« October 2005 | Ana Sayfa | December 2005 »

November 26, 2005

Modernleşmek, Sekülerleşmek midir? [Ve İrtica Sorunu]

Merve Kavakçı'yı protesto eden TBMM militanlarıDaha önce "bilim ateizmi varsaymak zorundadır" görüşü üzerinde kendisiyle tartıştığımız Sayın Türker Alkan, Radikal gazetesindeki Tesettür Güzelliği başlıklı yazısında şöyle bir yorum yapmış:

"Tesettürü şıklıkla bağdaştıran kadınlardan birisi Merve Kavakçı hanımdır. Geçenlerde ikinci eşinden boşandı. Kendisi gazetelerde köşe yazarlığı yapıyor, Amerika'da oturuyor, yanında bir erkek olmadan seyahat ediyor, istediği gibi evleniyor, boşanıyor... Başı açık kadınların yapacağı her şeyi fazlasıyla yapıyor. Bu arada da başını örtüyor. Siz 'laikçilere' bakmayın. Merve hanım da 'sekülerleşmiş' ama kendisi henüz farkında değil işte."

Merve hanımın özel yaşamıyla hiç ilgili değilim, ama onun kendi başına düşünen ve ayakta duran bir birey oluşunun Sayın Alkan tarafından "sekülerleşme", yani dinden uzaklaşma olarak yorumlanması, enteresan.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 08:55 PM | Yorumlar (1)

November 23, 2005

'Türk Kafatası' Üzerine İyi bir Yazı

Günümüz Türkiyesi'nin Kürt sorunu ve laiklik tartışmaları gibi temel meselelerinin temellerini atmış olan 1920'li ve 30'lu yılları doğru anlamak önemli. Bugün CHP çevrelerinde ve genel olarak da "ulusal sol" hareketinde gördüğümüz ideolojik tutum ve yaklaşımların teorik çerçevesi o zamanlar kurulmuştu.

Bu çerçevenin tam olarak nasıl bir şey olduğunu görmek için, o dönemde "Türk ırkı"na dair geliştirilen "bilimsel" teorilere de mutlaka bakmak gerek. Felsefe profesörü Hilmi Yavuz'un geçtiğimiz günlerde Zaman gazetesinde yayınlanan "Kafatası Ölçenler" başlıklı yazısını, bu açıdan kayda değer görüyorum. Mutlaka okunmalı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:55 PM | Yorumlar (8)

Türkler, Kürtler ve Osmanlılar

19. yüzyıl Osmanlı'sında geleneksel bir KürtKürt sorunu yeniden Türkiye'nin gündeminde. Başbakan Erdoğan Şemdinli'de halka hitap ederken "Türk 'Türküm', Kürt 'Kürdüm', Laz 'lazım', Boşnak 'Boşnağım' diyecek, ama hepimizi birleştiren üst kimlik Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlığıdır" dedi. Bu sözlere CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'dan sert tepki geldi. Tepkiler devam edecek. Edebilir de. Ama bağnazca veya hamasetle değil. Çünkü onyıllar boyunda inkar ettiğimiz Kürt sorununu artık bir şekilde çözmek ve bunun için de mutlaka özgürce tartışmak gerekiyor.

Soru özetle şu: Türkiye'nin Kürt vatandaşları, ülkemiz içinde nasıl konumlandırılacak; bölücülüğe prim vermeyen bir barış ve beraberlik formülü nasıl bulunacak?

Bunun cevabına ışık tutabilecek bir olgu ise, Türklerin ve Kürtlerin Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde asırlar boyu kardeşçe ve hatta tek bir "millet" bilinciyle yaşamış olmaları. Bugüne ilham verebilecek çok önemli bir tecrübe bu. Bu konuda geçtiğimiz yıl Aksiyon dergisinde yayınlanmış bir araştırmamı, konunun önemi ve güncelliği nedeniyle, arşivlerden çıkarmakta yarar gördüm.

NOT: Bu araştırma, "Türk Solu" adlı ırkçı/faşist dergide yer alan, "Kürt sorunu yok, Kürt istilası var!" başlıklı, gözü dönmüş bir Kürt düşmanlığı içinde kaleme alınmış ve tümüyle uydurma bilgilere dayalı "makaleye" de bir cevap niteliğindedir.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:06 AM | Yorumlar (29)

November 21, 2005

Kopenhag'da 'AB, Yurttaşlık ve Dini Kimlik' Konferansı

Islamisk-Kristent Studiecenter5-6 Kasım 2005'te Danimarka'nın başkenti Kopenhag'da Islamisk-Kristent Studiecenter (İslam-Hıristiyanlık Çalışmaları Merkezi) adlı kuruluş tarafından "EU-Citizenship and Religious Identity" (AB, Yurttaşlık ve Dini Kimlik) başlıklı bir konferans düzenlendi. Konferansın konuşmacılarından biri, geçtiğimiz aylarda İngiliz Hükümeti tarafından radikalizme mücadele etmek için görevlenen komisyona atanan ve halen Oxford Üniversitesi'nde ders veren Müslüman düşünür Prof. Tarık Ramazan'dı.

Bulgar Ortodoks Kilisesi Dinlerarası İlişkiler Danışmanı Radko Popov, Londra'daki Diyalog Derneği Başkanı Kerim Balcı, South Danish University'den Prof. Mehmet Necef ve Danimarkalı siyasetçi Erik Boel'in yanısıra Mustafa Akyol'un da söz aldığı konferansta, Avrupa'nın İslam'a bakışı ve Türkiye'nin Müslüman kimliğinin Avrupa'yı nasıl etkileyeceği tartışıldı. Akyol "Seküler Bir Toplumda Din: AB Ülkelerinde ve Türkiye'de Din ve Devlet" konulu panelde yaptığı konuşmada, Osmanlı ve Türkiye'deki İslami geleneğin demokrasi ve özgürlüğe olan açıklığını vurguladı.

NOT: Akyol'un geçen Mayıs ayında American Jewish Committee'nin Washington'daki yıllık toplantısında yaptığı benzer içerikli konuşmanın internete bir süre önce eklenen ses dosyasına da buradan ulaşabilirsiniz.

Yazan: WebMaster Tarih: 11:59 PM | Yorumlar (0)

November 20, 2005

İsviçre Seferi ve Gündelik Faşizm

[20 Kasım 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

İngilizce "Cehenneme hoşgeldiniz"... Böyle yazıyordu, İstanbul'a gelen İsviçre Milli Takımı'nı "karşılayan" Türk taraftarların elllerindeki pankartların birinde. Bu pankartı açanlar ve onlar gibi düşünenler, bu "hoşgeldirme"nin lafta kalmaması için de ellerinden geleni yaptılar. Normalde 10 dakikayı aşmayan, hatta yabancı sporcular için daha da hızlandırılan gümrük ve pasaport sürecini iki saate çıkardılar. Hava alanından çıkan İsviçreli futbolcular hakaret ve yumurta yağmuruyla karşılandı. Maçın sonrasında tekme-tokat yeyip küfür işittiler. Sonunda FİFA Başkanı Türkiye'nin önümüzdeki yıllardaki kupalardan men edilebileceğini söyledi.

Peki tüm bunlar neden? Ne diye ülkemize gelen bir futbol takımına "cehennem" tablosu çizmeye kalktık?

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:15 AM | Yorumlar (0)

November 19, 2005

Gelişim Platformu'nda Akıllı Tasarım Konferansı

Mustafa Akyol geçen hafta İstanbul'daki Gelişim Platformu adlı kültür derneğinde Akıllı Tasarım teorisini anlatan bir konferans verdi. Programda teorinin temel bazı bilimsel kanıtları ele alındı ve soru-cevap yoluyla tartışıldı.

Yazının devamı...

Yazan: WebMaster Tarih: 12:00 AM | Yorumlar (2)

November 18, 2005

Son Halife'ye Ne Oldu?

Son Halife Abdülmecid Efendi kızı ve oğlu ile birlikte, 1931Vatan gazetesi yazarı Ruhat Mengi, geçen günlerde yayınlanan "Halife ve Tesettür" başlıklı yazısında, Başbakan Erdoğan'ın "başörtüsü konusunda ulemanın da görüşü" alınmalı sözüne yüklenirken şöyle diyordu:

"Türban konusunda mahkemeye söz düşmez, söz hakkı din ulemasınındır" diyenler acaba Osmanlı'da "din konularında en çok söz sahibi olan, Müslümanların yaşayan en büyük dini otoritesi" Halife'nin ne düşündüğünü biliyorlar mı? IV. Mehmet'in (Vahideddin) amcasının oğlu, son Halife Abdülmecid sanata önem veren, tablolar, portre çalışmaları yapan, yabancı dil bilen modern bir insandı. Kızları da bugünkülere benzer tesettür kıyafeti giymedikleri gibi, başları kapalı değildi.

Kısacası Sayın Mengi Osmanlı'da kültürel yönden sofistike bir İslami gelenek olduğunu vurgulamış. Kaldı ki bu gelenek, son halife Abdülmecid Efendi'yle sınırlı değildi. Onun selefi olan ve tarihe "pan-İslamizm"in mimarı olarak geçen Sultan II. Abdülhamid de son derece dindar bir Müslüman olmakla birlikte, piyano çalıp opera dinlemekten hoşlanan bir sanatseverdi. İmparatorluğu da pek çok yönden modernize etmişti.

Kemalist kimliği belirgin olan Sayın Mengi ise bu geleneğin kaybolduğunu vurguluyor. İyi ama bunu söylerken kendi tarafına yönelik bir "çuvaldızı" da ortaya çıkardığının farkında mı? Sormazlar mı insana, "Osmanlı'daki o yüksek İslami kültüre ne oldu" diye? Sahi, ne oldu?..

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:06 AM | Yorumlar (0)

November 14, 2005

Fransa'daki Devrim Üzerine Düşünceler

[14 Kasım 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]

1968'de Paris yaşanan öğrenci olaylarından bir sahne Muhafazakar İngiliz düşünür Edmund Burke, 200 küsür yıl önce kaleme aldığı ve Fransız Devrimi'ni kıyasıya eleştiren kitabına, üstteki başlığı vermişti. Aradan çok zaman geçti ve bugün Fransa'da Cumhuriyetçi bir devrim değil, aksine Cumhuriyet'e karşı bir ayaklanma var. Ama yine, tam da Burke'ün o zaman anlattığı nedenlerle, Fransız Cumhuriyeti'ni kıyasıya eleştirmek gerekiyor.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:29 AM | Yorumlar (0)

November 11, 2005

Kayda Değer İki Yazı ve Bir Haber

Etyen Mahçupyan'ın bugünkü Zaman gazetesinde yer alan "Hayatlarımız ve Efendilerimiz" başlıklı yazısı, mutlaka okunması, hatta arşivlenmesi gereken bir makale. 1930'lar Türkiye'sinin durumunu çok iyi yansıtıyor. Murat Belge'nin Radikal'deki "Ne Çok Marksist Var!" başlıklı yazısı ise, Fransa'daki kargaşanın Fransız tipi (despot) laiklikle ilgili olduğuna dikkat çekiyor ve sosyal olayların analizinde dinin rolünü küçümseme eğilimine eleştiri getiriyor. Bugünkü Vakit gazetesi de "Darwinizm'e Büyük Darbe" başlığıyla, Kansas'taki gelişmeyi duyurmuş.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:34 AM | Yorumlar (0)

November 10, 2005

Güneş Kültü

10 Kasım dolayısıyla Atatürk'ü yeniden anan Türk medyasında, onun büyüklüğü ve önemi konusunda yapılan sağlıklı yorumların yanında irrasyonel bir "Atatürk fetişizmi" de dikkat çekiyor. Örneğin Vatan gazetesi başyazarı Güngör Mengi, "O Hep Güneşimiz" diye başlık atmış. Yazısında Atatürk'ü "harika adam", yaptıklarını "mucizeler" olarak nitelemiş ve "Mustafa Kemal, bu milletin en karanlık günlerine doğmuş bir güneştir" demiş.

Atatürk'ü rasyonel bir şekilde değerlendirme imkanı bırakmayan bu "ululaştırma" yaklaşımının neden yanlış olduğunu, "Tabularla Nereye Kadar? [Tarihsel Atatürk'ü Keşfetmek]" başlıklı yazımda ele almıştım. Tekrara gerek yok.

Kuzey Kore'de bir stadyum gösterisiAncak Sayın Mengi'nin Atatürk için yaptığı "güneş" nitelemesine değinmeden geçemeyeceğim. Eğer günümüz dünyasına bakarsınız, Türkiye dışında, bir siyasi lider için "güneş" tanımlaması yapılan tek bir ülke daha olduğunu görürsünüz: Kuzey Kore. Ülkenin kurucu diktatörü Kim Il Sung ve oğlu Kim Jong Il resmi söylemde "Kore halkının üzerine doğan güneş" olarak tanımlanır, çocuklara "Büyük General Kim Jong Il Bizim Güneşimizdir" şarkısı öğretilir, bu inanç dev posterlerde ve stadyum gösterilerinde görsel düzeyde pekiştirilir.

Bu benzerlik kuşkusuz Atatürk'ün Kim Il Sung veya Kim Jong Il gibi bir diktatör olduğunu göstermez — öyle değildir zaten. Ama Türkiye'deki bazı insanların zihin yapısının, Kuzey Kore'deki "güneş kültü"nün inananlarına oldukça paralel olduğunu gösterir. Ne yazık bu "kült" ve onun müminlerinin kendileri gibi düşünmeyenler üzerinde kurdukları veya kurmak istedikleri despotizm, onyıllardır Türkiye'nin önemli bir problemi olmaya devam ediyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 11:36 AM | Yorumlar (5)

Papa XVI. Benedict'ten Akıllı Tasarım'a Destek

Papa II. Jean Paul'un "evrim" kavramının Hıristiyan inancına uygunluğunu ifade eden ünlü açıklamasından bu yana, Darwinistler teorilerinin "Katolik Kilisesi tarafından bile" kabul edildiğini söyler dururlar. Oysa II. Jean Paul, Darwinizm'de öngörüldüğü gibi amaçsız değil yönlendirilmiş bir evrim sürecinin mümkün olabileceğini söylemişti.

Papa XVI. BenedictYeni Papa XVI. Benedict ise bu konuda daha da somut bir açıklama yaparak, Akıllı Tasarım teorisine çok paralel bir görüşte olduğunu ifade etti. İtalyan basınının duyurduğu, The Washington Post gazetesinin de verdiği habere göre, Papa, evreni "akıllı bir proje" (intelligent project) olarak tanımladı ve evrenin tarihini rastlantısal ve amaçsız bir süreç olarak gösteren sözde bilimsel görüşlere karşı olduğunu vurguladı. Catholic Online sitesine göre ise, Papa, haftalık vaazında da, dünyanın "her şeyi yaratmış olan yaratıcı aklın eseri olduğunu" savundu ve şöyle dedi:

"Bugün ateizm tarafından aldatılmış ne çok insan var ki, her şeyin amaçsız ve düzensiz olduğunu düşünmenin bilimsel olduğunu zannediyor ve bunu kanıtlamaya çalışıyorlar."

Papa haklı. Kendisinin, insanlığın en temel sorunu olarak ateizmi ve onun kültürel sonuçlarını gördüğüne ve buna karşı bir "dinler ittifakı" perspektifi taşıdığına ise, önceki bir yazımda işaret etmiştim.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:31 AM | Yorumlar (0)

November 09, 2005

Kansas'ta Akıllı Tasarım Kazandı

Akıllı Tasarım teorisi, ABD'de yeni bir zafer kazandı. Kansas eyaletinin ders kitapları için önerilen değişiklik, 8 Kasım'da Eğitim Bakanlığı Komisyoneri Alexa Posny tarafından yapılan açıklama ile kabul edildi. Bundan böyle Kansas eyaletindeki tüm biyoloji ders kitaplarında, Darwin'in evrim teorisinin önemli bilimsel açmazları olduğu, teorinin yaşamın kökenini açıklayamadığı veya fosil kayıtları tarafından doğrulanmadığı gibi bilgiler de yer alacak.

Posny'nin açıklamasıKansas'taki müfredat tartışması uzun süredir devam ediyordu. Akıllı Tasarım teorisini savunan bilimsel kuruluş Intelligent Design Network yöneticilerinin Eyalet Eğitim Bakanlığı'na verdiği değişiklik önergesi, 2004 yılı başından beri inceleniyordu. Mayıs ayında konu hakkındaki uzmanlar Eyalet Eğitim Bakanlığı'na çağrılmış, bunlardan biri olarak ben de bilirkişi görüşü vermiştim.

Sonuçta bakanlık kararını verdi ve müfredatı olduğu gibi korumaya çalışan Darwinist taraf kaybetti. Haber, tüm dünyada büyük yankı buldu ve bulmaya devam ediyor. ABD'nin tüm büyük gazeteleri konuyu manşetlerine taşıdılar. USA Today gazetesi "Kansas Okulları Akıllı Tasarım'ı Öğretecek" derken, BBC "Kansas'ta Evrime Geri Adım" başlığını kullanmış. The Washington Times "Darwin Hakkındaki Kuşkular Onaylandı", The Seattle Times "Kansas Eğitim Kurulu Akıllı Tasarım'a Arka Çıktı" derken, Southern Standard ise şu yorumu yapmış: "Akıllı Tasarım Hakereti Kansas'ta Büyük Zafer Kazandı".

Ve bu sadece bir başlangıç... Kansas'ı başka eyaletler ve ülkeler izleyecek...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:38 AM | Yorumlar (1)

November 07, 2005

'Seküler Ahlak'a Dair Düşünceler...

Seküler, yani din-dışı bir ahlak olur mu? Bu soru sıkça tartışılır ve bu sitenin yorum bölümlerinde de son günlerde gündeme geldi. Kanımca, evet, seküler ahlak olur. Dine inanmayan insanlar da ahlaki erdemler (sözgelimi dürüstlük, fedakarlık, tevazu, namus) gösterebilirler. Nitekim böyle pek çok insan vardır da...

Fakat mesele bu noktada kapanmaz.

Yazının devamı...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:38 AM | Yorumlar (5)