« Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi | Ana Sayfa | Akıllı Tasarım Teorisine Yönelik Bir İtiraza Cevap »

August 02, 2005

Mine Kırıkkanat'ın Ezberleri

[2 Ağustos 2005 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı]

Radikal yazarı Mine Kırıkkanat, geçtiğimiz günlerde yayınlanan “Halkımız Eğleniyor”, “Halkımız Temizleniyor” ve “Halkımız Öğren(em)iyor” başlıklı üç yazısıyla, “sokaktaki vatandaş”a adeta savaş açtı. Onların günlük yaşamdaki bazı hoş olmayan hallerini ağır hakaretlerle süsleyerek tasvir eden Kırıkkanat’ın yazısı, pek çok şey demeyi gerektiriyor.


Bunların ilki, üslup meselesi. Kırıkkanat’ın sayıp sayıştırdığı “vatandaş halleri” içinde gerçekten de pek çok olumsuzluk, daha açık ifadeyle “görgüsüzlük” var. Ama bunlardan duyduğu rahatsızlığı aleni hakaretler (örneğin “geviş getirmek” veya “danalar” gibi kelimeler) kullanarak dışa vurmasıyla ne denli “görgülü” olduğu da ister istemez tartışmaya açık hale geliyor.

Söz konusu üslup meselesinden daha önemli -ve daha yakışıksız- olan ise, Kırıkkanat’ın hedef aldığı halk kesimlerinin göze batan davranışları üzerinden, o kesimlerin kimliğine savaş açması. Bir zenci mahallesindeki düşük sosyo-ekonomik düzeye dair itici anekdotlar anlattıktan sonra, “bu pis zenciler böyledir işte” diyen bir Ku Klux Klan ırkçısı ne yapmış olursa, Kırıkkanat da onu yapıyor.

Peki hedef aldığı kimlik ne?

Pis, bakımsız, görgüsüz diye yerden yere vurduğu kitleleri ısrarla “İslamistan Türkleri” diye tanımlaması ve ikide bir başörtülerinden söz etmesi, bu soruyu yeterince cevaplıyor.

Gerçi Kuran-ı Kerim’in temizlik konusundaki vurgusunu göz ardı edememiş, ama yine de toplumdaki görgü eksikliğinin İslam’la bir ilgisi olduğu kanısında. Zaten İslamiyet’in -ve hatta genel olarak tek Tanrılı İbrahimi dinlerin- şiddetin, kadın düşmanlığının veya despotizmin kaynağı olduğunu da daha önce bazı yazılarında ileri sürmüştü.


İslam ve Medeniyet

Oysa bunlar tümüyle yanlış iddialar. Yanlışlık da Kırıkkanat’ın, günümüz Müslümanlarının bir kısmının yanlışlıklarına bakıp, “bunların böyle olmasının nedeni, dinleri olsa gerek” diye düşünmesinden doğuyor. Oysa eğer İslam’ın kaynaklarıyla biraz derinlemesine ilgilenseydi veya meseleye tarihsel bir perspektiften bakabilseydi, sorunun dinden değil, o dinin mensuplarını yetiştiren sosyal ortamdan ve tarihsel şartlardan kaynaklandığını görebilirdi.

Örneğin en çok kafayı yorduğu ‘kentlilik ve kentte yaşama adabı’ meselesini ele alalım. Günümüzde İslam dünyasının bu konuda çok da iyi bir profil çizmediği herkesin malumu. Ama çoğu insana ve bu arada Kırıkkanat’a malum olmayan bir başka gerçek var: İslam dünyasında yaygın olan “köylülük” hali, anormal bir durum, çünkü İslam medeniyeti, ilk bin yılı boyunca, kent uygarlığının öncüsü ve sembolü olmuştu.

The Globalist dergisindeki “İslam Şehirleri” başlıklı makalesinde tam da buna dikkat çeken Amerikalı şehir planlama uzmanı Joel Kotkin, şunları yazıyor: “Günümüzde Müslüman şehirlerinin çoğu birer başarısızlık hikayesidir... Ancak bu son derece gariptir, çünkü neredeyse bin yıl boyunca Muhammed’in dini, dünyanın en etkileyici şehir merkezlerinin kurulması için gerekli perspektifi sağlamıştır... 7. yüzyıldaki kökenlerinden itibaren İslam hep bir şehir dini olmuş ve sonraki yüzyıllarda Kordoba’dan Delhi’ye kadar dünyanın en görkemli şehirlerinin çatısını inşa etmiştir.” (1)

Kotkin, Ortaçağ’daki İslam medeniyetinin o dönemin Avrupa’sına göre çok daha “kozmopolitan” ve “sofistike” olduğunu vurguluyor. Amerikalı tarihçi J.B. Trend ise “Müslüman kenti Kordoba’nın Avrupa’daki en medeni şehir olduğunu, dünyanın hayranlık ve hayretinin odak noktası haline geldiğini” not ediyor. (2)


Gerçekler dünyasından kopukluk

Mine Kırıkkanat’ın tarihsel perspektif eksikliği, sadece İslam ve kentlilik konusunda değil... Tek Tanrılı dinlerden önceki pagan kültürlerin kadına daha fazla değer verdiğini ve “Musevilikte sınırları çizilmeye başlanan kadın haklarının Hıristiyanlıkta daha da gerilediğini, İslamiyet’te ise iyice ikinci sınıfa indirgendiğini” yazmıştı mesela. (13.09.2003 tarihli yazısında)

Oysa o çok övdüğü putperest kültürlerin çoğunda kadınlar “seks kölesi” olarak kullanılır ve tapınılan ilahlara bol bol kadın kurban edilirdi. İslam öncesi Araplarda da “değersiz” sayılan kız çocukları diri diri toprağa gömülürdü. Kur’an’da bu barbarlık yasaklandığı gibi, Arapların “süs içinde büyütülüp de mücadelede açık olmayan (kızlar)ı” beğenmeyen şoven zihniyeti eleştirildi. (Zuhruf Suresi, 43) Ve İslam, sanılanın aksine, kadınlar için özgürleştirici bir din oldu. Günümüzün en önemli Ortadoğu tarihçilerinden biri olan Bernard Lewis’in ifadesiyle:

“Genel anlamda, İslam’ın gelişi eski Arabistan’daki kadınların pozisyonunda dev bir gelişme sağladı. Onlara mülkiyet ve benzeri haklar verdiği gibi, kocalarının kötü muamelesine karşı da güvenlik kazandırdı... Ama, İslam’ın orijinal mesajı hızını yitirdiğinde veya daha önceden var olan yaklaşım ve geleneklerin etkisiyle modifiye edildiğinde, kadınların durumu yeniden zayıfladı ve kötüleşti.” (3)

Bu noktada sorulabilir tabii; İslam medeniyeti böyleydi de sonra ne oldu? Bernard Lewis’in dediği gibi, yanlış giden neydi?

Bu sorunun çok karmaşık ve uzun cevapları var. Dünya ticaret yollarının değişmesi, İslam dünyasını mahveden korkunç Moğol istilası, Ortadoğu coğrafyasının kuraklığı, Batı Avrupa’nın yükselişi gibi...


Modern olmayan modernistler

Cevapların biri de Müslümanların ilk yüzyıllardaki açık fikirliliklerinden, farklı kültürlerle tanışıp onlara adapte olabilme yeteneklerinden giderek uzaklaşmaları. Özellikle de son iki yüzyılda giderek içlerine kapanmaları. Modern dünyayı anlamak, İslam’ı da onun şartları içinde yeniden yorumlamak için gereken çabayı göstermemeleri...

Ama bu içe kapanmada Kırıkkanat’ın öncüllerinin (sözgelimi Abdullah Cevdet, Ahmet Rıza gibi din karşıtı Jön Türklerin, benzer düşüncedeki bazı Tek Parti ideolog ve bürokratlarının) de rolü var. İçinden çıktıkları Müslümanları, toplumu, onu incitmeden geliştirmek yerine, ona tepeden bakarak, hatta tepesine vurarak, “asrileştirmeye” çalışan bu gibi “otoriter modernistler”, kitleleri inançları ve modernlik arasında seçime zorlayarak patolojik bir toplum yarattılar. Bir yanda kendileri gibi tümüyle sekülerize olmuş şehir elitleri, diğer yanda ise inançlarını korumak için modern dünyaya sırtını çeviren ve ancak taşrada hayat sahası bulabilen muhafazakâr kitleler oluşturdular.

Taşradaki kitleler kente geldikçe, onların pek de sofistike olmayan yaşam tarzları şehre indikçe de elitler dehşete kapılıyor. Ve “bunları herhalde dinleri böyle yaptı” deyip “İslamistan Türkleri”ne köpürüyorlar. Oysa Osmanlı İslamı’nın yüksek kültürünü baltalayarak sorunu ateşleyenler, bizzat kendileri...

Bu patolojik durumun faturasını bir taraftan da kendi hayatlarında ödüyorlar. “Gericilik” sandıkları dinden tümüyle koptukları için hayatlarına anlam verecek bir derinlik bulmakta zorlanıyor; ne kadar “eğlenip” gezip-tozsalar da, “bunalımdayım şekerim” diye yakınmaktan, depresyon haplarına dayanmaktan kurtulamıyorlar.

Söz konusu modernist elitlerin bir diğer sorunu da, aslında hiç de “modern” olmamaları. Modernizmin, 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın ilk yarısı arasında sıkışıp kalmış bir evresinde yaşıyorlar aslında. Dinin, inancın “gelişmeye engel” olduğunu düşünerek onu otoriter yollarla zayıflatmak gerektiğine inanıyorlar. Nitekim aslında “bazı dindarların görgüsüzlüğüne” değil de her yönüyle dindarlığa tepkililer. Örneğin Kırıkkanat köşesinde sadece otoyol kenarında “ayaklarında ve salıncakta bebe sallayan” başörtülü teyzelere değil, üniversitelerde okumaya çalışan türban-lı genç kızlara da ateş püskürüyor. Oysa bizzat bu hoşgörüsüzlük, anti-modern bir tavır.

Şöyle izah edeyim: Kırıkkanat Atatürk Hava Limanı’nın şık görüntüsünü çok sevdiğini, ama sonra başörtülü Türkleri görünce dehşete kapıldığını anlatmış. Bir gün de Tel Aviv’deki Ben Gurion Havaalanı’na uçsa hiç fena olmaz. Orası da gayet şık, temiz, zevkli... Ama dört bir yanda fötr şapkalı veya takkeli (İbranice ismiyle “kippalı”) Yahudiler var. Restoranların hemen hepsinde, McDonalds’larda bile, “burada yemekler koşerdir” (yani “helal”dir) diye yazıyor. Buna karşılık İsrail’in pek çok vatandaşı da seküler, yani din dışı bir yaşam sürüyor. Ama bir kısım öyle, bir kısım böyle, hepsi birbirinin yaşam biçimine saygı göstererek aynı ülkede yaşıyorlar.

Buna “çoğulculuk” deniyor. Sadece İsrail’de değil, ABD’den İngiltere’ye pek çok medeni ülkede benimsenen bir ilke bu. Modern dünyanın geldiği en üst medeniyet aşaması.

Umarım Kırıkkanat da bir gün o aşamaya ulaşır. Ama önce bir hayli ezber bozması gerekecek...


1) Joel Kotkin, “Islamic Cities”, The Globalist, 1 Haziran, 2003

2) J.B. Trend, Spain and Portugal in The Legacy of Islam, Oxford, 1931, s. 9

3) Bernard Lewis, The Middle East, London, 1995, s. 210

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 2, 2005 11:24 AM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

"öyle paris'te oturupta oradan yorum yapmak kolay."bir tv kanalının haber programında kırıkkanat'ın sözünü ettiği sahilde yapılan bir röportajda, böyle diyordu kadının biri adı geçen yazar için.fazla söze gerek yok.durum tespiti açısından kentte yaşama bilinci ya da bilinçsizliğine dair söylenecek çok şey var,sokağa çıktığınız andan itibaren sizi ciddi moralsizliğe sürükleyecek.peki nedir sebebi tüm bunların.zihinleri kaplayan ve hergün büyüyen duyarsızlaşma hastalığının ve cahilliğin ötesinde bu durumun köklerini temel tezlerinden biri medeniyyet oluşturmak olan bir dinin öğretilerinde aramak sadece tarih bilincinin olmayışının göstergesidir.ben, piknik yapma bilincinin olmayışının daha saf olduğunu düşünüyorum.en azından kasıt yok.insanlar hissediyor ve yaşıyor.ne kadar kent yaşamına aykırı olsa da..tarih bilinci aynı zamanda medeniyyet bilincidir de.bunun izahı için me-de-ne fiil kökünden türeyen yüzlerce anlama bakılabilir.sonra da bu anlamların her birinin tekabüliyeti için tarihe....yüreğinize sağlık sayın akyol...

Yazan: fatma karaman Tarih: August 2, 2005 01:16 PM

sayın Akyol,

yazınızı takdirle okudum. Günümüz İslam dünyasının eksiklerini İslam' ın kendisine atfetmek maalesef bazılarına çok kolay geliyor. aynı şekilde onlar için "İslam' ı arkasına aldığını iddia eden" terörün de sebebi İslam' ın kendisi.
Bizim Müslümanlar olarak dünyaya İslam' ın modern ve hoşgörülü bir din olduğunu ısrarla anlatmamız gerekiyor. ilk olarak kendi küçük çevremizde Müslüman ahlakıyla yaşamaya çalışmamız lazım.

Kaleminize sağlık..

Nesrin Sezer

Yazan: nesrin sezer Tarih: August 2, 2005 01:49 PM

Mustafa Bey,
"Mine Kırıkkanat'ın Ezberleri" başlığı herşeyi çok güzel özetlemiş. Ezber ülkemizin genel sorunu. Köylü ya da kentli herkes ezberlediğini tekrar ediyorsa yargı hakkına kim sahip? Tabii bir de konunun komikliği var. Bu, yeni bir "öyleyse pasta yesinler " hikayesi. Ne diyelim
bazıları güncelerini kamusallaştırma lüksüne sahip.
başarılar

Yazan: hande Tarih: August 2, 2005 03:58 PM

Egemen unsur her zaman diğerlerini içeriğine bakarak değil, başka yollardan (gayrimeşru) eleştirir.Gerici, yobaz, vizyonsuz gibi.Bugün dünyaya hakim olan kültürel-lifestylish anlayış ateizm-neo hristiyanlık-neo pozitivizm karışımıdır genel hatlarıyla.Yani "modern" olacak, davranışlarınızı ve düşüncelerinizi meşrulaştırmak için sık sık bilimsel argümanlar öne çıkaracak, herşeyin bilimsel açıklamasını arayacak ancak tamamen bilimsel yaşamak mümkün olmadığından ve bahsettiğiniz nedenlerden iyi kötü bir Tanrı inancı olacak.Bunun dışındakiler ise maalesef geri kalmış, onları ilerletmek zorundayız.
Ülkelerin ekonomik anlamda geriliğini ise dinle falan bağdaştırmak çok saçma.İslam ülkeleri Afrikâ'dan sonra en geri ülkeler evet bunun da sorumlusu yine müslümanlardır.Aynı İslam 8-13. yy'larda dünyada başat giderken bunun başarısı da o dönemin müslümanlarına aittir.

Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: August 3, 2005 10:46 AM

Bence Mine hanım yerden göğe kadar haklı. Türkiye'nin sosyal yapısı son 20 yılda müthiş bir şekilde değişti. Eskiden nispeten kaliteli, köylü olanı bile Adnan Menderes gibi fötr şapkalı, "efendi" olan bir kitlenin yerine, yoz, laftan sözden anlamayan, üstelik son derece yobaz, kaba bir kültür hakim oldu. 60'ların 70'lerin fotoğraflarına bakarak o dönemleri özler hale geldik. Varoşlar saygısızlığı, cehaleti, vurdumduymazlığı bir yaşam biçimi, övünç kaynağı haline getirdi. Belediye çim ekiyor, ertesi gün bir bakmışsınız çocuklar çıkıp top oynamışlar. Üstelik büyükler onlardan geri kalır tarafı var mı? Hayır. Tam tersine destekçiler, bu tip yoz hareketlere gülüp geçiyorlar. Düşünün bir kere, Almanlar Almanya'da yaşayan Türklerden ve İslamiyet'ten niçin bu kadar nefret ediyorlar? Adam bir bakıyor yüzü başı örtülü, laftan sözden anlamayan, üstelik zevksiz ve cahil birisi var karşısında. Neden ona hoşgörü göstersin ve birlikte yaşamak istesin? Neden ona hoşgörü göstereyim ve onlarla birlikte yaşamak isteyeyim?

Malesef bu yoz kültür Türkiye'yi gittikçe yaşanmaz hale getiriyor. Mine hanım sert bir üslupla bunu şikayet ediyorsa, bence kesinlikle haklıdır. Az bile söylemiş.


Mustafa bey de sürekli İslamiyet'in geçmişteki örneklerinden bahsediyor. Günümüzden neden örnek verilemiyor acaba? Niçin günümüzde İslamiyet'i benisemiş olan ülkelerin geri kaldığından, müslüman olan ve insanca yaşayan ülke-şehir sayısının bir elin parmaklarını geçmediğinden bahsetmiyor? Kuran'daki cahiliye toplumundan bahsediliyor, ama yine aynı Kuran'da cariyelerden, kölelerden bahsedilmiyor mu? Niçin bu konulara hiç değinmiyor?

Kısacası, İslamiyet'in toplumlara kılavuzluk etmekte başarılı olacağı dönem, günümzde yaşadığımız dönem değil. Bazı insanlar artık aydınlandı, inancın değil aklın üstünlüğünü kabul ediyorlar. Siz ne yaparsanız yapın, ne kadar İslamiyet'in modern yorumunu yapmaya çalışırsanız çalışın, akla uygun olmayan ve üstelik istismara son derece açık bir kaynağı kendinize kılavuz edindiğiniz sürece ne refahı yakalayabilirsiniz, ne de ilerlemeyi. Ancak aklını kullanan ve aklını rehber edinen ülkelerin-milletlerin sömürgesi olabilirsiniz.

Yazan: Lance Tarih: August 3, 2005 12:07 PM

Hakikate dair yargılarımızın ne kadarını estetiğe dayanarak elde edebiliriz? İnsanlık Doğu'da olduğu kadar, belki daha fazla, Batı'da da bir çok sorunla karşıkarşıya. Terör bu sorunların sadece bir yüzü.
Tarih bir bütün olarak düşünülmeli; dünya döner ve uygarlıklar insanlar arasında el değiştirir. İnsan doğası her yerde aynıdır.
Bu gün sahneye İslam dünyası diye çıkan arkaik kalıntıların kolonizmle karışmasından doğmuş çağdaş bir anomalidir; bir hayalet. Bir medeniyeti bu görüntülerle yargılamak ancak bir hayali yargılamak olacağından bize hiçbir şey kazandırmayacaktır. İslam dünyası diye nicel bir dünya yok, bu dünyanın içinden bize gerekli değerleri avlayıp çıkarabilecek aydınlanmış müslümanlar var. Onların sesinin duyulabilmesi lazım, bu da dinin kendi söylemi içinden konuşabileceği bir özgürlük ortamının sağlanmasıyla mümkün. Terörizm bahanesiyle ilkel birtakım duygularımızın tatmininin peşinde değilsek çözüm; diyalog arayanlarla diyaloga girmektedir.
Estetik olmak her zaman aydınlanmış olmaya işaret değildir.
Doğu (müslüman, budist,musevi, hiristiyan)geçmişi ve kolonolizmi unutmalı, Batı(seküler dünya) da bir gün intikam alacaklar fobisini yenmeli; doğu-batı; insanlık birbirlerine muhtaç... önyargılar yenilmeli ve diyalog konuşulmalı. İnsan doğası her yerde aynıdır.

Yazan: hande Tarih: August 3, 2005 01:12 PM

Suçluyor olmanın dayanılmaz hafifliğiyle yazılan yazıların kendinden emin soundu karşısında insanın sesi hafiften kısılmıyor değil.Ama sanki bu "günah keçisi"islami terörizm dünyanın haldır huldur gitmekte olduğu çöküntüyü gözlerden sakladı.İşte haberler:Almanya ,Bonn,bir anne 9 bebeğini öldürdü,koca "karımın hamile olduğu dönemleri bilmiyordum "dedi.İtalya,Roma,tarihi yıkık bir kilise şeytana taparların tapınağı haline geldiğinden polis endişeli.Geçen hafta bir erkek, kız arkadaşını diğer arkadaşlarıyla beraber "bakire Meryem" olduğuna inandığı için şeytana kurban etti(öldürdü).Biraz da magazin haberleri:İspanya,golf sahalarına ve havuzlara harcanan su kesilmezse İspanya'nın 3/1 çöl haline gelecek.Biraz da reklam:gençler dansediyor üzerlerinde HIV yazan kırmızı t-shirtler ,delikanlı elini boynuna attığı kızın yok oluşuyla irkiliyor ve yok oluş devam ediyor sırayla tüm partidekiler yok oluyor.Sorumuzu tekarar edelim mi :Avrupa bu estetiksiz insanlarla neden dialog kursun?Çünkü dünyanın kuralı bu!Daha çok nesneye sahip olman ,daha çok haz alabilmen ,daha şık olman seni doğa üstü yapmıyor.Ve dialog derken on kuruşa talim eden zavallıları evinize alın ,şeriat mayosu giymiş kadınları havuz partinize davet edin demiyoruz.Müslüman kitlelerin kendilerince ürettikleri yaşa tarzlarını kabul etme zorunluluğumuz yok.Müslümanlarla dialog kurun demek müslüman düşüncesinin sirkülasyonun sağlanması,İslamın bir "din" olarak nazara verilmesi...

Yazan: MERVE Tarih: August 3, 2005 03:00 PM

Mine hanımın soyledikleri kesinlikle yanlış değil ama bakış açısında ki yanlışlıklar dilinide sivrileştirmiş.
Bir ülkenin aydınları at gözlüğünü takıp Avrupaya dört nala koşunca ve bir şehir dini olan islamı eve hatta sadece köylere hapsedince gelenekler din din de gelenek olarak algılanmaya başlar. Medeniyetsizliğin faturası islama kesilir.

Yazan: Ömer Ak Tarih: August 3, 2005 03:52 PM

Karşımızdakini-yani Batıyı-sütten çıkmış ak kaşık olarak görürsek ve sadece kendi eksiklerimiz üzerinde durursak bir çözüme varamayız.Kabul etmemiz gereken şu:hem doğunun hem batının yeryüzünde rahat edebilmesi için uzlaşma şart .Bunun anlamı eksileri görme değil, karşılıklı artıları görüp bu artıları desteklemektir.Modernzmin herkes tarafından kabul edilmiş yaşam tarzının aksaklıklarını İbrahimî dinlerin değerleriyle tamir edebiliriz.Aklın yolu birdir ,vakit kaybetmeden uzlaşmalıyız.

Yazan: EMRE KESKİN Tarih: August 3, 2005 04:16 PM

Karşımızdakini-yani Batıyı-sütten çıkmış ak kaşık olarak görürsek ve sadece kendi eksiklerimiz üzerinde durursak bir çözüme varamayız.Kabul etmemiz gereken şu:hem doğunun hem batının yeryüzünde rahat edebilmesi için uzlaşma şart .Bunun anlamı eksileri görme değil, karşılıklı artıları görüp bu artıları desteklemektir.Modernzmin herkes tarafından kabul edilmiş yaşam tarzının aksaklıklarını İbrahimî dinlerin değerleriyle tamir edebiliriz.Aklın yolu birdir ,vakit kaybetmeden uzlaşmalıyız.

Yazan: EMRE KESKİN Tarih: August 3, 2005 04:25 PM

Mine Hanımın hem iç burkan hem de insanı çileden çıkaran yazılarını
okuduğumda gerçek anlamda irkildim. Vardığı sonuçların, işaret ettiği suçluların doğruluğu tartışılır; yüzeysel ve seçkinci bir bakış açısı ile yazıldığı tartışılmaz olan yazılar karşısında, dehşete düşmemek mümkün değil. Yazıların anlattığı görüntülerin sorunlu yanları, rahatsız edici tarafları tabii ki var, kimse bunu yadsımıyor. Ama ana fikre tamamen katılanların bile tarzı ve üslubu onayladıklarına ihtimal vermiyorum, vermek istemiyorum. Üstelik de yazının amacı, ne herkesçe malum sorunları açığa çıkarıp sebeplerini araştırmak, ne de sorunlara olası çözümler önermek.. Amaç
kanımca, sadece aşağılamak ve içindeki dayanılmaz kini, kızgınlığı haykırmak. Yazdığı yazılardan Mine Hanımın gördükleri karşısında midesinin bulandığı belli oluyor. Yazıdan yüzümüze vuran nefret ve kin de cabası. Kendi toplumundan bu kadar nefret eden , bu kadar huzursuz olan bir kişinin "aydın" ya da "köşe yazarı" adı ile karşımıza çıkması ne kadar acıklı. Ayrıca bu ve benzeri yazıların ulusal bir gazetenin bir köşesinde yayınlanabilme rahatlığı ise, ayrı bir şaşkınlık konusu elbette.
Anlaşılan söz konusu gazetede "yaratılış masallarına" geçit yok ama "faşist
ve ırkçı söylemlere" geçit var. Bu da diğer bir irkilten çelişki.


Yazıları okuduğundan beri, Mine Hanımın yazdıkları, görüntü itibari ile doğruysa bile -ki O'ndan başkası ne kadar uğraşsa resmi böyle anlat(a)mazdı,- sessizlikle karşılanmamalı diyordum kendi kendime. Birileri Mine Hanımın bu yazıları ile kendi kafa yapısını ve düşünce dünyasını gün ışığına çıkardığını , bu düşüncelerin de aslında nasıl bir hastalığı işaret ettiğini söylemeli diye düşünüyordum. Çünkü sessizlik, söylediklerini ve dünya görüşünü teyit etmenin de ötesine geçerek, üslubuna ve tarzına da onay vermek anlamına gelecekti. Çaresiz bir onay, "Doğru söze ne denir ki ?!" sessizliği gibi algılanacaktı.
Oysa aşağılayan, etrafa nefret ve kin yayıp kışkırtan bir yazıya değil onay
vermek, ulusal bir gazetede böyle bir yazının yayınlanabilme ihtimali bile
dayanılmaz bir ağırlık yaratıyor insanın üzerinde.

Neyse ki bu ağırlığı ve rahatsızlığı sadece ben hissetmemişim ve neyse ki tüm yazarlar sağduyudan uzak değiller. Olaya tepki gösterdiler ve bir nebze de olsa içime su serpildi. Tepkisini yazan yazarlardan biri olan Mustafa Akyol'a da teşekkürler. Sakin, sağduyulu, aydınlatıcı ve Mine Hanımın tarzının tam tersi bir üslupla yazdığınız yazı için kaleminize sağlık Mustafa Bey. Keşke
Mine Hanım, sizin ve diğer yazarların yazılarını okuma zahmetine girse, sergilediği saldırgan kişilik yapısına şöyle bir uzaktan bakabilse.

Bu arada Mine Hanıma hak verdiğini söyleyen Sayın Lance'nin " Adam bir bakıyor yüzü başı örtülü, laftan sözden anlamayan,üstelik zevksiz ve cahil birisi var karşısında. Neden ona hoşgörü göstersin ve birlikte yaşamak istesin? Neden ona hoşgörü göstereyim ve onlarla birlikte yaşamak isteyeyim?" cümleleri aklıma birkaç
soru getirdi: Diyelim ki bir Alman'ın, kendi hükümetinin çağrısı
ile göçmen olarak ülkesine aldığı, sonra da o göçmenlerin toplumla
kaynaşması için uzun süre özel bir çaba harcamadığı halde; yine de o göçmenlerle birlikte yaşamak istememesini bir noktaya kadar anladık. Bu sonuçtaki kendisinin ve devletinin payını da gözardı ettik. Aklımı kurcalayan birinci soru ; bu hak verdiğimiz Alman ile kendi toplumunun bir parçasını istemeyen kişinin nasıl bir ortak noktası olduğu !? Alman bir yabancıyı istemiyor, ikinci kişi kendi toplumundan birilerini istemiyor. Bir insanın bir uzvunun, diğer uzvunu istememesi gibi bir durum. Kendine yabancılaşmanın hat safhası bu olsa gerek. Aklıma gelen ikinci soru: Bir şekilde göçe zorlanmış kişilerin şu anki uyum sorunlarında , kimsenin hoşlanmayacağı manzaraların ortaya çıkışında, bu kişileri ve manzaraları istemeyenlerin hiç mi suçu yok? Aslında asıl ve en önemli konu şu: Lance “Neden hoşgörü göstereyim, onlarla birlikte yaşamak isteyeyim?” diyor. Merek ettiği “neden”, -bencilce bir düşünceyle bile olsa,- sadece, karşılığında hoşgörü görmek ve aynı yerde birlikte yaşama ahlakı bunu gerektirdiği için olmasın? Sevmekten bahsetmiyorum, tahammül etmekten bahsediyorum. Medeniyet, çağdaşlık çoğulculuktan bahsetmiyorum, bencilce bir zorunluluktan bahsediyorum. "Neden", -sadece- bu karşılıklı zorunluluk bile olsa mantıklı değil mi? Aslında herşey karşılıklı saygı ve sevgide kitlenmiyor mu? Birlikte yaşamak, birbirine kenetlenmiş bir toplum olmak bunu gerektirmiyor mu? Bize benzemeyene , bizim gibi olmayana, bizim gibi davranmayana bu tahammülsüzlük , bu saldırgan üslup beni gerçekten ürkütüyor. Sorunlara çözüm bulma kaygısı ya da çabası hissetmemek, daha da yıpratıcı. Bu üsluba sahip insanların aklın üstünlüğünden bahsetmeleri , aklını rehber edindiklerini söylemeleri de ayrıca ilginç. Akıl bize başkalarına tahammül etme, farklılıkları hoş görme, bir şekilde sana uzak olanları sevme diyorsa; ve bu akıl sorunlara “akılcı” çözümler bulmaya çalışmıyor da sadece aşağılıyor ve dışlıyorsa; kalbe uzaktır ve zalimdir. Ve bu aklın rehberliğinde iyi bir yere varacağımızdan derin şüphelerim var. Ama giderek derinleşen bir yabancılaşma ve nefreti körükleyeceğinden ise neredeyse şüphem yok.

Umarım bir gün birbirimizle uğraşmak yerine sorunlarla uğraşır, çözümlere kafa yorarız. Bu yazılara sessiz kalmayan tüm yazarlara sonsuz teşekkürler. Neyse ki sizler varsınız.

Saygılarımla,

Yazan: Esra Tarih: August 3, 2005 10:29 PM

İki ayrı yazar, iki ayrı üslup, iki ayrı bakış açısı, iki yarı uç, iki ayrı dünya...
Yani; ayrı, ayrı, ayrı.
Bir tarafa Mine Kırıkkanat'ı, tarzını, yazılarını (okuyabildiğim kadarıyla), bakış açısını, (anlamaya çalışarak) düşünce yapısını koydum. Diğer tarafa Mustafa Akyol'u, tarzını, yazılarını, bakış açısını, düşünce yapısını. Tartmaya çalışıyorum, aradaki fark ortada. Terazinin hava da kalan tarafı ile ilgili söylenecek o kadar çok şey var ki.

Sayın Kırıkkanat ne kadar modern gibi görünse de anlayışsızlığı, hoşgörüden yoksunluğu ve yoksulluğu, üslubunun can yakıcı keskinliğiyle onarmaktan çok yıkmaya yönelik düşünceleri, saldırganlığı ile hiç de modern bir tavır içinde değildir. En kötüsü de bilerek, isteyerek bu düşüncelerini dillendirmesi, yazıya dökmesidir. Eleştirilerine katılabileceğimiz noktalarda ortaya koydukları tavır-tarz ve zihniyetleri sebebiyle katlanılmaz olmaktadırlar.

Ve bu hallerinin arkasında da o ve onun gibilerin ürkütücü zihniyetleri yatmaktadır.
Çünkü korkuyorlar. Toplumumuz içinde İslam’ın gerçek mertebesine ulaşmasından korkuyorlar. Ne kadar çalışsalar da uzakta tutamadıkları, uzak duramadıkları bu dinden korkuyorlar. Onun gerçek değerlerinden ve güzelliklerinden korkuyorlar.

Eleştirmek tabi ki bir haktır. Ama yapıcı olmayan, ileriye götürmeyen, toplumu aydınlatmayan eleştiriler ortaya atılması ve bunu da yaparken İslam'ı hedef alan bir zihniyetle yapılması çok üzücü ve endişe vericidir. (Sayın Kırıkkanat hüsrana uğrayacak belki ama, "ilerleme" ve "aydınlanma" kelimelerinin anlamlarını biliyorum çok şükür :)

Galiba onun tarafında bu yollu yaklaşımlar bayağı pirim yapıyor. Kendisine saygınlık kazandırıyor.
Zira her eleştirisini İslam'a bağlaması, onu hor görmesi, reddetmesi içinde bulunduğu koşullarda kendisine prestij sağlıyor ki bunu da bir başka yazısında “cesaret” olarak değerlendirmiş.
Tebrikler Sayın Kırıkkanat! Siz bu yılın en cesuru seçildiniz. Neden mi? Bu ülkede beraber yaşadığınız halkınızı aşağıladınız, onlara türlü hakaretlerle yeni kimlik ve adlar atfettiniz. Üstelik bunların hepsini üstün düşünce yetinizle İslam'a bağlamanız da cabası.

Yazan: Arife Tarih: August 8, 2005 05:05 PM

iyi geceler,

lance diye bir arkadasimizin "Düşünün bir kere, Almanlar Almanya'da yaşayan Türklerden ve İslamiyet'ten niçin bu kadar nefret ediyorlar? Adam bir bakıyor yüzü başı örtülü, laftan sözden anlamayan, üstelik zevksiz ve cahil birisi var karşısında. Neden ona hoşgörü göstersin ve birlikte yaşamak istesin? Neden ona hoşgörü göstereyim ve onlarla birlikte yaşamak isteyeyim?" dedigi yazisina cevap vermek istiyorum. Oncelikle belirtmek istedigim bir kac husus var ben kendim basortulu biriyim, avrupada yasiyorum ve bir bakanlikta calisiyorum. Insanlar her turlu on yargiyi yapiyor ama hic bir zaman bilincini kullanmiyor bu onyargilarda bulunurken, cunku eger bilinc kullanilsaydi bu tur onyargilar soz konusu bile olmazdi. Oncelikle Lance arkadasima bir kac soru sormak istiyorum: senin basortulu insanlarin baska sozlerle cahil oldugunu idda edebilmen icin oncelikle avrupada yasaman gerekiyor. Almanlarin ne dusundugunu bilmene gelirsek oncelikle butun Alman halkinin tek tek dusuncesini bilmen gerekiyorki Almanlarin boyle dusundugunu iddia edebilmek icin. Sonrada dunyadaki butun basortululeri taniya bilmen gerekiyorki onlarin cahil oldugunu iddia edebilesin. Ben bir bakanlikta calistigima gore ve hala ogretimime basortulu devamettigime gore gosteriyorki her basortulu cahil degildir, sende taktir edersinki cahil olsa boyle bir mevkiye gelmesi imkansizdir. Benim gibi olan binlerce insan var ben tek degilim yani...

Yani arkadasim sana bir nasihatim olacak atalarimizinda dedigi gibi 9 olc 1 bic. Eger bir sey hakkinda bir iddiada bulunursan once bilgilerinin tutar bir yani olsun, onyargi tasimasin ve kullaktan dolma bilgilerinde yalancisi olma...

ALLAH'in selami ustunde olsun....

Yazan: gulenaz Tarih: August 8, 2005 11:19 PM

Nine Kırıkkanat'ın olay çıkartan yazısıyla ilgili tüm eleştiri ve gizli hakaret kokan yazıları okudum.Evet uslubu belkide haketmiştir.
Ama haklı olduğu yanlar var hemde tahmin edilenden daha çok ve kendisini destekliyorum. Uslubunu değil düşüncesini....Sorarım size hangi
dini inanış bu güne kadar benim inandığım din inanılması gereken tek dindir. AMA.....der.Dini inançların AMA'sı yoktur.Koşulsuz imanı ister.
belkide kendi içinde haklıda olabilir.Asla dini
inançlarda sorgulama özgürlüğü yoktur.Burda Türk
toplumunun veya diper imandaşlarımın bir suçu yok
yani dini inanış bakımından .Bu tamamen Türk insanının kültürünü temsil eder.İyi veya kötü kültür yoktur.Yalnızca kültür vardır,ve müslümanlıkla alakası yoktur.Ne yani insanlık tarihinin ne kadar uzun olduğunu göz önüne alırsak bizlerin yerleşik kültürümüz daha ana kucağında.Sakın bana biz bir müslüman olarak
diğer dinlerden daha temiziz daha insancılız
demeyin.Suudilerde başka Türkiyede başka Çinde,Amerikada başka islamı yaşıyoruz ve bunu asla kimse yadsımasın..İyilikte kötülükte inançta
yaşamış,yaşayan,yaşyacak olan her insanda olacaktır.ve insanlardaki Ego bitmedikten sonrada asla bu savaşlar sona ermeyecek ne yazıkki.Onun için gerçekten çok üzgünüm ama GERÇEK bu.
Hepinize saygılar

Yazan: ertuğrul aydoğar Tarih: August 12, 2005 03:59 PM

Mine Kırıkkanat'ın yazısının bu kadar kıyamet koparmasının nedenlerinden biri söylenemeyen gerçeklerden biraz sert, acıtıcı bir üslupla bahsetmesi olabilir mi? Üslubunu eleştirenlerden, yazdığı hiçbirşeyin doğru olmadığnı söyleyebilen var mı? Maalesef Mine Hanımın söyledikleri doğru. Bayağılık, cehalet, görgüsüzlük dörtbiryanda ve bu insanlarda bariz bir islam referansı var.İslamın geçmişte ne kadar muhteşem şeyler yaptığını söylemek sorunu çözmüyor. Türkiye köylüleşiyor ve geriye gidiyor.Geriye gitmek hoşunuza gidiyorsa devam edin. Ama doğumuzdaki ülkelere şöyle bir bakarsanız bu kadar rahat olamayacağınızı düşünüyorum...

Yazan: Biril Atış Tarih: August 15, 2005 02:37 PM

Liberal Hareket olarak bir istihbarat bombbası patlatıyoruz. Bugün aldığpımız habere göre Radikal gazetesi yönetimi, Mine Kırıkkanat'ın aldığı tepkilerden ötürü, işine son verecek. İçerden aldığımız haberi henüz doğrulatamadık

Yazan: Bilge Tan Göktan Tarih: August 15, 2005 09:24 PM

Ya biraz Emre Kongar, biraz Erinç Yeldan, biraz Pertev Nali Boratav, biraz Mümtaz Soysal sana iyi giderdi... Biraz Sümerleri biraz Asurları okusuan sonra mitolojiyi özümsedikten sonra Orta Asya kültürümüzde bulunan şaman ve pagan kültürümüzü eşeleyip teoloji tarihini bilsen ne iyi olurdu...

Yazan: Kerem Çolak Tarih: August 18, 2005 12:40 PM

baş örtülü insanlar cahil olsalar ünvesite kapılarında işleri ne; cahil insaller okumak için bu kadar çile çekerlermi?(bay veya Lance)

Yazan: Ayhan Tanrıvedi Tarih: August 19, 2005 08:40 AM

Mine Kırıkkanat, Batı'nın "rönesans'ı" ile "emperyalizm'i" arasında sıkışmış aydınlarımızdan biri. Muhtemelen öğrenimini de (artık ne olursa... Robert Kolej mi, Saint-Benua mı yoksa Dame de Sion mu?) yabancı okullarda yapmıştır. Bu tür aydınların, halka böyle yaklaşması kaçınılmaz oluyor. Örneği çok... İsim vermek gerekir mi? Örneğin Engin Ardıç... O da Kırıkkanat'ın erkek'i...
Bu tür aydınların sıkıntısını anlamak gerekir. Hem halkın içinde bulunduğu durumu beğenmeyeceksin, hem de bu durumu değiştirmek için hiç bir çaba sarfetmeyeceksin. Çünkü, korkaksın. Ya da korkak olmaya zorlandın.
Bunu da anlamak gerekir. Türkiye, son otuz beş yılda, yani 12 Mart darbesinden beri, "halkın yanında saf tutan aydınları ezmek operasyonları"na sahne oldu ve oluyor.
Kırıkkanat'ı eleştiren sayın Akyol, Kırıkkanat'ı eleştirirken, onu bir prototip olarak ele alıyor. Meselenin "emperyalizm-emperyalizmin sindirdiği aydın" ya da "feodal kültür ile emperyalist yoz kültürü, bizim gibi ülkelere dayatan batı emperyalizmi ile bağlantısı"ndan habersiz davranıyor.
Bu yaklaşım, ne yazık ki; sayın Akyol'un eleştirilerinin değerini neredeyse sıfıra müncer kılıyor.
Sayın Akyol, Kırıkkanat'ın boşluğuna hamle yaparak, "dinsel dogmaların gücünü göstermek amacıyla" eleştiriyor.
Tarih bilimi, toplumların,insanların bilincinin gelişmesi için kullanıldığında yararlıdır.
İslamiyet'in tarihsel serüveninde, Ortaçağ'ın karanlığına karşı sağladığı başarı, acaba, bizatihi "islam dininin" başka bir deyişle "ilahi gücün" sağladığı bir başarı mıdır? Elbette hayır! Çünkü, ortaçağ karanlığı da, başka bir dinin "hristiyanlığın" eseri değil midir?
Kişilerle ve olaylarla uğraşmak yerine fikirlerle uğraşmak, felsefenin bize öğrettiği önemli bir çözüm yoludur.
Kırıkkanat'la, yazısı ve üslubuyla uğraşmak yerine, ekonomik, tarihsel ve toplumsal verilere dayanarak, meselenin özüne varmak bilimsel yöntem olsa gerek. Akademist olduğunu sandığım sayın Akyol, bu yöntemi bırakarak, "ince bir üslupla" din propagandası yapmak için Kırıkkanat'ı eleştiriyor gibi geldi bana.
Oysa, 1400 yıl önceki dünyaya ait olan Kur'an'a inananların, bu gün nasıl olup ta Irak'ta saldırgan ABD ile birlikte hareket etmekte olduklarını açıklamaya çalışmak daha yararlı olsa gerek.
Ya da, "din propagandası yapanların, neden ABD'nin saldırgan, emperyalist politikalarına karşı seslerinin cılız çıkmakta oldukları...

Yazan: emceto Tarih: August 20, 2005 04:01 PM

peki mine hanımın çizdiği profllerde ne değişti?

Yazan: ahmet acar Tarih: August 20, 2005 07:35 PM

Sayın Akyol,
Öncelikle kurmuş olduğunuz bu site için size çok teşekkür ederim. Bendeniz, Mine G. Kırıkkanat'ın yazılarını eskiden beri tekip ederim. Kendisine katıldığım konular olduğu gibi katılmadığım pek çok konu da olmuştur. Mesela kısa süre önce, ülkemizin bir bölgesinde meydana gelen olaylarla ilgili yazısını biraz provokatif de olsa beğendiğimi söyleyebilirim. Fakat daha önce Fatih Sultan Mehmed'in kimliğinde "gül" motifinin Türklere hele bir de şayet bunu koklayan Fatih gibi bıyıklı birisiyse hiç yakışmadığına dair yaptığı yorumlarını şiddetle kınıyorum. Zira, o yazısında da sayın yazar lafı döndürüp dolaştırıp İslam'a getimiş ve müslümaların kabalığından dolayı nazik olan güle yakışmadığını ima etmişti. Sözünü ettiğiniz yazısında da olayları tespit konusunda tamamen haksız olmamakla beraber, bağladığı sonuç çok tuhaftı. Zira, kendisinin İslam'ın sadece Araplar tarafından temsil edilmediğini, aksine İslam'ın kutsal bayrağının Türkler elinde yükseldiğini, Türklerin ise gerek İslam öncesi ve gerekse İslamiyet sonrası dönemde kadınlara çok önem verdiklerini hatta bu aşırı güvenme dolayısıyla çoğu zaman devletlerin sekteye uğradığını ve hatta yıkıldığını da göz ardı etmemesi gerekiyordu. Mesela, Sultan Melikşah'ın hanımı Terken Hatun, Kanuni Sultan Süleyman'ın eşi Hürrem Sultan, kadına verilen önem ve değerin doruğa çıktığı iki örnektir. burada bizce, yapılması gereken, insanlara acımasızca saldırmak, aşağılamak, masa başından onlar hakkında hükümler vermek yerine, onların arasına inmek, sorunlarının kaynağıyla doğrudan ilgilenmek, çözüm yolları için, bıyık ve sakalla uğraşmak yerine yetkililerle fikir alışverişinde bulunmak, tüm bu çabalrdan sonuç alınamasa bile, en azından ben vicdanen yapmam gerekeni yaptım rahatlığını taşıyabilecek işler yapmaktı. Görüldüğü gibi, sizin başladığınız yazı zinciri, sonucunu düşünmeden yazılan bir yazı yüzünden taa nerelere geldi. Ve yine gördüğünüz gibi, Mine Hanım'ın yazısı sorunlara çözüm getirmek yerine yeni sorunları da beraberinde getirdi. Teşekkür eder, saygılar sunarım.
HS

Yazan: HS Tarih: January 17, 2006 10:52 PM

Öncelikle gayet sade bir anlatımı olan, bir Çin atasözü alıntılamak isterim. 'Adamın biri parmağıyla ayı gösterirken, salaklarda adamın parmağına bakarmış' bu herhalde en yalın haliyle maksadı ifade etme anlamında gayet başarılı olsa gerek.İnançlar insanlara ideal olanı, anlama ve yaşama noktasında idealist aklı sunar.Bu idealin hayatta karşılığını sosyolojik şartlar belirler. Bundan dolayı siz bugünden bakarak tarihsel olguları, bugünün sosyolojik yapısının sizedayattığı akıl ile değerlendiremezsiniz. Herhangi tarihi bir döneme ait değerlendirme yaparken, yaşanılmış dönemin hakim gücünün, aynı zamanda sosyal şartlarıda belirlediği unutulmamalı.Bu anlamda, inanç sahibi insanların yaşadıkları toplum da, kültürel ve ekonomik alanlar da varolabilmeleri, yönetimi elinde tutan hakim gücün etkisine bağlıdır. Çünkü inançlar salt insanların manevi dünyalarına mahkum edilemez.
Bütün inançların kendi altın çağlarını yaşadıkları, başarılarla anılan dönemleri vardır.
Herhangi bir inancın bugün kendisine sosyal alanlar yaratamıyor olması; ne o inancın, ne de o inanca sahip insanların medeniyet tasavvuru olmadığını ve bir daha yaşanılmayacak olmasını gösterir.
saygılarımla.

Yazan: vahdet Tarih: April 15, 2006 11:16 AM

Merhabalar
ben (lance tarih) efendiye bir sey söylemek istiyorum.ben almanyada yetistim burada textil okuyorum.lance tarih almanyadaki müslümanlari anlatiyor o ön yargili tavriylan.bu gelen türkleri gericiliklen elestirecegine bu gelenleri türkiyede bu kadar geri birakanlara bir bak.ekseriyetlen dogu anadoludan gelenler ülkenin bir kenarina itilmis egitimden sagliktan mahrum, dünya ilen iliskisi kestirilmis,her on yilda bir askeri darbe, yasakci devlet anlayisi. vatandasini tehlike olarak gören,demokrasiden uzak,ideoloji batakligina gömülmüs bir zihniyet. kendilerini cagdas sanan, ilerici sanan,modern sanan,laik sanan bunlar ülkeye ve topluma ne katki yaptilar,hizmet ettilermi hic.ayni zihniyet almanyada olsa ülke bitmisti
resmen.akilci,ilerici bir adam toplumlan

barisik,caliskan, hizmet edendir.milletini azarlayan,üniversiteleri ideolojik kamplara ceviren degi.burada tam anlamiyla yasayan bir müslümana almanlar ancak imrenir,örnek alir.yeterki mülümanlar veya tüm insanlar islami hakikiyle bilsinler.

saygilarimla

serkan

Yazan: Serking Tarih: April 20, 2006 12:46 AM

mine damızlık bakımlı, karnı tok danalara benziyor, yanlıs anlamayın sadece onun bakıs acısı ile

Yazan: mine Tarih: April 27, 2006 12:09 PM

Sevgili Mustafa Akyol,

Mine Kirikkanat bahsettiginiz uslub yerine daha ilimli bir dil kullanarak yazisini yazsaydi, hic kimse, ne siz, ne savundugunuz kitleler orali olurdu. Belki okunmazdi bile bu yazilar.

Ama "danalar gibi bogurmekten" bahsedip, ortalikta soyunan, fanila ve donlu erkeklerin plaj'da mangal yaktigini duyunca hepinizin kulaklari dikildi ve kiyamet koptu. Uzerinden ne kadar zaman gecmesine ragmen halen hepimizin aklinda bu Kirikkanat yazilari.

Neden?

Cunki Klasik. Cunki Unutulmaz yazilar. Cunki bu Mine Kırıkkanat adindaki cesur Türk kadini gercekleri korkmadan, dobra dobra ortalikta soyleyiverdi. Sizin savundugunuz kitlelerin anlayacagi dilden.

Bir de tabi o Turkce'yi kullanimi var, yazilari su gibi akiyor. Yazi yazmayi seviyor, kaliteli yazilari takdir ediyorsaniz, ne dedigimi anlarsiniz.

Dogru soyliyeni dokuz koyden kovarlar der bizim Atasozumuz bilirsiniz. Mine Hanim Radikal'deki isinden oldu. Bir kapi kapanir, digeri acilir misali simdi Vatanim.com.tr'da yaziyor, orada izliyoruz kendisini.

Ismi gibi guzel, ve de yetenekli bu kadin yazarimizdan duydugum gururu anlatamam. Bakin yazisi sizi de ne kadar cok dusundurmus, arastirmaya itmis. Hakkini verelim ki bu Kirikkanat yazisi aslinda muthis basariydi. Tepki aldi ama yazi amacina ulasti.

Saygilar sunar, size basarilar dilerim.

Yazan: Meltem Tarih: April 28, 2006 04:00 AM

"Ama "danalar gibi bogurmekten" bahsedip, ortalikta soyunan, fanila ve donlu erkeklerin plaj'da mangal yaktigini duyunca hepinizin kulaklari dikildi ve kiyamet koptu." (Sayın Meltem Hanım)

Klasikliği ve unutulmazlığı "danalar, donlu erkekler yada böğürmek" gibi ifadelerle sağlıyacaksak, ciddi bir düzey sorunu olduğu ortadır.

Bir meczup da sokağa çıkıp bir şeyler bağırsa
hemen herkes gözünü açıp, kulaklarını dikebilir. Böyle bir davranış elbette övünülecek bir durum değildir.

Diğer yandan, Mine Kırıkkanat’ın tarihsel perspektif eksikliğini, yanlış kullandığı verileri ve geçersiz iddialarını da zaten
Sayın Akyol çok güzel bir biçimde izah etmiş.

Tabii ezberlerini bozabilenlere..

Yazan: Hasan Basri Tarih: April 28, 2006 11:52 AM

merhaba,

mine kırıkkanatın düşüncelerine şartlı olarak katılıyorum. şehir magandası olarak nitelenebilecek bu türden insanlar, böyle davranmakta hem haklılar hem de haksız. haklı olmalarının sebeplerinin başında, kırsal kesimden metropollere geldikleri zaman (istanbul ya da başka bir yurtiçi/yurtdışı büyük şehir) çok büyük bir düzeyde uyum problemi yaşamalarıdır, çünkü o zamana kadar bu tarz bir hayatı içselleştirememişlerdir. ancak uzunca bir süreyi geçirdikten sonra hala aynı hayat tarzını sürsürmelerini anlayamıyorum, bu noktada onları haksız buluyorum, her insanın belli bir düzeyde muhakeme, algılama ve uyum yeteneği vardır, ama görülen o ki böyle magandaca davranmaya devam edenlerin ne yazık ki bu özellikleri bulunmuyor. Bu sebeple davranışlardaki uyumsuzluğu eğitimsizliğe, fırsat eşitsizliğine bağlamak ancak belli ölçüde olabilir.

sonuç olarak kimsenin bulunduğu ortamı herhangi bir şekilde (maddi, manevi) şekilde kirletmeye hakkı yoktur, yanlış birtakım alışkanlıkları varsa da düzeltmesini bilmelidir. tabii ki bu tarz uyumsuzlukları dinsel inanışlar ve alışkanlıklarla açıklamaya kalkmak da doğru değil, bu noktada mine hanıma katılmıyorum.

Yazan: Tolga Düz Tarih: June 14, 2006 03:49 PM

Selam,

Toplumsal değerler insan yaşamının önemli bir yanını oluşturur.
Bu değerlere uyarken, fıtratımızdan kaynaklanan,zamanla da kanıksamış olduğumuz hatalar yapıyoruz..

*Ortamına göre,
*Keyfimize göre,
*Karşımızdaki kişilere göre,
bu değerlere uyuyoruz yada uymamayı tercih ediyoruz..

Avrupada yaşayan müslüman/türk vatandaşımız, yaşadığı ülkenin tüm değer yada toplumsal kurallarına uyarak, ne kaldırıma tükürebiliyor ne de sigara izmaritini denize atabiliyorken;
her nedense aynı kişi, daha Kapıkule yi geçer geçmez, bir çeşit transa geçiyor ve yere de tükürüyor, çöpünü de atıyor..
Büyük ihtimalle "Herkes atıyor ben niye atmayayım" psikolojisiyle hareket ediyor..
Zaten pis olan sokak, tükürülmeyi hakediyor diye düşünüyor..

Yoksa,
"Ben artık müslüman memleketine geldim, islamda da tükürmek caiz nasıl olsa "
mantığıyla hareket ettiğini kimse iddia edemez..
Aynı şekilde,
Vergi kaçıran adama
-Niye kaçırıyorsun? diye sorduğunuzda
-Herkes kaçırıyor, bir enayi ben miyim !
cevabını almamız işten bile değil..

Biz insanlar, toplumsal değerleri içselleştirebilsek, canı gönülden benimsesek, mekan yada ortam değişikliği farketmeksizin uyabiliriz zaten..

Şu andaki yozlaşmamızın ve görgüsüzlüğümüzün nedeni yada suçlusu, İslam ve müslüman olmamız değil; tam aksine, maneviyat eksikliğimizin doğal sonucundan başka bir şey değildir..

sayg.

Yazan: Ece Tarih: August 4, 2006 12:04 AM

mine hanım türkiye nin en iyi yazarlarından biridir.e tabii dinciler onu sevmezler çünkü hazmedemez onlar.

Yazan: kerem Tarih: August 16, 2006 07:04 PM

mine hanım türkiye nin en iyi yazarlarından biridir.e tabii dinciler onu sevmezler çünkü hazmedemez onlar.


Kerem bey,
Çok haklısınız(!!)
Zaten RADİKAL GAZETESİ de dinci(!!) bir gazete olduğu için, hazmedemedi ve Türkiye nin en iyi yazarlarından(!!) biri olan "Kırıkkanat" ın işine son verdi :)))

Yazan: Ece Tarih: August 17, 2006 02:00 AM

Mine Kırıkkanat, "Neslimizi ıslah etmek, kuvvetlendirmek için Avrupa'dan ve Amerika'dan damızlık erkek getirmek gerekir" diyen zamanın Abdullah Cevdet'inin 21.yy Türkiyesindeki izdüşümüdür.

Yazan: blue Tarih: August 17, 2006 04:57 PM

Sayın akyol,yazılarınızı internette dolaşırken keşfettim.Bilgi donanımı,altyapınızın güçlü ve derin oluşu ve tespitlerinizdeki tutarlılık takdire şayan.yazılarınızın takipçisi olacağım.Saygılarımla...

Yazan: hacer iz Tarih: September 2, 2006 03:22 PM

medeniyet dediğin bedeni açmaksa?
çöldeki bedevi daha medeni

Yazan: kindar21 Tarih: September 11, 2006 10:43 AM

Almanya'ya giden Türk'lerin milletlerini ve dinlerini pek iyi temsil etmediği tartışma götürmez bir konu. Ama bunu bu hâle getiren oraya giden Türk'lerin ekonomik, sosyal, karakteristik özellikleri değil mi?
Almanya'ya okumuş, kültürlü, idealist Türkler mi gitti, cahil, işsiz, henüz Türkiye'deki hızlı değişimlere adapte olamadan -hatta Türkiye'de ne olduğunun farkında bile olmadan- kendini Almanya'da bulan insanlar mı?

Yüzyıllardan beri -hususiyetle Avrupa'da aydınlanma devrinden itibaren- müslümanların büyük kısmı İslam'ı sadece içinde Allah'ın ve Hz. Muhammed'in isimlerinin yeraldığı belli dua kalıplarını tekrar etmekten ibaret sanan insanlar, Müslüman ülkelerin ilerlemesinin önünde en büyük engeli teşkil ettiler. Şu anda Türkiye'li müslümanların büyük çoğunluğu İslam dininin sözgelimi ekonomiye bakış açısını bilmiyor. Bunun sebebi de elbette Müslümanların -bu sözü hep duyuyoruz ama korkarım bunun başka açıklaması yok- önüne konulan engeller. Başörtüsü, imam-hatiplere uygulanan eşitsizlik vs. hep bizim kafamızı kaldırıp dünyada neler olduğuna bakmamız istenmediği için uygulanan planlı projeler. Öyle isteniyor ki Müslümanlar yalnızca başörtüsüyle uğraşsın, İslam'ın sürekli modernleşen dünya için yeni çözümlemeler üretmemesi sağlansın..


Yazan: Bülbül-i Şeyda Tarih: November 3, 2006 09:29 AM

{(Ama bu içe kapanmada Kırıkkanat’ın öncüllerinin (sözgelimi Abdullah Cevdet, Ahmet Rıza gibi din karşıtı Jön Türklerin, benzer düşüncedeki bazı Tek Parti ideolog ve bürokratlarının) de rolü var. İçinden çıktıkları Müslümanları, toplumu, onu incitmeden geliştirmek yerine, ona tepeden bakarak, hatta tepesine vurarak, “asrileştirmeye” çalışan bu gibi “otoriter modernistler”, kitleleri inançları ve modernlik arasında seçime zorlayarak patolojik bir toplum yarattılar. Bir yanda kendileri gibi tümüyle sekülerize olmuş şehir elitleri, diğer yanda ise inançlarını korumak için modern dünyaya sırtını çeviren ve ancak taşrada hayat sahası bulabilen muhafazakâr kitleler oluşturdular.)}


işte bu herşeyi çok iyi özetliyor

Yazan: Kubilay ANT Tarih: December 15, 2006 08:52 AM

iki boyutlu düşünmeye devam edin.
Şu evrenin nasıl olduğunu bir anlatın da rahat edelim ama, lütfen allah yarattının dışında bişeyler deyin de bilim dünyası sizi alkışlasın.

Yazan: nizami seferoğlu Tarih: February 25, 2007 10:00 PM

Sayın Akyol, kaleminize sağlık.

Yazan: İbrahim Tarih: April 23, 2007 12:52 PM

ben bu yazıyı henüz okumamıştım, gerçekten çok beğendim... günümüz insanlarımıza yansıyan ikilemleri aşmada yardımcı olabilecek ufkunu açacak ve özgüveni de artıracak çok başarılı bir tespit ve yanıt olmmuş.

Yazan: ancazin Tarih: April 23, 2007 05:51 PM

iki boyutlu düşünmeye devam edin.
Şu evrenin nasıl olduğunu bir anlatın da rahat edelim ama, lütfen allah yarattının dışında bişeyler deyin de bilim dünyası sizi alkışlasın.

:) mısır pirametlerini uzaylılar yaptı belgesellerini hayret ve büyülenmiş gibi izleyen bu beyinler , 1400 yıl önceki ayetler ile büyükpatlama arasındaki kuramsal benzerlikleri bile ayıkmada ahmaklaşıyorlar, bilim alkışlasın imiş, sen bilimin aklın vicdanın neresindesin ki bize gönderme yapıyorsun.

hiç mi akıl sahibi değilsin ki oxford üniversitesi mezunu olmayan çöldeki bir şehirde yetişen , dünya hakkında en ufak bir fikre ve bu konuda bir kaygısı bile olmayan insanlar içerisinde yetişmiş bir insanın -Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir. - sözlerini edebileceğini düşünebiliyorsun, Mustafa Akyol bey kopernikle ilgili bir konu koydu oraya o bilimci ne demiş ondan önceki bir Zat ne demiş bir düşün ister isen,

16/68- Rabbin bal arısına şöyle ilham etti: “Dağlardan, ağaçlardan ve insanların yaptıkları çardaklardan (kovanlardan) kendine evler edin.”

16/69- “Sonra meyvelerin hepsinden ye de Rabbinin sana kolaylaştırdığı (yaylım) yollarına gir.” Onların karınlarından çeşitli renklerde bal çıkar. Onda insanlar için şifa vardır. Şüphesiz bunda düşünen bir (toplum) için bir ibret vardır.

30/8- Onlar, kendi nefisleri(nin yaratılış incelikleri) hakkında hiç düşünmediler mi? Hem Allah gökler ile yeri ve ikisi arasındakileri ancak hak ve hikmete uygun olarak ve belirli bir süre için yaratmıştır. Şüphesiz insanların birçoğu Rablerine kavuşacaklarını inkar ediyorlar.

6/50- De ki: “Ben size, ‘Allah’ın hazineleri benim yanımdadır’ demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size ‘Ben bir meleğim’ de demiyorum. Ben sadece, bana gönderilen vahye uyuyorum.” De ki: “Görmeyenle gören bir olur mu? Siz hiç düşünmez misiniz?”

7/176- Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler.


45/13- Göklerdeki ve yerdeki her şeyi kendi katından (bir nimet olarak) sizin hizmetinize verendir. Elbette bunda düşünen bir toplum için deliller vardır.

30/21- Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de onun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.

3/190- Göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde selim akıl sahipleri için elbette ibretler vardır.

13/3- O, yeri yayıp döşeyen, orada dağlar, nehirler meydana getiren, orada her türlü meyveden (erkekli-dişili) iki eş yaratandır.3 O geceyi gündüze bürüyor. Şüphesiz bunlarda, düşünen bir kavim için (Allah’ın varlığını gösteren) deliller vardır. 3

16/66- Şüphesiz (sağmal) hayvanlarda da sizin için bir ibret vardır. Onların karınlarındaki fışkı ile kan arasından (süzülen) içenlere halis ve içimi kolay süt içiriyoruz.

2/164- Şüphesiz, göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün birbiri ardınca gelişinde, insanlara yarar sağlayacak şeylerle denizde seyreden gemilerde, Allah’ın gökyüzünden indirip kendisiyle ölmüş toprağı dirilttiği yağmurda, yeryüzünde her çeşit canlıyı yaymasında, rüzgarları ve gökle yer arasındaki emre amade bulutları evirip çevirmesinde elbette düşünen bir topluluk için deliller vardır.

24/45- Allah bütün canlıları sudan yarattı. İşte bunlardan bir kısmı karnı üzerinde sürünür, kimi iki ayak üzerinde yürür, kimisi dört ayak üzerinde yürür. Allah dilediğini yaratır. Çünkü Allah her şeye hakkıyla gücü yetendir.

35/28- İnsanlardan, (yeryüzünde) hareket eden (diğer) canlılardan ve hayvanlardan yine böyle çeşitli renklerde olanlar vardır. Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.

42/29- Gökleri, yeri ve bu ikisi içinde yaydığı canlıları yaratması, O’nun varlığının delillerindendir. O, dilediği zaman, onları bir araya getirmeye de gücü yetendir.

79/27- (Ey inkarcılar!) Sizi yaratmak mı daha zor, yoksa göğü yaratmak mı? Onu Allah kurmuştur.

79/28- Onu yükseltmiş ve ona düzen ve âhenk vermiştir.

79/29- O göğün gecesini karanlık yaptı, ışığını da çıkardı.

79/30- Ardından yeri düzenleyip döşedi.

79/31- Ondan suyunu ve merasını çıkardı.

79/32- Dağları sağlam bir şekilde yerleştirdi.

79/33- Bunları sizin için ve hayvanlarınız için bir yarar kaynağı yaptı.

80/24- Herşeyden önce insan, yediği yemeğine bir baksın!

80/25- Gerçekten biz, yağmuru bol bol yağdırdık.

80/26- Sonra toprağı, iyiden iyiye yardık!

80/27,28,29,30,31,32- Böylece sizin ve hayvanlarınızın yararlanması için orada taneler, üzümler, yoncalar, zeytinler, hurmalıklar, sık ağaçlı bahçeler, meyveler ve otlaklar ortaya çıkardık.

81/1- Güneş, dürüldüğü zaman,

81/2- Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,

81/3- Dağlar, yürütüldüğü zaman,

81/4- Gebe develer salıverildiği zaman.1 1

81/6- Denizler kaynatıldığı zaman,

88/17- Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!

88/18- Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!

88/19- Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!

88/20- Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!

88/21- Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.


bu ayetlerden sonra Rabbin de buyurduğu üzere ancak akıl sahipleri öğüt alırlar,
bilim Allahın yaratığı alemin hikmetlerini ve yararlarını kavramak keşfetmek için vardır, böylece insanlar Allahın kendiler için yarattığı güzellikleri bulup keşfedecek ve insalığın hizmetine sunacaklardır. bunun dışında bilim Allahı inkar etmek için delilleri asla getirememiş ve bu niyette olanlar da kendi yalanlarını saklamak için yeni yalanlar uydurmak zorunda kalmışlardır, Rabbin buyurduğu üzere, ey inkarcılar göğü yaratmak mı zor insanı yaratmak mı bu en yeterli yanıt..

Yazan: ancazin Tarih: April 23, 2007 08:05 PM

Yorum Ekleyin...





(you may use HTML tags for style)