« Ulusal Çıkar mı, Ulusalcıların Çıkarı mı? | Ana Sayfa | Anthony Flew ve Ateist Okurun Süregiden Yanılgıları »

October 02, 2005

Türkiye ve Başörtüsü

[Yazının İngilizce orjinali 2 Ekim 2005 tarihli The Washington Times gazetesinde ve TheWhitePath.com'da yayınlandı]

headscraf.jpgDünyanın çok az ülkesinde polisler kadınların uygun kıyafet giyip giymediklerini denetler. Bu ülkelerden biri Suudi Arabistan'dır. Suudilerin kötü bir şöhrete sahip olan "mutavva" adlı "din polisleri", kadınlara başlarını ve vücutlarını zorla örttürür. Türkiye'de ise durum tam tersinedir: Türk polisler kadınları başlarını açmaya zorlarlar.

Tabi adil olmak gerek: Türkiye'nin kıyafet yasaları Suudi Arabistan'a kıyasla çok daha hafiftir. Türkiye'de ise yasaklama sadece "kamusal alan" denen yerlerde uygulanır. Yani devlet binalarında, mahkemelerde, üniversite kampüslerinde ve tüm okullarda.

Bu yasak Türkiye'de yıllardır ateşli bir tartışmanın konusu. Başörtü takma özgürlügü hiç bir devlet memuru veya lise öğrencisine hiç bir zaman tanınmadı, ama bir zamanlar üniversite öğrencileri bu özgürlüğe sahiptiler. Ta ki kampüslerde hiç dikkat çekmeyen küçük bir azınlıktan daha fazla hale gelene kadar... 90'lı yıllarda sekülerist ortodoksi üniversitelerde sayıları giderek artan bu "dinci"ler karşısında alarm durumuna geçti ve bu "sıkmabaşları" kampüs dışında tutkmak için katı kurallar getirildi..

Bu durum karşısında başörtülü öğrencilerin bazıları başlarını açmayı kabul ettiler ve eğtimlerine devam ettiler. Ama binlercesi üniversite mezunu olma şansını yitirdi -- sadece Allah'ın isteği olduğuna inandıkları bir kumaş parçasını başlarına örttükleri için.

Bir kaç ay önce, uzun zamandır süren dramaya yeni bir bölüm daha eklendi. Doğudaki muhafazakar bir kent olan Erzurum'da kurulmuş Atatürk Üniversitesi'nde bir mezuniyet töreni vardı. Tüm öğrenciler, elbette tek biri bile başörtü takmadan, diplomalarını almaya geldi. Yanlarında anneleri ve büyük anneleri de vardı. Ama, eyvah, bazıların başörtüsü vardı! Üniversite rektöründen gelen direkt emir üzerine, polisler bu anne ve büyük anneleri kampüse girip sevgili kızlarının ve torunlarının mezuniyet törenini izlemekten alıkoydular.

Bu hanımlar ağladılar, yalvardılar ve Atatürk'ün prensiplerine inandıklarına yemin ettiler; ama hiç bir şey değişmedi. Emirler kesindi. Türkiye'nin "kamusal alanında" -- yani Türkiye'nin nevi şahsına münhasır laikliğinin kurtarılmış bölgesinde -- hiç bir dini kıyafet asla gözükemezdi...

* * *

Buradaki temel sorun, Türkiye'nin sekülerist ortodoksisinin katı ideolojisi. Onlarınki, 20. yüzyılın başlarında Fransa'dan ithal edilmiş olan hoşgörüsüz bir laiklik versiyonu. O dönem, Fransız devrimciliğinin anti-klerikel (din adamı karşıtı) fanatizminin doruk noktasıydı ve Nietzsche'nin "Tanrı öldü" iddiası entellektüel bir norm sayılıyordu. Kadir-i mutlak bir devletin ve tektip bir toplumun "gelişme"nin anahtarı olduğu sanılıyordu.

1923'te kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti de otoriter bir seküler milliyetçilik geliştirdi. Bu, dine karşı nötr değil, dinin üzerine egemen olan bir anlayıştı ve bazı durumlarda da dine karşı tavır aldı. Tek parti yönetiminde geçen iki onyıl içinde, pek çok İslami gelenek silindi ve yerlerine Avrupa'dan gelen gelenekler kondu. Bu reformları eleştirenler sert şekilde cezalandırıldılar.

İşte bu yüzden Türkiye, diğer Müslüman milletlerin gözünde, hiç bir zaman İslam ve modernizmin uyumunu gösteren ikna edici bir örnek olmadı. Problemin temelinde, gerçek bir demokrasinin var olmayışı yatıyordu. Aslında son onyıllar içinde Türkiye çok daha demokratik bir ülke haline geldi. Ama hala 20. yüzyılın ilk yarısındaki otoriter seküler ulusalcılığın kalıntılarını taşıyor.

Türkiye'nin mevcut muhafazakar hükümeti olan AKP, başörtüsü üzerindeki yasağı kaldırmayı çok istiyor. En azından üniversitelerde, en azından özel olanlarında. Ama AKP liderleri ne zaman yasağı kaldırmak için kanunları değiştirmekten veya referanduma gitmekten söz etseler, sekülerist ortodoksi bu hareketin bir "rejim krizi" yaratacağını hatırlıyor -- bu ifade, askeri baskının kibarcası. Dolayısıyla Türkiye, başını örten bir bayanın hiç bir eğitim şansına sahip olmadığı dünyadaki tek ülke olarak kalmaya devam ediyor.

Türkiye'nin sekülerist ortodoksisi bu katılığın zorunlu olduğunu, aksi takdirde İslamcıların Türkiye'yi İran'a döndüreceklerini ileri sürüyor. Bu temelsiz bir korku. Türkiye'nin AKP lideri Tayyip Erdoğan tarafından önderlik edilen mevcut hükümeti, İslamcı değil -- hele bir yorumcunun yakın zaman önce ileri sürdüğü gibi "İslamofaşist" hiç değil -- muhafazakar bir politik güç ve son yıllarda Türk toplumunun tümüne daha fazla özgürlük getirdi. Zaten kamuoyu araştırmaları Türklerin yüzde 90'ından fazlasının laik bir rejim altında yaşamak istediğini, ama yüzde 70'ten fazlasının da başörtüsü gibi bireysel Müslüman uygulamalarına özgürlük istediğini gösteriyor.

Aslında Türkler, (ABD Anayası'nda yazıldığı gibi) "ne bir dini empoze eden, ne bir dinin özgürce yasaklanmasını kısıtlayan" kanunlar yapan ve polisler çalıştıran bir devlet istiyor.

Dolayısıyla ABD, genişletilmiş Ortadoğu'da özgürlük ve demokrasiyi teşvik ederken, Türkiye'nin bile bunların daha fazlasına ihtiyaç duyduğunu aklında tutmalı. İslamcı ve sekülerist otoriterizmlerin yanında, "liberal demokrasi" denen üçüncü bir yol daha var. Bu, tam da Türk toplumunun ihtiyacı olan -- ve hak ettiği -- bir model.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: October 2, 2005 01:04 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

deneme

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: December 25, 2005 09:55 PM

Öncelikle herkesten özür dilemek istiyorum çünkü sayfalarca süren yorumların anlamlı veya anlamsız polemikler olduğunu anladığım anda tartışmayı okumaya devam etmedim. Ama benim 16 yaşında Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde doğmuş, orda yaşamakta olan biri olarak bu konuda söylemek istediğim bazı şeyler var...
Öncelikle olumlu ya da olumsuz KİMSENİN İslamiyet hakkında ahkam kesmeye hakkı olduğunu düşünmüyorum. İslamiyet hakkında öğrenmemiz gereken her şey Kur'an-ı Kerim'de yer almaktadır. Bunları yorumlamak da kişiye bırakılmıştır. O yüzden ne 'İslam böyle der.' ne de 'Sen İslamiyet'i bilmiyorsun.' deme hakkına sahip değiliz, hangi dine mensup olursak olalım, her hangi bir dine mensup olmasak bile, hiç birimiz...
Benim şahsi düşüncemdir bu: Türbanın İslamiyet'te şart koşulduğunu düşünmüyorum, evet kadın örtünmelidir ama bu örtünmenin şekli konusunda net bir bilgi verilmemiştir. Bütün vücudu örtmek bir Arap geleneğidir. Ben saçımın erkekler için bir tahrik unsuru olduğunu düşünmüyorum ama düşünenlere de bir şey söyleme hakkına sahip değilim...
Türban olayının çok abartıldığı kanısındayım... Bu olay hem iktidarlarca hem de üniversitelerce çok abartılıyor. İdeolojik midir, muhtemelen çoğu insan bilinçli veya bilinçsiz bir ideolojiye hizmet ediyor... Ama bu yasaklandıkça insanlar daha da abartıyorlar. özgürlüklerinin ellerinden alındığını idda ediyorlar. Onların özgürlüğünü ellerinden alan şey ilk başta kafalarının içindedir... Yanıt Kur'an'ı Kerim'dedir. Ben her türbanlı kardeşimin bir düşünmesini rica ediyorum, ki Allah'ımız da böyle buyurmuştur. ''Bu gerçekten gerekli mi? Benim sadece saçımı göstererek kardeşlerimi etkilemem mümkün müdür, özellikle teşhirciliğin bile bir nebze doğal karşılandığı (mini etek) bu ülkede?''
Ama bu demek değildir ki yasaktan yanayım, bilakis yasaklara karşıyım. Ama ben ideolojileri yüzünden öldürülmüş binlerce solcu gencin düşünce özgürlüğüne konmuş yasakların da karşısındayım. Ve bence bu kadar özgürlüğe hazır değil rejim, kendisini koruyabilmesi için bu yasaklar gerekli belki... sürekli 'özgürlüğüm elimden alındı, aman!' şeklinde bir bakış açısı geliştirmektense olaya daha içinden bakma taraftarıyım. Tamam bu devletin bu uygulaması yanlış ama ben ne yapıyorum bunu düzeltmek için? Erzurum"daki Atatürk Üniversitesi kapılarında kendimi mi paralıyorum, saldırganca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinden medet mi umuyorum yoksa düşünüp karar verip olumlu bir adım atıyor muyum? Önyargıların kırılması için gerekli özveriyi gösteriyor muyum?''
Ayrıca genel olarak ülkemizin iç meselelerinin gerek Batı ülkelerinde gerekse Amerika Birleşik Devletleri'nde şikayetvari bir üslupla yana yakıla anlatılması taraftarı değilim. Her ülke prensipte kendi çıkarlarını düşünür, çünkü her devlet halkına karşı sorumludur, yani her türlü ortamda halkının gerek ekonomik gerek sosyal çıkarlarını gözetmek devletin görevidir. Gelişmiş ülkeler dediğimiz, gıpta ettiğimiz ülkelerin amacı da bizden mümkün olduğunca yarar sağlamaktır. Amerika Irak'a özgürlük götürmüştür götürmesine ama giderken de petrollerini Amerikan tekeline almıştır. Tarih kolonyal imparatorlukların geri kalmış halkarı nasıl 'özgürleştirdiği'nin örnekleriyle doludur.
Bizim bir türlü uzlaşmaya varamamamız, sürekli polemiklerde boğulmamız en fazla bu ülkelerin üzerimizdeki sömürü niyetlerini kamçılayacak, ağızlarının suyunu akıtacaktır. Sevr Antlaşması geçmişte kalmıştır evet, ama unutmamalıyız ki tarih tekerrürden ibarettir.
Ülkemiz ideolojik parçalanmaya gayet uygundur. Bir yanda aşırı radikal İslami kesim, bir yanda inançlı insanlar, bir yanda düşünen insanlar, bir yanda ülkenin rejimini değiştirmek isteyen aşırı solcu gruplar, bir yanda Türk'ü,Kürt'ü, Çerkez'i, Balkan göçmeni, Rum'u, Yahudi'si, Süryani'si, Laz'ıyla bir sürü değişik etnik kökenden gelen ve Alevilik'ten Sünniliğe, ve diğer din mensuplarından oluşan halkımız muhteşem bir coğrafyada yaşıyoruz. Emin olun kavga etmek çok kolay... Ama bütün Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının ortak amacı ülkemizin ekonomik sosyal çıkarlarıdır. Ayrıca başka memleketlerde yaşayan ama kalbi bu topraklar için atan herkesin de amacıdır bu...
O yüzden gelin fırsat vermeyelim bunlara, kendi meselelerimizi DOSTLUKLA VE İÇİMİZDE halledelim.
Lütfen...
Saygılarımla.

Yazan: meriç Tarih: December 28, 2005 12:51 AM

DİKKAT!!!
BU ÜLKEDE BAZI KURALLAR BELİRLENMİŞTİR. COĞUNLUK BU KONUDA NE DERSE DESİN BAŞÖRTÜSÜ OLMAZ. ÜLKEMİZDE ATATÜRK İLKERİNİ YOK EDİYORLAR. DÖRT TANESİ GİTMİŞ SADE İKİ TANE KALMİŞ. NE Mİ? BAKIN DEVLETÇİLİK ÖLDÜRDÜLER DERİN DEVLETLE. HALKÇILIK HALKIMIZ AÇLIK VE ZORLUKLAR ÇEKİYOR. MİLLİYEÇİLİK YOK ÜLKE ÖZELLEŞTİRİLMELERLE BAZI PARTİLER TARAFINDAN SATILIYOR. İNKİLAPÇILIK NERDE YOK KALMADI ARTIK. GERİ TABİ Kİ LAİKLİK VE CUMHURİYETÇİLİK KALDI TABİ Kİ LAİKLİĞİDE BAŞÖRTÜSÜ İLE ÖLDÜRÜM CUMHURİYETÇİLİK KENDİLİĞİNDE YOK OLUP ÜLKEMİZ ŞERİATÇİLAR TARAFINDAN KONULAN MADDELER İLE YÖNELTİLECEK.
EĞER BAŞÖRTÜSÜ OLUR DERLERSE İNANIN Kİ ASKER DARBE MUTLAKA OLACAK ÜLKEMİZ BU YÜZDEN GERİYE DÜŞECEK. HEP DİNCİ AYAKLANMALAR İLE GERİ DÜŞTÜK NELER KAYBETTİK BİLİYOR MUSUNUZ?
YİNE BÖYLE BİRŞEY OLMAMALI LAİKLİĞE UYULMALI ÇUNKU LAİKLİK BİZİM İLKEMİZ. İLKELERİMİZİ VE ATATÜRK Ü İNKAR EDEN TÜRK DEĞİLDİR.ATATÜRK ÜN RESMİ BULUNAN PARAYI KULLANMAMALIDIR. TÜRKİYE YE VE TÜRK MİLLETİNE BAŞARILAR. HERCAİ

Yazan: eyüp Tarih: April 7, 2006 12:40 PM

Hırsızlık yapmanın cezası vardır, ama her insan cezası vardır diye hırsızlık yapmamalıyım diye düşünmez. İslamda zorla başörtüsü örtüttürülmez. Çünkü inanan mümin kadınlar kimsenin zorlamasına mahal vermeksizin kendileri iman zevki ile örterler. Örtünmek istemeyenlere zorla örttülür. Bu da çok güzel bir şeydir. Kadınların örtünmeleri kadınlık incelik ve güzelliğini kendi eşlerine saklamaları başkaları ile paylaşmamaları içindir. İslam her insana yetebilecek adaletle davranacağı kadar kadınla evlenmeye izin vermiştir. Başkasının kadınının açılmasını isteyenler şehvetine tapınanlardan başkaları değildir. Üstelik İslam düşmanları tesettürün İslamın emri olduğunu bildikleri için düşmanlıklarından dolayı kendi kız vekadınları özgürce örtünmek isteseler bile bırakmazlar, zorla açtırırlar. Şu anda olduğu gibi. Bu bir güç savaşıdır. Bizler İslam düşmanlarına bizim örtülülerimizi neden üniversitelere almıyorsunuz demiyoruz. Ama şunuda unutmasınlar ki İslam hakim olduğunda onların tamamı ya örtünecek yada terki diyar edecklerdir. Üstelik bu halk müslümandır ve yüzde 70 ten fazlası örtü yanlısıdır. Azınlığın çoğunluğa uymasıda eşyanın tabiati gereğidir.

Yazan: Ömer LİMAN Tarih: April 9, 2006 08:03 PM

Başörtüsü var takın takmayın bi diyorlar böyle birşey yok mu diyorlar. Asla...
Hee laiklik ilkesi altı ilkeden biri zaten türkiyede dört ilke yok edildi ve şimdi cumhuriyetçilik ve laiklik yok edilmek isteniyor. Şeriat döncek ya ondan. Bazı kişilerin fikirleri çok acık başörtüsü ile de laiklik yok edilcek cumhuriyetçiliğide zaman içinde yok olcak bazı tarafları hain fikirleri bunlar.
Yani atatürk ün emanetine ihanet edilecek. İhanetlei 2003 yılında itibaren başladı.
Neyse müslüman kadanlarımızı kullanarak siyaset yapılmas ülke kuruldu böyle gidilmeli ilker silinmemeli yeni zirveci ilkeler getirilmeli.
Asla laiklik ellenemez, halk var, türk gençliği var oda olması askerimiz var türk askeri en ufak yanlışta büyük bir darbe vurulur, vatan hainlerine... Hepimiz türküz, müslümanız ve atatürk ümüz var tek amacımız çalışarak kendimizi göstermeliyiz..


hercai

Yazan: eyüp Tarih: April 26, 2006 04:08 PM

Firdevs hanım kemalistler neyin ne olduğunu biliyorlar size ihtiyaçları yoktur birde kemalistler diyorsunuz bu ülkede herkez kemalist olmalı ama kı atatürk ün emanetine ihanet ediliyor.
imam hatip din üzerine eğitim verip ülkenin din eksikliklerini gidermeli, bir imam hatipli meclise,yargıya,askeriye,eğitime, yani kamuya giremez ama ki camiilere hocalar, müftülere gire bilirler.
he birde o adam diye hitap ediyorsunuz.GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK TÜR. neyse atatürk ün verdiği görevleri yerine getirmeyen vatan hainidir. TÜRKÜZ MÜSLÜMANIZ ATATÜRKÇÜYÜZ GÖREVİMİZ ÇALIŞMAK VE BUNLARLA YÜKSELMEK.. HERCAİ

Yazan: eyüp Tarih: April 26, 2006 04:30 PM

Sayın Meriç Hanım,

"Benim şahsi düşüncemdir bu: Türbanın İslamiyet'te şart koşulduğunu düşünmüyorum, evet kadın örtünmelidir ama bu örtünmenin şekli konusunda net bir bilgi verilmemiştir."

Birincisi varolan yasak bir başörtüsü yasağıdır, dolayısıyla olayı sadece "TÜRBAN" a indirgemek doğru olmayacaktır. Baş örtüsü ise, İslamiyet'te iman için elbette bir şart değildir. Yani, başını örtmeyen Müslüman değildir gibi bir iddiada bulunmak çok büyük bir cahilliktir. Böyle bir iddia da yoktur zaten.

Ancak, örtünmek Kuran-ı Kerim'de vardır ve bir emirdir. Bu örtünmenin şekli ise çok açık ve
net bir biçimde Kuran'da tarif edilmektedir.
(Bkz. Nur Suresi 24. ve 31. Ayetler)

Fikir alış verişine açık yaklaşımız ve "kendi meselelerimizi DOSTLUKLA VE İÇİMİZDE halledelim" çağrınız için teşekkür ediyorum...

Saygılar...


Yazan: Hasan Basri Tarih: April 28, 2006 12:39 PM

Herkese merhaba,

Türkiye'deki laiklik kavramının (ilke olarak) ve bunun uygulamadaki pratiklerinin çağdışı olduğundan bahsediliyor. Kavramlar bu kadar tartışmaya açıkken niçin İslam'ın başörtüsü konusundaki yaklaşımı tartışılmıyor? Günümüzde, ayetlerde yeralan herşey uygulanıyor mu? Niçin illaki türban ya da başörtüsü (adına ne derseniz deyin) tartışılıyor? Ayrıca İslam dini, dinlerin içinde akla en yakın olanı ise (bu ne demek oluyorsa?) niçin başörtüsü konusunda bu kadar hassas? Bunun arkasındaki mantık nedir? Kadının saçı görüldüğü zaman erkeklerin tahrik olacağı varsayımı ileri sürülüyor ise, bunun neresi mantıklıdır? Bu ifade ile bütün erkekler, nefsleri zayıf varlıklar olarak kabul edilmiş olurlar, böyle bir inanç sistemi olabilir mi? Ben, kadın/erkek farketmez, biraz muhakemesi olan bir insanın bunu kabul etmemesi gerektiğini düşünüyorum. Pratikte öyle olsa, modern şehirlerde her gün binlerce tecavüz, sarkıntılık olmasını bekleriz. Evet böyle olaylar zaten olmaktadır ama sebepleri yüzde 100 din odaklı değildir. Dolayısıyla dini açıdan bir farz olduğu söylenen, Kuran'da emredilen herşeyi günlük hayatımıza uygulamaya kalkarsak ciddi problemler ile karşılaşırız, zaten de dindar olduklarını ifade eden insanlar bile uygulamayabiliyorlar. Kısa şort ile nasıl ki camiye gitmek doğru değilse (erkeklerin de ibadet sırasında bir kapanma adabı vardır), belirli kamu kuruluşlarında ya da mesleklerde çalışırken de belirli giyim kurallarına uymak zorunludur. Örneğin ameliyat sırasında bir operatör doktorun tıbbi olarak uyması gereken hijyen kuralları vardır. Bir polis memurunun üniforması gereği kask ya da şapka kullanması gerekir. Örnekleri çoğaltabiliriz. Bunların dışında, evinde ya da camide ibadet eden birinin başını kapatması elbette kimseyi ilgilendirmez. Bu kadar kapanma meraklılarına sormak lazım: Biri de çıkıp inancı gereği soyunmak isterse ne yapılmalıdır? Bu durumda vücudunun estetik açıdan bir kirlilik yaratıp yaratmadığına mı bakılacaktır? Vücut ölçülerinin belirli sınırlar içinde olması mı referans alınacaktır? Bütün bunların arkasında, bence dini referans gösteren günlük yaşam tarzlarının yeterince yorumlanmaması ve eleştiriden geçirilmemiş ve ne yazık ki siyasete alet ediliyor olması geliyor. Ayrıca türbanlı arkadaşlarımızın inançları bu kadar mı zayıftır ki, bir türbanlarından vazgeçtikleri zaman inançları yara alacaktır? Amacım burada türbanlı insanlarımızı rencide etmek değil, ama biraz olsun inançlarının arkasındaki mantığı irdelemelerini sağlamaktır. Ayrıca bu kadar doktrin ya da dogmatik yaklaşımlar olsa, günlük yaşamda bu kadar farklı uygulamalar, tarikatlar, mezhepler ortaya çıkmazdı değil mi? (Bunlar tabii ki başlı başına ayrı bir tartışma konusu olsa bile konumuzdan tamamen bağımsız da değildir kanımca.)

Bu sitede karşı fikirde olan katılımcılar, Cumhuriyet'in kuruluş yıllarındaki şartlar ile şimdiki şartların aynı olmadığını baz alarak uygulamaların değişmesi gerektiğini öne sürmektedirler. Peki çok yakın tarihte, Refah-Yol hükümetinde meydana gelen olayları unuttuk mu? Erbakan'ın evinde, tarikat liderleri ile görüşmesi ne anlama gelmektedir? Demek ki aşırı sağ görüşteki partiler hükümet oldukları zaman, kitlelerin günlük ve sosyal yaşamını değiştirebilecek kararlar alma noktasına gelebiliyorlar. Her tarafta sarıklı, cüppeli insanlar artarken, hatta biraz cesaretli olanları karşı düşüncedeki insanlara şiddet uygulamayı bile göze alırken, modern bir yaşam tarzını tercih eden (adına ister laik, ister seküler, ister ateist deyin) insanların korkmaları ne kadar yersizdir? Konu sadece vatandaşların giyimlerine karışmamak değildir. Hele ki bazı yorumcuların ifadelerinde, biraz sosyolojiden anlayanların Türkiye'de artık şeriat tehlikesinin kalmadığına inanacaklarını belirtmeleri, bu kadar yakın bir tarihte yaşananları hatırlamadıklarını göstermektedir. Cumhuriyet'in ilk döneminden adeta intikam alır gibi tam tersi uygulamalar yapmak, herşeyden önce ilerleyen zamana ve değişime karşı gelmektir. Bence Atatürk'çü ya da İslam'cı olduğunu ileri sürenler artık hem İslam'ın hem de Cumhuriyet'in ilk dönemine dönülemeyeceğini anlamalıdırlar. Buna göre bir orta yol bulunmalıdır. Bu da ancak herkesin öncelikle kendini sorgulamasıyla ve toplumsal olarak da demokrasi ile çözülebilir.

Yazan: yorumcu Tarih: June 30, 2006 02:12 PM

Önce şahsım adına meselem kamusal alanda türbanın yasak olup olmaması meselesidir.


Meselenin hukuki yönü tartışılırken yanılmıyorsam bazı arkadaşlar bırakın hukuki yönü hak yönünü tartışalım demişti. Ben de bu meseleyi hak yönü ve sosyal-toplumsal yönden değerlendirerek düşünce tarzımı size sunmak istiyorum.

Kamusal alanda uygulanan türban yasağının hukuki yönünü tartışmayı hukukçulara bırakmama rağmen yasağın gerekçesiz olduğuna katılmıyorum. Bu konuda sırasıyla bütün türk mahkemeleri ve hatta avrupa’daki tüm mahkemelerin aynı kararı vermesi bunun bir göstergesidir diye düşünüyorum.

Şimdi benim görüşüme göre türban kamusal alanda neden yasaklanmalıdır?

Birinci sebep inanç özgürlüğü ve türbanın simge oluşu boyutu: türban bir siyasi (polemiğe giremeyeceğim ideolojik, inançsal vb. ne olarak tasvir ederseniz edin şeriat sembolüdür) simgedir. Şöyle izah edeyim.

diyelim ki türban serbest oldu her yerde inanç özgürlüğü kapsamında.
yarın bir kimse çıkıp da mahkemede benim inancıma göre karşımda tek kadın şahitlik edemez çünkü onların şahitliği benim şahitliğimin yarısıdır dese,

bir başka erkek çıkıp benim mirastan kız kardeşimin iki katı pay almam gerek dese,

yada bir adam çıkıp da karım bana itaat etmiyordu bu yüzden hafifçe dövdüm (diyanete göre hafifçe dövün, Elmalılı mealinde hafifçe ibaresi yoktur “dövün” şeklinde yazılıdır) dese,

o zaman bu inanç özgürlüğü kapsamında ne yapılmalıdır? Öyle ya kur’an erkeğe şartlar olgunlaşınca eşini dövebileceğini belirtiyor kim karışabilir?

Yada kamu hizmeti yapan bir kadın “benim inancı gereği ben bu adamla yalnız başıma aynı odada çalışamam, kadın erkek aynı toplantı salonunda bulunamaz” derse ne yapılacaktır?

Mesele sadece türbanla sınırlı değildir aynı inanç özgürlüğü kapsamında nudist bir kadın benim inancım çıplaklığı emrediyor derslere ve kamu kurumlarına bu şekilde girmek istiyorum dese ne yapmalıdır demokratik ve laik hukuk devleti?

Onlara da özgürlük verilecek midir?

meseleyi demokratik ve laik devlet kapsamından sıyırıp türbana özgürlük istemindeki samimiyet boyutunda inceleyelim birazda.

burada temel soru şudur “türbana özgürlük verilince arkası istenecek midir istenmeyecek midir?” (arkasından kastettiğim yukarıda saydığım maddeler ve bunun gibi birçok konulardır)
buna verilebilecek cevapları değerlendirelim:

yukarıda saydığım diğer hususlar vb. hususların uygulanması istenmeyecek denilirse şu an türbanın bir inanç özgürlüğü meselesi olduğunu konusunda bir çelişki var demektir. çünkü türbanı emreden Kur'an bunları da emretmektedir. Mesele inançsa bunlara da inanmak gerekir.

isteriz denilirse o zaman hukuk ve sosyal sistemin tamamen kur’an’a göre düzenlenmesi isteniyor anlamına gelir ki Bu şeriattır. Bu durumda şeriat isteriz demektense türbana özgürlük isteyerek başlarız deyip demokratik görünmek de takiyyedir.

Bu noktada konuşulması gereken şeriat’ın demokratik düzene üstünlüğü olmalıdır ki şeriatı uygulayan devletlerdeki kadının yeri zaten yukarıda yazdığım gibidir ve küçük oynamalar dışında değişmez. Kur’an da kadının yeri konusunu ise tartışmaya sokarsam konunun sapacağından korkarak bu konuyla ilgili tartışmayı başka bir yere bırakıyorum.

Yukarıda yazdığım soru aynı zamanda forumda türbanı savunan arkadaşlara bir sorudur.

Bu durumda eşitlik özgürlük diyerek bayrak haline getirilen türban şeriatın sembolü değil midir? Sembol olmasaydı neden onunla aynı şekilde farz olan ve kamu adına uygulanmayan diğer hususların toplamı için türban için yapılan muhalefetin binde biri yapılmamaktadır.
Benim buradan çıkaracağım tek sonuç türbanın şeriatın sembolü olduğudur. Başka bir sonuç çıkarabilen beri gelsin.
Ve ister kabul edin ister kabul etmeyin isterseniz .....’ın bana dediği gibi her şeyden korkuyorsunuz deyin hiçbir yönetim tarzı kendisine taban tabana zıt ideolojileri temsil eden bir sembole sınırsız özgürlük tanımaz.

Bana göre de tanımamalıdır zaten.

E ne olacak Kur’an Allah’ın emri hepsini beraber uygulayıverelim diyecek arkadaşlar türbanın arkasında yatan şeriat istem ve özlemini baştan kabul etmelidirler ki bunu tartışabilelim. Çünkü bir sistem haklı da olsa haksız da olsa içerisinde kendi koyduğu kurallara uygun olmayan bir sistemin sembolünü barındıramaz, barındırmamalıdır.

İkinci sebep konunun eşitlik boyutu: kamusal bir alanda her insanın eşit muamele görmesi ve bu konuda hassasiyetler oluşturulmaması maksadıyla doğru bulmuyorum. yani türbanlı bir müdürün türbanlı olmayan bir astıyla, türbanlı olan bir astına eşit muamele etmesi yada türban takmayan bir amirin yine türban takan ve takmayan astlarına eşit muamele etmesi hassasiyetinin oluşması anlamına geliyor. Bilindiği üzere devlet memurları sicil sistemine göre yükselir veya alçalırlar ve amirlik memurluk sıfatları vardır. Gerek bu sıfatların ideolojik yönden adaletsizce kullanımının engellenmesi, gerekse izafi kavramlarda hak kavramının vicdanen bağımsız oluşturulabilmesi için başka bir ideolojiyi sembolize eden kavramların kullanılmaması gerekir. Buna örnek aramayıp ilk aklıma gelen şeyleri yazacak olursam angarya işlerin birine yıkılması, sicilde adaletsizlik, karşılıklı gereksiz gerginlikler vb.dir. hatta bu işlerin adaletsiz dağılımından daha önemli olan şey bu işlerin ideolojik kin tohumları ortaya atmasıdır. Hani derler ya bazı şeylerin şuyuu vukuundan beterdir. Yani bazı şeylerin duyulması meydana gelmesinden kötüdür. Bir asta haksız muamele yapan adam gerekli cezası neyse alır ve toplumun hiç umurunda olmaz. Ancak bir asta ideolojik bir nedenden dolayı yapılan haksızlık toplumda infial uyandırır ve kin tohumları atar. Buna en basit örnek ast üst durumu olmamasına rağmen gazeteci kadına yapılan saldırıdır (sonradan olayın yanlış yönleri olduğu ortaya çıkmasına rağmen toplum hassasiyeti açısından önemli bir olaydır). Türkiye’de onlarca kadın her gün bazı hayvanlarca dövülerek hastanelik edilirken haber olamıyorlar ama bu kadın günlerce tartışıldı. Siz de takdir edersiniz ki kadının biri çıkıp da ben türbanlı olduğum için yada başım açık olduğu için yükselemedim diye haber olsa (doğru da olsa yanlış da olsa), bir öğrenci çalışmadım demek yerine "hoca benim türbanıma taktı ondan geçemiyorum sınıfı" sede ve bunlar gibi 10 kişi daha basında yer alsa toplumda infial olur. Bazı kendini bilmezler çete kurup araba yakarlar.

aynı durum kamusal hizmetlerden yararlananlar için de geçerlidir. Bazı arkadaşlarım diyor ki kamu kurumu zaten eşit muamele etmek zorundadır eşit muamele etmeyen cezalandırılmalıdır. Bu söylemi doğru bulmuyorum. Yukarıdaki örnekteki durum burada da geçerlidir (yani istediği hizmeti alamayıp bu ideolojik ayrıntıdan faydalanarak yaygara yapma)

Siz sobanın hemen yanına av tüfeğinizin fişeklerini koyup da yarın öbür gün biri gelip o fişeklere çarparak sobaya düşürüp yaralandığında ah vah edemezsiniz.
Çocuğunuza milyon kere tembih ettiğiniz halde ilaçları çocukların ulaşamayacağı yerde saklarsınız.
Anlamsız hassasiyetler ortaya çıkarıp kendinizi ve ailenizi tehlikeye atmazsınız.

Halk arasında bir söz vardır. “ateşle barut yan yana durmaz”


üçüncü sebep kılık kıyafetle temsil boyutu: Türkiye islami temeller üzerine kurulmuş bir devlet değildir. kanunları, ekonomisi vb. diğer faktörleri islamiyete göre karar almayı gerektirmez. mesela türkiye cumhuriyeti kanunları zina yapanı recm etmez, yada hırsızlık yapanın elini kesmez, mirasta kadın erkek eşit pay alır (çünkü laik ve demokratik düzeyde kadın toplumun her safhasında yer alabilir), türk ceza kanunu karısını döven adama hafifçe de dövse, ağzını burnunu da kırsa ceza verir. Türban takan bir hakim birinci maddede belirttiğim şeriatı temsil eden bir kıyafetle hüküm kuramaz (gerçi hukuk okumaya çalışan türbanlı arkadaşları anlamak çok güç. Şeriat düzeninde kadın zaten hakim yada savcı olamaz). mesela karşısına hırsız geldiğinde dininin hükmünü mü, devletinin hükmünü mü uygulayacaktır? bu durumda kamu hizmetinde çalışan bir kişi kamunun kurallarının uygulayıcısıdır ve kamu kurallarını üstün tutmak durumundadır. bunu da başka bir hüküm sisteminin kıyafetini başkalarının gözüne sokarak yapamaz.

Üstelik bu durum sadece hizmet eden değil hizmetten faydalanın da suiistimaline sebep olur. İstediği sonucu alamayan herkes bu ideolojik ayrıntıdan faydalanır. Örnek sakız çiğnediği için kendisine saldırıldığını gizleyip saçı açık olduğu için saldırıldığını iddia eden gazeteci kadın. Saldıranları da saygısızlık yapanı da Allah’a havale ediyorum bu da konunun ayrıntısıdır.


dördüncü sebep sosyal boyutu: bir arkadaşımın ifadesi vardı daha önceki tartışmalarda alıntı yaptığı (kim olduğunu hatırlayamıyorum ama bir yazarın alıntısıydı). orada şöyle bir ifade vardı kadın kendini örterek başkalarından korumalıdır, dişiliğini ön plana çıkarmamak için...... diye devam ediyordu bu yazı.

Birkaç hafta evvel arabamla göksun tarafından Maraş merkeze geliyorum. Yolun kenarında aynı istikamette yürüyen çarşaflı bir kadın vardı. Yol ıssız. Kadının da merkeze gittiğini düşünerek yanında durdum. daha ben teyze götüreyim mi diyemeden önce kadın peçesini yüzüne çekip sırtını bana döndü. Doğrusu ya ağırıma gitti. Beni reddetseydi hatta bana sarkıyor musun be herif deseydi bile bundan iyiydi.

Bu kadın tabi ki uç bir örnektir. Ama sonuçta örnektir.

Türbanlı kadın:
1. karşısındakini otomatikman erkek kadın ayrımına sokar. Erkeği üstün kılar.
2. karşısındaki erkeğe otomatikman tecavüzcü coşkun muamelesi yapar.

Bir kadın özel hayatında hayatın neresinde olursa olsun kendisini yaşamın neresinde görürse görsün kamusal alanda erkekle eşit olmak zorundadır. Bu hizmet edenler kadar hizmet alanların da zorunluluğudur.

Not: kamusal alan nedir yanessar diyecek arkadaşlar için kamusal alan nedir? (bence)
Kamusal alan tabiri hiçbir yerde tanımlanmamış ve bu konuyla ilgili çeşitli yorumlar yapmak mümkün. Bu konuda belirli bir dayanak gösterememekle beraber uygulamasını düşündüğümde kamusal alanı kullanım mecburiyetine göre iki temel tanımda toplayabilirim. Birincisi birlikte kullanımı seçime bağlı kamusal alan, ikincisi birlikte kullanılma zorunluluğu bulunan kamusal alandır.
Birincisi bizim konumuzla ilgili olmayan tanımdır ancak bunu özel alan ve birlikte kullanılma zorunluluğu bulunmayan alanlar hariç her yer olarak nitelendirebiliriz. Bu alanlardan istifade etmek yada etmemek kişinin kendi isteğine bağlıdır ve bu sebeple bu alanlarda şahsi özgürlüklerin kullanımına öncelik vermek gerekir. Bu alandaki özgürlüklerin ne oranda kısıtlanması gerekliliğini başkalarının özgürlüğüne müdahale etmeyecek şekilde olarak kabaca tanımlayabiliriz. Bu alanları kullanmak yada kullanmamak kişinin seçimidir. Örnek olarak park, bahçe, otobüs, kapının önü gibi.

Birlikte kullanılması zorunlu kamusal alan ise bir toplulukta yaşayan insanların herhangi bir maksatla seçim hakları olmadan bir maksat için bir araya gelmek zorunda oldukları alandır. Mesela okumak için okula gidilmesi zorunluluğu, evrak almak için devlet dairesine gidilmesi zorunluluğu gibi.

İkinci yazdığım tanımdaki hassas kelime zorunluluktur. Bu bağlamda sokağa çıkmak yada çıkmamak özgürlüğü bulunan bir insan için sokak, alışveriş yapmak yada yapmamak için bir dükkana gitme yada başka bir dükkan seçme özgürlüğü nedeniyle dükkan, parka gitme yada gitmeme özgürlüğü nedeniyle park kamusal alan sayılamaz.

Benim görüşüme göre birlikte kullanılma zorunluluğu olan yerlerde (devlet dairesi okul gibi yerler) türban takılması yasaklanmalıdır. (buraya kadar sabredip okuyan zaten gerekçelerimi anlamıştır)

Son söz ve önemli not: türban için bu kadar gündem yaratanların istedikleri iki basamaklı bir sonuç vardır.
birinci basamak şu an yapılan gibi devletin zalim konumuna düşürülmesi ve kamuoyunda devlete karşı bir güvensizlik ortamı oluşturularak türbanı kamusal alana sokmaktır. bu eylem bundan sonra aynı gerekçelerle kamusal alana sokulacak diğer isteklerin yolunu açacaktır.
ikinci basamak ise birinci basamaktaki sonucun elde edilmesinden sonra yukarıda çeşitli örneklerle belirttiğim şekilde "türban serbest ama ayrımcılık devam ediyor" denilerek hassasiyeti devam ettirmek ve diğer istekleri ortaya koymaktır.
sonuç olarak kamusal olmayan alanda isteyen istediğini yapabilir, istediği kişiyle görüşür istemediğiyle görüşmez. istediğiyle çalışır istediğiyle çalışmaz. ancak kamu alanında bir kurallar zinciri ve işleyiş vardır. devlet laiktir ve her inanca eşit mesafede yaklaşır. buna herkes uymak zorundadır.

Yazan: yeşim_1987 Tarih: June 30, 2006 10:49 PM

Kendi yaşadığı dönemde de kız öğrencilerin başörtüsü takmaları yüzünden üniversitelere alınmaması üzerine, merhum Necip Fazıl Kısakürek'in bu haksızlığa:
Bir kız öğrenciyi, başını örttüğü için tahsil hakkından mahrum etmek İstiklal Savaşı başlarında ve Maraş'ta düşmanlar tarafından başörtüsü çekilip düşürüldüğü için başlayan milli şahlanışın ruhuna tükürmektir" diye yazarak ne kadar haklı olduğu gerçeğini görmek gerekir. Yukarıda başörtüsüne hakaret eden ve İslamiyeti kafasına göre yorumlayıpta müslüman olduğunu iddia edenleri hayretle ve dehşetle okudum. İnsan haklarından bahsedipte ne olduğu hakkında hiçbir fikri olmayanlara yazıklar olsun. Binlerce yıllık Türk-İslam tarihinde, Özellikle 623 yıllık Osmanlı tarihinde hiçbir müslimin ve gayr-i müslimin hakları böyle gasp edilmedi. Bu ülke gençliği kendi kültür ve manevi mirasını bu denli hiçe sayıyorsa yazıklar olsun. Laiklik toplumun fertleri hangi dine mensup olursa olsun birbirlerinin haklarına saygılı olmak değil mi?

Yazan: Mehmed Cüneyd Tarih: August 8, 2006 12:38 AM

Sayin yeşim_1987,

mesajinizi "devlet laiktir ve her inanca eşit mesafede yaklaşır. buna herkes uymak zorundadır. " diyerek bitir missiniz. Bundan emin misiniz?

Ismet Inönü zamaninda çikarilan varlik vergisi ile hristiyan ve yahudi türklerin mallarina el kondugunu ve bazilarinin Askale'deki ÇALISMA KAMPLARINDA ÖLDÜGÜNÜ biliyor musunuz?

Bir kiliseyi tamir ettirmek veya yeni bir tane insa etmek isteyen hristiyan bir türkü NELERIN BEKLEDIGINI biliyor musunuz?

Yahudi türk vatandaslarina askerlikleri sirasinda CEPHANE NÖBETI VERILMEDIGINI biliyor musunuz?

Ermenilerin orduda veya emniyet teskilatinda kariyer yapmalarinin imkânsiz oldugunu biliyor musunuz?

1982 anayasasi'ndaki bir madde dolayisiyla müslüman alevilerin sünni Islâm'in ögretildigi din derslerine katilmalarinin ZORUNLU oldugunu biliyor musunuz?

Evladinin bu dertsten muaf olmasi için alevilerin "müslüman degilim" diye dilekçe vermelerin ZORUNLU oldugunu biliyor musunuz?

Dogu Karadenizde bir çok tarihi RUM KILISESININ AHIR olarak kullanildigini biliyor musunuz?

Müslüman selçuklardan önce anadoluya gelip ortodokslugu seçen türklerin rumlara karsi savastiklari Kurtulus savasi sonunda hristiyan oldukari için ZORLA YUNANISTAN'a gönderildiklerini ve orada da TÜRK OLDUKLARI için eziyet çektiklerini biliyor musunuz?

Refah Partisi'ne karsi laikligi savunmak için açilmis bir davanin gerekçeli kararinda hakimin "ZATEN KUR'AN DA FILAN SUREDE SÖYLE YAZAR, ALLAH DA BUNU ISTEMISTIR" gibi ifadeler kullandigini biliyor musunuz?

Bütün bunlari okuduktan sonra Türkiyemizdeki laiklik anlayisini hâlâ begeniyor musunuz?

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: August 8, 2006 02:48 PM

Herkes niyet okuyor pratikte bir cafede bir parkta yan yana olan insanlar neden bir işyerine girince kanlı bıçaklı olsunlar ki?Size göre yanlış veya değil o insanların kişisel tercihlerine karışmak akıllıca ve insani bir tutum değil.Devletin bir ideolojisi var ve bunu kendi düşünce ve emellerine uydurup kullanan bir grupta mevcut bunlara karşı çıkanlar ise kökten devlete ve Atatürk'e karşı çıkmış sayılıyor.Bu milletin her ferdini potansiyel vatan haini veya seriat düşkünü olarak görmekten vazgeçip samimi vatan evlatlarını küstürmeye kimsenin hakkı yoktur.bazı seyleri kabullenmenin sağduyulu olmanın vaktidir artık.Ülkemizdeki kürt kardeşlerimizi gücendirdik,başını örtenleri gücendirdik,köyde yaşayanları,farklı fikirleri savunanları vs liste uzayıp gidiyor.Toleranslı olup bu insanların zaten bu ülkede yaşamakta ve bazı özgürlükler istemekten başka gayelerinin olmadığını bu insanları vatan haini yobaz vs şeklinde damgalamakla bir yere varılmayacağını anlayın artık.İnsanlık en büyük ortak paydadır her ne oluyorsa insanlığı unutmamızdan başımıza geliyor.Bir anlayabilsek onların ben dediği ile bizim ben derken kastettiğimiz şeyin aynı olduğunu...
saygılar

Yazan: realitycatcher Tarih: September 10, 2006 07:24 PM

Öncelikle sayın Mustafa Akyol'a bu yazıyı yazdığı için teşekkür ediyorum.
türban yasağını(veya baş örtü yasağını) destekleyenlerin yaptığı hata bu yasağın kaldırılmasında Türkiye'deki rejimin elden gideceği, İran'a benzer bir rejimin getirileceği yanılgılarına varmalarıdır. Bu anlam verilmez bir yanılgıdır. Burada istenen rejimin değişnesi değil başörtüsü yasağının kaldrılmasıdır. Bunlarınj birbirine denk görülmesi Türkiye'nin muasır medeniyetlerin seviyesine çıkamadığının göstergesidir.
Öte yandan bayanların okumasına engel oluyoruz (kapalı bayanların) Bu insanlar başörtüsü çıkaracağına okumamayı tercih ediyorlar.
Diğer bir husus ise Türkiye'delaikliğin tam bir anlamı yoktur(veyahut tanımı). Bu yüzden başörtüsü yasağı kaldırılmaya çalışıldığı zaman laiklik bir engel olamaz

Yazan: ali rıza Tarih: September 18, 2006 12:54 PM

hic kimse kusura bakmasin birileri inanci bukadr kuckmserken sessiz kalmak imkansiz!!!eger sirf ben sözde demokratiklerin esitlik isteyenlerin basit bir bez parcasi ugruna(inancsz ve saygisizca)!!!!universiteden mahrum kalcagimi bana hatrlatmalarina hiccc gerek yok eger sirf bunun icinse bu ülkede kara cahil kalirm da asil karacahillerin ne kdr ilerleyebilecegini ozamn gorurum!!!!kendi ulkemde kendi inancim özgurlugumle okuyamiyor ülkemi gelistiremiyorsam insanlara faydali olamiyorsam yaziklar olsun....hazmedilmek zor tabiii...

Yazan: menekşe Tarih: September 22, 2006 11:06 AM

Ufuk Özdemir'in bir yazısından alıntıdır :

Cumhuriyet gazetesi ve güzellik yarışmaları:

Devletin resmi ideolojini yansıtan Cumhuriyet gazetesinin ilk güzellik yarışmasını düzenlemesi çok ilginçtir ve bunu sadece gazetenin bir tasarrufu ve tercihi olarak görmemek gerekir. Çünkü, Türkiye'de resmi ideolojinin sözcüsü durumundaki Cumhuriyet gazetesinin bunu yöneticilerin izin ve teşvik ve talebi dışında yapması, o dönemin basın rejimi ve tek adam yönetimi gözönüne alındığında mümkün görünmemektedir. Bu açıdan yarışmanın o dönemin kadına yönelik projelerinden birini oluşturduğu iddiası fazla abartılı olmayacaktır.
Gazete, 1928'de bu yarışmaları memleketin en önemli meselesi gibi manşetlerle ilan etti. Batılılaşma ve çağdaşlaşmanın bir simgesi olarak düzenlenen yarışma, Türk kadınının hürriyet hareketinde de bir adım olarak kabul edilmiş ve halka öylece sunulmuştur.
Güzellik yarışması gazete tarafından 1929 Mart'ında düzenlendi. 1932 yılında düzenlenen yarışmada Türkiye Güzeli seçilen Keriman Halis Dünya güzeli seçildi. Burada özel olarak anlam taşıyan ve ilginç olan nokta Dünya güzeli seçilen Halis'in son Şeyhülislam'ın torunu olmasıydı.
Bu açıdan Batı-Hıristiyan dünyasında mayo giyerek güzellik yarışmasına katılmış ilk Müslüman kızın dünya güzellik kraliçesi seçilişi oldukça anlamlı ve bir o kadar da trajik olmalıydı.
Fatma Barbarosoğlu'na göre, güzellik yarışmaları, Batı'nın Batılı olmayan ülkelere Batılılaşma yolunda verdikleri bir başarı belgesidir. Temel prensip Batılı olmayan kadınlar da Batılı kadınlar gibi giyindiğinde onlar kadar, hatta onlardan daha güzel olabilir esasına dayanmaktadır. Bu bakımdan Keriman Halis'in Dünya güzellik kraliçesi seçilmesi Cumhuriyet elitleri tarafından gidilen yolun doğruluğunun ispat edilmesi olarak yorumlanmıştır.
Türkiye güzellik yarışmasın katıldığının ikinci yılında kraliçelik tacıyla dönerken, serbest piyasa ekonomisine geçen Rusya Federasyonu'nun da yarışmaya katıldığı yıl birinci olması, bu hususta bir takım başka kriterlerin göz önüne alındığı düşüncesini pekiştirmektedir.

Yazan: cengiz cebi Tarih: October 1, 2006 02:17 PM

Wikipedia (tr) sözkonusu yarışma ile ilgili olarak şunları aktarmış :

Bu ilginç olay Halit Turhan Bey'in hatıralarında yer almaktadır: “1932 yılında Cumhuriyet gazetesinin tertiplediği güzellik yarışmasını Keriman Halis kazanmıştı. Aynı yıl Belçika'nın Spa şehrinde 28 ülkenin katılmasıyla dünya güzellik yarışması düzenlenmişti. 1913 yılında doğan Keriman Halis, bu yarışmaya Türkiye'yi temsilen katıldı. Günlerce Spa şehrinde kalan güzeller, çeşitli kişilerle görüştü ve konuştular. Yarışma gününde jürinin önünde kızlar birer birer geçip giyimleriyle, bakışlarıyla, tebessümleriyle puan toplamaya çalıştılar. Jüri salona geçip, puan değerlendirmesi yapmak istedi. Başkan kürsüye geçerek : - Sayın jüri üyeleri, bugün Avrupa'nın Hıristiyanlığın zaferini kutluyoruz. 1400 senedir dünya üzerinde hâkimiyetini sürdüren İslamiyet artık bitmiştir. Onu Avrupa bitirmiştir. Bir zamanlar sokağı bile, pencere arkasından seyredebilen Müslüman kadınların temsilcisi Türk güzeli Keriman, mayo ile aramızdadır. Bu kızı, zaferimizin tacı kabul edeceğiz, onu kraliçe seçeceğiz. Ondan daha güzel varmış, yokmuş bu önemli değil... Bu sene güzellik kraliçesi seçmiyoruz. Bu sene İslami yenmenin zaferini kutluyoruz. Avrupa'nın zaferini kutluyoruz. Bir zamanlar Fransa'da oynanan dansa müdahalede bulunan Kanuni Sultan Süleyman'ın torunu işte mayo ve sutyen ile önümüzdedir. Kendini bizlere beğendirmek istemektedir. Biz de bize uyan bu kızı beğendik. Müslümanların geleceği böyle olması temennisiyle Türk güzelini dünya güzeli olarak seçiyoruz. Fakat kadehlerimizi Avrupa'nın zaferi için kaldıracağız." Böylece Keriman Halis dünya güzeli seçildi. Resimleri gazetelerde basıldı. Hatta kartpostal yapılarak satıldı, elden ele dolaştı.”

Yalnız bu Halit Turhan Bey kimdir, hatıraları nerede yazılıdır vb. konuda bilgi verilmemiş (Bilen bir arkadaşımız varsa bildirmesi rica olunur). Bu yüzden de bir kaynak değeri yok.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni


Yazan: cengiz cebi Tarih: October 1, 2006 11:13 PM

kesinlikle katiliyorum bugün batililasmak adina atilan herbir adim islamin müslümanlar arasindaki pozitif durumunu negatiflestirmek adina atilan iki adim degerindedir...müslüman uyanik olmak zorunda..

Yazan: menekşe Tarih: October 2, 2006 03:08 PM

eski sovyet ve çin de yasaktı güzellik yarışmaları.

sadece kadınlara değil, erkeklere de yasaktı.

acaba erkeklerde vucüt geliştirme de yasak mıydı?

hani çıkıyorlar pazularını şişiriyorlar ya, sırf vucut gösterisi.

yani kısaca insanda "narsizm" hastalığına sebep oluyor diyorlardı,.

eğer karşı çıkacak insanca ve ortak başlıkta bir neden bulmalıyız.,

birçokları da ne alaka narsizmle diyor ve fikirleri demode buluyor.

Yazan: KaNeZe Tarih: October 3, 2006 11:09 PM

bazılarınız yazdıklarıma çok kızacak ama bu konunun bu kadar abartılmasının sebebi çok açık.türban artık dini nedenli kullanılan başörtüsünden farklılaşmıştır.türbanlı kadınlar eğer gerçekten dini amaçlı örtünmüş olsalardı kimse sesini çıkarmazdı.ama durum farklı türban artık bir kimliğin simgesi haline geldi.kamusal alanlar kimliklerin ve ideolojilerin rahatça sergilendiği alanlar olamaz.yanıbaşımızda savaşlar yaşanırken biz hala türban ve başörtüsü ayrımını bile yapamayan bir milletiz.

Yazan: sibel Tarih: October 4, 2006 04:26 PM

Sibel Hanım,

Yazdıklarınıza kızılacağını sanmıyorum. Sade bir şekilde görüşünüzü belirtmişsiniz. Bunda kızılacak bir şey yok.

İnsanların bir kısmı vücutlarının belirli bölgelerini göstermek, bir kısmı da göstermemek isterler. Bunu neden istedikleri tartışılabilir tabi ama bu böyle. Örtmek yada açmak, ikisi de bir tercih. Bu her ikisi için de "efendim aslında amaçları budur" ile başlayan bir sürü spekülasyon yapılabilir. Bunların hiçbiri de hukuki bir karara mesned teşkil etmez. Alırsınız kalemi, yazarsınız : "Şurada şurada şu kıyafet yasaktır/serbesttir". Gerekçeyi de niyetlere/amaçlara filan değil, somut şeylere dayandırırsınız. Bunu milletin meclisine sunarsınız. Kabul görürse uygularsınız, görmezse ya düzeltip tekrar sunarsınız, yada çöpe atarsınız. Bu, bu kadar basit bir olaydır. Peki şimdi durum ne? Konuyla ilgili yasal bir düzenleme yok. Kendilerini her nasılsa meclisten yukarıda gören saltanat mensuplarının bilmem kaç tarihli kararını gerekçe alan tümüyle keyfi ve "biz böyle istiyoruz" mentalitesini yansıtan bir uygulama sözkonusu. Aba altından "sakın ola bunu meclise taşımayın, fena olur" tehditleri de gün gibi sırıtıyor.

Neden mi bu böyle? Tabiki türban bir tehdit olarak algılandığı için. Bu türban evet yerleşik saltanat için oldukça rahatsız edicidir, buna hiç kuşku yok. Ve bu saltanat da kendisini bir şekilde koruma çabasında. Bunda da şaşılacak bir şey yok.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: October 4, 2006 11:55 PM

"kamusal alanlar kimliklerin ve ideolojilerin rahatça sergilendiği alanlar olamaz.yanıbaşımızda savaşlar yaşanırken biz hala türban ve başörtüsü ayrımını bile yapamayan bir milletiz." (Sibel)

WOW! Akil durdurucu mantik orgusu! Niye kamusal alanlar kimliklerin ideolojilerin sergilendigi lanlar olmazmis? Ney gore ? Demokrasi, Stalinizm, fasizm, nedir olcutunuz Suibel Hanim? (h siz Sibel Fidel Beyazmisiniz? onemli degil merak sadece)) "hala turban ve basortusu ayrimini yapamayan" bi millet olmak uzxulecek degil sevinilecek bir durumdur! Niye boyle bir millet olmamizdan rahatsizssinzki? Eger dediginiz gibi bi millet isek milletin basini ortup ortmedigi, nasil orttugu, neresinden bagladigi gibi utan c verici sorgulamalari yapmiyan bir milletiz demektir; yani "daha cagdas" bir milltiz. Esas utanilmasi gereken bu AYRIMI YAPAN, BUNA KAFA YORAN MILLET OLUSTUR! Bu ayrimi "hala yapamayan" millet olusumuz tesbitiniz katiliyorum. Ah birde yobaz laikciler millet kadar olgunluk, insan haklari, demokrasiden nasibini almsilik sergileseler!!!Sahi siz bu ayrimi yapan millet olarak kimi ornek aliyorsunuz "biz hala boyle degiliz" derken? Bildigim kadar ile brtek Tunus var. Kizdimmi bilmiyorum ama burda sergilenen insan hakki, demokrasi kuturu, hukuk bilgisizligine acidim dersem daha dogru olur herhalde.

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: October 5, 2006 01:50 PM

merhaba ben k.maraşın çaglayancerit ilçesinde oturuyorum çcerit 80.yıl çok programlı lisesinde okuyorum burda aileler kızlarını okula göndermiyorlar gönderseler bile başörtülü olarak gönderiyorlar şuanda ablalarımız baş örtülü oldukları için istedikleri yerlere gidemiyorlar dogru degil mi?ya başörtüsünü okuyanlar için tamamen kaldırsınlar yada başörtüsüne karışmasınlar sn.başbakan r.tayip erdogan başörtüsü konusunu çözecekdi o lafta kaldı degilmi ben daha 15 yaşındayım başörtüsü gelecegimi engelleyecek diye endişeleniyorum.hoşçakalın çaglayncerit 80.yıl çok programlı lisesi

Yazan: ayşe dolgun Tarih: October 14, 2006 01:20 PM

ESSELAMUN ALEYKUM
bir kere demokratik midir bu türkiye, eger demokratik ise nicin basörtü yasak? bu demokratik ülke degil, basörtüsünde hangi kötülük var? akil beyinde mi basörtüsünde mi?

Yazan: evrim Tarih: November 30, 2006 08:41 PM

Sibel Hanım,
Başörtüsü yasakçılarının kullandığı "dini amaçla kullanılan başörtüsüyle, siyasi amaçlarla kullanılan türban aynı şey değildir." argümanına dayandırmışsınız söylediğinizi.
1. Başörtünün/türbanın siyasi simge olduğuna hangi kanıyla vardınız? Atilla Yayla "Ertuğrul Özkök'e açık mektup"unda yazmıştı, bu konu hakkında yapılmış bilimsel bir çalışma yoktur diye. Demek ki siz de şahsi gözlemlerinize dayanıyorsunuz. Kısacası "niyet okuma" diyelim şuna. "Niyet okuma"nın bilimsel olarak bir karşılığı yoktur. Başörtüsünü siyasal amaçla kullanan birilerini görüp "başörtüsünü yasaklayalım" demenin, hırsızlık yapan bir zenci görüp "hadi ülkeden zencileri def edelim." demekten hiçbir farkı yoktur bence. Diyelim ki başörtüsü takanların % 100'ü siyasi simge olarak kullanıyor. Yine de yasaklamaya hiç kimsenin hakkı yoktur ve bu hakkı hangi kaynaktan aldığını söyleyemezler, çünkü "kaynak"ları yoktur.
2. Kamusal alanlarda kimlik ve ideoloji neden sergilenmesin? Bunu anlamadım. Üniversiteler mesela "kamusal alan" değil mi? Üniversitelerden solcu gençlerin afiş aştığını görüyoruz, İslamcı gençlerin afiş astığını görüyoruz. Bu ideoloji sergilemek değil midir? Kaldı ki başörtüsü, özünde dini bir gerekliliktir, siyasi simge değildir.
Ayrıca "baş örtmek" bir şeyi ifade ediyorsa, baş örtmemek neden bir şeyi ifade etmiyor? "Normal" kavramı izafidir, kimine göre başını örtmemek normaldir, kimine göre değildir. Sibel Hanım, eğer bir kural getiriyorsak aynı şeyi sizin tam da karşınızda duran kişiler de yapabilir. Mesela başörtülüler, bir gün üniversiteyi ele geçirse, rektörlük, YÖK vs. hepsinin başörtülülerin yanında olduğunu düşünelim. Bu insanlar sizin de yaptığınız gibi bir yöntem uygulasa ve "niyet sezme"cilik yapsa: "Bu başı açıklar da toplumu ahlaksızlaştırıyorlar! Böyle gezilir mi cık cık cık... Bunlarınki kendi isteğinden değil, sadece koca baskısı. Simga sadece. En iyisi üniversiteye başı açık girme yasağı getirelim." dese. Bu meşru mudur? Meşru değilse neden meşru değildir? Devlet, az dindar, çok dindar, ateist, deist vs. arasında bir tercih mi yapar yoksa hepsine eşit uzaklıkta mı durur?
Tahminimce diyeceksiniz ki "bu ülke laik bir ülke, öyle şey olmaz!" Laiklik, devletin her dine ve felsefi görüşe eşit uzaklıkta olması. Laikliğe göre devletin "başı açık"la, "başörtü"lünün laikliğe göre aynı uzaklıkta olması gerek.
3. Türban ve başörtü ayrımından söz etmişsiniz. "Siyasi amaçla kullanılan türban"ın yasaklığından söz etmişsiniz. Peki siyasi amaçla kullanılmayan başörtüsüne karşı hoşgörülü müsünüz? "Türban" olarak tanımladığınız şeyi yasakladınız, tamam. Siyasi simgedir, tu kakadır vesaire. Peki birisinin siyasi simge olarak kullanmadığı başörtüsünü serbest bırakılmasına "müsaade" ediyor musunuz? Bunu sorduğumuzda hiç kimsenin "evet, müsaade ediyoruz." dediğini görmedim. O zaman bu gereksiz başörtü-türban ayrımı neden?

Yazan: Ahmet A. Tarih: December 2, 2006 12:29 PM

Tunç Bey'e cevaben
1-İsmet İnönü zamanında çıkartılan varlık vergisiyle gayrimüslümlerin mal varlıklarına el konuldu. Aslında bu yasa sadece gayrimüslümleri değil tüm halkı ilgilendiriyordu ama zengin olanlar, sermayeyi elinde bulunduranlar gayrimüslümlerdi ve bu durumun hiçte devletin yararına bir durum olmadığı gerçeği birinci dünya ve kurtuluş savaşlarında görülmüştü. İsmet İnönü aslında sermayenin el değiştirmesini ve müslümanlara geçmesini istiyordu.
2-"Yahudilere cephanelik nöbeti tutturulmaz", bunu ilk defa sizden duyuyorum.
3-"Ermeniler ordu ve emniyette kariyer yapamaz" doğrudur, bu kurumların yönetici kademelerini yetiştiren okullara girebilmek için Türk olmak gerekir. Ancak buradaki Türk kavramı biraz ilginç ve tartışmaya açık bir kavramdır. (Etnik yapınızın veya dininizin ne olduğu önemli değildir?????)
4-Kullanıcısı olmayan her yer dökülür, ister kilise olsun, ister hastane olsun, ister cami. Siz kullanmıyorsanız bunu kendine göre kullanacak birileri elbet çıkar. Devletin sırf kilise diye (arkeolojik açıdan herhangi bir önemi yoksa)korumaya almak gibi bir sorumluluğu yoktur.
5-1980 ihtilali komünizm ve sol düşünceye karşı yapılan bir ihtilal olup Türkiye'deki sol düşüncenin palazlanmasının önüne geçmek için takiben din dersleri mecburi hale getirilmiş ve imam hatip okullarının sayısında büyük bir artış görülmüştür.
Yani uygulamaların hepsinin o anki sisteme uygun bir mantığı vardır. Bugün de aynı sorunlar yaşansa belki benzeri çareler uygulanırdı.

Türban son 10 seneye kadar sorun değilken bugün artık sorundur; çünkü türban kullanımı bir inançtan ziyade bir siyaset malzemesidir.

Mustafa Bey'e cevaben
Sekularizm tamamen dünyevi olmak demektir, din dışıdır, din varmış yokmuş onu ilgilendirmez, dinle zıtlaşmaz. Laiklik ise sekularizmden farklı olarak dini kontrol altında tutar.
Ortodoks doğru inançlı demektir (sanırım siz burada geleneksel gibi bir anlamda kullandınız) (Katolik ise evrensel anlamına gelir) Sekuler ortodoks teriminin ayrı bir anlamı vardır belki ama cehaletimi mazur görün ben bilmiyorum.
Türkiye sekuler bir ülke değildir laik bir ülkedir yani din kontrol altındadır, dini hiçbir motifin palazlanmasına izin verilmez çünkü şu anda islam kelimesi Türkiye siyaseti için sermaye ve güç anlamındadır. İnsanlar daha fazla para kazanmak için siyaseti kullanmakta bunun içinde islami motifleri öne çıkarmaktadır. Ne zaman insanımız dinini serbestçe yaşayacak, ne zaman kul ile allahın arasındakiler aradan çıkacak, ne zaman din siyasete ve kapitale malzeme olmayacak o zaman Türkiye seküler ortodoks olacak (Doğru inançlı dine hiçbir biçimde karışmayan). İşte o zaman isteyen istediği yere başını örterek girebilecek.

Yazan: serhadyüksel Tarih: December 3, 2006 01:28 AM

Secularism or secularity are also used in the meaning of Laïcité, a concept related to the separation of state and religion.

http://en.wikipedia.org/wiki/Secular

Turkcesi:
Sekularizm, Laiklik anlaminda kullanilan, devlet ile din islerinin ayriligi ile alakali kavramidir.

Yazan: Haydar Tarih: December 3, 2006 09:26 AM

Sekularizm'in lügat olarak anlamı konusunda haklısınız. Özellikle küçük sözlüklerde sekülarizm : laiklik şeklinde bir sonuç çıkabilir. Ancak aslında ikisi de farklı anlamlar içerir.

Sekularizm anglosakson bir anlayışdır; din devlet için bir tehdit oluşturmamaktadır, devlet dine hiç bulaşmaz ne iyi yönde ne de kötü yönde.

Laiklik ise Fransız kökenli bir terimdir, din devlet için bir tehdittir, devlet dini kendine bulaştırmaz ve aynı zamanda denetim altında tutar.

Yazan: serhadyüksel Tarih: December 3, 2006 03:31 PM

Anglosakson kulturlerin laiklige yaklasimi ile Fransiz laikligi arasindaki anlayis farki konusunda haklisiniz.
***
"Ortadoks" taniminiza destek olarak:

Ortodoks kilisesinin "Ortodoks" kelimesi ile kastettigi kavram, matematikteki x veya y koordinatlarinin tanimladigi mulkiyete tekabul eder. Yani "en ufak sapma olmadan", Kendi inanclarini x olarak kabul ettigi varsayildiginda, y cizgisi tam ters istikamettir ve x ile y arasindaki her nokta kendilerine aykiridir.

Boylesine rijid bir iddia icindedirler. Elbetteki bu iddiayi tartisan, reddeden cok.
(Bana biraz Vahabizmi hatirlatiyor ama iyi bilmedigim Vahabizm konusunda YANLIS olabilirim).

Yazan: Haydar Tarih: December 3, 2006 10:08 PM

hepinizi saygıyla selamlıyorum...

laiklik kavramı Türkiye de bazı kesimler tarafından yanlış algılanmakta. demokrasiye sahip olmayan laiklik, bu ülkeyi dar günlere layık eder. gelin herkes dinini özgürce yaşasın. bir yandan değil minietek; çok ahlaksızca şekilde vücudu gösteren düşük pantolonlar ve buna benzer kıyafetleri, %95 inden fazlası müslüman olan şu cennet ülkemde, laiklik adına her türlü kamu kuruluşuna alıyorsan, ayrımcılık yapmayacaksın başörtülü demeyeceksin. onu da alacaksın. bunun büyük vebali vardır kardeşlerim. öyle ki sadece içeri başörtülü almamak için görev yapan kamu güvenlik görevlileri var. şunu söylüyorum. siz bu kızı almıyorsunuz okulun kapısından içeri; sonra o kardeş Avrupa da bir üniversite 1. si oluyor. ve Türkiye böylece süper beyinleri kaybediyor. Avrupanın da istediği bu zaten..uyanalım, birlik olalım. lütfen hararetle değil, sağduyu ile biraz empati kurarak şu olaya yaklaşalım..

karşı fikirlere de açığım.
saygı çerçevesinde fikirlerinizi beyan edebilirsiniz..

selamlar......

Yazan: malik firat irmak Tarih: December 8, 2006 05:15 PM

Malik bey "ahlaksizlik" sizin zihninizdeki birseydir dersem alinmayin. O pantolon oylede olsa boylede olsa mesele bakan kimsenin niyetine baglidir.
Bana "bunun niyetimi var kardesim" demeyin. Plajda gordugunuz mayolar o pantolondakinden cok daha acik ama azgin erkekler bile yarim saat sonra gorduklerini umursamiyor.

Sizin "basortulu" dediginiz ve makbul saydiginiz hanim 3 sene onceki Afganistanda "ahlaksiz" diye olum cezasina carptirilirdi, bugun bile hos gorulmuyor.
Buna karsin, sizin "ahlaksiz" diye tanimladiginiz o pantolonu giyen hanim yine cogunlugu Musluman bir ulke olan Bosna da cogunluk genc kizin kiyafeti... ve hos goruluyor.

Yani "ahlaklilik" yelpazesi kisilere gore degisen birsey. "Ahlaksizlik" etiketi de kisilerin niyetinin ne kadar kotu olduguna bagli.
***

Bu arada... ortunmek subjektif bir karardir. Herkes inandigi bicimde ve miktarda kapanma/acilma hakkina sahiptir.

Yazan: Haydar Tarih: December 12, 2006 06:32 AM

Sayın Haydar Efendi. Hangi dine mensupsunuz bilmiyorum. Ahlak kişiden kişiye değişmez, belki dinden, dine, toplumdan topluma değişir. Kişiden kişiye değişseydi, bütün kötülük yapanlar, yaptıkları kötülüklerinin kendi ahlak anlayışlarına uygun olduğunu rahatlıkla söyleyebileceklerdi. Biz müslümanlara göre ahlak İslamın emrettiği şekilde yaşamak ve yasaklarından kaçınmanın bütünüdür. İslamda kesettüre riayet etmemekte ahlakdışılıktır buna göre. Tesettüre uymamak islamın bir emrini uygulamamak olduğu için ahlaksızlıktır. Zaten örtüsüzlüktede insanın şehevi arzularına hitap etme arzusu vardır. Sunulan arzulara hitaba karşı tepki vermek normal insan davranışıdır. Tepki vermemek sapıklıktır ki, o insan anormal demektir. Tepkiyi pratiğe aktarmak yasak olduğu gibi tepkiye neden olmakda İslamda yasaktır. Kadının açılması yasaktır. Açılan kadına bakmakda yasaktır. Ancak açılan kadına bakıldığında bir şey hissetmemek organik bir anormalliktir, ne bileyim, öyle insanlarda cinsiyet sorunu olabilir.

Yazan: Mehmet YILDIRIM Tarih: December 12, 2006 01:12 PM

Mehmet YILDIRIM efendi, ben de sizin hangi dinden oldugunuzu anlayamadim. Yazimda epeyce teferruatli anlattigimi zannediyordum ama degilmis... 3 degisik sekilde daha anlatayim belki anlasilir.
***

Mektepteki Afganli arkadasima Turkiyeden turban/basortusu giymis, pardesulu bir hanimin resmini gosterdim ve fikrini sordum. Ne dese begenirsiniz...
"Kabil de bir hanim boyle giyinir sokaga cikarsa herkes ona bakar" dedi. "neden?" deyince cevabina sasirdim dogrusu ama adam dumduz dogruyu soyluyordu. Cevabi; "istanbulda, her yeri kapali olmasina ragmen tayt giyen bir kadina nasilki herkes donup bakar, Afganistan icin de bu basortulu hanim oyle".
***

OLAY:
Turkiyede inanclarina uygun olarak basortusu, turbani giyen pek cok hanim Afganistanda sokaga ciktiginda "taslanarak oldurulme sucunu" islemis oluyor(du). Yani Mehmet YILDIRIM a gore normal olan bu giyim, onlara gore Muslumanlari sehvete tesvik ediyor.

SONUC HANGiSi:
CEVAP A- Afganlara gore Mehmet YILDIRIM gibi dusunenler Musluman degil, Mehmet YILDIRIM a gore ben Musluman degilim.
CEVAP B- Bu bir din meselesi degil, ahlak-tore-gelenek/gorenek meselesidir. Yani Afganliya gore yeterli ortunmek ile Mehmet YILDIRIM a gore yeterli ortunmek vede Haydar a gore yeterli ortunmek farkli seyler.
***

Ayni baglamda; Fatihte bizim apartmanin 5 nolu dairesinde oturan carsafli Ayse hanima gore, 8 nolu dairede oturan basortulu Fatma hanim Musluman degil, Fatma hanima gore 11 nolu dairede oturan Nazli Ilicak degil... oylemi?

Yazan: Haydar Tarih: December 13, 2006 04:45 PM

ülkemizde herkes dini inançlarında özgürdür diyor bir yasa,ama bu neden uygulanmıyor?başörtüsü kullanmayan yine kullanmasın ama bıraksınlarda inananlar da dinini istediği gibi yaşasın..sözde müslüman ülkeyiz işte.bunların hepsi laf müslümanlık namına ne uygulanıyor göstersinler de görelim...

Yazan: büşra Tarih: December 26, 2006 08:32 AM

Ben olaya şöyle bakıyorum.Türkiye de baş örtüsü sorunu yok.Türban sorunu var.Bir bakın bakalım.Bizim türk insanının baş örtüsü ile 1970 lerde türeyen baş örtüsüne resmen tarikatların simgeleri halina geldi.Ey Türk milleti bizleri araplaştırmak için iç ve dış güçler ne gerekirse yapıyorlar ama yapamayacaklar.Biz türküz öyle kalacağız
Türban bazı kesimlerle geldi.Allah aşkına köylü analarımızın bacılarımızın taktıkları baş örtüsü ile tarikatlara mensup kişilerin baş örtüleri ile ilgisi var mı.Onlar türban takıyor
Bizim anadolu insanımızın taktığı baş örtüsü ile ilgisi yok

Yazan: hasan dura Tarih: January 6, 2007 08:19 PM


öncelikle herkesin birbirine yorum yazmasını doğru görmüyorum genel bir meseleyi kişisilleştirmenin doğru olmadığını düşünüyorum ben bir üniversitede öğrenciyim ve başörtüsü takan ve takmayan birçok arkadaşım var fikren birbirimizi destekliyoruz. inanın başörtülü arkadaşlarımın laikliğe benden daha çok inandığını düşünüyorum ayrıca yıkıcılık yerine yapıcılık daha önemli değilmi farklılıklar yüzünden itilip kakılmak orada aç burada kapat şeklinde bir genç kızın kıyafetine karışmanın çok incitici hatta aşağılayacı buluyorum kuran_ı kerimi mealiyle birlikte okuyan biriyim var değerlendirme yapacak düşünecek kadar beynimde! ne giyeciğimi seçme hakkını çok görenlerin hesapları yanlıştır. inancını yaşamak istediği için bir bayanı aşağılamanın yasaklarla rencide etmenin işte başörtü takıyorsun o halde laik değilsin gericisin ve yazık ki teröristsin diyen bir zhniyeti anlayamıyorum. asıl bu zihniyeti mantıksız ve açıkça yasakçı bir zihniyet olarak görüyorum bence türkiyede tehdit oluşturan problemler farklıdır artık herkes farklılıkları kabullenip birbirini anlamya çalışma bu ülkedeki farklı renkleri siyaha boyamaya çalışmak yerine renkleri canlandırmak birbirimize ruh ve hayat vermek en güzeli olacak ve evet bu yazıdan sonra başörtüsü takacağım ve ben atatürkü canım gibi seven ve laikliğede yürekten inanmaya devam etmemi engellemiyecek aksine güçlendirecek çünkü atatürkün dinini seven ve hatta balıkesirde bir hutbe bile okuduğunu biliyorum eminim o şimdi yaşıyor olsaydı asla böyle bir yasaklamayı istemezdi atatürkçüyüm deyenler şimdi kafalarını elleri arasına alıp düşünsün ataürkün hep bu yaskçı zihniyetle savaşmadı mı ve sanırım bu savaşı sürdüren siz değilsiniz atatürkçülük ağızla değil yürekle olur

sevgi ve saygılarımla

Yazan: kardelen Tarih: January 9, 2007 12:12 PM

sayın kardelen kardeşime,
o kadar güzel açıklamada bulunmuşsunki yine de bunu anlayamayan insanlara şaşıyorum işte.
evet hala bu başörtüsü, türban ayrımı yapanlara içimden öyle gülüyorumki..
ben ailemin isteği üzerine imamhatip lisesine gittim orta ve lise dönemimi orada bitirdim. eğer ailemin isteğiyle gitmeseydim dinimin neleri emrettiğini bilemeyecektim. ve neden başımı örttüğümü bilemeyecektim. inancım uğruna başımı örtüyorum belki anadoludaki kadınlar gibi belki afgan belkide araplar gibi ama bu bi siyasi amaç gütmedi bende..
bu fikre nasıl nerden varılıyor hala anlamış değilim..
üniversite son sınıftayım bugün uzun bir giysi giyindiğimde bana ne o cübbeyimi moda gündemine taşıyorsun diyorlar..taktığım iğnelerime bir sürü siyasi amaç yüklüyorlar..
ne kadar küçük beyinleri var bu düşüncede sabitleşenler..
bugün bir çinlide, bir almanda, bir amerikalı da bizim gibi giyiniyor, müslüman oluyor ve milleti ne giyimine nede türbanına karışıyor..
neden bu türkiyede bir sorun oluyor..
ne garip ve acınacak bir durum..
çok şey yazılıyor biçiliyor herkes kendine göre yorumluyor..kendi rahatına göre
bir gerçek varki o da dinimizin emrettiği gibi olmak ve hükümlere boyun eğmek..
saygılar

Yazan: nagehan Tarih: February 20, 2007 09:43 PM

herkese kucuk bir olay anlatmak istiyorum;Istanbul universitesi'ni kazandiktan ve kayit yaptirmak uzere avcilar kampusune gittigim bir gun bu olayi yasadim,basortusu takan bir ogrenciydim ve guzel devletimin kendi gencine reva gordugu anlamsiz tutum yuzunden binaya girmeden once arabada babamin yaninda dokunmasi bile insana tiksinti veren bir perugu kafama taktim ve kayit yaptirmak uzere binaya dogru yola koyuldum.hersey basta sorunsuz ilerledi,hepimizi bir salona alip genel bir konusma yaptilar,bu arada ben kafamda egreti bir vaziyette duran perugun varligiyla savasiyordum,sonra veznelere dogru ilerlememizi soylediler.Tam bu esnada bir bayan benden daha cesur olup salona kadar baslari ortulu sekilde giren kizlari kenara cekmeye basladi,herkes rahatca ilerliyor ama bu kizlar kenara cekiliyordu,ben gecerken bana " bayan basinizdaki peruk mu?" dedi,bende evet cevabini verdim."o halde siz de benimle gelin."dedi.Hepimizi uzunca bir yoldan sonra bir odaya soktular ve rehberlik servisi alicagimizi soylediler.Masada oturan bayan adlarimizi soyadlarimizi aldigimiz puanlari vs. ogrenip bir takim notlar aldi bu bir fisleme oluyor sanirim ve en nihayetinde baslarimizi acmamizi soyledi,bazilarimiz karsi cikti,bazilarimiz sustu,ama sonunda hepimiz baslarimizi actik,o igrenc perugu basimdan cikarttigimda butun bir binanin basima coktugunu hissettim,herkes bunu hissetmeyebilir yada bazilarina cok sacma da gelebilir,ama kimin ne dusundugu degil burada benim ne dusundugum onemli,bir devletin burokrasisinin,yargiclarinin,hakimlerinin,askerlerinin bana karsi,benim ustumde nasil bir baski unsuru olduklarini hissettim,ben bir teroristmiyim diye sordum kendime?Hayir degilim,ben calistim iyi bir puan aldim ve bir kac sene sonra halkima saglik dagitan bir doktor olucagim,peki neden kapandim,cunku inancim geregi Allahin bana bunu emrettigini dusunuyorum,gerci bunu benim yerime hayatinda hic basortusu takmamis yada cinsiyeti erkek olan bir cok kimse niyetimi okuyarak cevap verdi,kim hangi teknolojiye dayanarak bu sekilde beynimi okuyabildi gercekten saskinlik icerisindeyim.Keske masadaki kadina "ama ben su anda basortusu takmiyorum,basimdaki peruk" dedigimde "tatlim,biz senin onu nicin taktigini biliyoruz" seklinde piskin cevabini duymamis olsaydim,belki biraz olsun universiteme saygi duyabilirdim.Bazi gazete haberlerinden ve kose yazarlarindan duyduguma gore bir siyasi simge olarak yada boluculuk ve daha bir takim garip nedenlerden oturu basortusu takmaktaymisim,kendilerini bunca zahmete soktuklari icin uzuldum keske bana yada arkadaslarima sormayi bir kere olsun deneseydiler,yine de emeklerine tesekkurler.
Gercek sudur,siyaset umrumda bile degil,hayatimda hic oy kullanmadim bile,tek bir suc islemedim,bir karakolun kapisindan da hic girmedim,kafamda herhangi bir sekilde bu ulkeyi yikmak gibi komplo teorileri de gecmiyor,insanlarima yardimci olmak istemekten baska herhangi bir okuma gayem de yok,VE LAİKLİK ADİNA BANA BU PSİKOLOJİK İSKENCEYİ YAPAN İNSANLARİN VE KURUMLARİN HEPSİNİN TEK DERDİNİN İSLAMA KARSİ OLAN NEFRETLERİ OLDUGUNU DUSUNUYORUM!!cok uzgunum ama tvlerde konferanslarda hatta universitede derslerde demokrasi ve ozgurluklerden bahsetmeye kalktıklarinda bu millet gercekten neresinden gulecegini sasiriyor,biraz oturup dusunun ve biz bu genclere kadinlara ne yapıyoruz deyin kendinize..
sadece olayi bir de bu tarafindan gorun istedim
saygilarimla

Yazan: hilal Tarih: February 24, 2007 04:16 PM

Kimsenin görüşünü eleştirmek bana düşmez ama hem bu ülke geride kaldı diyorlar hemde okumamamız için elinizden geleni yapıyorlar kımbılır kac ınsan bu yuzden okumuyor.calısamıyor peki bu yaptıkları esıtlıge ve ınsan haklarına sıgar mı?yurtdısındakı gayrımuslumler bıle basortusune sevgıyle ve anlayışla bakarken bızde kı bu kın ve öfke neden?ınanın ben anlayamıyorum.

Yazan: fahriye Tarih: March 2, 2007 06:56 PM

Bu sayfada çartpıtma ve dini buyurganlık var.

birkere artık açık, seçik net bir şeklilde ortadır kİ, kuranın hiçbir yerinde bir ve ayetinde kadınların kulaklarını veya başın arka tarafındaki saçlarını örtmesine gerktiğine dair bir tek cümle dahi yoktur.

bu ortaya çıktıktan sonra dahi bu ülkede hala bu çarpıtma otoriter ve buyurgn ses tonu ile davam ediyor.

önce din eğitimini siz pozitivist böyle buyurganlıktan kurtarın.

şimdi bu şekilde insanları, küçük kızlar vicadani baskı altına alıp örtünmeye zorladıkça,
onlar cehenemle korkutukça, bu ülkede hiçbir kızın özgür terciine siz izin vermemiş oluyorsunuz.

siz dini amborgoyu kaldırın.
gerçekleri kendi buyurganlığınızla örtmeyin, ancak ondan sonra isteyen istedği gibi örtünür cümlesini ben kurayım.

dünyanın hemen her yerinde dini kıyafetlere kamu da sınırlama var. Bizim burada tartışmaız gereken başörtüsünü dini bir kiyafet olmaktan çıkartmaktır.

FAHRİYE senin yapman gereken bu.
knz blog da ingiltere de ayşa azmi davasını yazdım., En sonunda pek meth edilen anglo sakson demokrasisi bile duvara tosladı.( ayşa azmin yüüznde peçe ile öğretmenlik yapan ingliz vatandaşı müslüman, görevine son verildi)

bi yerde karşınıza bir problem çıkar.

burada sınırsız ve şekilsiz tartışmalalr yapmak mümkün ama yaptığınız hayatın gerçeklerine uymaz.


Yazan: KaNeZe Tarih: March 3, 2007 05:21 AM

Acaba burnundan mı getirdiler emine hanım'ın / erdoğan'nın ?

15 YAŞINDA KÜÇÜK KIZI ŞULE YÜKSELE GÖTÜRMÜŞLER.

ikna odası !
ama o odadan çıkıp gitme şansı yok.
ya uyum sağlayacak ya da depresyon.

tabi ki uyum sağlamak aklın yoludur.

çünkü o odada başka yorum yok.

15 yaşındaki o kızın kuran'da kadının kulağının yasakladığına dair bir tek ayet dahi olmadığından haberi yok.

uyum sağlamyacak da ne yapacak ?

şule yüksel şıkmış.
anadolu kadını şik değilmiyidi ?
anadolu kadını gibi başını bağlayacak diye mi üüzlüyormuş.

bu lafı mine kıırk kanat söylese joben diye gulu gulu dansına başlardınız.

anadolu kadını kendine has yönetmlerle yaşamı kolaylaştırmıştı.
başına yemeni takardı.
hatta pikniğe tarlaya gittiğinde yemenesini arkadan başının üstüne dolardı. BOYNUNU AÇARDI.
Anadolu kadınıan şimdi baslı olarak boynunu sıkı sıkı dolamak modası getirdiler.

güya audrey hepburn roma tatilinde filmindeki gibi şık başörtülü kadınlar olacaklardı., kadınları cendereye soktular., kendi çocukları yüzme havuzları olan evlerde, okullarda okurken; fakirler, yoksullar cenderede kaldı.

keşke anadolu kadını gibi bağlmaktan utanmasaydınız. dediim ya, onlar yemeniyi tepeden bağlarlardı.

Yazan: knz Tarih: March 4, 2007 06:56 PM

Sn Knz,
son cümlelerinizle, kime ne tür bir çağrı yaptığınız konusunda, lütfen beni aydınlatırsanız sevinirim.

keşke anadolu kadını gibi bağlmaktan utanmasaydınız. dediim ya, onlar yemeniyi tepeden bağlarlardı.

Bir zamanlar komutanlarımızdan biri de tıpkı sizin gibi, bağlama tarifi vermişti.
Samimiyetinizi sorgulamak durumundayım, zira 2007 müslüman kadını, bağlayabileceğinin en güzelini, en modernini, hatta açık kadınlardan daha bile uyumlu renk ve tarzlarla denedi, ama sizlere yaranamadı.
Yaranması da mümkün değil, çünkü sizler, o örtüyü ister alttan, ister üstten bağlasın, baktığınızda Allahın emrini görüp, kuranı görüp,
Ebu lehebin karısı gibi nefret duygularınız kabarıyor.


Yazan: Dumlupınar Tarih: March 5, 2007 01:43 PM

sn dumplupınar.

müslüman ailelerde her bayan mutlulukla başını örtmüyor. örtenler olablir ama uyuma zorlanan kadınlar da az değil. UYUMA zorlama
iyi niyetle yapıyor ama kadınlar cenderde ve mutsuz hissedenler az değil. Hayat laikçilerle sizin didişmenizden ibaret değil.

Almanya milli görüş teşiklatının kızı 30 yıl
sonra ancak çıkartmya cesaret edebildi.
Bu kolay değil. Uyum için çok zorlanıyorsunuz, kendinize başörtüsüne anlam katmak için olmadık açıklamalar getirmeye zorluyorsunuz, yoksa depresyona girmek içten bile değil.

kadınlar nasıl uyuma zorlanıyor ?

bir kere başörtüsü, özellikle anadolu kadını gibi değil de, şule yüksel gibi taktığınızda
yanınzdaki erkeğin yaşam tercihi ile aranızda dağlar kadar fark oluyor.

erkekler keyfi, mevsimleri doya doya yaşarken kadınlar kısıtlı tercihlere zorlanıyor.

bakalım neden ?
sorumlusu POZİTİVİST DİN EĞİTİMİ.
Siz de farkında olmadan müslüman kadın tarifini giyime göre yapıyorsunuz ?

peki o halde neden o komutana kızıyorsunuz ?
farkınız var mı ?

kuran da bir tek cümle dahi bulmazsınız ki, kadın kulağı avret yeri sayılsın.
kadının kulağı sakılması gereken organ olsun.

kuranda kadının giyimi ilgili bir tarif yok.
başörtüsü de yok.

Öte yandan başörtüsünü takan ebu lehebin hem kendisi , hem eşi'dir. çöl ikliminde başörtüsü, hem de yandan sarkan başörtüsü hem kadınların, hem de erkeklerin folklör kıyafetidir. Muhammed peygamber de takardı, ebu leheb te takardı.

kuran kıyafet devrimi değildir.
insanlar kendi iklimlerindenasıl giyinirerse öyle giyinirler; sadece sakınmak sesastır.

sakınmak sadece kadın aözgü değil, erkeğin de
sorumluluğudur.

oo, biz geleneksel alimlere kalsak tek başımıza şahitlikte yapamayız.

sizin gibi yorum yapmaya ne beni, ne de doğmamış torunuzu zorlamaya hakkınız yok.
üstelik cendereye sokmaya çalıştığınız kişi kendi torunuuz.

emine hanım zorlanırken, hiç bir karşı görüş yoktu. abi tokadı ile karşılaştı ve uyum sağlamak için şule yüksele götürüldü.

şule yüksele karşı kendini nasıl ifade edebilir ki ? anadolu kadınını beğenmiyorlarmış. bakın mine kıırk kanattan farkınız yokmuş.

halbuki anadolu kadını şule yükselden önce özgürdü, yemenisini boynunu açıkta bıracakacak şekilde tepeden bağlamaya cesaret ederlerdi. Ama onların torunları şule yüksel şıklığı uğruna buna cesaret edemeyecek.

şule yüksel şıklığı ne ? eskiden 1960 başları falan, audrey hepburn adında kuğu boyunlu bir kadın vardı. O ilk kez bağladı başını böyle, pardesesüsü de vardı,. tip olarak vamp olmayan bir şıklık sergiler.

ama o bir filimin o sahnesini , gece, gündüz, piknikte, deniz kenarında ve yıllar boyunca değişmeyen şıklık olarak kabul etmek öyle zor ki..

sn dumplu pınar açık kadın ne demek ?
dudağı açık olan kadın mı ? kulağı açık olan kadın mı ? burnu açıkta olan kadın mı ?

siz kendiniz durmadan tarif yapıp, bir komutana tarif yapıyor diye kızıyorsunuz.

insanlar arasında göreceli tanımlarla ayrım yapmayın.

tabi ki şık olana kadınlar ve erkekler olduğu gibi şık olmayanları da vardır.

konumuz şıklık değil, fakat şıklığı tek tip hale sokmak yaşama uymaz.

fakat şu beni çok etkiliyor; emine erdoğanın veya dğerlerinin gayretleri.,..
insanlar çabalıyor. insan çabaları değerlidir.
Fakat yaşam değişmiştir. BUNU görmezden gelemeyiz. şule yüksel devri bitti. Emine hanım uyuma zorlandı diyorum, çünkü hiç bir karşı görüşle karılaşmmaıştı o yıllarda.

Yazan: knz Tarih: March 6, 2007 08:07 AM

Sn Knz,
lütfen okuyun ve Kur'an-ı Kerimde örtünmenin tarifi yoktur diye, kendinizi kandırdığınız gibi başkalarını da kandırmaya çalışmayın.
Rabbimiz bizlere, mahrem olan kimseleri dahi sıralamış.
Tabi bizlere sıralamış, sizleri bağlamaz.Kafirun suresinde dediği gibi. Lütfen biraz saygı.

Mü'min kadınlara da söyle, gözlerini sakınsınlar, ırzlarını korusunlar: görünmesi zaruri olanların dışında zinetlerini açmasınlar ve baş örtülerini yakalarının üzerine vursunlar; zinetlerini, kocalarından veya babalarından yahut kayın babalarından yahut oğullarından yahut üvey oğullarından yahut kardeşlerinden yahut kardeş oğullarından yahut kız kardeş oğullarından yahut kendi kadınlarından yahut sahibi bulundukları cariyelerden veya uyuntu (şehvetten yoksun) erkek hizmetçilerden veya henüz kadınların şehvet uyarıcı taraflarından habersiz çocuklardan başkasına göstermesinler; gizledikleri zinetleri bilinsin diye ayaklarını da vurmasınlar. Ey mü'minler, hepiniz Allah'a tevbe edin ki, mutluluğu bulabilesiniz. ( Nur31/Elmalili Hamdi Yazir meali)


Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler. Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler. Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler. Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. (Nur31/Diyanet meali)


Mümin kadınlara da söyle: Bakışlarını yere indirsinler. Cinsel organlarını/ırzlarını korusunlar. Süslerini/zînetlerini, görünen kısımlar müstesna, açmasınlar. Örtülerini/başörtülerini göğüs yırtmaçlarının üzerine vursunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına göstermesinler: Kocaları yahut babaları yahut kocalarının babaları yahut oğulları yahut kocalarının oğulları yahut kardeşleri yahut erkek kardeşlerinin oğulları yahut kız kardeşlerinin oğulları yahut kendi kadınları yahut ellerinin altında bulunanlar yahut ihtiyaç içinde olmayan erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar yahut kadınların kaygı duyulacak yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar. Süslerinden, gizlemiş olduklarının bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, Allah'a topluca tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz! (Nur31/ Y. Nuri Ozturk meali)

Yazan: Dumlupınar Tarih: March 7, 2007 06:17 PM

ben size haram uydurmakla ilgili ayeti ve farz uyduranlara yönelen tehditi hatırlatmak zorundayım.

ölmüş hayvan eti, domuzdur.
adı konurak yasaklanmıştır.

siz o ayeti de copy paste edin lütfen.

sizin yazdığınız ayetin hiçbir yerinde kadın kulağını veya saçının gözükmemesi ile bir tek ifade yok.

o zaman men edilen nedir ?

bakalım. diyenti yazıyorum.

Mümin kadınlara da söyle: Gözlerini (harama bakmaktan) korusunlar; namus ve iffetlerini esirgesinler.

benzer bir ifade erkekler için de vardırç
erkeklere iffetsiz olma hakkı verilmemiştir.
erkekler nasıl bunun için kulak kapatmaya gerek duymuyorsa kadınlar da duymak zorunda değil.

Görünen kısımları müstesna olmak üzere, zinetlerini teşhir etmesinler.

Allah size göre bu lafı dolayana kadar el ve ayaklar müstesna diye yazamıyor değil mi ?

yaz-a-mıyor değil, dumlupınar yazmıyor., özellikle yazmıyor.
acaba neden ? hiç düşünmediniz değil mi ?
eğer yazacak olsa kitabın evrensel değeri kalmayacak.

allah sizin yorumlarınızdan farklı olara dünyanın kocaman bir yer olduğunu, her yerin çölden arabistandan ibaret olmadığını biliyor.

zinet ne demek sayın dumlupınar ?
sözlükte kadının yüzüne ve kulağına zinet denir diye yazıyor mu ?

bu giyinmenin sosyal prensibinden başka bir şey değil, bugün her çalışan kadın zinetlerini zaten teşhir etmez., bilezikler, takılar, gerdanlıklarla doşlaşmaz., Bu daha çok feodal
toplumlarda yaşanır., ağaını karısı 10 kilo altınla dolaşır. göster göstere zinetler, takılar takmak gelişmiş insanlar için görgüsüzlük olarak kabul edilir.

Mesela NASA da bir kadın çalışsında kolunda şakur şakur bilezikler olsun,
olmaz öyle şey.

zinet diye kadın kulağı derseniz ben de neden kadın dudağı zinet değil derim., ( soruya cevap hakkımdır)

Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.

ben hımarın kelime kökü üzerinde tartışma açmayacağım ( tabiki o da sözkonusu ama)
ben şunu gözöüne getirin diyeceğim.
arabistan çöl değil mi ? yandan sarkan uuzn başörtüsünü arap erkekler de takıyor. sahi arabistan da neden erkekler başörtüsü takar ?
islamiyetin emri değil herhalde ?
çünkü çöl ikliminde ani çıkan kum fırtınası var ve insanlar heran hazırlıklı olmak zorunda. EĞER
Kum fırtınası çıkarsa yandan sarkan başörtüsü ile yüzlerini kumdan koruyorlardı.

yani islamiyet öncesi kadın zaten başörtülüdür.
zaten başörtülü kadına yeniden başörtüsü tak denmez.
zaten yukarda, ifadeyi okuyun.
orada başörtüsü tak demiyor zaten.
zaten başınızda olan örtüyü gögüs üzerinden getirn diyor ? Bu ne demek ?

birinci ifade birleştirin.
iki anlamı olablir. gögüs dekoltesi veya gögüs dekoltesi üzerindeki zinet.

Kocaları, babaları, kocalarının babaları, kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mümin kadınlar), ellerinin altında bulunanlar (köleleri), erkeklerden, ailenin kadınına şehvet duymayan hizmetçi vb. tâbi kimseler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına zinetlerini göstermesinler.

hasan akçay( inetrnette arama motorundan bulabilirsiniz ?) Başörtülü kardeşlerimize
siz kayınbabanızın yanında göğüslerinizi açar mısnız diye sordu ? Hiç bir başörülü kardeş evet diyemedi.

kölenin yanında açılıp saçılmazdık değil mi ?

siz bu sorya cevap verin. Asıl sizin yorumunuz çok fazla tuarsızlık, çelişki içeriyor mu ?
zinet eğer kulaksa neden dudaklar değil ?
zinet takı ise takı yoluyla süslenemek kısıtlanıyor olablir ama bu takıları kayınpederin yanında takablirsin. zaten belki o hediye tmiştir., siz takı takmak yoluyla onların yanında sosyal bir sınıf olmazsınız. Bu açıklama daha tutarlı.

Gizlemekte oldukları zinetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar (Dikkatleri üzerine çekecek tarzda yürümesinler). Ey müminler! Hep birden Allah'a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz. (Nur31/Diyanet meali)

bu daha çok benim yorumu destekliyor. şakırdayan nedir ? takılar değil mi ? benim ilk satırda değindiğim de zinet kelimesin takılar anlamında olması zaten.

anlamıyorum zaten, nerden çıkarıyorsunuz sıkı sıkı kulak ötmeyi ?????
kulak duymak içindir; kadınlara eziyet etmeyin.

Dumplupınar anlıyorum sizi, şaşıracaksınız ama
durum bu., İnsanların kabullenme süreci biraz uzun sürecek sadece., zamanla olacak.

müslümanlık o kadar kolay değil. çok düşünmek lazım.

Yazan: knz Tarih: March 7, 2007 08:09 PM

sizin gibiler oldukça baş örtüsüne türbana olan kin ve nefretim daha çok artıyor... din uğruna ülkeyi bölmeye çalışmanız ne zaman bitecek..?

Yazan: can Tarih: March 8, 2007 01:45 AM

Dumplupıar sizden bir tepki, bir cevap bekliyorum.

Yazan: KaNeZe Tarih: March 8, 2007 10:49 PM

Namaz ne kadar farz ise, tesettür de o kadar farzdır. Zekat ne kadar Allah'ın emri ise, örtünme de o kadar Allah'ın emridir. Oruç ibadeti nasıl tüm semavi şeriatlarda varsa, tesettür de tüm semavi şeriatlarda vardır. Ne ki illetleri farklıdır.

Namaz içbükey bir talimatken, örtü dışbükey bir talimattır. Birincisinin illeti Kur'an tarafından "her türlü haddi aşma ve çirkin davranıştan kişiyi uzaklaştırarak onda her davranışını gözetleyen bir Allah bilinci oluşturmak" şeklinde tanımlanmışken, ikincinin illeti "iffetin korunması için simge" ve "tanınacak bir kimlik" oluşturmaktadır.

Bununla amaçlanan, kadını toplumun içinde dişiliğiyle öne çıkan bir nesne değil, kişiliğiyle öne çıkan bir özne kılmaktır. Dolayısıyla örtü emri, kadının kişiliğinin bir parçası olan mahremiyetine yönelik ihlalleri peşinen durduran bir önlem, kendisini dişiliğiyle değil kişiliğiyle tanımladığını çevresine bildireceği bir iletişim biçimidir. Yani bir kimlik ibrazı (en yu'rafne) yöntemidir.

Örtünmek insânî ve dolayısıyla fıtrîdir. Bu nedenle hayvanlar örtünmezken insanlar örtünürler. Dolayısıyla örtünme ve çıplaklık arasındaki tercihi, İslamlıktan önce insanlık kriterlerine vurmak, dînî çerçeveden önce insanî ve ontolojik çerçevede tartışmak gerekir.

Bu bilindikten sonra, "Örtünmenin sınırlarını kim belirleyecek?" sorusu gündeme gelir. Bu sorunun "kişisel arzu, moda, gelenek, toplum, devlet, inanç" gibi birden fazla cevabı olabilir. Bir insanı "müslüman" olarak nitelememize yol açan şey, onun "Allah'a kayıtsız şartsız teslimiyeti"dir. Bu teslimiyet, şu ön bilgiye/tasavvura dayanır: "Beni yaratan, beni herkesten çok iyi biliyor ve seviyor. O halde, onun bana yaptığı öneriler, benim için en hayırlı olandır. Ben kendim için, onun benim için seçip-beğendiğine razı ve teslim oldum."

İşte insanı müslüman kılan tasavvur budur. Bu tasavvurdan neş'et etmeyen bir müslümanlık iddiası, Allah'a göre, sahte bir iddiadır. Esasen, müslüman olmak söz konusu olduğunda, sizin kendinizi ne olarak tanımladığınız değil, Allah'ın sizi ne olarak tanımladığı önemli ve belirleyicidir. Bunu anlamak için de sizin müslüman tanımınızın Allah'ın müslüman tanımıyla örtüşüp örtüşmediğine bakmanız yeterlidir.

Yukarıdaki tasavvurdan neş'et eden imanıyla bir müslüman "Örtünmenin sınırını kim belirleyecek?" sorusuna Allah'tan ve O'nun vahyinden bağımsız bir cevap arayamaz. Çünkü bir davranışın "İslamî" olması, referansının Allah olmasıyla mümkündür. Eğer Kur'an örtünmenin sınırları konusunda hükümler vaz etmişse, bu, müslüman olma iddiasındaki herkesi bağlar. Tabii ki o kimse iddiasında samimiyse.

Samimiyetin ölçüsü bellidir: Kitaba uymak. Samimi olmayanlara ise tek yol kalmıştır: "Kitabına uydurmak!" Tarihin tüm samimiyetsizlerine bakınız; kitabına uydurmayı kafaya koyduktan sonra, hangi emre karşı mazeret, hangi yasağa kılıf bulunamaz ki? İnsan istedikten sonra; dinin en temel kurallarının tam aksine 'fetva' verecek bir merci bulur. Hatta bir inanç sistemini, onun esaslarını keyfi yoruma tabi tutarak, tam tersi bir işleve büründürebilir.

Örtünme emrinin estetik bir form olan kadın için, erkekten farklı yanları olduğu aşikar. Bunun kadının dişiliğinin, kişiliğinin önüne geçmemesi/geçirilmemesi için simgesel bir uyarı amacı taşıdığını söylemiştik. Bu uyarının muhatabı, daha çok kadını nesneleştiren üçüncü şahıslardır. Kadın tesettürünün başa taalluk eden kısmı, tesettürün simgesel boyutunun zirveleşen kısmıdır.

Başın örtülmesiyle ilgili Kur'anî talimatların pratikte ne demeye geldiğini öğrenmek isteyen biri, bu ayetlerin Hz. Peygamber'in elleriyle yoğurduğu bir hayatta nasıl uygulandığına bîgane kalamaz. Bu tıpkı, dinin teorik kaynağı olan Kur'an'da yer alan "Namazı dosdoğru kılınız!" emrini yerine getirmek için dinin pratik kaynağı olan Peygamber'e başvurma zorunluluğu gibidir. Eğer dinin teorik kaynağıyla olan ilişkinizin, dinin pratik kaynağından bağımsız gerçekleşeceğini düşünüyorsanız, bunun, balı kabul edip arının varlığını ve fonksiyonunu inkar etmekten farksız olduğunu bilmelisiniz.

Bunun adı, dini peygambersizleştirmektir. Sormazlar mı adama "Bu kitap, sizin başınıza gökten mi düştü?" diye. Hiçbir peygamber "iletişim aleti", "ara kablosu" ya da "postacı" değildir. Hz. Peygamber ise hiç değildir. O, dinin ve imanın bir parçasıdır. Tıpkı bunun gibi, tesettür emri de Kur'an'ın bir emridir ve başörtüsü tıpkı namaz kadar, oruç kadar farzdır.

Eğer peygambersiz düşünülürse, namazın da "çaresine bakmak" mümkündür. Bu durumda tartışılması gereken Kur'an ve onun getirdiği esaslar değil, sizin İslam'la geçinmeye gönlünüzün olup olmadığıdır.

Kur'an ve İslam yaşadığı sürece bu emir yaşayacaktır. Bu ülkede işgalci Fransız'ların yapamadığını yapmaya çalışmak nafile bir uğraştır. Bu yüz karası yasağın devamından, bu ülkeye zarar vermek isteyenler dışında, kimsenin bir kazancı yoktur. Aksine ülke kan kaybetmektedir. Bu ülkenin tesettürlü kızları, hicret ederek, yasağı aşarak, okumanın bir yolunu bulurlar. Onlar yarın anne olacaklar, çocuk yetiştirecekler. Onların çocukları bu ülkede yaşayacak; memurluk, askerlik, amirlik, tüccarlık, yöneticilik yapacak. Geleceğin annelerinin, çocuklarına, kendilerine kan kusturan elleri öpmelerini mi vasiyet edeceklerini sanıyorsunuz?

İslam'ı islam yapan, onun insanlık için değişmez değerler getirmiş olmasıdır. O bir dindir. Bir ideoloji, milletin ve devletin imkanlarını kullanarak milletin dinine karşı bir savaş açarsa, bundan "din" zarar görmez. Çünkü bu ülke toptan dinden çıksa, Allah'ın ve onun dini olan İslam'ın zerrece bir şeyi eksilmez. Fakat dindara zulmedilmiş olur ve bu savaşı açanlar hem kendi ocaklarını, hem de başkalarının ocağını söndürmüş olurlar.

Yazan: m.o Tarih: March 9, 2007 01:44 PM

kizlarinizi zorlamayin depresyona girebilirler ben §uan 32 ya§indayim ve 1 kizim var o depresyondaydi ba§isini actirdim depresyondan cikti neden tabiikide ba§ortu manasindan eskiden beni fazla dinlemiyordu dedigimizi yapmiyodu zornan taktiriyorduk 13 ya§indayken ,ve simdide 15 ya§inda actirdik ve tabiikide bizlere bir soz verdi dediki ben 20 ya§ima geliyim soz dakcam yemin ederim yeterki siz beni dinleyin dakmassam beddua edin cehennemde yanmama dedi bizlerde onu dinledik tabiiki o benim biricik guzel kizim onu okadar seviyoruz ki allahi sevdigimiz kadar onuda seviyoruz allahin izliyle 20 ya§inda kapanacak elhamdullilah yani demek istiyorumki kizlarinizi seviyorsanis dedigisini yapin burakin 13 ya§isinda eglensin guzelligisinin tadisini cikarsin sonra ilerde kapanirlar iin§allah .

Yazan: selami Tarih: March 11, 2007 04:39 PM

Bekledim, verilen tek cevap m.o dan geldi.

pozitivist, buyurgan, despot bir din anlayışın temsilcisi oldunuz sayın m.o.

Karşısındaki bir niki yok sayan bu anlayışın, 15 yaşında bir kızı nasıl ezip geçeceğinin örneğini çok iyi verdiniz.

Bunun adı, dini peygambersizleştirmektir. Sormazlar mı adama "Bu kitap, sizin başınıza gökten mi düştü?" diye. Hiçbir peygamber "iletişim aleti", "ara kablosu" ya da "postacı" değildir. Hz. Peygamber ise hiç değildir. O, dinin ve imanın bir parçasıdır. Tıpkı bunun gibi, tesettür emri de Kur'an'ın bir emridir ve başörtüsü tıpkı namaz kadar, oruç kadar farzdır.

farz uyduruyorsunuz. yukarda tek tek yazdım.
üstelik bir de peygamberi istismar ediyorsunuz.

idianızı tepinerek ve peygamberi istismar ederek kanıtlayamazsınız. Saçma sapan bir iddia bu .

Bu tıpkı, dinin teorik kaynağı olan Kur'an'da yer alan "Namazı dosdoğru kılınız!" emrini yerine getirmek için dinin pratik kaynağı olan Peygamber'e başvurma zorunluluğu gibidir.

m.o neden peygamber gibi giyinmiyor ?
yandan sarkan başötüsünü peygamber de giyerdi.

şimdi başörtüsü ile namaz arasındaki farkı yazalım.

namaz günde beş defa kılınırdı. Birçok kişi aynı anda kılardı. Ve şekli yönü ancak taklit edileblir. Sizler hiç biirniz peygambein namazını özü olarak taklit edemezsniz zaten.

ve buna rağman yine de, yüzbinlerce kişinin günde beş vakit tanıklığına rağmen müslüman dünyasının üzerinde tek bir şekilde birleştiği
bir namaz yok., kimi elini göbekten bağlar , kimi
gögüsünden bağlar. Mezhepler bile namazın tek bir biçimi üzerinde anlşamadı.

sözlü iletim en zorudur.
o söz hangi bağlamda kullanıldı, o kelime o anlamda mı kullanldı ?

iddia ettiğiniz hadiste peygamber eliyle zeynep hanıma işaret etmiş, öyle söylenir ?

zeynep hanımın o anda ne kıyafet giydiğini bilen var mı ? şeffaf mı ? nedir ?
zeyenp vakidenin nasıl kulağını işaret ediyor.
duadklarını işaret etmiyor ama yüzünü ediyor ?

siz orda söylenen sözü zaten anlamıyorsunuz, açıklamak için kendiniz uyduruyosunuz.
uydurduğğunuz sözü despot bir şeklide kabul ettirmek için peygamber istismar ediyorsunuz.

peygamber benim anladığım şekilde söyledi diye,
küçük kızlara eğitim yolu ile baskı yapıyorsunuz.

iki üçkişinin şahit olduğu olay hakkında söylenen hadis ile yüzbinlerce kişinin hergün günde beş vakit şahit olduğu bir ritüelin( namaz) akatarımı ile eşdeğer tutuyorsunuz.

ki yukdarda dedim, o rituelin aktarımda bile anlaşma yok., el insaf.

dinin özünü yok edip, dini zorlaştırıp insanları dinden soğutmaya hizmet ediyorsunuz.

bu din fazda kadın ayrımı yapmamakla övünmeli değil miydi ?

ne demek kadınlara farz ama erkelere değil.

ama iffetli olmak, sakınmak hem erkekler hem de kadınlar içindir.

kadınların bunun için ilaki sıkı sıkı kulak kapatıp kendilerini ilave eziyetlere sokmaya
mebu eden bir farzı uyduramazsınız.

peygamber nerde demiş? erkekler yaşam tercihlerinde özgür olsun ama kadınlar kendilerini kısıtlasın diye ?

siz dini otpriter bir eğitim yolunda bu baskıyı yaptıkça, bu ülkede hiçbir kadının özgür tercihinden söz edilemez.

selami kardeş, psikolojik baskı yapmayın.
sen baba olarak o kadar beklenti içine girersen, o yirmi yaşında bunu yapmak zorunda kalacak.
çünkü insan beyni uyumla çalışır. Hiç bir genç hanım babasının bu beklentisine karşı çıkmak istemez. Onlar duygu yollu psikolojik baskı yapmayın. Dinin farzı falan değil.

Dinin özü sakınmaktır. Eziyete grmek değil.
siz erkekler nasıl sakınıyorsanız, kadınlar da öyle sakınır. ilaki cendereye sokmak şart değil.

haa sakınmıyorsa zaten, başörtüsü onu koruyamaz.
kızları bu yönde yanlış yölendirmeyin.
sonra bir erkeğin ikinci üçüncü eşi durumuna düşüp üzülenler oluyor.

sakınmak kafanın içinde olur.

not. Mustafa akyola iyi bir konuşma ortamı sağladığı için teşekkür ediyorum.

Yazan: knz Tarih: March 13, 2007 08:44 AM

karşılıklı fikir yazmak zormuş değil mi ? ama al copy-paste et , yapştır ne kolay değil mi m.o ??

siz sadece kendi geleceğinize zülm ediyorsunuz.

Yazan: knz Tarih: March 14, 2007 06:41 PM

nur suresindeki ayet iffeti korumaya yönelik örtünme ile ilgilidir.Mümin erkeklere söyle gözlerini haramdan sakınsınlar ve iffetlerini korusunlar bu onların arınmasını daha iyi salar ALLAH yaptıklarından şüpesiz haberdardır mümin kadınlara da söyle gözlerini sakınsınlar iffetlarini korusunlar görünen dışında zinetlerini çekici ve güzel yerlerini süslerini açıp göstermesinler.baş örtülerini yakalarının üzerine kavuştursunlar.zinetlerini kocaları vaya babaları veya kayınpederleri veya ogulları veya kocakarının ogulları veya kardeşleri veya erkek kardeşlerinin ogulları veya kız kardeşlerinin ogulları veya kadınları veya cariyeleri veya kadına ihtiyacı kesilmiş olup hanedan geçinen erkekler veya kadınların mahrem yerlerini henüz anlamayan çocuklardan başkasına göstermesinler.gizledikleri süslerin bilinmesi için ayaklarını yere vurmasınlar.ey müminler hepiniz tevbe ederek günahtan dönün. tarihi siyer ve hadis kaynakları islamdan önce kadınların nasıl giyindikleri ve nerelerini açıkta bıraktıkları hakında saglam ve açık bilgi vermiştir.bu agna göre kadınlar takılarını süslerini taktıkları yerlerini açıkta bırakır gerdanlarının görünmesi içinde baş örtülerini yakalarının üzerinde baglamak yarine arkalarına göre uzatırlardı.bir örtünme inkilabı yapan ayet mezkur adetleri hedef almakta onları ortadan kaldıran emirler vermektedir.süsleri göstermeyin ayaklarınızı yere vurmayın başörtünüzü yakalaraınızın üzerine baglayın... yani örtünme konusunds kuranı kerim o günkü sosyo kültürel şartlara uymuyor onları devam ettirmiyor aksine degiştiriyor inkilap yapıyor.bunun gerekçesini aşagıda geçicek olan gai yoruma bırakarak lafzi yorum açısından kelimeler ve uslubuna baktıgımızda emrin baglayıcı tavsiye deyilvücut için kesin olarak örtünmeyi saglamaya yönelik oldugunu gösteren saglam deliller ve karineler görüyoruz 1 söyle korusunlar açmasınlar göstermesinler...şeklindeki emirler gelenekçi yorumcu ve usulcülerin çoguna göre kesinlik ifade eder baglayıcıdır gereyini yerine getirmek farzdır.2 gazali gibi emrin baglayıcı olup olmadıgına hükmedebilmek için yardımcı delil ve karinelere ihtiyaç vardır. diyen usulcülere göre de bu emrin baglayıcı oldugunu gösteren karineler vardır a[örtünürlerse daha iyi olur bunda hayır edebe uygunluk vardır ecir vardır... gibi yumuşak bir uslup kullanılmamış söyle sakınsınlar iffetlerini korusunlar örtünsünler... açıp göstermesinler şeklinde kesin ifadeler kullanılmıştır.b[tavsiye uslubunun sınırını cok aşan detaylara girilmiş nerelerinin nasıl örtünüleceyi hagi şartlarda nerelerin gösterilebileceyi açıklanmıştır.c[ayetin sonunda tevbe tavsiye edilmiş böylece aksine davranışın günah olduguna işaret edilmiştir d[örtünme emri gözleri haramdan sakınması ve iffetlerin korunması emrine baglanmış ve aradaki ilişkiye işaret edilmiştir

Yazan: m.o Tarih: March 15, 2007 02:21 AM

knz siz hala anlamamak için müthiş bir efor sarfetmektesiniz mesele islam ile geçinmeye gönlün olup olmadıgıdır inkarın 1000 de 1de bir

Yazan: m.o Tarih: March 15, 2007 02:40 AM

Vicdani ret ve türban..


Bir Türk.. ‘Vatan hizmeti’ denince... Ne anlar? Tabii ki askerlik yapmayı...
Peki...
Bir İngiliz... ‘Vatan hizmeti’ deyince ne anlar? Tabii askerlik hizmetini anlar. Ama sadece bunu anlamaz... Alternatif hizmetleri de anlar.. Sosyal hizmette bulunmayı da anlar... Gönüllü çalışmayı da anlar. Askerlik yapmak istemeyenler için... Üretilmiş alternatifler var... Sırf bu nedenle... Bizim ‘vatan hizmeti’ kavramına.. İngilizler ‘ulusal hizmet’ demekte..

***
Bizde...
‘Vatan hizmetini’ farklı bir şekilde yapmak isterseniz...
Alternatif bir ulusal hizmet talep ederseniz...
O an hayatınız kayıyor.
Mesela Osman Murat Ülke bunu talep etti.
Başına gelenleri biliyor musunuz?
Sekiz kez tutuklanma...
İki yıl hapis...
Eziyet, cefa...
Halbuki, bu Avrupa Konseyi üyesi tüm ülkelerde teme bir hak...
Ve temel bir özgürlük...
Türkiye hariç.

***

Avrupa’da çok sıradan bir hak...
Bizde ömrü yok eden bir terminatöre dönüşmekte.
Neden?
Çünkü biz temel hak ve özgürlükler kavramından çok uzağız.
Temel haklarımız...
Temel özgürlüklerimiz...
Kimsenin elimizden alamayacağı, doğuştan elde ettiğimiz haklar.
Kimsenin elimizden alamayacağı, doğuştan elde ettiğimiz özgürlükler bunlar.

***

Türkiye ‘düşmanlar ve düşmanlıklar yaratmadan’ nasıl çözüm üretir?
Türkiye ‘sorunları’ kavgasız nasıl çözer?
Bunların tek bir cevabı var:
Temel hak ve özgürlükleri Avrupa standardında uygulayarak...

***
Vicdanen askerlik yapmak istemediğini söyleyen Osman Murat Ülke...
Gördüğü cefaya dayanamayıp Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurdu...
Türkiye orada mahkum oldu.
O kadarla da kalmadı...
Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu...
Türkiye’nin ‘vatan hizmetini’ alternatif şekilde yapmak isteyenlerle ilgili bir düzenlemeyi acilen hayata geçirme çağrısında bulundu.
Anayasa ‘vatan hizmeti’ düzenlemesinin nasıl olacağını yasal düzenlemeye bırakmış.
Avrupa’da bunu düzenlemeyen hiç bir ülke kalmamış.
Bizim için konu hala bir tabu...
Hatta tam bir umacı...

***
Türban da buranın bir yarası...
Ama türbanın yara olduğu kabul eden onca insan...
Vicdani ret ile ilgilenmiyor.
Bundan haberdar bile değil.
Ya da böyle bir talebe soğuk...
Hatta çok soğuk bakıyor...
Neden?
Temel hak ve özgürlüklerinden bihaber olduğumuz için.

***
Türban mağdurunun...
Vicdani retçiye sağır...
Vicdani retçinin de türban mağduruna uzak olduğu bir ülkede...
Türban sorunu da çözülemez...
Vicdani ret sorunu da.

Çünkü...
Mesele ne türban, ne de vicdani ret meselesi...
Mesele Türkiye’nin hala 2007 yılında temel hak ve özgürlüler kavramının neleri içerdiğini...
Gelişmiş diyarlardaki uygulamasını...
Bilmemesi.
Bilmediği gibi öğrenmeyi de istememesi.

***
Onun için de herkes kendi sorunuyla ilgileniyor...
Ortak bir bilinç oluşmuyor...
Ve, hiçbir sorun da çözümlenmiyor.
http://www.stargazete.com/index.asp?haberID=114804

Yazan: Haydar Tarih: March 15, 2007 07:48 AM

SN.kaneze

siz başı açık bir bayansınız yanılmıyorsam:)

kadınların zorla başlarını örttükleri tezi üzerinden gidiyorsunuz..bu hiç yoktur diyemem..bunu bir namus meselesi haline getirenler muhakkakki vardır..

fakat gönül rızası ile örten ve bundan haz alan bayanlarda vardır..bunların sayısı da az değil..ben başımı örttüğüm zaman ailemde başörtülü kadın yoktu..annemde dahil olmak üzere..

problemlerimizi genellemeler üzerinden çözemeyiz.

başörtüsünün farz olduğuna inananlarda vardır,tarihsel olduğunu düşünenlerde..herkes istediği gibi inanıp yaşamakta özgürdür..

Kuran'da böyle bir farz yoktur,uyduruyorsunuz demekde çok sağlıklı bir yaklaşım değil..

ahzab 59 gözden kaçmış sanıyorum..hemde öyle bugünki gibi modern örtünme bile bu ayete göre olmuyor..çünki dışarı çıkarken kadınların üzerlerine cilbab almaları isteniyorki tepeden tırnağa bir örtünmedir bu..

bu hüküm gelince kadınların Hz.Muhammed(as) zamanında yüzlerini dahi örttükleri rivayetlerde söylenir..

bu bir realitedir..Kuran'da emir vardır ve Peygamber döneminde de uygulanmıştır ki namaz kadarda aşikar bir şeydir..bir toplumun kadınları örtülü olurda bunu bir iki kişi mi görür?..yoksa bu çok meşhur bir olay mıdır?.

sorun, benim bu vakıayı günümüz koşulları içinde nasıl analiz edeceğim meselesidir..

Kuran'da hüküm bildiren bu ayete karşı tutumum ne olacaktır?

bugün örtünen bayanların büyük bölümü Kuran'daki cilbab emrine uymuyorlar..bu çerçeveden bakınca Emine Hanımın kıyafeti Kurani kıyafet değildir..

hatta birçok örtülü bayanın vucüt hatları bellidir..oysaki cilbab çok bol bir kıyafettir ve giyen bayanın kimliği belli olmaz..

ifk hadisesini Hz.Aişe anlatırken:-Saffan benim yerde yattığımı görünce yanımda durdu beni tanıdı..çünki örtü hükmü gelmediği için yüzümü görebiliyordu der..

demekki cilbab yüzüde örtebilen bir kıyafet..

peki o dönemde bu kadar sıkı kapanan kadınlar kimler??..hür kadınlar...

toplum nasıl bir toplum..kölelik düzeni olan bir toplum..

biz kölelerin olduğu bir düzen hiç görmedik..köle pazarlarından bir hizmetçi alıpta bir insanı mal edinmek nedir bilmiyoruz..

sokağa kadınların rahat çıkamadıkları,tecavüzün serbest olduğu bir toplum..

kadınları taciz etmek suç değil..

evlerinde musluğun,tuvaletin,banyonun olmadığı ihtiyaçların zaruri olarak ev dışında karşılandığı bir yapı..

kadınların insan olmadığı bir toplum..o yüzden hiçbir hakları yok..

köleler ise her türlü kullanıma açık insanlar..insan bile değiller..alınıp satılan bir meta..

eğer bu tabloyu ıskalayıpda günümüz koşulları çerçevesinde hükümlere bakarsak kadının durumu İslam açısından iyi gözükmüyor..

fakat o günün koşullarını iyi anlarsak İslamın büyük bir reform yaptığını ve insan hakları açısından topluma çok kısa bir sürede dev adımlar attırdığını görürüz..

günümüzde ise büyük mücadelelere rağmen ve hala eksiklerde olsa gerek kadın hakları açısından gerek kölelik düzeninin kalkması,evlilik hukuku,eş sayısının teke inmesi gibi birçok meselede çok daha ileri bir durumdayız..

O zamanki toplumda sadece erkekler sınırsız sayıda eş almıyordu,kadınlarda çok eşliydi..ahlaki bir travma var toplumda..

İslamın toplumu düzeltmek için aldığı kararlar o şartlarda çok ileriyken bugünki toplumlar için bakıldığında haklardan bir geri adım gibi görülüyor..

oysaki İslam kadının durumunun daha iyiye gitmesinden ya da mirasta eşit pay almasından,erkek gibi şahitliğinin muteber olmasından rahatsız olmaz..zaten İslamın yapmak istediği şey insan olma bakımından herkesi eşitlemek..üstünlük sadece takva iledir..kadının kazandığından kendine bir pay vardır,tıpkı erkeğinki gibi..

bugün Kurani hükümlere bakarken sosyal,siyasi olaylarda genel prensipleri yakalamamız gerekir..Kuran bu hükümle ne yapmak istiyor?nasıl bir atılım hedefliyor..yıkmak istediği tabu nedir..karşılığında hangi ahlaki ilkeyi yerleştirmek istiyor?..

burdan çıkarılacak genel prensiplerle günümüz şartları yorumlanırsa sıkıntılar çözüme kavuşur sanıyorum..

kadının örtünmesinde de cilbabı sosyal ve ahlaki şartların zorunlu kıldığı bir kıyafet ve kadının korunması amacına yönelik bir adım olarak görmek lazım..ayrıca erkeklerede kadınlara sarkıntılık ederek yaklaşmaları yasaklanıyor..erkeklere gözlerini haramdan sakınmaları emrediliyor..kadına tacizlerin önüne geçilmeye çalışıyor..bu hükümde kadına değer verme var..kıymetli bulma ve koruma amaçlı..İslam bir inkılap yaptı..ve İnkılapların yaptırımları ilk etapta çok sert gelebilir..kökleşmiş tabuları yıkmak için sarsmak lazım..fakat toplumu aşırı gerecek uygulamalar fayda yerine zarar getirir..o yüzden bir anda kadına mirastan eşit pay verilememiştir..

bu Allahın kitabı..Allah ne derse inananlar onu yapardı..ne gerek var demek duygusal bir yaklaşımdır..fakat Kuranın ilkeleri realisttir bu konuda.toplumu, sosyolojik ve psikolojik koşullarını göz önünde bulundurarak eğitmiştir fakat nihai ilkelerini haktan,adaletten ve eşitlikten yana koymuştur..

sınırsız sayıda eş almaya alışkın bir topluma demiştir ki 4'e kadar zaruret halinde alabilirsiniz fakat en hayırlısı tek eşliliktir ..yani hedefi tek eşlilik..ama toplumu da germiyor..sosyal ve psikolojik durumuda göz önünde bulunduruyor..

Kuranı çok katı dogmalar kitabı olarak mı görmeliyim..yoksa genel prensipler veren ve koşullar çerçevesinde esneyebilen gayeci bir kitap olarak mı görmeliyim?..

başörtüsünede bu çerçevede farklı yorumlar getirilebilir..fakat isteyen istediği yoruma göre hareket etmekte özgür olmalıdır..örtmek isteyen insanada sen farz uyduruyorsun,seni zorla kapatıyorlar demek uygun olmaz..

ben cilbab giymiyorum..ama özgür olabildiğim alanlarda örtülü olmayı tercih ediyorum..tesettürümün bolluğuna,darlığına,rengine vs... takva anlayışım çerçevesinde kendim karar veriyorum..bu benimle Allah arasında..ben her türlü dayatmaya karşı çıkıyorum..

başörtülü kızlara misyon yüklenmesine de karşıyım..isteyen süs için örter,isteyen geleneksel isteyen inancı için..örtülü olarak bir misyon yüklenmemiz gerekmiyor..

kadınlar örtünüyor diye başını örtmeyen bayanlar alınmamalıdır..bu bir namus meselesine de dönmemelidir..başı örtülü olmakla açık olmanın namusla bir alakası yok..ister örtülü olsun ister açık bütün kadınlar istedikleri hayatı özgürce yaşayabilmeliler..

bunu bir çeşitlilik,zenginlik olarak görmek lazım..

Yazan: deniz Tarih: March 16, 2007 02:33 AM

Ayşenur hanım burayı okudunuz, biliyorum.
Bakın dumlupınarkendi gönderdiği alıntının arkasında durmayacak.

Bu konu biraz deşildiğide,peygamber istismarına kadar gidiyor.

Gördünüz işte, başkalarının koyduğu ysasaklarla başa çıkarız da, kendimiz koyduğumuz yasaklarla yüzleşemek zor gelir.

Burada düşünceyi yıldırmak için yapılan veya yapılacak olan psikolojik bütün taktikler
boşa çıkacaktır. bU sadece kendi canlarınıza, kızlarınıza çocuklarınıza zarar verir., o da şimdilik.

Ben doğmamış torunların hakkı için burdayım.


Yazan: knz Tarih: March 16, 2007 06:01 AM

selam DENİZ,

kadınların zorla başlarını örttükleri tezi üzerinden gidiyorsunuz..bu hiç yoktur diyemem..bunu bir namus meselesi haline getirenler muhakkakki vardır..

hayır. kadınlar istese de bu pozitivist ve buyurgan din otoriterlerinin hakimiyetinde özgür tercihleri ile başını örtemez.

EĞTİM YOLUYLA GÜDÜLEMEYİ ORTADAN KALDIRMAYA CESARETİN VAR MI ?

Dnin tek geçerli yorumunun; kadınların kulaklarını sıkı sıkı örtürmek şeklinde olduğu şeklinde bir yorumun tek ve geçerli olarak kabul edilmesi doğru yaklaşım değil diyorum ben.

fakat gönül rızası ile örten ve bundan haz alan bayanlarda vardır..bunların sayısı da az değil..ben başımı örttüğüm zaman ailemde başörtülü kadın yoktu..annemde dahil olmak üzere..

iki gözüm bu fark etmez. Özgür tartışma ortamı dini çevreler de hiçbir zaman olmadı. ALTERNATİF VE KARŞI GÖRÜŞLER ARARSINDA Muhakeme imkanı olmadı. EĞER GERÇEKTEN BAŞÖRTÜSÜNÜ SAVUNUYORSAN
bÖYLE ORTAMIN OLUŞMASI İÇİN MÜCADEL ET Kİ, SENİN TERCİHİN GERÇEKTEN ÖZGÜR SEÇİM OLSUN.

problemlerimizi genellemeler üzerinden çözemeyiz.

kadınlara başörtüsünün farz olduğu genellemesine karşı yukarda görüş yazdım. ve sen de farkındasın ki, boş yazı değil o.

başörtüsünün farz olduğuna inananlarda vardır,tarihsel olduğunu düşünenlerde..herkes istediği gibi inanıp yaşamakta özgürdür..

böyle bir özgürlüğü en tanınmış başörtülü siyasi eşleri ve çocukları dahi yaşamadı.

Örneğin bir kadın başörtüsünü almanya gibi yerde çıkartmak için kendi kendine 30 yıl
mücadele ediyor ? Bu nasıl bir örnek sence ?
ve sonra çevresine karşı aynı mücadele başlıyor.
gonca kuriş öldürüldü. Peki, Ya yukarda yazan selami beyin beklentisi ????

Bunlar hep çeşitli dozlrda kuşatılmışlıktır.
selami bey de sevgiyle kuşatıyor istemeden.

Örneğin; dinde dindarlıkta "israf yoktur" derken nasılız ? hemfikir olabiliyor muyuz ?

evet,en azından bunun böyle olması gerektiğini biliyoruz.

ben iddia ediyorum ki; kadınların başörtüsü takması konusunda böyle bir birlik yoktur.
aksine, ben kadınları başörtüsü takmaya zorlamın mutluluk verici ve anlamlı hiç bir tarafı olmadığını iddia ediyorum. Bu dini ibadet şekli saçmadır diyorum. Ve benim bu görüşüm tahakküm altında nasıl alabiliyorlar ? ne ahzap, ne nur suresinin yorumları onlara bu hakkı vermiyor.

o zaman karşı görüş bilinmeli. kabul edilmeli. öbürleri poziitivist baskıyı eğitimde terk etmeli. bu olmadıkça hiç kimsenin özgür tercihinden söz edilemez.

din konuları diğer konulardan farklıdır.
asıl din konusu vicdanidir. / yukarda bir kardeş araya askerlikte "vicdani ret" olsun diye laf sokuşturmuş.

Vicdani özgürlük sadece din alanında olmalı, ama şu anda sadece din alanında vicdani özgürlük yok .

biz vatandaşlıktan başlıyoruz ki; Dünyanın hiç bir ülksinde vatandaşlıkta vicdani özgürlük yok.
Ben şimdi AB Ülkesi vatandaşı olacam desem, turist bile yapmazlar beni. Benim başka ülke vatandaşı olma tercim özgürlük değil.

bugün Vicdani özgürlüğü savunmacağımız tek alan var, o din. AMA GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ DİNDE; vicdani özgürlük yok.

Siz nasıl böyle bir dini savunursunuz ?
Ben dini otoritelerin verdiği hükümlerle nasıl
vicdani özgürlüğümü kullanamaz durumuna düşerim ?

ahzab 59 gözden kaçmış sanıyorum..hemde öyle bugünki gibi modern örtünme bile bu ayete göre olmuyor..çünki dışarı çıkarken kadınların üzerlerine cilbab almaları isteniyorki tepeden tırnağa bir örtünmedir bu..

ayetleri iyi okuman lazım. Yoksa hukuk fakültesine seni kabul etmeyne YÖK değil, kendin olursun (şahitliğin eksik sayıldığı için)
zaten paragrafın sonunda kendin yazmışsın, ben senden başka düşünüyorum. azhap suresini nasıl yanlış yorumlandığını düşünüyorsam bu ayette yanlış yorumlandı( istersen knz blogta yazayım)

ahzap peygamber eşine hitaben başlar,
Düşünelim.

peygamber eşi kızları ve o anda onlarla olan mumin kadınlar ??? onlar doğar yaşar ve ölürler. Bu ayeti bu zamnla genelleyemezsin. Allah kitabı basma kalıp olmaz. Oraya peygamber eşi diyorsa, sana bu birşey ifade etmeli.

nur suresi ile azhap bu açıdan farklı. sadece nur suresi üzerinden başörtüsünün hüküm olup olmadığını tartışmalıyız.

azhapda bir olay var; olay savaş zamnında mı geçti ? o kadınlar nereye gidiyordu ? şartlda ne vardı ? cilbab nedir ?

benim ailem de balkan göçü hikayeleri vardır.
koşullar insanları farklı yaşamaya zorlar.
azhap koşullu cümledir.

Kuran çamaşır makinası kullanma kılavuzu gibi bir din kitabı değil bildiğim kadarıyla.

bu hüküm gelince kadınların Hz.Muhammed(as) zamanında yüzlerini dahi örttükleri rivayetlerde söylenir..

söylenir tabi. en önemlisi bütün bu söylentiler de tutarlılık yoktur.

mesela evindeki yastıklarda hayvan resmi olmması gerektiği de söylenir.
Anneaneme mevlüde gelen bir misafir, apartman girişinde fotoğrafçı olduğu için o eve meleklerin gelmeyeceğini ve aneanemin o evden taşınması gerektiğini söylemişti.

söylenir tabi deniz, gerçi yüzünü örtmek, sadece kulağını örtmekten daha tutarlı :)

bu bir realitedir..Kuran'da emir vardır ve Peygamber döneminde de uygulanmıştır ki namaz kadarda aşikar bir şeydir..bir toplumun kadınları örtülü olurda bunu bir iki kişi mi görür?..yoksa bu çok meşhur bir olay mıdır?.

deniz namazı basitleştiriyorsun.

peki peygamber zamanında erkekler de yandan sarkan başörtüsü giyerdi. Yaser ararfatın cenazesinde görmedin mi arap erkekleri ?
kıyas o kadar yanlış ki ?

4 mevsimin yaşandığı bu ülkede, sadece kadınlara tek tip dayatma yapmak, çöldeki gibi giyin demek resmen zulüm. ERKEKler tişötle dolaşıyor, mintan düğesinden bile sıkılıyor ama kadınlar tahamüllü olmak zorunda. Analaşılır gibi değil.

sorun, benim bu vakıayı günümüz koşulları içinde nasıl analiz edeceğim meselesidir..
Kuran'da hüküm bildiren bu ayete karşı tutumum ne olacaktır? bugün örtünen bayanların büyük bölümü Kuran'daki cilbab emrine uymuyorlar..bu çerçeveden bakınca Emine Hanımın kıyafeti Kurani kıyafet değildir..

Kurani kıayafet diye bişey olmaz. Kadın ve erkek
toplum yaşamında sakınırlar. tek ölçü budur.

EMİNE hanımdan peçe takmasını rica edelim artık.
frensiz bir şekilde burka'ya doğru gitmek zorunda kalıyorsunuz. Kadınlar ne yapsa olmuyor.
Yaranamıyor. hep eksik. Hep beraber burka kıyafetinde tosyalalım, erkek vatandaşlarımız gömlek düğmesi iliklemekten sıkılsınlar.

not : yazdığın son paragrafına katılıyorum.

hatta birçok örtülü bayanın vucüt hatları bellidir..oysaki cilbab çok bol bir kıyafettir ve giyen bayanın kimliği belli olmaz..

ben de bol giyerim. dar giymek kadın veya erkek
olsun sağlıklı değil. giyim rahat olmalı.

peki ne diyorsun sen? erkekler dar giysin mi ?

bratt pitt'in deri dar ceketle bir fotoğrafı vardı, çok yakışıklı falan. onlar dar giysin mi ?
sen ne yapsan, çelişkiye düşersin deniz.
bir de benim dediğim gibi bak,

kadın ve erkek sakınsın derim. başka ölçü yoktur.
sen ilaki kadın eziyete girsin diyorsun.
erkek için hiçbişey demiyorsun ?

saçma gelmiyor mu sana. bi düşün istersen.

ifk hadisesini Hz.Aişe anlatırken:-Saffan benim yerde yattığımı görünce yanımda durdu beni tanıdı..çünki örtü hükmü gelmediği için yüzümü görebiliyordu der.

o sözler niçin neden söylemiş, hangi koşulda( yazmışsın zaten iki satır aşağıda ve ya aktarımı güvenlir de değildir belki)

anneanemde o evden taşınmalıydı değil mi ?
toplumca cinnette kadar gidiyor sonu ?

demekki cilbab yüzüde örtebilen bir kıyafet..
peki o d