« Çağın Güçlükleri ve İslam | Ana Sayfa | Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi »

July 22, 2005

Tabularla Nereye Kadar? [Tarihsel Atatürk'ü Keşfetmek]

[22 Temmuz 2005 tarihli Radikal gazetesinde yayınlandı. Yazinin Almanca versiyonunu da okuyabilirsiniz.]

Son Vahdettin tartışmasında Demirel, 'Atatürk referansını sarsmayalım' dedi. Doğrudur, Atatürk Türkiye'nin referansı. Ancak Atatürk'ü tartışılmaz bir tabu yapmak bu referansa büyük zarar verir.

Eski Başbakan Bülent Ecevit'in "Vahdettin hain değildi" demesiyle birlikte ilginç bir tartışma başladı. Bazı tarihçiler Ecevit'i haklı bulduklarını açıklarken, diğerleri onu Atatürk'ü tekzip etmekle suçladılar; çünkü Atatürk 'Nutuk'ta son Osmanlı Padişahı Vahdettin'den 'alçakça önlemler' alan bir 'soysuz' diye söz etmişti.

Vahdettin'in nasıl bir insan olduğu önemli bir tartışma sayılabilir. Ancak meseleyi çok daha önemli hale getiren, tartışmanın Türkiye'deki 'Atatürkçülük algısı' hakkında ortaya çıkardıkları. Ortaya çıkan şu: Bazı kanaat önderleri, Atatürk'e saygı göstermenin, onun her yaptığının ve söylediğinin mutlak doğru olduğuna da inanmayı gerektirdiğini varsayıyor. Bu inanca sahip olmamayı ise, 'ihanet' addediyor. Eski Trabzon Milletvekili Rahmi Kumaş'ın basına yansıyan sözleri -ki buna benzer yorumlar pek çok gazete köşesinde de yapıldı- tam da bu yaklaşımın ifadesi. Şöyle demiş sayın Kumaş:

"Ecevit, Mustafa Kemal'e karşı çıkma modasına katıldı... Böyle bir ortamda bunu dile getirmek Atatürkçülüğe de ihanettir. Asıl hain Ecevit'tir."

Sayın Kumaş'a göre 'böyle bir ortamda' yani muhtemelen 'birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan zamanda' eski Başbakan Bülent Ecevit'in çıkıp da Atatürk'ten farklı bir perspektif dile getirmesi, ihanet...


Geçmişte yaşamayalım

İlginçtir ki 'birlik ve beraberliğe en çok ihtiyacımız olan zaman' 80 küsur yıldır hiç kesilmeden devam ediyor... Daha da devam edecek gibi. Eski Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel çıkan Vahdettin tartışması üzerine şunları söylemiş: "Daha en az 100 yıl bu büyük Atatürk referansına ihtiyacımız var. Onu sarsmamak lazım." Aslında sayın süleyman Demirel haklı. Gerçekten de Atatürk Türkiye için bir referans ve öyle de kalmalı. Ama şunu düşünmek lazım: Atatürk'ü tartışılmaz bir tabu olarak korumaya çalışmak, bu 'referans'a yarar mı yoksa zarar mı getirir?

Bugüne kadar hep 'tabu' yöntemini seçtik. Cumhuriyet onyıllardır yıldır çocuklarına her sabah 'Ey bugünümüzü sağlayan Ulu Atatürk' diye yemin ettirdi; onu asla şaşmaz ve yanılmaz bir 'Büyük Serdümen' gibi tasvir etti. Bu ve buna benzer telkinler, geçmişin dünyasında 'referans'ı iyice pekiştirmek için gerekli ve yeterliydi belki de.


Cin şişeden çıktı

Ama Türkiye artık eski Türkiye değil. Toplum hızla açılıyor, çoğulculaşıyor, renkleniyor. Türk insanı dünü ve bugünü artık çok çeşitli kaynaklardan okuyor, araştırıyor. Dış dünyayı eskisinden çok daha iyi tanıyor ve oraya bakıp kendisini sorguluyor. Sözgelimi bizdeki gibi ulusal bayram törenlerinin eski Doğu Bloku'nun karakteristik özelliği olduğunu, günümüzde ise artık sadece Kuzey Kore'de düzenlediğini görüyor. 'Milli Şef'le yönetilen, 'kadir-i mutlak devlet' anlayışına sahip bir rejime ne ad verileceğini, uluslararası siyaset literatüründen öğreniyor. Kısacası artık cin şişeden çıkmış durumda. İnsanlara 'öyle ince eleyip sık dokumayın, ne diyorsak inanın işte' di-yemezsiniz. Dolayısıyla Cumhuriyet'in referans'ını, onu tabu olarak korumak suretiyle ayakta tutamazsınız. Eğer 'Öyle yaparsanız, 'resmi söylem'i tekrar eder durursunuz ama giderek daha fazla vatandaşınızın yüzünde alaycı tebessümler görürsünüz.

Çözüm, referans'ın çıtasını gerçeküstü bir düzeyde tutmak yerine, gerçekler dünyasına indirmek. Atatürk'ü, tarih ve insan üstü bir Ulu Varlık olarak tutmak yerine, objektif bir gözle anlamaya çalışmak. Onun Kurtuluş Savaşı'nı yönetip ardından da Türkiye Cumhuriyeti'ni kurup 15 yıl başarıyla yönetmiş olması, zaten olağanüstü büyük bir başarı. Bu başarının yanında eğer hataları da var ise, bunları da oturup konuşabilmemiz gerekiyor.


Peygamberler bile hata yapıyor

'Atatürk'ün hataları' gibi bir kavram şaşırtıcı geliyor, değil mi? Aslında bunun bu kadar şaşırtıcı olması şaşırtmalı bizi. Tevrat ve Kuran gibi kutsal kitaplar bile, peygamberlerin bile hatalarından söz ediyor. İlahi dinlerin peygamberlere dahi vermediği bir 'yanılmazlık' payesini bizim ilk cumhurbaşkanımıza vermiş olmamız, garip değil mi?


Hıristiyanlar ve Hz. İsa

Peygamberlerden söz etmişten, 'tarihsel İsa' tezine de değinelim. Konuyla uzaktan da olsa bir benzerliği var çünkü...

Bilindiği gibi Hıristiyanlığın Hz. İsa'ya atfettiği bir 'Tanrı'nın Oğlu' kavramı var. Buna göre Hz. İsa tüm evrenden önce var olan insan-üstü bir varlık.

19. yüzyıldan beri ise, Batılı tarihçiler, Hıristiyanlık'ın bu 'resmi' görüşünü bir kenara bırakıp, 'tarihsel İsa'yı tanımaya çalışıyorlar. Yani o dönemin kaynaklarına objektif bir gözle bakıp, bu kaynaklar ne gösteriyorsa ona göre bir İsa portresi çizmeye uğraşıyorlar. Ve bu portrede, 'tarihsel İsa', kendisinin peygamber ve Mesih olduğunu ilan etmiş ama insan-üstü olmayan bilge bir İsrailoğlu olarak ortaya çıkıyor.

Atatürk hakkında da aynı bunun gibi iki ayrı portre var. Bir 'Ulu Atatürk', bir de 'tarihsel Atatürk'. 'Ulu Atatürk' gerçekten insan-üstü bir varlık; karanlıklar içindeki ulusunun üzerine bir güneş gibi doğmuş, denizlerden mavi gözleriyle her şeyi görüp kuşatmış, Kurtuluş Savaşı'na başka herkes hıyanet veya gaflet içinde iken tek başına önderlik etmiş, sonra mutlak doğru ilkeler üzerine sonsuza dek yaşayacak bir devlet kurmuş, tüm Türkler ve hatta Türkiye'deki farklı işkolları için ilelebed geçerli olacak nasları belirlemiş, uğruna "Kâbe Arab'ın olsun, bize Çankaya yeter" diye dizeler okunmuş bir şaşmaz-yanılmaz kurtarıcı...


Atatürk'ün zaafları da vardı

'Tarihsel Atatürk' ise bir Osmanlı paşası ve aydını. Kurtuluş Savaşı'na önderlik eden, ama bunun şerefini diğer pek çok 'silah arkadaşı' ile -örneğin Milli Mücadele'ye kendisinden bir adım önce başlayan Kazım Karabekir ile- paylaşan bir komutan. Ülkesini ve milletini çok sevmiş, onları iyiliği için doğru bildiklerini yapmış, ama bunları yaparken kaçınılmaz olarak içinde bulunduğu devrin düşünce kalıplarından (sözgelimi pozitivizmden ve otoriter devlet anlayışından) olumlu/olumsuz etkilenmiş bir lider. Büyük dehası, cesareti, yetenekleri yanında zaafları da olan, nitekim içkiye yenik düşerek hayata gözlerimi yummuş bir insanoğlu...


Tarihsel veriler tartışılmalı

Vahdettin üzerinden yürüyen tartışmada aslında bu iki Atatürk anlayışı çarpışıyor.

Ulu Atatürk'e inananlar, onun her sözünün mutlak doğru olduğuna baştan karar verdikleri için, Vahdettin'e yönelttiği "hain" suçlamasını da, tarinsel verileri dikkate almadan ve kesinlikle tartışmaya gerek duymaksızın, sahipleniyorlar. Tarihsel Atatürk'ü arayanlar ise, onun sonuçta bir siyasetçi olduğunu, her devrimci siyasetçinin 'devr-i sabık' yaratmak isteyeceğini, bunu büyük olasılıkla iyi niyetle yaptığını, ama sonuçta yakın tarihimize 'Atatürk perspektifi' dışında bir bakış açısıyla da bakmak gerektiğini düşünüyorlar.

Tarihsel Atatürk'ü keşfedebilmek Türkiye için çok ama çok gerekli. Sadece doğru tarih bilgisi edinmek için değil, aynı zamanda tam anlamıyla demokratikleşebilmek için de gerekli. Çünkü Türkiye'de daha fazla demokrasi için gereken ne varsa, bunlara 'Ulu Atatürk' referansıyla karşı çıkılıyor. Dini azınlıkların ve dini çoğunluğun özgürlüklerinin genişletilmesi, Kürt kimliğinin özgürce ifade edilebilmesi, Kıbrıs'ta çözümün hedeflenmesi ya da Avrupa Birliği'ne girmek için 'ulusal egemenlikten ödün' verilmesi... Tüm bunlara 'Atatürk devrinde böyle değildi' diye itiraz ediliyor.

Eğer tarihsel Atatürk'ü keşfedebilirsek, diyebileceğiz ki, 'Atatürk devrinde öyleymiş gerçekten, ama devir değişti...'

Ona olan saygı ve sevgimizi sürdürecek, ama onun hiç bilmediği yeni bir dünya artık kendi ayaklarımız üzerinde durup düşünebilmeyi öğreneceğiz. Buna 'olgunlaşmak' deniyor... Ve hiç kimse korkmasın, Türkiye aslında her geçen gün biraz daha olgunlaşıyor...

Yazan: Mustafa Akyol Tarih: July 22, 2005 01:21 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Enfes bir yazı. Bir solukta okudum. Hem uslup hem de yazının dengesi çok akıllıca ve mantıklı. Tebrikler. Bu tarz düşünceye ihtiyaç var.
KOlay gelsin

Yazan: Bestami Çiftçi Tarih: July 22, 2005 02:31 PM

Konuyu ele alışı , tahlili ve sonuca bağlaması açısından Mustafa Akyol şimdiden çok nadir yazarlar arasına girmeyi başardı.Allah nazardan korusun.

Yazan: Ayvaz Özel Tarih: July 22, 2005 03:16 PM

sayın mustafa bey, öncelikle belirteyim ki, daha önce, çeşitli yazılarınızı okumama karşın dikkatimi hiç çekmemiştiniz; çünkü siz de günümüzde türkiye'de çokça bulunan liberal-ılımlı ya da amerika yörüngesindeki islamcı- 2,3,4,5. cumhuriyetçi ve tabii ki fettulahçı ittifakından olağan bir yazardınız. sizden o kadar çok var ki, sizlerin savlarını tek tek yanıtlamak olanaksız gibi görünüyor(üstelik bizim arkamızda ne NGO'LAR ne de gizli servisler var). girizgahı böylece bitirip asıl konuya dönelim. kendini bozuk para gibi harcayan sy. Ecevit tam da yaşına uygun bir açıklam yaptı ve Türkiye'nin gündemine oturdu. doğal olarak bizim cepheli basın ve yayın organlarımız da konuya el attılar ve pek çok aydınımız bu konuda görüş bildirdiler.ulusalcı kesim malumunuz yazınızda da beirtmişsiniz bilimsel kanıtlarla konuya yaklaştı (bkz. Cumhuriyet gazetesi ışık kansu'nun yazıları ve pekçok diğer dinazorlarımız!). diğer liberal cephe ise konuya tamamen biçimsel klişe bir yöntemle Ecevit'e karşı çıkan tüm yazarları ulusalcı- faşist eğilimli- atatürk dalkavuğu gibi çeşitli sanlarla yaftaladılar. siz de yazınızda farklı bir şey yapmıyorsunuz.ilginç olan yazınız boyunca tarihi hiçbir belgeye ya da dip nota başvurmamanız. oysa ki yazdığınız konu tarihsel bir gerçeğin durumu herkesçe malum olan bir başbakan tarafından çarpıtılmasının basındaki yankılarını değerlendirmekti. yalan olduğu tarihsel belgelerle sabit bir savın doğru olup olmadığını tartışmadan karşısavcıları suçlamanız ve bundan da toplumsal birtakım yargılara ve genellemelere varmanız ne kadar aydın sorumluluğuna uyar, sizin duyuncunuza bırakıyorum. umuyorum akademik kariyerinize yakışan araştırmalar ve yazılar yayınlamaya karar verirsiniz. NOT: vahdettin'in ihanetinin belgelrini merak ediyorsanız çok uzağa gitmeden liberalizmine hayran olduğunuz İngiltere'nin tarih arşivlerine bi zahmet artık! bakabilirsiniz. ha unutmadan eğer kendi savınızı kanıtlayacak bir bilgi belge bulursanız bana da haber verin.

Yazan: mustafa kay Tarih: July 22, 2005 03:19 PM

Yazdıklarınız, tam da şu anda dile getirilmesi gerekenler..

Yukarıdaki Bestami Çiftçi imzalı yorumda belirtilenlere katılıyorum: "Hem uslup hem de yazının dengesi çok akıllıca ve mantıklı. Tebrikler. Bu tarz düşünceye ihtiyaç var."

Başarılar..

Yazan: ismail Tarih: July 22, 2005 06:19 PM

sayin Mustafa KAY sadece vatan gazetesinin 30.09.2004 tarihli yayininin mustafa kemalle ilgili bolumunu okuyacak olursa ve eger "hic akletmez misiniz" denilenlerden degilse eminim kafasinda bazi soru isaretleri belirecektir.
Fazlasini isterse kendisi gibi "ingiliz arsivleri" gibi fazlaca genis bir adres yerine Vino Ponti'nin ozel kutuphanesinde 268 no. ile saklanmakta bulunan Farhi Gollanza tarafından 1937 yilinda fransizca kaleme alınan belge niteligindeki mektubu arastirmasini tavsiye ederim
Kolay gelsin..

Yazan: savas Tarih: July 23, 2005 12:21 AM

Hiçkimse kendi sahibi olduğu ülkeye ihanet etmez.Tabi ki kendi saltanatını kurtarmak amacındaydı Vahdeddin.Yani ulusal kurtuluş hareketine destek veriyor ama cumhuriyete vermiyordu görüşündeyim.Tabi ki işgalcilerle olan ilişkisi tartışılabilir.Örneğin 2. Dünya Savaşı'nda Nazi işgaline uğramış pekçok Avrupa monarkı ülke dışına kaçarak mücadele etmiş, savaş sonrası ülkelerinde kahraman gibi karşılanmıştır.Bu yüzden krallıklar yıkılıp yerine cumhuriyet kurulmamıştır.Belki bizde de benzer birşey olacaktı kim bilir?...

Yazan: Ahmet Cem Özen Tarih: July 23, 2005 12:28 PM

Merhaba,
Benim fikrime göre, Sayın Mustafa Akyol bu yazısında, son Osmanlı Padişahı Vahdettin'in hain olup olmadığı ile ilgili kesin bir görüş belirtmiyor. Niyeti bu konuda yapmış olduğu araştırmaları da paylaşmak değil. Bu sebeple, Sayın Mustafa Kay'ın, yazıyı Vahdettin ile ilgili olarak belge ve araştırma yok, dipnot düşülmemiş diyerek sorumluluktan uzak bulması yerinde bir tespit değil kanımca. Amacın "Vahdettin haindi, değildi , hain diyenler haklı ya da haksız.." demek olmadığı Sayın Akyol'un şu cümlelerinden belli: "Vahdettin'in nasıl bir insan olduğu önemli bir tartışma sayılabilir. Ancak meseleyi çok daha önemli hale getiren, tartışmanın Türkiye'deki 'Atatürkçülük algısı' hakkında ortaya çıkardıkları. " Bu açıklamadan anlaşıldığı üzere amaç "Türkiye'deki Atatürk algısı"ndan bahsetmek.

Vahdettin tartışması da bu algıyı gözler önüne sermesi bakımından çok anlamlı, çok uygun. Gözler önüne serilen ne peki ? Önümüzdeki resim şunları söylüyor: Bir taraf Atatürk'ün fikir ve yaptıklarını bir dinin içindeki değişmez bilgi ve kurallar gibi algılıyor ve dolayısı ile Atatürk'ün de yanılgıdan, hatalı, eksik, yanlış davranışlardan uzak olduğunu düşünüyor. Bu taraftaki kişilere göre Atatürk, Sayın Akyol'un deyişi ile "tarih ve insan üstü bir Ulu Varlık " ve hata yapmaz, yaptıkları da tartışılamaz.

Diğer taraftakiler için ise Atatürk, vatanını çok seven, dahiyane yetenekleri, cesareti bünyesinde bulunduran olağanüstü bir asker ve devlet adamıdır. Gösterdiği çaba, cesaret, azim, geleceği görme yeteneği, inancının peşinden gitme kararlığı elbette normal insanların ya da asker ve devlet adamlarının üstündedir ama bu gerçekler, O'nun bir insan olduğu ve de hata yapabileceği (yapmış olabileceği) gerçeğini değiştirmez. Ya da o zamanın şartları ile doğru olan fikirlerinin, bugün değişemeyeceği, geçerliliğini yitirmiş olamayacağı anlamına gelmez. Atatürk bir dahidir ama aynı zamanda insandır. İşte Mustafa Akyol'un dikkatleri üzerine çekmek istediği iki farklı bakış açısı bunlar bence, Vahdettin'in hain olup olmadığı değil.

Yazı bu bakış açılarını anlattıktan sonra "Atatürk'e iman"ın Türkiye'ye fayda değil zarar getireceğini söylüyor ki ben de, Sayın Akyol'un bu düşüncesine hak veriyorum. Atatürk'ü dini bir algı ile anlamaya çalışmaktan vazgeçtiğimizde Atatürk'ü keşfedecek ve O'nu gerçekten anlayacağız bence. Şu anda fikirleri üzerinde oturup konuşamıyoruz bile. Fikirlerini uygulayıp uygulayamadığımız ise tartışılır. Ama hala O söylenmesi gereken herşeyi söylemiş, daha ne tartışıcağız diye ısrar edenler varsa aramızda, zaten Sayın Akyol'un "Tabularla nereye kadar ?" sorusuna verilecek cevap da ortaya çıkmış olur : "Sonsuza kadar." Bir dinin içindeki kişilerin de böyle bir cevap vermesi cok şaşırtıcı değil aslında. Bu cevabı verirken de dinin kurallarına uymayanlar elbette Atatürkçülük dininden afaroz edilmeye devam edilir. "Sonsuza kadar " cevabı bu dinin mensubu olmayanlarca "Uzun bir süre daha." diye anlaşılır çünkü tabu mertebesine ulaşmış inançlar er-geç cazibesini yitirir, sadece bozulmamış gerçek dinler sonsuza kadar yaşar. Umudum o ki, Atatürk'ü daha fazla yıpratmadan, kendisinden uzaklaştırmadan, cazibesini iyice yitirmeden O'nu tabu ya da bir din olmaktan çıkarabiliriz. Çünkü O ve yol gösterici fikirleri bizlere gerçekten lazım. Ulu, insanüstü bir varlık ya da bir peygamber olarak değil, bir dahi, bir önder, bir asker ve devlet adamı olarak. Üstelik bunu yapabilirsek, belki yeni gelen nesiller yeni bir "şaşmaz-yanılmaz kurtarıcı" yerine, kendilerinde birşeyler yapma gücü ve azmi bulabilirler. Ellerini taşın altına koymaya başlayabilirler, Atatürk'ü takip edebilirler. Ne de olsa, insan çaba harcayarak, cesaret ve azimle peygamber olamaz ama ülkesine faydası dokunacak -ya da ülkesini kurtaracak- bir birey olabilir.

Vahdettin tartışması vesilesi ile bu bakış açılarını gündeme taşıdığınız çok iyi oldu Sayın Mustafa Akyol, kaleminize sağlık.
Saygılarımla,
Esra

Yazan: Esra Tekiroglu Tarih: July 25, 2005 02:17 PM

Mustafa bey,

Yazınızı çok beğendim gerçekten konuya bakılması gereken bir açıdan bakmışsınız. Sizlerin varlığını bilmek bir liberal olarak beni mutlu ediyor. Sağolun...

Yazan: Bilge Tan Göktan Tarih: August 1, 2005 05:36 PM

Damat Ferit Pasa'yla birlikte Ingiliz sevenler dernegi'nin kurucu uyesi olan bu basiretsiz insanlar vatan haini olsa ne olur olmasa ne olur. Bu ulkenin gercek sahipleri " Ozgurluk ve Bagimsizlik Benim Karakterimdir!.." diyen Mustafa Kemal'lerindir!

Bu ulkenin gercek sahipleri 31.Mart yobaz kalintilari ve 2'inci cumhuriyetciler tarafindan hararetle alkislanan ve desteklenen Sayin Ecevit'in Vahidettin hain degildi aciklamalarindan dolayi 19.Mayis.1919 ruhundan ve Turk devrimlerinden endise ve suphe edecek kadar Vahidettin degildir.

Saygilarimla,

Ataman Ertugrul

Yazan: Ataman Ertugrul Tarih: August 17, 2005 12:02 PM

sizi; tarafsız , tutarlı ve akılcı tutumunuzdan dolayı tebrik eder ve halkımızı bu şekilde bilinçlendirmeye devam etmenizi temenni ederim.ancak bu yazıda eksik gördüğüm birkaç şeyi bildirmek isterim. öncelikle tarih hakkında aynen sizin de bildiğiniz gibi kafamıza göre yorum yapamayız.ve vahdettin'in gerçekte neyi ne düşünceyle yaptığını ve hain olup olmadığını bilemeyiz.ve tabi sırf Atatürk dedi diye birini vatan haini ilan etmek yerine araştırıp gerçeği bulmalıyız.ancak hayatını Türk milletinin iyiliğine adayan bir lider böyle bişey demişse bunun altında bir neden ve bir gerçeklik olduğunu kabul etmeliyiz.ki dediğiniz gibi,bu liderin de zaafları vardir ancak verdiğiniz içki içmesi örneğinde olduğu gibi bu zaaflar kendi iradesi ile ilgilidir ve hayatı boyunca bunları hiç bir zaman milletine en küçük bile olsa zarar verecek bir şekle sokmamıştır.dolayısıyle birine hain diyorsa ve bu Atatürk'ün kişisel sorunuyla ilgili bir şey değilse buna yanlış olabilir demek pek de doğru değildir.ki zaten yazımın başında da belirttiğim gibi vahdettin'in ne niyetle ne yaptığını biz bilemeyiz ancak bir padişah'''sevr''' anlaşmasını onaylamış ise bu adama vatan haini demek ya da dememek konusunda bir tartışma olması mantıklı değildir.zaten Atatürk'ün de vahdettin'e vatan haini demesinin sebebi de budur.yani bu Atatürk'ün her dediği doğrudur demekle ilgili bir şey değildir.ayrıca , lütfen yanlış anladıysam kusuruma bakmayın ve bu dediğimi görmezden gelin ancak eğer (belittiğiniz gibi Atatürk'ü bir tabu olarak görmeden) artık Atatürk'ün zamanı değil deyip Atatürk'ün verdiği değerlerden taviz vermek için sanırım çok erken ve ulusal egemenlikten taviz verme(ki devletimiz bunu çok iyi örtbas ediyor) adı altındaki süreci bir olgunlaşma aşaması olarak görüyor ve halkımızın her geçen gün biraz daha olgunlaştığını düşünüyorsanız size katılmak istemediğimi belirtmek isterim...halkımıza ve bana olan katkılarınızdan dolayı bir kez daha size teşekkür'ü borç bilirim.başarılarınızın devamı dileğiyle ,iyi günler...

Yazan: Tayhac sağocak Tarih: August 29, 2005 11:32 AM

Atatürk'ün tartışılmaz bir tabu olduğuna inanmıyorum. Örneğin Serbest Fırka denemesindeki büyük yanılgısı herkesce bilinir. Vahdettin konusunda ise ben tartışılacak bir şey göremiyorum. Belgeler ve telgraflar ortada. Eğer Vahdettin'in hain olmadığına dair kanıtlar varsa tartışrız. Ama kanıt olmadan gereksiz tartışma ortamı yaratarak genç neslin kafasını karıştırmanın bir alemi yok. Bu özellikle Atatürk karşıtlarının işine gelmektedir. Vahdettin'i savununan tarihçiler Ecevit açıklama yapana kadar neredeydiler? Bunca yıl Ecevit'i mi beklemişler?
Bugün "Vahdettin kahramandır." diyenler yarın " Mustafa Kemal, halkın yiyeceğini ve eşyasını cephanesine katarak kendini dikdatör yaptı." der. Evet devir değişti fakat Cumhuriyet döneminden geriye doğru bir değişim var. Ve bu değişimi körükleyen kişiler, "Atatürk devri geçti" diyerek, abuk sabuk tartışma ortamları yaratarak, milleti zehirleme peşinde. Atatürk'ün içkisini ve Latife ile ilişkisini gündeme getirerek ilkelerini geri plana atma peşinde. Bize lazım olan Atatürk'ün özel hayatı değil, milleti için yaptıklarıdır.
Bu tür lüzumsuz tartışmalar ülkeye yarar sağlamaz, zarar verir. Günümüzde de vakit kaybından başka bir şey olmayan tartışma ortamları mevcuttur. Mesela Türkiye ılımlı islam ülkesi mi? Hayatımda bu kadar saçma sapan bir şey görmedim.1937'de "T.C laik bir devlettir." denilmiş. Bunu daha kurcalamanın alemi yok. Diyorum ya devir geriye doğru değişiyor. Türkiye'ye ılımlı islam modeli diyenler bide kaç derece ılımlı olduğunu da belirtsinler.
36 santigrat mı? 58 mi? 73 mü???

Yazan: Barış Berkman Tarih: September 7, 2005 03:40 PM

bence baştan sona yanlısınız

Yazan: isokan Tarih: January 7, 2006 02:10 PM

Bence Mert bey haklı, tartışma ortamı adil değil günümüzde dini öven konuşmalar yazılar halk kitleleri tarafından körükörüne bir takdir, hayranlık ve kabul ediliş ile dinleniyor, aksini çıkıp iddia edebilecek kişilerin can güvenliği söz konusu.. Ben Mert beye sonuna kadar katılıyorum ve bu hususun istismar edilmemesini istiyorum. Eminim ki tartışma programına çıkan bir kişinin "hazreti" bile dememesi o kişinin can güvenliği ilişkin tehditleri, o tv kanalı önünde propagandalar gibi eylemleri görür gibiyim.. Lütfen bu konuları ajite etmeyelim nasıl olsa inanan inanıyor, inanmayan inanmıyor.. okuduğum kadarıyla boğaziçi uluslararası mezunusunuz Sn. Akyol, sizden bir ricam var lütfen karşı görüşleri de önyargısız, şablonlardan arınmış, objektif bir bakış açısıyla araştırmanız. Mesela Vahidettin konusunda Turgut Özakman'ın bir kitabı var Milli Mücadele Vahidettin ve Mustafa Kemal, lütfen okuyunuz.. belgelere dayandığı için biraz sıkıcı.. bir de ilhan arselin eserlerini ve muazzez ilmiye çığ'ın kitaplarını.. saygılar

Yazan: cengiz Tarih: January 20, 2006 04:19 PM

Yüzyılın dahisi olan bir kişinin zaafı asla alkol olamaz.Atatürk'ün sadece liderlik özelliği yoktu;O Türk Milleti'nin anası, babası, öğretmeni ve aynı zamanda iyi bir dindardı.Bu yüzden onun bir alkolik gibi tabir edilmesi hoşuma gitmiyor ve bunu kabullenemiyorum.

Yazan: sami sağlamtaş Tarih: March 16, 2006 07:55 PM

Sayın Akyol;
yazınızın ULU ATATÜRK İle TARİHSEL ATATÜRK karşılaştırmanıza katılmamak mümkün deyil. Biz tarihi sövgüler ve övgüler platformundan ne zaman kurtaracagız. Buraya kadar tamam. Ancak Kıbrıs, AB girme konusunun Ulu Atatürk anlayışın uymadığı için deyil bu milletin bekası açısından degerlendirmek lazımdır. Sap ile samanı birbirine karıştırmamak lazımdır.
1699 dan beri Türkün tarihi cezirlerle doludur .Bir türlü meddi olamamıştır.1974 Kıbrıs Türk Milletinin MEDDİ dir. Batı bunu hazmedememektedir.Rahmetli Özalın şu sözü rastgele söylenmiş bir söz deyildir. "Biz doğu ve güneydoğuda KIBRIS'ın diyetini ödemekteyiz."
AB konusunu lütfen bir de tarihi veriler penceresinden bakınız. Avrupa tarihi, kendi bünyesine alığı milletleri harcayan yokeden daha doğrusu un gibi üğüten bir değirmendir. Kavimler göçünün sonucunda doğudan batıya giden milletler ne oldu Uzlar, Kumanlar, Peçenekler,Alanlar ve digerleri... Bugün esamesi okunuyormu?.150 yıllık batılılaşma nın sonucun da biz ne hale geldik Yarın meazallah girersek ne olur.
Kısaca AB ne Atatürk devrine de böyle deyildi gerekçesi karşı çıkmak deyil , milletimizin aleyhine olduğundan dolayı karşı çıkmak lazımdır.
Devir degişti yarğınızın yanlışlığının sanırım farkına varır düzeltirsiniz Sizin gibi bir aydının devir degiştiginden dolayı politikalar değişmeli gibi cümledi maksadı aşan bir cümle olarak degerlendiriyorum.
Büyük Atatürkün ikibüyük hedefi,vardır.Birincisi MUASIR MEDENİYET'i yakalamak.İkincisi TÜRK DEVLETİ nin bekası.Bütün inkilaplar, ilkeler, hatta bugün katılmadığımız tek parti dönemi uygulamaları bile bu iki hedefin gerçekleşmesi içindir.Bizlerde bu uğurada ne yapılması gerekiyorsa onu yapmalız.Moda fikirlere kapılmadan, tarihi gerçekler ve politik realiteler gözönünde bulundurularak çözümler üretmeliyiz.(cevvap verirseniz memnun olurum)

Yazan: Abdullah Uzunaslan Tarih: March 19, 2006 04:09 PM

TARİHTE ATATÜRK BİR GERÇEK AMA VAHİDETTİN GERÇEKTEN BİR HAİN. TEK BİR SÖZ VAR ATIK ATATÜRK ÜN KURDUĞU CUMHURİYETTE.
BİLİN YA DA BİLMEYİN, KABUL EDİN YA DA ETMEYİN ŞİFRE ATATÜRK TÜR. HERCAİ

Yazan: eyüp Tarih: April 7, 2006 12:52 PM

Atatürk öyle bir sistem kurmuşur ki durağanlığı kesinlikle kabul etmez hata olan ne anlayamadım içki içmesi mi bugün ozaman türkiyenin %70 i hata yapıyor. Atatürk'ün yaptıklarıını anlamak için onun zamanının koşullarını çok iyi irdelemek gerekir. Vahdettin çok iyi birisi ise neden atatürk ün yaptığını yapmadı anlayamadım. cesareti mi yoktu yoksa becerisi mi yoksa dehası mı. Atatürk ün penceresinden bakmak. Atatürk'ün penceresi zaten akıl ve bilim onun penceresini reddetmek akıl ve bilimi reddetmek. kesinlikle at gözlükleriyle bakmak değil. ozaman akıl ve bilimden daha iyi bir yol gösterici arayalım. bulabileceğimizi zannetmiyorum ama. AMA TÜRKİYEDE BULDUĞUNU İDDİA EDENLER ÇOK BÜYÜK HATA YAPIYOR

Yazan: lion Tarih: April 14, 2006 04:47 PM

Atatürk baştan aşağı hataydı demek ne kadar yanlış ise hatadan müzezzehti demek te o kadar yanlış. O devri birlikte yaşadıkları ve en az kendisi kadar askeri,siyasi,ekonomi,tarih bilgisine sahip başka komutanlar da vardı. Her biri üzerlerine düşen görevleri seve seve yapmış bu büyük insanların arasından sadece onu çekip çıkarmak,bütün başarıyı ona maletmek diğer kahramanlara haksızlık olur.
Atatürkün kişiliğinden çok yaptıklarının tartışılması ,konuşulması gerekir.Kalıcı olan eserlerine bakmamız ve bunları tartışmamız lazım. Yoksa hiç kimse ölmüş bir adama düşmanlık besleyerek kendi egosunu tatmin etme sevdasında olmamalıdır.Tartışılacak olan onun kişiliği ise,o ölmüş gitmiştir. Bunu tartışmanın faydası yok.Ama eserlenini tartışacaksak bunun için de bilgiye,birikime,bu eserlerin oluşmasına katkı sağlayan tarihi gerçekleri bilmeye ihtiyacımız var.
Sağduyuyu elden bırakmayalım..

Yazan: nejat Tarih: April 15, 2006 03:08 PM

Günümüzde bizim vatanımızı bu ülkeyi kurtaran uluönder Atatür'kü kıskanan bazıları Atatürk Kur-an-ı kerim-i çiğnedi diyorlar buradan size sesleniyorum. Eğer bu zamana kadar yaşadıysak biz Atatürk'ün sayesinde yaşadık eğer daha inanmak istemiyorsanız oturunda sevr anlaşmasını okutun.

Yazan: serkan Tarih: April 16, 2006 07:03 PM


Sitenize bugün uğradım. Başka sitelerde "Akıllı Tasarım"la ilgili yazılarınzı okudum. Savınızı ve düşünce yapınızı çözümledim. Şunu gördüm. Evrime'e karşı çıkanlar yine bilimin bulduğu argümalarla, evrime saldırmaktadırlar. Evrende bir düzen olduğu görüşü doğru ve geçerli bir görüş değildir. Oysa evrende en geçereli olan "eksikkliktir". Eğer öyle omasaydı "haretet dediğimiz olgu" var olmazdı. Evrende ki karşıtlıklar bu eksiklikten kaynaklanmaktadır. Bugün evrenin herhangi bir noktasında düzensizlik var iken, bir başka noktasında düzen vardır. Ama düzenli olan düzensizliğe, düzensiz olan ise düzenliliğe doğru gider. Evrim de böyledir. Düzensiz ve karmaşık yapıların düzenli organellere dönüşmesinin sonucunda bugünkü gerçekliğe ulaşıldır. Biyo genetik yasa da bunu kanıtlamaktadır. İnsan embriyonunun gelişine bakıldığında emriyonun tüm evrmimsel aşamaların birer birer oluştuğu gerçeğiyle karşılaşırız.

Yazan: Süleyman Zaman Tarih: April 17, 2006 03:17 PM

mustafa bey harika bir yazı daha yazmışsınız size katılmamak elde değil,burada asıl konu vahdetinin vatan hayini olup olmadığı değil ki bunu ispatlama şansımızda yok ki vatan hayini olsa neyapabiliriz bunu tartişacağımıza bu gün türkiye ye bir şeyler katacak olan sorunu tartışmamız gerekir .Bu da M.kemalin tartşılmaz olarak görülmesidir.M.kemale en büyük saygısızlığıda yapan kemalist olan insanlardır çün kü bunlar M.kemali araç olarak görmektedirler neden mi çünkü her kkuyruğu sıkışan insan M.kemale sarılmaktadır örnekler saymakla bitmez örneğin sanatçı olarak geçinen bir çok boş insan tv de zor bir durumla karşılaştıklarında hemen onuncu yıl marşını söylemeye kalkışır ve biz M.kemalin cocuklarıyızder.murat adlı öğrenci arkadaşta aynı şeyi yapmaktadır birincisi din hakkında pek bilgiye sahip olmadığı yazısında belli zaten ama kemalizmi eleştireceksek ozaman dinide eleştirelim tarzındaki yaklaşımı bile kemalizme zararvermektedir çünkü kemalizmi kutsal olanın önüne koymakta ve dini tüm işnsanların M. KEMALE OLUMSUZ YAKLAŞMALARINA NEDEN OLMAKTADIR BEN KEMALİST DEĞİLİM AMA BU ŞEKİLDEKİ KEMALISTLERDEN DAHA ÇOK M.KEMALE SAYGILI OLDUĞUM KESİNDİR.

Yazan: nurettin bayhan Tarih: May 1, 2006 01:27 AM

mert bey,
yazdıklarınızdan anlaşıldığı kadarıyla duyduğunuz yanlış bir bilgiyi ideolojiniz adına mutlak doğru olarak kabul etmişsiz. ilave olarak herşeyin "tartışılması" gerektiğini söylemişsiniz. görünen o ki bu yanlış bilgiyi "tartışma" ihtiyacı duymamışsınız. çünkü referans ideolojiniz dinlerin insan kaynaklı olduğunu, aslında yanlış bilgi ve hurafeler ihtiva ettiğini size söylemektedir. siz de bu referası "veri" kabul ederek duyduğunuz şeyleri bunu veriyi destekleyenler ve desteklemeyenler olarak ayırıma tabi tutmuş, destekleyenleri doğru desteklemeyenleri ise yanlış kabul etmişsiniz. şimdi soru şu: eğer söylendiği gibi ise "tartışmayı" referanslarınızdan başlatmanız gerekmez mi?

Yazan: turan Tarih: May 4, 2006 02:28 PM

Kuran bana sabirli olmayi ve karsi goruste ki insanlarla guzel sozlerle ikna yoluna gitmemi ogutler.. ancak cehalete tahammul edemiyorum.. ben yapamiyorum.. hele Kuran i okumadan ve bilmeden 'Kuran boyle diyor hadi bakalim acikla' diyen insanlarin suratina bir samar yapistirip 'titre ve kendine gel' demekten baska hic bir aciklama getiresim de gelmiyor.. ama yine de.. mert kardesim.. git Kuran i oku da ahkam keserken Kuran la ilgili rezil olma.. yaratilis tarihi ile ilgili hic bir bilginin mevcut olmadigini goreceksin orada..

Yazan: damla Tarih: May 11, 2006 03:07 AM

ben size birşey sormak istiyorum.birgün okuldayken hocama bir soru sordum.Atatürk mü daha büyük yoksa peygamberimiz mi?hocanın direk peygamberimiz demesi beni biraz sinirlendirdi.tartışmaya yol açtı.ben ikisininde ayrı değerlendirilmesinin taraftarıyım.bu konuda sizin düşünceleriniz nedir?

Yazan: zeynep Tarih: May 16, 2006 10:06 PM

Metin Bey, Müzmin Anonim Bey,


Burada sizi bekleyen bir soru var. Lütfen yanıtsız bırakmayın...

Yazan: e-mine Tarih: May 17, 2006 01:12 PM

Ataman Bey,

Kusuruma bakmayın. Yukarıdaki derin mevzu ile ilgili öncelikle sizi çağırmam gerekirdi.

Yazan: e-mine Tarih: May 17, 2006 03:41 PM

sevgili Mert arkadaşım,
Ankara üniv,yanılmıyorsam mülkiyelisin...veya değilsen bile farketmez...bende anadolu lisesi öğrencisiyim...birincisi bir mülkiyeli gibi davranmadığını haber vereyim,bir mülkiyeli hiçbir zaman kulaktan dolma bilgilerle tartışmaya girmez...Kuran ı Kerim in geçmiş yıllara hitab ettiği doğrudur,genelde kavimlerin helakından bahsedilir ve Hz Muhammed den önce gelen peygamberler anlatılır...öğüt ve ibret alalım diye...Kuran bir fen kitabı değildir; örneğin endoplazmik retikulumun çalışma sistemini anlatmaz veya sindirim sistemini,veya geçmişte yok olmuş bir canlı türünü...Kuran Allah'ın çizdiği sınırlar,ysaaklar ve öğütler kitabıdır...ayrıca bahsettiğin dinazorların fosillerinin yazmaması olayını Kuran ı yalancı çıkarıyormuş gibi gösteriyosun...(ne alakaysa)ayrıca Kuran ın bilimsel mucizelerinide okumanı tavsiye ederim ...dinazorların fosillerinden çok daha ilginç ve önemli detaylara rastlayabilirsin...
diyorsun ki "10 15 bin yıllık birsüreye hitab eder..."bilimsel mucizelerde ki evrenle ilgili bazı bilgiler mesela evrenin genişlemesi olayı hatta 5 milyon yıl geriye gidersek ;dünyanın oluşumunu haber veren bir kitaptır işte kanıtı;"...Bir de duman(gaz) halinde bulunan Evren'e(göğe)yöneldi,ona ve yeryüzüne 'isteyerek veya istemeyerek gelin!dedik,ikiside !isteyerek geldik! dediler...(41-Fussiet Suresi(11))

Bunun dışında sosyalistim diyorsun,yani eşitliği ve özgürlüğü savunuyorsun...Meseleye nesnel yönden,tarafsız bir şekilde bakmak ta sos yalistliktir...ama sende göremiyorum

Dinin eleştirilmediğini kim söyledi ki sana,öyle genelden dalmışsın ki konuya...inceliksiz, hedef almadan ateş eder gibi,varsa şüphe ettiğin bir olay eleştirilmesini istediğin yaz da cevap yazayım...

Mustafa Bey'in sözde tarafsız davranmayarak dini savunmasından rahatsız olmuşsun...bana ve bu platformda tartışan çoğu insana göre Mustafa Bey gayet tarafsız,ılımlı ve mantıksal olarak konulara açıklık getiriyor,siteyi sürekli takip etmediğin ,duygularınla hareket etiiğin belli...

Son söz olarak şunu söyliyeyyim,At gözlüğüyle bakmamayı öğren,ideolojilere saplanarak,tartışmalarda tarafsız olamassın...seni uyarıyorum çünkü yarın,bu devleti temsil etme hakkı sende olduğu zaman,gittiğin yerlerde aynı hatayı yaparsan,ülke ilişkilerini bozarsın...

Yazan: Caner Tarih: May 18, 2006 11:34 PM

e-Mine hanim,

Burada sizi bekleyen bir soru var.

Ah, o eski gunler.. Her limanda birisinin bekledigi gunleri ozluyor insan :-), hele de, bekleyen, ucra bir ilmek altindaki bir soru ise sadece.. ;-)

Lütfen yanıtsız bırakmayın...

Iyi de, soru nerede?

Butun ilmekleri tek tek okumadim; dolayisi ile yaniliyor olabilirim, ama, benim gordugum tek sorumsu, arkadaslarimizdan birisi, hatiralarindan nakil ile, hocasina subjektif bir soru sormus fakat aldigi subjektif cevabi begenmemis.

Ben de fi tarihinde memleketin birinde adamin birine 'Eyfel Kulesi mi daha yuksek, yoksa Nil nehri mi daha uzun?' sorusunu sormus, karsiliginda aldigim cevabi begenmemistim tabii ki.

Insanlik hali.. olur boyle seyler. Genclik.. Cabuk geciyor. Biraz daha anlamli sorular sormagi da zamanla ogreniyor insan.

Simdi korkarim, ayni arkadasimiz benim bu yazdiklarimi da begenmez --ustelik ben hoca da degilim.

Kara bahtim, kem talihim...

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 20, 2006 11:09 AM

E-mine hanım,

Çağrınızı yeni gördüm. Bende hocamızın yorumuna katılıyorum. Muhammed Peygamber'in insanlık aleminin gelmiş geçmiş en zeki ve en akıllı insanı olduğundan hiç şüphem yok. İnsan olarak büyük bir saygı ve sevgi duyuyorum.

Saygılar,

Ataman Ertuğrul

Yazan: Ataman Ertuğrul Tarih: May 20, 2006 07:52 PM

Eğer birinci meclis tutanaklari yalan söylemiyorsa, eğer mustafa kemal atatürk'ün 1919-1923 dönemindeki nutuk ve beyanlari "takiye" değilse vahidettin vatan haini değil. Tam tersine vatanin kurtulmasi için konumuna en uygun düşecek bir çalişmayi yürütüyor. Ayrica vahidettin mustafa kemali herhangi bir ittihatçi olarak görse niçin görevle ve büyük yetkilerle anadoluya yollasin? Vahidetin - mustafa kemal ilişkilerindeki sis perdesi zaman içinde muhakkak kalkacaktir. Bülent ecevit inşallah iyileşir ve kitabini bitirir. Bülent ecevit, vahidettin hain değidi diyorsa ve bu görüşünde israr ediyorsa orada durup düşünmek gerekir. Süleyman demirele gelince o köylü kurnazliğindan nedense hiç vazgeçemiyor. Zaten vazgeçse de olur, vazgeçmese de olur!

Yazan: ERGİN TOYER Tarih: May 29, 2006 05:23 PM

Merhaba;

Sayın Mustafa Akyol yazısında Vahdettinin vatan haini olup olmadığı konusunda herhangibir yorumda bulunmamış. Fakat bazı arkadaşlarımız ısrarla sanki konu buymuş gibi Vahdettinin vatan haini olduğu üzerinde duruyor. Bu Atatürkü bir tabu yapan kutsallaştıran hata yapmaz gösteren anlayışın ürünüdür. Konuya şu açıdan yaklaşacam.

Eğer Vahdettinin vatan haini olduğu kesin deliller ile biliniyorsa bu görüşe farklı yaklaşımlarda bulunan insanlar, yazarlar niye asılıyor, siyasi lince uğratılıyor. Mesela 1968 yılında ''Vatan haini değil, Büyük Vatan dostu Vahidüddin'' adlı kitabı basan üstad Necip Fazılın Kitabı yayınlanmıyor, yasaklılar listesinde bulunuyor. Mahkeme kararında kitapda söylenenler bir hayal ürünüdür, fakat suç teşkil etmiyor deniliyor. Şimdi kendi kendinize sorun madem ki bir kitap suç teşkil etmiyor o zaman niye yasaklı.

Acaba bizde bir olayı değerlendirirken bir çizgi çizip bu taraftaysa tamamen kötü diğer taraftaysa tamamen iyi anlayışımı var.

Atatürk ile ilgili tabuları ayakta tutmak için sadece bunlar kullanılmaz. Bunlardan birisi Menemen olayıdır. Bizlere düşünmenin ne demek olduğu unutturulduğu için bazı olayları sorgulama yeteneğimizde kalmıyor. Olaya karışan şahısların esrarkeş olduğu, dinine bağlı insanlar olmadığı üstad Necip Fazılın bir kitabında mevcut. 3-5 kişinin yapmış olduğu bir eylem neden yıllardır devrimleri korumak savunmak için hatırlatılıyor. Acaba dünyanın başka bir ülkesinde bu tür bir olay bu kadar büyütülebilir.

Yazan: Gürsoy Yurtalan Tarih: May 30, 2006 04:29 PM

arkadaşlar ne olur havanda su dövmeyin.

Yazan: selami kılınçarslan Tarih: June 1, 2006 02:52 AM

1-vahdettin evliyadır
2-öle büyük bir evliya idi ki onun yüzü suyu hürmetine osmanlı daha uzun süre ayakta durdu
3-evliyalar ALLAH dostudur.onların dostu ALLAH ın dostudur onların düşmanı ALLAH ın düşmanlarıdır.ona hain diyenler için yaşasın cehennem ....
4- bir kaç tarihçi hain dedi diye ole hain olunmuyo
5-tarihçi dedim de aklıma geldi YALAN SÖYLEYEN TARİH adlı 10 ciltlik bir kitap var yani tarih size 10 ciltlik bir yalan soyluyo

Yazan: ahmet Tarih: June 9, 2006 07:02 PM

mustafa akyol'a katılıyorum, atatürk'ü özellikle 12 eylül sonrasında resmen putlaştırdık, hem inanılmaz sayıda büst inşa ederek hem de yanında islami motif ve mesajları direkt olarak tv yayınları ile halka pompalayarak. istiklal marşını ezbere bilmek şart kondu, her pazartesi ve cuma ortaokul öğrencilerine topluca söyletmek marifet sanıldı. oysa ki atatürk'ün kendisi bile "beni görmek demek yüzümü görmek demek değildir, fikirlerimi anlamaktır" demiştir. ülke olarak hiçbir dönemde bu kadar ilkesiz, hedefsiz, başıboş kalmadık farkında mısınız? aynaya dönüp bir bakalım, istiklal marşını ezbere söyleyen o kadar öğrenciden kaç tanesi şimdi dünya çapında bir yazar olmuştur, kaç tanesi bilimsel buluşlara imza atmıştır. ama cumhuriyet döneminin ilk yıllarına baktığınız zaman bu ve benzeri gelişmeleri rahatlıklar görebilirsiniz. çünkü o zaman atatürk lider olarak hem bir fikir adamı hem de taviz vermeyen bir uygulayıcıydı. demek ki lafla peynir gemisi yürümüyor, şimdiki siyaset adamlarına ve yönetici koltuğunda oturanlara bakın, hepsi önemli günlerde atatürk'ü yere göğe sığdıramaz ancak pratikte tam tersi işler yaparlar. atatürk'ün düşündüğü gibi çağdaş olmak, vergisini zamanında eksiksiz olarak ödemekle başlar, halkına eşit eğitim, sağlık, adalet ve güvenlik hizmeti götürmeyle başlar, kendi maaşına zam yapmadan önce asgari ücreti artırmak için tüm imkanları ortaya koymakla başlar, milletin meclisine belindeki silahı bırakıp girmekle başlar, bir hafta sonu da futbol maçı izlemek yerine tiyatro, sinema ve müze gezmekle başlar, magazin sayfalarına tamamen gömülmek yerine bilimsel yazıları okumakla ve zamanla bunlardan da keyif almakla başlar, ve herşeyden önce sevgili katılımcılar sabah karşılaştığımız insanlara günaydın diyebilmek ile başlar. işte o zaman belki o sihirli "muhasır medeniyet" seviyesine geliriz. hiç şüpheniz olmasın ki bugün kapısında bizi ortak diye almaları için beklediğimiz AB, kendi isteği ile gelecektir kapımıza, ama kesinlikle bizim yaptığımız gibi yalvarmayacaktır. bunları birey olarak yapmaya başlamadan, eleştirileri kıraakhane köşelerinden çıkarıp önce kendimize yöneltmeden ve hayatımızda belirli ilkeleri kabullenmeden bizi kurtaracak mesihi daha çok bekleriz.

Yazan: tolga Tarih: June 14, 2006 04:49 PM

atatürk bir tabu değildir, ama onu tabu olarak gösterip bundan faydalananlar, söylemlerini buna oturtanlar vardır. önemli olan atatürk'ün ilkelerini bir yaşam biçimi olarak kabul etmektir. bu ilkeleri dogmatik bir anlayışla ezberlemek yerine, altında yatan mantığını sorgulamak gerekir. unutulmamalıdır ki atatürk derin tarih bilgisini kullanarak daima gerçek olayları referans almış ve altı ilkeyi bunların üzerine inşa etmiştir. bugün herkesin tartışmaya açtığı bu ilkelerin içi, anlamı boşaltılmaya çalışılmaktadır. örneğin laikliği alalım. ülkemizde laikliğin tarifini yeniden yapmak isteyenler, inançlara saygıyı ön plana çıkarmaktadır ancak bunu söylerken çığ gibi büyüyen ve herkesin açıkça gördüğü, aşırı milliyetçileşme, din istismarının artması, günlük yaşamın her geçen gün daha çok dinsel motiflerle süslenmesi gibi sosyal değişimleri görmezden gelmektedirler. örneğin kamusal alanda türban giyilmesi tartışması yaşandı. verilen örnekler şöyle: kız öğrenci üniversiteye öğrenci sıfatıyla giderken başörtüsü/türban kullanabilir ancak öğretim üyesi ise kullanamaz. böyle bir mantık yürütme olur mu? yarın bir gün sözkonusu kişi hayatına akademik kariyer yaparak devam etme kararı alırsa ne olacak? o zaman "hoop dur bakalım çıkar başörtünü" mü denilecek? öyle ise laiklik meselesi sadece şekilsel bir problem değil aynı zamanda bir modernleşme, aydınlanma meselesidir. ama öncesinde, kamu kesiminde çalışanların dinsel hiçbir simge kullanmamalarını gerektiren de işte budur, devletin dini olmaz, devlet, geçerli olduğu topraklar üzerinde kendisine bağlı tüm vatandaşlarına eşit açıda yaklaşmalıdır, bu bir ilkedir, devlet kademesinde herhangi bir dine ait simge kullanılması sözkonusu ülkenin vatandaşları arasında ayırımcılık yapılmasına işarettir. bunun ardından da üniversiteye türban ile girmek isteyen kız öğrenciler ile karşılıklı ve çoğunlukla da felsefeye dayanan tartışmalar yapılmalıdır. örneğin türban islam dininde neyi temsil eder, arkasındaki mantık nedir bunların tartışılması lazımdır. islam dininin akıl ve mantık dini olduğunu ileri sürenler elbet bunun yanıtını da vermelidirler. aksi durumda biri çıkıp da ben inancım gereği anadan doğma yaşamalıyım, istediğim heryere de böyle giderim dediği zaman ona da verilecek bir cevap kalmaz, çünkü olay salt inanç meselesi olsaydı sözkonusu kişiye de aynı yasal hakkın tanınması gerekirdi.

kısacası atatürk'ün fikirlerini tartışmaya açmak bir yasak ya da tabu olaak görülmemelidir ancak bir karşı fikir ileri sürülecek ise bunu konunun uzmanları yapmalı ve mantıklı hatta mümkünse tarihten ve diğer benzer ülkelerden örnekler vermeleri gerekmektedir. bugün tv programlarında gördüğümüz, çoğu bir süre sonra kör dövüşüne dönen tartışmalar bu konulara açıklık getirmekten çok uzaktır.

atatürk'ün zaafları vardı deyip normalden fazla miktarda içki içmesini göstermek de bence çocukça bir örnek olmuş. ama unutmamak gerekir ki o kadar çok içki içen biri olarak yeri gelir ağzına haftalarca içki sürmezmiş (bkz. şu çılgın türkler). elbette atatürk de sizin bizim gibi bir insandır, kişisel arzuları, özlemleri olmuştur bunları kısmen belli etmiş ya da tamamen gizlemiş olabilir. ayrıca çok doğal olarak her konuda mükemmel bilgi sahibi olmadığını kendisi de ifade etmektedir, nitekim ekonomi alanında aldığı bazı kararları sonradan kendisi de eleştirmiştir, bazı noktalarda hata yaptığını kabul etmiştir. bunları bir bütün olarak görmek gerekir.

saygılarımla...

Yazan: tolga Tarih: June 15, 2006 02:29 AM

Su çildirmis türkler, tabulasan Atatürk ve bas örtüsü

Tabulasan Atatürk
Sayin Koyu Atatürkçü Tolga Bey’in 14 ve 15 haziran tarihli iki yazisini dikkat ve ilgi ile okudum. Enerji dolu bu ifadelerden nispeten genç bir arkadas oldugunu tahmin ediyorum, bilmem dogru mu? Atatürk’ün putlastirildigini görmüs olmasi onun bütün koyuluguna ragmen aydin bir atatürkçü oldugunu gösteriyor.

Asagidaki sözlerini tartismak arzusundayim :
“kısacası atatürk'ün fikirlerini tartışmaya açmak bir yasak ya da tabu olaak görülmemelidir ancak bir karşı fikir ileri sürülecek ise bunu konunun uzmanları yapmalı”

Türkiye’de “Atatürk’ü koruma kanunu” diye bir kanun var. Yani elestiri de dozu kaçirirsaniz cezasi var. Bir de “manevi huzur/kisilik“ diye bir kavram var ki tarif edilemeyecek kadar soyut olan bu sey yüzünden tutuklanmayan çok az yazar kaldi, onlar da yemek kitabi yaziyorlar!!!

Sayin Tolga Bey, size sorum : Atatürk’e tabu denmesi de yasaklanip tabulasirsa buna ne isim verebiliriz? Tabu kare? Konunun uzmanlari kimler? Halkin kabul etmedigi bir sonuca varirlarsa itiraz etmek yasak mi?

Size bir iki makale önerebilir miyim? (“oku da gel” gibi anlamayin lütfen, sizin tekliflerinize de açigim) heykel baslikli yazida Ahmet Altan bu tabu konusunu güzel islemis: http://www.gazetem.net/aaltanyazi.asp?yaziid=70


Su çildirmis türkler

Asagidaki söze de takildim :
ama unutmamak gerekir ki o kadar çok içki içen biri olarak yeri gelir ağzına haftalarca içki sürmezmiş (bkz. şu çılgın türkler).

“çildirmis türkler” adli romani referans almaniz beni biraz endiselendirdi çünkü bu bir roman. Meselâ Richard Bach’in Marti adli eserinde Jonathan adinda konusan bir marti vardi ki bu hiç bir seyi ispat etmez. Romanlari referans kabul etmeye baslarsak ayvayi yedik!!! Öyle ya, Agatha Christine’in katillerini yakalamak gerekmez mi? (Kizmayin canim, biraz takiliyorum hepsi bu)

Sizin gibi zeki bir insanin bu tuzaga düsmemesi gerekirdi Sayin Tolga Bey. “Deli türkler” adli kitabin uyanik yazari ona tarihi belge süsü vermis, her yerine referans koymus. O referanslar da baskalarinin anilari. Nutuk dahil olmak üzere anilar tarihi ispat olamaz, yazarin o anki algisi veya gelecek kusaklara aktarmak istedigi seylerdir. Lozan anlasmasinin metni tarihi bir ispattir. M.Kemal’in Stalin’e yazdigi mektuplar bir seyleri ispatlayabilir ama anilari degil. Cumhuriyet’in ilk düsünce suçlusu kimdir biliyor musunuz? Kazim Karabekir. Anilarini derledigi kitap Atatürkün emriyle toplatilip yakilmistir. Neden?

Gene bu konuda Etyen Mahçupyan’in Çılgın Türklerin trajedisi adli yazisi süper. Bakin size ne kadar güveniyorum. Bir baskasi olsa “ermeni iste” deyip okumazdi bile….Yanliz önceden bir aspirin alin, bu romana kutsal kitap muamelesi yapanlari çildirtabilir.
http://www.gazetem.net/emahcupyan.asp?yaziid=250

Isterseniz önce Mustafa Akyol’un su çilgin kürtleri ile baslayin.
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/su_cilgin_kurtler.php

Bas örtüsü
Bu konu da malesef çok yanlis ele alindi her iki kesim tarafindan, gerçek problem külkedisi sendromudur. Lütfen bu konudaki kisacik yorumumu okuyunuz :

http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/06/laiklik_uzerine_iyi_bir_dizi.php#comments


Saygi ve dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 16, 2006 03:51 PM

tunç bey merhaba,

"şu çılgın türkler" isimli kitabın referans olarak alınmasının sakıncalarından bahsetmişsiniz, daha sonra da Etyen Mahçupyan’ın yazılarının örnek olarak okunmasını önermişsiniz. Sizce hangisi daha sağlam bir referans noktasıdır? Bahsi geçen romanın sonunda neredeyse ayrı bir bölüm olabilecek bir referans/kaynak listesi yeralmaktadır, ancak sözkonusu gazetecinin yazısı bence sadece yorum içermektedir. Bunun tartışmasına girilirse, o zaman neyi, hangi belgeleri ya da kimlerin çalışmalarını referans alıp tartışacağız. Bu durumda konu evrenin başlangıcının tartışılmasına kadar gider öyle değil mi?

Bu sitede yazı yazanların öncelikle tarih/sosyoloji vb. konularda uzman olamayabileceğini, buna rağmen herkesin yasal sınırlar içerisinde ve kendi bilgileri dahilinde yorum yapabileceğini kabul etmelisiniz. Yanlış bilgilendirme varsa, doğrusunun da kaynak verilerek ispatlanması genel bir kural olmalıdır. Yasal sınırları zorlayan yorumlara da site yöneticisi müdahale etmelidir, gerekiyorsa da hiç yayımlamamalıdır, ki kanımca böylesine ciddi bir şekilde yönetilen sitede bu önlemler zaten alınıyordur.

Yazan: yorumcu Tarih: June 20, 2006 06:02 PM

Önemli olan Atatürk'ün fizikselliği veya zaafları değildir sayın yazar,Atatürk'çü düşüncedir.3 İLE 2
NİN TOPLAMI HER ZAMAN 5 TİR.Bırakın bu işleri de aklınızı başınıza alın.

Yazan: Ne önemi var Tarih: June 21, 2006 12:29 AM

Atatürk'ün kim olduğunu size söyleyeyim:O öyle zeki bir insandı ki kırk tane tilkinin ve kendisini tilki sanan bir sürü aptal ve zavallının kuyruğunu birbirine bağlayıp istediklerini ama doğru olarak istediklerini gerçekleştiren bir dahi idi.Amaçlarınızın ne olduğu belli.Bundan sonra neler olacağını anlamak istiyorsanız dünya tarihine bakın derim.

Yazan: bahceci Tarih: June 21, 2006 12:36 AM

Su çilgin osmanlilar ve Romantik Atatürkçülük

Eskiden ”din elden gidiyor” diye bir lâf vardi. Hadis veya Kur’anin yorumu konusunda en ufak bir elestiri karsisinda yobazlar kiyameti koparirdi. Hemen insanlari dinsiz! Gomonist! diye damgalarlardi.

Bugünlerde yeni bir “çiglik” kulaklarda : ”Yetisin, Atatürk elden gidiyooo!!!!”. Kurtulus Savasi hakkinda tartismak mi istiyorsunuz? “tarihsel Atatürk” ‘ü mü ariyorsunuz? Resmi tarih ile her konuda hemfikir degil misiniz? Siz öyleyse Atatürk düsmanisiniz. Siz ancak iran’a yakisirsiniz! Herhalde Atatürk bugünleri görseydi üzülürdü, “artik benim izimde degilsiniz!” diye bu sahte Atatürkçüleri azarlardi.

Gerçekçi Atatürkçülük

Genel Kurmay Baskanligi’nin bastirdigi sanirim 15 ciltlik bir "kurtulus savasi tarihi" adli bir eser var. Enfes bir sey. Hepsini okudum diyemem, ama bayagi bir inceledim. Içinde Mustafa Kemal Atatürk, Ismet Inönü, Kâzim Karabekir’in eliyle yapilmis haritalar, savas ve sevkiyat planlari var :
1) Hangi köyler Ankara yanlisi?
2) Nerelerde su var ?
3) Hangi tepenin hangi yamaci daha dik?
4) Bir katir kaç kilo keçi boynuzu yerse 20 kiloluk bir makinali tüfegi 40° lik bir yamaçta kaç kilometre tasir?
(Bir katir/yük çizelgeleri yapmis, aç katir bos olarak kaç kilometre gider, susuz katir,....)

Adini saydigim pasalar kurtulus savasini sansa hiç yer vermeyecek sekilde inanilmaz ayrintilarla planlamislar. Yani gerçek bir plan Kurtulus Savasi’ni kazandiran. Hedefler ve imkânlar üzerine kurulu gerçek bir plan.

Romantik Atatürkçülük
Bugün ülkemiz’de Atatürkçü oldugunu söyleyen siyasi partiler böyle planlar yapabiliyor mu? Mesele bu, gerçek Atatürkçülük bu iste. Rozet takmakla, her yere heykel dikmekle bir yere varilabilecegini sanmiyorum. Bu eserin varligindan kaç Atatürkçü haberdar? Kaç Atatürkçü Nutuk’u okudu? Ama herkes “su çilgin Türkler” adli romani okudu degil mi? Tarihi belgelerle degil romanlarla düsünenlere ben romantik diyorum, kusura bakmayin. Iyiki Atatürk zamaninda “çilgin osmanlilar” diye bir roman yokmus. Yoksa Kurtulus Savasi’ni kazanmak hayal olurdu.

Arkadaslar,
Sekilcilik herkesin sorunu : Sözde müslüman yok mu? Sözde sosyalist? Sözde feminist?

Her fikir akimi gibi Atatürkçülügün de özelestiriye ihtiyaci var. En uzaga biz gittik, en çabuk da biz döndük, kimseden ögrenecek bir seyimiz yok!!! gibi tutumlar elbette ülkemize hizmet etmiyor.

Yorumcu ve Bahçeci,
Sadece tartisiyoruz. Darilmaca yok. Sizleri saygi ve dostlukla selamliyorum.

Yazan: Tunç Tarih: June 21, 2006 01:17 PM

tabii ki sadece tartışıyoruz ancak tartışma biryere varmayacak ise niçin bu kadar zaman harcıyoruz? o zaman buraya yazı yazmaya devam etmenin hiçbir anlamı yok ki. tartışma er ya da geç bir sonuca varmak veya karşı fikirleri savunan grupların birbirlerini daha iyi anlamaları için yapılır, değil mi? mutlaka bir tarafın fikrini tümüyle karşı tarafa kabul ettirmek bir amaç olmamalıdır.

tunç bey merhaba. 21.6 tarihli yazınızı oldukça beğendim, fikirlerine katılıyorum. referans olarak verdiği "kurtuluş savaşı tarihi" isimli esere nasıl ulaşabileceğimizi bildirirseniz sevinirim, işte önemli olan da budur, sağlam kaynaklar göstererek karşılıklı eksiklikleri tamamlamak, yanlışları gidermektir. ama anlamadığım nokta şu: "şu çılgın türkler" isimli roman bazı kesimlerden niçin bu kadar olumsuz tepki almıştır? kaynak olarak gösterdiği belgelerin tümü anılardan mı oluşmaktadır? öyle ise tunç bey'e hak verebilirim ancak bunu ileri süren kişiler bu kaynakların kaç tanesinin anı kaç tanesinin resmi belge olduğu konusunda bir araştırma yapmışlar mıdır? bence bundan emin olmadan, bu romanı okuyup tartışmalarda referans gösterenleri romantik atatürkçü olarak nitelendirmek biraz haksızlık olmaz mı?

saygılar, sevgiler...

Yazan: yorumcu Tarih: June 22, 2006 10:39 AM

Romantik Atatürk ve Gerçek Atatürk
“ mutlaka bir tarafın fikrini tümüyle karşı tarafa kabul ettirmek bir amaç olmamalıdır.” derken çok haklisiniz Sayin Yorumcu. Zaten bu tür forumlara gelmemiz bizim açik fikirli insanlar oldugumuzu gösteriyor.
”çilgin türklerin kaynak olarak gösterdiği belgelerin tümü anılardan mı oluşmaktadır?” diye sormussunuz. Hepsi degilse bile önemli bir kismi Türk ve yabanci subaylarin, devlet adamlarinin anilarindan olusuyor. (Ama bu aksam eve gidip sayacagim ve size yazacagim.)
bu romanı okuyup tartışmalarda referans gösterenleri romantik atatürkçü olarak nitelendirmek biraz haksızlık olmaz mı?
Diye sormussunuz, samimiyetle söyleyeyim, Fransa’da biri gelip bana ben “ermeni katliami üzerine bir roman okudum, hiçkira hiçkira agladim” dese ben ona git önce “Osmanli arsivlerini oku” derim. Eger Çilgin türklerin bazi referanslari saglam ise onlari okuyup referans olarak gösterelim, romani degil.
Sayin Yorumcu, romanda verilen haritalarin bir kisminda ölçek bile yok. “Filanca muharebedeki kuvvetlerin durumu” diyor, ne bir dag ne bir irmak belirtilmis, nerede oldugunuzu bile bilemiyorsunuz. Bunlari yazara söylesek “bu sadece bir roman, o kadar ciddiye almayin” diyebilir. Ama okuyan herkes (ailemden insanlar da dahil) kendini kurtulus savasi konusunda uzman saniyor. “Abi okurken agladim” diyorlar. “Siz fizik veya kimya ögrenirken agliyor musunuz?” Diye soruyorum, “tarih ögrenirken meselâ Çanakkale savasinda “200 bin türk askeri öldü” dense aglar misiniz?” Ama onlardan birinin adi Mahmut Çavus olsa, Mahmut’un hayatini yakindan anlatan bir roman olsa, neresinden yaralandi, ölürken ne dedi, yetim kalan çocuklari haberi duyunca nasil agladi… O zaman tabi tüylerimiz ürperir. Iste tarih ile tarihsel roman bu yüzden çok farkli iki sey, biri bilgi verir digeri duygulandirir, hosça vakit geçirtir.
Tabi resmî tarihin politik amaçla kullanilmasi bize özgü degil. Meselâ Fransa’da subat 2005’te çikan bir kanunla ögretmenlere “Fransiz tarihini kötüleme yasagi” getirildi. Ama baskalarinin aptalliklari bizim hatalarimizi hafifletmez degil mi?
Dogrusu “çilgin türkler” konusuna biraz taktim galiba. Aslinda bu kitabin kendisinden çok ülkemizde ortaya çikan “yeni ulusalcilik” beni rahatsiz ediyor. Türkiye’de son zamanlarda milli gurur yerini milli kibir ve paranoyaya birakiyor sanki. Türkiye “ne mutlu türküm diyene” yaklasimindan “ne mutlu türk olana” yönüne kayiyoruz.
"kurtuluş savaşı tarihi" isimli esere nasıl ulaşabileceğimizi bildirirseniz sevinirim diyorsunuz, bunun için Genelkurmay baskanligi, basin ve yayin dairesine veya büyük kütüphanelere (Istanbul üniversitesi, vs) basvurmak lâzim. Ben yillar önce kapali çarsida kumas ticareti ile ugrasan Sivasli bir kisinin kütüphanesinden istifade etmistim ama malesef kontagimiz kalmadi simdi.
Atatürk’ün içki içmesi konusu
Sanirim Mustafa Akyol “…içkiye yenik düşerek hayata gözlerimi yummuş bir insanoğlu...” derken küçümsemek için yapmadi bunu, sadece onun insanüstü bir varlik gibi gösterilmemesi gerektigini anlatiyor. Insan olmasi Atatürk’ün basardigi olaganüstü islerin önemini azaltmaz.
Ama sirozdan ölmüs bir insan için “alkol zaafi var miydi?” diye tartismak bence verimsiz. Bu önemli miydi? Bugün alkol almis bir insanin bir “otomobili yönetmesi” ne kadar tehlikeli. Alkol zaafi olan bir insanin bir ülkeyi hele bir savasi yönetmesi elbette sakincali.
Atatürk bati hayrani miydi?
Siz ciddi kaynaklari sevdiginiz için yaziyorum bu paragrafi : Dolmabahçe sarayinda bir de Samsun’daki Atatürk müzesinde iki büyük kütüphne var. Bu kütüphanelerde Atatürk’ün okudugu çok sayida kitap var. En büyük bölümünü ise Montesquieu, Rousseau gibi Fransiz 1789’daki devrimini sekillendiren düsünürlerin eserleri olusturuyor. Kitaplarin neredeyse her sayfasinda Atatürk’ün elyazisiyla siyah, mavi, kirmizi mürekkeplerle yazilmis notlar var. Benim çikardigim sonuç su :
Atatürk bu devrimden etkilenmis, onu çok iyi incelemis ve Türkiye’ye uyarlamis. Çok iyi islerin yaninda bazi tuhafliklar da var : Sapka devrimi, istiklal mahkemeleri, bati tarzi balolar, yasaklanan ve yakilan kitaplar (Karabekir’in anilari gibi)…
Saygi ve dostluk duygularimla

Yazan: Tunç Tarih: June 22, 2006 03:50 PM

anilar ve belgeler

Sayin Yorumcu,

"Çilgin Türkler'in kaynak olarak gösterdiği belgelerin tümü anılardan mı oluşmaktadır? seklindeki sorunuzu söz verdigim gibi yanitliyorum : Kitabin sonunda 225 eserden olusan bir kaynak listesi var (süreli yayinlar hariç). Bunlardan 125 tanesi anilar, gunlükler ve methiyelerden olusuyor. Esas meslegi tiyatroculuk olan yazar kendi yazdigi kitaplara da referans veriyor. Arastirma/inceleme seklinde siniflandirilmis diger kitaplarin arasinda da Halide Edip Adivar'in romanlari da var. Gene Atatürk'ün anilarini ve onun bakis açisini anlattigi halde Nutuk ani/günlük olarak siniflandirilmamis.

Dikkat çeken bir baska nokta ise yabanci kaynaklarin azligi ve tamaminin çeviri olmasi, orjinallerin yoklugu. Ayni yabanci eserlere tekrar tekrar referans yapildigi için insan ilk bakista aldaniyor.

Eserlerin tamami Türkiye'de basilmis ister istemez "resmi tarih" ile uyumlu kitaplar. Meselâ Fransiz ordusunun Cezayir'de sivillere yaptigi iskenceleri fransiz kitaplarinda zor bulursunuz. Oysa cezayir'li italyan ve ingiliz tarihçiler bu konuda daja açik sözlüdür nedense :-)

Çilgin türkler romaninda neden izmir'in yunanlilar gittikten 3 gün sonra yandigini ve neden sadece hristiyan mahallelerin kül oldugu sorusuna cevap bulamadim :-)

Özetle, bu kaynaklarin içinde iyileri varsa alip okuyalim. Ama aklimizi Turgut özakman'in ROMANtik duygularina asmayalim derim.

Saygi ve dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: June 22, 2006 11:39 PM

tunç bey merhaba,

verdiğiniz tatminkar cevaplar ve bunlar için harcadığınız zaman için gerçekten teşekkür ederim.

Yazan: yorumcu Tarih: June 23, 2006 10:30 AM

bu ülkede kurtuluş savaşı verenler Mustafa Kemal laik pozitivist cumhuriyeti kursun gayesiyle canlarını vermemiş yalnızca vatanını kurtarmak adına yüzbinler hayatını feda etmiş,cephanesi bittiği halde süngüsü ile cephede şehidliğe koşmuştur.ilkeleriyle beraber yeni devletin gayri türk ve gayri müslim idarecileri osmanlıdan aldığı kutsal devlet mirasını sonuna kadar sui-istimal etmiştir 1928 yılında şeriatı ilga gayri-müslim hukuku idhal (italya ve isviçre)ve 1934 (kılık kıyafet kanunu saçmalığı) ve 1937 yılında zaten osmanlıda varolan laikliği yeni birşey gibi ortaya koyarak sadece alevilerin işine yarayacak yeni bir ilke(dogma) oluşturdular çoğunluk olan sunni halka rağmen halk için yapıyoruz sözü arkasına saklanarak bugünlere gelinmiştir. devleti idare edenlerin-asla milletin değil-dogmalarını islamın dogmalarına değişmeyen kişiler devlet düşmanı ilan edilip asılmıştır.şimdi bugün bile anayasaya kurandaki iman esasları gibi değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeler koymuşlardır.Allah TÜRK Milletini ata!larımızı sorgulayıp peygamberimizin yolundan gidenlerden eylesin..! aamin!

Yazan: adaletullah Tarih: July 12, 2006 01:15 PM

ilk önce özür dilerim bu konuya bu kadar gec kaldığım için ben 21 yasında bi turk ewladı olarak
yazılanları okumaya doyamadım ve bu konuya yabancı kaldığım için kahroldum. Bende "Şu Çılgın Türkler" i okuyanlardamın ve dediğiniz gibi "Nutuk" u okumadım.
Sanırım haklısınız biz biraz ROMANTİK ATATÜRKÇÜYÜZ!!! Size cok tesekkur ediyorum. Bu formda biz genclerle neler paylastığınızı bilmeden veya bilerek bize yardımcı olduğunuz için. Umarım benim gibi gençlerde gelir ve bu yazılanları okur ve hiç bişeyin şans eseri olmadığını anlar!!!!

Yazan: scream_of_hell Tarih: August 4, 2006 02:09 PM

Türklügü ölçmek !!!!

Sayin scream_of_hell,

Yorumunuzu yeni gördüm, hosgeldiniz...
Evet Atatürk büyük bir adamdi ama önce adamdi, yasadigi çagin disina çikamazdi, çikmadi da... Mimar Sinan'in mezari onun zamaninda açildi kafatasi ölçümü için. Su an kayip.
http://gelenek.wordpress.com/2006/06/23/mimar-sinanin-kayip-kafatasi/

"Tarihsel Atatürk" 'ü kesfetmek için ve 30'larin dünyasini daha iyi anlamak için yeni çikan bir kitabi tavsiye edebilir miyim size?

Türklügü ölçmek adli kitap METIS yayin evinden, Atatürk'ün zamaninda tipki naziler gibi insanlarin kafataslarinin ölçülmesinden bahsediyor.

Kitabi yazan Nazan Maksudyan, (heyhât! ermeni asilli :-) ) söyle diyor : Ne mutlu Türküm diyebilene!

Dostlukla


Yazan: Tunç Tarih: August 6, 2006 12:28 AM

Bence atatürk'ün hatalarını bilmem ama türkiyeye çok büyük katkılar,başarılar yaşattığı kesin aslında ben tarihi çok severim böyle bilğilerin olması,tarihe önem verilmesi çok güzel

Yazan: eren Tarih: August 12, 2006 07:58 PM

hiç bir Türk padişahı milletine ihanet etmez.Fakat İstanbul Hükümeti Atatürk e yanlış davranmış olabilir.Fakat bu kesinlikle art niyetle yapılmış birşey değildir.

Yazan: Fatih Tarih: August 30, 2006 03:36 PM

Türkiye'de tarih, tarih metodolojisi ve tarih felsefesi genellikle birbirinden farklı ve birbirine zıt iki kesim olan savunmacı-redci kesimler arasında cereyan etmekte. İki tarfa açısından da, bir tarihsel gerçeğin özü konumlanışlarına göre gerçek veya doğru. Ünlü tarihçi Sureya Faruqi'ye göre, tarih, bugünden geçmişe değil; geçmişten günümüze doğru incelenmediğinde objektif bir tarihsel araştırma yapılamayacağını haklı olarak vurgular. Vahdettin, Atatürk'ün Nutuk'ta belirttiği gibi ne "hain" ne de başkalarının savunduğu gibi muktedir bir devlet adamıdır. Sadece dönemin koşularında incelenmelidir. Vahdettin, sadece talihsz bir padişahtır(Tunaya,Siyasi Partiler,III) ve Osmanlı Devletinin dünya savaşından yenik ayrıldığı ve başkentinin işgal edildiği bir dönemde, tahtı devralan tutsak sayılan ve kararlarında bağımsız ve iradeli davranamayan bir devlet adamıdır. Vahdettin'in hainliği, Mustafa Kemal'e Anadolu'da savaşı başlatması için verdiği iddia edilen 40.000 altının varlığı gibi müphemdir. Tarih, Türkiye'de varolan "egemen iki tarihsel görüş"ün dar kalıplarından arındırılmış bir şekilde, bilimsel, bağımsız ve tarafsızlıkla ele alınmadıkça, bu kısır tartışmalar devam edecektir. Türkiye'de II.Abdülhamit'in "istikraz kapısını kapadığı" ve döneminde "bir karış toprak bile kaybedilmedi"(aksi görüşler için bkz:Enver Ziya Karal, Osmalı Tarihi,Cilt 8 ve Bursalı Mehmet Tahir,"Osmanlı Mükellefleri" eserine bakılabilir) gibi bir kesimin savunduğu sığ ve bilimsellikten uzak görüşlerin yanısıra, öbür tarafından İttihatçı perspektifinden bakılarak yazılanlar, tarihin bilimselleşmesini ve tarafsızlaşmasını engeleyen ana etkenlerdir. Tarih ve metodolojisinin tekelleştirilmesi ve ideoloji jargonla süslenmesi; yani ideolojileştirilmesi bu tartışmaları kutuplaştırırken/radikalleştirirken, toplumsal hafıza olan "tarihe" zarar vermekte ve farklı seslerin akademik alanda tartışılmasını engellenmektedir... Sonuç olarak,bir olay veya olgunun "tarihsel yönünü" aranmasının altında, tarihin özerkleşememesi yönünün irdelenmesi de elzem hale gelmektedir...Saygılarımla...

Yazan: baran hocaoğlu Tarih: September 6, 2006 09:10 PM

Sn. Mustafa Bey,

Çogu yerde yazınızı haklı buldum fakat yanlış anlamadıysam sizde Vahdettin suçsuzdur diyenlerdensiniz. Olabilir kimse kimsenin gorusune karısamaz engel olamaz bence.Fakat Ulu önderimizi yazdıkları olsun meclis konusmaları olsun o zaman açısından baksakda bu zaman acısından baksakda eksik siz harkulade goruslerdir ki dogruluğuda kanıtlanan goruslerdır.Atatürk peygamber değildir elbette ki hataları yanlısları olacaktır fakat içki içmesi , ne biliyim beş vakit namaz kılmaması kendisini ilgilendirir sizce hata olabilir bunlar ama ona gore değil belki misaal veriyorum .O allahla kendi arasında birsey eger hata arıyorsanız ATATURK te yaptıklarına bakın bulabilirseniz helal olsun size.Bence Ulu önderimiz eşsiz bi insandı. İyi çalışmalar yazım lütfen yanlış anlasılamasın Kemalist bi gencim ve Atatürk konusunda Mustafa Beyın değindiği gibi hassas olan insanlardanım.

Saygılar,

Yazan: aykut Tarih: September 27, 2006 01:02 PM

sayın mustafa akyolun mert beye verdiği cevabı gayet mantıklı buluyorum
ayrıca mert beyin ankara üniv. öğrencisi olması
hangi konulara ne kadar hakim olduğunun kanıtı değildir ki:
bu da kuran'ı kerim hakkında vermiş olduğu bilginin yanlış olmasından anlaşılıyor.

CUMHURİYET ÜNİVERSİTESİ İBF
Turan

Yazan: turan Tarih: September 28, 2006 08:00 PM

Atatürk'ün hatalari

1) Askeri hatalari
a) Trablusgarb cephesinde italyanlara yenilmesi ve toprak kaybi,
b) Suriye cephesinde fransizlara yenilmesi ve toprak kaybi,
c) Milli misak sinirlari içinde oldugu halde bati trakya, musul ve kerkük'ü kaybetmesi,
2) Siyasi hatalari
a) Halifeligi kaldirarak ciddi bir politik gücü kaybetmesi, türkiye kürtlerini küstürmesi,(Bkz M. AKYOL'un kitabi)
b) Alfabeyi degistirerek türk milletini geçmisinden koparmasi,
c) "Dil devrimi" kapsaminda türkçeden kelime atip yeni kelimeler icad ederek yasayan kusaklar
arasinda kopukluk olusturmasi,(bkz NUTUK'un orjinal metni)
d) Dönemin fasist-irkçi akimlarinin etkisinde "türk irkinin üstünlügünü" ispatlamak için kafataslari ölçtürmesi, Mimar Sinan gibi büyüklerin mezarlarini açtirip kemik toplatmasi,(Bkz GELENEK ve ECEMICE forumlari)
3) Sosyolojik hatalari
a) "Sapka devrimi" ve bati tarzi balolar gibi biçimsel yaklasimlarla batiyi taklid
etmesi, iyi kötü ne varsa almaya çalismasi,
b) Büyük çogunlugu müslüman olan bir ülkede kadinlari baslarini açmaya zorlamasi,
c) Asker kökenlilikten kurtulamayisi, tercihlerini insanlara zorla bastirmasi,
4) Ahlaki hatalari
a) Millet kendisinden ülkeyi kurtarmasini istemisken rejimi devirmesi, olumsuz sonuçlarina
hâlâ katlandigimiz askeri yapili anti demokratik bir rejim kurmasi,
b) Istiklâl mahkemeleri ile kendine karsi olanlari fikirlerinden ötürü idam etmesi,
c) Fikir özgürlügüne karsi çikmasi, meselâ Kazim Karabekir'in anilarini toplatip yaktirmasi,
d) Çanakkale zaferini kendi zaferi gibi göstermesi, bu basarinin olmazsa olmazi olan diger türk ve alman komutanlari ile alman askeri yardimini "unutmasi"
e) Vatandasi oldugu ve egitimini, kariyerini borçlu oldugu Osmanli'ya karsi vefasizligi,
f) Birkaç milyon kilometre kareden 700 bin km2'ye düsmeyi, dünya petrol rezervlerinin %20'sini
kaybetmeyi türk milletine "basari" diye yutturmasi,

Evet, ölmüs bir osmanli pasasinin kemiklerinden medet uman, her yere heykellerini diken,
zirt pirt anitkabire kosup "ölümsüz atalarina" mektup bile yazanlara,
Atatürk tapanlara duyurulur

Yazan: Simly Red Tarih: September 29, 2006 11:01 AM

Sayın Simly Red,

Bu kadar önemli/büyük hataları varsa bir insanın, bu denli "hatasız" görülmesini nasıl açıklamak gerekir? Bunlar açık açık konuşulacak olsa muhtemelen kamuoyundan da tepki gelecektir. Sizce bu neden böyledir?

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: October 2, 2006 04:02 PM

ilkokulda tanışırsın Atatürk'le. daha ne olduğunu anlayamadan marşlar öğrenirsin. Tarih okumaya başlarsın Atatürk çobanken, Atatürk dayısının yanında, annesinin evinde vs. okulun önünde dikilir sarı betondan bir kafaya saygı gösterirsin. o kafanın içindekileri anlayamadan. Bunun adı Atatürkçülüktür sende Atatürkçü.. Artık Türkiye'yi kurtaracak yeni nesil hazırdır. Sadece Atatürkün yolundan gitmek yeterlidir çağdaş uygarlıklar seviyesine yükselmeye-çağdaş uygarlık neyse- kurulan düzende demokrasi!. Genç beyinde algısızlıklar başlar. Ben Türküm dediğinde mutlu olması gerektiğini bilir.Peki Türklük ne demektir nerelerden gelmiştir, hele Müslümanlık... Sadece devlet işlerinden ayrılması gerekmiştir. Bu Atatürk'ün kurmak istediği düzen değil. Atatürkçülük savıyla Atatürk'e ihanet ediyorsunuz. Türk evlatları onun izinden nasıl gidileceğini hala anlayabilmiş değil.. Bugün T.C Başbakanı başbakan olduk ama iktidar olamadık. Bu ülkenin %90'ı başka güçlerin elinde diyosa oturunda biraz düşünün artık..Naylon bir bağımsızlık yaşadığımız.. Beni bana anlatın ki korkmayayım gelecekten! Cesaretimi geri verin! Tarihimin son hakanına hakettiği saygıyı gösterin...ULU HAKAN ATATÜRK

Yazan: alpertunga köksal Tarih: October 3, 2006 12:44 AM

Aslında Türkiye için çok geç kalmış yazılardan.


TEBRİKLER...

Bunlar daha başlangıç Türkiye çok daha şeffaflaşmalı...

TEŞEKKÜRLER AKYOL


Muhammed Ali Diktaş

Saygılar

Yazan: Muhammed Ali Diktaş Tarih: October 3, 2006 05:27 PM

hatasız atatürk

Cengiz Bey, tecahülü arif sanati mi yaptiniz yoksa sorunuz samimi midir?

"Bu kadar önemli/büyük hataları varsa bir insanın, bu denli "hatasız" görülmesini nasıl açıklamak gerekir? Bunlar açık açık konuşulacak olsa muhtemelen kamuoyundan da tepki gelecektir. Sizce bu neden böyledir?" (CC)

Neyse, ben samimi kabul edeyim, bir kere "atatürk'ü koruma kanunu" diye bir kanun var. Yani kanun yapici da biliyor atatürk'ün kusurlu oldugunu. Elestirirseniz cezasi var. Yakin zamanda atatürk heykeli önünde sakiz çignedi diye bir belediye baskanini mahkemeye verdiler. Basbakan Tayyip bile siir yazdi diye hapse girmis. Yani bir salata yapsaniz atatürk ilke ve inkilapmarina uygun yapacaksiniz.

Ikinci olarak bir beyin yikama var : "Bir günes gibi dogdu anadoluya, bizi yoktan var etti, kaderimizi degistirdiiii, yaraticiiiii, ulu ...." Sanirsiniz Mars’tan filan geldi! Aslinda osmanli ordusunun bir subayi.

Diyorsunuz ki böyle bir tanri nasil olmus da ölmüs? öyle ya, keske kendi kaderini de degistirseydi de, ölmeseydi!

Sonra bir din var ortada. “Anitkabir’i Kabe’ye tercih ederiz” diye konusuyor kemalistler. Her on kasimda aglamak, korna çalmak, anitkabir defterine yazi yazmalar, putlarin önünde saygi duruslari, rozet vb takarak bir gruba ait olma ihtiyacinin giderilmesi... Kemalizm bir din olmus artik. Siz hiç bir müslümanin Allah'i elestirdigini gördünüz mü? Birde yeni moda, atatürkün yattigi otellere gidip yatmalar, onun yedigi yemekleri yemeler. Birincisi hac gibi, ikincisi sünnet. Hani hurma ile oruç açarlar ya.

Bakin yorumcu alpertunga köksal önce analiz etmeye baslamis, sonra birden "dogru yoldan çikmaktan" korkarak ezberledigi sloganlari siralamis pespese. Hani farz edelim bir müslüman bir sebeple Allah’in varligindan süphe ediyor, sonra birden “tövbe, tövbe, tövbe, tövbe, tövbe” diye bagirmaya basliyor.

Iste bunun için tarihsel Atatürk veya insan atatürk deyince bile hakaret gibi geliyor kemalizm dininin mensuplarina.

Neyse, bilmem begendiniz mi bu açiklamalari.
Sürçü lisan ettiysek affola


Yazan: Simply Red Tarih: October 4, 2006 12:56 AM

Sayın Simply Red,

Samimi sormuştum ve siz de samimi olarak cevaplamışsınız.

Siz "koruma kanunu"nu birinci sıraya yazmışsınız ama ikinci sıradaki sizin deyiminizle "beyin yıkama" bana daha önemli bir etken gibi görünüyor. Çünkü bu koruma kanunu kaldırılsa bile halkın önemli bir kesiminde -belki de çoğunlukta- bu eleştirilere karşı bir direnç gözlenecektir. Akılcı olmayan ama güçlü duygusal bir bağ oluşmuş durumda. Hatta daha da ileri gidip bu bağın -her nasılsa- müslümanlığın bir gereğiymiş gibi algılandığını bile söyleyebiliriz belki. Bu da bir zamanların padişahlarına duyulduğu söylenen ve dini bir boyutu olan "sadakat" duygusunun buraya kaymış olduğunu düşündürtüyor. Burada "beyin yıkama" işi "müslümanlık" çerçevesi içinde gerçekleşmiş.

Yani halkın önemli bir kesiminde bu eleştiriye tahammül göstermemenin temelinde kemalizmi ayrı bir din gibi görmekten çok müslümanlıkla birlikte ve hatta onun gereğiymiş gibi algılama var. Müslümanlıktaki teslimiyet buraya da aktarılmış durumda. Bunu "ululemre itaat"in çarpık bir devamı gibi görmek de mümkündür sanırım.

Bunlar benim aklıma gelenler. Yorumlamanızı isterim. Ve bu çarpık teslimiyetçi -hatta tabucu- anlayışın nasıl giderilebileceği konusundaki görüşünüzü de bilmek isterim.

Saygılar...

Cengiz Çebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: October 4, 2006 01:42 AM

Cengiz Bey,

sanirim haklisiniz Islâm ile karistirilmasinda. Belki bir boyut daha var o da halkimizin vefa duygusu. Türkiye'de yasayan insanlarin büyük bir vasfi tabi bu duygu ama suistimale de açik.

Milyonlarca insana ilk-orta-lise yillari boyunca "yedigin ekmegi, aldigin nefesi atatürke borçlusun" derseniz o adam Allah'a hamd eder gibi
atatürke hamd etmeye baslar.

Burda din, gelenek, propaganda, "sevr korkusu", "ugruna ölünmesi gereken topraklar" filan birbirine karismis. Düsündükçe size biraz daha hak verecegim galiba : Meselâ kurtulus savasinda ve çanakkale'de ölen sehitlerimiz resmi tarihe göre "atatürk öl dedi diye" öldüler.

Bana çözumü sormussunuz, simarmadan cevap vermeye çalisayim, Bekir beyin dedigi gibi
ezberlerin bozulmasi gerekiyor. Siz de ben de bu ve benzeri forumlarda yazarak
Türkiye'ye büyük hizmet ediyoruz. Açiklayayim :

Türk milleti geçmisini yanlis bilen bir çocuk gibi. Mesela farz edin bir adam karisini aldatiyor. Kadin soruyor tabi, "su saatte neredeydin, kredi karti hesabin nasil bosaldi?"
Adam hep yalan uyduruyor, tabi her yeni yalan öncekilerle uyumlu olmali. Eninde sonunda zirvalamaya basliyor.

Devletin resmi tarih yalanlari ile uyutulmus olan Türk milleti biraz bu durumda.
Viyana kapilarina dayanan osmanli ile gururlaniyoruz, sonra "günes gibi dogan atatürk" daha iyi parlasin diye "osmanli kötüydü" diyoruz. Sizin ve diger yorumcularin yazdigi gibi örnekler saymakla bitmez. Ordu da milletini aptal yerine koyuyor : "irtica tehlikesi var, bizi elestirmenin sirasi degil" filan diyor. Çünkü millet bir uyansa soru sormaya baslayacak, devleti ve orduyu kistiracak, resmi tarihçileri rezil edecek.

Neyse, günes ve balçik meselesi bu. Bilmiyorum cevabimi begendiniz mi?

iyi günler

Yazan: Simply Red Tarih: October 4, 2006 04:15 PM

Kemalizm ve Islam : Dinler arasi diyalog

Bu konuda mutlaka okunmasi gereken bir yazi var IZLENIMLER blogunda.

ALINTI
.........
Kemalizm dininin Süleyman Çelebisi Behçet Kemal Çağlar’ın ünlü şiirinin internette bulduğum bir kısmını aktarayım:

Gel ey 19 mayıs eşsiz sabah merhaba
Ey Samsunda karaya çıkan ilâh, merhaba
Merhaba ey yükselen güneş Anafarta’dan
Merhaba ey kurtaran Türklüğü bin vartadan
Merhaba ey Türklüğe alın yazısı yazan
Merhaba Dumlupınar,Sakarya, İzmir, Lozan
Merhaba ey biribiri ardından inkilaplar
Merhaba ey ezeli, feyizli eşsiz bahar
Merhaba ey ilâhın en yakın arkadaşı
Merhaba ey devletin ak alnı, aziz başı
Doğuran bu gün, bir gün: doğuracak muttasıl
Her Türkün tevellüdü 19 Mayıs asıl
İlk çamurdan beden, üflenen ruh, dediler
Son tufanda Türklüğü kurtaran ruh, dediler
.........


Yazinin tamami için:
http://www.izlenimler.net/2006/05/09/mutlu-dogum-ve-dinlerarasi-diyalog/

Yazan: Tunç Tarih: November 3, 2006 01:47 PM

bize 2. bir atatürk lazım işte o zaman kimse bizi tutamaz o zaman dünyaya özgürlüğü tekrar getiririz

Yazan: BURAK Tarih: November 3, 2006 07:35 PM

2ci Atatürk'e lüzum yok, akli basinda, konusan tartisan, farka saygili demokratik insanlar yeter de artar bile.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 8, 2006 12:14 PM

21. yüzyılın aydınlarından birisiniz.Herşeye objektif ve yeterince tarafsız baktığınız için teşekkürler.Keşke herkesin kafasının içinde bu tarafsızlığı oluşturabilmenin bir yolu olsa...
Yıllarca süregelen din ve Atatürk düşüncesi istismarına karşı bi çözüm bulunabilse keşke.Keşke dinimizin yolundan ayrılmamaya çalışan laik siyaset anlayışındaki insanların neler anlatmak istediklerini herkes anlayabilse...
TEŞEKKÜRLER

Yazan: asdasd Tarih: November 9, 2006 09:12 PM

Atatürk'ü koruma kanunu üzerine

Mutlaka okunmasi gereken bir yazi

http://www.derinsular.com/arsiv/2006/11/ataturku_koruma_kanunu.php

Yazan: Tunç Tarih: November 9, 2006 10:20 PM

"Türk milleti zekidir." (K. Atatürk)

[…]Anıtın kurdelesinin kesilmesinden sonra, üzerindeki bayrağın alınmasıyla ortaya çıkan Atatürk ve iki yanında yer alan kadın ile erkek heykelini görenler şaşkınlıklarını gizleyemedi. Atatürk’ün elinde ‘Nutuk’ yazılı eserini tuttuğu bronzdan yapılmış heykelin yanında elinde Türk bayrağı bulunan bir erkek ile diğer tarafında elinde meşale tutan bir kadının, Torbalı Belediye Başkanı İsmali Uygur ile eşi Afet Uygur’a olan ilginç benzerliği dikkat çekerek şaşkınlık yarattı.

[…] heykeli yapan 3 heykeltraştan biri olan Zafer Dağdeviren de çalışma sırasında canlı model kullandıklarını belirtti. Sadece erkeğin yüzünü Başkan Uygur’un fotoğrafına bakarak yaptıklarını dile getirdi.

[…] “Böyle bir projemiz olduğunu başkana ilettik. Kendisiyle görüşüp anlaştık. Heykeli yaparken canlı moddeller kullandık. Eşini hiç görmedik. Heykeldeki erkek ise başkanın yüzünü andırıyor. Yüzünün benzemesi normal. Başkanın yüzü de güzel. Biraz olsun onun yüzünü andırmak istedik. […] Burada amaç Atatürk’ün gençliğe verdiği önemi göstermekti. Alt kısmında bulunan 15 metre uzunluğundaki rölyefte yer alanlar Kurtuluş Savaşı’nı simgeliyor. Başkan da Atatürkçü birisi. […] Heykel 150 bin YTL’ye mal oldu.”

Dağdeviren ayrıca daha önce Konak Belediyesi’ne Montrö Meydanı’ndaki ‘Bir kadının elindeki güvercin tuttuğu ‘Uçan Güvercin’ ve İnciraltı semtindeki Harmandalı oynayen ‘Efe’ heykelini yaptıklarını da söyledi.

[…] Belediyenin DYP’li eski Başkanı Hasan Karaktoklu da Başkan’ın tahrihle dalga geçtiğini söyledi. Karatoklu, “Eğer ben bayramlarda çelenk koyması gereken bir idareci olsaydım, oraya gidip çelenk koymazdım. Biz ancak Atatürk’ün önünde saygı ile eğiliriz. Uygur vatandaştan özür dileyip heykelini kaldırmalı” diye konuştu.

[…] CHP’li eski Başkanı Ertan Ünver ise, […] “Birisi başkana kızdı ve gitti heykele saldırdı. Bu saldırı İsmail Uygur’a mı yapılmış sayılacak, yoksa Atatürk’e mi? Traji komik bir durum” dedi.

[…] İlçedeki bir yerel gazetenin sahibi Hasan Günaydın da görüştüğü Torbalılar’ın heykelle ve başkanla dalga geçtiğini öne sürdü. Herkesin “Artık biz de kendi heykelimizi yaptıracağız” dediğini anlattı.

yazinin tamami için:

http://www.izlenimler.net/2006/09/02/150-bin-ytllik-surpriz-bu-saldiri-kime/

Yazan: Tunç Tarih: November 9, 2006 10:37 PM

Ataturk'u tartismak bir tabu degildir. Ama ben Ataturk'un tartisilabilir olarak gosterdiginiz orneklerde birsey goremedim. Sadece ulkesini satmis bir padisah ve kisisel bir icki zaafindan bahsediliyor. Ozellikle Ataturk'e kisisel zaaflarini ornek gostermek cok anlamsiz, cunku o kendinden once milletini dusunen bir Liderdi ve kisisel problemleri de halka ve devlete zarar vermemistir. Zarar verdiyse bunu tartisabilirsiniz... Ataturk'un neler yaptigi onemlidir. Halki icin neler yaptigi. Bunlari tartisabiliriz. Ataturk'un bir insan oldugu herkes tarafindan biliniyor. Kimse Ataturk'e tapmiyor sadece yaptiklarina ve halkina olan sevgisine, inancina, liderligine ve her zamana uygun goruslerine (ileri goruslulugune) tapiliyor. Ataturk deyince ilk akla gelen Bagimsiz ve Laik bir Turkiye Cumhuriyetidir. Devir degismis olabilir ama Ataturk'ten sonra bu degisen devirde ne kadar ileriye dogru yol alinmistir ona bakalim. Ataturk'un ilkeleri Genclige Hitabesi ve vecizelerinin son kullanim tarihleri yoktur, bagimsiz bir millet ve laik bir devlet icin her zaman uygulanacak mukemmelliktedirler.

Ataturk'un vecizelerinden:

"Bizim devlet idaresinde takip ettigimiz prensipleri, gokten indigi sanilan kitaplrin dogmalariyle asla bir tutmamalidir. Biz, ilhamlarimizi gokten ve gaipten degil, dogrudan dogruya hayattan almis bulunuyoruz."

Yazan: gunka Tarih: November 15, 2006 04:17 PM

Atatürk'ün sansürlenen sözleri

NEŞE DÜZEL'in Cemil Koçak ile yaptigi röportaj'dan :

NEDEN?
Geçenlerde, Taner Akçam'ın Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı son kitabında yer alan Atatürk'ün bir sözü çok tartışıldı. Atatürk'e ait bu sözlerin Meclis kayıtlarında bulunamadığı ileri sürüldü. Aynı günlerde Türk Tarih Kurumu'nun Atatürk'ün dinle ilgili bazı sözlerini sansür ettiği basına yansıdı. Bu, anlaşılması çok zor bir çelişkiydi. Cumhuriyetimizin kurucusu olan ve devletin bütün kurumlarıyla 'ilkelerine' bağlı olduğu Ulu Önder'in sözleri yine devlet tarafından sansür ediliyordu. Devletin bazı kurumları niye Atatürk'ün bazı sözlerini sansür ediyordu? Saklanmaya çalışılan neydi? Niye yakın tarihimiz hep böyle sırlarla doluydu? Yakın dönem siyasi tarih üzerine çalışan Sabancı Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Cemil Koçak'la Cumhuriyet dönemini, bu dönemin sırlarını, Atatürk'ün kişiliğini, devletle Atatürk'ün ilişkilerini ve bugünkü durumu konuştuk.

Geçen gün tuhaf bir gerçek ortaya çıktı. Taner Akçam, Ermeni sorunuyla ilgili yazdığı kitaba, Atatürk'ün 'Utanç verici olay' diye bir sözünü başlık almıştı. Atatürk'ün bu konuşmayı Meclis'in gizli oturumunda yaptığı da söylendi... Bu konuşmanın Meclis zabıtlarında sansürlendiği de söylendi... Hangi görüş doğru?
Atatürk, 24 Nisan'da Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışı nedeniyle yaptığı ilk Meclis konuşmasında bu sözü söyledi. Atatürk, bu sözün geçtiği bölümde, 'Karşıtlarımız (İtilaf devletleri) bize tehditte bulunuyorlar. Memleket dahilinde katliam yapılmamasını istiyorlar. Bu iddia geçersizdir... Memleketimizin hangi kıtasında Ermenilere karşı katliam yapılmıştır veya yapılmaktadır' diyor. Ve hemen sonra da, ekliyor. 'Harbi Umumiye'nin (Birinci Dünya Savaşı'nın) başlangıç safhalarından bahsetmek istemem. Zaten İtilaf devletlerinin bahsettikleri de bittabi maziye ait fazahat' diyor.
'Fazahat' ın anlamı nedir?
Kaynak Yayınları'na göre 'fazahat'ın Türkçesi, 'utanç verici işler, alçaklık' tır. Dolayısıyla Atatürk, Ermeni olaylarıyla ilgili olarak 'utanç verici işler' diyor. 'Bugün böyle bir olay yok ama, dün vardı. 1915'te utanç verici bir şey olmuştur ve İtilaf devletleri de zaten bugünden değil; geçmişe ait utanç verici, alçakça işlerden bahsediyor' diyor.
Peki Atatürk'ün bazı sözleri toplumdan bilinçli bir şekilde saklanmış olabilir mi?
Şu olabilir. Atatürk'ün bazı sözleri, konjonktüre uygun düşmeyebilir. Biz, Atatürk'ü 'büyük devlet adamı, büyük kumandan, ulu önder' sıfıtlarıyla anıyoruz. Oysa en önemli özelliği olan siyasetçi tarafını unutuyoruz.. İsmet Paşa, 'Atatürk'ün siyasetçiliği kumandanlığından üstündür' diyor. Gerçekten Atatürk öngörüsü yüksek olan çok iyi bir siyasetçi. Ve bir siyasetçi, yerine ve zamanına göre aynı konuda farklı şeyler söyleyebilir, kurduğu ittifakları değiştirebilir. Bu, siyasetin doğasında var. Atatürk'ün de farklı zamanlarda aynı konuda farklı görüşleri var.
Hangi konular bunlar?
Mesela Atatürk'e Osmanlı devletinin Birinci Dünya Savaşı'na girmesi hakkında ne düşünüyorsunuz diye soruyorlar. 1919'da sorduklarında 'Savaşa girilmemesi diye bir ihtimal yoktu' diyor. Çünkü Atatürk o zaman İttihatçı'larla birlikte davranmak zorundaydı ve onları koruyor. Zaman geçiyor, Cumhuriyet kuruluyor. Aynı soru yine soruluyor. İttihatçılar için,'Bunlar cahildir. Birinci Dünya Savaşı'na girip memleketin altını üstüne getirdiler' diyor. Atatürk'ün Sovyetler Birliği'yle ilişkisini ve sözlerini alın, emperyalizme ve kapitalizme karşı çıkan çok Bolşevik Che Guevera tarzı bir Atatürk kurabilirsiniz kafanızda. Ama aynı Atatürk camiden çıkıp Meclis'i açıyor. Hocalarla birlikte dua ederek kurbanlarla, besmelelerle Meclis'i açıyor. Meclis Osmanlı'da böyle hiç açılmadı.
Atatürk bugün Meclis'i böyle açabilir miydi? Açsaydı ne olurdu?
İrtica denirdi buna. Atatürk siyasetçi olarak böyle yapmak zorunda olduğunu düşündü. Çünkü o dönemde İslami bir dayanışmaya ihtiyacı vardı.
Atatürk'ün dinle ilgili sözlerinin de Türk Tarih Kurumu tarafından sansür edildiğini okudum gazetelerde. Bu mümkün mü?
Mümkün. Atatürk'ün meşhur Medeni Bilgiler kitabındaki dinle ilgili bazı sözleri sansürlenmiş. Atatürk bu kitabında, 'İslam Arapların dinidir... Biz ise Türküz... İslam bizi geriletti... Bizden uzak dursun' havasında bir söz ediyor. 1930'larda söylenmiş bir söz bu. Bizim için hangi Atatürk geçerli, bunu söyleyen Atatürk mü, Meclis'i duayla açan Atatürk mü? Atatürk gidip camide halka hutbe de okuyor. Balıkesir'de bir camide konuşuyor. Yapacaklarını, İslam da bunları emrediyor diye anlatıyor. Atatürk ondan sonra hiç camiye gitmiş mi? Gitmemiş.
Bir yandan devlet bütün kurumlarıyla Atatürkçü, bir yandan devletin kurumları Atatürk'ün sözlerini sansürleyip saklıyor. Bu çelişki nereden kaynaklanıyor?
Çünkü farklı konjontürlerde farklı Atatürkçülük versiyonları var. Herkesin kendine göre içini doldurabileceği boş bir kutudan bahsediyoruz. Atatürk'ün aynı konuda farklı yaklaşımları var. Eğer Atatürk'ün siyasetçi olarak söylediği bir söz, o günkü konjonktüre uymuyorsa sansür ediliyor.
Atatürkçülük, Atatürk'ün ölümünden sonra mı ortaya çıktı?
Aslında Atatürkçülük diye bir şey yok. Atatürk var. Atatürkçülük diye bir ideoloji hiçbir zaman olmadı. Atatürk'ün aklından bir ideolojik paket hazırlamak hiç geçmedi. Atatürk'ün siyaseti, duruma göre hareket etmek oldu. Mesela iktisat siyasetinde, özel sektör de devletçilik de arka arkaya denendi. Atatürkçülük bir pragmatizmdir. Dolayısıyla biz bunu söyledik, angaje olduk, bu programın dışına çıkamayız gibi teorik bir platformdan tamamen uzak bir sistemdir. Kazanmak için gereken neyse o yapılır. Gerekirse ittifaklar kurulur ve bozulur. Mesela Türk Tarih Kurumu, Atatürk'le ilgili başka şeyler de sansür etti.
TTK başka neyi sansürledi?
Atatürk'ün 1923'te İzmit'te basın mensuplarıyla yaptığı çok uzun bir görüşme var. Atatürk orada Kürt meselesine değiniyor. 1960'larda Atatürk'ün söylev ve demeçleri toplanırken, o tarihte gazetelerde yayımlanmış olan konuşmasının bu bölümü çıkarılıyor. O konuşmasında Atatürk, Milli Mücadele'nin başında da, Teşkilat-ı Esasiye'de de olduğu gibi 'Kürtlere yerel özerklik, otonomi ya da ona benzer bir şey verilecek' diyor. Zaten 'Türk milleti' ve 'Bu memlekette Türkler yaşar' tanımlaması da 1925'teki Şeyh Sait isyanından sonra ortaya çıkıyor.
Niye?
Şeyh Sait isyanı dönüm noktasıdır. Bu isyanın ikili bir yüzü var. Kürtler hem Cumhuriyet'in reformlarına karşı ayaklanıyorlar, hem de bir Kürt milliyetçiliği ayaklanmasını gerçekleştiriyorlar. 1925'e dek Atatürk Meclis'teki konuşmalarında, 'Türk, Kürt, Çerkez hepimiz İslam'ın unsurlarını oluşturuyoruz' diyor. 1925'ten sonra ise 'Türkiye'de yaşayan herkes Türk milletidir, herkes Türktür. Cumhuriyet'i Türkler kurdu' deniyor. Yani, 'Herkes kendine Türk diyecek ve Türkçe konuşacak' deniyor. Oysa Atatürk'ün 1925'e kadar bir Türk tanımı yoktu. Kanunlarda da Türk tanımı yoktu, çoğu zaman 'Türkiye halkı' diye geçiyordu ve Atatürk de çok defa böyle diyordu.
Atatürk Kürtlerle yapmış olduğu ittifakı bozdu mu?
Şeyh Sait ayaklanmasının temel nedeni, bu ittifakın bozulmasıdır zaten. Bu ittifakın bozulmasına tepkidir ayaklanma. Kürtleri yanına alarak verdiği Milli Mücadele'yi başarıyla sonuçlandırdıktan sonra Atatürk, bir siyasetçi olarak Kürtlerin desteğine ihtiyacı kalmadığını düşündü. Bu ittifakı, ileride yapmak istediklerine engel olarak görmeye başladı ve muhtemelen de kafasında nihai hedef olarak Kürtlere özerklik vermek gibi bir şey yoktu. Onun nihai hedefi bizim bugün anladığımız üniter devletti. Aslında Atatürk'ün Kürt sorununa bakışı, bugünkü resmi politikadan farklı değildi.
Eğer her dönem konjonktüre uygun farklı bir Atatürkçülük varsa, bugünkü Atatürkçülük nedir?
Bugün Atatürkçülerin dile getirdiği bir 'cumhuriyet ilkesi' var. Oysa cumhuriyetçilik, devlet başkanının hanedan üyesi olmayıp, bir şekilde seçimle gelmiş olmasından ibaret bir yönetim şeklidir. Yani saltanata son vermektir. Cumhuriyeti bu şekilde tanımlarsanız, 'cumhuriyetçi' olmanın manası pek yok. Ama bizde bir de 'cumhuriyetin temel ilkeleri, değerleri' diye bir lakırdı var. Cumhuriyetin içi, kendisiyle ilgili olmayan laiklik meselesiyle doldurulmaya çalışılıyor. Aslında Atatürkçülük, laiklik meselesidir. Bugün Atatürkçülük'ten geriye ne kaldı derseniz, laiklik meselesi kaldı. Atatürkçülüğün içinde demokratik bir mesele hiç yok.
Atatürkçülük'te niye demokrasi yok peki?
Aslında demokrasi ve laiklik ayrılamaz. Laiklik demokrasi için ne kadar gerekliyse, demokrasi de laiklik için o kadar gereklidir. Atatürk hayatı boyunca aslında özgür aklı vurguluyor. İslam'ın getirdiği zihniyet dünyasını, dinin sosyal baskısını yıkmadan, insanların özgür bir akla sahip olmasının mümkün olamayacağını ve din hâkimiyetini yok etmeden demokra-tik bir düzenin kurulamayacağını düşünüyor. Dinin insanlar üzerindeki baskısının ancak otoriter bir düzende ortadan kaldırabileceğine inanıyor. Atatürkçülük esas itibarıyla budur ve tipik bir aydınlanma felsefesidir. Atatürkçülük siyasi felsefe olarak otoriterliğin dışında asla tanımlanamaz.
Atatürkçülük çağdaş demokrasiye izin verir mi?
Korkarım vermez.
Bugünkü Atatürkçülük'le, Atatürk'ün gerçek kimliği ve sözleri ne kadar örtüşüyor?
Atatürkçülük, Atatürk'e çok haksızlık ediyor. Atatürk böyle ayet düzeyinde birtakım sözlerden ibaret bir insan değil. Onun Birinci Meclis'te milli mücadeleye yön verebilmek ve insanları ikna edebilmek için yaptığı konuşmalar çok önemli. Çok akıllı, öngörü sahibi, kararlı iyi bir siyasetçi Atatürk. Eğilip bükülmüyor mu? Evet eğilip bükülüyor. İnanılmaz bir eğilip bükülmesi var, esnekliği çok yüksek Atatürk'ün. Atatürk iyi bir siyasetçi. Ama biz Atatürk'ü bizim yaptıklarımızı yapmayan insan üstü bir varlık, bir süpermen olarak düşünüyoruz.
Atatürk'ün pek çok sözü niye topluma yansıtılmıyor?
'Nutuk' dahil, Atatürk'ün yaptığı konuşmaların geniş kesimlerce okunduğunu söyleyemeyiz. Biz, Atatürk'ün söylediklerini, 'İstikbal göklerdedir. Hayatta en hakiki mürşit ilimdir' gibi, 'ayetler' tarzında biliyoruz. Mesela 'Nutuk', yıllardır en çok basılan kitaptır. Bir üniversite mezununun önüne koysanız, ne anlattığını anlatamaz. Çünkü 'Nutuk'u tam anlayamaz.
Niye? 'Nutuk' o kadar anlaşılmaz mı? Biz yakın tarihimizi 'Nutuk'tan öğrenemez miyiz?
Öğrenemeyiz. 'Nutuk' sekiz yıllık bir otobiyografidir. Atatürk 'Nutuk'ta, 1919'da Samsun'dan başlayarak 1927'ye kadar geçen sekiz yıllık hadiseleri, sadece kendi açısından anlatıyor. 'Nutuk', sadece telgrafnamelerden kurulu bir metindir. 'Nutuk'u profesyonel tarihçinin dışında kimsenin anlaması mümkün değlidir. Ortalama bir vatandaş 'Nutuk'tan bir sonuç çıkaramaz. Bu yüzden biz 'Nutuk'un 'Ey Türk Gençliği' diye başlayan sadece son satırlarını biliyoruz ve onu da 'ayet' gibi asıyoruz.
Tarihçiler geçmişte ne olduğunu araştırmakta zorlanıyorlar mı?
Arşivlerin hepsini kilitli bir dolaba koysanız da, yakın tarihle ilgili yeterince malzeme var. Yazılmış kitapları, o gün basılmış gazeteleri profesyonel bir gözle okursanız, yakın tarihte ne olduğu anlaşılıyor. Mesela Milli Mücadele yıllarının gazetelerine bakıyorsunuz, İstanbul'da işgal altında çıkan gazeteler Mustafa Kemal'i alkışlıyor, Anadolu hareketini destekliyor. Yayımladıkları karikatürlerde Yunan subaylarıyla, diğer yabancı askerlerle dalga geçiliyor. Normal koşullarda işgal altında bunlar mümkün değildir.
Peki nasıl olabiliyor bu?
Demek ki o kadar da bir işgal yok. Eğer hakiki bir işgal olsa, insana nefes aldırmazlar. Anadolu çok büyük bir işgal yaşamadı. İşgal asıl Güneydoğu'da Fransızlar tarafından Gaziantep, Kahramanmaraş ve Urfa'da yaşandı. Batı Anadolu'da da Yunan işgaline karşı savaşıldı. İtalyanlar ve İngilizler geldi ama hiç savaşmadık. Birinci Dünya Savaşı'nın galipleri İstanbul'a yüz bin kişilik orduyla geldiler ama, İstanbul'da Kartal'dan öteye geçmediler. Kaltal'dan sonrası Kuvayi Milliye'den soruluyordu. Çünkü onların Osmanlı devletini tamamen ortadan kaldırma niyetleri yoktu. Zaten İngilizler Musul ve Kerkük'ü almıştı. Anadolu'yla ilgilenecek durumda değillerdi. Çünkü kuzeyde Rusya'da Bolşevikler bambaşka bir sistem kuruyordu. Asıl hedefleri Rusya'ydı. Rusya daha büyük tehditti ve oraya asker göndermek istiyorlardı.
Biz Kurtuluş Savaşı'nı kime karşı yaptık?
Mücadelenin ana hattı, batıda Yunanistan'ın ittirilmesi, doğuda da Ermenistan'ın ittirilmesidir. Kazım Karakarabekir'in ordusu doğuda Ermenilerle savaştı. Osmanlı Ermenileri değil bunlar. Rusya'da Bolşeviklerle de savaşan Beyaz ordu taraftarı Menşevik Ermeniler bunlar. Doğu Anadolu'yu istiyorlardı. Türk ordusu Güneyde Fransızlarla, batıda da yüz binin üzerindeki Yunan askeriyle savaştı. İngilizlerin Musul ve Kerkük'ü alması üzerine Fransızlar da hiç olmazsa güneydoğuda bir yer edinmeye çalışıyordu. Kurtuluş Savaşı üç yıl sürdü ve şehit-yaralı toplam 30 bin kişilik zaiyatımız oldu. Kurtuluş Savaşı'nın pırıltılı hale getirilmesinin nedeni, Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'le birlikte yapılanlara bir meşruiyet kazandırmak içindir.
Toplum yakın geçmişin gerçeklerini öğrenirse çok mu şaşırır?
Şaşırır fakat çok rahatlar. Bu toplum rahatlamaya ihtiyacı olan bir toplum.
Toplumdan saklanan sırların kaynağında İttihatçılar mı var? Onları mı korumaya çalışıyoruz?
Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olmasının da payı var tabii. Normalde cumhuriyetçilerin Osmanlı saltanatında olan her şeyi suçlaması gerekirken, savunmak durumunda kalıyorlar. Çünkü İttihatçılar, geçmişlerini silip atamıyorlar. Çünkü Cumhuriyet bir kopuş değil, bir geçiş aslında. Fransız ihtilalindeki gibi gelenler gidenleri giyotinle kesmiş olsalardı, önceki dönemle bir kopuş olurdu. O zaman Enver Paşa, Sarıkamış'ta ölen 90 bin asker için 90 bin kere didiklenirdi. Ama durum öyle değil. Enver Paşa'nın yaveri, Cumhuriyet'te Atatürk'ün yaveri. Yaverler düzeyinde bir devamlılığı var işin. Aynı kadro, aynı zihniyet Cumhuriyeti devam ettiriyor. İşte o zaman da rejim değişikliği olmuyor, iktidar değişikliği oluyor.
Osmanoğulları'nın saltanatı bitiyor, Cumhuriyet kuruluyor. İttihat Terakki Partisi isim değiştiriyor ve ittihatçılar Cumhuriyet Halk Partisi oluyor. İttihatçılar Osmanlı'yı batırıyorlar ama Cumhuriyeti de kuruyorlar.
Osmanlı'nın son döneminde yaşanan acı olayları gizlemenin nedeni de, Cumhuriyeti kuran kadronun İttihatçı olması mı?
Evet. Kopuş olmadığı için, Ermeni katliamı da bu yüzden tartışılamıyor.
1915'teki olayları siz tarihçi olarak nasıl tanımlıyorsunuz?
Ben eskiden de 1915 olaylarına katliam derdim hâlâ öyle diyorum. Tapu kayıtları, bu meselenin özüne ilişkin bilgi kaynağıdır. Çünkü 1915 çok sayıda Ermeninin öldürülmesiyle sınırlı değildir. Aynı zamanda büyük miktarda servet de el değiştirdi. Ne boyutta servet değişimi olduğu, Müslümanlara ne boyutta mülk devri gerçekleştiği anlatımdan çıkmaz. Bu ancak tapu kayıtlarından okunabilir. Yaklaşık bir milyon Ermeni yerinden alınıyor ve bir daha dönmüyor. O bağlara, bahçelere, dükkânlara, işyerlerine birileri sahip oluyor. Tapu kayıtlarında bu ortaya çıkıyor. 1915'ten 18'e kadar ki tapu kayıtlarından Ermenilerin o sıradaki mülk toplamı ve bunların kimlere geçtiği rahatlıkla görülebilir. Bunun ortaya çıkmasından çekiniliyor...

Yazan: Tunç Tarih: November 15, 2006 10:36 PM

Sayın Gunka,

Önce Ataturk'u tartismak bir tabu degildir. yazmışsınız. Sonra da şunları yazmışsınız :

"Her zamana uygun..."

"Son kullanim tarihleri yoktur..."

"Her zaman uygulanacak mukemmelliktedirler.

Görüşler, vecizeler vb. her zamana uygun ise, son kullanma tarihleri yoksa, her zaman uygulanabilecek mükemmelikte ise, bunları tartışmak -peki tabu demesek bile- yanlış ve abes değil midir? Benim bildiğim, sizin sözkonusu görüşlere vb. yüklediğiniz nitelikler "gökten inen kitaplar"a yüklenenler ile tıpatıp aynı.

Bir de aktardığınız vecizeye bakalım :

"Bizim devlet idaresinde takip ettigimiz prensipleri, gokten indigi sanilan kitaplarin dogmalariyle asla bir tutmamalidir."

"Gökten indiği sanılan kitaplar". Hangi kitaplar acaba bu aslinda gökten filan inmemiş olup da insanların her nedense öyle sanageldiği kitaplar? Siz biliyorsanız belirtir misiniz?

"Biz, ilhamlarimizi gokten ve gaipten degil, dogrudan dogruya hayattan almis bulunuyoruz.

İlhamlarını hayattan alamayıp da 'gökten ve gaipten almış' olanlar kim? Büyücüler mi? Bunu da açıklarsanız sevinirim.

Saygılar...

Cengiz Cebi, felsefe öğretmeni

Yazan: cengiz cebi Tarih: November 16, 2006 03:57 AM

Burada aciklanacak hicbirsey goremiyorum, yazilan vecize gayet aciktir. Bunu ATaturk'un laik bir devlet kurmasindan anlayabilirsiniz. Dusuncelerini pratige dokmustur. Ayrica, Ataturk'un vecizeleri ve nutku onun dusunceleridir. Benim yukaridaki kullandigim tabirler yani, her zamana uggulanabilir, yada son kullanim tarihlerinin olmamasi demek onlarin tartisilmamasi demek degildir. O vecizeler gecmise ve gelecege uygulanabilecek mukemmelliktedir. Tartismak isteyen istedigini tartisabilir. Zaten buraya bu yuzden fikirler yaziliyor. Herkes fikrini soyleyebilir, benim yaptigim gibi Cengiz Bey.

Yazan: gunka Tarih: November 16, 2006 06:18 PM

Kemalizme Tabu diyen zihniyet, Mustafa Kemal Atatürk'ü İstiklal Harbi zamanında vatan haini ilan eden zihniyettir. Bu kişiler Avrupa desteklidir, ki namı değer sözde profesör Avrupa Birliği'nden 450 000 euro almaktadır. Kemalizm ona bu parayı "liberal düşünce" adı altında sattırmaz. Bu yüzden bu arkadaş için Kemalizm bir tabudur. Kemalizm bir milleti uşak olmaktan kurtarmıştır. Ne var ki Türkler ne kadar kahraman çıkarmışlarsa o kadar da hain beslemişlerdir. Devir hainler devri, var olsun onlar böyle liberal liberal toplaşsınlar. Ama unutulmamalıdır ki; Mustafa Kemaller ölmez. Mutlaka İstiklal Mahkemeleri yeniden kurulur ve ecnebi parasıyla vatan toprağı satanlardan hesap sorulur. Ne Mutlu Türk'üm Diyene!!!!! Gazi Mustafa Kemal Atatürk

Yazan: Mustafa Tarih: November 24, 2006 01:02 AM

sloganlarla düsünmek disinda bir fikir üretebiliyor mu kemalistler?

Mustafa adli arkadas ne yazik ki yorum olarak pespese sloganlar koymus :

Mustafa kemaller ölmez,

Ne mutlu türküm diyene...

Arkadaslar gelin, Atatürk'ün ve diger türk büyüklerinin en iyi taraflarini alalim ve kendimize bir yol çizelim. Bir adami tanri ilân etmekle bir yere varilmiyor iste görüyorsunuz.
Elestirilmeyen düsünce akimlari yozlasiyor.

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: November 26, 2006 10:38 PM

Tabularla nereye kadar?(Tarihsel, Atatürk’ü Keşfetmek)

Hiçbir düşünce veya gurubun değil Türkiye’de, Dünya’da bile toplumların kabul etmeme gibi bir alternatifi olmadığı, anlamasa da boyun eğdiği ve saygı duyduğu bir şahsiyet Atatürk.
Onun niteliklerinin, çağın insanlarının idrak ve bilinçlerinin çok üzerinde olması nedeniyle birçok düşünce guruplarının Atatürk’ü anladıkları kadar kendi anlayış ve bilinçlerinde yoğurup onun muhteşemliği arkasında kendilerini kabul ettirme heyecan ve telaşı, kendilerinden olmadığı ezikliği ve şaşkınlığı ile yeremedikleri, çürütemedikleri güneş gibi parlayışı karşısında başka neden ve alternatif arayışları içinde olanların savaşı, onu anlamamaktan ileri gelmektedir.
Atatürk, zamanın içinde sıkışık, yok olma kaderi taşıyan düşüncelerin adamı değildir. Onun adına düşünenler ve fikir üretenler bir zaman sonra fikirleri ve düşünceleri ile toprak olacaklardır ama Atatürk evrensel misyonu ile çağlar sonrasına bile yanılsayacaktır.
Görevlerin fonksiyonu için bir alternatife her zaman ihtiyaç vardır. Yaşamak için nasıl bendene ihtiyaç varsa…
Atatürk bir faniye nasip olamayacak birden çok değerli kimliğini evrensel misyonu için vasıta yapmıştır. Onun tek bir kimliği vardır. Oda insanlığın evrensel liderlerinden biri olmasıdır. Tıpkı çağlar boyunca saygı ile anılanlar gibi…

Yazan: orhan yarat Tarih: November 30, 2006 01:06 AM

ben sizin görüşlerinizin bir çoğuna katılmıyorum.çünkü atatürk olmasaydı, şu anda başka bir devletin himalesi altında olabileceğimizi unutuyorsunuz. üstelik yazı devrimi yaptı diye eleştiriyorsunuz. unutmayın o zaman ki yazıda türk alfabesi değil ve şu anda daha çok geçerli olan yazı latin alfabesidir. bence siz eleştirecek insan arıyorsunuz çünkü atatürk'ün bizler için vatanı için yaptıklarını çok çabuk unutmuşsunuz.

Yazan: damla Tarih: December 2, 2006 06:20 PM

Tabi ki herşey tartışılmalı, tezlere antitez çıkartılmalı, ortaya çıkan sentezlerden yeni bir tez oluşturulmalı ki devamlı gelişim sağlanabilsin. Ama bunu tartışabilen insanlar yapsın. Sorunlar monologlarla kısır döngüye sokulmamalı sağlıklı diyalogların temelleri atılmalı.

Peki neden Atatürk bir tabu ve tartışılamıyor? Bugünün kurallarıyla tarihi inceleyen beyniyle değil kalbiyle düşünen toplumumuzla bu iş olmaz. Felsefeden, sosyolojiden, tarih kuramından, pozitif bilimin tüm dallarından bihaber aydınımızla bu iş olmaz. Herşeyi politika malzemesi yapmaya çalışan, kendi menfaatine yoran, objektif olamayan liberallerimizle bu iş olmaz.

Bilim adamları tarafından yapılacak bir tartışmayı her zaman izlemek isterim, onların arasına girip fikir üretebilecek, onların ellerine su dökebilecek düzeyde bile Atatürk bilgisine sahip değilim; yani benimle de olmaz.

Yazan: serhad yüksel Tarih: December 2, 2006 11:07 PM

Sumerbank, Etibank vs diye birseyler vardir.

Bunlar 1923 den sonra kurulan bankalardan bazilaridir ve bu isimleri koymaktan amac yeni kurulmus olan devletin tarihini kurumlarina yansitmakti.

Fakat gelin gorunki Ataturk'un vefatindan sonra ne Sumerlerin nede Etilerin Turklerin tarihinde hemen hemen hic bir rollerinin olmadigi anlasilmistir.

Bu cok ilginctir ve bize dayatilan "resmi tarih"in aksakliklarini net bir sekilde gosteriyor.
Yani 1923-1938 tarihleri arasinda "tarihimiz" dedigimiz zaman bildiklerimizi anlatiyor. Cunku o zamana kadar yeni Turkiye Cumhuriyetinin halefi olarak bilinen tek devlet Osmanli idi ve Selcuklularin varligi ise yeni yeni ogreniliyordu. Ataturk'un Uygurlardan, Gokturklerden, Gaznelilerden vs den haberi bile yoktu.

Bu nedenle Ataturk'un icinde bulundugu dunyayi anlamak ve yigidin hakkinin o gunun sartlarini degerlendirdikten sonra vermek gerekir.

Turklerin tarihini dahi teknik nedenlerle bilemeyen Ataturk'ten, Kurtlerin tarihini bilmesini istemek dogru olmaz. Bazi Kurt arkadaslarin bunu bildikten sonra kritikllerini ona gore yapmasini tavsiye ederim. Ataturk bugun bizim bildiklerimizi bilseydi mutlaka farkli bir care bulurdu. Onca ozveri, sehit ve izdirapla kurdugu eserinin 50-60 sene sonra kan revan icerisinde olacagini dusunerek hesaplarini yapmadi. Eksiklik ve hata daha sonra gelenlerdedir.

Sonucta; Ataturk'un Kapikuleden Semdinliye kadar olan cografyadaki tum insanlarin tek bir kimlik altinda birarada yasamasindaki maksadi KOTU AMACLARLA yapilmis seyler degildi.
***

Vefatindan sonra Ataturk'u anlamak yerine onu ezberle takip edenlerede, ona saldiranlarada tavsiyem bugunku Afganistan'a bakmalaridir. Afganistan 1920 lerdede 1990 lardada ayni fotografin icinde kalmis bir ulkedir.
1920 lerin Turkiyesinin tamamina yakin yeri Kandahar'dan, Herat'tan farkli yerler degildi, Ankara'nin goruntusu Kabil'den pek iyi degildi.
Fakat Antalyanin, Denizlinin, Kayserinin 1920 lerdeki fotografi ile bugunku fotografi cok farklidir.

Bu fark bizim Ataturk gibi bir lidere sahip olmamizdan kaynaklaniyor.

Hakkaride, Sirnakta, Bitliste hala Afganistan'a benzer fotograflar cekilebiliyorsa, bu Ataturk'u anlamayip onun Cankayasina yerlesenlerin, onun uniformasini giyenlerin, onun kurdugu mecliste oturanlarin sorunudur.

Yazan: Haydar Tarih: December 3, 2006 09:12 PM

Atatürk tanri degilse nasil 3397 kitap okudu?

Uludağ Üniversitesi’nin Dergisi’nde Sosyoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Fügen Berkay Atatürk'ün 3397 kitap okudugunu söylemis.

http://satirarasi.wordpress.com/2006/10/07/ataturk-kac-kitap-okudu/#comment-620

uydurma vergisi diye bir vergi olsa Fügen Berkay iflas ederdi herhalde...

Atatürk 57 yasinda öldü (1938-1881) ve 3397 kitap okudu öyle mi? Yani meselâ haftada bir kitap okusa 3397 hafta yani 65 yil eder.

Zübeyde hanim’in karnindan çiktigi anda okuma yazma ögrenmis olsa her 4 veya 5 günde bir kitap bitirse ancak yeter ömrü.

çanakkale savasini kim yapti? Kurtulus savasinda kütüphanede miydi bu adam? (Eyvah “adam” dedim, sözümü geri alsam bu sefer “adam degildi” olur!!!)

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 3, 2006 11:42 PM

Haydar Bey'e katılıyorum, amaçlarını ortaya koymadan icraatlarını yorumlamaya kalkarsak hata ederiz.

Babama ait 1960'lara ait bir tarih kitabında Bizans tarihinin hiçte küçümsenmeyecek bir düzeyde anlatılmış olduğunu hatırlıyorum. Eminim ki amacı bizi Bizanslı yapmak değildi.Sümerleri, Etileri ve Bizanslıları Türk Halkının tarihine sokarken Atatürk'ün asıl gayesi Anadolu topraklarında üniter bir devlet kurabilmekti. Türkiye Cumhuriyeti'ni yaşlı çınar ağacından çıkan bir dal değil toprağa yeni dikilmiş bir fidan olarak düşünüyordu. Ona göre Türkiye Cumhuriyeti onun en büyük eseriydi. Hiç aranızda ağaç diken var mıdır bilmiyorum ama ben diktim ve fidan toprağıyla bütünleşene kadar inanın size gözüm gibi korudum. Cumhuriyet fidanı da daha çok körpeydi, can suyu yeni verilmişti. Zaman içinde bu fidanın rüzgarlar karşısında zorlanacağının ve belki de kırılabileceğinin farkındaydı.

Tabi ki onun döneminde demokrasi olamazdı. Demokrasi eğitimli ve zengin toplumların yönetim biçimiydi. O günlerin Türkiye'sinde eğitim ve zenginlikten bahsetmek mümkün değildi. Atatürk'ün en büyük yatırımları eğitime yönelikti. Eğitimli bir toplumla zenginliğe ulaşılabilir ve bu temeller üzerinde demokrasi kurulabilirdi.

Katıldığı savaşlarda hep en ön cehpelerdeydi. Ülkesi ve insanı için hayatını hiçe saymaktan korkmamıştı. Bir kurmay subaydı ve savaş meydanlarının en güvenli yerleri olan karargahlardan çıkmadan tüm savaşlarını bitirebilirdi. Büyük Taaruzun başladığı yere giderseniz Kocatepe'nin bir mermi mesafesinde olduğunu, iyi bir nişancının Atatürk'ün tam alnının ortasından vuramaması için hiç bir neden olmadığını görürsünüz. Ki Çanakkale'de vurulmuş ancak saati kendisini kurtarmıştı.

Yeni bir devlet kurmuşsunuz ve bu körpe devletin dünyadaki en gelişmiş devlet olmasını istiyorsunuz. Bu insanlar ve topraklar için hayatınızı feda edebilecek kadar cesaretten öte delisiniz. Halkınız aç ve eğitimsiz. Yeni bir dünya savaşı ufukta görülmüş. Eski düzene dönmek isteyen rakipleriniz sizin boş bir anınızı kolluyor. Acaba siz nasıl bir yönetim biçimi uygulardınız?

Yazan: serhad yüksel Tarih: December 4, 2006 03:45 AM

Tunç Bey lütfen biraz daha kibar olun. Fügen Hanım kendi düşüncesini dile getirmiş. Doğru veya yanlış bunu değerlendirebilecek bilgiye sahip değilim, aynı şekilde sizin de sahip olmadığınıza eminim. Ben de sizin iddianızı günde bir kitap okunayarak 10 senede rahatlıkla bitirebilir şeklinde çürütebilirim. Emin olun Atatürk'ün küçümsenmeyecek kadar boş zamanı olmuştu. Şayet Atatürk'ün hayatını okursanız cepheler hariç Osmanlı tarafından pek de tutulan bir paşa olmadığını ve savaş meydanlarına gitmediği sürece devamlı kızakta veya sürgünde olduğunu görürsünüz.

İddia edildiği gibi nasıl olup da Vahidettin'in yıldızı hiç de parlak olmayan ve Bab-ı ali tarafından sevilmeyen bu Paşayı Osmanlı'nın tek kurtuluşu olarak gördüğüne ve askeri hiyerarşiyi yıkarak kendisinden rütbeli şahısların komutanlığına tayin ettiğine bir türlü akıl sır erdiremiyorum.


Yazan: serhad yüksel Tarih: December 4, 2006 04:00 AM

Selamlar Serhad Bey,

Yorumunuz genelinde akla yakin, bana yanit verdiginiz için tesekkürler.

Yanliz su cümlenize takildim :
"Ben de sizin iddianızı günde bir kitap okunayarak 10 senede rahatlıkla bitirebilir şeklinde çürütebilirim" (SY)

Bir günde hangi kitabi bitirebilirsiniz? Cin ali ve berber fil mi? -Darilmayin bugün komikligim üstümde :-) -

Simdi dense ki Atatürk'ün kütüphanesinde "5 bin kitap vardi" tamam. Basvuru kitaplari olur, sözlükler olur, atlaslar olur. Sonra mesela sadece bazi bölümlerini okumak için de bir kitap alabilir bir insan. Alip da okumamis olabilir. Ama tutup da "3397 kitabi hemde altini çizerek (yani tekrar o sayfalara dönerek) okumustur" deyince biraz "atmasyon" kategorisine giriyor. Tabi uydurma demem kaba kaçmis, özür dilerim.

Dedigim gibi yorumunuz genelinde mantikli ama aklima takilan bir soru da su oldu :

Şayet Atatürk'ün hayatını okursanız cepheler hariç Osmanlı tarafından pek de tutulan bir paşa olmadığını ve savaş meydanlarına gitmediği sürece devamlı kızakta veya sürgünde olduğunu görürsünüz. (SY)

Padisah tarafindan tutulmayan, hayatinin bir kismini sürgünlerde geçiren Mustafa Kemal'e Çanakkale gibi hayatî bir cephe nasil emanet edildi?

a) Çanakkale savasinda Atatürk sanildigi gibi çok önemli bir rolde degildi.
b) Atatürk anlatildigi kadar "sevilmeyen" bir pasa degildi.
c) Bunlarin hepsi.
d) Hiçbiri.

Dostlukla


Yazan: Tunç Tarih: December 4, 2006 11:44 AM

Serhad Bey,

"Şayet Atatürk'ün hayatını okursanız cepheler hariç Osmanlı tarafından pek de tutulan bir paşa olmadığını ve savaş meydanlarına gitmediği sürece devamlı kızakta veya sürgünde olduğunu görürsünüz."

Çok ilginç.

Acaba bu kızak görevlerinden biride Vahdettin'in yaverliği mi? Ya da son anda kalan yine padişah (yine vahdettin) damatlığı?

Yoksa kendisinin çok istemesine rağmen anadoluya gönderileceği için verilmeyen Erkan-ı Harp riyaseti mi? (Şimdinin Genelkurmay Başkanlığı)Ya da yine benzer sebeplerle verilmeyen İstanbul Merkez Komutanlığı.?

Tarihi -sadece- nutuktan okumayın. Nutuk "kazananın" tarihidir. Tarihi çapraz okuyun.

Saygılar..

Yazan: Suat Öztürk Tarih: December 4, 2006 04:08 PM

"Padisah tarafindan tutulmayan, hayatinin bir kismini sürgünlerde geçiren Mustafa Kemal'e Çanakkale gibi hayatî bir cephe nasil emanet edildi?"

250bin sehit olduguna gore, ve epey sag kalanda (gazi) olduguna gore Osmanlinin Canakkaleye katilan asker sayisi belki 500bin belki daha fazlaydi (bilenler aciklarsa sevinirim).

500bin kisilik bir askeri birlik olsa olsa ordu olur. Yani Kolordu, Tumen, Alaylar bu rakamin yaninda minik kalir.

Mustafa Kemal o tarihte bir Yarbay.
Birileri bir Yarbayin boylesine bir orduyu sevkettigini soyluyorsa saka yapiyordur. O zamanlar baskomutan olan Enver Pasa bile bu rakami bir Yarbaya teslim edecek kadar cilgin degildi.

Canakkale harbinde belkide duzinelerle Yarbay vardi ve hep birlikte o destani yazdilar. Ama "resmi tarihcilerimiz" Mustafa Kemal'i insan boyutundan cikarma gayretleri icerisinde diger komutanlari one cikartmamis... hatta neredeyse yok sayarak Tunc arkadasimizin bugun bu soruyu sormasina sebep olmustur.

Yazan: Haydar Tarih: December 4, 2006 04:44 PM

öyle demeyin Haydar Bey,

Atatürk Anadolu'nun bagrindan bir günes gibi dogdu, hatta Zübeyde Hanim'in bakire olduguna, atatürkün gökten zembille indigine dair söylentiler var. Geçenlerde buraya kopyaladigim bir sitede arkadaslar atatürk'ün 3500 kitap okudugunu da iddia ediyorlardi. Daglarin bile gölgesi atatürk seklinde bu ülkede :-)

Not: "En güvenilir kurum" konusunda yazdiginiz yorumlar çok iyi, tebrikler.

Suat Bey Kardesim,

Tarihi Nutuk'tan ögrenseler gene iyi, bazi insanlar tarihi ve dünyayi Çildirtan Türkler, metal firtina ve Kurtlar vadisinden "ögreniyor"...

Dostlukla

Dostlukla

Yazan: Tunç Tarih: December 5, 2006 09:41 PM

Tunc Bey'in siteminde haklilik var.
Eger internet (bilgi) cagina girmeseydik, resmi tarihcilerin menzili bahsedilen noktalara bile gelebilirdi.

Internet ve AB Ittihat ve Terakkicilerin hic hosuna gitmeyen seyler. Epeyce sindirilen AKP disinda memlekette sadece bu ikisi muhalefet.

Yazan: Haydar Tarih: December 6, 2006 06:32 AM

Atatürk etrafında oluşturulan şahıs kültü

Bu kültün temel varsayımı Cumhuriyet'in kurucusunun tarihî, tarihin belirli bir kesitinin ürünü bir şahsiyet olmayıp (Atatürk'ün kullandığı "tarih yazanın, yapana sadık kalması" anlamında değil) ideolojik yaklaşımların sevdiği bir ifadeyle, "tarih yapıcısı" karakteriyle içinden çıktığı toplumsal gerçeklikle ilintisiz, Mannheim'ın "ütopya"larıyla bile kıyaslanması kabil olmayan bir kuramsal yaklaşım ürettiğidir. Bu nedenle Atatür