« Teşekkür ve Bir Duyuru | Ana Sayfa | CNNTürk Ekranlarında Darwin-Tasarım Tartışması »

September 18, 2005

İlginç Bir Okur Yorumunun Düşündürdükleri

MustafaAkyol.org okurlarının siteye eklediği yüzlerce yorum için tekrar teşekkür ediyorum. Ne yazık ki şu günlerdeki yoğun çalışma tempom nedeniyle, yorumlardaki karşı görüşlerin hepsine tek tek cevap yazma imkanım yok. Ancak son günlerde "Gezgin" ismini kullananan sayın okurun yaptığı iki yorumu, ideal bir "case-study" (çalışma örneği) oluşturduğu için, ele almak istedim.

Koyu materyalist olduğu anlaşılan sayın "Gezgin", Tasarım teorisine şöyle itiraz etmiş:

Akıllı tasarım bilimsel bir kuram degildir. Açıklanamayan şeyleri görünce Tanrı yaptı demek eskiden kalma bir alışkanlıktır... Evrim ile akıllı tasarım karşılaştırılması mümkün olmayan şeylerdir. Birisi bilimsel yöntemlerle işlemekte, digeri ise ben 'bunun nedenin bilmiyorum, o zaman Tanrı yaptı demektedir'.

Dikkat edilirse, sayın "Gezgin", Tasarım argümanının bilgisizliğe dayandığını ileri sürüyor. Ona göre, Tasarım, "açıklanamayan şeylere" yapılan bir yakıştırma.

Oysa Tasarım teorisini savunanlar, canlıların, örneğin hücrenin, açıklanamadığı için değil, açıklandığı için Tasarım'a kanıt oluşturduğunu vurgularlar. (Örneğin Michael Behe'ye göre, hücre Darwin zamanında yapısı bilinmeyen bir "kara kutu" idi. Darwinistler, basit sandıkları hücrenin kökenini rastlantılar ve doğa kanunları ile açıklayabileceklerini sanmışlardı. Ancak hücrenin kompleksliğinin keşfedilmesi ile, Tasarım bariz hale geldi.)

Ama yine de sayın "Gezgin", Tasarım açıklamasını "açıklama"dan saymıyor. Neden acaba?

Bunun nedeni, her canlının kökeninin doğal süreçlerle (yani bir Tasarım olmaksızın) açıklanabileceğine İNANMASI. Materyalizmi en baştan bir dogma olarak kabul ettiği için, materyalizme uymayan bir açıklamayı "açıklama" olarak kabul etmiyor...

Peki ama materyalizme neden ilk başta inanmış? Nasıl ikna olmuş?

Bunların cevabını da aşağıdaki yorumunda bulabiliyoruz:

Evrende madde dışında birşey mi keşfettiniz? Herhangi bir fiziksel süreçte E=mc^2 ye aykırı birşey mi var? Korunum yasaları yürürlükten mi kalktı? Fizikteki standart kuram yanlışlandı mı? Bu soruların hepsinin yanıtı HAYIRDIR. Evrende sadece madde ve onun etkileşimleri vardır. Bunun aksini ortaya koyabilecek tek bir gözlem ve deney sözkonusu degildir. Bilim materyalistir ve materyalizmin sonunun gelmesi mümkün degildir. Kişilerin ne dediginin önemi yok, bilim madde dışında birşey yok diyorsa, olay bitmiştir. Siz istediginiz takımı tutabilirsiniz.

Sayın "Gezgin"in özgüveni takdire değer, ancak yaptığı yorumda ciddi bir mantık hatası var:

"Sadece madde ve onun etkileşimleri vardır, bunun aksini ortaya koyabilecek tek bir gözlem ve deney sözkonusu degildir" diyor. Yani, madde-ötesini (en başta da Allah'ı), deney ve gözlemle tespit etmeyi, yoksa reddetmeyi öneriyor. Oysa bir şeyi deney ve gözleme tabi tutabilseydik, o zaman o zaten madde olurdu!... Madde-ötesi, zaten tanımı gereğince, deney ve gözleme tabi tutulamaz.

Madde-ötesinin varlığını deney ve gözlem yoluyla reddetmek ise, bir araziyi metal dedektörü ile tararken, "burada metaldan başka bir şey yoktur, olsa dedektör onu bulurdu" demek gibi bir şeydir.

Peki o zaman böyle bir "madde-ötesi alem"in varlığını nereden anlıyoruz, diye sorulabilir. Cevap, bu sitedeki pek çok makelede anlatıldığı gibi: Biz madde-ötesinin varlığını, maddesel evrenin yoktan var edilmiş olmasından ve içerdiği tasarım ve bilgiden anlıyoruz. Bir resmin, kendisini yapan ressamın varlığını göstermesi gibi...

Materyalistlerin yapması gereken ise, sözkonusu bilgi ve tasarımın doğal süreçlerle nasıl ortaya çıkmış olabileceğini anlatmalarıdır. "Maddeden başka bir şey görmüyoruz; demek ki materyalizm doğrudur; öyleyse Tasarım yanlıştır" gibi işleyen kısır döngüye dayalı mantık örgüleri kurmak değil.

Ancak yine de siteye yaptıkları katkılara teşekkür ediyorum. İlginç yorumları, materyalizmin mantıksal çelişkilerini gösterdigi ve bu felsefeye nasıl da körü körüne inanıldığını sergilediği için, yararlı oluyor.

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 18, 2005 04:34 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Bilimi, "Bilimin madde dışında bir şey yok" dediği gibi bir iddia -aslında, temenni ve inançtan öte, hiç bir analitik alt yapısı bulunmayan bu sav- ile bağdaştırabilen, sınırlandırabilen ve anlamlandırabilen bir bakış açısı için, bilim'in "takım tutma" gibi bir tarafgirliğe indirgeyebilecek bir zihniyet için "materyalizm"in bir dogma olarak ölmeyeceğini iddia edebiliriz. Materyalizm, darmaduman olsa, adı sanı silinse, güya (!) çok güvendikleri bilim otoriteleri materyalizm'in tüm argümanlarını "ortak" kararla çürütse (ki böyle bir durumda bilim'i inkar edeceklerdir) kahramanca siperlerini bırakmayacaklar ve aslında hep varlığını inkar ettikleri ruhani vecd ile onu savunmaya devam edeceklerdir.

Materyalizm'in, bir illuzyon ve bir demistifikasyon olduğunu en iyi olarak materyalistlerin bu tip argümanları ispatlıyor.. Bizim ek bir gayret içerisine girmemize pek gerek yok gibi..!!

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 18, 2005 07:19 PM

Sayın Gezgin "madde" kavramının gerçekte bir olumsuzlama(negation)dan öte hiçbir anlamı olmadığını çoktan beridir ortaya koymuş olan felsefi analizleri incelemiş olsaydı herhalde bu yorumlar yerine başka şeyler yazardı. Kaldıki Akıllı Tasarım teorisyenleri işin bu biraz derince yönünden pek söz etmiyorlar. Bir anlamda materyalist gibi 'düşünme'yi başarabilsek bile varılan sonuç değişmiyor. Evrende tasarım aramak abes bir iş. Tasarımdan gizlenmek için sığınageldiğimiz inanışlara bir de akıl süsü vermek hepten derin bir yanılgı. Problem tasarımı bulmak değil, onu algılamaya engel önyargılardan kurtulmaktır.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 18, 2005 07:29 PM

Gördüğüm kadarıyla, "Akıllı Tasarım" medyamıza tek bir açıdan girebiliyor. O da, ateşli bir tartışma ortamı (yani reyting) oluşturacağı düşünülen "Evrim Teorisini çürüten yeni teori" başlığı. Böyle bir giriş olunca da Akıllı Tasarım Teorisini destekleyen uzman kişiler kaldığı yerden devam ediyorlar.

Bu yüzden şöyle bir izlenim doğuyor; "Akıllı Tasarım, Darvin'in çıkarımlarının hatalı ve eksik olduğunu gösterdiği için doğrudur".

Açıklamalar "p ise q" çapında kalıyor sanki. P (Darvin) olmaz ise Q (Akıllı Tasarım) açıklanamayacakmış gibi bir izlenim doğuyor. Bu izlenim nedeniyle de Akıllı Tasarım'ın bilimsel bir dayanağı yokmuş gibi görünüyor.

Sorular, Darvin ve teorisinin üzerinden geldiği için, cevaplar ve açıklamalar da o küme içerisinden çıkıp geliyor. Doğal.

Akıllı Tasarım açıklanmaya çalışılırken, öncelikle bu yanlış izlenimin yok edilmesi gerekir diye düşünüyorum.

Yazan: Selim Yörük Tarih: September 18, 2005 08:34 PM

Sayın Yörük,

Değindiğiniz konu üzerinde dikkatle durulması lazımdır diyorum. Çünkü, gerek bizlerin ve gerekse medyanın konuyu ele alış uslubundan kaynaklı bir gelişmeyle, Sayın Gezgin gibi düşünen dostlarımız; mevzuyu, Materyalizme karşı yapılan bir hareket olarak algılamaktalar!

Oysa The Theory of Intelligent Design, kendi bilimsel gerçekliğini; Materyalist Anlayışla bir kıyas yapmadan, onunla bir yarış içersine girmeden ortaya koyma çabası içersindedir...

Bir yanda "Materyalizm", diğer yanda "Akıllı Tasarım" şeklindeki algılamalar neticesinde; düşün münazaralarını, Sayın Gezgin gibi futbol maçı havasında izleyenlerin ortaya çıkması gayet doğaldır.

Sayın Gezgin,

Yazınızı ilk okuduğumda, hayret ve dehşet içinde kalarak şaşkınlık yaşadım; zira beyan ettiğiniz düşüncelerle, kendi kalesine gol atan bir forveti oynamış oldunuz gibi geldi bana.

Bakınız efendim, biz burada Akkıllı Tasarım vardır diyoruz: Yani Güneş sistemini, yerçekimini, Proton ve Nötronları, DNA genetik sarmalını, saniyede 300.000 KM hızla hareket eden Fotonu, Elektrik akımını, Manyetizmayı bir tasarlayan vardır diyoruz!

Sevgili muhterem; V=iR, F=ma, V=at, P=mV, E=mc^2 formülleri ve dahi niceleri; bir tasarlayıcının olması gerektiği yargısını sizde uyandırmıyor mu?

(DipNot) Sayın Gezgin, ben imanı bütün bir kimse değilim. Burada olduğu gibi, kendi gayretlerimle yaradılış gerçeğini aklım ve mantığımla anlama çabası içersindeyim. Eğer, benim anlayamadığım Tesadüfi bir Varoluş ile meydana gelmişsek; ve siz bu gerçeği, ispatlayabilecek ölçüde biliyorsanız; lütfen beni de bu bilgiden mahrum bırakmayın.

Saygılarımla,
Kâzım Mızrak

Yazan: Kâzım Mızrak Tarih: September 20, 2005 12:58 AM

Sayın Yörük Ve Sayın Mızrak,

Tamam, Akıllı Tasarım Teorisi materyalizme savaş açmamış olabilir. Ama her tez/teori, doğası gereği bir antitez/antiteoridir. Ortada açıklama isteyen bir fenomen var : Evren ve özellikle canlılık. Akademide başat teori materyalizm ile savunulan naturalizmdir. Burada determinist (belirlenimci) ve şansa dayalı bir açıklama iddası var. Bu, iradenin ve dolayısıyla tasarımın tam karşısında yer alan bir şey. Tasarım mantıksal olarak belirlenim ve şansın karşısında yer alır. Tasarımı düşünmez isek belirlenim ve şans da anlamını yitirir. Bu, evrende belirlenim ve şansa da yer olabileceği anlamına gelmiyor. Ancak düşünce düzleminde bunlar tasarımın olumsuzlanması ile ortaya çıkan kavramlardır.

Şu nokta bence çok önemli : Materyalizm/Naturalizm, tasarımdan bir tür kaçıp saklanmadır (devekuşu yöntemi ile). Akıllı Tasarım Teorisi tasarımın keşfedilmesi değil, tasarımın güncel olanaklarla daha belirgin hale getirilmesidir. Burada "Biz tasarıma başvurmadan açıklıyoruz" diyenlerin açıklama dedikleri şeylerin neden dolayı açıklama olmadığını göstermek de belirginliğe katkı sağlar.

"Naturalizm yanlış, o halde tasarım doğru" tabi yanlış bir yaklaşım. Ama "Naturalizm yanlış ise Tasarım doğrudur"da bir yanlışlık yok, mantıksal olarak. Çünkü naturalizm "tasarım yoktur" dışında hiçbir şey demiyor. Tabiki tasarımın olmadığı yanlış olunca tasarım doğru olur. Bu tasarımın doğruluğunun naturalizmin yanlışlığına bağlı olduğu anlamına gelmiyor. Tasarımın doğruluğu ile naturalizmin yanlışlığı zaten aynı şeydir.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 20, 2005 01:30 PM

Ek olarak; Akıllı Tasarım'ın vardığı nokta "Evreni tasarlayan bilinçli bir tasarımcı vardır"dan daha öte değildir.

Yani "Evreni tasarlayan bilinçli bir tasarımcı vardır ve bu da Allah'tır, Tanrı'dır" gibi bir çıkarıma gidilmesi bilimin dışında kalır ve yoruma girer. Akıllı Tasarım, bilimsel sınırlar içindedir ve bu şekilde bir yorum yapamaz.

Akıllı Tasarım'ın vardığı noktadan yola çıkarak "Evet bilinçli bir tasarımcı vardır fakat bu Allah değil, The Matrix adlı filmdekine benzer bir 'coder'dır" şeklinde de bir açıklama getirilebilir. Bu da bir yorumdur. Bir inançtır.

Sonuç olarak bilimsel çalışmalar bize delilleri gösterir. Delilleri mantıklı bir sıralamaya koyup yorumlar yapmamıza ön ayak olur. Bu delillerden yola çıkıp farklı yorumlara varmak doğaldır.

Darvin ve Akıllı Tasarım'ın yaptığı da budur. Her ikisinin de kullandığı deliller aynıdır. Fakat farklı yorumlar üretmişlerdir. Bu farklılık da delilleri farklı okumalarından kaynaklanmıştır.

Kişisel olarak bir "yorum"a gidecek olursam; Darvin'in "Tesadüfi Evren" açıklamasını mantıklı bulmadığımı belirtmeliyim. Bu kadar kompleks organizmaların tesadüfler ile oluşması, bir binayı oluşturan tüm maddelerin kamyonlarla boş bir arsaya dökülüp, "Şöyle güzel, konforlu bir bina oluşsun" diye beklemeye benzer.

Ne kadar uzun beklerseniz bekleyin, ne kadar farklı doğa olayları ile karşı karşıya olursanız olun, o malzemelerin bir binayı oluşturmasını ummak hayalden başka bir şey değildir.

Evet, Darvin o zaman için böyle bir hayali "Teori" olarak sunmuştur. Çünkü bir beklentisi vardır. "Teori"yi destekleyecek kısımların, yani evrim kronolojisinde eksik kalmış (bulunamamış) fosillerin ileriki yıllarda detaylı araştırmalarla bulunacağını ummuştur.

Fakat, uzun araştırmalara ve kazılara rağmen Darvin'in umduğu gibi herhangi bir ara forma, geçiş fosillerine rastlanmamıştır. Yani Darvin'in teorisinin doğru olduğunu iddia ettiği tek dayanağı da çökmüştür.

Garip olan, yıllar önce bu, yani ara formların olmadığı gerçeğinin ortaya çıkmasına rağmen, bu teorinin hala mantıksızca destek görmesidir.

Bilim adamı, herhangi bir bilgiye körü körüne bağlanmayan, yani bir inanç doğrultusunda sonuca varmayan kişidir. Buradan yola çıkarak, dayanağı kalmamış bir teorinin doğru olduğunu iddia etmek inançtan başka bir şey değildir. Ve bir bilim adamına yakışmaz.

Bugün hala Evrim teorisini çürüten delillere rastlıyor isek, edindiğimiz delilleri tekrar gözden geçirmemiz, yeni bir açıklama yapmamız gerektiği açık ve seçik ortadadır.

Bu, yeni delil birleştirimi ister Akıllı Tasarım ile olsun isterse bir başka teori sayesinde olsun, önemli nokta ürettiğimiz açıklamanın aksinin kanıtlanmamış olması ve "yanlışlanabilirlik ilkesi"ne uygun olmasıdır.

Yazan: Selim Yörük Tarih: September 20, 2005 01:51 PM

Sayın Gezgin Bey Kardeşim,

Gezerken hiç mi bir "Kapitalizmin Tarihi" linkine rastgelmedin ola?.. İnsanların sürüler halinde maddeye tapınmasının planlı programlı uygulanışının tarihinden hiç mi haberin yok?.. İnsanları kitleler halinde: "Bundan başka yer yok, bundan başka varoluş da yok"a inandırıp tabiatının sınırlarını zorlayarak çalışıp 100 birim üretim yapıp karşılığında aldığının yüzünü de birtakım adamların cebine koymanı mümkün kılan bu sistemin ayrılmaz bir parçasıdır senin yaşadığın körlük. Öncelikle, eğer senin ölümün varoluşunun da sonu ise ne demeye uğraşıyorsun sitelere girip "comment"ler yazmaya?.. Atla sistemin çarklarından birine ha-babam üret, ha-babam tüket hala vakit varken!.. İronik olan nedir biliyor musun?.. Onyıllar boyunca, insanları, "din"in "kitlelerin afyonu" olduğuna inandırdılar -kendileri kitlelere damardan pozitivizm yükleyip herbir bireyin çaresizce ve kafası kesilmiş tavuklar gibi dolandığı bir dünya yaratmak için... Çok uzatmayayım... Bana sorarsan eğer kardeşim, duygularını aşşağılamaya bir son ver ve git, sevdiğin bir insana, bir kediye, bir çiçeğe dokun derim... Dokunduğun anda duyumsadığın herşeyde sen varsın ve duyumsadığın herşey sensin. Sen maddenin ötesinde birşeysin. Hormonların ya da bedenin ürettiği elektriğin ötesinde milyonlarca şeysin. Gözlerini kapatıp kendi içine bak... Bir çocuğun gözyaşları karşısında hissettiğin acı ve bu acıyla döktüğün tek damla gözyaşın bile maddenin çoook ötesinde birşey. Allah'a emanet ol!

Yazan: asabî Tarih: September 20, 2005 04:34 PM

Bugun aklıma geldi ve dönüp bakayım dedim, geciklemeli olarak yanıt hakkımı kullanıyorum.

Koyu materyalist oldugum söylenmiş, meraktan soruyorum, açık veya az şekerli materyalist mi oluyor muş?

Maddenin dışında birşey yok diyorsanız, materyalistsinizdir, ama madde bir tanrı tarafından yaratıldı falan diyorsanız, maddenin varlıgını onaylamakla birlikte maddeye madde dışında etkilerin oldugunu kabul etmeniz nedeniyle materyalist degilsinizdir. Koyu materyalist yerine, tartışmada biraz daha sert oldugum söylenebilirdi. Sizin neye inandıgınızın benim için hiçbir önemi yok, imanlı veya imansız olmanız sizi baglar, ama materyalizmi eleştiriyorsanız, bunu net olarak görmek isterim. Sizin eleştiriniz materyalizm dogmadır söyleminin ötesine geçememiş. O açıdan materyalizm neden yanlıştır veya nasıl olmuş da çökmüştür, anlamakta zorluk çekiyorum. Bana kişisel tesbitlerle degil, benimde katılabilecegim önermelerle gelmeniz uygun olurdu. Biz seni hiçbir şart hakkında ikna edemeyiz demeniz ( demediniz, ama söylemlerinizin subjektifliginden ben bu sonuca vardım ) ise aslında eleştirilerinizin nasıl temelsiz oldugunu göstermektedir. Sadece inancınıza ters geldigi için materyalizmi reddediyorsunuz ve benim dogmatik oldugumu söylüyorsunuz. Bilimsel yönteme baglılıgın dogmatik olarak nitelenmesini anlamakta zorlandıgımı ifade etmeliyim.

Bilimsel yöntem basittir. Gözlem ve deneylerle bilgiler toplanır, yanlışlanabilir bir kuram ortaya atıp test edilir. Sonuçlar kuramınızla uyuşuyorsa, sorun yoktur. Bu kuramı çinli de amerikalı da kullansa benzer şartlarda aynı sonuçlara varacaktır. Simetri nedeniyle fizik yasaları evrenin her yerinde aynıdır.
Paradigma kavramına girip, aslında gözlem ve deneyi yapanın hangi ölçütlerle hareket ettigine deginmeyecegim, konu uzadıkça, uzar.

Akıllı tasarım hiçbir şekilde yanlışlanabilir bir kuram degildir, bilmedigimiz bir olayı, bilemeyecegimiz şekilde açıklamanın bilimsellikle ilgisi yoktur. Hücrenin nasıl bir araya geldigini bilmiyorum, öyleyse biri tasarlanmıştır demek bilim degildir. Bunun tasarlanmış oldugu kanısına indirgenemez komplekslilikle varılmakatadır. İndirgenemez komplekslilik bilim tarafından kabul edilmemektedir. Bilimsel yöntemde yanlışlanabilir kuramlara yer vardır, bunun dışındakiler yanlış sonuçlara götürecektir. Aklıma dünyayı güneşin çevresinde meleklerin döndürdügü inancı geldi. Size göre o da büyük bilimsel bir kuram olmalıdır, yanlışlanır olup olmamasının size göre önemi yok, bilmedigimiz bu durumu açıklıyor ya, gerisi önemli degil, yeterki sizin inancınızla da örtüşsün.

Behenin indirgenemez komplekslikligin eleştirisiyle ilgili bir link veriyorum.
http://www.talkorigins.org/faqs/behe/review.html

Görüldügü üzere dogmatik olan ben degilim, tam tersine sizsiniz. Bilimi tanrı bulma anlayışınıza alet edip, onu yozlaştırıyorsunuz. Bilim tanrı var mı, yok mu ilgilenmez. Doga olaylarını dogaya dayanarak açıklamaya çalışır. Bu noktada maddeye de hiçbirşeyin etki etmedigini söyler. Bunun dışında bir anlayış bilimin çalışma kapsamına girmez. Gözlem ve deney yapamayacagı olguları yok sayar, bakınız einstein ve esir. Yok sanılan şeylerin madde üzerinde etkisi oldugunun söylenmesi ispatı gerektiriri. Tanrı ve cinler var ama onlar evrenle etkileşmiyorlar derseniz kutsal kitaplarınızla çelişirsiniz.

Benim açımdan tanrının olmayışı ise çok basittir, teistlerin söyledigi tanrının olması korunum yasalarını geçersiz kılacaktır. Ortalıkta cinlerin dolaştıgı ve maddeye etki ettigini varsaydıgınız zaman ( etki etmiyorlarsa zaten olup olmamaları anlamsızdır ) ne korunum yasaları kalacaktır, ne de herhangi bir fizik yasası. Deistler açısında durum daha çok ilk ana dayanır, ilk anın bir karadelikten farksız olması nedeniyle maksimum entropi sözkonusudur. Maksimum entropiden ise bilgi çıkışı mümkün degildir. İlk anda deist bir tanrının evrenin koşullarını ayarladı iddiası fizik yasalarıyla ( maksimum entropinin oldugu yerde ayar falan olmaz ) uzlaşmazlıga götürür.

Fizik yasalarının neden böyle oldugu konusunda açıklayıcı olan kuram noether in simetri kuramıdır. Bu kuram korunum yasalarının da özüdür. Konuyla ilgili feynmanın "fizik yasaları üzerine" kitabı yardımcı olacaktır. Tüm fizik yasaları sonuçta 4 temel etkileşimle oraya çıkar. Yüksek enerjide bunlar qcd ve çekim diye ikiye inebilmektedir, ama standart kuram çekimi ve kütleyi içermedigi gibi bunların tek bir etkileşim olarak ele alınmasını da izin vermemektedir. Görüldügü üzere standart kuramın eksikligi olması beni acaip şeylerin arayışına itmiyor ve bilmedigimiz bu olayın zamanla açıklanabilecegine olan inancımı dile getirmekle yetiniyorum.

Bilmediginiz her noktada tanrının oldugunu iddia ediyorsunuz, size de bu durum garip gelmiyor mu? Dün tanrıdan yagmur yagdırmasını istediniz, bugun ise dnayı tasarladıgını söylüyorsunuz. İkisini de söylerken çıkış noktanız bilmiyor olmanız, biliyorsanız bilimsel yöntemle açıklarsınız.

Maddenin nasıl bir yanılsama oldugunu ben bilmiyorum. Sagda solda bunu iddia eden harun yahya siteleri var, herhalde oraya atıfta bulunuyorsunuz.

Bigbangın bir yaratıcın varlıga delil oldugu ileri sürmeniz beni gerçekten şaşkınlıga itti. Bigbangı tanrı ile açıklayan tek bir bilimsel teori bilmiyorum. Bigbang teorileri aşagıdadır.

Vaktim olmadıgı için hızlı ve dagınık yazdım. Bilimsel bir yöntem konusunda ciddi eksiklikleriniz var, bu konularda çalışmanızı salık veririm. Her şeyden önce kullandıgınız yöntem bir başkası tarafından da kullanıldıgın da, kullanan aynı sonuca ulaşılabilimelidir. Söyledikleriniz ise kişisel, ispatlanması veya yanlışlanması mümkün olmayan önermelerdir. İnancınıza saygı duyuyorum, ama materyalizm ve bilim konusunda atıp tutarken bir daha nesnel olmanızı beklerim.

Bilimsel bigbang kuramları:
http://philsci-archive.pitt.edu/archive/00001910/01/VAASTIME.PDF

1 - Beginning and an end

1.1 - classical big bang/big crunch: Alexander Friedmann (1922), Stephen Hawking & Roger Penrose (1965 ff)

1.2 - quantum tunnel effect: Alexander Vilenkin (1982 ff)

1.3 - no boundary instanton: Stephen Hawking & James Hartle (1983)

2- Beginning, but no end

2.1 - classical big bang/big whimper: Alexander Friedmann (1924), Georges Lemaître (1927), Stephen Hawking & Roger Penrose (1965 ff)

2.2 - phoenix universe (global!): Georges Lemaître (1933), Richard C. Tolman (1934)

2.3 - quantum tunnel effect and eternal inflation: Alexander Vilenkin (1982 ff)

2.4 - cosmic Darwinism: Lee Smolin (1992 ff)

2.5 - no boundary instanton: Stephen Hawking & Neil Turok (1998)

3 - No beginning and no end (static. vs. evolutionary vs. revolutionary)

3.1 - static universe: Albert Einstein (1917)

3.2 - empty expanding universe: Willem de Sitter (1917)

3.3 - eternal expansion out of a static universe: Arthur S. Eddington (1930)

3.4 - steady state: Hermann Bondi, Thomas Gold & Fred Hoyle (1948 ff)

3.5 - quasi-steady state: Fred Hoyle, Geoffrey Burbidge & Jayant V. Narlikar (1993 ff)

3.6 - chaotic inflation (global!): Andrei Linde (1983 ff)

3.7 - Planckian cosmic egg (global!): Mark Israelit & Nathan Rosen (1989 ff)

3.8 - big bounce: Hans-Joachim Blome & Wolfgang Priester (1991)

3.9 - ekpyrotic and cyclic universe (global!): Paul Steinhardt & Neil Turok et al.(2001 ff)

4 - no beginning, but an end

4.1 - collapse out of a static universe: Arthur S. Eddington (1930)

5 - cycle (recurrence)

5.1 - oscillating universe (local!): Mark Israelit & Nathan Rosen (1989 ff), Redouane Fakir (1998)

5.2 - cyclic universe (local!): Paul Steinhardt & Neil Turok et al. (2002 ff)

5.3 - circular time in a rotating universe: Kurt Gödel (1949 ff)

5.4 - big brunch/time-reversal: Claus Kiefer & H. Dieter Zeh (1995)

6 - time-loop with/without end

6.1 - self-creating universe: John Richard Gott III & Li-Xin Li (1998)

7 - pseudo-beginning with/without a local end

7.1 - background-dependent:

7.1.1 - soft bang/emergent universe: Eckard Rebhan (2000), George F. R. Ellis & Roy Maartens et al. (2003)

7.1.2 - quantum fluctuation, de Sitter instability etc.: Edward Tryon (1973), Robert Brout et al. (1978 ff), Alexei A. Starobinsky (1979 ff), David Atkatz & Heinz R. Pagels (1982), John Richard Gott III (1982), Mark Israelit (2002)

7.1.3 pre-big bang: Gabriele Veneziano & Maurizio Gasperini (1991 ff)


7.2 - background-independent:

7.2.1 - pregeometry: John A. Wheeler (1975), Peter W. Atkins (1981), Stephen Wolfram (2002)

7.2.2 - loop quantum cosmology: Abhay Ashtekar & Martin Bojowald et al. (2002 ff)

Yazan: Gezgin Tarih: September 20, 2005 05:03 PM

Penguenler ''evrim teorisine'' savaş açtı

Amerika'da gişe rekorları kıran "İmparator'un yürüyüşü" belgeselinin evrim teorisini çürüttüğü iddia ediliyor. Belgeselde anlatılan İmparator penguenleri tek eşli ve ahlaki değerlere sahip! Nasıl mı? İşte penguenlerin evrim teorisi savaşı..


2005 Fransa yapımı olan belgesel-film Luc Jacquet
imzalı. 84 dakika boyunca Antarktika'nın soğuk ama sıcak görüntülerine dayalı bir öykü. Orjinal adı 'La Marche De L'Empereur olan film evrim teorisini çürütür nitelikte.

ABD'de 70 milyon dolar hasılat yapan "İmparator'un Yürüyüşü" adlı belgeselde penguenlerin, insanlar gibi ahlaki değerlere ve aile kavramına sahip olduğu gösteriliyor. Penguenler zorlu yaşam şartlarına rağmen, eşlerini terk etmiyor.

Dişi yumurtladıktan sonra erkek penguen, yumurtayı kesesinde taşıyarak sıcak kalmasını sağlıyor. Dişi bu sırada tam 110 kilometre yol katederek, 2 ay boyunca eşi ve doğacak yavrusu için yiyecek arıyor. Bu süre içinde de ne erkek ne de dişi kesinlikle 'tek eşlilik' kuralını bozmuyor.

Christian Science Monitör ve National Review gibi muhafazakar yayın organları, 'İmparator penguenleri'nin sadakat ve ahlak temeline dayanan yaşam tarzını, Tanrı'nın varlığının en büyük kanıtı olarak yorumluyor: "Eğer evrim teorisi doğru olsaydı, penguenlerin üreme sistemleri, dünyaya daha çok yavru getirmelerini sağlayarak yaşamlarını kolaylaştırabilirdi.

Bir yumurtayı sıcak tutmak için aylarca soğukta aç bilaç beklemezlerdi. Fakat penguenler, içgüdülerine bağlı kalarak tek eşli bir yaşamı seçti. Sadakat dolu yaşam biçimleri Tanrı'nın varlığını hissettiklerini gösteriyor. Bu da evrim teorisini çürütüyor."

Yönetmen Luc Jacquet, öykü için ‘gerçek, fakat bir o kadar gerçeküstü’ tabirini kullanıyor. Bu tabirin tam yerini bulduğu bölüm; penguenlerin, eşlerini bulmak için bir nev’i serenat yaptıkları sekans. Başta tanışmak ve birleşmek için kullandıkları bu yöntem, aylar sonra buluştuklarında da işlerine yarıyor. Besin depolamak için okyanuslara giden anne penguen, geri döndüğünde, ayağının dibindeki yumurtasıyla kendini bekleyen baba pengueni böylece tanıyor. Annenin dönmesiyle enerji toplamak üzere üç aylığına okyanusa açılan baba pengueni de aynı şekilde sesinden ve şarkısından tanıyarak karşılıyor yumurtadan yeni çıkan yavrusu.



Yazan: Vural Tarih: September 20, 2005 05:24 PM

Sayın Gezgin,

"Koyu materyalist" olduğunuz yönündeki izlenimimi ifade ettim, çünkü materyalizmi sorgulamaya açık gözükmüyorsunuz.

Materyalizm nasıl sorgulanabilir? Maddesel evrenin, dış bir düzenleme ve müdahale olmaksızın bugünkü yapısına (ve canlılığa) ulaşmış olup olamayacağı sorularak sorgulanabilir. Akıllı Tasarım teorisi, bu soruyu irdeliyor.

Siz ise bu sorunun cevabını ilk baştan belirlemiş durumdasınız. Aşağıdaki iki cümleniz bunun göstergesi:

"(Bilim) Doga olaylarını dogaya dayanarak açıklamaya çalışır. Bu noktada maddeye de hiçbirşeyin etki etmedigini söyler."

Maddeye hiç bir şeyin etki etmediğine zaten en başta bir ön kabul olarak İMAN ediyorsanız, ve bilimi bu prensiple sınırlandırıyorsanız, elbette bilimden bunun aykırı bir sonuç çıkmaz. Karşınıza çıkan tüm aksi yöndeki kanıtları "bir gün bir açıklama bulunur" diye geçiştirirsiniz. Zaten öyle yapmışsınız.

Bir de "Akıllı Tasarım yanlışlanamaz" demişsiniz. Evrim ne kadar yanlışlanabilir ise, o da o kadar yanlışlanabilirdir. Her ikisi de geçmişte yaşanmış olaylarla ilgili açıklamalardır ve deney ve gözleme tabi tutulamazlar. Kanıtlardan çıkarsama yaparak hangisinin doğru olduğunu anlarız.

Ama siz kanıtlardan hangi çıkarsamanın yapılmasını gerektiğini en baştan belirlemişsiniz. İşte buna "koyu materyalizm" diyorum.

Saygılar,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 20, 2005 05:53 PM

Sayın Akyol,

Akıllı tasarım gözlem ve deney yapamadıgı bir konuya nasıl açıklama getiriyor, getirdigi kuram yanlışlanabiliyor mu?

Eger birşeyi mantıga uygun açıklama size yeterli geliyorsa, alın benden size evrenin oluşumuyla ilgili bir açıklama:

Tüm evren bir ilkokul çocugunun fizik ödevidir. Çocuk aynen benim ilkokulda yetiştirdigim fasulye gibi evreni yetiştirmiştir. Başlangıç anına kattıgı kaonun asimetrik bozunumuyla evrenin bugune varmasını saglamıştır. Aslında çocuk bu evrende akıllı canlıların oluştugunun bile farkında degildir, o temelde karadelik ve galaksilerin çekim nedeniyle oluşturdugu simetrilerle ilgilenmektedir. Bu oluşumları incelerken çekimin oluşturdugu uzayın büzülmesini gözlemlemektedir. Dolayısıyla bizim evrenimize de etkisini gözlemleyemiyoruz.

Nasıl fena degil, tek sorun bu ilkokul çocugunun evren yetiştirme kuramı bize hiçbir bilgi katmıyor ve yanlışlanmıyor. Böyle bilgi katmayan ve yanlışlanamayan kuramlara bilimsel yöntemde yer yoktur. Bilim imkansız demez, sadece bunun olma olasılıgı çok düşük der.

Daha ilginc bir kuram isterseniz ucan spagetti canavarı var, onu da tavsiye ederim. Akıllı tasarım yanısıra bunun da okultulmasını isteyenler var.
http://www.venganza.org/

Benim hareket noktam standart kuramdır, standart kuram dışındaki açıklamaları yetersiz bulmam nedeniyle dogmatik veya koyu materyalist oldugumun söylenmesi gerçekci eleştiri degildir. Eger maddeye madde dışında etki varsa standart kuram hatalıdır, yani karşınızda ben degil fizik bilimi var. Benim söylediklerim fizik biliminin vardıgı sonuçlardır.

Konuyla dogrudan ilgisi olmadıgından uzun uzun standart kuramın başarılarını ve eksikliklerini anlatacak degilim. Standart kuram herşeyi açıklamayı başaran bir kuram degildir, ama elimizdeki en iyi kuramdır. Daha iyisini geliştirine kadar bununla idare edecegiz.

Sizin çıkarımlarınız fazlasıyla inanca dayanıyor, yönteminizin benim açımdan kullanılması mümkün degil. Kalp gözüm kapalı olabilir veya eksik inançla donanmış olabilirim. Oysa standart kuram açısından kimin ne oldugunun önemi yoktur, ilişkileri formullerle ortayakoyar, isteyen test eder, deney yapar ve sonuca ulaşır.

Siz inanışınız geregi materyalizmin yanlış olması gerektigini düşünüyorsunuz, ama nedense bunla ilgili hiçbir kanıt ortaya koyamıyorsunuz.

Benim yorumlarım size şunları da düşündürsün.

1 ) Korunum yasaları - simetri ( noether kuramı )
2 ) Standart kuram . ( Bosonlar - fermiyonlar. )
3 ) Bilimsel yöntem ( Gözlem, kuram, deney-test, yanlışlanabilirlik )

Yoksa spagetti canavarına yem olursunuz :)

Yazan: gezgin Tarih: September 20, 2005 07:45 PM

Sayin Gezgin,

Verdiginiz örnekler, tartistigimiz konuyla doğrudan ilgili degil. Biz bir Tasarimci var mi, yok mu, onu tartisiyoruz. Siz ise Tasarimci'nin dogasina dair fantaziler kurmussunuz.

Tasarimci'nin var olup olmadigi, bilim yoluyla cevap arayabilecegimiz bir soru. Ben, bilimin "vardir" cevabini verdigini anlatiyorum. O'nun doğası meselesi ise, inanca kalmış. Ben Müslüman'ım ve Allah'a inanıyorum. Siz çok makul buluyor iseniz, spagetti canavarına inanabilirsiniz.

Saygılar,

Mustafa Akyol

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 20, 2005 08:25 PM

Sayın Gezgin,

"O açıdan materyalizm neden yanlıştır veya nasıl olmuş da çökmüştür, anlamakta zorluk çekiyorum." diyorsunuz. Materyalizm eden yanlıştır? Bunun yanıtı gayet açık. Herşeyin sürekli tasarımlandığı bir evrende "Evrende tasarım yoktur" diyen bir -izm kendiliğinden yanlıştır. "Herşeyin tasarımlandığı nereden belli ki?" sorusu Crick'in önerdiği gibi sürekli "Tasarım yoktur" önyargısı ile sorulduğunda gerçek anlamda bir soru değildir.

"Sadece inancınıza ters geldigi için materyalizmi reddediyorsunuz ve benim dogmatik oldugumu söylüyorsunuz. Bilimsel yönteme baglılıgın dogmatik olarak nitelenmesini anlamakta zorlandıgımı ifade etmeliyim."

Tasarımı bir inanç olarak nitelemeniz ilginç. İçinde yaşamakta olduğumuz evrene ve kendimize inanç duymaya sizce gerek mi var? Materyalizmi kimse reddetmiyor. Yalnızca evrende materyalizmi varsaymak için hiçbir gerekçenin olmadığı söyleniyor. Tabiata inanmayan bir kimsenin inanın materyalizme hiçbir gereksinimi olamaz. Bilimsel yönteme bağlı olabilirsiniz. Yalnız bu yöntem ile hiçbir ilgisi bulunmayan materyalist söyleme bilimsellik havası katmaya çalışmak, bu bağlılık ile hayli bir çelişiktir.

"Bilimsel yöntem basittir. Gözlem ve deneylerle bilgiler toplanır, yanlışlanabilir bir kuram ortaya atıp test edilir. Sonuçlar kuramınızla uyuşuyorsa, sorun yoktur."

Bu bilgiyi sunmanız yararlı. Ne varki buradan nasıl olup da materyalizme fayda sağladığınızı anlamak için herhalde materyalist olmamız gerekir.

"Hücrenin nasıl bir araya geldigini bilmiyorum, öyleyse biri tasarlanmıştır demek bilim degildir."

Hücrenin nasıl tasarlandığını bilmiyorum, o halde 'tabii' bir olaydır demek herhalde size daha bir bilimsel görünüyor. Bilimin ne olduğunu değil de ne olmadığını bir bilim felsefesi kitabı alıp dikkatle incelemeniz yararlı olabilir.

"Bilmediginiz her noktada tanrının oldugunu iddia ediyorsunuz, size de bu durum garip gelmiyor mu? Dün tanrıdan yagmur yagdırmasını istediniz, bugun ise dnayı tasarladıgını söylüyorsunuz. İkisini de söylerken çıkış noktanız bilmiyor olmanız, biliyorsanız bilimsel yöntemle açıklarsınız."

Kimsenin tanrı filan iddia ettiği yok. Tasarımı "din, mitos, tanrı... " gibi popüler kültürce negatif yüklenmiş terimlerle ilişkilendirmeye çalışmak etkinliği azalmış bir yöntemdir. Ne söyleniyor ise onun ile ilgilenmek gerekir. "Siz aslında şunu yapmaya çalışıyorsunuz" demek, konuyu yalnızca saptırmaya hizmet eder. Bu arada bilimsel yöntem terimini ikide bir kullanmak, söyleminizi bilimsel yapmaya hiç yardım edemez.

"Bilimsel bir yöntem konusunda ciddi eksiklikleriniz var, bu konularda çalışmanızı salık veririm."

Bilimsel yöntemin basit olduğunu söylemiştiniz. Öyledir de. Hiç de öyle eksik kalınacak birşey değildir. Bilimsel yöntemi materyalizme yakıştırmak ise o kadar basit değildir.


"İnancınıza saygı duyuyorum, ama materyalizm ve bilim konusunda atıp tutarken bir daha nesnel olmanızı beklerim."

İnançlara saygılı olmak iyi bir şey. Ancak bir inancı sorgulama işlemini "atıp tutma" diye nitelemek, inancınızı sorgulayanlara pek saygı duyamadığınızı gösteriyor.

Bakınız. Bu yazınızda herşey çok açık. Akademi dünyasında bir şekilde yaygınlık kazanmış olan Tabiatçılık inancını, bu 'entelektüel' kalabalığa yaslanmaktan duyduğunuz garip bir rahatlık ile savunmaya çalışıyorsunuz. Bu inancın özelliği, negatif olması. Tabiata inanmak Tasarıma direnmek ile aynı şeydir. Bilim ve bilimselliğin bu inanç ile hiçbir alışverişi yoktur.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 20, 2005 09:00 PM

Sayın Akyol,

Tasarımcının dogasına ilişkin herhangi birşey söyleyemezsiniz. Eger akıllı tasarımı kabul ederseniz, allah, deney yapan çocuk veya spagetti canavarının hepsi eşit şansa sahip oldugunu kabul etmek zorunda kalırsınız. Bilimsel bir yöntem kullanmazsanız varacagınız nokta bu olacaktır. Siz allaha inanırsınız, başka biri spagetti canavarını, çünkü tasarıma bakarak tasarım hakkında hiçbir şey söylemiyorsunuz. Sadece bunun tasarlanmış oldugunu iddia ediyorsunuz, oysa bunu ne deneyle ne de gözlemle dogrulayabilirsiniz.

Hücrenin veya dnanın olasılık veya fiziksel yasalarla nasıl oluştugunu bilemiyorum, öyleyse bu tasarlanmıştır diyerek, bilinmeyenden hareket edip, bilinmeyen bir tasarımcıyı atıfta bulunmak sizi bu noktaya götürecektir. Bu açıklama degil açıklayamamadır. Neden kusurlu tasarım var diye sorulunca da, sayfalarca açıklama yapmak zorunda kalırsınız.

İnancınıza saygı duyuyorum, "koyu" bir materyalist olarak maddeye madde dışında etki olmadıgı noktasındaki ısrarımı sürdürecegim.

"Case study" olarak el aldıgınız kişi kuantum fizigine meraklıdır ve maddenin aslında ışıgın simetrisinin bozulmuş hali oldugunu gayet iyi bilmektedir. Görelilik, kuantum fizigi iyi bildigim bir konulardır. Son derece rahat iddialarda bulunabilirim. Bu özgüvenden degil, ögrendigim bilimsel kuramlara olan güvenden dolayıdır.

Maddeye madde dışında bir etki bilinmemektedir. Maddenin kendi arasındaki etkileşimler dört tanedir ( güçlü, zayıf, elektromanyetik ve çekim ) ve bu etkileşimler fizik tarafından gayet net açıklanmaktadır. Her etkileşimde enerji, açısal momentum ve momentum korunur, bunun nedeni ise simetridir.

Siz istediginiz takımı tutun, ister idealistim deyin, ister materyalistim. Bilim açısından olay çok nettir.

Bu son iletimdi.

Görüşlerime de sitenizde yer verdiginiz ve eleştirilerimi yanıtladıgınız için teşekkür ederim.

Saygılar

Yazan: Gezgin Tarih: September 20, 2005 10:45 PM

Sayın Gezgin,

"O açıdan materyalizm neden yanlıştır veya nasıl olmuş da çökmüştür, anlamakta zorluk çekiyorum." diyorsunuz. Materyalizm eden yanlıştır? Bunun yanıtı gayet açık. Herşeyin sürekli tasarımlandığı bir evrende "Evrende tasarım yoktur" diyen bir -izm kendiliğinden yanlıştır. "Herşeyin tasarımlandığı nereden belli ki?" sorusu Crick'in önerdiği gibi sürekli "Tasarım yoktur" önyargısı ile sorulduğunda gerçek anlamda bir soru değildir.

"Sadece inancınıza ters geldigi için materyalizmi reddediyorsunuz ve benim dogmatik oldugumu söylüyorsunuz. Bilimsel yönteme baglılıgın dogmatik olarak nitelenmesini anlamakta zorlandıgımı ifade etmeliyim."

Tasarımı bir inanç olarak nitelemeniz ilginç. İçinde yaşamakta olduğumuz evrene ve kendimize inanç duymaya sizce gerek mi var? Materyalizmi kimse reddetmiyor. Yalnızca evrende materyalizmi varsaymak için hiçbir gerekçenin olmadığı söyleniyor. Tabiata inanmayan bir kimsenin inanın materyalizme hiçbir gereksinimi olamaz. Bilimsel yönteme bağlı olabilirsiniz. Yalnız bu yöntem ile hiçbir ilgisi bulunmayan materyalist söyleme bilimsellik havası katmaya çalışmak, bu bağlılık ile hayli bir çelişiktir.

"Bilimsel yöntem basittir. Gözlem ve deneylerle bilgiler toplanır, yanlışlanabilir bir kuram ortaya atıp test edilir. Sonuçlar kuramınızla uyuşuyorsa, sorun yoktur."

Bu bilgiyi sunmanız yararlı. Ne varki buradan nasıl olup da materyalizme fayda sağladığınızı anlamak için herhalde materyalist olmamız gerekir.

"Hücrenin nasıl bir araya geldigini bilmiyorum, öyleyse biri tasarlanmıştır demek bilim degildir."

Hücrenin nasıl tasarlandığını bilmiyorum, o halde 'tabii' bir olaydır demek herhalde size daha bir bilimsel görünüyor. Bilimin ne olduğunu değil de ne olmadığını görmek için bir bilim felsefesi kitabını alıp dikkatle incelemeniz yararlı olabilir.

"Bilmediginiz her noktada tanrının oldugunu iddia ediyorsunuz, size de bu durum garip gelmiyor mu? Dün tanrıdan yagmur yagdırmasını istediniz, bugun ise dnayı tasarladıgını söylüyorsunuz. İkisini de söylerken çıkış noktanız bilmiyor olmanız, biliyorsanız bilimsel yöntemle açıklarsınız."

Kimsenin tanrı filan iddia ettiği yok. Tasarımı "din, mitos, tanrı... " gibi popüler kültürce negatif yüklenmiş terimlerle ilişkilendirmeye çalışmak etkinliği azalmış bir yöntemdir. Ne söyleniyor ise onun ile ilgilenmek gerekir. "Siz aslında şunu yapmaya çalışıyorsunuz" demek, konuyu yalnızca saptırmaya hizmet eder. Bu arada bilimsel yöntem terimini ikide bir kullanmak, söyleminizi bilimsel yapmaya hiç yardım edemez.

"Bilimsel bir yöntem konusunda ciddi eksiklikleriniz var, bu konularda çalışmanızı salık veririm."

Bilimsel yöntemin basit olduğunu söylemiştiniz. Öyledir de. Hiç de öyle eksik kalınacak birşey değildir. Bilimsel yöntemi materyalizme yakıştırmak ise o kadar basit değildir.


"İnancınıza saygı duyuyorum, ama materyalizm ve bilim konusunda atıp tutarken bir daha nesnel olmanızı beklerim."

İnançlara saygılı olmak iyi bir şey. Ancak bir inancı sorgulama işlemini "atıp tutma" diye nitelemek, inancınızı sorgulayanlara pek saygı duyamadığınızı gösteriyor.

Bakınız. Bu yazınızda herşey çok açık. Akademi dünyasında bir şekilde yaygınlık kazanmış olan Tabiatçılık inancını, bu 'entelektüel' kalabalığa yaslanmaktan duyduğunuz garip bir rahatlık ile savunmaya çalışıyorsunuz. Bu inancın özelliği, negatif olması. Tabiata inanmak Tasarıma direnmek ile aynı şeydir. Bilim ve bilimselliğin bu inanç ile hiçbir alışverişi yoktur.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 20, 2005 11:46 PM

Sayın Gezgin'in, bizlerden düşünmemizi istediği 3 maddelik memorandumundan sonra özellikle 3. şık açısından materyalizmin nasıl yanlışlandığını / yanlışlanabildiğine dair bir önerme sunarsa, kendi söylemi açısından daha tutarlı olacak.

Sizin de belirttiğiniz gibi, "Standart kuram herşeyi açıklamayı başaran bir kuram degildir" o halde yine standart kuramı hatalı kılacağını belirttiğiniz "Maddeye, madde dışında bir etki" hiç bir zaman herşeyi açıklamaz. Ve buradan çıkaracağınız sonuçla, -fizik biliminin vardığı sonuç bu (!) diyerek- nihai kararlar veremezsiniz.. Ne kadar kullanışlı olurlarsa olsunlar. (Bir zamanlar fizik biliminin vardığı sonuçlardan birisi de, atomun bölünemeyeceği idi)

Evreni, maddi kütle olarak a priori kabul ediyorsunuz ve daha sonra "madde dışı" bir etkiyi sorguluyorsunuz.. Sizin önkabulünüzde herşey madde iken ve herşeyin olma /olabilme ihtimali bile madde iken, madde dışı bir etkiyi bekleyip daha sonra onu "bul(a)mayarak" yokluğuna kanaat getirmek.. Bu, "ilkokul çocuğunun" farkedip çökerteceği bir mantık hatası olsa gerek..

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 20, 2005 11:49 PM

Kuvantum Fiziği denilince akla gelen üç-beş bilim adamından biri olan Niels Bohr, neopozitivistlere verdiği bir konferans sonrası şunları söyler:

" Bir süre önce yine burada Kopenhag' da özellikle olguculuk yanlılarının katılmış olduğu bir felsefe konferansı vardı. Bunda Viyana Okulu' nun üyeleri büyük rol oynadılar. Bu filozofların önünde kuantum teorisinin yorumunu yapmaya çalıştım. Konferansımı verdikten sonra karşıt hiçbir düşünceyle ve zor herhangi bir soruyla karşılaşmadım. Ama bunun benim için çok korkunç olduğunu itiraf etmeliyim. Çünkü bir insan kuantum teorisinden ürkmezse, onu anlaması da olanaksızdır. Belki de o kadar kötü bir konferans verdim ki, kimse neden söz ettiğimi anlamadı."


Sayın Gezgin ise,

"... kuantum fizigi iyi bildigim bir konulardır. Son derece rahat iddialarda bulunabilirim. Bu özgüvenden degil, ögrendigim bilimsel kuramlara olan güvenden dolayıdır."

Niels Bohr, kuvantum hakkında kendini dinleyen kalabalığın kuvantumu anlamasından dolayı düştüğü ürküntüyü ancak Kuvantumu gerçekten anlamakla bağdaştırıyor. Hiçbir kuvantumcu, kuvantum hakkında rahat iddialarda bulun(a)maz; işte, kendini bu konuda rahat ve bilgilenmiş kişiler (mesela, konferanstaki neopozitivistler gibi) ancak Bohr'un söylediği gibi ya teoriyi anlayamamıştır ya da teorinin ne dediğinin farkında değildir. Anlamış gibi görünürler. Rahat iddialarda bulunabilirler.

Kim bilir, hepsinin, yaşasaydı Niels Bohr'a öğretecekleri olabilirdi..! Hemen her konuda bunca "üstad"ın olduğu bir ülkede neden bir Nobel yok diye de düşünmeden edemiyorum..!!

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 21, 2005 10:42 AM

***DÜZELTME***

"Niels Bohr, kuvantum hakkında kendini dinleyen kalabalığın kuvantumu anlamasından dolayı düştüğü ürküntüyü ancak Kuvantumu gerçekten anlamakla bağdaştırıyor."

ifadesi, "..ANLAMAMAKLA bağdaştırıyor." ile bitmeliydi.

Saygılarımla,

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 21, 2005 11:03 AM

Sayın Abdullah ve Cengiz,

Fizik bilimi hiçbir zaman atomun bölünemeyecegini söylemedi. Söyleyen kişi demoktritosdu ve felsefeciydi. Şu an için standart kuram hadronlardaki quarkların tek başına ayrılamayacagını söyler, bunun ayrılamamasının nedenlerini de açıklar. Bilimsel yöntemde birşeyi söylemek demek onun nasıl oldugunu ortaya koymaktır.

Bilim söylediklerini gözlem ve deneyle dogrular. Yeni ortaya çıkan kuram, gözlem ve deneyle dogrulanmış bilgilerle uyuşmalıdır. Görelilik ve kuantum fiziginin, newton fizigiyle yapılmış gözlem ve deneylerdeki sonuçların benzerine ulaşması gerekir (correspondence principle ). Onun açıklayamadıgı olguları açıklarken, açıkladıgı olgularla da çelişmemesi beklenir.

Materyalizmin yanlışlanması 1. maddeyle olacaktır. Simetri nedeniyle korunum ilkelerinin varlıgı maddeye madde dışında etkinin olmadıgını göstermektedir. Eger bir fiziksel olguda açısal momentum, momentum ve enerji korunmuyorsa ( belirsizlik ilkesi ölçümlerde gözönünde bulundurulmalıdır ) materyalizm göçer. Sadece materyalizm degil tüm fizik bilimi göçer. Newtondan bu yana yapılan tüm gözlemlerin yanlış oldugu ortaya çıkar. 300 yılda, o kadar bilimadamı hep yanlış deney ve gözlemlerde bulunmuş olacaktır. Bu konuda ilkokul çocuklarının düşüncelerini ögrenmek sizi kalıyor.

Tasarım düşüncesinin sizi nereye götürecegi gün gibi ortadır. Eger hücre tasarlandıysa, tasarlayan da tasarlanmış olacaktır. Bu şekilde gireceginiz kısır döngüde önsel olarak tasarlanmamış bir tasarlayıcı oldugunu kabul etmek zorunda kalırsınız. Tasarlanmamış tasarımlayıcı ise tanrı tanımıdır. Bilim bilinmeyeni arguman olarak kabul etmez, bilimsel yöntem basit ve nettir. Bilmiyorsanız, bilmiyorsunuzdur ve biliyorsanız açıklayıp, yanlışlanabilir önermelerde bulunmanız gerekir.

Tasarım düşüncesi sadece bilinmeyenlere atıfta bulunmaktadır. Neden elektromanyetik etkileşim tasarım degildir, neden yerçekimi tasarım degildir de hücre ve dna tasarım ürünü olarak ele alınmalıdır diye sorarsanız, hücre ve dnaya ait eksik bilgimiz oldugunu sonucuna varırsınız. Akıllı tasarım açıklayamamak üzerine kuruludur.

Tasarım inançtır. Bunun aksini ileri sürenlerin bu düşünceyle açıkladıkları olguları sıralamalarını beklerim. Bu akıllı tasarım ürünüdür deyip işin içinden çıkmak, allahın hikmetinden sual olunmazın farklı bir ifadesidir.

Açık bir örnek bekliyorum, akıllı tasarımın materyalizme göre hangi olguyu daha tutarlı açıklamaktadır. Materyalizmin de yanlış oldugunu retorik yaparak degil olgularla ortaya koyun. Ben hangi koşullarda materyalizmin yanlışlanabilecegini yukarıda özetledim. Occam ın usturası bu konuda hakem olacaktır.


Saygılar

Yazan: Gezgin Tarih: September 21, 2005 12:34 PM

Sayın Gezgin,

Fizik bilimi 19. yüyılda, John Dalton (1766-1844) "Dalton Atom Kuramı" ile atomun bölünemeyeceğini iddia etmiştir (savlamıştır). Bu sav (iddia) Rutherford atom modeliyle tarihin bilim mezarlığına kaldırılmıştır. İlkçağ felsefesi okuyanların yakından tanıdığı Abdera'lı Demokritos (M.Ö. 460-370), materyalizmin kurucu babasıdır. (=atomizm) Ve aslında atomların bölünemeyeceği fikrini sadece o değil, Leucippus da söylemiştir.

"Görelilik ve kuantum fiziginin, newton fizigiyle yapılmış gözlem ve deneylerdeki sonuçların benzerine ulaşması gerekir (correspondence principle ). Onun açıklayamadıgı olguları açıklarken, açıkladıgı olgularla da çelişmemesi beklenir. "

Schrodinger'in kedisi deneyini, Newton fiziği açısından nasıl bir olguyu açıkladığını ve çelişmemezlik yaşayıp yaşamadığını da merak ediyorum. Çelişirse ne olur? Vaz mı geçilir deneyden ve sonuçlarından?

Materyalizmi korunum yasaları ve fizik bilimi ile eş tutarsanız, elbette korunum yasalarının çürütülmesi ya da yanlışlanması ile materyalizm'in yanlışlanacağını iddia edersiniz. Oysa, materyalizmin felsefi tanımını ve içeriğini fizik bilimi ve korunum yasaları ile eşdeş tutamazsınız. Tutarsanız, bu sizin kişisel bağdaştırmanız ve çıkarımınız olur. Ne materyalimi bağlar ne de fiziği.

Herşey maddedir dolayısıyla madde dışı etki yoktur ve olamaz ile madde dışı etki olmadığına göre, herşey maddedir, madde ile açıklanmalıdır; hem aynı anlama gelir hem de zaten peşinen madde dışı etkiyi baştan inkar etmek demektir.

Materyalizm, madde dışı etkinin varlığını yadsırken, yokluğunu da ispatlayamaz. Bu konuda iddialı değil, sessiz kalması gerekir.


Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 21, 2005 05:47 PM

Sayın Abdullah Esin,

Tartışma kişiselleşmeye başladıgı için yazıp yazmama konusunda kararsız kaldım. Yine de diger katılımcıların kafasında soru işareti kalmaması için yanıtlamam gereken noktalara deginecegim.

Bohr önemli bir fizikçidir. Yaşasaydı benim ögretmeme gerek kalmaz, gelişmeleri bilimsel yayınlardan takip eder, ögrenirdi. Şu anda kuantum fizigini takip edenlerin bohr dan daha bilgili oldugunu kabul etmek zorundayız. Bu onların kuantum fizigine bohr dan daha fazla katkı yaptıgı anlamına gelmez, sadece bohr un ölümünden sonraki fizik gelişmelerinin durmadıgını, hızlanarak devam ettigini gösterir.

Bohr un geçiş döneminde yaşamıştır. Egitimini klasik fizik çerçevesinde almıştır ve kuantum fizigine önemli katkılarda bulunmuştur. O dönemde yaşayan her fizikçi kuantum olgusu karşısında şaşkınlıga düşmüştür. Bunun temel nedeni mutlak belirlenimci düşünceyle egitimlerini tamamlayan bu insanların, deneylerdeki kuantumun olasılıkçı yapısıyla karşılaşmalarıdır. Tek bir geçmişe sahip olduguna inanılan, parçacıgın olasılıkçı davranıyor olması o günün fizigi açısında büyük anlama sorunları yaratmıştır. Feynmanın geçmişin toplamları kuramı olasılıkçı yapının kavramasında önemli katkıları olmuştur.

Anlaşılmasını normal karşılamadıgınız kuantum fiziginin elektronik cihazların temeli oldugunu umarım biliyorsunuzdur. Anlaşılmayacagı konusundaki ısrarınızı sürdürüyorsanız, başvuracagınız yerler egitim kurumlarıdır. Kuantum fiziginin anlaşılmayacagını bile bile bugun egitimini veriyor olmaları sanırım size de pek anlamlı gelmiyordur. Bence bohr un o düşüncesini ifade ettigi ortamdaki fizik anlayışını ve sonrasını sorgularsanız daha saglıklı sonuçlara varırsınız.

Bilmediginiz bir konuda başkasının ne kadar bilmedigini ileri sürmenizdeki çelişkiye deginmiyorum.

Newton fizigi açısından schrodinger kedisiyle ilgili bir paradoks yoktur. "Görelilik ve kuantum fiziginin, newton fizigiyle yapılmış gözlem ve deneylerdeki sonuçların benzerine ulaşması gerekir " cümlesini arka arkaya 20 kez okuyun, olmadı 100 kez alt alta yazın. Correspondence principle ( eşdegerlilik olarak ifade edilebilir ) geçmişte eski kuramla dogrulanmış olan gözlem ve deney sonuçlarıyla yeni kuram tarafından da dogrulanmasıdır. Bunun tersi zaten yeni kuramın anlamsızlıgını ortaya koymaktır.

Korunum yasalarını ve simetriyi biraz incelerseniz, madde dışında bir etki olmadıgının ve olamayacagının ifadesini bulursunuz. Materyalizmin iddiası da bundan farklı degildir. Bu açıdan korunum yasalarının varlıgı materyalizmin dogrulanmasıdır. Siz eger madde dışında etki vardır diyorsanız, korunum yasalarına ragmen bu etkinin nasıl oldugunu ortaya koymak zorundasınız.

Dalton kimyacıdır. Olaya kimya çerçevesinden bakarak atom modelini ileri sürmüştür ve atomla ilgili düşünceleri zamanın diger bilimadamları tarafından eleştirilmiştir. Fizikçilere ait ilk atom modeli rutherford atom modelidir. Sorun zaten bilimin birşey söylemesi degildir, söyledigini ispatlamasıdır. Matematiksel olarak atomun bölünemeyecegini kimse iddia veya ispat edememiştir. Benzer bir konu olan kuarkların tek başlarına neden var olamayacagı fizik tarafından matematiksel olarak ortaya konmuştur.

Saygılar

Yazan: Gezgin Tarih: September 22, 2005 01:48 PM

"asabi" rumuzlu kardeşimizin yazısındaki bir bölümü tekarlanmak istedim "Gezgin" bey ve o düşüncedekilere ithafen...

""Öncelikle, eğer senin ölümün varoluşunun da sonu ise ne demeye uğraşıyorsun sitelere girip "comment"ler yazmaya?.. Atla sistemin çarklarından birine ha-babam üret, ha-babam tüket hala vakit varken!.. İronik olan nedir biliyor musun?.. Onyıllar boyunca, insanları, "din"in "kitlelerin afyonu" olduğuna inandırdılar -kendileri kitlelere damardan pozitivizm yükleyip herbir bireyin çaresizce ve kafası kesilmiş tavuklar gibi dolandığı bir dünya yaratmak için...""

Ayrıca felsefe öğretmeni Cengiz Cebi beye ve Mustafa Akyol beye çok teşekkürler..

YILDIZ TEKNİK ÜNİVERSİTESİ Öğrencisi
Hasan Basri KARTAL

Yazan: Hasan Basri KARTAL Tarih: September 22, 2005 03:58 PM

Kuvantumun, deterministik ve aristo mantığına vurduğu darbe, bu iki olgu ile köken itibariyle birbirine yapışık materyalizmin indeterminizm (kuvantum-fuzzy logic-olasılıkçı [saçaklı] mantık) ile uğradığı şaşkınlığı, son dönem bilim tarihindeki gelişmeleri, tartışmaları ve durakları bilenler açısından açmamıza gerek yok.

Materyalizm, felsefi bir yaklaşımdır. Hangi materyalist filozof, korunum yasaları ve simetriyi araştırmış, bu konuda bir kaç kelam edip materyalizmi bu tip argümanlarla desteklemiştir?..

Fizik, bir bilim dalıdır. Hangi fizik adamı, materyalizmi fizik bilimi ile özdeş kılar?.. Materyalizmin çökmesi ile fiziğin çökeceğini iddia eden hangi fizikçi vardır?

İki soruya tek tek isimler verilebilse bile, yukarıda da söyledğim, ama binkaç kere yazılsa da bazı zihin yapılarının asla anlayamayacağını pek iyi bildiğim cümleyi tekrarlıyorum, kusura bakılmasın: BU -kişisel görüşler-, ne fiziği bağlar ne de materyalizmi.

Birilerinin fizik teoremlerinden, kuramlarından ya da kanunlarından yola çıkarak oluşturduğu felsefi yaklaşımlar, -nihai anlamda- fiziği bağlamaz ve o felsefi yaklaşımın Felsefe lügatında ayırdığı büyük paranteze ne ekleyeceğini ise sadece tarih gösterir.

Materyalizm paradigması çökerken, onu dogmalaştırıp birçok kılıf ile koru(n)maya alınması aslında gayet normal karşılanmalı. Bunun anlaşılabilmesi için, Thomas Kuhn'un "Bilimsel Devrimlerin Yapısı" adlı eserine başvurulabilir.

Yazan: Abdullah Esin Tarih: September 23, 2005 04:34 PM

Biraz mantık dersi :

İster tümevarım, ister tümdengelim, isterse analoji olsun; bir çıkarımda bulunur iken ne öncüllerin ne de sonucun doğru olması çıkarımın geçerli olması için yeterli değildir. Geçerlilik, öncüllerin sonucu -hiç olmazsa yüksek olasılıkla- gerçekten gerekli kılmasıyla ilgili bir şey.

Fizik, kimya, biyoloji ... Bilimsel bilgi evrenin yapısını ve bu yapıda meydana gelen değişimlerdeki süreklilikleri konu alan, yüksek olasılıklı bilgi türüdür. Biz bu yüksek olasılığı doğruluk olarak niteleriz ve bu sakıncalı bir şey değil. Bilimadamının "madde/enerji" dediği şey bir fenomendir, gözleme konu olandır. Bilim bu fenomenin ötesine geçip "madde/enerji" adlı nihai bir gerçeklik bulma peşinde değildir. Analitik felsefe açısından bakıldığında bu anlamlı bile değildir. Evren bir düzendir ve bu düzen matematik/geometri yoluyla formüle edildiğinde bilim dediğimiz bilgi türüne ulaşılır.

Yanlışlık nerede? Bilimsel bilginin örneklerinden bir kısmı alınıyor. Öncül olarak kabul ediliyor. Çıkarımın sonuç bölümüne ise "materyalizm" yerleştiriliyor. Daha önce de belirtmiş idim, materyalizm "Tasarım yoktur" şeklinde negatif bir savdır. Yapılmakta olan akılyürütmenin özü şu : "Evrende düzen vardır, o halde tasarım yoktur". Bu çıkarımın geçerlilik düzeyi ortada. Ne var ki siz öncül bölümünü iyice detaylandırıp sunduğunuzda sonucun da öncüldeki bilimsellikten bir şeyler taşıdığı izlenimine hem kapılabilir hem de yol açabilirsiniz. Oysa bu -ne olursa olsun- bir aldanmadır.

Saygılar...

Cengiz Cebi, Felsefe Öğretmeni

Yazan: Cengiz Cebi Tarih: September 23, 2005 10:50 PM

Sayin Akyol,

Yorumcularin yorumuna bir yorum da ben eklemek
istiyorum. Selamlar...

Maddenin ötesinde sen varsin, senin ötende de seni bir Yapan vardir.
Sanma sakin, akilli varliklari yapan, akilsiz madde ve atomlardir.
******
Dinsiz felsefe, üretir durmadan hep safsata.
Rabb'e inanmazsa insan, akli etmez be$ para!
******
Dünyayi kazandirip da ebediyet kazandirmayan bir akil,
Akil olmaz, olur ancak o, deniz kenarindaki kum ve cakil!
******
Ölümsüzlük kazandirmiyorsa eger bir ilim,
O bilim sahibine demem ben hic "gercek alim".
******
Madde, Allah'in mülk ve servetidir.
Sanma o, sahipsiz bir serseridir.
******
Inanclara saygiliymi$ inancsizlar.
Böyle olsaydi, inacsiz olmazdilar!
******
Evrende gördügün $u sanatli eserler, hayal degil, gercektirler.
Cünkü Hak ile yaratmi$tir Rab onlari, sanma sakin hayaldirler.
******
Felsefî ve tasavvufî gercekler, bilimsel hale getirilmemeli.
Maddenin varligi hayal degil, gercektir; bu mesel böyle bilinmeli.

Not: Daha fazlasi icin lütfen tiklayiniz:
antoloji.com/Hüseyin Avdic/Siirler.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 28, 2005 12:26 AM

Huseyin bey,

Vezin ve kafiye --ya da yeni dille, olcu ve uyak konularina hic kafa yordunuz mu? Sanmiyorum. Cunku siz 'Allah vergisi' bir /sair/e benziyorsunuz...

Kisa bir bilgilendirme:

Kafiye: Ayni anlami veren eklerle yapilan kafiyeler kafiye degildir, acemilik isaretleridir.

Vezin: Bu dilde iki sekilde ahenk yaratilir --hece vezni ya da aruz vezniyle..

[[
Serbest vezin denilen bir garabet daha var tabii ki, ama, o cogu zaman --aslinda bir duzyazi olan-- metnin alakasiz yerlerden satirbasi halinde bolunmus seklidir.

Siir degil, satir estetigi denemesidir --ya da tercumedir.
[[

Sizinki ne hece, ne aruz... Serbest de degil.

Daha dobra soyleyeyim: Bu siir dupeduz cirkin. Ahenk ya da estetik icermiyor...

Sitenize de bakmadim, oradakiler daha iyidir mutlaka; cunku bundan beter olamazlar.

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 28, 2005 02:08 PM

Müzmin Anonim'e,

Siirdeki acemiligimi kabul ediyorum.
Verdiginiz bilgiler icin de tesekkürler.

Hüseyin Avdic

Yazan: Hüseyin Avdic Tarih: September 29, 2005 05:58 PM

DNA UFO VE DARVIN TEORIE

allahin selami ve bereketi sizin üstünüzde olsun
okuyan kardeslerimden yardim istedigimi belirtmek isterim bastan
allah razi olsun
O kardeslerimden bir yardim elinin uzatanlardan
allah razi olsun
bir mektup yoluyla bazi sorular sormak istiyorum
cünki kafami cok karistiran sorular var
söyle baslayim ilk insanin yaratilisini biliyoruz degilmi
cennette yani dünya disi bir yerde
yani evrenin var olmadan önce olan yerde basladi
burayada biz isikli yer olarak nitelendiriyoruz
cünki cennette isikli yerde olduguna inaniyoruz bizler
yani kalbimizi süsleyen ve aydinlatan bir isik var orasida cennet
yaradan allahin .c.c. bir ol demesiyle
hz ADEM peygamberimiz var oldu bunlari biliyoruz
bir yasak meyveyi yemekle suc islendiginide biliyoruz
bu suc icinde bir imtahan basladiginida biliyoruz
yaradan allah hemen bir ol kelimesiyle birde üzerinde
besmele kelimesini üfleyerek üfleyerek üfleyerek
big bang oluyor yani büyük patlama
evrendede var olacak olan ne varsa o bilgileride veren
besmele oluyor yani tesadüf olayininda bir kenari birakiyoruz
evrende ne var ne yok hepsi hesap icinde bilgiyi verende besmele
bsmillhilrhmnilrhym
rahman ve rahim olan allahın adiyla
besmeleyede sonsuz inanmamiz lazim yoksa yine olmaz
sorumu anlayamasiniz kalbimizin sorusunu anlamaniz icinde
iki tane hadis veriyorum
hz MUHAMMED peygamberimiz s.a.v
söyledigi sözleri iyi anlamaniz istenir din kardeslerim
((( ben ilmin sehriyim ALI de kapisidir
her kim ilim ögrenmek istiyorsa
kapisina müracat etsin )))
hz ALI peygamberimiz söyledigi sözler
(((evelce allah tarafindan indirilmis ne kadar kitab varsa hepsi
kur anda mevcuttur
kur an ne mevcut ise hepsi de EL fatihadadır
EL fatihada ne varsa hepsi
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM dedir
BISMILLAHIRRAHMANIRRAHIM de ne varsa
be dedir
be de nekadar ilim ve esrar toplanmis ise hepsi
be nin noktasindadir ve
ben de
be nin altındaki
o noktayim diye söylemistir)))
bu yazdigim hadisler (14) asir önce söylenmis sözler ve
bize bir mesaj biraktiginada inanarak yolla cikiyoruz ve
DARVIN in teorisine bir isaret verdigine inaniyoruz bizler
simdi söyle düsünün
hz ALI peygamberimiz söyledigi hadise bakin
((( ben de be nin altintaki o NOKTAYIM ))) diye söylemistir
DARVIN ne diyor bir hücreden var oldu
o hücre tesadüf olarak meydana geldigini öne sürdü
yanlis iste tesadüf dedigi icinde onun teorisi
cok yerden uzaklastirildi
ilmimizin genis olacagi yerde ilmimizi geriye birakti
simdi DARVINe su soruyu sormak isterdim o noktayi koyan kim
teorisi dogru nasil düzenin basladigini canlandirmaya calismis
NASILMI DIYE SORARSANIZ
be altindaki nokta o nokta aramaya basliyor yani ilk harf olusuyor
yani bir hücre bir hücreyle eslesiyor ve yeni bir hücre olusuyor
o hücre yine aramaya basliyor ve bir es buluyor ve eslesiyor
kisacasi devamli üretiyor tek tek bir form aliyor hücreler
devamli böyle gidiyor bir toraktan dogan bir fidani düsünün
sonra agac oluyor o fidan sonra dallari olusuyor
tek tek yerli yerine geliyor bir can oluyor
etrafindaki bütün doganin verdigi gücle ayakta duruyor ve
dengenin bir parcasi oldugunada inanmamiz lazim
onlarda olmassa yine bir eksiklik olurdu yine o düzen durur
suyu veren hava veren sicakligi veren topragin enerjisini alan
o agac bir canli olarak calisiyor ve görevi neyse onu yapiyor
bir besmele harfinden yani o noktanin gücüyle baslayan
görevini yerine getiren hücrelerdir bir nigmettir
bu hücrelerde birakildiginada bizler inaniyoruz yani
o hücreler dünyanin yedi yerine birakildigina inaniyoruz
bizlerin göremediyi bir gemiyle
evet bir ufo da diyebiliriz yani bu zamanin sözleriyle ufo
DELIL VARMI DIYE SORARSANIZ
http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/aralik/15/tarih1512.html
abidos antik kent burasi bir tapinak misirda
(4) bin yil önceden yapilmis dört resim var orada
UFO UCAK ALIKOPTER YER ALTI DENIZGEMISI
yani sirlar dünyasinda yasadigimizi unutmayalim ki basta
ve bizim soracagimiz sorularimizdan bir taneside
UFO
cünki ucak alikopter ve yer alti deniz gemisi
bunlarin canladigini görüyoruz
bunlar (4) bin yil önceden canlandirilmis resimlerdir ve
UFO
son olarak kaldi cünki her insan göremdigi icin ve tam olarak
bir delilde olmadigi icin insanlar anlayisla karsiliyamiyorlar
yalniz unutulmamasi lazim zaman zaman
bazi peygamberler nasibini aldilar ve
o gemiyle lehv i mahfuzun bulundugu yere götürüldüler
bunlar asirlar önce yasanmis olaylardir bunlarada inaniyoruz
sadece peygamberler ileriyi düsündükleri icinde o verilen bilgiler
bazi bilgiler sirlarla süslenecekti gizli kalmasi uygun görülüyordu cünki
gelecek olaylardan haberdarlardi bir imtahanin oldugunu biliyorlardi yani
her insan o zaman devirin insani yani
(4) bin yil önceki yasayan toplumu gözünüzün önüne getirerek düsünün
alikopterden
ucaktan
deniz alti gemilerinden bahsedilse anlarlarmiydi hayir
o insanlar o zaman insanlari anlamazlardi ve
tarihde bakin bazi secilmis insalar öyle bir haberlerle gelseler
vizyonlarla gelselerdi deli diyerek hasta diyerek taslanirlardi
bazi verilen ilimlerimizin deyerini anlamayarak
bazi insanlar secilmis olan yetenigi olan insanlari inkar etmelerin sebebiyle
insanlar canli canli yakiliyorlardi asiliyorlardi yani
bir nevi susturma operasiyonu basliyor insanlarda
bunu istiyen de kimdi secde etmeyen
devamli bir yerde ates birakiyordu ve günah yaziliyordu
o an o toplumada bir ceza kararlastiriliyordu
o lehvi mahfuzun bulundugu yerde ve
hanki ceza hak edikleri karar veriliyor ve o ceza uygulaniyor
bunlarda asirlardir yasanmistir
o yüzden bazi bilgiler insanalarin vizyondaki yasadiklari bilgileri
canlandirmak icinde cok insanlar baska metotlar bularak
rüyalarini ve yasadiklarini bildiklerini resimlerle canlandirirak
kalacakli oldugu icinde dualar edildigini düsünün ve kabul olmus
simdi yasiyoruz cogunu ve görüyoruz yani
göz perdeleri tek tek siliniyor ve
gerceklerle karsilasmanin zamani geldiginide inaniyoruz
bir vizyon oldugu bir rüya oldugu sey önümüze cikiyor degilmi
cünki o gelen bütün haberler ilimler bilimler rüyalar vizyonlar
lehv i mahfuzdan geldiginede inaniyoruz cünki
lehv i mahfuz yazdikca yasananlar gerceklesiyor yani
ANA KITAB
biz dünyalilara ve evrende ne varsa yazilirak can veriyor onu verende
bir besmele
bizlerde besmeleye okadar cok inaniyoruzki
her cözüm onun icinde oldugunda inaniyoruzki cünki yolumuz
YARADAN ALLAH .C.C oldugu yere
karsisinada cikacagimizada inaniyoruz ne var ne yok bu evrende
O nun önünde secde edecegiz ve
hz ADEM peygamberimizide babalarin babasinada secde edecegiz
bunlarinda olacagina inaniyoruz bizler devam edelim konumuza
UFO üzerine de baska isaretlerde varmi diye sorarsaniz evet
yüce olan kur ani kerim ile incildede isaretler var
evet neden olmasin ilahi kitaplardada sakli bilgiler var yok diyen arkadaslara
iki site yazacagim o siteleri iyi sekilde okuyun
o zaman anlayacaksiniz ne kadar ilim var ilahi kitablarda
bir sekilde islenmisler onlarin anlamaniz icinde iki siteyi iyi sekilde
okumanizi tavsiye ederiz o zaman sirlari anlayacaksiniz ve inanacaksiniz
http://www.kuranca.com/index.htm
http://www.kuran-sifresi.com/turkish/index.htm
bu siteleri okudukdan sonra bu yaziyi devam okuyun
o zaman daha net anlamanizi dileriz
allah razi olsun sizden ve sorumuzuda birlikte soracagiz o zaman
simdi devam edelim konumuza
bazi ayetlerdede isaretler var demistik yalniz iyi düsünmenizi rica ederiz
önce incildeki ayete bir bakalim
LUKA (21)
(27) bunun ardindan insanoglunun gücle ve sinirsiz yücelikle
bir bulutta geldigini görecekler )))
BIR BULUTTA neyle örülü ozaman o gemi bir buluta
simdide yüce olan kur ani kerimden gelen bir ayete bakalim
(36) YASIN süresi
(41) onlar icin bir delilde zürriyetlerini
o dolu gemide tasimamizdir )))
O DOLU GEMIDE yedi hücre tasiniyordu bir imtahan sebebiyle
dünyaya birakildi devam edelim ayete
(42) bunun gibi binecek seyler yaratmamizdir )))
gelecekte var olacak gemiler bizi tasiyacak olan gemileri
yaratilacagina isaret veriliyor ayni ilk gemiye benzer olacak
(43) dilersek onlari bogariz
o zaman ne onlarin imdadina kosan olur nede onlari kurtarirlar )))
COK INSAN HEMEN SU SORUYU SORUYORLAR
O GEMI SUDA YÜZEN BIR GEMI DEGILMI
ayet (39-40) yasin süresini okuyun
evrenin düzenin den bahsediyor
yani ayetler oraya dogru gösteriyor
sirlarla dolu olan düzende yasiyoruz ve
bizlerde bizi tasiyacak olan bir güc olacak onuda bizler göremiyoruz
yine incile gelelim bir ayetinde yine bir isaret var
hem DARVIN in teorisine bir isik var onuda bir arada canlandiracagiz
yani gemiyle
DNA önemli olan DNA
onun üzerinde düsünerek yola cikalim okudugunuz yaziyida
bir hücre olarak düsünün okadar harfler varki o hücrinin icinde
ne kadar yazarsak o kadar da kelimeler doguyor yani
bir anlam veriyor bir cümle doguyor bir hücre canlaniyor
lehv i mahfuz yazdikca o kadarda can vardir
yalniz onunda bir son görevi vardir bununda zamani geldiginide
bizler inaniyoruz incildeki ayettide
iyi anlamaniz lazim inanmanizida dileriz

I korintoslulara mektup (15)
ayet (40) bunlarin yani sira göksel bedenler vardir
dünyasal bedenler vardir
göksel olanlarin görkemi baskadir
dünyasal olanlarinki baska )))
(1) GÖKSEL BEDEN VAR DEGILMI OKUDUGUNUZ GIBI
(2) DÜNYASAL BEDEN VAR DEGILMI OKUDUGUNUZ GIBI
bunlarin biri gemiyle birakildi
biride yedi kapidan iceriye gönderilen tam DNA
hz ADEM peygamberimiz ve
Hava annemiz o kapidan iceriye giriyorlar
baska tam olan insan gönderilmiyor cünki tek olan
hz ADEM peygamberimiz tam DNA ya sahip olan tek insan
simdi size incilden bir kac ayetler daha yazacagiz
yalniz o ayetlere inanmaniz lazim cünki bizim elimizde
TEVRAT var ZEBUR var INCIL var ve yüce olan KUR ANI KERIM var
bizlerde ilahi kitaplara inanarak yolla cikiyoruz
o yüzden size de tavsiye ilimin gelecegi yerler nerelerde olur
ilahi kitablarda canladirilmis resimlerde canlandirilmis harflerde degilmi
I korintoslulara mektup (15)
(45) yazili olanda budur
ilk insan adem yasayan can oldu )))
(1) YAZILI OLAN BUDUR ?
nerede hepsi yazili lehv i mahfuzda oradan gönderilmis sözler
(2) ILK INSAN ADEM YASAYAN CAN OLDU ?
ilk DNA ilk harfi yaradan allah .c.c.üflemesiyle can oldu
tevratan bir ayet
Yar (2: 7) RAB Tanri Ademi topraktan Yaratti ve
burnuna yasam solugunu üfledi
böylece Adem yasayan varlik oldu )))
buraya kadar takip edebildiyseniz sevinirim cünki
bizim soracagimiz soruyuda birlikte soracagiz zaman gelince
sizler sadece takip ederek okumanizi isteriz nereye dogru gitdigimizide
canlandirarak yaziyoruz yazimizi okutmayada calisarakta
bir seyler söylemeye calisiyoruz yani
uyanmanin zamani geldiginide isaretler var
onlarida tek tek sizlere aktarmaya calisiyoruz
bir kusurumuzda var isede özür dileriz simdi konumuza devamina gelelim
incilden bir ayet
I korintoslulara mektup (15)
(47) ilk insan yerdendir yerseldir
ikinci insan göktendir )))
(1) ILK INSAN YERDENDIR YERSELDIR
burada yine dikkat edilirse
yere birakilan ve orada can almaya baslayan
bir insanin var olma yolunda giden bir yoldur yani yerseldir
inanmamiz olanda tam olan DNA ya = ADEM peygamberimiz
o gemiyle birakilan hücrelerde nasil canlanarak cogaldiklarini
DARVIN de bir vizyonunu canlandirarak bir teori kurdu
sadece tesadüf demesi yanilti insanlari
hz ADEM peygamberimizin
bir hücresinden dogan hücrelerden bir tanesidir
o birtane hücreden dogan hücrelerede bizler inaniyoruz
onlarda bir düzen icinde o yüzden tesadüf yok onlarinda bir görevleri var
o verilmis olan görevi yerine getiriyorlar
yani DNA nin bir harfiydi yani hücresiydi
YARADAN ALLAH
var etdigi harfe inaniyordu hz ADEM peygamberimize
tam olan DNA ya ve onun gücünü biliyordu o yüzden
tüm kainata ilan ediyor ve secde edilmesi isteniyor sadece
(((iblis))) secde etmiyor ve orada imtahan basliyor
imtahan sebebinide biliyoruz o harflere inanmiyordu yani
üreten DNA ya
atesden yaratilan sadece atesi veriyordu
birde kininden dogan yalani seviyordu
yalanlarlada nefsimizi körertiyor ve gözlerimizi bu zamana kadarda
perdelerle örmüskki cikmaz bir haldeyiz ve göremiyoruz ve
inancimizim söndügü zamandada yasadigimizi da hatirlayalim
yazimizlada bir seyler canlandirmaya calisiyoruz
gelelim incilin ayetine
(2) IKINCI INSAN GÖKTENDIR
burada yine anlasiliyorki
hz ADEM peygamberimiz sonradan dünyaya girdigini inaniyoruz
tam DNA ya sahip olan insan
cünki cennetten cikarildiklari zaman dünya olusuyordu kendine geliyordu
yersel olanlarinda bir görevi var tam olmalarina ve
insan bedeninin yani DNA gücünü göstermek icinde
sonra yedi hücreyle bir beden alma yoluna dogru yol alan hücre
o hücrelerde inaniyoruz
zamanla zamanla harfler temizlene temizlene
bir insan bedenine benzer hale geldikleri zamanda
HZ ADEM peygamberimiz ve
Hava annemiz bedenleri dünyaya yedi kapidan girdikleri zamandi
tam olan temiz pak DNA sahip olan tek insanlardi
onlardaki güc cok yüksekti iman gücleri cok cok fazlaydi
zaman sonra kabil dogdu sonra habil dogdu ilk temiz DNA sahip olan
habili biliyorsunuz kabil tarafindan öldürüldü ilk kan akitildi
burada bir EL FATIHA süresi okuyun HA BIL icin
birde KA BILIN af icin
temiz DNA sahip olan bedenin kani öyle sicaktiki
baska kanlarada benzemiyordu
toprak bile agladigina inaniyoruz cennettin sicakligi vardi o kanda
NEDEN YAPTIN KABIL
yedinci sayfaya geldik burada size sorumuzlarin
bir kacini yazacagiz sorumuzun ilk sorusu
KABIL ESI KIMLERDEN GELIRDI HANKI NESILDI
cünki baska kadin yoktu cennet kapisindan cikarildiklari zaman
kabilin sol tarafindan da gelecek kadinda yoktu onun eside
DARVIN in teorisidir
okumanizi isteriz bu siteyi biraz daha netlesir sorularin cevabi
http://www.aktifhaber.com/read_article.php?aID=1463&group=0
DARVIN in
teoriside nasildi yani ilk yersel insan yolunda olan insandan gelen
kabilin esiydi degilmi onlarinda tek tek adlandirilidi
gelismis insanlar tarafindan
kendi gecmisini arastirmadan duramazlardi cünki gelisen
bir beden tam DNA sahip olma yolunu tutdugu icinde
gecmisinden örnekler alarak bedeni temizleyerek
ilimin gücü yükseldikce insan bedeni yerli yerine geliyor
tam hz ADEM peygamberimiz benzerini aliyoruz tam
bir DNA sahip olamaya yol aliyoruz IMANLA DOLAN BIR BEDEN
TAM INSAN OLMA YOLUNDAYIZ BIZLER
gelelim bir ayete daha incilden bir ayet
I korintoslulara mektup (15)
(48) yersel insan nasilsa yersel olanlarda öyledir
göksel olan nasilsa göksel olanlarda öyledir )))
(49) yersel insana benzerligi nasil benzediysek
göksel olana benzeyecegiz )))
YERSEL INSAN BENZERLIGI NASIL BENZEDIYSEK
kabilin eslesmesiyle gelismeye baslayan bir nesil
ilk birakilan insan olma yolunda giden bedenle eslesince
bir nesil ortaya cikiyor ve bir yenilenme düzene basliyor
DNA da yerli yerine gelmesine vesile olanlarda kabil ile sit aley his selam
GÖKSEL OLANA BENZERLIGIDE BENZEYECEGIZ
tam DNA ya sahip olama yolundada gidiyoruz ve
göksel olana benzer bir hale gelecegiz son zamanda ve
yasadigimiz zamanda son zaman unutmayalim arkadaslar
http://www.incil.info/incil-eskiceviri/Yar.htm
Yar (4) (25) Adem karisiyla yine yatti
Havva bir erkek cocuk dogurdu
Tanri Kayinin öldürdügü Habilin yerine
bana baska bir ogul bagisladi diyerek
cocuga sit adini verdi
Not sit bagislamak anlamina gelir
O zaman insanlar ALLAH yakarmaya basladi
Yar (4) (26) sitin de bir oglu oldu adini Enos koydu
simdi bir soru daha
DARVIN in teorisine inanmayanlara
SIT ALEY HIS SELAM
kiminle eslesti o zaman hanki yersel varlikla eslesti ve oglu oldu
SORULAR
(1) ALTIN CAG baslamasina vesile olan yazi ne zaman cikacak
(2) hz mehdi gelecek ve ne zaman ve nerede hüküm edecek
(3) hz ISA peygamberimiz gökten inecegi zaman ne zaman ve nereye
(4) DNA tam incelenince tedavi yöntemleri bulacagimiz zaman
misal AIDS KANSER daha nice hastaliklar var cünki
tam DNA demek temiz pak hastaliklar olamayan tam bir INSAN bedenidir
bu hastaliklarin tetavi yöntemi dört ilahi kitapta cikacagi zaman ne zaman
(5) o görünmeyen geminin sirlari dört ilahi kitap bir araya gelirse
yapilisin bir plani ortaya cikarmi ve cikarsa nerede cikacak
(6) gök kapilari acilacagi zamani nasil bilecegiz ve nasil acilacaklar
acilacak olan yerlerin bir plan projesi varmi dört ilahi kitapta
(7) hayat kitabin son noktasi ne zamam gerceklesecek
cünki bir noktayla basladi ve son noktaylada bitecek
son noktadan sonra bazilari cehenneme bazilari cennete
bu noktayi koyanda HZ ISA PEYGAMBERIMIZ olacak
SIMDI GELELIM ASIL MESELEYE
bu yedi soruyu nasil canlandira biliriz biz insanlar
bir okul yaparsak tek tek yerli yerine gelir ve yerinide verenler
yüce olan kur ani kerimle incil
(11) hud süresi ayet (44)
dünyani (44) boylam yakinlarinda bir arazide bir okul yapilmasi lazim
orasida hidayet yeri olacak bizler bunlara inaniyoruz ve yaziyoruz
sizlerde sadece düsünüp karar vererek
isimlerimizin toplanmasina yardim edenlerin
cennet kapilari acilacaklari zamana orada oluruz yoksa
yüce olan kur ani kerimden bir ayet size
(7) araf süresi
(40) bizim ayetlerimizi yalanlayan ve
Onlara inanmaya tenezzül etmeyenler var ya
Iste onlara GÖGÜN KAPILARI acilmayacak ve deve veya halat
Igne deliginden gecinceye kadar onlar cennete giremeyeceklerdir
Iste suclulari böyle cezalandiririz )))
INSALLAH O INANMAYANLARDAN OLMAYALIM

rahmi ve arkadaslari selamlar sunarlar ve
isimlerinizi bekleriz din kardeslerim
adresim
rahmibaris@hotmail.com

sizlerde bu yaziyi yedi yere gönderirseniz
duaci oluruz cünki
yardimin kimden gelecegi bilinmez
bizleri aydinlatacak olanlara bir yer hazirlamaktir bizim görevimiz
HZ MEHDI VE HZ ISA PEYGAMBERIMIZ ICIN EL FATIHA AMEN

Yazan: rahmi Tarih: April 26, 2006 03:13 PM

Bir tasarlayicinin varligini aklen ispatlamak baska. Onu olcmek baska birseydir. onu olcememen olmadigi anlamina gelmez.

Yani

If (tasarlayan_var AND tasarlayani_olcebiliyorum) {

SONUC = tasarlayan_var;

}


onermesinde tasarlayani_olcebiliyorum gerekli bir sart degildir.


Baska bir ornek:

IF (A=1 AND A>5) {

A=1;

}

gibi birsey;

Yazan: Selcuk Soydan Tarih: May 3, 2006 06:06 PM

İnsan Gözünün Evrim Bilmecesi Çözüldü.


Darwin’in evrim kuramının karşıtları, genellikle gözün karmaşık yapısının, kuramın temel dayanakları olan kendiliğinden değişim (mutasyon) ve doğal seçilim süreçleriyle açıklanamayacağı görüşünü öne sürerler. Darwin de insan gözünün nasıl evrimleştiği konusuna bir açıklama getirememişti. Şimdiyse Avrupa Moleküler Biyoloji Laboratuarından (EMBL) araştırmacılar gözün evrimleşme mekanizmasını ve kaynağının bulunduğunu açıkladılar.

Gözlerimizdeki ışığa duyarlı olan koni ve çubuk biçimli hücreler, önceleri beyinde yerleşmiş bulunan eski bir hücre populasyonundan evrimlesmişler. EMBL araştırmasını yürüten Detlev Arendt ve Joachim Wittbrodt’a göre insan gözündeki hücrelerin beyinden gelmiş olması sürpriz değil. Bugün de beynimizin derinliklerinde ışığa duyarlı hücreler bulunuyor ve bunlar günlük etkinliklerimizin ritimlerini ayarlıyorlar. Önce hayvanların beyinlerinde bulunan bu ışığa duyarlı hücreler, evrim sürecinin daha sonraki evrelerinde gözlere göç ederek ve görüntü iletme yetisini kazanmış görünüyor.

Bilim insanları ilk hayvan atalarımızda iki tür ışığa duyarlı hücrenin varlığını belirlemiş bulunuyorlar. Bunlar, rabdomerik ve cilial (kamçımsı) hücreler olarak sınıflandırılıyorlar. Hayvanların çoğunda rabdomerik hücreler gözlerin bir parçası haline gelirken kamçımsı hücreler beyindeki yerlerini koruyarak biyolojik saatleri düzenleme işlevini üstlenmişler. İnsanlar ve öteki omurgalılardaysa bunun tersi olmuş ve gözde yerleşen kamçımsı hücreler koni ve çubuk hücrelerine dönüştürmüşler.

Araştırmacılar göz oluşumunun evrim sürecinin izini, “yaşayan bir fosil” olarak tanımlanan Platynereis dumerilii adlı deniz kurtçuğunu inceleyerek bulmuşlar. Bu kurtçuk 600 milyon yıl önce yaşamış olan atalarından hala çok farklı değil. Bu canlıya ayrıca böceklerle omurgalıların son ortak atası gözüyle bakılıyor. Arendt bu hayvanın daha önce başka bir araştırmacı tarafından çekilen beyin görüntülerini gördüğünde, beyin hücrelerinin insan gözündeki koni ve çubuk hücrelerle olan benzerliği dikkatini çekmiş. Araştırmacı bu hücrelerin aynı evrimsel sürecin ürünü olabileceğini düşünmüş. Daha sonra, EMBL’den başka araştırmacıların yardımıyla Platynereis dumerilii’nin beynindeki hücrelerin “moleküler parmak izleri” başka hayvanların beyinlerindeki ışığa duyarlı hücrelerle karşılaştırılmış. Hayvanın beynindeki opsin adlı ışığa duyarlı bir molekülün, omurgalı gözlerindeki çubuk ve koni hücrelerdeki opsinle olağanüstü benzerlik gösterdiği ortaya çıkmış. EMBL araştırmacılarından Kristin Tessmar Raible, “bu omurgalı tipi molekülün Platynereis dumerilii beyin hücreleri içinde etkin olduğunun görülmesi, bu hücrelerle omurgalı koni ve çubuk hücrelerinin ortak bir moleküler parmak izine sahip olduklarını ortaya koymuş bulunuyor. Bu da evrimde ortak bir kaynağın kanıtı. İnsan gözünün evrimiyle ilgili büyük bir bilmeceyi çözmüş bulunuyoruz” diyor. EMBL araştırmacıları, Science dergisinde yayımladıkları bulgularının sonunda hayvanlarda ışığa duyarlı hücrelerle gözlerin evrimi konusunda şu senaryoyu öne sürüyorlar.

İlkel metazoalarda ışığın varlığını belirlemek ve ışıkla ilgili zamanlama işlevlerini (biyolojik saat) yönetmek için bir atasal opsin kullanan tek bir tür ışığa duyarlı hücre öncülü bulunuyordu. Prebilateryen (anatomide ikili simetri oluşmuş hayvanlardan önceki) atalarda opsin geni, copsin ve ropsin adlı genlere dönüştü ve böylece öncül ışık algılayıcı hücrenin kamçımsı ve rabdomeric denen kardeş hücre türlerine farklılışmasına yol açtı. Rabdomeric ışık algılayıcı hücreler, pigment hücreleriyle bir araya gelerek ilkel gözleri oluştururken, kamçımsı hücreler de evrilen beynin bir parçası haline gelerek yönsüz ışık tepkisi işlevini yüklendi.

İkili simetrik anatomiye sahip hayvanlarda, örneğin günümüze kadar gelmiş Platynereis’te bu atasal düzen hâlâ görülüyor. Omurgalılara uzanan evrim çizgisinde her iki tür ışık algılayıcı hücre, evrimleşen retinaya yerleşti. Rabdomerik ışık algılayıcı hücreler, gangliyon hücrelere dönüşerek görüntü işleme sürecinde farklı bir işlevi üstlendiler. Omurgalı gözünün evriminin önemli bir özelliğiyse, ışık algılama görevini üstlenenlerin rabdomerik değil, kamçımsı hücrelerin, yani çubuk ve konilerin olmasıydı. Dolayısıyla omurgalı hayvanların gözleri, farklı evrimsel tarihleri olan farklı ışık algılayıcıları kapsayan bileşlik bir yapıyı temsil ediyor.

Yazan: Tolga Tarih: September 23, 2006 01:39 PM

Tolga Bey,

Bence önemli bir noktayı gözden kaçırmaktasınız. Darwinci evrim teorisinin temel varsayımlarını peşinen kabul ettiğinizde açıklayamayacağınız hiçbir şey yok. Her şeyi açıklayabildiği için darwinci evrim teorisi aslında hiçbir şeyi açıklamaz. Yalnızca elde zaten var olan bir 'açıklama' için uygun modellemeler üretir. Çünkü zaten iddia edildiği şekilde bir evrim oldu ise elbette ki bunun izlediği yol buna benzer bir şey olacak. Yani basitten karmaşığa doğru. Basit bir nesne ile karmaşık bir nesne arasında geçmesi 'gereken' süreç modellenebilir. Peki bu, bu gelişimi açıklamış olur mu? Elbetteki hayır. Çünkü açıklama zaten eldedir. Bu ikisini karıştırmakla önemli bir yanlış yapmış oluruz.

Bilimsel açıklamanın zaten bir modelleme/betimlemeden ibaret olduğunu söylerseniz evet öyledir. Ancak burada meydana gelmiş olması gereken değişimlerin mekanizması "mutasyon"dur. Yani hiçbir yönü/hedefi olmayan fiziksel-kimyasal olaylar. Ve bu mutasyon zinciri sürekli 'avantaj sağlayıcı" halkalar içermek zorunda, tümüyle bunlardan oluşmak zorunda olmasa bile. Hiçbir yönü-hedefi olmayan olayların bir gelişime yol açması. İşte sorun burada. Burada "canlılık gelişir" türünden bir biyoloji yasası konup "işte betimledik ve açıkladık" denebilir belki ama bu da "canlılık"ın ne olduğu felsefi sorununu gündeme getirir.

Bakınız, dağların, denizlerin, atmosferin vb. bir değişim süreci var. Ama bunların gelişmiş olduklarını söyleyemeyiz. Bunlarda basitten karmaşığa doğru bir değişim yok. Peki şayet canlılıkta bu tür bir değişim/gelişim varsa, bunun nitelikçe depremlerden farkı olmayan mutasyonlar ile gerçekleştiği iddiası bilimsel mi yoksa felsefi bir iddia mıdır? Herhalde tümüyle felsefidir.

Doğal seleksiyon mu diyeceksiniz? Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, doğada seçme diye bir olay yok. Doğa seçmez. Peki ne olur? Daha iyi olanlar hayatta kalır, çoğalır. Daha iyi olmak doğaya daha iyi uyum sağlamak değil, daha güçlü/dayanıklı/yetenekli olmaktır. Doğaya uyanlar, aynen kalırlar yada ortadan kalkarlar. Burada daha fazlası var, doğaya birşeyler katma var. Burada organizma seçkinleşir, doğa tarafından seçilmez. Bu yüzden doğa seçtiği için güçlendi denemez de olsa olsa güçlendiği için seçildi (yani yaşadı, nesli devam etti) denebilir.

Buradan şunu görüyoruz : Doğal seçilim bir etken değil, bir sonuç. Hatta öyle ki bu bağlamda evrim ile doğal seçilimin aynı şey olduğu bile söylenebilir. Pek ala bu durumda evrimin evrim sayesinde gerçekleştiği gibi absürd bir söyleme ulaşır mıyız? Herhalde ulaşırız.

Elimizde kala kala bu 'geliştirici' mutasyonların nasıl olup da olmakta oldukları sorunu kalır. Buna da "işin hep rast gittiği" şeklinde verilen yanıtı herhalde bilimsel sayamayız.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: September 24, 2006 03:20 AM

pek muhterem gezgin (!) sen Allah yoktur diyosun ve bunun bilimle gözlenemedigi sebebini ortaya atıyorsun bak dostum galiba bilmiyorsundur ama bizim inancımıza göre Allah ın varlıgını %100 kesin olarak İSPATLAYAMAZSIN CÜNKÜ BU İSPATLANSA MÜSLÜMANLIGIN İMTİHAN SIRRI mantıgı ile celisecektir biz sadece %100 iman etmek ile görevliyiz kimileri bunu reddebilir sonlarını kendileri düsünsün ayrıca sen deneylerle ispatlayamadıgın her şeye yok diyorsun bana mantıgın varlıgını ispatlasana göstersene bana mantıgı ? ama simdi sen mantık diye bişey yoktur dersin ki kendine bakarak bence %100 dogru bi yorum cıkarırsın evrenin tesadüfler zinciri oldugunu düsünmek mantıksızlıktan baska bişey degildir zaten ayrıca sana bi sorum olacak..
Akılları olmayan ve görmenin ne oldugunu bilmeyen bu canlılarda nasıl göz olustu benim aklımı en cok kurcalayan yer burası simdi su anda sen o - varlıgını saydıgınız ilkel hücreler- e daha zekisin ben sana göz olusturda demeyecem bana calkometrikkesap makinesi üretir misin ? ( su anda icinden bu adam ne saclamamıs diye söylüyordur :) ) sen zeki oldugun halde bilmedigin bi kavramı üretemezken acaba o ilkel aklı dahi olmayan bi hücreden nasıl göz gibi kompleks bi sistemi olusturmasını beklersin ? bence gözün olusumu senin calkometrikkesap makinesi üretmenden daha sacma bişey..
Ayrıca ''Akıllı tasarım bilinmeyenlerin arkasına gizlenir ve bunu bilmiyorus öyleyse bunu bir tasarlayan vardır, demekten ibarettir '' demeye calısmıssınız..
Öncelikle lütfen laf atacagını bi tarasım hakkında biraz bilgi sahibi olun akıllı tasarım bilinmeyinlerin arkasına degil bilinenlerin - ki halan cok azlar - düzenine,ihtişamına,kusursuzluguna bakarak derki BUNLAR TESADÜFİ DEGİL AKILLI Bİ YARATICI tarafından tasarlanmıstır yani sizin dediginiz gibi bilinmeyenlerin degil bilinenlere göre yorum yapılmaktadır. ayrıca verdiginiz spagetti ögrengide bu konuda cok icler acısı bilim arkasına sıgınıpta böyle komik örnekler vermek zaten anca evrimcilerin işidir aynen cocukların oyunlarda yenilince mızıkcılık yapmaları gibi evrim artık son demlerini yaşıyor zaten milyarca ara gecis formundan tekine bile rastlanmadı hadi rastlanmadıgı bi yana tüm canlıların bir anda tam bir donanımlı ortaya cıktıkları görüldü ama tabi sizin gibi koyu materyalist insanlar icin bunların ne önemi var degil mi ? Elinizden gelse fosil diye birşey yokturda dersiniz yaa iyiki elinizle tutup gözünüzle görebiliyorsunuz :) Ayrıca sen gözünle görmediklerinide inanma sakın ama sakın sen kör degilsin iyiki bak simdi ben sana bişey diyivercem öksüz cocukları düsün kimsesiz cocukları anne ve babalarını ömürlerinde bi defa dahi olsa görmemislerdir simdi bu cocuklar kalkıp BEN ANNEMİ ELLE TUTMADIM GÖZLE GÖRMEDİM O HALDE BENİM ANNEM YOKTUR demesi sence akla mantıga uyar mı ? Bak o cocukta elle tutamadı gözle göremedi madde haliyle göremedi en basitinden ama annesinin oldugunu biliyor cünkü annesi olmasa o cocugun olması imkansız . VE BU ÖRNEGİM NE KADAR İMKANSIZSA YÜCE Bİ TASARLAYAN OLMADAN KAİNATIN BU KADAR MÜTİS Bİ DÜZEN İCERİNSİNDE OLMASIDA İMKANSIZ inş. yazdıklarımı azda olsa maddecilikten cıkıp yorumlarsın

Yazan: veysel Tarih: April 18, 2007 10:32 PM

bir zamanlar ptuperestlık zerdustluk vardı sımdı de maddecılık peydah olmus ozde aynı ınkarcılık... gercı bunun tartısmasını yapmak konusunda taraftar degılım ınamayanı da yasatan Allahın kıme ne lutfedecegı bılınmez, zorlama bıze gore degıl buyuk tasarımcı buyuk ressam her seyı essız ustalıgı ıle ortaya koymus ısteyen kaleme ınansın ısteyen o kalemın sahıbıne, sonucta o resım durulup toplandıgında gerceklerle yuzlesıldıgınde aramızda hukum verılecektır buna sahsen kafa yormamak gerek, kafa yorulması gereken onun yarattıgı bu essız zengınlık ıcerısındekı zengınlıklerı ortaya cıkarmak kesfetmek ve ınsanlık ıcın ve tum canlılar ıcın yarayıslı hale getırmektır zıra sıyahı da beyazı da o yaratıı aydınlatmak da karartmak da ınsanların vıcdanına bırakıldı ancak amıyane tabırle koyverılmedı, akla karanın savası kıyamete dek surecektır bu da dunyanın asıl meselesıdır, her seyın temelı ınanmaktır her sey ımanla baslııyor ortaya konulan bu dunya da ıyı ıle kotu ak ıle kara guzel ıle cırkın herpsı bır arada her sey zıttı ıle anlam kazanıyor ve dunyanın evrenın tasarımcısının yaratmakta kı amacını ortaya koyuyor,

esirgeyen ve bağışlayan Allah adı ile,
(39). "Suçlular simalarından tanınırlar da perçemlerinden ve ayaklarından tutulurlar" (41). "İşte bu, suçluların yalanladığı Cehennemdir. Bununla kaynar su arasında dolaşır dururlar. Öyleyse Rabbinizin nimetlerinden hangisini yalan sayıyorsunuz?" (43-45).

Yazan: ancazin Tarih: April 20, 2007 08:11 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)