« Tabularla Nereye Kadar? [Tarihsel Atatürk'ü Keşfetmek] | Ana Sayfa | Mine Kırıkkanat'ın Ezberleri »

July 23, 2005

Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi

ABD'deki devlet okullarında Darwin'in evrim teorisine alternatif olarak okutulması tartışılan Akıllı Tasarım, son 15 yıldır giderek güçlenen ve büyüyen bir teori. Gücünü de, Darwinizm'in varsayımının aksine, yaşamın hiç de rastlantı olmadığı gösteren bilimsel kanıtlardan alıyor.

Aslında bu konudaki tartışmanın başlangıcı 150 yıl öncesine uzanıyor. Darwin'in 1859'da yayınlanan Türlerin Kökeni adlı kitabından bu yana, biyolojideki temel kuram, canlıların doğal seleksiyonun ürünü olduklarını öngören evrim kuramı oldu. 20. yüzyılda Darwinizm'e genetik ışığında getirilen yeni yorum, doğal seleksiyona bir de mutasyon mekanizmasını ekledi. Ancak bu iki mekanizmanın, yani doğal seleksiyon ve mutasyonun, canlılığın tek kaynağı olduğu yönündeki geleneksel anlayış, son yıllarda önemli eleştiriler alıyor. Pek çok bilim adamı, canlılığın sadece bu gibi amaçsız ve bilinçsiz faktörlerin ürünü olamayacağını, hayatın kökeninde "tasarlayıcı bir aklın" olduğunu savunuyorlar.

cdarwin.jpgBu anlayış son yıllarda yeni bir teoriyi de beraberinde getirdi: "Akıllı Tasarım" (Intelligent Design) teorisi. Time dergisinin 12 Ağustos 2005 sayısının da kapak konusunu oluşturan teori, halen ABD'de ateşli bir tartışmanın odak noktası. Bilim dünyasında Akıllı Tasarım'ı kabul edenlerin sayısı artarken, bazı eyatler de teoriyi ders kitaplarına Darwinizm'in alternatifi olarak koymayı tartışıyorlar.

Bu teori, 1990'lı yıllarda bir grup Amerikalı bilim adamı tarafından ortaya atıldı. Teorinin ilk büyük çıkışı, Pennsylvania'daki Lehigh Üniversitesi'nden biyokimya profesörü Michael J. Behe'nin "Darwin'in Kara Kutusu: Evrime Karşı Biyokimyasal Başkaldırı" adlı kitabı oldu. Behe, kitabında canlı hücresinin Darwin zamanında içeriği bilinmeyen bir "kara kutu" olduğunu, hücrenin detayları anlaşıldığında ise, burada çok kompleks bir "tasarım" bulunduğunun ortaya çıktığını anlatıyordu. Behe'ye göre, canlılardaki kompleks sistemlerin doğal seleksiyon ve mutasyonla, yani bilinçsiz mekanizmalarla ortaya çıkması imkansızdı ve bu durum hücrenin "bilinçli bir şekilde tasarlandığını" gösteriyordu. Fransız felsefe profesörü Peter van Inwogen, bu kitabın önemini şöyle vurgulamaktaydı:

"Eğer Darwinistler bilimsel gerçeklerle dolu bu kitabı, önemsemeyerek, yanlış anlayarak veya ona gülüp geçerek karşılarlarsa, bu durum bugün Darwinizm'in bilimsel bir teori olmaktan çok bir ideoloji olduğu yönündeki gitgide yayılan şüpheler için önemli bir kanıt olacaktır."(1)

Darwinistler Behe'ye tatminkar bir cevap veremediler. Ve Akıllı Tasarım teorisi giderek daha fazla bilim adamı tarafından savunulmaya başlandı. Bugün bu hareketin önemli isimleri arasında California Berkeley Üniversitesi'nden Philip Johnson; MIT, Chicago, Princeton Üniversiteleri'nden Willam Dembski; doktorasını Cambridge'de yapmış olan Stephen C. Meyer; Chicago Üniversitesi'nden Paul Nelson gibi isimler yer alıyor. Seattle merkezli Discovery Institute adlı bilimsel enstitünün çatısı altında bilimsel çalışmalar yürüten gruba, internet üzerinden ulaşmak mümkün. (www.discovery.org)


İndirgenemez Komplekslik

Akıllı tasarım teorisini savunanların en çok vurgu yaptıkları kavramlardan biri, "indirgenemez komplekslik" (irreducible complexity).

Bu kavram, aslında Darwin tarafından ortaya konmuş bir "kıstas"a dayanıyor. Darwin, kendi teorisinin nasıl yanlışlanabileceğini Türlerin Kökeni'nde şöyle ifade etmişti:

"Eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır. Ama ben böyle bir organ göremiyorum."(2)

Darwin'in buradaki kastını iyi incelemek gerekiyor. Başta belirttiğimiz gibi, Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar). Darwinist teoriye göre, bu iki mekanizma, canlı hücresinin kompleks yapısını, kompleks canlıların vücut sistemlerini, gözleri, kulakları, kanatları, akciğerleri, yarasaların sonarını ve daha milyonlarca karmaşık tasarımlı sistemi meydana getirmiş durumda.

Ancak son derece kompleks yapılara sahip olan bu sistemler, nasıl olur da iki bilinçsiz doğal etkenin ürünü sayılabilir? İşte bu noktada Darwinizm'in başvurduğu kavram, "indirgenebilirlik" kavramı. Teori, sözkonusu sistemlerin çok daha basit hale indirgenebileceklerini ve sonra da kademe kademe gelişmiş olabilecekleri iddia ediyor. Bu kademeler sayesinde, Darwinizm'in iddiasına göre, önceden gözü olmayan bir canlı türü kusursuz bir göze sahip oluyor, önceden uçamayan bir başka tür de kanatlanıp uçar hale geliyor.

Ancak Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu klasik hikayede çok önemli bir yanılgı olduğunu savunuyorlar. Dikkat edilirse, Darwinist teori, bir noktadan bir başka noktaya (örneğin kanatsız canlıdan kanatlı canlıya) doğru giden aşamaların hepsinin tek tek "avantajlı" olmasını öngörüyor. A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor. Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.

İşte Darwin bu nedenle "eğer birbirini takip eden çok sayıda küçük değişiklikle kompleks bir organın oluşmasının imkansız olduğu gösterilse, teorim kesinlikle yıkılmış olacaktır" demişti.

Akıllı Tasarım teorisyenleri, işte bu noktayı vurguluyorlar ve 20. yüzyıl biliminin, Darwin zamanında yeterince bilinmeyen pek çok "indirgenemez kompleks" yapı ortaya çıkardığını belirtiyorlar.3 Michael Behe'nin kitabında indirgenemez kompleks sistemlere verdiği ilginç örneklerden biri, bakteri kamçısı.


Bakterinin Kamçısı

"Kamçı" olarak Türkçe'ye çevrilen "flagella" isimli organ, bazı bakteriler tarafından sıvı bir ortamda hareket edebilmek için kullanılır. Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.

Bakterilerin kamçısı, uzun zamandır biliniyordu. Ancak son 10 yıl içindeki gözlemler, bu kamçının detaylı yapısını ortaya çıkarınca bilim dünyası şaşkına döndü. Çünkü kamçının, önceden sanıldığı gibi basit bir titreşim mekanizmasıyla değil, çok karmaşık bir "organik motor" ile çalıştığı ortaya çıktı. flagellum.jpg

Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).

Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır. Bunlar kusursuz bir mekanik tasarımla yerlerine yerleştirilmiştir. Bilim adamları kamçıyı oluşturan bu proteinlerin, motoru kapatıp açacak sinyalleri gönderdiklerini, atom boyutunda harekete imkan sağlayan mafsallar oluşturduklarını ya da kırbacı hücre zarına bağlayan proteinleri hareketlendirdiklerini belirlemişlerdir. Motorun işleyişini basitleştirerek anlatmak amacıyla yapılan modellemeler bile, sistemin karmaşıklığının anlaşılması için yeterlidir.

Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi "yıkmak" için yeterli olduğunu savunmaktadır.(4) Çünkü kamçı hiç bir şekilde basite indirgenemeyecek bir yapıdadır. Kamçıyı oluşturan moleküler parçaların tek bir tanesi bile olmasa, kamçı çalışmaz ve dolayısıyla bakteriye hiç bir faydası olmaz. Bakteri kamçısının ilk var olduğu andan itibaren eksiksiz olması gerekmektedir. Bu gerçek karşısında evrim teorisinin "kademe kademe gelişim" modeli anlamsızlaşmaktadır.


Tasarım Nasıl Belirlenebilir?

Bakteri kamçısı kuşkusuz Akıll Tasarım savunucularının tek örneği değil. Behe kitabında daha pek çok "indirgenemez kompleks" yapının örneğini veriyor. Sadece Behe'nin kitabında değil, Akıllı Tasarım'ı savunan pek çok biyolog tarafından yayınlanan kitaplarda ve bilimsel makalelerde, evrimin "kör" mekanizmalarının açıklayamadığı kompleks tasarımlara dair sayısız örnek var: İnsan gözünün anatomisi, retina hücrelerindeki karmaşık biyokimyasal düzenek, DNA replikasyonunda görev yapan enzimler (5), insanın diz ekleminin tasarımı(6) veya "tek yönlü ve daimi nefes akışı" sağlayan özgün kuş akciğeri (7) gibi.

Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu yapıların hiç birinin "doğal mekanizmalarla" oluşmuş olamayacağını, mutlaka bilinçli bir düzenlemenin ürünü olduğunu savunuyorlar. Peki bir yapının tasarım ürünü olduğu nasıl anlaşılıyor? William Dembski The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities (Dizayn Çıkarımı: Küçük Olasılıklar Yoluyla Şans Faktörünü Elimine Etmek) adlı kitabında bu soruyu cevaplıyor.(8)

Dembski'ye göre, doğada var olup da doğal faktörlerle ortaya çıkma olasılığı aşırı derecede küçük olan yapılar, bilinçli bir tasarımın bilimsel kanıtını oluşturuyor. Örneğin fonksiyonel bir protein molekülünün, doğadaki 20 farklı aminoasitin rastlantısal biraraya gelmesiyle oluşma ihtimali, matematikte "imkansız"ın başladığı nokta sayılan 10 üzeri 50'de 1'den bile çok çok daha (trilyarlar kere trilyarlarca kat) küçük. Bu durum, proteinin rastlantısal bir sürecin ürünü olmadığını, "tasarlanmış" bir yapı olduğunu gösteriyor.

Daha kolay anlaşılır bir örnek ise şöyle: Balta girmemiş bir ormanda bir heykele rastlarsanız, bundan çıkardığınız sonuç ne olur? Doğal faktörlerin bu heykeli oluşturmuş olmaları ihtimali çok çok küçük olduğu (yani böyle bir alternatif "imkansız" olduğu) için, heykelin tasarlanmış olduğu sonucuna varırsınız. Akıllı Tasarım teorisyenleri, canlıların kompleks mekanizmalarının, bir ormanda bulunan heykelden çok daha açık birer "tasarım kanıtı" olduğunu savunuyorlar.


Bilim İçin Bir Dönüm Noktası

Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci?

Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar. Profesör Philip Johnson'a göre, "herkes bu sorulara kendi inançlarına ve düşüncelerine göre cevap arayabilir, ama önemli olan bilimin, hayatı amaçsız bir rastlantılar zinciri olarak gören Darwinist teoriyi reddediyor olması."(9)

Akılı Tasarım teorisi, hem bilim dünyasını hem de toplumu derinden etkileyeceğe benziyor. William Dembski, teoriyi yeni bir bilimsel devrim olarak niteliyor. Nitekim son 10 yılda ABD'de büyük bir Akıllı Tasarım fırtınası esiyor. Teorinin Behe, Johnson, Dembski gibi öncüleri, ABD'nin saygın üniversitelerinde bilimsel konferanslarda söz alıyor, Darwinist bilim adamlarıyla tartışmalara katılıyor ve teorinin her geçen gün daha fazla yayılması için çalışıyorlar. Darwinistler ise, her ne kadar teoriyi çeşitli suçlama ve saldırılarla diskalifiye etmeye çalışsalar da, bunun 150 yıldır karşılaştıkları en ciddi bilimsel meydan okuma olduğunda birleşiyorlar.

Akılı Tasarım teorisinin en önemli mesajı, tüm doğayı "planlanmamış, amaçlanmamış bir rastlantılar yığını" olarak gören ortodoks biyoloji anlayışının geçersiz olduğunu savunması. Michael Behe, bu yeni anlayışın bilim dünyası tarafından kabullenilmesinin kolay olmadığını, ancak zaten hiç bir bilimsel devrimin kolay gerçekleşmediğini belirtiyor:

"Hayatın üstün bir akıl tarafından tasarlanmış olduğu anlayışı, hayatı basit doğa kanunlarının bir sonucu olarak algılamaya alışkın bizlerde bir şok etkisi yaratmış durumda. Ama diğer yüzyıllar da benzer şokları yaşamışlardı ve şoklardan kaçmak için bir neden de yok."(10)

Bilim dünyası bu "şok"u kabullenecek mi, bunu zaman gösterecek.


NOTLAR
1) Michael Behe, Darwin's Black Box, New York, The Free Press, 1996
2) Charles Darwin, The Origin of Species: A Facsimile of the First Edition, Harvard University Press, 1964, s. 189
3) Ayrıca bkz. Michael Denton, Evolution: A Theory in Crisis. London: Burnett Books, 1985, ss. 199-220
4) Michael Behe, Darwin's Black Box, The Free Press, New York, 1996, s. 69-73
5) Stephen C. Meyer, "Word Games: DNA, Design and Intelligence", Signs of Intelligence, (ed. William Dembski James Kushiner), 2001, Brazos Press, ss. 102-117
6) Stuart Burgess "Critical Characteristics and the Irreducible Knee Joint", 1999, http://www.trueorigin.org/knee.htm
7) Michael J. Denton,. Nature's Destiny. Free Press. New York. 1998, s. 361
8) William Dembski, The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities, Cambridge University Press, 1998
9) Phillip Johnson, The Wedge of Truth, Splitting the Foundations of Naturalism, InterVarsity Press, 2000, s. 23
10) Michael Behe, Darwin's Black Box, New York, The Free Press, 1996, s. 252-53


Akıllı Tasarım teorisi hakkında bu sitede yer alan diğer makaleleri, Bilim, Din ve Ateizm kategorisi içinde bulabilirsiniz.


AKILLI TASARIM KONUSUNDA ÖNERİLEN TÜRKÇE YAZILAR
Michael J. Behe, "Yaşamın kökeni Akıllı Tasarım"
Phillip E. Johnson, "Darwinizm’in derin anlamı nedir?"
Hilmi Yavuz, "Hayatın Başlangıcı ve Evrim Kuramı"
Ertuğrul Özkök, " Her yol Allah'a mı çıkıyor?


AKILLI TASARIM KONUSUNDA ÖNERİLEN İNGİLİZCE LİNKLER
Discovery Institute
Intelligent Design Network
Access Research Network
The Design Inference
Post-Darwinist

Yazan: WebMaster Tarih: July 23, 2005 11:28 PM

Okur Yorumları

(NOT: Yazılar üzerine yapılan yorumların sitede yer alması, bunların Mustafa Akyol tarafından benimsendiği ve desteklendiği anlamına kesinlikle gelmez. Aksine, farklı ve karşıt görüşleri ifade eden yorumlar da kabul edilmektedir. Ancak saldırgan, düzeysiz veya konuyla ilgisiz yorumlar reddedilecektir. Eğer bu siteye ilk kez yorum yazıyorsanız, standart yorum kurallarını dikkate almanız önemle rica olunur.)

Marmara Üniversitesindeki konferansınıza katıldım ve çok memnun kaldım. Ancak bu kadar güzel bilgiler içeren bir konferansa çok az kişinin katılmış olması beni üzdü. Ben başka bir üniversitede okuduğum için konferanstan geç haberim oldu yoksa diğer arkadaşlarımı da haber verirdim. Mustafa Bey ayrıca siteniz de çok güzel. Allah sizde razı olsun.. dualarımız sizinle inşallah

Yazan: Erva Tarih: December 29, 2005 07:36 PM


Sayın Öztürk'ün isteğine aynen katılıyorum.Özel olarak Sayın Mustafa Bey' e de bu dileğimi ayrıca iletmiştim.

İnşallah bu ve benzeri programların ,sonrasında izleme ya da dinleme imkanı sağlanabilir.

Selam ve saygılarımla...........

Yazan: ceren Tarih: December 29, 2005 11:14 PM

En iyi cozum, buna benzer konferansların Istanbul'da bir kac kez daha ve Istanbul disindaki illerde de yapilmasi olur...

Yazan: damla Tarih: December 30, 2005 08:26 AM

Üniversitede İstatistik Fizik okumuş bir fizikçi olarak bu tartışmalar bana çok komik geliyor:

İstatistik Fizik'te çok kullanılan bir örnek olarak bir odanın içindeki gaz moleküllerinin tamamının odanın bir yarısında toplanmış olması ihtimalini hesaplıyorduk. Ortaya imkansızdan başka bir sonuç çıkmıyordu.

Hesap kısaca şöyledir: Bir molekülün odanın mesela sağ yarısında bulunması ihtimali 1/2'dir. İki molekülün sağ yarımda bulunması ihtimali ise 1/2 * 1/2 olacaktır. N molekülün sağ yarımda bulunması ihtimali ise 1/2^N dir. Burada N sadece 1 mol (yani 6x10^23) bile olsa sonuç imkansızdan başka bir şey olmaz. Kısaca denebilir ki moleküllerin odanın bir yarısında toplanması, dışarıdan bir etki olmadığı sürece, imkansızdır. Evet sadece imkansız.

Dış etki sözüne dikkatinizi çekmek isterim. Eğer sonuç, moleküllerin odanın bir yarısında toplanmasının çok daha ötesinde, insan aklını aciz bırakacak derecede mükemmel varlıkların oluşması ise, dış etki "Akıllı Tasarım"cıların bahsettiği gibi çok akıllı bir "şey" olmalıdır.

Gerisi bilim adına akılsızlık yapmaktan başka birşey değildir. Bu "aklı" kabul etmeyince çaresiz kalır, cansız varlıklara, kör tesadüflere akıl yüklemek zorunda kalırsınız.

Yazan: fizikci Tarih: December 30, 2005 07:02 PM

Marmara Üniversitesindeki konferansa bende katıldım,ve gerçekten de başarılı buldum Mustafa Akyol u,ancak dikkatimi çeken bir nokta vardı,o da ilahiyatçılarımızın hitabette olsun,konuyu iyi dinleyip kavrama da olsun,soru cevap kısımlarındaki konuşmalarındaki,sorularındaki performansları olsun,hiç de iç açıcı degildi...en azından benim görüşüm bu şekilde..


(Blawknox)

Yazan: blawknox Tarih: January 3, 2006 10:11 AM

Mesa-i sini böylesine hayirli saatlere tüketen arkadasimiz, Mustafa Akyol'a cok tesekkür ve tebrik ediyorum.

PatriarchFAz'in görüslerine (kismen) katilamiyorum dogrusu, katilamiyorum cünkü bir konu hakkinda birseyler anlatiyor olmak, isterseniz 10 alan'da Prof. olasiniz, kesinlikle dogruyu söylüyorsunuz anlamina gelmez, biri digerine gerekce sayilamaz. Yani birakin ögrenci olmayi, en yüksek Lisans sahibi olmak, yillarca o alanda tahsil yapmis olmak, mutlaka dogrusunu biliyor, söylüyor anlamina gelmedigi gibi buna gerekce bile olamaz.

Ikincisi, konu ne olursa olsun, insan da ön yargilar var oldugu sürece, en keskin beyin dahi "tarafli" gözlemleme yapacaktir.

Böylesine bir akim'i(intelligent design) topyekün bilimdisi olarak ilan etmek, Ate'lere özgü bir davranismidir, belli basli bir ideoloji yikilacak kaygisimidir nedir, bilemiyorum.

Varsa nasibi, Ateist'in bilim'den edinecegi pay, bu Dünya'dan ibarettir.

Selam

Yazan: Sinan Tarih: January 6, 2006 11:12 AM

"Ancak tüm bu süreçlerde mutasyonla yeni genetik bilgi üretilmediğine dikkatinizi çekmek isterim."

yukarda M.Akyol böyle bir cümle sarfetmiş kul gribinin mutasyonu ile ilgili olarak
yeni bilgi ne demek? mutasyyon ile gen segmentinde bir harf bile değişse ortaya çıkan yeni bilgidir. sadece varolan bilginin değişmesi değil mutasyon olarak yeni bir harfin ortaya çıkması yada varolan bir harfin silinmeside mümkündür ve bunların hepsi bilgi üretmedir

Harf diye kastedilen şey nükleotittir

Yazan: dehri Tarih: January 15, 2006 02:08 PM

bir biyolog olarak öncelikle şunu söylemek istiyorum.bu konularda yorum yapmak için illede biyoloji okumak gerekmiyor.nice meslektaşlarımı tanıyorum ki sadece önyargılarının ürünü olarak darvin teorisini yada akıllı tasarım teorisini kabul ediyorlar.bu konularda okumak ,sistemdeki mükemmeliyeti görmek ,yaradıcının hernereye bakarsak bakalım kusursuz yaradışını görmek eğitimle doktora yapmakla yada akademik başka kariyer yapmakla mümkün değil.peygamberimize inen ilk emrin, eline yazılı bir belge verilmeksizin ona 'oku' denmesinin ,onunda neyi okuyayım demesi üzerine sistemi okuması gerektiği; ve hatta ilk olarak orada ona sperm - yumurta birleşmesi olayındaki harika mekanizmanın örneğinin verilmesi bizlere ders olmalıdır.peygamberimiz biyoloji eğitimi almadığı halde ona ve diğer insanlara ilk inen emir ,yüzümüzü nereye çevirirsek çevirelim yaradanı göreceğimizi fark etmemizdir.(ikra'dan bu anlaşılmalıdır) birbaşka gözlemim mustafa beyin ceviz kabuğu programında karşısına türkiyeden hiçbir biyoloğun (özellikle biyoloji eğitimi veren üniversitelerdeki sayın profesörlerin) çıkamayışı bu teorinin hem sahipsiz kaldığını hemde biyoloji eğitimi alan değil veren kişilerin bile sırf akademik kariyerlerini korumak pahasına darvin teorisini savunduklarını gösterir.ömer kardeşim çevrene bak mükemmeliyet karşısında tesadüf kelimesi çok komik kalıyor bunu farket.biyoloji eğitimi alırken edindiğin görüşler hazmedilmesi gereken zamanla değişime uğramaya müsait görüşlerdir.önyargılarımızdan siyasi kimliğimizden sıyrılarak ve çevresel etkilerden kurtularak objektif düşünerek doğru yolu bulacağımızı düşünüyorum.doğadaki herşeyde algılama gücümüzün zayıflığından kaynaklanan (kesitsel algılama araçlarımızdan )görememe durumu mevcut olabilir.belkide gözlerimiz UV'yi kızıl ötesini yada daha yüksek dalga boylarını görse idi hiç tartışmazdık.maddenin izafiliği ortada tek birşey bırakıyor YARADANI....

Yazan: öz-den Tarih: January 24, 2006 04:13 PM

Bedeninizden geçip ruhunuza hayat verin 40 gün.
Ne var ne yok alemde görürsünüz.
Şüpheniz de kalmaz,

Yazan: yok ol Tarih: February 24, 2006 08:07 AM

ben canlilarin, uzayda bizim goremedigimiz ancak var oldugu bilinen 5. boyutun otesindeki tencere-kapaklarin yarattigi manyetik etkilesimden dolayi var oldugunu dusunuyorum. nitekim evrendeki her turlu duzenin bu manyetik etkilesimden olustugunu dusunuyorum. bunun aslinda dusundugunuz kadar sacma sapan bir teori olmadigini gostermek icin de 500 tane tencere-kapak ureticisinden imza topladim, ayrica imza atanlarin icinde iki tane de metalurji muhendisi var.

bu cigir acan yeni teorimin "intelligent desing" ve evrim teorisi ile birlikte okullarda okutulmasini talep ediyorum.

eger siz okutulmamasi gerektigini dusunuyorsaniz lutfen teorimin neden intelligent design'dan daha yetersiz kaldigini aciklar misiniz?

degerli dusunceleriniz icin simdiden tesekkur ederim.

Yazan: Arslan Tarih: February 24, 2006 10:16 PM

Flagellum icin verdiginiz ornegin yanlis ve yetersiz oldugu butun biologlar tarafindan kabul edilmistir. Bunun en guzel ornegi otomobil ile verilebilir. mesela eskiden mekanik olan otomobiller cok basit mekanik sistemler ile calisiyordu, ancak bugun bir surusunun bilgisayar cipi var. bugun otomobilin bilgisayar cipi olmadan calismasi mumkun degil, ancak bu otomobilin "daha basit" bir sistemden evrimlesmedigini gostermez.

bu konuda sizi biraz daha bilgilendireyim:

http://www.actionbioscience.org/evolution/nhmag.html
------------------------------------
The Flaw in the Mousetrap
Intelligent design fails the biochemistry test.
By Kenneth R. Miller
Michael J. Behe fails to provide biochemical evidence for intelligent design.


To understand why the scientific community has been unimpressed by attempts to resurrect the so-called argument from design, one need look no further than Michael J. Behe's own essay. He argues that complex biochemical systems could not possibly have been produced by evolution because they possess a quality he calls irreducible complexity. Just like mousetraps, these systems cannot function unless each of their parts is in place. Since "natural selection can only choose among systems that are already working," there is no way that Darwinian mechanisms could have fashioned the complex systems found in living cells. And if such systems could not have evolved, they must have been designed. That is the totality of the biochemical "evidence" for intelligent design.
Parts of a supposedly irreducibly complex machine may have different, but still useful, functions.

Ironically, Behe's own example, the mousetrap, shows what's wrong with this idea. Take away two parts (the catch and the metal bar), and you may not have a mousetrap but you do have a three-part machine that makes a fully functional tie clip or paper clip. Take away the spring, and you have a two-part key chain. The catch of some mousetraps could be used as a fishhook, and the wooden base as a paperweight; useful applications of other parts include everything from toothpicks to nutcrackers and clipboard holders. The point, which science has long understood, is that bits and pieces of supposedly irreducibly complex machines may have different -- but still useful -- functions.

Evolution produces complex biochemical machines.
Behe's contention that each and every piece of a machine, mechanical or biochemical, must be assembled in its final form before anything useful can emerge is just plain wrong. Evolution produces complex biochemical machines by copying, modifying, and combining proteins previously used for other functions. Looking for examples? The systems in Behe's essay will do just fine.

Natural selection favors an organism's parts for different functions.
He writes that in the absence of "almost any" of its parts, the bacterial flagellum "does not work." But guess what? A small group of proteins from the flagellum does work without the rest of the machine -- it's used by many bacteria as a device for injecting poisons into other cells. Although the function performed by this small part when working alone is different, it nonetheless can be favored by natural selection.

The blood clotting system is an example of evolution.
The key proteins that clot blood fit this pattern, too. They're actually modified versions of proteins used in the digestive system. The elegant work of Russell Doolittle has shown how evolution duplicated, retargeted, and modified these proteins to produce the vertebrate blood-clotting system.
Working researchers see evolution in subcellular systems.



And Behe may throw up his hands and say that he cannot imagine how the components that move proteins between subcellular compartments could have evolved, but scientists actually working on such systems completely disagree. In a 1998 article in the journal Cell, a group led by James Rothman, of the Sloan-Kettering Institute, described the remarkable simplicity and uniformity of these mechanisms. They also noted that these mechanisms "suggest in a natural way how the many and diverse compartments in eukaryotic cells could have evolved in the first place." Working researchers, it seems, see something very different from what Behe sees in these systems -- they see evolution.
Behe's points are philosophical, not scientific.


If Behe wishes to suggest that the intricacies of nature, life, and the universe reveal a world of meaning and purpose consistent with a divine intelligence, his point is philosophical, not scientific. It is a philosophical point of view, incidentally, that I share. However, to support that view, one should not find it necessary to pretend that we know less than we really do about the evolution of living systems. In the final analysis, the biochemical hypothesis of intelligent design fails not because the scientific community is closed to it but rather for the most basic of reasons -- because it is overwhelmingly contradicted by the scientific evidence.

Yazan: Arslan Tarih: February 24, 2006 10:26 PM

Darwın'ın zamanında tek bir bir hücrenin bile muhteşem olduğu bilinemiyor,hücre içi su dolu bir şeye benzetiliyordu.ancak elektron mikroskopunun ortaya çıkışıyla tek bir hücrenin bile mükemmel bir yapıda olduğu anlaşıldı.şimdi ise ateistler gerekli kaynak buldukları için değil ALLAH'ı redetmek için evrimi tekrar gündeme taşıyorlar.
isteyenler harunyahya.org sitesinden aldığım yazıları anafikir.com'da okuyabilirler.


saygılar...

Yazan: melih Tarih: March 14, 2006 03:35 PM

evrimci biyologların olasılık dersinide almalrını arzu ediyorum.sayılarla saka yapılmaz ufak bir oynama adamı çarpar.kişi inandığı gibi yaşayamayınca yaşadğı gibi inanrmış.fen bil son sınf öğrnc

Yazan: katre Tarih: March 17, 2006 03:30 PM

Şu durumda akıllı tasarım varsa, tasarımcının neden sadece bir tane olduğu düşünülüyor, birden fazla olamaz mı? Benim bu düşüncem de akıllı tasarım kadar bilimseldir sanırım...

Yazan: deniz Tarih: March 27, 2006 02:37 PM

Bilirken susmak bilmezken konuşmak kadar çirkindir...

İş Değil Karanlıkta Aydınlığı Görebilmek Bana Aydınlıktaki Karanlıkları Görebilcek Gözler Gerek Şeyh Müslüm İNCEDAL

Yazan: Şeyh Müslüm İNCEDAL Tarih: April 12, 2006 08:55 AM

akıllı tasarım teorisi evrim teorisine karşı bir teori olarak çıkmış gibi görünüyor. ancak bunun bilimsel olmadığını söylemek pek doğru olmaz kanısındayım. evrim teorisinin de teori olduğunu unutmayalım. ben bu teorinin kanıtlandığı bir örnek istiyorum. akıllı tasarım teorisinin bakteri kamçısı gibi...

Yazan: harun Tarih: April 12, 2006 06:47 PM

bence matematikde imkansız nedir istatistikle matematik arasıdaki farklar nelerdir? sorularının cevabını daha iyi bilmek herkes için faydalı olur. o konuda çok yetkin değilim ama saydığınız isimlere şunu hatırlatacak kadar yetkinim. bütün bakteriler kamçı sahibi değildir ve kamçısı olmadan daha basit şekillerde yaşayabilen bir bakteri varsa bu o organın indirgene bileceğini gösterir. ayrıca darwinst değilim onunda birçok eksiğini sayabilirim. ancak burdaki eleştirilerin hiç biri darwin teorisinde asıl tartışılması gerekenler arasında değildir kanımca. ne yaradılış teorisinin nede darwin teorisinin deneylerle kanıtlanabilir yanı yoktur. buda onları pozitivist bilim alanında tartışılabilir olmaktan çıkarır.

Yazan: selin Tarih: April 12, 2006 11:57 PM

Sayın Mustafa Bey
Başta bu yazımın bilimsellikten tamamen uzak,hamasi bir yazı olacağını belirteyim.
Bu yazılanlar,tartışılanlar... hepsinin kökeni çok eskiye dayanır.Bunlar hepsi baştan beri var olan hatta bir anlamda varolma nedenimiz olan imtihanın bir parçasıdır:İman-küfür kavgası(terim anlamıyla kullanılmıştır).
Ezeli ve Ebedi Olanın ilmi sonsuzdur.Bizim bütün yapmaya çalıştığımız(bilim dediğimiz) bu ilmi müşahede edip anlamaya çalışmaktan ibaret.Zaten bu konudaki temel araç olan 'aklı' bile O vermiş bize.Hiç bir iradesi olmadan yaşama gelen canlı varlıkta-çok açıkça ve basit haliyle- küstahlık yapıp aklı verene sözüm ona akılcılık yapıp karşı geliyor.
Bana göre bilim ulaştığı bu düzeyde yavaş yavaş varolma amacına hizmet etmeye başlamıştır.Zamanla daha iyiye gideceğine eminim.Buna rağmen inanmayan gene inanmaz,kısmet işidir bu.Mesela siz yukarıda bir sürü link vermişsiniz okumaları için sayın yazarların.Büyük ihtimalle bakmamışlardır bile bırakın okumayı analiz etmeyi.İşine gelen gerçek gerçektir zira.İnanan biri olarak biliyorum ki mucizeleri görenler bile 'bu sihirdir' demişlerdir.
Özetle ak-kara hepsinin belli olacağı bir güne az kaldı
YAZIMI OKUDIKTAN SONRA ŞU GERİCİYE BAK BU NE BASİTLİK BU KADARINA PES DİYECEKLERE NOT:
Bilmenizi isterim ki,en az sizin kadar 'analitik' ve 'akademik' yazardım ama sizin samimi olamdığınızı 150 200 yıllık insan oğlunun yaşadığı tecrübeden rahatça çıkarabiliyorum.Bilimin işinize geldiği kadarını kullandığınızı düşünüyorum.Bu sebeplerden ötürü de bir anlamda 'gerek görmüyorum'

Yazan: beyazit Tarih: April 13, 2006 01:38 AM

Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)

Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....

*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.

*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.


Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...

-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda çevresel faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...


Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...


Yazan: dharma bum Tarih: April 21, 2006 08:24 PM

Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....

*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.

*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.

Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...

-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda "çevresel" faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...


Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...

Yazan: dharma bum Tarih: April 22, 2006 02:47 PM

""hidrojen siyanit(HCN), asetilen(C2H2) ve suyu birlikte bir test tüpüne koyup üzerinde yoğunlaştırıp tepkimeye girmeleri için tetikleyici ve yüzey sağlarsanız içlerinde aminoasitler ve ADENİN!!! adlı bir DNA bazı da bulunan bir sürü organik bileşik elde edersiniz""

ben lise öğrencisiyim meb biyoloji olimpiyat sınavlarına hazırlanmak için günlerce milli kütüphaneden evrim biyolojisiyle ilgili araştırma yaptım, az buçuk bilgim oldu ve yukardaki yazıyla karşılaştım.
Yazının başlarında dünyanın ilk zamanlarından atmosfer ve toprak bileşenlerini yazmış(tabi burada hepimiz! bilimsel olaylardan haberdarız dünyanın çok eski zamanlardaki bileşenlerini özellikle kutuplardan, toprak derinliklerinden, eski kayalardan, volkanlardan vb. anlaşılabildiğini biliyoruz)
Hatırladığım kadarıyla C,H,N gibi elementler çok bol özellikle metan bileşiği.(oksijen az miktarda var çünkü çoğu oksitlenme ile kayalara demirlere veya okyanus diplerine geçmiş, oksijen daha sonra klorofil benzeri yapıları oluşturabilen bakterilerden sağlanır)
Yukardaki deney teoride değildir, bu deney bilimadamları tarafından defalarca yapılmıştır alın size basit yapılardan karmaşık yapıların oluşturulması yönünde büyük bir adım.

Ayrıca bilimsellik inanç istemez siz izafiyet e inanmıyorum diyerek kendinizi ondan soyutlayamazsınız zamanında ona da imkansız diyenler olmuştur, hatta galileo nun ölüm nedenini bilenler de burayı daha iyi anlayacaktır.
Ortada bir fizik sorusu olsa acaba bu soruya kaç kişi yanıt verip yorum yapabilecekti, ama doğru ya fizik bilgisi eksiklerimiz var yorum yapamayız peki nasıl oluyor da evrim hakkında yorum yapabiliyoruz

"""Akıllı tasarım bir teori değildir bir gerçektir. Bunun için ne uzun uzun bio kimya incelemelerine gerek var ne de bitmek tükenmek bilmeyen tartışmalara."""
Sayın Farshad Mohajeri "Biyoloji bilimseldir" önermesine katılıyorsanız eğer "Bilim gerçeklerle açıklanır, kimsenin inancı bilime etki etmez" önermesine de katılıyor olmanız gerekir bir yanlışım varsa bilmek isterim ve şunu da söylemek istiyorum: biyolojik bir şeyi açıklamak , ispatlamak ya da çürütmek için muazzam biyoloji, kimya bilgisine sahip olmanız gerekir. Yoksa sokaktaki adam neden gökdelen inşa etmesin ne eksiği var???? Çok merak ediyorum

Ben kendimi yorum yapabilecek kadar evrim bilgisine sahip olmadığımı düşünüyor, evrimle ilgili şöyle gerçektir böyle değildir diye bir yorum yapmadığıma dikkat çekmek istiyorum ve iyi günler diliyorum.

Yazan: baran Tarih: April 24, 2006 07:37 PM

bir şey daha var yukardaki başlıkla ilgili "Darwin yargılanıyor" yargıçların hangi meslekten olduğunu yukarda okuduk.
Darwin suç mu işlemiştir, bilim suç mudur, bunu kim söylüyor, "bilim suçsa gerçekler suçtur" önermesi doğru mudur, doğruysa başa döndük herhalde insan doğduğunda suç işlemiştir mantığı geri mi dönmüştür, dini böyle işlere alet etmek gerçekleri dinle saptırmaya "çalışmak" ne kadar doğrudur, belki sizin kadar dindar değilim ama din insan düşünebildiği ölçüde yararlıdır yoksa bu şekilde kendisine çıkar çevresi yaratmak amacıyla değişik tarikatlarla ya da bireysel olarak insanları dinsiz olarak adlandırarak bilimsel olduğunu sandığı düşüncelerle bilimi çürüttüğünü iddialarıyla insanları aldatarak dindar olunuyorsa ben dinsiz olmaya razıyım.

Yazan: baran Tarih: April 24, 2006 08:09 PM

IntelligentDesign teorisini ilk duyduğumda benim de çok ilgimi çekmiş ve "İşte Evrim saçmalığına son verecek yaklaşım.." demiştim. Ama neticede ColaTurca içmek CocaCola'ya darbe indirmek midir? Bence evrim teorisine inanmayan insanların dabılyu buş'un desteklediği bir teoriye ihtiyaçları yok. Olayı da çetrefilleştirmeye gerenk yok arkadaşlar. Allah yaratmıştır bizleri. İsterse yoktan yaratır, isterse maymundan çevirir insana. Mesele insan olmanın hakkını verebilmektir. Sen maymun bile olamadıktan sonra öyle ya da böyle ne farkeder ki?

Selam ile...

Yazan: demirbim Tarih: May 3, 2006 09:57 AM

Akıllı tasarım teorisi ilk insanla başlar ve bilebildiğimiz her dinin temel taşıdır. Yani bu teori zaten vardı. Genetik bilimler ve mutasyon teorileri mükemmeliyetçidirler. Yani mükemmel olmayan zaten oluşmaz oluşsada yaşam şansı yoktur. Kısa süre var olup kaybolan yaşam biçimleri akıllı tasarım teorilerini çürütürler. Burada akıllı tasarımın hata yapabildiği akla gelirki bu dinsel toplum dayanaklarını sarsacağından tehlikelidir. Özetle devrim teorisine karşı şu ana kadar geliştirilen dini savunma biçimleri bu ihtiyacı karşılıyabilmişken bu konunun tamamen dini temellere taşınmak istenmesi toplum dengeleri açısından zararlı olacaktır.

Yazan: ercan bardakcı Tarih: May 3, 2006 10:34 AM

-İNDİRGENEMEZ KOMPLEKSLİK YANILGISI-

İndirgenemez komplekslik kavramı, Akıllı Tasarım (AT) hareketini savunanların en fazla başvurdukları ve belki de AT’nin bilimsel bir teori olduğunu savunmak için kullandıkları yegâne argüman olarak karşımıza çıkıyor. Aslında indirgenemez komplekslik, AT’nin ispatlanması için kullanılamaz yani doğru olması AT’nin doğruluğunu göstermez ama bu yazımda bu konuyu bir kenara bırakıp indirgenemez kompleksliğin bilimsel konumunu inceleyeceğim.

İndirgenemez komplekslik kavramının mucidi olan Michael J. Behe, 1996 yılında yazdığı Darwin’in Kara Kutusu (Darwin’s Black Box: The Biochemical Challenge to Evolution) kitabında indirgenemez kompleksliği şöyle tanımlıyor:

By irreducibly complex I mean a single system composed of several well-matched, interacting parts that contribute to the basic function, wherein the removal of any one of the parts causes the system to effectively cease functioning. (s. 39)

An irreducibly complex system cannot be produced directly (that is, by continuously improving the initial function, which continues to work by the same mechanism) by slight, successive modifications of a precursor system, because any precursor to an irreducibly complex system that is missing a part is by definition nonfunctional. (s. 39)

Burda Michael Behe, aşağı yukarı şöyle diyor:

İndirgenemez kompleks sistem ile temel fonksiyona katkıda bulunan, birbiriyle etkileşim halinde olan, iyi eşleşmiş çeşitli parçalardan oluşan ve bu parçalardan herhangi birinin çıkarılmasıyla çalışması sonlanacak olan tek bir sistemi ifade ediyorum.

İndirgenemez kompleks bir sistem, öncü bir sistemin ufak, birbirini takip eden değişimleriyle direk olarak (yani aynı mekanizma ile çalışıp ilk fonksiyonu devamlı olarak geliştirerek) üretilemez çünkü indirgenemez kompleks bir sisteme giden herhangi bir öncü sistem tanım gereği işlevsizdir.

İşte Michael Behe indirgenemez kompleks sistemi böyle tanımlıyor ve canlılarda bu özellikleri gösteren biyokimyasal yapılar olduğunu iddia ediyor. Bu yapılara örnekler veriyor ve kitabında bunları uzun uzun anlatıyor. Örnek olarak bakteri kamçısı (bacterial flagellum), kan pıhtılaşma sistemi (blood clotting system) ve bağışılık sistemi (immune system) gibi birkaç sistem veriyor ve bunların kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olduklarını ve bu sebeple de evrimleşmiş olamayacaklarını iddia ediyor.

Şimdi ilk olarak Michael Behe’nin yaptığı indirgenemez komplekslik tanımını ve daha sonra da bu tanım gereği evrimleşmiş olamayacağını düşündüğü sistemleri inceleyelim.

Behe yaşamın tasarlanmış olması gerektiği sonucuna şu mantıksal düzen içinde ulaşıyor. Tanım gereği, indirgenemez kompleks bir sistemin bir parçası eksik öncüsünün işlevsiz olması gerekiyor. Böylece doğal seçilimde işlevsiz bir yapının seçilmiş olamayacağı ve böylece indirgenemez kompleks yapının bir bütün olarak tasarlanmış olması gerektiği sonucuna varlıyor. Ama gerçekte durum böyle değil. İlk olarak öncü bir sistemin daha az parçadan oluşması gibi bir zorunluluk yokur, yani daha fazla parçadan da oluşuyor olabilir. İkinci olarak öncü sistem farklı bir görevi yapıyor olabilir, yani öncü sistemin tanımdaki gibi işlevsiz olması şartı yoktur. Öncü sistem farklı bir fonksiyonu gerçekleştiriyor olabilir. Görüldüğü gibi Behe’nin kurmuş olduğu mantıksal düzende belirgin bir sorun var. Behe’nin indirgenemez komplekslik tanımına uygun yapılar olabilir ama bu onların evrimleşmiş olamayacağı anlamına gelmez.

Peki Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu düşündüğü, dolayısıyla da evrimleşmiş olamayacağını ileri sürdüğü ve “biyokimyasal makineler” olarak adlandırdığı yapılar gerçekten evrimleşmiş olamaz mı? Bu yapılar gerçekten de bir bütün halinde mi ortaya çıkmış olmak zorunda? İşte bu noktada, Behe’nin vermiş olduğu örnekler incelendiğinde, bilim adamları bu yapıların evrimleşmiş olabilecekleri sonucuna varıyor. İlk olarak bakteri kamçısını ele alalım.

Bakteri kamçısı

Flagellum yani kamçı organı prokaryot ve ökaryot hücrelerde bulunabiliyor. Bakteriler kamçılarını sıvı ortamlarda hareket etmek için kullanıyorlar. Bakteri kamçısının işlevini ve yapısını Mustafa Akyol şöyle açıklıyor (1):

Organ, bakterinin hücre zarına tutturulmuştur ve canlı ritmik bir biçimde dalgalandırdığı bu kamçıyı bir palet gibi kullanarak dilediği yön ve hızda yüzebilir.

[…] Bakterinin hareketli motoru, elektrik motorlarıyla aynı mekanik özelliğe sahiptir. İki ana bölüm söz konusudur: Bir hareketli kısım (rotor) ve bir durağan kısım (stator).

Bu organik motor, mekanik hareketler oluşturan diğer sistemlerden farklıdır. Hücre, içinde ATP molekülleri halinde saklı tutulan hazır enerjiyi kullanmaz. Bunun yerine kendine özel bir enerji kaynağı vardır: Bakteri, zarından gelen bir asit akışından aldığı enerjiyi kullanır. Motorun kendi iç yapısı ise olağanüstü derecede komplekstir. Kamçıyı oluşturan yaklaşık 240 ayrı protein vardır.

[…] Bakteri kamçısını kitabında detaylı olarak anlatan Michael J. Behe, sadece bu kompleks yapısının dahi, evrimi “yıkmak” için yeterli olduğunu savunmaktadır.

Aslında bakteri kamçısının indirgenemez kompleks olup olmadığıyla veya evrimleşmiş olup olamayacağıyla çok ilgisi yok ama yine de belirtmek lazım. Burda adı bahsi geçen bakteri kamçısını oluşturan farklı protein sayısı olan 240 doğru değil. Bakteri kamçılarının çok daha az proteinle oluştukları yapılan araştırmalarda ortaya konmuştur. Örneğin E. coli türü bakterinin kamçısının yapısında 18-20 farklı protein bulunmaktadır (2). Ayrıca farklı bakteri türlerinde farklı (E. coli’ninkinden daha az) sayıda proteinden oluşan kamçı türleri vardır. Ökaryot hücrelerdeki kamçı ise “cilium” olarak adlandırılmaktadır. Yapı olarak bakteri kamçısından oldukça farklı yapıdadır. Örneğin bir hayvan sperm hücresindeki cilium 250 civarında proteinden oluşmaktadır (2). Aslında sayılarda yapılan bu yanlışlığın çok da önemi yok. Asıl önemli olan nokta bakteri kamçısının herhangi bir parçası çıkarıldığında işlevsiz olacağı ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağı gibi hatalı bir sonuca varılmış olmasıdır.

Yapılan homoloji çalışmaları bakteri kamçısı ile “tip III salgılama sistemi” (type III secretory system) (TTSS)’nin birçok parçasının birbiriyle ilişkiliği olduğunu hatta bazı bakterilerde tamamen aynı olduğunu göstermektedir (3). TTSS bakterilerin başka hücrelerin içine protein aktarmak için kullandığı bir yapıdır. Hatta bazı ölümcül bakteriler ürettikleri protein toksinleri bu yöntemle kurbanlarının hücrelerine bu yolla aktarırlar (4). TTSS’nin protein yapısı üzerinde yapılan araştırmalarda bakteri kamçısının bazal (temel) bölümünün TTSS ile direk homolog olduğunu göstermektedir (4). Yani indirgenemez kompleks olduğu iddia edilen bakteri kamçısının ufak bir bölümünün oldukça işlevsel olduğu görülmektedir. Behe ise tek bir parçanın bile çıkarılmasının geri kalan kısmı işlevsiz kılacağını ve doğal seçilim mekanizması tarafından seçilemeyeceğini söylüyordu. Ama görüldüğü gibi indirgenemez kompleks kavramına yapılan itirazdaki gibi öncü bir sistemin asıl sistem ile aynı görevde olması zorunluluğ yoktur. Farklı görevi yapan bir sistem gen eşleşmesi, mutasyon ve doğal seçilim sayesinde başka bir işlev gören bir yapıya dönüşerek sağladığı avantaj sayesinde de korunarak gelecek nesillere aktarılabilir.

Peki bakteri kamçısının TTSS’den nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili neler biliniyor? Bu konuda en geniş bilgiye Nick Matzke’nin makalesinden (4) ulaşmak mümkün. Matzke makalesinde bakteri kamçısının ve TTSS’nin yapısıyla ilgili bilgi veriyor, bakteri kamçısının evrimiyle ilgili önceki modeller hakkında bilgi veriyor ve daha sonra kendi modelini anlatıyor. Bu modellerin kesin doğru olduğunu iddia etmek mümkün değildir ama zaten bu modellerin amacı da bu yapıların nasıl evrimleşmiş olabileceğiyle ilgili mantıklı, olası varsayımlar ortaya koymaktır çünkü Behe indirgenemez kompleks olduğunu söylediği yapılar için bu tip olası modellerin oluşturulmasının mümkün olmadığını söylemektedir.

Bakteri kamçısını bir kenara koyarsak yılan balığı sperm hücresinin kamçısında (ökaryot bir hücrede olduğu için cilium) üç önemli bölüm eksiktir. Yani Behe’nin kitabında indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği ve bu yapının vazgeçilmez parçaları olarak belirttiği bazı parçalar bu yılan balığı sperm hücresi kamçısında bulunmamaktadır ve buna rağmen normal olarak görevini görmektedir (6). Bu da Behe’nin belirttiği yapının kendi tanımına göre indirgenemez kompleks olmadığını göstermektedir.

Kan Pıhtılaşma Sistemi

Michael Behe’nin indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği bir başka sistem de omurgalılardaki kan pıhtılaşma sistemidir. Omurgalıların kan pıhtılaşma sistemi “kaskat” olarak adlandırılan bir yapıdadır. Yani bir nevi domino taşlarından kurulmuş bir sistemdir ve son hamlede kan pıhtılaşması gerçekleşir. Sistemde görevli proteinler, kofaktörler (enzimlerin çalışmasını sağlayan maddeler) ve proteazlar (proteinleri peptit bağlarını kopararak parçalayan enzimler) görev almaktadır. Kan pıhtılaşması iki farklı yolla gerçekleşebilir: İntrensek ve ekstrensek yol. Bu iki yol Jeremy M. Berg’un Biochemistry kitabında aşağıdaki şekilde gösterilmektedir.


Bu şekilde pembe ile gösterilenler maddelerin aktif olmayan, sarı ile gösterilenler ise aktif halledir, mavi ile gösterilenler ise kofaktörlerdir. Ayrıca tüm Roma Rakamıyla gösterilenler rakamın önüne “faktör” koyularak okunur. Örnek vermek gerekirse faktör VIIIa bir kofaktördür ve aktif haldeki faktör IX (yani faktör IXa)’un yardımcı olarak inaktif haldeki faktör X’u aktive hali olan faktör Xa‘ya dönüşmesini sağlar. Şekilden bakarak aynı mantıkla her adımda neler olduğunu anlayabilirsiniz.

Şekilden görülebileceği gibi intrensek ve ekstrensek yollar bir noktada birleşir. İki yolla da faktör X aktive edilir ve faktör Xa ile faktör Va, protrombini trombine dönüştürür. Trombin ise kan plazmasında çözünebilir bir protein olan fibrinojeni parçalayarak fibrine dönüşmesini sağlar ve daha sonra faktör XIIIa‘nın da devreye girmesiyle fibrin pıhtıları oluşarak gerekli yerlerin tıkanması sağlanır. Burda temel yapıyı kısaca anlatmak istedim, daha ayrıntılı bilgi için buraya, buraya ve buraya bakabilirsiniz.

İşte Michael Behe bu sistemin indirgenemez kompleks olduğunu ve bu sebeple evrimleşmiş olamayacağını iddia ediyor. Yani Michael Behe’nin tanımına göre bu sistemin bir parçasının bile olmaması sistemin çökmesine, çalışmamasına sebep olacaktır. Ama intrensek yolda karşımıza çıkan faktör XII veya diğer adıyla Hageman faktörü yunuslarda ve balinalarda yoktur (5) ama kan pıhtılaşma sistemleri çalışmaktadır. Yani kan pıhtılaşma sisteminin indirgenemez kompleks olmadığını çok açık bir şekilde görmekteyiz. Ama bunu Michael Behe de görüyor. Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’ndeki bir forumda Kenneth Miller ile Michael Behe karşılıklı tartışırken (tartışma metnine buradan ulaşabilirsiniz) Miller yunuslardaki bu olayı dile getiriyor ve Behe kan pıhtılaşma sisteminde gereksiz parçalar olduğunu kabul ediyor. Behe bu sebeple bütün pıhtılaşma sistemi yerine bu sistem içindeki sadece 4 parçayı (fibrinojen, protrombin, Stuart faktörü, and proakselerin) seçerek bunların indirgenemez kompleks bir sistemin parçaları olduğunu söylüyor. Ama ortada sadece bu parçalardan oluşan bir sistem yok gerçekte ve evrim sürecinde sadece bu parçalardan oluşan bir sistemin oluşması şart değildir. Kaldı ki Behe’nin kitabında söylediği gibi kan pıhtılaşma sisteminin moleküler evrimiyle ilgili hiçbir şey bilinmiyor falan değildir. Literatürde bu konuyla ilgili birçok makale ve çalışma vardır. PubMed‘de arama yaparak bu konu ile ilgili yazılmış makalelerin listesini görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da bu konuyla ilgili önemli birçok referansa ve linke ulaşabilirsiniz. Yani Michael Behe ya bilimsel literatürü pek iyi takip etmiyor ya okuyucularının takip etmediğini düşünerek bol keseden atıyor ya da hiçbir açıklamayı nedense tatmin edici bulmuyor.

Bağışıklık Sistemi

Michael Behe, Darwin’in Kara Kutusu kitabının 6. bölümünü bağışıklık sisteminin parçası olan ve indirgenemez kompleks olduğunu iddia ettiği 3 sisteme ayırıyor. Bu 3 sistemin neden indirgenemez kompleks olmadığı Matt Inlay tarafından Evolving Immunity başlıklı yazısında ayrıntılarıyla anlatılmıştır. Bu 3 sistemden biri olan tamamlayıcı sistemin (Complement System) neden indirgenemez kompleks olmadığı Mike Coon’un Is the Complement System Irreducibly Complex? başlıklı yazısında incelenmektedir. Ayrıca bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiği konusunda da birçok bilimsel makale mevcuttur. Mesela daha önce linkini vermiş olduğum PubMed‘de arama yaparak bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili ne kadar çok makale olduğunu görebilirsiniz. Ayrıca buradan ve buradan da konu ilgili faydalı kaynaklara ulaşabilirsiniz. Ama nedense bunların hiçbiri Michael Behe için yeterli olmuyor. Amerika’da Dover’daki Akıllı Tasarım davasının kararında Yargıç Jones, Behe’ye bağışıklık sisteminin evrimiyle ilgili 58 peer-reviewed (hakemli dergilerde) makale, 9 kitap ve birkaç ders kitabı bölümü gösterildiğini ama Behe’nin bunların hiçbirini yeterli görmediğini söylüyor. Hem de bu kitapların ve makalelerin çok büyük bir kısmını okumamış olmasına rağmen kendi istediği şekilde bir evrim sürecinin bu kitap ve makalelerde anlatılmadığını düşündüğünü söylüyor. Ayrıca yine bu davada verdiği ifadesinde bir yerde bağışıklık sisteminin nasıl evrimleştiğiyle ilgili araştırma yapmadığını çünkü bunun verimli bir çalışma olmayacağını (yani sonuca ulaşamayacağını) düşündüğünü söylüyor. Yani Behe bunun olamayacağına kendini öyle inandırmış ki konuyla ilgili ne tüm bilimsel görüşleri ve bakış açılarını inceleme gereği duyuyor ne de nasıl evrimleşmiş olabileceğini ve kökenini kendi araştırıyor. Aslında bu sadece bağışıklık sistemi ile ilgili de değil. Yukarda anlattığım diğer yapılar için de aynı şey geçerli.

Sonuç

Tüm bunlar bize Michael Behe’nin en başında önemli bir hata yaptığını göstermektedir. Michael Behe bir biyokimyacıdır ve özellikle de protein sistemleriyle uğraşmaktadır. Proteinlerden oluşan kompleks yapıların evrimi konusunda yanlış bir düşüncesi var. Behe şöyle düşünüyor: Elimizde 100 proteinden oluşan kompleks bir sistem varsa bu sistemin evrimleşmiş olması için daha önce 99 proteinden oluşan ve aynı görevi yapan bir yapı olmalıdır. 99 proteinlik yapı ise ancak 98 proteinlik ve aynı görevi yapan bir yapıdan evrimleşmiş olmalı. İşte Behe biyokimyasal yapıların evriminin böyle olması gerektiğini düşünüyor. Ama bunun böyle olması gerekmediği çok açık. Proteinlerden oluşan yapıların evrimi DNA yapısındaki değişikliklerle olur ve DNA yapısında oluşacak değişikliğin tek bir protein eklenmesine veya yapı içindeki sadece bir proteinin değişmesine sebep olmak zorunda olmadığı çok açıktır. Ayrıca öncü bir sistemin aynı görevi yapıyor olma gibi bir zorunluluğu da mevcut değildir. Ama Behe böyle olması gerektiğini düşünüyor ve bu tip adım adım kademeli bir evrim sürecinin bilim adamları tarafından açıklanamadığını söylüyor. Yani yukarda anlattığım gibi Behe’nin kendisine sunulan ve bu yapıların olası evrim modellerini anlatan makale ve kitapları bu sebeple kabul etmiyor ve yeterli görmüyor. Sanırım bu sebeple Behe hiçbir zaman bu açıdan kendini tatmin eden bir evrim modeliyle karşılaşmayacak çünkü beklediği şey zaten mümkün olmayan birşey.

En son olarak da Michael Behe’nin veya başka birinin şimdiye kadar, herhangi bir yapının indirgenemez kompleks olduğunu ve evrimleşmiş olamayacağını savunduğu ve hakemli dergilerde yayınlanmış hiçbir makale olmadığını belirtmek istiyorum. Sanırım Behe artık, konuyu fazla bilmeyen ve araştırma yapma imkanı olmayan insanları etkilemek için kitap yazmak yerine bilimsel olduğunu iddia ettiği argümanlarını hakemli dergilerdeki makaleleriyle bilim adamlarına sunmalı.

Akıllı Tasarım hareketi önceki yazılarımda da belirttiğim gibi argümanlarını bilgisizlikten almaktadır. Bilimde bazı boşluklar yaratıp bunların sebebini akıllı bir tasarımcıya atfetmek bilimin araştırma, gözlem ve deney gibi kademelerini ortadan kaldırmak ve yüzyıllar öncesinin gücünü bilgisizlikten alan düşüncelerini kabullenmekten başka birşey değildir. Baksanıza Behe bağışıklı sistemiyle ilgili araştırmalarda sonuca ulaşılamayacağını düşündüğü için araştırmadığını söylüyor. Bu nasıl bir bilimsel yaklaşımdır. Bir bilim adamı böyle önyargılarla hareket etmemelidir. Behe işin başından kendi kriterlerine göre evrimleşmiş olmayacağına karar veriyor ve bu sebeple o yapıları araştırmıyor hatta yapılan tüm araştırmaları inceleme gereği bile duymuyor.

Bir de Akıllı Tasarımcılar teorilerinin bilimsel olduğu iddiasıyla okullarda öğrencilere öğretilmesi gerektiğini savunuyorlar. Hakkında hakemli saygın bilim dergilerinin hiçbirinde bir tane destekleyici makale yazılmamış bir teorinin (aslında ortada teorisi falan yok ama…) okullarda öğretilmesi çok yanlış olur.
Referanslar:
1. Mustafa Akyol, Akıllı Tasarım [Intelligent Design] Teorisi, 2004
2. N. J. Matzke, Evolution in (Brownian) space: a model for the origin of the bacterial flagellum, 2003
3. Ian Musgrave, Evolution of the Bacterial Flagella, 2000
4. Kenneth R. Miller, The Flagellum Unspun: The Collapse of “Irreducible Complexity”, 2004
5. Robinson, A. Jean, Kropatkin, Mona, and Aggeler, Paul M. 1969. Hageman Factor (Factor XII) Deficiency in Marine Mammals. Science 166:1420-1422.
6. Kenneth R. Miller, Answering the Biochemical Argument from Design, 2003

Yazan: Gerçeğin Peşinde Tarih: May 6, 2006 03:33 PM

Sayın "Geçeğin Peşinde"

Ne o "Da Vinci" kendisi gelemedi de artık sizi mi gönderiyor ? Da Vinci'nin sitesinde ocak ayında yazılmış bir yazıyı kopyalayarak AT'nin İK argümanına "gerçek" bir cevap verdiğinizi mi zannediyorsunuz ? Hem de kimliğinizi gizleme ihtiyacı duyarak..

Behe, referans aldığınız Matzke'nin , Musgrave'in, Milller'in tüm itirazlarına cevap verdi.Araştırma ve kopyalama yeteneğiniz olduğuna göre Behe'nin cevaplarına artık aynı yeteneğinizi kullanarak AT ile ilgili sitelerden ulaşabilirsiniz.

Bu arada Da Vinci'yi görürseniz selamımı söyleyin..:-)

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 6, 2006 05:21 PM

Akıllı tasarımın bilimle ilgisi olmadığı nasıl düşünülebilir? neye dayanarak söyleniyor bunlar..
bir teorinin bilimle ilgisi olması için " ilk yaşam sıcak bir gölde başlamış olabilir" gibi fantezilerle desteklenmesi mi gereklidir?

Yazan: cagri Tarih: May 9, 2006 04:20 PM

Biyolog arkadaşların "bilmediğiniz konuda konuşmayın" üslubundaki yaklaşımları ancak bildiklerini anlayabileceğimiz şekilde bize aktarmalarıyla anlamlı olur. Tez karşısında bir antitez sunabilmelisiniz ki yaklaşımınız doğru olsun. Mustafa bey bakteri kamçısı konusunda çok açıklayıcı bir örnek verdi. Bakteri kamçısının kompleks yapısını evrim teorisi ne şekilde açıklıyor bilmek isterim. Bu konuyu bilen siz evrimci arkadaşlar bir açıklama getiremiyorsanız bilimsel bir yaklaşım sergileyin ve bir antitez keşfedilinceye kadar bari yorum yapmayın.
Şu bir gerçek ki evrim teorisi konusunda şimdiye kadar yapılan bilimsel sahtekarlıklar teoriye olan güveni çok sarstı. Evrimci ateistlerin de bu teoriyi ateizme malzeme yapması teoriyi bilimsellikten uzaklaştırdı. Biyoloji, zooloji, antropoloji vs. tüm bilimlerin evrim teorisi üzerine oturtulmuş olması bu teorinin çok güçlü olmasından değil, şimdiye kadar karşısında geliştirilen başka bir teori olmamasındandı. Evrim teorisine 100 yıldır güç kazandıran bu oldu. Akıllı Tasarım bu anlamda tüm bilim literatürünü çöpe gönderebilecek mi hep beraber göreceğiz...

Yazan: blue Tarih: May 13, 2006 09:45 AM

evrim konusu hiç bir zaman çözüme kavuşamaz. her zaman tarafında veya aksinde görüş bildirenlerin haklılık derecesi eşit olur. çünkü ispat, mümkün değil. evrimciler doğayı, sonsuz uzay içerisindeki dünya'yı, "piyangodan çıkmış şanslı zarlar" olarak görür; evet kompleksite çoktur, ama bu zaten kazanan numaralardır.

evrime karşı görüştekiler ise, uzayı da içine katarak nizamı ve doğal kompleksiteyi kaynak gösterir. sonsuz uzay içerisinde dünyada hayat vardır, bu sıradışı bir şeydir ve bu bir "güç" tarafından yapılmışitır.

bu konu hep havada kalacak. ve tarafında/karşısında seçimini, kişinin kendi vicdanı yapacak.

ben şahsen evrime inanmıyorum.

Yazan: tahsin Tarih: May 15, 2006 09:27 PM

akilli bir tasarim, buyrun izleyin:

http://www.steelcitysfinest.com/HondaAccordAd.htm

insan denen mahluk, reklamin sonunda gordugunuz arabadan cok, cok, cok daha karmasik bir mekanizma...

Degil mi?

Yazan: FK Tarih: May 15, 2006 09:56 PM

Önceden belirtmek isterim ki yazdıklarım üstteki yazının geneline karşılık bir yorum değildir. Yalnızca aşağıdaki bölümlerde bir eksiklik olduğunu düşündüğüm için yazıyorum.(kısacası AT ve
evrim teorisi tartışmalarını uzaktan izlemeye devam etmek istiyorum)
Değinmek istediğim bölümler şunlar:
*Darwinizm canlıların kökenini iki bilinçsiz doğa mekanizması ile açıklıyor: Doğal seleksiyon ve rastlantısal değişiklikler (yani mutasyonlar)....

*A'dan Z'ye doğru gidecek bir evrim sürecinde, B, C, D... U, Ü, V ve Y gibi tüm "ara" kademelerin canlıya mutlaka avantaj sağlaması gerekiyor.

*Doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirlemeleri mümkün olmadığına göre, tüm teori canlı sistemlerinin avantajlı küçük kademelere "indirgenebileceği" varsayımına dayanıyor.

Burada doğal seleksiyon ve mutasyonun bilinçli bir şekilde önceden hedef belirleyemeceğine değinilmiş...

-Fakat "doğal seleksiyona" baktığımızda "çevresel" faktörlerle paralel olarak, canlının "yaşamını sürdürebilmesi" için çeşitli stratejiler geliştirdiği, ve çevresine en uygun biçimde uyum sağlayan canlıların, "hayatta kalabilme" yetenekleri sayesinde gen havuzunda yer edinerek evrimini sürdürdüğü kabul ediliyor.
*(mutasyon hakkında açıklama yapmıyorum.)
-----------------------------------
Varlığını sürdürebilmek için üremek gerekir.
Üremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerekir.
Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gereklidir.
Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerekir...
Eğer canlı bunların birini yapmazsa(dünyanın neresinde olursa olsun) zinciri kırar, yaşayamaz, türünü devam ettiremez ve gen havuzunda izi kalmaz...


Yani doğal seleksiyon; "evrensel yaşam kanunu"nun bir yansıması olduğuna göre "bilinçsiz" olduğunu asla söyleyemeyiz...

Yazan: DA DA Tarih: May 16, 2006 12:30 PM

DA DA,

Peki, bu dediklerinizi soyleyemiyor olalim, sunlari bir izah ediverin o halde:

Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?

Ureyecek mekanizma, uremek için de güçlü olmak ve hayatta kalmak gerektigini nereden biliyor?

Güçlü olmak ve hayatta kalmak için de besin gerektigini nereden biliyor?

Besin elde etmek için de çevreye en iyi biçimde uyum sağlamak gerektigini, herhangi bir uyum biciminin baska bir uyum biciminden daha avantajli oldugunu nereden biliyor?

...
...

Yazan: FK Tarih: May 16, 2006 04:42 PM

Özellikle amerika'da akıllı tasarım fikrinin bilim dünyasında olmasa da politika ve yönetim mercilerinde güçlenmesinin nedenini amerika da bulunan şu anki yönetime bağlıyorum Bush'un dindar olduğunu biliyoruz...

Ancak tabi tartışmalı konu akıllı tasarım konusunu kabul eden ya da benimseyenlerin teist mi deist mi oldukları... Deistlerin ezelden beri akıllı tasarımı savunduklarını biliyoruz. "Amerikalıların" ve bazı bilim adamlarının savundukları görüş İslamiyetin geniş manzumelerle tanımladığı Allah olgusuna (cennet-cehennem, sınav-ödül, mükafat-ceza, kadına yaklaşım) mı götürüyor bizi yoksa deizm tanımı içerisindeki tanrı olgusuna mı?

Akıllı tasarım konusunda hem fikir olan teistler (tüm teistler) ve deistler bu defa akıllı tasarım olarak tanımlanan olgunun tanımı ve misyonu üzerinde tartışmaya girişeceklerdir. Burada kimin tanrısının tasarımsal ürünüdür dünya sorusu kafaları kurcalayacak sanırım...

Amerikadaki okullarda evrim teorisi içerikli eğitimlerin kaldırılması önerisi amerikanın başındaki şimdiki yönetimden geldiğini biliyoruz ancak bilim adamlarının ve "bilim kurumlarının" böyle bir istemi olduğuna dair kanıtımız yok!...


Avrupa da ise akıllı tasarımı destekleyen herhangi bir yayın çarpmıyor gözümüze; Siyaset mi belirliyor acaba bilimin yönünü?

Saygılar,

Yazan: Bahadır Yalçın Atalay Tarih: May 19, 2006 05:30 PM

Bakın Mustafa bey,fikirleriniz bilginiz güzel ama her şeyi tek yanlı algılamanız yanlış,okadar çok fikir atılabilirki ortaya size bunları anlatacak kadar zaman yok.Fakat bir konu varki buna cevap bulmak henüz çok zor.Oda tanrı varmı yokmu bu bir çizgidir,bir tarafında var diyenler diğer tarafında yok diyenler.Hiç bir sonuca varamaz,ben de var olduğunu sananladanım ama dinler için bunu söyleyemem,illa bu bilimsel olayları bir dine dayamakta gerekmez,ben fizikçiyim,şimdi her konuya giremeyeceğim ama hücrelerin çok zeki canlılar olduğuna ve zorlama karşısında birleşip kolonileşebildiklerine inanıyor ve bu dünyanın ürünü olmadıklarını zannediyorum,ototurof ve heterotrof beslenme olayı örneği gibi.Basit bir örnek kanser olan birinin düşünceyle kanseri yenmesiveya üzüntü bir çok hastalığı getirmesi gibi bu işi enerji+ hücreler yapıyor,bu ortaya koyduğum düşüncelerden sadece biri saygılar.

Yazan: serhat Tarih: May 22, 2006 11:58 PM

ıı benim kemdi yorumlarım şunlardır sayın syciler;benim adım

ADI:SENA
DİĞER ADI:ÖZGE
SOYADI:MUSLU
YAŞI:11
SINIFI:4/B
OKULU:MEHMETÇİK İLKÖĞRETİM OKULU
NO:1117


Yazan: sena özge Tarih: May 24, 2006 10:40 AM

Sena hanim,

Bu ilmekteki en (belki de tek) anlamli yorum sizinki.

Elinize saglik.

:-)

Yazan: Muzmin Anonim Tarih: May 24, 2006 04:27 PM

Tolga bey,

Siyaset,tarih sosyoloji gibi beseri bilimlerde fikir belirtmek için uzman olmaya gerek yoktur.Güncel olayları takip ederek yada kaynak belge araştırması yaparak cok rahatlıkla tarihsel yada siyasi iddialar,savlar ortaya atabilirsiniz.
Mesela Osmanlı döneminde İstanbul'un fethini bilmek için bütün Osmanlı tarihini bilmeye hiç luzüm yoktur.O dönemin belgelerini inceleyen, o dönem ile ilgili kitabları okuyan insanlar rahatca fikir sahibi olabilir.

Peki pozitif bilimler de de böle midir?
Buna yanıtım hayır olacaktır.Çünkü pozitif bilimler bir binanın inşaatı gibi en temelden en üst kata kadar üst üste yığılmış sıralı bilgiler oluşturur.
Newton mekaniğini bilmeden kuantum mekaniğine, yada limit,türev ve integral bilmeden difransiyel denklemleri anlayamıyacağımıza göre demek ki pozitif bilimlerde sağlıklı cıkarımlar yapmak için eğitimini görmek gerekir.

Acıkcası ilk ve muhtemelen son mesajım,bu konular hakkında tartışmak,sorularınıza veya eleştirilerinizi bilim adamlarına yöneltmek için "www.bilimfeneri.gen.tr" adresini tavsiye ederim.
İyi günler

Yazan: hikmet Tarih: May 25, 2006 06:05 PM

kopyalama dan önce bahsetmeliyim ki bu yazı alıntıdır.Önceki mesajda yazmayı unutmuşum,üstüne söyleyecek pek bir lafım olmadığı için olduğu gibi yapıştırıyorum:

su siralarda (sevval 1425*) ingilterenin en onde gelen, daha dogrusu halk tarafindan en cok saygi goren entellektueli. her ne kadar aristoteles misali her konuya el atmasi yuzunden, dile getirdikleri bazen yuzeysel fikirler olsa da, hakikaten en asil duygunun* insani.

herhalde savundugu fikirler --gerci fikir demek haksizlik olur, harun yahyalarin "objektif" zirvalari da fikir-- arasinda en kolay anlasilabilir olanlarindan biri, kor saatcide dile getirildigi gibi, karmasik bir duzenin olusmasinda zeki bir yaraticinin olmasi gerekmedigi. aslinda bu o kadar eskiden cozulmus bir sorun ki, temelinde yatan fikirlerin insanlarin buyuk kismi tarafindan hala kavranilmamis olmasi esef vericidir. cesitli orneklerle kisa kisa durumu izah edelim.

karinca hayvani: eger bir karinca kolonisinin olusumuna taniklik ettiyseniz, ki ben sayisiz kereler bu serefe eristim, surecin cok tesadufi oldugunu gorursunuz. hic de oyle bir "koloni zekasi" gorunmez ortalarda, tum bireyler anlamsizca hareket ederler, ta ki nufus belirli bir miktara ulasincaya dek. bu kritik esik gecildi mi, organizasyon yetenegi muthis artar; koloni sanki idare ediliyormuscasina hareket eder. bunun nedeni bu mahluklarin, birbirlerinin salgiladiklari kokulari takip ederek organize olabilmeleri ve gereken isbolumunu yapmalaridir. eger da bir alanda fazla sayida karinca bulundurursaniz, bir cikintinin hata yapma orani oldukca duser ve sistem kisa surede dengeye ulasir, daha dogru tabiriyle converge olur. isin asil ilginc yani ise gelismis bir kolonideki nufusu yavas yavas azaltmakla ortaya cikar. hic de sanildigi gibi esrarengiz bir koloni zekasi olmadigini kanitlarcasina, nufusu azaltmanin onceleri hicbir etkisi olmaz. ne zaman ki kritik esige geldiniz, o zaman butun koordinasyon veya bize "zeka" gibi gorunen olgu aninda coker. ortamda baska kokular da varsa veya ruzgar mevcutsa bu esige daha cabuk ulasilir. madem oyle, durumu disaridan gozlemleyen bizlerin koloniye atfettigi zeka, eksilttigimiz karincalarin hangisiyle beraber yokoldu? eger sisteme "esit" olarak yayilmis olsaydi, zekadaki dususun lineer olmasi gerekmez miydi?

simdi bu tip orneklerle dawkins amca ne anlatmaya calisiyor? karinca son derece basit bir hayvandir. belli etkiler belli tepkiler dogurur, bir makine gibi. ama basit kurallarin(cesitli kokulara tepki) yonettigi bir iliski (koloni koordinasyonu) yeterli karmasikliga (karinca nufus) ulastiginda, isin icinde bir zeka oldugu izlenimini uyandirir, ozellikle bu sistemde bir feedback mekanizmasi varsa.

daha kolay bir ornek icin "evrim"lesebilen bilgisayar programlarina bakalim. zor bir matematik problemini cozmek icin bir program yazdiniz. bu programin problemi 20 islemde cozebilme ihtimali belli. fakat her deneme sonunda programa dogru cevabi bildiriyorsunuz ve program kendini ona gore modifiye ediyor. modifiye islemi de cok basit olsun, ornegin bir sonraki denemede, simdiki cevabiyla dogru cevap arasindaki farkin ortalamasini cevap verecek sekilde ayarlansin. hatta son bes denemedeki bilgilerin de agirlikli ortalamasini alsin. eger agirliklar isabetli belirlenmisse, bu kod programda kaliyor ve yenilikler onun ustune insa ediliyor. herhangi bir basarisizlik da ise kodun son gecirdigi son degisim bir daha tekrarlanmamak uzere geri cevriliyor. tipki kullanicisinin elyazisini veya konusma bicimini "ogrenen" programlar gibi. bu yontemle programi 1500 kere calistiriyorsunuz ve artik cevabi 8 islemde yuzde yuze yakin kesinlikle bulabiliyor. sonra seytan durtuyor, icini acip bakayim su programa diyorsunuz ve hakkaten de bakakaliyorsunuz. zira programin sizin biraktiginiz halle ilgisi kalmamis, o kadar karmasiklasmis ki siz bile anlamiyorsunuz.

simdi bu ornekte, bu kadar karmasik ve mukemmel calisan bir sistem tesadufen ortaya cikamaz deyip, hemen zeki bir tasarimci oldugunu iddia etmek gulunc olmuyor mu? tek gereken birkac basit kural, bir feedback mekanizmasi ve zaman. cok benzer bir ornegi iletisim sistemlerinin bir altdali olan autonomous networksde gorulur. son derece ucuz ve aptal onbinlerce ufak alici/verici sistemini genis bir alana yayip, "haydi koclar, kurun bir network" diye gaz verirseniz, birkac dakika icinde yillarca ugrassaniz dizayn edemeyeceginiz karmasiklikta networkler olusur. hatta bunlar o kadar "zeki" olurlar ki, aradan birkac yuz tanesi bozulsa veya pili bitse dahi, sistem kendiliginden duruma adapte olur, yapisini degisitirir (yani kimin kime, ne gucle ve ne siklikla hangi sinyalleri gonderecegi)

dawkinsin iddia ettigi, ve kendisiyle gecenlerde yaptigimiz cay sohbetinin ardindan dogruluguna tamamen ikna olmus oldugum asil gorus ise, bu karmasiklasma surecinin cok daha eski zamanlarda, kimyasal reaksiyonlar duzeyine basladigidir. bir suru atom ve 4 tane fizik kanunundan ibaretbir sistemde, isinin ve zamanin yardimiyla sonsuz sayida reaksiyon meydana gelmis, giderek daha stabil ve karmasik molekuller olusmus ve daha karmasik iliskilere yolacmis. konunun ayrintilarini evrim teorisinin yaninda, anne sevgisi ve ask gibi ilgili basliklarda aciklamis oldugum icin burada sadece sonuca degineyim: butun evren de sonucta aptal temel taslarin, basit kurallarla yonetilen iliskilerinin karmasiklasmasindan baska birsey degil. darwinin gozlemledigi de, bu surecin, bizim gezegenimizdeki en karmasik molekul yapilari tarafindan yasatilmasidir. douglas hofstadter (bkz: godel escher bach) abimizin de acikladigi, bu alt surecin bir alt sureci olan, bilinc gelisiminden ibarettir. (bu noktada elbette ki, noron-beyin orneginin onceki orneklerle paralelligi akla gelmeli)

zaten bugun herkesin de bildigi gibi evrende oyle mukemmel bir denge, mukemmel bir duzen yok. evrenin buyuk kisminda karadelikler cirit atiyor, galaksiler patliyor, yer gok inliyor. biz de milyonlarca yil suren bu olusumlar icinde kicikirik 60-70 senelik omrumuzle cikmis, gunes sistemimiz ne mukemmel, dogamiz ne guzel diye zeki bir yaratici dusluyoruz. oysa ki omrumuz 60-70 milyon sene olsaydi --veya tarihimiz diyelim-- patlayan supernovalari birak, kendi gezegenimizde bile bir dengeden bahsetmenin ne kadar aptalca oldugu anlasilacakti*. sartlar, evrenin bu bolgesinde mevcut molekullerin yeterli karmasikliga ulasabilmesini saglamis ve bu molekul yapilarinin bir cesidinin de cikip, "ulan gunese 1cm daha yakin olsaydik hepimiz yanardik, oyleyse kesin allah var" demesine yolacmis. bunun uzerine dawkins amca da cikip, "merak etme canim, gunes dunyaya daha yakin olsaydi, o zaman ayni seyleri jupiterdeyken dusunuyor olurdun" diyerek durumu izah etmis.

ama heyhat, yukarida bahsedilmis olan ornekler ne kadar bilimsel veriyle desteklenirse desteklensinler, insan beyninin alisik oldugu neden sonuc iliskileri sonucunda, karmasik bir duzen, daha uzun bir sure, zeki bir yaratici veya zeki bir neden ile iliskilendirilecek. tesadufun guzelliginin ve muazzamliginin farkina varmamiz icin aklimiz henuz yeterince "bilimsel" calismiyor.

edit: o fizik kurallarina gelince bilim sevdalisi dostlarim, onlar da dawkins ve onun gibilerin tanrisi, tabii simdilik.

Yazan: Hikmet Tarih: May 26, 2006 04:03 PM

Hikmet Bey/hanım,

Öyle bir yazı alıntılamışsınız ki tam evlere şenlik..

zor bir matematik problemini cozmek icin bir program yazdiniz

Yazan kim ? Zeki tasarımcı :-)

bu programin problemi 20 islemde cozebilme ihtimali belli. fakat her deneme sonunda programa dogru cevabi bildiriyorsunuz ve ...

Ohh ne ala alanen tasarım devam ediyor.. Bildiriyoruz ki ona göre evrilsin :-)Eğer programı baştan yazmasakta, tutup ne yapacağını bildirmesek garibim program durduğu yerde sayacak :-)

ornegin bir sonraki denemede, simdiki cevabiyla dogru cevap arasindaki farkin ortalamasini cevap verecek sekilde ayarlansin.

ayarla ayarla, bunlar "tasarım" değil kör evrim değil mi ? :-)

simdi bu ornekte, bu kadar karmasik ve mukemmel calisan bir sistem tesadufen ortaya cikamaz deyip, hemen zeki bir tasarimci oldugunu iddia etmek gulunc olmuyor mu?

Walla bu değilde bu kadar bilinçli ayarlamadan sonra hala kör evrim var demek gerçekten gülünç oluyor. :-)Tesadüfen olmadığı onca ayarla, önceden belirlenmiş bir proses oluşturulduğu belli değil mi? :-)

tek gereken birkac basit kural, bir feedback mekanizmasi ve zaman..

Kurallar ve feedbackta kendiliğinden çıkar artık tıpkı az önceki yazılım gibi :-)

simdi bu tip orneklerle dawkins amca ne anlatmaya calisiyor? karinca son derece basit bir hayvandir. ..

Öyle mi ? Çok mu basit? Şu karıncaların koloni sistemindeki davranışlarını belirleyen salgılarının, hem salgılanmasının hem de aynı salgıların "algılanmasının" nasıl olupta aynı nesilde ortaya çıktığını bizahmet gösteriverseniz .. Ya da bu salgıların kimyasal yapısının hangi enzimden nasıl bir yöntemle evrimleştiğini gösterseniz ? Veya şu karıncanın üyesi olduğu flumdaki milyonlarca böcek türünün spesifik olarak nasıl ve hangi türlerden evrildiğini gösteriverseniz? Eğer gösteremiyorsanız nasıl olupta kambriyen flumlarının ata izi olmadan yani hiç fosil kaydı bırakmadan ortalığa saçılıvermesini izah ediverseniz.

Hadi kolaylık olsun karıncadan böcekten vazgeçtim, şu basit karıncayı, böcekleri oluşturan hücrelerin bir tanesini sentezleyiverseniz de bu "basitliği" gözümüze gözümüze soksanız.. Bu ilk hücrenin nasıl olupta tesadüfen oluşup "çalışmaya" başladığını mantıklı bir biçimde gösteriverseniz?

Yada daha makbulü bütün bu bilgisayar örneğiyle basitleştirmeye çalıştığınız ama zeki tasarım olmadan bir halta yaramayan ana süreçleri analoji yaparak doğada tesadüfi evrim örneği diye bize yutturmaya çalışmasanız.

Ve bu sitede daha önce sorduğum, doğada evrimin kanıtları diye sunulan, ders kitaplarına kadar giren ikonlarla ilgili yanlışlıklara cevap vermeye çalışsanız?

Mesela çocuklara birer önkabul ifadesi olan homoloji ve anoloji kavramlarının neden öğretildiğini , kladıstik gibi akıllara sakat yöntemin niçin fosil yorumlamada kullanıldığını, ilkel dünya atmosferine uymayan kurgulama Miller deneyinin neden hala ders kitaplarında hayatın başlangıcı olarak anlatıldığını, sahtekarlığı defalarca kanıtlanan Heackel’in sahte embriyo çizimlerinin niçin hala dergi sayfalarını süslediğini, Kettlewell’in o meşhur biberli kelebeklerinin aslında ağaç gövdelerine konmadığını, ölü kelebeklerin ağaç gövdelerine iğnelendiğinin niçin gizlendiğini ve bu sahtekarlık ortaya çıkmasına rağmen Londra Doğa Tarihi Müzesinde bu sahte doğal seçilim kanıtının neden hala sergilendiğini, ağaçtan çok çalıya benzeyen Darwin'in hayat ağacının kökten kaldırılması gerektiği halde niçin bilim kitaplarında yeraldığını, mutant dört kanatlı meyve sineklerinin ilave iki kanatının aslında uçuş kaslarından yoksun olduğu yani “sakat” olduğu bilinmesine rağmen niçin mutasyonların bilgi üretimine örnek verilerek çocuklara dikte edildiğini, Darwinin ispinozlarının çeşitlenmesinin aslında varyasyon olduğu halde neden doğal seçilimin evrimleştirici gücü olarak lanse edildiğini ve tam bir uçucu olan Archaeopteryx konusunda daha ünlü evrimci kuşbilimci A.Feducca’yı ikna edememişken niçin 100 yıldır Archaeopteryx ‘in dino-kuş kayıp halkası olarak tanıtıldığını bizahmet açıklayıverseniz.

Eğer açıklayamıyorsanız bilim diye bize bunu yutturmaya çalışmasanız..

Herkes için daha iyi olmaz mı ?

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 27, 2006 01:17 AM

Sanırım o kopyaladığım yerdeki bir bölümü daha iyi vurgu yapması için bir daha kopyalayayım:

"simdi bu ornekte, bu kadar karmasik ve mukemmel calisan bir sistem tesadufen ortaya cikamaz deyip, hemen zeki bir tasarimci oldugunu iddia etmek gulunc olmuyor mu? tek gereken birkac basit kural, bir feedback mekanizmasi ve zaman. cok benzer bir ornegi iletisim sistemlerinin bir altdali olan autonomous networksde gorulur. son derece ucuz ve aptal onbinlerce ufak alici/verici sistemini genis bir alana yayip, "haydi koclar, kurun bir network" diye gaz verirseniz, birkac dakika icinde yillarca ugrassaniz dizayn edemeyeceginiz karmasiklikta networkler olusur. hatta bunlar o kadar "zeki" olurlar ki, aradan birkac yuz tanesi bozulsa veya pili bitse dahi, sistem kendiliginden duruma adapte olur, yapisini degisitirir (yani kimin kime, ne gucle ve ne siklikla hangi sinyalleri gonderecegi)"

Kurallar ve feedback ler kendiliğinden cıkar ortaya,sanırım siz fizik yasalarının,maddenin davranışının da bir bilinç ile olduğu düşünüyorsunuz ki fizik yasaları da kendiliğinden cıkmaz gibi bir sonuca ulaşıyoruz.

Açıkcası burada ki konu bu değil,tartışdığımız olay maddenin kendiliğinden biraraya gelerek bir bilinçi ve farkındalığı olurşturması.Bunu yaparkende rastgelelik ve kendi davranış kurallarına uyarak yapması.

Evrim ile ilgili yazdığınız diğer örneklere cevap vermiyeceğim,aslında evrimin ileri düzeydeki,canlılık boyutundaki gelişimi konularında uzman olmadığım için bir söyleyemiyeceğim.

Ama bu konuda sizinle aynı fikirde olmayanların yazdıkları yazılara bakabilirsiniz.

http://bilimvedin.blogspot.com/

Soldaki köşede miller deneyi Archaeoptery ile ilgili yazılara bakabilirsiniz.

Yazan: Hikmet Tarih: May 27, 2006 09:10 PM

Ayrıca bana bey diye hitab edebilirsiniz.

Bu karınca olayına gelirsek,burada yapılanın bir analoji/benzetme olduğu aşikar.Yani karınca gibi vasıfsız,içgüdülerinden başka bir şekilde davranamayan bir hayvan,cok büyük miktarlarda kolonileşince birden sanki düşünebilen, etki ye tepki gösterebilen ve ortam koşullarına uyum sağlayan bir hal alıyor.

Mesela alıntı yaptığım kişinin evrim teorisi ile ilgili diğer yazıları da şöyle:
http://eksisozluk.com/show.asp?id=evrim%20teorisi/@immanuel%20tolstoyevski

Neyse bunları gecelim,benim başka bir meramım var.
Öncelikle sanırım direk alıntı yaparak başlamam tartışmada bir taraf olduğum izlenimimi verdi ama öyle değil,her iki tarafında ne demek istediğini anlamaya calışıyorum.Zira bilgilerim karar vererek bir tarafa dahil olmama yetmiyor.

Mesela sizin söylediğiniz Miller deneyi ile ilgili itirazlara karşı söyleyecek bir şeyim yoktu ama google'da arayınca az önce verdiğim sayfayı buldum

Spesifik bir konunun dalının alt dalında dahi kütübhaneleri dolduracak kadar bilgi olduğundan bu konuları aslında amatörlerin değilde bilim adamlarının,eğitimini almış kişilerin tartışmasını isterdim ama öle bir lüksümüz de yok.

Bir şey sormak ve bir de davet yapmak istiyorum.

İlk olarak darwin'in öne sürdüğünü düşündüğüm rastlantısallığa mı, yoksa toptan evrime mi karşısınız?

Bir diğeride eğer bu kadar iddialı iseniz(ki cok belli oluyor) www.bilimfeneri.org'a davet eder , fikirlerinizi orda tartışmaya acmanıza öneririm.Gayet seviyeli ve için de dediğim uzmanları biyologları barındıran bir forum.
Kolay gelsin,teşekkürler.

Yazan: Hikmet Tarih: May 27, 2006 11:15 PM

Hikmet Bey/Hanım,

Maddenin kendini örgütleme senaryoları ve ilk macromolekülün oluşumu ile ilgili teorilerin hepsi çıkmaz sokaktadır.Bu konuda yapılan hiçbir çalışma hayatın ortaya çıkışını açıklayamamıştır.Bahsettiğiniz miller deneyi zaten çoktan tedavülden kalkmıştır.Ders kitaplarında yeralması sizi yanıltmamalıdır. Çünkü (materyalist açıdan) yerine koyacak bir şey bulunmamaktadır.:-)

Bence alıntıyı bir daha kopyalayacağınıza benim değindiğim noktalardaki "tasarım" aşamalarını prosesten çıkartıp tekrar deneyin.Ancak o zaman tesadüfi evrim kavramını örneklemiş olursunuz.R.Dawkins'in bu anolojisi hiçbir yönden darwinist evrime örnek teşkil etmez.Tek kaynaktan beslenmeyin.AT-Evrim tartışmaları için detaylı bilgiler içeren

http://www.arn.org/

http://www.discovery.org/

http://www.intelligentdesignnetwork.org/

gibi darwinist evrime itirazlarda bulunan bilimadamlarının da görüşlerini de incelerseniz daha sağlıklı kararlar verebilirsiniz.Bu linklerde hem hayatın başlangıcı ile ilgili öz-örgütlenme teorilerinin eleştirilerini hem de diğer darwinist mekanizmaların geçersizliğini, hem de R.Dawkins'in ilgili analojisinin komikliğini ve hiçbir yönder darwinist evrime örnek teşkil edemeyeceğini okuyabilirsiniz.Bu senaryoların geçersizliği için ingilizce biliyorsanız linklerini verdiğim sitelerdeki makalelere, bilmiyorsanız hayatın başlangıcına dair materyalist teorilerinin enine boyuna tartışıldığı bu kitaba, evrim ile ilgili efsanelerin ve tartışıl(a)mayan mitlerin nasıl çürük birer faraziyeden ibaret olduğunu okumak için bu kitaba, evrim teorisinin bilgi üreten süreçleri gösteremeyen, kanıta dayanmayan, salt felsefi bir materyalist teori olduğunun detaylı şekilde görmek için de bu kitaba bakabilirsiniz.AT'nin argümanlarının anlatıldığı ve AT'ye yapılan itirazların cevaplandırıldığı çeşitli makalelerden oluşan türkçeye çevirilmiş kitap içinde buraya bakabilirsiniz.

Ama bu konuda sizinle aynı fikirde olmayanların yazdıkları yazılara bakabilirsiniz.
http://bilimvedin.blogspot.com/

:-) :-) :-)

Siz beni güldürdünüz Allah'ta sizi güldürsün e mi?

Buralarda çok yeni olduğunuz hemen belli oluyor.Biz o verdiğiniz linkteki sitenin sahibi Da Vinci Bey/hanım ile burada epey teşrik-i mesai yaptık. Kendisi ile evrim tartışmalarımız, sitenin çeşitli makalelerinin altındaki yorumlarda mevcuttur.Da Vinci Bey/hanım tartışmalardan bunaldığı için olsa gerek kısa bir veda yazısı ile terk-i diyar eyledi.Kendisi ile görüşürseniz selamımı söyleyiniz.Beni iyi tanır :-)


Sorduğum sorularla ilgili uzman olmadığını söylemişsiniz. Endişelenmeyin yalnız sizin değil, uzman darwinistlerin de bir cevabı yok.Ders kitaplarına kadar giren bu ikonların hepsi ya yanlışlığı sonradan ortaya çıkartılmış bir takım bulgulardan ya da kasıtlı olarak çarpıtılmış araştırma sonuçlarından ve sahtekarlıklardan oluşuyor.Bu konuda bilgi için bkn:

http://www.iconsofevolution.com

Ayrıca jonathan wells 'in hem bu konudaki hem de AT konusundaki makalelerine ismini tıklayarak ulaşabilirsiniz. Linkteki kitabının türkçesi de mevcuttur


Tekrar söylüyorum, hiçbir zaman tek kaynaktan beslenmeyin.Gerçek sandığınızdan farklı olabilir.Siz farkında olmayabilirsiniz ama Darwinin problemi hala çözümsüzdür.

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 28, 2006 11:06 AM

Hikmet Bey,

İlk olarak darwin'in öne sürdüğünü düşündüğüm rastlantısallığa mı, yoksa toptan evrime mi karşısınız?


Sanırım siz "evrim" kavramıyla "darwinist evrim" kavramını karıştırıyorsunuz.Buradan da AT'(akıllı tasarım)yi hiç anlamadığınız anlaşılıyor.Bu konuda biraz araştırma yapmanızı öneririm. Daha önce verdiğim sitelerde birçok makale var.

Mustafa Bey birçok kereler yazdı. AT ,darwinist mekanizmalarla rastlantısal bir evrimin gerçekleşmesinin imkansızlığını belirtmektdir. Ama evrim kavramını da dışlamamaktadır. Yönlendirilmiş evrim kavramı AT'ye uygundur.Bazı AT teorisyenleri de böyle bir türetimin "yönlendirilmiş" süreçlerle olmuş olabileceği ihtimaline de vurgu yapar.


Yani bu konuda AT içinde tam bir eğilim yok.Yaşamın biyokimyasal yapısı üzerinde duran AT teorisyenleri bu yapıların bilinen doğal mekanizmalarla oluşmuş olmasının imkansızlığı üzerinde duruyorlar.Dolayısı ile Tasarımcının türetiminin/yaratımının biçimi daha sonraki aşama olarak görülüyor.Çünkü asıl önemli olan bu yapıların kökenleri.. Bu yapıların kökenini doğal yollarla açıklanamadıktan sonra türetimin yöntemi üzerine tartışmak abesle iştigal..


Fakat doğa tarihi aşama aşama gelişim ile ilgili yönlendirilmişte olsa bir evrim süreci göstermemektedir.Canlıların belirli bir sıra ile jeolojik katmanlarda ortaya çıktığı doğrudur ama bu "ortaya çıkmanın" yöntemi hala sırdır.Bu türüstü grupların ayrı ayrı yaratılması şeklinde de olabilir "common descent"(ortak atadan türeme) şeklinde de.. Fakat söylediğim gibi "common descent" için bir kanıt yoktur.Milyonlarca tür arasında başlangıcından bu güne kadar fosil kayıtlarıyla belgelenmiş darwinist mekanizmalarla aşama aşama gelişimi gösteren bir tek tür ve bunun bağlı olduğu soy ağacı yoktur.Kambriyen patlaması flumları commen descentin geçersizliği için iyi bir kanıttır.

Meseleye İslam açısından bakacak olursakta birçok kereler söylediğim gibi benim ya da mensubu olmaktan şeref duyduğum İslam'ın evrim ya da benzeri hipotezlerle bir alıp veremediği olamaz.Yine tekraren söylüyorum ki evrim benzeri hipotezleri İslam'ın ateşin zekalı düşünürleri avrupalılar daha popolarını yıkamayı bilmiyorlarken M.1000 li yıllarda kitaplarına almışlar ve tartışmışlardır.

Amma bugünkü gözlemler böyle bir süreç ortaya çıkarmıyorsa durup dururken neden böyle bir teoriye inanalım ki ?

Şunu da belirteyim eğer darwinist mekanizmalarla bir evrim gerçek olsa bile bu düşünce Theism'e hiçbir bakımdan zarar veremez. Bunu evrim teorisine güvenerek a-theist olma yanılgısına düşenler için söylüyorum.Bu, atheism ve theism konusunda hiçbir felsefi bilgisi olmayanlar için -belki- mazur görülebilecek bir şeydir.Theism konusunda okunabilecek makaleler için de buraya bakabilirsiniz

Bilimfenerini biliyorum. Mutlaka kaliteli bir sitedir.Ben yoğunluğum nedeniyle nete fazla vakit ayıramıyorum.Mustafa Bey'in sitesini de kalitesinden ve konu yelpazesinin genişliğinden tercih ediyorum.Vaktim olursa tabii ki katılmak isterim ama kısa vadede pek mümkün değil gibi görünüyor.

Miller deneyinin geçersizliği uzun zamandır darwinistler tarafından da bilinmektedir.Daha önce verdiğim linklere bakabilirsiniz.Verdiğiniz linkte bahsettiğini şeyi göremedim.-Ayrıca laf aramızda size bir tavsiye: ekşi sözlüğü böyle platformlarda referans vermeyin, ciddiye alınmazsınız :-)

Taraf olmadığınızı, meseleyi anlamayı çalıştığınızı söylemişsiniz.Bu çok iyi bir başlangıç.Eğer darwinistlerde olduğu gibi "metaryalizm mutlak doğrudur ve yaşamın tarihi de ona göre açıklanmalıdır" şeklinde bir önyargınız yoksa AT'in "evren ve yaşam" için bugünkü bilgilerimize en uygun açıklamayı sunduğunu görmeniz uzun zaman almayacaktır.


Saygılarımla..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 28, 2006 01:21 PM

Merhaba,

Darwinist evrimin teizmi cürütmeyeceğini cok iyi biliyorum.Tanrıya inanan,var olduğunu umut eden bir agnostik olarak ateizm'inden bilimsel olduğuda söylemedim(herhalde öle sandığımı düşündünüzde belirtme ihtiyacı duydunuz).

Ayrıca miller deneyi ile ilgili olarak verdiğim kaynağın tam linkini vereyim:
http://bilimvedin.blogspot.com/2005/11/miller-urey-deneyi-ve-harun-yahyann.html

Ekşi sözlük konusunda ise neden böyle söylediğinizi anlamadım.Ekşi sözlüğü argoya izin verdiği için eleştiriyor yada beğenmiyor olabilirsiniz ama bu ordaki fikirleri yanlış yapmaz.Küfür eden insanların yanlış,ciddiye alınmayacak şeyler söylediğini düşünüyorsanız acıkcası üzüldüm(bunu iddia etmek sanırım ad hominem oluyor)

Neyse,yinede teşekkürler.Ben belirttiğim gibi tam olarak bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmayı aptallık olarak gören birisiyim(kimse ithafen söylemiyorum bunu).O yüzden söylediklerinize karşı eleştiriler getirme cesaretini bulmuyorum kendimde(sağdece sizin için değil bu, evrim ile ilgili her konuda yada herkeze karşı bu tutumum)

Bilimfeneri'de sizi görmek dileğiyle.Kolay gelsin.

Yazan: Hikmet Tarih: May 28, 2006 05:21 PM

Hikmet Bey,


Ekşi sözlük konusunda ise neden böyle söylediğinizi anlamadım.Ekşi sözlüğü argoya izin verdiği için eleştiriyor yada beğenmiyor olabilirsiniz ama bu ordaki fikirleri yanlış yapmaz.Küfür eden insanların yanlış,ciddiye alınmayacak şeyler söylediğini düşünüyorsanız acıkcası üzüldüm(bunu iddia etmek sanırım ad hominem oluyor)


Yanlış anlamayın size yönelik bir şey söylemedim.Ekşi sözlüğün sağlam bir kaynak olmaması argo içermesinden değil.Ekşi sözlükten minimum düzeyde yararlanılabilir ancak.Ve çoklukla yüzeysel bilgilerden oluştuğu için referans niteliği taşımıyor.Tabii bu referanstan ne anladığınıza göre değişir.

Ekşi sözlük yanlış bir biçimde wikipedia ile kıyaslanıyor.Oysa wikipedia ile ekşi sözlüğün arasında ciddi farklılıklar var.Wikipedia, kullanıcıların ortaklaşa yazdıkları başlıklardan oluşuyor. Ve bilgi verebilmek amacıyla yani "referans olma" amacıyla hazırlanıyor. Bir yazar diğerinin hatasını düzeltiyor. Eğer ortada bir ihtilaf varsa ilgili sayfaya "bu konuda yazılan bilgilerde ihtilaf vardır" notu koyuluyor.

Ekşi Sözlük'teki başlıklar ise, ortaklaşa olarak değil, şahsi girdilerden oluşuyor.İhtilaflı bilgiler gösterilmiyor, ciddiyetsiz entryler giriliyor, argoya izin veriliyor vs vs.

Bu açılardan, ilk anda bir yazıda/konuşmada geçen anlamlandıramadığınız şey için "bu adam ne diyor yahu?" diyerek ekşi sözlüğe bakılabilir, ama nihayetinde konu ile ilgili detaylı bilgi vermeyeceği gibi yanıltıcı da olabileceğinden daha detaylı bir araştırmaya girişmek en sağlıklısıdır diye düşünüyorum.


Saygılarımla..

Yazan: S.Öztürk Tarih: May 28, 2006 09:19 PM

Öztürk bey,

Acıkcası kısmen haklı kısmen haksızsınız.Sözlük bazen sağdece yüzeysel bilgiler icerirken bazende oldukca akademik bilgileri barındırabiliyor(bunun nedeni orada yazı yazan akademik şahsiyetlerin olması).Diğer yandan bilgi edinilmek istenen konuda yazarların şahsi deneyimlerini ve tanık oldukları ilginç anektorlarada rastlıyoruz,o yüzden bakılası bir kaynaktır.Tabii wiki ile kıyaslamak oldukca yanlış,bunda hemfikirim.

Herneyse konu saptı,teşekkür eder sagılar sunarım.

Yazan: Hikmet Tarih: May 29, 2006 05:57 PM

Konunun o kısmını izah etme iddiam yoktu aslında. Ben yanlış olarak değerlendirdiğiniz bölüme değindim. Siz o konunun biraz dışında sorular sordunuz. Tabi herkes kendi bilgisinin baskın olduğu konulara kaydırmak istiyor mevzuyu..
--------------------------


-öncelikle şunları yazmaktan bıkmayacağım zira yazınızın o kısmında değişiklik göremedim:

ördeğin varlığını devam ettirmesi ve bugünlere kadar gelebilmesi için tek yol vardır: o da yukarıda belirttiğim evrensel yaşam kanunu...Buna uymayanlar elenir. bu yolu seçen gen kendini devam ettirir.

ördek çiftleşmeyi reddederse genlerini ileriki nesillere aktaramaz ve gen havusunda izi kalmaz. Böylece çiftleşmeyi reddeden gen yok olur. Fakat çiftleşen ördekler de olacaktır ve bunlar genlerini aktarabildiği için varlığını sürdürmeye devam edecektir...
-------------------
İhtimallerin sadece biri yaşam için uygun olandır. Ve varlığın önüne sunulan seçeneklerden sadece biri onu yaşam yoluna sürükler( ve seçilen bu yolun bilgisi genlerle aktarılır /yine de evrim bu yolları çoğaltır çeşitlilik bunun sonucudur fakat "kanun aynıdır")
---------------------

-Gelelim sorularınıza

Unutmayın ihtimaller havusunda yüzüyoruz ve bu ihtimallerden sadece bazıları yaşamı oluşturur.
Bir varlığa pat diye yaşam denilen yol sunulmamıştır. ihtimaller havusundan o yolu seçen/deneyimleyen varlık yaşamla tanışmıştır.


özetle;

-Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?
sorusuna şöyle cevap verebilirim:

Varlığını sürdürmek için üremek gerektiğini canlı bizim tabirimizle "deneyerek yanılarak öğreniyor"
Doğru yolu bulan yaşamı devam ettiriyor( ve nesilden nesile hafızasında taşıyor)...bulamayan yada mevcut yolu reddeden eleniyor.

Yazan: DA DA Tarih: June 1, 2006 04:10 PM

Sizleri(evrim'i savunan Biyologlar) dinleyince düşünen birisi olarak, mesleği ne olursa olsun bizler fikir beyan etmeyelim. Ancak unutmayınki anlattıklarınız bizleri tatmin etmiyor ve inandırıcı gelmiyor. Her iki faklı görüşü okuyorum, inceliyorum, kafamdaki soru işaretlerine en yakın cevabı veren tarafa katılıyorum. O cevabı verenin ne iş yaptığı beni pek ilgilendirmiyor. Ayrıca evrimciler ihtimallere pek cevap vermiyorlar. yoksa matematiğ'ide bilimden saymıyorlarmı?

Yazan: İdris Tarih: June 4, 2006 12:50 AM

Konunun o kısmını izah etme iddiam yoktu aslında. Ben yanlış olarak değerlendirilen bölüme değindim. Tabi herkes kendi bilgisinin baskın olduğu konulara kaydırmak istiyor mevzuyu..
-------------------------


öncelikle şunları yazmaktan bıkmayacağım:

ördeğin varlığını devam ettirmesi ve bugünlere kadar gelebilmesi için tek yol vardır: o da yukarıda belirttiğim evrensel yaşam kanunu...Buna uymayanlar elenir. bu yolu seçen gen kendini devam ettirir.

ördek çiftleşmeyi reddederse genlerini ileriki nesillere aktaramaz ve gen havusunda izi kalmaz. Böylece çiftleşmeyi reddeden gen yok olur. Fakat çiftleşen ördekler de olacaktır ve bunlar genlerini aktarabildiği için varlığını sürdürmeye devam edecektir...
-------------------
İhtimallerin sadece biri yaşam için uygun olandır. Ve varlığın önüne sunulan seçeneklerden sadece biri onu yaşam yoluna sürükler( ve seçilen bu yolun bilgisi genlerle aktarılır /yine de evrim bu yolları çoğaltır çeşitlilik de bunun sonucudur fakat kanun aynıdır)
---------------------

Gelelim sorularınıza

Unutmayın ihtimaller havusunda yüzüyoruz ve bu ihtimaller yaşamı oluşturur.
Bir varlığa pat diye yaşam denilen yol sunulmamıştır. ihtimaller havusundan o yolu seçen/deneyimleyen varlık yaşamla tanışmıştır.


özetle;

-Varlığını sürdürebilmek için üremek gerektigini, ureyecek mekanizma nereden biliyor?
sorusuna şöyle cevap verebilirim:

Varlığını sürdürmek için üremek gerektiğini canlı bizim tabirimizle "deneyerek yanılarak öğreniyor"
Doğru yolu bulan yaşamı devam ettiriyor( ve nesilden nesile hafızasında taşıyor)...bulamayan yada mevcut yolu reddeden eleniyor.

Yazan: DA DA Tarih: June 5, 2006 03:43 PM

İdris bey;
17. yy sonlarında insanlık dünyanın yaşının 5000 yıl olduğuna inanıyordu. fakat bugün dünyanın yaşının yaklaşık 4.5 milyar yıl olduğu biliniyor. Fakat biz hala 17. yy ve bakış açısıyla olan biteni değerlendiriyoruz..
Ama artık bilim Dünyanın izlerini daha iyi okuyabiliyor(jeoloji paleontoloji paleantropoloji vs.)
İnsanlık yaklaşık 1.5 myıllık tarihi boyunca son 10 000 yılda(tarım devrimi)dünyaya olan bakış açısını değiştirerek yıkılmaz bir kale inşa etti.Bu bakış açısının gelişmesi sonucunda herşeyin dışında herşeyi insan için yaratmış bir tanrı aradık,bulduk ve ona sıkısıkı sarıldık...
evrimi sadece biyoloji olarak değerlendirmediğiniz takdirde size inandırıcı olanın aslında evrensel olmadığını görebilirsiniz.
Şu an size inandırı gelen şeyler tarım devrimi olmasaydı söz konusu bile olmazdı...(unutmayınız ki modern insan tarım devrimi öncesinde de yüzbinlerce sene dünya üzerinde yaşadı. Şayet avcı toplayıcı bir insanı yakalayıp bizim tanrı modelini önüne sunsaydık ve namaz kılmasını isteseydik o da ona inandırıcı gelmeyecekti...
umarım demek istediklerimi anlatabilmişimdir.
iyi günler dilerim.

Yazan: DA DA Tarih: June 5, 2006 08:59 PM

Evrim ve Akıllı tasarım...

Yaşamın ve varolmanın gerçeklerine ulaşmak isteyen fakat bütünü kavramaktan uzak kalmış görüşlerin kullanageldikleri iki kavramdır Evrim ve Akıllı tasarım...

Öncelikle Akıllı tasarım kavramı !

Herşeyi yaratan Yaratıcı'nın yaratımını , "akıllı" olarak niteleyemeyiz.

Demek istediğimi bir örnek vererek açıklayayım.

Benim buraya yazdıklarımın akıllıca yazılmış olduğunu kabul etmeyebilirsiniz ama ben yazdıklarımı bilinçli olarak yazıyorum.
Akıllıca olduğunu kabul etmeyebilirsiniz , dedim ; çünkü yazdıklarımı kendi aklınızın değerleri ile karşılaştırır ve uyum sağlamadığını tespit ettiğinizde benim yazdıklarımın akılsızca olduğunu düşünüp kabul edersiniz. Veya tam tersi akıllıca da bulabilirsiniz ama her iki sonuçtada da benim aklımı , kendi aklınız ile mukayase etmektesinizdir.

Ama bu örnekte olduğu gibi , Yaratıcı'nın yaratımını kendi aklınızla mukayese edebilirmişsiniz gibi "akıllılıkla" değerlendiremezsiniz , tabii ki Yaratıcı'nın var olduğunu hissedebiliyorsanız.

Eğer böyle bir hissedişiniz var ise , Yaratıcı'nın yaratımının sadece BİLİNÇLİ TASARIM olduğunu , olabileceğini düşünür ve kabul edersiniz. "Biliş ve istem" bir bütün olarak BİLİNCİ tanımlar ve Yaratıcı'mız yarattığı herşeyi BİLİNÇLİ OLARAK TASARLAYIP YARATMIŞTIR.
Yaratmayı akletmemiştir (böyle bir gereksinimi olamaz zaten) , yaratımı süreklidir , kesintisizdir ve bilinçlidir.
O'nun yaratımını akıllılıkla ölçüte vuramayacağımız için buna aklımızın yeterli olmaması nedeniyle yaratım , akıllı tasarım değil bilinçli tasarımdır. Herşeyi bilen Yaratıcı , istediği için yaratmıştır.
Bu ayırım tabii ki nüans farkı olarak değerlendirilip algılanabilir. Ama nüans farkı olarak değerlendirilemeyecek kadar önemli bir kavrayış ve biliştir.

Evrim konusuna gelince ; evrimin anlamı değişim ve başkalaşımdır. Ama gerek Darwin öncülleri , gerek Darwin'in kendisi ve gerekse günümüze kadar uzanan takipçileri için bu süreç Yaratıcı'nın olmadığını kanıtlarmış gibi algılanmaktadır. Bu algılamanın sonuç olarak ortaya çıkma nedeni Yaratıcı'nın olmadığı konusundaki ön yargıya dayanmaktadır.

Gerçekte ise evrim yani değişim ve başkalaşım evrensel bir kural olarak Yaratıcı'nın varlığını ortaya koyup kanıtlar. Hani derler ya , Yaratıcı'nın varlığı bilimsel olarak kanıtlanamaz diye.. Evrim teorisi de bilimsel olarak kabul edildiğinden , evrim teorisinin Yaratıcı'nın varlığını kanıtlamak şöyle dursun O'nun olmadığını kanıtlıyormuş gibi sunulur ki bu sunum da evrimin yani değişim ve başkalaşımın özünün kavranamadığını , gerçeklerin hala kavranamadığını ortaya koymaktadır.

Düşünsenize , Yaratıcı'nın koyduğu bir kural , kendisinin olmadığını göstermez , sadece yaratımın bilinçli bir tasarım olduğunu anlatır bizlere...

Evrim (değişim ve başkalaşım) teorisi ki artık teori değil evrensel kural olarak tanımlamak gerekir , bu kural bütünün işleyişine ait özelliklerden sadece bir tanesidir. Ki bu yüzden tek başına ele alındığında anlamsızlaşır , nedensizleşir ve gerektiği gibi değişim ve farklılaşmaları açıklığa kavuşturmada ve evrenin bütünün anlamada yetersiz kalır. Evrim ,kendisinin (yani değişimin ve başkalaşımın)nasıl ve neden olduğunu bile tek başına açıklayamaz. Herşeyin değişim geçirdiği ileri sürer ( ve bu olgu ve süreç tabiiki bir gerçektir.) ancak değişimin nereden kaynaklandığını , değişime neyin yol açtığını , bazı değişimlerin neden çok yavaş veya neden biraz hızlı olduğunu ortaya koyup açıklayamaz.

En önemlisi , evrenden enerjinin sakınımı kanunun neden var olduğunu ama bunun yanında evrimle ortaya çıkan ve doğal seleksiyon sınavını başaran türlerin , popülasyonların sakınımı kanununun neden olmadığını açıklayamaz.

Binlerce , milyonlarca hatta milyarlarca yıl süren evrimin en gelişmiş sonuçlarının bir katastrofik olayla bir anda yok oluşunun nedenlerini ve devam eden sürecin ne olduğunu anlatamaz , açıklayamaz. Bırakın bir insanı veya bir başka canlıyı , bir galaksinin , milyarlarca yıllık evrim sürecine rağmen bir başka galaksi veya karadelik tarafından yutulmasının nedenlerini ve sonuçlarını ortaya koyamaz..

Bütün bunların ele alınıp tartılaşacağı bir mail grup kurmayı düşünüyorum. Grubu buradan bildirebilirim.

Son olarak ; var olan herşey YARATICI'NIN eseridir ve O'nun tarafından BİLİNÇLİ OLARAK TASARLANMIŞTIR.

Bu yazdıklarımı okuyup , kendilerinde bazı düşünsel değişim farkedenlere söylüyorum. Kendinizde fark ettiğiniz düşünsel değişimler , burada yazdıklarımı okuyarak edindiğiniz bilgiler nedeniyle olmuştur. Sizde meydana gelen düşünce değişikliklerini meydana getiren bu satırları okuyarak edindiğiniz bilgilerdir. Bir iletişim süreci içinde burada yazılan bilgileri edindiniz ve değişim geçirdiniz. Ama değişim sadece düşüncelerinizde gerçekleşti. Bu sayfada var olan iletişime bir nedenle ben dahil oldum ve benden , bu yazılanları okuyanlara uzanan bir iletişim hattı gerçekleşerek bende var olan bilgiler aktarıldı ve bazılarınızda bu bilgiler düşünce değişikliklerine yol açtı. Bazılarınızda hatta hiçbir kimsede herhangi bir değişikliğe de yol açmamış olabilir. Ama şurası bir gerçektir ki okuduğunuz anda buradaki bilgiler tarafınızdan alınmış durumdadır. Değişikliğe yol açmış mıdır , açmamış mıdır , bu sadece sizin düşünce yapınıza bağlı olarak ortaya çıkabilecek bir sonuçtur.

Ama değişim , iletişim sürecinde karşı taraftan alınanlarla gerçekleşebilir. Hiçbir şey alınmıyorsa değişim söz konusu olamaz. Değişimin nasıl gerçekleştiği için alınan şeyin ne olduğunu anlamak gerekir. Bununda sadece bilgi olabileceğini yazarak iletimi bitireyim.

Yazan: irfan Tarih: June 7, 2006 09:53 AM

Bilim İçin Bir Dönüm Noktası

Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci?

Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar.

Mustafa Aksoy 'un ana yazısındaki bu bölümü okuduğumda hayretler içersinde kaldığımı ifade edeyim..

TASARIMCI'NIN KİM OLDUĞU KONUSUNUN BİLİMİN DIŞINDA KALDIĞININ İFADE EDİLMESİ !!

"Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret."

Hem Bilinçli Tasarımın gerçekliğini savunacaksın hem de yolun başında iken , " ben bu yükü ancak şuraya kadar taşırım.." diyeceksin..

Canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmek !!

Peki , bu tespit nasıl yapılacak ?? Canlılık tasarlandı da cansızlık tasarlanmadı mı oluyor ?

Yaratıcı böyle bir tasarım ayırımı mı yapmış ola ki de sadece canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmek durumu söz konusu oldu?

Diğer yazılarımda da ifade ettiğim gibi , bütün bu sapmalar , daraltmalar algı yetersizliğinden
meydana gelmektedir. Darwinizmi savunan da , karşı çıkıp bilinçli tasarımı savunan da maalesef bütünün tamamını algılayıp göremiyorlar.

Zaten verilen saat veya heykel örnekleri de , hala karşı takım oyuncularından farklı algılama konumlarında bulunulmadığını gösteriyor !

Bilim evrensel sistemlerin işleyişini algılayıp anlamak için yapılıyor. Eğer bilimsel olarak varılan noktada Yaratıcı 'yı bulamıyorsanız , o bilim , olması gereken gerçek bilim değildir.

Gerçek bilim , herşeyi benzersiz var eden Yaratıcı'ya giden yolu bulup aydınlatan bilimdir.

Yaratıcı , bilinçli tasarımı ile bunu tasarlamıştır ve bu tasarımını da aklını kullanarak o metinleri okuyabilecek olanlara anlatmıştır.

Yaratıcı , bilinçli bir tasarımla herşeyi benzersiz yaratacak ve yarattığı herşeye akli özellik kazandıracak ve sonra yarattıklarından bazıları akılları sayesinde gerçekleştirdikleri bilim ile O'nu bulamayacaklar , O'nun varlığını kanıtlayamayacaklar!!

Ve birileri de çağımızda ortaya çıkarak bu döngüden Yaratıcı'nın bilinçli tasarımı olarak sözedecekler. Ve bunu söyleyenler de bilim insanı olduklarını iddia edecekler...

Of ki of !!!!!

Yazan: irfan Tarih: June 8, 2006 09:35 PM

İdris bey;
17. yy sonlarında insanlık dünyanın yaşının 5000 yıl olduğuna inanıyordu. fakat bugün dünyanın yaşının yaklaşık 4.5 milyar yıl olduğu biliniyor. Fakat biz hala 17. yy bakış açısıyla olan biteni değerlendiriyoruz..
Ama artık bilim Dünyanın izlerini daha iyi okuyabiliyor(jeoloji paleontoloji paleantropoloji vs.)
İnsanlık yaklaşık 1.5 myıllık tarihi boyunca son 10 000 yılda(tarım devrimi)dünyaya olan bakış açısını değiştirerek yıkılmaz bir kale inşa etti.Bu bakış açısının gelişmesi sonucunda herşeyin dışında herşeyi insan için yaratmış bir tanrı aradık,bulduk ve ona sıkısıkı sarıldık...
evrimi sadece biyoloji olarak değerlendirmediğiniz takdirde size inandırıcı olanın aslında evrensel olmadığını görebilirsiniz.
Şu an size inandırı gelen şeyler tarım devrimi olmasaydı söz konusu bile olmazdı...(unutmayınız ki modern insan tarım devrimi öncesinde de yüzbinlerce sene dünya üzerinde yaşadı. Şayet avcı toplayıcı bir insanı yakalayıp bizim tanrı modelini önüne sunsaydık ve namaz kılmasını isteseydik o da ona inandırıcı gelmeyecekti...
umarım demek istediklerimi anlatabilmişimdir.
iyi günler dilerim.

Yazan: DA DA Tarih: June 8, 2006 10:21 PM

Sayın DA DA,

Bu acayip analizi nasıl bir bilgi birikimiyle yaptınız bilmiyorum ama "modern" insan bu dünya üzerinde varolduğu andan itibaren hiçbir an "dinsiz" yaşamamıştır.

Değişen sadece şirkin şekilleri.O zaman yaşayanlar anlayamadıkları doğa olaylarına ve bunların arkasında bir Yaratıcı'ya "ortaklaşa" taparken bugünküler direk doğa olaylarına ve bütün bu yaratımın zaman+madde+tesadüf eseri olduğuna inanarak maddeye tapıyorlar.

Şirk saplantısında bir değişiklik yok.Bugünkü materyalizm şirkin en peypaye halidir.

Tersten akıl yürütme yapacağınıza düzden bakın ve bu "varlığın" açıklamasını yapın. Nedir bu "madde"? Ve "nereden" gelmiştir?

Yazan: S.Öztürk Tarih: June 9, 2006 08:11 AM

Yorumlara sadece bir goz atabildim ancak. Varabildigim kani burdaki tarismanin seviyesinin (AT -evrim tartismalarinda genellikle oldugu gibi) sosyal-politik agirlikli ilmekllerden yuksek olusu.

En hosuma giden de "Gercegi Arayan"in Da-Vinci'ye selam ricasindan sonra gerecgi aramaktan vaz gecmis olmasi :)

Ilerde yorumlari okumayi umid ediyorum. Sanki laiklik-demokrasi memokrasi tarismalarinda kaybettigim beyin hucreleri burda tekrar canlaniyor.

Sezgin Kiroglu, Yilmaz, Sibel Fidel gibi dusunurleri mesgul ederek buradan uzak tutmakla sagladigim hizmetin kiymeti bilinirmi acep? :)

Yazan: Bekir L. Yildirim Tarih: June 10, 2006 08:13 PM

akıllı tasarım olduğu zaten açık
bildiğim kadarıyla darwinizm zaten çok daha önce çökertilmişti
önemli olan akıllı tasarımı kimin yaptığı
ordada zaten bilim tıkanıyor
yukarda bi arkadaş yazmış ya istesem bende en az sizin kadar bilimsel konuşurdum die
gerçekten çok iyi yazmışsın adeta benim düşüncülerimi okumuşsuın
eğer akıllı tasarımı kabul edip ataistseniz bu işte bi çelişki var
bence bu teori(h0atta teori deil çünkü kanıtlanmış) tek tanrılı inancı savunuo
bu teoriiyi iyi anlayan sonra tüm dinleri şöyle bir araştıran herkezin doğru yolu bulacağına inanıyorum
çünkü allah herkese bu kadar akıl verdi

Yazan: gökmen Tarih: June 13, 2006 07:59 PM

akıllı tasarım teorisini tamamen doğru buluyorum fakat bir noktaya dikkatinizi çekmek isterim
üstün bir akıl herşeyi planlamıştır, tasarlamıştır diyoruz ya
fakat şu bilinmelidir
aslında tasarım yoktur allah tasarlamaz planlamaz
emreder ve olur

Yazan: gökmen Tarih: June 13, 2006 08:12 PM

Doğal seleksiyon bulundukları coğrafi konumun doğal şartlarına uygun yapıda olan canlıların hayatlarını ve nesillerini sürdüreceklerini,uygun yapıdaolmayanların ise yok olacaklarını öngörür.Örneğin yırtıcı hayvanların tehdidi altında olan bir geyik sürüsü içinde doğal olarak hzılı kaçabilen geyikler hayatta kalacaktır.Ama bu süreçne kadar uzun olursa olsun geyikleri bir başka canlı türüne dönüştürmez.Geyikler hep geyik kalır.Bu tamamen basit bir göz boyamadır.
Mutasyonlar ise canlı hücresinin çekirdeğinde bulunan ve genetik bilgiyi taşıyan DNA molekülünde radyasyon veya kimyasal etkiler sonucunda meydana gelen kopmalar ve yer değiştirmelerdir.Mutasyonlar DNA'yı oluşturan nükleotidleri tahrip eder ya da yerlerini değiştirirler.Çoğu zaman da hücrenin tamir edemeyeceği boyutlarda hasarlara sebep olur.
Yni evrimcilerin arksına sığındıkları öutasyon hiçbir zaman canlıları daha gelişmişe ve mükemmele götüren tılsımlı bir değnek değildir.
Mutasyonların etkisi zarardır.Mutasyonların sebep olacağı değişklikler Hiroşima,Nagazaki,Çernobil'deki gibi insanların uğradığı türden değişiklikler olabilir.yani sakat kalmak.
Mutasyonlar küçük rasgele ve zararlıdırlar.Çok ender olarak meydana gelirler ve en iyi ihtimalle etkisizdirler.
Yani canlıların evrimleşmesi mümkün değildir çünkü doğada onları evrimleştirebilecek bir mekanizma yoktur.

Yazan: zeynep ç. Tarih: June 23, 2006 03:46 PM

ben kendi capimda Allaha ve Kurana inanan birisiyim, ve ayni zamanda evrim olayinin Allahin Kuranda cesitli ayetlerle isaret ettigi cok buyuk bir mucizesi olabilecegini de dusunuyorum. nitekim Allahin "vahyi" dogrultusunda her turlu mutasyonun mucizevi bir sekilde cok kisa bir zamanda olabilecegine de inaniyorum. fakat ayni zamanda
"vahiy" gibi deney ve gozlemle kanitlanmasi mumkun olmayan kavramlarin bilim olarak okutulmasina da karsiyim. bu ancak inanan insanlarin gonlundeki kuvvetli bir inanc olarak kalmalidir sanirim. ayrica evrim teorisini
sadece materyalist-ateist-maoist vs komplosu olarak gosterip kestirme ucuz delillerle curuttugunu iddia eden populist-dinci yazarlarin da dine iyilikten cok kotuluk yaptiklarini dusunuyorum.

Yazan: ahmet karan Tarih: July 11, 2006 11:09 AM

Selam
Yazılarda çok yararlı bilgiler var, yorumlarda da çok güzel şeyler var.. Evrimcilerin kanıtlayabileceği herhangi bir olay olmadığı için evrimi tartışmanın anlamı olmadığını bu yazılarda tekrar gördük. Vesselam ...


Ve de ki: "Hak geldi, batıl yok oldu; gerçekten batıl pek zavallıdır!" İsra Suresi / 81

Yazan: Alper BATIGÜN Tarih: July 26, 2006 01:15 PM

saygı deger arkadaşlar katalolik kilisesi yazıyor sizler okuyorsunuz daha düne kadar yaratılış teorisi vardı şimdide akıllı tasarım her iki teoridede birçok ortak nokta var fakat bu iki teoriyi yek pare şekilde ayakta tutan ve var kılan EVRİM teorisidir darwinin temelini attıgı bu teori her geçen gün fosil ve jeolojik kanıtlarla ispat edilmekte darwin allah inancınızı gasp etmiyor ama bu cehalet bilim yapmamıza engel oluyor

Yazan: geranticus Tarih: August 4, 2006 05:33 PM

yukarıda bir arkadaşım evrim teorisinin insanın maymundan geldiğini öne sürdüğünü söylüyor.evrim teorisi kesinlikle insan maymundan gelmiştir demiyor.sadece insan ve