınız,inanaların ateistleri anlaması daha zordur.Şimdi var olana inanan birinin onu tememlendirip sistematik bir şekilde anlatması mı kolaydır?Yoksa yokluğa inanan birinin yokun ne olduğunu anlatması ve bunu sistematik bir biçimde temellendirmesi mi?Eğer ilk hakaret eden taraf inananlar ise bir tartışmada,aşalayıcı ve hakaret dolu sözler için,inanan kardeşlerim adına sadece özür dileyebilirim.Ama benim şahid olduğum genelde inananlara yapılan ağır hakaret ve kötü sözlerden sonra böyle durumların yaşandığıdır.İnanç edeptir ve inananlar kendilerine yapılan haksızlık ve hakaretlere bile en güzeli ile karşılık vermek ile yükümlüdürler sosyal bağlamda.Bu sitede de genel olarakda kardeşlerimin edebe uyduğunu gördüm.Sizleri daha iyi anlamak için şahsen katkılarınızı bekliyorum.
Saygılarımla.

Yazan: Hep Burada Olan Biri Tarih: January 22, 2006 12:02 AM

Sayın Geçerken uğrayan Biri

Bu yazınızın II. Abdülhamit Han ile ilgili yazıyla doğrudan bir ilgisini kuramamakla birlikte, rahatsızlıklarınızın bir kısmına katılmaktayım fakat bununla beraber haksızlık yaptığınız kanaatindeyim de. Öncelikle genelde ateistlerin inananlara tavrı aşağılama yönündedir. Aşağılama mevzusunda son yıllarda biz inananlarda da maalesef söylenilen tarzda bir eğilimi var.

Bu da zannedersem onca yılın aşağılanmışlığının, hor görülmüşlüğünü, ilkel sayılmışlığının getirdiği bir refleks. Bunu körükleyen olgununda materyalist ve ateistlerin bilim ve teknoloji ilerledikçe İnancın gelenekten ibaret olduğunun kesin kanıtının çıkacağına olan inanışlarının derin darbelere maruz kalması. Zaman ilerledikçe ters orantılı olarak Tasarımın ve Aklın doğaya egemen olduğunun işaretlerinin birer birer ortaya çıkması(kuantumdan moleküler biyolojiye değin)ateistlerin en büyüklerini bile derinden sarsmıştır.(Antony Flew örneğinde olduğu gibi)Geçenlerde NTV televizyonunda seyrettiğim ünlü mimar Lou Khan ile ilgili belgeselde mimarın bir sözü beni gerçekten çok etkiledi.

Mimar sanat eserini tanımlarken, gerçek sanat eserinin, Onu yapanın insan olduğunu kavratacak denli tasarıma sahip olması olduğunu ve sanatın doğanın yapamadığını yapmak olduğunu belirtmiş. Tabi bu bir yorum ama kanımca oldukça rasyonel bir anlatımı var. Söylenmek istenen, çevrenizdeki Mucizeleri neye bağlamak istediğiniz sizin seçiminizdir. İşte sırf bu seçim yüzünden insansınız ve değerlisiniz.


Ama ateistlerin yaptığı seçime katılmamak demek bir takım tutar gibi bunu savunmak değildir. Biz inananlar olarak bu seçimimizi bahşedilen akılla bir Yaratana bağlıyoruz. Bu bağlılık sanıldığının aksine bizi bu alemde mahkum değil sistematik madde bağlamından azad eden bir bağlılık. Bunu rasyonel temelleri olan her şeyle de savunmak en doğal hakkımız. Hele ki bu olgular inancın bilimle uyumundan doğan bir bütünlük oluşturuyorsa. Umut ediyorum ki sizde bağlı olduğunuz duruşa böyle bağlısınızdır ve sizi mutlu kılıyordur. Benim itirazım ateistlerin duruşlarının bilimsel kaygıdan çok, tahammülsüzlükten kaynaklandığıdır. Elbette inananlar içinde de ateistlerden nefret eden ve tahammül gösteremeyenler olacaktır.

Bu tür durumlar karşılıklı maalesef. Ama Muhafazakârlığın bilinçli bir şekilde geri kalmışlıkla ilintilendiren bir medyanın varlığında sanırım inananların sizi yakınışlarını yapması daha olağan. Sizinde belirdiğiniz üzere inanç ve din üzerine söylenenler genel olarak kişisel çıkarım ve uygulamalardır, ama asla bütünden bağımsız ve aykırı olmazlar, olamazlar. Çünkü kendini inanan olarak niteleyebilmek için sizinde az çok bildiğiniz belli akideler ve çerçeveler vardır ve çoğuda sistematik içeriklidir. Sizin sorularınız da inanan biri için cevapları oldukça açık ve çok evvelce bulunmuş sorulardır. Esas olarak inanların soruları, hiç değilse kendi kişisel deneyimim için söylemek gerekirse 'daha iyi mümin nasıl olabilirim?'e yöneliktir. Son olarak ateistleri anlamama konusunda çok haklısınız, inananların ateistleri anlaması daha zordur. Şimdi var olana inanan birinin onu temellendirip sistematik bir şekilde anlatması mı kolaydır?


Yoksa yokluğa inanan birinin yokun ne olduğunu anlatması ve bunu sistematik bir biçimde temellendirmesi mi? Eğer ilk hakaret eden taraf inananlar ise bir tartışmada, aşalayıcı ve hakaret dolu sözler için, inanan kardeşlerim adına sadece özür dileyebilirim. Ama benim şahit olduğum genelde inananlara yapılan ağır hakaret ve kötü sözlerden sonra böyle durumların yaşandığıdır. İnanç edeptir ve inananlar kendilerine yapılan haksızlık ve hakaretlere bile en güzeli ile karşılık vermek ile yükümlüdürler sosyal bağlamda. Bu sitede de genel olarak da kardeşlerimin edebe uyduğunu gördüm. Sizleri daha iyi anlamak için şahsen katkılarınızı bekliyorum.

Saygılarımla.

Yazan: Mustafa Ajlan Abudak Tarih: January 23, 2006 11:57 PM

Birçok konuda görüşlerine katıldığım S. Öztürk'e recm konusunda katılamayacağım. İslam'da recm cezası yoktur. Hiçbir ayette recm cezası geçmez. Zinanın cezası Kuran'da açıkça belirtilmiştir:

"Zina eden kadın ve zina eden erkeğin ciltlerine yüz vuruş vurun. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız, Allah’ın dini konusunda bunlara acıma duygusu sizi yakalamasın. Müminlerden bir grup da bunların cezalarına tanık olsun. Nur Suresi / 2"

Klasik yorumcular, "Bekarlar zina yapınca sopa vurulur, evliler zina yapınca recmedilir." şeklinde yorumlamıştır. Oysa ayette öyle bir şey geçmemektedir.
Recim cezası, uydurma keçinin birisinin Kuran ayetini yediği şeklinde uydurma bir hadise dayanır:

"Zina yapan evlilerin taşlanarak öldürülmelerini emreden ayet Hz. Ayşe’nin döşeğinin altındaki sayfada yazılı bulunuyordu. Peygamber ölünce Hz. Ayşe onun gömülme işlemleri ile meşgulken, evin açık kapısından içeri giren bir keçi o sayfayı yedi. Böylece taşlayarak öldürme cezası Kuran’dan çıktı. Ama hükmü devam etmektedir.”

İbni Mace 36/194,Hanbel 3/61,5/131

Bu hadis Kuran'ı eksik gibi gösteriyor. Kuran'ın eksik olduğuna inanan varsa bu hadise de inanabilir!

Yazan: Ahmet Tarih: August 3, 2006 07:03 PM

Ahmet Bey,

"Birçok konuda görüşlerine katıldığım S. Öztürk'e recm konusunda katılamayacağım" demişsiniz.

Burada bahsettiğiniz "S.Öztürk" ben isem (çünkü uzun bir müddet bu siteye "S.Öztürk" nicki ile yazdım) ben hiçbir zaman "Kur'an'da recm vardır" gibi birşey söylemedim. Bu intibayı nereden edindiğinizi de anlayamadım doğrusu. Ayrıca bu ilmekteki yorumlarda böyle bir konu da göremedim.

Evet, söylediğiniz gibi Kur'an da recm ile ilgili hiçbir şey geçmez. Kur'an'da zinanın suçu bellidir. Ayrıca bahsettiğiniz hadiste uydurmadır. Bu hadis hiçbir ciddi İslam kaynağında yeralmaz. Böyle saçma senayro olur mu? Kur'an'ın cem'i ve korunmuşluğu konusunda en ufak bir tereddüt bile yoktur. Bu konuda icma vardır. Recm ile ilgili yorumlar Hz.Peygamber'in Medine sözleşmesi gereği yahudilere kendi şeriatlarinin uygulandığı (Tevratta recm vardır) bir - iki vakı'aya ve Kur'an'ın zina hakkındaki nihai hükmü gelmeden önce "önceki şeriatlere uyma" ilkesi gereğince zina suçunu itiraf eden ve ısrarla suçunu itiraf eden bir (ya da iki kişinin) cezalandırıldığı bir vakıaya dayandılır. Fakat Kur'an'ın nihai hükmü geldikten sonra (Nur 2 - ceza :100 değnek) Hz.Peygamber'in recm cezası uyguladığna dair hiçbir kanıt yoktur. Aslolan da Kur'an'ın hükmüdür.

Bu konuda benimde düşüncelerimin hulasası niteliğinde olan açıklayıcı bir yazı için şuraya bakılabilirsiniz. (Aynı konuda yazarın bir önceki yazısı için de buraya bakabilirsiniz.)

Saygılar.

Yazan: Suat Öztürk Tarih: August 4, 2006 10:38 PM

Binaları görünüşlerine ve tasarım kalitesine dikkat etmeksizin tasarlayanlar için kullanılan küçültücü deyim nedir?

16 harf lütfen yazın.tşk.

Yazan: sabire Tarih: February 25, 2007 11:46 PM

valla öyle çok yorum var ki hepsini okumadım ama tefsir diye bir şey war onu tavsiye ederim firdevs hanıma! tabi kendi tefsiri olmasın :)

Yazan: lagrima Tarih: March 29, 2007 01:53 AM

Firdevs Hanım,
Size dünyanın en zeki insanın sözlerini gönderiyorum. Dünyanın en zeki insanı okuduğu bi kitabı 2. defa okumadığını ama tekrar tekrar okuduğu tek kitabın KURAN-I KERİMİ olduğunu söylüyor. DÜnyanın en zeki insanı bunu söylüyor ama siz neler(abuk subuk yorumlar) söylüyorsunuz Nadia Camukova böyle bi yorum çıkarmazken ki oda bi bayan(AYRICA DÜNYANIN EN ZEKİ İNSANI) siz kim oluyorsunuzda KURAN-I KERİM DE yanlış bişe arıyorsunuz? Ki böyle bişe olsa(ki böyle saçma bişe yok zaten) masonlar ateistler bunu her tarafta duyururdu. Bilmem anlatabildim mi? :)
Bide unutmadan şunu söyliyim islam dini ve Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed'in yaptığı kadar kadınları baş tacı yapan bir din bir Peygamber varmı????

ŞİMDİ ALTTAKİ YAZIYI OKUYUZ FİRDEVS HANIM

"Nadia Camukova şu an 30 yaşında. 25 yaşında iken dünyanın en genç profesörü olmuş. 3 yıl önce yapılan Picasso testinde 360 üzerinden 357, Einstein standartları ölçümünde ise 200 üzerinden 199,37 puan alarak dünyanın en zeki insanı unvanını almış. Camukova, Türkçe, İngilizce, Almanca, Fransızca, Rusça, Arapça ve Farsça olmak üzere 7 yabancı dil biliyor. Bugüne kadar 3 bin civarında kitap okuyan Camukova, "Her gün bir kitap okumaya çalışıyorum. Karl Marks'ın Das Kapital'ini 4 yaşında okudum. Kur'ân'ı da aynı yaşta okuyup ezberledim. Okuduğum bir kitabı ikinci kez okumam ama zevk alarak tekrar tekrar okuduğum tek kitap Kurân’dır. Her 20 günde bir okurum." diyor. 'Dindar mısınız?' sorusuna, 'İnanacak kadar zekiyim.' diye cevap veren Camukova, "Yaratılışa inanıyorum. İnanmıyorum diyen insanlar kısa vadeli inançlarla yaşarlar aslında." diye konuşuyor."

Yazan: Savaş Tarih: March 31, 2007 10:26 AM

Merhaba,

Mümkün mertebe yazılanları okudum.

Burda Dr. Firdevs hanımının kafasının karışık olduğu doğru. Ama ondan daha doğru ve vahim olan karşılarında bir ateist bulan müslümanların ve ona İslami kaynaklardan (!) cevap verenlerin yaşadığı kafa karışıklığıdır!
Buna bilgi karışıklığı da diyebiliriz!

Mesela ne demektir "İslam da recm cezası vardır.Ama Kur'an da recm ile ilgili bir ayet geçmemektedir.Fakat Hz.Peygamber recm cezası uygulamıştır."

Bu yargının hangi bir yeri tutarlıdır ve nasıl düzeltilir! Cümlenin özü:
"İslamda vardır, Kur'an'da yoktur, Peygamber uygulamıştır!"

İslamda olan Kur'an'da nasıl olmuyor ve Kur'an'da olmayanı Peygamber nasıl uygulayabiliyor! Bu peygamberin keyfi, özel, kendini bağlayan bir uygulaması mı (ki böyle bir şey mümkün değil, çünkü olayda 2. ve 3. şahıslar var) yoksa dini bir emir mi?
Dini bir emirse bu neden Kur'an'da yok!
Peygamber Kur'an'a konulmayan Vahiyler mi alıyordu ayrıca?!

Allah'ın hükmüne ortak olarak "hadis, icma, kıyas vb." ile, tamamlanmış olan Allah'ın dinini eksik gibi bu insan sözleriyle yamamaya çalışanlar elbetteki ateist ve her türlü ist karşısında sağlam bir duruş sergileyip o izm bağlılarına hakikati gösteremeyeceklerdir!

Çünkü Kur'an dışında ilahi kaynak dışında insanların sözlerinden medet umanlar daha kendi çelişkilerine cevap veremiyorlar!

"Başörtüsü Allah'ın emri değildir."

Allah'ın emridir diyen varsa sadece Allah'ın sözleriyle kanıtlasın bunu.

Bulanık hadis ve icma karalamalarıyla değil!

Ve bir ayet:
"Evinize karşı saygılı olun, eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor."

Müsrik zihniyet ise ayeti söyle ceviriyor...

"Evlerinizde oturun (evlerinizi karargah edinin), eski cahiliye âdetinde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı kılın, zekâtı verin, Allah'a ve Resûlüne itaat edin. Ey Ehl-i Beyt! Allah sizden, sadece günahı gidermek ve sizi tertemiz yapmak istiyor."

Ayette "Ve karne" diye ayrilan "V" harfi ve ayri bir "karne" diye bir ifade yoktur. Ayette olsa olsa وَقَرْنَ (vakara) diye bir kelime vardir. Klasik müfessirlerin ayete yamamaya kalktiklari ise قرر(karara) fiilidir ve arasinda bariz fark vardir !

(ayrıntı için http://19.org/forum/index.php?t=msg&th=6817&start=0&757/)

Allah'ın hükümlerini yeterli bulmayıp yanına ortaklar arayanlar bilmiyorlar mı ki: ..O'nun dışında onların bir velisi yoktur. Kendi hükmünde hiç kimseyi ortak kılmaz." (KEHF SURESİ / 26)

İnsan sözlerini (hadisler, mezhepler, tarikatlar, izmler) Allah'ın hükmüne ortak edip yüzyıllar boyunca gerçeği bulandıran zihniyet ve bağlıları ne zaman ki dinini sadece Allah'a özgüleyip sistem kurucu olarak yalnızca Allah'ın hükümlerine göre amel ederse, işte o zaman hakikat kendiliğinden parlayacaktır görmeyen gözler için ve o hakikatin meyveleri ayan beyan tüm ihtişamıyla gözler önünde inkar edilemez halleriyle durup ibret, örnek ve gurur levhası olacaktır!

Yazan: asude Tarih: May 9, 2007 03:14 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)