« Mine Kırıkkanat'ın Ezberleri | Ana Sayfa | Aktüel Dergisi'nin Akıllı Tasarım Haberi »
August 08, 2005
Akıllı Tasarım Teorisine Yönelik Bir İtiraza Cevap
Vakit gazetesinin 7 Ağustos 2005 tarihli sayısında Dr. Ömer Ilıcalı ile yapılan bir röportaj "Yeni Masonik Oyun: Evrim Teorisinin Yerine Akıllı Tasarım Teorisi" başlığıyla yayınlandı.
Dr. Ilıcalı, Harun Yahya adına uluslararası konferanslar veren Müslüman bir doktor. Dolayısıyla görüşleri Harun Yahya'nın görüşlerini yansıtıyor. Nitekim röportajdaki fikirlerin tamamına yakını, birebir aynı cümlelerle, bir süre önce Harun Yahya'nın internet sitesindeki bir makalede de yer almıştı.
Gerek Yahya'nın gerekse Dr. Ilıcalı'nın dediği özetle şu: "Akıllı Tasarım diye bir teori çıktı, bu İslam'a aykırıdır, hatta puta tapmaktır. Bunu savunanlar da Müslüman değil, putperesttir."
Bu teoriyi savunan, dahası söz konusu röportaj ve makalede "ülkemizde de 'akıllı tasarım teorisi'ni savunanlar var" denerek özellikle işaret edilen kişi ben olduğum için, tüm bu iddialara cevap vermekte yarar görüyorum.
Akıllı Tasarım nedir?
Öncelikle "tekfir"i reddetmek gerek. Ben, Allah'a çok şükür ki, bir Müslüman'ım. Var olan herşeyi Allah'ın yarattığına, O'nun tek İlah ve Rab olduğuna ve diğer tüm İslami esaslara iman ediyorum. Hayatımın hiç bir döneminde bu hakikatlerden kuşku duymadım ve herhangi bir puta da inanmadım. Allah şaşırtmasın...
Peki söz konusu yazı ve röportajlarda "put" olarak tarif edilen ve dolayısıyla benim de "putperestlikle" suçlanmam sonucunu doğuran Akıllı Tasarım teorisi nedir?
Akıllı Tasarım, 90'lı yıllarda ABD'deki bir grup dindar bilim adamı tarafından başlatılan bilimsel bir hareket. Bu bilim adamları, kainatı ve canlıları rastlantılarla açıklamaya çalışan ateist teorilere ve özellikle de Darwinizm'e karşı çıkıyor. Darwinizm "her şey tesadüf" derken, Akıllı Tasarımcılar "hayır," diyorlar "canlılar tesadüfle değil tasarımla ortaya çıkmıştır."
Buradaki "tasarım" kelimesi ile "yaratılış" aslında aynı anlama geliyor. Zaten pek çok insan "Akıllı Tasarım" teorisinin savunanlara "yaratılışçı" diyor.
Teoriyi savunanların "yaratılış" yerine "tasarım" kelimesini tercih etmesinin en büyük nedeni, Darwinistlerin itirazlarını savuşturmak. "Yaratılış" dendiğinde, Darwinistler, "bu dini bir görüştür, dolayısıyla bilime dahil edilemez, çünkü bilim herhangi bir dini temel alamaz" diyorlar. Bilimsel yönden çürük olan Darwinizm'i bugüne kadar bu "yaygara" ile ayakta tuttular.
Akıllı Tasarımcılar ise diyorlar ki, "tamam, biz bu konuda hiç bir dini yaklaşım öne sürmüyoruz, sadece gelin bilimsel delilleri objektif olarak inceleyelim." Deliller ise canlılığın tesadüfle ortaya çıkmasının imkansız olduğunu açıkça gösteriyor. Akıllı Tasarımcıların bunu ifade ederken teknik bir dil kullanmalarının en önemli nedeni, karşı tarafın "bilimsellik" oyununu bozmak.
Bilim neyi gösterir?
Ancak sözkonusu teknik dilin bir nedeni daha var.
Bunu anlatmak için önce Harun Yahya'nın bu konuda Akıllı Tasarımcılara ve bana yönelik ithamına bakalım:
"Tüm evreni, canlı ve cansız varlıkları Allah yaratmıştır demek yerine konuşmalarında, evrende akıllı bir tasarım vardır gibi muğlak ifadelere başvuruyorlar."
Aslında ortada muğlaklık yok. Aksine çok açık ve net bir mantık ve metodoloji var. O da şu:
Eğer "dinimiz bize canlılık hakkında ne öğretiyor" diye sorarsak, açıklıkla "tüm canlıları Allah yaratmıştır" diyebiliriz.
Ama eğer "bilimsel deliller canlılık hakkında ne gösteriyor" diye sorarsak, "bilim, canlıların rastlantılarla oluşmadığını, bir tasarımla, yaratılışla ortaya çıktığını gösteriyor" diyebiliriz. Çünkü bilimin "tasarım"dan ötesini bilme ve tanımlama imkanı yoktur. Öyle bir hakkı da yoktur. O noktadan ötesini sadece Vahiy yoluyla bilebiliriz.
Nitekim canlıları yaratmış olan Yaratıcı'nın; Rahman ve Rahim, Alîm ve Hakîm olan Allah olduğunu, biz bilimden değil Kur'an-ı Kerim'den öğreniyoruz.
Dolayısıyla ben de bu konudaki tüm yazı ve konuşmalarımda, bilimsel yaklaşımların ve dini gerçeklerin arasındaki çizgiye dikkat ediyorum. Özetle, "biz Müslümanlar'ın iman etmekte olduğu yaratılış gerçeği, Akıllı Tasarım adı verilen bir bilimsel teori tarafından desteklenmektedir" diyorum.
Kaldı ki "Tasarım" kavramı da aslında İslam'a çok uygun. Allah'ın sıfatlarından biri "Musavvir", yani "Tasvir Eden". Bu sıfatın tecellerini tabiatta teşhis eden bir teori, neden İslam'a aykırı olsun ki?
Bilimsel teorilere ne gerek var?
Bu noktada şu soru sorulabilir: "Kuran bize yaratılışı öğretiyor zaten; bilimsel teorilere bakmaya ne gerek var?"
Şunun için gerek var: Çağımızdaki insanların çoğu Kuran'ı bir yol gösterici olarak kabul etmiyor. Buna karşılık büyük çoğunluğu "akıl ve bilim"in yol göstericiliğine inanıyor. İşte bu insanlara Kuran'ın doğru olduğunu göstermek için, akıl ve bilim yoluyla da aslında Kuran'ın öğrettiği gerçeklere gelindiğini anlatmak lazım.
Harun Yahya'nın itirazlarında ise, bu konuda bir kavram kargaşası dikkati çekiyor. Örneğin yaratılış konusunda şöyle demiş:
"Müslüman bu kesin gerçeğe iman eder ve bunun dışında birtakım felsefi arayışlara girmez. Böyle bir arayış içine girmek bir Müslümana yakışmaz. Böyle bir arayışa girmek, (haşâ) 'Kur'an, Allah'ın varlığını, yaratılışı ispatlamada yetersizdir, o yüzden 'akıllı tasarım teorisi'ne, bu teoriden de destek almaya ihtiyaç vardır' demek anlamına gelir ki, bu Müslümanca bir iddia olamaz."
Oysa Harun Yahya'nın bizzat kendisi, kader konusunu izah etmek için Einstein'in izafiyet teorisinden veya evrenin yaratılışını savunmak için Big Bang teorisinden bolca yararlanıyor. (Dahası, Harun Yahya imzalı kitaplar, Harun Yahya'nın şu günlerde "putperest, mason" diye mesnedsiz suçlamalarla hedef aldığı Akıllı Tasarım teorisyenlerinden alınan bilgilerle dolu. Söz konusu kitaplarda "doğadaki tasarım" kavramı da yüzlerce kez işleniyor.)
Yani Kuran'ın anlattığı hakikatlere işaret eden bilimsel teorileri gündeme getirmek, hiç de yanlış bir şey değil.
Yanlış olan, böyle yapan Müslümanlara "putperest" demek.
Tasarım putu?
Bu putperestlik suçlamasının nasıl yapıldığı da enteresan. Şöyle denmiş:
"İlkokulda okuyan bir çocuk dahi bilir ki, gökyüzünü, ceylanları, balıkları, kuzuları, elmayı, muzu, üzümü, portakalı yaratan Allah’tır, 'akıllı tasarım' değil."
Oysa, yine ilkokulda okuyan bir çocuk bile bilir ki, "tasarım" bir fail değildir. Fail'in yaptığı fiilin adıdır.
Nitekim ben "canlıları Akıllı Tasarım yaratmıştır" gibi saçma bir iddiada bulunmuyorum. "Doğada bir tasarım vardır ve bu tasarımı vurgulayan Akıllı Tasarım teorisi, canlıları Allah'ın yaratmış olduğunun bilimsel ifadesidir" diyorum.
Bunu çarpıtmak ve tasarım kavramının Allah'tan başka bir güç gibi öne sürüldüğünü iddia etmek, çok yanlış. Bediüzzaman Said Nursi de risalelerinde tabiattaki nakıştan, sanattan söz eder. Birisi kalkıp da Bediüzzaman'a "Allah'ın yerine nakış ve sanat putlarını öne sürüyor" diyebilir mi?
Tasarım yerine "yaratılış" desek, o zaman da "Yaratılış putu" ile mi suçlanacaktık?
Biraz insaf...
Selam üzerinize olsun...
Tüm bu tartışmada akılda tutulması gereken önemli bir nokta da, Müslümanlar arası üslup. Müslümanlar kuşkusuz farklı fikirlere sahip olabilirler. İslam'ın temel esaslarında birleştikten sonra da, bu farklı fikirler uyarınca farklı üslup ve yöntemler kullanabilirler. Dahası birbirlerine yapıcı eleştiriler de getirebilirler. Tüm bunlar son derece normaldir.
Normal olmayan, bir Müslüman'ı, Darwinistlere karşı çıkarken Akıllı Tasarım teorisine atıfta bulunduğu için "putperest" gibi göstermek, yani tekfir etmektir.
Kuran'da Allah bu tehlikeli düşünceye karşı inananları şöyle uyarır:
"Ey iman edenler, Allah yolunda adım attığınız zaman gerekli araştırmayı yapın ve size selam verene, dünya hayatının geçiciliğine istekli çıkarak, 'Sen mü'min değilsin' demeyin." (Nisa Suresi, 94. ayet)
Ben bu ayetteki emre uyuyor, "ben Müslümanım" diyen hiç kimseyi tekfir etmiyor, öyle yapan Müslümanlara dahi "Allah'ın selamı üzerinize olsun" diyorum.
Ve bir de Bediüzzaman'ın şu önemli ilkesini hatırlatıyorum:
“Benim mesleğim haktır, daha güzeldir demeye hakkın vardır; fakat yalnız benim mesleğim haktır demeye hakkın yoktur.”
Bunun aksi bir tavır, Bediüzzaman'ın da dediği gibi, ihlassızlık olur.
Oysa ihlas imanın özüdür ve hepimize herşeyden fazla lazımdır.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 8, 2005 04:32 PM




iyi gunler,
yazinizi okudum ve sizin ve kendi adima cok uzuldum. Biz hepimiz ALLAH'a cok sukur muslumaniz ve bir musluman ve dahada ote bir hocamizin, bilgideki noksanligimizi doldurmamiza yardimci olan, Harun Yahyanin boyle sozler kullanmasi gercekten cok uzucu. Muslumanlar birbirine yardimci olmali bence, hele sizin gibi biri islami inkarda kullanilan bir teorinin hic bir ispati olmadigini gosterirken... Umarim boyle birsey bir daha olmaz.
Bunu soylemeden gecemeyecegim sizin cevizkabugundaki programinizi izledim ve hayran kaldim ALLAH size bu yolla devam etmenizde yar ve yardimci olsun.
ALLAHIN selami ustunuzde olsun.
Yazan: gulenaz Tarih: August 8, 2005 05:30 PM
Harun Yahya pek çok kitabında Said Nursi'ye atıfta bulunuyor. Hatta sırf onu tanıttığı bölümler dahi mevcut.
Said Nursi'nin İslam öğretisi ise birebir kainatta kurulu bir düzen olduğundan hareketle kainatın yaratıldığı ve varlığın tesadüf ile açıklanamayacağı üzerine kurulu. Nursi, dünyadaki varlıklar arasındaki ara ilişkileri (interrelation) inceleyerek de kainatın tek bir elden çıktığını (tevhid inancı) dile getirir.
Bu açıdan yakın İslam tarihi düşünürleri içinde Saıd Nursi'nin öğretisinin - buna bir isim koymuş olup olmaması önemli değil - Intelligent Design ile birebir çakıştığı söylenebilir.
Zarf değil mazruf önemli olduğuna göre, Sayın Yahya'nın (ya da en azından yakınlarının) kainatta bilinçli bir tasarım olduğu yönündeki düşünceyi putperestlik olarak algılıyor olması son derece tuhaf bir çelişki.
Çünkü bilinçli tasarımı savunan diğer bilim adamları da söz konusu düşünceyi Sayın Akyol'dan daha farklı açıklamıyorlar.
Yazan: derinsular Tarih: August 8, 2005 06:25 PM
Selamlar.
Harun Yahya grubunun bu endişesi tabiki gereksiz.
Bilinçli Tasarım hareketi bilinmeli ve anlaşılmalı. Siz Türkiye'de bu konu ile ilgilenen az sayıda insandan birisiniz anladığım kadarıyla. Yazılarınızı izlemeye çalışıyorum.
Cengiz Cebi ,
Felsefe Öğretmeni
Yazan: Cengiz Cebi Tarih: August 8, 2005 08:43 PM
Harun Yahya'nın bu konudaki kitaplarını daha önce okudum. Bu itirazına bir anlam veremdim.O yazıyı yazarken hiç mi mantık süzgecinden geçirmedi acaba. "Doğadaki tasarım" adında bizzat Harun Yahya adına yazılmış bir kitap var. Harun Yahya sitesinde tasarım diye arayınca onlarca makale çıkıyor. Bu durumda kendisi de putperest mi oluyor?
Mustafa Akyol'un yazısında söylediği gibi "Biraz insaf"
Bence biraz kıskançlıkla o yazıları yazmış gibi geldi bana, yoksa bu kadar mantık dışı itirazlarda nasıl bulunabilir ki?
Yazan: Hulya Tunalı Tarih: August 9, 2005 01:04 AM
hocam seni ceviz kabuğunda tanıdım şimdiye kadar bi yanlışını görmedik. İnşallah böyle dvm edersinde bizde seni örnek verdiğimizde ya o adam bunlarıda yapıyo diye bir tepki almayız. Referansımız sağlam olur.
Yazan: emre Tarih: August 9, 2005 05:34 AM
Mustafa Bey,
Belli ki söyledikleriniz özellikle çarpıtılmış. Söylemediğiniz şeyler sanki sizin iddianızmış gibi gösterilmiş. Sadece sözü geçen makalenin başlıklarından bile bu anlaşılıyor.
1) "Allah yaratmıştır" demeyip "akıllı tasarım vardır" demek bir Müslüman'ın kullanacağı üslup değildir!
Ben sizin "Allah yaratmıştır" iddiasını reddetiğinize hiç şahit olmadım. Siz "akıllı tasarım vardır, bunu de Allah yaratmıştır" diyorsunuz. Buna kimin itirazı olabilir?
2) 'Akıllı tasarım', 'akıllı bir güç' ifadeleriyle Allah'ın dışında kim kastedilebilir?
Hiç kimse kastedilemez. Siz de başka bir gücü kastetmiyorsunuz zaten.
3) Allah'ın yaratmak için tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur
Evet, Allah'ın tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur. Ama gözümüzün önünde bir tasarım varsa -ki var-, bunu neden takdir etmeyelim? Niçin bu tasarımı evrimcilere karşı kullanmayalım? Onlara, onların silahıyla karşılık vermeden daha iyi bir yöntem olabilir mi?
4) 'Akıllı tasarım' izahları samimi olarak dine eğilim gösteren kimseleri de olumsuz yönde etkileyebilir
Bu iddianın tam tersi doğru. Akıllı tasarım iddiası samimi olarak dine eğilim gösteren kişilerin dine eğilimini arttıracak, hatta sağlam kanıtları ve mantık örgüsü dine ilgisiz kişileri bile ikna edecektir.
5) 'Akıllı tasarım' şeytanın farklı bir saptırmacasıdır
Allah'ın yaratılışındaki kanıtları göstermek niçin şeytanın bir saptırmacası olsun ki? Olsa olsa hayra bir vesiledir.
6) Müslüman'a yakışan Kuran'da örnek verilen peygamberlerin ve elçilerin yolunu benimsemesidir
"Ben Müslüman'ım" diyen bir kişinin de zaten amacı budur. Bu yönde samimi olarak verilen çaba zaten apaçık. İnsanların dini unuttuğu ve gözardı ettiği bir ortamda ve zamanda, büyük bir bilgi birikimiyle cehalete karşı güçlü bir karşı çıkış gerçekleştirdiğinizi kim inkar edebilir?
Yazılarınızı takip ediyoruz ve doğruları ifade etmekteki çabalarınızı takdir ediyoruz. Ricam, eğer bir Müslüman doğruyu söylüyorsa, buna destek olunmasıdır. Yoksa gücümüz gider.
Yazan: Mustafa Demir Tarih: August 9, 2005 09:09 AM
Selamlar,
Mustafa Beyin yazısında bahsettiği röportajı okudum ve güleyim mi ağlayayım mı bilemedim, sadece Mustafa Bey gibi "İnsaf!!" diyebildim.
Sanırım Mustafa Beyin söylediklerini tam dinlemediler, yazdıklarını anlamadan okudular. Bana başka bir izahı olamaz gibi geliyor.
Bahsedilen röportajda ısrarla Mustafa Beyin ya da "akıllı tasarım" taraftarlarının Allah'ın adını anmaktan maksatlı olarak kaçındıkları söyleniyor. Bu yeni kuramın Mustafa Bey haricindeki diğer savunucuları bildiğim kadarı ile bilim adamları. Bilim adamları yaptıkları araştırmaları , sundukları fikirleri dini bir dayanağa dayandırmazlar, bilimsel kanıtlara dayandırırlar. Ayrıca dini sonuçlara ulaşmak gibi bir amaçları da yoktur. Onlar bilimsel sonuçlara ulaşmaya çalışırlar. Bu da gayet doğal aslında. Bilim, bildiğimiz üzere, bütün dünyada, özellikle de batıda dinden bağımsız düşünülmektedir. Ortaya çıkan sonuçların dini inanışları ispatlaması beklenmemektedir. Bu düşünce doğrudur, yanlıştır, ayrı bir tartışma konusu ama şu anda bizim ülkemizde de, ülkemizden görebildiğimiz kadarı ile dünyanın birçok bölgesinde bu böyle. Durum böyle iken, bilim adamlarının "Dünyada akıllı tasarım vardır." dedikten sonra "Bu tasarımı bir Yaratıcı yapmıştır." demelerini beklemek gerçekçi değil. Bu sonuca kendi kendilerine varsalar ve sıradan bir insan olarak bunu dile getirseler bile, bilim toplantılarında, bilim adamı kimliği ile, bilimsel açıklama olarak bunu hiçbir yerde söylemezler. En azından şimdilik. Aslında bilimin sınırları dahilinde daha fazlasını söylemelerine de imkanları yoktur, tasarım vardır dendiğinde bilimin sınırına varılmıştır. Sonrası Sayın Akyol'un dediği gibi vahiy kapsamına girer. Kaldı ki bu tasarımın savunucularının dini inanışları konusunda da herhangi bir fikrimiz yok. Onlar sadece bilim adamı kimlikleri ile gözlerimizin önündeler. Özel olarak araştırmadım, bilmiyorum ama hala bu sonuca varamamış bile olabilirler.
Mustafa Bey müslüman olduğunu söylüyor, üstelik bilim adamı da değil. O neden bu kuramı savunurken Allah'ın adını anmıyor denebilir. Mustafa Bey , "Dünyada akıllı tasarım vardır." dedikten sonra Allah'ın adını anmayıp susuyor ki anmayı hiç istemeyenler , dilleri bunu söylemeye gitmeyenler O'nun başladığı cümleyi bitirsinler: "Bilinçli tasarım olduğuna göre bu tasarımı biri yapmıştır , O da Yaratıcı'dır. Öyleyse Allah var." diyebilsinler. Yani Mustafa Bey, bu kuramı savunurken zaten inanan ve yaratıldığından şüphesi olmayanların kafasını karıştırmak için değil, hali hazırda kafası karışık olanların kendisini dinlemekten vazgeçememeleri için susuyor. Çünkü onlar bilim ile ilgili bir konuşma esnasında Allah'ın adı geçtiği anda konudan uzaklaşıyor ve karşılarındakini dinlemiyorlar. Bu kişilerle dini bir dil ile değil, onların anladığı dil ile yani bilim dili ile konuşmak gerekiyor. İşte bu yüzden Mustafa Bey de onların anladığı dil ile konuşuyor. Ayrıca Mustafa Beyin amacı onları dil oyunları ile kandırmak değil, sadece bilimsel sonuçları aktarmak. Sonuçlara baksınlar ve sonuca kendileri varsınlar istiyor. Dillerinin varmadığı gerçeği onlar söylesinler istiyor. Yoksa kendisi Allah'a inanmadığı için adını anmaktan kaçınıyor değil. Zaten yazıları okunmuş, söyledikleri dinlenmiş olsaydı bir putperest olmadığı da açıkca anlaşılırdı. Akıllı tasarım konusunda da "bilim bunları söylüyor, bir müslüman olarak ben de tasarımı Allah’ın yaptığına inanıyorum." diyor zaten.
Mustafa Bey elbette sadece maddecilere, Darwincilere, ateistlere fikirlerini aktarmıyor. Müslümanlar da O'nu dinliyor. Ama sanmam ki yaratıldığına inanan bir kişinin dünyada tasarlanmış bir düzen var dendiğinde kafası karışsın. Zaten bildiği birşey farklı kelimeler ile söylenince neden kafası karışsın? Sayın Akyol farklı kelimeler, alışılmamış anlatımla ama düpedüz "Tüm canlılar yaratılmıştır, yaratan da Allah'dır." derken nasıl kafası karışsın? Eminim ki bu teoriden haberdar olmuş her müslüman, artık yaratılmadıklarına inananların karşısında onların anlayacağı dilden konuşma şansına kavuştuğu için sevinmiştir; yaratıldığına, Yaratıcı'nın varlığına inandığı için bilime uzak bulunmayacağından dolayı mutlu olmuştur. Ben kendi adıma bilim adamlarının kendilerinin Evrim teorisine karşıt bilimsel bir görüş sunmalarını yıllardır bekliyordum. Bekleyişim Allah'ın varlığına inanmak için değildi tabii ki. Büyük ihtimalle, yıllarca, "Ama bilim yaratılmadığımızı söylüyor" diyenlerin karşısında "Olabilir, bana mantıklı gelmiyor" diyen ve garipsenen, "Bilimsel kanıtlara rağmen nasıl böyle düşünürsün?" soruları ile karşılaşan herkes benim yaşadığım sevinci yaşamıştır. Ne benim ne de bir başka müslümanın inanmak için bilimsel kanıtlara ihtiyacı yok elbette. Ama ateistler, Darwinciler, maddeciler karşısında konuşabilmek için, onların henüz kafası berrak olmayanların kafalarını iyice karıştırmamaları için bilimsel kanıtlara ihtiyaç var maalesef. Okullarda çocukların beyinlerinin yıkanmaması için bu bilimsel kanıtlar gerekli. İşte bu yüzden Mustafa Bey, çok önemli , çok ulvi bir iş yapmakta. Allah kendisinden razı olsun, aynı zamanda yardımcısı olsun. Tüm müslümanların da kendisine destek olmasını beklerdim. Özellikle de evrim teorisi ile bunca yıl uğraştığını, araştırdığını söyleyenlerin. Söz konusu röportaj büyük bir hayal kırıklığı yarattı bende maalesef. Mesnetsiz, manasız, saçmasapan söylemlerle yaptıkları itirazlar çok çok tuhaf. Umarım yaptıkları hatadan dönerler de Mustafa Beye destek olurlar ya da en azından köstek olmazlar. Okullarda Akıllı Tasarım teorisinin öğretileceği günler umarım yakındır.
Selam ve saygı ile,
Esra
Yazan: Esra Tarih: August 9, 2005 12:01 PM
Tam da yorumumu yazmaya hazırlanırken Sayın Mustafa Demir'in yorumunu okudum ve bu konuda yorumda bulunmamaya karar verdim. Çünki Sayın Demir benim yazmayı düşündüklerimi zaten net bir şekilde ifade etmiş. Kendisine teşekkür ederim.
Şimdi aklıma geliveren bir kıssayı paylaşmak istedim.
"Hz. İbrahim (a.s)'in ateşe atıldığını duyan küçük bir kuş gagasına bir damla su alıp yangın yerine gelmiş ve suyu ateşin üzerine bırakmış. Hz. İbrahim (a.s) ona 'kuş kardeş! kanatlarına dikkat et yanma, hem senin gagandaki su bu ateşi söndürmeye yetmez. Kaldi ki sonunda yine Yüce Rabbim'in dediği olur.' demiş. Buna karşılık olarak küçük kuş Hz. İbrahim (a.s)'e şöyle cevap vermiş: 'Bunun böyle olduğunu ben de biliyorum. Fakat istedim ki: dostluğumuz belli olsun, safım belli olsun.'"
Bu kıssadan bir hisse çıkartalım kendimize (Sayın Harun Yahya ve grubu da dahil). Yangına körükle gitmek mi, yoksa ateşi söndürmek için bir damla su taşımak mı? Acaba kaçımızın şu küçücük kuş kadar çabası ve gayreti var. Hani ateş büyük söndürmek zor. Ama genede safımız ve dostluğumuz belli olsun diye!
Yazan: Arife Tarih: August 9, 2005 12:31 PM
Hayırlı Günler
Gercek olmadigi anlasilan bilinen aksi ispat edilmesi muslumanlarca lüzumsuz olmasi gereken darwin Teoreminin (ki adi ustunde teorem) üzerine bu saat itibari ile gitmek luzumsuzdur kanaatimce. Ulkemizde yozlasmis yapinin her bir kurumu gaspetmis olmasi musluman alemine yapilan zulum fakirlik hastalik aclik varken neden bu konulari tartisiyoruzki.
Akıllı tasarim ismine gelince musluman alemi bunu rab olarak algilasada art niyetli yada kara cahil kesim bizim gibi yorumlayacak diye bir kaide yok bu nedenle mevzuuyu bir muslumana hitab edecek sekilde anlatmak kanaatimce daha munasiptir. Basörtüsüne Türban denmesi yada bir kesimin usule uygun ortunmenin adini arzusuna göre vermesi bizimde basortusune "Türban" dememizi gerektirmiyecegi gibi ALLAH' in adini da gizlemek, gizlemek maksatli olmasa dahi sıfatlarindan biride yaratmak olan ALLAH' i , adi ile sifatin sadece O'nun oldugunu ikrar etmek usul alinarak bahis edilmesi bir muslumana en yakisanidir.
Denebilirki burda oyle bir durum yok ancak ; dolayli yoldan tasarim kelimesi biz musluman alemi sanki İSLAM'ı ilmende aciklamak zorunda olan bir kitle noktasina getiriyor. İslam ilme ters, ilmi reddeden bir degildir elbette yüzyillar once vahiy yolu ile kavustugumuz Kur'ani Azimüşşan' in mucizelerle dolu oldugunu bati dahi biliyor. Düşünen insanlar için adli bir kitap okumustum oldukca etkileyici idi. Ancak biz onumuze surulen her tuzagi her uydurma teromemi bizi yipratmaya yonelik her art niyeti ispat etmek zorunda degiliz.
Onlar HAK yolunu hayir islemek adi altinda kapatmak isterler kuzey kutbunda balina kurtarir orta doğu'da avrupada afganistanda musluman oldurur. Soylede denebilir gayrimuslumler icin sanirim hepsini kapsamasada gorebildigim bu; hayvanlari cok seviyorlar, hatta muslumanlardan daha cok...
Son olarak biz muslumanlarin dostlari ALLAH'in dostlaridir
Bati bizi daha once kandirmistir cesitli oyunlari ile. Bu noktada onlardan hayir maksatli anlasilsa iyi gorunse bile benimsenmis onumuze surulen her turlu materyal, gorus, akima son derece dikkatli yaklasmamiz gerekir.
Siz onlarin dinine gecmediginiz surece onlar sizden razi (memnun) olmazlar.
Yazan: HarunRasit Tarih: August 9, 2005 08:20 PM
Sayın Harun Raşit şu cümlelerle ne demek istemiş acaba ?
"Akıllı tasarim ismine gelince musluman alemi bunu rab olarak algilasada art niyetli yada kara cahil kesim bizim gibi yorumlayacak diye bir kaide yok bu nedenle mevzuuyu bir muslumana hitab edecek sekilde anlatmak kanaatimce daha munasiptir."
Yazan: diaspora Tarih: August 11, 2005 12:59 PM
Selamlar,
Daha önce yorum yazmıştım ama Harun Beyin yorumunu okuyunca katılmadığım bazı düşünceleri oldu. Onlarla ilgili yazmak istedim.
Harun Beyin "Gercek olmadigi anlasilan bilinen aksi ispat edilmesi muslumanlarca lüzumsuz olmasi gereken darwin Teoreminin (ki adi ustunde teorem) üzerine bu saat itibari ile gitmek luzumsuzdur kanaatimce." düşüncesi, sadece, Evrim teorisinin doğru olmadığını bilenler tarafından, kendi aralarında bu konuyu tartışmalarının anlamsız olduğunu vurguluyorsa , haklı bir düşüncedir. Aynı fikirde olanların tekrar tekrar aralarında kendi düşüncelerini ispatlamaları çok da gerekli değil. Bu kişiler ister müslüman olsun ister olmasın. Kendi düşüncelerine olan inançlarını kuvvetlendirmekten ve kendilerini mutlu etmekten başka, çok da büyük fayda sağlamaz bu konuşmalar.
Ama evrim konusundaki tartışmalar bu şekilde cereyan etmiyor. Mustafa Bey bu teoriyi evrime inanmayanlar kadar inananlara da anlatıyor. Türkiye'de hala Darwin teorisine aklıyla, mantığıyla, dahası kalben inanan bir sürü insan var. Gerçi evrime inananları, evrimin çürütülmüş bir teori olduğuna ikna etme çabasını da anlamsız bulmuş Harun Bey. Diyor ki: "... biz onumuze surulen her tuzagi her uydurma teromemi bizi yipratmaya yonelik her art niyeti ispat etmek zorunda degiliz." Doğru değiliz ama bu uydurma teoriler bizim hayatımızın akışını, gençlerimizin önce düşünce dünyasını, sonra da tüm hayatını zedeliyorsa ne yapmalıyız? Ülkemizde evrime inanan insanların, düşüncelerinin ve inançlarının etkileri sadece kendi hayatları ile sınırlı olsaydı, belki yine onları ısrarla ikna etme çabası anlamsız olabilirdi. Gerçi o zaman bile insanlara doğru olanı söylemek anlamsız değildir bence. Çünkü bir insanın inancının etkisi, ne yaparsa yapsın sadece kendisini etkilemez, en azından eşi ve çocuklarını da etkiler. Etki suya düşen taşın yarattığı dalgalar gibi yayılabilir. Ama şimdilik, çürümüş teoriyi savunanların yarattıkları etki kendileri ve aileleri ile sınırlı ise, onları ikna etmek manasız olabilir diyelim. Ama Türkiye'deki durum böyle de değil. Evrime inananlar okullardaki öğretmenler, üniversitelerdeki profesörler, bilime kendi adamışlar, kimi yazarlar, gazeteciler. Yani değil sadece kendi ailesini, çevresini etkilemelerini, yetiştirmesi için karşısına gelen her çocuğu , ülkemizdeki her genci etkiyecek insanlar bunlar. Bir ülkenin geleceğini şekillendirecek ya da yönlendirecek olanlar , o ülke çocuklarına öğretmenlik edecek insanlar, bir yanlışa iman etmişlerse , bu yanlışın üzerine gitmek kesinlikle lüzümsuz olamaz. Bu konu hakkında, çocuklara doğru olan öğretilene kadar yorulmadan, yılmadan konuşulmalı, üzerine gidilmeli, tartışılmalı. Ayrıca ben hiç sanmıyorum ki, okullarda öğretmenler Darwin teorisini , bir teori olarak öğretsinler, henüz araştırılıyor, kesin konuşmak doğru değil desinler. Bu teori , teori olmasına rağmen, mutlak doğru gibi anlatılıyordur okullarda. Profesörlerin, bilim adamlarının konuşmalarından bu izlenimi ediniyorum. Sayın Akyol'un katıldığı Ceviz Kabuğu programındaki evrim tartışmasında, programa telefonla katılan bir öğretim üyesi, savunmasını "..Ama biz okullarda hala öğretiyoruz bunları." diyerek yapmıştı. Artık, "Hala öğretiyoruz, öyleyse doğru." mu demek istedi, yoksa "Vay canına yanlışmış ama hala öğretiyoruz!" mu demek istedi tam anlaşılamadı. Ama öğretiyorlarmış. Elbette, teori olarak öğretenler, doğruyu araştıran, öğreten öğretmenler konumuzun dışında, o kişiler üstlerine alınmasınlar.
Harun Bey ayrıca, yaptığı yorumda, "Ulkemizde yozlasmis yapinin her bir kurumu gaspetmis olmasi musluman alemine yapilan zulum fakirlik hastalik aclik varken neden bu konulari tartisiyoruzki." demiş. Elbette ki bu düşünceye hak vermiyor değilim. Sorunlar öncelik sırasına sokulmalı ve insanların yaşamını insanca sürdürmesini engelleyen sorunlara öncelik verilmeli. Ama evrim düşüncesindeki yanlışlar, felsefi ya da bilimsel bir çıkmaz gibi gözükmesine rağmen bu sınırlarda kalmıyor. Evrim ile ilgili öğretilenlere, bir fizik bir formülünün ya da matematikteki bir ispatın yanlış anlatılması gibi bakamıyorum ben. Evrim toerisinin etkileri biyolojinin, bilimin sınırlarını çoktan aşmıştır. Bir çok gencimizin inanç dünyasında derin yaralar açmakta, kafalarını karıştırmaktadır. Evrim düşüncesinin, diğer önemli sorunlara sebep olup olmadığını araştırsak yeridir. Bu anda, şu önemli ayrımı hatırlatmakta fayda var. Evrime inanmanın yaratabileceği zincirleme kötü etkiler , herşeyin tesadüflerle olduğunun , bir yaratıcının varlığının da inkar edildiği düşüncesi ile birleştirilirse oluşabilir. Yoksa evrimin bir başlangıç noktası vardır ve bunu bir Yaratıcı başlatmıştır dersek, sadece bilimsel olarak artık dayanağı kalmamış olduğu iddia edilen bir bilgiye sahip oluruz, ama inancımızı ve hayatımızı çok da etkilemez. Ama tersi, yani maddeci düşüncenin özü olan herşeyin maddeden tesadüflerle ve kendiliğinden geldiğini söyleyen düşünce, bir yaşam biçimine dönüşebilir. Kısacası, söylemek istediğim, bu konu da diğer konular kadar önemli.
Mustafa Beyin, akıllı tasarımı dini bir söylemle anlatmaması da, sadece ikna etmek istediği kişilerin anlayacağı dilden konuşma zorunluluğundan doğmaktadır. Anadili İngilizce olan biri ile Türkçe konuştuğunuzda nasıl sizi anlamazsa, maddeci , kuşkucu, ateist olan ya da evrime inanan biri ile de, dini bir dille konuşursanız sizi anlamaz. Dahası dinlemez bile. Mustafa Beyin, anlaşılır olmak ve karşısındakilere ulaşmak için böyle bir dil seçtiğini düşünüyorum ve hak da veriyorum. Çünkü bu kişilerin yanlışa inanmalarının, yukarıda da anlatmak istediğim gibi, çok fazla etkisi var. Mustafa Bey, onlara ulaşmak zorunda hissediyor kendini.
Bu sebeplerle Mustafa Beyin çabasını, uğraşını, ısrarını anlamsız bulmuyorum. Aksine çok gerekli, vazgeçilmemesi gereken bir dava olduğunu düşünüyorum. Tüm müslümanların da bu uğraşa destek vermesi gerekir. Çocuklarının okullarda doğru bilgilerle hayata hazırlanması için bunu yapmalılar.
Selam ve saygılarımla,
Yazan: Esra Tarih: August 11, 2005 01:09 PM
Esra Hanım'ın son yorumunu okuduktan sora geçtiğimiz yıl yaşanmış bir olayı sizlerle paylaşmak istedim. Konunun neden bukadar üzerinde durulması gerektiğine dair kanımca basit ama çarpıcı bir örnek olacaktır.
Bir Öğretmen, ilkokul öğrencilerine bu evrim meselesini anlatmak durumunda kalmış. Ama tabi çocuklar daha küçük nasıl anlatsın, tıkanmış.
Öğrencilerden biri bu konuda izlediği bir CD'den bahsetmiş , CD'yi öğretmenine getirmiş. (Çocuklarımız pek çok profesörümüzden daha uyanıklar inanın bana!) Öğretmen CD'yi izlemiş, kendi imkanlarıyla ertesi gün çocuklara izletmiş. Belki bir faydası olur ümidi ile. İzlettiği CD ise Harun Yahya'nın canlıların yaratılışları ile ilgili imiş.
Yani konu sadece öğretmenlerimizin vicdanına ve gayretine bırakılacak bir konu değildir. Önemlidir. Hem de çok önemlidir.
Bakın Amerika'ya, adamlar mahkemelerinde bu konuyu ele alıyorlar, araştırıyorlar. Bu konuda çaba sarf ediyorlar. Neden? Konu bu kadar basit bir mevzu olsa bunlara ne gerek kalırdı ki?
Bırakalım ne istiyorlarsa söylesinler diyemeyiz, dememeliyiz. Koca koca Prof.'lar bu konuya yürekten inanıp Darwinizm'i ve beraberinde ateizmi savunuyorlarsa ve bir avuç insan bunun karşısında durmaya, bilimsel olarak teoremlerini çürütmeye çalışıyorsa, emek ve mücadele veriyorlarsa olaya bu kadar yüzeysel ve basit bakamayız.
Ama Akıllı Tasarım Teorisi bemin içimde bir ümit ışığı yaktı. Sayın Akyol, Türkiye'deki okul kitaplarına bu teorinin alınması için Milli Eğitim Bakanlığı'na teklif hazırlayacağını bildirmiş Aktüel'deki röportajında. Eğer öyle ise Mustafa bey zor bir mücadeleye giriyor, taşın altına elini koyuyor demektir. Eğer başarılı olursa bu güne kadar söylenenlerin somut örneği olacaktır. Ve bu hiç de hafife alınacak bir konu değildir. Bu mücadelede kendisine kolyalıklar diliyorum. Gayretlerinden dolayı kendisine bir kez daha teşekkür ediyorum.
Yazan: Arife Tarih: August 11, 2005 02:48 PM
İnançlı bir kimse olarak Darwinizm'i fikren kendime uzak buluyorum ve aslında hiçbir kanıt olmamasına rağmen bu teoriyi bilimsel olarak kabul edip, intelligent design teorisini ise reddedenlere asıl dogmanın böyle koşulsuz bir biçimde evrenin ve hayatın tesadüfler sonucu oluştuğuna inananların fikirleri olduğunu düşünüyorum. Harun Yahya, yani Adnan Oktar'ın ise birebir kitaplarında anlatmaya çalıştığı şey aslında bu intelligent design teorisidir. Ancak sanırım teoriyi kavrayamamış.
Yazan: zeynep Tarih: August 12, 2005 09:57 AM
Merhaba
Hürriyet'te bugün sizinle yapılan röportajı okudum. Gerçekten önemli bir konu üzerine yoğunlaşmışsınız. Türkiye'de bu konuda bağımsız isimler çok fazla çalışma yapmıyorlar. Harun Yahya ve Vakfı sizin çalışmalarınıza destek olmalı. Ancak görüyorum ki kendilerinin dışındaki insanların evrim tartışmasına girmesini istemiyorlar. Allah onlardan da razı olsun. Onlar da güzel hizmetler yapıyorlar. Sizi tekfir etmeleri konusundaki yaklaşımlarının da hatalı olduğunu görürler ve sanırım yakında geri adım atarlar. Çünkü sizin bu konudaki çalışmalarınız çok etkili. Rabbim etkisini daha da arttırsın. İnanan insanlar birlik içinde olmalı. Ayrılıkların kişisel tartışmaların kimseye fayda getirmeyeceğini düşünüyorum. Mustafa Bey sitenizden sizi izlemeye devam edeceğim.
Yazan: muhammer kılınç Tarih: August 12, 2005 10:35 AM
Evet lütfen bunu yapın.MEB müfredatında yer alan bu saçmalıkların kökünün kazınması gerektiğini düşünen ve bu saçmalıklarla büyütülen ya da avutulan nesillerden olarak bunu istemeye hakkımız var sanıyorum. Türkiye'deki müslüman çocukların beyinlerinin daha küçücük yaşlarda zehirlenmesine son verirseniz çok büyük bir zafer kazanmış olacağınıza inanıyorum.Ama keşke bu kendi içinde çelişkilerle dolu sistemi düzeltmeye yönelik gayretler destek göreceğine köstek görmeseler..
Yazan: nilgün Tarih: September 7, 2005 04:52 PM
Allah'ın yaratmak için tasarım yapmaya ihtiyacı yoktur
'Tasarım' ifadesinin doğru anlaşılması önemlidir. Allah'ın kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimiz’in önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Bilinmelidir ki, yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah’ın yaratmak için herhangi bir 'tasarım' yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir.
Allah'ın, bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, onun olması için yalnızca "Ol!" demesi yeterlidir.
Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:
Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)
Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117) merhaba sayın mustafa akyol sizin inancınızdan şüphemiz yok sayın harun yahya üstadım kanaatimce sizi uyardı sizin tercuman gazetesindeki açıklamanızda akıllı tasarım insanın atası adem (as) dır demiyor demiştiniz bu akıllı tasarımın teorisi sizi tenzih ederim siz bu iddiada bulunmadınız ve bulunmazsınızda burada insanlarımızın anlayamadığı konuda bu akıllı tasarım teorisi bir güç var diyor masonlarda aynı inancı paylaşıyor kainatın ulu mimarı diye sayın harun yahya üstadım sizin gibi mümin kardeşine uyarıda bulunmuştur saygılarımla
Yazan: bülent söke Tarih: January 5, 2006 07:47 PM
Vakit Gazetesi'nin linkinde bir sorun var, oradan roportaja ulasilmamakta. BAhsi edilen roportaja ulasmak isteyenler su adresi kullanabilirler:
http://www.harunyahya.net/V2/Lang/tr/Pg/WorkDetail/Number/3875
Yazan: The System Has Failed Tarih: February 22, 2006 06:08 PM
Daha önce yazdığım bir yorumun şimdi burada silinmiş olduğunu görünce çok üzüldüm. Bu genel bir temizlikten dolayı değil de, size 'siz mükemmelsiniz' demediğim için olmuş galiba.. Bu yazıyı burada yer alsın diye yazmadım, yayınlamayın da ama en akıllısı siz değilsiniz, biraz had bilin lütfen..
Yazan: m.f.a. Tarih: March 20, 2006 10:32 AM
İyi günler sevgili müslüman kardeşlerim;
Ben uzun zamandır panik atak hastasıydım.Kebdime devamlı Allahın varlığı ile sorular sorup gerçeği araştırırdım. Bu konuda dinimiz beni aydınlatmaya yetti. Araştırmak dinimizi kuvettlendiriyor.Bizi kesinlikle ateist yapmaz evvela ben hakkı bulmada en çok kendime bakarak yardımcı oldum.Düşünsenize bir tansiyonumuzu dengede tatacak vücudumuzda böbrek üstü bezleri var.Ve tıkır tıkır işleyen bir kalp bunlar tesadüf olamaz ses çıkarta bilmemiz için telleer duymamız için kulaklar bunlar tesadüf olamazlar .Elbette bir yaratıcı vardır.Ben panik atak hastasıyken ölümden çok korkardım , yok olmak istemiyordum çünkü ölümden sonra bedenim çürüyecek ve hiç bir şekilde kullanılamayacaktı çok korkuyordum ruhaniliği araştırdım.Bunuda Allaha iman ederrek çözdüm çünkü bize yol göstermek için Göndermiş olduğu kitabında ölüm demek yeni bir hayata başlangıç demekti üstelik hiç bitmeyen...
Bu gibi doğal gerçekler bizi hakka iman etmemizi artırır veya artırması lazımdır.
Yazan: Onur CESUR Tarih: August 25, 2006 12:43 PM
İnsan maymunun gelişmişidir diyen Darwin’ci görüşe reaksiyon olarak Amerika’da “AKILLI TASARIM” görüşü savunulmaya başlandı!.
Evrensel “Yaratıcı Zekâ”, insanı yaratmış maymundan bağımsız olarak; bu görüşe göre...
“Fe tebarek allahu ahsenül hâlıkiyn”!...
Ya hu, bin küsur yıl öncesinden beri, tasavvufu yaşayan tüm evliyâullah, “AKL-I EVVEL”den, evrenin özündeki ALLAH adıyla işaret edilenin ilim sıfatının zuhuru olarak söz edip durmuşlar...
“Evrendeki her birimde oluşan hareketin başlangıcında ‘akl-ı KÜL’ vardır” demişler; "tümel akıl" bugünkü deyişle...
Hiç mi kimse bunun farkında değil?.
Elin adamı “Yaratıcı Zekâ”dan ve “Akıllı Tasarım”dan söz edince kıyâmet kopuyor!.
Oysa, bu olayla esasında, “ALLAH” adıyla işaret edilenin “Fatır” isminin mânâsının ortaya çıkışı dile getirilmektedir; "takdir, tasarım, planlama, düzenleme, ölçüm, zamanlama" gibi kavramlarla birlikte "yaratma" anlamına gelen “fıtrat” sözkonusu olduğundan dolayı… "Fatır"ın "fıtrat"ı...
Bilimin “tanrı yoktur” gerçeğini apaçık vurgulaması sonucu, aydın kesim mecburen ateizme kayarken, ismi “ALLAH” olan kendilerine anlatılamadığı için, kimse çıkıp da ALLAH Rasûlü’nün neyi açıklamış olduğunu bunlara anlatamıyor!.
Bu kadar mı kilitlenmişlik olur!
Çağdaş bilim sonucu, yükselen değer diye takdim edilen ateizmi binlerce yıl önce keşfedip, “HANİF”liği (tanrı kabul etmezlik) savunarak işe başlayan; daha sonra da ALLAH Rasûlü olarak, “ALLAH” gerçeğini tebliğ eden İbrahim aleyhisselâmdan bu yana, DİN gerçeğini değerlendirebilen tüm Rasûller, veliler ve tahkik ehli işin daha başında “La ilahe (tanrı yoktur —tanrılık kavramı yoktur)” diyerek bunu dillendirmişler...
“Tanrı ve tanrılık kavramı yoktur; yalnızca ismi ALLAH olan”ı anlamak" daha işin başı demişler...
"Feakım vecheke liddiyni HANÎFA... Fıtratallahilletiy fetaran nâse aleyha!.. Lâ tebdiyle lihalkıllah... Zâlike diynül kayyım... Ve lâkinne ekseren nâsi lâ ya'lemun.” (30:30)
"O halde yüzünü (şuurunu) Hanif (lik bilinciyle) DİN'e yönlendir; O ALLAH Fıtratına ki, insanları fıtratıyla yaratmıştır! ALLAH yaratış sisteminde değişiklik olmaz! Geçerli olan DİN (ALLAH sistem ve düzeni) budur. Ne var ki insanların çoğu bunu bilmez!"
Evet, devam edelim...
"FÂTIR"...?
Bu kelimenin anlamına girmeden önce, hemen iki ayeti hatırlayalım; ve bu âyetler ışığında “HANÎF” ve "FÂTIR" kelimelerinin işaret ettiği mânâyı farketmeye çalışalım...
Anlattıklarımıza kaynak olarak Diyanet işleri'nin bastırtmış olduğu Hamdi Yazır merhumun "Hak Dini Kur’ân Dili" isimli tefsirinden yararlanıyoruz...
"-Feakım vecheke liddiyni HANÎFA... Fıtratallahilletiy fetaran nase aleyha!.. La tebdiyle lihalkıllah... Zalike diynül kayyım... Ve lakinne ekseren nasi la ya'lemun. “ (30-30)
-O halde yüzünü dine bir HANÎF olarak tut; o ALLAH FITRATINA ki, insanları onun üzerine yaratmıştır, ALLAH yaratışına bedel bulunmaz, doğru ve sabit din odur, velâkin insanların ekseriyeti bilmezler!...
Bu mefhum ile örfte İbrahim milletine ismolmuştur ki, “HANÎF”, başka dinlerden, batıl mabudlarda çekinip, yalnız Allah’a eğilen muvahhid demektir..
-Sen yüzünü dine HANÎF olarak tut...
-Allah'ın FITRATINA!.. yani; FITRAT OLAN ALLAH DİNİ’NE; ALLAH’ın o fıtratına, o yaratışına sarıl.
FITRAT DİNİ, ALLAH DİNİ, HANÎFLİK, İSLÂM'dır!...
DIN, FITRATI DEĞİŞTİRMEK İÇİN DEĞİL, FITRATTAKİ UMUMİ SELÂMETİ İNKİŞAF ETTİRMEK iÇİNDİR...
Velâkin insanların çoğu bunu bilmezler, dini fıtratta değil, âdette ararlar veya hevâlarına uyarlar...
Dinin iki kaynağı vardır;
Biri fıtrat, biri kesib...
Fıtrat, sırf ilâhidir. Bir sevki Hak'tır!....Kesb, enfüsi âfâki muhtelif şerait içinde hissin teheyyücleri, zihnin tefekkürleriyle alakadar olduğundan fıtratın istikametine muhalif hevâlara, zararlara, haksızlıklara, isyan ve şirke sürükleyebilir...
-Her doğan fıtrat üzere doğar.....
hadisi Ebu Hureyre' den...
-Fâtır Allah insanları o fıtratla oluşturmuştur ki, hepsi de yaratılışları itibariyle Allah dini üzeredirler...
hadisi Enes radıyallahu anh’ten bize naklolmuştur...
FItrat, ilk yaratmak demek olan yaratılışın ilk tarz ve heyetini ifade eder"
Şimdi bu açıklamalar ışığında geniş planda olayı görmeye çalışalım:
Acaba niçin âyette "HÂLİK" kullanılmamıştır da "FÂTIR" kullanılmıştır... Aradaki fark nedir?. Özellikle bu âyette niçin "FÂTIR" seçilmiştir?
"HÂLİK" Türkçe’deki karşılığıyla "YARATAN" anlamınadır... “Öyle bir şey ortada yok iken, o şeyi vareden, ortaya çıkartan” anlamınadır...
Ama, nasıl, hangi ölçüde, hangi gayeye yönelik olarak dedik mi, burada karşımıza "FÂTIR" çıkar...
"TAKDİR, tasarım, planlama, düzenleme, ölçümleme, zamanlama, sıralama" gibi "yaratma" öncesi kavramlarla birlikte "yaratma" sözkonusu olduğunda, hep aynı anlama işaret eden şu isimle yüzyüze geliriz... "FÂTIR" !..
"FÂTIR", dilediğini gerçekleştirmek üzere, birimleri o gayeyi oluşturacak biçimde yaratandır!...
"Fıtrat dini" ise, yaratılış programına kayıtsız şartsız uyum zorunluluğudur!...
-Duman halindeki semaya iradesini yönelterek ona ve yeryüzüne dedi: isteyerek veya istemeyerek hükmüme gelin!... ikisi de, isteyerek geldik; dediler.. (41-11)
Göklerin ve yerin "FÂTIR"ının ALLAH " olup; onları “fıtrat” üzere yaratmış olduğunu düşünürsek; elbette ki, onların, fıtratlarına göre yaratılış görevlerini, yerine getirmemeleri düşünülemez!...
Nitekim, aşağıdaki ayet de, her şeyin, “fıtratları sonucu olarak kendi varoluş programları doğrultusunda fiiller ortaya koyduğuna”, işaret eder..
-"Kul, küllün ya'melu ala şâkıletihi !..." (17-84)
-De ki: HEPSİ DE PROGRAMLARI DOĞRULTUSUNDE FİİLER ORTAYA KOYARLAR!.
Yani, "ALLAH"ın "FÂTIR" olması, tüm, canlı ve cansız diyerek bize göre ayırım yaptığımız varlıkların, yaratılış programları gereği olarak "kulluk" etmekte oldukları sonucunu ortaya koymaktadır....
Bu konuya en büyük açıklığı getiren şu âyeti hemen hatırlayalım:
-"Kada rabbüke ella ta'büdu illa iyyahu" .... (17-23)
-RABBIN HÜKMETTİ Kİ, KENDİNDEN GAYRINA KULLUK EDİLMEYE! (17-23)
Şimdi burada dikkat edelim;
-"RABBIN HÜKMETTİ Kİ"; denilmekte....
Peki, "RAB"bın "HÜKMÜ", yani, " KAZASI " değişebilir mi?
Hemen Hazreti Rasûlulllah Aleyhisselâm’ın duasını hatırlayalım:
-Allahumme lâ mânia lima a'teyte, ve lâ mutıe limâ manâ'te, ve lâ râdde limâ kadâyte!
-Allah’ım, verdiğine mâni olamaz; vermediğini verecek de yoktur; KAZANI yani HÜKMÜNÜ reddedecek, yani değiştirecek, bir güç de mevcut değildir... (hadîs)
Yani, "RAB"bın "KAZASI"="HÜKMÜ" asla değişmez!. Ve kesinlikle yerine gelir!..
-Semâda ve yerde ne varsa hepsi O'nundur!... HER ŞEY HÜKMÜNE BOYUN EĞMEKTEDİR! (30-26)
Eğer, Allah, kendinden gayrıya kulluk edilmemesini hükmetmiş ise, -ki böyledir-, artık hiç bir birimin, O'ndan gayrına kulluk etmesi mümkün olmaz!..
Ki, geçmişte yaşamış değerli “öze ermişlerden” birisi bu konuda şunu söylemiştir:
-Allah, kendisinden gayrına kulluk edilmemesini KAZA ettiği içindir ki, bütün varlıkları kendi esmasıyla yaratmıştır!... Tâ ki, kim, neye kulluk ederse etsin, gerçekte, hep, daima, bütün kulluklar O'na yapıla!...
İşte "FÂTIR", gökleri ve yeri hangi gaye uğruna, hangi işlevi yerine getirmek için programlayarak yaratmış ise, o yaratılmış olanların da o gayenin dışına çıkan işleri yapması asla mümkün olamaz!...
Şimdi İbrahim Aleyhisselâm’ın "ALLAH"a yönelişindeki bilinci ifade şekline dönelim:
-Şuurumu (vechİmİ) semânın ve arzın FÂTIR'I olan Veche döndürdüm! (6-79)
Yani, "farkettim ki, göklerde ya da yerde tanrılığı-ilâhlığı kabul edilesi bir nesne yoktur ki, ben onu put edinip, ona tapınayım!... Bu sebeple, ben şuurumla, gökleri ve yeri dilediği şekilde meydana getirip onların hepsi üzerinde her an hükmü geçerli olan FÂTIR'a yöneldim..."
-HANÎFEN... (6-79)
“HANÎF” olarak!. Yani, göklerde ya da yerde “tapınılacak bir tanrı olmadığı” bilinci içinde!.. Putları, tanrıları kabul edemeyecek bir idraka ermiş olarak... Tüm varlığı, tüm evreni, tüm sistemi, tüm düzeni dilediği gibi ve hükmü her an geçerli bir şekilde var eden sınırsız ilmi ve Gücü idrak ettiğim için, ötede tapınılacak bir tanrı olmadığı bilincinde olarak!...
-Müşriklerden değilim!...
“ALLAH, VÂHİD-ül AHAD” olduğu halde; ben “Allah yanısıra tanrı kabul edenlerden” değilim!... Mutlak varlık, " ALLAH" olduğu halde; ben, tanrı kavramını kabul edenlerden ve böylece de şirke düşenlerden değilim!... "ALLAH" yanısıra TANRI kabullenmek, ya gökte ötede birini kabullenmek şeklinde olur, ya da firavun. Nemrut, Deccal gibi kendilerinin TANRI , RAB olduğunu iddia edenlerin, bu iddialarını kabul etmek suretiyle olur.
(Ahmed Hulûsi'nin "Nasıl Dersin Yalan" ve "Fıtrat ve Fıtrat Dini" yazılarından...)
Yazan: faik Tarih: September 16, 2006 08:53 PM
Harun Yahya'ya olan itimadım kökünden sarsılmıştır. Hanefi fıkhının temelini oluşturan, "aklın islamda yeri" bahsini hiç okumadıklarını düşünmekteyim. Kaldı ki hüsnü zan ile şafi olduklarını düşünsek bile muhatabını küfürle suçlamak çok ağır ve çok haksız. Hatta günah, vebal ve de bozgunculuk.
Mason düşmanlığı yapacağım derken, masonlarla ortak görüşümüz olan Allah'ın musavvir olduğunu bile reddetme noktasına gelmişler.
Hakikaten, şimdiye kadar Harun Yahya'dan okuduğum ilmi, aldığım feyzi yeniden müteala etmem gerektiğini düşünüyorum.
Yazık.
Yazan: ilhan Tarih: September 19, 2006 12:47 AM
ilk defa yazıyorum ve yazımın ulaşıp ulaşmayacağınıda bilmiyorum. kısa bir süre önce nette gezinirken mustafa akyol ile tanıştım açıkçası takdir edip hayran kalmamak elde değil.
Yazan: vedat Tarih: February 19, 2007 01:20 AM
güzel bir yazı...ellerinize sağlık
Yazan: lagrima Tarih: February 20, 2007 03:26 PM
Merhaba;
Sitedeki akıllı tasarımcı bir üyenin (ajlan beydi sanırım) "yaratılışçılık"la akıllı tasarım tezinin birbirinden farklı şeyler olduğunu söylediğini hatırlıyorum. Ama bu yazıda gördüğüm kadarıyla ikisi arasında hiçbir fark yok. Bunu izah edecek olan biri var mı?
Selamlar
Yazan: emre Tarih: February 20, 2007 07:46 PM