« 'Anti-Amerikancılık' Üzerine Bir Mektup | Ana Sayfa | Cevizkabuğu Programındaki Darwin Tartışması »
June 28, 2005
Darwin’e İman da Sorgulanmalı
[28 Haziran 2005 tarihli Zaman gazetesinde yayınlandı.]
İman kavramından, Teistik dinlere iman kadar, ateizme ve materyalizme imanı da anlamak lazım. Darwinizm’i ısrarla savunanların bazıları, söz konusu “izm”lere imanları nedeniyle öyle yapıyor gibi duruyorlar; çünkü kanıtları tartışmak yerine itirazları diskalifiye etmeye çalışıyorlar.
Dizayn teorisini savunan bilim adamlarının çağrısı ise çok daha objektif: “Gelin kanıtları izleyelim; bizi hangi sonuca götürüyorlarsa götürsünler...”
Geçen hafta Radikal gazetesinde ilginç bir “Darwinizm fırtınası” esti. Önce, geçtiğimiz cuma günü, Türkiye’de bu teoriye cephe almakla ünlenmiş bir yazarın kitaplarını tanıtan tam sayfa bir ilan Radikal’de boy gösterdi.
Ertesi gün gazetenin genel yayın yönetmeni İsmet Berkan, bunun yanlışlıkla Radikal’e “sızdığını” anlattı ve Darwin’in evrim teorisini savundu. Aynı gün İstanbul Üniversitesi’nden Prof. Haluk Ertan’ın, Darwinizm’i göklere çıkaran bir yazısı, Radikal’ın yorum sayfasında yayımlandı. Bir sonraki gün Sayın Berkan, “Bilimsel teori ile dogma arasındaki temel fark” başlıklı yazısında konuyu yeniden ele aldı.
Yaşamın kökeni tartışması üzerinde yıllardır zihin yormuş, araştırma yapıp kalem oynatmış, en son da iki ay kadar önce Kansas Eyaleti Eğitim Bakanlığı’nda bu konuda “bilirkişi” olarak görüş bildirmiş bir yazar olarak, tüm bu “Darwinizm furyası” hakkında belirtilmesi gereken önemli noktalar görüyorum.
Bunların birincisi, tartışmanın hamasetten arındırılmasının gerekliliği. Hamasetin bir örneği, İsmet Berkan’ın da köşesinde haklı olarak eleştirdiği “Darwin Türk düşmanıydı” gibi argümanlar. Darwin’in Türkleri sevmemiş olması, elbette onun teorisini çürütmez. Bir insan bir yandan en koyu “Türk düşmanı” olup, öte yandan da son derece tutarlı bir teori kurmuş olabilir. Darwin’in kişiliği hakkındaki bu gibi zorlama suçlamaların yanında, çağdaş Darwinistlere yöneltilen “komünisttir, Maoist’tir, vatanı satar” gibisinden karalamalar da haksız ve çirkindir. Ancak hamasete kimi zaman diğer taraf da başvuruyor. Prof. Ertan’ın Darwin’in nasıl da yıllar boyu cefakârca araştırma yaptığını anlatırken, ona karşı çıkan herkesi “safsata tüccarı” diye yaftalamasında olduğu gibi... Tüm bunları -ve bu konuyla ilgilenen bazı insanların tartışmalı kişilik ve faaliyetlerini- bir kenara bırakıp, meseleyi sağduyuyla ve en önemlisi bilimle tartışmamız gerekiyor.
Darwin’e dinî ve bilimsel tepki
Türkiye’de konuyu ele alan pek çok insanın zihninde “bilimsel bir teoriye bağnazca tepki gösteren dinciler” tablosu var. Oysa durum o kadar basit değil. Öncelikle, Darwin karşıtlarının çoğundaki “dindarlığı” görürken, Darwin taraftarlarının çoğundaki “din karşıtlığını” da görmek gerekiyor. Darwin, din konusunda bir yorum yapmamış, örneğin “Tanrı yoktur” dememişti; ama bunu demeyi mümkün kılan teorisi ilk günden itibaren ateistlerin baş tacı oldu. Çünkü, günümüzün önde gelen evrimcilerinden Oxford zooloğu Richard Dawkins’e göre, Darwin ateistlere “entelektüel yönden tam tutarlı ateistler olma şansı sağladı”. Dolayısıyla “tarafgirlik”, her iki tarafta da vardır.
Nitekim Prof. Ertan da, Radikal’deki makalesinde, “din”, “öbür dünya” ve “safsata” kavramlarını üstüne basa basa aynı dizi içinde kullanarak, dine karşı gayet açık bir “taraf” sergiliyor.
Ama bu da o kadar önemli değil... Asıl önemli olan, Darwinizm’e yönelik çağdaş itirazların “din temelli” değil, “bilim temelli” oluşu. Elbette bazı insanlar, “Darwinizm’e karşıyım; çünkü inancıma aykırı” diyor; ama bugün bilim dünyasında tartışılan, bu değil. Tartışılan, Darwinizm’in bilimsel açmazları. İlk hücre nasıl var oldu? Canlı bedenlerindeki karmaşık biyokimyasal makineler nasıl ortaya çıktı? Genetik bilginin kökeni nedir? Neden bilinen tüm temel hayvan grupları (filumlar) aynı jeolojik dönemde (Kambriyen devirde) aniden, kendilerine benzer ataları olmadan ortaya çıktılar? Bu gibi sorulara Darwinistlerin verebildikleri doyurucu yanıtlar yok. Ve işin ilginç yanı, bilim ilerledikçe Darwinizm’in yanıtları değil, soruları, daha doğrusu sorunları artıyor.
Darwinistler “bilim elbette bunlara yanıt bulmamızı sağlayacak” diyorlar; ama bu durumda teori eldeki kanıtlara değil geleceğe yönelik bir umuda (yani inanca) dayalı hale geliyor...
Peki Darwinizm yaşamın kökenini açıklayamıyorsa, onu nasıl açıklamak gerek? Son yıllarda ABD’de gelişen “Akıllı Dizayn” (Intelligent Design) teorisi, işte bu soruya cevap getiriyor. Darwinizm, canlılığı doğa kanunlarının ve rastlantıların eseri olarak yorumlarken, bu teori üçüncü bir etken daha öne sürüyor: Dizayn!
Dizayn teorisi, “yaratılışçılık” değil. Çünkü Dizayn bilimsel kanıtlara, Yaratılışçılık ise dinî kaynaklara dayanıyor. Dizayn’ın dayanağı, Kitab-ı Mukaddes veya Kur’an değil; canlılardaki kompleks sistemler. Nemrut Dağı’nın tepesindeki heykelleri görünce, bunların “doğal etkilerle” oluşmadığını, dizayn edildiğini nasıl anlıyorsak, canlılığın dizayn edildiğini de öyle anlıyoruz. (Tabii bu akıl yürütmenin belirli bir metodolojisi de var, Baylor Üniversitesi matematikçisi Prof. William Dembski tarafından kurulan.[1])
“Canlıları kim dizayn etti?” sorusuna ise bilimin verebileceği bir cevap yok. Buna insanlar inançları ve felsefeleri doğrultusunda kişisel cevaplar verebilirler; ama bunlar bilimin alanı dışında. Bu nedenle Dizayn teorisi, dinlere uygun; ama dinî olmayan bir düşünce.
Genom projesi neyi kanıtladı?
Ve bu teori ABD’de giderek güçleniyor. Teorinin bilimsel merkezi durumundaki Discovery Insitute tarafından yayımlanan “Darwinizm’e Kuşkulu Bakış” deklarasyonunu imzalayan bilim adamı sayısı 400’ü aştı. Georgia, New Mexico, Ohio gibi eyaletlerde, Dizayn teorisinin bazı argümanları, Darwinizm’e alternatif olarak ders kitaplarına girdi. Kansas’taki durum ise önümüzdeki haftalarda belli olacak. Türkiye’deki Darwinistler ise tüm bu bilimsel muhalefete “dincilik” diye dudak büküp, sonra da Darwinizm’in aslında her şeyi gümbür gümbür açıkladığını ileri sürüyorlar.
Örneğin Prof. Ertan, “insan genom projesi”nin evrime ilişkin çok güçlü bilgiler ortaya koyduğunu ileri sürmüş. Oysa söz konusu proje hiç de öyle bir sonuç vermedi. Aksine, denebilir ki, canlılığın kompleksliğini biraz daha açığa vurarak, Dizayn tezine destek sağladı. Projeyi yürüten Celera Genomics şirketinin bilim adamlarından Gene Myers’ın şu sözleri, medyada hayli yankı bulmuştu: “Beni şaşırtan, yaşamın mimarisi. Sistem olağanüstü derecede kompleks. Tasarlanmış gibi.” [2]
Bu kadarcık bir yazı, bu konudaki bilimsel kanıtları tartışmak için yeterli değil elbette. Ama hemen belirteyim ki, Darwinizm’i savunan herkesle, her yerde ve her şartta tartışmaya hazırım; çok da iyi olur.
Burada asıl olarak meselenin özüne dair bir şey söylemek lazım. Onu da aslında Sayın Berkan zaten söylemiş. Şu ifadesine katılmamak elde değil: “Bilimin temeli kuşkuculuktur; dinin ise iman. Bilimde imanın yeri yoktur.”
Çok doğru. Ancak elbette buradaki iman kavramından, Teistik dinlere iman kadar, ateizme ve materyalizme imanı da anlamak lazım. Darwinizm’i ısrarla savunanların bazıları, söz konusu “izm”lere imanları nedeniyle öyle yapıyor gibi duruyorlar; çünkü kanıtları tartışmak yerine itirazları diskalifiye etmeye çalışıyorlar.
Dizayn teorisini savunan bilim adamlarının çağrısı ise çok daha objektif: “Gelin kanıtları izleyelim; bizi hangi sonuca götürüyorlarsa götürsünler...”
1) Bkz. William A. Dembski, “The Design Inference: Eliminating Chance through Small Probabilities ”, Cambridge University Press, 1998.
2) “Human Genome Map Has Scientists Talking About the Divine”, San Francisco Chronicle, 19 Şubat 2001.
28 Haziran 2005 tarihli Zaman gazetesinde yayınlanmıştır.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: June 28, 2005 02:54 PM




Sayın Berkan'ın “Bilimin temeli kuşkuculuktur; dinin ise iman. Bilimde imanın yeri yoktur.” sözüne katılmıyorum.
"Bilim" derken "felsefe"yi kastetmişse doğrudur.
Bilim kesinliğe dayanır, kuşkucu değildir. Bilim, "iman"la bütünleşince daha bir anlam kazanır.
Saygılar...
Yazan: ismail Tarih: July 22, 2005 12:16 PM
Hurricanes goaltender Martin Gerber was rested, ready and relieved to make the most of his second chance in the playoffs http://www.1000links.happyhost.org/ http://www.1000links.happyhost.org/
Yazan: alarialaricc Tarih: May 29, 2006 09:44 AM
tesadufleri de tanrı yarıtır diyerek başlamak istiyorum
bilim hangi noktaya gelirse gelsin bu gerçeği inkar edemez cunkü hiç bir teori yaratıcı yerine geçemez cok da bilgisi olmayan kişilerin evrim teorisini yaratanı inkar için kullanması çok yanlış bir tutudur her yeni bilim dalı gibi (ki evrimi bir bilim olarak goruyorum) bu bilim dalı da evrim geçirecektir yanlışlarını kendi kendine duzeltecek ve mutlak olmayan doğruya yolculuğunu sürdürecek
ve şuna da inanıyorum big bang ten sonra (ki bir zaman edatını tanrı için kullanmak çok yanlış bir şey) tanrı evrene hiç bir şekilde mudahele de bulunmamıştır çünkü zaten big bang de yaratılan canlıların temelleri molekuler zeka duzeyinde yaratılmıştır. bence bu yuzden yaratılış teoriside çok mantıklı değildir
bunula beraber akıllı tasarım teorisi nin de tanrıyı inkar etmeyeceği kesin değil
Yazan: emrah Tarih: November 4, 2006 04:44 PM
Mustafa Bey,
Şu sizin heyecanla tekrarladığınız meşhur Nemrut Dağı örneğinizin neden teşbihte hatalı olduğunu açıklayayım:
Nemrut Dağı'nın tepesindeki heykellerin insan yapımı olduğu kanısına varmamızın nedeni bunların "çok komplike" olmaları değil, bizlerin daha önceden gördüğü insan yapımı şeylere çok benzemeleridir.
Kaldı ki, savunucusu olduğunuz Akıllı Tasarım'ın canlılık karşısındaki tavrı, tam da "Nemrut Dağı insan ürünü olamaz, çünkü insanların o kadar yükseğe tırmanması mümkün değildir" gibi, hayal gücü eksikliğine dayalı, anlamayı değil anlamamayı hedef alan kolaycı bir çıkarımdan ibarettir.
Ayrıca, bugün doğada gözlediğimiz canlılık, Nemrut Dağı'ndaki heykeller gibi özenle oyulmuş değil, Peri Bacaları gibi yamrı yumru ve çeşitidir. Aradaki farkın anlaşılması için daha tanıdık bir örnek vereyim: İnsan yapımı olan bilgisayar hafızası insan beynine göre çok daha düzenli ve organize olduğu için çok daha hızlı çalışır. Bir modele dayalı üretilen bütün bilgisayarlar birbirinin aynıdır ve kolay kolay hata yapmazlar. Buna karşılık, insan beyni, çok daha düzensiz, bireyden bireye farklı, hata yapabilen bir mekanizmadır, ve belki de bu nedenle çok daha yaratıcıdır.
Nitekim, Peri Bacaları'na yönelik Akıllı Tasarım'cı yaklaşım da, "Kardeşim, o şapkalar o sivri taşların ucuna kendi kendine yerleşemez, bunu olsa olsa akıllı bir irade oraya koymuştur" olsa gerektir.
Yazan: Balbazar Tarih: November 8, 2006 10:05 PM
Sayın Balbazar,
İnanın Mustafa Bey sizin gibi okurları varken hiç konu sıkıntısı çekmez. Yazınız konu için ibretlik çıkarımlar içeriyor.
Bakalım:
"Nemrut Dağı'nın tepesindeki heykellerin insan yapımı olduğu kanısına varmamızın nedeni bunların "çok komplike" olmaları değil, bizlerin daha önceden gördüğü insan yapımı şeylere çok benzemeleridir. Kaldı ki, savunucusu olduğunuz Akıllı Tasarım'ın canlılık karşısındaki tavrı, tam da "Nemrut Dağı insan ürünü olamaz, çünkü insanların o kadar yükseğe tırmanması mümkün değildir" gibi, hayal gücü eksikliğine dayalı, anlamayı değil anlamamayı hedef alan kolaycı bir çıkarımdan ibarettir."
Daha önce bu sitede tecrübeli bir darwinist de benzeri şeyler söylemiş ve konu Mustafa Bey'in ayrı bir başlığa taşımasıyla uzun uzun tartışılmış, en sonunda darwinist arkadaşımız sinirlenip terk-i diyar eylemişti. O okur şöyle demişti:
"Başka türlü açıklanamadığı öne sürülen bir doğa olayını açıklamak için insan bilincine benzer bir bilincin yegane açıklama olduğu varsayılıyor."
Buradaki sizin örneğiniz de buna benziyor ama bundan çok daha "ilkel". Yani olgulara bakışlarda "insan bilincini temel alma" suçlaması yapılıyor, tasarım argümanı için.
Bunu çok garip ve mantıksal açıdan çok sorunlu görüyorum. Mustafa Bey ilgili yazısında bu okurdan alıntı yaptıktan sonra şöyle devam etmişti:
"Bir başka yerde de Sayın Bölükbaşı, Akıllı Tasarım teorisini (AT) "insan merkezli" olduğu için bilim dışı bulduğunu söyledi.
"Bu itirazı, Sayın Bölükbaşı'nın şahsıyla bir problemim olduğu için değil, temsil ettiği materyalist akıl yürütme biçiminin iyi bir örneği olduğu için önemli buluyorum. Bu akıl yürütme biçiminin neden feci halde yanlış olduğunu ise izah edeyim.
Önce itirazın tam olarak ne anlama geldiğini ifade edelim. Sayın Bölükbaşı'na göre, AT, kökeni doğal etkenlerle açıklanamayan doğal olguların kaynağı olarak bir bilincin varlığını kabul ediyor ve burada yanılıyor. Örneğin DNA'daki bilginin doğal etkenlerle açıklanamadığını, bir bilincin ürünü olması gerektiğini ileri sürüyor. Bölükbaşı'na göre bu metodolojik olarak yanlış, çünkü "insan merkezli" bir bakış açısı.
Bu itiraza karşı önce "insan merkezli olmayan bir bakış açısı"nın nasıl olacağını, insanlar tarafından yapılan bilimin başka nasıl bir bakış açısı geliştirebileceğini sormak gerek. Sitemizin yorumcularından Sayın S. Öztürk bu noktaya gayet isabetli bir şekilde işaret etti ve Darwinizm'in de insan aklının bir ürünü olduğunu vurguladı. (Hatta şunu da ekleyeyim; Darwinizm tam anlamıyla "insan merkezli bir bakışın doğaya yansıtılması", hatta 19. yüzyıl İngilteresi'nin sosyo-politik durumunun doğaya yansıtılmasıdır. Darwin teorisini geliştirirken İngiliz ekonomist Malthus'un toplumlardaki popülasyon artışı ve besin yetersizliği konusundaki görüşlerinden etkilenmiş, "yaşam mücadelesi" kavramını bu esinle olgunlaştırmıştır.)"
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/04/akilli_tasarima_dayanamama.php (Bu linkten yazının tamamını ve tartışmaları okuyabilirsiniz.)
Dünyaya dair tüm bakışımız, nedensellik de dahil insan zihninin çıkarımlarına dayanır. Tüm bilimsel düşünceler, teoriler, hipotezler ve kanunlar; tamamı insan zihninin mevcut yapısıyla değerlendirilir. Bu merkeziyet güvenilmezse eğer, başta darwinizm olmak üzere bildiğimiz tüm bilgiler güvenilmez olur; çünkü hiçkimse bu zihnin dışına/üstüne çıkıp da evreni, maddeyi veya varlığın aslı her ne ise onu inceleyememiştir. Hepimiz bu zihnin içindeyiz; bu zihinle düşünüyor, bulguları bu zihinle yorumluyoruz. İşimize gelen çıkarımları -mesela fosil yorumlama- kabul edip işimize gelmeyen -mesela tasarım- çıkarımları "ama siz insan olduğunuz için böyle düşünüyorsunuz" demek, saçmalığında ötesinde insan aklına hakarettir.
Böyle söylemekle kendinizinki de dahil, bütün bilimsel teorileri çöpe gönderiyorsunuz, ama farkında bile değilsiniz. Yoksa siz Berkeleyci bir idealist misiniz? :-) Öyleyse eğer ne diye evrimi savunup duruyorsunuz?
İkinci olarak, heykel örneğine dönecek olursak, siz "insan şeklini bildiğiniz için bu tasarımdır diyorsunuz" dediniz. Maalesef siz AT'nin "tasarım çıkarımı" ile ilgili olarak hiçbir şey bilmiyorsunuz.
Geçelim, peki hücre, flagellum, için ne diyorsunuz? Bunlar daha önce görüldü mü? Kaç yıldan beri hücreyi inceliyoruz? Size boşuna AT ile ilgili okumalar tavsiye etmiyorum; birçok örnek var, buraya aktarılamayacak kadar. Günlük hayatta "tasarım çıkarımı" yaptığımız ve bunlara güvendiğimiz birçok husus var. Mesela bir kazı sırasında şimdiye kadar görülmemiş bir alet ya da benzeri, işlevsel birşey bulsak, "bu kendiliğinden oluşmuştur" diyebilir miyiz?
Peki 3 milyar yıl önce varolmuş, tüm ekipmanları tamam, enerjisini sağlayıp, çoğalabilen ilk hücre, sonrasındaki flumları aniden ortaya çıkartan biyolojinin bigbangi denilen kambriyen patlaması, daha sonra yine aniden belşi sıralarla ortaya çıkan canlı kategorileri vb. için bunu niye söyleyemiyoruz? Flagellumdaki muhteşem tasarım için neden bunu söyleyemiyoruz? Materyalistlerin uykusunu kaçırıyor diye mi? 150 yıldır atılmadık takla kalmadı; yok işte, yok. Ne fosilbilimde ne de modellemlerde bir kanıt yok. İnsan bilincinin kendi de darwinizm açısından başlı başına bir problem. Nasıl olur da birraraya gelen atomlar "kendi kendilerinin farkında" olurlar?
Materyalizm uğruna bu mantıksızlığa inanmak zorunda kalmak mı bilim?
Hem birşey bulamayıp hemde mantıklı açıklamaları naturalist felsefeye uymuyor diye susturmaya çalışmak mı bilim?
Şöyle yazmışsınız:
"Ayrıca, bugün doğada gözlediğimiz canlılık, Nemrut Dağı'ndaki heykeller gibi özenle oyulmuş değil, Peri Bacaları gibi yamrı yumru ve çeşitidir. Aradaki farkın anlaşılması için daha tanıdık bir örnek vereyim: İnsan yapımı olan bilgisayar hafızası insan beynine göre çok daha düzenli ve organize olduğu için çok daha hızlı çalışır. Bir modele dayalı üretilen bütün bilgisayarlar birbirinin aynıdır ve kolay kolay hata yapmazlar. Buna karşılık, insan beyni, çok daha düzensiz, bireyden bireye farklı, hata yapabilen bir mekanizmadır, ve belki de bu nedenle çok daha yaratıcıdır. "
:-)) Ya bu yoğun günde beni çok güzel tebessüm ettirdiniz, teşekkür ederim.
Sizin düzenden anladığınız nedir Allah aşkına? Yani sizin ifadenizle, "özenle oyulmuş" olan bu nesneler tasarım, ama bu nesneleri, özenle oyacak zekaya sahip "bilinçli" yaratıklar "özensiz" "düzensiz" ve kendiliğinden oluşmuş he mi?
Bilgisayar hafızası çok daha düzenli ve organize ama bu bilgisayarı özenli ve düzenli bir şekilde "tasarlayan" yaratıkların beyni "düzensiz" ve bu yaratıklar kendiliğinden oluştu he mi?
Ve ne hikmetse bu çok daha düzenli ve organize makineler bunca düzenliliklerine rağmen, rağmen bir bilinç kazanamıyor ama bunları yapan "düzensiz" beyinler ekstradan "bilinç" sahibi ve tüm bunlar da işte nasıl olmuşsa olmuş, spontone oluşmuş.. Hem de ortada kanıt falan yokken; he mi?
Ya, "ben darwinistleri seviyorum, beni çok eğlendiriyorlar" deyince kızarlar bir de.. :-)
Son cümleleriniz de şunlar:
"Nitekim, Peri Bacaları'na yönelik Akıllı Tasarım'cı yaklaşım da, "Kardeşim, o şapkalar o sivri taşların ucuna kendi kendine yerleşemez, bunu olsa olsa akıllı bir irade oraya koymuştur" olsa gerektir."
:-) Burada ise artık koptum.. ,
Ne bu şimdi; bir tür şaka mı?
Allah aşkına böyle saçmalamadan önce biraz AT ile ilgili kitap/makale karıştırın. Neyin "şans", neyin "zorunluluk", neyin "tasarım", neyin karmaşıklık-belirtme ölçütü olduğuna bir bakın..
Saygılar..
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 9, 2006 02:48 PM
Yani sizin ifadenizle, "özenle oyulmuş" olan bu nesneler tasarım, ama bu nesneleri, özenle oyacak zekaya sahip "bilinçli" yaratıklar "özensiz" "düzensiz" ve kendiliğinden oluşmuş he mi?
Peki, bu ozenle oyacak zekaya sahip bilincli yaratiklari tasarlamis olan akilli "agent" kendiliginden mi olusmus, yoksa o da tasarlanmis mi?
Yoksa bu "gercek-biber-aci" uclemesine dayali akil yurutme sadece isimize geldigi olcude mi gecerli oluyor? Allahaskina, peribacalari ornegine "saka mi bu" derken, Nemrut dagi akil yurutmesini bu kadar ciddiye almak nasil bir fikirsel tutarlilik?
Haklisiniz, Mustafa Bey mumkun oldugunca soyutlayip isi yokusa surebilecegi felsefi noktalari alintilamayi cok seviyor. Ben baska bir baslikta size verdigim cevaptaki bircok "reel" noktayi alinti onerileri olarak isaretledim. Ama pek umutlu degilim acikcasi, ne de olsa deney, somut sonuc, reel uygulama, "predictive power" dediniz mi akilli tasarimcilarin soyleyecek pek birseyleri kalmiyor.
Yazan: Balbazar Tarih: November 10, 2006 06:38 PM
Sayın Balbazar,
Bilmem farkında mısınız ama yazdıklarınızla AT'nin çıkarımları doğrultusunda, kendi verdiğiniz örneğin çürütülmesi neticesinde bir tasarımcının akli olarak zorunluluğunu -zımnen de olsa- kabul etmiş ve sonraki aşamaya yani mealen "peki bu mantıkla tasarımcıyı kim tasarladı?" demiş oluyorsunuz.
Öncelikle şunu belirteyim. İki de bir size AT ile ilgili okumalar yapmanızı haddi aşmak olarak görüyor olabilirsiniz ama maalesef buna mecbur kalıyorum. AT sizin bahsettiğiniz bu argümanla ilgilenmez. Çünkü bunun bilimin dışında kaldığını söyler. Tasarımcı uzaydan bir uygarlık da olabilir, Tanrı'da; herkes buna felsefi cevabını kendisi verir. Önemli olan bizim mevcut zihnimizle vardığımız "Tasarım" sonucudur. Daha sonraki aşamalar üzerindeki zihni çözümsüzlüğümüz (tasarımcı kim sorusu gibi) öne sürülerek geriye dönüş yapıp, zihinsel olarak vardığımız önceki "tasarım" bulgusu yanlışlanamaz. Bu en basit mantık kurallarına bile aykırıdır. (yani AT materyalizm gibi küstah da değil, dikkatinizi çekerim, son derece ayakları yere basan ve itidalli bir tavır sergiliyor. Materyalizm gibi "tüm açıklamar cebimde" deyip sonradan madara olmaya niyeti yok yani. :-)
Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun ("tasarımcı kim/ne ve bu tasarımcı nerden geldi?" sorusunun) cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Akyol'un yazısından:
"Kuşkusuz Akıllı Tasarım konusundaki bu çalışmalar, önemli bir soruyu da beraberinde getiriyor: Tasarımcı kim? Canlıları dizayn eden bilinç, kimin bilinci?
Akıllı Tasarım teorisyenleri, bu sorunun cevabının, bilimin alanı dışında kaldığını belirtiyorlar. Onlara göre bilimin yaşamın kökeni hakkında varabileceği sonuç, canlılığın tasarlanmış olduğunu tespit etmekten ibaret. Yani, bu tasarımın sahibi kim, amacı nedir gibi soruların, kendi alanlarından çıkıp dinin veya felsefenin ilgi alanına girdiğini düşünüyorlar. Profesör Philip Johnson'a göre, "herkes bu sorulara kendi inançlarına ve düşüncelerine göre cevap arayabilir, ama önemli olan bilimin, hayatı amaçsız bir rastlantılar zinciri olarak gören Darwinist teoriyi reddediyor olması." (9) Phillip Johnson, The Wedge of Truth, Splitting the Foundations of Naturalism, InterVarsity Press, 2000, s. 23 http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/12/akilli_tasarim_intelligent_design.php
Yani sorunuzun muhatabı AT değil.
Ama isterseniz "Peki o zaman Allah'ı kim yarattı" sorusu üzerine biraz felsefe yapabiliriz.
Neredeyse kurulduğundan beri bu sitede yazıyorum. Benzeri argümanlarla o kadar çok cevap verdik ki tekrar yazmak inanın çok zahmetli oluyor. O yüzden aşağıya linkini vereceğim yazının altına eklediğim bir yorumu bazı kısımlarını düzenleyerek alıntılamak istiyorum:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/06/dna_allahin_kan%C4%B1tlari.php /
(Bu arada şunu söyleyeyim; size hitaben yazıyor olmam sizin ateist ya da agnostik olduğunuzu düşünmemden değil. Tam tersine ben sizin deist hatta teist olduğunuzu düşünüyorum. Yani yazımı size hitaben değil de bu soru etrafında bir beyin jimlastiği olarak görürseniz daha doğru olur..)
****
Bir yorumcu "Bilinçli tasarım teorisinden dini doğrulamaya yarayacak bir şey de çıkmaz. Evrimin yönlendirmesini başka bir yıldızdan gelmiş başka bir uygarlık da yapmış olabilir, "iyi, bu uygarlık nereden geldi?" sorusu "ne bilelim, bilmiyoruz, tanrı nereden geldi?" ile geçiştirilebilir." diyor.
Bunu ancak materyalistler ve agnostikler geçiştirebilirler. Çünkü theism açısından bu argüman çoktan kendilerine iade edilmiştir.
Evrenin "kendi kendinin varlığını izah edici" olarak görmek tuhaf birşeydir çünkü evren kendi varlığını izah edemez.Fakat "Allah" esas alındığında "Allah"nın mevcudiyetini izah etmeye gerek olmayacaktır, çünkü "Allah" kendi kendini izah eder niteliktedir.
Eskiden beri sorulan "pekii Allah'ı kim yarattı?" gibi sorular "Allah" kavramının anlaşılamaması yada yanlış anlaşılması neticesinde ortaya çıkar."Daire niye yuvarlıktır ?" , "kare niye dört köşedir" sorusu neden saçmaysa kendi kendini izah eden bir varlığın mevcudiyeti içinde bir izahat istemek o kadar saçmadır. Yorumcumuzun mesele ile yüzleşmek yerine meseleyi ötelemeye çalışmasının ardındaki sebep bu felsefi çıkmazdır.Bir diğer öteleme yöntemi de "varoluşu" sonsuz bir sebepler zincirine bağlama çabasıdır.
Kozmolojik Theism argümanını Stoeger şöyle ortaya koymaktadır:
" Bir şeyin mevcudiyeti, bu şey ister maddenin en küçük birimi ya da mevcut yasalar olsun, kendi kendine var olan, ya da kendi kendine var olan bir sebebe yaslananan bir sebebi -kendi mevcudiyetini izah etmek için başka bir sebebe ihtiyaç duymayan,nedensel zincirin ilk halkası- gerekli kılar.Kendi mevcudiyetlerini izah edemeyen ve kendi mevcudiyetini izah eden bir varlığa ya da sebebe bağlı olmayan, geriye doğru uzayıp giden ucu açık bir varlıklar zinciri tahayyül etmek imkansızdır. Ya da başka türlü söyleyecek olursak, bir varlığın dayanağı olan sebepleri, daha temel olan ve söz konusu varlığın mevcudiyetini tek başlarına izah edemedikleri için kendileri de başka varlıklara, sebeplere ve süreçlere bağlı olan varlıklarda ve süreçlerde aradığımızda, bu arayış kendi kendini izah eden ve kendi kendinin sebebi olan bir varlık ya da süreçte son bulmadığı sürece bir sonuca ulaşamayız ki arayışı sona erdirecek varlığın mevcudiyeti zaruridir.Doğası gereği olmaması gibi bir şey sözkonusu değildir."
Yani bu "evren" mevcut olduğuna göre Yaratıcı'nın varlığı zaruridir. Olmaması gibi bir şey sözkonusu değildir. Sonsuz bir sebepler dizisinin toplamı bu sebeplerin herhangi birisinin mevcudiyetini izah etmek için yeterli değildir. Allah'ın varlığı ile ilgili ünlü üçlemesinde Richard Swinburne evrenin sonsuzdan beri varolmuş olduğu kabul edilse bile yine kendi varlığını izah edemeyeceğini söyleyerek şöyle der:
"Eğer evren sonsuz yaştaysa...eğer geçmiş safhalara sebep olarak gösterilecek tek şey bir önceki safhalarsa, geçmiş safhaların bir bütün olarak toplamının hiçbir sebebi ve hiçbir izahatı olmayacaktır. [..] Ancak evrenin her safhası (ilk safhasının herhangi bir izahatı olmayacağı sonlu evren algılayışında karşılaşılacak durumun aksine) bir izahata sahip olsa dahi, bu sonsuz serinin bir bütün olarak izahatı olmayacaktır, çünkü bu seriyi meydana getiren öğeler için serinin dışında yatan bir izahat olmayacaktır.Bu durumda evrenin mevcudiyeti hiçbir izahatı olmayan, hiçbir anlam içermeyen bir gerçek olacaktır.Bir kere varolduktan sonra neden varolmaya devam ettiğine dair bir izahat olacaktır ancak evrenin henüz varolmadığı bir zamanın "hiçliği" için bir izahat yapılamayacaktır."
Kendi kendini izah edemeyen bir şeyse mutlaka bir izah ediciye muhtaçtır. Kaldı ki evrenin sonsuz zamanlı değil bir başlangıcı olduğunu biliyoruz.Bu anlamda haydi haydi izahata ihtiyacı var.Prof.T.D.Sullivan da sonsuz sebepler zincirinin zorunlu bir varlıkta son bulmasının gerekmeyeceği ya da bu sebepler serisinin toplamının hiçbir sebebe ihtiyaç duymayacağı yolundaki görüşün mantıksızlığını şöyle vurgular :
" En azından bir şeyin herhangi bir sebebi olduğunu varsayalım.(aynı determinizmde gözlemlediğimiz gibi. S.Ö) Ben sadece bu bilgiye sahip olmamızın bile, herşeyin sebepsiz varolabileceğini söylemenin ne kadar saçma olduğunu görmemize yeteceği meselesi üzerinde duracağım.Yani şu ifade kesin bir çelişkiyi barındırır.:"elbete bazı şeyler aslında bir sebebe dayanır ama herşey, bir sebebe dayanan şeyler de dahil olmak üzere, bir sebep olamadan varolabildi."
Evren kendi kendinin izahı olamaz. Bunun yorumcumuzun yaptığı gibi ötelemesi de olmaz. Çünkü zihnimiz bu sonuca (temel nedene) mecburen ulaşır. Bu materyalizmin felsefi olarak çürütülmesidir. Evren kendi dışında bir Varlığa muhtaçtır ki o da kendi kendini izah eden varlık Allah'tır. O'nun varlığı, varoluşun temellendirilmesi için zorunludur.
Yani kısa lafın uzunu Yaratıcı felsefi olarak bile kaçacak, kıpırdayacak hiçbir alan bırakmamıştır.Teleolojiye bile gerek kalmadan sadece varoluştan hareketle Yaratıcı'nın zorunluluğuna ulaşıyoruz.(Agnostik olmasına rağmen Darwin de bu fikirdedir) Bazıları da bu sonuca mecburen ulaştığı için "insan zihnini" temel almayı redderler. Bambaşka prosesler hayal ederler. Temel almadıkları insan zihniyle düşündükleri halde bu hayallerin kurulabilmesinin mantıksızlığı gösterildiğinde ise sus-pus olurlar. İnadi şekilde inanmayanlar da aslında "tabiat" tanrısına tapıyorlar. Çünkü zihnin zorunlu olarak ulaştığı aşkın Tanrı'yı kabul etmeme düşüncesi mutlak inkar değildir. Mutlak inkar doğası gereği mümkün değildir. Onlar Yaratıcı'ya vermeye kıyamadıkları "yaratma" özelliklerini madde, zaman, tesadüf, doğa gibi bir takım modern putçuklara dağıttığı için bariz ve modern bir şirk ehlidirler. Çünkü her halükarda ortada bir "yaratma" eylemi vardır, sadece "özneler" farklıdır.
Tüm bunlar determinizme göre.. İş quantuma geldiğinde ise Yaratıcı'nın sadece varlığı değil Kayyumiyeti de ayan beyan ortaya çıkmaktadır...
Yazan: S.Öztürk Tarih: June 16, 2006 01:08 AM
***
Bir ilave yapayım, determinizm de halen reel olarak ispatlananmıştır ve bu konu felsefecileri en çok uğraştıran problemlerden biridir. Bir yoruma göre bebep-sonuç ilişkisi sadece bir bitişikliktir. ( Bkn: http://www.koprudergisi.com/index.asp?Bolum=EskiSayilar&Goster=Yazi&YaziNo=260 )
Diğer başlıkta cevap verdiğinizi iddia ettiğiniz yazınızı okudum. Hiçbir cevap bulamadığım gibi aynı şeyleri sürekli tekrar ettiğinizi görüyorum. Tamamının cevabını önceki yazılarımda verdim. Ayrıca oradaki son yorumumda size hatırlattığım önceki sorularıma da yine hiç değinmemişsiniz. Bunu da kenara yazdım. (Huyum kusurun birşeyi kolay kolay unutmam, artık sürekli size bu soruları hatırlatır dururum) Mustafa Bey'e hitaben sunduğunuz diğer argümanların tamamının cevapları da site arşivinde mevcut.
Bir de komik iddialar da bulunmuşsunuz; "Ama anladigim kadariyla kendisi [MA] soyut tartismalara yonlendirebilecegi noktalari almayi tercih ediyor." diyerek..
Hadi bunu "Akyol/Matzke Tartışması" başlığının altında söylemenizin garipliğini bir taraf bırakalım.( gerçi bu da nasıl olacaksa, hem "Akyol/Matzke Tartışması" nın adı üstünde bir somut "tartışma"nın altına yazıyorsunuz hem de soyut tartışma yönlendirilmesinden bahsediyorsunuz.)
Ama bu sitedeki misafirliğinizi verimli geçmediğini de söylemem gerek. Arşivi biraz kurcalamalısınız. Mustafa bey darwinist mü'minlerle bu konuyu tartışmak için birçok kez meydan okudu ama ne hikmetse körler sağırlar birbirini ağırlar ortamında inançlarını habire pekiştiren bu mü'minlerden bir Allah'ın kulu çıkıp da "ben varım" diyemedi. Bakınız aşağıdaki linkler:
Cevizkabuğu Programındaki Darwin Tartışması:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/07/akyol_cevizkabu.php
Bir Okuyucu Yorumu:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2005/07/bir_okuyucu_yor.php
700 Darwinist Akademisyene Çağrı — ve Meydan Okuma:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/02/700_darwinist_akademisyen.php
Celal Bey, Lütfen Tartışmadan Kaçmayın:
http://www.mustafaakyol.org/archives/2006/03/celal_bey_lutfen.php
Mustafa Bey'in ciddiye alacağını sanmam ama illa bizatihi "somuta" dönüştürmek istiyorsanız kendisine bir tartışma teklifinde bulunun derim.. :-)
Saygılar...
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 10, 2006 09:39 PM
(1) Nemrut Dağı’nın tepesindeki heykelleri görünce, bunların “doğal etkilerle” oluşmadığını, dizayn edildiğini nasıl anlıyorsak, canlılığın dizayn edildiğini de öyle anlıyoruz.
(2)İlk hücre nasıl var oldu? Canlı bedenlerindeki karmaşık biyokimyasal makineler nasıl ortaya çıktı? Genetik bilginin kökeni nedir? ... Bu gibi sorulara Darwinistlerin verebildikleri doyurucu yanıtlar yok.
(3)Öte yandan teizm böyle bir paradoks içermez. Çünkü teizme göre insan, içinde bulunduğu evreni kavrama yeteneğiyle birlikte tasarlanmış ve yaratılmıştır.
Yukarıdaki üç cümle de Mustafa Akyol'dan alıntı. İlk ikisini Akıllı Tasarım'ı tanıttığı bir yazıda söylemiş.
Sizin, "akıllı tasarımcılar böyle argümanlar kullanmazlar" diye tabir ettiğiniz 1 numaralı argüman, dizaynın ne olduğunu açıklarken ilk cümlesini oluşturuyor.
Benim "döngüsel" çıkarıma (onu kim yarattı?) işaret eden sorum zaten bu argümanın ve sizin üstelemenizin felsefi tutarsızlığına vurgu yapmak amaçlıydı. Bu durumda, ya kullanmayın, ya kullanmıyoruz demeyin.
2 numaralı alıntı yine üstteki yazıdan. Evrim teorisinin hayatın başlangıcına dair hiçbirşey söylemeye çalışmadığını ve bunun bu kuramın bilimsel tutarlılığına halel getirmediğini herkes bildiği halde, bunu evrim teorisinin bir problemi olarak gösteriyor. Gel gör ki, hemen arkasından, dizayn "teorisi"nin bilimsel olarak böyle bir sorumluluğu olmadığını söylüyor. Arka arkaya iki cümlede ifade edilen bir hipokrasi yani, aynı şeyi bana cevabınızda siz de tekrarlıyorsunuz. Yani diyeceğim, bilimselseniz bilimselliğin hakkını verin, değilseniz o zaman akıl oyunlarınıza akıl oyunuyla karşılık verildiğinde bilimselliğe sığınmayın.
3 numaralı cümle, benim bilimin çıkarımlarının kesin değil görece olduğunu söylemem üzerine bilimin tepesine çıkmak için kullanmış, ki o yazıda açık açık bilim teizmin idaresine girse bu problemlerden (mutlak sonuçlar çıkaramamak) azade olur buyuruyor. Şimdi ben mi gerizekalıyım da anlamıyorum, yoksa Mustafa Bey okurunu aptal mı sanıyor? Dizayn mutlak sonuca var(a)maz, çünkü bilimseldir diyen kendisi değil miydi? Bilimin mutlak çıkarımlar yapmamasını "aşağı" bir durum gibi göstermek de ayrı bir hipokrasi örneği.
Evet, tamam bilime eyvallah etmemek bir tercih, ama "bilime eyvallah etmem, ama bilimi de kendi inancımla işgal ederim" tavrı biraz ayıp değil mi? (Alıntıları yaptığım iki yazının bir araya geldiğinde anafikri bu).
Mustafa Bey'in meydan okuma gösterileri de ayrı bir saygısızlık, bilime. Akıllı tasarımcıların sloganı şu: "Teach the controversy!" Amacı net olarak ortaya koyan bir ifade bu: Bilimsel bir tartışma varmış izlenimi yaratmak. Yani Mustafa Bey için, zaten birini karşısına çıkacak kadar kendisini ciddiye almaya ikna etmek bir kazanım. Bir din bilgini, bir satanistle İslam tartışmaya çıksa, bu hem kendini küçük düşürüp, hem İslam'a saygısızlık olmaz mı? Bilim adamının işi politikacılarla kendi işini tartışmak değil, araştırma yapmaktır. Sorun, bilim adamlarının Akyol'u muhatap almamasında değil, sorun bu ülkenin bilimden sorumlu bakanının, 700 bilim adamını değil de bir politikacıyı referans alacak ölçüde partizan davranmasında.
Yazan: Balbazar Tarih: November 11, 2006 02:41 AM
Sayın Balbazar,
Sizin ciddi anlamda ya okuduğunuzu anlamayama sorunu çektiğinizi ya da çarpıtma yöntemlerini (ki bu klasik bir darwinist tavrıdır) kullanmayı sevdiğinizi düşünüyorum.(bence ikincisi)
Üç tane cümle alıntılamışsınız. İkisi AT ile ilgili bir yazıdan, bir diğeri ise materyalizmin "nothing buttery" argümanı ile ilgili bir yazıdan.
Ve bu cımbızlama ile güya çelişki kotarmaya çalışıyorsunuz. Şark kurnazlığı tabirini kullanmayı sevmem ama yapmaya çalıştığınız tam olarak bu.
Ayrıca benim "akıllı tasarımcılar böyle argümanlar kullanmazlar" dediğim örnek verdiğiniz ilk cümle ile ilgili değil; "tasarımcı kim ve/veya bu tasarımcıyı tasarladı?" gibi felsefi sorular ile ilgili idi. Lütfen benim yazımı iyi okuyun ve karşılaştırın, alıntıladığınız ilk cümlede böyle bir şey var mı? Kendi kendinize anlamlar uydurmayın.
Böyle ucuzluklara ve kurnazlıklara kaçacaksanız size bir daha cevap yazmam.
AT'nin metodolojisi içinde bu sorunun(tasarımcı kim/ne) yanıtı yoktur; bu sorunun yanıtı ile ilgilenmez AT. Elli kere söyledik; daha nasıl anlatmalı bilmem..
Ama AT'in görüşlerini kabul eden birisi "tasarımcı" sorusuna felsefi cevabı kendisi verebilir. Bir teistte aynı Mustafa Bey'in felsefi olarak -bakın AT ile ilgili değil- bir teist olarak tutarsız bir materyalist argümanı eleştirdiği yazısında olduğu gibi tasarımcı olarak Allah'ı düşünebilir. (51. tekrar: Lütfen AT ile ilgili birşeyler okuyun artık.) O yazıda "bilim teizmin tekeline girsin" falan denmiyor; AT ile ilgili de değil, materyalizmin "nothing buttery" argümanının tutarsızlığı ile ilgili o yazı. Orada materyalizmin mantıksal paradoksundan bahsediyor.
Üç cümleyi cımbızlayıp ardarda sıralayıp, sonra da altına "ilk ikisi AT ile ilgili dedikten" sonra üçüncü cümlenin geçtiği makalenin kapsamına hiç değinmeden, -materyalist bir argümanı felsefi olarak eleştiren- bu üçüncüsünü de ilk ikilisi ile ilişkilendirmek ve bir tutarsızlık varmış gibi göstermeye çalışmak çok ayıp. Lütfen böyle şeylere tevesül etmeyin.
İkinci olarak, darwinizm yaşamın başlangıcı ile ilgilenmez adlı koca balona gelelim.
Yüzyılın başından beri "kimyasal evrim" adı altında yapılmaya çalışılan onca şeyi bir kenara mı bırakacağız? Daha önceki diyaloglarımızda örnekler verdim,(hani şu bir türlü cevap vermediğiniz örnekler) bırakın dünyayı, "uzayda bile eğer yaşam varsa bu da kendiliğinden ortaya çıkmış ve natural selectiıonla evrilmiştir" diyen kelli felli darwinist mü'minleri bir kenara mı bırakacağız? Bugün Sante Fe enstitüsünde darwinist biyolog ve kimyagerlere karın ağrısı çektiren "yaşamın kökeni" sorunu ile ne için ve hangi teori bağlamında ilgilendiklerini bir kenara mı bırakacağız?
İlksel dünya atmosferinin kurgulandığı gibi olmamasının belirlenmesi üzerine çöpe gönderilen ama hala ne hikmetse darwinizmin kanıtı olarak ders kitaplarında bulunan Miller deneyini bir kenera mı bırakacağız? Fox deneyini bir kenera mı bırakacağız? Abiogenesis saçmalalıklarını görmezden mi geleceğiz?
Aslında bu darwinistlerin ayaklarının yere değmesi hadisesinin geçmişi çok uzun değil. Onlarca yıl yaşamın kökeni de dahil "tüm açıklamalar cebimde" diyen darwinist taraf bir bir kanıt sandıkları hususlar çürütülünce, şimdi "efendim biz yaşamın kökeni ile ilgilenmiyoruz" diyorsa bu açık bir yenilginin ifşasıdır.
Zaten evrimsel mekanizmalarda da yenilgi açıkça belli oldu artık. Önceden "evrim gerçektir, konuşmayın yaratılışçı yobazlar" denirken şimdi, "bilim yanlışlana yanlışlana ilerler, tamam darwinist mekanizmalar türlerin çeşitliliğini açıklayamayabilir ama araştırmalara aynı yöntemlerle devam etmeli" deniliyor. Tek başına bu bile aslında maskeleri indiren AT'nin büyük bir başarısıdır.
Hem Allah aşkına ilk hücrenin nasıl oluştuğunu açıklayamayınca "ben aslında bununla ilgilenmiyorum" deyip kaytaran bir teorinin, bu açıklayamadığı hücre ve mekanizlarının çok daha kompleks ve karmaşıkları üzerinden ahkamlar kesmeye çalışması, modeller kurmaya çabalaması saçmalık değil de nedir?
Sormazlar mı insana "önce şu yaşamı açıkla kardeşim" diye? Hem açıklayamayıp hem de alternatif açıklamalara öfke neden?
Kafasında kurduğu yaşam ağacının çalıya dönmesine rağmen halen cansiperane savunmaya çabalaması, ne fosil tarihinde ne de mekanzimalarda kanıt bulamamasına rağmen tüm alternatif açıklamaları naturalist inanç uğruna tukaka etmesi ne yaman bir paradokstur? Bir materyalist değilsek şayet, bu teorinin nesini ciddiye alabiliriz ki?
Son olarak tartışma konusuna geleyim.
Kusura bakmayın ama bu burundan kıl aldırmayan tavır, ancak bir züğürt tesellisidir. Yukarıda linkini verdiğim yazıda Mustafa Bey, Celal Şengör'ün sözleri ile ilgili şöyle yazmıştı:
"İlk neden, aramızdaki akademik farkın, Sayın Şengör için büyük bir avantaj oluşturması. Kendisi bir bilim dalında "Prof. Dr.", ben ise sosyal bilim kökenli bir araştırmacı-yazarım. Eğer gerçekten Darwinizm kendisinin ileri sürdüğü gibi yaşamın kökeni açıklayan bir teori, yaratılış ise bir "safsata" ise, bunu göstermek, hem de akademik düzeyi kendisinden düşük birisi karşısında göstermek, çocuk oyuncağı olmalı. Bundan iyi fırsat mı olur?..
Ancak diyelim ki Sayın Şengör akademik düzeye ilkesel olarak çok önem veriyor ve "bilim adamı" kimliğini taşımayan insanların görüşlerini tartışmaya değer bulmuyor. Fakat bu durumda Charles Darwin'e karşı da mesafeli yaklaşması gerekir. Çünkü Darwin, üniversitede bilim eğitimi görmüş bir bilim adamı değil, kendi çabasıyla bilimsel verileri incelemiş bir "araştırmacı"dır. Hatta ilginçtir ki Darwin'in eğitimi bilim değil, teoloji üzerinedir... Ama bu, ortaya attığı teorinin bugün Sayın Şengör'ün de aralarında bulunduğu pek çok bilim adamı tarafından cansiperane savunulmasına bir engel oluşturmuyor.
İşin doğrusu ise şudur: Evrim teorisini tartışmak için, belirli bir bilim dalında uzman akademisyen olmak değil, bu konudaki bilim literatürüne hakim olmak gerekir. Çünkü ortada "evrim bilimi" diye tek bir bilim dalı yoktur. Teorinin ele aldığı konular; biyoloji, biyokimya, genetik, popülasyon genetiği, karşılaştırmalı anatomi, paleontoloji gibi birbirinden çok farklı bilim dallarına yayılmıştır. Bu dalların herhangi birisinde uzman olan bir bilim adamı da, teorinin tümünü tartışmak için, bilimsel literatürü okuyup-incelemek zorundadır. Bu açıdan "bilim adamı" olanla "bilim araştırmacısı" olan arasında pek bir fark yoktur.
Dolayısıyla Sayın Şengör'ün "bahane"sini ikna edici bulmuyor ve kendisini kamuoyu (tercihen televizyon) önünde tartışmaya davet ediyorum. Bu çağrı sadece kendisi için değil, Darwinizm'in arkasında duran 700 akademisyenin hepsi için geçerli.
Daha önce Hulki Cevizoğlu'nun sunduğu Cevizkabuğu programında da Darwin-Yaratılış tartışması yapılacağı zaman, Hulki Bey'in ekibi ile bir olup, programa çıkıp konuyu tartışacak Darwinist aramıştık. Ancak kimseyi bulamayınca programa tek başıma katılmıştım. Bakalım bu kez neler olacak..."
Ne olduğu belli. Aylardır bir ses yok..
Sanırım bu açıklama yeterli.
Aslında bu tartışmadan kaçma tavrının neden olduğunu yeminli darwinistlerden Ümit Sayın çok güzel açıklamıştı. Sizin ciddiye alınmıyor dediğiniz meseleyi -Türkiye'de daha AT'nin adı bile yokken- Profesör Ümit Sayın evrimciler adına fikri yenilgi olarak görüyor:
"Buradaki durum umutsuz. Artık Yaratılışçılara karşı bir savaş yok. Savaşı onlar kazandılar.... 1998’de Türkiye Bilimler Akademisi’nden altı profesörü yaratılışçılara karşı konuşmaları için motive etmiştim. Artık, bugün bir kişiyi bile motive etmek imkansız."
Bu mu ciddiye almamak?
İyisi mi siz paradigma değişimini ciddiye alın, benden söylemesi.
Önümüzdeki onyıllar bu büyük değişimin sancıları ile geçecek. İngiliz felsefeci Malcolm Muggeridge'ın "Ben kendim, evrim teorisinin, özellikle uygulandığı alanlarda, geleceğin tarih kitaplarındaki en büyük espri malzemelerinden biri olacağına ikna oldum. Gelecek kuşak, bu kadar çürük ve belirsiz bir hipotezin inanılmaz bir saflıkla kabul edilmesini hayretle karşılayacaktır." sözleriyle anlattığı günler çok uzak değil..
Saygılar.
Yazan: Suat Öztürk Tarih: November 11, 2006 02:57 PM
Bütün entelektüel faaliyeti literatür tarayıp cımbızla çektikleri sözleri "bilimsel delil" diye sunmaktan ibaret bir ideolojinin savunucusu olarak beni bununla itham etmeniz ironik olmuş. Tıpkı, kendi imanınızı bilime dayatırken, sağlam bilimsel kuramlara iman yakıştırması yaptığınız gibi. Taktik güzel: "The best defense is offense".
Yaptığım ilk iki alıntı yukarıdaki, akıllı tasarımı tanıtma yazısından. Yazar, benzer tarzdaki yazılarında aynı şeyleri tekrar tekrar vurguluyor. Çok uğraşmam gerekmedi yani cımbızla almak için. Sizin 1 numaralı önermeyi savunurken söylediğiniz şeye bakalım:
Yani sizin ifadenizle, "özenle oyulmuş" olan bu nesneler tasarım, ama bu nesneleri, özenle oyacak zekaya sahip "bilinçli" yaratıklar "özensiz" "düzensiz" ve kendiliğinden oluşmuş he mi?
Ne demek bu? Tasarlanmış birşeyi tasarlayacak yeteneğe sahip olan bir varlık karmaşık ve düzenlidir, bu durumda onun da tasarlanmış olması gerekir. Bu durumda tasarlayanı tasarlayan da tasarlanmış olsa gerektir ve bu döngü sonsuza kadar gider dediğimde neden ben kabahatli, kötü niyetli ve anlama özürlü oluyorum?
Yalnız, akıl yürütmenizin daha en temelinden sakat olduğunu bildiğiniz için hemen bilimin mutlak değil nesnel olmasından, yani felsefi tevazusundan yardım isteyerek özür diliyorsunuz: Akıllı tasarım tasarımcı hakkında birşey söylemez, yükümlü de değildir. Ama arkadaşım, sen daha bunu söylemeden bir cümle önce Evrim teorisini aynı gerekçeyle eleştirmedin mi? Senin tasarımcının kim olduğunun meçhul kalması kusur değil, bilimsellik, ama evrimin kökeninin eksik kalması affedilmez bir kusur, öyle mi? Üstüne de kendiniz söylüyorsunuz: Köken meselesi üstüne bilimsel laf edilebilir, açıklanması bilimsel olarak mümkün olan, çalışılan bir mesele.
Sorun şundan ibaret: "Fine tuned universe" kökeni binyıllara dayanan öznel bir felsefi yaklaşım: Ama bunu tutup bilimsel diye cilalayıp sunmaya kalkışıyorsunuz. Bunu yaparken de aynı kritere göre ben bilimselim ama şu gördüğünüz nesnel yaklaşım bilimsel değil diyecek kadar ileri gidebiliyorsunuz.
İşte 3 numaralı alıntı burada devreye giriyor. Evrim bağlamında benim ettiğim bir sözden yola çıkılarak, evrimden genele bilimsel yöntemi eleştiren bir yazı. Özetle, bilimsel yöntemin "nesnel" ve "görece" olmasını ayıplayıp, kendi inancını mutlak doğru olarak göstermeye çalışan bir yazı. Aldığım cümle bu anafikri içeriyor: Teizm paradokslardan azadedir. Hayır arkadaşım, teizm öznel olduğu için paradokslardan azade olduğu kabul edilir. Aksiyom aksiyomdur, teorem de teorem, benim inancım hem aksiyom hem teorem diyemezsiniz yani. Aynı kişi kendi kişisel inancını bilimsel diye reklam ederken bilimin görece olmasından yararlanınca da şu tavır açık oluyor: Bilim zaten itibar edilecek birşey değildir, ama benim öznel doğrularıma uyması gerekir.
Hayır, akademik birikimi olmayan, bir bilimsel konuyla sadece o konuyu çürütme merakıyla ilgilenen, ve bilime ilgisi bununla sınırlı kalan biriyle tartışmak akademik tavra sahip birisi için hiç de avantajlı değildir. Haktan Akdoğan'ın karşısına çıkma gafletinde bulunmuş İTÜ'lü bir astronomi hocasının trajedisine tesadüfen şahit olmuştum. Gayet güzel açıkladı, görülenlerin neden UFO'ların varlığını kanıtlamadığını ama habire UFO'ları sansürlemeye çalışan gerici bilim adamı olark suçlanmaktan kurtulamadı. Bir süre sonra adamcağızın yüzüne benim burada ne işim var gibisinden bir ifade yerleşirken, UFO'lara olan inancını coşkuyla savunan Akdoğan, eminim kitlelerin gözünde tartışmanın galibi olmuştur.
Bilim insanlarını sindirmiş olmakla bence de ne kadar övünseniz azdır, ama bence kredi akıllı tasarıma değil, bilim araştırma vakfı'na verilmeli. Onlar olmasa, Darwin sözcüğü gencecik zihinlerde iskelet kafalarıyla birlikte yer etmezdi. Onlar olmasa, 32 ülke arasında canlılığın kökeni konusunda bilime itibar etmemek konusunda açık farkla birinci olmazdık. Onlar olmasa bütün biyologların din düşmanı kafir olduğunu anlayamazdık. Paradigma değişimine liderlik ediyoruz, ne mutlu size!
Ben size söyleyeyim paradigmanın nasıl değişeceğini: Tanrı'yı ete kemiğe büründürmeye çalışan mevcut "teolojik materyalizm", yenilgisi açıklığıa kavuştukça, Miller, Collins gibi bilimcilerin savunduğu, ve şu an yaradılışçıların saldırısı altında olan "bilimsel idealizm"e sığınacaktır. Yani eninde sonunda, evrimin inançlarımızla çelişmediğini hepimiz kabul edeceğiz, hatta Mustafa Bey bunun yerini şimdiden yapıyor, bakın Collins' tasarımcı ilan etti bile.
Yazan: Balbazar Tarih: November 11, 2006 10:47 PM