« Yanıbaşımızda Yeni Bir Ülke Kuruluyor | Ana Sayfa | Anti-Amerikanizm Üzerine Düşünceler »
February 17, 2005
Türkiye Neden Federasyon Olamaz?
[17 Şubat 2005 tarihli Referans gazetesinde yayınlandı]
Kürt milliyetçileri gerçekçi olmalılar: Kültürel, coğrafi, ekonomik, demografik yönlerden Türk toplumu ile iç içe geçmiş durumdalar. Kendileri de Türkçe konuşuyor, Türkçe düşünüyor, Türk kültürüyle besleniyorlar. Durum bu iken, "Kürdistan" kurma hayalini bir kenara bırakmalılar.
-----------------
Geçen hafta bu köşede, MHP'nin müstakbel genel başkan adayı Prof. Ümit Özdağ'ın Kürt sorunu hakkındaki görüşlerini eleştirmiştim. Prof. Özdağ, Radikal'de Neşe Düzel'e verdiği röportajda, konuya hayli "Türkçü" bir bakışla yaklaşmıştı. Neşe Düzel bu hafta ise madalyonun öteki yüzünü göstererek, oldukça "Kürtçü" bir Kürt olan Şerafettin Elçi ile röportaj yaptı. Burada Sayın Elçi, Türkiye'nin Kürt sorununun ancak bir "federasyon" ile çözülebileceğini öne sürdü. Yani ayrı birer "Türk Federe Devleti" ile "Kürt Federe Devleti"ni istedi...
Oysa Türkiye'nin federatif bir yapıyla yönetilmesi mümkün değil. Çünkü, başka her şey bir yana, böyle bir federasyonu mümkün kılacak bir "etnik bölünme" yok. Bugün Türkiye'nin Kürt vatandaşlarının yarısından fazlası, Fırat'ın Batısında yaşıyor. İstanbul'da, İzmir'de, Adana'da yaşayan milyonlarca Kürt var. Dahası bu insanlarımız, ülke ekonomisine ve kültürüne entegre olmuş durumdalar. İşleri, güçleri, evleri, "barkları" var.
"Federasyon" kurulursa, ne olacak? Türk bölgesindeki Kürtler, yeniden Fırat'ın doğusuna mı gönderilecek? Kendileri bunu kabul edecek mi? İstanbul'da evi ve işi, Antalya'da yazlığı olan bir Kürt iş adamı, bunları terk edip Diyarbakır'a mı göç edecek?
Kürt bölgelerinde yaşayan Türkler ne olacak? İki devlet arasında zoraki bir "nüfus mübadelesi" mi yapılacak? Bunun her iki tarafta da radikalizasyon meydana getirmesi, etnik çatışmalar doğurması kaçınılmaz değil mi?
Bu sorular üzerinde serinkanlı bir biçimde düşünen herkes, Türkiye'de etnik temele dayalı bir federatif yapının kurulmasının imkansız olduğunu görebilir.
Şerafettin Elçi gibi Kürtler, "federasyon" isterken, Irak'taki durumdan esinleniyor olabilirler. Oysa o durum çok farklı. Irak'ta Kürtler ile Araplar arasında hemen hiç bir entegrasyon yok. Kürtler, ülkenin kuzeyinde, adeta cetvelle çizilmiş bir sınırın üst tarafındalar. Kendi dillerini konuşuyor, kendi ekonomilerini çeviriyor, kendi dünyalarında yaşıyorlar. Oysa Türkiye'nin Kürt vatandaşları, klişe gibi duran oysa hayli doğru olan deyimle, Türklerle "et ve tırnak gibi" içiçe geçmiş durumda.
Sağduyulu Kürt aydınları, federasyona karşı
Bu gerçekler, realist Kürtler tarafından da bugüne dek defalarca ifade edildi aslında. 1990'larda yayınlanan aylık "Realite" dergisi bunun örnekleri ile doluduydu. Yarı Türkçe yarı Kürtçe yayınlanan dergide, özellikle başyazar Orhan Kotan'ın önemli yorumları vardı.
Kotan, bir röportajında "federasyon, otonomi tezleri üzerinde ne düşünüyorsunuz" sorusuna "eskimiş tezlerdir, Türkiye pratiğinde ne siyasal ne de toplumsal ihtiyaçlara cevap vereceğini sanmıyorum" diyerek şöyle devam etmişti:
"Kürtler, Türkiye'de Kürt kimliği ile yaşamak istiyor. Kürt olarak ezilmeden, horlanmadan , özgür bir yurttaş olarak yaşamak istiyor. Bunun yolunu, yöntemini bulmak gerekli. Çözüm, sınırlar çizmek, halk kitlelerini birbirinden ayırmak, coğrafi hapishaneler, gümrükler ve tel örgülerden geçmiyor"
Kotan, "federasyon" ve hatta "bağımsızlık" diye tutturan Kürt aydınlarının realiteden ne denli kopuk olduklarını da şöyle açıklamıştı:
"Kürt siyasi hareketleri Kürtlerin Kürdistanı'na program yapıyor. Federasyon istiyor. Bağımsızlık istiyor. Kürtlerin toplam nüfusunun yaklaşık % 60'ı ise, Türklerin Türkiyesi'nde yaşıyor! Türklerin Türkiyesi'nde Kürtler, dernekler kuruyor, dergiler çıkarıyor. Türklerin Türkiyesi'nin başkentinde siyasi partiler kuruyor, kongreler yapıyor! Bütün bunları bir araya getirirseniz, Kürt hareketinin kendisini yeniden ifade etmesinin; donuk, ölü formülasyonların yerine hayatın canlı gerçekliğine denk düşen politikalar üretmesinin kaçınılmaz olduğunu söyleyebilirsiniz." (Realite, Mart 1995, s. 4)
Kürt milliyetçileri "Realite"de vurgulandığı gibi gerçekçi olmalılar: Kültürel, coğrafi, ekonomik, demografik yönlerden Türk toplumu ile iç içe geçmiş durumdalar. Kendileri de Türkçe konuşuyor, Türkçe düşünüyor, Türk kültürüyle besleniyorlar. Durum bu iken, "Kürdistan" kurma hayalini bir kenara bırakmalılar.
Ahmet Kaya'nın şarkılarında geçen "Çiçekler içinde bir ülke" romantizminden kurtulmalı, bu romantik hedefin insanlarına sadece daha fazla acı, kan, gözyaşı, fakirlik getireceğini görmeli ve Kürtlerin Türkiye içinde mutlu bir yaşam sahibi olabilmesi için çalışmalılar.
Kürtçe de "resmi dil" olmalı mı?
Neşe Düzel'in röportajında Şerafettin Elçi bir de dil meselesi üzerinde durmuş. Türkiye'nin bir Türkçe bir de Kürtçe olmak üzere iki ayrı resmi dile sahip olmasını, devletin Kürt bölgelerinde Kürtçe eğitim vermesini savunmuş. Bu, Elçi'ye göre, eşitliğin bir gereğiymiş...
Oysa Elçi bu noktada da yanılıyor.
Öncelikle üniter bir devletin tek bir resmi dili olması ve sadece o dilde eğitim vermesi, sanıldığı gibi "kültürel tahakküm" değil, modern ekonominin bir gereğidir. Ülkedeki tüm vatandaşların aynı dilde konuşması, hepsine eşit iş imkanı verir: Bir Kürt genci, İstanbul'a gelip buradaki bir şirkette iş sahibi olabilir.
Dolayısıyla Şerafettin Elçi'nin "adaletsizlik" dediği "tek resmi dil-tek dilde eğitim" politikası, aslında adalettir: Ülkedeki herkese fırsat eşitliği sağlar.
Ne ilginç ki, Sayın Elçi'nin örnek olarak gösterdiği Galler ve İskoçya, bu konuda kendi tezini çürütmektedir.
Bu ülkelerde bir dönem "yerel dille eğitim" yapılmış, ancak bunun öğrencileri geri bıraktıkları gözlemlenmiş, bu nedenle 1979 yılında Galler bölgesinde yapılan halkoylamasında eğitim dilinin İngilizce olması kararı çıkmıştır. Galliler, çocuklarının sadece folklorik değeri olan Galce yerine dünya dili olan İngilizce'yi öğrenmelerini tercih etmişlerdir.
Emin olun, bugün Kürt vatandaşlarımızın çoğu da çocuklarının Türkçe öğrenmesini ısrarla isteyeceklerdir; çünkü ancak o sayede toplumda ilerleyebilir, kendilerini geliştirebilirler.
Kısacası "hayatın gerçekleri", Kürt milliyetçiliğinin hayallerini reddetmektedir.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: February 17, 2005 05:53 PM




Sayin Akyol,
Gorusunuzun aksine federatif bir yapiya gecisle "Kurt sorunu" olarak adlandirdigimiz sorunun buyuk oranda onune gecilecegine
inaniyorum. Yazinizda yaptiginiz tespitlere gorusum cercevesinde yanit vermek istiyorum.
"
Oysa Türkiye'nin federatif bir yapıyla yönetilmesi mümkün değil. Çünkü, başka her şey bir yana, böyle bir federasyonu mümkün kılacak bir "etnik bölünme" yok. Bugün Türkiye'nin Kürt vatandaşlarının yarısından fazlası, Fırat'ın Batısında yaşıyor. İstanbul'da, İzmir'de, Adana'da yaşayan milyonlarca Kürt var. Dahası bu insanlarımız, ülke ekonomisine ve kültürüne entegre olmuş durumdalar. İşleri, güçleri, evleri, "barkları" var.
"
olarak fikrinizi belirtmisiniz.
Evet, eger Kurt nufusun hepsi "Firat'in batisi" olarak adlandirdiginiz yerlerde yasasaydi ve ulke ekonomisine entegre olmus, isleri, gucleri, evleri, barklari olan, Turklerle etnik bir entegrasyon icine girmis insanlar olsaydi gercekten de federatif bir yapinin olusturulmasi imkansiz ayni zamanda sacma bir dusunce olurdu.
Ancak, gercegin boyle olmamasi federatif yapi fikrini ortaya cikariyor. Federatif yapinin manasizligini savunurken sadece Firat'in batisina konsantre olmak yerine Firat'in dogusunu da dikkate almak gerekir. Firat'in dogusunda federasyonu mümkün kılacak bir "etnik bölünme" var. Buradaki Kurtler, batidaki akrabalarindan daha guclu bir sekilde kendi geleneklerine,
adetlerine siki sikiya bagli, hatta kendi aralarinda evlenip, aileler kurduklari icinde gayet kapali bir toplum. Herseyden onemlisi bolgedeki nufusun buyuk cogunlugu.
Ayrica federatif devlet gibi bir olgudan sozetmek istemesek bile Firat'in dogusu olarak adlandirdigimiz bolge zaten devletin kontrolu yitirdigi noktalar. Terorist oglunu topraga veren anne'nin ve akrabalarinin "katil TC" diye atilan sloganlar, artik ayyuka cikmis kacakcilik, pkk'ya el altindan yapilan destek.... Sahsi dusuncem, devlet bir bolgede hakimiyetini polis, asker
ve guvenlik gucleriyle saglayamaz. Devlet kontrolu bir bolgede, o bolgede yasayanlar o hakimiyeti benimsedigi, saygi duydugu
surece gerceklesebilir. Guvenlik gucleriyle bunu zor kullanarak saglayabilirmisiniz? Hayir. Tam tersine atesi dahada beslemis olursunuz. Son 20 senedir yaptigimiz gibi.
Istihdam yaratacak, oradaki insanlara yeni sosyal imkanlar kazandiracak yatirimlar, egitim olanaklarini oralara goturebilseydik iste o zaman Turkiye Cumhuriyeti Devleti o insanlar icin birsey ifade ederdi. Bazi insanlar hala cok gec
olmadigini, oraya hala yatirimlar yapilabilecegini one surebilir. Ben pek umutlu degilim. Ne kadar egitim olanaklari
yaratabilsekte orada ekonomiyi canlandiracak alt yapi yatirimlarini yapamiyoruz. Cunku devlet tasarruf etmek zorunda ve kaynagimiz yok.
Bu olumsuzluklar cercevesinde oradaki insanlarin sisteme entegre oldugunu veya olacagini farzetmek hatali olacaktir. Nevarki, Kurt nufusun yarisindan fazlasinin batida yasamasi, dogudaki bu nufusun onemini azaltmamali. Zira terorun beslendigi asil noktalar buralar.
Firat'in batisinda ise durum cok mu farkli ? Gercekten Kurtler -sizin deyiminizle- ülke ekonomisine ve kültürüne entegre olmuş durumda, isleri, güçleri, evleri, "barkları" olan insanlar mi? Batida Kurtlerle Turkler ne kadar kaynasmis gozuksede, ekonomik zorluklarla, issizlikle bogusan ve varoslarda varligini surdurmeye calisan Kurtler icin tek cikis noktasi Kurt
milliyetciligi. Bunuda sergilemekten kacinmiyorlar. Gene ekonomik sartlarin sonucu olarak, dar sosyal cevrelerinde gene kapali bir topluluk olarak yasamaya devam ediyorlar.
Sonuc olarak doguda zaten etle-tirnaklik bir vaziyet olmadigi gibi, batida da entegre olmus Kurtlerin cogunlukta oldugunu dusunmuyorum. Belki yazida bahsettiginiz "İstanbul'da evi ve işi, Antalya'da yazlığı olan bir Kürt iş adamı" tipi icin soyledikleriniz gecerli olabilir ama bu ornegin cogunlugu gosterdigini dusunmek hatali olur.
Diger bir onemli tespitinizde :
"
"Federasyon" kurulursa, ne olacak? Türk bölgesindeki Kürtler, yeniden Fırat'ın doğusuna mı gönderilecek? Kendileri bunu kabul edecek mi? İstanbul'da evi ve işi, Antalya'da yazlığı olan bir Kürt iş adamı, bunları terk edip Diyarbakır'a mı göç edecek?
Kürt bölgelerinde yaşayan Türkler ne olacak? İki devlet arasında zoraki bir "nüfus mübadelesi" mi yapılacak? Bunun her iki tarafta da radikalizasyon meydana getirmesi, etnik çatışmalar doğurması kaçınılmaz değil mi?
"
Federasyon opsiyonunu dusundugumuzde bir nufus mubadelesi sizinde belirttiginiz gibi gayet manasiz. Ancak belki soyle bir metod izlenebilir. Turk ve Kurt bolgeleri bir referandum sonunda ayrildiktan sonra, Turk bolgesinden Kurt bolgesine gecis yapmak isteyen Kurtlere izin verilebilir, ancak kalmak isteyenlere gene Turk bolgesinde Kurt nufus olarak yasamlarina devam
hakki verilebilir. Boylece is adami orneginde verdiginiz kiside magdur olmaz. Yani kisi istege bagli bir sekilde Turk bolgesinden Kurt bolgesine kalici olarak gecis yapabilir, isterse de kalabilir. Burada problem olabilecek tek sey, Kurtlerin cogunlukta oldugu illerden Turk kontrolundeki bolgelere gecmek isteyen Turk ve Kurtlerde yasanabilir. Zira ekonomik acidan gelismis olan bati illerine dogudaki ekonomik az gelismislikten siyrilmak isteyen Kurtlerde, bu nedenden bagimsiz bir sekilde Turk kontrolunde yasamak isteyen Turklerle birlikte gecis yapmaya calisacaktir. Bu noktada gene Turk kontrolune gecmek isteyen kisinin kutuk bilgilerine, Turk bolgelerindeki varsa akrabalarina, kendisinin ve/veya akrabalarinin terorist faaliyetlerde
bulunup bulunmadiklarini belirten sabika kayitlarina bakarak (kriterler tabiki daha da cogaltilabilir) bir cok faktorun belirleyecegi bir not dahilinde Turk kontrolundeki bolgelere yerlesimlerine izin verilebilir.
Bu mukemmellikten uzak yontemle olusturulacak federasyonun bile yasadigimiz terorizmin uzerinde durdugu temele, bagimsizlik icin savasa, buyuk bir darbe olacagini dusunuyorum. Bunun yaninda Turk kontrolundeki yerlerin ekonomik acidan -kaynaklarin baska yerlere aktarilma tehlikesi olmadigi icin- daha da rahatlamasi da beklenebilir. Kalkindirmak zorunda oldugu bir nufusun kontrolden cikmasi da aslinda hukumetlere bir manevra alani kazandirabilir. Azalacak askeri harcamalardan bahsetmeye gerek yok bile.
Gercektende federasyon fikrinin ortaya cikardigi sonuc, Turk nufusun gayet lehine, ayrilmak isteyen Kurt nufusun ise oldukca aleyhine bir durum teskil edecek. Bu durumda Orhan Kotan gibi akliselim Kurtler'in kendilerini cok daha zora sokacak federasyon fikrine karsi cikmalarini beklemek normal.
Bu durumda bence sorulmasi gereken sey su : Turkiye federasyon kartini oynamali mi? Turkiye'nin gundemine bu fikir geldigi an ortaya iki sonuc cikacaktir : 1)federe yapi kurulur, ayrilma gerceklesir. 2)federe yapiya Kurtler muhalefet eder, ayrilma gerceklesmez. 1. secenegin ortaya cikmasi durumunda Turkiye Cumhuriyeti'ni daha rahat bir konuma zaten tasiyacagini belirttim. Daha olasi olan 2.secenegin ortaya cikmasi durumunda ise, sonuc Kurtlerin kendi iclerinde bir hesaplasmaya gitmesi olacaktir. Federasyon sonucunda az gelismis bir Kurt devleti icine hapsolmak istemeyen Kurt aydinlar, federasyon tehdidi
karsisinda eminimki artik PKK'yi bir koz olarak kullanmayi birakip, halki entegrasyona tesvik etmek icin canla basla calisacaktir.
Sonuc olarak federasyon fikrinin gundeme gelmesinin doguracagi iki sonucta Turkiye Cumhuriyeti icin olumlu olacaktir. Bu
nedenle federasyon dusuncesinin reddetmemiz gereken bir dusunce olmadigini, tersine kullanilmasi gereken bir koz oldugunu dusunuyorum.
Yazan: mcent Tarih: August 9, 2005 07:36 PM
Murat Bey,
Yazima eklediginiz detayli yorum icin tesekkür ederim. Yaklasiminizda önemli noktalar var. Ancak suna isaret etmek isterim: Federasyon olsun mu olmasin mi tartismasini vakum içinde degil, son derece gergin bir sosyal ortamda yürütecegiz, eger baslatacak isek. Tecrübeler, bu gibi bölünmelerin büyük sancilara, calkanti ve catismalara yol actigini gösteriyor. Hindistan-Pakistan bölünmesini, Eski Yugoslavya'yi hatirlayin. Eger bir ayrisma olursa, toplumda gerilim cok artar ve Allah korusun büyük siddet olaylari, hatta ic savas manzaralari ortaya cikabilir. Onun icin bence cözüm Kürt vatandaslarimiza tam bir hürriyet, güven ve maddi refah saglamak.
Saygilarimla,
M.A.
Yazan: Mustafa Akyol Tarih: August 10, 2005 05:19 PM
Firatin dogusunda asiretcilik kaldirilmadikca, doguda bireyin ozgurlugu saglanmadikca Kurt ya da Turk olsun, oradaki insanlarin gelecekleri olduguna inanmiyorum.
Yazan: Aslan Tarih: February 23, 2006 02:52 AM
anladigim kadariyla hem kürtcenin resmi dil olmasina hemde otonomi/federasyona karsisiniz ve cözüm olmadigi yorumunu yapiyorsunuz.. ben sizin cözüm icin ne önerdiginizi tam anlayamadim, yani kürt halkina hic birsey vermeden nasil cözüm saglayacaksiniz. su andaki politikalarda bu sekilde davrandigi icin sorun bu hale gelmedimi? gözünü acin beyefendiler artik kimseyi kandiramazsiniz, Kürt halki Türk halkinin sahip oldugu tum haklara esit sekilde sahip olmak istiyor, icinde resmi dil dahil kulturel ve siyasal tüm haklarda dahil esit olmak istiyor. kimse kalkipta bu vatan icin daha az can verdiklerini iddia etmesin, butun tarih sahitleridir..
Yazan: bahadir bozan Tarih: March 29, 2006 02:02 AM
ben bir kürt milliyetçisiyim ,türkiyede artık federasyon olası değil fikrine bende katılıyorum.Daha önce yazdıgım bir yorumda belittiğim türk aydınının soft faşist olma durumunu dil konusundaki tavrınızla saglıyorsunuz.resmi dil neden kürtçe olamıyor anlıyamadım siz türkler öğrenme güçlüğü çekmiyesiniz diyemi.Ozaman benim önerim neden ingilizce değil.şöyle bir geleceğe evet diyebilirim ANADOLU cumhuriyeti ,resmidili ingilizce yönetimi serbet piyasa rejimli liberal demokrasi,herkesin %99 türk-müslüman sayılmadıgı bir devlet.diyarbakırda anlatılan bir fıkra sizin gelecek tasvirlerinizin gecmişte tek parti faşizmi zamanında uygulandıgını anlatır.Fıkra şoyle: o dönemlerde kürtçe konuşmak vede kürt yerel kıyafetlerini giymek şuç,para cezası var.yaşlı bir kürt fırına gider ve ka mıra naneki bı tırki -bana türkçe bir ekmek ver- der fırıncı ka dera naneki bı tırki -al sana türkçe bir ekmek -der böylece kendilerine göre ceza almıyacaklarını düşünürler.Sizin anlıyacagınız biz kürt oldugumuzu kendi dilimizde söylemek istiyoruz.Niyetiniz bizi asimile etmek değil değil mi?
Yazan: delil Tarih: March 30, 2006 03:16 AM
Kürt şovenizmini önce adam akıllı bir nüfus saptaması ve ulusal kimliğini kendi seçme hakkını vererek yenebiliriz. Bu durmda 5-6 Güney Doğu Anadolu ilinde okul, medya vs kültürel konularda açılım sağlanabilir. Ama PKKnın amacı bu zavallıları ateşe sürmek olduğu ortaya çıkacaktır. Coğrafya ve modernleşme süreci kürtleri yine türklerin peşinden ayrılmaycağının resmidir. Korkumuz "türk" kültürünün ve çağdaşlamasının bu kürt sevdası yüzünden yerinde saymasıdır. Artık "ne mutlu türküm diyene" şiarı yerini "ne mutlu kabilecilik yapana" diye değişmektedir.
Yazan: Keko Kuku Kaka Tarih: April 10, 2006 11:02 PM
istedikleri gibi parti açabiliyor dergi cıkarıyor diyorsunuzda acaba özgürcemi yapılıyor izin veriliyormu buna izin vermeliler çünkü kürt nüfüsu fazla oldukca ve yapmasalarda kendı zararlarına olur aynen hrıstıyanlıgı yaymaya calısan devletler gıbı once yayarlar sonra ulke elden gıdıyor gencllık bozuluyor kım ulkeyı savunacak deyıp islam kurallarını koyup tekrar duzellınce yıne aynı tas kürtleri de böyle yapmaya calısıyorsunuz kürtler makına degildir. Bir de isledıgımız tarıh ve dersler hepsı resmı ve yalan dolan yıllarca kurtlerle yasanmıs ama bahsı yok .
Yazan: heval___ Tarih: May 6, 2006 06:04 PM
değerli yazar
tek dilde eğitim için adalet olduğunu belirtmiş ve tek dilde eğitimin çocukların gelişmesinde daha faydali olduğunu yazmışssınız!
bu görüşünüzü hangi bilimsel teze dayandırıyorsunuz? sizde biliyorsunuzki anadilde eğitim gören çocuklar derslerinde daha (eğitim sen kuruluş tüzüğü) başarılıdır siz eğer kürtçe nin türkçeden daha zayıf bir dil olduğu yönünde bir yanılgı ile böyle bir iddia da bulunuyorsanız bu konuda istanbul ve paris kürt ensititülerin dil ile ilgili çalışmalarını okumanızı tavsiye ederim
unutmayın ana dilde eğitim İNSANİ bir haktır.şu anda yüzlerce türkiye vatandaşı ırak federal kürdistan bölgesinde kürtçe eğitim veren 4 ünüversitede eğitim görüyor.
kürt halkını ancak diline saygı göstererek kazanabilirsiniz aksi takdirde kürtler içe doğru kapanacaktır.
şu ana kadar kürt sorunu ile ilgili yorum yapan yazarlar arasında objektife en yakın yorum yapanlardan birisiniz ancak tek dilde eğitimin adalet olduğu gibi ciddiye alınmayacak bir iddia ile sizin bile kürtlerin içinde bulunduğu psikolojiyi anlamaktan ne kadar uzak olduğunuzu gösteriyor.
Yazan: hakim Tarih: June 2, 2006 09:36 PM
ŞERAFETTİN ELÇİ YE CEVAP: TÜRKİYE DE BİRLİKTE YAŞAMA İRADESİ HİÇBİR ZAMAN KAYBOLMAYACAKTIR!..
PKK’yı “terörist örgüt” ilan eden, DTP’ni ise “PKK’nın siyasi uzantısı” olarak nitelendiren Şerafettin Elçi, kurmayı planladığı yeni partinin açılışında yaptığı konuşmada “etnik milliyetçilik” yaparak, eleştirdiği PKK ve DTP’nden farklı bir çizgide olmadığını ortaya koydu. 8 Temmuz 2006 tarihinde kurulan “Hür Kürtler Grubu”nun tanıtımı ile ilgili toplantıda “PKK, dünya tarafından terörist örgüt ilan edildi. DTP ise, terörist listedeki PKK ile arasına mesafe koymayı başaramadı” diyen Şerafettin Elçi’ye göre, PKK üç nedenle ve haklı bir şekilde “terörist damgası yedi: 1) Stalinist ideolojiyle disiplini altına girmeyen her Kürt’ü ortadan kaldırılması gereken düşman saydı, Kürtler arasında bile düşman yarattı. 2) Kuzey Irak’taki Kürt gruplara karşı hep düşmanca yaklaştı, onların öne çıkmasını engellemek için çaba gösterdi, Kürt arasında kan dökülmesine neden oldu. 3) Hiçbir etik ve ahlaki kurala uymadan, kendilerine uzun yıllar hizmet etmiş arkadaşları dahil (örgüt içi infazlara dikkat çekiliyor), bebek, kadın, yaşlı demeden, suçsuz, günahsız binlerce masum insanı katletti. Kendisi gibi düşünmeyen Kürtleri sinsice öldürdü. “Günümüzde terörist örgüt damgası yiyen bir hareketin başarı şansı sıfırdır. PKK çözüme engeldir. Son yıllarda PKK ve onun emrindeki DTP, Kürtler için umut olmaktan öte tam bir umutsuzluk kaynağı olmuştur. PKK nedeniyle binlerce Kürt hayatını kaybetmiş, yaşadığı topraklardan göç etmek zorunda kalmıştır.
Yıllarca Kürtlerin canını, malını alan PKK, kullandığı yöntemler ve şiddet politikası nedeniyle en büyük zararı Kürtlere vermiştir. Sorunun çözümünün önündeki en büyük engel PKK’dır. Bu örgüt, şiddet politikası nedeniyle dünya devletleri tarafından terörist olarak ilan edildi ve mahkum edildi. Başarı şansı yok. DTP de, PKK ile arasına mesafe koyamayarak, çizgisini belli etmiştir. Terörün kazanma şansı yoktur” diyen Şerafettin Elçi (Milliyet, 9 Temmuz 2006), PKK-DTP ve Şerafettin Elçi’nin “Hür Kürtler” isimli yeni partisi arasında yaşanacak cepheleşme ve yüzleşmenin de işaret fişeğini yakmış oldu. PKK ve DTP ile ilgili çok yerinde saptamalar yapan Şeraffetin Elçi, “Kürtler, kurulacak yeni devletin (Türkiye Cumhuriyeti Devleti) kendilerinin de devleti olacağı, devletin ortağı olacakları vaat ve umuduyla Kurtuluş Savaşı’na katıldılar. Kandırıldılar.
Bize göre Kürt sorunun çözümü federatif sistemdedir" diyerek, hem “etnik milliyetçilik” yaparak prim sağlamaya çalışıyor, hem tarihi gerçekleri çarpıtıyor. Kürtler konusunda önemli çalışmaları bulunan Batılı uzmanlardan David McDowall’a göre, Yavuz Sultan Selim zamanında kendi rızalarıyla Osmanlı’ya katılan Kürtler, genellikle kendi yaşadıkları Doğu Anadolu yöresinde Osmanlı Ordusuna hafif süvari olarak destek verdiler, küçük çaplı çatışmalarda önemli rol oynadılar. Sultan Abdülhamid, kendi adını vererek kurduğu “Hamidiye Alayları” ile Kürtleri bölgede önemli bir askeri güç haline getirdi. Hamidiye Alayları, özellikle Ermeni çetelerine karşı başarılar sağladı. Birinci Dünya Savaşı yıllarında ise Rus işgaline karşı direndiler. Kürtler, Birinci Dünya Savaşı’nda genel olarak Osmanlı İmparatorluğu’na büyük bir sadakat gösterdiler. Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki Osmanlı Ordusu’nun büyük bölümü Kürtlerden oluşuyordu. (Claude Cahen, Osmanlılardan Sonra Anadolu, sf.100 vd) Mustafa Kemal Paşa Samsun’a çıktığında Kürtlerin sadakatinin farkındaydı ve daha önce Diyarbakır’da 16.Kolordu’da görev yaparken tanıdığı bu insanlara güveniyordu. 16 Haziran 1919’da Kazım Karabekir Paşa’ya yolladığı telgrafta; “Doğu vilayetleri halkının, Ermeni çetelerinin acımasızlığına ve taarruzlarına hedef olmuş, en büyük felaketi görmüş bir unsur olmak sıfatıyla, birlik ve fedakarlık lüzumunu en önce takdir ettikleri iftiharla görülmektedir. Bu sebeple ben Kürtleri de bir öz kardeş olarak bağrımıza basıp, tek bir milleti bir nokta etrafında birleştirmek ve bunu dünyaya Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetleri vasıtasıyla göstermek karar ve azmindeyim.” Zaten Kürt aşiretleri de, “din ve vatan uğrunda açılacak mücadeleye katılmaya hazır olduklarını” Kazım Karabekir Paşa’ya açıkça bildirmişlerdir. Kürtleri, Milli Mücadele’ye kazandıran Atatürk, Hamidiye Alayları’ndan kalan Kürt milisleri önce Müdafaa-i Hukuku Milliye cemiyetlerine, sonra da düzenli orduya katmıştır. Urfa ve Maraş’ın düşman işgalinden kurtarılmasında çok önemli roller üstlenen Kürtler, İsmet Paşa’nın ifadesiyle “Milli Mücadele devamınca bu memleketin evlatlarına yakışır şekilde gayret gösterdiler.” Ancak Kürtlerin, içinde “bağımsız Kürdistan” kurmak isteyen küçük bir milliyetçi grup vardı. Başlarında Şerif Paşa’nın bulunduğu bu “Jön Kürtler”, düşman kuvvetlerle anlaşarak önce 1919’da Paris Konferansı, sonra 10 Ağustos 1920’deki Sevr Anlaşması’nda boy gösterdiler ve tarihte geçerlilik kazanmayan Sevr’e, “Kürt halklarının Türkiye’den bağımsızlık elde etmeleri” yönünde bir madde eklettiler. Ancak bu kadro, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki Kürt liderler tarafından şiddetle kınandı. Erzurum, Erzincan, Van ve Diyarbakır’dan 30 ayrı Kürt aşiret lideri, Fransız Yüksek Komiserliği’ne, “Türklerin ve Kürtlerin, soy ve din itibariyle kardeş oldukları ve hiçbir zaman ayrılıklarının düşünülemeyeceğini, Kürtlerin hiçbir zaman Türkiye’den bağımsız bir devlet olma taleplerinin bulunmadığını” vurgulayan protesto mektupları yolladı. Ahmet Arif, Mehmet Sıdık, Bediüzzaman Said Nursi, Kürtler adına yayınladıkları ortak bildiride, Sevr Anlaşması’nın kabul edilmediğini ve lanetlendiği belirterek, Kürtlerin ayrılık taleplerinin olmadığını vurguladılar. Kürt din alimleri de, Anadolu müftülerinin yayımladığı ve Milli Mücadele’de Atatürk’ün yanında olunduğu yönündeki fetvayı imzaladılar. Lozan görüşmeleri yapılırken Batılı devletlerin Kürtleri “azınlık” olarak göstermekte ısrar etmeleri üzerine ise, Kürt kökenli Bitlis Milletvekili Yusuf Ziya Bey, 3 Kasım 1922’de Meclis kürsüsüne çıkıp şöyle demişti: “Avrupalılar diyorlar ki, ‘Türkiye’de yaşayan akalliyetlerin (azınlıkların) en büyüğü, en kesretlisi (kalabalığı) Kürtlerdir.’ Bendeniz Kürdoğlu Kürdüm. Binaenaleyh, bir Kürt olarak sizi temin ederim ki, Kürtler hiçbir şey istemiyorlar. Biz Kürtler vaktiyle Avrupa’nın Sevr paçavrası ile verdiği bütün hakları, hukukları ayaklarımız altında çiğnedik ve bütün manasıyla bize hak vermek isteyenlere aynen iade ettik. Türk Milletinin bir ferdi olarak, Türklerle birlikte Devletimiz için kanımızı döktük, onlardan ayrılmadık ve ayrılmak istemedik ve istemiyoruz.” Bir sonraki celsede ise, Diyarbakır, Van, Urfa, Siirt, Bitlis, Erzurum, Erzincan, Mardin, Muş, Kastamonu, Pozan, İzmir, Antep, Malatya milletvekillerinin hepsi şu cümlelerin altına imza attılar: “Türk, Kürt bir kütle-i vahidedir. Kürtler, hiçbir vakit Türkiye camiasından ayrılamaz ve bunu ayırmak için hiçbir kuvvetin gücü yetmez.” (Mustafa Akyol, Kürt Sorununu Yeniden Düşünmek, Mart 2006)
Demokratik Toplum Partisi’nin lideri Ahmet Türk diyor ki: “Kuzey Irak’ta Kürtler, Saddam tarafından baskı altına alındıklarında dağlara veya Türkiye’ye kaçtılar… Güneydoğu Anadolu’daki şiddet olayları sırasında binlerce insan köylerinden göç etmek zorunda kaldı. Ancak bunlardan hiçbiri başka bir ülkeye kaçmadılar, dağlara da çıkmadılar. Göçmek zorunda kaldıklarında İstanbul’a, Mersin’e veya Antalya’ya gittiler. Bu durum, Türkiye’deki Kürt kökenli Türk vatandaşlarının burayı bir vatan olarak gördüklerinin ispatı değil midir?” (CNN Türk, Ankara Kulisi, 4 Aralık 2005) Türkiye, kendine yönelik saldırılara karşı en güzel ve en etkin yanıtı, bütün öteki millet, ırk ve devletlerle ilişkilerinde, eşitlik ve adalet esasına dayalı bir yurtseverce davranış içinde verebilir. Yurtseverlik, kan ve ırk bağını değil, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çıkarlarını ön plana alır. Yurtseverlik, insanlarımızı Türk, Kürt, Rum, Ermeni, Gürcü, Laz, Alevi, Sünni olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak görür ve aralarında ayrım yapmaz. Yurtseverlik, ABD ve AB’ne, Türk düşmanı ya da dostu olarak değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin çıkarları bağlamında, eşitlik ve sosyal adalet ilkeleri çerçevesinde bakar.
İster Türklük, ister Kürtlük duygusuyla olsun, Türkiye’de etnik çatışmayı körüklemek, Türkiye’ye büyük zarar verecektir. Dünyada etnik milliyetçiliğin marjinalleştiği toplumlarda; büyük kitlelerin ve kitle kuruluşlarının, aynı zamanda aydınların büyük çoğunluğunun o toplumlarda eski “çatışmacı” kültürleri aştıkları ve bu şekilde doğası itibariyle çatışmacı olan etnik milliyetçiliğin toplumdan “tecrit” edildiği görülecektir.
Kurtuluş Savaşı’nın Cumhuriyet’le taçlandırılması, millet egemenliğinin Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin oluşumu ile kullandırılmasında, laik-demokratik Türkiye hedefinin temellerinin atılmasında, etnik aidiyetleri, inanç farklılıkları ne olursa olsun, T.C. vatandaşlarının oynadığı kurucu ve yaratıcı rol, vatan ve millet kavramlarına, tarihsel birikimimizi de katarak sağlam, içeriği olan bir yapı kazandırmıştır. Bu sebeple, Anadolu, etnik kaynaşmanın etnik ayrışmayı yendiği bir yer haline gelmiştir. Nail Amudi nail_amudi@hotmail.com
Yazan: nail amudi Tarih: July 14, 2006 03:38 PM
yazınız o denli iyimser odenli rahat bir anlayışla kaleme alınmışki şaştım doğrusu.
Bu gün Türklerin kürtleri algılamasını hiç hesaba katıyormusunuz.
Kısaca algılama şu kavramları çağrıştırıyor: Tarım Dinm toplumu feodal, Türk demokrasisimi engelleyen aşiret yapısı içinde, niteliksiz işgücü, yağmacı, kapkaç, bar, pavyon uyuşturucu, kadın ticareti vs.vs. Siz biliyormusunuz batı illerinde oturdukları mahallelerde konut fiyatlarının nasıl düştüğünü,(gecekonduyu kastetmiyorum) siz biliyormusunuz bir semtte çoğalmaya başladıklarında başkalarının evlerini haraç mezat satıp ordan uzaklaştığını. Federasyon olacakmışta isteyen Türk bölgesinde kalacakmış buna kim izin verir . Ama bu rahatlıkla siz Diyarbakırda.yaşayabileceğinizimi sanıyorsunuz. Bu ümmet tarikat aşiret toplumu istanbulu ve diğer büyük kentleri kentlikten çıkarmadımı. Eğitimsiz ve eğitilmemek içinde direnen bu ortaçağ toplumu ile mi uğraşacak insanlar. Anadolu insanının geleceği çağdaşlaşması bu ilkellğin içinde boğulup gidecek mi. Bu kadar iyimser lik hayal ürünü olabilir. Toplumsal gerçekliklerde hayallerin yeri ne kadardır. Aydınlanma çağını yaşamış Balkanlar bunu beceremedi de, halen ortaçağı yaşayan ortadoğulu (Türkleri batılı kabul ediyorum) kavimlermi başaracak bu işi. Okula gitmemek için direnen bir cehalet içinde aşiret -tarikat sarmalında tünele sıkışmış bu ilkellikle birlikte federasyonda yaşamayı kim kabul eder anlıyamıyorum. En vasat en mütevazi ege köylüsü dahi bunların çoğaldığı yerlerden arkasına bakmadan kaçıyor. Bugün kürtlerin çoğunlukta olduğu betonarme apartman dairelerinin fiyatı çingenelerin yaşadığı (hor görmek anlamında söylemiyorum) mahallelerdeki ev fiyatları ile aynı.çünkü insanlar çocuğunun dayak yemesini istemiyor, karısının yürüyemiyeceği sokakta yaşamak istemiyor. Bu bir algıyı bir yaklaşımı göstermiyormu. o sokağa dahi girmek istemeyen insanlar federasyonda yan yana yaşayacakmış. Eğer Kürtler müslüman diye federasyonda aynı bölgede yaşanıcağını düşünüyorsanız çevrenize bir bakın. Irakta birbirini boğazlayan mezhepçiliğin buzlu sularında boğuluyormu bu hayaller.Araplan İşgalcileri unuttu birbirini tüketiyor. Kürtlerde sonuçta Ortadoğulu, onlarda aynı kumaştan dokunmuş, onlarda hala aşiret ümmet sarmalında duruyorlar.Ama ütopya ve hayal iyi gelir insana en azından o anın keyifle yaşanmasını sağlar. insana.
Yazan: Mehmet Öztürk Tarih: August 22, 2006 02:42 PM
Delil Bey/Hanım,
"Resmi dil neden Kürtçe olmuyor" değil, "Resmi dil neden Kürtçe oluyor" diye sormak gerek asıl. Diyelim resmi dillerden birisini Kürtçe yaptık. Bu sefer Çerkezçe, Lazca, Gürcüce, Boşnakça, Arnavutça vb. birçok dilin de resmi dil olması gerekmiyor mu? Böyle bir uygulamaya geçilirse ne olacağının farkındalar mısınız?
Kürt milliyetçilerinde böyle bir yaklaşım var: Resmi eğitim dilinin Türkçe olması "Türk çoğunluğun Kürtlere kültürel tahakkümü" olarak değerlendirilir. O halde Kürtlerin "Ama biz öteki etnik gruplara göre sayıca çokuz, bu yüzden Kürtçe eğitim hakkımız." yaklaşımına ne demeli??
Resmi eğitim dilinin Türkçe olmasının asimilasyonla ne ilgisi var? Mustafa Bey'in belirttiği gibi tek bir ortak dil asıl Kürtlerin daha çok işine yarayacaktır.
Ben hiçbir şekilde Kürtlerin veya öteki etnik grupların kendi dilini öğrenmesine, kültürlerini sergileyebilmesine karşı değilim. Hatta bu tür kursların açılması devlet tarafından teşvik edilmelidir. Yeter ki bu kültürel etnicilik, siyasal etniciliğe dönüşmesin.
Yazan: Ahmet Tarih: August 22, 2006 04:20 PM
ben iranlı bir türküm bence kürdlerle ılımlı ve yumuşak davranmak doğru değıl ve federasyon düşünmek bir tuzaktır ve sonucu türkiye ve azerbaycan türklerı arasında bir kürt devletı kurulmağına izin vermektır ve gelecekde yaranacak(inşallah) büyük azerbaycanle kardeş türkiyenin ulaşımını kesecek sonucda bütün asaletini sevenler ve türklerin birliğini ve güclülünü isteyenler buna karşı çıkmalıdırlar
Yazan: alireza şeyxı Tarih: August 26, 2006 09:14 PM
türkiyede bir kürt sorunu yoktur. bir bölücülük sorunu vardır.ayrıca kürtler bizim soydaşımız değildir.ortdadoğu kökenlidirler.kendilerini bukadar bizden ayıran bir güruh nasıl bizim soydaşımız olabilir.fedarasyon falan bunlar allahın izni ile hayali bile görülemeyecek şeylerdir.türkiyenin %85-87 türktür kürtler bu nufus içinde %6-7 oluşturmaktadırlar.yani onlar azınlıktırlar bu ülkenin kurucu unsuruda değildirler.bu devletin üniter yapısına yönelik her saldırı hainliktir ve bir gün mutlaka hesabı verilecektir. kürtler bürükselle uyuyup onla kalkıyorlar.şunu herkes iyi bilmeli türklerinde sabrı biryere kadar.bu vatanın sahibi türklerdir.türkiye batısından doğusuna kuzeyinden güneyine türkoğlu türktür...
Yazan: emir Tarih: October 23, 2006 10:27 AM
Turkiye'de tek resmi dilin Turkce olmasini iktisadi 'firsat esitligi'ne dayanarak savunmak yanlis olmasa yetersiz gorunuyor. Lakin boyle bir amac 'tek resmi dil' olmadan da gayet guzel gudulebilir. En nihayetinde, bana kalirsa, zamaninda Mumtaz Soysal'in da tespit ettigi gibi Turkiye'de 'ekonomik soykirim' var. Yani bazi insanlar etnik-kulturel arka-planlarindan dolayi emek piyasasinda ayrimciliga tabi tutuluyor. Elbette pek cok Kurt vatandasimiz Kurt olmayanlar altinda calisiyor olabilir ama bu calisma alanindaki genel trendi yok saymamizi gerektirmez. Lutfen 'Kurtler de Turkleri ise almiyo' seklinde tepkiler vermeden once dusunelim: Turkiye Cumhuriyeti vatandasi olan butun Kurtlerin kendilerini bu devletin ve toplumun kurucu unsuru ve temel parcalari olarak benimse(yebil)mesi icin illaki kulturel haklar vb. gerekmeyebilir; ancak hayat sanslarini en az toplumun diger kesimleri kadar degerlendirebilmek (ekonomik firsat esitligi) olmadan bu asla gerceklesemez. 'Yozgat da fakir' gibi acinasi argumanlar dile getirmeden once lutfen biraz makul olun: 'Kurt sorunu' bu insanlar aymaz, deger bilmez, cahil, daha az vefali vb. olduklari icin orada durmuyor. Bu sorunun bu kadar kalici olmasinin ana sebebi (sanirim Fuat Keyman bu terminoloji kullaniyor) ekonomik esitsizlik ve etnik-kulturel adaletsizlik'in ust uste gelmesidir. Bu ya da benzer bir cizgiye gelmedigimiz surece Turk ordusu ve PKK arasindaki catismalarin devami ve bolgenin sosyo-ekonomik geri kalmisliginin devami seklinde tezahur eden kisir donguden kurtulamiyacagiz...
son olarak bir duzeltme yapmak istiyorum: Gal dili sadece folklorik bir anlam tasimiyor, Galler parlamentosunda agirlikli olarak Galce konusuluyor. Ayrica yazi dili olarak da oldukca gelismis ve gundelik hayatta bolca kullaniliyor.
Yazan: memo Tarih: October 23, 2006 11:02 PM
Murat Bey acaba gerçekten ayrılmanın sancısız olacağınna inanıyor mu?
Bu ayrılma toplumsal ayrışmayı ve "ötekilemeyi" getirmeyecek midir?
Fırat'ın batısında yaşayan Kürt'ler kendilğinden "ötekisi" olarak işaretlenip günlük hayattan iole edilmeyecek midir?
Bu durumda Türk toplumu, Kürt'leri , kendilerine ait olduğuna inandıkları bir toprağı bölen yabancılar veya düşmanlar olarak görmeğe başlarsa -ki sanki güneydoğu-doğu tamaman Kürt'lerden oluşuyormuş gibi bahsedilyor- başlarsa ve orada kalan akrabalarının başına gelebilecek her türlü şiddet olayına karşı kin gütmağa başlarsa?
Bunlar olmayacak mı sanıyorsunuz ozaman?
Yazan: garabet Tarih: December 21, 2006 02:39 PM
Enfal'de 'Türk parmağı' iması
http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=208007
Saddam'ın Enfal davasında, Türkiye de itham edildi. Savcı, Irak ile Türkiye işbirliğine dair 1988 tarihli belgeyi sunarken mikrofon kısıldı
22/12/2006
AFP - BAĞDAT - Saddam Hüseyin ile altı adamının 1987-88'de Kuzey Irak'ta 182 bin Kürt'ün öldürüldüğü Enfal operasyonuyla ilgili yargılandığı davanın dünkü duruşmasında, 'katliamda Türkiye'nin de parmağı olduğu' iddiası gündeme geldi. Savcılık, Kürt köylerinin kimyasal gazlara boğulduğu operasyonla ilgili delilleri mahkemeye, 'Türkiye'yi utandırmamak' amacıyla gizli sundu. 'Irak güçlerine 'Türk güçleriyle işbirliği' emri verildiği öne sürülen 1988 tarihli askeri talimatın mahkemeye sunumu sırasında mikrofonların sesi kesildi. Başsavcı Münkit el Farun, "Konu, Irak-Türkiye ilişkilerini ilgilendirdiği için mikrofonları kesiyoruz" dedi. Basın kabinine ses gelmeyince, gazeteciler talimatla ilgili tartışmaları dinleyemedi. Arapça talimat ise ekranlardan izlenebildi.
21 Ağustos 1988'te 1. ve 5. Bölük komutanlarına Genelkurmay Başkanı Abdülkerim Faysal imzasıyla gönderilen talimatta 'Panik yaratma planına başlamadan özel ağır saldırılar uygulanması' emredilip şöyle deniliyor: 'Kuzeydeki sabotajcılar yok edilmeli.
Iraklı subaylar, tüm mültecilerin kovalanması amacıyla işbirliği anlaşması uyarınca Türk tarafıyla işbirliği yapmalı' Savcılığa göre 'özel saldırılar' kimyasal gazların kullanılmasını ifade ediyor.
Ankara: Türkiye'yle ilgisi yok
İddialara Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Onların yanında yer aldık, onlara yardımcı olduk" yanıtını verirken, bir Türk yetkili "Gerçeklerle ilgisi yok. Iraklıların iç yazışmaları" diyerek, dünyanın Türkiye'nin Iraklı Kürt mültecilere kucak açtığını iyi bildiğini anımsattı. Ama mülteci akını Körfez Savaşı sonrası 1991'de yaşanmıştı. Türkiye ile Irak arasında isyancıları takip amaçlı karşılıklı sınırötesi operasyonları içeren 1983 tarihli güvenlik anlaşması bulunsa da, 1988'de Ankara'nın, Irak güçlerinin Iraklı Kürtleri 'avlamak' için Türk topraklarına girmesini reddi üzerine Bağdat anlaşmayı iptal etmişti.
Yazan: Haydar Tarih: December 22, 2006 05:29 AM
M.A
"Onun icin bence cözüm Kürt vatandaslarimiza tam bir hürriyet, güven ve maddi refah saglamak."
demiş.
Devlet hiç bir vatandaşına ekonomik refah sağlamak zorunda değil eğer kürtler bu konuda ayrıcalık istiyorsa bu yanlış.
Batıda en az güneydoğu kadar fakir olan bölgeler var. Onlara haksızlık olur.
Yapılacak şey karşılıksız ekonomik yardımlar değil kürtlerin almayı reddettiği eğitim konusunda yardım edilmelidir. Ben istanbulda yaşayan bir iş adamı olarak verdiğim verginin kürtlere harçlık olarak verilmesini istemiyorum.
Eğer ekonomik olarak ilerlemek istiyorlarsa eğitim alsınlar Mühendis, Teknisyen olsunlar işini iyi bilsinler Türkçeyi iyi konuşup yazsınlar gelsinler onlara iş vereyim.
Yok biz kürtçe eğitim almak istiyoruz diyorlarsa (ki açılan kürtçe dil kursları öğrencisizlikten kapandı) o zaman donanımlarına uygun yerde iş arayabilirler.
Yazan: zaza Tarih: April 2, 2007 04:27 PM