« Nasıl Var Olduğumuz Neden Önemlidir? | Ana Sayfa | Dindar Olmayan İslamcılık »
September 21, 2005
Akıllı Tasarım 'Test Edilebilir' Bir Teori midir?
Akıllı Tasarım teorisi hakkında dile getirilen itirazlar arasında "test edilebilir" ve "gözlemlenebilir" olmadığı argümanı önemli bir yer tutuyor. Bazı Darwinistler, "Tasarım denen süreç test edilemez ve gözlemlenemez, dolayısıyla yanlışlanamaz, dolayısıyla bilimsel değildir" diyerek, teoriyi diskalifiye etmeye ve tartışmayı en baştan kazanmaya çalışıyorlar.
Oysa gerçekte test edilebilirlik ve yanlışlanabilirlik kriterleri açısından, Tasarım da Darwinizm de aynı durumdadır.
Çünkü her iki teori de, yeryüzündeki ilk hücrenin, ilk balığın, ilk kuşun veya ilk insanın nasıl ortaya çıktığı gibi, geçmişte yaşanmış olaylara dair açıklamalar sunar. Söz konusu olayların ne yeniden gözlemlenmesi ne de laboratuvarda tekrar edilmesi mümkündür. Bu nedenle bu olayları araştırmaya başladığımızda, aslında kimya, fizik, biyoloji gibi "operasyonel bilim" alanından çıkar; arkeoloji gibi "tarihsel bilim"lerin alanına gireriz. Bu bilim dallarında sonuçlar deney ve gözlemden çok, kanıtların incelenip en doğru açıklamaya çıkarım yapılması yoluyla varılır.
Arkeolojinin bulgularını, örneğin Sümerler hakkındaki arkeolojik görüşü ele alalım. Sümerler diye bir medeniyetin yaşadığını, o insanları gözlemlediğimiz ve onları laboratuvarda yeniden ürettiğimiz için değil, geriye izler, eserler ve yazıtlar bıraktıkları için biliyoruz. Birisi bize "Sümerleri test edemiyorsunuz, dolayısıyla var olduklarını kabul etmek bilimsel değildir, bir inançtır deseydi", saçmalamış olurdu.
Tarihsel bilimlere bir diğer örnek, kozmogeni, yani evrenin kökenini araştıran bilim dalıdır. Günümüzde kozmogenide evrenin büyük bir patlama ile ortaya çıktığını öngören Big Bang teorisi yaygın kabul görüyor. Dikkat edilirse -- evreni baştan yeniden oluşturamayacağımıza göre -- Big Bang ne gözlemlenebilir ne de laboratuvarda test edilebilir. Ama yine de bilimsel bir teoridir; çünkü eldeki astrofizik kanıtların incelenmesi sonucunda yapılan çıkarsamalara dayanmaktadır.
Akıllı Tasarım teorisi de, aynen Big Bang gibi, uzak geçmişte yaşanmış ve bitmiş süreçlerden söz etmektedir. Türler bir kez ortaya çıktıktan sonra doğal yollardan türemektedirler, ama, Akıllı Tasarım'a göre, bu gibi doğal süreçler "türlerin kökeni"ni açıklayamamaktadır. O köken, teoriye göre, Tasarım'dır.
Evrim Gözlemleniyor mu?
Üstte anlatılanların üzerine pek çok Darwinist, "hayır, hayır, biz evrimi hem laboratuvarda, hem de doğada gözlemliyoruz" diyeceklerdir. Bunu da biraz açıp tartışmak gerek.
Darwinistlerin, adına "evrim" dedikleri bir takım doğal süreçleri gözlemledikleri ve laboratuvarda yineledikleri doğrudur. Ancak burada kritik bir nokta var: Bu doğal süreçler canlılarda SINIRLI biyolojik değişim ve dalgalanma meydana getirmekte, ama SINIRSIZ değişim sağlamamakta, dahası YENİ biyolojik yapılar üretmemektedir.
İşte yüzden evrimsel biyologlar, doğada gözlenen sınırlı biyolojik değişime "mikro-evrim", Darwinizm'in öngördüğü evrensel biyolojik değişime ise "makro-evrim" adını verirler. Sorun, mikro-evrimin, ne kadar uzun zaman verilirse verilsin, makro-evrim üretememesidir. Evrimsel biyologlar, Gilbert, Opitz, ve Raff, Developmental Biology dergisinde yayınlanan 1996 tarihli bir makalelerinde bu konuyu şöyle açıklıyorlar:
Modern sentez (neo-Darwinist teori) önemli bir başarıdır. Ancak, 1970'lerden başlayarak, çok sayıda biyolog bunun açıklayıcı gücünü sorgulamaya başlamıştır. Genetik bilimi, mikro-evrimi açıklamak için yeterli bir araç olabilir, ama genetik bilgi üzerindeki mikro-evrimsel değişiklikler, bir sürüngeni bir memeliye çevirebilecek ya da bir balığı amfibiyene dönüştürecek türden değildir. Mikro-evrim, sadece uygunların hayatta kalması kavramına yardımcı olabilir, uygunların oluşumunu açıklayamaz. Goodwin'in 1995'te belirttiği gibi, "türlerin kökeni, yani Darwin'in problemi, çözümsüz kalmaya devam etmektedir." (1)
Dolayısıyla aslında Darwinist teorinin belirli ölçüde "gözlemlenebilir" olması, teorinin yanlışlığını göstermeye yaramaktadır. Teori, canlı türlerini üreten doğal mekanizmalar olduğu iddiasındadır. Her ne kadar türlerin kökeni gözlemlenemez uzak geçmişte kalmış olsa bile, söz konusu doğal mekanizmaların var olup olmadığı, deney ve gözlem yöntemiyle incelenebilir. İncelendikçe de, canlılığın kompleks yapısını inşa edebilecek öyle mekanizmalar olmadığı görülmektedir.
Akıllı Tasarım teorisi ise, zaten canlılığın doğal etkenler tarafından değil, "intelligent" ("akıllı" veya "bilinçli") etkenler tarafından var edildiğini savunur. Eldeki kanıtlar, bunu doğrulamaktadır. (Bu kanıtlara, yeni canlı tiplerinin hep aniden ve benzer ataları olmaksızın ortaya çıktıklarını gösteren fosil kayıtlarını da eklemek gerek.)
Özetle: Canlıların geçmişte nasıl ortaya çıktıklarını gözlemleyemeyiz. Fakat gözlemleyebildiğimiz olgular, bu ortaya çıkışın, doğal değil bilinçli bir süreç sayesinde olduğunu gösteriyor.
1) Scott Gilbert, John Opitz, and Rudolf Raff, "Resynthesizing Evolutionary and Developmental Biology", Developmental Biology 173, Article No. 0032, 1996, p. 361
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 21, 2005 12:40 PM


Sayın Mustafa Akyol,
Siz nekadar bilimsel olarak açıklamalar yapsanızda insanların önyargılarını değiştiremezsiniz.
Sizin açıklamalarınızla inaçsız insanlar sanmamki birden bire inanmaya başlasınlar Ama inaçlı insanların inaçlarını güçlendirebilir.
İnaçlı olanlarada tavsiyem her sorunun bir cevabı vardır yeterki soru sormaktan korkmayalım ve yeni sorular sormak için aklımızı kullanalım, düşünelim ve tabiki daha çok ama önce Kuran-ı Kerimi okuyalım okuyalım okuyalım ( sadece mealini değil )
Yazan: Vural Tarih: September 21, 2005 05:32 PM
"Bazı Darwinistler, 'Tasarım denen süreç test edilemez ve gözlemlenemez, dolayısıyla yanlışlanamaz, dolayısıyla bilimsel değildir' diyerek, teoriyi diskalifiye etmeye ve tartışmayı en baştan kazanmaya çalışıyorlar.
Oysa gerçekte test edilebilirlik ve yanlışlanabilirlik kriterleri açısından, Tasarım da Darwinizm de aynı durumdadır."
Bu da bir tur savunma oldu simdilerde: 'Onlarinkinin dayanagi yok ki, bizimkinin olsun...'
Bana Nasreddin Hoca'nin bir fikrasini hatirlatiyor. Hani, baskalarinin kaprilarinin takip takistirmasina vaazda veryansin ettikten sonra, cikistta yanina gelip sessizce kendi karisinin takip takistirmasina nicin bir sey demedigini soran dostlarina 'Ama, dostlar, pek de yakisiyor haspaya!' dedigi fikra...
Bir de, Tarbzon Mebusu Hasan Saka'nin benzer bir nuktesi de vardir; bilenler bilmeyenlere anlatsin artik..
Ha, bir de, aklima gemisken 'intelligent'in Turkcesi 'akilli', 'bilincli'filan degil dupeduz 'zeki'dir.
Akilli = Wise
Bilincli = Conscious
'Intelligence'in karsiliginin Turkcede 'istihbarat' olmasidir belki de bizimkilerin Gorili agaca baglayip konusturmak icin dovmesinin altinda yatan sebep... 'Intelligence'in 'zeka' oldugunu bilmeyince insan bunu pekala yapabilir :-)
Bir de, mesela, Sait Faik, 'Balik turlerini bilmeden yazmaga kosulmuslar' diyerek yeniyetme edebiyatcilari tenkit ederdi... OK, onun derdi, raki ile hangi baligin gitmesi gerektigini bilmek belki de yazabilemkten onemliydi.
Ama, ben, Ingilizce kaynakli yazilari ve dusunurleri referans gosterenlerin ilk kelimede bu derece hatali olmalarini anlamakta zorlanmiyor degilim.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 22, 2005 04:40 AM
Vural Bey, Sayın Akyol'un amacını "inançsız insanları hidayete ulaştırmak ya da insanların inançlarını kuvvetlendirmeye çalışmak" noktasına indirgemenin, amacı daralttığını ve aslında asıl amacı gölgelediğini düşünüyorum. Bu söylediğiniz, O'nun anlattığı bilimsel teorinin, insanlar üzerindeki etkileri ya da sonucu olabilir. Bu sonuca ulaşmayı sağlayacak bir etkinin oluşması, müslüman olduğunu söyleyen biri için sevindirici olabilir ama amaç şu anda inanmayan insanların inanmalarını sağlamak ya da inançların inançlarını kuvvetlendirmek değil bence. Amacı şu gerçekleri paylaşmak olarak özetleyebiliriz : "Bilimin evrim marifetiyle oluşturduğu Yaratıcı'nın olmadığı düşüncesi, yine bilim tarafından çürütülmüştür. Bilim artık canlıların tasarlandığını söylemekte, bir Tasarımcı'nın (Yaratıcı'nın) varlığına işaret etmektedir. Bu gelişme, bilimin Yaratıcı'nın olmadığını düşünerek, buna inanarak yapılması gerektiği düşüncesinin yanlış olduğunu ispatlamaktadır. Bu gelişme aynı zamanda, bilim dayatması ile insanları inançsızlığa itmenin de sonunu getirecektir. " Sayın Akyol, aslında, bilimi ateist inancın hegemonyasından (egemenliğinden, baskısından) kurtarmaya, bir anlamda onu özgürleştirmeye çalışmakta. Çünkü ateist ve maddeci düşünce gerçekten de bilimi özgürleştirdiği iddiası ile onu sınırlamakta, baskı altına almakta. Bu sınırlandırma, insanlara da yansımakta, onlar da bilim referans gösterilerek ateizme,bilinemezciliğe(agnostic), maddeciliğe yönlendirilmekte. Bilinçli tasarım teorisi sayesinde insanlar inanmak ya da inanmamakta daha özgür olacaklar. Bilimin baskısı altına alınmamış olacaklar. Kısacası, amaç, insanların inanç ya da inançsızlık konusunda karar verirken gerçekten özgür olmalarını sağlamak, bilim tarafından inançsızlığa yönlendirilmelerinin önüne geçmek.
Bu gelişmelerin, tersi yönde bir baskı yaratacağı iddia edilebilir. Kurduğum cümle tersinden söylenerek, amaç, bilimin insanları inanca yöneltmesini sağlamaktır denebilir. Yaratması ya da yaratmaması elimizde. Tarafsız ve yansız olarak sadece bilimsel kanıtlardan, araştırmalardan bahsederseniz, sonrasını insanların kendilerine bırakırsanız böyle bir dayatma yapmamış olursunuz. Sayın Akyol'un tam da bunu yaptığını, bu konuda son derece hassas davrandığını düşünüyorum. O kanıtları, yeni gelişmeleri bizlerle paylaşıyor, sonrasına karışmıyor. Hatta teorinin, dini gerçekleri ispatlamak gibi bir iddiası olmadığını, yola bu amaçla çıkılmadığını, sadece sonucun dini söylemlerle benzerlik taşıdığını söylüyor, o kadar. "Bakın bilim bunları söyledi, demek ki doğru olan Allah'a inanmaktır, huzur İslam'dadır (ya da Hristiyanlık'dadır) " demiyor, öyle düşünse bile. Böyle düşünüyor ama söylemiyor diyerek, O'nu dürüst olmamakla, asıl amacını saklamakla, gizli planlar yapmakla suçlayanlar çıkabilir ama bu suçlamalar çok yersiz olur. Çünkü bunu söylemesi gerçekten insanları yönlendirmeye ve pasif de olsa dayatmaya, baskı altına almaya girer. Bu da inanç özgürlüğünü zedeler. Sayın Akyol bunu yapmıyor, aksine, kanıtlar bunlardır diyor ve susuyor. Sonrası herkesin kendisine kalmış. Sayın Akyol'un asıl ilgi alanı, inançsız insanların birden bire inanmaya başlayıp başlamamaları değil, bu insanların düşüncelerini bilim kisvesi altında mutlak gerçekler gibi sunup sunmadıkları.
Saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: September 22, 2005 10:46 AM
Sayın "Müzmin Anonim",
Ben, "Onlarinkinin dayanagi yok ki, bizimkinin olsun" demedim. Her söyledigim seyi, bu şekilde hafif çarpıtıp başka bir anlama çekerseniz, sadece zaman kaybederiz.
Ben, yöntem olarak her iki teorinin de "tarihsel bilimler" kategorisine girdiğini anlattım; yazıda açıkça anlaşılıyor bu sanırdım.
Öte yandan benim Müslümanca niyetlerim üzerinden yaptığınız yorumlar da bence isabetli değil. Darwinist taraftaki pek çok insanın da çok açık ateist, materyalist, natüralist niyetleri var. İnsanlar bir teoriyle kendi özel motivasyonları nedeniyle ilgilenebilirler. Ama önemli olan, kanıtları çarpıtmadan objektif olarak ele alıp almıyor olmalarıdır. Ben öyle yapmaya çalışıyorum. Niyetimin ne olduğundan çok, ileri sürdüğüm argümanı ele almak, tartışmanın bilimsel yönü açısından, daha doğru olur.
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: September 22, 2005 11:44 AM
Sayın Esra,
Ben kesinlikle Mustafa Akyolun böyle bir amacı olduğunu söylemek istemedim sadece bir tespit yapmak istedim.
"En zor şeyin insanların önyargılarını kırmak "olduğu ile ilgili bir söz vardı.Bunu vurgulamak istedim. Bu sözün doğruluğu bu sitedeki yorumcuların yazdıkları ile doğrulanyor sanırım.
Sayın Müzmin Anonim
Kimsenin Allahın varlığını bilimsel olarak ispatlamaya çalışması gibi bir eylem söz konusu olamaz eğer olsa bile bu o kişinin inancının zayıflığından ileri gelir.Ama darvinizim ve materyalizim bilimi kullanarak sözde Allahın var olmadığını ispat etmeye çalışıyorlar bence.
Bazı "bilim adamları" bilim adamı dindar olamaz diyorlar.Ama Mendel yasalarını herkez bilir ve günümüzün popüler bilimi olan genetik biliminin, babası olarak kabul edilir. Gregor MENDEL Avusturyalı botanikçi ve bir papazdır.Demekki bilim adamı aynızamanda dindar olabiliyormuş.
Şimdi mendel bu çalışmaları Allahın varlığını ispat içinmi yapmıştır acaba.
Yazan: Vural Tarih: September 22, 2005 02:53 PM
Vural bey,
"Kimsenin Allahın varlığını bilimsel olarak ispatlamaya çalışması gibi bir eylem söz konusu olamaz eğer olsa bile bu o kişinin inancının zayıflığından ileri gelir.Ama darvinizim ve materyalizim bilimi kullanarak sözde Allahın var olmadığını ispat etmeye çalışıyorlar bence."
Birakin ugrassinlar. Bunca senedir olmadi da simdi mi bunu becerecekler.
Isin dogrusu , bendeniz herhangi bir seyin var veya yok oldugunun ispatlanabilecegini dusunmuyorum.
Insanin kendisinin bile var oldugunu ispatlamasi mumkun degil ki...
Haaa, Descartes'in o mehsur 'Dusunuyorum, oyleyse varim' lafini bana hatirlatacaksiniz belki.. Ama, o ispat filan degil ki; caresizligin sonundaki bir feryattir.
"Bazı 'bilim adamları' bilim adamı dindar olamaz diyorlar.Ama Mendel yasalarını herkez bilir ve günümüzün popüler bilimi olan genetik biliminin, babası olarak kabul edilir. Gregor MENDEL Avusturyalı botanikçi ve bir papazdır.Demekki bilim adamı aynı zamanda dindar olabiliyormuş.
Din adamlarinin otomatik olrak dindar oldugunu farzediyorsunuz galiba. Benim okudugum universitenin oldukca yakininda bir Katedral vardi. Arada bir gider oradaki din adamlari ile sohbet ederdik. Birakin beni kendi dinlerine dondurmek icin herhangi bir gayret sarfetmegi, adamlar alenen ateist olduklarini soyluyorlardi --birebir sohbetlerde tabii ki..
"Şimdi mendel bu çalışmaları Allahın varlığını ispat için mi yapmıştır acaba."
Valla, bilemem. Herhangi bir bulus cogu zaman bir merak uzerine baslayan bir calismanin urunudur. Elde ettigi sonuclari yayinlamadan once 'bunun Allah'in varligini ispata faydasi var mi?' sorusunu sorup sormadigini da bilemeyiz. Sormamis olabilir, sormus olabilir.
Ama, Allah'in varligini ispata faydasi yerine zarari var sonucuna varmis olsa bile yine de yayinlamis olabilir --malum, meshur olmak arzusu bazan mumin olmaktan baskin gelebilir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 22, 2005 05:06 PM
Vural Bey, haklısınız, Sayın Akyol'un amacının bu olduğunu söylememişsiniz aslında. Ben sadece , okuyanların bu anlamı çıkarabileceklerini düşünerek o yorumu yazmıştım. Olay gerçekleşmeden tedbirli olmak adına böyle birşey yaptım diyebiliriz. Yoksa "önyargı" konusunda söylediklerinize katılmamak ne mümkün! Önyargı yalın olarak meseleye bakmayı imkansız kılıyor maalesef. Zaten, sırf bu sebeple, konu denetlenemez şekilde dağılıyor, yön değiştiriyor. Sayın Akyol'un bazı yazılarına yapılan yorumları, baştan sona okuyunca, asıl konu ile ilgili söylediklerine itibar edenlerin azlığı ve konunun nereden nerelere varabileceği karşısında insan şaşkına dönüyor. Yorumları okurken aklımdan şu mısralar geçti kimi zamanlar: "Bu şiire [yoruma] başladığımda nerde, / Şimdi nerdeyim? / ... / İlerledikçe...Kaybolup gittin[gittim] bu şiirin [yorumların] derinliklerinde"* Gerçekten de kayboluyor insan, her yorumda merkezden uzaga savruluyor. Konudan uzaklaşmaktan başka, Sayın Akyol'un söylemiş olduğu, bu meseleyi önemli bulma ve uğraşma sebepleri de kabül görmüyor, inandırıcı bulunmuyor. Bazen öyle hissediyorum ki aramızda ne söylese tatmin olmayacaklar var. Hal böyle iken, sizin yorumunuzdaki "... Sizin açıklamalarınızla inaçsız insanlar sanmam ki birdenbire inanmaya başlasınlar " cümlesini cımbızla çekip de "Derdiniz buymuş demek! İnsanların inanç dünyalarına müdahale edemezsiniz! Beyin yıkamanıza izin vermeyiz!" denmesinin en baştan önüne geçmek istedim. Çünkü Sayın Akyol'un amacının bu olmadığını, dahası bu konuda çok hassas olduğunu, çok dikkatli davrandığını düşünüyorum. Amacı hakkında ne düşündüğümü ilk yorumumda yazmıştım.
Saygılarımla,
*Mısralar, Murathan Mungan'ın Yalnız Bir Opera şiirinden. Köşeli parantezdeki ekleri tahmin ettiğini üzere ben yazdım.
Yazan: Esra Tarih: September 23, 2005 10:13 AM
Muzmin anonim bey,
Kimseyi bırkamaya gerek yok...
Bunca senedir bunu bilememeniz sizin sorununuz.
Kendinizin var olduğunu bile ispat edemediğinizden bahset mişiniz.
Bakın Bu konuda size ne diyecem.
Bende kendimin aslında var olmadığını düşünüyorum ; yani madde bedenimi sadece kendi algılama organlarımdan beynime ulaşan elektirik sinyallerinin beynimde oluşturulduğu bir görüntü olduğunu düşünüyorum ki bu bilimsel bir gerçektir.
Bu evrenin aslında hiç var olmadığını sadece Allahın mevcut olduğunu ve evreninde Allahın (tabir yanlış olabilir ama ) hayalinde oluştuğunu düşünüyorum. Yani zaten var olmadığımızı ve var sandığımız benliğimizin de Allağın varlığında yok olacağını düşünüyorum. ( bkz http://www.ahmedbaki.com/turkce/kitaplar/tek/ )
Ben Mendelin din adamı oluşunu değil dindarlığını inaçlı oluşunu kastetmiştim.Ama siz yine demogaji yaparak, konuyu çarpıtarak illa birşey söylemek gerektiğini düşünerek. Katetraldeki Ateist din adamlarından bahsediyorsunuz....
Meşur olmak isteyen müminler yakıştırmasıda tam sizin uslubunuza göre ....
Sevgi ile kalın
Özde hepimiz biriz....
Vural
Yazan: Vural Tarih: September 23, 2005 12:01 PM
Akıllı tasarım yorumları daha çok dini tartışmaya dönmüş. Kişi dini olarak yaratıcıya inanılır inanmaz veya başka şeye inanır bu kimseyi ilgilendirmez ve tartışılacak bir yanı yoktur. Bilim doğadaki olayları araştırma etkinliğidir. Doğayı doğadaki olayları araştırırken doğa üstü bir güçle kafanın meşgul olması doğru mudur?
Akıllı tasarımı eleştiren herkes ateist değildir. Dini olarak ayrı inanırsın bilimsel araştırmanı ayrı devam ettirirsin. Akıllı tasarımda din ile bilim arasında köprü oluşturulmakta dolayısıyla din ve bilim birbirine karıştırılmakta.
Yazan: Barış Berkman Tarih: September 24, 2005 06:05 PM
Sn. Vural,
Zekinin karşılığı "smart" dır sıfat ise!. Bilimsel mekanizmalar sözkonusu olduğunda, özellikle
robotlar, programlanabilir devreler ve programlanmış devre tasarımları gibi konularda
intelligent kelimesi kullanılır özellikle bizdeki gibi "zarf" gerektiğinde!.
Karar ve zeka birlikte ele alınıyorsa burada, idrakinde zaten sürecin parçası olması beklenir.
Tasarım kelimesinin başına özel olarak bu kelimenin konmasının
sebebi, ne yaptığı ne ettiği hakkında bilgisi olan, FARKINDALIK taşıyarak, gayet bilerek
yaptığını vurgulamak için. "Birşey yaptım ama neden yaptım, bende bilmiyorum!" şeklinde
bir durum varsa bu şuursuzca bir fiildir. Hukukta sırf bu durum dile, "KASTEN" kelimesi
başa konarak vurgulanır. "Kasten adam öldürmek" vb. Evren kasten tasarımlanmıştır, diyecekseniz
bunu evren tasarımlanmıştır diyerek yeterince ifade edemeyebilirsiniz. Her cinayet, teammüden
işlenmez!.
Smart kelimesinin elektronikte tercih edilmemesinin sebebi, henüz insan eli ile "ÇIKARIM" yapabilen bir
logic, bir entegre geliştirilememiş olmasındandır.
Ancak bu karar verme süreci (decision making process) kararın, seçeneklerden
akıl yürüterek BİLİNÇLİ OLARAK BİR TERCİH YAPILMASI SURETİ İSE, kararda akıl yürütüldüğü
için akıllı karardır (zeki karar demiyorum!). Karar, kasten, bilerek ve isteyerek verilmiştir.
Afaki bir adım değildir!...
Ürüne akıllı denmesinin sebebi;
- "Eliminasyon" yöntemi gibi bir dizi olasılıktan bir seçilim yapılmış olması
ve,
- akıl yürütülmesindendir. Raslantısal bir seçim yapılmamıştır(Raslantısal bir prösedür) işlemmemiştir.
Bkz. "Randomized Modul" veya "Randomized proceure". Bilgisayar biliminde tabi. (in Computer Science!)
Şöyle izah etmek gerekirse, bana aklından bir sayı tut dediğinizde;
rastgele bir sayı seçebilirim. Burda, kafamdaki boş bir kutunun içine kendimce bir algoritma çalıştırarak,
tamamen amaçsızca, ve ne işe yarayacağını bile bilmeden!.. bir sayı koyarım.
Ancak, bana aklından bir asal sayı seç derseniz, işte o vakit durur düşünür... hesap kitap yapar,
ve HERHANGİBİR SAYI değil, DOĞRU BİR SAYI kutuya koymaya çalışırım.
İşte birinci verdiğim örnekte raslantısal bir seçim yapmış oldum, lakin ikinci seçenekte
rastlantısal bir seçim yapmış olsaydım muhtemelen asal olmayan bir sayıda seçerbilirdim!!!!!
Intelligent design, hem seçimde ve parçaların bir araya getirilmesinde (tasarım) mükemmelliyete
hemde bunu yaparken ne yaptığını ne ettiğini bilerek yaptığını ifade etmesinden ötürü bence
tamda yerinde kullanılıyor. Yani ilk adımda, sizi şaşırttığı gibi beni şaşırtmıyor.
Siz bana her "asal sayı seç?" dediğinizde ben herseferinde doğru bir sayı seçiyor isem!!?
Bunun rastgele bir seçim sonucu olmadığını kabul etmeniz gerekir.
Mümkün olduğunca, önce bir bağcıyı dövelim, gayrısı hallolur türü bir
yaklaşım sizi bir yerden getirmez, bir yerede götürmez.
Intelligent robotics, veya Artifical intelligance (burdaki anlamıda bahsettiğiniz gibi
sözlükteki hali ile "istihbarat" değil!). Mühendislik konularında gördüğünüz
bu kelime, elden geldiğince fakir izahat şeklim ile anlatmaya çalıştığım şekli ile bunu tarifler.
DEMİŞSİNİZ Kİ!
ALINTI:
-----------------------------------------------------------------------------
Ha, bir de, aklima gemisken 'intelligent'in Turkcesi 'akilli', 'bilincli'filan degil dupeduz 'zeki'dir.
Akilli = Wise
Bilincli = Conscious
'Intelligence'in karsiliginin Turkcede 'istihbarat' olmasidir belki de bizimkilerin
Gorili agaca baglayip konusturmak icin dovmesinin altinda yatan sebep...
'Intelligence'in 'zeka' oldugunu bilmeyince insan bunu pekala yapabilir :-)
-----------------------------------------------------------------------------
İnsan, bilmeden çok çamda devirir! Herşey bir yana, sözlüğünüzü değiştirmenizi öneririm!
Intelligent kelimesinin, bir anlamı "idraklı" dır.
Buyrun tıklayın, çok merak ediyorum!? Haklıymışsınız, sayenizde yeni birşey
öğrendim diyecekmisiniz? Dönme-dolap gibi dönmemek için, sarih düşünmek gibi
bir elzem sahip olmak lazımdır.
http://www.zargan.com.tr/goster.asp?DisplayLang=1&dil=1&sozcuk=intelligent
Not: Bu arada, Rahmetli Hasan Saka akrabamdır hangi sözüymüş o, bende öğrenmiş olayım?
Lütfen daha fazla, çarpıtma yapmayın! Bu şekilde konuyu takipedemez oluyorum.
saygılarımla,
Yazan: Saka Tarih: September 24, 2005 08:11 PM
Sayın SAKA,
Sanırım bir yanlışlık oldu hitap ettiğiniz kişi Sn.Müzmin Anonim olucaktı.
Saygı ve sevgiler
Vural
Yazan: Vural Tarih: September 26, 2005 10:53 AM
Sn. Vural, affınıza sığınıyorum.. Haklısınız!.
Bu maddi hatayı mazur görün lütfen, derhal düzeltilmesi için buradan gereken ricayı yapıyorum:
DÜZELTME RİCASI:
Bundan bir önceki mesajımda mesaj başlığında sehven hata yapılmıştır!!!
>>>"-Sn. Müzmin Anonim,
Zekinin karşılığı "smart"..."
şeklinde değiştirilmesini rica ederim
saygılarımla,
Yazan: Kemal SAKA Tarih: September 27, 2005 09:55 AM
Saka bey,
Fa[r]kinda olmaksizin cam devirmislikten munezzeh oldugum iddiasinda degilim.
Ama, tikladiginiz her linki de konusunda otorite kabul etmemenizi oneririm.
Ingilizce-Turkce konusunda, Internet uzerinde kimin hangi otorite ile hazirladigi belli olmayan bir siteyi, 1861'den beri yayinlanan Redhouse sozlukleri ile ayni kefeye koyamam.
Aslinda, Mustafa beyin Islam'in detaylarinda bazi eksiklikleri oldugunu dusunuyor olsam da, bu onun Ingilizceyi de o derece az bildigi anlamina gelmiyor. Sizin yukarida bir eksiklik olarak isaret ettiginiz seyi ilk once mustafa beyin dikkat etmis oldugunu kabul edersiniz; ve eger sizin gibi, yanlis oldugumu dusunseydi bunu aciklamaktan geri duracagini hic sanmiyorum.... Bu size, bir linke tutunup boyle meydana firlamadan once bir ipucu olmaliydi..
Yine de bana evi arattiniz... Elimde su anda ISBN-975-413-021-3 numarali, 1989 baskisi Redhouse English-Turkish sozluk var. Ve, sizin dediginiz karsilik burada yok. Hic de olmadi.
Bakin, bir bilim dali vardir; ismi de 'Artificial Intelligence'dir. Bunun Turkce karsiligi 'Yapay Idrak' veya 'Yapay Idrakilik' filan degildir. 'Yapay Zeka'dir...
'Zeka'nin ingilizce karsiliginda da 'intelligent' vardir.
Zeka kelimesinin anlamini dogru bilmek faydalidir; cunku cogu insan 'ezberi kuvvetli' olanlarin 'zeki' oldugunu, 'zeka'nin da bellek filan oldugunu zanneder. Oyle degildir.
"Buyrun tıklayın, çok merak ediyorum!? Haklıymışsınız, sayenizde yeni birşey öğrendim diyecekmisiniz?"
Keske.. Tek ogrendigim, referanslarinizin sakat oldugu..
"Dönme-dolap gibi dönmemek için, sarih düşünmek gibi bir elzem sahip olmak lazımdır."
Dolap beygirligini bilmem; size oradan oyle gorunuyorsa bu benim realitem degil.
Dogru oldugu muddetce, yeni bir seyler ogrenmis olmaktan da gocunmam; aksine mutesekkir olurum. Ama, maalesef, bu firsat burada elime gecmedi.
Ya siz ne diyeceksiniz?
Siz bir seyler ogrendiniz mi acaba?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 28, 2005 06:41 AM
Kemal bey,
"Not: Bu arada, Rahmetli Hasan Saka akrabamdır hangi sözüymüş o, bende öğrenmiş olayım?"
Geri kalanini akraban birisine sorun diyecegim, ama, TBMM'deki hayatindan haberdar olan bir akrabaniz olmasi lazim.
"Lütfen daha fazla, çarpıtma yapmayın! Bu şekilde konuyu takipedemez oluyorum."
Uzuldum simdi...
Bilseydim he-ce hec-ce ya-zar-dim...
Sim-di na-sil, da-ha i-yi an-la-si-la-bi-li-yor mu?
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 29, 2005 12:13 PM
Kemal bey,
Mektupla Ingilizce ya da Turkce kursu verecek kadar zamanim olmadigindan dolayi, daha sonra da kullanabilmeniz icin asagidaki linkleri kullaniminiza sunuyorum.
http://www.askoxford.com/concise_oed/smart
http://www.askoxford.com/concise_oed/intelligent
http://www.askoxford.com/concise_oed/intelligence
Amerikancasi biraz daha farkli olsa da, Turkcesi asagi yukari 'fiyakali' olan Ingilizce 'smart'i zeka ile karistirmaniz belki kisa bir zaman icin fiyakali olabilir ama uzun vadede zekice olmayabilir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 29, 2005 12:23 PM
Sayin Editor,
Benim Kemal [Saka] beye, rahmetli Hasan Saka'nin bir baska mebusla TBMM kursusunden yaptiklari tartismanin sonucunda soyledigi iki kelimelik ozetini yazdigim bolumu cikartmis olmaniz benim yazimin anlamina halel getirmistir.
Siyasi nukteler arasinda sadece, mesela, Winston Churchill'in, karisi olsaydi kendisine zehir icirtecek oldugunu soyleyen olaganustu cirkin olan [kadin] parlamentere "hamfendi, karim siz olsaydiniz, o zehiri seve seve icerdim" demesi gibi ornekler yoktur...
Iran seferine cikmis olan Yavuz'un, kesif birlikleri ile gizlice Iran iclerine sizdigi, bu sizmalardan birinde de, tepelerden Tebriz'i inceledikten sonra, hayranlik ve imrenmek arasi bir dueumda, muhatabi/rakibine atfen: "Vay, p....in dolu, ne duzen kurmus!" dedigi de bilinmektedir.
Benzer ornekler cogaltilabilir.
Simdi gelelim, tarafinizca makaslanan, Hasan Saka'nin iki kelimelik nuktesine.
Hangi ulke ile oldugunu hatirlamiyorum (galiba Ingiltere ile), bir anlasma yapilir.
Anlasma metni henuz Meclis'e sunulmamistir. Hariciyeden baska kimsede metnin bir kopyasi da yoktur.
Ama, mebuslardan birisi kursuye cikip, bu anlasmanin 'filanca maddenin fesmekanca fikrasinda gecen su ifade sonucunda boyun egdigimiz sartlar hiyanet-i vataniyye addedilecek kadar agirdir".. "filanca maddenin filanca bendindeki bu cumle, bu anlasmayi yapan kadronun konuya ne derece vukufsuz oldugunu gosterir" turunden uzunca ve detayli bir konusma yapar. Hukumeti yerdenyere vurur...
Buna karsilik, hemen arkasindan, hukumet adina cevap vermek uzere, Hasan Saka kursuye cikar.
"Muheterem mebus arkadasimizin isaret ettigi hususlar ilk bakista yerindeymis gibi gorunse de, bahsettigi o maddeyi acikliga kavusturan filanca maddeyi okumadigi anlasiliyor. O maddeyi de okumus olsaydi, durumun zannettiginin tam aksi oldugunu gorecekti", "oteki maddenin bilemkacinci bendindeki ifade de, bilmemkacinci maddenin bilmemkacinci fikrasinda soyle acikliga kavusturulmakta ve goruldugu uzere, ulkemiz icin son derece olumludur" gibi Hasan Saka'nin da irticalen ve cok ince detyalara hakim oldugunu gosterir bir konusma ile muhalefetin bu salvosunu bosa cikartir ve tekrar diger bakanlarin oldugu yere doner.
Bu enfes performansa sahit olan bir diger bakan arkadasi, "Ustadim, harikaydiniz. Bu anlasmanin metnini bu kadar detayli olarak bilebileceginiz aklimdan bile gecmezdi" deyince, Hasan Saka'nin verdigi cevap sudur" Yok canim, atiyordu p....nk, ben de attim!"..
Simdi... Siz hala daha burada sansurlenecek bir sey goruyorsaniz, bilemem. Ama, bu gercektir ve siyasi nuktelerimiz arasindadir.
Yazan: Muzmin Anonim Tarih: September 30, 2005 06:27 AM
Geçmişe yönelik açıklamaların nesnel olarak dayanaksız oldukları doğrudur. Fakat evrimde temel olan, "bilinen" etkilerle olayı açıklamaktır. Yani, tümevarımsal olarak elde edilmiş "yasa"lardan tümdengelimsel sonuçlar çıkartmaktır evrimcinin yaptığı.
Akıllı tasarım teorisinin ne olduğuna dair küçük çapta araştırmalarım oldu. Fakat dişe dokunur bir açıklama bulamadım. Akıllı tasarım, isminden ibaret bir teoridir zannımca. Bilimsel olarak öne sürülmemiştir bile. Bu yüzden, ne olduğunu bilmeden, ne olabileceğini göz önünde bulundurarak yazıyı burada iki varyanta ayırmak istiyorum.
Birinci seçenekte akıllı tasarım, canlıların oluşum sürecinde "bildiğimiz proseslere ek olarak, bilmediğimiz" bir etkiden bahsediyor olsun. Bu durumda bu ek etkinin şu anda sınanabilirliği olmadığından, "bilimsel kalıp" içine sığmayacaktır. Oysa evrim teorisine böyle bir itirazda bulunulamaz. Çünkü, yukarıda da dediğim gibi evrim, bilinen yasaların canlılar oluşurken de geçerli olmasından öte bir şey değildir.
İkinci seçenekte akıllı tasarım teorisi, canlıların evrimsel oluşum süreçlerini evrim teorisindeki şekliyle kabul ediyor, fakat bunların doğaüstü bir güç tarafından olduğunu söylüyor olsun. Bu durumda teorinin yaptığı, semantik bir zihin karıştırma operasyonundan öte bir şey değildir.
İki seçeneği de bir örnekle açıklayayım: Bir taş yere düşüyor ve bunun nedenini açıklamaya çalışıyoruz. "Evrim teorisi" diyor ki: Daha önceden test ettiğimiz üzere her kütle birbirini çeker. Taşın yere düşme nedeni bu yüzden, bu etkidir. Akıllı tasarım teorisinin ilk varyantı olarak andığım görüş diyor ki: Taşın yere düşmesinde, bilmediğimiz ama varolan, taşın sadece o an için yere düşmesinde etkili olan fakat şu anda sınanabilirliği olmayan bir etki rol almıştır. Akıllı tasarım teorisinin ikinci varyantı olarak andığım görüş diyor ki: Her kütle birbirini melekler yardımıyla çeker. Bu melekler her zaman etkilerini gösterirler ama kendileri asla görünmezler.
Analojilerde kendisine benzetilen ile benzeyen arasındaki ilişkilerin anlaşılmamış olması doğaldır. Bu meseleyi, itirazlar geldikçe inceleyeceğim. İkinci olarak, akıllı tasarım teorisinin, bahsettiğim iki varyantından başka yorumları da olabilir. Bunları da, belirtildiklerinde inceleyeceğim. Bir üçüncüsü, analojilerin ve genel olarak mantığın doğruluğu üzerinde mutabakat sağlanmış, fakat varyantların içinde yürütülen mantık sağlam bulunmamış olabilir.
Ne demek istediğimi anlattığımı sansam da, anlayacağınız şeyin anlatmaya çalıştığım şey olup olmadığından tabii ki şüpheliyim. İtirazlarınızla, ne demek istediğim açıklığa kavuşacaktır.
....................
MUSTAFA AKYOL'UN NOTU:
TAŞLARIN DOĞAL ETKENLERLE YERE DÜŞTÜĞÜNÜ SÜREKLİ OLARAK GÖZLEMLİYORUZ. AMA "İLKEL ÇORBA"DAN HÜCRE ÇIKTIĞINI VEYA MUTASYONLARIN GENETİK BİLGİ ARTIŞI SAĞLADIĞINI GÖSTEREN HİÇ BİR GÖZLEM YOK. O NEDENLE, ÜSTTEKİ ÖRNEK KONUYLA İLGİSİZ, ARGÜMAN DA YANLIŞTIR.
Yazan: Ali Solay Tarih: June 4, 2006 05:26 PM
Taşların yere düşmesi olayı.. En genel tanımı ile kütle çekim kanunu..
Tabii ki ; eylem ne olursa olsun veya adına kanun da desek söz konusu edilen şey davranış biçimidir.
Evrim kuramcılarının ileri sürdüğü gibi herşey tesadüfen olabilmiş olsaydı , bu takdirde canlı ve cansız , varolan herşeyin davranışlarından bahsederken kuraldan , kanundan bahsetmek olanaksız olurdu.
Bu ne demektir ? Yani taşlar tesadüfen davranış gösterir , bazıları yere düşer , bazıları da yere düşmez. Niçin bütün taşlar yere düşsün ki?? Ne gereği olabilir ?
Kimyasal reaksiyona giren 2 ayrı elementin atomlarını ele alalım. 1.ci atom her zaman 2 ci atomdan 1 elektron almış olsun. Ama tesadüf bu ya , son işlemde 2.ci atom , 1.ci atomdan elektron almış olabilir mi veya şartlar değişmediyse , yok elektron filan alıp vermiyoruz , diyebilirler mi? Her şey tesadüfen olmakta olsaydı bu dediklerimizin olması gerekirdi.
Kuralların , kanunların olması demek aynı zamanda davranışların tesadüfen olmadığını , herşeyin oluşunun , davranışın ; uyması gerektiği bir kural veya kanun olduğunu ve bunun bir zorunluluk olduğunu , hiçbir şeyin tesadüflerle açıklanmasının anlamı olamayacağını gösterir.
Örneğin sizin burada yazmış olmanız ( bu eyleminizin tesadüfen olduğunu ileri sürerseniz )tesadüfiyeti göstermez ama yazmanız sonucunu doğuran bütün sebepleri ve oluşları , tüm detayları ile bilmediğinizi gösterir..
Evrensel kanunlar da tesadüfen olmuştur , denilebilir! Tabii ki , biran böyle bir düşünce gelebilir insanın aklına..
Böyle bir iddianın kabul edilebilirliği , tesadüfen var olan ama günümüzde olmayan bir evrensel kuralı tanımlamakla olabilir.
Örneğin , böyle bir iddianın sahibi ; önceden beslenme diye birşey vardı , şimdi evrende beslenme diye birşey kalmadı , diyebilmelidir...Ya da eskiden herşey iletişim halindeydi , şimdilerde iletişim miletişim filan kalmadı, diyebilmelidir..
Kuralsızlık bir kural değildir.. Tesadüfiyetin de bir kural olmadığını , hele hele herşeyin kurallar bütünü içersinde var olduğu bir evrende hiçbir şeyin tesadüfen olamayacağını bazılarımız zor da olsa ergeç anlayıp , öğreneceklerdir..
Hem de evrim teorisine rağmen...
Yazan: irfan Tarih: June 7, 2006 01:20 PM
Evrim teorisini , yetersiz algılamalara rağmen günümüzdeki hali ile benimseyip savunan ve Prof.Dr. Ali Demirsoy 'un ifadesi ile (yaşamın temel kuralları'ndan ); " Organik evrim konusunda ana ilkelerin açığa çıkarılması ve öğretilmesi toplumların düşünce sistemlerinde büyük yansımalara neden olduğu ve olacağı için, sadece doğanın temel yasalarını açıklamaya dönük olan böyle bir bilimsel alan, ne yazık ki, belirli çevrelerde tehlikeli bir gelişim olarak değerlendirilmektedir. Çünkü evrim kavramı, zaman süreci içerisinde bir değişmeyi açıklar; Sonsuzluk ve değişmezlik evrimin ilkelerine aykırıdır. Dolayısıyla evrim kavramı, dogmatik düşünceye, yani herşeyin olduğu gibi benimsenmesine izin vermeyen bir bilim dalıdır. Bu ise, belirli koşullar ve düşüncelere, olduğu gibi, yüzyıllardır, düşünmeden uyumuş toplumları; keza bunun yanısıra toplumların bu uyumundan çıkarları için yeterince yararlanan çevreleri rahatsız etmektedir. Evrim kavramının kendisi de sabit değildir, zaman süreci içerisinde yeni bilimsel çalışmaların ışığı altında değişmek zorundadır. Çünkü kendini zaman süreci içerisinde değiştiremeyen, yeni bilgilerin ve gelişimlerin etkisi altında yenileyemeyen her şey ve her kavram yok olmak zorundadır. Bu yasa tüm canlılar ve kavramlar için geçerli görünmektedir.
Evrim kavramı özünde üç alt kavramı içine alır. 1. Anorganik Evrim: Cansızların değişimini inceler; özellikle evrenin oluşumundan, canlıların temel maddelerini oluşturan cansız maddelerin oluşumuna kadar ortaya çıkan olayları kapsar. 2. Organik Evrim: Canlıların değişimini inceler. 3. Sosyal Evrim: Toplumların değişimini inceler. Biyoloji bilimi, özellikle Organik Evrimi kapsar."
http://www.felsefeekibi.com/forum/forum_posts.asp?TID=35353&KW=charm
bu tespitlerin doğruluğunu ( herşeye rağmen bazı tespitler gerçekçidir.) iddia edenlere sormak istiyorum.
Evrim daha doğru bir ifade ile değişim ve başkalaşım evrensel bir kuraldır. Canlılarda (organik) , cansızlarda(inorganik) ve toplumlarda(sosyal evrim) değişim ve başkalaşımı gerçekleştiren nedir ?
Canlıların evriminde genlerden bahsedilir , gen havuzundan söz edilir.. Genlerin uyum sağlaması, faydalı genler , v.b. değişimi anlatılır..
Peki bir genin şartlara uyum sağlaması nasıl gerçekleşir? Gendeki değişimi meydana getiren nedir? Bu değişim sürecinde neler yaşanmaktadır ?
Darwin'in bu sorularımın yanıtlarını bilmesi zaten olanaksızdı (ki onun zamanında gen zaten bilinmiyordu.) ama günümüz yerli yabancı bilim adamlarından veya herhangi bir evrim savunucusundan bu sorularımı yanıtlayabilecek var mıdır?
Gendeki değişikliği meydana getiren etkiyi yaratan nedir?
Biri çıkarda elektron alış verişi filan derse , kusura kalmasın , gülebilirim.
Sorum evrenseldir!! Canlılar ve cansızlar için geçerli olduğu gibi maddi varlığı olmayan yapılar için de geçerlidir.. Hani evrim evrensel olduğundan maddi olmayan yapılar da ( örnek!!! : birey olarak her türlü duygularımız , toplumsal olarak dil , hukuk , ticaret , gelenekler , görenekler , ahlak , etik değerler , vb. , ancak kütlesi olan ve olmayan atom altı parçacıkları şimdilik evrimin kapasama alanına dahil etmeyeyim isterseniz..!) evrime tabi olduğundan bunlardaki değişim ve başkalaşımı da gerçekleştirecek bir tanım bulmanız gerekiyor...
İki elektron evrimsel süreçte birbirlerinden elektron alıp veremeyeceklerine göre , elektronlarda da evrensel evrim teorisine göre değişim göstereceklerinden(aksi evrim teorisini inkar etmek olur!) elektronlardaki veya diğer atomaltı parçacıklardaki değişimi ne meydana getirmektedir???
En küçükten en büyüğüne kadar maddi olan olmayan tüm yapılar neyi alıp vererek değişim geçirmektedirler ?? Değişim nasıl oluyor da giderek başkalaşıma dönüşüyor??
Bu sorularımın yanıtlarını verebilen var mı ?
Bırakın bu sitede yazanları veya yazılanları okuyanları , evrimi savunan veya savunmayan bilim insanlarına sorun bu sorularımın yanıtlarını , verebilecek çıkacak mıdır?
Bu sorularımın yanıtını veremeden , evrimci geçinip (çok affedersiniz bu tabirim için ) Yaratıcı yoktur , demek iddia edildiği gibi akılcılık mıdır , bilimsellik midir , evreni anlamış olmak mıdır , NEDİR???
Biri çıkıp , bu sorunun yanıtı için 100 yıl daha beklemen lazım , diyebilir :)
Yanıtı bende mevcut tabii ki..
Ama önemli olan bu yanıtı bilmeyenlerin evrim teorisine sarılarak Yaratıcı'yı inkar etmeleridir.
Yaratıcı'yı inkar etmenin , O'nu yok saymanın kendilerine ne yarar sağlayacağını , evrim teorisinin yararlılık prensibine göre bir düşünsünler derim. Şartları bilmediğinizden uyum gösteremediğinizi hatta gösteremeyeceğinizi düşünüyorum.
Yazan: irfan Tarih: June 8, 2006 07:23 PM
TESADÜFleri DENEYlerle ispatlamak!Deney, BİLİNÇLİ biçimde oluşturulan düzeneklerle ve dışarıdan kısmi müdahalelerle bazı şeyleri tecrübe etmektir.Tesadüfleri denemek diye bir birşey söz konusu olamaz.Eğer bilinçli bir müdahale söz konusu ise tesadüfleri denemiş olmayız ya da tesadüfler söz konusuysa deney söz konusu değildir. Evrim bize canlıların nasıl ortaya çıktığını değil sözde hangi olaylar sonucunda ortaya çıktığını açıklamaya çalışır.Söz konusu olayların tesadüfen meydana geldiği ise bir önkabulden başka birşey değildir.
Yazan: a_çağlayan Tarih: August 21, 2006 04:20 PM