« September 2005 | Ana Sayfa | November 2005 »
October 29, 2005
Cumhuriyeti Yaşatmak, 'Kutsal Görevimiz' mi?
[29 Ekim 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı]
Son günlerde İstanbul'da araba kullananlar otobanların üzerinde görkemlice uzanan şu cümleyi fark etmiş olmalılar: "En kutsal görevimiz, Cumhuriyet'i yaşatmaktır."
Bu cümleyi içeren dev afişlerin Cumhuriyet Bayramı'nı idrak ettiğimiz günlere daha bir anlam katmak için asıldığı belli. Bu bayramın önemine ise denebilecek hiç bir şey yok; aksine hepimize alabildiğine kutlu olsun. Ama Cumhuriyet'i yaşatmanın tüm vatandaşlara "en kutsal görev" olarak belirlenip ilan edilmesi üzerine biraz düşünmekte yarar var.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:41 AM | Yorumlar (13)
October 27, 2005
Türkiye'nin Ahlak Krizi
Türkiye iki haftadır Malatya'daki Çocuk Esirgeme Kurumu'nun yurdunda yaşanan rezaleti tartışıyor. Küçücük çocukları kafalarını tokuşturarak, terliklerle vurarak döven, aşırı sıcak suyla yıkayıp yakan zalim "bakıcılar"dan daha da kötü olan ise, televizyonlarda gördüklerimizin buzdağının sadece su üstündeki kısmı olması.
Bu gibi "esirgeme" kurumlarında yaşanan alçaklıkların, sadece şidettle sınırlı kalmadığı, cinsel taciz ve tecavüzlere kadar uzandığı da, mesele biraz deşildikçe ortaya çıkıyor. Taha Akyol, Malatya Sosyal Hizmetler İl Müdürü'nün, kendini savunurken, "Livatalar yaşanmış bir yurdu devraldım" dediğine işaret etmiş. Bu, erkek çocuklara tecavüz demek... Devletin "esirgeme" kurumlarında...
Eğer daha önce hiç böyle şeyler duymamış, görmemiş olsaydık, şaşırabilirdik. Ama, hayır. Bu gibi olaylar, biz Türkler için ucu-bucağı olmayan bir toplumsal skandallar zincirine yeni bir halka olarak ekleniyor. Bürokraside, siyasette, iş dünyasında, emniyette, toplumun hemen her köşesinde bir takım dolapların sürekli dönmekte olduğunu, savunmasız insanların ezildiğini ve "zalim"lerin at oynattığını zaten herkes adı gibi bildiği için, artık bu tip şeyler "sıradan vaka" olarak karşılanıyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 09:40 AM | Yorumlar (6)
October 25, 2005
Kılıçbay'la Yeniden—Bilimsel Çapanoğulları ve Materyalizm
Mehmet Ali Kılıçbay, Yeni Aktüel dergisindeki köşesinde geçen hafta “Mustafa Akyol['a] cevabım gecikmeyecek, anlaşılan artık inancı da tartışmak gerekiyor...” diye yazmıştı. Bu hafta ise gecikmeyen cevabını ortaya koymuş. "Tek doğru var, benim bildiğim" başlıklı yazısında, bana ve Akıllı Tasarım teorisine yönelik eleştirilerini sıralamış.
Aslında ben biraz daha dişe dokunur eleştiriler umuyordum kendisinden. Belki yazısında belirttiği gibi, sorun yer darlığıdır. Mevcut durumu buna yoralım ve yine de Sayın Kılıçbay'ın söylediklerini ele alalım.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 08:43 AM | Yorumlar (4)
October 23, 2005
Ahmet Altan'dan Din Üzerine İlginç Duygular
Ahmet Altan'ın bugünkü Hürriyet'teki "Cami ışıklarına bakan çocuk..." başlıklı yazısı, okumaya değer. Herkese öneririm. Bir ateist olan Altan, çocukluğundaki inançlı yıllarını, iftar sofralarını, teravih namazlarını özlemle anmış. Dahası, "içinde bir vahşetle, bencillikle hatta kötülükle doğan ve ölüm gibi karanlık bir yok oluşla varlıkları sona eren insanların gelişiminde, yaşama gücü buluşunda, ahlakı yaratışında, vahşetini sınırlayışında dinin çok önemli kültürel bir değer olduğunu" nasıl fark ettiğini anlatmış. Allah hakkında ise, "Varlığına inanmıyorum ama o varmış gibi hissetmekten hoşlanıyorum" demiş.
Turan Dursunvari "gözünü nefret bürümüş tepki ateizmleri" bir kenara bırakılırsa, hayattan demini almış pek çok ateistin geldiği noktadır aslında bu. Dinsiz bir yaşamın insan doğasındaki tahribatını bizzat yaşar ve "keşke inanabilseydim" derler. İnanamamalarının nedeni ise, Allah'ın varlığını irrasyonel (akıl dışı) bir inanç olarak tarif eden, dahası Allah'ın varlığına dair kanıtları gözlerden uzak tutup diskalifiye eden materyalist felsefedir. Modern dünyada "akıl" ve "bilim" kavramları materyalist bir temele oturdulduğu için, "akılcı" olmakla Allah'ı kabullenmek, ister istemez çelişik durumlar gibi görülür. Nitekim Ahmet Altan da çocukluğundaki dindarlığı anlatıp, "Sonra büyüdüm, inanmanın huzurundan aklın huzursuzluğuna geçtim" diyor.
Ama buradan daha ileri gitmek de mümkün. Amerikalı hukuk projesörü ve yazar Phillip E. Johnson da "dini incelediğimde, 'yazık, keşke doğru olsaydı' diye düşünmüştüm" der. Johnson bugün inançlı bir Hıristiyan ve Akıllı Tasarım hareketinin en önemli beyinlerinden biridir. "Keşke doğru olsaydı" dediği şeyin zaten doğru olduğunu ise, materyalizmi çözümlediğinde görmüştür. İşte bu nedenle materyalizmi eleştirmek, neden "bilimin temeli" değil, aksine ona aykırı olduğunu ısrarla göstermek gerekiyor.
Bir de şunu düşünmek gerek: Acaba din neden insana huzur veriyor? İnsanın doğası ile din arasındaki bu uyum, ikisinin birbirine uygun olarak "tasarlandığını" gösteriyor olmasın?...
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:47 AM | Yorumlar (16)
October 22, 2005
Evrim, Pandalar, Aptallık ve Cehalet
Hürriyet gazetesi köşe yazarı Ayşe Özek Karasu, "Pandanın Başparmağını Kim Yarattı?" başlıklı bugünkü yazısında, Akıllı Tasarım teorisine karşı mahkemede "bilirkişi" görüşü veren Darwinist biyolog Dr. Kevin Padian’ın "Akıllı Tasarım insanları aptal ve cahil yapar" sözünü aktarmış. Dahası, bu sözü çok da benimsemiş olacak ki, yazısına ara başlık yapmış.
Elbette bir insan görüşlerini kabul etmediği insanları "aptal ve cahil" olmakla suçluyor ise, bunu inandırıcı kılacak kanıtlar göstermesi beklenir. Diğer türlü, sadece hakaret etmiş olur. Bu nedenle, Sayın Karasu'nun yazısına baktım ve kanıt aradım. Bulduğum şeyler, oldukça enteresandı.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 02:50 PM | Yorumlar (1)
October 21, 2005
Agnostik Aklın İlkeleri Üzerine...
"Agnostik" rumuzunu kullanan okur, Anthony Flew ve Ateist Okurun Süregiden Yanılgıları başlıklı yazının sayfasına eklediği yorumlarda, Kuran'ın ilahi kaynağı olmadığını ileri sürüyor. Bu okurun iddialarına cevap niteliğindeki bazı yorumlarımı aynı sayfaya eklemiştim.
Ancak sadece bu dar tartışmayla sınırlı kalmaması gerektiğini düşündüğüm önemli bir yöntem sorununa dikkat çekmek istiyorum. Çoğunlukla ateist, materyalist ve hatta "agnostik" okurlarda gördüğüm bu sorun, başkalarını "inanmakla" suçlarken, kendi inançlarının — hem de hiç sorgulamadan, büyük bir hırsla tutundukları inançlarının — farkında olmamaları.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:54 AM | Yorumlar (0)
October 20, 2005
Bir Ateistin Yanılgıları
Sitenin düzenli okurlarından Ataman Ertuğrul, son günlerde eklediği bir dizi uzun yorumla Allah inancına ve ilahi dinlere karşı bazı itirazlar dile getirdi. İtirazların üslubu ve tarzı pek hoş olmasa da, içeriği nedeniyle Sayın Ertuğrul'a teşekkür ediyorum. Çünkü bu içeriği oluşturan klasik ateist argümanlar ile, gerçekte "ateist aklın" ne gibi yanılgılar, yargı bozuklukları ve çarpıtmalara dayandığını bizlere bir kez daha göstermiş oldu.
Gelin, Sayın Ertuğrul'un sitenin çeşitli sayfalarında yer alan yorumları üzerine birlikte düşünelim ve ateist aklın sorunlarını birlikte görelim.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:47 PM | Yorumlar (84)
October 19, 2005
ABD, Akıllı Tasarım'ı Tartışıyor
Bugünlerde Pennsylvania eyaletindeki lise ders kitaplarına Akıllı Tasarım teorisinin Darwinizm'e alternatif olarak girmesi hakkındaki tartışma, ABD basınında büyük ilgi topluyor. Özellikle teorinin en önemli kuramcılarından biri olan biyokimya profesörü Michael J. Behe'nin (yanda), Darwinist velilerin mahkemeye yaptığı şikayet nedeniyle Harrisburg kentinde açılan davada yaptığı tanıklık, geniş yankı uyandırdı. New York Times, Washington Post, The Guardian (İngiliz), MSN, Seattle Times, Philadelphia Inquirer gibi önde gelen medya kuruluşlarının büyüteç altına aldığı mahkemede, Prof. Behe, teorinin bilimsel kritelerle dayandığını, teoriye gösterilen şiddetli muhalefetin ise ideolojik temelli olduğunu anlattı.
Kanımca, son dönemde ABD basınında bu konuda yayınlanan en önemli yorumlardan biri ise, Jeff Jacoby'nin 2 Ekim tarihli The Boston Globe'da yayınlanan makalesi. Jacoby, şöyle diyor:
Her şey ne kadar da değişti. John Scopes 1925'te Tennessee'de mahkemeye çıktığında, dini fundamentalistler evrimi okulların dışında tutmak istiyorlardı, çünkü bu Kutsal Kitap'ın lafzi okunuşuyla çelişiyordu. Bugün ise Darwinci fundamentalistler, dünya üzerindeki yaşamın çeşitliliğindeki akıllı tasarıma dair kanıtları okulların dışında tutmak istiyorlar, çünkü bu sıkı sıkıya materyalist bir dünya görüşüyle çelişiyor. Seksen yıl önce, düşünce kontrolörleri Darwin'i istemiyorlardı, bugün ise düşünce kontrolörleri sadece Darwin'i istiyorlar.
Jacoby yazısını şöyle bitiriyor: "Akıllı Tasarım, ilkellik ve Kutsal Kitap dayatmacılığı değildir.... bilimdir."
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:55 AM | Yorumlar (0)
October 18, 2005
Anthony Flew ve Ateist Okurun Süregiden Yanılgıları
"Ateist" rumuzunun kullanan — ve Ateist Forum sitesini adres gösteren, yani bu ideolojide hayli kıdemli ve iddialı gözüken — okurumuzla tartışmamız sürüyor. En son kendisi ateizmin bilim tarafından desteklenen bir düşünce olduğunu savunmuş, ben de, diğer bazı argümanlarla birlikte, "o zaman neden ateizmin en büyük beyinlerinden olan Flew, bu inancından döndü" diye sormuştum. "Ateist" okur şöyle cevap vermiş:
Antony Flew yeni çıkaracağı kitap öncesinde böyle bir dönüş yaparak kitap satışını heralde en azından 4-5 katına çıkarmıştır. Ayrıca yaşamının sonlarına yaklaşmışken böyle bir dönüş yapması da insanı düşündürüyor. Antony Flew ateizmden deizme dönmüşür. Bu doğru. Ama dünyada teizmden ateizme dönen milyonlarca kişi vardır. Bir ateistin teizme de değil deizme dönmesi sizi neden bu kadar sevindiriyor anlamıyorum. Dünyada hala milyonlarca ateist var. Antony Flew'un diğerlerine bir üstünlüğü olduğunu mu düşünüyorsunuz?... Bence hiç de önemli bir olay değil ateizmi bırakmış olması.
Burada "Ateist" okurun üç iddiası var; Flew'ün amacı kitap satışını artırmaktır, teist değil deist olmuştur ve zaten önemli bir adam da değildir, diyor. Böyle demekle de bize bir kez daha ateizmin ardında yatan dogmatizmi sergileme fırsatı veriyor.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 12:59 AM | Yorumlar (5)
October 02, 2005
Türkiye ve Başörtüsü
[Yazının İngilizce orjinali 2 Ekim 2005 tarihli The Washington Times gazetesinde ve TheWhitePath.com'da yayınlandı]
Dünyanın çok az ülkesinde polisler kadınların uygun kıyafet giyip giymediklerini denetler. Bu ülkelerden biri Suudi Arabistan'dır. Suudilerin kötü bir şöhrete sahip olan "mutavva" adlı "din polisleri", kadınlara başlarını ve vücutlarını zorla örttürür. Türkiye'de ise durum tam tersinedir: Türk polisler kadınları başlarını açmaya zorlarlar.
Tabi adil olmak gerek: Türkiye'nin kıyafet yasaları Suudi Arabistan'a kıyasla çok daha hafiftir. Türkiye'de ise yasaklama sadece "kamusal alan" denen yerlerde uygulanır. Yani devlet binalarında, mahkemelerde, üniversite kampüslerinde ve tüm okullarda.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: 01:04 PM | Yorumlar (135)



